Etiket: yol

  • ABF Yol Erkan Kurulu: Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir!

    ABF Yol Erkan Kurulu: Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir!

    PİRHA- ABF Yol Erkan Kurulu, Kurban Bayramı’na dair yazılı açıklama yaparak, “Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur. Yolumuzda kurban, kişinin imkânı ve içinde bulunduğu konuma göre rızalıkla sunulan her şeydir. Bu bazen bir hayvanın tığlanarak kurban edilmesi bazen de Kırklar Cemi’nde olduğu gibi, bir üzümün kırka bölünmesi ile olur” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yol Erkan Kurulu, Kurban Bayramı’na dair yazılı açıklama yaptı.

    “Gelmişiz cananın asitanına/Sıtk ile sarıldık dost demanına/Canı baş vermişiz aşk meydanına/Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez/Yürekte gizlidir bizim derdimiz/Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz/Nefsimiz iledir daim harbimiz/Cahil-i nadanla kavga gerekmez” dizelerinin paylaşıldığı açıklamada, Alevi-Bektaşi yol erkânı âşıkların, sadıkların geçmişten günümüze aktardığı nefeslerle ve dizelerle ifade edildiğini belirtti.

    Kurban ve bayram kavramlarının da bu minvalde değerlendirilmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Canlar, son dönemlerde inancımıza başka inançların etkisi ile eklenmeye çalışılan “Bayram Cemi” adı altında, gelenekte olmayan ritüellerin ya da kurban kesmeyi zorunluluk olarak gören anlayışın Alevi-Bektaşi yol erkânında yeri yoktur. Kurban kesmenin belirli bir zamanı da yoktur. Niyete göre belirlenir. Kurbanın kanı uluorta yerlere akıtılmaz, kanı ve kemikleri toprağa sırlanır. Özü çürük ervahın kurban keserek, insan ve doğa ile rızalaşması mümkün olmaz.

    “Aşinayı musahib kavlin bilmeyen/Men aref sırrına vakıf olmayan/Özünü pak edip Cem’e gelmeyen/Hakk’ın lokmasını yese ne fayda”

    Kurban, başka inançlarda zorunlu bir ibadet şekli olsa da Alevi-Bektaşi yol erkânında lokma paylaşımı ve şükür lokması konusunda kendisine yer bulmuştur. Yolumuzda kurban, kişinin imkânı ve içinde bulunduğu konuma göre rızalıkla sunulan her şeydir. Bu bazen bir hayvanın tığlanarak kurban edilmesi bazen de Kırklar Cemi’nde olduğu gibi, bir üzümün kırka bölünmesi ile olur. Esas olan, kurbanı kendi hanende saklamak değil, canlarla paylaşmak ve gönüllerin birlenmesidir.  Hünkar’ın, Kadıncık Ana’nın kara kazan düsturunda olduğu gibi, yiyene helal yedirene delildir.

    Alevi-Bektaşi inancında Hakka ulaşmak, ak-pak olmakla, eline beline diline sahip olmakla olur. Kurban; kini, kibiri gönülden atmak ve nefsi terbiye etmektir. Bayram ise yola turab olmak ve Pir’in cemaline niyazdır. Zalime biat edilmediği, gönüllerin kırılmadığı, mazlumların yüzünün güldüğü her gün bayramdır.

    “Kurbanlar tığlanıp gülbeng çekildi/Gaflet uykusundan uyana geldim/Dört kapı sancağı anda dikildi/Üryan büryan olup meydana geldim” Nefsini kurban, tenini tercüman eden canlara Aşkı Niyazlarımızla…”

    HABER MERKEZİ

     

     

  •  İngiltere’de düzenlenen ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay sona erdi-VİDEO

     İngiltere’de düzenlenen ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay sona erdi-VİDEO

    PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi tarafından 3 gün süren ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay tamamlandı. ‘Birlik, Yol, Gelecek’ konularında onlarca isim tarafından sunum yapılırken, Alevilerin geleceğine dair değerlendirmeler yapıldı.

    Onlarca akademisyen, yazar, araştırmacının katılımıyla, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi‘nde ‘Alevilik ve Gelecek’ başlıklı çalıştay düzenlendi.

    Yoğun katılımın olduğu Çalıştay’ın tamamlanmasının ardından İAKM ve Cemevi Eşit Başkanları Kazım Kılıç ve Hasret Bozdağ birer konuşma yaptı.

    “BİRLİKTE DÜŞÜNEBİLMENİN MÜMKÜN OLDUĞUNU GÖRDÜK”

    İAKM ve Cemevi Eşit Başkanları Kazım Kılıç, farklı ülkelerden, farklı düşüncelerden, farklı deneyimlerden insanların aynı çatı altında bir araya geldiğini belirterek, “Konuştuk, dinledik, tartıştık ve en önemlisi birbirimizi anlamaya çalıştık. Bugün dünyanın birçok yerinde toplumlar giderek daha fazla kutuplaştırılırken, insanların birbirini dinlemediği bir dönemden geçiyoruz. İşte tam da böyle bir zamanda, burada kurulan bu ortamın çok değerli olduğuna inanıyorum” dedi.

    Çalıştay’ın bir arada kalabilmenin, birlikte düşünebilmenin, ortak bir geleceği kurabilmenin mümkün olduğunu gösterdiğini vurgulayan Kılıç, ““Alevilik ve Gelecek” çalıştayı boyunca demokrasi, gençlik, kadın, kimlik, inanç, hafıza ve birlikte yaşam üzerine çok önemli tartışmalar yürüttük. Belki her konuda aynı fikirde olmadık. Ama birbirimizi duymaya çalıştık ve bence bugün en çok ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur. Çünkü gelecek yalnızca konuşanların değil; birbirini gerçekten dinleyebilenlerin ellerinde şekillenecek. Bu nedenle burada ortaya çıkan fikirlerin, dayanışmanın ve ortak aklın bundan sonra da büyüyerek devam etmesini diliyorum” diye belirtti.

    “GELECEĞE DAİR ORTAK BİR SORUMLULUK DUYGUSU BÜYÜDÜ”

    İAKM ve Cemevi Eşit Başkanı Hasret Bozdağ da, üç gün boyunca yalnızca bir program yürütmediklerini; birlikte düşünüp, birlikte emek verip, birlikte bir hafıza oluşturduklarına dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Bu çalıştay kolay hazırlanmadı. Arkasında günlerce süren toplantılar, yazışmalar, hazırlıklar, kararsızlıklar, heyecanlar ve büyük bir emek vardı.

    Ama bugün geriye baktığımızda şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: Değdi. Çünkü bu salonlarda yalnızca konuşmalar yapılmadı. İnsanlar birbirini dinledi. Farklı fikirler yan yana geldi. Sorular soruldu. Yeni bağlar kuruldu. Ve en önemlisi, geleceğe dair ortak bir sorumluluk duygusu büyüdü.

    “Alevilik ve Gelecek” başlığı bizim için sadece bir etkinlik adı değildi. Bu üç gün boyunca hep birlikte gördük ki; gelecek, ancak emekle, ortak akılla ve dayanışmayla kurulabilir. Bu nedenle bugün buradan yalnızca kapanış yaparak ayrılmıyoruz. Buradan yeni sorularla, yeni dostluklarla ve daha güçlü bir iradeyle ayrılıyoruz. Bu büyük emeğe katkı sunan tüm konuşmacılarımıza, moderatörlerimize, akademisyenlerimize, sanatçılarımıza, kurum temsilcilerimize ve salonlarımızı dolduran tüm canlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

    Ama şimdi özellikle görünmeyen emeği görünür kılmak istiyorum. Bu çalıştayın gerçekleşmesi için günlerdir emek veren yönetim kurulu üyelerimizi, çalışanlarımızı ve gönüllü canlarımızı yürekten teşekkür ediyorum. Hepsinin emekleri hak katına yazılsın.

    Bugün burada bir kez daha gördük ki; bu yol tek başına yürünmez. Bu yol emekle yürünür. Bu yol dayanışmayla yürünür.
    Bu yol birbirine omuz veren canlarla yürünür. Hepinize varlığınız, katkınız ve emeğiniz için teşekkür ediyorum. Bu çalıştay burada bitiyor olabilir; ama inanıyorum ki buradan çıkan söz, fikir ve dayanışma devam edecek.”

    Elif TABAK/İNGİLTERE

     

  • Dersim’de yoğun kar yağışı hayatı durma noktasına getirdi!- VİDEO

    Dersim’de yoğun kar yağışı hayatı durma noktasına getirdi!- VİDEO

    PİRHA- Son yılların en yoğun kar yağışının etkili olduğu Dersim’de yaşam olumsuz etkilendi. Kent genelinde yollar kapanırken, çok sayıda araç yollarda mahsur kaldı. Sokaklar ve kaldırımlar karla kaplanırken, kentte elektrik ve su kesintileri de yaşanıyor. Günlük yaşamın neredeyse durma noktasına geldiği kentte yurttaşlar, belediyenin görevlerini yerine getirmediğini belirterek yetkilileri göreve çağırdı.

    Yılbaşından bu yana aralıksız devam eden yoğun kar yağışı nedeniyle kent merkezinde ve mahallelerde ulaşım büyük ölçüde aksadı. Yolların açılmaması ve çatılarda biriken karların temizlenmemesi, can güvenliği açısından ciddi riskler oluşturuyor. Hava sıcaklığının sıfırın altında seyrettiği Dersim’de elektrik ve su kesintileri de halkın ısınma ve temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırıyor.

    Yurttaşlar, belediyenin karla mücadelede yetersiz kaldığını, yolların açılmadığını ve çatılardaki kar kütlelerinin tehlike oluşturduğunu dile getiriyor. Ayrıca belediyeye bağlı itfaiyenin merdiveninin arızalı olması nedeniyle çatılara müdahale edilemediği, olası bir acil durumda nasıl bir yol izleneceğinin belirsiz olduğu ifade ediliyor.

    “RESMİ KURUMLARIN AKTİF BİR ÇALIŞMASI YOK”

    Kent merkezinde esnaflık yapan Musa Turaner, bu yıl kar yağışının olağanüstü yoğun olduğunu belirterek, resmi kurumların sahada yeterli çalışma yürütmediğini söyledi. Turaner, “Yoğun bir kar yağışı var ama çalışmalar neredeyse yok. Mahallelerde ulaşım sağlanamıyor, sokaklarda insanlar yürüyemiyor, araçlar hareket edemiyor. Özellikle toplu taşımada büyük bir sorun var. İnsanlar çarşıya gelemiyor. Biz esnaflar kendi imkânlarımızla dükkân önlerini açıyor, çatılarımızı temizlemeye çalışıyoruz” dedi.

    “ÇATILARDAKİ KAR CAN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR”

    Çatılarda biriken kar nedeniyle ölüm tehlikesi atlattığını ifade eden bir yurttaş ise, Dersim’de uzun yıllardır böyle bir kar yağışı yaşanmadığını belirtti ve şöyle devam etti, “Yollar kar altında, araçlar çarpışıyor. Acil bir durum olsa ambulans ya da itfaiye hiçbir yere ulaşamaz. Çatılarda biriken karlar temizlenmediği için büyük bir tehlike oluşturuyor. Az önce çatıdan düşen kar neredeyse başıma düşüyordu. Bu sorunlara bir an önce çözüm bulunmalı” diyerek belediyeyi göreve çağırdı.

    “YÜRÜMEK BİLE MÜMKÜN DEĞİL”

    Mikrofonu uzattığımız başka bir Dersimli yurttaş da yaşadıkları zorlukları, “Yollar tamamen kapanmış durumda. Yürümekte bile zorlanıyoruz, her yer buz ve kar. Çok zor durumdayız. Bir an önce yolların açılmasını istiyoruz” sözleriyle dile getirdi.

    Kentte yaşayan yurttaşlar, yolların açılması, çatılardaki karların temizlenmesi, elektrik ve su kesintilerinin giderilmesi için belediyenin acilen harekete geçmesini talep ediyor.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Ayten Kordu, Dersim’in Tîlek köyündeki sorunları Meclis gündemine taşıdı

    Ayten Kordu, Dersim’in Tîlek köyündeki sorunları Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununa ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kordu, “Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununu Meclis gündemine taşıyarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “BÖLGE HALKININ YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLMEKTEDİR”

    Dersim’in Türkiye’nin yakın tarihinde zorunlu köy boşaltmalarının en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi olduğunu belirten Ayten Kordu, “OHAL döneminde, Kasım 1997 tarihli valilik raporuna göre yalnızca Dersim’de 1994 yılında 183 köy, 823 mezra ve 8.439 hane boşaltılmış, yaklaşık 42 bine yakın yurttaş yerinden edilmiştir. Bu kapsamda 1994 yılında boşaltılan köylerden birisi olan Tîlek (Yoğunçam) köyüne 2010 yılında kısmi geri dönüşler başlamış; ancak aradan geçen 14 yıla rağmen köyün başta elektrik olmak üzere, yol ve su gibi temel altyapı hizmetleri sağlanmamış ve yurttaşların tüm başvuruları cevapsız bırakılmıştır. Zamanla köy yollarının yarılması, elektrik hatlarının çekilmemesi ve içme suyu altyapısının bulunmaması hem bölge halkının yaşam hakkını hem de kırsal nüfusun yerinde kalkınması ilkesini doğrudan ihlal etmektedir” dedi.

    “DEVLETİN, TÜM YURTTAŞLAR EŞİT KAMU HİZMETİ SUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR”

    Tîlek köyünde yaşayanların kendi imkânlarıyla yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıklarını ifade eden Kordu, “Buna karşın yetkililerin gerekli altyapı çalışmalarını başlatmaması veya programlara alınan projelerin ihalesini dahi yapmaması kamu hizmeti sorumluluğunun açıkça ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda Dersim Ovacık’ta Yakatarla, Aktaş, Ağaçpınar, Işıkvuran, Molaaliler, Gölbaşı mezrası, Cevizlidere, Karataş, Garip uşağı, Doludibek, Haçeli bali mezrası, Havaçor (Yeni Konak) ve Tilek (Yoğunçam) Köyleri halen elektrik olmayan köy ve mezralardan bazılarıdır. Devletin tüm yurttaşlara eşit ve erişilebilir kamu hizmeti sunma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bölge halkının talepleri yalnızca temel yaşam hizmetlerine erişim olup, bu hizmetlerin sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu bağlamda, Dersim’in Ovacık ilçesi köy ve mezralarında yaşanan elektrik sorununun sebepleri, alınan ya da alınması planlanan tedbirler ile kamu hizmeti yükümlülüğünün neden yerine getirilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.

    “TÎLEK KÖYÜNÜN ELEKTRİK ALTYAPISI NEDEN HALEN SAĞLANMADI”

    Ayten Kordu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Dersim ili Ovacık ilçesi Tîlek (Yoğunçam) köyünün elektrik altyapısı neden halen sağlanmamış, programa alındığı halde ihalesi neden gerçekleştirilmemiştir?

    -Bahse konu köyün elektrik altyapısı hangi yıl yatırım programına alınmıştır? Alındıysa bugüne kadar neden ihale süreci başlatılamamıştır? Sürecin gecikme gerekçesi nedir?

    -Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir? Bu yanıtlar kamuoyuyla paylaşılabilir mi?

    -Tîlek köyüne elektrik hizmetinin sağlanması için Bakanlığınızca belirlenen bir takvim, bütçe veya proje mevcut mudur? Mevcut ise detayları nelerdir?

    -Tîlek köyü ve benzeri geri dönüş köylerinde elektrik hizmeti sunulması sürecinde karşılaşılan başlıca idari, teknik ve mali engeller nelerdir? Bu engellerin aşılması için Bakanlığınız tarafından alınması planlanan önlemler nelerdir?

    -Dersim genelinde elektrik altyapısı eksik olan köy ve mezraların sayısı kaçtır? Bu yerleşim yerlerinin elektrik hizmetiyle buluşturulması için Bakanlığınızca yürütülen özel bir çalışma veya planlama bulunmakta mıdır?

    -Elektrik hizmetinin sağlanmadığı köylerde yaşayan yurttaşların mağduriyetlerinin giderilmesi ve üretim faaliyetlerinin sürdürülebilmesi amacıyla Bakanlığınızın taşınabilir enerji çözümleri (güneş enerjisi sistemleri vb.) sağlama veya destekleme yönünde herhangi bir çalışması bulunmakta mıdır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’in Tîlek köyünün sorunları yıllardır çözülmüyor: Yetkililerden hizmet bekliyoruz-VİDEO

  • Dersim’in Tîlek köyünün sorunları yıllardır çözülmüyor: Yetkililerden hizmet bekliyoruz-VİDEO

    Dersim’in Tîlek köyünün sorunları yıllardır çözülmüyor: Yetkililerden hizmet bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyünde elektrik, su ve yol sorunu yurttaşların tüm başvurularına rağmen yıllardır devlet tarafından çözülmüyor. Heyelan dolayı yarılan yollarının yetkililere verdikleri dilekçelere rağmen yapılmadığını söyleyen Elif Tutum, “Bütün eşyalarımızı sırtımızla taşıdık köye. Biz de insan değil miyiz? Her köye hizmet var da bizim köye niye hizmet yok?” diye tepki gösterdi.

    Dersim 90’lı yıllarda köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltılmış, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.

    1.760 m yükseklikteki Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyü 1994 yılında boşaltıldıktan sonra 2010 yılında köye dönüş oldu ancak 12 yıldır elektrik, su ve yol sorunu yurttaşların tüm başvurularına rağmen yıllardır çözülmedi.

    “YETKİLİLER, SORUNLARIMIZI GİDERSİN”

    Heyelan dolayı yarılan yollarının yetkililere verdikleri dilekçelere rağmen yapılmadığını söyleyen Elif Tutum, “Bütün eşyalarımızı sırtımızla taşıdık köye. Biz de insan değil miyiz? Her köye hizmet var da bizim köye niye hizmet yok? Kaç yıldır köye geliyoruz elektriğimiz yok, aldığımız yiyecekler bozulup çöpe gidiyor. Bir de herkese köye geri dönün diyorlar elektriğimizi, yolumuzu yapın ki insanlar köylerine geri gelsin. Köyümüzde 7 ev var ama köye hizmet yapılmadığı için diğerleri köye gelemiyor. Biz hayvancılık yaptığımız için mecburen geliyoruz. Yoksa nasıl geçimimizi sağlayacağız. Yetkililere çağrımız sorunlarımızı gidersinler” dedi.

    “DEVLETİN, 10 METRELİK YOLU YAPMAYA GÜCÜ YOK MU?”

    Mağdur olduklarını ifade eden Tîlek köyü muhtarı Hüseyin Tutum, “10 metrelik çökmüş yolu yapmadıkları için biz eşyalarımızı sırtımızla taşımak zorunda kalıyoruz. Eğer köyümüz heyelan bölgesindeyse bizim köyümüzü afet alanı ilan etsinler bize başka bir köy belirlesinler biz buraya gelmeyelim bir daha ya da sorunlarımızı çözsünler. Devletin 10 metrelik yolu yapmaya gücü yok mu? 3 yıldır bizim köyün elektrik sorunu programa alınmış ama ihalesi yapılmadığı için elektrik verilmiyor bize. Elektrik, su ve yol sorunumuz var yetkililerden hizmet bekliyoruz” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’in Tîlek köyünün elektrik, su ve yol sorunu yıllardır çözülmüyor-VİDEO

  • Yakılan, yasaklanan ve günümüzde özünden koparılan dergahlar!-VİDEO

    Yakılan, yasaklanan ve günümüzde özünden koparılan dergahlar!-VİDEO

    PİRHA – Anadolu’nun en köklü inançlarından Alevi-Bektaşi toplumuna ait dergahlar, Osmanlı’dan günümüze dek birçok yağma ve yasakla karşılaştı. İstanbul’da, fiziksel anlamda tüm özellikleriyle bugün ayakta kalabilen tek bir dergah bulunmuyor. Tüm dergahların arazileri adeta işgale uğramışçasına bir görüntü veriyor. Bugün kimi dergahın sadece yıkılan taşlarına rastlanırken, kimi yerlerde ise dergah arazisi içerisinde farklı bir dinin görüntüsü çıkıyor. Pir Haber Ajansı, İstanbul’daki Alevi-Bektaşi dergahlarının izini sürdü.

    Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair kanunun 13 Aralık 1925’te yürürlüğe girmesiyle birlikte Alevi-Bektaşi inancı da büyük bir yasaklamayla karşı karşıya kaldı.

    Söz konusu kanun Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Konya Milletvekili Refik Koraltan ve beş arkadaşının önerisiyle meclise sunulup kabul edilmişti.

    Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun’un yürürlüğe girmesi ardından Alevilere ait bütün kutsal mekanların kapılarına kilit vuruldu.

    1947 Yılına gelindiğinde türbelere dair bir yasa değişikliği önerisi oldu. CHP’nin VII. Kurultayı’nda söz alan Hamdullah Suphi Tanrıöver, gençlere milliyet duygusunun verilmesi için türbelerin tamir edilmesini, açılmasını önerdi. İlgili yasa tasarısı, 21 Ocak 1950’de meclise sunuldu ve geniş bir mutabakatla 5 Mart 1950’de yasalaştı. Sonraki süreçte türbelerin bir bölümünün Millî Eğitim Bakanlığı onayı ile açılmasına olanak sağlandı. Ancak bu türbeler içerisinde Alevi-Bektaşi inancına mensup hiçbir türbe yer almadı.

    1990’da çıkan bir başka yasa ile türbelerin açılması için Bakanlar Kurulu onayının alınması şartı ortadan kaldırıldı; Kültür Bakanlığı’nın onayı yeterli görüldü.

    YÜZYILLARDIR SÜREGİDEN YASAKLAMALAR!

    Osmanlı döneminde; 1826 yılında başlayan dergah-türbe işgali, günümüze dek sürmekte. Alevi inancının önemli ayaklarından birisi olan dergahlar, günümüzde halen yasaklı olmakla beraber, gerçek sahiplerine de teslim edilmiyor. Alevi toplumuna ait dergahların tümü şu an devlet kontrolünde tutulmakta.

    Alevi-Bektaşi toplumunun geniş yer edindiği alanlardan birisi de İstanbul. İnancın Balkanlara yayılmasında önemli bir rol oynayan bu kent, aynı zamanda en büyük yıkım ve yasaklamaların da merkezi haline gelmiş. 1826 Yılından günümüze, İstanbul’da Alevi-Bektaşilere ait 14 dergahın 9’u yıkılıp, tarihten silinmesi için adeta büyük bir çaba sarf edilmiş.

    Tarihte önemli yer edinen dergahlar, ocağın yeniden canlanması adına günümüzde de büyük rol üstleniyor. Her ne kadar bugün tam anlamıyla dergah gibi işlemese de bu mekanlar, Aleviliği temsil eden kutsal yapılar olarak işaret ediliyor.

    DERGAH NEDİR?

    Özellikle Bektaşi coğrafyasında yaptığı araştırmalarla tanınan Yazar Ayhan Aydın ile İstanbul’daki dergahların dünü ve bugününü konuştuk. Aydın, genel bir çerçeve çizerek öncelikle ‘Dergah nedir?’ sorusunun yanıtını verdi.

    Yeryüzündeki bütün kültür ve inanç yapılarının kendilerine ait mekanları olduğunu söyleyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Tarih boyunca kutlu insanların türbeleri, ‘enerji merkezleri’ diye anılan, insanları etkileyen manevi yapılar, veyahut da insanların toplandığı alanlar; bunlar kutsal ağaçlardan, dağ başlarına kadar çeşitli mekanlar, insanların bir araya geldiği, ibadetlerini yaptıkları, manevi huzura verdikleri yerler olmuşlardır.

    Alevi-Bektaşi toplumunu anlayabilmek için coğrafyaya bakmak lazım. Biz gerçekten Asya’dan, Ortadoğu’dan, Anadolu’dan ve Balkanlardan bağımsız olamayız. Bizden önce gelip geçmiş bütün uygarlıkların izlerini Alevi-Bektaşi öğretisinde görüyoruz. Dolayısıyla da inanç mekanlarında da bu söz konusu. Kalenderilik akımı, Hindistan’dan, İran’dan Anadolu’ya ve Balkanlar’a uzanmış bin yıllık öyküsü olan çok büyük bir tasavvufi akım. Suhilerin sürdürmüş olduğu dervişler topluluğunun yaratmış olduğu bir yapı, bir inanç bir kültür… İşte bu Kalenderi boyları; Torlaklar, Işıklar, kendilerine mekanlar yaratmışlardır. O yüzden Cemalettin Savi, Kudbettin Haydar, birçok kalenderi önderinin mekanının bin yıl öncesinden ziyaret edildiğini, dervişlerin buralarda toplandıklarını görüyoruz.

    Kişi kavramı çok önemli bu durum; Alevi-Bektaşiliğe de yansımış. Sonradan Ehlibeyt, Seyitler, pirler, mürşitler, babalar; yani Alevi-Bektaşi toplumunda öncü olan kişilerin türbeleri ya da yaşadıkları alan çevresine baktığımız zaman burada bir mekan oluşumunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bir araya gelip ibadet, sohbet ettikleri, yarenleştikleri ve sorunlarını çözdükleri mekanlar zamanla kalıcılaşmış ve kendilerinden sonra etkileri sürmüşse yüzyıllar boyunca yaşayan organizasyonlara dönüşmüş. Zaman geçtikçe fiziki olarak da bir yapı teşekkül etmeye başlamış. Belki ilgili mekanda ilk olarak bir kutlu kişinin, erenin türbesi varken zaman içerisinde insanlar bir araya geldiği için orayı çevreleyip kapatmış ve bir yapı teşekkür etmiş. Bu yapılar birbirine eklene eklene büyümüş. Bunu bütün inanç kollarında görebiliriz. Örneğin Hristiyanlıkta manastırlar doğmuş, İslam coğrafyasına baktığımız zaman da bir cami ile yetinilmemiş, onun yanı sıra külliye ismi ile anılan; yatakhanesi, yemekhanesi, tevhidhanesi gibi birçok yapı iç içe geçmiş. Alevi-Bektaşi kültürü de tümüyle bunlardan ayrı değil.

    ANADOLU’DAKİ İLK DERGAH YAPILANMASI!

    Alevi-Bektaşi inancında dergahların bin yıl öncesinde var olduklarının altını çizen Ayhan Aydın, günümüzde Suriye, Mısır, İran gibi ülkelerde Kalenderilere ait ilk dergah yapılarının görüldüğünü söyledi. Aydın, şu bilgileri paylaştı:

    “Dergahların en eski ve az bilinen olanı Eskişehir Seyit Battal Gazi Dergahıdır. Anadolu’daki en köklü en büyük Kalenderhanedir. Kalenderilik de Alevi Bektaşi öğretisinin temeli olduğuna göre Alevilerin biraz göz ardı ettiği bu yapıya çok iyi bakmamız lazım. Aslında bu yapı içerisinde bir kilise ve caminin de varlığını görebiliyoruz ama bunlar sonradan eklemlenmiştir. Orası bir inançlar mozaiğidir fakat Kalenderiler burada binli yıllardan itibaren Hacı Bektaş Dergahını kurmadan önce buraya gelip ziyaret ettiklerini biliyoruz. Yani Hacı Bektaş dergahından daha eski olan Eskişehir Seyit Battal Gazi dergahıdır. Daha sonra burayı örnek alarak dergahlar çoğalmıştır. Anadolu’daki yüzlerce dergah buradan esinlenmiştir.”

    OCAKLARIN ÇEVRESİNDE BÜYÜYEN DERGAHLAR

    Yazar Ayhan Aydın, Alevi toplumunun henüz dergah modelini inşa etmeden önceki sürecine de değindi. Aydın, şunları söyledi:

    “Türbeler, makamlar kutsal mekanlar vardı. Buralar zamanla gelişirse dergahlaşabiliyordu. Eğer gelişmemiş olursa bu alanlar sadece bir ziyaret makamı olarak kalıyordu. Mesela ocaklar; her şeyin temelinde ocak var. Ocak, Ehlibeyt isminin zikredildiği ve kerametler gösterdiğine inandığımız Ehlibeyt soyundan gelen erenlerin kurmuş olduğu ev hanesidir. Bazı dergahlar, ocakların çevresinde büyümüştür. O yüzden Anadolu insanı ocak ve dergahı birbirine yakın anlamda kullanır ama Bektaşilikte zamanla tekke ve dergah Anadolu Alevisinin algıladığı şekilden biraz daha farklı bir boyuta evrilmiştir.

    Dergahlar, insanları bir arada tutma, insanların toplu olarak ibadet etme ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır. Bir kişi dağa, güneşe, ağaca elini açarak, yani kutsal bildiği her ne varsa onunla yakınlık kurarak Tanrıya ulaşmada bir vesile görebilir, ibadetini yapıp arınmış olur. Fakat zaman içerisinde birden çok kişi aynı duygular içerisinde olduğu için bir araya gelme, yani kolektif bir inanç sistemi gelişmiş oluyor. Alevilik-Bektaşilik de tümüyle böyle bir inanç sistemidir. Kişinin tanrıyla baş başa kalması ayrı bir şeydir fakat Aleviliği bütün inanç öğretilerinden ayıran, hayat boyu ibadet ve arınmanın ve öğretinin devam etmesi, yaşanılarak tecrübe edilmesi olduğu için ocaklarda bir araya geliniyor. Ocak tam anlamıyla cem olunan, birleşilen yer. O yüzden Alevi inancı seyyidi, talibi, babası, dedesi ve dervişiyle bir ocak merkezinde anlam kazanıyor. Dışarıda herhangi bir insansın ama ocağa ve dergaha geldiğin zaman Alevisin, Bektaşisin. O yüzden ocaksız, dergahsız bir Alevi olmaz. Alevi-Bektaşiyi var eden, kimliğini ona kazandıran, bir ocağa bağlı olup ritüellerini uygulamasıdır. O yüzden de ‘ocağımız kararmasın sönmesin’ deriz. İnsanın aile ocağı kutsaldır. Buradan da kaynaklanarak Alevi inancının ocağı çok kutsaldır. Ocak, yanan bir ateştir, söndürülemez, onun terk edilmesi, sönmesi de bir felakettir.”

    DERGAH YAPILANMASI HANGİ UYGARLIKLARDAN ESİNLENDİ?

    Dergahların hangi inançtan, neler aldığı konusu da Ayhan Aydın’ın irdelediği bir diğer başlık oldu:

    “Zerdüştlükte, Şamanizmde, Hinduizm’de, Budizm’de kutsal değerler var. Bunların hem mekan hem tapınma olarak bütün faktörlerinin iç içe geçerek Alevi-Bektaşiliği oluşturduğuna inanıyorum. Çünkü bir ateş var; bu nur ile özdeşleşiyor. Hak Muhammed Ali nuru… Nur, evrenin sonsuzluğunu ve ışık kaynağını ifade ediyor ama Zerdüştlükten de biz bir şeyler alıyoruz. Şamanizm’de ise doğasal bir tapınım vardır. Yeryüzü ruhlarla doludur, yeraltı ruhları da vardır. İnsan göğe doğru yükselirken şaman onun arınması, içindeki kötülükleri atması için çeşitli müzik aletlerini kullanarak içindeki kötülükleri atar, yani arındırır. Orada Şaman, kutsal bir varlıktır. Bizim Alevi dedelerinin bir bölümü oradan gelmektedir. Dolayısıyla Budizm ve Hinduizm’de de kişinin arınması var. Bizde de çilehaneler var ve bütün Alevi uluları, çilehanelerde arınmış, kendileri ile baş başa kalmışlardır. Sonrasında ise toplumsal görevlerini yerine getirmişlerdir. Yani çerağı yakmışlar ve aydınlık vermişlerdir. İnsanın içindeki kötülükleri müziklerle, nefeslerle kovarak o karanlıktan aydınlık bir yolculuğa doğru gidilmiştir. 12 imamlardan esinlenmiş olsa da 12 hizmet de cem de insanların zikretmesi, Duaz İmam söylemesi, saz çalınması, onları Tevhid aşamasına getirip coşturarak içindeki o karamsarlıkları, kötülükleri arındırıyor ve yedi kat göğe çıkartıyor. Dolayısıyla Şamanizm, Zerdüştlük, Budizm ve Anadolu’daki bütün tapınımlar yani eski Platonculuktan geldiği gibi doğacı anlayışlar, Anadolu’nun bütün uygarlıkları, Balkanlardaki Traklar, bütün bunlar bizi şekillendirmiştir. Ama biz hepsinden ayrılmış ve hepsinden bir şeyler almışız. Ama artık biz Alevi-Bektaşi olmuşuz. Dolayısıyla Aleviliğin-Bektaşiliğin hem ibadeti hem şekil olarak tapınım alanları diğer uygarlıklardan esinlenerek meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde tesadüf değildir, Şahkulu Sultan Dergahından önce de yerinde bir mabet vardı. Bütün Bektaşi dergah ve tekkelerine baktığımız zaman bunların diğer inançları, kültürleri yok etmeden onların üzerinde yükseldiğini görüyoruz.

    DERGAH YAPILARINDAKİ SİMGELER!

    Anadolu Alevi-Bektaşisi, eski uygarlıkların Türk, Kürt ve Anadolu uygarlığının, Zerdüştlüğün, Şamanizmin bütün unsurlarını; yıkıcı değil, onarıcı, birleştirici, yapıcı bir şekilde kendi bünyesinde toparlamış ve böylece Alevi-Bektaşi olmuştur. Ama diğer inançlardan sıyrılmış, ayrılmıştır. Alevilik, köklerini aldıktan sonra kendine ait bir sistemi oluşmuştur. Dergah yapıları da böyledir. Dergahlardaki motifler ve inşaat şekillerine baktığımız zaman örneğin dergahlarda lotus çiçeğini görürüz. Lotus, yaşam çiçeğidir, yaşamın varlığını ifade eder. İç içe geçen üçgen işaretini de görürüz. Kesinlikle bu İsrail ile ilgili değildir. ‘Davut Yıldızı’ deniyor ama bu zaten evrensel bir değerdir. Evrenin dengesini işaret eden, iç içe geçen üçgen her şeyin bir dengede olduğunu gösterir.

    Bektaşilikte bir ibadete, muhabbete başlamadan önce tuz alınır. Bektaşiye ‘demden, muhabbetten, cemden önce neden tuz alınır?’ diye sorduğumuzda bunun bir denge unsuru olduğunu, tuzun her şeyi dengeleyici bir unsuru olduğunu söyler. Yani her şey kararında; demi de sohbeti de kararında alacaksın. Dolayısıyla Aleviliğin-Bektaşiliğin özündeki bu unsurların kendinden önceki uygarlıklardan alıntılar olduğunu ve yeni bir kalıba dökülmüş hali olduğunu görüyoruz.

    Dergahlara baktığımız zaman burada kolektif bir yaşam var. Derviş, baba, pir, ana, bacı müsahipler, konaklayanlar var. Dergahların kapısı kapanmaz. Çünkü içeride türbe vardır. Kim oraya gelip şifa isteyecekse o kişi engellenemez. Dolayısıyla dergahın, türbenin kapısı kapanmaz, böyle bir ilkellik de yeryüzünde bir tek Türkiye’de var. Şimdi türbeleri kapatıp gidiyorlar ve ‘dışarıdan ziyaret edin’ diyorlar. Yani duvar örmüş oluyorlar. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığının burada yobazlığını dile getirelim. ‘Çerağı yakılmaz, çaput bağlanmaz’ deyip sonrasında kapıyı kilitliyorlar. Bu durumda içerideki ereni hapsettin ve dışarıdaki insanı da mahrum ettin. Bu yasaklayıcı bir din anlayışıdır. Onların mantığı ‘şu Tanrıya aracı kılıyorsunuz, putperestsiniz, gelip erenlerden bir şey istiyorsunuz, gidin Allah’tan isteyin, namaz kılın, oruç tutun’. Halbuki bu insan doğasına da dinlerin felsefesine de aykırı. İnsan, nerede huzur buluyor, tanrıyı nerede arıyorsa orada bulur.”

    “BİZLER, DERGAHLARI, OCAKLARI SÖNDÜRDÜK”

    Yazar Ayhan Aydın, günümüzde ayakta olan dergahların durumuna da işaret etti. Toplumun, dergahlara yeteri önemi vermediğini söyleyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Bugün Alevi-Bektaşi toplumunun bile 800 yıllık hafızasını bilmediğini anlıyoruz. Mısır’da Kaygusuz Abdal Dergahı, Antalya’da Abdal Musa Dergahı, Yunanistan’da Seyit Ali Sultan Dergahı, Bulgaristan’da Demir Baba Dergahı, Budapeşte’de Gül Baba Dergahı’na kadar Anadolu’da, Kerbela’da yüzlerce derken sanki kendi dağ başlarında kapıları kilitli, üç beş derviş bir araya gelmiş, Allah’a zikrediyor ve orada yaşıyorlar sanılıyor. Ama böyle bir şey yok. Okumayan, dinlemeyen bir toplum var. Bugün biz dergahları yaşatmıyoruz. Yaşayan dergahlardı. Anadolu’da, Balkanlarda dergahlar 1000 yıl canlıydı, insanlar orada yaşıyordu. Dergahların aşevi vardı. Orada yaşayan babaların, dedelerin aldığı lokma kadar dışarıdan gelenlere de lokmalar hazırlanırdı. Dervişler burada yatar, barınırdı. Ayrıca dergahların içerisinde at evi vardı. O zamanın temel ulaşım aracı atlar, dolayısıyla atların bağlı olduğu ahırlar vardı. Dergah işlerinde insanların ibadet ettiği meydan evleri vardı. Dolayısıyla buralar kompleks gibi yaşıyor ve canlıydı. Daha da önemlisi bütün dergahlar birbirleri ile haberdardı. İstisnasız bütün dergahlar iletişim halindeydi. Gezgin dervişler, Kalenderiliğin kökeninde olan gezginlik, burada önemli bir fonksiyon işliyor. Bir dergahta bir kitap, bilgi, gelişme varsa o gezgin derviş onu alıyor, haberci derviş gibi; yani o zamanın gazetecisi gibi bilgi yazıp, çoğaltıyor ve diğer dergaha götürüyor. Dervişler ve babaların, diğer dergahları gezmesi zorunluydu. Toplum bunu da bilmiyor. Kutsal mekanları ziyaret etmek Alevilikte bir zorunluluktur. Alevi dedeleri, pirleri, baba sultanlar, Kerbela’ya, Hacı Bektaş Dergahına ve büyük dergahlara giderek oralarda cem yapıp sohbet edip, bilgi alıp bilgi veriyorlardı. Bu çok önemli bir husustu. Yani dergahlar yaşıyordu, ancak bizler bugün bu dergahları, ocakları söndürdük.”

    DERGAHLARA DÖNÜK İLK FİZİKİ SALDIRI!

    Ayhan Aydın, dergahların tarihte ilk ne zaman ve kimler tarafından saldırıya uğradığını da aktardı. Aydın, şu bilgileri verdi:

    “Alevi-Bektaşi toplumu, tarihler boyunca kıyıma uğramıştır. Dolayısıyla bu varlığı hazmedemeyen egemen inanç sistemi, Selçuklu’da, Osmanlı’da Türkiye Cumhuriyeti’nde her daim Alevileri asimile etmek için türlü yol ve yöntemi kullanmışlar. Neden? Çünkü Alevilik-Bektaşilik özgündü, Sünni İslam anlayışına uymuyordu, uymayacaktı. Çünkü Alevilik-Bektaşilik diye bir kavram varsa kendisi olduğu için vardı. Eğer Sünni’ye benzemiş olsaydı hiçbir şeyi konuşmamıza da gerek yoktu. O yüzden devleti yönetenler, kendine ‘din alimi’ diyenler, coğrafyanın her yerinde Alevi-Bektaşi toplumunu baskı, sindirme yoluna gitmiştir. 1239 ve devamındaki yıllarda Anadolu’da Babailer isyanı olmuştu. Babailer isyanı, Baba İlyas’ın ve Baba İshak’ın önderliğinde yapılan büyük bir isyandı. Fakat biz burada şunu görüyoruz, Selçuklu’ya hakim olan zihniyetin, o günkü Alevi düşüncesi olan Baba İlyas, Baba İshak düşüncesini, ayaklanmanın ötesinde aslında onlara baskı yaparak, sürgün ederek, sindirerek yok etmesinden, bu toplum kesiminin üstüne gitmesinden dolayı bu ayaklanma başlamıştır. İlk büyük kıyım ve zulüm burada başlamıştır. Dolayısıyla Türk tarihinin gelmiş geçmiş en kitlesel ayaklanmalardan biridir ve orada Selçuklu, sarsılacak derecede bozguna uğratılmıştır. Şimdi nerede o halk, nerede? Şimdi o halkı arıyoruz. İnancına vurulan darbeye karşı direnen halkı arıyoruz. Varlığını bu yola teslim eden halkı arıyoruz. İşte o yıllarda Alevi toplumunun ocakları basılmış, halk önderleri katledilmiş ve toplu katliamlar yapılmıştır. İlk ocak, dergah ve büyük Alevi katliamı budur. Kerbela’dan beri bu mazlumluk bitmiyor. Sonrasında ise Alevilere nerede baskı yapılmışsa Aleviler tepki gösteriyor. Bugünün resmi tarih yazıcıları şunu ortaya koymaya çalışıyor; Aleviler ayaklanıyor. Sanki Aleviler rahat rahat yaşarken birden dediler ki ‘gelin ayaklanalım’. Sanki Aleviler canını, yurdunu, ocağını hiç sevmiyor, durduğu yerde ayaklanıyor! Zulüm edip, baskı yapıp, inancını yasaklarsan bu toplum ayaklanacaktır.

    ÇALDIRAN SAVAŞI SONRASI ARTAN KIZILBAŞ DÜŞMANLIĞI!

    Osmanlı, Alevi ocak ve dergahlarına zulüm tarihidir. İlk kuruluşta Anadolu erenlerini yanına çekmek için bilinçli bir politika izlemiştir. Dergahların kurulmasına da maddi kaynak ayırmıştır. Abdal Musa 1326 yılında Bursa’nın fethine katılmıştır. Osmanlı ona mükafat da vermiştir. Seyit Ali Sultan 1354 yılında Yunanistan’a göçtüğü zaman orada kendisine arazi verilmiştir. Osmanlı, 1402 yılında resmen Seyit Ali Sultan Dergahına araziler vererek oranın vakıf olarak yaşamasını da sağlamıştır. Bunlar olumlu şeyler fakat daha sonra Aleviler güçlenip varlıkları ortaya çıktıkça Osmanlı’daki merkeziyetçi yapı, yani Şah İsmail ile Osmanlı Devleti arasındaki 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı’ndan sonra Kızılbaş düşmanlığı yoğuruluyor. Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl boyunca Sünni İslam anlayışını merkezileştirmek için devletin bütün olanaklarını kullanmıştır. Osmanlı tarihinde en çok cami onun zamanında yapılmıştır. En çok Alevi, Kızılbaş, Bektaşi sürgünü de Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır. Bu topluma baskı ve zulüm onun zamanında çok olduğu için örneğin Pir Sultan Abdal’ a yönelik baskı ve zulüm de o döneme denk gelmektedir. Dolayısıyla Yavuz Sultan Selim ile başlayan, Kanuni Sultan Süleyman ile taçlanan o yüzyıllık dönemde Osmanlı’nın yükselişi, fetihçi anlayışı diye bizlere yutturulan, tamamen Osmanlı asimilasyoncu bir hareketle Alevi-Bektaşi-Kızılbaş topluluklarını ezmek için en ciddi yolları kullanmıştır. Bu böyle devam ederken 1826 yılında tarihi kırılma noktalarından bir tanesi yaşanmıştır. 8 Temmuz 1826’da 2. Mahmut, Yeniçeri askeri birliğini kaldırmak ve onun yerine sözüm ona daha modern askeri birlik getirmek için Bektaşiliği hedef almıştır. Tarikat şeyhlerinin, Nakşibendi şeyhlerinin de etkisiyle Bektaşiliği yasaklamak için bir düzen kurulmuştur. Devletin resmi kararıyla Bektaşilik resmen yasaklandığı gibi Bektaşi tekkeleri yıkılmış, babalar sürgün edilmiş, Üsküdar’da Kıncı Baba gibi kimi babalar da katledilmiştir. Bektaşiliğe en ölümcül darbe 1826’da vurulmuştur. 25 Kasım 1925’te devrim yasası adı altında tekke ve zaviyelerin kapatılması çerçevesinde cumhuriyet döneminde kalan dergahların tümü kapatılmıştır. ‘Alevilik, pir, dede’ gibi lafların kullanılması da kanunla yasaklanmıştır. Hayatlarını bir umut kaynağı olarak baktıkları cumhuriyete adayan bu toplum, büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Dolayısıyla inancından, köklerinden kopan Alevi toplumu, cumhuriyetin getirmiş olduğu bu devrimi maalesef kendi lehlerinde yaşayamamıştır. ‘100 yıllık Cumhuriyet, Alevi-Bektaşi toplumuna ne verdi?’ diye sormak gerekir? Aynı zamanda son 20 yılda yeni bir kurnazlıkla, Aleviler, Osmanlı’da olduğu gibi yeni, büyük bir tezgahla asimilasyon gayreti ile baş başa kalıyor.”

    “MÜCADELE BİLİNCİ AZALDI”

    Ayhan Aydın, dergahlara dönük yaklaşımın AKP hükümeti döneminde nasıl şekillendiğini de anlattı. Aydın, dergahların neden sahiplenilemediğine de açıklık getirerek şunları söyledi:

    “Dergahlar şu anda halen yasaklı. Onun yerine Aleviler 40 yıldır örgütlenip dernek, vakıf kurup cemevi açtılar. Dolayısıyla bu, Alevilerin kendilerini dışa vurumuydu. Cemevlerinin ortaya çıkması, derneklerin kurulması ‘Biz de varız’ demeleriydi. Cumhuriyet dönemi boyunca kısmen yaşadıkları özgürlükleri aslında tam anlamıyla alamadıklarının da bir tepkisiydi. Bu durum, zamanın getirmiş olduğu bir yapıydı. Şimdi İslam anlayışı var, camiler var, Diyanet var, TRT var. Alevi-Bektaşi toplumu ise bakıyor, kendisi yok. Aleviler kamuda, toplumda, televizyonda hiçbir yerde yok. işte 1990’lı yıllardan sonra büyüyen bu hareketin temelinde bu tepki var. Dolayısıyla dernekleri, vakıfları, cemevlerini namuslu, dürüst Alevi-Bektaşi canlar kurdu. Ben onlara ‘Cumhuriyet döneminde Alevilerin haklarını almaya çalışan öncüler’ diyorum. Şimdi günümüzde bildiğimiz manada dergah sistemi kanunen yok ama hala canlı olan dergahlarımız var. Bunlar da dernek, vakıf, cemevi adı altında işlev yürütüyor. Tarihsel olarak Şahkulu, Erikli Baba, Karacaahmet, Karaağaç, Garip Dede gibi şu anda hala cemevi olarak da hizmet veren, bu dergah yapısını hala devam ettirme gayretinde olan yapılar var. Dergahlar artık farklı bir yapı ve isimle yaşıyor. Maalesef 40 yıllık süreç içerisinde Aleviler büyük bir aşkla bu yola sarıldılar ama ben son 10 yılı maalesef üzülerek söylemek gerekirse çok iyi görmedim. Çünkü o aşk, heyecan, mücadele bilinci azaldı. Bunda sosyal, ekonomik nedenler, kentleşme, asimilasyon gayretleri, Aleviler arasındaki tartışmaların örgütlenmeye verdiği zararlar, kurumların başında bulunanların yanlışları, dedelerin bazı hataları, insanların duyarsızlıkları, cemevi ve dergahlara yeteri kadar sahip çıkılmaması ve ‘Alevi aydını’ dediğimiz zümrenin de bu kurumlara hizmet edecek tarzda çalışmamaları sonucunda şu anda dergahlar, ocaklar Anadolu’da, Balkanlarda maalesef çok ciddi kan kaybıyla karşı karşıya.

    “ARTIK ALEVİLERİN UYANMA ZAMANIDIR”

    Bir kere buralara gelen insan sayısı çok azaldı. İnsanların buralardan beklentileri çok değişti. Buraların etki gücü de çok azaldı. Siyasi iktidar, partiler, sivil toplum kuruluşları ve Alevi olmayan topluluklar üzerinde Alevi kurumlarının 10 yıldır etkilerini bugün göremiyoruz. Bunun sebebi de toplumun kendisidir. Uzağa gitmemize gerek yok, özümüzü dara çekmemiz gerekiyor. Bütün insanlar kendilerine bakacak ve ‘biz neden bu haldeyiz?’ diye soracak. Maalesef bir de ülkemizde despot, yıkıcı, ayrıştırıcı, nefret dilini kullanan, kendisinden olmayana şiddetli baskılarla kendisine benzetmenin binbir türlü yolunu kullanmak için örgütlenmiş bir yapı var. Bugünkü iktidar, Türkiye’nin bütün demokratik, çağdaş yapılarını kendi içine çekip, kemiklerini birbirinden ayırarak yeniden şekillendirme; bir kanser gibi düşünüyorum. Az çok işleyen bütün yapıların içerisine girip, oraları bozup, kendisine benzeterek çürütmek ve çürüyen yapının da üzerine çökmek gibi bir amacı olan sistemle karşı karşıyayız. O yüzden Türkiye’yi yöneten bu zihniyetin, Alevi-Bektaşi toplumu üzerinde de oyunları vardı ve bu oyunlar devam ediyor.

    Maalesef Alevi-Bektaşi kurumlarının da çok büyük desteği ile hızla yol alan, duyarsızlıklar, bilinçsizlikler, korkaklıklar yüzünden büyük boy atmış olan bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, şimdi tehdidin en büyüğü. Yani Türkiye’de el atmadıkları yer kalmadığı gibi Aleviliğe de el attılar. Kendi Alevisini yaratma; işte ‘Devletimiz sizin haklarınızı verecektir’ adı altında en son yaşadığımız gibi Ardahan’da bir köy muhtarına da kayyum atadılar. Dolayısıyla bugünkü iktidar, bu yapıyı asimile etmek, sindirmek için devletin bütün olanaklarını kullanıyor. Devlet, Alevi-Bektaşi kimliğinden soyutlanmış, çıkarını düşünen, kişiliğini satabilen insanları yanına çekmekte. Örneğin Kerbela’ya, Kazakistan’a, Balkanlar’a turistik gezi gibi devletin parası ile gidenler var. Alevi-Bektaşi toplumunun sözde gönlünü almak için bazı dede, dernek başkanı adı altında insanları el üstünde tutarak sarayın soytarısı yapıyorlar. Bu oyuna gelenler bin yıldır bu topraklarda İmam Hüseyin adıyla cemler yürütmüş olduğu halde atalarının kemiklerini sızlatanlar, çok ucuza satılanlar sizleri tarih yazacaktır. Sırf bir uçağa binip, zıkkımlanmak için geziler içerisinde olmak için bu Yol’u ucuza satanlar, sizleri tarih yargılayacaktır. Artık Alevilerin uyanma zamanıdır. Yok oluş bundan sonra başlayacaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kordu, Dersim’in Nazımiye ilçesinin yıllardır yapılmayan yolunu hükümete sordu

    Kordu, Dersim’in Nazımiye ilçesinin yıllardır yapılmayan yolunu hükümete sordu

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 yıldır yapılmayan Dersim-Nazımiye yolunu Meclis gündemine taşıyarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kordu, “2018’den 2024’e kadar geçen zaman zarfında Nazimiye ilçesi ve çevreyle olan bağlantılı yolları için kaç kilometrelik yapım, onarım ıslah çalışması yapılmıştır?” diye sordu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 yıldır yapılmayan Dersim-Nazımiye yolunu Meclis gündemine taşıdı. Ayten Kordu, konuya ilişkin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “ULAŞIM KONUSUNDA CİDDİ SIKINTILAR YAŞANIYOR”

    Dersim’in il ve ilçeler arasındaki yollarının bakımsız olmasından dolayı ulaşım konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını ifade eden Ayten Kordu, “Nazımiye yolunun virajlı, dar ve uçurum bulunan yolunda bariyerlerin eksik olmasından kaynaklı ulaşımda ciddi sıkıntılar ile ölümlü kazalar olmaktadır. Nazımiye ilçemizin merkez ve köylerinde özellikle yol ve alt yapı sıkıntısı çözülmemiş yaklaşan kış şartlarında da yurttaşların ulaşım ve yaşam sorunları çözülmeyi beklemektedir. Bu risklere rağmen mevcut yolların yeterli bakımı yapılmadığı gibi bu zor coğrafyadan geçen yolların daha kullanışlı ve güvenlikli hale getirilmesi yüksek maliyetler getirdiği gerekçesiyle sürekli ötelenmektedir” dedi.

    “6 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN YOLUN 1 KİLOMETRESİ BİLE TAMAMLANMADI”

    Nazmiye ilçesinin karayolunun dar ve virajlı olması riskinden kaynaklı 2018’de ihaleye sunularak yol yapımına başlandığını söyleyen Kordu, “İhaleyi alan SDB Madencilik Yapı Turizm İnş. ve Tic. Ltd. Şti’nin 2018’de 93 milyona aldığı bu ihalenin 517 milyona çıktığı ve 6 yıl geçmesine rağmen yolun hala bir (1) kilometresi bile tamamlanmamıştır. Yolun yapılması için 10 binlerce ağacın kesildiği, zemin etüdünün yapılmamasından kaynaklı patlatılan dinamitlerin yola yakın olan giriş köyündeki Khal Ferat ziyaretgâhın da tahribat yarattığı, yola yakın mezarların zarar gördüğü ifade edilmektedir. Manevi olarak da ziyaretgâh ve mezar yerlerinde yaşanan tahribat, ayrımcı politikaların sonucu olarak ele alınmaktadır. Yurttaşların maneviyatı zedelenmekle birlikte, güvenli olmayan ulaşım sorunlarına sebep olduğu da ayrıca ifade edilmektedir” diye belirtti.

    “6 YILDIR ÖDENEK OLMADIĞI İÇİN YAPIMI ERTELENEN YOL YAPIMININ SORUMLUSU KİMLERDİR”

    Milletvekili Ayten Kordu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na şu soruları sordu:

    -2018-2024 yılları arasında ödenek olmadığı gerekçesiyle yapımı ertelenen yol yapım, bakım, onarım ya da levha eksikliği nedeniyle meydana gelen kazalarda insanların hayatını kaybetmesinden sorumlu kimlerdir?

    -Dersim Nazmiye ilçesine de tehlike arz eden virajlarda bariyer ve uyarı çalışması var mı?

    -Mevsim şartları nedeniyle yoğun kar yağışı, buzlanma, çığ, heyelan vb. sebeplerle alınan önlemler nelerdir?

    -2023 yılında 6 yıllık bir ihalenin bedelini 93 milyondan 517 milyon olarak artırılmasının gerekçesi nedir?

    -2024 yılı için ilgili firma ile yapılan sözleşme taahhütler nelerdir? kesinleşen bir hesap var mıdır?

    -2018’den 2024’e kadar geçen zaman zarfında Nazimiye ilçesi ve çevreyle olan bağlantılı yolları için kaç kilometrelik yapım, onarım ıslah çalışması yapılmıştır?  İlerleyen süreçte yol yapım çalışmaları için bir faaliyet takvimi hazırlanış mıdır?

    -Yol yapım sürecinde birçok meşe ağacının söküldüğü bilgisi doğru mudur? ve bunların doğaya Yeniden kazandırmak için ağaç ve fide ekimi yapılmış mıdır?

    -2024 bütçesinde Nazımiye merkez ve köylerinde yol çalışması yapılmış mıdır? İlçelerin köy yollarının yapım, bakım ve onarım ihtiyaçlarının zamanında karşılanması ve kaynakların etkin ve verimli kullanılması için, yapılan hazırlıklarınız nelerdir?

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’in Qınko köyünün yolu yapılmadığı için köylüler mağdur-VİDEO

    Dersim’in Qınko köyünün yolu yapılmadığı için köylüler mağdur-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Köy muhtarı Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Köydeki enkazların kaldırılmaması hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak” dedi.

    Dersim’de birçok köyün sorunları yıllardır yetkililere yapılan başvurulara rağmen çözülmedi. Bazı köylerin yasakları kalksa da köylerin yol, su ve elektrik sorunları nedeniyle yurttaşlar köylerine geri dönüş yapamıyor.

    Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Qınko (Çobanyıldızı) köyü muhtarı Hıdır Koç, köylerinin sorunlarına dair PİRHA’ya konuştu.

    “KÖYÜMÜZÜN YOLU OLMADIĞI İÇİN ÇOK MAĞDURUZ”

    Köy yolunun bir an önce yapılması gerektiğini belirten Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Eğer köyümüzün yolu yapılırsa köyümüze birkaç kişi daha yerleşir. Köyümüzde yaşlılarımızda fazla, ama ambulans evin oraya gelemediği için sedyeyle ambulansa biz taşımak zorunda kalıyoruz” dedi.

    Köylerinin diğer bir sorun ise köydeki enkazların kaldırılmaması olduğunu vurgulayan Koç, “Bu durum hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak. Yaşadığımız bölge 6 Şubat depremi nedeniyle afet kapsamına alındı. Köyümüzde de 4 tane hasarlı ev var, 3 tane konteyner verildi. Onların altyapısı düzenlendikten sonra ağır hasarlı binalar yıkılacak biz de konteynerlere taşınacağız” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • PSAKD Alanya’da aşure paylaştırdı; ‘Yolumuz bizim yaşam kanunumuzdur’-VİDEO

    PSAKD Alanya’da aşure paylaştırdı; ‘Yolumuz bizim yaşam kanunumuzdur’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi, Kadıpaşa’da aşure lokmalarını paylaştı. PSAKD Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroplu, “Artık gelinen noktada toplumsal birliği güçlendirmek, kardeşlik ve barış duygularını pekiştirmek, zulme ve haksızlığa karşı çıkmak gerekir” dedi.

     

    Muharrem orucunun ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi aşure lokmasını paylaştı.

    “YEZİT’İN VAHŞETİNİ LANETLERİZ”

    Aşure paylaşımından önce Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroğlu yaptığı konuşmada, “Alevi toplumu olarak bugün burada Kerbela Katliamı’nı ve İmam Hüseyin’i anmak için Aşure ile varlığımızı, birliğimizi simgelemek amacı ile siz değerli dostlar ve canlarımızla lokmamızı paylaşmak istedik. Alevilere göre oruç denildiğinde öncelikle 12 İmamlar akla gelir. Muharrem ayı dendiğinde ise katliam aklımıza gelir ve imam Hüseyin’in Kerbela’daki direncini anarız, Yezid’in İmam Hüseyin’e ve ailesine yaptığı vahşeti ise lanetleriz” dedi.

    “ALEVİ YOLUNA, İNANCINA SAHİP ÇIKMALIYIZ

    Şaroğlu, şöyle devam etti:

    “Bizler Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çakan bireyler olarak Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz .Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi semalarda kol geziyor. İşte tam bugünlerde fikirlerimiz, duruşumuz net olmalı. Bu konuda şüpheye düşmeden, korkmadan, bu Yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok. Bu Yol varoluştan beri bizim yaşam kanunumuzdur. Elimizin, belimizin, dilimizin, içtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.

    “GEÇMİŞİN VE BUGÜNÜN KATLİAMCI ZİHNİYETİNİ TEŞHİR EDELİM

    Yaşadığımız katliamları hatırlayarak ve canlarımıza anlatarak, dünün ve bugünün Yezid’inin katliamcı zihniyetini teşhir ederek birlikteliğimizi büyütüp güçlendirerek, bu zalimlerin sevgisizliğine, katliamcılığına karşı onurlu insan sevgisini rıza şehrine çevirerek cevap olabilmeliyiz. Tuttuğumuz oruçlar, verdiğimiz lokmaları, şehitlerimize adayarak büyük bir sahiplenme duygusu geliştirmeyiz.”

    Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol Yürütücüsü Süleyman Demir’in söylediği deyişlerle semah dönüldü, okuduğu lokma gülbenginin  adından lokmalar paylaşıldı.

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

     

     

  • Ayten Kordu: Devlet, köylülere ‘biat edersen hizmet getiririm’ mantığıyla hareket ediyor-VİDEO

    Ayten Kordu: Devlet, köylülere ‘biat edersen hizmet getiririm’ mantığıyla hareket ediyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de birçok köyün elektrik, su ve yol başta olmak üzere sorunları devam ediyor. Kentin çok ciddi altyapı sorunu olduğunu belirten Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Devlet, köylülere ‘bana biat et, ben de size hizmet getireyim’ mantığıyla hareket ediyor. Köylere hizmet götürülmemesiyle aslında ‘size burada yaşama alanı tanımayacağız’ deniliyor” dedi.

    Dersim’de birçok köyün elektrik, su ve yol sorunu devam ediyor. Köylülerin, devlet yetkililerine yaptıkları bütün başvurular ise sonuçsuz kalıyor. Devlet yetkilileri, köylere hizmet yapmak için ödenek olmadığını dile getiriyor ancak Dersim’de karakol, kalekol ve maden ocaklarına yollar yapılıp, elektrik götürülüyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de devletin, köylere hizmet götürmemesini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEVLET, ‘BİAT EDERSENİZ HİZMET GETİRİRİM’ DİYOR”

    Dersim’de çok ciddi altyapı sorunu olduğunu belirten Ayten Kordu, “Dersim’in birçok köyünde su ve elektrik yok. Bazı köylerde yaşanan sık elektrik kesintilerinden dolayı köylülerin beyaz eşyaları bozuluyor. Ovacık’ın Havaçor köyünde 25 ev olmasına rağmen köyde içme suyu yok. 1997 yılında boşaltılan Havaçor köyüne 2002 yılında geri dönüşler olmuş ancak devlet hizmet götürmüyor. Devlet, insanlara ‘köyünüze geri dönün’ diyor ancak köylere hizmet götürmüyor. Devlet, köylülere ‘bana biat et, ben de size hizmet getireyim’ mantığıyla hareket ediyor. Köylere hizmet götürülmemesiyle aslında ‘size burada yaşama alanı tanımayacağız’ deniliyor” dedi.

    “GÜVENLİK POLİTİKALARI İÇİN BÜTÇE VAR AMA HİZMET İÇİN YOK”

    Devletin Dersim’in her tarafına arama noktaları, karakol ve kalekol yaptığını ifade eden Kordu, “Güvenlik politikaları için bütçe var ama hizmet için bütçe yok. Madencilik yapan şirketlere, kalekollara yol ve elektrik götürüyorlar ama köylere hizmet götürmüyorlar. Dersim’de devletin bu politikası uzun yıllardır devam ediyor, biz de hem mecliste hem de köylerimize giderek halkımızla birlikte insanların yaşam hakkı olan temel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda mücadele ediyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Boşaltılan köylerine geri dönen yurttaşların elektrik, yol ve su sorunu çözülmüyor-VİDEO
    -Boşaltılan köylerine yeniden yerleşen köylülerin su, elektik ve yol sorunu çözülmedi-VİDEO
    -Havaçor köylüleri çok mağdur: Sesimizi duyuramıyoruz, ölmemiz mi gerekiyor? -VİDEO
    -Dersim’in Kalkar köyünde telefon ve internet çekmiyor, köylüler mağdur -VİDEO

  • Havaçor köylüleri çok mağdur: Sesimizi duyuramıyoruz, ölmemiz mi gerekiyor? -VİDEO

    Havaçor köylüleri çok mağdur: Sesimizi duyuramıyoruz, ölmemiz mi gerekiyor? -VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Havaçor köyünün su, elektik ve yol sorunu yıllardır çözülmedi. Sorunlarının çözülmemesine tepki gösteren köylüler, “Elektriğimiz, yolumuz ve suyumuz yok. Elektriğimiz olmadığı için aldığımız yiyecekler bozuluyor, mağdur durumdayız. Bu çağda bu sorunları yaşamak utanç verici. Sesimizi duyuramıyoruz kimseye, illa ölmemiz mi gerekiyor” dediler.

    Dersim’de 90’lı yıllarda çok sayıda köy boşaltıldı. OHAL Valiliğinin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.

    1997 yılında boşaltılan ve 2002 yılında geri dönüşün yapıldığı Dersim’in Ovacık ilçesinin Havaçor (Yenikonak) köyünde yaşayanların su, yol ve elektrik sorunları, yetkililere yaptıkları tüm başvurulara rağmen halen çözülmedi.

    Havaçor köyünde yaşayan yurttaşlar, yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattı.

    “2024 YILINDA SU İÇECEK ÇEŞMEMİZ BİLE YOK”

    1997 yılında köylerinin boşaltıldığını ve 2002 yılında geri dönüş yapıldığını söyleyen Mustafa Hıroğlu, “Bu köye 2002 yılında itibaren hiçbir hizmet yapılmadı. Valiliğe, kaymakamlığa, TEDAŞ’a gittiğimizde bize köyünüz 20 kilometre uzaklıkta olduğu için maliyet kurtarmadığından hizmet getiremiyoruz dediler. Sorunlarımız çok, 1980’li yıllarda köyümüzde elektrik, yol ve su sorunumuz yoktu ama şimdi yıl olmuş 2024 halen su içecek çeşmemiz bile yok.

    “KÖYÜMÜZDE TELEFON ÇEKMİYOR, AMBULANS ÇAĞIRAMIYORUZ”

    Köylerinde elektrik, yol ve su sorunu yaşadıklarını dile getiren Gültaze Canpolat, “Elektriğimiz, yolumuz ve suyumuz yok. Elektriğimiz olmadığı için aldığımız yiyecekler bozuluyor, mağdur durumdayız. Valiliğe, kaymakamlığa, il özel idareye, TEDAŞ’a CİMER’e sorunlarımızı dile getiriyoruz ama çözüm bulamıyoruz. Köyümüzde telefon çekmiyor hastamız olduğu zaman ambulans çağıramıyoruz, hasta olan kişi burada ölüp gidecek” diye belirtti.

    “SEÇİM BİTTİKTEN SONRA BİZİ UNUTUYORLAR”

    Köylerinde elektrik olmadığı için teknolojiden hiçbir şekilde yararlanamadıklarını belirten Saray Canpolat da “Telefon çekmiyor bir hastamız olsa kilometrelerce yol gitmemiz gerekiyor ki buraya araba getirelim. Bu çağda bu sorunları yaşamak utanç verici. Çok zor şartlarda yaşıyoruz aldığımız yiyecekler bozuluyor. Biz de bu memlekette yaşıyoruz, seçim zamanı oy için bizim yanımıza geliyorlar seçim bittikten sonra bizi unutuyorlar. Sesimizi duyuramıyoruz kimseye, illa ölmemiz mi gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Boşaltılan köylerine geri dönen yurttaşların elektrik, yol ve su sorunu çözülmüyor-VİDEO

    Boşaltılan köylerine geri dönen yurttaşların elektrik, yol ve su sorunu çözülmüyor-VİDEO

    PİRHA-1994 yılında boşatılan Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Haçkirek (Ağaçpınar) köyünün Loşıg mezrasında köylüler 2012 yılında köylerine geri dönüş yaptı ancak elektrik, yol ve su sorunları yıllardır çözülmüyor. Yaptıkları tüm başvurulara rağmen mağduriyetlerinin giderilmediğini belirten köylüler, “21. yüzyılda böyle bir yaşantı olamaz, yetkililer bir an önce sorunlarımızı çözsünler” dedi.

    Dersim, 90’lı yıllarda köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliğinin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.

    1994 yılında boşatılan köyler arasında Ovacık ilçesine bağlı Haçkirek (Ağaçpınar) köyü de yer aldı. Uzun yıllar köylerine gidemeyen yurttaşlar, 2012 yılında yeniden köye dönüş yaptı. Loşıg mezrasına yerleşen aileler, bu defa da su, yol ve elektrik sorunlarıyla kaşı karşıya kaldı.  Yetkililere yapılan tüm başvurular ise karşılıksız bırakıldı.

    “ÇOK MAĞDURUZ, YETKİLİLER SORUNLARIMIZI ÇÖZSÜN”

    Yaptıkları tüm başvurulara rağmen sorunlarının çözülmediğini ifade eden Hasan Sakin, “1994 yılında köylerimizi yaktılar, 2000’li yıllarda köyümüze geri döndük ancak elektrik, yol ve su sorunumuz var. Çok mağduruz, köyümüze hizmet yapılmasını istiyoruz. Sorunlarımız çözülürse kışın da köyümüzde kalırız ancak sorunlarımız çözülmediği için mecburen şehirlere gidiyoruz. Elektriğimiz olmadığı için yiyeceklerimiz bozulmasın diye suyun altına koyuyoruz. Bir an önce sorunlarımızın yetkililer tarafından çözülmesini istiyoruz” dedi.

    “İLAÇLARIM BOZULMASIN DİYE SUDA BEKLETİYORUM”

    Köylerinde elektrik olmadığı için yiyeceklerini suyun altına bıraktıklarını belirten Makbule Sakin, “4 yıldır köye geri döndük. Elektrik, yol ve su sorunumuz var. Yiyeceklerimizi ve ilaçlarımı bozulmasın diye suya koyuyorum. Yaz aylarında sıcaktan dolayı insülin ilacım özelliğini kaybediyor, bu yüzden birkaç defa hastanelik oldum. Elektriğimiz gelirse kışın da köyde kalmayı düşünüyoruz ama sorunlarımız çözülmediği için mecburen şehre gitmek zorunda kalıyoruz. Devletten sorunlarımızı çözmesini istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ayrımcılık yıllardır sürüyor, Kırıkkale’de Alevi köylerine yol hizmeti verilmiyor! – VİDEO

    Ayrımcılık yıllardır sürüyor, Kırıkkale’de Alevi köylerine yol hizmeti verilmiyor! – VİDEO

    PİRHA-Delice İlçesine bağlı Büyükavşar yerleşkesi, geçmiş yıllarda belde belediyesi statüsünü dahi elde etti ancak yine de yol hizmeti alamadı. Yöre halkı, Alevi olmaları nedeniyle yollarının yapılmadığını dile getirdi.

    Alevi köylerine kamu hizmeti verilmemesi yönündeki ayrımcılık sürüyor. Kırıkkale’nin Delice ilçesindeki Alevi köylerine uzun yıllardır yol hizmeti verilmiyor.

    İlçedeki Sünni köylere giden yollar asfalt haldeyken, Büyükavşar, Küçükavşar ve Kurtoğlu köylerine giden yolların ise toprak olduğu görüldü.

    Büyükavşar’da yaşayan yurttaşlar, iktidar partilerine oy vermedikleri için yol hizmeti alamadıklarını söyledi.

    HİZMET OLMADIĞI İÇİN NÜFUS HER YIL AZALIYOR!

    Büyükavşar sakinlerinden Kudret Ulusan, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı. Ulusan, Büyükavşar’ın yaklaşık 35 yıl kadar belde belediyesi statüsünde kaldığının altını çizerek, elektrik ve su hizmetinin CHP’li Necati Ulusan döneminde (1984-1973) geldiğini, sonrasında ise bölgenin adeta kaderine terk edildiğini anlattı.

    Kudret Ulusan, bölgenin belediyelikten düştükten sonra büyük bir gerileme yaşadığını da belirtti. Ulusan, Büyükavşar civarının Alevi inancına mensup olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını vurgulayarak, “Aşağımızda Kurtoğlu köyü var, oraya kadar asfalt var. Ancak Büyükavşar’a gelen 6 kilometrelik yolu asfaltlamıyorlar. Sebep ise Alevi olmamız. Maalesef herkesi birbirinden ayırıyorlar” dedi.

    CUMHURİYET TARİHİ BOYUNCA YOL HİZMETİ ALAMADILAR!

    Büyükaşar’ın köy statüsünde olması nedeniyle İl Özel İdare Kanunu’na bağlı olduğunu söyleyen Kudret Ulusan, yaşadıkları mağduriyete dair şunları ifade etti:

    “İlçeye gitmek için en çok kullandığımız bu yol, projelerde görünmüyormuş! Köyümüzün karşısında Delice ilçesine inen bir yolumuz var ancak orası da Yaylayurt’a kadar asfaltlanmış durumda, sonrasında bizim köye kadar yine toprak yol mevcut. Ben kendimi bildim bileli bizim köye giden yollar bu şekilde asfaltsız.”

    PİRHA/KIRIKKALE

  • Dede Kazım Açıktepe: Dedeler cemlere gelen canlara Yolu, erkanı anlatmalı-VİDEO

    Dede Kazım Açıktepe: Dedeler cemlere gelen canlara Yolu, erkanı anlatmalı-VİDEO

    PİRHA- Dede Kazım Açıktepe, geçmişte yapılan cemlerde her talibin piriyle karşılıklı ikrar vererek cemlerin yürütüldüğünü ancak günümüzde yapılan cemlerin ise pir-talip ilişkisi olmadığı ve ceme katılanlar birbirlerini tanımadığı için formaliteden öte bir anlam teşkil etmediğini kaydetti. 

    Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “CEME GELEN CANLARA ALEVİ RİTÜELLERİNİN ANLATILMASI LAZIM”

    Geçmişte her talip, pir birbirine ikrar verdiği için ondan rızalık almasına gerek olmadığını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Bugün ben buradaki toplumla ilk defa karşı karşıya geleceğiz. Ne o toplum benim yaşamımı ne de ben onların yaşamını biliyorum. Elbette ben o toplumdan rızalık almam lazım” dedi.

    Ceme gelen insanlara Alevi ritüellerinin anlatılması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, şunları ifade etti:

    “Ceme gelen canlara darları, lokmayı, düşkünlüğü, müsahipliği, 4 kapı 40 makamı, rıza şehrini, gaganı, Xızı’ı, Newroz’u, yardımlaşmayı, dayanışmayı, bu Yolu, erkanları anlatmak gerekir.

    “GÜNÜMÜZDEKİ CEMLER CEM OLMAKTAN ÇIKTI”

    Bugün yapılan cemler cem olmaktan uzaklaştı. Çünkü şöyle bir şey var. Biz rızalık alıyoruz, yan yana oturmuşlar ama kimse birbirini tanımıyor. Formalite icabı gibi bir durum oluyor. Birbirinin omzunu öpüp ‘razıyım’ diyor. Bu metropolde yaşıyoruz hiç mi birimizin eksiği yok. 10 yıldır benim de böyle bir gözlemim var. Kendim dahil böyle bir şeyi yapmadık, oysa bunu uygulamamız lazım. Düşkün, müşkül olmasa da yapmak lazım. Bunu katıldığım cemlerde dedelere önerdim. Böyle bir uygulamayı yapalım ki bu insanlar görsün. Bu nasıl yapılıyor, cezası nedir? Nasıl uygulanıyor? Ne oluyor? Bunları cemlerde yapmamız, uygulamamız lazım.”

    “BAZI DEDELER TALİPLERİNİ CAMİYE GÖTÜRMEYE ZORLUYOR”

    Her talibin kendi pirini mutlaka bulması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, “Her ne kadar zaman zaman dedelerimiz eleştirilere maruz kalıyorsa da bu yolu bugüne kadar getiren gene o taliple dedenin gönül birliğidir, ikrardır” dedi.

    Bazı ‘dedeyim’ diyenlerin taliplerini camiye götürmeye çalıştıklarını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Sonuçta cemevleri siyasete bulaştı. Bir kişi hem başkan, hem dede, hem meclis üyesi böyle bir şey olmaz. Tunceli’de cemevi dedesi, hem cemevi başkanı, hem Sosyal Hizmetler İl Müdürü. Milleti işe alıyor, işten kovuyor. Biz bunlarla nereye gideceğiz?” diye belirtti.

    “PİR HABER AJANSI ALEVİ CAMİASININ HEM GÖZÜ HEM KULAĞI HEM DE DİLİ”

    Bu arada, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) varlığından mutlu olduğunu belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, “Pir Haber Ajansı Alevi camiasının hem gözü, hem kulağı, hem de dilidir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü -VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü -VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yapılan muhabbet ceminde, Aleviliğin kendi içerisinde sorgusunu yapan bir inanç olduğu vurgulandı. Yapılan konuşmalarda ‘Varlığın birliği’ başlığının manasına da değinildi.

    Antalya’da yapılan muhabbet cemine Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ile Deniz Ada katıldı.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, yaptığı konuşmasında, “Biz çekirdek kadro olarak burada her perşembe olmasa da 2 haftada bir çerağlar uyandırıp, muhabbet edip, gönülleri birleyip, Yol’umuzu sürebilmek için elimizden geldiğince izah etmeye, Yol’a hizmet etmeye çalışıyoruz” dedi.

    “ALEVİLİK, İÇİNDE YAŞADIKÇA ÖĞRENİLEN BİR İNANÇ”

    Cem hizmetlerinin seyir için olmadığını söyleyen Demir, “Cem, toplanmak, gönülleri birlemek, muhabbet etmek ve zaman içerisinde Yol’un süreğine göre ikrar vermektir. İkrar verdikten sonra Yol’a girmek için söz vermek manasına gelen, sonrasında ise müsahibini tutmak, müsahibini tuttuktan sonra yıllık görgülerini yapmaktır” diye belirtti.

    Alevi inancının, sorgularını kendi içerisinde yapan bir inanç biçimi olduğunu belirten Demir, “Düzgün bir toplum yaratmak, inancı ve kültürü yaşama açısından oldukça önemli. Alevilik, içinde yaşadıkça öğrenilen bir inanç” diye ifade etti.

    “BİZLER OLMADAN HİÇBİR CANLI OLMAZ”

    Alevilikteki “Vahded-i vücut” kavramını anlatan Demir, Ömer Hayyam’ın dörtlüğünü hatırlatarak konuşmasının devamında “Hayyam, ‘Ben varsam o da  var, ben yoksam o da yok’ diyor. Yani bizler olmadan hiçbir canlı olmaz. Varlığın birliğini, kâinatı temsil eden her birimiz, evrende birer küçük parçayız. O yüzden sizler Hakk’ın kendisisiniz” dedi.

    Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe söylenen deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Cemal Şahin: Cemevi Başkanlığı yetkilileriyle görüşenler, Aleviliğe ihanet edenlerdir-VİDEO

    Cemal Şahin: Cemevi Başkanlığı yetkilileriyle görüşenler, Aleviliğe ihanet edenlerdir-VİDEO

    PİRHA-Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini eleştirdi. Şahin, “Hükümetin güdümüne girildiği zaman Alevi düşüncesi kalmaz. O nedenle hükümet bağlantılı kişilerle masaya oturup konuşanlar bu topluma, Aleviliğe ihanet edenlerdir” dedi.

    Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 9 Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumsal tepkiyi günden güne yükseltiyor. Maddi tekliflerle inanç önderlerini kendine bağlamak isteyen Cemevi Başkanlığı, Aleviliği de İslamiyet’in içerisinde şekillendirmek istiyor. Resmiyette tanınmayan Alevilik, devlet eliyle özünden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

    Daha çok şubesi olmayan, bağımsız cemevlerine yönelen hükümet yetkilileri, Alevi köylerinde yaşayan bireyleri de tıpkı bir memurmuş gibi maaşa bağlayıp himayesine alıyor. Alevi örgütleri, bu uygulamanın toplumsal barışı bozacağına da işaret ederek, Cemevi Başkanlığı ile görüşme sağlayan bireylerin, kurumlardan uzaklaştırılacağını vurguluyor.

    “İÇİMİZDE İHANET YAPAN ÇOK KİŞİ VAR”

    Devletin, Aleviliği yok etme çabasında olduğunu söyleyen Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin de yapılmak istenenlerin “kötü niyetli” olduğunun altını çiziyor. Gidişatın iyi yönde olmadığını ifade eden Şahin, “Daha dün gördük, halk tarafından seçilen Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürdüler. Ne yasa dinliyorlar ne demokrasi, ne laiklik… Artık Türkiye’yi tamamen ele geçirdiler. Milli Eğitimdeki uygulamalar kendi düşünceleri doğrultusunda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da tamamen kendi güdümlerini aldılar. Birçok dernek, vakıf ve tarikatları da kendi güdümlerine almış durumdalar. Her tarafı İslami bir yapıya büründürüyorlar” dedi.

    Bu gelişmelere bazı Alevilerinde dahil olduğunu vurgulayan Şahin, “Biz bunlara ‘Kınalı keklik’ diyoruz. Maalesef içimizde ihanet yapan çok kişi var ve bunlar da AKP güdümüne girdi. Toplum, şeriata doğru adım adım götürülüyor bunlar da onlara yardımcı oluyorlar. Fakat Alevi toplumu da artık birçok insan da uyandı ve bu tehlikeyi görüyor. Yapılanlara karşı toplum mücadele de ediyor” şeklinde konuştu.

    “MASAYA OTURMAK, ONLARA PRİM VERMEK ANLAMINA GELİR”

    “Bizler demokrasi, laiklik, insan hakları için uğraşıyoruz” diyen Enver Cemal Şahin, Evrensel hukuk ilkelerinin Türkiye’de de geçerli olması gerektiğini söyledi. Şahin, Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu nezdinde hiçbir karşılığının olmadığını ifade ederek, söz konusu başkanlık yetkilileri ile masaya oturmanın da “ihanet” olacağını vurguladı. Şahin şunları söyledi:

    “Cemevi Başkanlığı ile masaya oturmak onlara prim vermek anlamına gelir. Onları muhatap aldıktan sonra yavaş yavaş ‘sizlere yardım edeceğiz, ihtiyacınızı karşılayacağız’ gibi sözlere başlarlar. Daha sonra Diyanet’e yaptıkları gibi bizleri de o potaya koyarlar. Bugün Diyanet için ne yapılıyor mesela? Merkezden hutbeler çıkartılıyor ve Türkiye’nin her tarafına dağıtılıyor. Süreç içerisinde bunlara bağlanan Aleviler de öyle olacaktır. Alevi dedelerine, cemlerde söylenecek sözler verilecek, bir nevi Diyanet uygulamasına çevrilecek. Böyle de bir tehlike var.”

    “MASAYA OTURUP KONUŞANLAR, ALEVİLİĞE İHANET EDENLERDİR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilileri ile görüşenlere çağrı yapan Enver Cemal Şahin, son olarak şunları söyledi:

    “Bir defa, görüşen o kişiler örgütlerden dışlanmalı. Ayrıca insanları bilgilendirmek ve bilinçlendirmek de lazım. Bu bilinçlendirme de muhabbet toplantılarında olacaktır. Örneğin bizler Ankara’da muhabbet toplantılarına başladık. Konuşulur ve insanlar birbirlerinin düşüncelerini öğrenirler. Toplumsal olarak ne yapılacağı o toplantılarda karar verilir. Bizler, eşit yurttaşlık için mücadele eden, biat kültürüne karşı olan, insanların düşüncelerini özgürce ifade etmelerini isteyen bir toplum istiyoruz. Mevcut hükümetin güdümüne girilirse Alevi düşünce ve felsefesi diye bir şey kalmaz. Onlar kendi düşüncelerini bizlere ve çocuklarımıza aşılar, süreç içerisinde Alevilik sadece isim olarak kalır. O nedenle onlarla masaya oturup konuşanlar, bu topluma, Aleviliğe İhanet edenlerdir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’a 100 yıllık hizmet ayrımcılığı: Yollar çamur deryası-VİDEO

    Yozgat’ta Alevi köyü Yazılıtaş’a 100 yıllık hizmet ayrımcılığı: Yollar çamur deryası-VİDEO

    PİRHA- Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Yazılıtaş köyünün yol sorunu devam ediyor. Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirten köy sakinleri, yollarının sadece 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü belirttiler.

    Türkiye’de birçok Alevi köyünde halkın ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı 100 haneli Yazılıtaş köyü.

    Yazılıtaş, Akdağmadeni ilçe merkezine 28 km doğusunda olup Akdağmadeni – Şarkışla karayoluna ise 3 km uzaklıkta bulunan bir orman köyü. 1850’li yıllardan sonra kurulduğu sanılan köye Malatya, Almus (tokat), Sarıkamış, Aşkale, Divriği  ve ilçenin Ortaköy’ünden gelen ailelerin yerleştiği biliniyor.

    PİRHA’nın 2023 yılında ulaştığı Yazılıtaş köyü sakinleri, hizmette yaşadıkları ayrımcılığı dile getirmiş ve bu haberle birlikte kimi girişimlerle köy yolunun 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme dökülmüştü.

    Ajansımız PİRHA‘ya yeniden ulaşan köy sakinleri dağdan getirdikleri toprakla yollarını yapsa da yağmurdan sonra yollar yeniden çamur içinde kaldı. Köylüler ayrıca, her yolun asfalt yol ve parke döşemesine giderek yerinde incelemeler yapan Akdağmadeni kaymakamının, köylerine uğramak bir yana kendilerine tavır aldığını kaydettiler.

    RESMİ KAYITLARDA KÖY YOLU ASFATLIYMIŞ!

    Geçen yıl resmi yazışmalarda yollarının asfaltlandığını öğrenen köylüler, valilik ve kaymakamlığa başvurmaları sonrasında ‘evraklarda karışıklık olmuş’ cevabı almış. Yine çocuk parkı bulunmayan köyde, geçmiş dönem görev yapmış kaymakamların da imzalarının bulunduğu belgede ise köyde çocuk parkı olduğu iddia edilmiş.

    Konuya dair CİMER’e dilekçe yazan köylülere gelen cevapta ise köyde ‘çocuk parkı olmadığı’ ve ‘parkın yanlışlıkla resmi kayıtlara işlendiği’ belirtilmiş.

    SADECE 500 METRELİK YOLA ÇAMUR OLMAYAN MALZEME DÖKÜLDÜ

    Geçen yıl köye gelen ve sonrasında tayini çıkan dönemin valisi Ziya Polat’ın köye gelerek yol ve alt yapı malzemesi sözü verdiğini aktaran yurttaşlar, sonrasında ise yollarının 500 metrelik kısmına çamur olmayan malzeme döküldüğünü aktardılar.

    Köylülerin, ‘hemen sonrasında araya siyaset girdi ve malzeme göndermediler’ dediği durum sonrasında alt yapı malzemesinin kendilerine verilmediğini ve ayrıca yollarının asfaltlanmadığını dile getirdiler.

    KAYMAKAMIN KÖYE TAVRI OLDUĞU İDDİASI

    Malzeme alamayan köylüler dağdan getirdikleri toprağı köy yoluna dökse de yağan yağmur sonrasında ‘değil araba traktör dahi geçemiyor’ dedikleri yolları çamur deryasına dönmüş.

    Köylüler, Akdağmadeni kaymakamı Fatih Topuz’un Alevi olmayan köylere parke taşı döşemesinde giderek yerinde incelediği, fotoğraflar çektiğini, ancak 1000 metrekare parkı döşemesi sırasında kendi köylerine kaymakamın gelmediğini ifade ederek, bunun Yazılıtaş köyüne yönelik bir tutum olduğu eleştirisinde bulundu.

    2024’TEN YENİ GÖRÜNTÜLER: YOLLAR ÇAMUR DERYASI 

    Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler sosyal medya paylaşımlarında köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekti. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü görünüyor.

    Ovada bulunan birçok köyün yollarının asfaltlandığını belirten Yazılıtaşlılar, sıra kendi köylerine geldiğinde bu hizmetin köy sınırında bittiğine şahitlik ettiklerini belirtiyorlar.

    Ersin ÖZGÜL/YOZGAT

     

  • Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Hakk’a uğurlama erkanlarının Alevi inancına aykırı biçimde yürütülmesini eleştirdi. Pir Buga, “Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da vicdana da ahlaka da sığmaz” dedi. 

    Alevi toplumunda uzun yıllardır tartışılan bir konu da Hakk’a yürüdükten sonra uğurlama biçimi.

    Alevi köylerine cami yapılması, çocuklara zorunlu din derslerinin dayatılması, Alevi inancının tanınmaması sorunlarının yanında Alevi Hakk’a uğurlama erkanındaki asimilasyon tartışılıyor. Alevi bir kişi Hakk’a yürüdükten sonra genellikle inancının kuralları doğrultusunda toprağa sırlanamıyor. İşte tam da bu noktada pirlerin itirazı yükseliyor.

    “ALEVİCE YAŞANIYORSA ALEVİCE SIRLANMALI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ konusunu “Kanayan yaramız” olarak nitelendirerek, yapılması gerekenleri anlattı. “Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur” diyen Pir Buga, şunları ifade etti:

    “Dünyanın en modern toplumundan en ilkel kabilesine kadar tüm insanlar bir canlarını Hakk’a uğurladıklarında bağlı bulundukları inanç ve de yaşadıkları coğrafik koşullar doğrultusunda çeşitli tören ve merasimler düzenlerler.

    Kadimden gelen yasaklı bir inancı yaşamaya ve de yaşatmaya çalışan biz Aleviler de yörelere göre bazı farklılıklarımız olsa da ‘Yol bir sürek bin bir’ anlayışı içerisinde Hakk’a yürüyen canlarımızın ardından ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ yürütürüz.

    Örneğin bir Hıristiyan anne ve babadan doğan çocuk önce papaz tarafından kilisede vaftiz edilir, ardından yaşamı boyunca inancı doğrultusunda her pazar kilisede papazın yürüttüğü ayin ile ibadetini gerçekleştirir. Hakk’a yürüdüğünde de yine kilise papazının yürüttüğü bir ayin ile Hakk’a uğurlanır.

    Yine imam öncülüğünde camide günde üç veya beş vakit namaz kılan Müslümanlardan bir can Hakk’a yürüdüğünde cami imamının kıldırdığı cenaze namazıyla Hakk’a uğurlanır.

    Bu camide de havrada da sinagogta da kilisede de tapınakta da böyledir. Cemevinde de böyle olmalıdır. Çünkü kişi, canı tende iken (yaşarken) kendi özgür ifadesiyle nasıl ibadet ediyorsa Hakk’a uğurlanınca da o ibadet şekline benzer uygun bir tören, merasim veya erkan ile Hakk’a uğurlanır. Aleviler de Alevice yaşıyorsa Alevice sırlanmalıdır.

    Yaşarken pir, mürşid, rehber, talip ile birlikte meydan açıp rızalık alarak, çerağı uyandırıp deyiş, duaz, nefes, gülbang, semah, lokma vs. on iki hizmet yürütülerek Hakk meydanında özlerini dar eyleyip, aklanıp paklanan, toplumsal uzlaşı ve barışı inşa edenler, elbette ki Hakk’a yürüdüklerinde de bu ibadet şekline uygun bir erkan ile Hakk’a uğurlanmalıdırlar.

    “YAŞARKEN NAMAZ KILMAMIŞ CANLARIN CANSIZ BEDENLERİNE NAMAZ KILDIRMAK YOL’A, VİCDANA SIĞMAZ”

    Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da, vicdana da ahlaka da sığmaz. Kaldı ki bu iki yüzlülüktür, iki milyara yakın Müslüman camiasına da hakarettir. Bari onlara saygınız olsun.

    Yol cümlemizden uludur. Gönül rızalığı ile yürünen yolda Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur.

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi: Alevilik rızalık Yol’udur-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi: Alevilik rızalık Yol’udur-VİDEO

    PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürütüldü. Alevi inancının rızalık yolu olduğu, kamil insan yaratmanın hedeflendiğinin belirtildiği cemde, Seyit Rıza ve yoldaşları da anıldı. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürütüldü. Ceme, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ve Ali Aksoy katıldı.

    “ALEVİLİK YOL’U RIZALIK YOLUDUR”

    Cemde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir yaptığı konuşmada, “Cemlerde yapılan hizmetleri sembolik olarak yapıyor olsak da aslında bunların yaşam biçimine uyarlanması gerekir. Ceme girdiğin zaman eğer burada bir küskün, bir dargın birbirinden alacaklı, verecekli varsa hizmet başlamıyor, hizmet yürümüyor. Niye? Gönüllerin birlenmesi gerektiği için. Buradaki rızalaşmamız birlik ve beraberlik içinde birbirimizden hoşnut ve razı olmamızdır. Onun için Alevilik Yol’u bir rızalık yoludur” diye belirtti.

    ALEVİLERE YÖNELİK YAŞANAN BASKI VE ZULÜMLER AŞIK SADIKLARIN SÖZLERİNE SIRLANMIŞ”

    Söylenen nefeslerin içerisinde Kur’an’ın özü olan âşıkların, sadıkların sözleri olduğunu belirten Demir, “Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu öyle baskı, öyle zulüm görmüş ki yaşadıklarını bu nefeslerin içerisine gizlemişler. Nefeslerin her biri her bir dörtlüğü sırdır” dedi.

    “KUŞDİLİNDEN ANCAK BU YOL’DA PİŞENLER ANLAR”

    “Alevi Yol’unun güzelliği nefesleri söylerken kuş dili ile söylemesidir” diyen Demir, “Kuş dilinde söylenenleri ancak yolda pişerek, belli bir aşamaya, belli bir seviyeye gelen kişiler hemen anlar” diye konuştu.

    “SEYİT RIZA VE YOLDAŞLARINI SAYGI İLE ANIYORUZ”     

    İdam edilişinin 86. yılı nedeniyle Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygıyla anarak konuşmasına başlayan Kızıldeli Ocağı yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı da, “Dersim’de şehit düşenleri saygıyla anıyoruz. Onlar var olduğu sürece Kerbela’nın acısını, Dersim’in acısını, Maraş’ın, Çorum’un, Gazi’nin, Gezi’nin acısını yaşamımız boyunca sürdüreceğiz. Nasıl ki Kerbela’da direnen Şah Hüseyin’i unutmadıysak, iktidara karşı egemen güçlere karşı boyun eğmeyen Seyit Rıza ve onun yoldaşlarını unutmayacağız. Önce onları anarak başlamış olalım” diye belirtti.

    “İNSANİ KAMİL OLMAK ELİNE BELİNE DİLİNE SAHİP OLMAKTIR”

    İnsani kamil insan olmak için Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin üç cümlesinin cümle cihana yeteceğinin altını çizen Sazcı, şöyle devam etti:

    “Karşımıza çıkacak her şeye ve herkese yetecek, tek feyz alabileceğimiz şeylerden birisi edep kelimesinin açılımı olan eline, beline, diline sahip olabilmek. Rehberimiz ne diyor? Bu Yol kıldan İnce, kılıçtan keskin, ateşten gömlek giyemezsin, demirden leblebidir, yiyemezsin. Gelme gelme, dönme dönme. Gelenin malı, dönenin canı diyor. Sonra diyor ki bu Yol’a girdikten sonra eğer ikrar verirsen eline, beline, diline, eline eşine, işine, özüne, sözüne, gözüne, sahip ve sadık olman gerekir.”

    “HAKKA HİZMETİ CENNET CEHENNEM İÇİN DEĞİL İNSANA DUYDUĞMUZ AŞK İÇİN YAPARIZ”

    Alevi Bektaşiliğin bir kamil insan yaratma inancı olduğunu hatırlatan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Sazcı, “İnsanlar hakka hizmeti cennet cehennem için yapmasın, ona duydukları aşk için yapsın. Bizim hizmetimiz de aslında birbirimize duyduğumuz aşk. Erenlere, evliyalara, âşıklara, sadıklara duyduğumuz aşktan dolayı bu hizmeti yapıyoruz” diye belirtti.

    “BİZİM NAMAZA NİYAZA DEĞİL, MUHABBETLERE İHTİYACIMIZ VAR”

    Alevilerinin cennet cehennem gibi bir beklentisi olmadığını belirten Sazcı, “Öyle bir beklentimiz olmadığı için burada muhabbet ediyoruz. Aksi takdirde bir şekil ve şemaile tabi olan bir hizmet görürdük. Biz şuna inanıyoruz. Bizim yapacağımız ibadete bizim yapabileceğimiz namaza veya herhangi bir hizmete ihtiyacımız yok. Ancak bizim bu muhabbetlere ihtiyacımız var. Bizim yolumuz, bizim erkânımız, bize bunu buyuruyor hizmetlerimizi de bunlar üzerine icra ediyoruz” dedi.

    Cemde gülbenglerin okunmasın ardından söylenen nefes, deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Bu kişi şeklen Alevi; Yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir’-VİDEO

    ‘Bu kişi şeklen Alevi; Yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü Ali Rıza Özdemir’in atanmasını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, “Eğer gerçek Alevi’yse Yol ve erkanını biliyorsa insanlık yolundan gider ve benliğini hiçleştirir. Zaten MHP’liyse bizden değildir, onlar sadece şeklen Alevidir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gece yarısı kararnamesiyle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’i atadı.
    MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi büyük tepki çekiyor.
    Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da bir asimilasyon merkezi olduğunu başından beri vurguluyor.

    “BELDEN DÜŞEN DEĞİL YOLDAN GİDEN ALEVİDİR”

    Ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’in Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na getirilmesini değerlendiren Türkyılmaz, başkanlık bünyesine katılan hiçbir Alevi’nin gerçek Alevi öğretilerine sahip olmadığını vurguladı.

    Başkanlığın düşkünlerden oluştuğuna vurgu yapan Türkyılmaz şunları söyledi:

    “Kültür Bakanlığı’na bağlı daire başkanlığı oluşturuldu. Ne kadar satılmış dede varsa, satılmış Alevi varsa oraya doldurdular. Yani Aleviler eğer gerçek Alevi’yse yol ve erkanını biliyorsa insanlık yolundan gider ve benliğini hiçleştirir. Zaten MHP’liyse bizden değildir. Onlar sadece şeklen Alevidir. Alevi anne babadan doğmak, Alevi olduğun anlamına gelmiyor. Hacı Bektaş Veli diyor ‘Belden düşen değil, Yol’dan giden Alevi’dir.’ Biz Yol’dan giden, Yol ve erkanımızı süren Alevileriz. O Kültür Bakanlığı’nın yarattığı ya da yaratmaya çalıştığı bazı dedeler Yol düşkünleridir. Bu yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir. Bunlar satılmışlar. Biz Kültür Bakanlığı’nın oluşturduğu Alevi Dairesi’ni asla ve asla tanımıyoruz, tanımamaya da devam edeceğiz. Bizim dinimiz sevgidir. Bunun aksini söyleyen, Yol ve erkanımızdan gitmeyen bizden değildir. Eğer insanlar hiçbir şey bilmiyorlarsa açsınlar, baksınlar, deyişlerimizi tek tek incelesinler. Her şeyin orada olduğunu göreceksiniz. Niye deyişler diyoruz? Bizim Kur’an’ımız telli sazımızdır. Bin yıllardır Osmanlı, elinde kitap bulunduranı kesti, astı, yüzdü. Bizimkiler ne yaptı? Diyorum IQ’muz yüksek. Köyde ezberi güçlü olan insanlara deyişlerimizi, tarihlerimizi ezberlettiler ki kuşaktan kuşağa aktarılsın diye. İşte onun için bizim deyişlerimiz, rehberimizdir.”

    “YOLUMUZ KADINDIR”

    Alevi inancında kadınların yerine de değinen Türkyılmaz, “Yolumuz kadındır, erkeklerimiz erkandır” dedi.

    Türkyılmaz, “Bence Ana eşittir. Ana, Yoldur; erkek, erkandır. Cemlerimizi kadınlar yürüttüğünde ‘kadın cem yürütür mü?’ diyen o erkek egemen beyinlere de buradan sesleniyorum. Evet kadınlar cem yürütürler. Çünkü bizim Yolumuz kadındır, erkeklerimiz erkandır. El ele birlikte, özgür günlere… Biz başaracağız, biz yılmıyoruz, en son cümlem yine şu: Vardık, varız, var olacağız. Kültür Bakanlığı’nın dairesini bize rağmen oluşturanlara, biz varken Aleviliği bizim yerimize tanımlayanlara ve bizi tanımayanlara yine buradan bağırıyoruz, Cemevleri ibadethanemizdir. Cem ibadetimizdir. Cemevlerimiz’den ve ibadetlerimizden elinizi çekin” çağrısında bulundu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi
    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’
    >‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’
    >“Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez; yeni Balım Sultanlar kabulümüz değildir”
    > ‘Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerine, pirlerine, yoluna atanmaya çalışan bir kayyumdur’- VİDEO

    >‘Ali Rıza Özdemir, AKP’nin Alevileri asimilasyon politikasını en iyi uygulayan kişilerden biri’

    > ‘Kendilerine ev içinden insanları devşiriyorlar; Alevileri kandırabileceklerini düşündüler’