Yazar: Devrim

  • DEM Parti, Alevi kurumlarıyla ‘Barış’ konulu toplantıda bir araya geldi- VİDEO

    DEM Parti, Alevi kurumlarıyla ‘Barış’ konulu toplantıda bir araya geldi- VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarının katılımıyla ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ başlıklı bir toplantı düzenledi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Kürtler’in oluşturduğu model, oradaki katliamları bitirecek anlayışın ta kendisidir” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, Kürtler gibi Alevilerin de yüz yıldır inkar ve asimilasyonla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek “Bizim zeminimizin kendisi Alevi zeminidir. Alevileri öteleyen, eşit yurttaşlık hakkını tanımayan bir DEM Parti, bir çözüm süreci, bir tartışma ortamı olamaz” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve çok sayıda yöre derneğinin temsilcileri ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan İstanbul’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ başlıklı toplantıda bir araya geldi.

    Programın moderatörlüğünü ADFE Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş ile ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz yaptı.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLERİN SESİ SOLUĞU OLMAK ÖNEMLİDİR”

    Toplantının açılış konuşmasını DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptı. Hatimoğulları, sözlerine Ortadoğu ve Türkiye’deki çatışma ortamına değinerek başladı. “Suriye’de önemli değişimler var” diyen Hatimoğulları, HTŞ’nin, Alevi toplumuna yönelik yaptığı katliamları vurguladı. Hatimoğulları, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Suriye’de çok sayıda insan öldürüldü, Alevilere ait mekanlar yakıldı ve en son olarak bir akademisyenin katledildiğini biliyoruz. Suriye’de yaşanan bu katliamlara karşı yürüttüğümüz çalışmaları daha fazla ileri taşımak ve Suriye’deki Alevi canlarımızın sesi, soluğu olmak elbette hepimiz açısından oldukça önemlidir.

    Bugün de Türkiye’de özellikle Bahçeli’nin girişimi ile Kürt sorununu çözümüne dair bir süreç, bir umut konuşulmakta. Kürt halkının Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da verdiği mücadele bütün dünyanın gündeminde. Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtler’in oluşturduğu, özünü biraz önce bahsettiğim katliamları bitirecek anlayışın ta kendisidir. Farklı halkların bir arada yaşaması güvencesini sağlayan bir model sağlamaları sebebiyle bu model çok değerli. DEM Parti olarak barışa dair en ufak bir kapı aralanırsa biz o kapıyı ardına kadar zorlarız, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri ile buna örgütleyelim istiyoruz.

    Bugün mevcut iktidarı her şeyi kendine yontmaya çalışıyor. Kendini tahakküm etmek için her yol ve yöntemi deniyorlar. Kürt halkı, bunları kabul etmeyen bir halktır. Bugün İmralı görüşmelerinin devam ettiği bu süreçte, özellikle de ikinci görüşmede Sayın Öcalan’ın mesajları, nasıl bir barış, kafanızdaki soru işaretleri ile birlikte bunları birazdan konuşacağız. Barışa her şeyden fazla ihtiyacımız var. Barışı her zamankinden fazla konuşmaya ihtiyacımız var.

    Siyasal İslam, bölgede kökleşmeye çalışıyor. Başta Alevi canlar olmak üzere bu coğrafyada yaşayan bütün farklı halkların, inançların daha fazla barışa ihtiyacı var.”

    “KÜRT VE ALEVİLERİN ORTAK ZEMİNİYİZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise konuşmasında “Alevileri öteleyen bir DEM Parti olamaz” diyerek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Hızır günlerindeyiz. Tutulan oruçları Hakk kabul etsin, Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Örgütlü olmayanın canına, malına el konulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun en son örneklerinden birisi de Suriye’de yaşanıyor. Kimsenin hakkına, hukukuna karışmayan Alevi halkı, Suriye’de maalesef yeterince örgütlü olmadığı için çok zor günler yaşıyor. Bir gün yok ki Alevi yurttaşlarımızın malına, canına el konulmasın.

    ‘Aleviler kaybeden mi kazanan mı olacak, sadece Kürtlerle mi bir diyalog kuruluyor?’ Bu soruların tamamına cevap vereceğiz.
    Biz 100 yıldır inkar edilen Kürtlerin, Alevilerin ortak mücadele zeminiyiz. Biz sadece Kürt değiliz, biz sadece Kürt coğrafyasına sıkışmış ve coğrafyaya gözünü kapatan, müdahale etmeyen, hissetmeyen bir zemin değiliz. Nasıl ki Kürtler yüz yıldır inkar ediliyorsa Aleviler de aynısını yaşıyor. Dolayısıyla mücadele zemininin değerini anlatmaya gerek yok. Sayın Öcalan ‘Kürde eşit yurttaşlık ama Aleviler reddedilsin’ demiyor.

    Kürtler, Türkiye demokratikleşmesi için bir müzakere zemini aramaya çalışıyor. Bizi yalnız Kürtlerle sınırlayan akıl, sanırım bizleri tanımıyor. Bizler Hacıbektaş’ta yaşayan Alevilerin ta kendisiyiz. Dolayısıyla eşit yurttaşlık hakkını doğru anlayalım. Bizim zeminimizin kendisi Alevi zeminidir. Alevileri öteleyen, eşit yurttaşlık hakkını tanımayan bir DEM Parti, bir çözüm süreci, bir tartışma ortamı olamaz. Ama bir realite var aslında inkar edilemez, inkar edilenlerin hiçbir dönem almadığı kadar bu dönem birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Demokratik Türkiye hepimizin olacaktır. Demokratik ülke olacaksa Kars’tan Edirne’ye kadar olacaktır. Olmayacaksa da bu inkarcı düzen karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Suriye’deki saldırıları şiddetle kınıyoruz. Bunun mücadelesini vermeye, birlikte mücadele etmeye de devam etmeliyiz. Bugün bölgenin en dinamik gücü Kürtler ve Alevilerdir.”

    Konuşmalar ardından panelin sonraki bölümleri basına kapalı sürdü. Toplantının saat 17:00’de son bulması planlanıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İnsanlar Alevi olmanın getirdiği direnci, aydınlığı hala yaşatıyor’-VİDEO

    ‘İnsanlar Alevi olmanın getirdiği direnci, aydınlığı hala yaşatıyor’-VİDEO

    PİRHA – Antep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kuzuyatağı Köyü’nde yaşayan Çepni Alevileri, Çepni Köylerinde eskisi gibi cemlerin yapılmadığını dile getirerek Alevilik inancının kaybolmaması gerektiğini söyledi.

    Antep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kuzuyatağı Köyü’nde yaşayan Çepni Alevileri, Çepni köylerinde eski cemlerin yapılmadığından yakınıyor. Dedelerin Alevilik inancını taşıyacak kişileri yetiştirmedikleri, dolayısıyla köylerinde cem yürütülemediğini de söyleyen yurttaşlar, PİRHA’ya konuştu.

    “TOPLUM ARTIK 1500 YIL ÖNCEKİ GELENEKLERİ TAŞIMAKTA ZORLANIYOR”

    Köy sakini Mehmet Ali Gürbüz, 1500’lü yıllarda Alevilerin köye yerleştiklerini söyleyerek “O döneme ait kayıtlar var. Alevi inancına bağlı ziyaretlerimiz var. Yılın belli dönemlerinde ziyarete gideriz. İnancımıza ait uygulamalar kalmadı artık. Ekonomik sebepler bunu getiriyor. Toplum artık 1500 yıl önceki gelenekleri taşımakta zorlanıyor. Köyde artık genç nüfus çok az” dedi.

    Son 50 senedir eskisi gibi cem yapılmadığını ve cemlerin şuan folklorik gösteri gibi yapıldığını belirten Gürbüz, yeni kuşaklar görsün diye muhabbet cemlerinin ara ara yapıldığını da dile getirdi.

    “İNANCIMIZ KAYBOLMAMALI”

    Gürbüz, Alevilik inancının yerine başka bir şey konulamayacağını da ifade ederek şöyle devam etti:

    “Eskiden her perşembe günü dede gelirdi köye ve cem tutulurdu, şuan da kalmadı diyebilirim. İnancın eskisi gibi korunduğunu söyleyemem, ama ruhu ölmedi. İnsanlar Alevi olmanın getirdiği direnci, aydınlığı hala yaşatıyor. İnancımız kaybolmamalı bu geçmişten gelen bir değer. Yeni bir şey yaratmak, onun yerine başka bir şey koymak çok zor”

    “EN SON 1965 YILINDA CEM YAPILDI”

    Köyde en son 1965 yılında cemin yapıldığını söyleyen köy sakini Kureyş Çokbilir, “Daha önce dedelerimiz vardı. Sonra dedelerimiz Antep merkezine göç ettiler. Şuan da dedelerimiz kalmadı. Kimisi öldü, gençlerimiz de yurtdışına gittiler” diye konuştu.

    “DEDELERE GÜNCELLEME GELMELİ”

    Antep Çepni Alevileri Derneği Kadın Kolları Başkanı Devrim Yılmaz Türkan da şunları söyledi:

    “Bütün Yavuzeli’nin Çepni Alevi köylerine cemevlerini derneğimiz yaptırdı. 16-17 tane köyümüz var, hepsinde de cemevi var. Hepsini de derneğimiz yaptırdı. Biz cemlerimizi inancımız ölmesin, gençlerimiz öğrensin diye yapıyoruz. Cemlere katıldığımda dikkatimi çeken şey şu oluyor. Dedelerin tarihi konuları tekrar tekrar anlatmasını çok yanlış buluyorum. Dedelere bir güncelleme gelmeli. Dedelerimizin cem sırasında yapması gereken toplumu bilinçlendirmek. ÇEDES projesini anlatabilir, uyuşturucuyla mücadeleyi anlatabilir, Alevi toplumunun güncel konularına değinebilirler. Özellikle Alevi toplumunu yönlendirmeleri gerekir.”

    Ali Yılmaz ise, eskiden yürütülen cemlerin kalmadığından bahsederek eski zamanlarda insanların inancına daha bağlı olduğunu dile getirdi.

    Kamber YILDIZ/ANTEP

  • ‘Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz’-VİDEO

    ‘Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, belediyelere atanan kayyımlar ve basına yönelik tutuklamalara ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Yönetemedikçe saldırganlığını artıran bu iktidar, yaşanan katliamların, felaketlerin, irade gasplarının, insanlık suçlarının üstünü örtmek için kayyım politikalarından medet ummasının yanı sıra gözünü özgür ve muhalif basına dikmiştir” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Halkın iradesi ve özgür basın susturulamaz” diyerek 18.30’da Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenledi.

    Açıklamayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti ) Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “SEÇİMLERDEN BU YANA İKTİDARIN YAPTIĞI TEK İCRAAT HALKIN İRADESİNİ GASP EDEREK 10 BELEDİYEYE KAYYIM ATAMAK OLMUŞTUR”

    Dün sabah saatlerine yine bir kayyım darbesi ile uyandıklarını belirten Fatin Kanat, “Siirt Belediye Eş Başkanları Sofya Alağaş ve Mehmet Kaysi görevlerinden uzaklaştırılarak Siirt Belediyesi’ne kayyım atanmıştır. Daha önce yaşanan kayyım pratiklerinden gördüğümüz üzere, belediye binası ablukaya alınmış, halkın ve halkın seçtiklerinin binaya giriş çıkışları engellenmiştir. Kayyım olarak atanan Siirt valisinin ilk icraatı ise kendisine yaptırdığı özel isimlik ile seçilmediği bir makama yerleşerek poz vermek olmuştur. Ülke yangın yerine dönmüşken, her güne yeni bir katliam yeni bir facia haberleriyle başlanırken, seçimlerden bu yana iktidarın yaptığı tek icraat halkın iradesini gasp ederek 10 belediyeye kayyım atamak olmuştur. Yönetemedikçe saldırganlığını artıran bu iktidar, yaşanan katliamların, felaketlerin, irade gasplarının, insanlık suçlarının üstünü örtmek için kayyım politikalarından medet ummasının yanı sıra gözünü özgür ve muhalif basına dikmiştir” dedi.
    “SİNDİRME POLİTİKASI DEĞİL AYNI ZAMANDA HALKIN HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK DE BİR SALDIRIDIR”
    “Siz susturmaya çalıştıkça biz daha güçlü söylüyoruz ki, halkların iradesi gaspedilemez, özgür basın susturlamaz!” diyen Kanat şunları ekledi:
    “22 Aralık tarihinden bu yana basına yönelik defalarca kez operasyon düzenlenmiş, onlarca gazeteci gözaltına alınmış ve ETHA, Mezopotamya Ajansı, Yeni Yaşam Gazetesi, Jin News çalışanlarına ek olarak, son gerçekleşen Halk TV operasyonuyla birlikte toplam 16 basın emekçisi tutuklanmıştır. Bu sadece basına yönelik saldırı ve sindirme politikası değil aynı zamanda halkın haber alma özgürlüğüne yönelik de bir saldırıdır. Halkın iradesini temsil eden Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş da aynı zamanda bir gazeteci ve basın emekçisidir. Gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek, hakkında siyasi bir kararla verilen cezanın ardından yerine kayyım atanması halkın iradesine bir darbe olduğu kadar aynı zamanda basına ve gazetecilere yönelik baskı, sindirme ve gözdağı politikalarının devamı olarak okunmaktadır.”

    “GAZETECİLERDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    DEM Parti Çankaya İlçe Eş Başkanı-Gazeteci Ercan İpekçi ise “Gazetecilerin üzerinden elinizi çekin” diyerek şunları ifade etti:
    “Siirt Belediyesi’ne kayyum atamak için bir gazetecinin yapmış olduğu haberler suistimal edilerek kullanıldı. Geçmişteki gazetecilik faaliyetinden dolayı Sofia Alağaş hakkında açılmış dava birdenbire hızlandırarak, yargılama süreci hızlandırarak hakkında bir ceza verildi. Belediyeye kayyum atandı. Hukuk dışı bir işlemle, hukuk dışı bir yargılamayla, suçlamayla gerekçelendirme çalışıyorlar. Gazeteci meslektaşlarımızla ilgili olarak ileri sürülen tek iddia terör suçu. Başka başka türlü hakkında hakkında gözaltı kararı verilmesi, tutuklama yapılması, ceza verilmesi zaten mümkün değil. Adalet Bakanı’nın cezaevinde mesleki faaliyetlerinden dolayı gazeteci yok lafı bir palavradır. Haberleri gerekçe gösterilerek terörle ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Haberden terör çıkmaz, gazeteciden terör çıkmaz.”

    “OCAK AYINDA 10 GAZETECİ TUTUKLANDI”

    Eğer barıştan söz edilecekse önce gazetecilerin özgürlüğünden başlanması gerektiğinin altını çizen İpekçi, “Siyasi iktidar; barış, çözüm süreci söylemleri arasında 2025 yılına biraz hızlı başladı. Gerek Kürt medyasından, gerek sosyalist basından, son olarak da muhalif olarak nitelendirilen Halk TV’den bir meslektaşımız ile birlikte 10 gazeteci Ocak ayında tutuklandı. Eğer barıştan söz edilecekse, eğer özgürlüklerden söz edilecekse önce gazetecilerin özgürlüğünden başlanması gerekiyor. Önce özgür bir ortam olacak ki ondan sonra diğer sorunları çözebilirsiniz. Önce herkes düşüncesini özgürce ifade edebilecek ki ondan sonra çözümü getirebilirsiniz” diye konuştu.
    Açıklama alkışlar ve sloganlar ile sonra erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurumları BM’ye başvurdu: Gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz

    Alevi kurumları BM’ye başvurdu: Gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz

    PİRHA – AAAF, AABK ve ABF Birleşmiş Milletler(BM) Güvenlik Konseyi’ne Suriye’de yaşanan katliamın son bulması için başvuru yaptı. Yapılan başvuru sonrası yayınlanan yazılı açıklamada, “Her gün bir yenisi eklenen bu insanlık suçlarına son vermek üzere hazırlıkların başlatılmasını, acil müdahale için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz” denildi.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu(AAAF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Birleşmiş Milletler(BM) Güvenlik Konseyi’ne Suriye’de yaşanan katliamın son bulması için başvuru yaptı. Başvuru sonrası yazılı açıklama yayınlandı.

    “HER GÜN YENİ BİR ŞİDDET HABERİ İLE KARŞI KARŞIYA KALINMAKTADIR”

    BM’ye yapılan başvuru sonrasında açıklama metninde şunlara yer verildi:

    “Suriye’de bugün şiddetin aldığı yeni boyut önümüze insan hakları yönünden acil görevler yüklemektedir. Açık savaşın yerini terör, insanlığa karşı suç ve soykırım tehditlerine bıraktığına dair kaygılar giderek yaygınlaşmaktadır. Savaşın çok taraflı yaşanan süreci savaş sonunda da çok taraflı bir kaos ortamı doğurmuş ve stabilizasyon ve huzur beklentilerini boşa çıkarmış durumdadır. Bu aynı zamanda bitti sanılan savaşın kaos ortamında devam ettirilmesine de zemin hazırlamaktadır. Kendi topluluklarının silahlı gücüne dayanmayan veya bölge devletlerinin korunmasına sığınmayan gruplar açısından bu yeni süreç giderek yaygınlaşan bir şiddet doğurmakta ve güçsüz ve korunmasız topluluklara karşı her gün yeni bir şiddet haberi ile karşı karşıya kalınmaktadır.

    GEREKLİ BAŞVURULARI BAŞLATMIŞ BULUNUYORUZ

    Bu yeni sürecin en kırılgan ve şiddete hedef olan topluluğu ise Hristiyan gruplar, Dürziler, İsmailler ile birlikte Arap Alevileridir. Suriye’deki Hristiyan topluluklar kaygılı biçimde beklerken Alevi topluluklar diğer bazı güçlerden farklı olarak kendi bağımsız savunmalarını örgütleme yoluna gitmeyip demokratik yolların işletilmesini bekledikleri için açık ve kolay bir hedef olarak görünmektedir. Ayrıca selefi grupların dini liderlerince doğrudan Alevileri hedef alan şiddet çağrısı yapılmaktadır. Yeni Suriye’nin kurucu güçleri dışında bırakılan Alevilerin yaşadığı şiddet, insan kaçırma, işkence, cinayet ve toplu infazlara uzanan ve giderek yaygınlaşan bir yıkımla beraber korku ve kaygıları da büyütmektedir. Yaşanan bu yaygın ve tekrar ederek büyüyen şiddet insanlığa karşı suç boyutuna kadar ulaşmış ve gelecekteki toplu katliam, göç ve iskan ile asimilasyon politikalarına uzanacağına dair anlaşılabilir korkuları da açığa çıkarmıştır. Bizler aşağıdaki adları geçen ve yüzbinlerce üyesi bulunan demokratik kitle örgütleri olarak BM’nin ilgili kurullarını harekete geçirmek üzere gerekli başvuruları başlatmış bulunuyoruz.

    DESTEK ÇAĞRISI

    Öncelikle BM Güvenlik konseyi; Suriye Özel raportörlüğü ve insan hakları yüksek komiserliğinden her gün bir yenisi eklenen bu insanlık suçlarına son vermek üzere hazırlıkların başlatılmasını, acil müdahale için gerekli adımların atılmasını talep ediyoruz.. Ulusal ve uluslararası kamuoyundan tırmanan şiddet ve şiddet tehdidi nedeniyle insan hayatına ve Suriye’nin yerli ve en büyük nüfuslardan birisine sahip Alevilerin hayat hakkının korunmasına dair destek beklediğimizi duyuruyoruz. Sessizliğin her geçen gün büyüyen şiddet nedeniyle yeni insan hayatlarının kurban edilmesine yol açtığını, hep birlikte şiddete karşı durarak BM başta olmak üzere uluslararası kurumları harekete geçirmemiz gerektiği hususunun altını çiziyoruz. Sesimizi, sözümüzü birleştirelim ve Suriye ve dünyanın daha birçok yerinde şiddet karşısında korunma bekleyen halklara da yeni bir umudun yolunu açalım. Suriye halklarının yanında olduğumuzu ve adil bir gelecek umutlarını paylaştığımızı ilan ediyor ve şiddetin hüküm sürmediği bir Suriye için elele vereceğimizi duyuruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Toktaş tutuklandı, Pehlivan ve Oğuz serbest

    Toktaş tutuklandı, Pehlivan ve Oğuz serbest

    PİRHA – Gazeteci Suat Toktaş tutuklandı, Barış Pehlivan ve Kürşad Oğuz ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adını açıkladığı bilirkişiyle yaptığı görüşmeyi yayınladığı gerekçesiyle gözaltına alınan Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, Halk TV Programlar Müdürü Kürşad Oğuz ve Halk TV programcısı Barış Pehlivan, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklanırken, Barış Pehlivan ve Kürşad Oğuz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Seda Selek ve Serhan Asker adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’a 6 yıl 3 ay hapis cezası

    Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’a 6 yıl 3 ay hapis cezası

    PİRHA – Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’a gazetecilik faaliyetleri döneminde açılan davada “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Gazetecilik faaliyetleri gerekçesiyle ceza alan Siirt Belediye Eşbaşkanı Sofya Alağaş, “Bu Kürdün iradesine dönük bir saldırıdır. Dün pes etmedik, bugün pes etmedik, yarın da pes etmeyeceğiz. Bu mahkeme, bu devletin Kürde olan düşmanlığını bir kez daha tescilledi” dedi. 

    Gazetecilik faaliyeti yürüttüğü dönemde hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla dava açılan Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın yargılandığı davanın 7’nci duruşması görüldü. Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Sofya Alağaş katılmazken, avukatları Resul Tamur ve Pirozhan Karali Güler hazır bulundu. Diğer yandan Siirt Belediye meclis üyeleri, Siirt ilçe, belde belediye eş başkanları, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sert ve Diyarbakır il, ilçe örgütleri, Diyarbakır Barosu, Siirt Baro Başkanı Muhammet Alptekin, Almanya Büyükelçiliği, DEM Partili milletvekilleri de duruşmaya izleyici olarak katıldı.

    Duruşma öncesi adliye önündeki polis yoğunluğu dikkat çekti.

    “BELEDİYE EŞBAŞKANI OLDUĞU İÇİN HIZLANDIRILDI”

    Duruşmada ilk olarak savunma yapan avukat Resul Tamur, “Savunmalarımızı yaparken, hukuki bir mütalaaya karşı savunma yapmayacağız. Bir önceki celseye kadar dosyası olağan seyriyle ilerliyordu. Bir kısım karardan vazgeçilmesi geçen duruşmada, tanığın dinlenmesi bizde dosyaya ilişkin politik bir müdahale olduğu durumunu uyandırdı. Gazetecilik olması nedeniyle yargılandı, fakat davanın sonuçlandırılması arzusu, belediye eş başkanı seçilmiş olmasından ileri gelmektedir” dedi.

    Mahkemenin Siirt ve Diyarbakır’daki dosyalardan vazgeçtiğini hatırlatan Tamur, “Biz hem mahkemeniz açısından hem diğer mahkemeler açısından böyle bir uygulama olmadığını biliyoruz. Tamda bu nedenle olağan yürüyen bir sürecin aniden kesilmesi, bizde bu sürece, yargılamaya doğrudan siyasi bir müdahalenin olduğu kanısını uyandırdı. Gizli tanığın iddianameye konu edinilmeden dinlenmesi davaya politik müdahaledir” diye kaydetti.

    “ALELACELE SONUÇLANDIRILMAK İSTENİYOR”

    10 Aralık 2024’te emniyetin kendiliğinden dosyaya tanığın ifadelerinin yer aldığı teşhis tutanağını gönderdiğine ve sonrasında bu gizli tanığın dinlendiğine dikkat çeken Tamur, “Dolayısıyla aceleyle geliştirilen bu durumda bize meselenin hukuki değil, politik bir mecradan yönlendirildiğini gösterir. Yine Savcı beyin mütalaa hazırladığı tarzı biliyoruz. Biz savcı beyin gerçekten dosyalara bakıp, kendine ait bir mütalaa çıkardığını biliyoruz. Ama bu kadar alelacele bir mütalaa olmuş ki, kopyalanmış bir mütalaa haline gelmiş. Kendi ifadelerini kullanma zamanı olmamış. Kendisine ait olmayan bazı cümlelerle bir mütalaa geliştirmiş. Bu da dosyanın nasıl alelacele sonuçlandırılmak istendiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

    MANİPÜLASYON YAPILMAYA ÇALIŞILIYOR

    Kürt gazeteciler üzerindeki yargı baskısına dikkat çeken Tamur, “ Savcılık, gazetecilik faaliyetinin ana ekseni olan ana gündemine, diline, haberi yapma biçimine müdahale ediyor. Tek tip bir gazetecilik yaratmaya çalışıyor. Kürt gazeteciliği de tam olarak da bunun yanında kendini Özgür Basın olarak tanımlıyor. 144 bin 605 haber içinden sadece 104 haber çekilip bir görüntü oluşturup manipülasyon yaratılmaya çalışılıyor. Bu da bir cezalandırma arzusuyla hareket edildiğini gösteriyor” diye konuştu.

    “ÖDÜLLENDİRİLMESİ GEREKEN GAZETECİLER CEZALANDIRILIYOR”

    Tecrit ile ilgili haberlerin de cezalandırılma gerekçesi yapılmak istendiğini ifade eden Tamur, “Kamu otoritesinin hoşuna gitsin, gitmesin… ‘Neden bunların haberi yapılıyor’ demek sadece devletin yaptığı müdahaleyle bir sınır oluşturmadır. Kürt basını da tam olarak buna karşı bir duruş sergiliyor ve Kürt toplumu içerisinde yer alan her türlü haberi dünya kamuoyunun önüne koyuyor. Devlet Bahçeli tecridin kaldırılması gerektiğini söyledi. Bu Kürt gazetecilerin nasıl iyi bir faaliyet ortaya koyduğunu gösteriyor. Yani ödüllendirilmesi gereken gazeteciler cezalandırılıyor. Bu kavramların kullanımı cezalandırma gerekçesi yapılamaz. Öcalan yıllardır avukat ve ailesiyle görüştürülmüyor ve bunun adına tecrit deniyor. Dolayısıyla haberle uyumludur. Gazetecinin yaptığı haber, Yargıtay’ın genel uygulamaları çerçevesinde değerlendirdiğimizde doğru haberlerdir” ifadelerini kullandı.

    Müvekkilinin evinin arandığı sırada gazetecilik faaliyetlerinde kullanılan malzemelere el konulmaması gerektiği halde el konulduğunu ve malzemelerden çıkan belge, bilgi ve fotoğrafların iddia makamınca delil olarak kullanıldığını belirten Tamur, bununda hukuka aykırı olduğunu kaydetti.

    “TANIK ‘AJAN’ OLDUĞUNU KABUL ETTİ”

    Gizli tanığa işaret eden Tamur, “Ankara’da dinledi. Orada da gazeteciler yönelik beyanlarında bir avukat arkadaşımız sordu, ‘Siz bu faaliyetleri yürütürken devletle çalışıyor muydunuz?’ diye. ‘Evet’ dedi. Mahkeme başkanı şaşırdı, ‘Avukat Bey, sizin devletle çalışıp çalışmadığınızı soruyor’ dedi. Yine, ‘Evet’ dedi. Bu kişi devlet ajanıysa usule aykırı bir durum söz konusudur. ‘Sofya Alağaş’ın gazetecilik faaliyetlerini biliyorum’ dedi ve bunu örgüt faaliyetlerine bağlamak istedi” diyerek, tanığın çelişkili ifadelerini de hatırlattı.

    Dosyanın karar çıkarılmasında müvekkilinin belediye eş başkanı olmasının etkili olduğunu ve hukuki bir karar görmek istediklerini belirten Tamur, müvekkili Sofya Alağaş’ın beraatını talep etti.

    Avukat Pirozhan Karali Güler, mütalaaya katılmadıklarını söyleyerek, müvekkilinin “örgüt üyesi olmak” yönünde faaliyet yürüttüğüne dair bir delilin olmadığına dikkat çekti. Dosyada somut delil olmadığını belirten Pirozhan Karali Güler, müvekkilinin beraatını talep etti.

    ‘TÜRKE SERBEST KÜRDE SUÇ’

    MLSA Eş Direktörü Avukat Veysel Ok da, toplumsal bir algı yaratılmak istendiğini söyledi. Haberlerle ilgili ceza istenmesinin hukuki izahı olmadığına dikkat çeken Ok, “Şu anada Halk TV’den, A habere kadar Abdullah Öcalan’ı konuşuyorlar. Türk gazetecilere serbest olan, neden Kürt gazetecilere yasak? Haberler sizler açısından şok edici, rahatsız edici olabilir. Ama bu haberlerin içeriğinde müvekkilin örgütün içerisinde olduğuna, talimatla haberi yazdığına dair bir şey yok. Savcı bey iddianamede bize bunu sunmamıştır. Bir gazetecinin evine gittiğiniz zaman elbette haberlerle, fotoğraflarla karşılaşacaksınız. Siz evde haber buldunuz diye bunu örgütle ilişkilendiremezsiniz” şeklinde konuştu.

    Evde bulunan malzemelerin suç delili olarak dosyadan çıkarılması gerektiğini söyleyen Ok, “Bir işi terörize edemezsiniz” diyerek, Sofya Alağaş’ın beraatını talep etti.

    Duruşmaya karar için ara verildi. Kararını oy çokluğuyla alınan kararda Sofya Alağaş’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

    Mahkeme üyelerinden biri karara şerh düştü. Söz konusu şerhte, “ (..) haber içeriklerinde (…) KCK/PKK’nin ideolojik düşüncelerine paralel bir yayıncılık anlayışının hakim olduğu ancak bu hususun tek başına sanığın sempatizan olduğu yasa dışı örgüt üyeliğine üye olmak için yeterli olmadığı, gizli tanık (..) beyanlarının genel ve soyut nitelikte olduğu, sanığın örgütsel faaliyet hakkında bilgi ve görgüsünün bulunduğuna dair kanaat edinilmediği (…), gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı, 01 nolu gizli tanığın kovuşturma aşamasında dinlemediği ve hükme esas alınamayacağına” dikkat çekildi.

    Şerhte, “(..) sanığın her şüpheden uzak örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için yeterli her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı” vurgulandı.

    Siirt Belediyesi Eşbaşkanı Sofya Alağaş’a “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 6 yıl 3 ay ceza verilmesi Diyarbakır Adliyesi önünde protesto edildi.

    Açıklamada konuşan Sofya Alağaş, davanın baştan beri hukuksuz bir dava olduğuna dikkat çekti. Sofya Alağaş, “Bu dava Kürdün gazetecisini, iradesini tanımayan bir davadır. Bu mahkeme, bu devletin Kürde olan düşmanlığını bir kez daha tescilledi. Bu dava hızlandırıldı. Eksik dosyalar, soruşturmalar vardı, birleştirilmesi gereken soruşturmalar vardı. Mahkeme bütün bunlardan vazgeçip, davayı hızlandırıp, kararını verdi. Kürdün gazetecisini tanımayacaksın, yok sayacaksın ama ‘Birlikte bu ülkede yaşayacağız’ diyeceksin. Nasıl olacak bu? Kocaman bir yalanın içerisindeyiz” sözleriyle tepki gösterdi.

    DAVAYA DAİR 

    Diyarbakır merkezli soruşturmada 16 Haziran 2022’de 15 gazeteci ve basın çalışanı ile birlikte tutuklanan JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş hakkında “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla iddianame hazırladı. 383 sayfadan oluşan iddianame Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Alağaş, ilk duruşmanın görüldüğü 15 Haziran’da tahliye edildi.

    Davanın 9 Ocak’ta görülen altıncı duruşmasında savcı mütalaasını açıkladı. Mahkeme heyeti, dosyada yer almayan, Ankara’daki gazetecilerin yargılandığı dava dosyasının gizli tanığını  9 Ocak’ta görülen duruşmada dinledi. Aynı zamanda, Sofya Alağaş hakkında Siirt ve Amed’de açılan iki soruşturmanın sonucunun beklenmesi kararından vazgeçti.

    İddia makamı Alağaş’ın “örgüt üyesi olma” iddiasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği üyeleri, kahvaltıda buluştu – VİDEO

    Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği üyeleri, kahvaltıda buluştu – VİDEO

    PİRHA – İngiltere Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği üyeleri, dernek binasında düzenledikleri kahvaltıda biraraya geldi.

    İngiltere Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği üyeleri, dernek binasında düzenledikleri kahvaltıda biraraya geldi.

    Kahvaltıya, CAN TV Temsilcileri, Sanatçı Cengiz Aslan ve dernek üyeleri katıldı. İngiltere Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği Başkanı Şehriban Aygün, söz alarak katılan herkese teşekkürlerini ileterek, birlik mesajı verdi.

    İngiltere Tavla Köyü Sosyal Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şehriban Aygün ve Yönetim Kurulu Üyesi Ayfer Gilgin ile kahvaltı sonrası derneğin kuruluş amacına ilişkin konuştuk.

    “DERNEK BİNASINI ALDIKTAN SONRA AKTİF OLARAK KULLANMAYA BAŞLADIK”

    Yönetim Kurulu Başkanı Şehriban Aygün, derneğin binasını aldıktan sonra aktif olarak kullanmaya başladıklarını ifade ederek dernekte yapılan çalışmalara dair şu bilgileri verdi:

    “Haftada bir gün kadınlara özel kahvaltı günü yapıyoruz. Derneğimizi genelde haftasonları aktif olarak kullanmaya çalışıyoruz. Evler küçük olduğu için cenazelerin taziyeleri derneğimizde yapılıyor. Çayımızla kahvemizle ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz. İnsanlar rahat rahat acılarını paylaşıyorlar. Mutlu günlerinde de burada sevinçlerini paylaşıyorlar.”

    “AMACIMIZ TOPLUMDAN KOPMAMAK”

    Aygün, Tavla Köyü’nün Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Alevi Kürt köyü olduğunu dile getirerek “Sarız’da bizden başka köyler de var ama bizim köyümüz sadece Alevi Kürt toplumundan oluşan bir toplum ve araştırmalarımıza göre çoğu Elbistan’dan, Pazarcık’tan gelmişler. Sinemilli Aşiretine bağlılar. Genellikle Sinemilli Aşireti de o bölgelerde yoğun. Bizim köyde bir de Koçgiri Kabilesi var. O da benim. Bizimkiler Dersim ve Zara’dan gelip Tavla Köyü’ne yerleşmişler” dedi. Aygün, derneğin amacının ise toplumdan kopmamak, birarada yaşamak olduğunu da söyledi.

    “DERNEĞİMİZDEN ÇOK MEMNUNUZ”

    Yönetim Kurulu Üyesi Ayfer Gilgin ise derneğin kuruluş amacının toplumun hepsinin birarada olması, kaybolmaması olduğunu söyleyerek “Gençlerimizi ve yaşlılarımızın hepsi birarada olsun. Şimdiki derneğimizin kurulmasından ve aktif şekilde çalışmasından dolayı çok memnunuz” dedi.

    Elif TABAK – Devrim FINDIK/İNGİLTERE

  • Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    Veli-Der: MEB sorumluluklarını yerine getirmeli – VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın yangında hayatını kaybeden 36 öğrenci için bir açıklama yapmamasına tepki gösterdi. Veli Der, MEB’in sorumluluklarını yerine getirmesi için de çağrıda bulundu.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), 21 Ocak’ta, Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasında hayatını kaybeden öğrencileri anarak Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)’nın sorumluluklarını yerine getirmesi için çağrı yaptı.

    “MEB BİR AÇIKLAMA YAPMADI”

    Veli Der Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Aysun Eren, Türkiye’de insan yaşamının sudan ucuz olduğu gerçeğiyle baş edemez noktada olduklarını ifade ederek, “En son Kartalkaya yangın faciasında da gördüğümüz gibi 36 çocuğumuz, Türkiye’nin çeşitli illerinden tatil için geldikleri otelde yaşamlarını kaybettiler. Hayata, okullarına, sıralarına dönemeyecekler” dedi. Eren, insan eliyle, alınmayan önlemler yüzünden 36 çocuğun hayattan koparıldığını da belirterek devamında şunlara yer verdi:

    “Bu acı 36 çocuğumuzla ve yakınlarıyla sınırlı değil elbette. En temel yaşam hakkı tehdit altında olan bir çağ nüfusundan bahsediyoruz. Yetişkinlerin dahi baş etmesinin güç olduğu felaketler, çocuklar için, geleceğimiz için tehdit oluşturmaktadır. Hal böyleyken, yaşanan faciadan yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen MEB’in konuya dair bir açıklama yapmadığına tanıklık ettik. Bu elim facianın MEB’in gündeminde olup olmadığını, kaybettiğimiz 36 öğrenci ve eğitim emekçisine dair bilgi sahibi olup olmadıklarını bilmiyoruz.

    “SİYASİ İKTİDARIN VE MEB’İN SORUMLULUKLARI VARDIR”

    Okulların açılmasına bir hafta kala okul arkadaşlarını sıralarında göremeyecek çocuklara kurulacak sözü bilmiyoruz!
    Olağanüstü durumlarda çocukların ruhsal sağlıklarının korunmasına yardımcı olmak ve psikososyal destek sağlamak gibi gündemleri var mı, bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilerimizin ve memleketin geleceğine dair sorumlulukları vardır.
    Milli Eğitim Bakanlığının, yangın faciasında yaşamlarını yitiren öğrencilerimizin, hangi illerde, hangi okullarda olduğunu tespit etmesini öğrencilerimize etkilenme durumuna göre psikolojik yardım çalışmasını ivedilikle planlamasını talep ediyoruz.

    “İNSANLARIN GÜVENLİ BİR YAŞAM SÜREBİLMESİ DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR”

    Yarım kalan hayallerin, hayatların sayısız örneklerini yaşayan öğrencilerimizin yaşam haklarına, hayatlarına ve hayallerine sahip çıkma sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Tek bir çocuğumuzun, öğrencimizin dahi hayattan koparan ihmallere tahammülümüzün kalmadığını ve adil yargılanma olmadan ruhsal iyileşmenin olmayacağını hatırlatmak istiyoruz. İnsanların güvenli bir yaşam sürebilmek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak devletin sorumluluğu olduğunu hatırlatmak istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Çevrecilerden maden protestosu: Cengiz Kazdağlarından defol!

    Çevrecilerden maden protestosu: Cengiz Kazdağlarından defol!

    PİRHA – Kazdağları Ekoloji Platformu öncülüğünde Çanakkale Bayramiç Hacıbekirler Köyü’nde yer alan Halilağa Bakır Madeni İşletmesi önünde biraraya gelen çevreciler, Cengiz Holding’i mahkeme kararına uymamasını protesto etti. Yapılan açıklamada, “Sana bu madeni açtırtmayacağız, Kazdağlarından Defol Cengiz!” denildi.

    Çanakkale 2. İdare Mahkemesi’nin Cengiz Holding’e bağlı Truva Bakır Madenciliğin Halilağa Bakır Madeni Projesi için verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen, sahadaki çalışmalar devam ediyor.

    Kazdağları Ekoloji Platformu öncülüğünde Çanakkale Bayramiç Hacıbekirler Köyü, Halilağa Bakır Madeni İşletmesi önünde biraraya gelen çevreciler, Cengiz Holding’i mahkeme kararına uyması için protesto etti.

    “MAPEG’İ ACİLEN GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    Kazdağları Ekoloji Platformu, Kazdağı Koruma Derneği ve Kazdağları Kardeşliği’nin maden işletmesi önünde yaptıkları ortak basın açıklamasında şu talepler sıralandı:

    “Bir an önce yürütmeyi durdurma kararının uygulanması ve Halilağa katliam sahasındaki madencilik faaliyetlerinin yürütülmesinin durdurulması için MAPEG’i acilen göreve çağırıyoruz.

    Kararların uygulanmasında, hukuksuz çalışmaların tespitinde kolluğun sahaya yönlendirilmesinde Çanakkale Valimizin kurumları, kuruluşları göreve çağırmasını bekliyoruz.

    Altı aydır Danıştay’da benzer argümanlardan oluşan dosyamızın beklediğini kamuyoyuna yeniden hatırlatarak, Danıştay’ın ivedilikle kararını açıklamasını da umuyoruz.”

    “SANA BU MADENİ AÇTIRTMAYACAĞIZ!”

    Açıklamanın devamında ise şu ifadeler yer aldı:
    “Hukuksuz ve mevzuata aykırılıklarla aldığın izinlerinin her biri iptal edilecek, bir milyon ağacımızı katlettiğinle kalacaksın Cengiz! Ağaçlarımız yeniden çıkar ama bu toprakları kimyasal atıklarınla zehirlemene, ocak alanı ve tesisler için tüm bu coğrafyayı, ekosistemi yok etmene izin vermeyeceğiz! Sana bu madeni açtırtmayacağız, Kazdağlarından Defol Cengiz!”

    PİRHA/ÇANAKKALE

  • AKP Bolu’daki yangının araştırılmasını istedi

    AKP Bolu’daki yangının araştırılmasını istedi

    PİRHA – AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, 78 kişinin hayatını kaybettiği Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel yangınıyla ilgili Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki Grand Kartal Otel’de meydana gelen yangına dair AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, yangın faciasının araştırılması istemiyle Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti: “Bolu’daki otel yangınının tüm yönleriyle araştırılması; ihmal, hata ve kusuru olanların belirlenerek gereken cezayı alması için hazırlamış olduğumuz Araştırma Önergesi, Grup Başkanımız Sayın Abdullah Güler tarafından Meclis Başkanlığına sunuldu” açıklamasında bulundu.

    Bakanlığın verilerine göre 78 kişinin yaşamını yitirdiği yangını araştırmak üzere 6 savcı, 4 başmüfettiş ve 7 kişilik bilirkişi heyeti görevlendirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldı

    Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldı

    PİRHA – Alevi akademisyen Rasha Al-Ali, HTŞ’ye bağlı çeteler tarafından Suriye’de kaçırıldı. Hayatından endişe edilen akademisyenden haber alınamıyor.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor. Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı.

    Son olarak Arap coğrafyasında birçok kitabı okutulan ve dünyanın birçok ülkesinde yaptığı araştırma ve çalışmalarla tanınan Alevi akademisyen Rasha Al-Ali’nin, terörist HTŞ çeteleri tarafından kaçırıldığı öğrenildi.

    Humus Üniversitesi’ne giderken kaçırılan akademisyenden bilgi alınamıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti milletvekili Fırat’tan Bolu’daki yangın faciasına ilişkin araştırma önergesi

    DEM Parti milletvekili Fırat’tan Bolu’daki yangın faciasına ilişkin araştırma önergesi

    PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis başkanlığına verdiği araştırma önergesinde, 76 yurttaşın yaşamını yitirdiği Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasının sebeplerinin ve sorumluların tüm yönleriyle açığa çıkarılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasını istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 76 yurttaşın yaşamını yitirdiği Bolu Kartalkaya’da yaşanan yangın faciasının sebeplerinin ve sorumluların tüm yönleriyle açığa çıkarılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına araştırma önergesi verdi.

    Fırat, 21 Ocak 2025 tarihinde Bolu’da Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki 12 katlı ahşap Kartal Grand Otel’de çıkan yangın faciasında 76 yurttaşın hayatını kaybettiği 51 yurttaşın da yaralandığını belirterek “Bolu Kartalkaya’da meydana gelen yangın faciasının bütün yönleriyle soruşturulması, bu felakete sebep olan kamu-özel idarecilerin ortaya çıkarılması, siyasi sorumluların belirlenmesi ve hukuk önünde yargılanması amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırma Komisyonun kurulmasını arz ve teklif ederim” dedi.

    “KİM GÖZ YUMMUŞSA HEPSİ CİNAYET SUÇLUSUDUR”

    DEM PARTİ İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın verdiği meclis araştırma önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bolu Kartalkaya’da yaşanan ve herkesi yasa boğan bu felaketin böylesine büyük kayıplara neden olmasını anlayabilmek için tabi ki yine birçok kimsenin aklına gelenleri ulu orta sormak gerekir! Ruhsat, izin, denetim süreçleri nasıl işlemiştir? Gerekli önlemler neden alınmamıştır? Yangın merdiveni, yangın tüpleri, yangın alarmları neden yetersizdir? Bunlara kim hangi kurum izin vermiş veya göz yummuşsa hepsi cinayet suçlusudur.

    SORUMLULAR TESPİT EDİLİP YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI

    Bu facia, ağır ihmallerin ve denetimsizliğin doğrudan bir sonucudur. Otelde yangın merdiveninin olmadığı ve yangın söndürme sistemlerinin çalışmadığı yönündeki iddialar akıl almaz ve korkunçtur. Bu durum, başta Turizm Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların sorumluluğunu sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Turizm Bakanlığı’nın denetiminde olan bu bölgede yaşanan ihmaller zinciri, ağır bir bedelle sonuçlanmıştır. Hak, adalet ve vicdanın gereği olarak bu olayda sorumluluğu bulunanların derhal tespit edilip bir an önce yargı önüne çıkarılması gerekmektedir.

    MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN KURULMASI GEREKİYOR

    Diğer taraftan, Bolu Kartalkaya’da meydana gelen ve 76 yurttaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan bu yangını unutmamak için; bu facianın bütün yönleriyle incelenmesi, sorumluluğu olan kamu-özel idarecilerin, siyasi erkin belirlenmesi ve benzer felaketlerin bir daha yaşanmaması için bir Meclis Araştırma Komisyonun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim.

    CENAZELERİN TAVUK FİRMASI TIRINA KONULMASI AKIL TUTULMASIDIR

    76 yurttaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan bu acı olay yaşanırken, insanların halen kayak yapmaya çalışmasına iktidarın sorumsuz açıklamalarıyla birlikte bakınca bir toplum çürümüşlüğünü görmek pekâlâ mümkündür. Cenazelerin bir tavuk firmasına ait tıra konulup ailelerinin tespiti için bekletilmesi ise bir yetmezliğin yanı sıra acıları katmerli hale getiren akıl tutulmasıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alaca Alevi Kültür Merkezi’nden dayanışma çağrısı- VİDEO

    Alaca Alevi Kültür Merkezi’nden dayanışma çağrısı- VİDEO

    PİRHA – Çorum’un Alaca ilçesine Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yapılıyor. Cemevinin inşaatının tamamlanabilmesi için yurttaşlar, yardımlaşma çağrısında bulundu.

    Çorum’un Alaca ilçesinde bulunan ve ilçenin ilk cemevi olacak Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin inşaatı devam ediyor.
    Alaca’da cemevine büyük bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Alaca Alevi Kültür Merkezi Derneği yöneticileri 1 senedir cemevi inşaatı için çalıştıkları ifade ediyorlar.

    Cemevi, 925 metrekarelik arsa üzerine yapılıyor. İki katlı olması planlanan cemevinin toplam inşaat alanı ise 600 metrekare. İnşaatı başlanan cemevinin birinci katı tamamlanmış. Mart ayı itibariyle inşaatın ikinci katının yapılması planlanıyor.

    Alacalı yurttaşlar ve cemevi yöneticileri, Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin inşaatının tamamlanabilmesi için yardımlaşma çağrısında bulundular.

    video:yeşil prodüksiyon

    PİRHA/ÇORUM

  • Sultangazi Kent Meclisi Girişimi’nden ‘Gazi Metro İstiyor’ kampanyası

    Sultangazi Kent Meclisi Girişimi’nden ‘Gazi Metro İstiyor’ kampanyası

    PİRHA – Sultangazi Kent Meclisi Girişimi, Sultangazi’de 15 gün önce başlattıkları ‘Gazi metro istiyor!’ imza kampanyasını sürdürüyor.

    Yaklaşık bir yıl önce kurulan Sultangazi Kent Meclisi Girişimi, İstanbul’da bulunan Sultangazi ilçesinde altyapının gelişmemesi, trafiğin yoğunlaşmasından kaynaklı yaşanan sorunun çözülmesi için ‘Gazi metro istiyor!’ şiarıyla 15 gündür şehir merkezlerine stantlar açarak, esnaf ve kahveleri ziyaret ederek imza topluyor.

    İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Gazi Mahallesi uzun yıllardır ulaşım sorunlarıyla boğuşuyor. Mahallenin girişinden geçmesi planlanan metro hattı bu sorunları bir nebze hafifletme konusunda umut olmuş, Şubat 2014 yılında temeli atılan Kabataş Mahmutbey M7 metro hattının mahalleye uğramaması büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı.

    “15 GÜN ÖNCE İMZA KAMPANYASI BAŞLATTIK”

    15 gündür imza kampanyasını devam ettiren Sultangazi Kent Meclisi Girişimi stantlar açarak şehir merkezlerini, kahveleri, esnafları gezerek topladıkları imzaları belediyeye ulaştırma hedefinde. Gazi Mahallesine en az iki metro durağı isteyen Sultangazi Kent Meclisi Girişimi üyeleri, mahallede artan trafik yoğunluğa işaret ederek, sabah ve akşam saatlerinde bu durumun çekilemez hale geldiğini ifade ediyorlar.

    Metro durağının gelmesiyle trafiğin rahatlayacağını söyleyen Sultangazi Kent Meclisi Girişimi üyeleri, imza kampanyasını devam ettireceklerini belirttiler.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hüseyin Esen: Aleviler barışın sağlanabilmesi için aktif rol oynamalı- VİDEO

    Hüseyin Esen: Aleviler barışın sağlanabilmesi için aktif rol oynamalı- VİDEO

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı Evladı Hüseyin Esen, HDK’nin başlattığı ‘Barış için 1 milyon imza’ kampanyası için üzerlerine düşen ne varsa yapmayı hedeflediklerini dile getirdi. Esen, Alevilerin barışın sağlanabilmesi için aktif rol oynamalarının elzem olduğunu da kaydetti.

    Baba Mansur Ocağı Evladı ve HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Hüseyin Esen, HDK’nin “Barış için 1 milyon imza” kampanyasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÜZERİMİZE DÜŞEN NE VARSA YAPMAYI HEDEFLİYORUZ”

    Baba Mansur Ocağı Evladı Hüseyin Esen, HDK’nin başlattığı ‘Barış için 1 milyon imza’ kampanyası için üzerlerine düşen ne varsa yapmayı hedeflediklerini dile getirdi. 1 milyon imzanın anlamının da toplumun barışı gündemine alması ve barışın toplumsallaşması olduğunu söyleyen Esen, “Barışın olması, akıl ve erdemle toplumun yönetilebilmesi ile mümkün olabilir. Ne yazık ki bu konudaki marifetimizi biraz yitirdik. Tekrar bu marifete kavuşmak zorundayız” diye konuştu.

    “ALEVİLER BU İŞİN MERKEZİNDE OLMALI”

    Alevilerin imza kampanyasının merkezinde olması gerektiğini de vurgulayan Esen, şunları söyledi:

    “Çünkü ötekileştirilen en temel inanç gruplarının başında Aleviler geliyor. İktidarların sürekli zulüm yaptığı, katliamlardan geçirdiği bir topluluk olarak hakkın adaletin, barışın ne kadar değerli olduğu konusunda Aleviler, en fazla deneyime sahip topluluklardan biridir. Dolayısıyla 72 millete bir nazarda bakan Aleviler, emek ve gayret anlamında da bu işin merkezinde olmalı. Barış konusuna da taraf olmalı. Çünkü Kürt Sorunu çözülmedikçe bu toplumun sorunları sıkıntıları giderek katlanıyor. Dolayısıyla Kürt Sorunu’nun çözülmesini istiyorsak Aleviler de üzerine düşeni yapmak zorunda.”

    “ALEVİ KURUMLARI BARIŞ İÇİN AKTİF ROL OYNAMALI”

    Toplumun, barışın en temel unsuru olduğu bir pozisyona gelmesi için rol oynamaya çalıştıklarını da ifade eden Esen, Alevi kurumlarına şu çağrıda bulundu:
    “Bu toplantılarımız giderek de sürecek. Tabi burada Alevi kurumlarına da çok ciddi sorumluluklar düşüyor. Alevi kurumları birlik olmayı esas alan bir felsefenin çocukları olarak biraraya gelmeli, bu konuları konuşmalı, ortak bir irade ile sözünü kelamını kurabilmeli. Alevi kurumlarının bütün sıkıntılarını bir kenara bırakıp barışın örülebilmesi için çok daha aktif bir rol oynamaları elzemdir.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Yazar Kaya: Suriye’deki katliama karşı mücadele edilmeli – VİDEO

    Yazar Kaya: Suriye’deki katliama karşı mücadele edilmeli – VİDEO

    PİRHA – Tarihçi Yazar Ali Kaya, Suriye’deki Alevilere yönelik şiddet eylemlerini kınayarak “Münferit gibi gösterilen ama Alevilere karşı sistematik olarak yapılan sindirme, öldürme ve gasp girişimlerine karşı tüm demokrat kurumlar mücadele etmelidir” dedi.

    Tarihçi Yazar Ali Kaya Suriye’de Alevilere yönelik yapılan katliama dikkat çekerek tüm kamuoyuna mücadele çağrısında bulundu.

    “ALEVİLERİN SİYASAL BİR HEDEFİ YOKTUR”

    Tarihçi Yazar Ali Kaya, Türkiye’de son dönemlerde ‘Siyasal Alevilik’ kavramının ortaya atıldığını, Aleviliğe yönelik şiddeti çağrıştıran bu kavramın ayrışmalara, ötekileştirmelere, dışlamalara yol açan çok tehlikeli bir kavram olduğunu belirterek “Oysa Alevilerin siyasal bir hedefi yoktur. Kendi inançlarını yaşatmak amacıyla inançlarını sürdürüyorlar” dedi.

    Yazar Kaya, Siyasi İslam içinde olan kökten dinci, şeriat özlemi içinde olanların, siyasi emellerini gizlemek amacıyla ‘Siyasal Alevilik’ kavramını ortaya attıklarını da ileri sürerek şunları söyledi:

    “Bu söylemler de Selefi Vahabi özlemi içinde olanların Türkiye’de şeriat sistemi kurmaya çalışanların art niyetli söylemleridir. Kesinlikle buna karşı çıkılması lazım. Toplumun huzurunu kaçıran bu anlayışlarla mücadele etmekte fayda var.”

    “DEVLETİN HTŞ İLE GÖRÜNTÜ VERMESİ BÜYÜK TALİHSİZLİK”

    Kaya, devletin HTŞ gibi terörist hareketlerle görüntü vermesinin de büyük talihsizlik olduğunu dile getirdi. Kaya, devamında şunları ifade etti:

    “Alevi toplumu olarak biz Suriye’nin birlik ve bütünlüğünden yanayız. Oradaki halkın kardeşçe yaşamasından yanayız. Suriye’de son dönemde Baas üzerinden kesilecek faturanın tamamı Alevilere yüklenmektedir. Bu da çok tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Baas sürecinin kaymağını yiyen kesim dahi kendi sorumluluğunu üstlenmek yerine mezhepçi bir söylemle sürecin günahlarını ve sorumluluğunu Alevilere yüklemektedir.”

    “BUNLAR TARİHİ SİLME OPERASYONLARIDIR”

    Kaya, yerel kaynaklardan aldığı bilgileri de paylaşarak üç bin Alevinin ölümle yüz yüze olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Yerel kaynaklar, insanların bilinmeyen yerlere götürüldüğü, haber alınamayanların sayısının hayli fazla olduğu, sokak ortasında infazların arttığı, hırsızlık, gasp, insan kaçırma ve tecavüzlerin hayli fazla olduğunu bildiriyor. Yakın zamanda aldığım bir habere göre de Halep’ten 70 kilometre uzakta 3 bin kişinin dağlara kaçtığı ve çocukların yollarda öldüğü hatta çocukların yemek, yaşlıların da ilaç bulamadıklarını, 3 bin Alevinin orada öleceği bilgileri gelmeye başladı. Özellikle terörist grupların Alevilere karşı önyargılı davranıp şiddet uyguladıkları da aşikardır. Bu terörist gruplar, özellikle dini mezhepler ve farklı inanç gruplarının kutsallarına el uzatmaya başladı. Özellikle Hasibi’nin mekanına yaptıkları saldırıyı bende kınıyorum. Aleviler her türlü şiddete karşıdır, bu anlamda her türlü terör eylemlerine karşıdır. Bu operasyonlar tarihi silme operasyonları olarak adlandırılabilir. Medyadaki Esad rejimi ya da Nusayri rejimi kavramları doğru değildir. Nusayriler Alevidir. Emevi Cami hiçbir dönem kapanmamasına rağmen medyada kapalıymış gibi gösterilip fitne fesat yaratmaya çalışılıyor. Emevi Camisinin etnik inanç gruplarına karşı fitne merkezi olmasına müsaade edilmemelidir.”

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Münferit gibi gösterilen ama Alevilere karşı sistematik olarak yapılan sindirme, öldürme ve gasp girişimlerine karşı tüm demokrat kurumların mücadele etmesi gerektiğini de kaydeden Kaya, kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Tüm dünyada ve gerek medya üzerinde gerekse resmi kurumlar üzerinde yapılacak her türlü baskı ve kamuoyu baskısı bu faaliyetlerin sonlandırılması için tüm kurumların bir çaba içerisine girmesi gerekir. Orada bir cinayet işleniyor, bir katliam yaşanıyor bu katliamlara karşı mücadele etmek gerekir. Son dönemlerde özellikle CHP gibi muhalif partilerin bu konuda ortaya bir tepki koymamaları esef vericidir. Demokratım, sosyalistim, insanım diyen herkesin bu katliamlara seyirci kalmaması lazım. Hükümetin de bu konuyu sahiplenmesi gerekir ve bu katliamın daha fazla büyümemesi için tedbir alınmasında fayda var.”

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Nihat Saltuk Dede: Kayyım atayarak Kürt Sorunu çözülmez! – VİDEO

    Nihat Saltuk Dede: Kayyım atayarak Kürt Sorunu çözülmez! – VİDEO

    PİRHA – Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk, Kürt Sorunu’nun çözülebilmesi için samimiyete ihtiaç olduğunu vurgulayarak, “Samimi olsalar ‘derdiniz ne kardeşim gelin birlikte çözelim’ derler. Bir tarafta Bahçeli güzel konuşuyor ama bir taraftan da kayyum atanıyor. Hangisine inanacağız?” diye sordu.

    Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk Dede, Kürt sorununun çözümüne yönelik sürdürülen görüşmeler hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “BİR TARAFTAN BAHÇELİ GÜZEL KONUŞUYOR, BİR TARAFTAN KAYYIM ATANIYOR”

    Nihat Saltuk Dede, Kürt Sorunu’nun çözümüne ilişkin yapılan görüşmeleri değerlendirerek, “Ben Kürt sorununun çözüleceğine inanmıyorum. Çünkü samimi değiller. Samimi olsalar ‘derdiniz ne kardeşim gelin birlikte çözelim’ derler. Bir tarafta Bahçeli güzel konuşuyor ama bir taraftan da kayyum atanıyor. Hangisine inanacağız? Hukuk, adalet yok ki işlesin. Biz Aleviler herkes için adalet istiyoruz. Sırf kendimiz için değil Sünni vatandaşlarımız için de Kürt vatandaşlarımız için de aynı adaleti istiyoruz. Bizim başka derdimiz yok” dedi.

    “DEDELERDEN OLUŞAN 40 KİŞİLİK KOMİTE OLMALI”

    Saltuk, DEM Parti’nin siyasi partilerle yaptığı görüşmelerin sonunda Alevi kurumlarıyla görüşme için geldiklerinde sunacakları önerileri de şöyle anlattı:

    “Biz dedeler toplantısını yapıyoruz. Benim bir önerim var. Dedelerden oluşan 40 kişilik bir komite, onun üstünde 12 kişilik bir şura, onun üstünde bir tane başkan. Meclis görüşmeleri alt komiteden geçmeden üsttekiler tek başına karar veremeyecek. Bu da çok zor değil. Diyanet’te kaç kişi çalışıyor değil mi? Bizde de 50-100 kişi çalışsın. Devletin muhatap alacağı kurum olacak.”

    Saltuk, dedelere çağrı yaparak “Birliğimize dirliğimize sahip çıksınlar. Cüzdanlarını değil vicdanlarını düşünsünler” dedi.

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Cemevi Başkanlığı samimi olsaydı Suriye’deki katliama ses çıkarırdı’ – VİDEO

    ‘Cemevi Başkanlığı samimi olsaydı Suriye’deki katliama ses çıkarırdı’ – VİDEO

    PİRHA – Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk, devletin hem Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması hem de Suriye’deki cihatçı çetelerle yan yana durmasındaki tezatlığı ikiyüzlülük olarak nitelendirerek “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı samimi olsaydı Suriye’deki katliama ilk ses çıkaran kurum olurdu” dedi.

    Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk Dede, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan katliam hakkında PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “İŞİD’İN ADI DEĞİŞTİ AMA ZİHNİYET AYNI”

    Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk Dede, Suriye’de bir gecede değişen rejimin arkasında İŞİD’in olduğunu belirterek “İŞİD denilen şeyin adı değiştirildi ama eskiden de vardı. Sırf Alevileri, Hz. Ali’nin fikirlerinden dolayı sevmedikleri için katliam yapıyorlar. Yoksa oradaki Şiiler oruç da tutuyor dertleri oruç, namaz değil bunların” dedi.

    Saltuk, HTŞ liderliğindeki oluşumun Aleviler açısından ne anlam ifade ettiğini de şöyle sıraladı:

    “Birincisi Hz. Ali sevgisini, Hz. Hüseyin duruşunu insanlardan bertaraf edip ‘öyle dik durmayın, biz ne dersek bize biat edin’ diyerek biat kültürünü yerleştirmeye çalışmak. İkincisi de ganimet peşindeler. Çünkü her gittikleri yerde onlar için ganimet vardır. Onların anlayışına göre cihat demek ganimet demek. ‘Erkekleri öldüreceksiniz, onların kadınları sizlere helaldir, isterseniz satarsınız’ zihniyet bu. Bundan 10 sene önce de Ezidi kadınların neler çektiğini hep birlikte gördük. Ancak dünyanın sesi hala çıkmıyor. Ne değişti? İsim değişti sadece zihniyet değişmedi.”

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI SAMİMİ OLSAYDI SURİYE’DEKİ KATLİAMA SES ÇIKARAN İLK KURUM OLURDU”

    Saltuk, devletin hem Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması hem de Suriye’deki cihatçı çetelerle yan yana durmasındaki tezatlığı ikiyüzlülük olarak tanımladı. Saltuk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Düşman mıydık da kardeş olduk? Alevilerin, Kürtlerin çektiği acıları kim telafi edecek kim özür dileyecek? Biz 72 millete aynı nazardan bakıyoruz. Hep yakıldık, ezildik ama kimseyi ezmedik yakmadık. Sadece saygı istiyoruz. Bunu düzeltmek için de yetkili ağızlardan açıklama duymak isteriz. Cemevi Başkanlığını açtınız. Peki niye kendinize göre açtınız? Kendi Alevinizi yaratmak için mi? Biz dedeler bunun mücadelesini veriyoruz. Bize Aleviliği kimse tarif etmesin. Bizim Yol’umuzu biz tarif ederiz. Cemevi Başkanlığı samimi olsaydı Suriye’deki katliama ilk ses çıkaran kurum olurdu. Samimi olsaydı bende gerçekten Alevi gibi düşündüklerini söyleyebilirdim.”

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Bakırhan: Alevilere karşı örgütlenen tepkilere sessiz kalmamalıyız – VİDEO

    Bakırhan: Alevilere karşı örgütlenen tepkilere sessiz kalmamalıyız – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki Alevi toplumunun büyük bir katliam tehdidi ile karşı karşıya olduğunu söyleyerek “Suriye’de Aleviler, katliam tehdidi altındayken Türkiye’de buna itiraz eden Alevilere ‘Siyasal Alevi’ diyerek toplumu kışkırtıyorlar. Alevilere karşı bir tepki örgütlüyorlar, buna sessiz kalmamalıyız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, Akdeniz Belediyesi eş başkanları ve belediye meclis üyelerinin gözaltına alınması ve tutuklanması sonrası atanan kayyıma tepki gösterdi.

    Kayyım atamasını “demokrasiye darbe” olarak nitelendiren Bakırhan, “İki arkadaşımız da makam odalarının kapısını söktüler. Ne yaptılar kapıları oradaki halklara açtılar. Gerçekten biz de Mersin’i ziyaret ederken Akdeniz ilçesine gittiğimizde o tabloyu gördük. Vatandaş direkt belediye eş başkanlarının odasına girebiliyor, kendisini ifade edebiliyor, sorununu anlatabiliyor. Kapı yok, sekreter yok, randevu almak yok. Tam da bizim paradigmamızı uygulayan bir ilçe belediyemizdi Akdeniz Belediyesi. Bu kayyım sadece Kürtlere değil oradaki ortak yönetim iradesine atanmış bir kayyımdır” dedi.

    “AKP, KAYYIM ATAYARAK SİYASİ PUSU KURUYOR”

    Kürt sorunun çözümüne dair tartışmalara değinen Bakırhan, bu tartışmaları farklı bir evreye taşımak için ciddi çalışmalar içinde olduklarını ancak AKP’nin kayyım atayarak “siyasi pusu” kurduğunu belirtti. Bakırhan, “Burada bir kez daha tekrar ediyorum. Bin kere yapsanız yine sonuç alamayacaksınız” diye kaydetti.

    Bakırhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Beşiktaş Belediyesi için de bir kaç şey söyleyeyim. Kürt coğrafyasında ısıttıklarını, orayı laboratuvar olarak kullandıklarını yıllar önce söylemiştik. Bu kayyımcı anlayışı şimdi batıya da taşırıyorlar. Beşiktaş Belediyesinde de yine dün bir gözaltı vardı. Orada da yerel yönetimi tasfiye etmek istiyorlar, oraya da siyasi kumpasla darbe yapmaya çalışıyorlar. Sandıkta alamadığını hile ile alıyor, kumpas ile, oyun ile alıyor. Böyle bir iktidar mı olur, böyle bir anlayış mı olabilir? Kendine güveniyorsan buyrun; yarışalım, ama kazanamadığın yeri gasp etmek nedir? Onun için Beşiktaş Belediyesine dönük bu operasyonu da kınıyorum. Orada gözaltına alınan belediye başkanını ve çalışanların bir an önce serbest bırakılmasını diliyoruz. Bu kayyımcı anlayıştan bir önce vazgeçilmesi Türkiye’nin hayrınadır. Dünyanın neresine giderlerse suratlarına bu siyasi darbe çarpıyor ama demek ki utanma yok ne diyelim artık. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Mücadelemizi büyüterek bu anlayışı geriletip dersini vereceğiz.

    BU ÜLKE EKONOMİDE ADALETİ EŞİTLİĞİ NASIL SAĞLAYACAK?

    İşsizlik fonunda toplanan paranın yüzde 13’ünü işsizlere harcıyorlar. Yüzde 87’sini sermayeye harcıyorlar. İşsizler için toplanan fonu sermayeye harcıyorlar. İşte bu ülke ekonomide adaleti eşitliği nasıl sağlayacak? Bizler bu sefalete, yalana, çöküşe yaz ayları boyunca ekmek ve adalet buluşmalarıyla birlikte bir cevap vermeye çalıştık. Açlığa, haksızlığa, hukuksuzluğa mahkum edilen insanlarımızla Türkiye’nin dört bir yanında bir araya geldik. Tekirdağ’da da bir araya geldik. Orada üreticilerle buluştuk, sadece partililerimizle değil, Tekirdağ’daki hemen hemen çeşitli üretim sektörlerinde faaliyet yürüten bütün kesimlerle bir araya geldik. Şimdi biz bu çalışmamızı büyüterek devam edeceğiz.

    EKMEK, ADALET, BARIŞ…

    Baktık bunlar anlamıyor. Daha güçlü bir şekilde sahaya inmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ekmek, adalet ve barış buluşmalarını daha güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz. Ekmek, adalet, barış… Bu ilkenin ihtiyaç duyduğu 3 temel meseledir. Nerede açlığa mahkum edilen, nerede hakkı ve hukuku yok sayılan biri varsa onunla birlikte olacağız. Nerede adalet arayan, eşitlik arayan, özgürlük arayan bir yurttaşımız varsa da onlarla omuz omuza hakları tanınıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bir kez daha diyoruz ki ekmek olmadan barış olmaz. Barış olmadan ekmek de olmaz, adalet olmadan toplumsal barış hiç olmaz. Onun için önümüzdeki günler yapacağımız ekmek, adalet ve barış buluşmalarına sizleri de bekliyor, güçlü bir şekilde katkı sunmanızı istiyoruz.

    ÖLÜSÜNE SAYGI DUYMADIĞINIZ HALKLA NASIL BARIŞACAKSINIZ?

    Başta Rojava olmak üzere Suriye ve Ortadoğu’da da barışın gerçekleşmesi için çok büyük bir mücadele veriyoruz. Ama iktidar yine Kuzey ve Doğu Suriye’de büyük hatalar yapmaya devam ediyor. Biraz barış umudu doğunca hemen bunu baltalamaya çalışıyorlar. Bu konuda çok mahirler, haklarını vermek lazım. Umudu yok etme ve kırma konusunda onların üzerine yok. Bu ülkede demek ki umutlanmayacağız. Bakın Kuzey ve Doğu Suriye’de halkın haber alma hakkı için orada gazetecilik yaparken SİHA’lar tarafından katledilen Nazım Daştan ve Cihan Bilginin cenazeleri kendi memleketlerinde gömülemedi. Gömülmedi demiyorum, gömülemedi. Aileler çok istemesine rağmen. Soruyoruz ölüsüne saygı duymadığınız bir halkla nasıl barışacaksınız?

    TÜRKİYE TÜRKİYELİLERİNDİR, SURİYE DE SURİYELİLERİNDİR

    Kuzey Doğu Suriye’de çatışmaların durması için oradaki halklar Tişrin Barajına doğru canlı kalkan olmak için gittiler. Çünkü baraj, oranın su hafızasıdır. Çeteler o barajı dağıtmasın, elektrikleri kesilmesin diye oraya gittiler. Orada sivilleri İHA ve SİHA’larla katlediyorlar. Böyle mi toplumsal barışı sağlayacaksınız? Bu mudur sizin Kuzey ve Doğu Suriye’ye götüreceğiniz barış? Barışa böyle ulaşamazsınız. Bir yandan barış diyorsunuz Dışişleri Bakanı HTŞ sözcüsünün bile kullanmadığı bir dili kullanıyor. Dışişleri Bakanı her gün Rojava halklarını tehdit ediyor. Soruyorum böyle barış olur mu? Tehditle barış mı olur?

    Türkiye Türklerindir, Suriye Araplarındır diyerek yüzyıllık ezberleri tekrarlayıp duruyorlar. Yahu kardeşim Türkiye sadece Türklerin değil, Kürtlerin, Arapların, Alevilerin, Çerkeslerin, burada yaşayan bütün farklılıklarındır. Suriye’de sadece Arapların değil. Suriye’de Kürtsüz Alevisiz, Ermenisiz, Êzidîsiz, Çerkessiz bir Suriye olur mu? Türkiye Türkiyelilerindir, Suriye de Suriyelilerindir.

    ALEVİLERE DÖNÜK SALDIRILARA SESSİZ KALMAMALIYIZ

    Suriye’de güven, istikrarı sağlamanın tek yolu halklar ve inançları esas alan demokratik siyasi bir çözüm bulmaktır. Bunun için müzakerelerin başlaması lazım. Bakın Suriye’de Alevi toplumu büyük bir katliam tehdidi ile karşı karşıya. Gün yok ki linç edilmesinler. Alevilerin öldürülmesine karşı çıkmadan Suriye halklarına barış ve huzuru nasıl getireceksiniz? Suriye’de Aleviler, katliam tehdidi altındayken Türkiye’de buna itiraz eden Alevilere ‘Siyasal Alevi’ diyerek toplumu kışkırtıyorlar. Alevilere karşı bir tepki örgütlüyorlar, buna sessiz kalmamalıyız.

    Gerçekten soruyoruz; Kürt fobisi dışında bu iktidarın bir düşüncesi, duygusu var mı? Çok merak ediyorum. Hep bizi davet ediyorlar, bu konuda ne diyorsunuz, biz onlara söylüyoruz. Suriye için ne düşünüyorsunuz? Suriye’de Kürtler, Aleviler için diğer farklı inançlar için nasıl bir zemin istiyorsunuz? Emin olun kapsayıcı bir şey derseniz destekleriz, alkışlarız, yanınızda dururuz. Yüz yıldır oradaki mezhepçi, tekçi, milliyetçi ulus devlete insanları mahkûm ederseniz de mücadele ederiz. Eleştiririz, itiraz ederiz.

    “GELİN DİCLE FIRAT HAVZASINI BİR BARIŞ HAVZASINI DÖNÜŞTÜRELİM”

    Bizim Suriye’ye ilişkin bir fikrimiz var. Suriye’nin kapsayıcı bir demokratik zemine kavuşmasını istiyoruz. Kürtler kendi kimlikleri, Aleviler ile diğer halklar ve inançların kendi kimlikleri ile yaşadıkları bir Suriye olmasını istiyoruz. Buyursun başka düşüncesi olan varsa söylesin. Gelin demokratik Ortadoğu için Kürtlere ve diğer halklara tehdit odaklı yaklaşımdan vazgeçin fırsat odaklı bir pencereden bakın diyoruz. Tarihsel Türk-Kürt ittifakını canlandıralım diyoruz. Bunu defalarca söyledik. Sonra bölgedeki bütün halklarla birlikte Ortadoğu’nun makus talihini tersine çevirelim. Bu çatışmayı, savaşı, dışarıdan müdahaleleri boşa çıkarmanın tek yolu orayı demokratikleştirmektir, demokratik bir zemin yaratmaktır. Gelin Dicle Fırat havzasını bir barış havzasını dönüştürelim. Gücünüz var, konuştuğunuz zaman Almanya’yı Fransa’yı bile küçük devletler olarak tanımlıyorsunuz. Buyurun Dicle nehrinden Akdeniz’e uzanacak bir barış coğrafyasını hep birlikte inşa edelim biz sizi destekleriz.

    “BİZİM YOLUMUZ DEMOKRASİDİR”

    Bizler Kürt sorununu bir bütün olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi içerisinde değerlendiriyoruz. Bunu bin defa dedik. Hala birileri çıkıp işte bilmem iki bayrak falan gibi yalan saçma sapan şeyler söyleyerek 3-5 oy almak için yanlış algı oluşturmaya çalışıyor. Şüpheniz olmasın. DEM Parti ne yaptığını çok iyi biliyor. DEM Parti sizsiniz, sokaktan sizin duygularımızı yaklaşımlarınızı alarak gelip bunları söylüyoruz. DEM Parti bu ülkenin yurtsever, demokrat, sosyalist geleneğinin temsilcisi ve kendisidir, mirasçısıdır. Bizim yolumuz demokrasidir. Kimse bizi buradan alıkoyamaz.

    “ZEHİRLİ DİL KULLANMAYIN”

    Geçen gün Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş çok önemli bir şey söyledi. ‘Kürtlerin onurunu Türklerin gururunu gözetecek bir sürecin yürütülmesi gerekir’ dedi. Katılıyoruz. İyi bilinmelidir ki kayyım gurur duyulacak bir şey değil. Zehirli dil gurur duyulacak bir şey değil. Ama milyonların huzurunda ifade edelim; barış ve çözüm hem onur hem de gurur duyulacak bir şeydir. Herkesi devletçi akla karşı demokratik akıl etrafında birleşmeye mücadele etmeye ve bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

    “BARIŞ VE ÇÖZÜM İÇİN UĞRALAŞIM”

    Bizler bu bilinçle Sayın Öcalan’ın mesajlarının arkasında olduğumuzu buradan bir kez daha yenilemek istiyoruz. Barışın inşası için hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Devir eşit temelle barış elinin uzatılması devridir. Ellerin barışa açılması devridir. El ele verip barışı inşa etme devridir. Bugüne kadar bu konuda Sayın Bahçeli’den muhalefete ve toplumsal kesimlere kadar iyi niyetli olumlu adımlara karşılık verdik. Toplumda bu konuda büyük bir ortaklaşma gerçekleşti. Türkiye’de ilk defa siyasi partilerin büyük çoğunluğu dönemsel çıkarlarını bir kenara bırakarak demokratik çözüme büyük destek verdiler. Bu çok kıymetlidir. Sayın Abdullah Öcalan gönderdiği iki mesajda da barışı inşa etme gücünün olduğunu ifade etti. Artık sıra iktidardır. İktidar bir an önce demokratikleşme ve Kürt sorunu eksenindeki sorunları giderecek adımlar atsın. Atmalıdır. Sayın Erdoğan Amed’e gitmişti. Amed’te ‘Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur’ dedi. Türkiye’nin de Diyarbakır’ın da ortak huzuru demokratik çözüm ve barıştır. Demokratik çözüm ve barış sağlanırsa Diyarbakır da Türkiye’de huzurlu olur Sayın Erdoğan. Onun için barış ve çözüm için uğraşalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Arap Alevilerden DEM Parti’ye ziyaret-VİDEO

    Arap Alevilerden DEM Parti’ye ziyaret-VİDEO

    PİRHA – Alevi kanaat önderleri, DEM Parti Meclis grubunu ziyaret etti. Ziyarette, Suriye’de yaşayan Alevilerin karşı karşıya olduğu katliam ve tehditler konuşuldu.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı.

    Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.

    Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.

    Hataylı Arap Alevi kanaat önderleri, DEM Parti Meclis grubunu ziyaret ederek Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüştü. Görüşmede Suriyeli Alevilerin karşı karşıya olduğu saldırı ve tehditler konusu ele alındığı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)