Yazar: Devrim

  • Karaoğullarından: Suriye’de Alevilerin yaşamları çok sıkıntıda, ekonomik kriz içindeler-VİDEO

    Karaoğullarından: Suriye’de Alevilerin yaşamları çok sıkıntıda, ekonomik kriz içindeler-VİDEO

    PİRHA- Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği Başkanı Hamit Karaoğullarından, Suriye’de yaşanları değerlendirdi. Karaoğullarından, “Suriye, şu an cihatçı yapıların, merkezi yönetimi ele almasıyla demokratik düzeni kurmak pek gerçekçi olmaz. Çünkü laikliğe karşı bir düzen. Şeriatla yönetilmek istenen bir ülke var. Oradaki Alevi canlarımızın yaşamları çok sıkıntıda, ekonomik kriz içindeler” dedi.

    8 Aralık’ta Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ülkedeki kontrolü ele geçiren Selefi grupların, Alevi, Hristiyan, Ezidi gibi farklı inançlara mensup halklara düşmanlığı ve saldırı girişimleri büyük endişe yaratıyor.

    Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği Başkanı Hamit Karaoğullarından konuya dair PİRHA‘ya konuştu.

    “SURİYE’DE MEZHEPÇİLİK KÖRÜKLENİYOR”

    Karaoğullarından, Suriye’de mezhepçiliğin körüklenmek istediğine vurgu yaptı. Bölgeyi anlayabilmek için bölgenin demografik ve siyasi yapısının iyi bilinmesi gerektiğini belirten Karaoğullarından, “Bölgenin sistematiğini bilmek gerekiyor. Bölgede körüklenmek istenen mezhepçi anlayışlar Suriye’yi ve Suriye halklarını bugünlere getirmiştir. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin birlikte yaptıkları plan ve programla Suriye’de oluşan olaylar şu an gözümüzün önünde. Bu savaşın bize doğurtacağı yansımalara bakmamız gerekiyor” dedi. 

    “OLAYLAR DEMOGRAFİK YAPIYI BOZABİLİR”

    Karaoğullarından, Suriye’de başta Aleviler olmak üzere diğer azınlık gruplarına yönelik herhangi bir saldırı ve katliamın olası sonuçlarına dair şunları söyledi:

    “Siyaseten kaybedilen bir durum bize sosyolojik açıdan insanlarla diğer halklarla iletişimi kopartacak. İkinci yansıması da iktisadi yansıma olacaktır. Ekonomik anlamda çok ciddi kayıplara uğrayan halklar, açlıkla karşı karşıya gelecek. Üçüncü yansıması da demografik anlamda olacak. İlerleyen süreçteki paylaşımda belki de Arap Alevilerin bulunduğu bölgeden alınıp farklı bir bölgeye götürülmesi gündeme gelebilir. Şunu da görmek gerekiyor. ÖSO denilen yapıyla HTŞ yapısı, çok farklı selefi ve cihatçı grupların bir araya gelmesiyle oluşan bir yapı. 2015 sonrası Astana süreciyle beraber Rusya, Türkiye, İran ve Amerika’nın da dahil olduğu imzayla garanti altına alınıp tüm terör örgütleri İdlib’te toplandı. Buradaki amaç, İdlib’te garantör ülke olan Türkiye’nin zaman içinde terör örgütü gruplarını silahsızlandırıp bölgeden bir şekilde tasviyesini yapmaktı. Ama maalesef gelinen süreç böyle olmadı. Süreç tamamen tersi yöne evrildi.

    “NE OLDU DA ESAD’IN ESED OLDUĞU BİR SÜRECE EVRİLDİ”

    Beşar Esad’ın yönetime gelmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kardeşim Esad’ dediği günlerde, sınırlararası vizelerin kalktığı, ekonomide ciddi bir iyileşmenin olduğu, insanlar arasındaki sosyalliğin ve kardeşlik bağlarının güçlendiği bir dönem gördük. O dönem sonrası ne oldu da Esad’ın Esed olduğu bir sürece evrildi? Bunun cevabını siyasi iktidarın vermesi gerekiyor.”

    Suriye’deki cihatçı yapıların, merkezi yönetimi ele almasıyla demokratik düzenin kurulmasının pek gerçekçi olmayacağını dile getiren Hamit Karaoğullarından, bunun sebebinin laikliğe karşı bir düzenin varlığı olduğunu belirtti.

    “Emevi zihniyetinin getirdiği düzen budur” diyen Karaoğullarından, ülkenin şeriatla yönetilmek istendiğini ve bundan dolayı Alevilerin büyük bir sıkıntı içinde olduğunu ifade etti.

    SURİYE İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI

    Kaygıların gerçekleşmemesi için bütün yetkililere ve sivil toplum örgütlerine çağrı yapan Karaoğullarından, son olarak şu ifadeleri kullandı:

    “HTŞ’nin, rejimi devirmesi sonrası tüm tapu daireleri ve resmi kamu yerlerindeki kayıtların silindiği, yok edildiği ve kendi yönetimlerinde kendi kayıtlarının hakim olacağı, halkları kendi bulundukları yerleşim yerlerinden çıkartacakları aşikardır. Şu an yaşanan da odur zaten. Türkiye’deki emek ve demokrasi güçleri, siyasi partiler, tüm kamuoyu Avrupa’daki emek ve demokrasi kuruluşların Alevi halkıyla dayanışma içerisinde olup birlikte mücadele vermesi gerekiyor. Unutmayalım ki halklar kardeştir, direnen halklar her zaman kazanacaktır.”

    Fatoş SARIKAYA- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

     

  • Sabahşen: Suriye’de ‘Alevileri devirdik’ mantığıyla hareket edilmesi yüz karasıdır-VİDEO

    Sabahşen: Suriye’de ‘Alevileri devirdik’ mantığıyla hareket edilmesi yüz karasıdır-VİDEO

    PİRHA- Alevi Düşünce Ocağı Üyesi Mehmet Sabahşen, Suriye’deki rejim değişikliğini etnisiteye, inançlara entegre etmeye çalışmak ve bunun üzerinden ötekileştirmelere girmek, insanlığa sığmayacağını söyledi. Sabahşen “BM’in, dünyayı yönettiğini düşünen güçlerin, insanlık faciasına göz yummaması gerekir. Bu anlamda birleştirici rol oynayarak tüm tarafların rejimlerini ve idarelerini kurmalarına katkı sağlamak lazım” dedi.

    Alevi Düşünce Ocağı Üyesi Mehmet Sabahşen, Suriye’de yaşanan gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİ, İNANÇLARA ENTEGRE ETMEYE ÇALIŞMAK İNSANLIĞA SIĞMAZ”

    Alevi Düşünce Ocağı Üyesi Mehmet Sabahşen, Suriye’deki rejim değişikliğine benzer değişikliklerin çok yerde olduğunun altını çizerek, “Bizi bugünlere getiren oradaki katliam endişesidir. Bunun medyada da körüklenmesi aşikardır. Katliam konusunu rejim değişikliğine bağlamaya çalışan medya, maalesef insanlığa büyük bir kötülük yapmaktadır. Suriye’deki rejim değişikliğinin Alevileri devirdik mantığıyla hareket edilmesi yüz karasıdır. Rejim değişmiştir. Bunu getirip etnisiteye, inançlara entegre etmeye çalışmak ve bunun üzerinden ötekileştirmelere girmek, insanlığa sığmaz. Oradaki rejim değişikliği bizi ne kadar ilgilendiriyor?” diye sordu.

    “İNSANLIK FACİASINA GÖZ YUMULMAMALI”

    “‘Alevilerin katli vacip’ söylemi sadece günümüzün veya bugün Suriye’de olanların söylemi değil” diyen Sabahşen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Osmanlı döneminde de Ebu Suudların fetvaları bu yöndeydi. Bugün Suriye’de olacakları kestirmek gerçekten zor. Mutlaka barışın tesis edilmesi lazım. Bir kaos var. Herkeste bir tedirginlik, katliamın ayak izleri kendini gösteriyor diye bir korku ve endişe var. Bunun için gerçekten ülkemiz idaresine de bir görev düşüyorsa bunu insanlık adına herkesi kucaklayacak şekilde yapması gerekir. BM’in, dünyayı yönettiğini düşünen güçlerin, insanlık faciasına göz yummaması gerekir. Bu anlamda birleştirici rol oynayarak tüm tarafların rejimlerini ve idarelerini kurmalarına katkı sağlamak lazım.”

    “ENBDİŞELERİ GİDERECEK ADIMLAR ATILMALI”

    Basına da çok büyük görev düştüğünü vurgulayan Sabahşen, “Bizim ülkemizde her şeyi yaşadık ama inançların aşırılığına kimse gitmedi. Suriye’de olanlar rejim kisvesi adı altında aslında emperyalist güçlerin hedefine ulaşmaya çalıştığı topraklardır, yer altı zenginlikleridir veya yer üstünde kendi çıkarları doğrultusunda oluşturabilecekleri bir takım hakimiyet alanları yaratmaktır. Düne kadar Suriye rejiminin arkasında olan ülkeler, çekiliverdiler ama üsleri, tesisleri duruyor. Diğerleriyle beraber ittifak halinde olunca demek ki devleti yönetenler bir gecede gidebiliyorlar. Bu anlamda endişelere mahal bırakmayacak açıklamalar, yaklaşımlar bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Fatoş SARIKAYA-Devrim FINDIK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    >Mutluhan: Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz; Hristiyan’a, Aleviye şeriatı dayatamazsınız!-VİDEO

    >Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan çağrı: Suriye’de Alevi soykırımı ihtimaline karşı harekete geçilsin

     

  • Mutluhan: Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz; Hristiyan’a, Aleviye şeriatı dayatamazsınız!-VİDEO

    Mutluhan: Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz; Hristiyan’a, Aleviye şeriatı dayatamazsınız!-VİDEO

    PİRHA- Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Adana Şubesi Başkan Yardımcısı Günay Mutluhan, 14 yıllık Suriye savaşında mezhepçiliğin körüklendiğinin altını çizdi. Mutluhan, “Şeriat sisteminin getirileceği söyleniyor fakat Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz. Çünkü çok fazla inanca sahip insan var. Siz bir Hristiyan’a, Ermeni’ye şeriatı dayatamazsınız. Kamuoyunun halklardan taraf olunması gerekiyor iktidarlardan değil” dedi.

    Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Adana Şubesi Başkan Yardımcısı Günay Mutluhan, Suriye’de yaşanan gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “14 YILLIK SAVAŞTA BİRÇOK KIYIM YAŞANDI”

    8 Aralık’ta HTŞ’nin ve HTŞ ile birlikte hareket eden diğer selefi terör örgütlerinin iktidarı ele geçirmesinin ardından büyük bir umutsuzluk ve karamsarlık yaşadıklarını belirten Mutluhan, “Sonuçta 14 yıl süren savaşta bizim duyduğumuz ve bildiğimiz birçok Alevi katliamı yaşandı. Sadece Alevilerin değil onlar gibi düşünmeyen kim varsa seküler, aydın kesimden herkesi kıyımdan geçirdiler” dedi.

    “KİMSENİN CAN VE MAL GÜVENLİĞİ YOK”

    Nusra ve ÖSO’nun bugün devrimci olarak tanımlandığını aktaran Mutluhan, “Şu anda orada bütün gayrimüslimler, Ermeniler, Arap Alevi halkı, Dürziler, Mürşidiler gibi birçok halk var. Hepsi şu an iktidara gelen zihniyete göre yok edilmesi gereken insanlar grubunda gözüküyor. Sonuçta selefi fikir, kendinden olmayan herkesi yok etme zihniyetidir. Dolayısıyla orada kimsenin can ve mal güvenliği yok. 40’a yakın çete olduğu söyleniyor. Oraya bir çoğu ganimet için gittiler” diye belirtti.

    “SAVAŞ DÖNEMİ MEZHEPÇİLİK FİTİLİ ATEŞLENDİ”

    “Biz Suriye’nin korunmasını istiyoruz” diyen Mutluhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Oradaki halk, savaş öncesinde asla bu tarz problemleri yaşamıyordu ve mezhepçiliğin körüklenmesi de hoş değil. Savaş öncesi Suriye’ye gidenler bilir oradaki insanlar kendileri birlikte yaşayan insanlardı. Bu insanlar arasında hiçbir zaman mezhepsel ve dinsel bir ayrım olmadı. Bir Alevi, Hristiyanla ortak bayram kutluyordu. Sünniler Alevilerle ortak bayram kutluyordu. Nasıl olduysa savaş dönemi mezhepçilik fitili ateşlendi. Mezhepçiliğin körüklenmemesi, ordaki yönetimin insan ayırmaması gerekiyor. Bunlar önlenirse oradaki halk zaten bir arada yaşar.
    Şeriat sisteminin getirileceği söyleniyor fakat Suriye gibi bir ülkede şeriat tutmaz. Çünkü çok fazla inanca sahip insanlar var. Siz bir Hristiyan’a, Ermeni’ye şeriatı dayatamazsınız. Halklardan taraf olunması gerekiyor iktidarlardan değil.”

    Fatoş SARIKAYA-Devrim FINDIK/PİRHA

  • 25 ARALIK 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    25 ARALIK 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    -Kilikya Nehir Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Adana Şubesi Başkan Yardımcısı Günay Mutluhan, Suriye’de yaşanan gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.GÖRÜNTÜLÜ

    -MKG ve DFG, tutuklanan gazetecilere dair saat 13.00’te İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Munzur Çevre Derneği Üyesi Mehmet Kaş, Munzur ve Pülümür vadilerindeki artan tesisleşmeyi PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -İHD Mersin Şubesi Maraş Katliamı, Cezaevleri Katliamı ve Roboski Katliamına dair 12.30’da Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Erdoğan’a “asgari ücret” tepkisi: Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz?

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Erdoğan’a “asgari ücret” tepkisi: Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz?

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, 2025 yılında uygulanacak asgari ücretin 22 bin 104 TL olarak belirlenmesine tepki gösterdi. Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz? Bir gün olsun bir sözünüzde duramaz mısınız” diye sordu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Bakırhan ve Hatimoğulları, sosyal medya hesaplarından 2025 yılında uygulanacak asgari ücretin 22 bin 104 TL olarak belirlenmesine tepki gösterdi.

    “İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR ÜCRET BELİRLENMELİ”

    “Açıklanan asgari ücret, 2025 yılına girmeden gelen açlık, yoksulluk müjdesidir. AKP iktidarı bir kez daha emekçi düşmanlığını ve yaşamla-toplumla arasında tek bir bağ kalmadığını göstermiştir” diyen Bakırhan, şunları kaydetti:

    “Kiraların 20 bin TL üstü olduğu, yoksulluk sınırının 70 bin TL’yi aştığı, vergilere yüzde 43,93 zam yapıldığı bu düzende milyonlarca asgari ücretli için belirlenen bu ücret; iktidarın halka dayattığı yoksulluk ve açlık ısrarının en net mesajıdır. Halkın çiğneyecek kelimesi kalmadı, ödeyecek kirası, pazara uğrayacak mecali kalmadı. Bu ücret halkı göz göre göre sefalete kabul ettirme girişimidir. Savaşa, ranta geçit ücretidir. Belirlenen asgari ücreti reddediyoruz. Milyonlarca asgari ücretli ve emeğin-yaşamın yanında olan herkesle birlikte bu asgari ücrete karşı insan onuruna yaraşır bir ücret belirlenmesini talep ediyoruz.”

    “KİRAYA BİLE YETMEYEN ASGARİ ÜCRET BELİRLENMİŞTİR”

    Hatimoğulları da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş açıklamalarını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

    “Asgari ücret sefaletin ve açlığın ücretidir! Asgari ücret 22.104 TL miktarında ‘millete hayırlı olsun’ denilerek açıklandı… Bu işte bir hayır yok! Bu ücrette halk yok. İşçiler yok. Yoksulluk sınırı 70 bin TL üzeri iken bu asgari ücret sefalet ücretidir. Hani halkı enflasyona yedirmeyecektiniz? Bir gün olsun bir sözünüzde duramaz mısınız? Yıllar önce, bir konuşmasında ‘Evin kirasını kim ödeyecek? Elektrik, su parasını kim ödeyecek? Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla simidi bile çok görüyor’ diyen Erdoğan’a bugünkü Erdoğan çıkıp cevap versin. Zira kiraya bile yetmeyen asgari ücret belirlenmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Genel Başkanı Özel’den asgari ücrete tepki: Emekçiye sefalet ücretini dayatmışlardır

    CHP Genel Başkanı Özel’den asgari ücrete tepki: Emekçiye sefalet ücretini dayatmışlardır

    PİRHA – 2025 yılının asgari ücreti yüzde 30 artışla 22 bin 104 lira olarak açıklandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “İşçi sınıfını üretimden gelen gücünü kullanmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

    2025 yılının asgari ücreti yüzde 30 artışla 22 bin 104 lira olarak açıklandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün alelacele gerçekleştirilen Komisyon toplantısıyla belirlenen 22.104 TL’lik asgari ücret, Tayyip Erdoğan’ın bu ülkenin gerçeklerinden koptuğunun son emaresidir.

    Günlerdir Suriye’de zafer yaşattık diyenler emekçiye hezimeti yaşatmış sefalet ücretini dayatmışlardır.

    Suriye üzerinden sahte kahramanlık yapıp gerçek gündeme sis indirenler, o sisin arasında bir kez daha işçinin hakkını yemiştir.

    İlk verildiği ocak ayından bu yana hayat pahalılığı karşısında en az 7.000 lira eriyen asgari ücrete 5.000 lira zam yaptılar.

    Asgari ücretlinin enflasyonu %80, TÜİK enflasyonu bile %47 iken, milyonlarca asgari ücretliyi enflasyona ezdirdiler.

    Bu ülkenin işçilerinin hakkını yiyenlere, vebalini alanlara yazıklar olsun.

    Emrivaki düzenlenen toplantıya katılmayan Türk-İş yönetimini tebrik ediyor, işçi sınıfını üretimden gelen gücünü kullanmaya davet ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazetecilerin katledilmesinin araştırılması önergesi reddedildi

    Gazetecilerin katledilmesinin araştırılması önergesi reddedildi

    PİRHA – DEM Parti’nin, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesinin araştırılması istemiyle Meclis’e verdiği önerge MHP, AKP ve İYİ Parti’nin oyları ile reddedildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis İdari Amiri ve Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Türkiye’nin SİHA saldırısında Kuzey ve Doğu Suriye’de katledilmesinin araştırılması talebiyle verdikleri araştırma önergesi kapsamında konuştu.

    Saliha Aydeniz, her iki gazetecinin gerçeklerin çarpıtılmasını ve özel savaş politikalarını teşhir ettiğini ve hakikati dile getirdiklerini söyledi. Saliha Aydeniz, “Hakikatin sesiydi onlar; tam da bu yüzden hedef alındılar. Gazetecileri katletmek bir devlet geleneği; Ape Musa’dan Özgür Ülke’nin bombalanmasına, 1990’lı yıllardan bugüne değişen hiçbir şey yok” dedi.

    “GAZETECİLERİN HEDEF ALINMASI SAVAŞ SUÇUDUR”

    Gazetecilerin hedef alındığını anımsatan Saliha Aydeniz, “Beş yılda federe Kürdistan’da ve Kuzeydoğu Suriye’de 13 gazeteci katledildi, 7 gazeteci yaralandı. Çatışma bölgelerinde faaliyet yürüten gazetecilerin çalışma ve yaşam hakları Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler aracılığıyla güvence altına alınmış olmasına rağmen gazeteciler hedef alınıyor. Bu, açıkça bir savaş suçudur” diye kaydetti.

    “GAZETECİLER NEDEN KATLEDİLDİ?”

    Saliha Aydeniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu gazeteciler neden katledildi? Nagihan, jineoloji çalışmalarıyla kadınların özgürlüğünün yolunu çizdiği için mi? Nazım Daştan, cenazesi yedi gün sokak ortasında kalan Taybet ananın yaşadıklarını kamuoyuna taşıdığı için mi? Peki ya Cihan, Ortadoğu’nun geleceği için büyük bir anlam taşıyan kadın devrimini kalemiyle bütün dünyaya anlattığı için mi? Gazetecileri koruyan komite, aracının üstünde büyük harflerle ‘basın’ yazılmış olmasına rağmen bombalandığını açıkladı. Ne kadar tanıdık değil mi? İşte önümüzde 28 Aralık var, Roboski yıl dönümü. O zamanın yalanlarını bugün de söyleyecek misiniz yoksa suçlarınızla, ayıbınızla bu sefer yüzleşecek misiniz? Zihniyet, Kemal Korkut’u katleden değil, belgeleyeni tutuklayan, haber takibindeki gazetecinin başına silah dayayan, Hakkâri’deki fuhuş çetesini haber yapan gazeteciyi gözaltına alan Ape Musa’yı sokak ortasında katleden zihniyettir.

    HAKİKATTEN KORKUYORLAR

    Şunu iyi bilin, demokratik görünmeye çalıştığınız dış dünya yaşananları çok net görüyor ve bu onların iştahını kabartıyor. Bir yanda hakikati savundukları için canlarıyla bedel ödeyenler, diğer tarafta ısrarla çözümsüz bırakılan hakikatlerle ilgili söz söyledikleri için terörist ilan edilenler. İşte Merdan Yanardağ, Seyhan Avşar, Özlem Gürses, Can Dündar ve daha birçok kişinin yaşadıkları, siyasi iktidarın hakikatinden ne kadar korktuklarını gözler önüne seriyor.

    POLİS, ÖZNUR DEĞER’İ SÖZLÜ TACİZ ETTİ

    Özgür basın emekçileri gerçeği dile getirdikleri için hedefte; Metin Göktepe’den Cihan Bilgin’e, Nazım Babaoğlu’ndan Gülistan Tara’ya hakikati savunanların sesi ya öldürülüyor ya da susturulmak isteniliyor. Öznur Değer, arkadaşı Cihan Bilgin’in taziyesinde kolluk tarafından sözlü taciz edildi; oradaydık, bunun tanığıyız. Kitleyi çeken kolluğun kameralarından da gayet açık görülecek ki sözlü tacizin üstünü örtmek ve çarpıtmak için hızlı bir şekilde gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı. Buradan, bu kürsüden halk adına soruyoruz: Peki bunu yapan kolluk adına da soruşturma başlattınız mı? Tabii ki hayır. Yargı ve hukukun iktidarın siyasi çıkarı uğruna bir araç olarak kullanıldığı çok açık ortada.

    UTANÇ TABLOSU

    Katledilen arkadaşlarını andıkları için 7 gazeteci daha tutuklandı, kadınlar çıplak aramaya maruz kaldılar. 48 gazeteci bu ülkede tutuklu. Türkiye, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 158’inci sırada. Bu, tam bir utanç tablosudur. Zamanında gazetecilik kısmen de olsa objektifti, Mehmet Ali Birand sayın Abdullah Öcalan’la yaptığı röportajla tarafsızlığı için takdir edilmişti çünkü görevi asıl olanları olduğu gibi yansıtmaktı ama bugün Nevşin Mengü Salih Müslim’le yaptığı söyleşi için gözaltına alınıyor.

    KALEMLERİ HİÇ YERE DÜŞMEDİ

    Unutulmamalıdır ki geçmişten bugüne hakikati karanlıkta bırakmak isteyenlere karşı hakikatin kalemi, kamerası, mikrofonu hiç yere düşmedi, düşmeyecek. Bu topraklarda kimse sansürden, baskıdan, bombalardan artakalan bir hayatı tesadüfen yaşamak zorunda kalmamalıdır. Hepimiz hakikati konuşmanın, yazmanın, göstermenin bedel gerektirmediği bir dünyada yaşama hakkına sahibiz. Tam da bu sebeple gazetecilerin ölümleri aydınlatılmalı, sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalıdır.”

    “TERÖRİST OLARAK YAFTALAMAKTAN VAZGEÇİN”

    Söz alan CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, kürsüde Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin gazetecilere ilişkin açıklamasını okudu. Gazetecilerin Türkiye’de yaşadığı sorunlara işaret eden Konuralp, Daştan ve Bilgin’in katledilmesini protesto eden gazetecilerin tutuklanmasına da dikkat çekti. Konuralp, “İktidar, gazetecileri hedef alan söylemlerini sorgulamalı. Tehditlerinden ve baskılardan vazgeçilmelidirler. Bu baskı ve saldırıların hedefi görünürde gazeteciler olsa da özünde ülke demokrasisidir. İfade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve haber yapma özgürlüğü hiçbir baskıya boyun eğmez. Susturulan her gazeteci, karartılan her gerçek halkın bilgiye erişim hakkının gasp edilmesi demektir. Halkın haber alma hakkını savunan gazeteciler her türlü tehdide rağmen kalemlerini bırakmadı, bırakmayacak’ ” dedi.

    Konuralp, “Hoşunuza gitmeyen haberleri yazan, yorumlayan, dile getiren gazetecileri kriminalize etmekten, terörist olarak yaftalamaktan vazgeçin” dedi.
    İYİ Parti adına söz alan Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, önergeyi desteklemediklerini ifade etti.

    AKP, TÜRKİYE’NİN YAPMADIĞINI SAVUNDU

    Söz alan AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, Daştan ile Bilgin’in bir gazeteciler cemiyetine üye olup olmadığını sorguladı. Yayman, “Türkiye’den nasıl yurt dışına çıkmışlar? Karakozak’ta, Münbiç’te ne yapıyorlar? Türkiye Cumhuriyeti yapmış gibi bir algı operasyonu var; asla bunu kabul etmiyoruz. Çıkın, açıkça bunu kim yapmışsa söyleyin. Gazeteciler Cemiyeti niye buna sahip çıkmıyor, Gazeteciler Cemiyeti bu konuyla ilgili niye açıklama yapmıyor?” diyerek, katliamı savundu.

    Bu sırada DEM Partililer, “Önergeye onay verin, kimin yaptığını ortaya çıkaralım” diyerek, tepki gösterdi.

    Tartışmaların ardından oylamaya sunulan önerge, AKP, MHP ve İYİ Parti oyları ile reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Asgari ücret açıklandı: 22 bin 104 lira

    Asgari ücret açıklandı: 22 bin 104 lira

    PİRHA – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2025 yılı asgari ücretini 22 bin 104 lira olarak açıkladı.

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında dördüncü toplantısı için bir araya geldi. TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu ise asgari ücret teklifi konusunda bir bilgilendirme yapılmadan düzenlenen toplantıya katılmama kararı aldı.

    Doğrudan 7 milyon çalışanı, dolaylı olarak toplumun tamamını ilgilendiren yeni asgari ücretin belirlenmesine yönelik süreçte sona gelindi.

    İlk toplantısını 10 Aralık’ta, ikinci toplantısını 16 Aralık’ta, üçüncü toplantısını 19 Aralık’ta yapan komisyonun dördüncü toplantısında asgari ücret açıklanmış oldu.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 1 Ocak 2025’ten itibaren geçerli olacak asgari ücreti 22 bin 104 lira olarak açıkladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan: 2025 yılında asgari ücret, net 22 bin 104 TL olarak uygulanacak

    Erdoğan: 2025 yılında asgari ücret, net 22 bin 104 TL olarak uygulanacak

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025 yılında asgari ücretin yüzde 30 artışla net 22 bin 104 TL olacağını bildirdi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025 yılında uygulanacak asgari ücrete ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.

    Erdoğan, “2025 yılında asgari ücret, yüzde 30 artışla net 22 bin 104 TL olarak uygulanacaktır. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Gar Katliamı duruşması ertelendi; 16 firari sanık yargılanıyor, 5 sanık Suriye’de-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı duruşması ertelendi; 16 firari sanık yargılanıyor, 5 sanık Suriye’de-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara katliamı davasının 2. tefrik dosyasının ilk duruşması görüldü. Duruşma 17 Haziran 2025 tarihine ertelendi. Duruşma sonrasında adliyenin önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “Bu katliam ülkenin en büyük katliamı. 16 firari sanığın da hala yargılandığı en büyük IŞİD katliamlarından birisi. 5 sanığın Suriye’de olduğunu 1 sanığın Irak’ta oldugunu resmi yazışmalar ile tekrar hatırlattık” denildi.  

    10 Ekim Ankara katliamı davasının 2. tefrik dosyasının ilk duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmadan sonra Sıhhiye Adliyesi’nin önünde basın açıklaması yapıldı.

    “MÜCADELEMİZİN BİTMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

    10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, “Bugün 10 Ekim katliamının davasının yeni bir aşamasına geldik. Sözümüzün bitmediğini bir kez daha herkese gösterdik. Özellikle Suriye’deki gelişmelerin ışığında bizim mücadelemizin bitmesi mümkün değildir” dedi.

    “BOŞ SANIK SANDALYELERİ İLE YÜRÜTÜLEN DAVALAR UÇLARINIZA DOKUNUYOR”

    10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci 9 yılı geride bıraktıklarını belirterek şunları söyledi:

    “Adalet talebimizin karşılanmadığı bir noktada duruyoruz. Gerçekten dile kolay 10 yıldır bir mücadelenin içindeyiz. Daha 10 yıl önce araştırılması gereken kişiyle ilgili taleplerimiz bugün maalesef 10 yılında yine reddediliyor. Zaten zaman aşımı denilen çilenin tam da ortasındayken bunların gözümüzün içine baka baka yapılıyor olmasına artık şaşırmıyoruz. Bu dosya kapsamında da artık sürecin çok daha güçlü bir şekilde takip edildiğine dair de kamuoyuna bir bilgi vermek istiyoruz. Daha bitmedi, daha devam ediyor. Evet, sözümüz bitmedi, devam ediyor ama adalet mücadelesi kapsamında da görüyoruz ki 10 yıl hiçe sayılarak geçilen, adil soruşturma yapılmadan geçirilen 10 yıldan sonra 10 yıl daha bu süreçlerin devam edeceğini görüyoruz. Yine taleplerimizin büyük bir kısmıyla ilgili sonuç alamamış olmamışa rağmen biz bu sürecin gerçek anlamda artık değiştirilmesinin umuduyla devam edeceğimizi belirtmek istiyorum.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Daha canlı bombasını, canlı bombacılardan birinin tespit edilmediği, onun bile merak edilmediği 10 Ekim Katliamı dosyasında firari 16 sanığın hiç merak edilmeden bugüne kadar getirilen sürece de hayret etmekten de geri duramıyoruz. Yani bir ülkede, Türkiye Cumhuriyet tarihi en büyük sivil katliamı dedikleri bu katliam kapsamında 10 yıldır daha ikinci canlı bombanın kim olduğunu dahi merak etmeyen bir sistemin, zaten kırmızı bültenle aranan 16 firari sanığın da artık bir an önce getirilmesine dair harekete geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bizim uçlarımıza dokunuyor boş sanık sandalyeleriyle yürütülen davalar. Biz temmuz ayında verilen karar sonrasında da, bu duruşmada da öfkeli, daha güçlü, daha metanetli bir şekilde doldurmaya devam edeceğimizin de bilinmesini istiyoruz. Biz 4 ay önce haksızlığa uğradığımız duruşma salonlarında tekrar gelip, yine doldurabilir, aynı şeyi söyleyebiliyorsak yani gerçek adalet gelinceye kadar biz bu sürecin takipçisi olacağız diyorsak demek ki daha çok yolun başındayız. Bütün kamuoyuna bu sonraki duruşma tarihi olarak belirlenen 17 Haziran 2025’te bu davanın takipçisi olmaya çağırıyoruz. Dediğimiz gibi de gerçek adalet gelinceye kadar, kamusal sorumluluğu olan herkes yargılanıncaya kadar, bu sürece A’dan Z’ye katkı sunan herkesin bir bir yargılandığı günü görünceye kadar bu mücadeleden vazgeçmiyoruz. Kimse de vazgeçirmeye çalışmasın.”

    “BU KATLİAMDA KORUNANLAR VAR”

    Avukat İlke Işık ise, bütün dünyanın IŞİD’i konuştuğu günlerden geçtiğimizi belirterek, “Bu katliam ülkenin en büyük katliamı. 16 firari sanığın da hala yargılandığı en büyük IŞİD katliamlarından birisi. 5 sanığın Suriye’de olduğunu 1 sanığın Irak’ta oldugunu resmi yazışmalar ile tekrar hatırlattık. En azından başlangıç sayabileceğimiz bir ara varar verildi. İnsanlığa karşı işlenen bir suçun sanıklarını bu katliamı gerçekleştirdiler. Boş sanık sandalyeleri ile bu duruşmaya gelip gideceğimizi sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bu katliamda korunanlar var. Kamu görevlilerine gidilmesini istemiyorlar. Bu dosyayı hala bizden saklayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı var. Mücadeleye etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “AİLELERİN YANINDA OLACAĞIZ”

    DEM Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan “Türkiye’nin yargı pratiğini 100 yıldır biliyoruz” diyerek şunları ekledi:
    “Bu yargı süreci aslında bir sınav ama bu sınava da iyi bir iş çıkarılmıyor. Geç gelen adaletin adalet olmadığını hepimiz biliyoruz. Biz Türkiye yaşayan toplum adaleti birlikte getireceğiz. Bu iktidar bizi mahkemelerde süründürüp bizi pes ettirmek istiyorlar. Bu mahkemelerden adalet beklemek saflık olacaktır. Ailerin yanında olacağız.”

    “YILLARDIR BU SANIK SANDALYELERİ NEDEN BOŞ”

    EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “Yılllardır bu sanık sandayeleri neden boş?Bugün Suriye’de yaşanan gelişmelerden kendinize övünç kaynakları çıkarıyorsunuz. Suriye’de el birliği yaptığınız bu cihatçı çeteler ile bu ülkede katliamlar olmaması için ne yapmayı düşünüyorsunuz? 10 Ekim Katliamı davasındaki adalet arayışımız bütün yurttaşların davasıdır. 10 Ekim Gar Katliamı bizim için çözülmemiş tüm katliamların merkezinde durmaya devam edecektir” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Özel: Erdoğan ‘Suriye’yi HTŞ’ye emanet edeceğiz’ diyorsa biz yokuz – VİDEO

    Özel: Erdoğan ‘Suriye’yi HTŞ’ye emanet edeceğiz’ diyorsa biz yokuz – VİDEO

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Suriye’de yaşananlara değinen Özel “Erdoğan ‘Suriye’yi HTŞ’ye emanet edeceğiz” diyorsa biz yokuz’ diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Özel konuşmasına Balıkesir’in merkez Karesi ilçesinde patlayıcı üretilen fabrikada yaşanan patlamada ölenlere taziye dileklerini ileterek başladı.

    Özel, “Devletin iş güvenliği konusunda almış olması gereken önlemler var. Gelişmiş ülkelerde böyle kazalar olmuyor, ölümler olmuyor. 22 yıldır sendikalar burada işçi güvenliği istiyor. Çok tehlikeli işkollarıyla ilgili önlemler alınıyor. Türkiye’nin başka coğrafyasındaki patlamalarla yine üzülüyor” diye konuştu.

    Açıklamasında Suriye’de Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) başını çektiği cihatçıların Beşar Esad yönetimini devirmesi sonrası yaşananlara değinen Özel “Güçlü anayasa, demokrasi, toprak bütünlüğü ve serbest seçimleri savunuyoruz” ifadelerini kullandı. Özel “Erdoğan, burayı Trump bize, biz HTŞ’ye emanet edeceğiz diyorsa biz orada yokuz” dedi.

    Asgari ücret için 30 bin olmalı çağrısını yineleyen Özel emeklilere de en az asgari ücret kadar maaş verilmesi gerektiğini belirtti.

    “İKTİDARI DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    Konuşmasında iktidarı hedef alan Özel “22 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz. 22 yılda 34 bin kişi iş kazasından hayatını kaybetti. Bu iktidara bir şey yaptırma imkanı yoktur. İktidar patronun biraz daha para kazanacağı yöntemi tercih ediyor. Yapacağımız iş bu iktidarı değiştireceğiz işçiden emekten yana bir iktidar gelecek kardan önce iş güvenliği sağlanacak” dedi.

    Dün Muğla’da hastaneye çarparak düşen helikopterle ilgili olarak da konuşan Özel, “Ne için kalktığı belli değil, takipçisi olacağız” dedi.

    ERDOĞAN’A SIĞINMACI ÇAĞRISI

    Açıklamalarına Suriye’de yaşanan gelişmelerle devam eden Özel Erdoğan’a seslendi:

    Suriye’nin istikrara kavuşması ve oranın yaşanabilir hale getirilmesi ve sığınmacıların döneceği bir planın takvimlendirilmesi gerekiyor. Gitmek isteyen gider, kalmak isteyen kalır yaklaşımını reddediyorum. O kalanlar senin başın üstünde değil, Türkiye’deki insanların aşının, işinin üstünde oturuyor. bunu dini yaklaşıma alet ederek muacir ilişkisini hatırlatarak başka bir planı vatandaşa dini duygularını sömürerek kabul ettirmeye çalışıyor. Geçici sığınma statüsüyle ilgili gereklilik ortadan kalkmıştır. Senin başının üstünde oturanlar bizim aşımızın üstünde oturamaz. Nokta!” ifadelerini kullandı.

    “ASGARİ ÜCRET İÇİN 21-22 BİN LİRAYI KONUŞACAK KADAR ŞUURLARINI KAYBETMİŞLER”

    İktidarın asgari ücrete 3 kez zam sözü verdiğini hatırlatan Özel, konuşmasına şu şekilde devam etti:

    “2024 yılında bir kere zam yapılmadı. Asgari ücretlinin kirası, kırtasiye, giyim ve gıda giderlerinde yüzde 78 artış var. 17 bin 2 lirayı geçen seneki noktada verecekseniz bile yüzde 78 zam yapmanız lazım. bunlar 21-22 bin lirayı konuşacak kadar şuurlarını kaybetmişler. CHP olarak en az 30 altında yokuz demeye devam ediyoruz. Aklınızı başınıza alın emekliye bir asgari ücreti verin. Emekçilerle 20 bin lira yaparsanız. Bu Türkiye’yi meydanları size dar eden CHP olacaktır. O koltukları size dar edeceğiz. Hodri meydan.

    “ZAM VERMEYEREK YENİ EMEKLİLERİN MAAŞINI MEVCUT EMEKLİLERE ÖDETTİRİYOR”

    Özel, partisinin ekonomi takımının 13 il gezisi yaptığını belirterek, “Zonguldak’ta bir balıkçı ‘hamsiyi eskiden kasayla satardık. Şimdi gramla satıyoruz’ diyor. Bartın’da bir emeklimiz ’12 bin 500 lira aylık alıyorum. 7 bin 500 lira kira ödüyorum. Mutlaka artık sandık istiyorum. Bu iktidarı değiştirmek istiyorum’ diyor. TÜİK’in SGK istatistiklerine göre 2019’da emekliye gayrisafi milli hasılanın yüzde 6.1’i ödeniyordu. Bugün emekliye yüzde 4.3’ü ödeniyor. Oran dünyada yüzde 8. En fakir ülkelerin dahil olduğu dünyada yüzde 8. Doğu Avrupa’da yüzde 9.3. Avrupa ülkelerinde yüzde 11 buçuk. Türkiye’de yüzde 4.3. Ülkemizde en yoksul yüzde 10’luk nüfusun üçte birinin 65 yaş üstünde olduğu gerçeğince yüzleşmek lazım” diye konuştu.

    “HEM O BİBERİ ALABİLECEĞİNİZ HEM O BİBER GAZI SIKANDAN HESAP SORACAĞINIZ GÜNLER GELİYOR”

    Özel, geçen hafta cuma günü TBMM önünde sesini duyurmak isteyen emeklilere müdahale edildiğini belirterek, “Saraydan talimatla emekliye cop vuruyorlar. Emekliye biber gazı sıkıyorlar. Biber alamayan emekliye biber gazı sıkıyor devletin parasıyla. Orayı bir özgürlük alanı, özgürlük parkı, özgürlük anıtı yapalım. Demokrasi meydanı yapalım. Orayı Meclis güvencesine alalım. Emeklilere şunu söylüyorum; hiç merak etmeyin hem o biberi alabileceğiniz hem o biber gazı sıkandan hesap soracağınız günler çok yakında geliyor. Hep birlikte yapacağız bunu” ifadesini kullandı.

    “85 BİN ÜCRETLİ ÖĞRETMENE MAAŞI ÖDENMEZKEN MAAŞ ALMAYA UTANMAYAN BİR MİLLİ EĞİTİM BAKANI VAR”

    Özel, 1 milyon atanmayan öğretmen bulunduğunu belirterek, “85 bini ücretli öğretmen olarak çalıştırılıyor. Aralık başında almaları gereken kasım maaşını ödememişler. Neden? Ödenek bitti. Bu yapılan küstahlık, iş bilmezlik, boş vermişlik. Geçen yılki bütçe kanununda yüzde 2 yedek ödenek var. Ayrıca fasıllar arası aktarma yetkisi Cumhurbaşkanında. Bu ülkenin herhangi bir ödeneğinde para varsa onu önce yedek ödeneğe aktarıp oradan ilgili bakanlığa aktarmak bir imza. Ama bunu yapmayacak iş bilmezlikte olanlar kendi işi dışında her işe karışan, yılbaşı kutlamasına karışacak kadar vasatlaşan Milli Eğitim Bakanı maaşını çekmiş… Sen öğretmenlere maaş ödeyemiyorken 85 bin ücretli öğretmene yılbaşı üzeri maaşını ödemiyorken gidip maaş almaya utanmayan bir Milli Eğitim Bakanı var. Erdoğan’a sesleniyorum; yarından tezi yok yüzde 2 yedek ödenek zaten duruyordur. Durmuyorsa da nerede para varsa çekilsin. Bu arkadaşların bu yok zamandaki çilelerine son verilsin. Bu paranın ödenmemesinin hiçbir şekilde izah edilebilecek bir tarafı yok” diye konuştu.

    “ESAD İLE ERDOĞAN EL ELE TATİL YAPARKEN DE DİKTATÖRDÜ”

    İktidardan kendisine ve partisine yönelik Suriye eleştirileri geldiğini anımsatan Özel şunları söyledi:

    Dün çıkmış, ‘Suriye’deki gelişmeleri doğru okuduk’ diyor. Suriye’deki gelişmeleri doğru okuduğunu söyleyen Erdoğan’ın bu gelişmeler olurken ne konuştuğunu ben size okuyayım. Halep HTŞ’nin kontrolüne geçmiş, 5 Aralık akşamı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplanmış. Bildiri yayımlanmışlar. Üçüncü maddesi diyor ki Suriye’de yaşanan son gelişmelerin sivil halkın can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğunu ve rejimin kendi halkıyla ve meşru muhalefetle uzlaşması gerektiğini ifade ediyor. Bakın, o anda Halep HTŞ’nin kontrolünde. Bana diyor ya ‘Halep düşmüş. Bu çağrı yapıyor, Esad ile görüşün.’ MGK üçüncü madde. Komutanlar, bakanlar başlarında da Cumhurbaşkanı var. Yetmiyor Ankara, HTŞ’nin Halep’i aldığı gün, Esad’a destek verdiği Suriye Milli Ordusu ile uzlaşma çağrısı yapıp HTŞ’yi değil, Suriye Milli Ordusu’nu meşru muhalefet gördüğü vurgusunu yapıyor. Erdoğan’ın imzasıyla terörist ilan edilen HTŞ ertesi gün, 6 Aralık sabahı Hama’ya giriyor ve Hama’yı alıp Şam’a doğru yürüyüşe geçiyor. Erdoğan 6 Aralık Cuma günü, namaz çıkışında şunu söylüyor: ‘Terör örgütleriyle birlikte oradaki bu direniş devam ederken bizim de hatırlarsınız, Esed’e bir çağrımız olmuştu: ‘Gel, görüşelim ve Suriye’nin geleceğini birlikte belirleyelim, tayin edecelim’ demiştik. Ne yazık ki Esed’den bu işe şu ana kadar olumlu bir yanıt alamadık. Şu an itibarıyla İdlib’den sonra, İdlib zaten tamam ama Humus yine muhaliflerin elinde ve Şam’a doğru bir ilerleyiş söz konusu. Bütünüyle bölgede devam eden bu sıkıntılı yürüyüşler, arzu ettiğimiz şekilde değil. Gönlümüz bunları istemiyor. Maalesef bölge sıkıntıda.’ Şam’ın düşmesine saatler kala…

    “BİZ, ERDOĞAN GİBİ CİHATÇI TERÖR ÖRGÜTLERİNİ KENDİMİZE PARTNER YAPIP HERHANGİ BİR İŞ YAPMADIK”

    Dönmüş, “Biz doğru okuduk. CHP doğru okuyamadı.’ CHP, ilk günden son güne kadar Esad’a hep Esad dedi. Esad derken el ele tutuşup eşli tatile çıkmadık. Sonra da bir anda tek adam olduğunu öğrenip ona Esed demeye başlamadık. Esad dediğimiz her süreçte, Suriye için demokrasi, Suriye için toprak bütünlüğü, Suriye’deki tüm kesimlerin temsil edildiği bir demokrasi… Esad ile yapılan bütün telkinler ‘Ülkende demokrasiye geç, ülkende özgürlükleri arttır.’ Ama Erdoğan, el ele tatil yaparken de eşleriyle birlikte Esed bir diktatördü, bir tek adamdı; ona küfrederken de öyleydi; son bir yılda pişman olup ‘Gel, görüşelim’ dediğinde de öyleydi. Ne ben ne benden önceki genel başkanımız ne süreç boyunca görev yapan herhangi bir grup başkanvekilimiz, parti sözcümüz, milletvekilimiz ne Esad’ı güzelledik ne Esad’ın bu rejiminin iyi olduğunu söyledik ne de Erdoğan gibi Türkiye’yi 4,5 milyon sığınmacıya muhatap edecek şekilde orada iç savaş kışkırtıcılığı, ‘eğitelim-donatalım-yollayalım, savaşsınlar’ yapıp ya da cihatçı terör örgütlerini kendimize partner yapıp herhangi bir iş yapmadık.

    “ERDOĞAN ÇARESİZLİKTEN YALANIN YAN DALLARINA TUTUNUYOR”

    O yüzden yaptığı şeyi abartmak, yapmadığı şeyle övünüp göğsünü kapatmak hep yalanın yan dalları, türevleri. Sayın Erdoğan çaresizlikten bu dallara tutunuyor. Yanlış kararlar verdiğini, hamasi nutuklarla örtmeye çalışıyor. Oysa Mısır Devlet Başkanı Sisi’ye ‘katil’ diyordu, şimdi ‘kardeşim’ diyor. 15 Temmuz’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) sorumlu tutuyordu, şimdi kardeşine sarıldığından daha fazla onlara sarılıyor. Suudi Arabistan’a ‘katil’ diyordu, şimdi Suudi Arabistan ile canciğer kuzu sarması oldu. Ama CHP, tüm bu süreçlerde hep durduğu doğru yerde durdu, doğru uyarılarda bulundu. Halen daha da onlar trol ordularıyla fetih hikayeleri yazmaya çalışırken CHP, muhalefetin verdiği sorumluluk ve gelecekte iktidara yürüyen bir partinin taşıması gereken sorumlulukla davranmaya devam ediyor.

    “HERKESİN TEMSİL EDİLDİĞİ YÖNETİM’ DERSEN SENİNLEYİZ. ORADA BİRLEŞEBİLİRİZ”

    Ama şundan rahatsızsa biz orada yokuz: ‘Suriye’de rejim değişti. Biz düne kadar ‘terör örgütü’ dediklerimizle kol kola gireceğiz. Trump burayı bize, biz HTŞ’ye emanet edeceğiz. HTŞ de orada kendine göre bir rejim kuracak.’ Biz orada yokuz. Biz orada Kürtlerin de Arapların da Türkmenlerin de Dürzilerin de; tüm dinlerin, tüm mezheplerin, tüm etnik kökenlerin vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu güçlü bir anayasa, serbest seçimler ve hepsinin temsil edildiği bir yönetimi savunuyoruz. Biz toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Biz Afganistan’daki gibi, bugün takım elbise, kravat; yavaş yavaş, iki yıl sonra radyoda kadın sesi de yasak… Böyle bir sürecin olmaması için müteyakkız davranmak gerektiğini ifade ediyoruz. ‘Toprak bütünlüğü’ dersen seninleyiz, ‘Demokratik seçim dersen’ seninleyiz. Eğer Suriye’de ‘Herkesin temsil edildiği yönetim’ dersen seninleyiz. Niye? Çünkü bu dediğin yerde, yıllardır bizim söylediğimiz Türkiye’nin menfaatleri var. Orada birleşebiliriz. Ama senin peşinden HTŞ’nin peşine takılıp 6 yıl önce o kafa kesme görüntülerini görüp asla ve asla durmayız.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı asimilasyonu deşifre etmeliyiz’- VİDEO

    ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı asimilasyonu deşifre etmeliyiz’- VİDEO

    PİRHA – Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu ve Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk, Alevi toplumunun öncelikli olarak konuşulması ve çözüme kavuşturulması gereken sorunlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uyguladığı asimilasyon politikaları ve Suriye’de yaşanan olası Alevi katliamı olduğunu belirttiler. 

    Çok sayıda ocak mensubu Dede/Pir/Ana, Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirmek üzere ikinci toplantılarını Garip Dede Dergahı Vakfı’nda yaptı. Basına kapalı olan toplantıda, ‘Alevilerde Birlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları’ gibi konular ele alındı.

    GADEV’deki toplantı öncesi Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu ve Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk ile Alevi toplumunun öncelikli olarak ele alınması gereken sorunlarını ve Suriye’deki gelişmeleri konuştuk.

    “DEDELERDE ARANMAYAN KRİTERİN ANALARDA ARANMASI AYRIMCILIK”

    Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, kadınlara biçilen rollerin, anaların daha çok toplantılara katılımıyla, görünür oluşuyla yok edilebileceğini söyledi. Ana Yalıncakoğlu, dedelerde aranmayan kriterlerin analarda aranmasının da bir çeşit ayrımcılık olduğunu ifade ederek “Analara gelince şu eksik, bu eksik. Ama dedeleri saysan gönül kıran mı dersin, kalp kıran mı, insanları kendinden daha aşağı mı gören dersin. Bunlara söz söyleyen yok. Dolayısıyla bu zihniyetin, Alevi ruhuna aykırı olduğunu ve yavaş yavaş da bu zihniyetten kurtulacağımızı düşünüyorum” dedi.

    KONUŞULMASI GEREKEN SORUNLAR

    Yalıncakoğlu, Alevi toplumunun öncelikle konuşması ve çözmesi gereken sorunlarını şöyle sıraladı:

    “*İlk olarak Hakk’a uğurlama erkanlarındaki Sünni asimilasyonu biran önce konuşmamız gerekiyor. Biz İmam Hüseyin’in ağıtlarını bile mersiye ile yapan bir halk olarak ibadetini bağlama ile telli kuran ile yapan bir halk olarak, cenaze erkanlarımızı da artık deyişlerimizle duazlarımızla yapmamız gerekiyor.

    *İkincisi din derslerini konuşmamız gerekiyor. Çocuklarımıza yönelik din dersi zorbalığının nasıl önüne geçeceğimizi konuşmamız gerekiyor.

    *Suriye’deki Alevi katliamına karşı Alevilerin nasıl durması gerektiğini konuşmamız gerekiyor. Türkiye’deki Alevilerin nasıl birlik ve dirlik içerisinde olacağını konuşmamız gerekiyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı asimilasyon politikalarını konuşup çok net deşifre etmemiz gerekiyor.”

    “BİZ TÜM ALEVİLERİN HAK MÜCADELESİ İÇİN VARIZ”

    Sevim Yalıncakoğlu, Alevi Yol erkanlarından kişilerin anaların, dedelerin, rehberlerin ve Alevi kurumlarındaki kişilerin heyet olarak Suriye’deki Alevilere gidip orada yaşanan katliamlara kalkan olmaları gerektiğini ifade etti. Yalıncakoğlu, devamında şöyle konuştu:

    “Suriye’deki Alevilerin, sivil halkın yanında olduğumuzu ve sonuna kadar da olacağımızı Türkiye hükümetine çok net göstermemiz gerekiyor. Sınırlar bizim için önemli değil. Dünyanın neresi olursa olsun biz bütün coğrafyaya dağılmış Alevilerin, hak mücadelesi için varız. Şu an en sıcak Alevi gündemi Suriye’de. Yönümüzü kesinlikle oraya çevirmeliyiz. Özellikle bir de Samandağ halkına yani sınırdaki Arap Alevi halklarının da kesinlikle yanında olmamız gerekiyor.”

    “TOPLANTILARIN DEVAMI GELMELİ”

    Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk, Alevilere artan baskı, dayatmaya karşı bir olmak ve Yol’a yakışır bir duruş sergilemek gerektiğini belirerek, yapılan toplantının Alevilik adına çok önemli olduğunu ve devamının gelmesi gerektiğini söyledi.

    “YARATMAK İSTEDİKLERİ MAKBUL ALEVİLİĞİN KARŞISINDAYIZ”

    Dede Cihan Saltuk, Aleviler açısından Türkiye’deki en büyük sorunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:

    “En büyük sorun bu kurumun ortaya çıkmasıdır. İktidar tarafından kurulmuş olan bu yapının amacı yaptığı yardımlarla Alevileri bölmek ve asimile etmek. Geçmişten bugüne gelen bir asimilasyon, dayatma hep vardı bugün de var. Alevileri tanıma değil de hep bir tanımlamaya ihtiyaç duydular. Yaratmak istedikleri de makbul Alevilik. Bizler bunun karşısındayız. Buradaki birlik de bunun karşısında olmalı. Bizim için en büyük sorun şu an bu. Alevilerin asimile edilmesine hiçbir zaman izin vermedik bugün de izin vermeyeceğiz.”

    “SÖYLEMDEN ZİYADE EYLEME GEÇMEMİZ GEREKİYOR”

    Suriye’de yaşananlara ilişkin konuşan Saltuk, şunları kaydetti:

    “Dernekler, federasyonlar, çeşitli kurumlar bildiriler yayınlıyor. Bunun da ötesinde söylemle değil de gerçekten eylemle bunu dile getirip daha yüksek sesle kamuoyuna taşımalıyız. Burada olsun yurt dışında olsun elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince her türlü ortamda bunu daha görünür hale getirmemiz gerekiyor. Konuşup geçmek değil gerçekten bir eyleme dönüştürmemiz gerekiyor. Böylelikle en azından oradaki zulmün engellenmesine katkı sunmuş olabiliriz. Bugün orada bu olaylar var ama yarın burada olmayacağını bilemeyiz. Bu yüzden söylemden ziyade eyleme geçmemiz gerekiyor.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Dedeler/Analar GADEV’de ikinci toplantıda bir araya geldi – VİDEO

    Dedeler/Analar GADEV’de ikinci toplantıda bir araya geldi – VİDEO

    PİRHA – Alevilerde birlik olma, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları gibi konuların konuşulduğu ikinci Dede/Pir/Ana toplantısı, GADEV’de başladı.

    Çok sayıda ocak mensubu Dede/Pir/Ana, Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirmek üzere ikinci toplantılarını Garip Dede Dergahı Vakfı’nda yapıyor. ‘Alevilerde Birlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları’ gibi konuların ele alınacağı toplantı, basına kapalı.

    Dedeler, 20 Kasım’da İstanbul Erikli Baba Dergahı’nda ilk toplantılarını yapmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazarlardan kayyım tepkisi: Demokrasiye ve halkın iradesine darbedir – VİDEO

    Yazarlardan kayyım tepkisi: Demokrasiye ve halkın iradesine darbedir – VİDEO

    PİRHA -Yazarlar Mehmet Güzel, Miran Pırgiç ve Mustafa Bakır, Esenyurt ile başlayıp Dersim ve Ovacık’a kadar uzanan kayyımlara tepki göstererek, kayyımların, demokrasiye ve halkın iradesine vurulmuş bir darbe olduğunu söylediler. Yazarlar, kayyım rejimine son verilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladılar.

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkâri, Dersim, Ovacık ve Bahçesaray belediyelerine AKP hükümeti tarafından kayyım atanmasına tepkiler sürüyor.

    Yazarlar Mehmet Güzel, Miran Pırgiç ve Mustafa Bakır, Esenyurt ile başlayıp Dersim ve Ovacık’a kadar uzanan kayyımları PİRHA’ya değerlendirdiler.

    “İKTİDARIN BASKISI GİTTİKÇE DERİNLEŞİYOR”

    Yazar Mehmet Güzel, mevcut hükümetin, farklı inanç gruplarından, farklı etnik kimliklerden insanların seçmiş olduğu belediye başkanlarının temsilcilerini görmek istemediğini belirterek, iktidarın yıllardır değişik toplum kesimlerine dönük baskısını gittikçe derinleştirdiğini ve kendisini ayakta tutmak için de devletin bütün imkanlarını kullandığını ifade etti.

    “KAYYIM, HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİYLE AŞILABİLİR”

    Kürtlerin uzun süredir vermiş olduğu mücadeleye de değinen Güzel, “Kayyım meselesi, bu coğrafyada yaşayan bütün halkların ortak mücadelesiyle ancak aşılabilir” dedi.

    21. Yüzyıl dünyasında tekçi devletlerin kurulduğunu ve bu tekçi devletlerin diğer halkları reddeden, çeşitli inançları, kimlikleri reddeden bir sistem yürüttüklerini de sözlerine ekleyen Güzel, “Kayyım rejimine nasıl son verilebileceği üzerine kafa yormak lazım. Türkiye’deki emekçiler, Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezleri de içine katacak, bu toplum kesimlerinin hakkını hukukunu esas alacak yeni bir sözleşmenin yapılması gerekir. Yoksa bu kaostan bizim kurtulmamız mümkün değil. Biz mücadelemizi verdiğimiz takdirde Türkiye’de değişim ve dönüşüm sağlanabilir” diye konuştu.

    “DERSİM’E SİYASİ AMAÇLA KAYYIM ATANDI”

    Yazar Miran Pırgiç de kayyımın demokrasiye vurulmuş bir darbe olduğunu dile getirerek, “Dersim’e yönelmeleri çok ilginç geldi bana. Çünkü daha önce Dersim’e dokunmuyorlardı” dedi. Pırgiç, kayyım projesinin, Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber hayata geçirildiğini de söyleyerek şunları belirtti:

    “Türkiye Türklerindir demeye çalışıyorlar. Daha önce HADEP, HDK şimdiki ismiyle de DEM Parti gibi partilerde görev alanların şu an belediye başkanı olmasına bile tahammül edemiyorlar. Hangi parti olursa olsun MHP’den bile belediye başkanı olsa daha önce Kürtlerin bulunduğu bir partide görev almaları kayyıma sebep olmaktadır. Bunu böyle düşünmek gerekiyor. Dersim’e atanan kayyım belli ki siyasi amaçla yapıldı ama Esenyurt’a hem siyasi hem ekonomik amaçla kayyım atandı. Biraz da burada söylenmek istenen ‘sen sandıkta kazansan da ben istediğimi alırım’ düşüncesidir. Bunu kabullenmemek için de siyasi partilerin daha fazla tepki gösterip mücadele etmesi gerekiyor. Tepki gösterilmezse aksi takdirde diğer yerlere de kayyım atar. Burada kayyımlarla asıl yapılmak istenen Kürtlerin iç dinamiklerini kırmaya çalışmaktır.”

    “DERSİM’DE YAPILMAK İSTENEN HALKIN CEZALANDIRILMASIDIR”

    Yazar Mustafa Bakır ise Türkiye’deki halkın iradesinin hiçbir anlamının olmadığını kaydederek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Halkın iradesine başvuruyorsunuz, sen ne diyorsan ben onu yapacağım, diyorsunuz. Halk kendi yerel başkanını seçiyor. Sizi seçmediği için siz bir süre sonra onun görevine son veriyorsunuz, tutuklatıyorsunuz, o halkın iradesini hiçe sayıyorsunuz. O zaman bunun adı demokrasi olmaz. Asıl Dersim’de yapılmak istenen halkın iradesinin hiçe sayılması, halkın cezalandırılmasıdır. Daha doğrusu Kürt belediye başkanlarının cezalandırılmasıdır. 7 tane kayyım atandı. İçlerinde bir tane bile Kürt olmayan yok. Dersim bir ilin, bir bölgenin adı değil sadece. Tarih boyunca zulme baş eğmeyen, zulmü kabul etmeyen dünyaya mal olmuş bir bölgenin adıdır Dersim. Bu düşmanlık Selçuklulardan beri devam etmektedir. Nedir bu insanların suçu? Özgürce yaşamak istedikleri, laik olmak istedikleri, Kürt ve Alevi oldukları, zulmü ve zalimi kabul etmedikleri için suç sayıldı.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • 18 ARALIK 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    18 ARALIK 2024 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    -Yazarlar Mehmet Güzel, Miran Pırgiç ve Mustafa Bakır, Esenyurt ile başlayıp Dersim ve Ovacık’a kadar uzanan kayyımları değerlendirerek kayyımların, demokrasiye ve halkın iradesine vurulmuş bir darbe olduğunu söylediler. Dersim’e atanan kayyımın siyasi amaçla yapıldığına da dikkat çeken yazarlar, kayyım rejimine son verilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladılar. GÖRÜNTÜLÜ

    -Maraş Katliamı’nın 46. yılında Erenler Cemevi’nde yapılacak anmaya katılım çağrısında bulunan Maraş’taki Alevi kurumları, tüm toplumsal kesimlerin Maraş’ta olmalarını beklediklerini kaydettiler. GÖRÜNTÜLÜ

    -DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Ruşen ile PSKAD Adıyaman Şube Eş Başkanları Ali Sekman ve Aslı Demirci, Maraş Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında Dersim’de 16 tane cemevine yardım yapıldığı açıklandı. Yardımda bulunulan Ovacık’taki cemevlerinin yöneticileriyle konuştuk. FOTO

    -Ocak mensubu dede/pir ve analar, Garip Dede Dergahında Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirmek için saat 12.00’de bir araya gelecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, iktidarın kayyım politikalarını değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -DEM Parti Mersin İl Örgütü, il eş başkanı Reşat Aşan ve diğer partililerin tutuklanmasına ilişkin saat 15.00’te Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan uluslararası kamuoyuna Suriye için duyarlılık çağrısı

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu’ndan uluslararası kamuoyuna Suriye için duyarlılık çağrısı

    PİRHA – Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Selefi/cihatçı saldırgan grupların Suriye’de yönetimi ele geçirmesinin ardından yaşananlara ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Avrupa’daki uluslararası ve ulusal kuruluşları, sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri ve insan hakları savunucularını, bu insanlık dramına ve özelikle muhtemel bir Alevi soykırımına karşı duyarlı olmaya, dayanışmayı güçlendirmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.

    Selefi/cihatçı saldırgan grupların Suriye’de yönetimi ele geçirmesinin ardından endişeler yükseliyor.

    Merkezi Neuss’da bulunan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’de islâmi cihat örgütü HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra ülkedeki çok çeşitli kültür, din, inanç ve seküler yaşamı benimsemiş insanların büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğuna vurgu yaparak uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için yazılı bir açıklama yayınladı.

    “BU İNSANLIK DRAMINA VE MUHTEMEL BİR ALEVİ SOYKIRIMINA KARŞI DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Suriye’de yıllardır süregelen savaş ve şiddetin, İslami cihat örgütü HTŞ’nin ülkede iktidarı ele geçirmesinden sonra yeni ve tehlikeli bir aşamaya ulaştığı ifade edilen açıklamanın tamamı şöyle:

    “Lazkiye, Tartus, Hama, Humus ve diğer bölgelerde yaşanan gelişmeler, Suriye’nin çeşitli etnik ve dini topluluklarının geleceğini tehdit ettigini açıkça göstermektedir. Arap Alevileri, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler, Dürziler, İsmaililer, Ermeniler ile diğer Hristiyanlar, seküler bir yaşam tarzını benimsemiş çevreler ve “farklı düşünen” herkes, ülkeyi ele geçiren İslami cihat örgütü HTŞ ve ona bağlı hareket eden çok sayıda İslami terör örgütünün tehdidi altında kaderlerine terk edilmiş durumdadır. Bunun, çok kültürlü ve çok inançlı Suriye için büyük bir tehlike olduğunu açıkça ifade etmek isteriz. Bu doğrultuda, Suriye’de istisnasız tüm dini ve etnik toplulukların korunması için çalışmalar yürütmek ve bu hususta özel olarak Arap Alevilerinin korunmasına önem vermek gerekmektedir.

    Bazı kesimlerin haksız bir şekilde Arap Alevilerini önceki rejimle ilişkilendirip, rejimin hatalarından sorumlu tutma çabaları, onları intikam ve misilleme eylemlerine açık hale getirmektedir. Yeni iktidar, intikam alınmaması ve azınlık haklarının korunması çağrısında bulunmuş, Arap Alevi topluluğunun ileri gelenleri ve kanaat önderleri de bu çağrıyı memnuniyetle karşılamıştır. Kanat önderleri, yeni iktidara yönelik olarak yeni bir sayfa  açılması, sürgün edilenlerin güvenli bir şekilde evlerine dönmelerine izin verilmesi ve genel bir af çıkarılması çağrısında bulunmuşlardı. Ayrıca, tüm Suriye halklarının haklarını ve çeşitliliğini garanti altına alan bir devletin inşası için yeni iktidarla iş birliğine hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bizler de bu tutumu destekliyoruz.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, Suriye’deki tüm halkların güvenliğini, barış ve huzur içinde bir arada yaşamasını ve evrensel hak ve özgürlüklere dayalı bir siyasal-hukuksal yapının tesisini talep ediyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, ülkenin birliğini ve çeşitliliğini koruyacak çözümler bulunması hayati önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, yeni iktidarın intikam almama çağrısını destekliyor ve bu sözlerin yerine getirilmesini yakından takip ediyoruz. Avrupa’daki uluslararası ve ulusal kuruluşları, sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri ve insan hakları savunucularını, bu insanlık dramına ve özelikle muhtemel bir Alevi soykırımına karşı duyarlı olmaya, dayanışmayı güçlendirmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, dileğimizin savaşın ve ülkedeki kaosun biran önce son bulması ve bölgedeki tüm halkların barışçıl bir ortamda yaşaması olduğunu açıkça beyan ediyor ve bu yönde çaba harcamaya devam edeceğimizi duyuruyoruz. Bu çaba içinde olurken yalnız olmadığımızı, uluslararası demokratik kamuoyunun bu konuda atacağı somut adımlarla görme dileğindeyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • EHP Genel Başkanı Öztürk’ten Fatih Karahan’a açık mektup: Asgari ücret 50 bin TL olmalı

    EHP Genel Başkanı Öztürk’ten Fatih Karahan’a açık mektup: Asgari ücret 50 bin TL olmalı

    PİRHA – EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a yönelik açık mektubunda, “Asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” dedi.

    Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Hakan Öztürk, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’a yönelik bir açık mektup yayımladı. Mektupta, “Asgari ücret artışında hedeflenen enflasyon değil, hedeflenen GSYH (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) dikkate alınmalıdır. Buna bağlı olarak, asgari ücret 50 bin TL olmalıdır” denildi.

    Hakan Öztürk, “Sayın Fatih Karahan, milyonlarca emekçinin yaşamını derinden etkileyen, asgari ücret artışının belirlenmesi aşamasındayız. Bugün açlık sınırının altında kalan asgari ücret, tek bir kirayı dahi karşılamaktan uzak ve sefalet ücreti haline gelmiş durumda. Bu koşullarda yaşamaya mahkûm edilen milyonların sesi olarak bu mektubu kaleme alıyorum. Asgari ücretin enflasyon karşısında eriyip gitmesi ve bunun gelir dağılımı bozukluğunu daha da kötü hale getirmesi, büyük bir haksızlıktır” ifadelerini kullandı.

    “Asgari ücretin artışında hedeflenen enflasyon değil, hedeflenen GSYH dikkate alınmalıdır” diyen Öztürk,”Türkiye, GSYH’sine göre dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda, 2025 yılında GSYH’nin 1,8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Ekonomik büyümeden payını almak emekçinin hakkıdır. Buna bağlı olarak, asgari ücret 50.000 TL olmalıdır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD İzmir Şubesinden insan haklarına saygı yürüyüşü- VİDEO

    İHD İzmir Şubesinden insan haklarına saygı yürüyüşü- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Konak eski Sümerbank önünde toplanarak sloganlarla ve alkışlarla İnsan Hakları Anıtı’na yürüdü.

    İHD İzmir Şubesi, İnsan Hakları Haftası dolayısıyla Konak Eski Sümerbank önünde bir araya gelerek insan haklarına saygı yürüyüşü düzenledi.

    Yürüyüşte sık sık “İnsan haklarıyla insandır”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Susma haykır tecride hayır”, “Jin jiyan azadî”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi” ve “İHD susmadı susmayacak” sloganları atıldı.

    Açıklaması öncesinde yaşamını yitiren İnsan Hakları Derneği (İHD) eski Genel Başkanı Hüsnü Öndül anılarak saygı duruşunda bulunuldu.

    Açıklamada basın metninin Kürtçesini İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Zilan Gümüş, Türkçesini İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı Ali Aydın ve İngilizcesini İHD İzmir Şubesi yöneticisi Bahadır Altan okudu.

    ‘Sömürgecilik ve otoriterleşme sonlandırılmadı’

    Açıklamada küresel boyutta yaşanan ayrımcılık, eşitsizlik, adaletsizlik, ırkçılık, sömürgecilik ve otoriterleşmenin sonlandırılmadığı vurgulanarak “Güçlü devletlerin oluşturdukları ekonomik birliktelikler ve sürdürülen savaş politikaları, yakın çevremizde Ukrayna, Gazze ve bugünlerde Suriye’de halkların temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale getirilmiştir” denildi.

    Açıklamanın ardından kitle ellerindeki karanfilleri denize bıraktı.

    PİRHA/İZMİR

  • İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı. Açıklamada konuşan İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı bir düzen istiyoruz” dedi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı.

    “Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada, “İnsan haklarıyla insandır”, “tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı. Açıklamada karanlığa karşı mücadeleyi simgeleyen fenerler taşındı.

    “KARANLIĞA KARŞI IŞIK YAKIYORUZ”

    Açıklamada ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, yaşanan savaşlarda insanların katledildiğini, hak ihlallerine maruz kaldığını ifade ederek hak savunucuları olarak savaşa karşı barış ve demokrasi için mücadele yürüttüklerini vurguladı. Yoleri, devamında şunları söyledi:

    “İnsan haklarına karşı suçlarla mücadele ediyoruz. Hiçbir suçun karanlıkta kalmasına izin vermeyeceğiz. İnsan hakları mücadelesinin büyümesi için dayanışmaya ve mücadeleye devam edeceğiz. Savaşlara karşıyız barışı istiyoruz. İnsan haklarının ancak barışta mümkün olacağını biliyoruz. Nerede barış talep ediliyorsa bir oradayız. Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı düzen istiyoruz. Devletin sorumluluğunu hatırlatmaya, toplumu hak ihlaline maruz bırakıyorsanız hesap vermeye mecbursunuz demeye devam edeceğiz. Sesimiz buradan Filistin’e Suriye’ye hapishanelere, sesleri duyulmayan herkese ulaşsın.”

    “İNSANLIĞIN ZULÜM İLE YÖNETİLDİĞİ DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Ardından konuşan TİHV İstanbul temsilcisi Ümit Efe, “Dünyanın zulüm ile yönetildiği dönemden geçiyoruz. Kadınların öldürülmediği, çocukların üzerine bomba yağmadığı, insanın insan gibi muamele gördüğü sistemin özlemcisi ve takipçisi bizler bu hafta boyu sesimizi duyurmaya çalıştık. İnsan hakları haftasının kapanışında aynı karanlıkla mücadelemize devam ederken kaybettiğimiz bütün insan hakları savunucularını anıyoruz.”

    Son olarak söz alan İHD İstanbul Şubesi Üyesi Filiz Kerestecioğlu, “82, 83 diye plaka saymayı değil barış içinde yaşamayı hak ediyoruz. Haklarımız var. İfade özgürlüğümüz var. Polonez işçileri hakları için metal işçileri hakları için mücadele ediyor, Dina’nın katili beraat ederken kadınlar özgürce yaşamak için mücadele ediyor. İnsan haklarıyla insandır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, İnsan Hakları Haftası kapsamında hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla dernek binası önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, sesleri duyulmayan hasta mahpusların sesini duyurmak adına dayanışma kartları gönderdiklerini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 10 -17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nın son gününde İHD dernek binası önünde hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnsan hakları savunucuları daha sonra Sıraselviler’deki PTT Şubesinden hasta mahpuslara kart gönderdi.

    “TÜRKİYE, CEZAEVLERİ AÇISINDAN BİRİNCİ SIRADA”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan hakları haftası bağlamında bir haftadır etkinlikler düzenlediklerini dile getirerek, cezaevinde bulunan mahpusların karşı karşıya kaldıkları sorunların hala devam ettiğini vurguladı. Cezaevleri açısından Türkiye’nin birinci sırada olduğunu belirten Gülseren Yoleri, şunlara dikkat çekti:

    “Biz insan hakları savunucuları olarak hapishanelerin boşaltılması ve tutuksuz yargılanması talebimizi yineliyoruz. Adalet Bakanı hapishanelerde yaşanan sorunlara ve yaşam hakkı ihlallerine dair bir veri açıkladı. Bu verilerde 378 bin 657 mahpus tutsak bulunuyor. Yine Adalet Bakanı, 5 Aralık 2024 tarihinde açıkladığı bir veride 709 mahpus yaşamını yitirdiğini belirtti. Ve yaşamını yitirenler sağlığa erişemeyerek, tecrit altında tutuldukları için yaşamlarını kaybettiler. Sağlığa ve yaşam hakkına erişim için bugüne kadar sorumluluklarını hep hatırlattık. Bizler hep mahpuslar için sağlıklı ve koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini söyledik. F, Y ve S Tipi gibi uygulamalar tecridi giderek artırdı. Tecridin bir işkence yöntemi olduğunu ve bunun da tüm mahpusların yaşamının tehlikeye girmesine yol açtığını gösteriyor. Sesleri duyulmayan hapishanelerdeki hasta mahpusların sesini kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Onların seslerini duyurmak adına onlara dayanışma kartları göndereceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL