Videolar

  • Özen’den maden ocağı tepkisi: Alevi köylerindeki doğa talanını sonlandırın-VİDEO

    Özen’den maden ocağı tepkisi: Alevi köylerindeki doğa talanını sonlandırın-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Maraş’ın Nurhak ilçesine kurulmak istenen alüminyum ve demir madeni ocaklarını Meclis gündemine getirdi. Özen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir” kararını hatırlatarak “Alevilerin yaşadığı yerlerdeki yoğun maden çalışmalarına ve doğa talanına artık son verilsin” dedi.

    Maraş’ın Nurhak ilçesinde yapılmak istenen maden ocağı projesine tepkiler dinmiyor. Konuyu Meclis gündemine taşıyan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Memleketim Nurhak ilçesinde 1 hidroelektrik santrali, 3 maden işletmesi, 1 taş ocağı, birçok da HES var” diyerek yapılması planlanan yeni bir projeyle bölge halkı ve doğanın da tahrip göreceğini vurguladı.

    Özen, 5 Alevi köyünün ortasına demir ve alüminyum maden ocağı açılmak istendiğine işaret ederek Çevre ve Şehircilik Bakanlığının “ÇED Gerekli Değildir” kararını da eleştirdi.

    Zeynel Özen, Alevi yerleşim alanlarına dönük tehlikeye işaret ederek şunları söyledi:

    “Kuyular açılacak, patlayıcılar kullanılacaktır. Meralar, tarım alanları ve hayvancılık yok olacaktır. İnsanların can güvenliği tehlike altına girecektir. Endemik bir bitki türü olan ters laleler, semenderler yok olacaktır. Bu alan 996 hektardır ve birçok özel mülk de var bu arada. Bu konudaki mahkemeler devam etmektedir.

    Yetkilileri, Nurhak başta olmak üzere, il genelinde özellikle Alevilerin yaşadığı yerlerdeki yoğun maden çalışmalarına ve doğa talanına artık son vermeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • AKM şantiyesinde koronalı mangal partisi: İşçilerin sağlığı hiçe sayıldı-VİDEO

    AKM şantiyesinde koronalı mangal partisi: İşçilerin sağlığı hiçe sayıldı-VİDEO

    Atatürk Kültür Merkezi şantiyesinde mangal partisi düzenlendi. Tepki çeken olayın ardından konuya ilişkin açıklama yapan yapan İnşaat-Sen, “Koronalı mangal partisi düzenleyen Sembol İnşaat tedbirsizliğinin, ciddiyetsizliğinin cezasını çekmelidir” dedi.

    Taksim’de yapımı devam eden Atatürk Kültür Merkezi (AKM) şantiyesinde mangal partisi düzenlendi. Şantiyede düzenlenen mangal partisi salgına adeta davetiye çıkardı.

    7 Aralık Pazartesi günü Sembol İnşaat yöneticileri önlemleri ve uyarıları hiçe sayarak şantiye inşaatında mangal yaktı. Şantiye yöneticilerinin hiçbir önlem almadan düzenlediği etkinlikte mangal başında uzun kuyruklar oluştu. Salgında çalıştırılarak virüs tehdidiyle baş başa bırakılan işçilerin sağlıkları bir kez daha tehlikeye atıldı.

    İNŞAAT-SEN: SEMBOL İNŞAAT CİDDİYETSİZLİĞİNİN CEZASINI ÇEKMELİDİR

    Konuya ilişkin basın açıklaması yapan İnşaat-Sen, “Koronalı mangal partisi düzenleyen Sembol İnşaat tedbirsizliğinin, ciddiyetsizliğinin cezasını çekmelidir” dedi.

    “Daha 2 ay önce 100 kişilik yemekhaneye 500 işçi doldurmaya çalıştılar” denilen açıklama, “Yetmedi. Şimdi açık açık işçilerin sağlığını ve hayatını yeniden tehlikeye atıyorlar. Koronavirüs hızla yayılıyor. Her gün insanlarımızı kaybediyoruz. Göstermelik, yetersiz önlemlerle esnafa, yurttaşa cezalar kesiliyor. Televizyonlar her gün yasakları ihlal eden kişilere, partiler düzenleyenlere kesilen cezaları haber yapıyor” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Parti düzenlemek sadece belirli alanlarda mı yasak? Toplanmak, toplu durmak sadece İstiklal Caddesi’nde mi yasak? Taksim’in ortasındaki AKM şantiyesinde mangal partisi yaparak işçilerin hayatlarını tehlikeye atan ve kuralları çiğneyen Sembol İnşaat firması hakkında da derhal işlem yapılmalıdır.

    Eğer yetkililer görmüyorsa biz gösteriyoruz. Yayınladığımız videonun, fotoğrafların çekildiği şantiyenin en fazla 100 metre ilerisinde her gün onlarca kişiye ceza yazıyorlar.

    Koskoca İstiklal Caddesi’ne bile sadece 7.000 kişinin alındığı bu süreçte bir şantiyeden neredeyse 1000 işçinin yan yana çalıştırılmasına göz yumuyorlar. Üstelik her türlü etkinliğin yasaklandığı, ertelendiği bir zamanda Sembol İnşaat yetkilileri “mangal partisi” düzenleyebiliyor.

    İşçilerin, üyelerimizin sağlığı bizim için her şeyden önce geliyor. Kamu görevlilerinin de görevi, toplum sağlığını korumaktır. Görevinizi yerine getirin ve Sembol İnşaat firması hakkında gerekli işlemleri başlatın.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Hubyar Sultan Tekkesine el koyma hevesiniz nedir?’-VİDEO

    ‘Hubyar Sultan Tekkesine el koyma hevesiniz nedir?’-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Hubyar Köyü’ndeki Hubyar Sultan Tekkesine usulsüz bir şekilde el konulmaya çalışılmasına tepki gösterdi. Kenanoğlu, “Bir Alevi inanç, ibadet merkezinin tapusunu alınca başınız göğe mi erecek? Sevap mı işlemiş olacaksınız? Cennetlik mi olacaksınız?” diye sordu.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Hubyar Köyü’ndeki Hubyar Sultan Tekkesine usulsüz bir şekilde el konulmaya çalışılmasını Meclis’te gündeme getirdi.

    Hubyar Sultan Tekkesi’nin tapusu köyün tüzel kişiliğine aitken Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce usulsüz bir şekilde zorla Aleviler için önemli bir yerin tapusuna el konulmaya çalışmasına tepki gösteren Kenanoğlu, “Bir Alevi inanç, ibadet merkezinin tapusunu alınca başınız göğe mi erecek? Sevap mı işlemiş olacaksınız? Cennetlik mi olacaksınız?” diye sordu.

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Sayın Başkan, Tokat Almus Hubyar köyü, Alevilerin köklü ocaklarından Hubyar Sultan Ocağı’nın merkezidir. Burada ocak kurucusu Hubyar Sultan tekkesi, dergâhı vardır. Bu yerin tapusu köy tüzel kişiliğinde iken 24 Ocak 2017’de Vakıflar Genel Müdürlüğü gizlice buraya el koydu. Köy tüzel kişiliği bu usulsüzce el koymayı dava etti ve hukuksuz el koyma olduğunu mahkeme tespit etti ve bu el koyma işlemini de 17 Mart 2020’de iptal ederek tapuyu tekrar muhtarlığa verdi. Şimdi, bu mahkemenin iade kararına rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü Alevi dergâhının tapusunu almak için tekrar mayıs ayında dava açtı. Derdiniz nedir? Mahkeme kararına rağmen bir Alevi dergâhına ısrarla el koyma talebinizin nedeni nedir? Bir Alevi inanç, ibadet merkezinin tapusunu alınca başınız göğe mi erecek? Sevap mı işlemiş olacaksınız? Cennetlik mi olacaksınız? Derdiniz ne?”

    PİRHA/ ANKARA

  • DİSK: Asgari ücret net 3800 TL olmalı, vergi alınmamalı-VİDEO

    DİSK: Asgari ücret net 3800 TL olmalı, vergi alınmamalı-VİDEO

    PİRHA-DİSK, 2021 asgari ücrete ilişkin taleplerini açıklamak üzere Ankara’da sokağa çıktı. Yapılan açıklamada “2021 asgari ücreti net 3.800 TL olmalı” denilirken, “Asgari ücretlilerden alınan vergilere son verilmeli” çağrısı yapıldı.

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2021 yılı görüşmelerini sürdürürken işçiler de taleplerini dile getirmeye devam ediyor.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 2021 yılı asgari ücretine dair görüşlerini belirtmek üzere Ankara’da açıklama yaptı. DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği önünde yapılan açıklamada gelecek yılın asgari ücret miktarının net 3800 lira olması talep edildi.

    “İnsanca yaşayacak asgari ücret talep ediyoruz” dövizlerinin taşındığı açıklamada DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, işçilerin taleplerini sıraladı. Görgün, pandemi sebebiyle milyonlarca işçinin gelir kaybına uğradığını dile getirerek “vergide adaletsizliğe son” dedi.

    “ASGARİ ÜCRET VERGİDEN MUAF OLSUN”

    Tayfun Görgün, Türkiye’de 10 milyon civarında işçinin asgari ücret altında veya asgari ücrete yakın bir ücretle çalıştığını belirterek şunları söyledi:

    “Ücretli çalışanların karşı karşıya olduğu büyük vergi adaletsizliğine derhal son verilmeli.

    Bugün Türkiye’nin dört bir yanında bu taleplerimizi bir kez daha ifade ederken, özellikle vergi adaletsizliğine dikkat çekmek için buluştuk. Asgari ücretten yapılan vergi ve diğer kesintiler asgari ücretin niteliği ile bağdaşmamaktadır. Dolaylı veya dolaysız vergi ve diğer kesintileri dikkate aldığımızda işçinin eline brüt asgari ücretin sadece yüzde 67’si net ücret olarak geçmektedir. Yani işçinin kazandığı üç liranın biri vergilere ve kesintilere gitmektedir.

    Bir başka ifadeyle asgari ücretli işçi yılın 122 günü vergi ve diğer kesintiler için çalışmaktadır.

    Vergide adaletin temeli, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıdır. Ancak işçi sınıfının uğradığı bir başka vergi adaletsizliği de vergi dilimlerinden doğmaktadır. Mevcut vergi sistemiyle adalet dilim dilim doğranmaktadır.”

    ATILMASI GEREKEN SOMUT ADIMLAR

    Tayfun Görgün, Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip 4 ülkeden biri olduğunu vurgulayarak asgari ücret konusunda atılması gereken somut adımlar şöyle sıraladı:

    *Salgın döneminde asgari ücret farklı hesaplanmalıdır. Brüt asgari ücret net olarak ödenmelidir!

    *2021 asgari ücreti Covid-19 salgınının hanelere getirdiği yeni yükler dikkate alınarak hesaplanmalıdır.

    *Bütçeden asgari ücrete nakit desteği sağlanmalıdır.

    *Asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalı, tüm ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinden vergi alınmamalıdır.

    *Salgın döneminde asgari ücret SGK işçi primleri bütçeden karşılanmalıdır.

    *Asgari ücret hesabında sadece işçinin kendisi değil, ailesi de esas alınmalıdır.

    *Asgari ücret tespitinde geçim koşulları ve milli gelir artışı dikkate alınmalıdır.

    *Asgari ücret bütün işçi ve memurlar için ortak saptanmalıdır.

    *2021 asgari ücreti net 3.800 TL olarak saptanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Berkin Elvan duruşması ertelendi; ‘Dosyaya açık müdahale yapıldı’-VİDEO

    Berkin Elvan duruşması ertelendi; ‘Dosyaya açık müdahale yapıldı’-VİDEO

    PİRHA- Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeği sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili duruşma, savcının koronavirüse yakalanması nedeniyle 29 Ocak’a ertelendi.

    Gezi Direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeği nedeniyle hayatını kaybeden Berkin Elvan davasının 18. duruşması, savcının yeni tip koronavirüse (Covid-19) yakalanması nedeniyle 29 Ocak’a ertelendi.

    Berkin Elvan’ın davasının 18. Duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 17. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkeme Başkanı Caner Rüzgar geçtiğimiz hafta Hâkimler ve Savcılar Kurul (HSK) kararıyla Yargıtay’a atandığı için onun yerine heyetin üyelerinden biri mahkeme başkanlığına getirildi. Duruşma savcısı Covid-19 nedeniyle izinde olduğu için duruşmaya başka bir savcı baktı.

    “DOSYAYA AÇIK BİR MÜDAHALE YAPILDI”

    Avukat Can Atalay, davanın başından beri dosyaya bakan mahkeme başkanının Yargıtay’a atanmasının dosyaya açık bir müdahale olduğunu söyledi. Atalay, “Bizce dosyaya açık bir yürütme müdahalesi söz konusudur. Dosya karar aşamasına gelmişken, tüm tanıkları dinleyen, delillerin toplanmasına başkanlık eden mahkeme başkanın Yargıtay’a gönderilmesi dosyaya açık bir müdahale değildir de nedir?” dedi.

    Atalay, şunları kaydetti:

    “Adil yargılamanın görüntüde dahi olabilmesi, burada adil yargılama yapılıyor mu kuşkusunu ortadan kaldırılması için kamu idaresinin üzerine düşeni yapması gerekir. Bu dosyaya yürütme ve İçişleri Bakanlığı en başından itibaren müdahale etmiştir.”

    Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan duruşma öncesi yaptığı açıklamada “Adalet mücadelemiz devam ediyor. sizlerin desteğine çok çok ihtiyacımız var. Duruşmada içeri dahi girmeyeceğiz” dedi.

    Anne Gülsüm Elvan da, “Adalet istiyoruz, adalet istiyoruz” dedi.

    Duruşmayı izlemek için Okmeydanı’ndan katılanlar da adalet için mücadele ettiklerini söylediler.

    Mahkeme başkanı bu aşamada esas hakkındaki mütalaanın verilmeyeceğini belirterek duruşmayı 29 Ocak 2021 saat 10.30’a erteledi. (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Kurul’dan tarikatlaşmaya tepki: Dinci değil demokratik üniversite olmalı-VİDEO

    Prof. Kurul’dan tarikatlaşmaya tepki: Dinci değil demokratik üniversite olmalı-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Munzur Üniversitesi’ndeki tarikatlaşmaya tepki gösterdi. Kurul, “Üniversiteler uzun zamandır söz hegemonyasını yitirdi. Etkin bir mücadele yürütemezsek eğer, kendi bedenimiz içerisine kıvrılmış, söz söyleyemeyen, üretemeyen üniversiteler haline geliriz ki bunu hiç birimiz istemeyiz” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin, Dersim’de ve Munzur Üniversitesi’ndeki tarikatlaşmaya dikkat çekmesi üzerine akademi camiasından da tepkiler geliyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Dersim özelinde tüm eğitim kurumlarının dinselleştirilmek istendiğini anlattı.

    Aynı zamanda Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) ihraç edilen akademisyenlerden biri olan Nejla Kurul, Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) önemli bir kaygıya işaret ettiğini söyledi.

    Günümüz üniversitelerinin yeterince demokratik olmadığını vurgulayan Kurul şunları kaydetti:

    “DAM, İktidar destekli bazı dinsel yapılanmaların üniversite içerisinde çok ciddi bir etkiye sahip olduğuna ilişkin kaygıları dile getiriyor. Tabii ki araştırmada böyle bir sözün söylenmiş olması üniversite yönetimlerini çok bağlayan bir durum. Munzur Üniversitesi yönetimi, bu konuya dair bir açıklama yapmak zorunda. Çünkü bizim anladığımız üniversite; demokratik, laik, her konunun özgürce tartışılabildiği ve tüm din ve dillere saygılı bir üniversitedir.

    O bölgede yaşayan yurttaşlarımızın böyle bir basınçla karşı karşıya kalmaması gerekli. Zaten son zamanlarda sömürü, tahakküm, eşitsizlikler had safhaya çıkmışken belli bir toplumsal kesimi rahatsız eden bu tarz uygulamalardan vazgeçilmesi için devlet, gereğini yapmak zorunda.”

    “ÜNİVERSİTELERDEKİ TARİKATLAŞMA, KORKU, AKADEMİK ÇALIŞMALARI ZAYIFLATIR”

    Üniversitelerdeki tarikatlaşmanın akademik niteliği de zayıflatacağını söyleyen Nejla Kurul, şöyle devam etti:

    “Bu tür yapılaşmalar tek bir görüşün açığa çıkmasına imkan verebilir ama diğer görüşler üzerinde iktidar kanalıyla bir baskı oluşturmaya başladıklarında, öğretim üyeleri araştırmalarını özgürce yapamadıklarında mevcut görüşe muhalif öğrenciler, kendi sözlerini ifade edemediklerinde o üniversitedeki bilim faaliyeti derinden zarar görür. Üniversitelerde akademik çalışmaları etkileyen duygulardan bir tanesi de korkudur. İnsan, korkusuz olup özgürlüğe sahip olduğunda toplumun gerçek sorunları üzerinde durabilir.

    Üniversiteler gerçekten uzun zamandır söz hegemonyasını yitirdi. Artık üniversitelerde söz söylenemiyor ama bir yerden de başlamak zorundayız. Özgürce, hayatımızı nasıl yaşayacağımıza, ne olmak isteyeceğimize, toplumun diğer ya da ‘öteki’ dediğimiz kesimlerinin duygu ve düşüncelerine özen gösteren, dinleyen, söz söyleyen, yazan, çizen özgür bir üniversite hayalini getirmemiz gerekiyor. O nedenle üniversitedeki öğrenci ve öğretim üyelerine çağrım; cesaretimizi toplamazsak, toplumun bilgisini özgürce kamuoyuna paylaşamazsak, siyasal iktidar rahatsız etse bile ortodoks dogmalara karşı etkin bir mücadele yürütmezsek bir süre sonra kendi bedenimiz içerisine kıvrılmış, söz söyleyemeyen, üretemeyen, kamuoyunu bilgilendiremeyen üniversiteler haline geliriz ki bunu hiç birimiz istemeyiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Bülbül: Alevilere 145 yıllık borcunuz var-VİDEO

    HDP’li Bülbül: Alevilere 145 yıllık borcunuz var-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada Dersimlilere çağrıda bulunup “dağ keçilerine dokundurtmayın” derken, “145 yıldır Alevi toplumundan vergi alıp başka inançlara dağıtıyorsunuz. Bu hırsızlıktır, ayıptır, günahtır. 145 yıldır borcunuz var bize” diyerek, Alevilerin yaşadığı ayrımcılığa dikkat çekti.

    Meclis Genel Kurulu’nda konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Dersim’de yeniden açılan ve Amerikalı bir avcıya verilen ihaleye ilişkin “sevgili bakan sizin bu dağ keçileri ile sorununuz nedir?” diye sordu.

    Dersimlilere de çağrıda bulunan Bülbül, dağ keçilerine dokundurtmayın diye seslendi.

    “145 YILLIK BORCUNUZ VAR”

    Dersim’deki tarikat yapılanmasına da değinen Bülbül, şunları dile getirdi:

    “Sevgili Dersimliler bunları kampüsün içinden çıkamayacak hale getirin. 2021 yılı Hünkar Hacı Bektaş ve Yunus’un yıldönümü olacak. Sayın Bakan bununla ilgili bir planınız bir programınız var mı yoksa lise müsamereleri gibi programlarla mı bunu geçiştirmeyi deneyeceksiniz? Sizin Kürt dili ile sorununuz nedir? Türkiye bir boydan bir boya kaplayan erenler ve evliyalarla ilgili sorununuz nedir? 145 yıldır Alevi toplumundan vergi alıp başka inançlara dağıtıyorsunuz. Bu hırsızlıktır, ayıptır, günahtır. 145 yıldır borcunuz var bize. Bunları niye Alevi toplumuna hizmet olarak geri vermiyorsunuz? Sistematik olarak Türk ve Türkmen Alevileri, Kürt Alevileri, Arap Alevileri ortadan kaldırmak varlığını yok etmek istiyorsunuz. Böyle bir kültür politikası olabilir mi? Birlikte yaşadıklarınızın kültürüne, sanatına, diline, varlığına kastederek, yok sayarak, asimilasyona uğratarak, ayrıştırarak bir kültür politikası olmaz. O halde bu bütçe meşru ve demokratik değildir. Bu bütçeye rızalık vermiyor ve kabul etmiyoruz. Türk halkı bu halklarla birlikte yaşamak birlikte geleceği kurgulamak zorundadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık Örgütlerinden çağrı: Aşı konusundaki bilim dışı söylemlere kanmayın-VİDEO

    Sağlık Örgütlerinden çağrı: Aşı konusundaki bilim dışı söylemlere kanmayın-VİDEO

    PİRHA- Mersin’deki sağlık örgütleri, ortak açıklama yaparak, Bireysel önlemlerin yeterli olmadığı, toplumsal ve kamusal önlemlerin bir an önce arttırılmasının gerektiği belirtildi. Aşı ile ilgili de “Yakın bir zamanda aşılama sürecinin başlayacağı düşünüldüğünde halkımızın aşı konusundaki bilim dışı söylemlere kanmamasını, ülkemize gelen aşıların 3.faz çalışmalarının sonuçları ortaya çıktığında sağlık örgütlerinin gerekli açıklamaları yapacağının bilinmesini istiyoruz” denildi.

    Mersin Tabip Odası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi, Genel Sağlık İş Mersin Şubesi, Birinci Basamak Birlik ve Dayanışma Sendikası ve Mersin Eczacılar Odası, koronavirüsün Mersin’deki durumuna ilişkin basın toplantısı düzenlendi.

    Mersin Tabip Odası’nda düzenlenen toplantıda konuşan oda başkanı Mehmet Antmen, “Günlük vaka sayılarının kentimizde hızla arttığı, ülkemizde 70-75 bin civarında olması nedeniyle vaka sayısı açısından dünya genelinde ilk üç ülke arasında olduğumuz dönemde, şehirlerarası trafiğin kapanmasını, toplumsal hareketliliğin kısıtlanmasını, AVM ve ibadethanelerin kapanmasını içermeyen önlemlerin pandemi ile mücadelede yeterli olmadığına inanıyoruz” dedi.

    “İL HIFZISSIHHA KURULU DA İLİMİZE ÖZEL ÖNLEMLER ALMALIDIR”

    Antmen, gereken önerileri ve tüm verilerin de şeffaf olarak paylaşılması taleplerini, vaka ve ölüm sayılarının azaldığı yaz boyunca da tekrarladıklarını belirterek, “Ancak sesimizi ne sağlık müdürlüğüne, ne valiliğe ve ne de merkezi iktidara ulaştıramadık. Şimdi, vaka ve ölüm sayılarının kat be kat arttığı bu günlerde yine uyarıyoruz. Bireysel önlemlerin yeterli olmadığı, toplumsal ve kamusal önlemlerin bir an önce arttırılmasının gerektiği bu dönemde, İl Pandemi Kurulu bir an önce toplanmalı ve İl Hıfzıssıhha Kurulu da ilimize özel önlemler almalıdır” diye konuştu.

    “AŞI KARŞITLIĞI YAPAN KİŞİLERE KANILMAMALIDIR”

    Halkın hükümete olan güvensizliğinin sonucu, aşılara karşı da bir güvensizlik oluştuğuna dikkat çeken Antmen, “Oysa salgınla mücadelede korunma ve tedavi ne kadar önemli ise, bağışıklama ve aşı çalışmaları da en az o kadar önemlidir. Yakın bir zamanda aşılama sürecinin başlayacağı düşünüldüğünde halkımızın aşı konusundaki bilim dışı söylemlere kanmamasını, ülkemize gelen aşıların 3.faz çalışmalarının sonuçları ortaya çıktığında sağlık örgütlerinin gerekli açıklamaları yapacağının bilinmesini istiyoruz. Bunun öncesinde aşı karşıtlığı yapan kişilere kanılmamasını, bilimin ışığından ayrılmamamız gerektiğini önemle vurguluyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “TEMEL İHTİYAÇLARIN KARŞILANDIĞI BİR BÜTÇE İLE TAM KAPANMA SAĞLANMALIDIR”

    Antmen, ülkedeki sağlık hizmetlerinin kilitlediğini vurgulayarak, şunları söyledi:

    Geldiğimiz aşamada, epidemiyolojik veriler ışığında belirlenecek bir süre için toplum hareketliğinin kısıtlanması yaygınlaştırılarak sürdürülmeli, filyasyon ve aktif sürveyans yanı sıra, endikasyonu olan herkese test uygulanabilmesi sağlanmalı, bunun için hastane ve sağlık müdürlüklerine ek olarak belediyelerin de test birimleri kurmalarının önü açılmalı, hastane tedavisi gerekmeyen hastaların izolasyonuna ağırlık verilmeli, evlerde değil eski hastaneler, yurt ya da diğer toplu merkezlerde takip edilmeleri sağlanmalıdır. Tam bir kapanma ile toplum hareketliliğini kısıtlanmaz ise daha fazla insan hastalanacak, daha fazla insan ölecektir. Kısıtlamalar; sosyal devlet ilkesiyle yapılmalı, güvenceli çalışanlara ücretli izin, diğer tüm çalışanlara da sosyal destek programlarının olduğu, kira, elektrik, su ısınma masraflarının ve temel ihtiyaçların karşılandığı bir bütçe ile özellikle büyük işyerlerinin kapatıldığı bir şekilde olmalıdır. Tüm bunların yanı sıra bugüne dek pandemi nedeniyle ölen sağlık çalışanı sayısının 200’ü aştığı göz önüne alınarak COVİD-19, sağlık çalışanları için acilen Meslek Hastalığı olarak kabul edilmelidir.”

    Mersin Eczacılar Odası Başkanı Özgün Sağır da, eczacılar olarak bazı temel ilaçlara ulaşamadıklarını aktararak, “halk arasında kan sulandırıcı olarak bilenen ilaç şu an yok. Türkiye’de bulunan üreticilerde ilacı yurtdışına satıyor ve bakanlıkta seyrediyor. Çok ciddi bir mağduriyet söz konusu” ifadelerini kullandı.

    Diren Keser/MERSİN

  • ‘Munzur Üniversitesi tarikatların merkez üssü konumunda’-VİDEO

    ‘Munzur Üniversitesi tarikatların merkez üssü konumunda’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, kent genelinde artan tarikat yapılanmalarına karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Dersim’de cemaat ve tarikat yapılanması tahakkümcü asimilasyon politikalarının araçları olarak kullanılmaktadır” denildi. Munzur Üniversitesi’nin tarikat yapılanmasının merkez üssü olduğu belirtilen açıklamada, üniversite rektörünün görevden alınması istendi. 

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim genelinde artan tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı basın açıklaması yaptı.

    Dersim Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasını EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “Kuruluşundan bu yana kentimiz nezdinde olumlu denebilecek bir izlenimle anılmayan Munzur Üniversitesi ile ilgili basında yer alan iddialardan oldukça rahatsız olduğumuzu belirtmek isteriz” dedi.

    Ergin Tekin, şunları dile getirdi:

    “Üniversiteler kuruldukları şehirlerin sosyal, kültürel, ekonomik yaşantısına olumlu yönlerde katkı sunması gerekirken, küçük bir Alevi kenti olan Dersim’de, Munzur Üniversitesi’nin asıl görevlerini bir tarafa bırakarak, tarikat ve cemaat yapılanmalarıyla toplum üzerinde yaratmış olduğu huzursuzluk tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Dersim’de cemaat ve tarikat yapılanması toplumsal gereksinim olmayıp,  tamamen, tahakkümcü asimilasyon politikalarının araçları olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu yapılanmalar örgütlenme özgürlüğü kapsamında düşünülemez ve değerlendirileme.”

    “ÜNİVERSİTE TARİKATLARIN MERKEZ ÜSSÜ KONUMUNA GELMİŞTİR”

    Ergin Tekin, Dersim, eğitim, sosyal ve kültürel alandaki düzeyi bakımından, farklı kültürlerin yaşam tarzlarının sorunsuz bir şekilde kendilerini ifade edebilme olanağı bulabilmesi gibi avantajlarla, üniversite fikriyatını en iyi taşıyabilecek kentlerden biri olduğunu vurguladı. Tekin, “Buna rağmen, atanan rektörler, kentin de, üniversitenin de en büyük talihsizliği olmuştur.  Eski Rektör Durmuş Boztuğ üniversiteyi FETÖ örgütlenmesi için bir yuva olarak kullanırken, şimdiki rektör Ubeyde İpek ise eski rektörün mirasını da devralarak, üniversiteyi tamamen tarikatların merkez üssü konumuna getirmiştir” dedi.

    Tekin, Munzur Üniversitesi’ni tarikat ve cemaat örgütlenmeleri ile dolduran ve kentin kültür dünyası ile yaşayış şeklini asimilasyoncu bir biçimde dönüştürmeyi hedefleyen bir anlayış olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “AKP-MHP ittifakının tek adamcı ve gerici siyasetinin bir ürünüdür. Rektör ve dar çevresinin üniversitelerde kültürel çeşitliliği tarikat çeşitliliği olarak algılaması, Munzur Üniversitesi’ne biçilen misyonun adeta dışa vurumudur. Bilimin ve aydınlanmanın merkezi olması gereken Munzur Üniversite’sinin, FETÖ’cülerin, Menzilcilerin, Süleymancıların, Milli Görüşçülerin sayısız vakıf ve dernekle cirit attığı ve kadro kaptığı bir çiftlik haline getirilmesi asla kabul edilemez.
    Kurulan bu vakıflar üzerinde alınan projelerin, harcanan paraların haddi hesabı yoktur. Üniversite uzantılı cemaatler aynı zamanda birbirini beslemekte ve kollamaktadır. Daha önce FETÖ soruşturması kapsamında açığa alındığı bilinen ve yakın bir zamanda hiç geciktirilmeden profesörlüğe yükseltilen Mehmet Ateş’in, yakın bir zamanda FETÖ soruşturması kapsamında yine açığa alınması, bu ilişki ağı içinde nasıl barındıklarının en somut örneğidir.”

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ GÖREVDEN ALINMALI”

    Bugüne kadar, Munzur Üniversitesi’nin olumsuz haberler dışında gündeme gelmediğini söyleyen Ergin Tekin, “Bütün enerjisini ‘toplum mühendisliği’ ve ‘algı yönetimi’ yapmaya harcayan, yukarıda belirttiğimiz bütün olumsuzlukların asil sorumlusu, Munzur Üniversitesi rektörü Ubeyde İpek bir an önce görevden alınmalıdır. İlimizin ihtiyacı olan yetişmiş insan gücünü kaçırtıp, yerini, üniversitenin ihtiyacı olmadığı halde hemşerileri ile dolduran Ubeyde İpek mutlaka gitmeli, akademik personel alımında hemşericilik gibi ilkel değerler üzerinden değil, liyakat üzerinden hareket edecek ve kentin kültürel dokusuna saygılı, bilimden yana yeni bir rektör atanmalıdır” dedi.

    Açıklamaya imza atan kurumlar şunlar:

    “SES DERSİM ŞUBESİ, BES DERSİM ŞUBESİ, EĞİTİM SEN DERSİM ŞUBESİ, TÜM BEL SEN DERSİM ŞUBESİ, GENEL-İŞ DERSİM ŞUBESİ, EMEP, HDP, SMF, ESP, CHP,  DERSİM BAROSU, İHD,  YENİGÜN KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ, DERSİM KÜLTÜR VE DOĞA DERNEĞİ, DEDEF, PSAKD, DAD, DAM, DERSİM SANAT İNİSİYATİFİ.”

    PİRHA/DERSİM

  • Mutlu: Tarikat yapılanması gibi saldırılara karşı yol haritası belirlenmeli-VİDEO

    Mutlu: Tarikat yapılanması gibi saldırılara karşı yol haritası belirlenmeli-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Dersim’deki tarikat yapılanmasına karşı Alevi kurumlarının inisiyatif alması gerektiğini söyledi. Mutlu, “Alevi kurumları, inanç önderleri başta olmak üzere bütün kesimler bir araya gelmeli ve bir yol haritası hazırlamalıdır” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair geçen ay saha çalışması yaptı.

    Söz konusu çalışmaya ilişkin açıklama yapan DAM, tahminlerinin ötesinde bir tarikat örgütlenmesiyle karşılaştıklarını duyurmuştu.

    Dersim’de tarikat örgütlenmesine dair saha çalışmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Dersim’deki tarikat yapılanmasına, Alevi kurumlarının bu yapılanmaya karşı nasıl bir refleks içinde olmasına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Dersim’e yönelimin ilk olmadığını ve son olmayacağının altını çizen Mutlu, “Sorun çözülüp demokratik bir cumhuriyet inşa edilene kadar bu saldırılar türlü biçimlerde devam edecektir” dedi.

    “GÜÇLÜ BİR POLİTİKA OLUŞTURAMADIK”

    Tek dil tek din tek ırk yaratma üzerine kurulu bir zihniyetin yüz yıldır var olduğuna, bugün de mevcut iktidar tarafından bu anlayışın sürdürüldüğüne dikkat çeken Mutlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dersim gibi bir kentte bir üniversite kurulacak ve o üniversite boş duracak, iktidara çalışmayacak. Şimdi bir kere böyle düşünmek bile safdilliktir. Çünkü nereden biliyoruz? İlk kurulduğu yıllarda oradaki cemevine müdahale edişiyle, sözde Zazacaya sahip çıkıyormuş görüntüsü verilerek ayrımcılığı arttıran, inceltilmiş bir politika ile başladı. Munzur Üniversitesi’nin Reya Haq inancını geliştirmesini bekleyemezsiniz. Çünkü iktidara, devletin resmi ideolojisine hizmet ediyor. Buna karşı ne yaptık? Bence burada kendimize bir eksik koymamız gerekiyor. Biz burada yetersiz kaldık ve güçlü bir politika oluşturamadık, güçlü bir karşı duruş sergileyemedik.”

    “DERSİM’E TARİKATLAR AKP TARAFINDAN TEŞVİK EDİLDİ”

    “Asimilasyoncu politikalarla kim mücadele edecek?” diye soran Mutlu, “Aslında bununla hepimiz mücadele edeceğiz. Sadece Dersim’dekiler, kadınlar, gençler değil, bugün bu sisteme muhalif olan tüm kesimlerin ortak bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Bu iktidar ve bundan önceki iktidarlar da dahil olmak üzere Dersim’e sürekli bir yönelim hali mevcuttur. Bu yönelim halini bilelim ve ona göre de tutum alalım, mücadele edelim ve duruşumuzu da ona göre geliştirelim. Bu ülkede tarikatlar var bunu biliyoruz bu tarikatlarına AKP iktidarı döneminde nasıl teşvik edildiğini nasıl kışkırtıldığını, nasıl sınırsız ve sonsuz olanaklarla donatıldığını ve müthiş bir para güçlerinin olduğunu da biliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ İNANCINA SAHİP HERKES TEHDİT ALTINDA”

    Tüm bunlara karşı bir direnişin olduğunu ancak Alevi kurumlarının duruşunun zayıflığını ve yetersizliğini vurgulayan Mutlu, şunları dile getirdi:

    “Bu sadece Dersim meselesi değil. Bugün Türkiye’de yaşayan bu topraklarda bu coğrafyada yaşayan, Alevi inancına sahip herkes bu tehdit altındadır. Egemen bunu yapar. Buna karşı tüm Alevi kurumlarının temsilcilerinin üyelerinin dahil olmak üzere güçlü bir refleks göstermesi lazım. Bu karşı duruşu daha güçlü hale getirmenin yollarına bakmamız lazım.”

    ALEVİ PİRLERİNE ÇAĞRI

    Akdeniz Belediyesi önceki dönem Belediye Eş Başkanı Yüksel Mutlu, Türkiye’deki tüm sivil toplum örgütleri, tüm inanç ve kanaat önderleri tüm Alevi pirlerine seslenerek, “Hepsinin ortak bir karar alıp Dersim’de bunu masaya yatırıp, kadınların da öznesi olduğu çalıştay, konferans vb. çalışma yapılarak bir yol haritası belirlenebilir” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

  • Eğitim Sen’de yeni MYK açıklandı-VİDEO

    Eğitim Sen’de yeni MYK açıklandı-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen, 11. Olağan Genel Kurulu’nun ardından yeni yönetimde yer alan isimleri açıkladı. Genel Başkanlığa seçilen Prof. Dr. Nejla Kurul, “Eğitim Sen savunduğu ilke ve değerler doğrultusunda mücadeleye devam edecektir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) yapılan genel kurulun ardından yeni merkez yürütme kurulunu da kamuoyuna açıkladı.

    Eğitim-Sen genel merkezinde yapılan basın açıklamasında yeni görev dağılımını Prof. Dr. Nejla Kurul açıkladı.

    Aynı zamanda ihraç akademisyen olan Nejla Kurul, 8 Aralık tarihinin aynı zamanda KESK’in de kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatarak,Kökleri insanlığın demokrasi, özgürlük, kardeşlik, laiklik, barış ve eşitlik mücadelesine dayanan çeyrek asırlık çınarımız KESK’in 25. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz” dedi.

    “İSİMLER DEĞİŞSE DE SAVUNULAN İLKE VE DEĞERLER DEĞİŞMEDİ”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, Covid-19 salgını nedeniyle eğitim alanında zorlu bir dönem yaşanacağına vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

    “Covid-19 sadece eğitim ve bilim emekçilerini değil, eğitimin bileşenleri olan öğrencilerimizi ve velilerimizi de derinden etkiledi. Uzaktan eğitimde gerekli olan öğretim teknolojilerine yoksulluk ve yoksunluk nedeniyle erişemeyen öğrencilerimiz nitelikli bir eğitim hizmeti alamadılar, bu nedenle velilerin birçoğu çocuklarının geleceği konusunda ciddi kaygılar taşıyor.

    Temel amacımız, eğitim alanında karşı karşıya olduğumuz sorunları anlamak, anlatmak, çözüme dair yaklaşımlarımızı eğitim kamuoyu ile paylaşmak ve bu süreçten çocukların, gençlerin, velilerin ve eğitim ve bilim emekçilerinin zarar görmeden, aksine güçlenerek çıkmalarını sağlamaktır. Sendikamız yüzyılı aşan mücadele tarihinde her dönemin özgül yakıcı sorunlarını ifade etmede ve eğitim politikası üretmede tarihsel bir görev üstlendi. Bugün de sendikamız, herkesin insanca yaşadığı sosyal ve demokratik Türkiye ile eğitim ve bilim emekçilerinin özgül ekonomik ve sosyal haklarını savunma ve ilerletme amaçlarını yan yana yürütme çabası içinde. Sendikamız öncülleri olan örgütlenmelerden aldığı güçlü bir mirası tekrar ederken, dönemin koşulları içinde bu kuşağın farkını da yaratarak mücadelesini sürdürüyor.

    Mücadele tarihi boyunca sendika yönetimlerinde yer alan adlar ve yüzler değişse de, savunulan ilke ve değerler değişmedi: Güçlü bir eğitim ve bilim emekçileri hareketi ile ayrımsız tüm çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin insani güç ve yetilerini bütünüyle güçlendirebildiği kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitimi bir hak olarak yaşama geçirmek. Eğitim Sen’i var eden ilke ve değerlerin iş yerlerinde, alanlarda, meydanlarda ve gündelik yaşamın her alanında mücadele içinde yaşam bulduğunu ifade etmek istiyoruz.

    Sendikamız, eğitim ve bilim emekçilerinin eğitimde ve toplumsal yaşamda uygulanan sömürü, tahakküm, baskı ve eşitsizliklere karşı yürütülen fiili mücadele ve eşit, adil ve özgür bir toplum düşü ile bugünlere gelmiş ve ayrım gözetmeksizin bütün eğitim ve bilim emekçilerinin öfkesi, sözü, sesi ve taleplerinin izleyicisi olmuştur.

    Sendikal hakların, emeğin, demokrasinin, barışın ve eşit haklar mücadelesinin sözü ve sesi olan Eğitim Sen, geçmişten bugüne savunduğu ilke ve değerleri daha güçlü ve enerjik biçimde sahiplenerek, eğitim ve bilim emekçilerinin birlik, dayanışma ve mücadele örgütü olmayı sürdürecektir.”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, 28-29 Kasım 2020 tarihlerinde yapılan genel kurul sonrasında yeni merkez yürütme kurulunun ilk toplantısında şu görev dağılımının yapıldığını açıkladı:

    İkram Atabay, Genel Sekreter

    Ahmet Karagöz, Genel Mali Sekreter

    Ramazan Gürbüz, Genel Örgütlenme Sekreteri

    Sinan Muşlu, Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri

    Simge Yardım Dağ, Merkez Kadın Sekreteri

    Arzunur Şimşek, Genel TİS ve Hukuk Sekreteri

    PİRHA/ANKARA

  • İçişleri Bakanlığı’nın raporu tepki çekti: HDP belediyelerinin çalışmaları yok-VİDEO

    İçişleri Bakanlığı’nın raporu tepki çekti: HDP belediyelerinin çalışmaları yok-VİDEO

    PİRHA-İçişleri Bakanlığı yerlerine kayyım atanan belediyelere ilişkin rapor hazırladı. 2019 yılında yerine kayyım atanan Akpazar Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, “Bu raporda ilk göze çarpan 2019 yerel seçimlerinde göreve gelen HDP belediyelerinin neler yaptığına dair hiçbir verinin konulmamış olmasıdır” dedi. Çelebi, “İçişleri Bakanlığı belediyelerdeki halk iradesini gasp ederek yerlerine kayyım atadığını ve bu hukuksuzluğun son bulması için mücadele edeceklerini söyledi. 

    İçişleri Bakanlığı, yerlerine kayyım atanan belediyelere ilişkin rapor hazırladı. 2019 yılında yerine kayyım atanan Akpazar Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, Bakanlığın yayınladığı rapora tepki gösterdi.

    “RAPOR, KAYYIMLARA YÖNELİK ELEŞTİRİLERİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN HAZIRLANMIŞ”

    İçişleri bakanlığının kayyum atanan belediyelere ilişkin hazırladığı bir rapor olduğunu söyleyen Orhan Çelebi, “Yaklaşık bir yılı bulan bu raporlarda kayyumların ne kadar çok çalıştığını, ne kadar iş yaptığını devraldıkları belediyelerin ne kadar işlevsiz olduğunu halka hizmet götürmediğine dair kapsamlı 152 sayfalık bir rapor hazırladı. Bu rapor kapsamında benim de Belediye Eş Başkanlığını yaptığım Dersim’in Akpazar Belediyesi’ne dair veriler de konulmuş durumda. Hem bu verileri hem de İçişleri Bakanlığı’nın kayyumlara yönelik şikayetleri bir nevi ortadan kaldırmak, kayyumların ne kadar iyi bir iş olduğunu insanlara anlatmak için böyle bir görev üstlenmiş ve 152 sayfalık bir rapor hazırlamış. Bu raporda ilk göze çarpan 2019 yerel seçimlerinde göreve gelen HDP belediyelerinin neler yaptığına dair hiçbir verinin konulmamış olmasıdır. Benim de belediye başkanlığını yaptığım belediyeye de hiçbir verinin ortaya konulmamasıdır” dedi.

    “MÜFETTİŞ RAPORLARI YAYINLANIRSA HDP BELEDİYELERİNİN ÇALIŞMALARI GÖRÜLECEK”

    Kayyım atanan bütün yerlere müfettişler gönderildiğini, bu müfettiş raporlarının da neler olduğuna dair hiçbir şey ortaya konulmadığını söyleyen Orhan Çelebi sözlerine şöyle devam etti:

    “Müfettiş raporları yayınlanmış olsa orada HDP belediyelerinin ne kadar yoğun bir çalışma yürüttüğünü, halka hizmet söz konusu olduğunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığını görecek ya da kayyumdan devralınan belediyelerin borçlarını nasıl ödediği, hizmeti nasıl götürdüğü çok rahat görülecektir. Ama bu raporlarda oraya yansımadığı için belediyelerimizin yapmış olduğu işlerde kendilerine göre yapılmamış sayılmakta. Burada neden kayyum atandığına yönelik geniş kapsamlı kendini aklama, hukuka uydurma çabası söz konusu. Aslında cezası kesinleşmemiş birisinin görevden alınamayacağı, görevden uzaklaştırılamayacağı kanunda belirtilmesine rağmen İçişleri Bakanlığı hiçbir hukuki dayanak göstermeden kendi insiyatifini kullanarak bu tür yöntemlerle belediyelerde ki halk iradesini gasp ederek yerlerine kayyum atadı. Buna rağmen biz bu hukuksuzluğun son bulması için de mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Maçoğlu: ABD’li iş adamına verilen ‘dağ keçisi avlanma’ izni iptal edilmedi-VİDEO

    Maçoğlu: ABD’li iş adamına verilen ‘dağ keçisi avlanma’ izni iptal edilmedi-VİDEO

    PİRHA- Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Dersim’de ABD’li bir iş adamına verilen “dağ keçisi avlanma” izninin iptal edilmediğini açıkladı.

    Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Dersim’de ABD’li bir iş adamına verilen “dağ keçisi avlanma” izninin iptal edilmediğini, kafa karışıklığı yaratıldığını söyledi. Maçoğlu, “Bu özel izin iptal edilsin. Biz o tarihlerde burada olacağız. Biz günah keçisi aramıyoruz. Keçi burada günahkarların kim olduğunu da biliyoruz” dedi.

    ABD’li iş adamı Bradley Garrett Van Hoose’ye, 7-13 Aralık tarihleri arasında 50 mermi ile Dersim ‘de yaban keçisi avlanma izni verilmesi tepki yaratmış bunun üzerine CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, ABD’li bir iş adamının Dersim’de dağ keçisi avlama izin belgesinin iptal edildiğini açıklamıştı.

    Dersim Belediye Başkanı Maçoğlu, avlanma izminin verildiği Salördek köyünde Kırmızı Köprü girişinde, civar köylerde yaşayan yurttaşlar ve Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, yerine kayyum atanan Akpazar Belediye Başkanı Orhan Çelebi, DEDEF, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Türkiye Komünist Partisi’nin de katılımıyla açıklama yaptı.

    Maçoğlu, kafa karışıklığı yaratıldığını, ABD’li avcının izninin iptal edilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “2 Aralık’tan beri özel izinle Amerika’da bir vatandaşın başvurusu özelinde Antalya’dan bir acente şirketi aracılığıyla Pülümür Salördek köyünde yaban yaşamını sonlandırmak adına çıkarılan özel bir izne karşı dünden beri tüm kamuoyu bunu takip etmekte. Yaban yaşamı bizlerin kutsadığı bir alandır. Dersim halkı da böyle bir halk. Dersim halkının ‘Hızırın Davarı’ ya da Yaban Keçisi dediği bu şeyi sahiplenen onu kutsayan bir halk. Biz 3 gündür bunu takip ediyorduk. Elimize somut bilgiler gelince harekete geçtik.

    “BİR HAYVANI 50 TANE MERMİYLE ÖLDÜRME KARARI VAR”

    Ama şöyle bir kafa karışıklığına gidiliyor. Dün Doğa Koruma Milli Parklar İl Müdürlüğü’nün açıklamasında, Salördek bölgesinde bir avlanma ihalesi yoktur diyor. Doğru yoktur. Ama özel çıkarılmış bir izin var. Buradan bir tane hayvanı 50 tane mermi kullanılarak öldürme kararı var. Bu karar zalimane bir karar. 50 mermiyle buradaki yaşamı yok ederek bunun üzerinden keyif alan Amerikalı paralı bir insana ihale çıkarılıyor.

    “BİZ BURADA OLACAĞIZ”

    Özellikle çengel boynuzlu keçilerin korunmasını istiyoruz. Burada çıkarılan özel izin sonrasında 7-13 Aralık tarihinde burada olacağız. Bu özel izin iptal edilsin. İptal edildikten sonra kamuoyuna duyurulsun. Kafa karıştırıcı açıklamalarla bu olmaz. Biz günah keçisi aramıyoruz. Keçi burada günahkarların kim olduğunu da biliyoruz.”

    PİRHA/ DERSİM

  • Prof. Güney:  Bizim tek ümidimiz bir taban hareketini örgütlemek-VİDEO

    Prof. Güney:  Bizim tek ümidimiz bir taban hareketini örgütlemek-VİDEO

    PİRHA-Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Atilla Güney, AKP’nin hem seçmen ittifakı hem toplumsal taban ittifakı hem de parlamentodaki siyasi ittifakın çatırdamaya başladığını söyledi. Merkez sağdan gelen tabanın da artık bu gidişattan rahatsız olduğunu söyleyen Güney, pandemi sürecinin iktidarın sınıfsal perspektifini ve demokrasi anlayışını ortaya çıkardığını kaydetti. Güney,”Hayatları hiçe sayılan proleterya ile organize olmuş bir toplumsal muhalefete ihtiyacımız var” dedi. 

    Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz pandemiyle birlikte derinleşti. Ekonomik kriz siyasal krizin de yaşanmasına yol açıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası sonrası iktidar blokunda çatlamalara neden olacak mı? Muhalefet, krizi yönetmede yeterli mi? şeklindeki sorularımızı Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Atilla Güney’e sorduk.

    MERKEZ SAĞDAN GELEN TABAN ARTIK BU GİDİŞATTAN RAHATSIZ

    PİRHA: AKP-MHP blokunda son zamanlarda istifa gündemli süreç var. Son olarak Berat Albayrak istifa etti. Bu da iktidar blokunda çatırdamaların olduğu yorumlarına neden oldu. Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?

    PROF. DR. ATİLLA GÜNEY: AKP gibi partilerin siyasi değerleri yoktur. Bunun tarihte ve Türkiye’de örnekleri de var. 1980 darbesi sonrası ANAP, AKP benzeri bir partiydi. Bu tür partiler kendi içlerinde koalisyon partileridirler, toplayıcı partilerdir. Seçmen tabanı itibarıyla seçimler üzerinden bu tür partilere bakacak olursak ideolojik olarak içerisinde liberal demokratların, muhafazakâr demokratların, hatta sosyal demokrasiye yakın merkez sağ seçmen tabanı da vardır. Merkez sağ seçmeni toplayan bir toplayıcı partidir. İkincisi parlamentoda kendisini destekleyen MHP gibi, BBP gibi benzeri irili ufaklı küçük partilerin de desteğini alan çifte ittifak var.

    Çatırdayan şeyler var. AKP’nin hem seçmen ittifakı hem toplumsal taban ittifakı hem de parlamentodaki siyasi ittifakın çatırdamaya başladığını söyleyebiliriz. Bu çatırdama değerler çatışmasından öte maddi temellerinde bir çatırdama yaşanıyor. Aynı zamanda da bir siyasal rant paylaşımı üzerine kurulmuş bir partidir. Şimdi kriz bir yandan AKP’nin bence bu toplumsal ittifak tabanını eritmeye başladı. Sadece bunu düşen oy oranları üzerinden gözlemlemiyoruz, aynı zamanda kendi içlerindeki ilk kurucuların giderek çözülmeye başlamasını AKP’yi temsil eden liderle siyasal ayrışmaları üzerinden okuduğunuzda bunu bir değerlerin çatışmasından çok krizle birlikte merkez sağdan gelen tabanın artık bu gidişattan rahatsız olmasıdır. İkincisi de bu rantiye merkezde ittifakın artık paylaşacak rantın, pastanın AKP içerisindeki tabanın paylaştığı örgütsel tabanın paylaştığı pastanın daralması ile birlikte bir kavga söz konusu.

    Belki 15, 16 yıldır AKP’ye oy veren merkez tabanı iki tercih arasında bırakmak zorunda kalacaklar. Ya gitmeye zorlayacaklar ya da bu rant paylaşımı tehdidi üzerinden kendi tabanlarını konsolide etmeye çalışacaklar. Bu bir süre gidecek. Kriz daha da kronikleşecek ve bu artık bir çözümsüzlük noktasına gelecek. Şimdilik covid bir bahane olarak bunu örtbas ediyor ama aslında bu covidden bağımsız çok ciddi bir siyasal ve ekonomik kriz.

    “PANDEMİ İKTİDARIN SINIFSAL PERSPEKTİFİNİ VE DEMOKRASİ ANLAYIŞINI ORTAYA KOYDU”

    Koronavirüs salgını siyasal ve ekonomik kriz sürecini hızlandırdı mı, hızlandıracak mı?

    Koronavirüs salgını üzerinden komplocu bir analiz yapma taraftarı değilim. Bugün pandeminin sebep olduğu gibi gösterilen iktisadi ve toplumsal krizin aslında 2019’un sonlarında başlayan ve bu salgından çok çok önce öngörüldüğünü ya da izlerinin, emarelerinin zaten hissedildiğini defalarca dile getirdim. Bu salgın ne yaptı? Bu salgın biraz daha katalizör etkisi yaptı ve hızlandırdı bu süreci. Bir yandan da bu krizin esas müsebbibi olan sermaye sınıfına bir bahane verdi. Diğer yandan da zaten giderek otoriterleşmeye başlayan siyasal iktidarların eline -bu sadece Türkiye için değil- bahane vermiş oldu. Gelinen aşamada sürecin tek başına yönetilemeyeceğini ortaya koydu. Dolayısıyla böyle külli bir sorunun nasıl çözüleceğine dair sendikalardan, odalardan görüş, öneri almaz, karar alma süreçlerine ortak etmezseniz, sorun kronikleşir. Böyle kronikleşmiş bir sorun nedeniyle son birkaç aydır özellikle emekli kesiminde görülen pandemiden dolayı yaşamını yitirenlerin sayısının devasa oranlara yükselmesi de aslında bu iktidarın sınıfsal perspektifini ve demokrasi anlayışını çok net biçimde ortaya koydu.

    “ORTAK SORUNLAR ÜZERİNDEN BİR ORTAK MUHALEFET GELİŞTİRİLMELİ”

    Peki bu ağır tablo karşısında muhalefet ne yapıyor?

    İktidar blokunda ara ara çatlak sesler çıkıyormuş gibi görünse de iktidar ve onun destekçisi olan MHP’nin söylemlerinin son derece homojen olduğunu görüyoruz. Muhalefetin dezavantajlarından bir tanesi bir kere homojen olmaması. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nden tutun İyi Parti’sine kadar, Saadet Partisi’nden tutun Halkların Demokratik Partisi’ne kadar bu spektrumun tamamına baktığınızda bir kere çok heterojen bir muhalefet yapısı var. Ortak sorunlar üzerinden bir ortak muhalefet geliştirmek yerine CHP ile HDP yan yana geldiğinde daha ulusalcı daha milliyetçi saikler devreye giriyor ve organik söylem bütünsel bir söylem, ya da İyi Parti ile HDP karşı karşıya geldiğinde ya da Saadet Partisi ile CHP’nin ultra laik kanadı karşı karşıya geldiğinde öyle bir şey yakalayamıyorlar. AKP son dönemde bir strateji geliştirdi. Muhalefeti parlamenter söylemin içerisine ‘Milli İrade’ söylemiyle hapsetti. Demokrasi bu değil. Tek başına demokrasi 4-5 yılda bir periyodik seçimlerle halkın iradesinin parlamentoya yansımasıdır bir taraftan ama daha da önemlisi demokratik örgütlenme, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması, ifade özgürlüğü, iktidarı eleştirme, muhalefet etme özgürlüğü gibi daha geniş bir tanımı var. Şu anda kamusal alan ve sivil toplum tamamen yerle yeksan olmuş durumda. Halkların Demokratik Partisi daha toplumsal tabanla kendi tabanıyla ve halkla daha iç içe daha bütünleşik. Bu anlamda daha kurumsal bir muhalefet yürütüyor. O yüzden de son bir kaç yıldır yoğun bir baskı altında.

    “TEK ÜMİDİMİZ TABAN HAREKETİNİ ÖRGÜTLEMEK”

    Muhalefet ne yapmalı?

    Solun ya da sol söylemin bugüne kadar çok dillendirdiği ekonomik sorunların artması ile birlikte toplumsal bilincin artacağına ve toplumsal muhalefetin de kendiliğinden yükseleceğine dair bir inanış vardır. Fakat tarih bize bunun her zaman doğru olmadığını gösterdi. Bu süreçten parlamenter rejimi ya da seçim sistemine çok küçümsediğimden değil ama artık bunun tek başına bu otoriter iktidarlardan kurtulmanın yegane ve biricik yolunun parlamenter seçimler olmadığını düşünüyorum. Artık tabandan ciddi bir kalkışma gelmedikçe, örgütlü bir taban hareketi ortaya çıkmadıkça demokrasi, özgürlüklerin artacağını ve sorunların çözüleceği mümkün görünmüyor. Bizim tek ümidimiz bu tür bir taban hareketini örgütlemek. Kadınlarıyla erkekleriyle, ayrımcılığa uğrayan farklı etnik kimlikler ile inançsal kimliklerle, cinsiyet ayrımcılığı mağdurlarıyla hareket ve çevrecilikten çevre yağmalamasından mağdur olan köylüler ile covid sürecinde hayatları hiçe sayılan proleterya ile ama bunların örgütlü yapılarıyla yani bireysel ya da kişisel mücadele örgütle yapılarıyla organize olmuş bir toplumsal muhalefete ihtiyacımız var.

    Diren KESER/MERSİN

  • DEDEF: Dersim’de tarikat örgütlenmelerine izin vermeyeceğiz-VİDEO

    DEDEF: Dersim’de tarikat örgütlenmelerine izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Dersim Dernekler Federasyonu, (DEDEF) kent genelinde artan tarikat yapılanmalarına karşı açıklama yaparak, “Topla, tüfekle, sürgünlerle başaramadıklarını tarikatlarla yapmak istiyorlar” dedi. 

    Dersim Dernekler Federasyonu, Dersim genelinde artan tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı basın açıklaması yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasını DEDEF Genel Başkan Yardımcısı Hasan Güzel okudu.

    “Topla, tüfekle, sürgünlerle başaramadıklarını tarikatlar eliyle yapmak istiyorlar” diyen Hasan Güzel, şunları dile getirdi:

    “Dersim’de dernek ve vakıf adı altında kurumlaşan bu tarikatların devletten bağımsız faaliyet sürdürdüklerine inanmıyoruz. Tam tersi bir devlet politikası olarak düşünmekteyiz.

    Bilimin ve aydınlanmanın merkezi olması gereken Munzur Üniversite’si, bu gerici cemaat/tarikatların cirit attığı ve kadro kaptığı bir çiftlik haline gelmiş durumda ve üniversite uzantılı kentteki cemaatler aynı zamanda birbirini beslemekte ve kollamaktadır. Bu durum asla kabul edilemez.”

    “HALKIN CEVABI SERT OLACAKTIR”

    Hasan Güzel, Dersim’deki cemaat ve tarikat yapılanmasının toplumsal gereksinimden kaynaklı olmadığını vurgulayarak, “Bu yapılanmalar örgütlenme özgürlüğü kapsamında düşünülemez” dedi.

    Güzel, Dersimlilerin inancından koparılmaya çalışıldığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bugün caddeleri, sokakları ırkçı sembollerle donatılan, inanç yerleri, dağı taşı bombalanan, doğası, maden ocaklarıyla talan edilen, ormanları yakılan, kutsal kabul ettikleri dağ keçileri için av ihalesi açılan Dersim coğrafyası sahipsiz değildir.

    Doğa katliamından sonra bir başka kuşatma, tarikatlardan cemaatlerle, AKP’nin hükümet ve devlet gücüyle, Dersim’i öz gücünden, öz kimliğinden ve inancından koparmaya çalışıyorlar. Ahtımız aht, sözümüz söz olsun, tarikatlara da AKP’ye de bu kuşatmaya da dur diyeceğiz. Buradaki misyonerlerini bir an önce geri çeksinler, geri çekmezler ise bu halkın vereceği cevap sert olacaktır.

    ‘Dersim’e sefer olur ama zafer olmaz’ diyen Alişer Efendi’nin felsefesini ve Raa Haqi inancını esas alan insanlığın ortak değerlerinde yürüyen Dersimliler ve dostları geçmişte olduğu gibi bugün de teslim olmayacaklardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersimlilerin cemaatlere vereceği cevap sert olacak’-VİDEO

    ‘Dersimlilerin cemaatlere vereceği cevap sert olacak’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Dernekleri Federasyonu, tarikat, cemaat ve derneklerin Dersim’de faaliyet yürütmelerine ilişkin açıklama yaptı. Asimilasyon geleneğinin halen devam ettirildiğine vurgu yapılan açıklamada “Ahtımız aht, sözümüz söz olsun, tarikatlara da AKP’ye de bu kuşatmaya da dur diyeceğiz. Buradaki misyonerlerini bir an önce geri çeksinler, geri çekmezler ise bu halkın vereceği cevap sert olacaktır” ifadeleri kullanıldı.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), devlet destekli tarikat, cemaat ve derneklerin Dersim’de faaliyet yürütmesine birçok ilde yaptığı basın açıklaması ile tepki gösterdi. Ankara ve Mersin’de eş zamanlı yapılan basın açıklamalarında asimilasyon politikalarına karşı mücadele çağrısı yapıldı.

    Ankara’da yapılan açıklamaya Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticileri de katıldı.

    Basın açıklaması öncesinde söz alan Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz, 1938 katliamı sonrasında asimilasyon ve Dersim’i yok etme politikalarının günümüze dek sürdürüldüğünü ifade etti.

    Kılavuz, Dersim’e yönelik baskıların AKP hükümetiyle birlikte hız kazandığını da belirterek “Gelen hükümetle birlikte Fethullah örgütlenmesi dayatıldı. Munzur Koleji ile birlikte fakir aile çocuklarını kendi okullarında okutarak bu asimilasyon politikalarına hız verdiler. Gülen’in devletle çatışmasından sonra orada cemaat yok edildi fakat diğer cemaatler eliyle bu defa farklı örgütlenmelere gidildi. Hepimiz biliyoruz bu cemaatlerle birlikte Dersim’deki asimilasyon politikaları tekrardan yeni bir sürece girmiş durumdadır” açıklamasını yaptı.

    “TARİKATLARA DA AKP’YE DE DUR DİYECEĞİZ”

    Dersim Dernekleri Federasyonu yönetim kurulu üyesi Ali Ekber Çelik, Dersim’in tarih boyunca birçok zulme uğratıldığını söyleyerek şu açıklamayı yaptı:

    Topla, tüfekle, sürgünlerle başaramadıklarını Dersim’in dört bir yanında HES, barajlar, orman yangınları, maden projeleri, dere ıslah ve sulama kanalı adı altında doğaya yönelik talan ve tahribatlar, dağ keçilerinin ihaleye çıkarılarak katledilme projeleri ile başarmak istiyorlar.

    Bunlarla başaramadıklarını ise geçmiş yıllardan beri çok yönlü bir asimilasyon kıskacına alarak başarmak istediler. 1937/38 de başlayan, sırasıyla 12 Mart, 12 Eylül askeri faşist darbelerinin, 12 Eylül’de her köye cami yapılmasının, Dersimli çocukların kuran kursu-imam hatip okullarına zorla götürülmesinin ve 94 köy boşaltmaları ile sürgünlerin hedefi oldu Dersim halkı.

    Dersim’de kalanlar ise Devletin de desteği ile yakın geçmişte gerici Gülen Cemaatini üzerinde asimilasyon politikalarını devreye konulmuştur. Gülen cemaati ile ters düşen devlet, bu günlerde ise diğer gerici tarikat, cemaat vb. dernekler ile bu asimilasyonu devam ettirilmek istenmektedir.

    Dersim’de dernek ve vakıf adı altında kurumlaşan bu tarikatların devletten bağımsız faaliyet sürdürdüklerine inanmıyoruz. Tam tersi bir devlet politikası olarak düşünmekteyiz.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ CEMAATLERİ KOLLAMAKTA”

    Bilimin ve aydınlanmanın merkezi olması gereken Munzur Üniversite’si, bu gerici cemaat/tarikatların cirit attığı ve kadro kaptığı bir çiftlik haline gelmiş durumda ve üniversite uzantılı kentteki cemaatler aynı zamanda birbirini beslemekte ve kollamaktadır.

    Küçük bir Alevi kenti olan Dersim’de cemaat ve tarikat yapılanması toplumsal gereksinim olmayıp, tamamen,  tahakkümcü asimilasyon politikalarının araçları olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu yapılanmalar örgütlenme özgürlüğü kapsamında düşünülemez ve değerlendirilemez.

    Bugün caddeleri, sokakları ırkçı sembollerle donatılan, inanç yerleri, dağı taşı bombalanan, doğası, maden ocaklarıyla talan edilen, ormanları yakılan, kutsal kabul ettikleri dağ keçileri için av ihalesi açılan Dersim coğrafyası sahipsiz değildir. Bütün toplumsal varlığımıza, dilimize, kültürümüze, inancımıza yönelik bu ve benzer saldırıları hiçbir vicdanlı Dersimli’nin kabul etmeyeceği gibi, bu ülkedeki emek ve demokrasi güçleri de asla kabul etmeyecektir.

    Doğa katliamından sonra Bir başka kuşatma, tarikatlardan cemaatlerle, AKP’nin hükümet ve devlet gücüyle, Dersim’i öz gücünden, öz kimliğinden ve inancından koparmaya çalışıyorlar. Ahtımız aht, sözümüz söz olsun, tarikatlara da AKP’ye de bu kuşatmaya da dur diyeceğiz. Buradaki misyonerlerini bir an önce geri çeksinler, geri çekmezler ise bu halkın vereceği cevap sert olacaktır.

    “DERSİM’E SEFER OLUR AMA ZAFER OLMAZ”

    ‘Dersime sefer olur ama zafer olmaz’ diyen Alişer Efendi’nin felsefesini ve Raa Haqi inancını esas alan insanlığın ortak değerlerinde yürüyen Dersimliler ve dostları geçmişte olduğu gibi bu gün de teslim olmayacaklardır. Yavuz’dan bu yana süren ve yeni türevleri olan hiçbir yezide hiçbir Dersimli’nin boyun eğip teslim olmayacağına inanıyoruz.

    Kentteki ve üniversitedeki bu gerici yapılanmaların, kendi çıkarları için toplumu nasıl ateş çemberi içine attıklarını görmediğimizi ve bu duruma sessiz kalacağımız zannetmesinler.

    Dersim’de devlet destekli cemaat ve tarikat örgütlenmeleri bir an önce durdurulsun!”

    RÊYA HAKK İNANCI YOK EDİLMEK İSTENMEKTE”

    Açıklama sonrası söz alan isimlerden birisi de Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak oldu.

    “Dersime karşı devletin iki politikası vardır; katliam ve asimilasyon” diyen Karabudak şöyle devam etti:

    “Özellikle Osmanlılar döneminde Dersimliler İslam paydası altına alınmak iştendiler. Abdulhamit, bölgeye misyoner amaçlı imamları gönderdi. Cumhuriyetle beraber ulus devletin Türklük sözleşmesi devreye girdi. Muteber vatandaş, Türk, Hanifi, Sünni, Müslüman ve laik olacaktı. Bu niteliklere uymayanları imha ettiler.

    Son dönemlerde Dersim’de devlet-tarikat-cemaat örgütlenmesi, toplumu tam kuşatma altına almaktadır. Dersim de yaşanan tam bir sel hareketidir. Kürt Rêya Hakk Alevî inancına ait ne varsa sürüp süpürmek, yok etmek istenmektedir. 80 darbesinden sonra cemaat örgütlenmesi en kolay şekilde Dersim’de mekan buldu. Dört binden fazla Dersimli çocuk devşirilerek kuran kurslarına gönderildi. Buralarda hafıza kaybı yaşatıldı. Dersimde kışla kültürü ve tam kuşatma çalışmaları elbette ki yeni değildir. Farklı zamanlarda, farklı aktörlerle kuşatma devam edildi. Dersim’e yönelik kuşatma hareketine karşı, pirlerin, taliplerin, ocak evlatlarının, solcuların, komünistlerin, yazarların, şairlerin, ozanların, insanlık adına söz söyleyenlerin, birbirlerine heval, kirva, musahip diye hitap edenlerin, yıllardır irademizi temsil eden seçilmişlerin  hepsinin ama hepsinin rolü vardır. Dersim’de Kürt Rêya Hakk Alevî inancı ebedi olarak meftun edilmek isteniyor. Çünkü hakikat buradan görünür olacaktır. Cemaat, Şiilik, tarikat örgütlenmesi devletin dışında gelişmemiştir.”

    “ALEVİ KÖYLERİNDEKİ CAMİLER YIKILSIN”

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan da söz alan bir diğer isim oldu. “Konu Dersim olunca biz Aleviler için akan sular durur” diyen Kaplan, şunları dile getirdi:

    “Biz Aleviler için iki tane önemli merkez var. Biri Hacıbektaş Türbesi diğeri de ocakların merkezi olan Dersimdir. Devlete buradan seslenmek istiyoruz; eğer Alevileri yanlarında görmek istiyorlarsa öncelikle cumhuriyet döneminden bu yana yapılan asimilasyonlarla ilgili özellikle Alevi köylerine yapılan camilerin bir an önce yıkılması gerekir. Yapılan asimilasyonlar nedeniyle Alevilerden özür dilemelidir. Alevi katliamlarının devletin gözetimi doğrultusunda yapıldığını kabul edip Alevilerden özür dilemelidir.

    Dün Gülen, bugün Süleymancılar ya da Nurcular… Bugün İslam dini Türkiye’de özellikle tarikatların eline düşmüş durumdadır. Bu durumdan kurtulmadıkları sürece bu ülkede özgürlükten bahsedilemez.”

    Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği Mersin Şubesi de konuya ilişkin eş zamanlı basın açıklaması yaptı.
    “Dersim’de tarikat örgütlerine geçit vermeyeceğiz” pankartının açıldığı toplantıda açıklamayı dernek başkanı Hasan Tanrıkut okudu.
    Tanrıkut, “Dersim’in uzun yıllardır asimilasyon kıskacında olduğunu söyleyerek “Kentteki üniversite uzantılı tarikat ve dinci gruplar birbirlerini beslemekte ve kollamaktadır. Bu durum asla kabul edilemez” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • DİSK Başkanı Çerkezoğlu: 2021 asgari ücreti net 3800 TL olmalı-VİDEO

    DİSK Başkanı Çerkezoğlu: 2021 asgari ücreti net 3800 TL olmalı-VİDEO

    PİRHA- DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu bugün bir basın toplantısı yaptı. Çerkezoğlu, “Asgari ücret tümüyle vergi dışında bırakılmalı. 2021 yılı asgari ücreti net 3 bin 800 lira olmalıdır” dedi.

    DİSK 2021 yılı asgari ücreti ile ilgili TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi binasında açıklama yaptı.

    DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) asgari ücret raporlarının açıklandığı basın toplantısında konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Kriz ve salgın emekçi sınıflarını yoksullaştırdı. Asgari Ücret tespit süreci bildiğiniz gibi Türkiye’nin en büyük ücret pazarlığıdır. Asgari ücret birçok Avrupa ülkesinde sembolik bir ücrettir ama Türkiye’de milyonların meselesidir. 10 milyon işçi asgari ücretin altında ve asgari ücrete yakın çalışmaktadır. Asgari ücret aileleriyle birlikte on milyonlarca yurttaşın meselesi olarak çalışma hayatının en temel konularından biridir” diye konuştu.

    “7,5 MİLYON İNSAN, ASGARİ ÜCRET VE ALTINDA ÜCRETLE YAŞAMAYA ÇALIŞIYOR”

    Türkiye’nin asgari ücretliler toplumu haline getirildiğini ifade eden Arzu Çerkezoğlu, şunları belirtti.

    “3,3 milyon işçi asgari ücretin altında bir ücretle çalışıyor. Asgari ücretin yarısından daha az ücretle çalışan işçi sayısı 1 milyona yakın, asgari ücret ve altında bir ücretle yaşamını sürdürmek zorunda olan işçilerin sayısı 7,5 milyon civarındadır” diye konuştu. Özel sektörde durumun daha vahim olduğunu belirten Çerkezoğlu, “İşçilerin yüzde 21,7’si asgari ücretin altında ücret alıyor. Özel sektörde asgari ücret ve altında ücretle çalışanların oranı yüzde 49 ve asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 62’dir. 9,5 milyona yakın özel sektör işçisi asgari ücretin yüzde 20’si ve altında ücretlerle çalışıyor.”

    “KADINLARIN YARISI ASGARİ ÜCRETİN ALTINDA MAAŞ ALIYOR”

    Asgari ücretten en fazla etkilenen kesimlerden birinin de kadınlar olduğunu belirten Çerkezoğlu, “Asgari ücrete erişemeyenlerin oranı genelde yüzde 17 iken kadınlarda bu oran yüzde 25’i aşıyor. Asgari ücret düzeyinde ve daha düşük ücret alanların oranı genelde yüzde 38 iken, kadınlarda yüzde 49’a yükseliyor. Kadınların yarısı asgari ücret ve daha düşük ücretlerle çalışıyor” diye konuştu.

    Hükümetin “En yüksek asgari ücret bizde” sözlerini eleştiren Çerkezoğlu, “Türkiye Avrupa ülkeleri içinde asgari ücreti en düşük ülkeler arasında. 2010’da Avrupa’da Türkiye’den düşük asgari ücrete sahip 12 ülke varken, 2020’de bu sayı 3’e düştü. Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler Sırbistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’tur. Ancak 2020 Kasım ve Aralık ayındaki güncel döviz kuru dikkate alındığında Türkiye’deki asgari ücretin Arnavutluk hariç Avrupa’daki en düşük asgari ücret olduğu açıktır” diye konuştu.

    “983 LİRA VERGİ VE KESİNTİLERE GİDİYOR”

    Asgari ücretli bir işçinin yılın 122 günü kesilen vergiler için çalıştığını söyleyen Çerkezoğlu, “Brüt asgari ücretin dolaylı-dolaysız vergi ve kesintilerini dikkate aldığımızda yüzde 33,4’ü (983 TL) vergi ve kesintilere gidiyor” dedi.

    Çerkezoğlu, DİSK olarak asgari ücret beklentilerini şöyle sıraladı:

    “*Salgın döneminde asgari ücret farklı hesaplanmalıdır. Brüt asgari ücret net olarak ödenmelidir!
    *2021 asgari ücreti Kovid-19 salgınının hanelere getirdiği yeni yükler dikkate alınarak hesaplanmalıdır.
    *Bütçeden asgari ücrete nakit desteği sağlanmalıdır.
    *Asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalı, tüm ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinden vergi alınmamalıdır.
    *Salgın döneminde asgari ücret SGK işçi primleri bütçeden karşılanmalıdır.
    *Asgari ücret hesabında sadece işçinin kendisi değil, ailesi de esas alınmalıdır.
    *Asgari ücret tespitinde geçim koşulları ve milli gelir artışı dikkate alınmalıdır.
    *Asgari ücret bütün işçi ve memurlar için ortak saptanmalıdır.
    *2021 asgari ücreti net 3.800 TL olarak saptanmalıdır”

    Asgari ücret belirleme sürecinin DİSK için açık bir mücadele süreci olduğunu söyleyen Çerkezoğlu, şöyle devam etti:

    “Asgari ücret pazarlığının bütün işçi konfederasyonlar tarafından ortak bir anlayış ve ortak bir mücadele ile yürütülmesini önemsiyoruz. Üç konfederasyon tarafından geçen yıl ve bu yıl kamuoyuna açıklanan ortak ilkeleri sahipleniyoruz ve bunlar etrafında ortak mücadeleyi çok önemsiyoruz. Şunu da eklemek isteriz ki asgari ücret pazarlığı sadece masa başı pazarlık değildir. DİSK asgari ücret pazarlığını çok önemli bir paylaşım mücadelesi olarak görmektedir. DİSK asgari ücret pazarlığı ve mücadelesinin doğrudan tarafıdır. İnsanca yaşanabilir bir ücret için işyerlerinde, meydanlarda ve bulunduğumuz her yerde mücadeleye devam edeceğimizi duyuruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim ismini geri istiyoruz’-VİDEO

    ‘Dersim ismini geri istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Dersim isminin yasaklanmasıyla ilgili Dersimlilere mikrofon uzattık. Dersim isminin asimilasyon politikalarıyla birlikte yasaklandığını söyleyen Dersimliler, “Yasaklamalar ile tarihimizin, kültürümüzün yok olmasını istiyorlar” dedi.

    Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Dersim ismi ve Alevi inancı ritüellerinin kayıt altına alınmasının yasaklanması kararını Dersimlilere sorduk.

    “YASAKLAMALARLA TARİHİMİZİN, KÜLTÜRÜMÜZÜN YOK OLMASINI İSTİYORLAR”

    Hıdır Gündoğan, “Bu yasaklamalar ile tarihimizin, kültürümüzün yazılı bir metne ulaşmayarak yok olmasını istiyorlar” diyerek şunları söyledi:

    “Yazılı metin veya kaynak olmadan kültürümüz yok olmaya mahkum. Bunun için de kültürümüzün yok olması için böyle yasaklamalarla uğraşıyorlar, yıllardır bu yasaklamalar var başarıya ulaşamadılar. Belki şu an daha çok başarıya ulaşmış gibi görünüyorlar ama yine sonuç alamayacaklar, halkımızın mücadelesi bunu boşa çıkaracaktır.

    “DERSİM İSMİNİN UNUTULMASI İÇİN HER ŞEY YAPILIYOR”

    Aşkın Aylu da, “Dersim ismi aslında şu an yasaklanmış değil, biz şehirde veya bu bilince sahip insanlar kullanıyor. Ama Dersim ismi cumhuriyetin asimilasyon politikalarıyla birlikte yasaklanmış ve bugüne gelmiş durumda. Halk Dersim ismini isterken devlet ısrarla Dersim isminin unutulması için her şeyi yapmaktadır” dedi.

    Veli Can isimli yurttaş ise, “Doğal hakkımızdır, yasak nereye kadar gidecek. Yasaklar durdurulsun ne gerek var. Dersim ismini geri istiyoruz” dedi.

    “İNANÇLARIMIZ YASAKLANMASIN”

    Filiz Demir de, “Zaten Tunceli değil de Dersim diyoruz değiştirilmesini istiyoruz. Resmiyette Dersim olmasını istiyoruz. İnançlarımız yasaklanmasın, herkesin kendine göre inancı var bizim de inancımız budur. O yüzden yasaklanmasını istemiyoruz. Yasak gelse bile kendi inancımızı devam ettiririz” diye konuştu.

    Merak Kırmızıtaş ise, “Bir Dersimli olarak istemeyiz tabi ki böyle bir şeyi, bizim kendi inancımıza yasak gelmesin. Hiçbir Dersimli bunu istemez, hiçbir Alevi bunu istemez. Tabi ki inançlarımızın, değerlerimizin kaldırılmasını hiçbirimiz istemeyiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Amanos’un eteklerinde mantar üretiyor-VİDEO

    Amanos’un eteklerinde mantar üretiyor-VİDEO

    PİRHA- Amanos Dağları eteğinde mantar yetiştiriciliği yapan Ceylan Yükselici, “Üretim yapmak çok önemli. Kazancım da gayet iyi. Herkese tavsiye diyorum” dedi.

    Kadınlar bir zamanlar ekonominin merkezindeyken, kapitalist sistemle beraber, bu özelliğinden koparılıp, emeği yok sayılıp kimliksizleştirilmeye çalışıldı. Ancak kadınlar buna karşı mücadelesini her alanda sürdürüyor.

    Bu kadınlardan biri de Amanos Dağları eteğinde 200 metre karelik bir alanda mantar üreterek, yaşamda ben de varım diyen Ceylan Yükselici.

    Gaziantep Üniversitesi işletme bölümü mezunu olan Yükselici, “Kendi alanımda iş bulamayınca 2018 yılında Tarım Bakanlığı’na bir proje sunulmuştu. Ben de mantar alanında başvuru yaptım. %30’nu Tarım Bakanlığı karşıladı, %40’nı da kendim karşılayarak böyle bir tesis kurdum. Pazarlamada hiçbir sıkıntım yok, güzel satışlar yapabiliyoruz. Senede 3 defa yapabilme hakkına sahibim. Öncelikle azim, irade ve cesaret lazım. Bunlar olduktan sonra da her insan yapabilir, diye düşünüyorum. Yapmak isteyenlere önerebileceğim güzel bir meslek dalıdır. Bir evi geçindirebilecek bir gelire de sahip bir meslektir” dedi.

    PİRHA/İSLAHİYE-ANTEP

  • Mezitli Cemevi destek bekliyor-VİDEO

    Mezitli Cemevi destek bekliyor-VİDEO

    PİRHA- Mezitli Cemevi yapımının yaklaşık 6 yıldır sürdüğünü dile getiren Şube Başkanı Ferdi Koç, “Yurt içi ve yurt dışından tüm canların katkılarını bekliyoruz” dedi.

    Alevilerin şehirlere yerleşmesiyle cemevlerine duyulan ihtiyaç da arttı. Uluslararası mahkemelerde cemevlerinin tanınması gerektiğine dair kararlar verilmiş olsa da hükümetler Alevilerin inanç merkezlerini tanımamakta direniyor.

    Buna karşın Alevi toplumu ve kurumları cemevlerini yapmaya devam ediyor. Bu cemevlerinden biri de Mersin’in Mezitli ilçesinde yapımına 6 yıldır devam edilen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Şubesi’ne bağlı Mezitli Cemevi.

    Cemevinin yapım sürecine dair konuşan AKD Şube Başkanı Ferdi Koç, “Cemevleri sadece cem yapıp cenaze kaldırdığımız yerler olmamalıdır” diyerek şu bilgileri verdi:

    “Cemevleri, toplumun değişim ve gelişim sürecini de kapsayan, düşünce ortaya koyan alanlar olması gerekiyor. Biz bu cemevlerini yaparken üretimi birinci hedef olarak önümüze koyup bir projelendirme içerisine girdik. Bu noktada kendisini insanlıktan yana gören tüm kesimlerin cemevlerine sahip çıkması gerekiyor. Emekten, güzellikten, özgür bir gelecekten yana olan tüm dostlarımızı buraya bekliyoruz. Yurt içi ve yurt dışından tüm canların katkılarını da bekliyoruz.”

    Cemevi inşa sürecine dair bilgi veren bir diğer isim ise Yazar Abbas Tan oldu. Alevilerin günlük yaşamdaki tüm ihtiyaçlarının karşılandığı yerlerin artık cemevi olması gerektiğini söyleyen Tan, “Burada birçok hizmetin birlikte verilebileceği, geniş kapsamlı bir projenin hayata geçirilmesi için mücadele veriliyor” ifadelerini kullandı.

    Kadın kolları üyeleri de inşa sürecinde daha çok kadının yer alması gerektiğini belirterek “Gelin canlar bir olalım” çağrısında bulundu.

    Diren KESER/MERSİN