Etiket: yol

  • Gökmen Savak Dede: 21 Ağustos’tan önce aşure verilemez

    Gökmen Savak Dede: 21 Ağustos’tan önce aşure verilemez

    PİRHA- Baba Mansur Ocağı’ndan Gökmen Savak Dede, Muharrem ayına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “21 Ağustos’tan önce aşure verilemez. Nedeni ise Yası Muharrem’in hala devam etmesidir. Dolayısıyla Yası Muharrem devam ettiği için Yol talipleri oruçludur. Bu esnada aşure verilmesi doğru değildir” dedi.


    Baba Mansur Ocağı dedelerinden Gökmen Savak, Muharrem ayına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, Yası Muharrem’in başlangıç ve bitiş tarihlerini, yas sürecinde yola uygun olarak yapılması gerekenleri anlattı.

    Savak, Aşure gününün 21 Ağustos olduğunu belirterek, bu tarihten önce, oruçluyken aşure yenmeyeceğini vurguladı.

    “ESKİ KÖYE YENİ ADET OLMAZ”

    Yası Muharrem’in 2021 takvimine göre 9 Ağustos’ta başlayıp 20 Ağustos’ta sona erdiğini belirten Savak şu bilgileri aktardı:

    “2021 takviminde Miladi 21 Ağustos, Hicri 13 Ağustos Muharremdir. Yani Aşure günü 21 Ağustos Cumartesi günüdür.
    21 Ağustos’tan önce aşure verilemez. Nedeni ise Yası Muharrem’in hala devam etmesidir. Dolayısıyla Yası Muharrem devam ettiği için Yol talipleri oruçludur. Bu esnada aşure verilmesi doğru değildir.
    Bizler Yol talibi olarak uymamız gereken yolu son yıllarda ‘eski köye yeni adet’ misali kendimize uyarlar olduk. Üstüne üstlük bir de iyi bir şey yapıyormuşuz gibi sosyal medyada da yayınlıyoruz. Bu rıza lokmasıdır. Sağ elin verdiğini sol el ne zamandan beri görüyor?
    Kaldı ki yeniden bir Alevilik türemedi. Evvelden ezele, kadim olan Alevilik Yolu pirlerimizden, aşıklarımızdan, dedelerimizden, nenelerimizden bize kadar gelmiş sözlü geleneğin öğretisidir.
    12 İmamlar yası bitmeden aşure dağıtmak, Aleviliğin herhangi bir süreğinde geçmez. Hiçbir can yas içinde oruçlu halde verilen aşureyi yiyemez. Bu hem yola hem Yası Muharreme hem tuttuğunuz oruca, hem de Şehitler Şahı İmam Hüseyin’e karşı bir kusurdur.”

    “KENDİ İNANCINIZA SAYGI DUYMAZSANIZ BAŞKASINDAN SAYGI BEKLEYEMEZSİNİZ”

    “21 Ağustos Cumartesi günü aşure günüyken biran önce aşure verme çabası niye?” diye soran Savak, “Hiç Aşure verilmemesi bu şekilde aşure verilmesinden daha kutsaldır. Siz canlar kendi Yolunuzun inancına saygı duymazsanız başkasından saygı bekleyemezsiniz” ifadelerini kullandı. 
    (PİRHA HABER MERKEZİ)
  • Prof. Dr. Yağan: Cemevlerinde resmi kurumlar, siyasi partiler oruç açma yemeği vermemeli

    Prof. Dr. Yağan: Cemevlerinde resmi kurumlar, siyasi partiler oruç açma yemeği vermemeli

    PİRHA-Prof. Dr. Aziz Yağan, resmi kurumlar ve siyasi partilerin, cemevlerinde aşure ve oruç açma yemekleri vermelerini eleştirerek, “Cemevlerinde Aleviler dışında oruç açma yemeği verilmesine dair bir geleneğimize, Yol’umuzda buna dair hafızaya sahip değiliz. Buna devam edilmemelidir” dedi.

    Muharrem ayı ve 12 İmam Orucu devam ederken, bazı cemevlerinde AKP hükümetinin talimatıyla valiliklerin oruç açma yemeği vermesi eleştirilere neden oldu.

    Prof. Dr. Aziz Yağan, matem günlerinde tutulan oruç sonrasındaki yemek ve aşurenin Aleviler dışında resmi kurumlar, siyasi partiler ya da Alevi olmayan kişiler tarafından temin edilmesini eleştirdi.

    “YOL’UMUZDA BUNA DAİR HAFIZAYA SAHİP DEĞİLİZ”

    Prof. Dr. Aziz Yağan, tutulan oruç sonrası ihtiyaç duyulan yemek ve aşurenin Alevi bireyler tarafından karşılanması gerektiğini vurgulayarak konuya dair şu yazıyı paylaştı:

    “Alevi toplumu, matem günleri olan 12 İmam Orucu boyunca her akşam oruç açma yemeklerinde bir araya gelmektedir. Bu yemekler ve aşure ‘yol gereği’ günümüze dek Alevi bireyleri tarafından karşılanmaktadır.

    Son günlerde basına da yansıdığı gibi resmi kurumlar, siyasi partiler, Alevi olmayan bireyler, cemevlerinde aşureyi ve oruç açma yemeklerini kendileri vermek istemektedir. Cemevlerinde Aleviler dışında resmi kurumlar, siyasi partiler ya da Alevi olmayan kişiler tarafından oruç açma yemeği verilmesine dair bir geleneğimize, Yol’umuzda buna dair hafızaya sahip değiliz. Eğer bunun aksi örnekleri olmuşsa da buna devam edilmemelidir. Devlet görevlileri, siyasi parti temsilcileri, Alevi olmayan kişiler misafirlerimiz olarak oruç açma yemeklerine ve aşure törenlerimize gönül rahatlığı ile katılabilirler, başımızın üzerinde yerleri vardır. Bizim lokmamız da, soframız da özünü bilen herkese açıktır.

    Oruç açma yemekleri ve aşurenin giderlerinin binlerce yıldır Alevi bireylerinin karşılaması geleneğimize hem Alevi kurumları ve toplumu, hem de Alevi olmayan kesimler özen göstermelidir.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

     

  • Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    PİRHA-Pir Haydar Buga, Alevilikte oruç tutma geleneğinin temelini sorguladı. Buga, “Aleviler niçin niyet eder?” sorusuna “İnsan-i kamil olabilmek için nefse hükmedebilmek” konusuna işaret etti.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Alevilikte Niyet (oruç)’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda oruç tutma ritüelini yorumladı. Buga, “Hakka yürüdükten sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?” sorularına cevap aradı.

    “ALEVİLER NİÇİN NİYET EDER?”

    Haydar Buga’nın ilgili yazısı şöyle:

    Kadimden gelen Yol süreği içerisinde en önemli ritüellerden biridir, niyet etmek, yani oruç tutmak, aç kalanın halinden anlamak, nefsi köreltmek, içindeki yedi merhaleyi (çakrayı, basamağı) aşarak özündeki Hakk ile buluşabilmek.

    Kutsal hilal olarak bilinen bereketli topraklar üzerinde adeta insanlığın hafızasını oluşturan Alevi Kızılbaş ana erk toplumu, binlerce yıldır bu yas ve şükran geleneğini sürdürmektedir. Her ne kadar özünden uzaklaştırılmış, köklerinden kopartılmaya çalışılmış olsa da binlerce yıldır sürdürülen bu gelenek, inançsal ritüel, sonradan tarih sayfasına çıkmış olan semavi dinlere de ilham kaynağı olmuştur.

    Yola verdikleri ikrar doğrultusunda her baskıya, zulme ve asimilasyon çabasına rağmen, düzenli olarak Matem, Xızır, Gaxan, Nevroz günlerinde niyet edip özlerini Dar’a çekip toplumsal rızalık içerisinde yolun gereğini yerine getirerek aklanıp paklanmışlardır.

    İçinde yaşadığımız coğrafyadaki baskıcı İslam toplulukların, dini uygulamalarını, ritüellerini, dinin onlara vadettiklerini görünce, birçok canımızın merak ettiği asıl sorularsa doğal olarak şunlar oluyor:

    Cennet, cehennem diye başka bir dünya yok ise, öldükten (Hakka yürüdükten) sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?

    Cennet arzusu veya cehennem korkusundan dolayı mı?

    Huri, Gılman arzusundan mı?

    Kıldan ince kılıçtan keskin, sırat köprüsünün korkusundan mı?

    Günahtan arınıp, sevap kazanma arzusu için mi?

    Olmayan öteki dünyada rahat etme sevdası için mi?

    Cehennemde cayır cayır yanma veya cehennem zebanilerinin korkusundan mı?

    Sırf bütün bunlardan dolayı, Alevi bir can, niyet (oruç tutuyor) ediyor olabilir mi?

    Elbette hiç biri değil.

    ‘Sofilere sohbet gerek

    Ahilere ahiret gerek

    Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni’ demiyor mu Pir Yunus?

    Cenneti parasız zahide veren, cehennem korkusunu gönlünden silen Alevi toplumu içerisinde olmayan bir cehennem korkusu veya cennet sevdası olabilir mi?

    Dini sevgi olanın kıblesi aşktır.

    “ALEVİLİK İNSAN-İ KAMİK OLABİLMEYİ HEDEFLER”

    Peki Aleviler niçin niyet eder öyleyse?

    Çünkü Alevilikte insan; yaşam denilen süreç içerisinde önce insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi, ardından kainattaki cümle varı özümseyerek yola verdiği ikrar bağı ile hal ve hareketlerini kendi akıl süzgecinden geçirerek, vicdan terazisiyle tartarak, olgunlaşmayı, olgunlaşarak kemalete ermeyi, yani insan-i kamil olabilmeyi hedefler.

    O bilir ki aslolan kemalettir, buna varabilmek için de öncelikle ‘nefs’ denilen illete hükmedebilmek, yani nefsini bilmekten benlikten kurtulmaktan geçer.

    Çünkü o bilir ki ‘ben’ diyen biz olmaktan uzaktır ve bencillik nefsin insana kurduğu en büyük tuzaktır.

    İşte toplumsal ahlak çerçevesinde ‘Eline, Diline, Beline’ sahip çıkarak yaşam boyu bu üç kutsal mührü üzerinde taşıyarak, Dört kapı kırk makam aşamasından geçebilmek, ikrarına bağlı bir yaşamı sürdürebilmek, Hakk’a göçtükten sonra da cümle canların Hakk hanelerinde, Hakk ile anılıp aşk ile yad edilebilmekten öte değildir. Bundan dolayıdır ki Her Alevi can, yılda en az bir kere halk huzurunda, Hakk meydanında bağlı olduğu ocağın pirinin darına durarak özünü yoklar, kendini aklar, yıktığını kaldırır, döktüğünü doldurur, dost gönüllerini hoş tutar. Her hesabını bu ulu divanda görür, sorgusunu ve sualini başka bir diyara, dünyaya bırakmaz.

    Niyet’in (orucun) yegâne amacı; nefsten arınıp, olgun yani ‘kâmil’ insan olabilmektir. Erdemli ve ahlaklı olabilmek.

    Adaletli ve merhametli olabilmek.

    Doğru ve dürüst olabilmek.

    Eşit ve paylaşımcı olabilmek.

    Hak ve hakikatten yana olabilmek.

    Sevgiyi özümseyerek saygılı olabilmek.

    Cümle varı hoşgörü içerisinde kucaklayabilmektir.

    Her şeyden önemlisi vicdan sahibi olabilmek ve de ‘Eline, diline, beline, eşine, işine aşına, özüne, sözüne, gözüne sahip çıkmak’ tan geçer.

    Niyet ettiğinizde eliniz, diliniz, beliniz, gözünüz, ayağınız; yani bir cümle azanız niyet etmiyor ise; diliniz yalandan, riyadan, fitne-fesattan uzaklaşmamış ise, eliniz size ait olmayanı almaktan geri durmuyorsa, başkasının hakkını gasp ve talan ediyorsa, beliniz namahrem içinde, Yol’a ve eşitine verdiği ikrara bağlı değil ise gözünüze, sözünüze, özünüze sahip değilseniz o günün yegâne kazanımı aç kalmaktan öte gitmez.

    Unutmayın ki niyeti (orucu) unutkanlık içinde bilmeden aldığınız bir yudum su, ağzınıza attığınız sakız, yediğiniz bir lokma ekmek veya almak zorunda olduğunuz ilaç bozmaz.

    Niyeti /Orucu;

    Ahlaksızlık bozar.

    Onursuzluk bozar.

    Yalancılık bozar.

    Hırsızlık bozar.

    Hillekarlık bozar.

    Arsızlık bozar.

    Edepsizlik bozar.

    Başkasının hakkını gasp etmek bozar

    Bir cana kıymak bozar.

    Nefsine hakim olamamak bozar.

    Kısacası niyeti, vicdansızlık bozar.

    Alevi bir can sadece Matemde, Gağanda veya Xızır da değil, bir yaşam boyunca o üç kutsal mührü (eline, diline, beline) üstünde, özünde taşıyarak, içinde yaşam sürdürdüğü bu evrenin bütün canlıların ortak yaşam alanı olarak görmesi, birlikte yaşadığı toplumun tüm fertleriyle müsahip olma zorunluluğu vardır. Ancak böyle olunur ise hak yemeden, hak yedirmeden alemde yaşayan her canlının hakkına ve hukukuna riayet ederek, hiç kimseyi dilinden, ırkından, renginden veya cinsiyetinden dolayı ayırt etmeden barış ve hoşgörü içerisinde yaşayabilir insan.

    Şayet bunlar yaşamda karşılık buluyorsa, bilin ki o can Hakk yolunun yolcusu olmuş, deryalara doğru yelken açmış olur. O deryaya yelken açan cana Aşk-ı niyazımız ola.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ergül Şanlı Dede, Hakk’a yürüme erkanına ilişkin yazdı: Anormal bir durum söz konusu

    Ergül Şanlı Dede, Hakk’a yürüme erkanına ilişkin yazdı: Anormal bir durum söz konusu

    PİRHA-Ergül Şanlı Dede, Hakk’a yürüme erkanları üzerinden süren tartışmalara ilişkin yazı kaleme alarak “Halen Aleviler, komşu inançlardan, özelliklede Caferiler ve Hanefi inançlı Sünni kardeşlerin inançlarından ritüel, eylem, söylem, Arapça alıntıları araklayarak bunu da bir maharet sanarak cenaze namazı kıldırıyor” dedi.

    Hakk’a yürüme erkanlarında başka inançlara ait geleneklerin uygulanması eleştirileri de beraberinde getiriyor. Son olarak Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kurucularından Ergül Şanlı Dede, konuya dair bir açıklama yaparak, “Tek Tanrılı dinlerin Musevi, İsevi, Muhammedi vb. hiç birisinde Hakk’a yürüme erkanı ile ilgili hiç bir kayda rastlamadım. Kutsal kitapları; Tevrat, Zebur, İncil, Kuran, hiç birisinde de konu ile ilgili elle tutulur bir bilgi yok” dedi.

    Ergül Şanlı Dede, çok tanrılı dinlerde de konu ile ilgili hiçbir kayıda rastlamadığını belirterek şunları aktardı:

    “Eski Mısır inançlarında ölüler kitabında bu konuyla çok sınırlı bir bilgi var. O da kişi Hakk’a yürüdükten sonra diğer dünyada kendisini bekleyen sorguçların sınav sorularını vb. içerir yönde.

    Günümüzde ister İlahi, ister Düşünsel inançların var olan Hakk’a yürüme erkanlarına baktığımızda her inanç kendi içinde barındırdığı söylem, eylem ve ritüellerine uygun olarak cenaze erkanlarını belirlemişler. Yani yaşarken inanç ibadetlerini nasıl yapıyorlarsa cenaze erkanlarını da ona uygun bir şekilde uygulamışlar. Ve hiç bir inancın üyeleri de cenaze erkanları üzerinden birbiriyle tartışmıyorlar. Neden? Çünkü yaşarken nasıl ibadet ediyorlarsa Hakk’a yürüyen için de aynı yönde ibadet ritüelleri, söylemleri ve eylemleriyle defin işlemlerini sorunsuz bir şekilde yapıyorlar.

    “BENİ DERGAHIN HAZIRLADIĞI ERKANNAMEYE GÖRE SIRLAYIN”

    Buraya kadar her şey normal ama Alevilerde anormal bir durum söz konusu. Tarih boyu yasaklı, istenmeyen, muhalif, katli vacip olan bu inanç, iyi kötü bu günlere ağır bedeller ödeyerek, bozulmadan gelmesine rağmen halen kendi inanç ritüelleri, eylemleri, söylemlerine göre Hakk’a yürüme erkanlarını yaratabilmiş değil. Halen Aleviler, komşu inançlardan, özelliklede Caferiler ve Hanefi inançlı Sünni kardeşlerin inançlarından ritüel, eylem, söylem, Arapça alıntıları araklayarak bunu da bir maharet sanarak cenaze namazı kıldırıyor. Bir kısım Aleviler ise ‘İçerik aynı ama biz Türkçe söylüyoruz. Biz onlardan değiliz’ diyerek kendisini avutuyor. Bir de bu konu da Veliyettin Hürrem Ulusoy Efendi’nin Başkanlığını yaptığı Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı, yani Pir Dergahında büyük emek verilerek günümüz diline uygun herkesin anlayacağı dilde Yol erkana uygun çok da güzel bir dizi Erkannameler kitapçıkları hazırlandı. Başta asimilasyonun en fazla olduğu Hakk’a Yürüme Erkanı olmak üzere Musahip Erkanı, İkrar Erkanı, Görgü Erkanı, Dardan İndirme Erkanı, Muhabbet Erkanı, Nikah Erkanı… Bu erkanlar beklenenden çok da fazla kabul gördü. Buradan yeri gelmişken söyleyeyim, vasiyetimdir. Beni Dergahın hazırladığı Erkannameye göre sırlayın…

    Evet Kıymetli canlarım, yarenlerim, yol arkadaşlarım, sıra geldi ilk cenaze merasimini, törenini veya Hakk’a yürüme erkanını öğrendiğimiz ve günümüze kadar da bildiğimiz ama düşünemediğimiz o ulu Pirin öğrettiklerini günümüze kadar süsleyerek, bezeyerek uyguladığımız ama hakkını da vermediğimiz, insanoğluna ilk cenaze sırlamayı öğreten o akıllı kuş, Kabil, Habili öldürünce Kabil’e yol gösteren cenaze sırlamasını öğreten o akıllı kuş olmasaydı nereden öğrenecekti İnsanoğlu cenaze sırlamasını? Birde derler ki ”Kılavuzu karga olanın burnu bo. tan çıkmaz”… Helal olsun sana Karga. Eğer sen olmasaydın dünya kokudan helak olurdu. O nedenle de kargadan başka kuş tanımam. Pir, inançta Yol kurucusuna denir. Meslek dalında ise hangi mesleği icat ettiyse o mesleğin Piri olur. Eee nasıl ki Sezar’ın hakkı Sezar’a veriliyorsa ilk cenaze sırlamayı insanoğluna öğreten karga hazretlerinin de hakkını vermek gerek diye düşünüyorum.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Yazar Yıldırım: Turgut Öker’in şahsında yargılanan Alevilerin hak, hukuk mücadelesidir

    Yazar Yıldırım: Turgut Öker’in şahsında yargılanan Alevilerin hak, hukuk mücadelesidir

    PİRHA- Almanya’da yaptığı bir konuşma nedeniyle yargılanan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Başkanı Turgut Öker’e destek veren Yazar Ali yıldırım, “Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu dava tamamen Alevi mücadelesini yıldırmaya yöneliktir. Bu anlamıyla yargılanan onun şahsında Aleviliktir. Turgut Öker’in yanında olmak yola sahip çıkmaktır” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in hakkında, Alevi haklarının kazanımı ve yaptığı konuşmalar nedeniyle çok sayıda dava açıldı.

    Öker’in 2015 yılında Almanya’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı protesto mitingindeki konuşması nedeniyle açılan davanın duruşması bugün.

    İstanbul Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülecek duruşma öncesi Alevilerden destek mesajları da geliyor.

    Yazar, Avukat Ali Yıldırım, “Turgut Öker Alevilere yönelik haksız, hukuksuz ayrımcı uygulamalara karşı yıllar önce söylediği sözlerden ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına sahip çıkmış olmasından dolayı daha önce yargılanmış olduğu konulardan dolayı bir kez daha yargı önünde” dedi.

    Yıldırım şunları kaydetti:
    “Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu dava tamamen Alevi mücadelesini yıldırmaya yöneliktir. Bu anlamıyla yargılanan onun şahsında Aleviliktir. Turgut Öker’in yanında olmak yola sahip çıkmaktır.”


    PİRHA/ İSTANBUL 

     

  • Halk TV’de yayınlanan görüntülere tepki: Semahımız seyirlik oyun değildir!

    Halk TV’de yayınlanan görüntülere tepki: Semahımız seyirlik oyun değildir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Halk Tv’deki bir programda cem olunmadan semah dönülen görüntüleri eleştirdi. “Semahımız seyirlik oyun değildir” denilen açıklamada “dilimiz güzel olsun, oyunlarımız güzel olsun” sözlerini sarf eden program sunucusu da kınandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, 30 Mayıs 2021’de Halk TV ‘de ‘Görkemli Hatıralar’ isimli programda yayınlanan görüntüler sebebiyle kınama yazısı paylaştı.

    Malatya Arguvan’da çekilen görüntülerde cem olmadan, meydan kurulmadan semah dönülmesi eleştirildi.

    “SEMAHIMIZ SEYİRLİK OYUN DEĞİLDİR”

    Yazılı yapılan açıklamada “Semahımız oyun değil, yola hizmettir” denilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “Bismi  Şah Ya Hakk

    Semahlar saf ola,

    Çark-ı pervaz hak ola,

    Döndüğünüz semahlar pir katında kabul ola,

    Döndüğünüz semahlar dünya durdukça dönüle

    Hizmetiniz Hakk ve Halk katında Kabul ola

    Gerçeğe ve gerçeği görenlerin demine Hü”

    ‘Haşaki bizim Semahımız oyuncak değildir. O bir aşk halidir. Salıncak değildir’ diyen Hünkar Hace Bektaşi Veli Pirimizi aşkı niyazla…

    İnancımızda kutsal olan hakk ve hakikatin yaşandığı cemlerimizin, on iki hizmetinin biri de semahımızdır. Cemde tevte gelen canlar aşk için dönerler. Semahımız seyirlik oyun değildir.

    30.05.2021 tarihinde Halk TV ‘de ‘Görkemli Hatıralar’ isimli programda, Malatya Arguvan’da Cem olmadan, meydan kurulmadan semah dönülmesi kabul edilemez. Programı sunan kişi, ‘dilimiz güzel olsun, oyunlarımız güzel olsun’ diyerek semahımızı ulu orta yerde, döşekte oturan pirin rızalığı olmadan kalkıp oynanacak, adeta bir folklore indirgemiştir. Buna alet olan, orada bulunan, bu sözü kuran zihniyeti kınıyoruz.

    Yol’a hizmet eden pirlerimizden, Alevi inanç kurullarımızdan, Alevi kurumlarımızdan, inançlı kesimlerden, tüm kamuoyundan duyarlılık bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi köyü Taşpınar’a hala hizmet yok; yola toprak döküp gittiler!

    Alevi köyü Taşpınar’a hala hizmet yok; yola toprak döküp gittiler!

    PİRHA- Bursa Mustafakemalpaşa’ya bağlı 3 bin nüfusa sahip Alevi köyü Taşpınar’da yol, su ve altyapı sorunu hala devam ediyor. Bir ay önce PİRHA’nın gündeme getirdiği sorunlar Meclis’e de taşınmıştı. Geçen ay köy sakinleri Alevi oldukları için hizmet alamadıklarını belirterek, yol, su altyapı ve ulaşım sorunlarının hala devam etmesine isyan ettiler ve sorunun çözümü için çağrıda bulundular.

    Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı 3 bin nüfuslu Taşpınar Köyü.

    Ajansımız PİRHA‘nın gündeme getirdiği Taşpınar Köyü sakinleri, geçen ay hizmette yaşadıklarını ayrımcılığı anlatmıştı. Tekrar iletişime geçtiğimiz köy sakinleri var olan sorunlarına hiç bir çözüm üretilmediğini belirttiler.

    Çıkan haberler üzerine Mustafakemalpaşa Belediyesi çözümü Taşpınar Köyü’ne 2 kamyon toprak dökmekte buldu. Yol, su, altyapı ve ulaşım sorunları görmezden gelen belediye 2 kamyon toprağı köy yoluna dökerek uzaklaştı. Duruma tepki gösteren köylüler yapılanların kendilerine zulüm olduğunu belirterek ayrımcılıktan vazgeçilmesi ve bir an önce sorunlarının çözülmesi çağrısında bulundu.

    Alevi köyüne ayrımcılık iddialarını sorduğumuz belediye yetkilileri konuya dair konuşma yetkilerinin olmadığını söyleyerek, görüş belirtmeyeceklerini ifade ettiler.

    AKP’Lİ BAŞKAN YARDIMCISI HİZMETİ ELEŞTİREN TAKSİCİYİ DÖVDÜ

    Yurttaşlara hizmet götürmeyen ve çağrıları duymazdan gelen AKP’li Mustafakemalpaşa Belediyesi yine bir skandala imza attığı ortaya çıktı. Mustafakemalpaşa çarşı merkezinde taksicilik yapan bir yurttaş, yapılanları eleştirdiği için belediye binasında saldırıya uğradı.

    AKP’li Mustafakemalpaşa Belediyesi’ni sosyal medyadan eleştiren taksici esnafı Engin Duru, Belediye Başkan Yardımcısı Ercan Leblebici ve adamları tarafından darp edildiğini iddia etti. Belediye binasında dayak yiyen, kaburgası kırılan ve başından yaralanan Duru, saldırganlardan şikayetçi oldu.

    Vatandaşları belediyeye çağırarak meydan dayağı attığı ve attırdığı iddia edilen belediye başkan yardımcısı sessizliğini koruyor.

    NE OLMUŞTU?

    Tamamının Alevi olduğu Taşpınar köylüleri; yol, su altyapı ve ulaşım gibi hizmetlerinden Alevi oldukları için yararlanmadıklarını belirterek duruma tepki göstermiş, duyarlılık çağrısında bulunmuştu.

    PİRHA‘nın Nisan 2021’de ulaştığı 3000 nüfusu olan Taşpınar Köyü’ne yönelik ayrımcılık iddiaları gündeme gelerek meclise taşınmıştı. Aradan geçen süreden bu yana Taşpınar köylülerinin sorunları devam ediyor.

    PİRHA/BURSA

    İlgili haber linki…

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/alevi-koyu-taspinara-ayrimcilik-asfalt-yok-yollar-camur-deryasi-video-262126.html/10/04/2021/

     

  • Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    Metin Doğan Dede’den Ulusoy’a destek: Karanlık bir grup aslında Yol’umuza saldırıyor

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı gruplar tarafından hedef alınmasına bir tepki de Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı dedelerinden Metin Doğan’dan geldi. Doğan, Ulusoy’un karanlık bir grup tarafından hedef alınıp yıpratılmaya çalışıldığını belirterek, aslında bu saldırıların Yol’a ve Alevilerin birliğine yapıldığını vurguladı. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Yol’dan uzaklaşılmasına, başka inançların taklit edilmesini eleştiren Hacı Bektaş Veli Dergahı Potnişini Veliyettin Ulusoy’un, Aleviliği özünden uzaklaştıran bazı ırkçı tarafından hedef alınmasına tepkiler devam ediyor.

    Fransa’da yaşayan Sarı İsmail Ocağı’ndan Metin Doğan Dede, sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak “Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz” dedi.

    “YOLUMUZ HAK-MUHAMMET-ALİ’NİN, İNSAN OLABİLMENİN YOLUDUR”

    “Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla Yol’ umuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir” diyen Metin Doğan Dede şunları kaydetti:

    “Yol’ umuz Hak Muhammed Ali yoludur.
    Yol’umuz, dergahlarımızın Ocaklarımızın ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı kutsal ve Ulu bir yoldur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yol’umuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur.

     
    “KARANLIK BİR GRUP TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLEREK YIPRATILIYOR”

    İkrarımız Hak Muhammed Ali yolunadır.
    Serçeşmemiz Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’dır. Hünkar Dergahı Kutup’tur.
    Dergahı’mızın Postnişinleri Veliyettin ULUSOY ve Safa ULUSOY efendilerimizdir. Postnişinimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy efendimiz, Alevi toplumumuzun birliğinden beraberliğinden rahatsız olan karanlık bir grup tarafından, bir takım asılsız iddalarla hedef gösterilerek yıpratılmaya çalışılmaktadır. Postnişinimize karşı yapılan bu saygısızlığı asla kabul etmiyoruz. Burada asıl amaç Yol’umuza zarar vermektir.
    Âlim, ölü olsa bile diridir. Cahil diri olsa bile ölü !
    Şah-ı Merdan Ali.


    “BU SALDIRILAR ASLINDA YOL’A YAPILMAKTADIR”

    Daha öncede benzer saldırıları ve karalama çalışmalarını yürüten bu grubun ‘Söyleyene bakma, söyletene bak’ deyiminde olduğu gibi hangi amaca hizmet ettiği ve ne tür ilişkiler içerisinde olduğu açıkça ortadadır. Yapılan bu saldırılar aslında direkt olarak Yol’a yapılmaktadır.
    Özellikle Hakk’a yürüme erkannamesi üzerinden başlatılan bu saldırıları kabul etmek asla mümkün değildir.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öncülüğünde büyük emeklerle ve çabalarla hazırlanan Hakk’a yürüme erkannamesinin giriş bölümünde, gayet mütevazi bir şekilde, “Sözümüz demirin kertiği değildir” deyimi kullanılarak, herhangi bir dayatma söz konusu olmamıştır. Samimi bir şekilde, bu erkanın hazırlanmasında öncülük eden Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Mütevelli heyeti üyeleri, vakti geldiğinde kendileri için bu Hakka Yürüme Erkanı’nın uygulanmasını vasiyet etmişlerdir.

    “ALEVİLERİN KIBLESİ VE KABESİ MÜRŞİ-İ KAMİLLERDİR”

    Alevilerin kıblesi ve kâbesi Mürşid-i Kamillerdir. Kamil’in sözü Kur’an’ın özüdür, Kamil’in sözü 4 kitabın özüdür. Kamil insan Hakk’ın tecellegahıdır.
    Evliyadan gelen kelâm, okunan Kur’an değil mi ?
    Gerçek Veli’nin sözleri, Sure-i rahman değil mi
    (Kaygusuz Abdal)
    Kur’an’ı inkar ediyorlar bahanesini öne süren bu kişiler, Şah-ı Merdan Ali’nin
    “Ben konuşan Kur’an’ım, Kur’an-ı Natık’ım” sözünü anlamazlar mı ?
    Ey vaizi riyakar, Kur:anı bilmiyorsun
    Gel bizden al nazire, Kur’an Kelamımızdır.
    (Edip Harabi)

    “YOL’UMUZA, BİRLİĞİMİZE ZARAR VERİLİYOR”

    Yapılan bu saldırı ve yakışıksız tutumlarla yolumuza ve birliğimize zarar verilmek istenmektedir.

    Postnişinlerimiz Veliyettin Ulusoy efendimizin ve Safa Ulusoy efendimizin her daim yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.
    Hak Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı ola.
    Hünkar-ı Pir, Yol Ulularımız, Erenler evliyalar himmetlerini üzerlerimizden esirgemeye.

    Yol’umuz,dergahlarımızın, ocaklarımızın el ele’ el Hakk’a ikrar bağıyla bugünlere taşıdığı, Hak aşıklarımızın kelamlarıyla, nefesleriyle mânalandırdığı, Hakk’a doğru giden kutsal ve Ulu bir Yol’dur.
    Yolumuz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, erenlerin, evliyaların, pirlerimizin, ulularımızın aydınlık yoludur.
    Yolumuz her şeyden önce insan olabilmenin yoludur. Mürşid-i Kamillerin sözü Hak kelamıdır.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘Dara durmak, kişiyi yargılamak değildir, canı hatasının bilincine vardırmaktır’

    ‘Dara durmak, kişiyi yargılamak değildir, canı hatasının bilincine vardırmaktır’

    PİRHA-Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Dede, Alevi toplumunda ‘Halk mahkemesi’ olarak bilinen ‘Dara durmak’ ritüeli hakkında konuştu. “Yol’un sürdürülebilmesi için, önce Yol sürenlerin Yol’a uygun davranması gerekir” diyen Ercan Kazım Dede, günümüzde Alevi kurumlarının içerisindeki birçok Dede ve Ana’nın Yol’a ikrarı olmadığını söyledi.

    Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Dede, ‘Dara durmak, kendi özünü dara çekmek’ ya da ‘Dara çekilmek’ hizmetlerinin Alevilikte nasıl tanımlandığını anlattı. Ercan Kazım Dede, ‘Dâr’ kelimesinin Farsça ve Arapça kökenli olduğuna işaret ederek ‘Yer, mekân, konak, ev, yurt’ ve ‘Dünya’ anlamlarını taşıdığını söyleyerek “Bu anlamı ile cem meydanının tamamı, Dâr meydanıdır. Bu meydan, Hakk huzuru, Pir divanı ve erenler nazarıdır” dedi.

    Ercan Kazım Dede, ‘Dâr’a durma’ ritüelini “Meydanda durmak, ortaya çıkmak, huzurda durmaktır. Özünü dâra çekmek; gönlünde olanı, meydana dökmektir” sözleriyle açıklarken ‘Dâra çekilmek’ hizmetini ise “Meydana çağrılmak, meydana getirilmek” sözleriyle açıkladı.

    Ercan Kazım Dede, “Cem erkânı 4 Dârdan oluşur” diyerek bunları; ‘Mansur dârı, Fazlı dârı, Nesimi dârı, Fatîma Ana dârı’ olarak sıraladı. “Dar, sadece sorgu ve görgü için yapılmaz” diyen Kazım Dede, “Hizmet darları da cemin bir parçasıdır. Mersiye’de durulan Nesimi Darı’nda da sorgu yapılmaz, hançerlenen Fazlı için yapılan dârda da sorgu olmaz. Fatıma Ana darında da sorgu olmaz” ifadelerini kullandı.

    “İKRAR BAĞI KURULMADAN GÖRGÜ CEMİ YAPILAMAZ”

    Ercan Kazım Dede, geçmişte ‘Alevi toplumunun mahkemesi’ olarak da işletilen ‘Dar’ hizmetinin günümüzde ne derece yaşam bulduğunu da anlattı. Kentlere göçün Aleviler üzerinde ciddi bir dağılmaya sebep olduğuna işaret eden Kazım Dede şunları söyledi:

    “Ancak göçün olmadığı yerlerde de, günümüzde Pir-Talip bağı temelinde, yolun sürdüğü yerler çok azdır. Örneğin, Erzincan, Elazığ, Maraş, Malatya, Adıyaman vb. yerlerde yüzlerce yıldır Alevilerin yoğun yaşadığı coğrafyalarda bile Görgü Cemi ve Müsahip erkânları neredeyse hiç yapılmamaktadır. Yani Pir–Talip bağı kopmuştur. Yolun süreği gereğince, ikrar bağı kurulmadan görgü cemi yapılamaz.

    İkrar: Geri dönüşü olmayan söz demektir. Talip ile Pir arasında oluşan bu ikrar bağı nedeni ile Pir ve Talip birbirine karşı sorumludur. Bu ikrar gereği yılda bir defa, ikrarlı canlar bir araya gelerek kusur ve noksanlarını cem meydanına döker, Pir divanında rızalıktan geçer ve Hakk huzurunda aklanırlar. Cemevlerinde yapılan cemler ise ikrar ve görgüden uzak, ‘eğitim cemleri’ diye adlandırılan cemlerdir. Bu nedenle buralarda müşkül çözme, görgü-sorgu erkânı yürütme imkânı yoktur. Görgü cemine girebilecek olanlar, sadece ikrarlı canlardır. Pir’e verdiği ikrar gereği, kusur ve noksanını dile getirmek zorundadır. Bu meydanda bulunan diğer canlar da ikrarlı olduğu için bu meydanda görülen müşküller, orada çözülüp sır edilir ve dışarıda dillendirilemez.

    Günümüzde Pir-Talip bağı zayıfladığı için, yani ikrarlı talip çok az olduğu için görgü erkânları çok sınırlı bölgelerde yürütülmektedir. Yol’a ikrar verip, Yol’un kurallarından mesul olmayan kişi üzerinde, Yol’un kuralları uygulanamaz. Bu nedenle dar erkânları, yani görgü cemleri çok az yapılmaktadır.

    Göçler sonucu kentlere yerleşenler ise Pirleri ile olan bağlarını koparıp, geçim ve var olma kavgası içerisinde, erkânlar bir yana, çocuklarına Alevi olduğu bilincini bile aktaramamıştır. Birçok Pir evladı da zorunlu olarak kentlere göçüp, zorlu çalışma koşulları altında yaşam mücadelesi vererek, varlığını sürdürebilmiştir. Hal böyle olunca; küçük ve tamamının Alevilerden oluştuğu yerleşim yerlerinde uygulanan erkânlar, kozmopolit kent koşullarında talipler üzerindeki yaptırımlarının çoğunu kaybetmiştir. Yeni kent koşullarında yetişen Aleviler, Müsahiplik, Kirvelik, Rehber, Pir, İkrar gibi Aleviliğin omurgasını oluşturan kavramları, köy koşullarında yaşanmış masalsı söylence olarak kabul etmekte, yaşamının içerisinde anlamlandıramamaktadır. Oysa mahkeme kapısı tanımamak, ticarette çek veya senedin ne olduğunu bilmemek, her canlının hakkını kendi hakkından evvel bilmek gibi olgular, Aleviliği oluşturan bu omurga üzerinden biçimlenebilir.”

    “HAK HUZURUNDA, PİR DİVANINDA, ERENLER NAZARINDA…”

    ‘Dara durma’ ritüelinin nasıl gerçekleştiği hakkında bilgi veren Ercan Kazım Dede, “Dar hizmetini başka inançlarda da görmek mümkün mü?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Hıristiyanlık inancındaki ‘Günah çıkarma’nın, Dar erkânına benzediği söylense de, gerçekte aralarında herhangi bir benzerlik söz konusu değildir. Günah çıkarma; tanrıdan af dileme biçimindedir. Oysa Dar erkânında kusuru olan kişi, kime karşı kusur işlemişse ondan af diler ve rızalık alır. Pir huzuruna varıp dara durduğunda; ‘Elim Er’de, Yüzüm yerde, Özüm dar’da. Hak huzurunda, Pir divanında, Erenler nazarında, benden ağrınan, incinen, hakkı olan huzura gelsin, hakkını talep etsin’ diyerek birlikte yaşadığı, ikrarlı canlardan rızalık ister.

    Canların hepsi razı olsa bile, Pir:

    ‘Durduğun Mansur darı, gördüğün Hakk didarı, ağız mürşit, dil tercüman. Söylediğin bize, gizlediğin Hakk’a ayan. Yıktığın varsa kaldır, döktüğün varsa doldur, ağlattığın varsa güldür. Sırtındaki yükü meydana indir. Yoksa yükünle gelir, yükünle gidersin ve bir yıl yükünü sırtında taşırsın’ diyerek kişiyi kendi kusurları ile yüzleşmeye çağırır. Eğer bir hatası var ise Talip de:

    ‘Size gizli, Hakk’a ayan; ……….. kusuru işledim. Kimse görmedi ve bilmiyor, ama bendeki Hak biliyor. Pirden gelene Eyvallah, cezama razıyım’ diyerek kimsenin bilmediği kusurlarını dahi meydana döker. Bu biçimi ile hiçbir inançta benzer bir uygulama yoktur ve sadece Aleviliğe ait bir erkândır.”

    “ALEVİ KURUMLARI İNANCA GÖRE YENİDEN ŞEKİLLENMELİ”

    Ercan Kazım Dede, Aleviliğin; Talip’in, Pir huzurunda Yol’a ikrar vermesi ile sürdürülebileceğini vurgulayarak kurumların da üstlenmesi gereken şu rollerin altını çizdi:

    “Günümüzde Pir ve Ana ünvanları (Hak edip etmemelerine bakılmaksızın) kurumlar tarafından verilip toplumun karşısına çıkarılmaktadır. Oysa Pir’i ‘Pir’ yapan taliptir. Nasıl ki; çocuğu olmayana ‘Anne veya Baba’ ünvanı verilmez ise, Talip’i olmayana da (Pir evladı bile olsa) ‘Pir’ denemez. Nasıl ki kadın ve erkek; potansiyel anne ve baba adayı olmalarına rağmen bu ünvanı çocuk sahibi olarak kazanırlarsa, Kızılbaş Ocak sisteminde; Pir’in evladı da potansiyel Pir adayıdır, fakat bu unvanı, liyakatini ispatlayıp, Talip ile ikrar bağı kurarak ve taliplerin ikrarını alarak kazanır. Yol’un sürülebilmesi için, önce Yol sürenlerin Yol’a uygun davranması gerekir. Günümüzde Alevi kurumlarının içerisinde ‘Dede, Ana’ veya ‘Pir’ diye adlandırılanların büyük bir kısmının Yol’a ikrarı yoktur. Talibi yoktur. Yolun erkânlarından haberi yoktur. Bu nedenle önce Yol’u yürütecek olanların ehil olması ve liyakati gözetilmelidir, sonra taliplerdeki noksan ve kusurların nasıl giderileceği konuşulmalıdır.

    Alevi kurumlarının içerisinde yol önderi (Dede, Pir, Baba, Ana) olarak öne çıkarılanları, yol önderi kabul edip, evindeki sorunu cemevinde meydana dökebilecek kaç kişi vardır? Yukarıda özet olarak sunduğum dardan geçme erkânını kaç kurum üyesi veya yöneticisi uygulayıp dara durabilir? Demek ki; ülkemizdeki Alevi kurumları, siyasi ve politik yapılar olmanın ötesine geçip, inanç kurumu olma vasfını yerine getirememiştir. Öyle ise kurumlar inanca göre yeniden şekillenmeli, seçim ve yönetim biçimleri tekrar masaya yatırılmalı, bünyesindeki inanç kurullarında görev alacak yol önderlerini, yönetimler değil, toplum seçmelidir. Aksi takdirde kurumsal olarak alınan kararlar ve Yola dair söylemler toplumda karşılık bulmaz. Seçim listeleri ile kutuplaşan toplum, kurum kararlarını tanımaz. Çok doğru şeyler yapılsa bile toplumda karşılığı olmaz.

    Alevilik; Talip’in Pir huzurunda yola ikrar vermesi ile sürülen bir yoldur. Bu ikrardan dolayı yola karşı sorumludur ve eksiğini tamamlayacağına inandığı kişi de ikrar verdiği Pir’idir. Bu bağ kurulmadığı sürece, anlatılan, yazılıp–çizilen ve söylenen sözlerin bir karşılığı olmaz. Bugün Aleviliğin tanımı ve Alevi kutsalları üzerinden yürütülen çalışmalar, elit, akademik çalışmalara dönüşmüş durumdadır. Alevi canlara katkı sağlamak şöyle dursun, Alevileri bölüp, kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Alevilik üzerine koca-koca kitaplar yazanların, panellerde Alevilik tarif edip, tarih dersi verenlerin, sosyal medya üzerinden Alevilik anlatanların büyük bir çoğunluğunun, (İstisnalar hariç) Müsahibi, Rehberi ve Pir’i yoktur. Yola ikrarı yoktur. Yıllık görgüden sorgudan geçmez, hatta bilgilendirme cemlerine bile girmez. Bu inancın gereğini yerine getirmeyip, inancın kurallarından mesul olmayanın, inanca dair söylediklerinin de bir hükmü olmaz.”

    “YASA VE KANUN MADDELERİ GEÇERSİZDİR”

    Ercan Kazım Dede, dara durmaktaki amacın; kişiyi yargılamak olmadığını söyleyerek canı, hatasının bilincine vardırmanın esas olduğunun altını çizdi. Ercan Dede, dar ritüeli ile sosyalist yönetimlerdeki ‘Halk mahkemelerini’ de karşılaştırarak şöyle devam etti:

    “Toplumsal değerler birden bire ortaya çıkmaz. Öncülleri ve dayandığı temeller vardır. Yaşam içerisindeki her şey birbiri ile bağlantılıdır. Ama bu birini, diğeri yapmaz. Şamanizm, Brahmanizm, Taoizm, Hinduizm ve Ezîdîlikteki Ateş, Su, Toprak, Güneş vb. kutsalların Alevilikte de olması, yaşam çarkının döngüsünün ve evrensel bağımlılık ilkesinin gereğidir. Halk mahkemeleri de birilerinin bir gecede icat ettiği bir olay değildir. Tarih içerisinde toplumlar benzer uygulamalar yapmış ve benzer olaylar gerçekleştirmişlerdir.

    Dar’a durmak, bir inanç gereği yapılan erkândır. Amaç kişiyi yargılamak değil, hatasının bilincine vardırmaktır. Yasa ve kanun maddeleri geçersizdir, yolun kuralları geçerlidir. Kişi; Kimsenin bilmediği bir kusur var ise onu bile dile getirmek zorundadır. Yani politik tanımlama yapılacaksa, bir çeşit ‘öz eleştiri’ olarak tanımlamak daha anlamlı olacaktır. Rastgele ulu-orta yerde değil, yola vakıf, yolun erkânından geçmiş canların arasında yapılır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi köyü Taşpınar’a ayrımcılık: Asfalt yok, yollar çamur deryası-VİDEO

    Alevi köyü Taşpınar’a ayrımcılık: Asfalt yok, yollar çamur deryası-VİDEO

    PİRHA- Bursa Mustafakemalpaşa’ya bağlı 3000 nüfusa sahip Taşpınar Köyü sakinleri Alevi olmalarından kaynaklı hizmet alamadıklarını belirterek, yol, su alt yapı ve ulaşım sorunlarının hala devam etmesine isyan etti.

    Türkiye’de birçok Alevi köyüne gittiğimizde hepsinin ortak şikayeti Alevi köyü olması sebebiyle devlet tarafından hizmet alamamaları. Bunlardan biri de Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı 3000 nüfuslu Taşpınar Köyü.

    Ajansımız PİRHA‘nın ulaştığı Taşpınar Köyü sakinleri hizmette yaşadıklarını ayrımcılığı anlattı.

    İÇME SUYU 3 KM ÖTEDEN RİCA MİNNET İLE ALINDI

    Taşpınar köyünün tamamı Alevi ve bu nedenle hizmetlerden en son ve en az yararlanan köylerden biri. Köyün yolu yol değil, kanalizasyonu ancak 2006 yılında yapılmış, içme suyuna sahip değiller ve suyu 3 km uzaktan Söğütalan Köyü’nden rica minnet sağlamışlar. Civardaki 60 hanelik köylerde kapalı düğün salonları bile varken Taşpınar’a ne devlet ne de belediye el uzatmış. Devlet hizmetlerinden neredeyse sıfır düzeyde yararlanıyorlar.

    Taşpınar köyü Bursa iline 102, Mustafakemalpaşa ilçesine ise 17 km mesafede. Coğrafi olarak genelde dağlık bir araziye sahip. Çevresinde ormanlar var. Köyde karasal iklim hakim. Köy ekonomisi ise genelde tarım işçiliğine dayanıyor. Köylüler tarımla uğraşmanın yanında hayvancılık da yapma gayretinde.

    VERİLEN VAATLER SEÇİM SONRASINDA KARŞILIK BULMADI

    3000 nüfusu olan Taşpınar Köyü’nün seçimlerin kaderini değiştirecek 1500’e yakın seçmeni hem Mustafakemalpaşa ilçesi hem de Bursa Büyükşehir Belediyesi seçimleri için iktidar ve muhalefet partilerinin iştahını kabartır iken vaatler seçim sonrası asla karşılık bulmamış.

    Uzun yıllardır tarihinden itibaren asfaltlanmayı beklerken yanı başında Sünni yurttaşların yaşadığı 116 köyün yollarının asfaltlanması, ayrımcılık iddialarını yeniden gündeme getirdi.

    SOKAKLAR ÇAMUR DERYASI OLUŞTURUYOR

    Köylüler, bozuk yollar için yaptıkları resmi başvurulara cevap alamayınca yaşadıklarını PİRHA’ya paylaştı. Yaşananlara isyan eden köylüler Alevi olmalarından kaynaklı ayrımcılık ile karşılaştıklarını dile getirdiler.

    Asfalt çalışmalarının hiçbir şekilde gerçekleşmediği Alevi köyü Taşpınar’da yurttaşlar, tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını söylüyor. Yurttaşlar, seçim zamanı oy için verilen vaatlerin başında gelen yol probleminin seçimlerden sonra ise hiçbir karşılık bulmadığını ifade ediyorlar.

    Tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan köylüler çektikleri videoda köy sorunlarının bitmek bilmediğine dikkat çekiyor. Görüntülerde yağan yağmur sonrası sokakların çamur deryasına dönüştüğü gözüküyor.

    SÜNNİ KÖYLERİN YOLLARI ASFALTLANMIŞ

    Taşpınar Köyü sakinleri yarım asrı geçen süredir asfaltlanmayı bekleyen yolları köstebek yuvasına dönüştüğüne işaret ederek, çevrede Sünni yurttaşların yaşadığı bir çok köyün yollarının asfaltlandığına dikkat çekiyor.

    Ayrıca toprak yolların yağan yağmur sonrasında çamura deryasına dönüşmesi ve ulaşımın zorlaşması sonrasında köyde bulunan 240 öğrenci ise okula gitmekte büyük sorunlar yaşıyor. Duruma isyan eden aileler can güvenliğinin olmamasından kaynaklı çocuklarını okula göndermek istemediklerini kaydederek tepki gösteriyor.

    ALEVİ KÖYLÜLERE HAPİS CEZALARI YAĞMIŞTI

    Eskiden geçimini hayvancılıkla sağlayan orman köyü Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Taşpınar’da köylüler 50 yıl önce tarım yapmaya başladı. Köylülerin ekip biçtikleri arazilerin bir kısmı 2013 yılında 2B arazisi kapsamına girerken, bir kısmı ise girmedi. 2B kapsamına alınmayan orman arazileri köylüler tarafından işgal edildiği gerekçesiyle 2 kişi 9 ay hapse mahkum edildi. Ardından 8 köylü hakkında da işlem yapıldı. Bu 8 köylü de cezaevine girecekleri günü bekliyor. 3 bin nüfuslu köyde 2 bin 500 kişinin cezaevine girme tehdidiyle karşı karşıya olduğu bildirilmişti.

    Ersin ÖZGÜL/BURSA

     

     

    .

     

     

  • Alevi inancını benimseyip Yola ikrar verdi-VİDEO

    Alevi inancını benimseyip Yola ikrar verdi-VİDEO

    PİRHA- Hızır ayında Diyarbakır Cemevinde Yol’a ikrar veren 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Umut Karakaş, toplumun ve dedenin şahitliğinde Yol’a ikrar vermekten mutlu olduğunu söyledi. Üç dört yıl önce araştırma yaptığını söyleyen Umut Karakaş, Alevi inancına nasıl yöneldiğini ve Yol’a nasıl girdiğini PİRHA’ya anlattı.

    Alevi inancına gençlerin ilgisi giderek artıyor. Diyarbakır’da yaşayan üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Umut Karakaş, Hızır ayında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevinde yapılan cemde Yol’a ikrar verdi.

    “İNSANA HUZUR VE GÜVEN VERİYOR”

    Sünni kökenli bir aileden gelen Umut Karakaş, toplumun ve dedenin huzurunda, şahitliğinde Yol’a ikrar vermekten mutlu olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

    “Öncelikle bir toplumun içinde olduğumuz için insanda heyecan oluyor. Sonrasında konuşulanlardan, yapılanlardan insan huzur alıyor. Anlatılanları, öğretilenleri hepsini benimsiyorsun. Her ne kadar ben böyleyim desem de o an gerçekleşen olay sayesinde her şeyi kavrayabiliyorsun. Hem toplumun önünde hem dedenin önünde artık ben böyleyim diyebiliyorsun. Bu onların şahitliğinde de gerçekleşiyor. İnsana huzur ve güven veriyor.”

    YOL’A GİRMEYE NASIL KARAR VERDİ?

    Üç dört yıl önce araştırma yaptığını söyleyen Umut Karakaş, Alevi inancına nasıl yöneldiğini ve Yol’a nasıl girdiğini şöyle anlattı:

    “Hep derdim ki Hz. Ali’ye insanlar nasıl böyle inanabilir. Sonrasında araştırma yapmaya başladım. Geçen yıl artık ben buyum diyebildim. Çünkü bir öğretmenim bana büyük engel olmuştu. Ondan dolayı hiçbir şey yapamıyordum. Üniversiteye geçince artık ben buyum diyebildim rahatça. Çünkü daha fazla insanla etkileşime geçtim öğretmenimden kurtulduktan sonra. O öğretmenim bana dedi ki Alevi olunmaz, Alevi doğulur sadece. Dışardan olamazsın, sonradan olamazsın gibi şeyler söyledi. Böyle söyleyince benim hevesim kırıldı, üzüldüm. Yine de araştırmaya devam ettim, ne olursa olsun inanmadım bir kişinin sözüne. Üniversiteden oradaki cemevine gidip dedeyle konuşmak istedim. Maalesef korona çıktı. Diyarbakır’a döndüm. Bir süre sonra dedeyle telefonla görüştüm. Kendisiyle yüz yüze de konuştuk. Bana bir süre verdi, iyice düşün, dedi. Benim sorularım oldu, her zaman cevapladı. Üniversitelerin açılma durumu söz konusu olabilir ve ben bu şekilde gitmek istemedim. İkrarımı verip öyle uzaklaşmak istedim. Bunu dedeye aktardım. Kendisiyle görüşmem sonucunda Hızır gününe ayarladı.”

    “ÖNEMLİ OLAN YOLU ANLAMAK”

    Hızır ceminde Yol’a girdiğini, ikrar verdiğini aktaran Umut Karakaş, “Ne olursa olsun sahip çıkmamız gerekiyor. Sonradan geldim diye bir şey yok. Önemli olan Yol’u anlamak, Yol’u bilmek. Bunu bir sonraki nesle nasıl aktaracağımız da önemli. Yanlış bilirsek yanlış aktarırız. Çok yanlışlar doğar. O yüzden dedelerle sürekli iletişim halinde olmak gerekiyor ki en doğruyu bulabilelim. Bazen dedelere de güvenemeyebilir insanlar o zaman da kendileri araştırma yapabilirler. Çünkü tek bir dede yok. Dedelere tek tek gidip sorabilirler. Ortak görüşleri alabilirler. Ne olursa olsun bunu devam ettirmeleri gerekiyor” diye konuştu.

    “GENÇLER YOLU BIRAKMASINLAR YOKSA YOL YOK OLMAYA YÜZ TUTAR”

    Türkiye’de Alevilere yönelik asimilasyonu da hatırlatan Umut Karakaş, şunları kaydetti:

    “Alevilere karşı yapılan politikalar belli. Ne olursa olsun hiçbir şekilde bırakmamak gerekiyor bunu. Özellikle gençlerin bırakmaması gerekiyor. Yaşı geçmiş insanların ne olursa olsun haftada bir defa da olsa cemevine gelmeleri gerekiyor, dedeyle konuşmaları gerekiyor. Yol’u öğretmeleri gerekiyor, semah hakkında bilgi alması gerekiyor. Bu Yol’dan ayrılmaması gerekiyor. Çünkü o unutursa ondan sonraki de unutur. Böyle böyle yok olmaya yüz tutarız.”

    PİRHA/ DİYARBAKIR

  • Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor

    PİRHA-Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor” diyerek Avrupa’da Aleviliğin okullarda ders olarak okutulup resmiyet kazandığına işaret etti. Poyraz Aleviliğin Almanya’da bir inanç olarak tescillendiğini, bunun da Alevi örgütlenmesinin başarısı olduğunu kaydetti. 

    Akademisyen Bedriye Poyraz, gazeteduvar.com’da “Alevilik yeni topraklarda filizleniyor” başlıklı yazısı ile Almanya’nın Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nde, Aleviliğin bir inanç olarak tescillendiğine işaret etti.

    “Artık Alevi toplumu ile istediğiniz gibi ilişki kurma(ma) dönemi bitiyor” diyen Poyraz,  Avrupa’da kamu okullarında Aleviliğin ders olarak okutulmaya başlandığını ve üniversitelerde Alevilik kürsüleri açıldığını hatırlattı.

    “ALMANYA’DA ALEVİLİK BİR İNANÇ OLARAK TESCİLLENDİ, BU ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN BAŞARISIDIR”

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz, “Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor, hem de sadece Anadolu’da değil hiç bilmediği yeni topraklarda da” diyerek şu yazıyı kaleme aldı:

    “Yeni bir coğrafyada yeni bir ülkede, Almanya’nın Kuzey Ren- Vestfalya Eyaleti’nde, farklı bir kültürde Alevilik bir inanç olarak tescillendi. Bu başarı hiç kuşkusuz Alevi örgütlenmesinin başarısıdır. Bunun arkasında yüzlerce hatta binlerce Yol hizmetkarının emeği var. Bu emekleri, yapılan fedakarlıkları tek tek saymakla bitmez. Avrupa’ya özellikle de Almanya’ya 1960’lar ve 70’lerde giden Alevilerin destansı göç hikayeleri ne yazık ki henüz yazılmadı. Trajediler, kayıplar yok oluşlarla dolu bu göç serüveninde, Aleviler, Aleviliğin köklendiği topraklardan uzakta bir ilki gerçekleştirmek zorunda kaldılar. Alevi inancını dilini, dinini hukukunu, kültürünü bilmedikleri yeni bir ülkede yeni bir toprakta ve yeni zamanlarda, son derece sınırlı olanaklarla nasıl pratik edeceklerine ilişkin çaba içine girdiler. Bu aslında sanıldığından daha zordu. Bir kere Aleviliğin özgün ve köklü kurumlarını, ocak sistemini bu yeni topraklara nasıl taşıyacaklarına ilişkin önlerinde hiçbir deneyim, bilgi, örnek yoktu. Hatta bu insanlara yol yordam gösterecek doğru düzgün okumuş ve dil bilen kimseleri de yoktu. Ama inandıkları inançları onlara kılavuzluk yaptı ve bu yabancı topraklarda eşsiz tekil öykülerle kendilerine bir alan açmayı başardılar.

    “ÇOCUKLARININ BOĞAZINDAN KESEREK İBADET EDECEKELRİ MEKANLARI KİRALADILAR”

    Bilindiği üzere Almanya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine özellikle ilk yıllarda gidenler orada çok ağır işlerde çalıştılar. Çoğunlukla gece uykularından fedakarlık yapıp çift vardiya yaptılar. Küçük yaşta çocuklarını evde yalnız bırakıp işe gitmek zorunda kaldılar. Kısacası ekmek parasını zor kazandılar. Kazandıkları bu ekmek parasından yani çocuklarının boğazından keserek ibadet edebilecekleri mekanları öncelikle kiralayarak daha sonra, satın alarak yavaş yavaş bugünkü koşullara geldiler. Mekanları satın alırken büyük borçların altına girdiler ve çoğu zaman evlerini ipotek ederek krediler alabildiler. Dernek üyeleri, mülk edinme sürecinde derneklerin inşaatından tutun da günlük temizliğine kadar bütün işlerini kendileri yaptılar. Bu mekanlarda hiç kuşkusuz Yol’u sürdürebilmek için çeşitli etkinlikler yaptılar, konuklar davet edip, onları çocuklarının odasında misafir ettiler. Avrupa’daki Alevi çocukları misafir gelince kendi odalarının onlara verileceğini bilir ve kendisine yatacak yer arar. Derneklerde toplandıkları zaman herkes evlerinde lokmasını hazırlayıp götürür ama herkes kendi götürdüğünü satın alarak yer ki derneğe gelir olsun. En güzel olan da bütün bu işleri yaparken aralarından en ufak bir hiyerarşinin gözetilmemesidir. Mesela bir dönem başkanlık yapan birisi, sonraki dönem sekreterlik, şoförlük ya da aklınıza gelen herhangi sıradan bir görevi üstlenebilir. Tam da inanca yakışır bir şekilde.

    “ALMANYA’DA YAPILAN AABF’NİN KAMU YARARI GÜDEN BİR KURUM OLARAK TANINMASIDIR”

    Demokratik bir ülke olarak Almanya’da inanç özgürlüğü temel insan hakkı olarak belirlenmiş ve Anayasa’nın dördüncü maddesi tarafından ayrıntılı olarak güvence altına alınmıştır. Almanya’da yapılan şey şimdiye kadar bir tür sivil toplum örgütü gibi çalışan ABF’nin, kamu yararı güden bir kurum olarak tanınmasıdır. Tamamen hukuki olan bu kararın, Aleviliğin tanımlanmasına yönelik değil kurumları yani ABF’yi tanımlayan, niteleyen bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. Bir diğer ifadeyle devletin ve siyasi iktidarın müdahalelerinden tamamen bağımsızdır. Herhangi bir sivil toplum örgütünün kamu yararı taşıyan bir kurum olmasının nasıl Türkiye’de belli koşulları varsa, çok daha ağır koşulları Almanya’da da geçerlidir. Bu hakkın alınması uzun bir sürecin ve çok ciddi emeğin sonucu olarak gerçekleşmiştir. Bu süreçte geriye doğru on yıllık bütün faaliyetler, harcamalar, bütçe, didik didik incelenip raporlar yazılmış ve kamu tüzel kişiliği bu raporların sonucuna göre verilmiştir. Alevi toplumu, Alevi inancı ve Alevi örgütlenmesi bunu fazlasıyla hak etmişlerdir.

    “BAHÇELİ VE PERİNÇEK BU FURUMDAN RAHATSIZ OLDULAR”

    Türkiye’de iktidarın sahipleri özellikle de ortakları, Bahçeli ve Perinçek bu durumdan çok rahatsız oldular. Bu demektir ki Aleviler her zaman olduğu gibi yine doğru yoldalar. Devletin sahibi olduklarını düşünenler elbette mesele Aleviler ve Alevilik olunca oyunun kurallarını istedikleri gibi belirlemeye, istedikleri anda bozmaya, istedikleri zaman değiştirmeye o kadar alıştılar ki, bu konforlu alandan vazgeçmek kuşkusuz çok zor. Ama bu yöntemin yani bu yolun sonu geldi.

    “ASİMİLASYON HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR”

    Devlet, Alevilerle sadece katliamlarla ve asimilasyonla ilişki kurdu. Başka bir ilişki biçimini bilmiyor hatta bilmeye tenezzül bile etmiyor. Üstelik devletin Alevilerle kurduğu ilişkinin yöntemi hiçbir zaman değişmedi. Sık sık Alevilerin evleri işaretlenerek sizi istediğimiz zaman yine katlederiz yine yakarız tehdidi hep taze tutulmuştur. Asimilasyon deseniz hiç hız kesmeden devam ediyor. Dersim’de FETÖ’nün yerini onlarca tarikat doldurmak için yarışa girdi bile. Alevi çocuklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen, zorunlu Sünnilik derslerinde bitimsiz bir işkenceye tabi tutuluyorlar. Üstelik bu çocuklar lise ve üniversite giriş sınavlarında matematik kadar Sünnilik sorularını da yanıtlamak zorundalar, yoksa sınavda başarılı olmaları mümkün değil. Mesela ne kadar zeki ve çalışkan olurlarsa olsunlar mühendis ya da doktor olamazlar. Neden? Çünkü inanmadıkları, kendilerine ait olmayan Sünni inancını bilmedikleri için. Düşünseniz öylesine bir rahatlık ki bugünkü iktidar, adına Alevi açılımı dediği sözde açılama Maraş Katliamı’nın en önemli sorumlularından birisi olan Ökkeş Kenger (Şendiller)’i çağırma aymazlığını yapabiliyor.

    Ama artık Alevi toplumu ile istediğiniz gibi ilişki kurma(ma) dönemi bitiyor. Avrupa’da kamu okullarında Alevilik çoktan ders olarak okutulmaya başlandı. Üniversiteler Alevilik kürsüleri açmaya başladı. Dünyanın en iyi üniversitelerinde Alevilik doktora tezleri yazılıyor ve birer birer en iyi uluslararası yayınevleri tarafından basılıyor. Kısacası Alevilik bir inanç olarak artık ayakları üstünde duruyor, hem de sadece Anadolu’da değil hiç bilmediği yeni topraklarda da.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ulusoy’dan, Alevilerin Almanya’daki kazanımına destek

    Ulusoy’dan, Alevilerin Almanya’daki kazanımına destek

    PİRHA- Almanya’nın Kuzey Ren Vestelya Eyaleti Parlamentosu’nda alınan kararla Alevilere kamu tüzel kişiliği verilmesinin ardından Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, AABF Başkanı Hüseyin Mat’a bir mektup gönderdi. Ulusoy mektubunda, “Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir” dedi. 

    Almanya’nın Kuzey Ren Vestelya Eyaleti Parlamentosu’nda alınan kararla Alevilere kamu tüzel kişiliği verildi. Böylece Aleviler Almanya’da bir inanç toplumu olarak en üst seviyeden tanınmış oldu.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Başkanı Hüseyin Mat’ın belirttiğine göre, Aleviler Almanya’da bu tarihi kararla şu haklara sahip oldular:

    *Kiliseler hangi haklara ve yetkilere sahiplerse, cemevleri, Aleviler de aynı haklara ve yetkilere sahip oldular. 

    *Devletin bir partneri statüsünde ancak denetiminde olmadan bir statüyü elde edildi.

    *Özerklik ve bağımsızlık daha güçlü olacak. 

    *Alevi inancı ve değerleri Almanya’da devletin teminatı altına, anayasal güvenceye alınmış oldu. 

    Almanya’da Alevilere kamu tüzel kişiliği verilmesi sonrası Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy, AABF Başkanı Hüseyin Mat’a bir mektup gönderdi.

    Ulusoy mektubunda, “Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir” dedi.

    Ulusoy’un mektubu şöyle:

    “Sevgili Hüseyin MAT
    AABF Genel Başkanı
    Hasret ile gurbetin buluştuğu yerde canı gönülden vermiş olduğunuz emeğiniz sizlere umut ve hizmetiniz ışık oldu. Bir zamanlar insanlar yüklerini sırtına alıp, göçünü bir umut aşkına Almanya’ya çekti.
    Doğup büyüdükleri topraklar hasrete gidilen yer ise gurbete dönüştü. Başlangıcı bir ekmek, aş, iş, geçim uğrunaydı ve devamı ise yaşama tutunma. İnsanların anlam ve değerler yükledikleri topraklardan kopması, kişisel ve kolektif bellek açısından tahrip edici sonuçlara sahiptir. Çünkü insanın doğup büyüdüğü topraklar kişinin aidiyetinin oluşumunda en az kişinin kökeni, sınıfı ya da cinsiyeti kadar etkilidir. Bu anlamda hasret çekilen diyarların olgusunu fiziksel gerçekliğinden öte, bireylerin veya toplulukların ona yükledikleri anlam ve değerler belirleyicidir.
    Gurbet ellerinde yapmış olduğunuz hizmet ve çalışmalar ile toplumsal belleği koruyarak Yolu sürdünüz. Bu çok anlamlı, değerli ve taktir edilmesi gereken bir hizmettir.
    Bizler dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Aleviler olarak hasret ile gurbetin buluşma anlarına nefes verdiğimiz sürece tanıklık ederiz. Bu tanıklık etme ve buluşmaların ortak paydası şudur ki: tenimiz, bedenimiz, varlığımız bize ait olsa da gelenek ve göreneklerimiz, canımız, erkânımız, deyişlerimiz, nefeslerimiz, duazlarımız, mersiyelerimiz, süreğimiz, inancımız Hak Muhammed Ali Yolu’nu büyük bir aşk ile canla başla sürdürmeye çalışan Yol ulularımıza borçluyuz.
    Bizler nefes verdiğimiz sürece gönül borcumuzu el birliği ve gönül dirliği içerisinde kırmadan, dökmeden, incitmeden ödemeye çalışacağız.
    Bu duygu ve düşünceler ile çalışma ve başarılarınızı takdir eder; kazanımlarınızın daim olmasını dilerim.
    Aşkı Muhabbetlerimle”

    PİRHA/ ALMANYA

  • Tokat’ta Alevi köyüne 20 yıldır asfalt yapılmıyor

    Tokat’ta Alevi köyüne 20 yıldır asfalt yapılmıyor

    Tokat’ta Alevi yurttaşların yaşadığı Güzelyayla köyünün yoluna 20 yıldır asfalt yapılmaması köy halkının tepkisine neden oldu.

    Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı olan Alevi yurttaşların yaşadığı Güzelyayla köyünün yoluna 20 yıldır asfalt yapılmıyor. Çevredeki tüm köylerde yol çalışmasının eksiksiz tamamlandığını belirten köy halkı yaşadıkları ayrımcılığa isyan etti.

    Cumhuriyet’ten Mehmet Menekşe’nin haberine göre Güzelyayla muhtarı Yavuz Türk, çevredeki köylere ödenek verildiğini ancak sıra kendilerine gelince ödenek çıkmadığını söyledi. Güzelyayla Köyü Dernek Başkanı Durmuş Yılmaz da bu durumun AKP’ye oy vermedikleri için bir ceza olduğunu vurguladı.

    ÇEVRE KÖYLERE 3 KERE ASFALT YAPILDI

    Muhtarı Yavuz Türk,  “Biz yıllardır bu sıkıntıyı çekiyoruz, bir türlü bizim köyün yolu yapılmıyor. Çevredeki diğer köylere üçüncü asfalt yapıldı. O köylerin virajlarına ayna bile taktılar. Yetkililer programa alındı, yapacağız ancak ‘ödenek yok’ diyorlar. Ne hikmetse bizim köy için bir türlü ödenek çıkmıyor. Yeşilkaya köyü halı saha istedi ve en kısa sürede il özel idaresi köye halı saha yaptı. Çevre köylerin göletleri, yayla yolları bile yapılmış. Beş buçuk kilometrelik yolumuzun yapılıp asfaltlanmasını istiyoruz” dedi.

    AKP’YE OY VERMEDİKLERİ İÇİN YOL YAPILMIYOR 

    Güzelyayla Köyü Dernek Başkanı Durmuş Yılmaz da köylerinin iktidar partisine oy vermediği için cezalandırıldığını savunarak “Tek hizmet gitmeyen köy, bizim köy. İktidar kim olursa olsun bu ülkede yaşayan tüm vatandaşlara eşit hizmet verilmeli. Çevredeki diğer köylere hizmet yapılıp da bizim köye yıllardır hizmet götürülmüyorsa bu ayrımın somut kanıtıdır” dedi.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muharrem Erkan da Alevilere yönelik ayrımcılığın her alanda sürdüğüne belirterek “Aynı devletin yurttaşıysak, kanunlar önünde eşitsek bu ayrımcılık niçin yaşanıyor” diye sordu.

  • Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    PİRHA – Son yıllarda kimi çevrelerce Şiiliğin Alevi inancı gibi lanse edilmeye çalışıldığını belirten Tokat PSAKD Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan, Aleviliği gerek Şiilikten gerekse de Sünnilikten ayıran edebi, erkanı, Yol’u ve tarikatının olduğunu söyledi.

    Son yıllarda Alevi inancının kimi çevrelerce başkalaştırılmaya çalışılmasına ve Alevilerin asimile edilmek istenmesine Tokat Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan tepki gösterdi.

    “Son yıllarda bilhassa Şiialık sanki Alevilikmiş gibi kamuoyuna lanse edilmeye çalışılıyor. Alevilerin gerek Şiialardan gerek Sünnilerden birbirine benzemeyen, birbiriyle örtüşmeyen edebi, erkanı, yolu, tarikatı var” diyen Muharrem Erkan Dede, konuşmasına şunları ifâde etti:

    “Ama ne yazık ki Kerbela’daki 680 yılında İmam Hüseyin’e yapılan zulümden kaynaklı bütün İslam alemi bu konuda muzdarip. Doğru olduğunu söylemiyorlar, yanında bulunmuyorlar. Bu bizim Şiialarla örtüştüğümüzün veya Şiia olduğumuzun göstergesi olamaz.
    Sadece ve sadece bizler edebiyle, erkanıyla, Yol’uyla, tarikatıyla farklılığı olan, Farsçası namaz, Arapçası salat olan, Türkçesi dua olan inanış. Alevileri inançsal olarak Şiialaştırmaya çalışan bir grupla karşı karşıyayız. Bizler İmam Hüseyin’in mateminde Zeynel Abidin sağ kurtuldu diye kurbanları tığlarken, yanı sıra da aşurelerimizi kaynatıp Aşure dağıtırız. 12 gün de Matem Orucu’nu, 3 gün de Masum-u Pak Orucu’nu tutarız.”

    PİRHA/ TOKAT

  • Köyler arasında ayrımcılık: Alevilere toprak yol, Sünnilere asfaltlı-VİDEO

    Köyler arasında ayrımcılık: Alevilere toprak yol, Sünnilere asfaltlı-VİDEO

    PİRHA – Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Alevi köyü Atkıran’a dört yıldır söz verildiği halde asfalt dökülmedi. Buna tepki gösteren köy sakini, hemen yanlarındaki  Sünni köyü olan Bedirveren’e üçüncü kez asfalt döküldüğünü ileri sürerek, Sivas’ta köyler arasında ayrımcılık yapıldığını belirtti. 

    Haberin Videosu

    Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Alevi köyü Atkıranlılara dört yıldır söz verildiği halde yollarına asfalt dökülmedi.
    Sosyal medyada paylaştığı bir videoda, köyler arasında yapılan ayrımcılığı dile getiren bir yurttaş, köyün hemen yanında bulunan Bedirveren köyünün Sünni olduğunu ve bu köyün yollarına üçüncü kez asfalt döküldüğünü söyledi.
    Atkıranlı yurttaş, söz verildiği halde dört yıldır Atkıran köyünün yolunun yapılmadığını belirterek, ayrımcılığa son verilmesini istedi.

    “ALEVİ KÖYLERİNE NEDEN BU KADAR AYRIMCILIK YAPILIYOR?”

    Yurttaş, “Bu devletin ayıbı bu devletin ayrımcılığı bu devletin yobazlığı. Kimlere seslenip kimlere nasıl duyuracağımızı bilmiyoruz. Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Biz bu ülkede askerlik yapıp vergi ödüyoruz. Köye 30 tane ikametgah yaptık ki iller bankasından ilimiz ilçemiz faydalansın diye. Ama ne hikmetse yolumuz yapılmıyor. Bizim hizmetimiz gelmiyor” diyerek tepki gösterdi.

    Alevi köylerine neden bu kadar ayrımcılık yapıldığını soran yurttaş, devlet yetkililerine seslenerek, “Yazıktır. Bu köye üçüncü kez asfalt yapılıyor ama Atkıran dört kilometre ve söz verildiği halde yapılmıyor” dedi.

    PİRHA/ SİVAS

  • Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy: Yol’dan gayrı konuşulanlara, tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız!

    Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy: Yol’dan gayrı konuşulanlara, tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız!

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, ortak yazılı bir açıklama yaparak, son zamanlarda Yol’dan gayri her şeyin konuşulduğunu, özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanların kendilerini Yol’dan ulu gördüklerini belirttiler. Açıklamada, “İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız” denildi. 

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, “Zahiri tok, Batını aç olanların, gözü gönlü dünyalıkta, eli ayağı ikilikte olur” başlıklı ortak yazılı bir açıklama yaptı.

    Son zamanlarda Yol’dan gayri her şeyin konuşulur olduğunu belirten Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy, “Özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanlar kendilerini Yol’dan ulu görüyorlar. İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Safa Ulusoy ve Veliyettin Ulusoy imzalı açıklamanın tamamı şöyle:

    Zahiri tok batını aç, gönlü gözü dünyalık bilmeyiz,

    Hizmet için ayağa kalkarız, kin, kibir, ikilik bilmeyiz,

    Hakk’tan yana tarafız,  O’ndan gayrı taraf bilmeyiz

    Ebu Turap’ tır Pirimiz, turablıktan gayrı makam bilmeyiz.

    “HAK MUHAMMET ALİ YOLU, SÜRENİNDİR, CEM KURANINDIR”

    Fatma Ana’nın ciğerparesi, Muhammed Ali’nin çeşm-i çerağı, batın âleminin şahı Hüseyin’in yolundan gidenler bir can için mihnet çekmezler. Zahiri tok batını aç; gönlü gözü dünyalıkta, eli ayağı ikilikte olanlar ise ne bu yolun yolcuları ne de mürşitleri olabilirler. Hak Muhammed Ali Yolu; sürenindir, cem kuranındır, dem gönlünü bulandırmayanlarındır, Hak nefesi bir karar ve ikrarda duranlarındır. Bir karar ve ikrarda durulmayınca, insan yolunda şaşar ve bin bir müşküle düşer.

    “YOLUMUZUN BÜTÜN DESTURLARI KIRKLAR MECLİSİ’NDE MEVCUTTUR”

    Hakikatin binasını her dem yeniden kurma ve insan-ı kâmil olma üzerine kurulu olan Yolumuzun bütün destur ve düsturları Kırklar Meclisi’nde mevcuttur. Yolumuzda, Vücud-u vücud olan erenlerin kurmuş oldukları Kırklar Cemi ve bu anda Vahdet-i Vücuda erişen Kırklar Meclisi’nden gayrı bir meclis bilmeyiz. Hakikat üzerine kurulu olmayan bir kâinatın temeli çürük, insan-ı kâmilsiz bir âlem ise cesettir. Bu nedenle kurulan cemlerin ve sürülen demlerin temel gayesi hakkın ve hakikatin binasını kurmaktır. Başka bir ifade ile zaman ve mekân feshedilir, geçersiz kılınır ve bir aşkınlık hali olarak başlangıçtaki saf, bozulmamış ve kusursuz âna vasıl olunur. Bu an kusursuzdur, hiçbir şey bozulmamıştır ve bu anda hiçbir şey olmaz, eskimez, yıpranmaz ve ölmez.

    Yolumuzda en ulu makam, makamsızlık makamıdır. Bunun yolu turap olmaktan geçer. Makamsızlık makamı, her makamda bulunma ve aynı zamanda hiçbir makamda bulunmama halidir. Bu haller, hakîkatin kâmil insanlardan tecellisi gönüllerde ayan olur ve burada tayin edici ve karar veren Yol’dur. Beşeriyetin hiçbir hükmü, Yolun tecelliyât ile sahibini tayin etme kararı üzerine değildir.

    Hakikat şehrinde, mana bağında, muhabbetin saflığı ile gönülleri birleyenlerin hali Ulu Pir’e ayandır; sır bildikleri nokta-i beyandır.

    “YOL’DAN GAYRİ KONUŞULANLARA, TARTIŞMALARA ZERRE KADAR DAHİL OLMAYIZ”

    Son zamanlarda Yol’dan gayri her şey konuşulur oldu. Özünü dara çekmeyi bilmeyen, bir karar ve ikrarda durmayanlar kendilerini Yol’dan ulu görüyorlar. İkrarımız Hak Muhammed Ali Yolu’nadır. Tam da bu nedenle önüne gelenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı adına yaptığı açıklama veya beyanların hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Yol’dan gayrı konuşulanlara, yapılan tartışmalara zerre kadar dâhil olmayız.”

    PİRHA /İSTANBUL

     

  • “Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları” Çalıştayı Başladı

    “Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları” Çalıştayı Başladı

    PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi (1 Mayıs Cemevi) tarafından gerçekleştirilen Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları Çalıştayı başladı.

    Gülbenglerle açılışı yapılan çalıştayda Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya’nın açılış konuşmasının ardından, İsmail Aslan’ın moderatörlüğünde HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Gazeteci Yazar Necdet Saraç ile Akademisyen Mehmet Ertan’ın katıldığı birinci oturuma geçildi.

    Çalıştayın, önce Erdal Eren Kültür Merkezi’nde düzenlenmesi planlanmış,  ancak koronavirüs önlemleri kapsamında 1 Mayıs Cemevi’nde yapılmasına karar verilmişti.

    Çalıştaya Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ile birçok kurum kuruluş ve STK temsilcisi katılıyor.

    Program

    1. GÜN – 1. OTURUM

    Demokratik Alevi Hareketinin Doğduğu Koşullar ve Mücadelesi

    • Moderatör : İsmail ASLAN
    • Akademisyen Prof.Dr. Bedriye Poyraz
    • Akademisyen Mehmet Ersan
    • Gazeteci/Yazar Necdet Saraç
    • HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu
    • PSAKD geçmiş dönem Genel Başkanı Necati Yılmaz

    2. OTURUM

    ALEVİLERİN GÜNCEL SORUNLARI VE TALEPLERİ

    • PSAKD Üyesi – Songül Tunçdemir
    • Akademisyen – Ayhan Yalçınkaya
    • Akademisyen – Ali Murat İrat
    • Akademisyen – Hüseyin Kırmızı
    • Akademisyen – Pir Er
    • Gazeteci – Veli Büyükşahin

    2.GÜN

    ALEVİ HAREKETİNİN BUGÜNKÜ DURUMU VE GELECEĞİN ÖRGÜTLENME YÖNTEMLERİ

    • PSAKD Genel Başkanı – Gani Kaplan
    • AABK Onursal Başkanı – Turgut Öker
    • DAD Üyesi – Zeynel Kete
    • PSAKD Tarsus Şube Başkanı – Cuma Erçe
    • PSAKD Tokat Şube Başkanı – Muharrem Erkan
    • PSAKD Ataşehir Şube YK Üyesi – Hasan Gülüm

     

     

     

  • İnancını aşkla yaşıyor: Sazın teline vurunca içimde bir şey kopuyor-VİDEO

    İnancını aşkla yaşıyor: Sazın teline vurunca içimde bir şey kopuyor-VİDEO

    PİRHA – Esme Yıldız 70’li yaşlarında. Düzenli olarak iki yıldır Yamanlar Cemevine geliyor. Cemevine geldiği için komşularının selamını bile kestiğini söyleyen Yıldız, Alevi inancına bağlılığını, dedelerin yanında büyüdüğü zamanları hatırlatıp, ‘O sazın teline vurunca içimde bir şeyler kopuyor” diyor. 

    Haberin Videosu

    Çorumlu olan ve uzun yıllardır İzmir’in Bayraklı İlçesi’ne bağlı bulunan Yamanlar Mahallesi’nde oturan 70’li yaşlarda olan Esme Yıldız, iki yıldır düzenli olarak Yamanlar Cemevi’ni ziyaret ediyor. Alevilik yol erkanına bağlı olan Yıldız, küçük yaşlarda dedelerin yanında cemlere girmesi, inanca olan bağlılığını daha da artırmış.

    15 yıldır tek başına yaşayan Yıldız, yalnızlığını cemevine gelerek gideriyor. Cemevinde edindiği arkadaşlarıyla her salı günü bir araya gelerek hem gün yapıyorlar hem de kadın gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyorlar. Yıldız, cemevine gelip gittiği için komşularının kendisine selamı kestiğini söylüyor.

    “CEMEVİNE GELİNCE KENDİMİ ÇOK MUTLU HİSSEDİYORUM”

    Yaşam süresi boyunca bir güzellik görmediğini belirtiyor Esme Yıldız. Şimdi ise tek başına yaşamını sürdürüyor. Sevgi, saygı ve insanlık değerlerine önem veren Yıldız,”Ben aç da kaldım açıkta da kaldım dayak da yedim. Ama şimdi yolumu bulmuşum içine girmişim sevmişim, saymışım ben bunu hiçbir şeye değiştirmem. Ben dedelerin köşesinde büyüdüm. Onlar çocuklar gibi beni sevip saydılar” diyor.

    Düzenli olarak iki yıldır Yamanlar Cemevine gelip gittiğini söyleyen Yıldız, yol erkanın kendisi için önemli olduğunu belirterek, “Buraya gelince içimde sonsuz bir sevgi oluyor. İçimden diyorum ki varlıklı olsamda oraya bağışlasam. O kadar içim hoştur” dedi.

    “ESKİ CEMLER SABAHA KADAR SÜRERDİ ÇOK DAHA GÜZELDİ”

    Evi uzak olduğu için cemlere zaman zaman katılabilen Esme Yıldız, küçük yaşlarda cemlere katıldığını belirterek, “Çocukluğumda içimde bir aşkım vardı, içimde bir uçmak, bir sevgi vardı hala da sürüyor. O sazın teline vurunca içimde bir şey kopuyor” diyor.

    50 yıl önce cem erkanlarının pirlerin evinde sabaha kadar sürdüğünü söyleyen Esme Yıldız, “Öyle kapı açmak yoktu, öyle gelen yoktu, dededen izin almadan adımını atmazdın. Birlik beraberlik içinde herkes bir arada cem yapardı. Dedeler ne derse onu dinlerlerdi. Çok güzeldi. Kaynanam da gözcüydü. Biri konuşsaydı kaynanam hemen elindeki değnekle kafasına vurup susturuyordu. Ama şimdikiler ona uymaz. Eski durumda değiliz. Yine de insanlarımız gelenek görenekten birbirine saygı sevgisini kaybetmesinler. Bizim Alevileri istemeyenler dolu. Ama inşallah onlara fırsat vermesin” ifadeleriyle geçmişe özlemini dile getiriyor.

    “CEMEVİNE GELİP GİTTİĞİM İÇİN KOMŞULARIM SELAMINI KESTİ”

    “Komşularımın ikisi Alevi değiller beni kendi taraflarına çekmeye zorladılar, ama ben gitmedim” diyen Yıldız, cemevine gelip gittikten sonra komşularının selamı bile kestiğini belirterek, “Bak komşularım var beni istemiyorlar buraya geliyorum, gidiyorum, diye. Bana ‘Sende bu sene kafayı cemevine vermişsin’ diyorlar. Sizi ilgilendirmez. Sizinle dedikodu yapacağıma oraya giderim onları dinlerim. Ölürsem burada öleyim, burada kefenleneyim istiyorum” diyor.

    Son olarak Esme Yıldız, Alevi gençlerine gelenek, göreneklerini unutmadan yol erkanlarına sahip çıkma çağrısında bulundu. Yıldız, katıldığı kadın toplantısında ise birlik beraberlik vurgusu yaptı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Alevi kadının kurtuluşu Aleviliğin kurtuluşudur; Çünkü Yol anadır’

    ‘Alevi kadının kurtuluşu Aleviliğin kurtuluşudur; Çünkü Yol anadır’

    PİRHA – Alevi kadınlara, “Tarihsel olarak Yolda kadına biçilen rol nedir ve bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı önceki dönem PSAKD İstanbul Kartal Şube Başkanı olan Songül Tunçdemir yanıtladı. Tunçdemir, egemen dinin kadına bakış açısı Alevi erkeklere de sirayet etti” dedi. 

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlarına bıraktık.

    Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.

    Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.

    Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı önceki dönem Pir Sultan Alevi Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir yanıtladı.

    “ALEVİLİKTE KADIN DEYİNCE İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMIYOR İNSAN”

    PİRHA- Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir, nasıl bir seyir izledi?

    Songül Tunçdemir: Alevilikte kadın neredeyse hiç tartışılmadı, ciddi tartışma ortamları da yaratılmadı. Bunu bir başlangıç olarak görüyorum. Hepinize teşekkür ediyorum.
    Alevilikte kadın denilince işin içinden çıkamıyor insan. Şöyle: Aleviler yıllardır yoğun bir asimilasyon sürecinden geçmekte, bir savrulma var. Bir yandan sistemin baskılarıyla asimile olma, toplu kıyımlar, bir yandan Alevilerin içindeki parçalanma. Bırakın kadın olarak Aleviliği yaşayan insanlara çok az rastlıyoruz. Yani özümüzden çok uzaklaştık. Hal böyleyken dünyanın neresinde olursa olsun toplumun, sistemin kadınlar üzerinde oynadığı ciddi  oyunlar ciddi baskılar da söz konusu olunca Alevilikte kadın da tamamen özünden uzaklaşmış durumda.

    Biz değerlendirme yaparken,  ‘Dişi erkek sorulmaz muhabbetin dilinde’ diye başlarız. ‘Kadın erkek eşitliği vardır, bizde can vardır, ayrım yoktur’ deriz. Bunu söylerken de içinde yaşadığımız egemen dindeki kadınla kıyaslayarak temellendiririz. Ne deriz; ‘Bizim ibadetimizde kadın erkek birdir, örtünme yoktur, harem selamlık yoktur, ibadette herkes eşittir, toplumsal alanda eşittir. Ama Sünni kadınlar da böyledir’ diye kıyaslaya kıyaslaya özümüzden uzaklaştık.

    “SORGULAMAK YERİNE KIYASLAYARAK KENDİMİZİ TEMİZE ÇEKMEYE ÇALIŞTIK” 

    Esasında Alevilikte kadın nedir, özümüzde kadının yeri nedir? Sorgulamak yerine kıyaslayarak kendimizi temize çekmeye çalıştık.

    Alevilikte kadın erkek ayrımı yoktur, toplumsal yaşamda Alevi kadınları daha ileridedir. Fakat geldiğimiz süreçte özellikle de iç asimilasyon, son yıllarda cemlerde harem selamlık olunması, kadının posta oturtulmaması, kadınlarımıza baş örtüsü, etek giydirilmesi dikkat çekiyor. Egemen inanç biliyorsunuz toplumda her şeye karışır durumda. Bütün hayatımızı dizayn etme çabaları var. Kadına bakış açıları belli, onun etkisinde fazlasıyla kaldık. Bu durum oturup nasıl olmamız gerektiğini konuşmamız konusunda uzun tartışmalar yapmamızın aciliyetini gösteriyor aslında.

    “EGEMEN DİNİN KADINLARA BAKIŞ AÇISI ALEVİ ERKEKLERE SİRAYET ETMİŞ”

    Geldiğimiz noktada bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? “Bizde Kadın-erkek  eşittir” diyorsunuz, gerçekten eşit mi ve bu eşitliği sadece Sünnilere göre kıyasladığınıza göre bir eşitlik mi yoksa Türkiye’de ve dünyada var olan kadın-erkek eşitliği gibi bir şey mi Alevilikte ki eşitlik?

    Songül Tunçdemir: Biz kadınlarımızı çok ihmal ettik. Sünni kadınlarla da eşit değiliz aslında. Onlar inançlarının gereğini yerine getiriyorlar. Oturup iyi bir değerlendirme yapmamız gerekiyor. Toplumsal yaşama baktığımızda, kurumlara baktığımızda kadınlar yok denecek kadar az. Kurumlarımızda da maalesef egemen dinin kadınlara bakış açısı bizim Alevi erkeklere sirayet etmiş durumda. Yani kadınlar küstürülüyor aslında. Hem azınlıklar evden dışarı çıkamıyorlar, sistemin çarkları arasında, bir taraftan da erkeklerin egemenliğinde evden çıkamıyorlar. Çıkanlar da çok az olduğu için kurumlarda söz sahibi olamadığı için küstürülüp tekrar dört duvar arasına gönderilebiliyorlar.

    Hiç olumlu yanı yok mu diye sorarsanız? Tabi ki var. Mücadele alanında kadınların çok az olmasına rağmen önderlik konumundaki kadınlarımızın çoğunluğunun Alevi olduğunu görüyoruz.

    “BÜTÜN DÜNYADA TOPLUMUN EN EZİLEN KESİMİ KADINDIR”

    Peki kadınların genel olarak eşit olmaması durumu Alevilikle ilgili mi yoksa Türkiye’deki genel durumla mı ilgili?

    Songül Tunçdemir: Asında bu yapısal sorun. Yapısal sorunun içimize olan sirayeti. Dünyanın her yerinde kadına özel baskı, sindirme politikaları var.  Çünkü sistem kadından korkuyor. Kapitalizm kadından korkuyor. Kapitalizmin en yoğunlaşmış şekli ekonomidir. Ekonomi de mutfakta hissedilir, kaynayan tencerede, soframızda hissedilir. Maalesef muhatap olan kadındır. Ama kadının kendine gelmesi, ayaklanması gerekir. Sistem insanları parçalar dinine, diline, inancına göre. Bu ayrı bir parçalanma biçimi ama en derin parçalama biçimi. İster Alevi olsun ister Kürt ister Sünni olsun. Bütün dünyada toplumun en yoğun ezilen kesimi kadındır. Kadın uyandığında kapitalizmin çözülmesi olur. Şunu söyleyebiliriz; kapitalizmin zincirleri mutfakta çözülür.

    Hal böyleyken kadın mümkün olduğu kadar baskılanmaya çalışılıyor sistem tarafından. Aleviliğin özünü  yaşayabilsek kadının kurtuluşu olacak fakat Aleviliğin özünü de yaşayamıyoruz.

    Peki kapitalizmin gerilemesiyle kadının özgürleşmesinin paralel gelişeceğine vurgu yapıyorsunuz. Peki durduğumuz yerden bakarsak Alevi kadınlarının kurumlarda yeri nasıl? Kurum ve örgütlerde kadının yer almasının önemi nedir?

    Songül Tunçdemir: O kurumlarımıza baktığımız zaman öncelikle kendi örgütüm adına konuşayım. PSAKD Alevi hareketinin motorudur diyoruz. Aleviliği gerçek özünde yaşayan, Alevi mücadelesini hareketlendiren, bu konuda en aktif derneklerden biri. Kendi kurumlarımızda ülke genelinde 85 şubeden sadece 5 kadın başkan olduğunu görüyoruz. Yönetim kademelerinde çok az kadın var. Üye sayısına baktığımızda bazı şubelerde kadın üye sayısı çok fazla ama derneklerimize, cemevlerimize gelen kadın sayısı az, üye olsalar da gelmiyorlar. Ya da gelemiyorlar. Temsiliyet anlamında daha çok olmamız lazım. Gelen kadınların sadece mutfakta çalışması, temizlik işlerini yapması ya da kadın kolları altında gelip sadece reva görülen pasta, börek günleri düzenlenmesi. Bu değildir aslında. Kadınlarımız mücadele alanında daha etkin hale getirilmeli.

    “KADINLAR DAHA ÇOK BİR ARAYA GELMELİ VE ÖRGÜTLENMELİ”

    İçinde bulunduğumuz açmazı nasıl bir Alevi örgütlenmesi ile aşabiliriz?

    Songül Tunçdemir: Tabii tabandan gelecek. Bizim gibi demokratik merkeziyetçilikle yönetilen derneklerde kadın örgütlenmeleri şubelerden başlayacak. Kadınların daha çok bir araya gelmesi için olanaklar yaratmalıyız. Kadın eğitimi diyorlar ama ben buna karşıyım. Kadın deyince bazı erkek arkadaşlar şöyle bir savunması var; yönetim kademelerine getireceğimiz nitelikte bulamıyoruz. Problem bu değil aslında. Yönetim kademelerine gelecek kadınlarımız çok fazla. Bu sadece yönetim kademelerine kadınların gelmemesi için uydurdukları bir gerekçe. Kadınlar daha çok bir araya gelmeli daha çok örgütlenmeli.

    “KADINI İKİNCİ PLANA ATAN ANLAYIŞI MAHKUM ETMELİYİZ”

    Alevi kadınların özgür bir örgütlenme modeli yaratarak mücadele etmesi gerektiğine ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz? Öyleyse nasıl bir model öneriniz var?

    Songül Tunçdemir: Alevilikte kadın, erkek eşit deyip işin içinden çıkıyoruz. Böyle dediğimiz için kadın alanını boş bırakıyoruz. Kadınla özel olarak ilgilenmiyoruz. İçimizde kadın alanın açılmasına karşı olan arkadaşlarımız var. Mesele kadın kolları değil, kadın sekreterliği kurmalıyız. Bütün demokratik kitle örgütlerinde kadın sekreterliği var bizde sadece bazı yerlerde isim olarak var. Genel merkezimizin bile kadın sekreterliği yok. Bu alanla özel olarak ilgilenmeliyiz. Cemlerimizde kadın aktif olmalı, posta oturtmalı. Mesela Pir kavramı erkek değildir ama günümüzde erkekleştirilmiş durumdadır. Kadın pirlerimiz de vardır. Günümüzde de bazı cemevlerinde posta oturan cem yürüten kadın pirlerimiz var, bunları daha çok görünür kılmalıyız. Kadını ikinci plana atan anlayışları mahkûm etmeliyiz kendi içimizde.

    Kadın kolları dediniz. Erkek kolları diye bir şey yok. Neden kadın kollarına ihtiyaç duyuluyor?

    Songül Tunçdemir: Kadının ezilmesinden dolayı, kadının üzerindeki özel politikalardan dolayı. Aslında kadın alanıyla özel olarak ilgilenmeli. Erkek kolları dediniz, bu aslında kadın sorunu diyoruz ama erkeğin sorunu. Erkeklerde bu konuda eğitilmeli. Ama kadınların bir araya gelmesi daha zor olduğu için kadın kollarının olması gerekiyor.

    Kadınlar neden zor bir araya geliyorlar? Zor mu bir araya geliyorlar yoksa bir araya getirilmek istenmiyorlar mı?

    Songül Tunçdemir: Bir araya getirilmek istenmiyor. Sistem bunu istemiyor. Erkekler istemiyor. Ama bizim inancımızda kadın erkek yan yanadır. Bu birlikteliği başarmamız gerekiyor. Kadın örgütleriyle olan iletişimimiz çok zayıf. Kadın sorunları konusunda öncü konumunda değiliz. Sadece kadın örgütleri bir açıklama yaptıklarında gidip açıklamaya katılırız. Onun dışında kafa yormalıyız, içimizdeki o eril anlayıştan dolayı. Biraz merkezi olmalıyız. Çünkü Alevilikte kadının Aleviliğin özünde olan kadının yeri aslında toplumsal barışı sağlayacak, toplumsal eşitliği sağlayacak kurallara sahip zaten. Yeter ki bunu yerleştirelim. Bu konuda diğer örgütlere öncü olmalıyız.

    Mesela biraz uç olacak ama; Alevi kurumlarının içinde feminist bir hareketin olmasından yanayım. Derdimiz erkeğin önünde gitmek değil erkeğin arkasında kalmak değil. Derdimiz yan yana yürümek. Az istemekle olmuyor daha fazlasını isteyeceksin ki o kazanımları alasın.

    “ALEVİLİKTEN UZAKLAŞARAK BÜYÜYORUZ”

    Kadınlar dünyanın her yerinde erkeklerden daha çok mücadele etmek zorunda. Türkiye’de de bu böyle. Ama Alevi kadınlar kendi kurumlarında da söz hakkına sahip olabilmek için daha çok mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Songül Tunçdemir: Bu çelişki savrulmadan kaynaklanıyor. Alevi bir birey olarak özümüzden, öğretimizden, yolumuzdan o kadar ayrı düşürüldük ki biz, bu asimilasyon okullarda çocuklarımıza zorunlu din dersi verilerek başlıyor. Hayatın her alanında öyle bir yoğruluyoruz ki Alevilikten uzaklaşarak büyüyoruz. Neticede belli bir yaşa geldiğimizde tam mücadele alanında geldiğimizde kendimizi bu tür kurumların içinde buluyoruz. Kadın ne kadar çabalasada bu yetmiyor. Erkelerinde bu konuda eğitilmesi lazım.

    “DAHA ÇOK GERİCİLEŞTİK”

    Bir karşılaştırma yaptığımızda kadına bakış eskilerde daha mı iyiydi yoksa daha mı kötüydü?

    Songül Tunçdemir: Eskiden daha iyiydi. Şöyle; istatistiklere baktığımız zaman 2010 yılında 13 tane kadın başkanımız vardı. Hani yeterli mi diyeceksiniz değil. Ama gün geçtikçe bu sayı azaldı. Yani egemen dinin zihniyeti bizim kurumlarda emek veren erkelere de yansımasından kaynaklanıyor. Mesela kadına karşı sözlü taciz, kadını küçümseme, kadının yerinin mutfak olduğunu düşünme gibi fikirler bizim kurumlarımızda yönetici konumunda olan erkeklerin de beynine yerleşmiş durumda. Daha çok gericileştik.

    Alevi kadın meclisi tartışmaları, eş başkanlık tartışmaları var. Bu konularda ne söyleyecek siniz?

    Songül Tunçdemir: Edremit’de Alevi çalıştayı olmuştu. Masalardan biri de kadın masasıydı. Orada güzel tartışmalar yürütüldü. Çok güzel kararlar alındı. Biz kadınlar orada eşit temsiliyet meselesini tartıştık ve ikna olduk. Eşit temsiliyet olduğu sürece biz istediğimizi alacak konuma geliriz.Bunun hayata geçmesi için bir an önce tüzük değişikliği acilen yapılmalıdır. PSAKD’dan başlayarak. Kadın konferansları olmalı. Kadınları bir araya getirecek etkinlikler yapılmalı.

    “YOL ANA OLMAKTAN ÇIKARSA YOLUMUZDA YOL OLMAKTAN ÇIKAR”

    Son olarak hangi çağrıda bulunmak istersiniz?

    Songül Tunçdemir: Biz, “Alevilikte can vardır, kadın erkek eşitliği vardır “gibi kuru laflara aldanmayalım. Kadınlara ilk olarak bunu söyleyebilirim. Bunlar bizi avutmaktan, bizi aldatmaktan başka bir şey değil. Biz Alevi kadınlar inancımızdan, öğretimizden aldığımız güçle çok şey değiştirebiliriz. Alevi kadının kurtuluşu Aleviliğin kurtuluşudur. Çünkü yol anadır. Anaya sahip çıkmak gerekir. Yol ana olmaktan çıkarsa yolumuz da yol olmaktan çıkar. Yolumuza sahip çıkmak adına yapılan her türlü girişime sahip çıkmalıyız. Bu bizim kurtuluşumuz olacaktır.

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO