PİRHA- Muş’un Gimgim(Varto) ve Bingöl’ün Kanîreş(Karlıova) ilçelerinde yapılması planlanan JES projesi bölge halkının tepkisini çekmeye devam ediyor. Alevi kadınları, JES projesinin doğalarını yok edeceğine dikkat çekerek, 24 Nisan’daki mitinge katılarak, doğaya sahip çıkma çağrısı yaptılar.
Muş’un Gimgim(Varto) ve Bingöl’ün Kanîreş(Karlıova) ilçelerinde ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından iki ayrı Jeotermal Enerji Santrali(JES) projesi hayata geçirilecek. Uzmanlar ve bölge halkı, bu projelerin sadece doğal yaşamı değil, yerleşik yaşamı da yok edeceğini belirtiyor.
Projenin, Varto’ya bağlı 16 köyü, Karlıova’da ise 6 köyü doğrudan etkileyeceği belirtiliyor. Proje kapsamında ilk sondaj çalışmaları Mayıs 2026’da başlayacak.
JES projesinin kendisiyle büyük tehlike ve riskleri getireceğini aktaran yurttaşlar, “Gimgim ve Kanîreş’te jeotermal santrali istemiyoruz. Yapılmak istenen JES projesi sadece doğaya değil, aynı zamanda inancımıza, kültürümüze, geleceğimize yönelmiş bir tehdittir. Bugün bu toprakları savunmak yalnızca bir çevre mücadelesi değil; aynı zamanda bir inanç ve onur meselesidir” diyerek 24 Nisan’da Gimgim’da gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundular.
Buluşmanın adalet ve hakikat talebini haykırmak için önemli bir alan olduğunu belirterek, “Bu mitingde bir araya gelerek hem doğamız hem de değerlerimiz için hep birlikte güçlü bir şekilde ses çıkaracağız. Gelin inancımıza, toprağımıza, geleceğimize hep birlikte sahip çıkalım. Hakikatimize dokunan her şeye hep birlikte güçlü bir şekilde haykıralım” denildi.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik artan baskılara dikkat çekerek, gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve yargılamaların derhal sona erdirilmesini istedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik sistematik baskılara dikkat çekerek, basın açıklama yaptı.
Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı şube adına İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Ateş, gazetecilerin yalnızca haber takibi ve kamuoyunu bilgilendirme görevleri nedeniyle kriminalize edildiğini belirtti. Ateş, PİRHA muhabiri Cihan Berk’in tutuklu yargılandığı davanın bu baskıların somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, özgür basının susturulamayacağını ifade etti.
“Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar her geçen gün artmakta; gazetecilik faaliyetleri sistematik bir biçimde kriminalize edilerek susturulmak istenmektedir. Kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğunu yerine getiren gazeteciler; gözaltı, tutuklama, soruşturma ve yargı baskısıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Haber takibi yapmak, gerçekleri yazmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç gibi gösterilmekte; gazeteciler hedef haline getirilmektedir.”
Son dönemde gazetecilere yönelik operasyonların sıradanlaştırıldığını belirten Ateş, ev baskınları, dijital materyallere el koymalar, uzun gözaltı süreleri ve tutuklamaların yaygın hale geldiğini söyledi. Yargının bir baskı aracına dönüştüğünü ifade eden Ateş, bu durumun yalnızca basın emekçilerini değil, toplumun haber alma hakkını da tehdit ettiğini vurguladı.
“GAZETECİLER TEHDİT ALTINDA MESLEKLERİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Ateş, PİRHA muhabiri Cihan Berk’in tutuklu yargılandığı davanın bu baskıların somut örneklerinden biri olduğunu kaydederek şunları ekledi:
“Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılan Berk’in duruşması, bir gazetecinin değil, toplumun haber alma hakkının yargılandığı bir sürece dönüşmüştür.”
“Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen düzenlemenin gazetecilik faaliyetleri üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Ateş, Alican Uludağ, Bilal Özcan ve İsmail Arı gibi gazetecilerin gözaltına alınarak tutuklanmalarının bu yasanın pratikteki etkisini gösterdiğini söyledi.
ETHA muhabirlerine yönelik baskılara da değinen İAteş, Müslüm Koyun, Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz ve Züleyha Müldür’ün ev baskınları ve tutuklamalarla hedef haline getirildiğini hatırlattı. Açıklamada, gazetecilerin cezaevinden dahi haber üretmeye devam ettikleri vurgulandı.
Ateş, gazeteci Ertan Çıta’nın Dersim Belediyesi’ne kayyum atanmasının ardından gerçekleşen protestolara katıldığı gerekçesiyle yargılandığını, bunun ifade özgürlüğünün nasıl daraltıldığını ortaya koyduğunu belirtti.
Son olarak Ateş, başta Cihan Berk olmak üzere tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunarak, gazeteci Cihan Berk’in 15 Nisan 2026 Çarşamba günü saat 11.20’de Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı.
PİRHA- İzmir Şehir Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Zeynep Cansız, Hakk’a yürüdü.
9 Ocak 2013 tarihinde Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın annesi Zeynep Cansız, düştüğü ve beynine pıhtı attığı için 6 Nisan günü İzmir Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda ünitesinde tedavisi süren Zeynep Cansız entübe edildi.
Tüm müdahalelere rağmen Zeynep Cansız bu sabaha karşı Hakk’a yürüdü.
-Varto’da yapılmak istenen JES’e İzmir DAD üyeleri, tepki gösterdi.GÖRÜNTÜLÜ
-Emekliler, yaşadıkları sorunlara ve ne istediklerine dair ajansımıza konuştu.GÖRÜNTÜLÜ
-İHD Dersim Şubesi gazetecilere yönelik artan baskılar, gözaltılar ve tutuklamalara ilişkin Sanat Sokağı’nda saat 12.30’da basın açıklaması düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ
-Antalya’da İklim Adaleti Forumunun 2.nci büyük toplantısı gerçekleştirildi.GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği, “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu sergilendi. Pir Sultan’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını anlatan iki perdelik tiyatro oyunu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği ‘Pir Sultan Abdal’ tiyatro oyunu Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu.
Erol Toy’un kaleminden çıkan eser, yönetmen Bülent Uz öncülüğünde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Dost Oyuncular tiyatro ekibinin sahnelediği oyun, izleyicilerden büyük beğeni aldı ve etkinlikte salonu dolduran yurttaşlar, oyunu ilgi ve beğeniyle takip etti. Kültür ve sanatın birleştirici gücünün bir kez daha hissedildiği gecede, katılımcılar hem düşündüren hem de duygulandıran bir performansa tanıklık etti.
PİRHA- Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik A.Ş’ye ait Çöpler Altın Madeni’nde 9 işçinin hayatını kaybettiği olayın 7. duruşması 14.04.2026 tarihinde görülecek. Duruşma öncesi mücadele ve adalet çağrısı yapan Yıldız ailesi, “İnancımızı ne kadar yitirmiş olsak da mücadele etmeye devam edeceğiz, abim için, bu ülke ve topraklar için mücadele edeceğiz” dedi.
Erzincan İliç’te Anagold Madencilik A.Ş’ye ait Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat 2024’te yığın liç alanının çökmesi sonucu toprak altında kalan 9 işçi hayatını kaybetti, 10 milyon metreküp siyanürlü toprak kaydı.
Yaşanan olayın ikinci bir Çernobil faciası olduğu değerlendirilirken, yaşananların üzerinden 2 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen etkin bir soruşturma yürütülemedi. Açılan davada asıl sorumlular yargı karşısına çıkarılmadı ve olayda asıl sorumluluğu bulunanlar aklandı.
14.04.2026 tarihinde görülecek 7. duruşma öncesi faciada hayatını yitiren Uğur Yıldız’ın ailesi verdiği mesajda, “14 Nisan’da 7. duruşma görülecek. Başta siyasi partiler olmak üzere, tüm sivil toplum kuruluşlarını ve duyarlı herkesi bu davayı takip etmesini istiyoruz” diyerek, kamuoyuna ve sivil toplum kuruluşlarına davaya katılım çağrısı yaptı.
“BU ÜLKE VE TOPRAKLAR İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Duruşma öncesi konuşan Uğur Yıldız’ın kardeşi Duygu Yıldız, “İnancımızı ne kadar yitirmiş olsak da mücadele etmeye devam edeceğiz; abim için, bu ülke ve topraklar için mücadele edeceğiz” dedi ve devamında ise şunları kaydetti:
“14 Nisan’da 7. duruşma görülecek. Başta siyasi partiler olmak üzere, tüm sivil toplum kuruluşlarını ve duyarlı herkesi bu davayı takip etmesini istiyoruz. Savcılık mütalaasını vermiş, iki kişi suçlu bulunmuş. Tonlarca siyanür atığını Fırat Havzası’na karıştıranlar, 9 madencinin ölümüne sebep olan Anagold Firması’ndan sadece 2 kişi suçlu bulunmuş. Bu katliama sebep olanlar sadece iki kişi olarak gösterilmekte. Biz bu ülkenin hakimine, savcısına güvenemezsek, bu ülkenin hakimi savcısı bunu bize reva görürse bu ülkede bizi sömüren yabancı ve yerli sermaye şirketleri bizlere neler yapmaz!”
Yıldız, hak ve adalet mücadelesi verenleri selamlayarak şunları söyledi: “Başta Akbelen’de Esra Işık olmak üzere, orada mücadele verenlere, Başaran Aksu’ya, BIR TEK- SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e, doğru haberler yaptığı için, doğru haberleri ülkesine duyurduğu için İsmail Arı’ya, Alican Uludağ’a, herkese buradan selam olsun” dedi.
Yaşanan haksızlık ve adaletsizlik olayları ne kadar farklı olursa olsun mücadelenin bir olduğuna dikkat çeken Duygu Yıldız, “Aynı adaletsizlik üzerinden ne yazık ki herkes nasibini alıyor. Bu ülkede kim doğru bir mücadele içindeyse cezalandırılıyor, biz de bu cezalandırılanlar arasındayız, onlar da öyle. Yılmayacağız. İnanıyoruz, bir yerde her şey değişecek ve biz de bu mücadelenin içerisindeyiz.”
PİRHA- Gazeteci Şilan Şirvan Çil, gazeteciler üzerindeki baskılara dikkat çekerek, “Gazeteci Cihan Berk ve diğer meslektaşlarımızın yargılanması hakikati duyurma çabamızın önüne geçemeyecek” dedi.
Gazeteci Şilan Şirvan Çil, tutuklu gazeteci Cihan Berk’in durumuna dikkat çekerek Türkiye’de basın özgürlüğünün geldiği noktayı değerlendirdi. Çil, Berk’in haberlerinin suç delili olarak gösterildiğini ve gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edildiğini belirtti.
Çil, PİRHA’ya yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: “Cihan Berk arkadaşımız 19 Aralık’tan bu yana Elazığ Cezaevi’nde tutuklu. Uzun süren tutukluluk sürecinin ardından hazırlanan iddianamede, yaptığı gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığını gördük. Haberleri suç delili olarak gösteriliyor. Bu durum, yalnızca Cihan Berk’in değil, tüm gazeteci arkadaşlarımızın karşı karşıya kaldığı bir tablo” dedi.
Gazetecilerin uzun tutuklulukların yanı sıra gözaltılar, yurt dışı yasakları ve erişim engelleriyle de hedef alındığını vurgulayan Çil, Türkiye’de basın özgürlüğünün fiilen yok sayıldığını ifade etti.
Yasalara dikkat çeken Çil, “Dezenformasyon yasasının ardından onlarca gazeteci, ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla tutuksuz veya yurt dışı yasağıyla yargılanıyor. Basın özgürlüğü yasalarla güvence altına alınması gerekirken, tam tersine yargı aracılığıyla baskı altına alınıyor”
“GAZETECİLİK MESLEĞİ 90’LI YILLARDAN BU YANA BÜYÜK BASKI ALTINDA”
90’lı yılların faili meçhullerinden bugünkü tutuklamalara uzanan baskı zincirine dikkat çeken Çil, gazetecilerin hedef alınmasının halkın haber alma hakkını da engellediğini söyledi:
“Arkadaşımızın tek yaptığı, halka hakikati ulaştırmak. Ancak hem siteler kapatılıyor, hem gazetecilerin sosyal medya hesapları gerekçesiz şekilde BTK kararlarıyla engelleniyor. Bu saldırılar hem gazetecileri hem de halkın doğru bilgiye erişimini hedef alıyor.”
Cihan Berk’in duruşmasının 15 Nisan’da Tunceli Adliyesi’nde görüleceğini hatırlatan Çil, gazeteciliğin suç olmadığını vurgulayarak “Bizler orada olacağız. Gazeteciliğin yargılanamayacağını, hakikati savunmanın suç olmadığını göstereceğiz” dedi ve mahkemeye katılım çağrısında bulundu.
PİRHA- Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik(Karagöz) köyünde Dimin Madencilik tarafından yapılması planlanan Krom Madeni Projesi, bölge halkının tepkisini çekmeye devam ediyor. Dersimliler ve çevre savunucuları, projeye karşı sosyal medyada eş zamanlı bir Hastag çalışması yapacak.
12 Nisan Pazar günü saat 20.00’de Instagram ve Twitter sosyal medya platformları üzerinden, “#pülümürdemadenistemiyoruzetiketiyle” yapılacak eylemle, hem kamuoyuna seslenilecek hem de yetkililere tepki gösterilerek, maden projesinin durdurulması için çağrıda bulunulacak.
Doğa savunucuları, Pülümür’ün doğal yapısının ve yaşam alanlarının tehdit altında olduğunu belirterek yaptıkları bu Hastag çalışmasında, açılmak istenen krom madeni ocağı projesinin iptal edilerek Karagöz yaylalarının korunmasını hedefliyor.
13 Nisan Pazartesi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde bu projeye dair yapılacak olacak İDK toplantısı akabinde ise Bakanlığı da etiketleyerek ÇED sürecinin sonlandırılmasını talep edilecek.
PİRHA- Gurik(Karagöz) Çevre Köyleri Platformu, “Hel Dağı’nda Madene Geçit Vermeyeceğiz” diyerek, Tunceli İl Çevre İklim Değişikliği Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında planlanan krom madeni ocağına sert tepki gösterdi.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz, Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra, Kocatepe köyleri, krom madeni tehdidi altında. Geçtiğimiz yıllarda da gündeme getirilen krom madeni ocağı açılma girişimi köylülerin ve doğa aktivistlerinin mücadelesi sonucu durdurulmuştu. Fakat Dimin Madencilik şirketinin girişimleri sonucu tekrardan maden ocağı açılması gündeme geldi.
Karagöz yaylaları için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tekrardan başlatıldı. 13 Nisan Pazartesi günü, İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplanarak maden projesi için verilecek özel formatın kapsamını, kriterlerini ve bu doğrultuda hazırlanan ÇED Raporunu inceleyip değerlendirecek.
Geçtiğimiz günlerde Gurik (Karagöz) Çevre Köyleri Platformu adına köy muhtarları, Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan ve Arı Yetiştiricileri Başkanı Kazım Doğan , Vali Şefik Aygöl ile görüşmüştü. Görüşmeden istedikleri sonucu alamayan heyet ve köylüler,Tunceli Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yüzlerce dilekçe teslim etti.
Aynı zamanda Tunceli İl Çevre İklim Değişikliği Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Gurik (Karagöz) Çevre Köyleri Platformu adına açıklamayı Kasım Fırat okudu.
“HALKIN ÜRETİM ALANLARI VE DOĞASI YOK SAYILIYOR”
Fırat, 24 Mart 2026 tarihinde Dimin Madencilik’in Karagöz/Gurik’te yürütmek istediği maden projesinin halkın görüşlerine açıldığını hatırlatarak, projenin bölgedeki yaşam alanlarını ve doğayı yok edeceğine dikkat çekti.
Açıklamada, maden projelerinin ekonomik rant uğruna ülkenin birçok noktasını tehdit ettiği ifade edilerek şunlar belirtildi:
“Memleketin her köşesi sermayenin yüksek rant ve kar ihtiyaçları çerçevesinde maden sahası ilan edilmiş durumda. Pülümür Karagöz ve civar köyler de bu sürecin önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. 20 bin dönümlük bir alanın değerli madenler için ruhsatlandırıldığını öğrendik. Bu, halkın üretim alanlarının, doğasının ve canlıların yok sayılması demektir.”
Açıklama, Dimin Madencilik’in 7 milyon 827 bin 500 TL’lik proje bedelinin gerekli çevresel önlemleri karşılamaya dahi yetmeyeceği, projenin en başından yüksek rant ve tahribat anlamı taşıdığı vurgulandı.
BİYOÇEŞİTLİLİK VE ÜRETİM ALANLARI TEHLİKEDE
Açıklamada, Pülümür bölgesinin endemik bitkiler açısından Anadolu’nun en zengin bölgelerinden biri olduğuna dikkat çekildi, Munzur Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Yavuz Paksoy’un, Karagöz köyü girişinde 10-15 metrelik bir alanda dahi 6 endemik türün tespit edildiğine dair sözlerine yer verildi.
Bölgede üretilen tulum peynirinin katma değerinin maden projesinden çok daha yüksek olduğuna işaret edilen açıklamada, mera alanlarının korunmasının tarımsal üretim ve hayvancılık için kritik olduğunu belirtti. Ayrıca, bölge balının polen çeşitliliğinin ülke ortalamasının çok üstünde olduğu ve coğrafi işaret alma sürecinde bu verilerin kullanıldığı hatırlatıldı.
“KÜLTÜRÜMÜZ VE YAŞAMIMIZ TEHDİT ALTINDA”
Köylerin yalnızca ekonomik değil, kültürel ve manevi açıdan da vazgeçilmez olduğu ifade edilen açıklamada, “Bu köylerde atalarımızın mezarları, ziyaretlerimiz ve kültürümüz var. Bu yaylalar ve meralar yalnızca civar köylüler için değil, diğer ilçelerden yüzlerce üretici aile için de yaşamsal öneme sahiptir. Bugün maden yağmasıyla karşı karşıya bırakılan alanlar, yaşamımızın asli unsurlarıdır” denildi.
Açıklamada son olarak dayanışma çağrısı yapılarak, “Pülümür Karagöz köyünde yürütülmesi planlanan, kamu yararıyla ilgisi olmayan ve doğayı yok edecek bu projeyi istemiyoruz. Memleketin dört bir yanında maden kuşatması altındaki tüm kesimleri birlikte mücadele etmeye, tüm duyarlı dostlarımızı sesimize ses olmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.
Yapılan basın açıklamasının ardından toplanan imzalar İl Müdürlüğüne teslim edildi.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü merkezli olarak planlanan krom madeni projesinin bölge halkı, ekosistem ve inanç değerleri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri gündeme taşıdı. Kordu, projeye dair sorularını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle Meclis’e yazılı soru önergesi sundu.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü ve çevresinde, Dimin Madencilik tarafından planlanan krom madeni projesi için ÇED sürecinin yeniden başlatılması, bölge halkı ve yaşam savunucuları tepki göstermeye devam ediyor.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karagöz köyü merkezli 7 köyde yapılacak krom madeni ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yazılı soru önergesi verdi. Projenin geri dönülemez bir ekolojik kıyıma yol açacağını savunan Kordu, maden projesi yapılırsa hayvancılık, arıcılık faaliyetlerini yürütenlerin ve bölge halkının büyük zararlar göreceğini kaydetti.
”MADEN PROJESİ HAYATA GEÇİRİLİRSE BÜYÜK RİSK VE ZARARLAR YARATACAKTIR”
Kordu, Dimin Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından hazırlanan projenin, Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini kapsayan geniş bir havzada planlandığını, toplam 686 hektarlık ruhsat alanının doğrudan Pülümür Çayı ve dolayısıyla Fırat Havzası üzerinde kritik riskler oluşturduğunu belirtti.
Milletvekili Kordu, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecinin, yerel halkın 2024’teki güçlü tepkisine rağmen 13 Nisan 2026’da yeniden başlatıldığını hatırlatarak, projenin hem çevresel hem de sosyo-kültürel boyutlarını şu ifadelerle öne çıkardı:
Eğimli arazide yapılacak kazıların jeoteknik dengeyi bozacağını, erozyonu tetikleyeceğini ve fay hatları üzerinde risk oluşturacağını,
Ağır metallerin Pülümür Çayı’na karışarak tüm havzanın su kalitesini geri dönülemez şekilde kirleteceğini,
Bölgede arıcılık ve hayvancılığın büyük tehdit altında olduğunu, meraların kapatılmasıyla yaylaların hayvancılığa kapanacağını,
Alevi inancı açısından kutsal sayılan Buyer Ana ve Büyük Çeşme gibi ziyaretgâhların maden sahasının etki alanında kalmasının, toplumun inanç özgürlüğüne açık bir saldırı anlamına geleceğini.
Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:
Halkın açıkça karşı çıktığı Karagöz krom madeni projesi neden yeniden ÇED sürecine alınmıştır?
Projenin Pülümür Çayı ve Fırat Havzası üzerindeki etkisine dair bağımsız bir hidrolojik analiz yapılmış mıdır?
Bölgenin flora ve fauna zenginliğini korumak için hangi somut önlemler alınacaktır?
Mera alanlarının madenciliğe açılmasının arıcılık ve hayvancılık üzerindeki etkisi ÇED raporunda nasıl değerlendirilmiştir?
Eğimli arazide yapılacak kazıların yaratacağı jeoteknik risklerle ilgili kapsamlı bir zemin etüdü var mıdır?
Proje sahasının kutsal ziyaretgâhlarla mesafesi nedir ve bu alanların korunması için bir plan var mıdır?
686 hektarlık ruhsat alanının yalnızca 66 hektarı için ÇED sürecinin işletilmesi “dilimleme stratejisi” midir?
Dimin Madencilik’in diğer illerdeki projelerinde yaşanan çevresel tahribatlar Bakanlık kayıtlarında mevcut mudur?
Şirketin son 5 yılda Dersim’de başvuruda bulunduğu maden proje sayısı kaçtır?
Kordu, projenin Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ile Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, halkın iradesinin yok sayıldığı karar alma sürecinin ÇED sürecinin yalnızca bir formaliteye dönüştüğünü gösterdiğini ifade etti.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Akbelen Ormanı ve İkizköy çevresindeki acele kamulaştırma ve çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasına yönelik süreci, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sorarak Meclis gündemine taşıdı.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen Ormanı ve İkizköy çevresinde yürütülen maden sahası genişletme çalışmalarına ilişkin “acele kamulaştırma” kararlarını, çevre savunucularına yönelik gözaltı-tutuklama uygulamalarını ve en son çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasını Meclise taşıdı. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
Kordu’nun önergesinde, Milas’ın 6 köyünde toplam 679 parsel özel mülkün acele kamulaştırma kapsamına alındığını, bu işlemlerin yargı denetimi tamamlanmadan uygulanmaya başlandığını vurguladı. Milletvekili, acele kamulaştırmanın istisnai bir idari işlem olduğunu ve bu kadar geniş uygulanmasının mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesi açısından ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
Önergede, barışçıl protestolar sırasında İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık’ın gece yarısı gözaltına alınıp tutuklanmasının ölçülülük ve zorunluluk ilkeleri açısından tartışmalı olduğuna dikkat çekildi. Kordu, sabit ikametgâha sahip olan bir kişinin bu şekilde tutuklanmasının, hem hak arama özgürlüğü hem de toplantı ve gösteri hakkının ihlali anlamına gelebileceğini belirtti.
Milletvekili Kordu, Adalet Bakanı Gürlek’ten şu sorulara yanıt istedi:
Esra Işık hakkında verilen tutuklama kararının somut gerekçeleri nelerdir?
Gözaltı işleminin gece yarısı yapılmasının nedeni nedir ve bu uygulama ölçülülük ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?
Acele kamulaştırmaya karşı açılan davalar sürerken yurttaşlara yönelik cezai yaptırımlar, hak arama özgürlüğü yönünden nasıl değerlendirilmektedir?
Barışçıl protestolara yönelik gözaltı ve tutuklamaların artış sebebi nedir?
Tutuklama tedbirinin istisnai olduğu dikkate alındığında, bu tür olaylarda doğrudan tutuklama yoluna neden gidilmektedir?
Barışçıl çevre eylemlerine en ağır koruma tedbiri olan tutuklamanın uygulanması, hukukun temel ilkeleri açısından nasıl yorumlanmaktadır?
Ayten Kordu, önergesinde, “Anayasa’nın 2., 13., 34., 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan hakların korunması ve ihlallerin önlenmesi için bu süreçlerin şeffaf bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Corovan (Çakırbahçe) köyünde yaşayan Yusuf Kenan Ancıl, köyde atıl durumda kalan sulama yatırımlarının heba olduğunu belirterek hem köylülere hem de yetkililere çağrıda bulundu. Ancıl, “Devlet büyük bir yatırım yaptı, ama şu an çürüyor. Devlet bu yatırıma sahip çıkmalı. Köylülerimiz ise artık bir araya gelmeli” dedi.
Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Corovan (Çakırbahçe) Köyü Sulama Kooperatifi projesi inşa edildiği günden bu yana atıl durumda ve çürümeye bırakılmış vaziyette.
Projenin yapımına 2006 yılında başlandı ve proje 2015 yılında tamamlandı. Tunceli Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün yürüttüğü ve daha sonra köy kooperatifine devrettiği 500 milyon liralık proje, hem köylülerin ilgisizliği, hem devletin sahip çıkmaması, hem de projedeki inşa sorunları nedeniyle hiç kullanılmadı.
‘Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı’ kapsamında yapılan sulama projesi fayda getirmesi bir yana milyonlarca lira kamu zararı yarattı. Zararın sorumluluğunu ise kimde almadı.
İLGİSİZLİK, SORUMSUZLUK, MÜHENDİSLİK HATALARI
Köyde iki dönem kooperatif başkanlığı yaptığını söyleyen Yusun Kenan Ancıl, köy kooperatifinin faal durumda olduğunu ama köy halkının üretimden uzak durduğunu belirterek, “Köylüler üretime yanaşmıyor. Bizim burada inşa edilen iki tane dev gibi su motoru var. Bu motorlar çalışır durumdadır. Ama köylüler elektriğin pahalı olmasından dolayı yanaşmıyor ve çalıştırmıyor” dedi. Ancıl devletin de bu soruna bir çare bulmadığına dikkat çekti.
Projenin köylerdeki kuraklığa karşı yapıldığına işaret eden Ancıl, “ Buradaki yapılan masraf heba oldu. Çünkü kimse ilgilenmiyor” ifadelerini kullandı.
Ancıl ayrıca yapım sürecinde Karayolları’nın yolları bozduğunu ve 180 bin lira masraf çıkarıldığını belirterek, bu durumla da kimsenin ilgilenmediğini söyledi.
“PROJE HEBA OLMASIN ”
Ancıl projenin heba olmasını istemediklerini kaydederek, “Kimse şuan projeyle ilgilenmiyor. Yani proje kaderine terk edilmiş vaziyettedir. Fakat halen hiçbir şey için geç değil. Çünkü dinamolar çalışıyor. Eğer projedeki mühendislik sorunları çözülürse, köylü sahip çıkarsa, devlette desteğini sunarsa proje heba olmaz” dedi.
Ancıl köylülere birlik çağrısı yaparak şunları söyledi:
”Öncelikle kooperatife bağlı köylülerin bir araya gelmesi lazım. Çünkü büyük bir yatırım ve heba edilmemesi gerekir. Köylünün elektriği bahane edip bir araya gelmemesi büyük bir hatadır. Devlet, bu projeyi destekleyerek bir yatırım yaptı. Ama bu yatırım burada şuan boşu boşuna çürüyor. Kimse ilgilenmiyor. Bu yüzden buradan yetkililere de sesleniyorum. Lütfen sorumluluk alın.”
PİRHA- Dersim Pülümür’e bağlı Karagöz köyünde krom madeni projesi için yeniden başlatılan ÇED süreci, bölge halkının tepkisini büyüttü. Munzur Çevre Derneği yaptığı açıklamada, Hel Dağı’nın şirketlere değil halka ait olduğu vurgulanarak doğa ve yaşam alanlarının savunulacağı belirtildi.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyünde, Dimin Madencilik tarafından planlanan krom madeni projesi için ÇED sürecinin yeniden başlatılması, bölge halkı ve yaşam savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Munzur Çevre Derneği tafafından yapılan açıklamada, söz konusu sürecin doğa talanını hukuki kılıfla meşrulaştırma girişimi olduğu ifade edildi.
“BU BİR YATIRIM DEĞİL, AÇIK BİR TALANDIR”
Açıklamada, Mercan Dağları’nın devamı olan Hel Dağı’nın yalnızca bir coğrafi alan olmadığına dikkat çekilerek, “Bu dağlar, patronların kâr hırsına kurban edilecek ‘kaynak’ değil; halkın ve diğer canlıların yaşam alanıdır” denildi.
Bölgenin su kaynakları, tarım alanları ve ekolojik dengesi açısından hayati öneme sahip olduğu vurgulanan açıklamada, maden projesinin doğrudan doğruya yaşam alanlarını tehdit ettiği belirtildi.
HALKIN YAŞAM ALANLARI HEDEFTE
Hel Dağı’nın yaylacılık ve göçebe hayvancılık açısından kritik bir alan olduğuna işaret edilen açıklamada, “Her yaz kurulan çadırlar, bu düzenin yok etmek istediği kolektif üretimin ve dayanışmanın ifadesidir” ifadelerine yer verildi.
Planlanan maden sahasının yalnızca Karagöz köyünü değil; Kocatepe, Dağbek, Çakırkaya, Boğalı, Dereboyu ve Kovuklu köylerinin de geçim kaynaklarını tehdit ettiği belirtildi. Aynı zamanda bölgenin önemli bir arıcılık merkezi olduğuna dikkat çekilerek, projenin çok yönlü bir ekonomik ve ekolojik yıkım anlamına geldiği kaydedildi.
Açıklamanın devamında, “Bu bir ‘kalkınma’ değil, halkın yoksullaştırılması ve yerinden edilmesidir” denilerek maden faaliyetlerinin bölge halkını göçe zorlayacağı vurgulandı.
Son olarak yapılan çağrıda, Hel Dağı’nın korunmasının yaşamın, emeğin ve doğanın savunulması anlamına geldiği belirtilerek, tüm Dersim halkı doğasına, suyuna ve toprağına sahip çıkmaya davet edildi.
PİRHA- Muş’un Varto ilçesine bağlı Hemug (Küçüktepe), Xwarîk (Çalıdere), Qasima (Köprücük), Tata (Güzelkent) ve Badan (Teknedüzü) köylerinde yaşayan yurttaşlar, bölgede planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine tepki gösterdi. Köylüler, JES’in doğayı, hayvancılığı ve kutsal alanlarını yok edeceğini belirterek projeye karşı çıktıklarını duyurdu.
Varto’da planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi, köylülerin tepkisine yol açtı. Yurttaşlar, JES’in doğayı, hayvancılığı ve kutsal alanları yok edeceğini belirterek projeye karşı çıktı.
Varto’ya bağlı Hemug (Küçüktepe), Xwarîk (Çalıdere), Tata (Güzelkent) ve Badan (Teknedüzü) köylerinde yaşayan yurttaşlar, bölgede yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı birleşti. Köylüler, toprağın, suyun ve havanın zehirleneceğini, hayvancılığın biteceğini ve Alevi inanç mekânlarının yok olacağını söyleyerek projeye izin vermeyeceklerini ifade etti.
“BU TOPRAKLARDA TALANA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Yıllardır Hemug(Küçüktepe) köyünde yaşadıklarını belirten Hüseyin Tepe, “Jeotermal istemiyorum. Çünkü toprağımız, havamız, insanımız, evimiz, hayvanımız yok olacak. Her şeyimiz yok olacak. Bu yüzden JES istemiyoruz” dedi.
Hemug(Küçüktepe) köyünde yaşayan engelli yurttaş Deniz Tepe, “Eğer JES olursa toprağımız, suyumuz, havamız zehirlenecek. Her şey zehirlenecek” dedi.
Xwarîk(Çalıdere) köyünde yaşayan ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Deniz Durmaz, “Kısa ve net olarak tek bir şey söyleyeceğim. JES projesi hayata geçerse burada yaşayan ve yaşayacak çocukların geleceği yok edilecek. Her konuda etkilenecek, yağmurundan etkilenecek, rüzgârından etkilenecek, sesinden etkilenecek. Bu yüzden JES projesini istemiyoruz. 1966 depreminde Varto’da onlarca insan öldü. Tekrardan Varto’nun ölmesini istemiyoruz. Zaten yağmur yağınca bile bunun etkileri bize çok olacak. O da bizim su kaynaklarımızın hepsini tek tek kötü edecek. Ve bundan da bizim halk olarak bir rızamız yoktur. Dedelerimizin ve atalarımızın bıraktığı bu topraklarda kesinlikle Jeotermal istemiyoruz” dedi.
“DEVLETİN BİZE DAYATTIĞI BU SİSTEM KABUL EDİLEMEZ”
Hayvan üreticisi Meryem Kasımhan ise, “Devletin bize dayattığı bu sistem kabul edilemez. Çünkü bir taraftan kadınları kırsalda kalkındıralım projeleri yapılırken diğer taraftan da JES yapılıp bütün hayvancılık ve doğayı katlediyorlar. Biz bunu kesinlikle istemiyoruz. Geldiğimiz noktada bizim fikirlerimiz sorulmadı, bize hiç danışılmadı. Gizli saklı bir şekilde bu proje yapıldı. Biz hayvancılık yapmazsak geçinemeyiz. Ben kendi çocuklarımı okutamam. Benim geçim kaynağım sadece hayvancılık” diyerek JES projesini istemediklerini dile getirdi.
Tata(Güzelkent) köyü sakini Ali Beyazgül, “Güzelkent köyünün topraklarında tarım ve hayvancılık yapıyorum. Aynı zamanda da Varto’da esnaflık yapıyorum. Bildiğiniz üzere bizim köy ve civar köylerde JES ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanacak. Ve bizler JES’in ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. JES santralinin doğaya saldığı gazların ne kadar kötü olduğu aşikar. Deprem üzerindeki etkileri yine aşikar. Tabii bunları araştırarak daha detaylarına inebiliyoruz. Bu tehlikelerinden dolayı JES istemiyoruz” dedi ve mücadele mesajı verdi.
“JES PROJESİ İNŞA EDİLİRSE FELAKET YAŞANIR”
Badan(Teknedüzü) köyünden Yılmaz Bal ise JES’İN yapılacağı alanın üretim alanı olduğunu belirterek, “Biz bu bölgede hayvancılık yapıyoruz. Eğer Jeotermal santrali yapılırsa buradaki hayvancılık ve tarım faaliyetleri bitecek. Bunun dışında bu topraklar kutsaldır. Neden kutsaldır? Bizler burada yaşıyoruz, evimiz burada, toprağımız burada, köylerimiz ve ziyaretlerimiz buradadır. JES yapılırsa bizim yaşam alanlarımız, inanç alanlarımız yok olacak. Bu yüzden JES’i istemiyoruz. Burada JES’e izin vermeyeceğiz” dedi.
“JES BU HALKIN, DOĞANIN BİTİŞİ DEMEKTİR”
Hemug(Küçüktepe) köyünden Mehmet Ali Büyükgöl, JES projesinin kendileri için faydalı bir proje olmadığını belirterek, “Jeotermal Enerji Santrali, burada yaşayan bizler için, doğa için, canlılar için iyi bir şey değil. Bizler burada hayvancılıkla geçinen insanlarız. Eğer JES yapılırsa hepsi yok olur. Biz kendi topraklarımızı bırakıp nereye gidelim. JES’in yapılmasını kabul etmiyoruz. Bu bölge Alevilerin kutsal mekanlarından biridir” dedi ve konuşmasına şöyle devam etti: “Xizir, Qalo Sipî, Tujik Baba ziyaretlerimiz var. Atalarımızın, analarımızın mezarları var. Çeşmelerimiz var, JES olursa bunların hepsi etkilenir” dedi ve topraklarını sonuna kadar savunacaklarını söyledi.
Orhan Koç ise, “JES bu halkın, doğanın bitişi demektir. Bu halkı yok etmek demektir. Göçe zorlamak demektir. JES adı altında başka madenleri çıkarmak istiyorlar. Bu elementler zehirli olduğu için çevreye büyük zararı vardır. Varto halkının geçmişi de, tarihi de bellidir. Sonuna kadar direneceğiz” dedi. Akabinde söz alan Remziye Koç’da şunları ifade etti: “Halkımız bu projeler karşısında hiç kaybetmedi ve kaybetmeyecek. Biz istiyoruz ki havamız, suyumuz, doğamız temiz kalsın. Vicdanı olan varsa bize bu kötülüğü yapmaz. Kendi topraklarımızda huzurla, sağlıkla yaşamak istiyoruz” diyerek, JES projesinin durdurulmasını istediklerini belirtti.
Köylüler, JES projesine karşı mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladı.
PİRHA- Sanatçı Zeynep Kılıç’ın çocuklarla yürüttüğü anadilde koro çalışması, “Perperikê Usari” (Baharın Kelebekleri) konseri dinleyiciyle buluştu. Yoğun katılımın olduğu konserde çocuklar, Kirmanckî, Kurmancî ve Türkçe söyledikleri klamlarla dil ve kültürün devam ettiricileri olduklarını gösterdiler.
Anadil Kirmanckî çalışmalarıyla tanınan Dersimli sanatçı Zeynep Kılıç’ın çocuklarla yürüttüğü anadilde koro çalışması, “Perperikê Usari” (Baharın Kelebekleri) konseriyle dinleyiciyle buluştu.
Yakın zamana kadar da Dersim Belediyesi’nde kültürel çalışmalar yürüten Kılıç, kayyım tarafından işten çıkarılmasına rağmen kültürel çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Çocuklarla yaptığı ana dilinde koro çalışmalarıyla dil ve kültürün köklerini yeni nesillerle buluşturmaya devam ediyor.
“ANADİLDE ŞARKILAR GELECEĞİMİZE UMUT OLUYOR”
“Her ağaç kendi kökleri üzerinden yeşerir” diyen Kılıç, ana dilin önemine dikkat çekerek devamında şunları belirtti: “Anadil, bir halkın hakikatidir. Dil, halkın güzelliklerinin temelidir, anlatım biçimidir. Her halk kendi diliyle vardır. Toplumlar, kültürlerini ve inançlarını Anadil ile geleceğe taşırlar. Anadilimizi bilelim ki, kendimizi iyi tanıyabilelim” dedi.
Zeynep Kılıç, toplum üzerindeki tehlikeye ise şöyle dikkat çekerek, “Bugün gençlerimiz, çocuklarımız kendi itikat, kültür ve dillerinden uzaklaşmış durumdadır. Eğer çocuklarımıza, gençlerimize kendi hakikatlerini öğretmezsek kötü yola girerler. Ama bizler, çocuklarımıza inançlarını, dillerini, kültürlerini öğretirsek, onlara sahip çıkarsak doğru yoldan ayrılmazlar” diyerek, “Çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkalım” çağrısında bulundu.
Kılıç’ın yaptığı konuşmanın ardından, Perperikê Usari Çocuk Korosu’nun Kirmanckî, Kurmancî ve Türkçe seslendirdiği klamlarla devam eden konser, katılımcıların da katılımıyla renkli görüntülere sahne oldu.
“Domenê ma, zonê hode kılamu/lawuku vanê” (Çocuklarımız ana dillerinde şarkılar söylüyor) vurgusuyla gerçekleşen etkinlik, yalnızca bir müzik dinletisi değil, aynı zamanda bir varoluş ve kimlik ifadesi olduğu belirtildi.
PİRHA- Dersim Barosu, Pülümür İlçesi Karagöz Köyü sınırlarında Dimin Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yürütülmesi planlanan krom madenciliği projesine karşı çıkarak, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin sonlandırılması için resmi başvuruda bulunduklarını açıkladı.
Baro tarafından yapılan yazılı açıklamada, Dersim coğrafyasının yalnızca doğal bir alan değil, tarih boyunca şekillenmiş yaşam biçimlerinin, inançların, kültürel değerlerin ve ekolojik dengenin bütünlüklü bir yapısı olduğuna dikkat çekildi.
“PROJE HUKUĞA AYKIRIDIR VE ÇED SÜRECİ DURDURULMALIDIR”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Söz konusu proje, yalnızca teknik bir yatırım faaliyeti değil, Anayasa’nın 56. maddesiyle güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına doğrudan müdahale niteliğindedir. Proje alanı; iyi mera vasfına sahip, hayvancılığın ve yoğun arıcılık faaliyetlerinin sürdürüldüğü, bölge halkının geçim kaynaklarının merkezinde yer alan bir yaşam alanıdır. İlgili idari kurum görüşlerinde dahi, alanın mera niteliği nedeniyle uygun bulunmadığı ortaya konulmuştur” dendi.
Baro, proje sahasının uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış yaban hayatı, yüksek endemizm oranına sahip floristik zenginliği, kuş göç yolları ve “Hel Dağı Ziyaretgahı” gibi kültürel değerleri barındıran kutsal bir coğrafya olduğunun altını çizdi. Açıklamada, ÇED raporunun bölgenin bu çok katmanlı yapısını bilimsel ve gerçekçi şekilde ele almadığı vurgulandı.
“Hazırlanan ÇED raporu, çevresel etkileri gerçekçi şekilde ortaya koymamaktadır. Mevzuata uygunluk açısından ciddi eksiklikler içermekte ve aynı havzadaki benzer bir projenin ÇED sürecinin sonlandırılmış olması dikkate alındığında, hukuki ve idari tutarlılığın sağlanması zorunludur” denildi.
Dersim Barosu, projenin doğayı, geçim kaynaklarını, kültürel değerleri ve inanç alanlarını tehdit ettiğini belirterek, ÇED sürecinin derhal sonlandırılması gerektiğini ifade etti.
Dersim Barosu, açıklamanın sonunda ise şunları belirtti:
“Çevre hakkı, yalnızca bugünün değil, geleceğin de hakkıdır. Bu proje hukuka aykırıdır. Dersim Barosu olarak hukukun, doğanın ve yaşamın yanında durmaya devam edeceğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”
PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye hapishanelerinde artan hak ihlallerine dikkat çekerek, özellikle hasta mahpusların yaşadığı ağır koşulların yaşam hakkını tehdit ettiği belirtti. İHD Dersim Şubesi hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılmaları çağrısı yapıldı.
İHD Merkezi Hapishane Komisyonu’nun 2025 yılı verilerine göre, cezaevlerinde 335’i ağır olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Bu mahpuslardan 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediği, buna rağmen ölüm riski altında tutulduğu belirtildi.
İHD Dersim Şubesi, hapishanelerde yaşanan ağır hak ihlallerine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.
“HASTA MAHPUSLARIN TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR”
Nurşat Yeşil, açıklamada yüksek güvenlikli ve kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan hapishanelerde giderek kurumsallaşan tecrit uygulamalarına dikkat çekerek, “Mahpusların günde 23 saate varan sürelerle tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Sosyal temas, havalandırma ve iletişim hakları ciddi bir biçimde kısıtlanıyor. Bu uygulamalar ulusal ve uluslararası hukuk açısından da işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir” dedi.
Yeşil, ayrıca hasta mahpusların tedaviye erişim hakkının engellendiği, hastane sevklerinin geciktirildiği, kelepçeli muayene dayatmasının sürdüğü ve Adli Tıp Kurumu’nun taraflı raporlarının tahliyelerin önünde engel oluşturduğu da aktardı.
“YETKİLİLERİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Yeşil, basın açıklamasında taleplerini şöyle sıraladı:
– Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı, tedavi haklarına engelsiz erişimleri sağlanmalıdır.
– Hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına son verilmelidir.
– “Kuyu tipi” ve yüksek güvenlikli hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalar derhal kaldırılmalıdır.
– Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız ve tarafsız çalışması sağlanmalı, hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
– Mahpusların sağlık, iletişim ve insanca yaşam hakları güvence altına alınmalıdır.
– İnfaz ertelemelerine gerekçe yapılan keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir.
Yeşil son olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek kamuoyunu duyarlılığa, yetkilileri ise sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.
PİRHA- Tunceli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ferit Demir, gazeteci Cihan Berk’in yaptığı haberlerden dolayı tutuklanmasını eleştirerek, durumun basın özgürlüğüne açık bir müdahale olduğunu belirtti. Demir, Cihan Berk başta olmak üzere tüm tutuklu gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını talep ettiklerini belirterek, duruşmaya katılım çağrısında bulundu.
19 Aralık 2025 sabahı evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan ajansımızın Dersim muhabiri Cihan Berk, çıkarıldığı mahkeme tarafından “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.
Yaklaşık 4 aydır Elazığ Cezaevi’nde tutuklu bulunan Berk’in iddianamesi, Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
15 Nisan’da görülecek ilk duruşma öncesi meslektaşları PİRHA’ya konuştu.
Tunceli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ferit Demir, gazeteci Cihan Berk’in haberlerinden dolayı tutuklanmasını basın özgürlüğüne açık bir müdahale olarak nitelendirdi. Demir, Türkiye’de gazeteciler üzerinde sistematik bir baskı kurulduğunu ve muhalif basının susturulmak istendiğini söyledi. Cihan Berk’in tüm çalışmalarının gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu vurgulayan Demir, “Gazetecilik suç değildir, haberlerinden dolayı gazeteciyi tutuklamak basın özgürlüğüne darbedir” ifadelerini kullandı.
“CİHAN BERK’İN TUTUKLANMASINI DOĞRU BULMUYORUZ”
Demir, Cihan Berk’in Dersim’de uzun süredir gazetecilik yaptığını, birçok haberde birlikte çalıştıklarını hatırlatarak şunları söyledi: “Cihan Berk muhalif çizgide haber yapan bir gazetecidir. Tutuklanmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü yaptığı tüm haberler gazetecilik faaliyetidir. Bir gazeteci, kamuoyunu bilgilendirmek için cezaevindeki bir tutukluyla da, yurt dışında aranan biriyle de röportaj yapabilir. Bu suç değildir.”
Türkiye’de gazetecilik faaliyetlerinin giderek suç unsuru gibi gösterildiğini vurgulayan Demir, bu durumun basın özgürlüğünü yok ettiğini dile getirerek, “Her gün yeni bir gazeteci hakkında soruşturma açılıyor, gözaltılar ve tutuklamalar yaşanıyor. Bu, iktidarın gazeteciler üzerinde kurduğu sistematik bir baskıdır. Gazeteci doğruları yazmasın, gerçekleri dile getirmesin istiyorlar. Bugün Cihan Berk tutuklu, yarın başka bir gazeteci. Türkiye’de muhalif medya neredeyse tamamen susturulmak isteniyor” dedi.
“TUTUKLU GAZETECİLERİN HEPSİ SERBEST BIRAKILMALIDIR”
Demir, Cihan Berk başta olmak üzere tüm tutuklu gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını talep ettiklerini belirtti:
“Gazetecilik faaliyeti suç değildir. Hiçbir gazeteci tutuklu yargılanmayı hak etmiyor. Eğer haberlerde bir suç unsuru varsa, dava açılır, yargılama yapılır. Ama haberlerinden dolayı gazeteci tutuklamak, basın özgürlüğüne açık bir darbedir.”
Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından dünya sıralamasında en gerilerde olduğunu hatırlatan Demir, bölgede gazetecilik yapmanın her geçen gün daha da zorlaştığını sözlerine ekledi.
Ferit Demir, Cihan Berk’in 15 Nisan’da görülecek duruşması için dayanışma çağrısında bulunarak, Cihan Berk’in serbest bırakılması gerektiğini belirtti.
PİRHA- Varto’da halkın karşı çıkmasına karşın yapılmak istenen JES projesi valilik tarafından onaylandı. İlk sondajın Mayıs ayında yapılması bekleniyor. Vartolular, valiliğin bu kararına karşın halk toplantısı yaparak tepkilerini ortaya koydular ve JES projesine geçit vermeyeceklerini açıkladılar.
Muş’un Varto ilçesinde Çallıdere köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santraline (JES) Muş Valiliği onay verdi. Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan JES’i yapacak olan Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.
Varto halkı uzun zamandır bölgelerinde yapılmak istenen JES projesine karşı mücadele ediyorlar. Yaşam alanlarında JES projesi istemeyen yurttaşlar, Muş Valiliği’nin JES projesini onaylamasının ardından halk toplantısı gerçekleştirdi.
VARTOLULAR ONPINAR KÖYÜNDEN MÜCADELEYE DEVAM MESAJI VERDİ
Varto Ekoloji Platformu, Onpınar Köyü’nde gerçekleştirdiği buluşmayla, ekolojik mücadelede yeni bir dönemin başladığını duyurdu. Köy meydanında toplanan halk, toprağına ve yaşam alanlarına sahip çıkma iradesini bir kez daha gösterdi. Platform, açıklamasında artık kimsenin korkmadığını ve engeller karşısında geri adım atılmayacağını vurguladı.
Platform, kadınların hem paylaşımları hem de kararlılıklarıyla bu mücadelenin gerçek ruhu olduklarının altını çizdi.
Gölyayla, Güzeldere, Alabalık, Kartaldere, Dağcılar, Teknedüzü, Kargapazar ve Sıkaören köylerinden gelen halkın katılımı, buluşmadaki katılımı yükseltti.
Varto Ekoloji Gençlik Komitesi ve Karlıova Ekoloji Gençlik Komitesi, sosyal medyada yürüttükleri çalışmaların önemli olduğu vurgulandığı toplantıda, sahadaki mücadelenin sosyal medyada yankı bulmasının önemine dikkat çekildi.
VARTOLULAR: GÖVDEMİZLE ENGELLEYECEĞİZ!
Toplantıda söz alan bir yurttaş, “Gövdemiz de gitse, başımız da gitse bu projeyi engelleyeceğiz” dedi ve projeye kesinlikle izin vermeyeceklerini belirterek, “Atadan, dededen kalmış bu topraktan sen beni nasıl atarsın? Ben nereye gideceğim? Nüfus yaşlı artık, bu insanlar nereye göç edecek?” sözleriyle isyan etti.
Devamında, “Bu fay hattı çok sıkıştı, deprem her an olabilir diyor bilim insanları. Borular patladığında ne olacak?” diyerek tehlikeye dikkat çekti.“Gel bizi öldür mü diyeceğiz? Tabii ki buna karşı gövdemizi ortaya koyacağız” diyen yurttaş, projenin derhal durdurulmasını talep etti.
“Birlik olmalıyız. Bugünden itibaren aramızdaki sorunları, sıkıntıları bir tarafa bırakıp birlikte mücadele etmeliyiz” diyen kadın doğa savunucusu ise, “Eğer birlik olmazsak çocuklarımız, doğamız, geleceğimiz yok olacak. Bu projeye karşı isyan etmeliyiz” diyerek mücadele çağrısı yaptı.
Varto’nun komşu ilçesi Karlıova’dan gelen bir diğer yurttaş ise, “Toplumla, doğayla ve bilimle inatlaşmayın. Toplum intikamını alır, doğa eninde sonunda intikamını alır,” dedi ve “Varto artık sadece Varto değil, hepimizle gurur duyuyoruz,” sözleriyle dayanışma mesajı verdi.
Varto Ekoloji Platformu, “Onpınar’dan Türkiye’nin dört bir yanına bu iradeyi taşıyacağız” diyerek toplantıyı tamamladı.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binasına tahsis edilmesine yönelik öğrenci protestolarına soruşturma açılmasını Meclis gündemine taşıdı.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Kordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesinde sorularının Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yanıtlanmasını istedi.
Kordu, söz konusu kararın ardından kampüste barışçıl bir şekilde basın açıklaması yapmak ve yürüyüş düzenlemek isteyen öğrencilerin hem güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldığını hem de haklarında savcılık ve rektörlük tarafından disiplin soruşturmaları başlatıldığını belirtti. “Üniversiteler, yalnızca eğitim-öğretim mekânları değil; eleştirel düşüncenin geliştiği, ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı ve demokratik tartışmaların sürdürülebildiği alanlar olmalıdır” diyen Kordu, üniversite alanlarının asli işlevinden uzaklaştırılmasının hem akademik özgürlükleri hem de öğrencilerin eğitim hakkını zedelediğine dikkat çekti.
Kordu’nun, Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle sorduğu sorular şöyle:
1. Munzur Üniversitesi kampüsü içerisinde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik karar hangi gerekçelere dayanmaktadır? Bu karar alınırken başta öğrenciler olmak üzere üniversite bileşenlerinden neden herhangi bir görüş alınmamıştır?
2. Barışçıl basın açıklaması ve yürüyüş yapmak isteyen öğrencilere yönelik güvenlik müdahalesinin hukuki dayanağı nedir?
3. Kampüs içerisinde silahlı kamu görevlilerinin bulunması ve öğrencilerle temas kurmasına ilişkin iddialar hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu konuda herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
4. Söz konusu olay kapsamında sekiz öğrenci hakkında başlatılan disiplin soruşturmalarının gerekçeleri nelerdir? Bu soruşturmalar hangi mevzuata dayanılarak yürütülmektedir?
5. Öğrencilerin ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı gibi anayasal haklarının korunmasına yönelik Bakanlığınızın politikaları nelerdir? Bu tür olayların tekrar yaşanmaması adına herhangi bir düzenleme yapılması planlanmakta mıdır?
6. Üniversite kampüslerinin akademik faaliyetleri sürdüren öğretim elemanlarıyla bütünlüklü bir eğitim ortamı olduğu dikkate alındığında; adliye ve benzeri güvenlik ve yargı kurumlarının kampüs içerisine taşınmasının, akademik özgürlükler ve bilimsel üretim üzerindeki etkilerine dair herhangi bir inceleme yapılmış mıdır?
Kordu, üniversite kampüslerinin güvenlik eksenli yapılara dönüştürülmesinin öğrenciler ve akademisyenler üzerinde baskı yarattığını vurgulayarak, bu uygulamaların demokratik toplum ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.