Videolar

  • Pülümür Karagöl-Bağır Dağı’nda maden tepkisi: Festival mücadele alanına taşınmalı-VİDEO

    Pülümür Karagöl-Bağır Dağı’nda maden tepkisi: Festival mücadele alanına taşınmalı-VİDEO

    PİRHA- Pülümür Karagöl-Bağır Dağı bölgesinde maden şirketlerinin çalışmalarına tepki gösteren yöre sakinleri ve yaşam savunucuları, bölgenin ekolojik, ekonomik ve inançsal açıdan büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, festivallerin panel salonları yerine maden sahalarında yapılacak yürüyüş ve eylemlerle desteklenmesini önerdi.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöl-Bağır Dağı bölgesinde maden şirketlerinin yürüttüğü çalışmaların doğaya zarar verdiğini belirten yaşam savunucuları, bölgenin ekolojik ve kültürel değerlerinin korunması için kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.

    Yapılan açıklamada, Erzincan merkezli bir maden şirketinin bölgede çalışmalarını sürdürdüğü belirtilerek, Karagöl-Bağır Dağı’nın uzun yıllardır madencilik faaliyetlerinin hedefinde olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, bölgenin geçmişte yaşanan deprem, yoksulluk ve 12 Eylül askeri darbesi sonrasında zorunlu göç nedeniyle büyük ölçüde boşaldığı hatırlatıldı. Bu durumun, bölgenin büyük maden şirketlerinin faaliyet alanı haline gelmesini kolaylaştırdığı savunuldu.

    “BÖLGE ÜRETİM VE YAŞAM ALANIDIR”

    Karagöl-Bağır Dağı’nın Pülümür’ün hayvancılık ve arıcılık açısından en önemli üretim alanlarından biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Elazığ, Karakoçan ve Çemişgezek’ten gelen göçerlerin de uzun yıllardır bölgede hayvancılık yaptığı ifade edildi.

    Munzur Dağları ile Hel Dağı silsilesinin devamı niteliğinde olan bölgenin, geniş meraları ve doğal yapısıyla yöre ekonomisine önemli katkı sunduğu belirtildi.

    Açıklamada, Karagöl-Bağır Dağı’nın zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olduğu vurgulanarak, bölgede dağ keçisi, ayı, tilki, vaşak ve çok sayıda göçmen kuş türünün yaşamını sürdürdüğü kaydedildi.

    Ayrıca ters lale, salep, Arap sümbülü (üzüm salkımı) gibi çok sayıda endemik ve soğanlı bitki türünün de bölgede bulunduğuna işaret edildi.

    “KUTSAL BİR ZİYARET ALANI”

    Bölgenin yalnızca doğal yaşam açısından değil, Dersim Aleviliği inancı bakımından da önemli bir ziyaret alanı olduğu belirtilen açıklamada, Bağır Dağı’nın (Bağıra Sipiyî) yöre halkı tarafından kutsal kabul edildiği ifade edildi.

    Açıklamada, geçmişten bu yana bölgenin ziyaret edildiği, adakların adandığı, kurbanların kesildiği ve ibadetlerin gerçekleştirildiği belirtilerek, yüksek rakımı nedeniyle güneşin doğuşunun izlendiği kutsal mekânlardan biri olarak görüldüğü dile getirildi.

    “FESTİVAL MADEN SAHALARINA YAPILMALI”

    Yaşam savunucuları, bölgede yürütülen madencilik faaliyetlerine karşı daha güçlü bir toplumsal mücadele çağrısı yaparak, festivallerin yalnızca panel ve söyleşilerden ibaret kalmaması gerektiğini belirtti.

    Açıklamada, “Festival kapsamında düzenlenecek yürüyüş ve etkinliklerin doğrudan maden şirketlerinin çalışma yürüttüğü alanlarda gerçekleştirilmesi gerekir. Mücadelenin sahada görünür olması, hem festivalin içeriğini güçlendirecek hem de kamuoyunda farkındalık yaratacaktır. Konserler ve diğer etkinlikler de bu mücadeleyi destekleyecek şekilde planlanmalıdır” denildi.

    Yaşam savunucuları, Karagöl-Bağır Dağı’nın doğal, kültürel ve inançsal mirasının korunması için tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Özgür Özel: Tek hedefimiz bu milleti zorluklardan kurtarmak!-VİDEO

    Özgür Özel: Tek hedefimiz bu milleti zorluklardan kurtarmak!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti ilmek ilmek örüyoruz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel,Meclis grubunda konuştu.

    Sahada yaptıkları çalışmalara değinen Özel, “İşgalin ardından sahaya indik. Mücadelemiz büyüyür. Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti ilmek ilmek örüyoruz” dedi.

    “MÜCADELE EDİYORUZ!”

    Özgür Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Partimize yönelik saldırının, işgalinin ardından Ankara’da oturmadık. Nerede olmamız gerekiyorsa orada olduk. Köy köy, belde belde şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Belki makamlar, binalar yok ama bazen bir kamyon kasanın arkasındayız, bazen bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz. Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı; bir yanda ise İzmir’de yüz binlerin kararlılığı var.

    Ankara’da utanç verici bir şeyler oluyor. NATO Zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hâl var. NATO Zirvesi’nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar; ‘NATO Zirvesi’nde eylem yapacaklar’ diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; ‘bunlar gelir, burada eylem yapar.’ Bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra hepsine ‘Pardon’ deyip bırakacaklar.

    Ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan genç bir kardeşimiz var. Üzerine konuşulmaya başlanınca açtım, tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor bizi de eleştiriyor. Ekrem Başkanı eleştiriyor, şaka yapıyor. Hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan’ı da eleştiriyor. Terapistliğini isterim ama beni tutamazlar diyor. Bu kadar. Kuran’a hakaret bilmem ne! Dini değerlerle alay bilmem ne falan. İktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldı gencecik çocuğu. şimdi efendi yurtdışına kaçtı mı gelecek mi… Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda.

    Gençlere sesleniyorum; sanmayın ki böyledir. Sanmayın ki cumhurbaşkanı, bakan, genel başkanların böyle bir dokunulmazlığı var. Kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yok. Bunlardan öncekiler bunun elli katına tahammül etti, tahammülü geç takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa o yöneticide özgüven vardır. Bugün yaşanan acziyettir. güçlü lider falan değildir. Güçlü liderlerin karikatürden, şakadan dizi titremez. Söz veriyorum; diyor ya Erdoğan’la 30 yıllık yolculuğum var diye. Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım.

    Erdoğan’ın bütün hesabı CHP’yi karpuz gibi ortadan bölmekti. Sapını bile alamadılar. Erdoğan ‘Ben bu işin hiçbir yerinde yokum’ diyor. Ben komedyen Deniz Göktaş’a açılan soruşturmanın hiçbir yerinde yokum diye açıklama yapıyor muyum? Böyle bir açıklamaya ihtiyaç duymuyorsam yokum. Herkes neyin ne olduğunu görmekte millet de bu işi ben söylüyorum diye değil hissettiği için bu tepkiyi veriyor. Kendini izah ederken bilmediği konulara girip çıkıyor. Geçen gün diyor ki ‘CHP’liler bir Frankenstein ürettiler ceremesini çekiyorlar.’ Frankenstein canavarın kendisi değil, onu üreten doktor. Yazan da yanlış yazmış. Bir katkım olsun aynı çatı altında çalışmışlığımız var. Frankenstein aranıyorsa bugünkü Sabah gazetesine bakmak lazım. Canavarı bizim buralarda değil Adalet Bakanlığı tarafında aramak lazım.

    Partimizi geri almak için mücadele ediyoruz. İşgal bitmezse bu milleti seçeneksiz bırakmayacağız. Kimse endişe etmesin milletle kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Kimse yoldan sapmasın. Yolumuz doğrudur, iktidar yoludur, pusulamız millettir. Eninde sonunda iktidarı değiştireceğiz, halkın iktidarını kuracağız. Milletin tek ümidi sizlersiniz, bizleriz. Bizim de tek hedefimiz, ümidimiz bu milleti bu zorluklardan kurtarmak, bu yürüyüşü tamamlamak ve eninde sonunda bu milletin partisini iktidara taşımaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair konuştu.

    Bakırhan, konuşmasının başında yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır ile Barış Annesi Behiye Sevim’i andı.

    Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO toplantısına dikkat çekerek, “Dünyada kurallara dayalı sistem artık çözülüyor, çöküyor. Kural dinleyen yok, dünyada neredeyse herkesin gücü oranında söz kullandığı, yetki kullandığı, kendisine göre davrandığı bir süreci yaşıyoruz. İnsanlığın birlikte yaratmış olduğu ortak değerler gittikçe kayboluyor. Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerine gücü yeten yetene mantığı dünyada egemen. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Savaş çığırtkanlığı yapanlara insanlar artık normalmiş gibi bakacak durumda yaşıyor. İşte tam böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını bir sormak gerekiyor. NATO, halkın bütçesini güvenlik gerekçesiyle silaha aktarıyor. Hepsinden önemlisi bütün bunlar halkların gözünden uzakta yapılıyor. Hiçbir denetim yok. Ne olup bittiğini bilen yok, şeffaflık yok, hesap verme yok. Neyin nereye harcandığını bilen zaten yok” dedi.

    “YENİ SAVAŞLAR YAPILMASINA İTİRAZ EDİYORUZ”

    2026 NATO Zirvesi Ankara’da yapılacak olmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Çünkü küresel siyasetin hayat düğümü Ortadoğu’dadır. Bütün büyük kararların test edildiği coğrafya neredeyse Ortadoğu olmuş durumda. Biz bu zirveyi daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken biz bugün burada ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız ve o devam edeceğiz. Yeni cepheler açılmasına, yeni savaşlar yapılmasına itiraz ediyoruz. İtiraz edeceğiz ve kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    NATO Zirvesi öncesi gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren Bakırhan, “Ne yapalım? Dünyada yeni savaş kararları alacak bir zirveyi alkışlayalım mı?” diye sordu.

    Bakırhan’ın konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Türkiye’de hanelerin yüzde 51.8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı 30 milyona yaklaştı. Bu acı veriler iktidarın gözünde bir askeri zirvede kadar, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Kalıcı barışın yolu, bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zemininden geçer.

    Atılan adımların üzerine kalıcı barışı kurmak istiyoruz. 10 yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay değil ama başarmalıyız. Çerçeve yasa mutlaka yapılmalı. Halkın gözü bu yasadadır. Bu yasa özlemini duyduğumuz barışın zemini olacaktır.

    Çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalı. Halka güven vermeli.

    Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse, belki bugüne kadar özlemini duymuş olduğumuz bir demokratik zemine giriş yapmış olacağız. Onun için çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalıdır. Güvenlikçi yorumlara kapalı olmalı ve topluma güven veren bir yasa olmalıdır diyoruz. Hukuk yoksa güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönenler arasında ayrım yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz; ‘şunu kapsar, bunu daha az kapsar’ denilmemeli. Böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. Yasa da buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf Mahkemesi’ni görüyoruz işte, diğerlerinin de böyle davranmayacağının bir garantisi var mı? Dönüş varsa güvence olmalıdır. Hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır. Böyle bir barış mı olur? Onun için tekrar sesleniyorum. Kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan, insanları bir savcının hakimin insafına bırakmayan bir açıklıkta bir yasa yapılmalıdır.

    HUKUKA BAĞLAMALIDIR

    Bu yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır. İnsanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir. Mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Söz ile başlayan yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi; Şimdi hadi bunu hukukla yasayla mühürleyelim. Biz önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk haklı halka olabilir. Altını önemle çizmek istiyorum; Bu yasa kim kazandı, kim kaybetti sorusuna göre ele alınamaz. Barış yapılıyorsa kimin kazandığı, kaybettiği burada önemli değil. Asıl soru şudur; Bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Kürtler, Aleviler, bütün halklar ve inançlar eşit, özgür, onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclise, iktidara,  muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz; Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir.

    Barış gibi hayati bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır. Kavga bir koltuktur. Düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerin biteceğini çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar, çözüm karşıtı odaklar kendisine zemin bulurlar. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor çünkü. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık meclise gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla yorulmayı değil, çatışmayı değil, acı biriktirmeyi değil, artık hukuka kavuşmayı bekliyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi.

    Bu halkın ne istediğini görmek isteyenler hafta sonu yaptığımız dört mitinge baksın. İstanbul, Amed, Mersin ve Van’da özgürlük mitingleri yaptık. Ben de İstanbul’da katıldım. Büyük bir coşku, büyük bir sahiplenme vardı. Sahiplenen herkesin emeğine sağlık. Saygı, sevgilerimi sunuyorum. Dört mitingde de temel bir talep göz ile görülür şekilde öne çıktı. Katılan bütün halklar dedi ki: ‘Sayın Öcalan’la artık buluşmak istiyoruz.’ Bu sahiplenme bize şunu gösterdi. Toplum barışın ağırdan alınmasını istemiyor. İzmir’deki annenin söylediği gibi 18 yıldır cezaevinde dünya kadar hastalıkla boğuşuyor. Doğru düzgün tedavi edilmiyor. Ayıptır. Bir an önce çıkarın. Ya insanlar artık cezaevinde yaşamı yitirmesin. Toplum bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç o halde. Hem muhatap hem 12 metrekarelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor. Tekrar ediyoruz; Sayın Öcalan iletişim, yaşam ve çalışma şartları artık bu sürece uygun bir şekilde kavuşmak zorundadır.

    Halk sürecin ciddiyetle ilerlemesini istiyor. Demokratikleşme adımlarının gecikmeden atılmasını istiyor. Yerel demokrasinin önünün açılmasını istiyor. İki yıldır bir masada oturuyoruz. Hala kayyımlar yerinde duruyor. Van’da esnaf odaları yöneticisi arkadaşlarımız da burada. Belediyenin olanaklarını AK Partili yetkililerinin özel işleri için kullanılıyor. İşte kayyımcılık böyle bir şeydir. Halkın olanaklarını, imkanlarını gidiyor bireysel işler için kendi AKP’ye yakın insanların işlerinde kullanılıyor.

    Yerel demokrasinin önü açılmalı. İnsanlar, kayyım siyasetinin son bulmasını istiyor. Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz.

    100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz. Dünya silaha yatırım yaparken, biz birlikte yaşama yatırım yapalım diyoruz. Dünya yeni savaşların hesabını yaparken biz yeni bir barışın hukukunu kurmaya çalışıyoruz. Dünya çatışmaları büyütürken Türkiye yarım asırlık bir çatışma sarmalını bitirebilir. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış kurulursa emin olun bunun yankısı sadece Türkiye’de değil, savaşın gölgesinde bütün coğrafyalarda hissedilecektir. Bunu elbirliğiyle başaracağız. Kadir Abi’nin de dediği gibi ‘büyük barış er ya da geç bu topraklara mutlaka gelecektir.’

    Umudumuzu yitirmeyeceğiz, mücadele edeceğiz, barış yolunda yürümeye devam edeceğiz. İnşallah bir gün en kısa sürede bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir demokratik cumhuriyet kuracağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi üyeleri, bütün toplumu kucaklayan barış sürecini yakından takip ettiklerini belirtti. Devletin barış sürecinde sorumluluk alması gerektiğine dikkat çekerek, yasal düzenlemelerin biran önce hayata geçirilmesini istedi. Üyeler, Alevilerin eşit yurttaşlık ve cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi gerektiğine de vurgu yaptı. 

     

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci, “çerçeve yasa” tartışmalarıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Silah Yakma Töreni’nin birinci yıl dönümü yaklaşırken, sürecin kalıcı barış ve demokratikleşmeyle ilerleyebilmesi için gerekli görülen yasal düzenlemeler yeniden Meclis gündeminde yer alıyor. Daha önce komisyonlarda ele alınıp raporlaştırılan öneriler ise bir kez daha tartışılıyor.Aleviler ise  eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik hakları güvence altına alacak kapsamlı düzenlemeler talep ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi üyeleri ve yöneticileri, Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BARIŞ SÜRECİ OLURSA KADINLAR DA HAKLARINA KAVUŞUR”

    DAD yöneticisi Sakine Koğu, barış sürecini yakından takip ettiğini belirterek, kalıcı barışın sağlanması için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Koğu, barış sürecinde devletin daha istikrarlı davranması gerektiğine vurgu yaparak, meclisin tatile girmeden bu yasal düzenlemelerin netleşmesi gerektiğini söyledi.

    Barış sürecinin tüm haklar için önemli olduğu kadar kadınlar içinde önemli olduğuna dikkat çeken Koğu, kadınların her gün katledildiğini, çocukların uyuşturucu bataklığında kaybolup gittiğini belirterek, bunların bir an önce durdurulasını istedi. Kadınların kazanılmış haklarının hedef alınarak, ellerinden alındığını belirten Koğu, barış sürecinin başarılı olması kadınların da kazanımlarına ulaşmasını kolaylaştıracağını söyledi.

    “CEMEVLERİMİZİN STATÜSÜ VERİLSİN”

    Bu süreçte Alevilerin de barışa ihtiyacının olduğunu belirten Koğu, Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlarla yüzleşilmesi çağrısı yaptı. Koğu, Alevilerin barış sürecinden en büyük beklentisinin cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması olduğunu söyledi.

    “SAVAŞA CİDDİ BÜTÇE AYRILIYOR”

    “Barış en çok istediğimiz şeydir” diyerek konuşmasına başlayan Muhteber Akbulak, barışın tüm dünyayı kucaklayacağını belirtti.

    Savaşa büyük bütçelerin ayrıldığını belirten Akbulak, “Savaş için silah, bombalar, özel güvenlik gibi çok fazla savaşa bütçe ayrılıyor” diyerek savaşa giden bütçenin halkın ihtiyaçları için kullanılabileceğini ifade etti.

    Akbulak, çatışmaların bittiği bir süreçle ikinci bir Türkiye’nin yaratılabileceğini söyledi.

    “HERKES ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRMELİ”

    DAD İzmir Şube yöneticisi Zeynel Bozkurt ise iki yüz yıllık bir Kürt sorununun olduğunu, 50 yıllık ise çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirterek, toplumsal barış sürecinin önemli olduğuna vurgu yaptı.

    Çatışmalı süreçlerde her taraftan da kayıpların yaşandığına dikkat çeken Bozkurt, bir yıldır devam eden barış sürecinde ölümlerin yaşanmamasının önemli olduğuna vurgu yaparak, herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bozkurt, “Dileriz bu süreç olumlu sonuçlanır” dedi.

    “DEVLET SORUMLULUK ALMALI”

    Alevilerin sorunlarının da Kürtlerden farklı bir noktada olmadığını belirten Bozkurt, “Çünkü Aleviler de sürekli kırımlardan geçirilmiş. Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi ve Rojava’da,  tam bu sürecin başladığı zamanlarda Suriye’deki Aleviler de, diğer halklardan insanlar da kırımdan geçildi. Dolayısıyla biz Aleviler için cumhuriyetin gerçekten de demokratikleştirilmesi  önemli bir aşamayı içeriyor” ifadelerini kullandı.

    Barış sürecinin ağır işlediğini kaydeden Bozkurt, PKK’nin silah bırakarak, demokratik bir çözümden yana olduğunu gösterdiğini söyleyerek, devletin de sorumluluk olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Bozkurt, Alevi kurumlarının da, bireylerin de bu süreçte elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ SÜRECİ BİR AN ÖNCE SONUÇLANMALI”

    İktidara ve muhalefete çağrıda bulunan Sakine Dervişoğlu, “Barışa destek verin. Ülkede artık kan dökülmesin. Biz seçilenleri meclise gönderdik. Bizim beklentilerimiz bu süreci, barışı, mecliste tamamlamalarını istiyoruz” dedi. Alevilerin Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde çok acı çektiğini, çok kayıp verdiğini belirten Dervişoğlu, demokratik bir anayasanın inşa edilmesi gerektiğini belirterek, Alevilerin de Kürt halkının da bu anayasa içinde mutlaka olmasını istedi.

    Dervişoğlu, Türkiye halklarının barışa destek vermesi çağrısı yaparak barış sürecinin biran önce sonuçlanmasını istedi.

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek, bunun Dersim Katliamı’nın yıldönümünde toplumun hassasiyetlerini yok sayan bir adım olduğunu söyledi. Eriş, “Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.

    Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin tarihine tepki gösteren Eriş, bunun Alevi toplumunun hafızasını ve hassasiyetlerini görmezden gelen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

    “TOPLUMUN SİNİR UÇLARIYLA OYNANIYOR”

    4 Mayıs’ın Dersim açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çeken Hüseyin Eriş, bu tarihte “Dedeler Zirvesi” düzenlenmesini doğru bulmadıklarını belirterek şunları söyledi:

    “4 Mayıs’ta Dersim’de Dedeler Zirvesi yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır. En hassas olduğumuz konular üzerinden bizi asimile etmeye, Dersim Katliamı’nı unutturmaya çalışıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bizim yolumuz da duruşumuz da bellidir.”

    “ALEVİLER BİAT ETMEDİ, ETMEYECEK”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik eleştirilerde bulunan Eriş, Alevilerin tarih boyunca baskılara rağmen inançlarından ve duruşlarından vazgeçmediğini söyledi.

    Eriş, “Hiçbir zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na biat etmeyeceğiz. Eğer biat etmiş olsaydık, Kuyucu Murat Paşa’dan Maraş’a, Çorum’dan Sivas Katliamı’na kadar yaşanan acıları yaşamazdık. Alevi-Bektaşi yolunun bir duruşu vardır. Bu yol zalimin değil, her zaman mazlumun yanında olmuştur” diye konuştu.

    “DEVLETTEN BEKLENTİMİZ YOK, İNANCIMIZA DOKUNULMASIN YETER”

    İnançlarını kendi erkânları doğrultusunda yaşamaya devam edeceklerini vurgulayan Eriş, devletten herhangi bir ayrıcalık talep etmediklerini ifade etti.

    “Biz her zaman İmam Hüseyin gibi başı dik durduk. Bundan sonra da Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi doğrultusunda yolumuzu sürdüreceğiz. Devletten çok bir beklentimiz yok. İnancımıza ve yolumuza dokunulmasın yeter.”

    Yol erkânının bedeller ödenerek bugüne taşındığını belirten Hüseyin Eriş, mücadele kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi:

    “Biz bu yola ‘ateşten gömlek, demirden leblebi’ deriz. Bu yolun dönüşü yoktur. Bir kez ikrar verdin mi eğilmezsin. Pirlerimizden ve mürşitlerimizden zalimler karşısında eğilmemeyi öğrendik. Başımızı da veririz, canımızı da veririz ama yolumuzdan dönmeyiz. Aynı inanç ve kararlılıkla bu yolu gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Öğretmenler Kadıköy’de yürüdü: Verilen sözler tutulsun-VİDEO

    Öğretmenler Kadıköy’de yürüdü: Verilen sözler tutulsun-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen ve Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla Kadıköy’de bir araya gelen öğretmenler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve verilen sözlerin yerine getirilmesi talebiyle yürüdü. Öğretmenler, taleplerinin karşılanmaması halinde mücadeleyi yeniden Ankara’ya taşıyacaklarını duyurdu.

    Eğitim Sen ve Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla bir araya gelen öğretmenler, Ankara’da başlayan ve ülkenin birçok kentine yayılan mücadeleyi bu kez İstanbul Kadıköy’e taşıdı.

    Boğa Heykeli’nde toplanan öğretmenler, Kadıköy Rıhtımı’na kadar yürüdü. Yürüyüş boyunca “Sözler verildi sözler tutulsun”, “Korkumuz yok, hakkımızı almadan eve dönüş yok” sloganları atan öğretmenlere çevredeki yurttaşlar da alkışlarla destek verdi.

    Yürüyüşün ardından Kadıköy Rıhtımı’nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Öğretmen Sendikası İstanbul Şubesi adına Tuğba Güngör okudu.

    “MÜCADELEMİZ DAHA GÜÇLÜ SÜRECEK”

    Tuğba Güngör, 16 gündür sürdürülen mücadelenin ülkenin dört bir yanında destek bulduğunu belirterek, Ankara’da verilen aranın geri çekilme anlamına gelmediğini, aksine mücadelenin daha güçlü bir şekilde devam edeceğini söyledi.

    Eğitim alanında gerekli düzenlemelerin yapılmasının ve öğretmenlerin haklarının iyileştirilmesinin yalnızca eğitim emekçileri için değil, toplumun geleceği açısından da zorunlu olduğunu vurgulayan Güngör, iktidarın öğretmenlere verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.

    “TEMMUZ ORTASINA KADAR ADIM ATILMAZSA YENİDEN ANKARA’DAYIZ”

    Basın açıklamasında öğretmenlerin temel talepleri arasında çalışma koşullarının iyileştirilmesi, verilen sözlerin tutulması ve eğitim sisteminin ticarileştirilmesine son verilmesi yer aldı.

    Temmuz ayı ortasına kadar talepler konusunda somut bir adım atılmaması halinde mücadelenin yeniden Ankara’ya taşınacağını belirten Güngör, Kadıköy’deki kitlesel katılımın bu kararlılığın göstergesi olduğunu söyledi.

    Öğretmenler, mücadelelerinin yalnızca mesleki haklarla sınırlı olmadığını, kamusal ve nitelikli eğitim hakkının savunulması için de sürdürüldüğünü ifade etti.

    Açıklamada, belirlenen süre içinde taleplerin karşılanmaması halinde öğretmenlerin yeniden Ankara’da buluşarak haklarını alana kadar mücadeleyi sürdürecekleri vurgulandı.

    Eylem, sloganların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Samsun’da aşure lokmaları pay edildi: Kerbela’nın mirası zalime karşı susmamaktır-VİDEO

    Samsun’da aşure lokmaları pay edildi: Kerbela’nın mirası zalime karşı susmamaktır-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, Muharrem orucunun ardından aşure lokmalarını pay etti. PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını belirterek, “İmam Hüseyin’i anmak; sadece matem tutmak değil, onun uğruna can verdiği adalet, özgürlük, hak ve insanlık değerlerini yaşamaktır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını canlarla paylaştı.

    Etkinlik, Özükızıl Ocağı evlatlarından Ali Ekber Göğtekin’in okuduğu lokma gülbengi ile başladı. Gülbengin ardından konuşan PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, aşurenin Alevi inancındaki anlamına ve Kerbela’nın günümüze taşıdığı mesajlara dikkat çekti.

    “AŞURE PAYLAŞMANIN VE BİR ARADA YAŞAMANIN SİMGESİDİR”

    Aşurenin yalnızca bir tatlı olmadığını ifade eden Ermiş, “Aşure; paylaşmanın, bereketin, birliğin ve farklılıkların aynı kazanda kardeşçe buluşmasının adıdır. Nasıl ki aşure farklı malzemelerin uyumuyla güzelleşiyorsa, insanlık da farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada, barış içinde yaşamasıyla anlam kazanır” dedi.

    Alevi-Bektaşi öğretisinin temelinde sevgi, adalet, rızalık ve paylaşım bulunduğunu belirten Ermiş, hiçbir kimsenin inancı, kimliği, dili ya da düşüncesi nedeniyle ötekileştirilmediği bir yaşam anlayışını savunduklarını söyledi.

    “KERBELA HAK İLE ZULMÜN KARŞI KARŞIYA GELDİĞİ İNSANLIK SINAVIDIR”

    Konuşmasında Kerbela’nın anlamına da değinen Ermiş, Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olmadığını vurgulayarak, “Kerbela; hak ile zulmün, adalet ile baskının, vicdan ile iktidar hırsının karşı karşıya geldiği büyük bir insanlık sınavıdır. İmam Hüseyin makam uğruna değil hakikat uğruna yürümüş, saltanat için değil adalet için direnmiştir” ifadelerini kullandı.

    Kerbela’nın bugün de insanlığa yol göstermeye devam ettiğini söyleyen Ermiş, Alevilerin Kerbela’yı yalnızca matemle değil, ibret alarak andığını belirterek, “Nerede haksızlık varsa onun karşısında durmak, nerede mazlum varsa yanında olmak Kerbela’nın bize yüklediği sorumluluktur” diye konuştu.

    “GERÇEK İBADET İNSANI SEVMEKTİR”

    Alevi-Bektaşi öğretisinin “eline, beline, diline sahip ol” ilkesini hatırlatan Ermiş, bu öğretinin insanı incitmemeyi, kul hakkı yememeyi, doğaya saygıyı, kadın-erkek eşitliğini ve insanı Hakk’ın tecellisi olarak görmeyi esas aldığını söyledi.

    Hacı Bektaş Veli’nin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözünün bugün her zamankinden daha anlamlı olduğunu belirten Ermiş, Pir Sultan Abdal’ın zalime karşı direnen duruşunun, Şah Hatayi’nin sevgisinin, Yunus Emre’nin hoşgörüsünün ve İmam Hüseyin’in adalet mücadelesinin aynı hakikat yolunun farklı sesleri olduğunu ifade etti.

    “HAK’TAN, HUKUKTAN VE ADALETTEN YANA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Dağıtılan aşure lokmasının paylaşmanın, dayanışmanın ve rızalığın simgesi olduğunu dile getiren Ermiş, ülkede hiçbir annenin gözyaşı dökmediği, hiçbir çocuğun aç kalmadığı, insanların inançları ve kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir yaşam temennisinde bulundu.

    Kerbela’nın en büyük mirasının zalime karşı susmamak ve mazlumun yanında durmak olduğunu vurgulayan Ermiş, “Hak’tan, hukuktan, adaletten, eşit yurttaşlıktan, laik ve demokratik bir yaşamdan yana olmaya devam edeceğiz. İnsan onurunu her şeyin üzerinde tutacağız. Birlikte üretmeye, birlikte paylaşmaya, birlikte yaşamaya devam edeceğiz” dedi.

    Konuşmasını Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” dizeleriyle tamamlayan Ermiş, aşure lokmasının kabul olmasını dileyerek etkinliğe katkı sunanlara teşekkür etti.

    PİRHA/SAMSUN

     

  • Helvacı Cemevi’nde aşure lokması: Kardeşçe yaşama vesile olsun! – VİDEO

    Helvacı Cemevi’nde aşure lokması: Kardeşçe yaşama vesile olsun! – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’nde aşure lokması pay edildi. Etkinlikte konuşan Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, “Nasıl ki aşure birbirinden farklı malzemelerin uyumuyla güzelleşiyorsa, insanlık da farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada, barış içinde yaşamasıyla anlam kazanır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Helvacı Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı. Kadınları emeği ile ortaya çıkan Aşure lokmasına çok sayıda yurttaşın katılımıyla paylaşıldı. Açılış konuşması yapan PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, “Kerbela; hak ile zulmün, adalet ile baskının, vicdan ile iktidar hırsının karşı karşıya geldiği büyük bir insanlık sınavıdır” dedi.

    Kerbela’nın nerde haksızlık varsa karşısında durma, nerede mazlum varsa yanında olma sorumluluğu yüklediğini belirten Laçin, “Sessizlik bazen zulmün en büyük destekçisi olabilir” diye konuştu.

    “HİÇBİR ANNENİN GÖZYAŞI DÖKMEDİĞİ BİR ÜLKE ÖZLEMİ ÇEKİYORUZ”

    Aşurenin paylaşmanın, bereketi büyütmenin, birliğin ve farklılıkların aynı kazanda kardeşçe buluşması anlamına geldiğini kaydeden Laçin, şunları söyledi:

    “Nasıl ki aşure birbirinden farklı malzemelerin uyumuyla güzelleşiyorsa, insanlık da farklı inançların, kimliklerin ve kültürlerin bir arada, barış içinde yaşamasıyla anlam kazanır. Biz Alevi-Bektaşi öğretisinde ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı’ düstur edinmiş bir Yol’un yolcularıyız. Hiç kimseyi ötekileştirmeyen bir anlayışın temsilcileriyiz. Bizler hiçbir annenin gözyaşı dökmediği, hiçbir çocuğun aç kalmadığı, hiç kimsenin inancından ve kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir ülke özlemi çekiyoruz. Hak’tan, hukuktan, adaletten, eşit yurttaşlıktan, laik ve demokratik bir yaşamdan yana olmaya da devam edeceğiz.”

    Konuşmanın ardından Baba Mansur Ocağı’ndan Göksel Savak’ın lokma duasından sonra aşureler paylaşıldı. Kadınlar doğanın korunması ve dünyanın güzelleşmesi için çerağ yaktı. Aşure lokmasının ardından Muharrem cem erkanı yürütüldü.

    PİRHA/İZMİR

  • Sebahat Tuncel: Özgür yaşamı direnerek ve örgütlenerek kuracağız- VİDEO

    Sebahat Tuncel: Özgür yaşamı direnerek ve örgütlenerek kuracağız- VİDEO

    PİRHA- Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, Zîlan Kadın Festivali’nde yaptığı konuşmada, barış ve demokratik toplum sürecinin örgütlü mücadeleyle inşa edileceğini belirtti. Hüseyni direniş geleneğine vurgu yapan Tuncel, kadınları ve gençleri özgür yaşamı birlikte kurmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırdı.

    Londra’da düzenlenen 21. Zîlan Kadın Festivali, “Dem Dema Jinan e” şiarıyla yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

    Zîlan Kadın Festivali’nde konuşan Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, Kürt halkının ve kadınların tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiğini belirterek, festivallerin yalnızca kültürel etkinlikler değil, geleceğin birlikte tartışıldığı ve örgütlendiği buluşmalar olması gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM YENİ BİR YAŞAM ÇAĞRISIDIR”

    Barış ve demokratik toplum çağrısının yalnızca silahların bırakılmasına ilişkin olmadığını belirten Tuncel, bunun demokratik siyaset temelinde yeni bir toplumsal yaşamın kurulmasını hedeflediğini söyledi.

    Kapitalizme karşı demokratik sosyalist bir yaşamın örgütlenmesi gerektiğini ifade eden Tuncel, “Asıl mesele yeni bir hayata var mıyız, yok muyuz sorusudur. Özgürlüğümüzü demokratik siyasetle ve örgütlenerek kazanacağız” diye konuştu.

    “HÜSEYNİ DİRENİŞ BUGÜN DE YOLUMUZU AYDINLATIYOR”

    Konuşmasında Kerbela direnişine de değinen Tuncel, özgürlük mücadelesinin tarihsel direniş geleneğinden beslendiğini söyledi.

    “Hüseyni direniş olmasaydı, Zeynep o direnişi toplumlara taşımasaydı bugün bu gelenek yaşayamazdı” diyen Tuncel, “Biz de ancak direnerek, örgütlenerek ve mücadele ederek hayatı kazanabiliriz. Alevisi, Sünnisi, Êzidîsi, Hristiyanı, kadını, erkeği ve genciyle herkes kendi özgür yaşamını birlikte kurmalıdır. Başkalarının bize dayattığı yaşam hiçbir zaman bizim yaşamımız olmadı” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR VE GENÇLER GELECEĞİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE KAZANACAK”

    Kadın cinayetleri, şiddet, uyuşturucu, mafya ve çeteleşmenin özellikle kadınları ve gençleri hedef aldığını söyleyen Tuncel, buna karşı tek çözümün örgütlü mücadele olduğunu vurguladı.

    Kadın özgürlüğünün erkek egemen sisteme karşı mücadeleyle mümkün olacağını belirten Tuncel, gençlerin de kapitalist sistemin yarattığı yozlaşmadan ancak örgütlenerek kurtulabileceğini ifade etti.

    Konuşmasını, “Her şeyin güzel olması için mücadele edenler var. Ama güzel bir geleceği kurmak için hepimizin yan yana durması ve mücadeleyi büyütmesi gerekiyor” sözleriyle tamamladı.

    Festivalde Genç Kürt Kadın Folklor Grubu’nun davul-zurna eşliğinde sergilediği govend gösterisi büyük beğeni topladı. Jiyan Kadın Meclisi bünyesindeki Kadın Erbane Grubu Kürtçe ezgiler seslendirirken, sanatçı Olcay Bayır da Kürtçe ve Türkçe eserlerden oluşan repertuvarıyla sahne aldı.

    Festival, Lale Koçgün ile Kewê’nin konserleri eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • Almanya’da bir çok cemevinde aşure lokmaları pay edildi- VİDEO

    Almanya’da bir çok cemevinde aşure lokmaları pay edildi- VİDEO

    PİRHA-Matem Orucu’nun tamamlanmasının ardından Almanya’nın birçok kentindeki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi. 

    Yas-ı Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından Almanya’nın birçok kentindeki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi.

    Pay edilen aşure lokmasının yalnızca bir ikram değil, paylaşmanın, dayanışmanın, farklılıklarla bir arada yaşamanın ve ortak yaşam kültürünün simgesi olduğu vurgulandı.

    Almanya’nın farklı bölgelerindeki cemevlerinde canlar aynı lokmada bir araya gelirken, aşure geleneğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasının Alevi inancının ortak hafızasını ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren önemli bir değer olduğu belirtildi.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Sultanbeyli’nde Sivas Katliamı’nın 33. yılı anıldı, aşure lokması pay edildi-VİDEO

    Sultanbeyli’nde Sivas Katliamı’nın 33. yılı anıldı, aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Sultanbeyli Şubesi ile Pirsu Kültür Derneği Cemevi’nin düzenlediği etkinlikte Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı, aşure lokması pay edildi. Etkinlikte, Madımak Katliamı’nda adaletin sağlanmadığı belirtilerek, “Sivas davası bir insanlık davasıdır. Bu dava biz bitti demeden bitmeyecek” mesajı verildi.

    Sultanbeyli Pirsu Kültür Derneği Cemevi’nde düzenlenen etkinlikte, Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından aşure lokması pay edildi. Etkinlikte ayrıca, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 can anıldı.

    Programda yapılan konuşmalarda Kerbela ile Sivas Katliamı arasında tarihsel bağ kurularak, zulme karşı direnişin ve hakikat mücadelesinin sürdürülmesi gerektiği vurgulandı. Sivas, Maraş, Çorum, Roboskî ve Suruç katliamlarının unutulmayacağı ifade edildi.

    “MADIMAK’TA ADALET SAĞLANMADI”

    Konuşmalarda, Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanamadığı belirtilerek, zamanaşımı kararları ve katliam sanıklarının affedilmesine tepki gösterildi. Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulanarak, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz. Sivas davası biz bitti demeden bitmeyecek” denildi.

    Etkinlikte Alevilerin inanç özgürlüğüne ilişkin talepler de dile getirildi. Cemevlerinin kültürel tesis olarak değerlendirilmesinin kabul edilemez olduğu belirtilirken, anayasal güvenceyle ibadethane statüsüne kavuşturulması istendi.

    SURİYE VE FİLİSTİN VURGUSU

    Konuşmalarda Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ile Filistin’de yaşanan savaş da gündeme getirildi. Halkların eşit ve barış içinde yaşama hakkının savunulması gerektiği belirtilirken, emperyalist savaş politikalarına karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı.

    Etkinlikte, “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla gerçekleştirilecek anma programlarına katılım çağrısı yapılarak, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi ve katliamın tüm sorumlularının yargılanması talepleri yinelendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraşlılar MARDEF yaz şenliğinde buluştu- VİDEO

    Maraşlılar MARDEF yaz şenliğinde buluştu- VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu’nun (MARDEF) Köln’de düzenlediği Yaz Şenliği, yüzlerce kişiyi bir araya getirdi. Gün boyu süren etkinlikte kültürel dayanışma öne çıkarken, MARDEF Eşbaşkanı Mehmet Üstek, Avrupa’da kültürü yaşatmanın önemine dikkat çekti ve Cennetpınar’daki maden projesine karşı verilen mücadeleye destek mesajı verdi.

    Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Almanya’nın Köln kentinde düzenlediği Yaz Şenliği’nde Maraşlıları ve dostlarını bir araya getirdi.

    Köln-Bonn arasındaki Spielplatz Haus Rott-Rotter See alanında gerçekleştirilen etkinlik, sabah saatlerinde başladı ve akşam saatlerine kadar devam etti. Katılımcılar gün boyunca müzik, halay ve çeşitli sosyal etkinliklerle bir arada vakit geçirirken, dayanışma ve kardeşlik mesajları öne çıktı.

    Şenlikte DJ Hati, Havin Geçici, Ali Dapar & Bervan Dapar, Halil Fesli, Deniz Osoy, Ali İkizer, Ali Onuk, İmam Tuğcu ile Memo ve Bero davul-zurna performanslarıyla sahne aldı.

    Etkinlik boyunca aileler kendi hazırladıkları yiyecek ve içeceklerle piknik yaparken, çocuklar için ayrılan alanlarda çeşitli aktiviteler gerçekleştirildi.

    Etkinlikte ayrıca kazanlarda aşure kaynatıldı. Aşure, etkinliğe gelen canlara pay edildi.

    “KÜLTÜRÜMÜZ BİZİ AVRUPA’DA VAR EDECEK”

    MARDEF Eşbaşkanı Mehmet Üstek, PİRHA’ya  yaptığı açıklamada, federasyonun  alt yapısının yaklaşık 23-24 yıl önce oluşturulduğunu belirterek, Avrupa’da yaşayan Maraşlıların kültürünü, dayanışmasını ve ortak hafızasını yaşatmayı hedeflediklerini söyledi.

    Üstek, Avrupa’da göçmen toplumların varlığını sürdürebilmesinin yolunun kültürel değerlerini korumaktan geçtiğini ifade ederek, bu anlayışla yıllar önce Maraş kamplarını ve ardından yaz şenliklerini hayata geçirdiklerini dile getirdi.

    Yaz şenliklerinin yalnızca bir piknik ya da eğlence etkinliği olmadığını vurgulayan Üstek, bu buluşmaların insanların köylerinde yaşadıkları dayanışma, paylaşım ve sohbet ortamını yeniden kurmasına katkı sunduğunu söyledi.

    Etkinliklerin yıllar içinde büyüdüğünü belirten Üstek, bugün yaklaşık 30-40 Maraş köyünün düzenli olarak benzer organizasyonlar gerçekleştirdiğini ifade etti.

    “Biz kültürümüzü yaşattığımız, bu tür etkinliklerle gelecek kuşaklara aktardığımız sürece Avrupa’da var olmaya devam edeceğiz.” diyen Üstek, MARDEF’in kuruluşunun da Maraş Katliamı sonrasında Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Maraşlıların ortak mücadelesinin bir sonucu olduğunu kaydetti.

    “DÖNECEK BİR MARAŞ BIRAKMAK İSTEMİYORLAR”

    Maraş’ta yaşanan çevre sorunlarına da değinen Üstek, bölgede kurulan termik santraller, çimento fabrikaları ve diğer sanayi yatırımlarının doğayı ve yaşam alanlarını ciddi biçimde tahrip ettiğini söyledi.

    Afşin-Elbistan bölgesindeki termik santrallerin kapasitesinin artırılmasıyla birlikte çevre kirliliğinin ve sağlık sorunlarının büyüdüğünü ifade eden Üstek, uygulanan politikaların insanların yeniden dönebileceği bir Maraş bırakmama amacını taşıdığını ifade etti.

    “CENNETPINAR DİRENİŞİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Cennetpınar’da inanç merkezlerine, tarım ve hayvancılık alanlarına yakın bölgede yapılmak istenen maden projesine de tepki gösteren Üstek, köylülerin başlattığı direnişi desteklediklerini söyledi.

    Konuya ilişkin Valilik tarafından projenin geçici olarak durdurulacağı yönünde bilgi aldıklarını aktaran Üstek, ancak ilgili bakanlığın yazılı bir karar yayımlamadığı sürece mücadelenin sona ermemesi gerektiğini belirtti.

    Üstek, MARDEF’in Cennetpınar başta olmak üzere Maraş’ta doğayı, yaşam alanlarını ve inanç merkezlerini tehdit eden projelere karşı köylülerle dayanışma içinde olmaya devam edeceğini ifade etti.

    BİRLİK VE DAYANIŞMA VURGUSU

    MARDEF üyeleri ise yaz şenliğinin yalnızca bir eğlence organizasyonu olmadığını, aynı zamanda Maraşlılar arasındaki birlik, dayanışma ve toplumsal bağları güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir buluşma olduğunu belirtti.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

     

  • Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği aşure lokmasında birlik ve dayanışma mesajları verildi. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, tüm faaliyetlerini üyelerin katkılarıyla sürdürdüklerini belirterek, “Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz” dedi.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesindeki ASSİM İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen aşure lokması etkinliği, Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Şehriban Mutluer’in okuduğu gülbenkle başladı. Program, Hüseyin Abdal Ocağı evladı Kulcan İlyas Şimşek’in seslendirdiği deyişlerle devam etti.

    “250’YE YAKIN ÜYEMİZLE FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, derneğin 2004 yılında kurulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizi 2004 yılında kurduk. Bugün yaklaşık 250 üyemiz bulunuyor. Kurulduğumuz günden bu yana aktif şekilde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kahvaltı buluşmaları, aşure etkinlikleri düzenliyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs desteği sağlıyor, yaklaşık 300 ilköğretim öğrencisine yönelik yöresel yemek etkinlikleri gerçekleştiriyoruz.”

    “ANTALYA’DA BİNE YAKIN AMASYALI YAŞIYOR”

    Antalya’da yaklaşık üç bine yakın Amasyalı nın yaşadığını ifade eden Tezcan, Kayadüzü köyünden ise yaklaşık 350 hanenin kentte bulunduğunu söyledi.

    “Düğünümüzde, nişanımızda, cenazemizde ya da herhangi bir etkinlikte birlik ve beraberlik içinde bir araya geliyoruz. Haberleşmemizi WhatsApp ve Facebook gruplarımız üzerinden sağlıyoruz.”

    “LOKMALARIMIZI KENDİ İMKANLARIMIZLA HAZIRLIYORUZ”

    Derneğin faaliyetlerini üyelerin aidatları ve gönül dostlarının katkılarıyla sürdürdüğünü dile getiren Tezcan, herhangi bir kurum ya da belediyeden maddi destek almadıklarını vurguladı.

    “Lokmalarımızı tamamen kendi imkânlarımızla hazırlıyoruz. Herhangi bir kurumdan ya da belediyeden katkı almıyoruz. Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz.”

    Kayadüzü köyünde cemevlerinin bulunduğunu ve her yıl Muharrem orucunun tutulup aşure lokmalarının pay edildiğini hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dernekçilik karşılık beklemeden yapılan bir gönül işidir. Biz kimseden maddi bir beklenti içinde değiliz. Tek isteğimiz, insanlar etkinliklerimizde bizleri yalnız bırakmasın, yanımızda olduklarını hissettirsin. Önemli olan birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktır.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Tuncer Bakırhan: Alevisiz barış olmaz!-VİDEO

    Tuncer Bakırhan: Alevisiz barış olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Sultangazi Alevi Kültür Derneği Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılan Sivas Madımak Katliamı anmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevisiz barışın olmayacağını vurgulayarak, “Alevilerin mücadelesini sahipleniyor, taleplerini her zaman dile getiriyoruz.  DEM Parti Alevilerin partisidir” dedi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde, katledilen 33 sanatçı, aydın, yazar, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi ve Habibler Cemevi’nin düzenlediği anmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuştu.

    Bakırhan, Alevisiz barışın olmayacağını vurgulayarak, “Alevilerin mücadelesini sahipleniyor, taleplerini her zaman dile getiriyoruz.  DEM Parti Alevilerin partisidir” dedi.

    MÜCADELE VURGUSU!

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Emin olun bugün burada olduğu gibi yaşamın her alanında haksızlıklara karşı, zulme karşı, Yezitlere karşı bir arada olabilirsek yeni Sivas’lar yaşamayız. Yeni Gazi’ler, Dersimler, Koçgiriler yaşamayız.

    Sistem açık ve net bir şekilde tek bir millete ve inanca indirgemiş bir Türkiye toplumu yaratmaya çalışıyor. Bizler de bunun karşısında inancımızı, renklerimizi ve kimliklerimizi yaşatmaya çalışıyoruz. Ama bir eksiğimiz var. Sistemin bu tekçi anlayışına karşı bir biçimiyle bir arada birlikte omuz omuza güçlü bir şekilde mücadelemizi ortaya koyamadık.

    Bu katliamlarda kaybettiğimiz canlara bir öz eleştirimiz oldu. olsun. Bu Sivas’ta yitirdiğimiz yazarlara, sanatçılara, kadınlara, gençlere ve çocuklara öz eleştirimiz olsun. Sivas’ın, Gazi’nin, Dersim’in ve benzer diğer katliamların olmasında güçlü bir irade ortaya konulabilseydi bugün başka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik.

    Daha dün 33 yıl önce Sivas Madımak’ta büyük bir katliam Türkiye tarihine kara bir leke düştü. Güpegündüz devlet kontrolünde ve denetiminde insanlar Madımak’ta diri diri yakıldı. Bu kara lekeyi kabul etmiyoruz.

    Bu katliamları unutmuyoruz, unutmayacağız. Ama bu bu ve benzer katliamların yaşanmaması için de birlikte ve bir arada olmalıyız. Kürt’ün barış arayışıyla Alevi’nin eşit yurttaşlık arayışı, kadının haklarının arayışıyla, gençlerin geleceğinin arayışıyla, emekçilerin alın terinin karşılığını arayışı aynı mücadelenin bir ürünüdür. Dolayısıyla bu sistemden memnun olmayan, bu sistemin katliamlarından, ötekileştirici politikalarından bıkan bizlerin önümüzdeki günlerde daha fazla dayanışma içerisinde olması ve mücadele etmesi gerekiyor.”

    “ALEVİSİZ BİR BARIŞ OLMAZ”

    Türkiye’de bir barış süreci yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, “Bu süreç AKP ile işbirliği yaptığımız anlamına gelmesin. O masada Kürtlerin demokratik haklarının olduğu kadar Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkı da var. O masada dilini ve kimliğini konuşamayan inancını özgürce yaşayamayan Türkiye’de bütün hakların ve inançların hakkı var. Bizim olduğumuz yerde Alevisiz bir barış olmaz. Alevilerin olmadığı bir toplumsal barış toplumsal barış değildir” diye belirtti.

    “33 canımız kaybedildi, 33 yıl geçti ama hala aydınlatılmadı” diyen Bakırhan, bu katliamları yapanları ve bu katliamların arkasında duran kim olursa olsun hepsinin demokratik bir yargı karşısında yargılanmasını hep birlikte sağlayacaklarını söyledi.

    “DEM PARTİ ALEVİLERİN PARTİSİDİR”

    DEM Parti’nin sadece Kürtlerin değil, Alevilerin de partisi olduğunun altını çizen Bakırhan, “Alevilerin derdini kendisine dert edinen bir duruş içerisinde olmaya çalışıyoruz. Emin olun bu ülkenin en güçlü dinamiği Aleviler, Kürtler, devrimciler ve sosyalistlerdir, kadınlardır. Bir arada birlikte omuz omuza demokratik hak ve özgürlüklerimizi sahiplenir. Kürt’ü kardeş görür. Ezilen emekçiyi, ezileni kardeş görebilirsek kadını genç yol arkadaşı olarak görebilirsek bizim başaramayacağımız hiçbir şey yoktur” ifadelerine yer verdi.

    Anma sanatçılar Gülcihan Koç, Gani Pekşen ve Aşık Alican’ın seslendirdiği deyiş ve nefeslerle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürüttü. Cem erkanında konuşan Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir “kayyım” olduğunu belirterek, Alevi kurumlarının her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri tarafından Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde, “Yolda birlik inancıyla cem oluyor, Hüseyni duruş ile ikrarlaşıyoruz” şiarıyla Muharrem Cemi gerçekleştirildi. Çok sayıda talibin katıldığı cem erkanı öncesinde getirilen lokmalar pişirilerek pay edildi.

    Cem erkanını Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Ahmet Doğan, Axuçan Ocağı’ndan İnanç Dolu, Kureyşan Ocağı’ndan Fethiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Sultan Haydaroğlu ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Sultan Korkmaz yürüttü. Zakirliği ise Hasan Yavuz yaptı.

    “ZİYARETLERİMİZ ÜZERİNDE KARAKOLLAR YAPILIYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti‘nin binlerce yıllık geçmişine dikkat çekerek, Zeycan Ziyareti üzerine karakol yapılmasına tepki gösterdi.

    Reya Heq Yol’unun kadim bir inanç olduğunu vurgulayan Kete, “Bizim Yol ulularımız, pirlerimiz, analarımız ve dervişlerimiz inancımızı anlatırken ‘Biz Reya Heq evladıyız’ derlerdi” dedi.

    Kete, “Düzgün Baba, Gömülgen (Gomılgana) gibi kutsal mekanlarımız binlerce yıldır evrensel düzeyde doğayla, havayla, suyla, ateşle ve toprakla ikrarlaşan bir inancın merkezleridir. Ne yazık ki bugün inancımız, birçok yürütücüsü de dahil olmak üzere hak ettiği yerde değildir. Bizler binlerce yıldır bu kutsal mekanlarda bir araya geliyoruz. Bizi buraya çeken kutsalın kendisidir. Bu inancın yürütücüleri hiçbir zaman arsızın, hırsızın, pirsizin kapısına gitmedi. Bugün burada pay edilen lokma hepimizin helal lokmasıdır. Hepiniz emek verdiniz, ikrarınızla buraya geldiniz. Bu emek ve aşka saygı duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK TEMELİNDE TALEPLERİ VAR”

    Birçok Alevi dergahının bu yoldan gelenler eliyle peşkeş çekildiğini söyleyen Kete, buna izin vermeyeceklerini belirtti.

    “Bugüne kadar pirlerimiz, analarımız ve yol ulularımız taliplerini kadılara götürmedi. Talip de pirini devlet kapısına götürüp maaş istemedi” diyen Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir kayyım olduğunu ifade etti.

    Pirlerin ve mürşitlerin yüzyıllardır taliplerinden hakullah aldığını hatırlatan Kete, Alevi kurumlarının bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Kete, “Biz Alevi toplumu olarak eşitlik ve özgürlük temelinde taleplerimizi dile getiriyoruz. Kutsal mekanlarımızdan ellerinizi çekin. Bu mekanlar bu Yol’un yürütücülerine aittir. Biz hiçbir zaman başka bir inancın kutsal mekanlarını işgal etmedik. Bugün birçok kutsal mekanımız Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Kendi dergahlarımıza adeta bilet keserek giriyoruz” dedi.

    “ALEVİ İNANCI KİŞİSEL ÇIKARLARA ALET EDİLİYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete de yaptığı kısa konuşmada Reya Heq Yol’unun bir edep ve erkan Yol’u olduğunu belirterek, “Hakk birdir diyerek yolunu yürüten pirler vardır. Bu yol paylaşımcı, eşitlikçi, özgürlükçü ve hakikatçi bir yoldur” dedi.

    Alevi inancının kişisel çıkarlara alet edildiğini söyleyen Kete, “Biz kendi pirimizden, mürşidimizden, rayberimizden ve müsahibimizden uzaklaştırılmış bir Alevilikle karşı karşıyayız. Aleviler neden özüne benzemekten kaçıyor?” diye sordu.

    Reya Heq Yol erkanının bugünlere pirlerin sazı ve sözüyle ulaştığını vurgulayan Kete’nin konuşmasının ardından cem erkanı yürütüldü. Zakir Hasan Yavuz’un gülbengleri eşliğinde semah dönüldü.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde aşure lokması paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA- Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından Mersin Cemevi’nde düzenlenen aşure lokması binlerce yurttaşı aynı sofrada buluşturdu.

    Mersin Cemevi’nde binlerce yurttaşın katılımıyla aşure lokması paylaşıldı. Etkinlik İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbenkle başladı. Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyişler eşliğinde semah dönüldü.

    “AŞURE LOKMALARI BARIŞA VE KARDEŞLİĞE VESİLE OLSUN”

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, konuşmasında Muharrem ayının ve aşure geleneğinin taşıdığı anlamı anlattı.

    Muharrem ayının, bütün peygamberlerin dara düştükten sonra kurtuluşa eriştiğine inanılan kutsal bir zaman dilimi olduğunu belirten Kılavuz, Anadolu Alevileri için ise Muharrem denildiğinde akla öncelikle Kerbela ve Hz. Hüseyin’in geldiğini ifade etti.

    Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını söyleyen Kılavuz, şöyle konuştu:

    “Kerbela, siyaset ve iktidar hırsının insanlığı nasıl felakete sürüklediğinin en acı örneklerinden biridir. Hz. Hüseyin, masumiyetin ve mazlumiyetin; Yezid ise zulmün ve zalimliğin simgesi olmuştur. Kerbela, iyi ile kötünün, hak ile haksızlığın, karanlık ile aydınlığın mücadelesidir. Aynı zamanda insan olmanın vicdanıdır.”

    “KERBELA GÜNÜMÜZDE DE YAŞANIYOR”

    Kılavuz, zulmün yalnızca geçmişte kalmadığını belirterek, bugün de dünyanın birçok yerinde benzer acıların yaşandığını söyledi.

    Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çeken Kılavuz, on binlerce masum insanın savaşın ve şiddetin mağduru olduğunu ifade ederek, yaşanan zulmü kınadı.

    Komşu Suriye’de Alevilere ve diğer sivil halklara yönelik saldırılara da değinen Kılavuz, inanç ve kimlik üzerinden yürütülen şiddetin kabul edilemeyeceğini belirterek, tüm insanlığı bu zulümlere karşı ortak vicdan oluşturmaya çağırdı.

    “Kerbela yalnızca 1345 yıl önce yaşanmış bir olay değildir. Bugün de dünyanın farklı coğrafyalarında yeni Kerbelalar yaşanmaktadır. Zulmün karşısında durmak, insanlık görevimizdir.” dedi.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ DİLE GETİRİLDİ

    Konuşmasında Alevi toplumunun uzun yıllardır dile getirdiği talepleri de paylaşan Kılavuz, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cemevlerinin ibadethane statüsü yasal güvence altına alınmalıdır. Devlet, milyonlarca Alevi yurttaşın inancını ve taleplerini görmeli, eşit yurttaşlık ilkesi hayata geçirilmelidir.”

    Sivas Madımak Katliamı’nın yaşandığı binanın bir utanç müzesine dönüştürülmesi gerektiğini de vurgulayan Kılavuz, toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşerek güçleneceğini belirtti.

    Konuşmasının sonunda birlik, barış ve kardeşlik mesajı veren Kılavuz, şu temennilerle sözlerini tamamladı:

    “Ülkemizde sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin egemen olmasını diliyorum. Muharrem oruçlarımız ve paylaştığımız aşure lokmaları; barışa, birliğe, dayanışmaya ve gönüllerin buluşmasına vesile olsun. Aşure lokmalarımız tüm canlara helal, kabul ve hak katında makbul olsun.”

    “AŞURE, BİRLİKTE YAŞAMANIN EN GÜZEL SİMGESİDİR”

    Etkinlikte konuşan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, aşurenin yalnızca bir lokma paylaşımı olmadığını belirterek şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir geleneği değil; birlikte yaşamanın, birlikte mücadele etmenin ve ortak geleceği paylaşmanın anlamını da yaşatıyoruz. Aşure, farklı tatların bir araya gelerek tek bir lezzete dönüşmesidir. Bu yönüyle, farklı inançların, kimliklerin ve yaşam biçimlerinin bir arada yaşadığı Mersin’in en güzel simgesidir.”

    Muharrem ayının yas ve matem ayı olduğuna dikkat çeken Seçer, Kerbela’nın insanlık tarihinin en büyük adalet sınavlarından biri olduğunu ifade ederek, Hz. Hüseyin ve yol arkadaşlarının zulme karşı sergilediği duruşun tüm insanlık için ortak bir vicdan mirası olduğunu vurguladı.

    “Kerbela’yı anmak yalnızca matem tutmak değildir. Aynı zamanda adaletsizliğe karşı çıkmak, haksızlığın karşısında susmamaktır. Bu anlayış, Hacı Bektaş Veli’nin öğretileriyle, Pir Sultan Abdal’ın dizeleriyle yüzyıllardır halkın vicdanında yaşamaktadır. Biz de bugün adaletten, eşitlikten ve hakkaniyetten yana durmaya devam ediyoruz” dedi.

    Sanatçı  Hüseyin Korkankorkmaz deyiş seslendirdi.

    PİRHA/MERSİN

  • DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Çiğli Şubesi’de kadınların erken saatlerde bir araya gelerek hazırladığı Aşure lokması paylaşıldı. Lokma duasının ardından konuşan eş başkan Fadime Dapaklı, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olmasını temennisinde bulundu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Çiğli Şubesi, paylaşımın simgesi olan Aşure lokmasını canlarla paylaştı. Sabahın erken saatlerinde dernekte bir araya gelen kadınlar hazırlıklarını tamamlayıp Aşurelerini ateşe koydu.

    Uzun bir sürede pişirilen ve 12 farklı gıdanın bir arada kaynaması ile oluşan Aşure lokması, halklar için bir arada yaşamanın da simgesi haline geliyor.

    Hak yolunda Hakk’a yürüyenler için saygı duruşu ile başlayan Aşure lokmasının gülbengini Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız verdi.

    “AŞURE LOKMASI BARIŞA VESİLE OLSUN”

    Aşure lokmasının eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir yaşamı dileyerek konuşmasına başlayan Dapaklı, Alevi inancının yüz yıllardır yaşattığı rızalık, paylaşım ve hakikatten yana olan duruşunun, birlikte yaşamayı büyüteceğini söyledi.

    Dapaklı, “Farklılıklarımızla bir arada yaşamanın yolunu bize gösteren bu kadim yolun ışığında eşitsizliğe baskıya nefret diline ve ötekileştirmeye karşı demokratik, çoğulcu ve özgür yaşamı savunuyoruz” diyerek, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olması istendi.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREKİYOR”

    DAD Yöneticisi Güler Karagöz ise Muharrem ayında Alevilerin sadece bir yasın değil aynı zamanda binlerce yıllık hakikat ve özgür yaşamdan gelen bir halk olduğuna dikkat çekti.  Herkesin yaşanan barış sürecine katkı sunması gerektiğini kaydeden Karagöz, Alevilerin de içinde bulunduğu süreçte birlik olmasını istedi.

    “HAK MÜCADELESİ YÜRÜTTÜK”

    Daha sonra 30 yıllık tutsaklığın ardından özgürlüğüne kavuşan Aygül Kapçak da kısa bir selamlama yaptı. Cezaevinde bulunan bütün tutsakların selamlarını ileterek konuşmasına başlayan Kapçak, hak yolunda bir mücadele yürüttüklerini belirtti. Kapçak, Alevi kimliğiyle Aşure lokmasında bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını belirti.

    Konuşmaların ardından Aşure canlarla paylaşıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • İzmir’deki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi: Aşure kardeşliğin simgesidir-VİDEO

    İzmir’deki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi: Aşure kardeşliğin simgesidir-VİDEO

    PİRHA- Muharrem orucunun tamamlanmasının ardından İzmir’deki çok sayıda cemevinde birlik, dayanışma ve paylaşmanın simgesi olan aşure lokmaları yurttaşlarla pay edildi. Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Kerbela’nın acısının bugün de farklı coğrafyalarda sürdüğünü belirterek, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların son bulması çağrısında bulundu.

    Muharrem ayında tutulan 12 günlük yas-ı matem orucunun sona ermesiyle birlikte İzmir’deki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi. Yas günleri boyunca eğlence ve şenlikten uzak duran Aleviler, matem orucunun ardından birlik, dayanışma ve paylaşmanın simgesi olan aşure lokmalarını yurttaşlarla buluşturdu.

    NARLIDERE CEMEVİ’NDE LOKMALAR PAY EDİLDİ

    İzmir’deki birçok Alevi kurumunda gerçekleştirilen aşure etkinliklerinden biri de Narlıdere Cemevi’nde yapıldı. Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin’in okuduğu lokma duasının ardından aşureler yurttaşlara dağıtıldı.

    Etkinlikte konuşan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olmadığını, günümüzde de benzer acıların yaşandığını söyledi. Özdemir, Suriye’de yaşayan Alevilere yönelik saldırıların devam ettiğine dikkat çekerek, bu saldırıların bir an önce son bulması çağrısında bulundu.

    “AŞURE AYNI KAZANDA PİŞEN KARDEŞLİĞİN SİMGESİDİR”

    Aşurenin farklı tatların aynı kazanda buluşmasıyla oluşan birlik, kardeşlik ve paylaşmanın simgesi olduğunu belirten Özdemir, rızalık lokmasının toplumsal barışa ve birlikte yaşama katkı sunmasını temenni etti.

    Konuşmaların ardından hazırlanan aşure lokmaları yurttaşlarla paylaşıldı.

    AKD URLA ŞUBESİ’NDE AŞURE PAYLAŞILDI

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Urla Zeytinalan Cemevi’nde de çok sayıda yurttaşın katılımıyla Aşure lokması paylaşıldı. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Urla Zeytinalan Cemevi Şube Başkanı Hasan Tatar, Muharrem ayı direncin ve paylaşmanın yeniden hatırlandığı kutsal zamanlar olduğunu belirterek, Kerbela’nın büyük bir hakikat mücadelesi olduğunu söyledi.

    Aşurenin birlik ve beraberliğin en güzel simgesi olduğunu söyleyen Tatar, konuşmasını şöyle tamamladı;

    “Nasıl ki aşurenin içindeki hiçbir malzeme diğerlerinden üstün değilse insanlık fertleri de birbirinden üstün değildir. Dinimiz, inancımız, kimliğimizle, düşüncelerimiz farklı olabilir ancak bizm içini saygı ve insanlık değerleridir. Bugün her zamankinden daha fazla kardeşliğe, dayanışmaya ve birliğimizi anlamaya ihtiyacımız vardır. Bizler de bu anlayışla barışın, kardeşliğin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Herkesin inancını özgürce yaşayabildiği, düşüncesini korkmadan ifade edebildiği, çocuklarımızın umutla geleceğe baktığı bir ülke özlemini taşıyoruz. Kaynayan aşuremiz çocuğumuza barış hanemize bereket, gönüllerimiz muhabbet getirsin.”

    Tatar’ın konuşmasının ardından semah dönüldü, deyişler söylendi ve Aşureler paylaşıldı.

    AKD ALİAĞA ŞUBESİ’NDE AŞURELER PAYLAŞILDI

    Alevi Kültür Denekleri(AKD) Aliağa Cemevi’nde de Aşure lokması paylaşıldı. AKD Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, Aşure lokmasıyla dayanışma, kardeşlik ve ortak değerleri paylaştıklarını kaydetti.  Çiçekdal, “Aynı kazanda kaynayan Aşure nasıl faklı tatları bir araya getirip berekete dönüşüyorsa bizler de farklılıklarımızla bir araya gelerek gönüllerimizi birliyoruz.  Aşure birliğin ve paylaşımın en güzel örneğidir” dedi.

    Konuşmaların ardından Aşure lokması paylaşıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • Gazi Cemevi’nde aşure lokması pay edildi: Barış demokratik anayasa ile taçlandırılmalı-VİDEO

    Gazi Cemevi’nde aşure lokması pay edildi: Barış demokratik anayasa ile taçlandırılmalı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’daki Gazi Cemevi’nde Muharrem ayının 12’nci günü dolayısıyla aşure lokması pay edildi. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte konuşan Gazi Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Hıdır Karataş, barış sürecini ve Meclis’te kurulan komisyonu önemsediklerini belirterek, “Bu süreç demokratik bir anayasa ile taçlandırılmalı ve Aleviler de bu sürecin içinde yer almalıdır” dedi.

    Gazi Cemevi’nde, Muharrem ayının 12’nci günü dolayısıyla aşure lokması pay edildi. Muharrem ayı boyunca her akşam Muharrem muhabbetlerinin gerçekleştirildiği ve lokmaların paylaşıldığı cemevinde düzenlenen aşure etkinliğine yoğun katılım oldu.

    Programın açılış konuşmasını Gazi Cemevi Sekreteri Arzu Erdoğan yaptı. Ardından konuşan Gazi Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Hıdır Karataş, verilen lokmaların Hak katında kabul olmasını dileyerek, aşurenin barışın, kardeşliğin ve dayanışmanın simgesi olduğunu ifade etti.

    “ÜLKENİN BEKASINI İÇERİDE ARAMALIYIZ”

    Ülkede ve bölgede yaşanan savaşların, acıların ve sömürü politikalarının toplumun vicdanını yaraladığını belirten Karataş, “Ülkenin bekasını dışarıda değil, içeride aramak gerekiyor. Bu topraklarda yaşayan 86 milyon insanın birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olabileceğine inanıyoruz” dedi.

    Barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Karataş, Meclis’te kurulan komisyonu önemsediklerini ve desteklediklerini belirterek şunları söyledi:

    “Ancak bu tek başına yeterli değildir. Bu sürecin demokratik bir anayasa ile taçlandırılması gerekiyor. Kurulan komisyonun içinde de, hazırlanacak anayasada da Aleviler mutlaka yer almalıdır. Biz barışa da demokrasiye de inanıyoruz. Aleviler birlik olmalı, tüm kurumlarımız ortak hareket etmeli ve haklarımızı birlikte savunmalıyız.”

    KERBELA ANLATILDI, DUA VERİLDİ

    Konuşmaların ardından Gazi Cemevi Piri Haşim Kızılveren, Kerbela’nın anlam ve önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kızılveren’in verdiği duanın ardından aşure lokmaları katılımcılara pay edildi.

    Etkinliğe çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi katıldı. DEM Parti İstanbul Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Yüksel Mutlu ile komisyon üyeleri de aşure programında yer aldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor: Eşit yurttaşlık istiyoruz!-VİDEO

    42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor: Eşit yurttaşlık istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- 42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri’nde konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizerek, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.

    42. Ulusal, 12. Uluslararası Abdal Musa Anma Etkinlikleri sürüyor. Yoğun katılımın olduğu anma etkinliklerinde yapılan konuşmalarda Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının tanınması istendi.

    “HAK, ADALET VE BARIŞ İSTİYORUZ”

    Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özen, sevgi, dostluk, kardeşlik, paylaşım içerisinde bir yaşam istediklerini belirterek, “Beklentimiz ise adalet ve eşitliktir. Bu felsefe evrensel değerler etrafında bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşamamızın anahtarıdır. Gelin hep birlikte barışın, hoşgörünün, adaletin ve kardeşliğin çerağını bu meydanda bu dergahta uyandıralım” dedi.

    Tek taleplerinin halkın, hakkın ve hukukun yeryüzünde her daim tecelli etmesi olduğunu vurgulayan Özen, “Sözün özü Alevilik ve Bektaşilik yalnızca bir inanç değil, paylaşımın, dayanışmanın ve insan olmanın gerçeğidir. İnsanlığın hak, adalet ve barış özlemi sürdükçe bu Yol ve bu Yol’u sürenlerde hep var olmaya devam edecektir” diye belirtti.

    “BU ÇİLEYİ SİVAS’TA, MARAŞ’TA, ÇORUM’DA GÖRDÜK”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)  Genel Başkanı Ercan Geçmez de yaptığı konuşmada, “Abdal Musa Sultan, dertlerin derman bulduğu gönüllerin şifa bulduğu bir irfan kapısıdır. Biliyoruz bu Yol’u sürdürmek çok zordur çok meşakatlidir, çok da çilelidir ama bu çileyi biz hep görüyoruz. Bu çileyi Banaz’da, Hünkar Hacı Bektaş Veli’de, Baba Mansur’da, Kureyş’te, Alevilerin 72 millete bir gözle baktığı sözünde buluruz. Ve biz bu çileyi Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da gördük. İki gün sonra da bu toprakların en acı katliamlarından birisinin yaşandığı Madımak’ta olacağız. Ta ki Madımak’la herkes yüzleşinceye kadar, ta ki Madımak Utanç Müzesi oluncaya kadar Sivas’a gideceğiz, 33 canımızı anacağız” ifadelerine yer verdi.

    “ELLERİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN”

    Ercan Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz cemevleri ibadethane olsun dediğimizde cemevleri ibadethane olmayacak diyenler vardı. Arkasında Alevi Bektaşi Kültür Daire Başkanlığını kuruyorlar. Hem cemevlerini ibadethane kabul etmiyorsunuz, hem de onun başkanlığını kuruyorsunuz. Bu samimiyetsizliktir. Biz buna itiraz ediyoruz. İtirazımız bunadır.

    Biz Aleviler yıllardır anma etkinliklerimizi yapıyoruz. Elbette ki bu etkinliklerde ülkemizin Cumhurbaşkanı da, Başbakanı da, bakanları da, kaymakamları da, valileri de siyasi partilerinin genel başkanları da konuşmuşlardır, konuşacaklardır. Ama bize rağmen, Alevilere rağmen Aleviliği öğretmek için bir başkanlık kurarsanız halktan karşılığını alırsınız.

    Onun için onun için kimse Alevilerin samimiyetini sınamasın. Aleviler zorunlu din dersleri kaldırılsın dediğinde karşımızda dört tane de seçmeli din dersi geldi. Bize şunu söylüyorlar. “Siz dinden ne istiyorsunuz?” diyorlar. Asıl siz dinden ne istiyorsunuz? Biz Alevi ve Sünniler olarak inancımızı biliyoruz. . Birlikte yaşamak istiyoruz. Çeşitliliğimizde yaşamak istiyoruz. Bunu bize fazla görenler Türkiye’nin barışını istemeyenlerdir.

    Dünyanın dört bir yanında savaşlar oluyor. Biz Gazze’deki savaşa da karşıyız. Suriye’deki savaşa da karşıyız. Gazze’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Suriye’de öldürülen canlar bizim canlarımızdır. Ama bunlar arasında ayrımcılık yaparsanız hiç iyi bir şey yapmamış olursunuz. Onun için bütün savaşlar insanlık suçudur. Bu savaşlara karşı çıkmak lazım.”

    “EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Eşit yurttaşlık talep ettiklerinin altını çizen Geçmez, “Eşit yurttaşlığı sadece kendimiz için istemiyoruz. Zorunlu din dersleri kalksın, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin diye talep ediyoruz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kapatılsın diye talep ediyoruz” diye konuştu.

    “DİZ ÇÖKMEMEKTEDİR”

    CHP’li Murat  Emir ise, Meclis’te, meydanlarda, alanlarda, tarlalarda, demokrasi ve adalet için mücadele verdiklerini ifade ederek, “Hepimizin yüreğinde Ehli Beyt acısı, Kerbela’nın acısı var. Kerbela’nın acısı 1400 yıldır niye sönmüyor? Niye yüreklerde yanıyor diye sorarsanız aslında oradaki arayış adalet arayışıdır. Haksızlığa, zulme karşı dimdik ayakta durmak, hakikat demek, adalet demek, diz çökmemektedir. İşte bu nedenle Hazreti Hüseyin’in de Kerbela şehitlerinin de acısı yüreğimizde dinmemiştir, dinmeyecektir. Maraş’ın acısı da yüreğimizdedir. 2 Temmuz Sivas Madımak’ın acısı da hala yüreğimizde yanmaya devam etmektedir. Çünkü içimizdeki adalet aşkı bitmeyecektir” dedi.

    Akşam etkinlikleri kapsamında sanatçıların konserleriyle devam etti.

    PİRHA/ANLATYA