Etiket: yol

  • Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    Ulusoy: Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz

    PİRHA- Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, kaleme aldığı ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ başlıklı yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi. Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir” ifadesini kullandı. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nin 51. sayısında yayınlanan ‘Evveli Ali, Ahiri Ali’ yazısında, “Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz” dedi.

    Ulusoy, “Yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır” diye yazdı.

    Veliyettin Hürrem Ulusoy’un yazısının tamamı şöyle:

    “Evveli Ali, ahiri Veli olan Yolumuz’da marifet meyli muhabbet meydanı açmak ise kerâmet sofra kurmaktır. Meyli muhabbet meydanı terk-i şeriat ile başlayıp, tarikat babında meydana giriş ile başlar. Burada akıl ile gönül birlenip, Hakk aşkına, Hakk yoluna, Hakk’a hizmet etmek ile devam eder.
    Başlangıçta söylenmesi ya da ifade edilmesi çok kolay gibi görünse de döngüselliğin seyrinde ateşten gömlektir, demirden leblebidir, kılıçtan keskindir çünkü teslimi rıza başını hakikat duvarı dibindeki sunağın üzerine koymaktan geçer Yolumuz ve o hakikat duvarı asla eğri taşı kaldırmaz. Teslim-i rıza ile başını koyanlar için dem-i devrana döner, dolu dolana akar. Bu döngüsellik ve akışta marifet muhabbetin gıdasından almaktır. Kerâmet kudretten beslenmektir; meydana bir göz atıp, sofradan birkaç lokma almak değildir.

    “YOLUMUZDA PİR EŞİĞİ KABEDİR”

    Tersine ayak baş sağ gerek menzile kavuşa, akıl ile gönül hoş gerek erenler meydanında derdi deşe, teslim-i rıza ile konulan baş gerek Hakk’a kavuşa, çağırmasını bilen gerek ela gözlü Pir’i yetişe. Çünkü yolumuzda Pir eşiği Kâbe’dir, erenlerin gönlü mihrap, sırrı sır edenin cemâli haktır. Yeter ki talip olan eşiğe demi ile vara ki erenler meydanında derdine derman bula. Ötesi eksik, kusur, noksan, gam ve arada kalmanın hamlığıdır. Ham ervah ile yola çıkmak ise mayasız hamuru fırına atmaya benzer. Sonu gam, keder, ikilik, ayrılık, gayrılık, dedikodu, koy gıybet, kıl ü kaldır.

    Belirtmiş olduğumuz ifade ve hususlar kapalı ya da soyut kalmış olabilir ve bu nedenle somutlaştırmaya gitmekte yarar vardır. Düz bir ifade ile konu eğitim ile ilişkilendirilebilir fakat yolumuzda bunun adı eğitim değildir: Ya görüp girmektir ya da girip görmektir; asıldan nesil nesilden asıl olmaktır; talip olmaktır, talep etmektir, üretmektir, çalışmaktır, can-ı gönülden istemektir; teslim-i rıza ile ikrar vermektir; ölmeden evvel ölmektir, pirden doğmaktır; teni toprağa canı Hakk’a kurban etmektir, meydan açmaktır, muhabbet etmektir, cemal cemale durmaktır, gönülden gönüle ayan olmaktır; hal, hatır, gönül, kadir kıymet bilmektir; gönlü bol gözü tok olmaktır, cem kurup dem sürmektir; erenlerin, evliyaların, pirlerin, aşıkların, sadıkların kelâmını Hakk kelâmı bilmektir; hak hizmetinde zahmete katlanmaktır ve zahmeti hizmet bilmektir; meydana dem ile gelip dolu ile gitmektir; sağ ile çürüğü hak ile batılı ayıklamaktır; dem ile gelene eyvallah gam ile gelene illallah çekmektir; dönem eğri olsa da her daim ve her demde doğru durmayı marifet bilmektir; du cihana mihman olup Kerbelâ meydanına baş koymaktır; hakikat terazisinde tartılmak ve meydan-ı Ali’nin vicdanında aklanmaktır; haktan gayrı taraf olmamaktır; meydan fırlayıp ele güne sırrı faş etmemektir ve dahi sırrı sır etmektir.

    “VASIL OLANLAR DARA DİDARA DURANLARDIR”   

    Tabi ki bütün bunlar için marifet evvel-i eşikten temaşa etmeyip, Hakk’tan gelip Hakk’a giden bir canı Hakk’tan esirgememektir ki kavli karar bilip, Hakk’ın her canı türlü türlü merhaleler ile tartıp biçtiğine vasıl olmak gerekir. Vasıl olanlar ateşten gömlek, melâmet hırkasını giyip, dara didara duranlardır; demden öte nura erip, gölgesinde ateş yakmayanlardır.

    PİRHA/İSTANBUL  

     

  • ‘Çemberin içerisinde sıkışmışız; yolumuz, suyumuz yok’ – VİDEO

    ‘Çemberin içerisinde sıkışmışız; yolumuz, suyumuz yok’ – VİDEO

    PİRHA – Dersim’de 1947’den bu yana merkeze bağlı mahallede yaşamalarına rağmen suları olmayan ve yolları yapılmayan Qure Spe mezrası sakinleri, yetkililere çağrı yaptı. Öte yandan askeri bölgenin tam ortasında kaldıklarını belirten yurttaşlar, hayvanlarını dahi özgür bir şekilde hareket ettiremediklerini dile getirdiler. 

    Haberin Videosu

    Dersim merkez Sihenk Mahallesi’ne bağlı Qure Spe mezrasında yaşayan Coşgun ailesi, evlerinde su olmadığını, yollarının yapılmadığını belirterek yetkililere çağrı yaptılar.

    PİRHA’ya konuşan Aydın Coşgun, 1947 yılında merkez mahalleye bağlandıklarını belirtti. O tarihten bu yana ne evlerine su gelmiş ne de yolları yapılmış.

    Ayrıca mezranın yukarısına askeri gözetleme kulesi ve aşağı mahallesine askeri karargah yapıldığını belirten Coşgun, yetkililere çağrı yaparak bu zorlu yaşamın bitirilmesini talep etti.

    “NE GELEN VAR NE GİDEN”

    Coşgun, “1947’den beri merkeze bağlı bir mahalle burası. Suyumuz, yolumuz yok. Dokuzuncu ayda suyu çarşıdan getiriyoruz son 5-6 yıldır. Gelen ‘yapacağım’ diyor giden ‘yapacağım’ diyor. Ne gelen var ne giden. Kışın yaya gidip geliyoruz. Arabalar da gelmiyor. Arabayla Cığ Mezrası’na gelerek oradan yürüyüp geliyoruz. Yedinci ay sıcağında araç gelmiyor. Dokuzuncu ay olan su yine çekilecek. Çarşıdan taşıyacağız. Hayvanları nasıl sulayacağız. Dinar Çayı’na indireceğiz. Orada bazen gidip gelmiyorlar. Ayı, kurt parçalıyor. Köylüler dokuzuncu aydan sonra haftada bir 15 günde bir banyo yapıyor. Yedinci ayın ortasında köyde olan yaşlı teyzemize çarşıdan su getiriyoruz. Gelip çeşmeden alamıyor. O kadın nasıl ihtiyaçlarını karşılayacak. İçeride suyu olsa karşılar. Bu insanların günahı kimden sorulacak” diye konuştu.

    “DİKENLİ TELLERDEN HAYVANLARIMIZ YARALANIYOR”

    Coşgun, askeri kuleye ilişkin ise şunları aktardı:

    “3 yıldır yukarıdalar. Burada bir tarla var telle çevrilmiş, hayvanlarımız gidiyor yaralı halde geliyor. Eskiden hayvanlar gidince rahattık ama şimdi yaralanıyorlar, kesmek zorunda kalıyoruz. Dikenli tel çekmişler. Hayvanları sabah salıyoruz. Bazen geliyorlar bazen gelmiyorlar. Araziye çıktığımız zaman telefon açıp bildirmemiz gerekiyor. tabi korkarsın rahat gidemezsin. Gittiğinde de korkuyla gidersin. Devamlı atış talimi yapılıyor. Başka gidecek yerimiz yok nereye gidelim. Tek dayanacağımız yer burası.”

    “DERSİM’DE HERKES SAVAŞIN ORTASINDA”

    Köylerinde mayından yaralanan bir yurttaş olduğunu belirten Coşgun, şunları kaydetti:

    “Biz gidemiyoruz o bölgeye. Hayvanlarımız gidiyor gelmiyor mayına mı bastı kurt mu yedi bilmiyoruz.

    Zaten Dersim’de herkes savaşın ortasında. Dersim’in her tarafı savaştır. Zengin kaçmış gitmiş, fakir kalmış. Fakir de ya kalacak ya ölecek. Gidemiyor. Fırsatım olsa giderim. Niye susuzlukta yaşayayım. Herkes güzel bir hayat yaşamak ister. Ama biz burada kalmışız. Dayanacak yerimiz burasıdır. Mahallede 6 hane var şu anda. Eskiden 24 aile yukarıda 30 aile de burada yaşıyordu. Herkes çıktı gitti.”

    “ÇEMBER İÇERİSİNDE SIKIŞMIŞIZ”

    Ayşe Coşgun ise su ve yol olmaması sebebiyle yaşadığı zor yaşamı şöyle aktardı:

    “Burada yol yok, su yok. Burası Atatürk Mahallesidir. Kimse sözünde durmadı, yol yapılmadı, su getirilmedi. Çamaşır elde yıkanıyor, banyo yapılamıyor. Dağ başı değil, burası merkeze bağlı mahalle. Hayvanlarımız yukarıya aşağıya gidemiyor. Yukarı kuledir, aşağı askeriye. Çember içerisinde sıkışmışız.”

    Hayvanları otlatmaya götürdüklerinde tedirgin olduklarını belirten Ayşe Coşgun, “Burada hayvanlarımız bile rahat değil. Geçenlerde hem komşumun hem benim hayvanlarım tele takıldı. Teller jiletli teller, hayvanlarımız yaralanıyor. Devlet de susuyor buna ilişkin bir şey yapılmıyor. İnsanlar perişan mıdır, hayvanı eziyet mi çekiyor kimse düşünmüyor. İnsanları hiç kimse duymuyor” dedi.

    Coşgun, “Belediye başkanımız, valimiz, milletvekillerimiz, cumhurbaşkanı duysun bizi. Dersim insanı gerçekten eziliyor” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • Veliyettin Ulusoy: Yolumuzun temel düsturlarına aykırı hareket ediliyor

    Veliyettin Ulusoy: Yolumuzun temel düsturlarına aykırı hareket ediliyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi. Ulusoy, Yolun kâmil olanı seçeceğini ve olur olmaz herkesi taşımayacağını, Yolun kendisine uymayanı elediğini vurguladı. 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Edep ile Erkan bir olmayınca insan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünür” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

    Serçeşme Dergisi’nin 44. sayısında yayınlanan yazıda Ulusoy, “Yolumuzda düşenin sitemi “cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak, yanığa yanık, bereye bere” şeklinde çalınmaz. Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi.

    Ulusoy, “Yolumuzun temel esaslarına göre verilen ikrar ile birlikte kişi kendi hata, eksik, kusur, noksan ve yanlışlarından sorumlu tutulur ve kendisi de bizatihi bu sorumluluklara ‘Allah eyvallah’ der; yani teslim-i rıza olur. Ebedi yenilenme ve sonsuz döngü içerisinde kurulan ilk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” hatırlatmasında bulundu.

    “KURALLAR HERKES İÇİN EŞİT DERECEDE UYGULANIR”

    Veliyettin Ulusoy şu örnekle ifade etti:

    “Örneğin, kadın erkek fark etmeksizin haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, cana kıyan, insanlara zarar veren, hatır gönül kıran, söz taşıyan, kapı dinleyenler düşkün sayılıp, sitemleri bitinceye kadar ceme alınmazlar. Ama öyle suçlar vardır ki sitemleri yaşadıkları sürece devam eder. Verdiği ikrardan dönenler, zina suçu işleyenler, kasten cana kıyanlar, sırrı faş edenler vb. Yolumuzda kişi ister mürşit, rehber, dede, ana, bacı; ister talip, baba, dedebaba olsun kurallar herkes için eşit derecede uygulanır ve hatta cezanın derecesi taliplikten mürşitliğe doğru çalınan sitemin derecesi daha ağır olur.”

    “YOL KAMİL OLANI SEÇER, HERKESİ TAŞIMAZ”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, yazısına şöyle devam etti:

    “İnsan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünse de Yolumuz talibini ve kurbanını kendisi tayin eder. Yol kâmil olanı seçer ve olur olmaz herkesi taşımaz. Başka bir ifade ile Yol kendisine uymayanı eler. Verdiği ikrara sadık kalıp, pişeni olduğu gibi eksik, hata, kusur, noksan ve yanlışları sonucu düşeni de olmuştur ve olacaktır da ama bu düşene vurmak anlamına gelmiyor. Eğer işlediği suç kişiyi ömür boyu düşkünlüğe mahkûm etmiyorsa vurulan sitemler ve uygulanan yaptırımlar olumlu, yapıcı, birleştirici, kişiye zarar verilmemesi yönünde olur.

    “İZLENİLEN YÖNTEM YOLUMUZUN TEMEL DÜSTURLARINA AYKIRI”

    Fakat günümüzde düşkünlük kurumu öyle bir hale getirildi ki Yolda olan da olmayan da Yola gireni ya da girmeyeni düşkün ilan edebiliyor. Yolda olan ya da olmayanın kişiyi düşkün ilan edebildiği gibi aynı “hak” ve cesaret” ile kişinin düşkünlüğünü kaldırabiliyor. Oysaki Yolumuzda tarikat kapısına rehbersiz girilmez, marifet kapısında mürşitsiz gezilmez, hakikat kapısına pirsiz varılmaz. Eşiğe varmadan Haydar kapısının kilidini kendisinde bilen de var; meyli muhabbetten pişmeden, meydan görmeden kendisini meydanın sahibi ilan edenler de. Bu ifadeleri dile getirirken amacımız elbette ki kimseyi incitmek, kırmak ya da hizmet edenlerin emeğini yok saymak değildir. Ama uzunca bir süredir basında, çeşitli toplantılarda yapılan konuşmalarda, sosyal medya üzerinde ve daha birçok mecrada düşkünlüğe dair edilen kelamlar çok da yerinde olduğu söylenemez. Edilen kelamlar haklılık payı da içerebilir fakat izlenilen yöntem Yolumuzun temel düsturlarına aykırıdır.

    YOLDA OLANLA OLMAYANIN FARKI

    En basit hali ile kişi yola girmemişse kendisine yönelik yapılan suçlamalar ile ilgili düşkünlük kurumuna ait olan terimlerin kullanılması erkân değildir. Şayet bunun erkan olduğunu kabul edersek yolda olan ile olmayanın birbirinden hiçbir farkı kalmaz ve “kalsın gönül, yol kalmasın” ifadesini tersyüz etmiş oluruz. Yani “kalsın yol, gönül kalmasın.” Belki bir istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Ama böyle bir duruma “eyvallah” demek en basit hali ile bizi ikrarsız Alevilik sonucu ile karşı karşıya getirir. Elbette ki “istisnalar kaideyi bozmaz” fakat istisna olanın kendisi kaidenin yerine geçerse bir süre sonra istisna olanın kendisi kural haline gelebilir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • AKP’den Alevi köyüne tehdit: Oy verin yoksa hizmet alamazsınız-VİDEO

    AKP’den Alevi köyüne tehdit: Oy verin yoksa hizmet alamazsınız-VİDEO

    PİRHA- “Bizim köy Alevi köyü olduğu için hizmet alamıyoruz, yollarımız yapılmıyor ve AKP’liler köyümüze gelerek, ‘Bize oy verin yoksa hizmet alamazsınız’ diyerek bizi tehdit ediyorlar.” Bu sözler Balıkesir Manyas’ta yaşayan Çal köylülerine ait. 

    Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti inançlarını rahat yaşayamamaları, cemevlerinin olmaması, Alevi köyü olmasına rağmen cami yapılması ve Alevi oldukları için hizmet alamamaları.

    Balıkesir Manyas’ta yer alan Çal da Alevi köyü olduğu için hizmet alamamış, yolları parçalanıp öyle bırakılmış ve köylerine cami yapılmak istenmiş. Ayrıca köylerindeki tüm kahvelerine AKP’lilerin seçmen broşürleri asılmış.

    Çal Köyü’nde yaşayan Zeki Ergen yaklaşık 40 hanelik olan köylerine yönelik yaşanan baskılara ve sorunlara ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Köylerinin yolunu parçaladıklarını ancak yapmadıklarını aktaran Ergen, “Siz Alevi köyüsünüz bize oy vermezsiniz yolunuzu yapmayız. Bizi Balıkesir’de iktidara getireceksiniz. Tehditle yapamadıkları için yolu param parça edip gittiler. Ben köyümüzün yolu yapılsın istiyorum. Çünkü bu yolun bize her türlü zararı var. Yazın şakır şakır tozlar içeri giriyor. Elbiselerimiz tozdan mahvoluyor her gün rezillik köyümüzdekiler tozdan bıkmış. Bu yoldan dolayı arabalarımız hasar yapıyor. Her zaman maliyet oluyor. Çoğunun arabası arıza veriyor. Conta yakması, motor arızası ona benzer çok hasarlar oluşuyor araçlarımızda” diye konuştu.

    “YOLUMUZUN BİR AN ÖNCE YAPILMASINI İSTİYORUM”

    Yolun yapılması için yetkililere gittiklerini ancak hep geri çevrildiklerini dile getiren Ergen, “Bize hep bir yıl sonra olacak, diyerek erteleyip duruyorlar. Beş yıldır bu durum böyle. Ben artık bunun tekrarlanmasını istemiyorum ve yolumuzun bir an önce yapılmasını istiyorum” dedi.

    “YA BİZE OY VERİRSİNİZ YA HİZMET GETİRMEYİZ”

    Tehdit edildiklerini belirten Ergen, şunları anlattı:

    “AKP’liler ya bize oy verirsiniz ya da size hizmet getirmeyiz, diyorlar. Biz de adalet yasa ne ise uygulayacaksınız diyoruz. Ve kesinlikle onlara oy vermem. Ama başkalarına bir şey diyemem. Şu an köyümüzün yolu yol olmaktan çıkmış durumda. Bize bu kadar oy çıkmazsa yolu yapmayacağız diyorlar. Bu köyde onlara dedikleri oranda oy çıkmaz bu nedenle yolumuzu yapacaklarına inanmıyorum ve bu yol böyle kalacak. Biz de kimseye buna oy verin diye tehdit ve şantaj yapamayız. Gönülleri kime istiyorsa ona oy versinler. Ancak ben de tehdit edilmek istemiyorum. Bu yolun bu yaza kadar en kısa zamanda yapılmasını istiyoruz.”

    “KÖYÜMÜZÜN YOLUNA TOKİ KONUTLARI YAPILIYOR”

    Köy yollarının üstüne Toki konutları yapıldığını vurgulayan Ergen, “Bize ‘Buradan gelip geçmeyin yolunuz yok burada. Sizin yolunuz başka yerde oradan gelip gidin’ diyorlar. Ve köy yolumuzda hep şantiye arabaları çalışıyor” diye konuştu.

    “KÖYÜMÜZE CAMİ YAPILMAK İSTENDİ”

    Köylerinin bir Alevi köyü olduğunu ancak cemevlerinin olmadığını kaydeden Ergen son olarak şunları aktardı:

    “Biz bir Alevi köyüyüz bizim köyde cemevimiz yok ve yapmıyorlar. İnancımızı yerine getiremiyoruz. Bizim Alevi köyü olduğumuzu biliyorlar. Buna rağmen köyümüze cami yaptırmak istediler. Ancak biz Alevi köyü olduğumuz için cami istemiyoruz dedik. Bir imza kampanyası başlattık ve cami yapılmasını engelledik.”

    PİRHA/BALIKESİR

  • Elazığ Şahinkaya köyü muhtarı: Dersimli olduğumuz için hizmet alamıyoruz-VİDEO

    Elazığ Şahinkaya köyü muhtarı: Dersimli olduğumuz için hizmet alamıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Elazığ merkeze bağlı Şahinkaya köyünün yıllardır çözülmeyen alt yapı, yol ve içme suyu sorunları ile ilgili açıklama yapan köy muhtarı Fevzi Güvenç, “Defalarca yetkililere yaptığımız başvurulara rağmen sorunlarımız çözülmedi. Köy de yaşayanların büyük bir kısmı Dersimli olduğu için yetkililer bizlere farklı bir göz ile bakıyor ve hizmet alamıyoruz” dedi.

    Elazığ merkeze bağlı Şahinkaya köyünde, nüfusun büyük bir kısmı yıllar önce Dersim’den göç ederek yerleşen ve  farklı inançtan yurttaşlardan oluşuyor. Köyde  yol, alt yapı ve su sorunu yıllardır çözülmüyor. Yurttaşlar köy meydanında bulunan çeşmeden içme suyu ihtiyacını karşılıyor.

    Köyde yaşayan yurttaşlar, yaşadıkları sorunlara ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “İÇİLMEYEN SUYUN ÜCRETİNİ ÖDÜYORUZ”

    Köyün çeşmesinde doldurduğu su bidonlarını her gün yüzlerce metre uzaklıkta bulunan evine taşıyan Arzu Çelebi, “Köyümüzde bulunan bütün evlere su şebekesi için borular çekildi. Ama evlere çekilen borulardan gelen şebeke suyunu içme suyu, çay ve yemek yapmakta kullanamıyoruz. Yağmurda karda her türlü zor şartlarda çeşmeye gidip su getirmeye devam ediyoruz. Eve çekilen içemediğimiz ve yemek yapmakta kullanamadığımız şebeke suyu için de ayrıca Elazığ belediyesine ücret ödüyoruz.” dedi.

    “ÖZEL İDARE İLE BELEDİYE ARASINDA SIKIŞMIŞIZ HİZMET ALAMIYORUZ”

    Şahinkaya köyünde 10 yıldır muhtarlık yapan Fevzi Güvenç de, “Köyümüz belediye sınırları içinde mücavir bir alan. Özel idare ile belediye arasında sıkışmış, defalarca başvuru yapmamıza rağmen köyün sorunlarının çözümü noktasında hiçbir çalışma yapılmamış ve herhangi bir hizmet görmemiş” diye ifade etti.

    “DERSİMLİ OLDUĞUMUZ İÇİN YETKİLİLER KÖYÜMÜZE HİZMET VERMİYOR”

    “Köyün sorunlarının çözülmesi için 10 yıldır Özel İdare ve Belediye arasında gidip gelmekteyim. Önceki dönem ve mevcut Belediye Başkanı ile defalarca görüştüm köyün mahalle statüsüne alınarak gereken hizmetlerin verileceğinin sözünü vermiş olmalarına rağmen 10 yıldır hiçbir çalışma yapılmadı” diyen Güvenç şöyle devam etti:

    “Yollarımız asfaltsız, köy içerinde hiçbir çalışma yapılmamış ve her taraf çamur. Köyün içerisinde gezemiyoruz. 2018 yılının Eylül ayında evlere su şebekesi boruları çekildi. Ama şebeke suyu içilmiyor, yemek ve çayda kullanılmıyor. İnsanlar halen köy çeşmesinden su ihtiyacını görüyor. Köyde yaşayanların büyük bir kısmı Dersimli olduğu için yetkililer bizlere farklı bir göz ile bakıyor. Gereken hizmeti bizlere vermiyor” diye konuştu.

    “KIŞ AYLARINDA ÇEŞMEDEN SU TAŞIMAK ÇOK ZOR OLUYOR”  

    “Evdeki şebeke suyu içilmediği ve yemekte kullanılmadığı için çeşmeden su aldıklarını” ifade eden Ayten Biter ise “Evlerimizdeki şebeke suyunu banyo, çamaşır ve bulaşık yıkamada kullanıyoruz. Köydeki kadınlar su ihtiyaçlarını karşılamak için çeşmeden su alırlar. Benim evim çeşmeye yakın ama birçok arkadaşım çok uzaklardan gelip su taşıyor. Özelikle kış aylarında su taşımak çok zor oluyor. Yağmur ve kar yağıyor, çeşmeye gelen kadınlar çok üşüyor” dedi.

    Mustafa YÜKSEL-Hüseyin Yaşar SEZGİN/ ELAZIĞ

  • Varto’nun Tatan Köyü’nde yollar ralli pisti gibi!

    Varto’nun Tatan Köyü’nde yollar ralli pisti gibi!

    PİRHA – Muş’un Varto ilçesine bağlı Güzelkent (Tatan) köyünden geçen asfalt yol nedeniyle her gün başka bir kaza riski yaşanıyor. Bu güne kadar köy içinden geçen yolda yüzlerce kümes hayvanı telef oldu.

    Güzelkent (Tatan) köyünde özellikle yaz sezonunda araç trafiği had safhaya ulaşırken, sürücülerin hız limitlerini ve insan hayatını hiçe sayan tutumları nedeniyle kaza riski yaşanıyor. Köy içinde yeni yapılan yollarda hız sınırı, denetim ve levhaların olmamasından dolayı her yıl köyde birçok ölümlü kazalar yaşanıyor ayrıca köy içinde geçen yüzlerce kümes hayvanı telef oluyor.

    Yılanlı (İnali), Çayçatı (Gundemira) Özkonak (Qeregwec) köylerinden geçerek Güzelkent köyüne ulaşılıyor. Güzelkent köyünde halk yol güzergahı boyunca herhangi bir denetim ve hız sınırı olmamasından yakınıyor.

    “KAZA OLMASIN DİYE DUA EDİYORUZ”

    Konuya ilişkin konuşan Güzelkent Köyü Dernek Başkanı Veli Beyazgül, “Köyümüzdeki asfalt yol insan hayatını tehdit eder noktaya geldi. Yıllar önce çamurlu yollardan kurtulduk, saha sağlıklı bir ulaşım olacak diye seviniyorduk. Şimdi bu yolda ‘aman kaza olmasın’ diye dua ediyoruz. Bugüne kadar köy içinden geçen yolda yüzlerce kümes hayvanı telef oldu. Bunun yanı sıra başta çocuklar olmak üzere onlarca kez ölümden dönülen kaza tehlikeleri yaşandı, artık önlem alınsın” diye konuştu.

    Konuyu muhtarlıkla birlikte Muş İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri’ne ilettiklerini dile getiren Beyazgül şunları kaydetti:

    “Söz verilmesine rağmen, köye hız sınırlarını gösteren tabela ve asfalt üzerine dökülecek kasis (rotmiks) malzemesi gönderilmedi. Bu işlem çok büyük maliyetli değil, bizim talebimiz çok açık ve net aslında, köy girişlerine çift yönlü olarak 30 km hız sınırını gösteren tabela konulması ve problemli asfalt yolda belirli noktalarda aşırı hızı sınırlayacak rotmiks gönderilmesini istiyoruz. Gerekirse bu malzemeyi kendi imkanlarımızla kasise dönüştürüp boyayabileceğimizi de belirttik. Bu talebimiz Ağustos başında ve sonunda olmak üzere iletildiği halde henüz sonuç alamadık. Hatta sulama projemizle ilgili olarak köy heyetiyle Muş İl Özel İdaresine gittiğimizde köy muhtarımız Veli Kaya ile birlikte yol şubesini de ziyarete gittik. Daha önceden muhtar telefonla görüşmüştü, konuyu bilmelerine rağmen takip ettiğim kadarıyla şimdiye dek dönüş yapan olmadı.”

    “İNSAN HAYATI SÖZ KONUSU”

    Tatan Dernek Başkanı Beyazgül, konuyu ısrarla takip ettiğini ve en son muhtarın Ağustos sonunda Muş İl Özel İdaresi’ni kendi yanında aradığını ve karşı taraftan ‘ilgileneceğiz’ sözünün verildiğine şahit olduğunu belirtti.

    Bu konuda yakın zamanda bir adım atılacağını söyleyen Beyazgül, “İnsan hayatının söz konusu olduğu böyle konular sürücülerin insafına bırakılamayacak ve kamu kurumlarınca da ertelenmeyecek kadar önemli. Yarın köy içinde ölümle sonuçlanan bir kaza yaşanırsa bunun hesabını kim verecek, merak ediyorum?” diye sormadan da geçemiyor.

    “TRAFİK KURALLARI KÖYDE DE GEÇERLİ OLMALI”

    Beyazgül, “Büyük kentlerde geçerli olan trafik kuralları köylerde de geçerli olmalı, bütün kuralları geçtim, sadece bizim köy değil, içinden yol geçen bütün yerleşim birimlerinde aynı hassasiyet ve yaptırımlar uygulanabilmeli düşüncesindeyim, köy yolumuza bakıyorum adeta otoban gibi, otobanı bırakın, yarış pistinde sanıyor sürücüler kendini! Yazıktır, bu kadar gözü dönmüşçesine araç sürülmez, herkesin çoluğu çocuğu var, yıllardır çok sayıda hayvanımız telef oldu, onlar da can taşıyor, hesap sorulmadı, sürücülerin de umurunda olmadı, ama korkarım ki bu vurdumduymazlık yüzünden bizim köyde olmasa bile başka bir köyde insan hayatları risk altına girecek iyice. Tutup şu yollara ark kazsak, bir araç zarar görse biz suçlu olacağız, o yüzden ilgili birimlerden acil olarak bu sorunumuza el atmalarını bekliyoruz” diye konuştu.

    “HIZ SINIRI YOK, YAYA SAYGI YOK, HAYVANA SAYGI YOK”

    “Yapılacak işlem basit, köyümüzü konuyla ilgili pilot bölge gibi düşünebilirler” diyen Beyazgül şöyle devam etti:

    “Kendi köyümüzde aracı olan sürücüler bu konuda daha duyarlılar ama köy yolumuzu geçiş için kullanan diğer sürücülerde bunu ne yazık ki göremiyoruz. Ağustos ortasında gözümüzün önünde neredeyse çocuğumuzu kaybedecektik, aracı durdurduk o vesileyle lütfen dikkat edin mesajımızı ilettik ama her zaman bu kadar şanslı olunmayabiliriz. Hız yapanlar yola çıkarken önce kendi çocuklarını ve sevdiklerini düşünsünler, hız sınırı yok, yayaya saygı yok, hayvana saygı yok, kontrol eden yok, hesap soran yok!”

    “YETER ARTIK BU SORUN ÇÖZÜLSÜN”

    Her gün defalarca benzer tehlikeler yaşadıklarını belirten Beyazgül son olarak şu çağrıyı yaptı:

    “Bugüne dek onlarca hayvan telef oldu, çocuklar başta olmak üzere onlarca defa ölümden dönüldü! Köy yolları otoban mı? Yoksa yarış pisti mi? Yollarımıza asfalt veya mümkünse kauçuk hız kesici kasisler konulsun, yeter artık bu sorun çözülsün!!!” şeklinde talebimizi iletebilirim, bir an önce gerekli tedbirlerin alınması caydırıcılık açısından önemli. Yetkililere çağrıda bulunuyorum, lütfen yarına bırakmayın bu sorunu çözün.”

    VARTO/PİRHA

     

  • Yönetmen Hüseyin Aydın yeni filmini anlattı: Rıza Şehri bir söylence değil-VİDEO

    Yönetmen Hüseyin Aydın yeni filmini anlattı: Rıza Şehri bir söylence değil-VİDEO

    PİRHA-Aleviliğin temel taşlarından olan razılık ve rızalığa dayalı, kimilerinin Alevilerin ütopyası diye adlandırdıkları Rıza Şehri beyaz perdeye aktarılıyor. Tek derdi Alevi yol değerlerini insanlara unutturmamak olan Alevi yönetmen Hüseyin Aydın, yeni filmi olan Rıza Şehri’ni anlattı. 

    Hüseyin Aydın film yönetmeni. Derdi ise Aleviliğin unutulmaya yüz tutmuş yaşamını, felsefesini görsele dökerek satır başlarıyla insanlara hatırlatmak. İlk filmi Aşkın İkrarı Yol ile bunu yapmaya çalışan Aydın, şimdi ikinci filmi olan Rıza Şehri’ni çekmeye hazırlanıyor.

    “DERDE DERMAN ARAMA BAĞLAMINDA FİLMLER ÇEKİLMEDİ”

    Adından da anlaşılacağı üzere Rıza Şehri Alevilerin ütopyası diye adlandırılan tamamıyla razılık ve rızalığa dayalı bir yaşam biçimini konu ediniyor. Aydın ile Aleviliğin görsele aktarımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Aleviliğe dair bir sürü film çekildiğini ifade eden Aydın, bu filmlerdeki sıkıntıyı şöyle anlatıyor:

    “Aleviliği kendi derdi olarak bilip o derde derman arama bağlamında mı filmler çekildi yoksa o derdi kullanıp orada gişe yapıp biraz para kazanmak anlamında mı yapıldı? Bunlar farklı farklı şeyler. Bu iki pencereden baktığımızda ciddi bağlamda Aleviliği dert edip bu derde derman arama bağlamında çekilmedi bu filmler. Ne yaptılar Aleviliğe ait belli görsel şeyler koydular ‘alın size’ dediler işte Alevilerin onu izlemesini sağlayıp oradan gelir elde etme anlamında yaptılar. Aslında bu çok kötü bir şey değil belki ama inançsal olarak doğru değil. Benim şöyle bir derdim var, hani Şah Hatayi diyor ya ‘Güzel pirim bir dert vermiş çekerim, bir derdim var bin dermana değişmem.’ Neydi o bir dert ki sen bin dermana değişmiyorsun. O bir dert insan olmaktır, o bir dert evrende var olan her şeyi sevmektir. O bir dert kendisinin dışındaki her şeyi dost, musahip, kardeş görmektir. O öyle bir dert ki mevkiyi makamı, parayı pulu, benliği hiçleştirmektir. Peki o bin derman neydi ki kabul etmiyordu? Mevkiydi. ‘Hadi lan’ dedi. Makamdı ‘Hadi lan’ dedi. Para, şan, şöhretti. ‘Hadi lan’ dedi. Namerdin sofrasına oturmaktı. ‘Hadi lan’ dedi. ‘Benim mazlumlar katarı diye bir derdim var’ dedi. ‘Ben oradan ayrılmam, ben zalimin önünde ilik iliklemem. Bunlar benim dermanlarım değil’ dedi. Şimdi yaşadığımız çağda ne yazık ki hayatın bir parçası oldu bu saydıklarımız.”

    “CANLI BİR PARA OLUYORSUN”

    “Şimdi hangimiz yeni çıkan telefonun markasında değiliz ki” diye serzenişte bulunan Aydın, eleştirilerini şöyle sürdürüyor: “Yani biz insan olmayı ve insanca yaşamayı değil sistemin bilinç altımızda kodlandırdığı şeyleri almak ve ona göre kendimize empoze etmek, şekillendirmek derdine düşmüşüz farkında olmadan. Böyle olunca ne oluyor insan olma yanın törpüleniyor ve bitiyor. Biyolojik olarak insansın, düşünce ve beyin olarak insanlıktan farkında olmadan uzaklaşmış oluyorsun ve sistemin parçası olmuş oluyorsun. Sistemin ana temeli metadır, paradır ve sen de canlı bir para oluyorsun. Bu kadar net.”

    “ALEVİLİĞİN TEMEL DÜSTURU RAZILIK VE RIZALIK”

    Aleviliğin temel düsturunun razılık ve rızalık olduğunu belirten Aydın, “Razılık ve rızalığın olmadığı hiçbir yaşam tarzı Aleviliğe tekabül etmiyor. O zaman ne yapmalıyız biz temel köşe taşını iyi döşemek zorundayız. Eskiden okuma vardı insanlar okuyordu. Artık okumuyorlar. Şimdi ne yapıyorlar izliyorlar. Radyo vardı dinliyorlardı. Radyodan sonra ne oldu televizyon çıktı. Radyo dinlemiyorlar artık. Adam gözüyle izliyor kulağıyla dinliyor. Gözden kulaktan beyine beyinden yüreğe getiriyor. Eğer ona ait bir şey varsa buraya mekan ettiriyor. Ama yoksa da ‘Hadi bana eyvallah’ diyor.” diye ifade ediyor. Görselliği kullanarak insanlara kendi gerçeklerini ulaştırmanın önemine değinen Aydın, konuşmasına şöyle devam ediyor:

    “İNSANI İNSANLAŞTIRAN KÜLTÜR VE SANATTIR”

    “Alevilerin en büyük eksiklerinden birisi kültür sanat. Canlıları diri tutan iki şey vardır; hava ve su. İnsanı insanlaştıran evrim sürecini tamamlayan kültür ve sanattır. En basit bir şey 7 ulu ozanı çıkar hadi Aleviliği yürüt bakayım. Ama neden çünkü o zaman görsellik yoktu sözeldi, söylemleydi. Ne yapıyordu bu 7 ulu ozan Aleviliğin yaşamına dair? Mesela Daimi ‘Hakk’ın varlık deryasıyım mademki ben bir insanım’ diyor. Burada yaradılışın gerçekliğini anlatmaya çalışıyor. Neyle kelamla. Niye kelam her insani kamil Hak’la Hak olmuşsa eğer onun ağzından yüreğinden çıkan her şey Hakk’ın kelamıdır. Neden telli Kuran diyoruz çünkü yazılı olmayan sözel Hak’ın söyleminin tezahürü olduğu için öyle diyoruz. Bunun için de sözeldi şimdi sözelden görsele döndü. Döndüyse eğer o zaman bunların arka planındaki görselliğini insanlara götürüp insanın kendi vicdan terazisinde tartmasını sağlamak ve kendisine dar olmasını, yar olmasını, bir olmasını sağlayacaksak eğer bu görsellikten geçer.”

    “GELECEĞE KAYNAK BIRAKMIŞ OLACAKSIN”

    Alevi yaşam ve yol dünyasına görselliği bırakmak için Rıza Şehri ile başlamak gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Rıza Şehri ile başladığında o benliği yok edip kendini ağırlığınca terazinin kefesine koyup gülle tartmak söz konusu olacaktır. Ondan sonra tutarsın dört kapı kırk makamı kapı kapı işletirsin, yaparsın. Böylelikle hem Aleviliği daha anlaşılır bir şekilde insanlara hisse edilmiş hikayeler içerisinde götürüp kendilerine orada bir ayna olarak tutarsın, kendilerini yargılamalarını görmelerini sağlarsın. Ama aynı şekilde de geleceğe bir kaynak bırakmış olacaksın. Binlerce kitap var ama ne yazık ki şimdi kitaplar ileriye belge olarak kalıyor eğitim görevi görmüyor” diyor.

    “ÖNEMLİ OLAN YOLU YÜRÜTMEKTİR”

    Yolun yürüyebilmesi için herkesin kendince bir şeyler yapması gerektiğini söyleyen Aydın, “Yola talip olmak yetmiyor, önemli olan yolu yürütmektir. Siz buradan yürümezseniz eve gidemezsiniz. ‘Eve gitmek istiyorum’ bu düşüncedir. Gitmen için yürümen lazım, hareket etmen lazım. Alevilik de böyle bir şey. Aleviyim demekle Alevi olamıyorsun, olmuyor, yetmiyor. Ne yapmak lazım; yürümek lazım. Yürümekse kim yetenekleri, gücü oranında ne kadar yürüyebiliyorsa yürümeli. Herkes yapabildiğini yapabilirse biz bir yere gelebiliriz, bir yere gidebiliriz, bir yerde başarılı olabiliriz” diyor.

    “RIZA ŞEHRİ BİR SÖYLENCE DEĞİLDİR”

    Rıza Şehri’nin kimine göre bir ütopya olduğunu ifade eden Aydın, kendince şöyle anlatıyor Rıza Şehri’ni: “Elbette ki bütün insanların ütopyası olmalı. İnsanı insanlaştıran ütopyadır. Ütopyan yoksa insan değilsin zaten. Ama Rıza Şehri ütopya değil. Rıza Şehri yaşanmış ve o yaşamın üzerinde kurgulanmış bir gerçektir. Yani bir söylence değildir. Günümüzde de var Rıza Şehri. En basit örnek cemlerde. ‘Büyüğümüz küçüğümüz yoktur’ diyoruz. Kadın erkek cinsiyet ayrımı yoktur, herkes eşittir. Lokmalar niyazlar eşit bir şekilde bölüşülmüyor mu? Hatta çıkıp da ‘Elimde yoktur terazi herkes payına oldu mu razı?’ diye de bir razılık ve rızalık alınmıyor mu? Ama bunu minyatür küçük bağlamda değil de yaşamsal, büyük toplumsal alanda Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal ortakları kurdular 1400’lerin başlarında. İlk gittikleri o köyde başladılar köyleri birleştirdiler. Sonra Anadolu’nun dört bir yanından pirler, civanlar akın akın oraya gelip o yaşama dahil oldular, o yaşamı gerçekleştirdiler.”

    “YENİDEN İNSAN VİCDANINA TAŞIMA GEREĞİ HİSSEDİYORUM”

    Alevilerin onlara öncülük eden ve Alevi düşünce ve felsefesini bugünlere getiren insanlara minnet borcu olması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Aydın, “Belki ben Börklüce ve Torlak’ın hikayesini o ortaklardaki savaşını çekmeyeceğim ama en azından onların anısına diye bir başlıkla onları yeniden insanın vicdanına taşımak gereğini hissediyorum. Çünkü tarihi arka planı unuttuğumuzda soyutlaşıyor her şey. Somutlaştırmak gerekiyor. Bizim hiçbir düşüncemiz soyut değil, iş olsun diye düşünüp, kurgulanıp söylenmemiştir. Her şey gerçektir, gerçekten tezahür etmiş kendini var etmiştir” diyor.

    “BÜTÜN DEĞERLERİ KENDİ PARÇASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDE İNSAN ANLAM TAŞIYOR”

    Aleviliğin en çok çürümesinin nedenlerinden birinin doğdukları yerden kopartılarak adeta yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışılması olduğunu kaydeden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aleviliğin bugün en çok çürümesinin nedenlerinden bir tanesi de doğdukları yerden kopartılıp yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışmalarıdır ki köksüz oluyorlar. Buradan geliyor. Çünkü Aleviliğin temel iki desturu vardır biri komu’dur yani kabile ve aşiret ya da soy boy dediğimiz şey. Diğeri ise ziyaretleridir. Mesela biz ziyaretlerle büyüdük. Şimdi bir ağaca çaput bağlıyorsun. Oysa ki ağaca çaput bağlarken ağaçtan kutsiyet beklediğinden dolayı değil ağacın insan yaşamındaki değerinden yani o Hak, Muhammed, Ali dedikleri tanrı evren insan birlikteliğinin vazgeçilmezi nedir? Sen doğayı yok saydığında kendini bu yaşamda soyutlamış oluyorsun. Ama darda-sıcakta kaldığında bir gölge istiyorsun. İşte o ağaç sana gölge olduğunda sana ana oluyor. Şimdi biz ağacı analıktan çıkarıp sadece bir ağaç, bir dal parçası gördüğümüzden işte ağaca da çaput bağlanırmış mantığına gideceğiz. Şimdi ziyaretler tepelerdedir neden? Biz dağları, ovaları, ırmakları sıradanlaştırıp bir dağ parçası bir toprak parçası ya da taş parçası gördüğümüzden de inancın içini boşaltmış oluyoruz. O zaman ne oluyoruz doğadan kopuk soyut bir insan olmuş oluyoruz. Yani doğada münezzi, yaşamda münezzi, kopuk, soyut bir insan olmaz. İnsanı insanlaştıran yaşadığı bütün değerleri kendi parçası gibi gördüğünde insan bir anlam taşıyor. Alevilik onun için değerlidir onun için çok önemlidir. Çünkü Alevilik sadece bireyin kendisini ve belli bir şeyi önceleme değil. Evrende var olan her şeyi bir parçası sanıp onunla kendini bütünleştirdiğinde hatta Hakk’ı da buna katarak hani Veysel diyor ya ‘Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa. Eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa.’ Köşkün olmadığı hiçbir yer gönlün köşk olarak kullanılmadığı hiçbir alan da alan değildir. İşte onun için Aleviliği bunlardan soyutlarsak hiçbir şey olmaz.”

    Rıza Şehri filminin senaryosunun hemen hemen bittiğini ifade eden Aydın, film için alan araştırması yaptığını ve filmi Aydın bölgesinde çekmek istediğini ekledi.

    Suay ABAK/İsmet SEFER

  • Ulusoy’dan düşkünlük uyarısı: Yapılanlar Yol’umuzun temel düsturlarına aykırı

    Ulusoy’dan düşkünlük uyarısı: Yapılanlar Yol’umuzun temel düsturlarına aykırı

    PİRHA- Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Alevi Yol’unda bir kişinin düşkün ilan edilebilmesi için evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir” dedi. Ulusoy, “İlk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” vurgusunu yaptı. 

    Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, “Edeple erkan bir olmayınca insan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünür” başlığıyla Serçeşme dergisinin 44. sayısında bir yazı kaleme aldı.

    “KİŞİNİN YOL’DAN DÜŞEBİLMESİ İÇİN İKRAR CEMİ KURULMASI GEREKİR”

    Ulusoy, “Yolumuzda düşenin sitemi “cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak, yanığa yanık, bereye bere” şeklinde çalınmaz. Kişinin Yol’dan düşebilmesi için de evvela ikrar ceminin kurulup, sürülen demler eşliğinde, cem erenlerinin tanıklığında meydanda ikrar vermesi gerekir. Yolumuzun temel esaslarına göre verilen ikrar ile birlikte kişi kendi hata, eksik, kusur, noksan ve yanlışlarından sorumlu tutulur ve kendisi de bizatihi bu sorumluluklara ‘Allah eyvallah’ der; yani teslim-i rıza olur” ifadelerini kullandı.

    “KİMLERE DÜŞKÜNLÜK ERKANI UYGULANIR?

    “Ebedi yenilenme ve sonsuz döngü içerisinde kurulan ilk görgü ceminde kişi meydanda sorgu sual edilir ve eğer varsa bir hata, eksik, kusur, noksan veya yanlış; özür, niyaz, teslim ve tecelli ve rıza ile müşkülat çözülmeye çalışılır. Ama eğer çok daha karmaşık ve hükmü ağır bir kusursa sitem çalınır ve Yolumuzun düsturlarına düşkünlük erkanı uygulanır” diyen Ulusoy bunu şöyle açıkladı:

    “Örneğin, kadın erkek fark etmeksizin haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayan, haram kazanç sağlayan, yalancı şahitlik yapan, nefsine hâkim olmayan, hırsızlık yapan, cana kıyan, insanlara zarar veren, hatır gönül kıran, söz taşıyan, kapı dinleyenler düşkün sayılıp, sitemleri bitinceye kadar ceme alınmazlar. Ama öyle suçlar vardır ki sitemleri yaşadıkları sürece devam eder. Verdiği ikrardan dönenler, zina suçu işleyenler, kasten cana kıyanlar, sırrı faş edenler vb. Yolumuzda kişi ister mürşit, rehber, dede, ana, bacı; ister talip, baba, dedebaba olsun kurallar herkes için eşit derecede uygulanır ve hatta cezanın derecesi taliplikten mürşitliğe doğru çalınan sitemin derecesi daha ağır olur.”

    “YOL KENDİSİNE UYMAYANI ELER”

    Veliyettin Ulusoy, “İnsan-ı kamilin kerameti cahile sihir olarak görünse de Yolumuz talibini ve kurbanını kendisi tayin eder. Yol kâmil olanı seçer ve olur olmaz herkesi taşımaz. Başka bir ifade ile Yol kendisine uymayanı eler. Verdiği ikrara sadık kalıp, pişeni olduğu gibi eksik hata, kusur, noksan ve yanlışları sonucu düşeni de olmuştur ve olacaktır da ama bu düşene vurmak anlamına gelmiyor. Eğer işlediği suç kişiyi ömür boyu düşkünlüğe mahkûm etmiyorsa vurulan sitemler ve uygulanan yaptırımlar olumlu, yapıcı, birleştirici, kişiye zarar verilmemesi yönünde olur” dedi.

    RASTGELE DÜŞKÜN İLAN ETMEYE VE DÜŞKÜNLÜĞÜ KALDIRMAYA ELEŞTİRİ

    Ulusoy, “Günümüzde düşkünlük kurumu öyle bir hale getirildi ki Yolda olan da olmayan da Yola gireni ya da girmeyeni düşkün ilan edebiliyor. Yolda olan ya da olmayanın kişiyi düşkün ilan edebildiği gibi aynı “hak” ve cesaret” ile kişinin düşkünlüğünü kaldırabiliyor” eleştirisini yaparak şöyle devam etti:

    “Oysaki Yolumuzun tarikat kapısına rehbersiz girilmez, marifet kapısında mürşitsiz gezilmez, hakikat kapısına pirsiz varılmaz. Eşiğe varmadan Haydar kapısının kilidini kendisinde bilen de var; meyli muhabbetten pişmeden, meydan görmeden kendisini meydanın sahibi ilan edenler de. Bu ifadeleri dile getirirken amacımız elbette ki kimseyi incitmek, kırmak ya da hizmet edenlerin emeğini yok saymak değildir. Ama uzunca bir süredir basında, çeşitli toplantılarda yapılan konuşmalarda, sosyal medya üzerinde ve daha birçok mecrada düşkünlüğe dair edilen kelamlar çok da yerinde olduğu söylenemez. Edilen kelamlar haklılık payı da içerebilir fakat izlenilen yöntem Yolumuzun temel düsturlarına aykırıdır. En basit hali ile kişi yola girmemişse kendisine yönelik yapılan suçlamalar ile ilgili düşkünlük kurumuna ait olan terimlerin kullanılması erkân değildir. Şayet bunun erkan olduğunu kabul edersek yolda olan ile olmayanın birbirinden hiçbir farkı kalmaz ve “kalsın gönül, yol kalmasın” ifadesini tersyüz etmiş oluruz. Yani “kalsın yol, gönül kalmasın.” Belki bir istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Ama böyle bir duruma “eyvallah” demek en basit hali ile bizi ikrarsız Alevilik sonucu ile karşı karşıya getirir. Elbette ki “istisnalar kaideyi bozmaz” fakat istisna olanın kendisi kaidenin yerine geçerse bir süre sonra istisna olanın kendisi kural haline gelebilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Pülümür’de dağ keçileri tuz için yola iniyor-VİDEO

    Dersim Pülümür’de dağ keçileri tuz için yola iniyor-VİDEO

    Bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte dağların yüksek kesimlerde bulunan dağ keçileri yerleşim yerleri ve karayoluna inerek güzel görüntüler oluşturuyor.

    Geçtiğimiz kış mevsiminde Pülümür Vadisi ile dağlık alanında keçi vebası nedeniyle çok sayıda dağ keçisini telef olması sonrası, dağ keçilerinin  kalabalık bir şekilde ortaya çıkması vatandaşları sevindirdi.
    Dersim Haber sitesi de tuz için yola inen dağ keçilerini görüntüledi. Doğal güzellikleri ile dikkat çeken Dersim’de, dağ keçileri dağlık alandaki tehlikeli sarp ve dik kayalıklardan ustalıkla karayoluna inerek tuz ihtiyacını karşılıyor.
    Alevi inancında kutsal bir yere sahip olması nedeniyle avlanmaları yasak olan dağ keçileri, bölge halkı tarafından korunuyor. Dersim-Hozat karayolu üzerinde bulunan Demirkapı mevkiinde karayoluna inen kalabalık dağ keçisi sürüsü vatandaşların meraklı bakışları altında korkusuzca otlanıp tuz ihtiyacını gideriyor.
    Bu yolda seyahat eden vatandaşlar ise yoldan geçerken bu anı selfie yapıp  fotoğraf çekerek ölümsüzleştiriyor.

    “KIŞIN ÇOK SAYIDA DAĞ KEÇİSİ ÖLDÜ”

    Dağ keçilerinin korunması için herkesin duyarlı davranması gerektiğini belirten Hasan Aday, “Kışın çok sayıda dağ keçisi öldü ama bunları görünce mutlu olduk. Yola inmişler insanlardan kaçmıyorlar. Çok güzel hayvanlar bunlara kıymasınlar” dedi.
    Yola inen dağ keçilerinin çok güzel görüntü oluşturduğunu ifade eden Kemal Zere, “Şu anda geyikler yola inmiş çok güzel bir manzara, asfaltı yalıyorlar. Bende onların fotoğrafını çekiyorum, çok harika kimse doğayı katletmesin” diye konuştu.

    Dağ keçilerinin bulunduğu çok yakın bir alana kadar sokularak selfie yapan Murat Yakınbaş ise, “Manzara çok güzel, böyle doğa harikası güzel hayvanları görmek insana güzel duygular yaşatıyor. Çok güzel yaratıklar, her insanın bunları görmesini isteriz, bütün Türkiye’nin özellikle batının doğudaki ne güzellikler olduğunu görmesini isteriz” şeklinde konuştu.

  • ‘Alevi Program Taslak Çalıştayı, perspektif sunan güzel bir çalışmaydı’-VİDEO

    ‘Alevi Program Taslak Çalıştayı, perspektif sunan güzel bir çalışmaydı’-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde yapılan Alevi Program Taslak Çalıştayı’nı değerlendiren AKD Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin, “Sözü olanın söylediği güzel bir çalışma” dedi. 

    Balıkesir Edremit’te üç gün süren Alevi Program Taslak Çalıştayı sona erdi. AKD Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin çalıştayı değerlendirdi.

    Çalıştayı “Sözü olanın söylediği güzel bir çalışma” olarak değerlendiren Engin, “Alevi örgütlülüğüyle ilgili günümüz gerçeğini açığa çıkaran, en azından geleceğe perspektif sunan çalışamalar içerisinde güzel bir çalışma” ifadelerini kullandı.

    “SONRAKİ NESİLLERE AKTARABİLMEMİZ LAZIM”

    Alevi hareketinin Alevilerin ve Aleviliğin kendini ifade etmesi anlamında mücadele verdiğini vurgulayan Engin, bu mücadeleler sonucu Alevilerin artık kendilerini ‘biz Aleviyiz’ diye ifade edecekleri dernekleri, vakıfları ve federasyonlarının olduğunu ve bunun da çok kıymetli olduğunu belirtti.

    Engin, Alevi inancının ve kültürünün gelecek nesillere aktarılmasının önemini şu sözlerle ifade etti:

    “Pirlerimiz bize bu yolu binlerce yıldır sözlü bir kültürle aktarabilmişlerse bugün bizim bunu koruyabilmemiz bunu bir sonraki nesile aktarabilmemiz lazım. Bu emanettir. Bunu nasıl ki dünyayı ve evreni kainatı bir emanet olarak bilip yaşantımızı da Alevice ve buna göre yaşıyorsak biz bu kurumlarımızı da böyle bilmeliyiz. O yüzden bayrağı teslim edeceğimiz gençliği, eşitimiz dediğimiz kadınları bu örgütlerde eşit bir biçimde görmemiz lazım. Bunun için de tüzüklerimiz, kurullarımız buna göre olmalı. Bu böyle bir akıla yol açtığı için kıymetli. Böyle bir değerlendirmeye yol açtığı için kıymetli.”

    “YOLUMUZU BAŞKALARININ ELİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Bütün Alevi kurumlarının yılda bir görgüye çıkması gerektiğine dikkat çeken Engin, gelişmenin önüne hedefler koymak ve bu hedefleri başarmakla mümkün olduğuna işaret etti. Aleviliğin akıl ve gönül olmak üzere iki temel üzerine yükseldiğini ifade eden Engin, “Akıl insanın mürşididir, bedenin mürşididir, canın mürşididir. O zaman biz bu aklımızı kullanacağız, yolumuzu  başkanlarının eline teslim etmeyeceğiz” diyerek asimilasyona karşı mücadele etmek gerektiğine vurgu yaptı.

    “BİZE BU İZİ SÜRMEK DÜŞER”

    Alevilere karşı yüzyıllardır uygulanan kültürel asimilasyonun Aleviliği yok etmenin peşinde olduğunun bilincinde olmak gerektiğine dikkat çeken Engin, “İnancımızın bu güzel değerlerinin üzerine asimilasyonu nasıl yok edeceğiz, kendi özümüze nasıl varacağız bununla ilgili çalışmalarda eğer özümüzü, inancımızı ve yolumuzu esas alırsak başarılı oluruz. Aslında pirlerimiz hepsini söylemiş. Bize bu izi sürmek düşer.” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, “Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları” başlığıyla sosyal medya hesabından kısa bir yazı yazdı. Yıldırım yazısında, “Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır” dedi.

    Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabında ‘Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları’ başlığı ile yazdığı yazıda, “Alevi yolunda deyişler gizlilik koşullarının sır kelamlarıdır” dedi.

    Yıldırım, yolun ilke, incelik ve temellerinin belleme, öğrenme, aktarma ver sürdürmenin deyişler aracılığıyla gerçekleşeceğini ifade etti.

    “DEYİŞLERİN İÇİNDE TEOLOJİ, TARİH VE RİTÜELLER DE VAR”

    Şiir ile müziğin birleşerek belleme ve öğrenme yoluyla sanatsal bir boyuta kavuştuğunu aynı zamanda da beynin öğrenme kapasitesini de harekete geçirdiğini belirten Yazar Ali Yıldırım yazısına şöyle devam etti:

    “Tekrarlarla farkında dahi olunmaksızın tüm doğallığı içerisinde deyişler belleklere işlenir. 
    Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır. Bu yapısıyla deyişler sıradan bir şiir olmanın çok ötesinde bir anlam taşırlar.
    Deyişlerin içeriğinde tarih var, teoloji var, ritüeller  var, bunları ne şekilde icra edilecekleri de var. Bunun yanı sıra Yol uluları, dergahlar ve ocaklar da var. Deyişler,
     pratikte, eylem içerisinde, yaparak, tekrarlayarak öğrenme ve eğitim biçimidir.”

    “ALEVİLERİN BİLİNCİ HAYATIN İÇİNDE ŞEKİLLENİYOR”

    Alevilerin bilincinin hayatın doğallığı içerisinde şekillendiğini belirten Yıldırım, “Bakış açılarımız ortak değerlerimize yaslanan erkanımızın sonucunda gelişir. Söz gelimi yolumuzun temel yapı taşını oluşturan ‘Ali’ olgusu erkanın esasları çerçevesinde şekillenmiştir. Her Alevi can tarafından benimsenip kabullenmiştir” diye konuştu.

    Yıldırım,  yazısında Devrani’nin Alevilerin kollektif tasavvuru olan Ali’yi betimleyen şu deyişine yer verdi:

    “Hakkın kandilinde gizli nihanda
    La mekan elinde sır idi Ali
    Küntü kenzin hep esrarı andadır
    Dünya kurulmadan var idi Ali

    Feriştahlar kendi nurundan oldu
    Sen kimsin diye Cibril’e sordu
    Cibril bilemedi kanadı yandı
    Ol zaman kandilde nur idi Ali

    Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
    Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
    Kendi anasını kendi doğurdu
    Be nokta altında bir idi Ali

    Adem’in bezminden Şit’e erişti
    Müminin ervahı ona karıştı
    Ayin oldu Yasin ile görüştü
    Ervahı ezelden dür idi Ali

    Kuran’da Ali’dir İncil’de İlyâ
    Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
    Yoktan var eyledi bu cümle eşya
    Devranî kapında kulundur Ali”

    “Devrani’nin deyişinde bu şekilde dünya kurulmadan Ali’nin varoluşu, cümle eşyayı Ali’nin varetmesi, dört kitapta onun adının yazılı olması, onun gizli bir sır olması anlatısı hiçbir Aleviye yabancı gelmez” diyen yazar Ali Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    “Erkanın benimsediği Ali’nin nitelikleri budur ve Devrani de onu dizelere dökmüştür.
    Alevi yolunda deyişlerin ‘ayet hükmünde’ sayılması boşuna değildir. İnsan kendi çamurunu kendisi yoğurup kendisini halk ederse elbette söylediği sözler de sure hükmünde olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Sarıkız’ın ışığı sürekli yanıyor, devri devam ediyor’-VİDEO

    ‘Sarıkız’ın ışığı sürekli yanıyor, devri devam ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Fatma Ana’nın kızı olarak bilinen Sarıkız makamı, Alevi kadınlarına ve gençlerine ışık oluyor. Kadınlar ve gençler Sarıkız üzerinden anlatılan efsanelerden güç alıyorlar. Kırıkkale’de bulunan Sarıkız Köyü’nde hizmet yürütenlerin çoğu kadın.

    HABERİN VİDEOSU

    Tahtacı ve Türkmen Alevilerde Fatma Ana’nın kızı olarak bilinen Sarıkız aynı zamanda mitolojide Tanrı Zeus’ın kızı olarak geçer. Sarıkız bir makamdır. Türkiye’nin birçok yerinde de makamı vardır. İzmir’e doğru Kırkağaç’ta Sarıkız Koruluğu, Marmaris’in Sarı Ana diye de anılan Sarı Ermiş’i, Alaşehir’de Sarıkız diye anılan su, Malatya-Hekimhan’da, Balıkesir-Edremit-Güre’de, Kaz dağlarında ve Kırıkkale’de Sarıkız ismiyle anılan Sarıkız Köyü Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış Sarıkız’ın tesir ve tezahürleridir. 72 yerde Sarıkız makamı olduğu bilinmektedir. Ancak en önemlisi Kaz Dağlarında bulunan makamıdır.

    Tahtacı Alevileri, her sene hasat sonunda bir ya da iki hafta Sarıkız cemi tutarlar. Yine Tahtacı Alevilerde kızlara söylenen Göküş gözlüm, turna gözlüm, Sarıkızım sözleri Sarıkız’a atfedilir. 9 yılda bir Sarıkız’a kurban kesmeyen kişi yol düşkünü ilan edilir.

    Sarıkız makamı Fatma Ana’nın kızı olarak bilindiği için makamında hizmet yürüten canların çoğu kadındır.

    “KÖYÜMÜN KADIN İSMİYLE ANILMASI ONORE EDİYOR”

    Sevilay Sayılır Kırıkkale’de Sarıkız Köyü’nde yaşayan genç bir kadın. Sevilay Sayılır, yaşadığı köyün isminin bir kadın ismiyle anılmasından duyduğu mutluluğu şu sözlerle anlatıyor: Pek çok yerde ağalar, beyler, emirler, şeyhler erkek. Pek çok din görevlileri erkek. Köyümün bir kadın ismiyle anılması beni mutlu ediyor. Bir kadın olarak onore ediyor.

    “KAMİL İNSANA YAKLAŞMAK İÇİN VERDİĞİMİZ BİR MÜCADELE VAR”

    İnançlarının hayatlarında etkili olduğunu belirten Sevilay Sayılır, şu cümlelerle anlatıyor inancın hayatlarındaki etkisini:

    “Alevilik farklı. Onun felsefesi bana daha derin geliyor. Çünkü onda özümüzle bir savaş var. Kendimizi kamil insana yaklaştırmak için verdiğimiz bir mücadele var. Türbeler sayesinde, uygulanan ritüeller sayesinde, cem sayesinde buradan özümüze bir şeyler katabiliyoruz. Buradan aldığımız ilhamla da kendimizi oluşturmaya çalışıyoruz aslında. Kendi geleneklerimize dair şeyler araştırdıkça artıyor, ufkumuz genişliyor. Buradan yola çıkarak da geçmişle gelecek arasında bağ kuruyoruz. Biz gençler olarak biraz daha olaylara bilimsel bakıyoruz. Ama bu inançlardan alabileceğimiz güzel felsefeler var, temiz düşünceler var. Bu yüzden ben ve benim gibi genç arkadaşlarım da buradalar.

    “BURANIN IŞIĞI SÖNMÜYOR, YOL DEVAM EDİYOR”

    Kadınların Sarıkız üzerinden anlatılan efsanelerden yola çıkarak kendilerinde bir şeyleri değiştirme gücü bulduklarını söyleyen Sevilay Sayılır, Sarıkız’ın bir köye isim verecek, orada insanları bir araya toplayabilecek güce sahip olduğunu belirterek şöyle devam ediyor:

    “Bizim için Sarıkız kadın öncülerden. Kadınlar Sarıkız’dan ilham alıp kendilerindeki ışığı görmeliler. O yüzden ışığını söndürmemeye çalışıyoruz. Buranın kadın hizmetlileri var. O ışık sürekli yanıyor, o devir daima devam ediyor. Buranın ışığı sönmüyor yani aydınlığımız devam ediyor, yol devam ediyor.

    “BİLGİYİ BİRAZ DAHA ERKEKLER TAŞISA DA HAYATI GÖTÜREN KADINLARDIR”

    Yolu kadınların devam ettirdiğini de kaydeden Sevilay Sayılır, “Buraya bir kadın geliyor burayı temizliyor. Bir kadın burada ışığı yakıyor. Bir kadın lokma verilecekse yemeği pişiyor. Aslında ekonomik düzen kadınların elinde. Sadece biraz erkekler dualara öncülük ediyorlar. Biraz daha bilgiyi erkekler taşıyorlar. Ama aslında hayatı da götüren kadınlar.” diyor.

    Rohat EMEKÇİ-Suay ABAK

    KIRIKKALE/SARIKIZ

  • ‘Çiftçilikle uğraşıyoruz ancak su olmadığından pancar, soğan gibi şeyler ekemiyoruz’-VİDEO

    ‘Çiftçilikle uğraşıyoruz ancak su olmadığından pancar, soğan gibi şeyler ekemiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Köylerindeki sorunları anlatan Büyük Keşlikliler köylerinde su, elektrik ve yol sorunları yaşadıklarını dile getirdiler. 

    Haberin Videosu

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyük Keşlik Köyü’nde yaşayanlar köydeki sorunlarını PİRHA’ya anlattılar. Köyde su, elektrik ve yol gibi sıkıntıları olduğunu ifade eden köylüler bu sorunları özellikle kış aylarında yaşadıklarını belirttiler.

    “KÖYDE SU VE ELEKTRİK SORUNLARI YAŞANIYOR”

    Büyük Keşlik Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Önceki Başkanı ve şimdi başkan yardımcısı olan Halil Kabadayı köyün sorunlarıyla ilgili bilgi verdi. Kışın köyde iki veya üç hane kaldığını ve kalanların da yaşlılardan oluştuğunu söyleyen Halil Kabadayı köyde su ve elektrik sorunlarının yaşandığını dile getirdi. Kışların köyde çetin geçtiği için ulaşım koşullarının zor olduğunu belirten Halil Kabadayı, özellikle kışın elektrikler kesildiği zaman bayağı sıkıntı yaşadıklarını ifade etti. Halil Kabadayı belediyenin son zamanlarda köyün ve cemevinin çöpleriyle ilgilenmeye başladığını, köye çöp konteynırları bıraktığını belirtti.

    “KÖYLÜLER DERNEĞE OLDUKÇA İLGİLİ”

    Büyük Keşlik Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı olan Hüseyin Tercanlı, derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verdi. Derneğin 1996 yılında kurulduğunu kendilerinin yönetimi yeni devraldıklarını köyün yol ve su gibi sorunlarıyla uğraştıklarını söyledi. İleriki dönmelerde köy şenliklerini yapacaklarını dile getiren Hüseyin Tercanlı, köylülerin özellikle gençlerin dernekle yakından ilgilendiklerini de ekledi.

    “KIŞIN 3- 5 HANE YAZIN İSE 70 HANE”

    Köyün muhtarı olan Mesut Satılmış, köyün su sıkıntısı olduğunu, yollar için ise 6 bin metre taşa ihtiyaçları olduğunu ifade etti. Köyün temel geçim kaynağının çiftçilik olduğunu ancak hayvancılık yapılmadığını söyleyen Mesut Satılmış, köyde kışın yaklaşık 3-5 hanenin kaldığını ancak yazları nüfusun yaklaşık 70 haneye çıktığını belirtti.

    “SU OLMADIĞI İÇİN PANCAR, SOĞAN GİBİ ŞEYLER EKEMİYORUZ”

    Yazları köyde kışları ise Çorum merkezde yaşayan Hüseyin Demir, köyde genellikle çiftçilikle uğraştıklarını, buğday, nohut, mercimek gibi şeyler ektiklerini ancak suları olmadığından dolayı pancar, soğan gibi şeyler ekemediklerini kaydetti. Ektiklerini Çorum’un Alaca ilçesine götürerek sattıklarını belirten Hüseyin Demir, kışın şehirde yaşadığı için köy hayatına özlem duyduğunu ve eskiden cemlerin de daha bir birlik beraberlik içerisinde yapıldığını, şimdiki gençlerde biraz kültürden uzaklaşma olduğunu da dile getirdi.

    Suay ABAK/ÇORUM