Etiket: zakir

  • Hüseyin Güneş: Hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim

    Hüseyin Güneş: Hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim

    PİRHA- Sanatçı Hüseyin Güneş, müziğin en derinden gelen ezgilerle yapılması gerektiğini, o ezgilerin de halkın dili olması gerektiğini savunuyor. Güneş, halktan aldığını halka geri veren bir sanatın içerisinde. “Müzik, benim yaşam çizgimdir” diyerek müziğe olan bu tutkusunu anlatıyor. 

    Müziği ruhunda ve bedeninde hissetmek, onu notalarla dışa vurabilmek, söylemek istediklerini halka aktarabilmek her sanatçının ulaşabileceği bir mertebe değildir. Yazdıklarımızı Hüseyin Güneş 9 albümünde başarıyla ulaştırdı. Şimdi 10’uncu albümü İkrar ile yeniden bu toprakların sesi, soluğu olacak.

    Uzun yıllar Almanya’da yaşamış Hüseyin Güneş, eğitimini yarım bırakıp önce asker ocağına oradan da yurt dışına gidip 30 yıla yakın Avrupa’da yaşamış, oradaki Alevi halk ile iç içe geçmiş ve bu toprakların kültürünü o gri topraklarda yaşamış. Henüz ülkemizde kabul görmeyen bir inanış olan Aleviliğin, Almanya’da ders olarak okutulduğunu ve isteyen herkesin rahatça ibadet edebildiğini söylüyor Güneş. Yozlaşmanın ve çıkarcılığın dinlere de sirayet etmesinden şikayet ederken, çocukluğundaki o ibadet zamanlarını özlediğini gizleyemiyor. Hatta albümlerinde bu yozlaşmaya dem vuruyor ve kültürünün, dilinin, dininin bu yozluk içerisinde kaybolmasını istemiyor.

    Zaman içerisinde toplumun kendi öz benliği ve kimliği olan dili bile kaybettiğini görmek onu derinden yaralıyor. Gelecek kuşaklar geçmişten bir birikim görmeyince kendi özünü unutacağını ve dilin tamamen silinip gideceği korkusu başlamış. Dil giderse tarih, kültür, sosyal yaşantı, örf ve adet gider.

    Müziğin en derinden gelen ezgilerle yapılması gerektiğini, o ezgilerin de halkın dili olması gerektiğini savunuyor Hüseyin Güneş. Halktan aldığını halka geri veren bir sanatın içerisinde. “Müzik, benim yaşam çizgimdir” diyerek müziğe olan bu tutkusunu aktarıyor.

    “KÜLTÜRÜM İÇERİSİNDE DAHA GÜZEL ÇALIŞMALARA İMZA ATMAK İSTİYORUM”

    Kimdir Hüseyin Güneş?

    Ben Dersim’de dünyaya geldim. İlk, orta ve lise tahsilimi orada yaptıktan sonra Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümüne girdim. Bir yıl okuduktan sonra bıraktım. Askerliğimi yaptım. Askerlikten sonra yurtdışına çıktım. Yurtdışında 27-28 yıl kaldıktan sonra şimdi kısmen bir Türkiye’ye dönüş söz konusu ve bir yıldır da burada yaşıyorum. Bir yıl daha bekleyeceğim. Ülkemizin içerisinde olduğu sosyal ve siyasal durumlar neyi gösterir? Yaşar mıyız yaşamaz mıyız? Oradan sonra karar vereceğiz. Ama insanlar bu ülkede nasıl yaşıyorsa biz de öyle yaşayacağız. Kanımız bunlardan kırmızı değil çünkü ülkemizi, toprağımızı, insanımızı, havasını, suyunu, güneşini seviyoruz. Benim için ömrümün en güzel yıllarında tekrar o gri ve soğuk ülke havalarından kurtulup gelmek benim için bundan sonraki ömrümü daha umut vericidir. Daha güzel, ülke içerisinde yani Anadolu’da gezerek derlemeler, halk müziği yolunda daha önemli çalışmalar yapmak, daha kendi dilinde inancım, kültürüm içerisinde daha güzel çalışmalara imza atmak için bu ülke topraklarında olmak gerektiğine inanıyorum.

    ALEVİLİKTE KADIN -ERKEK AYRIMCILIĞI YOKTUR  

    Son albümü İkrar ile yine sevenlerinin karşısına çıkan Hüseyin Güneş, neden bu ismi verdiğine gelince Kızılbaş Alevilikte kalben bağlanmak, söz vermek anlamları olduğu için bu isimde karar kıldığını dile getirdi.

    Alevilikte kadın-erkek ayrımcılığı kesinlikle yoktur. Alevi meclisinde kadın-erkek değil ‘Can’ vardır. Güncel yaşamın yanısıra her türlü dini ritüele kadın hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın katılır. Bu albümde de eşi Songül hanımdan en büyük desteği görmüş. Ancak bu albümde diğerlerinden özel kılan bir türküde beraber düet yapmaları.

    Çocukken, zulüm ve sürgün olaylarını yaşayan büyüklerinden dinlerken ağladıklarını söyleyen Hüseyin Güneş, artık acıların da baskının da zulmün de son bulmasını istiyor. Artık bu topraklarda kardeşçe yaşamak, bir ve birlik olmak istiyor. Bu ülkenin ve Anadolu coğrafyasının hepimize ait olduğunu, artık bizlerin kardeşçe yaşaması gerektiğini belirtiyor.

    Son albüm İkrar’dan bahsedebilir misiniz? Neden bu ismi verdiniz?

    Müzik hayatım, benim yaşam biçimim ve yaşam çizgimin yarısıdır. Dersim’in kültürüne, doğasına, inancına, gelenek ve göreneklerine sımsıkı bağlılığım ve Dersim’e olan sevdam başka. Bunu anlatmaya kelimeler sığmaz. O yüzdendir ki bu 10’uncu albümümde hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim. Bu toplumun diline, kültürüne, geleneklerine, inancına sımsıkı bağlılığımı ifade eder yaptığım iş. İkrar albümünde eserler ağırlıkta yine o öz kültürümüzün, inancımızın; sesi, gözü ve kulağı olan kılamlarla, ağıtlarla ve semahlarla dolu olan bir repertuar. Çünkü böyle olması gerekir. Çocukluğumuzdan beri geçmişte uğradığımız bölgemizde ve coğrafyamızda yaşanan zulüm ve sürgün olayları bize anlatılırken, anlatanlarımız, büyüklerimiz, dedelerimiz ya da amcalarımız anlattıkları o sohbetler içerisinde hüngür hüngür ağlarlardı ve biz de duygulanır ağlardık, biz o acılarla büyüdük. Kızılbaşlar katliamlara, sürgün ve asimilasyonlara yüzyıllardır ibadetlerini yaşamış ve ibadetlerini sürdüre gelmişlerdir. İbadetleri içerisinde cem olmazsa olmazdır. Ben şahsen bu cem içerisinde 11 yaşından sonra bulundum. O sebeple de son albümümün adını İkrar koydum. İkrar, Kızılbaş Alevilerde çok önemli olduğunu, söz vermek, kalben ve ruhen bağlanmak olduğunu, insan olmayı amaç edinen kızılbaşlıkta inancımızda yola girmek anlamını taşıdığını ve tüm yüreğimizle canı pahasına bu yola talip olmak olduğunu ve bu yola hizmet etmek olduğunu bildiğim için İkrar verdim.

    Aleviler 90’lardan itibaren kurumsallaşma sürecine giriyor. O kurumlardan bahseder misiniz?

    Evet doğru söylüyorsun. 1993 Sivas Katliamı’ndan sonra Türkiye’de özellikle Avrupa’da hızlı bir örgütlenme söz konusuydu. Oradaki örgütlenmenin Türkiye’ye bir yansıması olduğunu da biliyorum. Uzun yıllar Almanya’da yaşadığım için gerek Almanya içerisinde gerek Avrupa’nın diğer ülkelerinde çeşitli kurum ve derneklerde yer aldığım için biliyorum. Gördüğüm Alevilik inancı Almanya’da resmi din olarak kabul edildi. Almanya’da 150’nin üzerinde kültür merkezi ve cemevlerinin olduğunu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı birçok ülkede de 300’e yakın cemevi ve kültür merkezleri var. Almanya’da Alevi inanç dersleri diğer inanç dersleri gibi okullarda okutuluyor. Ne yazık ki 21. Yüzyılda ülkemizde vatandaşı olduğumuz Türkiye’de elde edilmiş değil. Bununla ilgili mücadelenin Türkiye’de nasıl olduğunu burada takip ediyorum. O derneklerde ve kurumlarda daha yakinen çalışmalar içerisinde hem bu albümümle yer almaya çalışıyorum.

    ZAZACA SÖYLEDİĞİME TÜRKÇE CEVAP VERİLDİĞİNDE ASİMİLASYONU GÖREBİLİYORUM  

    UNESCO’nun 2009 yılından beridir yayımladığı dil raporlarına göre Zazaca, yok olma tehdidi altında olan dillerden biri. Zazaca’nın son zamanlarda eski kuşak tarafından da yeni kuşak tarafından da konuşulmadığını gözlemlemiş Hüseyin Güneş. Yıllarca uygulanan asimilasyon ve yıldırma politikaları insanlar üzerinde etki göstermiş. En çokta bu zoruna gidiyor Güneş’in. Kendisinin Zazaca söylediği bir cümleye Türkçe yanıt verilmesi toplumun uğradığı asimilasyonu gözler önüne seriyor. Dil konusunda hassas olmak kültüre, örfe, âdete ve geleneklere hassas olmak demektir. Bu toprakların rengidir farklı diller ve inanışlar…

    Bir insanın boğazına inen bir yumrudur dilin kullanılmaması. Dünya üzerinde nice diller geçip gitmiş. Hüseyin Güneş, Zazaca’nın da bu kader ile karşı karşıya kalmasından korkuyor. İnsanlığın bir birikiminin ellerinin arasından kayıp gitmesi onu derinden yaralıyor. Bu sebeptendir bir önceki albümünün adını Sahipsiz koymuş. Sahipsiz, yalnız ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir dilin çığlığını tüm dünyaya duyurmak ve Zazaca’nın yaşamını bu topraklarda sürdürmesi için savaş vermek istiyor.

    Dil konusunda Türkiye’de gözlemlediklerinizi anlatabilir misiniz?

    Dersime gittiğimde yaşlı insanlara, “Apo se kenê, rındê? Amca, Ne yapıyorsun, iyi misin?” dediğimde, “Sağ olasın evlat teşekkür ederim” diye sana cevap veriyorlar. Şimdi bu kuşak bile bu dili konuşmuyor ki bizim kuşağımız ya da bizden sonraki kuşağa ne diyelim. Demek ki dil sistemler ya da birileri tarafından yasaklanması veya yok sayılması ile değil ancak o dili bilenler dili konuşmazsa ve günlük yaşamında ilişkilerinde hayatlarında o dili kullanmazsa ancak o zaman o dil yok olmaya başlar. Acı olan da budur. O yüzden ben hep bunu düşündüğüm için yıllardır hep bunu gördüğüm için yıllardır bu dili bilen insanlar arasında konuşulmadığını bildiğim için var ama sahipsizdir diye düşünürüm. Bu sebeple bundan önceki albümümün adını Bewayir“Sahipsiz” koydum. O yüzden Kırmançki, zazaca böyle bir dildir. Bingöl tarafında konuşuluyor ama Dersim bölgesinde günlük yaşamda hemen hemen hiç konuşulmayan dil olduğu için albüme Sahipsiz ismini verdim.

    ZAKİRLİK ESKİSİ GİBİ GÖNÜLDEN DEĞİL   

    Zakirlik, Kızılbaş Aleviler için son derece önemli bir mertebedir. Bu mertebe herkesin harcı değildir. Ancak zaman içerisinde o da her şeyde olduğu gibi yozlaşmanın esiri oldu. Bu topraklarda dini ayinler yozlaşmanın getirdiği yeni kurallarla tanıştı.

    Zakirlerin eskiden hem çalıp hem de söylediğini ancak şimdilerde çalan kişinin başka söyleyenin başka olduğu, para ilişkisinin ön planda tutulduğu bir kavrama dönüşmüş. Güneş’in itirazı zamanın ilerlemesiyle dejenere olan bu kültüredir. Eskiden olduğu gibi o müthiş bir tat bırakan ibadeti geri kazanmak istiyor.

    Zakir kimdir? Kimlere zakir denir?

    Başta da demiştim ben küçük yaştan beri cemlerde bulundum. Bizler de büyüklerimizin yanında sabredebildiğimiz kadar bulunduğumuz oldu. Cemde 12 hizmette yer alan ya da telli kuran dediğimiz bağlamayı çalıp söyleyen uluların, pirlerin ve erenlerin sevgisini içinde hissettiren sazıyla ve nefesleriyle o insanın içinde hissettiren hizmet sahibidir. Yani 12 hizmetten biridir. Bu mertebeye de gelirken çekirdekten yetişerek gelenleri biliyoruz. Kuşaktan kuşağa sözlü aktarımla gelen ozanlardır. Yoksa bugün gidip saz çalıp sesi güzel olan herkesin cemde zakirlik yaptığı gibi değildir.

    Zakirlerle dedenin ilişkisine gelince, biliyorsun modern çağda birçok şey gibi işin aslının değiştiğini dejenere olduğunu görüyorum ben şahsen. Eskiden cemde çalan dede kendisi çalar söylerdi. Aynı zamanda 12 hizmetten birisi yani zakirliği de yapmış olurdu. Yaparken büyük bir aşk ile çalar ve yürütürdü. Bu bizim bildiğimiz bir aşk değil tabi bu bir ilahi aşk, bir yol aşkı gerçek pirlerin uluların aşkıdır. Bunu hem hissederdi hem de cemdeki canlara hissettirirdi. Cümle canlar aşka gelirdi ve gözyaşı dökerdi. Şimdiki dedelerin çoğunda değil bu ilahi aşk bir para ve çıkar aşkı söz konusu, bunu yol aşkına bir hizmet değil bir meslek olarak görüp bu şekle büründürüp saz çalan herkesi yanına oturtup birlikte yürüttükleri bir görev olarak görüyorlar. Bununla ilgili tabi bu yaptığım son albümde böyle dedelere ve işi böyle görüp bu şekilde yozlaştıran ve karşılığı olarak söylenmiş güzel bir deyişimiz var; “Ne Yazar?” diye. Orada şöyle sözler var, “Bir insanda kibir, gurur çok ise nesli ehlibeyt olsa ne yazar. Yolda nakış, edep, erkan yok ise soyu sopu seyit olsa ne yazar” yani bugün böyle durumlar söz konusudur.

    Alevi gençlerin müziğe ilgisi nasıl?

    Alevi gençleri özellikle yurtdışında çok yaygındı. Alevi kurumlarında ve gençlik örgütlerinde yer alıyorlar. Daha araştırarak sağlam adımlar atıyorlar ve güzel işlere imza atıyorlar. Öğretilerini öğrenip sahip çıkıyorlar. Özellikle orada gördüğümüz kurumlardaki gençlerin böyle çabaları vardı ve buna şahit oluyorduk. Bir çok hizmeti de bugün araştırarak, bilerek ve severek kurum ve inanç merkezlerinde bunu yerine getiriyorlar. Gençlerimizin oldukça kültürüne, kimliğine sahip çıkmak konusunda müziğe de çok önem verdiklerini görebiliyoruz. Son 20 yıldır özellikle bu da umut vericidir. Böyle bilinçli, araştıran ve hakikaten öğrenerek gelen bir gençlik var. Müziğine de kültürüne de inancına da sahip çıkan gençlerimiz var.

    Ozan deyince aklınıza ne gelir?

    Ozanlık geleneği halk varoluduğundan beri süregelen ve halkın içerisinde olan halkın dertleriyle sevinçleriyle kederleriyle halleşen ve dile getiren gözü kulağı olandır. Halkın içerisinde olup halktan aldıklarını halka veren onlara ışık, rehber ve yol olan bir gelenektir. İnsanlık yolunda gelişen gelişmiş ve geliştiren bir semboldür. Ozanların söylediklerini tekrar söylemeye çalışıyoruz. Bunu yaparken aşk ile yapıyoruz.

    Özgür UTUŞ / PİRHA

     

  • Büyük provokasyon: Cemevinden sonra Alevilerin evlerinin önünde de yüksek sesle ezan-VİDEO

    Büyük provokasyon: Cemevinden sonra Alevilerin evlerinin önünde de yüksek sesle ezan-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Sarıyer’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi’nin ve mahalledeki Alevi yurttaşların evlerinin önüne korsan hoparlörler takılarak yüksek sesle ezan sesi dinlettiriliyor. Buna tepki gösteren Cemevi Başkanı Celal Özer, “Alevi canlarımız huzursuz, Sünni canlarımız da sesten rahatsız. ‘Yatamıyorum. Çocuklarımız ezan sesi ile sıçrıyorlar’ diyorlar. Niçin yaptılar? Yetkililerin bu konuda duyarlı olup bu işi çözmesini istiyoruz” dedi. 

    İki ay önce bir sabah İstanbul Sarıyer’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi önündeki elektrik direklerine hoparlör takıldı. İki direkte bulunan beş hoparlörden ezan sesi yükselmeye başladı.  Son hoparlör ise aşure lokmalarının dağıtıldığı gün takıldı. Kim tarafından konduğu belli olmayan, beş vakit ezan yayını yapan ve mahalleli tarafından tepki ile karşılanan korsan hoparlörleri, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu.

    6 tane caminin bulunduğu mahallede hem cemevi önünde hem de mahalledeki pek çok yere hoparlörün takılmasına ilişkin Cemevi yönetimi ve dedesi PİRHA’ya konuştu. Mahalle sakinleri ise korku ve baskıdan dolayı yaşadıkları mağduriyetlere ilişkin açıklama yapmak istemedi.

    ‘Korsan hoparlör’ bağlanarak yüksek sesle ezan dinletilmeye başlaması ile birlikte cemevinde Perşembe günleri yapılan cemleri yarıda kesmek zorunda kalıyorlar. Cemevinin önüne hoparlör takıldıktan sonra ceme gelen insan sayısında da azalma oldu. Cemevi dedesi bunu Alevilere yönelik yüzyıllardır uygulanan baskından kaynaklandığını söylüyor.

    Müftülüğe, valiliğe, belediyeye ve kaymakamlığa konuya ilişkin dilekçe ile başvuruda bulunan cemevi başkanı Celal Özer ise hiçbir yanıt alamadı.

    ALEVİLERİN EVLERİNİN ÖNÜNE DE HOPARLÖR TAKILMIŞ

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi Başkanı Celal Özer, hoparlörün takılma sürecini anlatarak cemde yaşadıkları zorlukları aktardı:

    “İki ay önce iki kolon olarak buraya bağlandı. Biz de bir şey demeyelim. ‘Galiba ezan sesi duyulmuyor’ diye. Gerçi duyuluyor. Çünkü minarelerde ezan okunur. Tepki vermedik. Bizim tepki vermediğimizi görünce getirdiler 3 tane daha koydular. En son Cumartesi günü aşure lokmasından sonra bir tane daha büyük bir kolon getirilerek cemevimizin tam karşısına koyuldu. Ezan sesini oradan duyurmaya çalışıyorlar. Biz diğerleri varken bile cem yaptığımızda ezan okunduğu zaman o kadar çok ses geliyordu ki zakir ve dedemizin sesini duyamaz oluyorduk.”

    Ayazağa Mahallesi’nde bulunan insanların da rahatsız olduğunu söyleyen Özer, mahalle aralarında bulunan Alevilerin yaşadıkları evlerin kenarlarına da hoparlör takıldığına dikkat çekti.

    Özer, konu ile ilgili müftülüğü aradıklarını, kendilerine ‘Bizim minarenin dışında ezan duyurmamız gibi bir şey söz konusu değil. Bu belediyenin bir uygulamasıdır’ dediğini aktardı.

    “Bu kolonları kimin hangi amaçla getirdiğini bunu öğrenmek istiyoruz” diyen Özer, kaymakamlığa da dilekçe verdi.

    “AYAZAĞA’DA ALEVİLERE KARŞI BASKI VAR”

    Özer, “Alevi canlarımız huzursuz, Sünni canlarımız da sesten rahatsız. ‘Yatamıyorum. Çocuklarımız ezan sesi ile sıçrıyorlar’ diyorlar. Niçin yaptılar? Amaçları ne? Yetkililerin bu konuda duyarlı olup bu işi çözmesini istiyoruz. Aleviler ezana karşıymış gibi bir his uyandırıp buradaki toplumu karşı karşıya getireceklerinden korkuyoruz. Burada zaten Alevi olmak çok zor. Gerçekten Ayazağa’da Alevilere karşı bir baskı var. Daha önce de cemevi yaparken bize baskılar yapıldı” ifadelerini kullandı.

    Burada amaçlarının Alevileri sindirmek olduğunu söyleyen Özer, “Ne yapsalar da biz cemevimizden de inancımızdan da vazgeçmeyiz. Haklarımızı aramaya devam edeceğiz” dedi.

    “İÇ KARGAŞA ÇIKARMAK İSTİYORLAR”

    Ağucan Ocağı pirlerinden İbrahim Erdoğan da bu cemevinde inanç hizmetini yerine getiriyor. Erdoğan, son dönemlerde yaşanan ‘korsan hoparlör’ olayından çok fazla insanın rahatsız olduğunu söyledi.

    Bu olayın insanların cemevine gelmelerini de etkilediğini ifade eden Erdoğan, “Bu baskılar tarihte bütün Alevilere hep yapılmış. Alevilere yönelik yapılan tüm bu katliamların nedeni bu toplumu susturmak sesini kesmek istemeleri. Alevilerin rızalık sistemini yok etmek istediler. Tarihten bu yana bütün hükümetler Alevilere yönelik yapmış olduğu katliamların hiçbirisinden başarı sağlayamadı. Belki zaman zaman zayıflamıştır. Ama hiçbir zaman baskıya, katliama boğun eğmedi. Bundan sonra da eğmeyecek. Cemevinin önüne 6 tane kolon getirenler bu ortamı tekrar germek istiyorlar. Kendi hırsızlıklarının, katliamlarının üstünü örtbas edip bir iç kargaşa çıkarmak istiyorlar. Ama kapatamayacaklar” dedi.

    YETKİLİLER NEREDE?

    Cemevi başkanının çeşitli yerlere başvurduğunu söyleyen Erdoğan, “O diyor benim işim değil. Diğeri diyor benim işim değil. Ben gitsem caminin önünde cem yapsam o zaman senin işin olur değil mi? Peki cemevinin önüne 6 tane kolon koyulması neden senin işin değil?” diye sordu.

    İNSANLAR KORKUDAN CEME GİTMİYORLAR

    Pir Erdoğan son olarak şöyle konuştu:

    “Geçen cumartesi Muharrem ayının lokması vardı. Aşure verildi. Bu kalabalığı görünce bir tane daha kolon takıldı. Böyle olunca canlarımız cemlere katılmıyorlar. Katılanlar ise çocuklarını getirmiyor. İster istemez korkuyorlar. Geçmişten gelen korkular var. Başkasının inancına saygısı olmayanın kendi inancına da saygısı olmaz. Bunun bir an önce çözülmesini istiyoruz.”

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL

  • DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde oruç lokması verildi

    DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde oruç lokması verildi

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde cemevi yöneticileri tarafından Yas-ı Muharrem vesilesiyle oruç tutan canlar için lokma verildi.

    Aleviler için kutsal olan Muharrem ayının başlamasıyla birlikte Aleviler oruçlarını tutmaya ve lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. DAD  Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Muharrem ayında oruç tutan canlarla biraraya gelinerek oruç lokması verildi.

    DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde verilen oruç lokmasına Aka-Der, CHP Mamak Meclisi üyesi Necati kahraman, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, HDP Mamak ilçe Yönetim Kurulu üyeleri, PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş ve çok sayıda mahalle halkı katılım gösterdi.

    “HÜSEYİN’İN DURUŞUNU SAHİPLENMEK GEREK”

    Lokma öncesi canlardan rızalık alarak konuşma yapan PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş, “Yas-ı Muharrem ayının önemine vurgu yaparak Hüseyin için ağıt yakmak ve  gözyaşı dökmek yerine Hüseyin’in duruşunu sahiplenmek gerek. Hz. Hüseyin her zaman mazlumların sesi oldu. Yezit ise her zaman lanetlendi” diye konuştu.

    İmam Hüseyin için gözyaşı dökmek onun yoluna gitmek değildir” diyen Demirtaş, “Canlar, Hz. Hüseyin’in yaptığını yapması gerekiyor. Zalimin zulmüne karşı durmak, mazlumlardan yana olmak gerekiyor. Bugüne kadar kaybettiğimiz şehitlerimizi İmam Hüseyin’in nezdinde anıyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PSAKD’nin eski Başkanı Mustafa Demirtaş’ın konuşmasının ardından Zakir Murat Yılmaz deyişler söyledi. Ardından tekrar gülbanglar okunarak oruç lokması tamamlanmış oldu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Köyünde zakirlik yapacak kimse kalmayınca zakirliğe yöneldi – VİDEO

    Köyünde zakirlik yapacak kimse kalmayınca zakirliğe yöneldi – VİDEO

    PİRHA- Antalya Kumluca ilçesi Beşikçi köyünde zakirlik yapacak kimsenin kalmaması ile birlikte zakirlik yapmaya yönelen Turgut Beşikçi, “Bizim dolumuz var, o doğrudan vazgeçemeyiz. 11 aile cemlerimizi devam ettirmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

    Köylerinde cem ibadetinin azalması ile birlikte bir çaba içine girerek tekrardan eski cemleri yaşatmaya gayret eden Turgut Beşikçi PİRHA’ya konuştu.

    “BİZDE BIRAKIRSAK CEMLERİMİZ BİTER”

    Cem meydanında ikrar verdikten sonra zakirlik yapacak kimsenin kalmaması ile zakirlik hizmetini kendisinin üstlendiğini belirten Beşikçi şunları söyledi:

    “Köyümüz Alevi köyüdür ve cemler yapılmaktadır. Bu cemlere musahip olanlar, ikrar verenler katılıyor. 97 yılında dede önünde cemlerde meydana geçerek müsaade istedi, ikrar verdik. Cemlere girmeye başladık. Son yıllarda zakirlik yapanlarımız vefat ettiler. Onlardan birkaç şey öğrenmiştik. Ulu olanlardan seçtiklerimizi cemlerde söylüyoruz. Gençlerimizden ceme katılım yok denecek kadar az. Bize siz de bu işi bırakırsınız bu köyde cem biter diyorlar. Diğer üç Alevi köyü ile birlikte on bir aileyiz ve  iki haftada bir cemlerimizi yürütüyoruz.”

    “DOLUMUZDAN VAZGEÇEMEYİZ, ÖZÜMÜZE DÖNMELİYİZ”

    “Bizim dolumuz var, o doludan vazgeçemeyiz. Sazımız var, sazımızdan vazgeçemeyiz” diyen Beşikçi cem ibadetine sahip çıkarak, gençlerin önünün açılması gerektiğini belirterek şunları vurguladı:

    “Son beş yıldır eskiden yaptığımız gibi cemlerimizi yaptığımızı düşünüyorum. Bizim semahlarımıza erkân semahı derler. Sabit durularak bir erkek bir kadın dönerler. Daha önceleri bunlar yapılmıyordu. Bunu en asgari ve en güzel şekilde yapıyoruz. Bizim dolumuz var, o doludan vazgeçemeyiz. Sazımız var, sazımızdan vazgeçemeyiz. Dolumuz saraç olacak kadar değil tadımlık. Olgunlaştırmak için cemlerimize deyiş söyleyerek devam ediyoruz. Köyde dedemiz yok. İzmir Narlıdere Yanyatır Ocağı’ndan geliyorlar. Deyişlerle kendimizi özdeşleştirmeye çalışıyoruz. Bir noktada o deyişlerle birleşiyoruz. Sıradan bir türkü söyler gibi söylersek çokta bir tadı kalmıyor. Bizim özümüze dönmemiz, gençlerin önünü açmamız lazım. Bizler gençliğe kapalıyız. İkrar vermiş insanın ceme girmesini, ikrar vermemişlerin ise girerek izlemesini istiyoruz. Köyümüzde cemevi yapalım diye birkaç arkadaş mücadele ediyoruz. Yaşlılar istemiyor ve gençlik bizden uzaklaşıyor. Bunu bir cemevinde, meydanda olmuyorsa bir çadır kurarak göstermemiz lazım.”

    Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

     

  • Emekli Daimi Aslan’ın zakirlik tutkusu- VİDEO

    Emekli Daimi Aslan’ın zakirlik tutkusu- VİDEO

    PİRHA – Her Perşembe günü elinde lokmasıyla cemevinin yolunu tutuyor Daimi Aslan. Çocukluğundan beri hayali olan zakirliğe emekli olduktan sonra başlayan Aslan, 14 yıldır Alibeyköy Cemevi’nde bu yolun sürdürücülerinden.

    Haberin Videosu

    1960 doğumlu Daimi Aslan, Dersim Pülümür Kırkmeşe köyünden. 1976 yılında İstanbul’a göç eden Aslan, küçük yaşlarda çalışmaya başlamış. Çocukluktan zakirliğe merak salan Aslan, 1998’de Arif Sağ Müzik okulunda eğitim almış. 2005 yılında emekli olunca da Alibeyköy Cemevi’nde zakirlik yapmaya başlamış. Zakirliğin yanı sıra Aslan’ın yağlı boya çalışmaları da var.

    Geçtiğimiz Perşembe günü elinde lokmasıyla Alibeyköy Cemevi’ne girerken görüntülüyoruz Daimi Aslanı. Eline aldığı bağlamasıyla cem salonuna gidiyor. Cem başlamadan hazırlık yapan Aslan ile kısa bir zaman diliminde konuşuyoruz. 14 yıldır cemevinde zakirlik yaptığını söyleyen Aslan, “Beni Zakirliğe iten şey, küçüklükten beri saza ve deyişlere çok düşkündüm” diyor.

    “ZAKİRLİK, ALEVİLERİN EĞİTİM KURUMUDUR”

    Aslan, Zakirliğin Alevilikteki önemini şöyle anlatıyor:

    “Zakirlik; aslında batını alemde akıl yayıcı yani Aleviliğin bir eğitim kurumudur, tabi rehberden sonra. Zakirlik, Alevilere yol gösterir ve onlara gereken bilgileri verir. Zakirliğin İmam Cafer Sadık’tan kaldığını söylüyorlar. Ozanlar nasıl ki halkı aydınlatıyorlar, halkın dertlerini dile getiriyorsa biz de o şekilde halkın dertlerini dile getiriyoruz. İbadetlerimizi usulüne göre yapıyoruz.”

    “DOĞUDA ZAKİRLİĞİ PİRLER YAPIYORDU”

    Zakir Daimi Aslan, eskiden doğuda zakirliği dedelerin yaptığını söylüyor. “Dede hem zakirlik hem de cem yapıyordu” diyen Aslan, Metropol şehirlerde cemlerin uzaması nedeniyle dedelerin işinin kolaylaşması için saz çalan, deyiş söyleyen insanlar seçilip zakir oluyorlardı” ifadelerini kullanıyor.

    Zakirin toplumu aydınlatması gerektiğini düşünen Aslan, “Zakir olmak için ehlibeyt sevgisi gerekiyor. Alevi, edepli, dürüst ve çevre tarafından sevilen, kötü şeylere bulaşmamış temiz biri olmalı” diyor.

    CEMLERDE EN BÜYÜK GÖREV ZAKİRLERE DÜŞÜYOR

    Cemlerdeki en büyük görevlerden birinin zakirlik yapmak olduğunu söyleyen Aslan, “Rehber gelir oturur gelen insanların lokmalarına duasını verir. Salon dolduğu zaman pir ile mürşit içeri girerler, duasını alırlar, post duasını da verir yerlerine otururlar. Saat akşam 7’den 8’e kadar aydınlatıcı muhabbet yaparlar. O arada zakir birkaç deyiş söyler. Bu arada dedeler biraz dinlenir. Saat 8’e kadar bu böyle sürüyor. 8’den sonra cemin yüzde sekseni zakire düşüyor” dedi.

    Aslan, “Zakir olmak isteyen zakirin yanına geliyor onun çalgısına, sesine ve düzenine bakarak yavaş yavaş öğreniyor” dedi. Cemevlerindeki zakirlerin ve dedelerin herhangi bir ücret almadıklarını söyleyen Daimi Aslan, zakirlerin toplumsal olaylara da duyarlı olması gerektiğini söyledi.

    XIZIR; DARDA KALANLARIN DOSTUDUR

    Zakir Daimi Aslan, Xızır ayından beklentilerini ise şöyle anlatıyor:

    “Hızır darda kalanların dostudur. Ya Xızır diyenlerin imdadına yetişiyor. Xızır her yerde. Xızır fakir kılığına girerek, evden birinin kılığına ya da sevmediğin birinin kılığına girerek geliyor. Biz her gördüğümüzü Xızır bileceğiz, iyi niyetle güzel duygularla. Öncellikle insanların samimi olmasını isterim. İnsanların doğru ve dürüst durmalarını takiyye yapmamalarını işitiyorum. İnsan ayrımı yapmayacak barışçıl, güzel insanların çoğalacağına inanıyorum.”

    Sohbetin ardından Zakir Aslan, bir duaz-ı imam seslendiriyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cemevlerini kendileri inşa ediyorlar-VİDEO

    Cemevlerini kendileri inşa ediyorlar-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İstanbul Sancaktepe Şubesi’nce yapımı süren cemevi inşaatında şube üyeleri çalışıyor. Emek adı verilen Cemevi’nin inşaatında kalfalık yapan Yüksel Akkuş aynı zamanda cemevinin de zakiri. Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Bağlama Köyü’nden olan Akkuş “Bizim sazımız da sözümüz de bağlama” diyor.

    Haberin Videosu

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İstanbul Sancaktepe Şubesi’nin yeni cemevi inşaatı sürüyor. Adı gibi emeklerle yapımına devam edilen Emek Cemevi’nin inşaatında çalışanlar aynı zamanda vakfın Sancaktepe Şubesi’nin yönetim kurulu üyeleri. Bunlardan biri de inşaatta kalfalık yapan zakir Yüksel Akkuş.

    TÜM ÇALIŞANLAR KENDİ ÜYELERİ

    Yüksel Akkuş Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Bağlama Köyü’nden gelmiş. Hem HBVAKV’nın Sancaktepe Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi hem de cemevinin zakiri olan Akkuş inşaatta kalfalık yapıyor. İnşaatın tüm çalışanlarının kendi üyeleri olduğunu söyleyen Akkuş, özveride bulunarak gönüllü çalıştıklarını kaydediyor.

    “KENDİ CEMEVİMİZİ KENDİMİZ İNŞA EDİYORUZ”

    “Kendi cemevimizi kendimiz inşa ediyoruz” diyen Akkuş, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması konusunda şunları söylüyor:

    “Onların bizim cemevlerimizi ibadethane olarak görüp görmemesi fazla da umurumuzda değil. Biz kendi ibadethanemizi zaten kendimiz yapıyoruz. Hiç kimsenin bizim ibadetlerimize karışmaya hakkı yoktur.”

    “KENDİ KENDİMİZE YETİYORUZ”

    Herkesin inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini belirten Akkuş, hükümetten hiçbir beklentilerinin olmadığını ifade ederek “Biz kendi kendimize yetiyoruz. Yeter ki birlik beraberliğimiz olsun” diyor.

    Akkuş, yaşanılan sıkıntıların Alevileri geliştirdiğini, aydın fikirli olmalarını sağladığını söyleyerek tüm duyarlı insanlara da cemevine yardım etmeleri için çağrıda bulunuyor.

    Akkuş konuşmasının ardından Nesimi’den bir deyiş okudu.

    İsmet SEFER/Suay ABAK
    İSTANBUL

  • Hubyar talibi Şahin: Alevi çocuklarına zorla Sünni inancı dayatılıyor – VİDEO

    Hubyar talibi Şahin: Alevi çocuklarına zorla Sünni inancı dayatılıyor – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Mamak’taki Ana Fatma Cemevi’nde birlik cemi yaptı. Birlik cemini yöneten Hubyar talibi Cemal Şahin, Alevi çocuklarına AİHM kararlarına rağmen zorla Sünni inancının dayatıldığını belirterek, Alevi çocuklarının ciddi bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kaldığını söyledi.

    HABERİN VİDEOSU

    Hubyar talibi Cemal Şahin ceme katılan erkanın ikrarını ve rızasını alıp dua verdikten sonra Zakir Murat Yılmaz ve Mehmet Koç’la birlikte cemi yürüttüler.

    Hubyar talibi Şahin cem öncesi bir konuşma yaptı. Şahin, “Demokrasi, özgürlük ve barış noktasında ülkenin içerisinde bulunduğu koşullar 12 Eylülü aratmıyor. Ülkemizde Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Abaza’sı, Arap’ı, Boşnak’ı olmak üzere otuza yakın farklı kimlik ve farklı inanç yer almaktadır. Ülkemizin bu kadar çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü, çok kimlikli gerçekliği karşısında sistem tek dini, tek inancı, tek kimliği ve tek kültürü topluma zorla dayatıyor” diye konuştu.

    “EĞİTİM ADETA PAÇAVRAYA DÖNÜŞTÜ”

    Yeni milli eğitim müfredatına bakıldığında eğitim alanının tamamıyla tarikatlara devredildiğini belirten Şahin, “İmam hatip okulları cumhuriyet tarihi boyunca bu seviyeye ulaşmamıştı. Eğitim adeta paçavraya dönüştü. Alevi çocuklarına AHİM kararlarına rağmen zorla Sünni inancı dayatılıyor. Ve ciddi bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıyayız” dedi

    Gericileşmeye karşı ortak mücadeleye vurgu yapan Hubyar talibi Şahin, “Alevi Bektaşi kurumları olarak bu dayatmacı politikalara karşı kendi eğitim politikalarını oluşturmak için çalışmaların devam ettiğini” söyledi.
    Hubyar talibi Cemal Şahin konuşmasını Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘memleket isterim’ şiirini okuyarak bitirdi.
    Hubyar talibi Şahin’nin konuşmasının ardından 12 hizmet gerçekleştirildi. Çerağlar uyandırıldı. Zakir Murat Yılmaz’ın mersiye ve deyişleriyle semahlar dönüldü. Daha sonra dede Cemal Şahin’in dualarıyla lokmalar dağıtıldı, pay edildi.
    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • İşin içine girince o aşk başlıyor: Zakirlik-VİDEO

    İşin içine girince o aşk başlıyor: Zakirlik-VİDEO

    PİRHA- Alevilikte yürütülen cemlerdeki 12 hizmetten biri olan zakirlik görevini sürdüren kadın sayısı yok denecek kadar az. 14 yaşından bu yana zakirlik yapan Yaprak Dengiz de bunlardan biri. Garipdede Dergahı’nda Alevi deyişlerini seslendiren Dengiz, “İnanca olan teslimiyet ve maneviyat bir olduktan sonra kadın ne hissediyorsa erkek de aynı şeyi hissedebilir veya erkek ne hissediyorsa kadın da saz çalarken onu hissedebilir” diyor.

    Haberin Videosu

    “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok. Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde.”

    Alevilik inancında her ne kadar kadın erkek eşitliği söz konusu olsa da bazı noktalarda eksiklikler olabiliyor. Cemevleri yönetimlerinde ve cem ibadetinde kadınların sayıca az olması eksiklilerin başında geliyor.

    Özellikle de cem ibadetindeki on iki hizmetten biri olan zakirlik görevindeki kadın sayısı az. Ama yine de zakirlik yapan kadınlara rastlamak mümkün.

    Aslen Ardahan Damallı olan ve 14 yaşında bağlamayla tanışan Yaprak Dengiz de zakirlik yapan kadınlardan biri. Dengiz, bağlama kursuna gittiği cemevinde zakirliğe başlamış.

    Biraz da tesadüf sonucu oluşan bu süreci şöyle anlatıyor Dengiz:

    “Bağlama kursuna gittiğim cemevinde Antalya Abdal Musa ziyaretlerine gidilecekti. Zakir yoktu. Öyle hasbelkader bir şekilde zakir olarak posta oturttular. O gün bugündür de hala zakirim.”

    “KADIN OLARAK ZAKİRLİK YAPMANIN AYRICALIĞI YOK”

    Bir kadın zakir olmanın kendisine hiçbir ayrıcalık hissettirmediğini söyleyen Dengiz, “Ben kadın zakirim çok farklıyım’ diyemiyorum. Kadın olarak zakirlik yapmanın ayrıcalığı yok. Kadın ne hissediyorsa erkek de aynı şeyi hissedebilir veya erkek ne hissediyorsa kadın da çalarken onu hissedebilir. İnanca olan teslimiyet ve maneviyat bir olduktan sonra” şeklinde ifade ediyor.

    MERHAMET VE VİCDAN YOĞUNLUĞU

    Alevi inancını yoğun bir şekilde yaşayan Dengiz, inancın kendisine çok şey kattığını söyleyerek duygularını şöyle anlatıyor:

    “İnanılmaz bir merhamet ve vicdan yoğunluğu yaşıyor insan. Yolda yürürken bastığın taşa teşekkür ediyorsun seni taşıdığı için. Gölgesinde oturduğun ağaca teşekkür ediyorsun seni koruduğu için. Canlı cansız her nesneye her şeye teşekkür ediyorsun ve ‘hepsi iyi ki varlar’ diyebiliyorsun.”

    “İŞİN İÇİNE GİRİNCE O AŞK BAŞLIYOR”

    Gençlerin inanca olan ilgisinin ‘Ben Aleviyim burada bunu yapıyorlar. Ben de gideyim bir bakayım ne yapıyorlar, nasıl yapıyorlar’ şeklinde merakla başladığını belirten Dengiz, “İşin içine girdikleri zaman ister istemez bir dürtü hissediyorlar içlerinde ve sanırım o aşk, o sırada başlıyor. Daha sonrasında devamı geliyor. İki sene sonra olsun beş sene sonra olsun yani bir zaman sonra illaki o aşkı, o teslimiyeti hissedebiliyorlar kendilerinde” diyor.

    “BİR DEĞİL ÇOK BİR ÇAĞRIM VAR”

    Gençler için “Bir çağrım değil çok bir çağrım var” diyen Dengiz, gençlerin sosyal hayatlarından zaman ayırmaları gerektiğini ve Alevi toplumu olarak ancak böyle daha güçlü hale gelebileceklerini söylüyor.

    Suay ABAK/İSTANBUL