Videolar

  • ‘Tunceli Üniversitesi’nin Dersim’deki işlevini iyi biliyorum’-VİDEO

    ‘Tunceli Üniversitesi’nin Dersim’deki işlevini iyi biliyorum’-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Dersim’deki tarikat örgütlenmesinde Munzur Üniversitesi’nin rolüne dikkat çekerek “Üniversitenin oradaki amacı; kararlı bir şekilde sürdürülen asimilasyon politikalarının üniversiteler eliyle yapılmasıdır. Başkada bir amacı yok gibi görünüyor” açıklamasını yaptı.

    Dersim genelinde tarikat ve dini yapıların faaliyet göstermesi akademi camiasından da tepkiyle karşılandı. Prof. Dr. Bedriye Poyraz, söz konusu faaliyetlerin uzun yıllardır yapıldığını söyleyerek, “Devlet, Dersim’e yönelik asimilasyon politikalarına hiçbir zaman ara vermedi” dedi.

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Osmanlı döneminde Abdülhamit’in bölge halkını asimile etmek için Zazakî Kuran dağıttığını hatırlatarak “İyi niyetli ve idealist bir şekilde çalışıyorlarmış gibi yapıyorlar” ifadelerini kullandı. Cumhuriyet tarihinde de farklı bir yaklaşımın olmadığını belirten Poyraz şöyle devam etti:

    “Devletin Dersim’le tek ilişkisi katliam ve asimilasyon üzerine kurulu. Aleviliğin ve özellikle de Dersim’in varlığı, Sünni ideolojinin varoluşuna çok büyük bir meydan okuma olarak görülüyor. Dolayısıyla da bundan vazgeçmeleri mümkün değil.

    Sadece Dersim’in merkezinde değil, etrafta da camiler yapılmaya başlamış. ‘Burada kim camiye gidiyor’ diye köylülere sordum. Sünni inançtan olan insanların bölgeye yerleştirildiklerini aktardılar. Oraya cami yapmak için polis, asker vs. yerleştiriyorlar. Dolayısıyla da bunu meşrulaştırmak için bir zemin oluşmuş oluyor.

    Devlet bundan vazgeçmeyecek. Üstelikte yöntem bile değiştirmeden yapıyor. Abdülhamit döneminde ne yapıldıysa şu anda da o yapılıyor. Okullar açılıyor, bölgeye cemaatler gidiyor, cami yapılıyor.”

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ SÜNNİ İDEOLOJİNİN UZANTISI”

    Profesör Bedriye Poyraz, ülke genelinde dini altyapısı olmayan hiçbir üniversiteden söz edilemeyeceğine de vurgu yaptı. Munzur Üniversitesi’nin asimilasyon aracı olarak kullanıldığını söyleyen Poyraz, şu bilgileri paylaştı:

    “Trajik bir durum söz konusu. Bütün Türkiye böyle aslında. Şu anda siyasi iktidarın kendi yaklaşımını dayatmadığı, Türkiye’de herhangi bir kurum var mı ki Dersim olsun. Ama Dersim’de özel olarak başka bir durum söz konusu. Tunceli Üniversitesi’nin orada nasıl kurulduğunu, ne tür işlev üstlendiğini oldukça yakından bildiğimi söyleyebilirim.

    Bir kere o üniversiteye Dersimli olan insanları almıyorlar. Mesela ben bir yıllığına Dersim’de araştırma yapmak için başvuruda bulundum. Benim branşıma o kadar çok ihtiyaçları var ki bana cevap dahi vermediler.

    Tek tek istisnalar olabilir ama orayı Elazığ Fırat Üniversitesi adeta işgal etmiş görünüyor. Dolayısıyla da orası devletin Sünni ideolojisinin bir uzantısı, asimile etmek için kurulan, kullanılan bir üniversite oldu. Mesela rektör hiçbir zaman bir Dersimli olamadı.

    Dolayısıyla üniversitenin oradaki amacı; aslında hep var olan ve kararlı bir şekilde sürdürülen asimilasyon politikalarının üniversiteler eliyle yapılmasıdır. Kolaylaştırıcı bir fonksiyonu var. Başkada bir amacı yok gibi görünüyor.”

    “DERSİM TARİHİNDE KATLİAMDAN BAŞKA NE VAR?”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Sünni geleneğin Dersim’e dayatılmasına karşı daima bir direnmenin söz konusu olduğunu da belirtti. “Aleviler bu tür baskılara alışıklar” diyen Poyraz, ülke genelinde cemaatlerin tek örgütlenemediği ilin Dersim olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Cemaatin dünyada örgütlenmediği bir yer yok. Amerika’dan Afrika’ya kadar her yerde örgütlendi ama Dersim’de beceremedi. Sivil toplum örgütleri bir takım yöntemler geliştirilebilir ama ne yazık ki herkes kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Dersimle ilgili herkes bir şey söylemeye çalışıyor. Bir Alevi birey çıkıp diyor ki ‘Dersim Dersimlilere bırakılmayacak kadar önemlidir’. Peki kime bırakacağız? Tabii ki önemli bir yer. Önemli olmasının nedeni ne? Tarihi. Tarihi ne? Katliamdan başka bir şey var mı? Katledilenler Dersimliler. İzin verin de Dersimliler kendi kararlarını versinler. Ama herkes bir şekilde Dersim’i manipüle etmeye çalışıyor. Mesela Dersim Aleviliği tanımlanmaya çalışılıyor. Bunun her zaman art niyetle olduğunu düşünmeyebiliriz ama sonuçta her zaman iyi niyetli olmayabiliyor.”

    “ALEVİLİĞİ TANIMLAMAKTAN VAZGEÇİN”

    Bedriye Poyraz, Alevi inancının tanımlanabilir olmadığına da vurgu yaptı. “Aleviliği herkes isteği şekilde yorumlayabilir” diyen Poyraz şu cümlelerle konuşmasına son verdi:

    “Madem Aleviliği tanımıyorsun, neden başka birinin adına tanımlamaya giriyorsun. Dayatmaktan vazgeçin. Tamam, istediğiniz şekilde inanabilir, istediğiniz şekilde yorumlayabilirsiniz ama ‘Alevilik budur’ diye dayattığınız zaman devletten farklı bir şey yapmamış oluyorsunuz.

    Devlet de Alevilere bir tanım yapıp dayatmaya çalışıyor ve bu şimdiye kadar tutmadı ama çokta rahat olmamak lazım. Şimdiye kadar tutmadı diye çok karamsar olmayalım ama çokta rahat olmamak lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘819 değil 8 bin 19 hafta da geçse faillerin peşini bırakmayacağız’-VİDEO

    ‘819 değil 8 bin 19 hafta da geçse faillerin peşini bırakmayacağız’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Annelerinin 819’uncusunu gerçekleştirdiği eyleminde konuşan ve 29 yıl önce gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbeti soruldu. İbrahim Demir’in oğlu Metin Demir, “Kayıp yakınları ailesi olarak faillerin peşini bırakmayacağız” derken, Agit Akipa’nın kızı Suzan Akipa, “Aslında babayla beraber bir yaşam nasıl olur sorusunun cevabını hiç veremiyoruz” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her hafta düzenledikleri eylemlerinin 819’uncusunu gerçekleştirildi. Koronavirüs nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirilen eylemde bu hafta 12 Aralık 1991 tarihinde Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu köyünde gözaltına alınan ve bir daha geri dönemeyen İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbeti soruldu.

    “BİZ FAİLLERİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    İlk olarak konuşan İbrahim Demir’in oğlu Metin Demir, “Bugün 819. Haftadır biz cumartesi anneleri olarak alanlardayız. Babam İbrahim Demir ve amcam Agit Akpa bugün 29 yıldır faili meçhule gittiler. Babam ve amcam 12 Aralık 1991 tarihinde İdilden çukurlu köyüne dönerken JİTEM tarafından yolları kesilerek gözaltına alındılar. Biz aile olarak ertesi gün her iki kişinin cansız bedenlerine eski bir mağarada ulaşıldı. Babam İbrahim Demir işkenceyle katledildi, amcam Agit Akipa silahla vurularak katledilmişti. Biz o günden bugüne hukuk arayışındayız. Failleri bulunana kadar 819 hafta değil 8019 hafta da meydanlarda olacağız. Faillerin peşini bırakmayacağız, failler adalete teslim olmayana kadar cumartesi anneleri olarak, kayıp yakınları ailesi olarak faillerin peşini bırakmayacağız. Babam ve amcam sivil insanlardı, babamın 8 tane çocuğu vardı, amcamın 12 tane çocuğu vardı. Babam 39 yaşındaydı, amcam ise 42 yaşındaydı yani daha genç insanlardı. Ben o zaman 12 yaşındaydım. Biz faillerin peşini bırakmayacağız, failler adalete teslim olmayana kadar söz veriyoruz ki meydanlarda haykıracağız” dedi.

    “BEN HAYATIM BOYUNCA BABAMI GÖRMEDİM”

    Ardından söz alan Agit Akipa’nın kızı Suzan Akipa, “Ben hayatım boyunca babamı hiç görmedim. Çünkü babam Agit Akipa ve amcam İbrahim Demir katledildikleri zaman henüz yeni doğmuştum. Aslında babayla beraber bir yaşam nasıl olur sorusunun cevabını hiç veremiyoruz. Ama birilerinin senin elinden senin ailenden, senin yaşamından babanı zorla ve baskıyla almaları ve katletmeleri nasıl olur sorusu ya da babasız yaşam nasıl olur sorusunun cevabını aslında bütün hücrelerimizde yaşıyoruz ve bunun en canlı ve en yakın tanıklarıyız. Hatta hiç unutmam ilkokulda öğretmenlerimizin ilkokula geldiği o tanışma dersinde adınız, soyadınız ve babanız ne iş yapar sorusuyla karşılaştığımız zaman aslında içimizde bir şeylerin eksik kaldığını çok iyi hatırlıyorum. İçimden inşallah bir sonraki öğretmenimiz bu soruyu sormaz diye geçirdim. Şunu da rahatlıkla söyleyebilirim bir babanın katledilmesi sadece bir babanın katledilmesi değildir bunun farklı anlamlarını da içinde barındırıyor. Hayatta kalan annenin yoldaşını kaybetmesi, yaşamını yarım bırakması, çocukların babalarını kaybetmeleri gibi birçok felakete de neden olmaktadır. Ama şunun da en büyük tanığıyız annelerimizin, cumartesi annelerinin hak arama, hakikat arayışları, adalet talep etmeleri ve bu yoldaki ısrarları ve mücadeleleri bize güç veriyor ve bu mücadelenin de her zaman olacağını biliyoruz onun için çok değerli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    “HİÇBİR ZAMAN UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa,“ Babam Agit Akipa 12 Aralık 1991 yılında İdil’den çukurlu köyüne dönerken askerler tarafından ve köylümüz olan işbirlikçiler tarafından pusuya düşürülerek katledildi. Babam ve amcam faili cinayete kurban edilmiştir. Aslında katillerimiz bellidir dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı, içişleri bakanı ve o dönemde yetkili olan herkes bu insanların sorumlusudur. Aradan geçen 28 yıla rağmen o gün dün gibi aklımızda hiçbir zaman unutmadık unutturmayacağız, kanımızın son damlasına kadar bu davanın takipçisi olacağız. Adaleti olmayan bir Türkiye’de adalet bekliyoruz ama bıkmadan usanmadan davamızın takipçisiyiz” dedi.

    “İNSANLIK DIŞI UYGULAMA HUKUKUN İNKARIDIR”

    Eylemlerinin 819. Haftasına dair basın açıklamasını ise Cumartesi İnsanlarından Öykü Dilara Keskin okudu.

    Keskin, “İbrahim Demir ve Agit Akipa için adalet istiyoruz. Bir insanın gözaltına alındıktan sonra bunun inkar edilmesi, o kişinin hiçbir yasal koruma olmaksızın savunmasız bir şekilde faillerine bırakılması demektir” diyerek şunları aktardı:

    “Bu acımasız ve insanlık dışı uygulama aynı zamanda hukukun da inkarıdır ve insanlığa karşı suçtur. Devlet yetkilileri bu suçun faillerini ve suça iştirak edenleri soruşturmak ve cezalandırmakla mükelleftir. Ancak devletin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi kayıp yakınlarını dertleriyle baş başa bırakıyor. Hukukun aşılması sonucunda hukuk ve adalet sisteminin adeta çökmesi kayıp yakınlarının adalete ulaşmasını imkansızlaştırıyor. Artık adaletin yerini bulmadığı bizzat onu yerine getirmekle yükümlü olan devlet yetkilileri tarafından da dile getiriliyor. 819. Haftamızda 29 yıldır hukukun işletilmediği, kayıp yakınlarının tüm çabalarına rağmen dertleriyle baş başa bırakıldığı İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyası ile kamuoyunun karşısındayız. 36 yaşındaki İbrahim Demir ile 39 yaşındaki Agit Akipa Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu köyünde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı. Köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı vardı. Köy giriş ve çıkışları asker kontrolü altındaydı. Köy okulu karakol haline getirilmiş, bazı köylülerin evlerine el koyularak askerler yerleştirilmişti. İbrahim Demir ve Agit Akipa askerlerin okul ve evleri boşaltmaları için önce kaymakamlığa ardından İçişleri bakanlığına başvurdu. Ancak başvurunun ardından üzerindeki baskı daha da arttı. Karakol komutanı tarafından sizi yaşatmayacağız diye tehdit edildiler. 12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa idilde ki bir taziyeden evlerine dönmek için diğer köylüler ile birlikte traktöre bindiler. Traktör yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa Dargeçit anıt tabur komutanlığına bağlı ağaçlı mezrasında bulunan piyade bölük komutanları ve askerleri tarafından gözaltına alındılar. Jandarma karakoluna giden ailelere karakol komutanı onları hiç görmedik dedi. Bir asker gizlice ailelere mağaralara gidin diye yönlendirdi. Yönlendirildikleri yeri karış karış gezen aileler 13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış mağarada kayıpların işkence görmüş ve gözleriyle, elleri bağlanmış bir şekilde cansız bedenlerine ulaştı. Olay hakkında başlatılan soruşturmada ilin cumhuriyet başsavcılığı ağaçlı mezrasında bulunan piyade bölük komutanı üsteğmen ve ilgili er ve erbaşların adam öldürme suçuna kanaat getirdi. Bunun üzerine 18 Aralık 1991 tarihinde soruşturma açma izni almak için derviş kaymakamlığı ilçe idari kuruluna gönderdi. Derviş kaymakamlığı ilçe idari kurulu 20 Mayıs 1992 tarihinde veli muhakeme kararı verdi. 2011 yılında aileler ve avukatları Tahir elçi aracılığıyla ilin cumhuriyet başsavcılığına tekrar başvurdu. Yeni bir soruşturma başlatan savcılık dosyaya ulaşmak için ilgili kurumlara başvurdu. Ancak bütün kurumlar arşivlerinde herhangi bir dosya veya belgeye rastlamadığını bildirdi. Bunun üzerine ilin cumhuriyet başsavcılığı, dosyayı kaybeden derviş kaymakamlığı görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmaktan soruşturma başlattı ancak yürütülen soruşturmalardan bir sonuç alınamadı. Soruşturma zaman aşımı gösterilerek kapatıldı. Suçun faillerine af sağlandı. Demir ve Akipa’nın kaybedilişlerinin 29’uncu yılında bir kez daha iktidarı ve adli makamları göreve çağırıyoruz. Demir ve Akipa’yı gözaltına alanlar, işkence ile sorgulayıp öldürenler ve sonrasında bu fiilleri inkar edenler üzerindeki cezasızlığa son verin, onların adil bir biçimde cezalandırılmalarını sağlayın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Çevirmen: Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın infazı derhal ertelenmelidir-VİDEO

    Çevirmen: Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın infazı derhal ertelenmelidir-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemin 326. haftasında Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın durumuna dikkat  çekerek, “Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumları ile ilgili olarak gerekli önlemler alınmalı, tedavileri uygun koşullarda yapılmalı, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulmalı, ailelerinin yanında sağlıklı koşullarda tedavi imkanları sağlanmalıdır” denildi.

    Haberin videosu;

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 326’inci haftada Afyon T Tipi Cezaevlerinde onlarca ağır hasta mahpuslardan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumlarına dikkat çekti.

    İnisiyatif adına açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen Demir ve Kılıç ile ilgili olarak “gerekli önlemler alınmalı, tedavileri uygun koşullarda yapılmalı, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulmalı” dedi.

    Çevirmen, açıklamanın devamında “Türkiye’de özellikle cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ne yazık ki toplumun ve gündemin hayli uzağında kalmaktadır. Oysa kurumlarımıza yansıyan başvurular konunun ne kadar aciliyet arz ettiğini ortaya koymaktadır. En başta gelen hak ihlali, ne yazık ki sağlığa erişimin önündeki engellerdir. Bugün cezaevlerinde binlerce hasta mahpus, en temel hak olan sağlığa erişim hakkından yeterince faydalanamamakta, hastalıklar ilerlemekte ve cezaevlerinde ölümler meydana gelmektedir. Üstelik 2020 Mart ayında ülkemizde de pandemi ilan edilen Covid-19’un hapishanelerde yayılmış olması başta mahpuslar ve aileleri olarak hepimizi endişeye düşürmektedir” diye konuştu.

    “NAİL DEMİR VE MENDUH KILIÇ’IN SAĞLIK DURUMLARI KRİTİK NOKTADA”

    Afyon 1 Nolu Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın durumunu ele alacaklarını belirten Çevirmen, şunları ifade etti:

    “56 yaşında olan Nail Demir 26 yıldır cezaevindedir. Uzun yıllar cezaevinde kalmasından dolayı vücudunun çok yıprandığını ve sağlığının bozulduğunu aktarmıştır. Nail Demir, en son olarak Bandırma Cezaevinde iken yeni açılan Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesine henüz inşaat haline iken sevk edildiklerini, çok fazla işkence gördüklerini, sonrasında kendisine ayakkabıları ve battaniye verilmeden beton üzerinde tutulduğunu ve bu yaşananlardan kaynaklı olarak böbreklerinde çok fazla sorunlar yaşadığını aktarmıştır. Nail Demir, ayrıca prostat kanseri hastasıdır ve 4 yıldır da kolon kanseridir. Bu nedenle kolostomi torbasıyla yaşamak durumundadır. Kolon kanseri tedavisi için şu anda yalnızca bir ilaç verildiğini ifade etmektedir. Ayrıca iki gözünde de sorunlar bulunmakta, neredeyse hiç görememektedir. Görmeye bağlı hiçbir aktivitesini yerine getirememektedir.

    “NAİL DEMİR VE MENDUH KILIÇ’INİFAZI ERTELENMELİDİR”

    Menduh Kılıç Kronik resisten akciğer TBC (Tüberküloz) hastasıdır. Sol akciğerinin üçte ikisi ameliyatla alınmış ve aynı akciğerinde tehlikeli mantar enfeksiyonu oluşmuş, yine aynı akciğerinde leke tespit edilmiş olup, bu lekeden parça alınıp biyopsi yapılması gerekmektedir. Sağ akciğerinde de ciddi şekilde tahribat oluşmuş, ileri derecede astım ve KOAH hastasıdır ve şu an solunum cihazına bağlı yaşamımı idame ettirmek zorundadır. Ayrıca kronik faranjit hastasıdır. Mide reflüsü var, bundan kaynaklı yemek borusunda ciddi tahribat oluşmuştur. Sol bacağımda kist bulunmaktadır ve kronik alerji hastasıdır. Tüberküloz tedavisi yarım kalmıştır. Son dönemlerde sürekli öksürme, boğazından kan gelmekte, nefes almakta zorlanma ve halsizlik, vücutta uyuşma, şişme, sık sık baş dönmesi gibi ciddi rahatsızlıkları başlamıştır. Sağlık kurulu raporlarına göre; İstanbul, İzmir ve Ankara’da tedavisinin yapılabilir olmasına rağmen, İstanbul’da Afyon’a sevk edilmiş ve tedavileri sekteye uğramıştır.”

    Afyon T Tipi Cezaevlerinde onlarca ağır hasta mahpuslardan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumları ile ilgili olarak gerekli önlemler alınması, tedavileri uygun koşullarda yapılması, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulması ve ailelerinin yanında sağlıklı koşullarda tedavi imkanları sağlanması gerektiğinin altını çizen Çevirmen, “Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 326. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye devam edeceğiz” diyerek açıklamayı tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Didim Cemevi eğitime destek için klip yayınladı-VİDEO

    Didim Cemevi eğitime destek için klip yayınladı-VİDEO

    PİRHA- Didim Cemevi’nin eğitime destek amaçlı sosyal sorumluluk projesi başlattı.

    Haberin videosu;

    Didim Cemevi’nin eğitime destek amaçlı başlattığı ‘Didim Cemevi için Söyle’ klibinin tanıtım filmi  yayınlandı.

    “DİDİM CEMEVİ’NDEN TÜM DİLLERE, HALKLARA, KÜLTÜRLERE MERHABA DEDİK”

    Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan yaptığı açıklamada, “Zülfü Livaneli’nin merhaba türküsünü cemevi bünyesindeki  yerel sanatçı ve müzisyenlerimizle söyledik. Tüm dillere, dinlere, halklara, kültürlere Didim Cemevinden merhaba dedik. Klibimizdeki duraklar bizler için çok anlamlı yerlerdi. Didim Cemevine destek için Yukarıdaki Linkimizi kendi sosyal medyanızda paylaşıp, Youtube kanalımıza abonelik isterseniz  çok mutlu olacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Alevi kadınlar güçlendikçe Alevilik de güçlenecektir’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar güçlendikçe Alevilik de güçlenecektir’-VİDEO

    PİRHA- Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği İkinci Başkanı Sultan Şahin, Alevi inancının merkezinde kadınlar olmasına rağmen günümüzde eksik yaklaşımların söz konusu olduğunu belirterek, “Fransa başta olmak üzere Avrupa’daki Alevi kadınlar olarak mücadele ederek eşit başkanlığı hayata geçirdik. Umarım Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanır. Bizler her türlü desteğe hazırız” dedi. Kadıncık Ana Dergahının restorasyon çalışmasının tamamlandığını da aktaran Şahin, “Kadınlar Birliği olarak her yıl Kadıncık Ana Dergahında tüm kadınlarla beraber bir Muhabbet Cem’i yapacağız” diye konuştu.

    Haberin videosu;

    Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği İkinci Başkanı Sultan Şahin, PİRHA’ya hem Kadıncık Ana Türbesi’nin restorasyon sürecini hem de Alevi kadınların Avrupa’da ve Türkiye’deki durumuna ilişkin sorularını yanıtladı.

    ALEVİ KADINLAR HER ALANDA, HER YERDE, EŞİTLİĞİNİ ELE ALACAKTIR

    Diren Keser: Alevi inancında bir çok inanç ve dinden farklı olarak kadınlar inancın taşıyıcısı, yürütücüsü ve öğreticisi konumundular. Bugün nasıl?

    Sultan Şahin: Kurum ve kuruluşlarımızın içerisinde kadına tanınan bir eşitlikten bahsediliyor ama objektif baktığın zaman böyle değil. Kadını mutfakla sınırlandırmak yada basit işlere yönlendiren bir anlayış var. Söz söyleme ya da eşit haklara sahip olma noktasında Avrupa’da da bir eksiklik vardı. Çünkü bu bir toplumsal sorun. Aleviler belki geçmişi düşündüğümüz zaman biraz daha farklıydı. Analar olmadan Cem olmazdı. Düşünün bir Hacı Bektaş dergahımız da Kadıncık Anamız vardı ve eşitim diye hitap ederdi. Kadıncık Ananın büyük rolleri vardı. Günümüze baktığımız zaman ben Fransa için söyleyeyim 41 tane Alevi Kültür Merkezi (AKM) var. Bu 41 AKM içerisinde ilk başlarda kadınlar komisyon düzeyindeydi. Ama bu değişti. Çünkü biz kadınların verdiğimiz bir mücadele var. Şu anda 41 AKM içerisinde 17 tane kadın başkanımız var. Onun dışında eşit başkanlarımız var ve federasyonumuzda da eşit başkanlığa geçtik. Alevi kadınlar her alanda, her yerde, eşitliğini ele alacağını ve hak ettiği yerden olacağını düşünüyorum.

    “AVRUPA ALEVİ KADINLAR BİRLİĞİNE BAĞLI OLAN 11 ÜLKE VAR”

    -Fransa’daki bu tablo diğer ülkelerde de aynı mı?

    Sultan Şahin: Tabii ki yolun başındayız diyebilirim. Çünkü Avrupa’nın birçok ülkesinde eşit başkanlık yoktu. İlk Fransa uyguladı eşit başkanlığı. Ama şu anda konfederasyonumuz eşit başkanlığa gitti ve konfederasyonumuzda eşit başkanlığı sevgili Nevin Kamilağaoğlu’yla başlattık. Çünkü Avrupa Alevi Kadınlar Birliğin verdiği bir mücadele vardı. Bu mücadele bazı anlayışların aşılmasıyla sonuç verdi ve başardık. Alevi kadınlar bilinçleniyor ve Aleviliğin özünde var olan ve asimilasyona uğratılmaya çalışılan, kadını görmezden gelen yaklaşımlara karşı örgütleniyor. Alevi kadınlar güçlendikçe Alevilik te güçlenecektir. Şu an güçlü bir kadın örgütü var. Avrupa Alevi Kadınlar Birliğine bağlı olan 11 ülke var. Hatta iki tanesi de Romanya ve İtalya da oluştu. Onun için özellikle tüm kadınların daha güçlü bir ses çıkarabilmesi için bence bu birliklerimizin içerisinde özellikle kadın platformlarında yer almaları, söz sahibi olmaları gerekir. Çünkü kadın isterse dünyayı değiştirir diyorum.

    “TÜRKİYE’DEKİ ALEVİ KADIN HAREKETİ AVRUPA’YA KIYASLA ÇOK YAVAŞ İLERLİYOR”

    -Eşit başkanlık süreci Türkiye’deki Alevi kurumlarına yansır mı?

    Sultan Şahin: Açıkçası yansımasını istiyoruz. Biz şu anda Avrupa’da çalışmalar yürütüyoruz. Ama burada da beraber çalışma yürüttüğümüz Alevi kadınlarımız vardır. Nitekim oradaki çıkacak olan bir ses buraya da güç verecektir ve bir değişim olacaktır. Ama ben Türkiye’deki Alevi kadın hareketini Avrupa’ya kıyasladığımda çok yavaş ilerlediğini, çok güçlü bir hareketin çıkmadığını düşünüyorum. Türkiye’de genel olarak güçlü bir kadın hareketi var ama Alevi kadın hareketi biraz sönük geçiyor. Bunun güçlenmesi gerekir. Bunun güçlenmesi için de Avrupa’daki kadınlar olarak Türkiye’deki bacılarımızı el uzatmak ve güçlendirmek, destek sunmak diye bir hedefimiz vardır.

    “HER YIL KADINCIK ANA DERGAHINDA MUHABBET CEM’İ YAPACAĞIZ”

    -Kadıncık Ana Dergahı çalışmalarına gelecek olursak, restorasyonda son aşamaya gelinmiş durumda. Bu çalışma nasıl başladı?

    Sultan Şahin: 15 yıllık bir geçmişi var. Fransa Alevi Kadınlar Komisyonu bir gezi düzenlemişti. Bende o geziye katılmıştım. Kadıncık Ana Dergahına ziyarete gitmeden müdürlükten izin almak gerekiyordu. Bize ait olan bir dergah ve biz izin alarak gittik. Gittiğimiz de ise Kadıncık Ana Dergahının bir tarafı yıkık, bira şişeleriyle çöp haline dönüşmüş, harebe bir yerle karşılaştık. Bu da beni çok üzdü. Fransa’ya döndüğüm zaman nasıl bir çalışma yapabiliriz, restore edebilirizin çalışmasını başlattım. O süreç içerisinde Fransa Kadınlar Birliğini kurduk ve kurar kurmaz da projeyi hayata geçirmek için çalışma başlattık. Fransa olarak yola çıksak da Avrupa Kadınlar Birliği de projeyi sahiplendi. Nevin Kamilağaoğlu, Serpil Özen canlarımızla birlikte bu çalışmaya 2018’de başladık ve süreci takip ettik.  Yoğun bir yazışmadan sonra devlet kaynağının olmadığını yani yapamayacaklarını söylediler. Biz daha önce hazırlıklarımızı yaptığımız için biz yapalım dedik. Birkaç ay sonra 2019 bütçesinde restorasyon için para ayırdıklarını söylediler. Gelinen aşamada mücadelemiz sonuç verdi. Şu anda restorasyon tamamlandı, peyzaj çalışması da bitmek üzere. Çok güzel bir çalışma yürütülmüş. Belediye Başkanının da büyük çabaları oldu. Kadınlar Birliği olarak her yıl Kadıncık Ana Dergahında tüm kadınlarla beraber bir Muhabbet Cem’i yapacağız. Pandemi biterse önümüzdeki bahar da birçok şehrinden gelecek olan Avrupa Alevi Kadınlar Birliği bir heyet şeklinden Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’deki Alevi kadınlarla birlikte bir buluşma sağlayacağız. Ayrıca Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin şu anda Kadıncık Ana dahil geçmişi ile ilgili bir araştırma yapılıyor. Umarım bu araştırma kısa sürede tamamlanır ve kadın değerlerimizi açığa çıkartıp bir araya getiririz.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

  • Afrikalı mülteciler dahi Van sınırını kullanıyor-VİDEO

    Afrikalı mülteciler dahi Van sınırını kullanıyor-VİDEO

    PİRHA-Mülteci Dayanışma Ağı, Van’daki mülteci ölümlerine dair hazırladığı raporu açıkladı. Türkiye-İran sınırından kaçak geçişlerin kolluk kuvvetlerinin denetimine takılmadan gerçekleşemeyeceği vurgulandı.

    Mülteci Dayanışma Ağı, Van’da artan mülteci ölümlerine ilişkin hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı. Tümbel-Sen Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında salona “Van’da Mülteci ölümlerine son” pankartı asıldı.

    Mülteci Dayanışma Ağı olarak 13-15 Kasım’da Van sınırındaki köyleri ziyaret ettiklerini belirten grup üyeleri, trafik kazası sonucu hastanede tedavi gören mültecilerle de diyalog kurduklarını aktardı.

    Van Mülteci Dayanışma Ağı adına hazırlanan raporu Fatma Kılıçarslan okudu.

    Mülteci sorununun tüm ülke halklarının sorunu olduğuna dikkat çeken Kılıçarslan, “Yapılan görüşmelerde sorunun sadece Van halkının sorunu olmadığı, Türkiye’nin batısının yüzünü Van’a dönmesi gerektiği özellikle vurgulandı. Van’da görüşme yaptığımız yurttaşlar, mülteci krizine dair kendilerinin yalnız bırakıldığını ve yaşanan mülteci trajedisinden ülkenin batısında yaşayanların bihaber olduklarını ifade ettiler” dedi.

    İNSAN KAÇAKÇILIĞINDA CAYDIRICI CEZALAR YOK

    Kılıçarslan, insan kaçakçılığı konusunda caydırıcı cezaların olmaması nedeniyle suçluların cesaretlendirildiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Tutuklanan kaçakçılar en fazla 2 ay içerisinde serbest kalıyor. Yakalandıkları taktirde kaybedebilecekleri somut sermaye olmaması ve cezaların caydırıcılığının bulunmaması insan kaçakçılığını daha da cazip bir hale getiriyor.

    26 Aralık 2019’da Bitlis’in Adilcevaz ilçesi yakınlarında mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 7 Afgan hayatını kaybetmiş ve 64 kişi ise yaralanmıştı. Ölümlerin faili olan şahıs 2 ay içerisinde tekrar serbest bırakılarak adeta ödüllendirilmişti. Bu ve benzeri durumların cezasızlıkla sonuçlanması insan kaçakçılarını cesaretlendiriyor.

    Yaptığımız görüşmelerde sık sık ‘bir torba pirinç dahi sınırdan geçemiyor’ vurgulaması yapılırken bu durumla tam bir tezatlık oluşturan mültecilerin kafileler halinde, sınırdan geçtikleri belirtiliyor.

    Türkiye-İran sınırına yaptığımız ziyarette özellikle Türkiye tarafında alana hakim olan bütün tepelerde karakollar olduğunu gözlemledik. Gözlemlerimiz Türkiye-İran sınırından kaçak geçişlerin kolluk kuvvetlerinin karakolların denetimine takılmadan gerçekleşemeyeceği yönündedir. Yaptığımız sohbetlerde de köylülerin verdiği ifadeler gözlemlerimizi doğrulamaktadır.”

    İSTİSMAR HAD SAFHADA

    Raporda dikkat çeken bir diğer konu ise kadın ve çocuk mültecilere yönelik istismar oldu. Van Kurubaş Geri Gönderme Merkezi’nde görevli 3 kişinin, mülteci bir kadına tecavüz ettiğini aktaran Fatma Kılıçarslan, şöyle devam etti:

    “İstismar olayları basına yansımıyor çünkü geri gönderilmekle tehdit edilen kadınlar sessiz kalmaya mecbur bırakılıyor. Mülteci kadınların yaşadıkları şiddet türlerinden bir diğeri ise para karşılığı veya toplumsal baskıdan dolayı evliliğe zorlanmalarıdır. Özellikle kız çocukları bu duruma daha fazla maruz kalmakta ve cinselleştirilmiş sömürüye daha da açık hale gelmektedir.

    ‘Yardım edeceğiz’ vaadiyle mülteci kadınlara yaklaşan erkekler kadınları istismar edip çok eşliliği ‘yardım’ adı altında dayattıkları aktarılmıştır. Kadınların kimliksiz oldukları için başvuracakları herhangi bir kurum olmaması ve varsa pasaportlarına evdeki erkekler tarafından el konması, onları istismara daha açık hale getirmektedir.

    Çocukların ise en temel hakkı olan eğitim haklarına erişemedikleri; sokaklarda dilendirildikleri; emek sömürüsüne, ayrımcılığa ve şiddete açık halde oldukları görülmüştür.

    GÜVENCESİZ İŞÇİ OLARAK ÇALIŞTIRILIYORLAR

    Raporda mültecilerin güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırıldıkları da not düşüldü. Fatma Kılıçarslan, ucuz işgücü olarak görülen mültecilerin merdiven altı işletmelerde insani olmayan koşullarda çok ucuza çalıştırıldıklarına vurgu yaptı.

    ULUSLARARASI İNSAN KAÇAKÇILIĞI ŞEBEKESİ

    Kılıçarslan, insan kaçakçılığı konusunda uluslararası bir şebekenin varlığından bahsederek “Van sınırından giriş yapan mültecilerin çoğunluğu Afgan, İranlı, Pakistanlı, Bangladeşli. Ancak Afrika ülkelerinden dahi iltica edenlerin giriş için Van sınırını kullanmaları uluslararası insan kaçakçılığı ağı olduğunu gösteriyor” dedi.

    Raporda mülteci sorunuyla ilgili bir dizi öneri de sıralandı:

    *Mültecilerin ülkeye güvenli erişimi sağlanmalı, etkin, şeffaf ve erişilebilir sığınma prosedürleri uygulanmalıdır.

    *Mültecilerin statüsüzlük durumu uluslararası insan hakları standartlarına uygun şekilde anayasal bir güvenceyle çözüme kavuşturulmalı ve uygulanmalıdır.

    *İnsan kaçakçılığı suçu ile mücadele kapsamında yürütülen soruşturmalar hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmelidir.

    *İnsan kaçakçılığı suçu kapsamında yargılanan insanlara caydırıcı cezalar verilmelidir.

    *Göçmen alanında çalışan kamu çalışanları seçiminde özel bir prosedür uygulanmalı ve kamu çalışanları haklar ve özgürlükler konusunda eğitime tabi tutulmalıdır.

    *Van Gölü sahil güvenlik tarafından denetlenmelidir.

    *Hastanelerde mutlaka mültecilerin konuştuğu dillerde tercümanlar bulundurulmalıdır.

    *Mülteci kadın ve LGBTİ+’ların toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korunması için politikalar üretilmeli, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakılanlar İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Yasası uyarınca bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yaşamını yitiren sağlık emekçilerinin vebali iktidarın boynunda’-VİDEO

    ‘Yaşamını yitiren sağlık emekçilerinin vebali iktidarın boynunda’-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Tabip Odası, salgın nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçilerinin vebalinin iktidarın boynunda olduğunu söyledi. Oda Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, “Covid-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istiyoruz” dedi.

    İstanbul Tabip Odası, koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçileri doktorlar Ahmet Zare, Mehmet Karakum, R. Ferruh İlter, Mustafa Selek ve A. Oğuz Tezcanlı’yı anmak amacıyla Şişli’de bulunan İstanbul Çevre Hastanesi önünde açıklama yaptı.

    Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeleri ve sağlık emekçileri, burada yaşamını yitiren sağlık emekçileri için saygı duruşunda bulundu. Açıklamada “Artık yeter! Ölümleri durdurmak için tam kapanma şart” yazılı pankartı açılarak, yaşamını yitiren doktorların fotoğrafları taşındı.

    İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, salgının yönetilmesiyle ilgili yaşanan eksiklikleri sürekli dile getirdiklerini belirtti. Salgının yeni başladığı Nisan ve Mayıs aylarında çok hızlı bir şekilde İstanbul’dan tüm Türkiye’ye yayıldığını söyleyen Küçükosmanoğlu, normalleşme sürecine geçildikten sonra salgın hızının arttığını ifade etti.

    “COVİD-19, MESLEK HASTALIĞI İLAN EDİLSİN”

    İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip de, salgın nedeniyle birçok sağlık çalışanı ve doktorun hayatını kaybettiğini dile getirerek, “Salgın almış başını yürüyor. Sağlık çalışanları toplumun sağlığı için çok önemlidir. Bizler ayakta kalamazsak, bu salgının idare edilmesi mümkün olmayacaktır. Covid-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istiyoruz” dedi.

    “VEBALİ İKTİDARIN BOYNUNA”

    Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Osman Öztürk ise salgına karşı iktidarın önlem almamakta ısrar ettiğini söyledi. Onbinlerce insanın yaşamına mal olan salgın sürecinde iktidarın başarı hikayesi ortaya çıkarmaya çalıştığını söyleyen Öztürk, “Ölen meslektaşlarımızın, sağlıkçılarımızın ve yurttaşlarımızın sorumlulukları ve vebali bu iktidarın üzerindedir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim ismi ve Alevi değerleri kriminalize edilemez!’-VİDEO

    ‘Dersim ismi ve Alevi değerleri kriminalize edilemez!’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Dersim Kültür ve Tarih Vakfı’nın kuruluşu için mahkemeye yaptığı tescil başvurusunun reddedilmesine tepki gösterdi. Kenanoğlu, “Olacak iş değil, inanılır gibi değil. Orada Alevilik araştırmaları yapacak, duaları, ritüelleri derleyecek ve Dersim bölgesinde birtakım tarihî hafızayı ortaya koyacak çalışmaları yapacak bir vakfı, ahlaki olarak uygun görmüyor” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda Dersim Kültür ve Tarih Vakfı’nın kuruluşu için mahkemeye yaptığı tescil başvurusunun reddedilmesine tepki gösterdi.

    Kenanoğlu, Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmasında vakfın senedinde yer alan ‘Alevi ritüelleri, duaları ve beyitlerinin kayıt altına alınması’ ve ‘Dersim Alevi tarihiyle ilgili çalışmaların desteklenmesi’ gibi ifadeler gerekçesiyle tescil başvurusunun reddedilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Dersim’de asimilasyon çalışması yapan tüm kurum ve kuruluşların her türlü kamu kurum ve kuruluşu tarafından desteklendiğini belirten Kenanoğlu, demokratik ülkelerde hafıza çalışması yapan kurumların desteklendiğini de ifade etti.

    “OLACAK ŞEY DEĞİL, İNANILIR GİBİ DEĞİL!”

    Kenanoğlu Meclis’te şu konuşmayı yaptı:

    “Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin bir kararı var onu ifade edeceğim. Dersim Kültür ve Tarih Vakfı diye bir vakıf kuruluyor ve tescil işlemi için mahkemeye başvuruyor ve mahkeme vakfın tescil işlemini reddediyor. Şimdi, gerekçeye bakıyoruz niye reddetmiş? Dersim Kültür ve Tarih Vakfı ekonomik ve toplumsal tarih alanında uzmanlaşan bir arşiv, kitaplık, araştırma, eğitim ve yayın kurumunun olması, Dersim 37-38 Sözlü Tarih Projesi çerçevesinde yapılan mülakatların korunması, arşivlenmesi, Alevi ritüelleri, duaları ve beyitlerinin kayıt altına alınması, Dersim Alevi tarihiyle ilgili araştırma çalışmalarının desteklenmesi” ifadelerinin vakıf senedinde yer alması nedeniyle reddediliyor ve şöyle diyor: “Bunun cumhuriyetin Anayasa’yla belirlenen Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, millî birliğe ve menfaatlere aykırı olması, belirli bir ırk veya cemaati destekliyor amacı gütmesi nedeniyle Dersim Kültür ve Tarih Vakfının kurulmasına izin verilmemiştir.” Yani olacak iş değil, inanılır gibi değil. Yani orada Alevilik araştırmaları yapacak, duaları, ritüelleri derleyecek ve Dersim bölgesinde birtakım tarihî hafızayı ortaya koyacak çalışmaları yapacak bir vakfı ahlaki olarak uygun görmüyor. Bir taraftan da millî birlik ve beraberliğe kasteden bir yerden değerlendiriyor ve belli bir ırk ve cemaati desteklediğini söylüyor.

    “AMA İSLAMİ VAKIFLAR CİRİT ATIYOR”

    Ya, Dersim bölgesinde, o coğrafyada yani bilinçli olarak oraya gönderilen bir sürü İslami tarikat ve cemaat vakıfları var ve bunlar kurulmuşlar, oradan asimilasyon çalışmaları yürütüyorlar. Bölgenin inancı belli, Alevilik inancına mensup bir toplum yaşıyor orada. Şimdi, bütün bunlara rağmen, bunlar istediği gibi cirit atıyorlar orada, başta valilik olmak üzere her türlü kamu kurum ve kuruluşlarından destekleniyorlar ancak bu amaçla kurulacak bir vakfa izin verilmiyor.

    “MAHKEME KARARINI DA HAKİMİ DE KINIYORUM”

    Değerli arkadaşlar, demokratik ülkelerde olsa bu tür vakıflar, yani hafızaya yönelik çalışma yapan vakıflar kamu vakfı ilan edilir ve desteklenir. Bu anlamıyla şüphesiz ki bu, bir mahkeme kararı ve biz bu mahkeme kararını kınadığımızı buradan belirtiyoruz ancak bu karar bir İslami cemaat ve tarikat vakfı için alınmış olsa idi, o kararı alan hâkimin de kendisini artık nerede bulacağını bilemiyoruz; eleştirimiz bunadır. Dolayısıyla bu mahkeme kararını da o hâkimi de bir kez daha buradan kınıyorum.

  • SMA hastası Ali Eymen için İngiltere’deki Aleviler seferber oldu-VİDEO

    SMA hastası Ali Eymen için İngiltere’deki Aleviler seferber oldu-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da SMA hastalığı nedeniyle yaşam mücadelesi veren 30 aylık Ali Eymen için İngiltere’deki Alevi ve demokratik kitle örgütleri bir araya geldi. Ali Eymen’in yaşayabilmesi için yardım kampanyası başlatıldı.

    Kas kaybı ve zayıflığa neden olan, ender rastlanan SMA (Spinal Muskuler Atrofi) hastası 30 aylık Ali Eymen’in tedavi süreci devam ediyor.

    Hayatta kalabilmesi için yaklaşık 2 milyon sterlin tutarında Zolgensma isimli ilaca ihtiyacı olan Ali Eymen için zaman giderek azalıyor. Türkiye genelindeki yardım kampanyasına çok sayıda kişi katılmasına karşın halen gerekli para toplanamadı. Kampanya İngiltere’ye de taşındı.

    İngiltere’deki Alevi toplumunun ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri Ali Eymen için Enfield Alevi Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek yardım kampanyası başlattı.

    ERBİL: ALİ EYMEN YAŞAMALI, YAŞAYACAK

    Toplantıda konuşan Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, dünyada savaşlara milyarlarca para harcandığı bir dönemde gerekli aşı satın alınamadığı için Ali gibi çocukların ölüme terk edildiğini söyledi. Erbil, çok sayıda kişinin duyarlılık gösterdiğini ancak yeterli yardımın toplanamadığını belirterek, “İnsanlığın gözü önünde Ali’yi kaybetmek, bu sınavdan kalmak bize ve dünyaya yakışmaz. Ali Eymen yaşamalı, yaşayacak” dedi.

    ÖZAYDIN: EL ELE VERELİM

    Kampanyaya katılan Enfield Belediye Başkanı Sabri Özaydın “Bir araya gelip gerekli olan finansal desteği bulalım. Aşıyı uygulatıp Ali Eymen bebeğimizi hayata kavuşturmamız gerekiyor. El ele verelim gücümüzü gösterelim” dedi.

    “DAYANIŞMA YAŞATIR”

    Enfield Alevi Kültür Derneği Başkanı Zeynep Demir ise, “Dayanışma yaşatır” diyerek, şunları kaydetti:

    “Ali Eymen’in hayatta göreceği çok güzel günleri var. Bunun için Avrupa’dan, Türkiye’den, tüm dünyadan sesimizi duyan insanların destek sunması gerekiyor. Ali’yi yaşatmak için birlik olmak, omuz omuza vermek gerekiyor.”

    “HERKES ELİNDEN GELENİ YAPMALI”

    Alevi İnanç Kurulu’ndan Doğan Erdoğan da Ali Eymen’in yaşaması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini söyledi.

    Bu arada, Northamtonshire Alevi Kültür Merkezi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi ile Dersim-Der yöneticilere de kampanyaya destek verdi.

    SMA NEDİR?

    Bir kas hastalığı olan SMA (Spinal Muskuler Atrofi) insanlardaki hareket kabiliyetini sınırlayan ölümcül bir hastalık. SMA, omurilikte bulunan ön boynuz motor sinir hücrelerini etkileyerek hareket kabiliyetini kısıtlayan bir kas hastalığıdır. Görülme sıklığı dünya genelinde 1/10.000, Türkiye’de 1/6.000’dir. Ön boynuz hücrelerinde görülen dejenerasyon nedeni ile kaslarımızın kontrolünü sağlayan sinirlerin fonksiyonu için gerekli protein üretimi gerçekleştirilemez. İstemli kaslarda kuvvetsizlik ve erime (atrofi) görülür.
    Sinir hücrelerinin işlevini yerine getirememesi, zayıflamaya ve genellikle ölümcül kas güçsüzlüğüne sebep olur. İstemsiz kaslar bu hastalıktan etkilenmez. SMA hastası bireylerin görme ve işitme duyuları hastalıktan etkilenmez. Zeka, normal veya normalin üzerindedir.

    TÜRKİYE’DE NEDEN TEMİN EDİLEMİYOR?

    Hastalığın tedavisi için 2 milyon sterlin tutarında Zolgensma isimli ilaca ihtiyaç var. Türkiye bu ilacı tanımadığı için hastalara temin edemiyor.

    Ali Eymen için açılan yardım kampanyası için şu bilgiler verildi:

    IBAN: TR43 0020 5000 0966 0822 5000 01
    Alıcı Adı: Ali Eymen AĞUM (Kuveyt Türk Bankası)
    Açıklamaya “Ali Yaşayacak” yazılacak.

    Elif TABAK/ LONDRA

  • Avukat Koluman: İhbarda bulunuyoruz; Kemal Bülbül’ün suçunu bizler de işledik- VİDEO

    Avukat Koluman: İhbarda bulunuyoruz; Kemal Bülbül’ün suçunu bizler de işledik- VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi önceki başkanı Avukat Cafer Koluman, hakkında hapis cezası kesilen HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’e destek açıklamasında bulundu. Koluman, açıklamasında “Kemal Bülbül ne suç işlemişse bizler de aynı suçu işlemişizdir. Dolayısıyla biz de kendimizi aynı zamanda ihbar ediyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından ve aynı zamanda HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’e ‘örgüt üyesi’ olduğu gerekçesiyle verilen hapis cezasına Avukat Cafer Koluman’dan tepki geldi.

    Aynı zamanda Kemal Bülbül’ün avukatlığını da yapan Cafer Koluman, “Tümden uyduruk delillerle bir dosya oluşturulmuş” yorumunu yaptı.

    “AYNI SUÇU BİZLER DE İŞLEDİK!”

    Koluman, Kemal Bülbül’e verilen cezanın esasında muhalif siyasete verilen bir ceza olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Kemal Bülbül’e verilen bu ceza, süreç itibariyle Alevi kamuoyuna, Alevilere verilmiş bir cezadır. Bu nedenle biz bu cezayı kınıyoruz. Kemal Bülbül ne işlemişse bizler de aynı suçu işlemişizdir. Dolayısıyla biz de kendimizi aynı zamanda ihbar ediyoruz. Çünkü Kemal Bülbül’ün 2011-2015 yılları arasındaki çalışmalarına baktığınız zaman tümden derneği ve federasyonu, tüzüğün elverdiği ölçüde Alevi hak mücadelesi adına katılmış olduğu toplantılar gerekçe gösterilmiştir. Biz bu cezanın hukuki olmaktan ziyade tümden siyasi saiklerle verilen bir ceza olduğunu belirtmek isteriz.”

    “ALEVİ MÜCADELESİNE ENGEL OLUNMAK İSTENİYOR”

    Koluman, Kemal Bülbül’e verilen ceza ile Alevi mücadelesine engel olunmak istendiğini ifade ederek, “Örgütlerimizin içi boşaltılmaya çalışılıyor” dedi.

    Cezayı kınadığını söyleyen Cafer Koluman, “Kemal Bülbül’ün şahsına verilen bu ceza, Kemal Bülbül’ün cesaretli tutum ve tavrından kaynaklı verilmiştir. Bizlere düşen temel görev; demokratik mücadelemizi her alanda devam ettirmektir. Her alanda Alevi hak sorununu dillendirmeye, bunun çalışmasını yürütmeye ve mücadelesini vermeye devam edeceğimizi belirtmek isteriz” diye konuştu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Ankara Dersim-Der Eş Başkanı: Cumhurbaşkanı Dersim Katliamı belgelerini açıklasın-VİDEO

    Ankara Dersim-Der Eş Başkanı: Cumhurbaşkanı Dersim Katliamı belgelerini açıklasın-VİDEO

    PİRHA- Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, yıldönümü yaklaşan 4 Mayıs Dersim Tertelesi dolayısıyla başta Dersimliler olmak üzere herkesi 4 Mayıs günü evlerinde mum yakmaya davet etti.  Kılavuz, Cumhurbaşkanının katliamla ilgili belgeleri açıklamasını istedi. 

    Dersim Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, 4 Mayıs Dersim Tertelesi yaklaşırken, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Konuşmasına 1 Mayıs’ı kutlayarak ve yaşamını yitirenleri anarak başlayan Kılavuz, “4 Mayıs biz Dersimliler için kara bir gündür. 4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu Dersim’in tenkil edilmesine dair bir karara imza atar. Bu karar ile birlikte Dersim‘de katliamlar başlar, yapılan bu katliamla birlikte devletin resmi kayıtlarına göre 13 bin 160 insanımız katliama uğramıştır” dedi.

    “DEVLET ‘DERSİMDE 13 BİN KİŞİYİ ÖLDÜRDÜM’ DİYORSA GERİSİNİ SİZ DÜŞÜNÜN”

    Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenleri unutmayacaklarını belirten Kılavuz şöyle devam etti:

    “Eğer bir devlet ben resmi olarak 13 bin 160 kişiyi öldürdüm, diyorsa gerisini varın siz düşünün. Bizim yerel kaynaklarımız ve biz Dersimlilerin katliamda öldürülen insan sayısının daha fazla olduğunu 30 bin- 40 bin hatta 70 bine yakın olduğunu düşünüyoruz. Dersimliler olarak biz hiçbir zaman kin gütmedik, gütmeyeceğiz. Biz Dersimlilerin talepleri gayet insanidir, vicdanidir.
    4 Mayıs katliamında yitirdiğimiz tüm canlarımızı hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız.

    “CUMHURBAŞKANINDAN BELGELERİ AÇIKLAMASINI İSTİYORUZ

    Biz Ankara Dersimliler Derneği olarak 4 Mayıs Katliamı ve 17 Kasım anmaları için yaptığımız açıklamalarda ülkeyi yöneten Sayın Cumhurbaşkanının 2010 yılında başbakanken yaptığı açıklamalar vardı. Bu açıklamalarda ne diyordu? Dersim‘de yaşananlar için bir katliamdır, diyordu ve literatürde varsa ben özür diliyorum. Bugün Cumhurbaşkanı ülkeyi yönetiyor. Cumhurbaşkanına buradan çağrımızdır. Gerçekten Dersim’de bir katliam varsa, devlet sizin elinizde, belgeler her şey devletin elinde. Biz belgelerin açıklanmasını istiyoruz. Bizim Dersimliler olarak taleplerimiz var bu taleplerimiz gayet insani ve vicdanidir.”

    “‘DERSİM’ ADI İADE EDİLSİN”

    Dersim Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, taleplerini şöyle sıraladı:

    *Dersim adının iade edilmesi,

    *Evlatlık verilen kız çocuklarının akıbetlerinin açıklanması.

    *Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması.

    *Alevi Kızılbaş inancının üzerindeki baskı ve asimilasyonların kaldırılması.

    *Dersimin insansızlaştırma projelerinden vazgeçilmesi ve Dersim‘de yapılmak istenen baraj ve HES projelerinin bir daha yapılmamak üzere iptal edilmesi.

    Dersim Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, başta Dersimliler olmak üzere herkesi 1937’de-38’de katliama uğrayan tüm canlar için 4 Mayıs günü evlerinde mum yakmaya davet etti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Okuma yazması yok ama üçüncü şiir kitabını yayınladı-VİDEO

    Okuma yazması yok ama üçüncü şiir kitabını yayınladı-VİDEO

    PİRHA– Okuma ve yazma bilmeyen Ozan Gülkız Aslaner, üçüncü şiir kitabını yayınladı. ‘Karanlıkta Açan Gül’ adlı eseri için yakınlarından destek alan Aslaner  “Önceden ben söylerdim eşim ise yazardı. Birkaç yıl önce onu kaybettim. Sonra komşularım yardımcı oldu. Onlar da taşınıp gitti. Şimdi yalnız kaldım. Şiirlerim aklımdan uçup gidiyor” dedi.

    Gülkız Aslaner, Çorum’un Alaca ilçesinde dünyaya gelip çocuk yaşta evlendirilerek bir yığın çilenin içerisine sürüklenmiş bir kadın ozan. Fakat zihnindekileri kağıda dökebilecek kadar dahi okuma yazması olmayan bir ozan.

    76 yaşında, tek başına Ankara’da bir evde yaşayan Aslaner, “Aslında ben ne ozanım ne de şair” diyor. Fakat gerisinde üç şiir kitabı biriktirmiş durumda. 13 Yaşında şiir üretmeye başladığını anlatan Aslaner, köyde okul olmaması sebebiyle hiç eğitim alamamış. Bu nedenle şiirlerin kaybolmaması için eşi Hasan Aslaner, Ozan Gülkız’ın bir anlamda hep kalemi olmuş.

    “ŞİİRLERİMİ KİMSEYE AÇIKLAYAMADIM”

    “Ben şiir okudum, eşim ise hep yazdı” diyen Gülkız Aslaner, geçmişine dair şunları anlattı:

    “Çorum’un Koçhisar köyünde doğdum. 14 Yaşını bitirip 15’e girdiğimde üç çocuklu bir adamla evlendirilip Yozgat’a gittim. Aile çok zengindi… 35 sene orada yaşadık. 5 çocukla ve evimle uğraştım. Köydeydim, bir zaman çok çalıştım ve sonra 1993’te Ankara’ya geldim. Ardından eşim vefat etti, yalnız kaldım. İlk şiirlerimi öksüz büyüdüğüm dönemde yazdım. Her şeye duygulanıyordum. Beni 5 yaşındayken teyzem alıp büyütmüş. Çok fakirlermiş. Ve ben her şeye duygulandım. Her şeyi kendime sorun yaptım. Söylediğim şiirleri kimseye açıklayamadım.”

     İLK ŞİİR, ATINI YİTİREN KÖYLÜYE 

    Okuma ve yazma bilmeden şiir üretmenin güç olduğunu anlatan Gülkız Aslaner, ilk şiirini nasıl oluşturduğunu da şu cümlelerle anlattı:

    “Köyümüzde at arabası şoförlüğü yapan biri vardı. Şehre gitmek isteyen onu çağırırdı. Birgün adamın atı öldü. Hasat zamanıydı ve o şoförün elde avuçta bir şeyi yoktu. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kaynıma gelip yeni bir at alması için ‘bana biraz para ver’ dedi. O da ‘sana at alacak kadar param yok’ dedi. ‘Ne yapacak bu adam’ diye çok üzüldüm. Bunun üzerine bir şiir yazdım:

    Kendirdendir fakirlerin halısı
    Öküzü ölmüş yürümüyor kağnısı
    Ne hükümet duyar ne de valisi
    Ne olacak hali fakirin dedim

    “YAZAN OLMAZSA UNUTUYORUM”

    “Bu şiirle başladım. Fakat istediğim zaman şiir söyleyemiyordum” diyen Aslaner, yoksulun derdini kendi derdi görüp zorlu bir uğraşa girdiğinin altını çiziyor. “Aniden bir duygu geliyor, söylüyorum ama yazan olmazsa unutuyorum, yazan olursa kalıyor. Okumuşluğum yok ‘A’ derken ‘B’yi unutuyorum” diyen Aslaner, şiirleri nasıl bir araya getirdiğini ise şöyle anlatıyor:

    “Hiç kimse ‘bu harf şuraya olmamış’ diyen olmadı. Bu konuda destek olunmadı. Kendim söyledim, kendim ayarladım. İş görürken, düşünürken bir anda ilham geliyor. Hani ben âşık, şair falan da değilim. Sadece içimdekileri söyleyeceğim.

    Bir gün Sivas’tan dedemiz geldi. Çok bilgili insandı. Her söylediği yerine oturuyordu. O arada bir soru sorup ilk şiirimi de ona söylemek istedim. Fakat eskiden kadınlar, erkeğin yanında konuşamazlarmış ya… Aklımdakileri eve gelip akşam başladım söylemeye:

    Bir hazine gördün mücevher dolu
    Oradan payımı almak isterim.
    Kimler kurdu tarikatın yalana
    Ben onu pirimden sormak isterim
    Güzeldir pirimin sözleri güzel
    Muhabbet dağının düğümünü çözer
    Eline asayı kim aldı ezel
    Ben onu pirimden sormak isterim.

    Gökteki melekler ummana daldı
    Kimi yar eyleyip şeydaya saldı
    Süleyman’ın mührü kimlere kaldı
    Beni onu pirimden sormak isterim.

    Ozan Gülkız Aslaner, şiir üretimi için hep içindekilere kulak verdiğini anlatarak, çevresinde hiç şair olmadığına da dikkat çekti. Köylerine gelen dedenin deyişlerinden çokça etkilendiğini anlatan Aslaner’in anlatımları şöyle:

    “Beni yönlendiren kimse olmadı. Şiir içimden gelen bir şeydi.  Beni büyüten ocaktan gelen dede oldu. Onun her şeyine imrenirdim. Dede söylerken deyişlerini kalbimde tutardım. Sonrada onları eşim sayesinde yazıya dökerdim. Eşim yanımda olmadığı zamanlarda aklımdakiler uçup gidiyordu. Çok üzülüyordum. Cepte bir para yitirmiş gibi oluyordum.”

    İlk kitap yazma fikrinin nasıl ortaya çıktığını da anlatan Aslaner şöyle devam etti:

    “Dikmen’de yürürken inşaat halinde bir yerin cemevi yapılacağını öğrendim. Çok sevindim. Yani Ankara benim oldu. O anda şunları söyledim:

    Bir güneş yükseldi Dikmen üstünden
    Yükselip geliyor müminler için
    Bulutlar süzülmüş göklere ağır
    Rahmet yağacak müminler için
    Minnettarım bu temeli atana
    Hayırlı olsun memlekete vatana

    Bu şiiri söylediğimde bacımın oğlu beni aldı oraya götürdü. ‘Hala, şirin güzel olmuş gel cemevindekilere de söyle’ dedi. Ahmet Şahin isimli biri ‘Ablacığım çok güzel söylemişsin gel bir kitap bastıralım’ dedi. O önder oldu yani.”

    Aslaner, son kitabı ‘Karanlıkta Açan Gül’ için kızı ve yeğeninden destek aldığını da şu sözlerle anlattı:

    “Şurada iki kitabım var. Belki okuyan beni tanır. Değeri ne olacak bildiğim yok. Bu kitabın çıkmasına da kızım önder oldu. ‘Anne o kadar biriktirdin, bir kitap haline getirelim’ dedi. Diğer çocuklar karşı durdu ama ben yazdım. Hala şiir üretiyorum fakat hep unutuyorum. Yalnız kalınca komşum destek olup yazıyordu. O da taşındı gitti. Şimdi oturduğum bina hep iş yeri oldu, hiç kimse yok.”

    Eren GÜVEN / Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Tunceli Cemevi’nde belediyenin Sarı Saltık Çalıştayı Kuran okunarak başlatıldı-VİDEO

    Tunceli Cemevi’nde belediyenin Sarı Saltık Çalıştayı Kuran okunarak başlatıldı-VİDEO

    PİRHA – Tunceli Belediyesi ve Munzur Üniversitesi, Sarı Saltık Çalıştayı düzenledi. Etkinlik kapsamında Tunceli Cemevi’nde panel yapıldı, semahlar dönüldü. Kuran tilaveti ile başlayan etkinliğe 3 ülkeden ve 38 şehirden temsilciler katıldı.

    Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp tutuklanmasının ardından Dersim Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Vali Tuncay Sonel ve Tunceli Üniversitesi’nde Alevi Bektaşi çalışması yürüten ve Alevi toplumu tarafından kabul görmeyen tartışmalı isim Coşkun Kökel öncülüğünde ‘Sarı Saltık Çalıştayı gerçekleşti.

    Tunceli Cemevi’nde gerçekleşen etkinliğe Balkanlardan Bektaşi Babaları, Kureyşan, Üryan Xızır, Sarı Saltık, Güvenç Abdal, Derviş Cemal Ocağının evlatları ile Alevi kurum başknanları katıldı.

    Kuran tilaveti ile başlayan etkinlikte konuşan Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt, çalıştaya yurt dışından ve yurt içinden gelen herkesi selamladıktan sonra Sarı Saltık’ın tarihine ilişkin konuştu.

    Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Arif Kala ise “Üniversitemizi Alevilik Bektaşilik Araştırma Üniversitesi yapmayı planlıyoruz. Türkiye’de Alevilik uygulama merkezinin biri üniversitemizde bulunmakta. Gerekli çalışmayı yürütmekteyiz” diye konuştu.

    Araştırmacı Yazar Muhammed Taha Gergerlioğlu da “1. Sarı Saltık Kurultayı’nın Cenabı Mevla bundan sonraki çalıştaylar için bereketli, faydalı işlere nasip etsin inşallah. Bu vesileyle sayın valimizi, sivil toplum önderlerimizi, sancak temsilcilerini, dedelerimizi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. 5 ayaklı bir sistem yürütmek lazım. 1 Kamu idaresi yani devletin benimsediği idare biçimi, 2. üniversite, 3. ayak iş adamları vs, 4. ayak sivil toplum kuruluşları, 5. ayak ise medya. Bu çalışmanın verimli olması için kamunun, özel sektörün, üniversitenin iç içe bir çalışma yapması halinde mükemmel verimlilik oluyor” ifadelerini kullandı.

    Gergerlioğlu, “Biz İslamla tanıştıktan sonra kendimize has bir tavrımız olmuş. Hacı Bektaş Veli’nin tavrını yeni versiyonuyla gençlerimizle beraber bir amaca bir Kızıl Elma’ya nasıl götürebiliriz? Cenabı Hak hepimizi muvaffak eylesin, sonumuzu hayır eylesin” diyerek sözlerini tamamladı.

    Daha sonra birçok Alevi kurum başkanı ve ocak dedeleri konuşmalar yaparak çalıştaya ilişkin açıklamalarda bulundular.

    Konuşmaların ardından Vali Tuncay Sonel’e Zülfikar Kılıcı hediye edildi. Sonel, “Buraya Balkanlardan, ülkemizin çeşitli illerinden gelen misafirlerimiz, dedelerimiz, canlarımız, Tuncelili hemşehrilerimiz sizleri saygıyla selamlıyorum. Bu yıl ilki yapılan çalıştayın Tuncelimize, memleketimize, İslam alemine güzellikler getirmesini temenni ediyorum” dedi.

    Sonel’den sonra söz alan Üryan Xızır Ocağı’ndan Ali Büyükşahin, “Değerli valim, değerli hanımefendiler, değerli beyefendiler, değerli Bektaşi Babalar, değerli kanaat önderleri, değerli sivil toplum örgütleri hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Sarı Saltık’ın birinci çalıştayının hayırlara, birliğe, beraberliğe vesile olmasını yüce Hakkın niyazında hayırlı uğurlu olsun. Bu konuda çaba sarf eden Coşkun Kökel beye teşekkür ediyorum, sağ olsun, var olsun. Sayın vali beyimizi ziyaret ettik. Vali beyin yaptığı hizmetler oldukça çok fazla, huzurunuzda çok teşekkür ediyorum, sağ olsun, var olsun. Ben Üryan Xızır Ocağı’na mensubum. Yol erkan yürütüyorum. Erenler Anadolu’yu aydınlatmışlardır. Biz bu erenlerin yolunu takip ediyoruz” dedi.

    Ocakların geçmişine dair belgeler paylaşıldı. Her ocaktan dedelerin sergilediği yazılı belgeler yurttaşlara gösterildi.

    Etkinlik, Hubyar Ocağı taliplerinin semah dönmesi ve deyişler söylenmesiyle devam etti.

    PİRHA/DERSİM