Yazar: Devrim

  • Celal Fırat: Muhtar Şahismail Güyük’ün gaspedilen iradesi derhal teslim edilsin

    Celal Fırat: Muhtar Şahismail Güyük’ün gaspedilen iradesi derhal teslim edilsin

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Burmadere Köyü Muhtarı Şahismail Güyük’ün, valilik kararıyla görevinden alınmasına ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımla tepki göstererek “Zulümle Alevileri sindirebileceğini zanneden akla yine söylüyoruz: Aleviler size biat etmeyecek. Şahismail Güyük’ün gaspedilen iradesi derhal teslim edilsin” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Burmadere Köyü Muhtarı Şahismail Güyük’ün, valilik kararıyla görevinden alınmasına ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.

    “ALEVİLER SİZE BİAT ETMEYECEK”

    Fırat, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı zorbalıkları kabul etmeyeceklerini ve Güyük’ün gaspedilen iradesinin teslim edilmesi gerektiğini belirterek şu paylaşımı yaptı:

    “Ardahan Valisi, Ardahan’daki Alevi dedeleri, Cemevi başkanları ve yirmi sekiz Alevi köy muhtarlar ile yaptığı toplantıda, Alevi köy muhtarlarından köylerindeki cemevlerini Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmalarını istemişti. Burmadere Köyü Muhtarı Şahismail Güyük Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmaya karşı çıkarak bu zorbalığı kabul etmediğini belirtmişti. Bugün Sevgili Şahismail Güyük’ün görevden uzaklaştırıldığı haberini aldık. Kurulduğu ilk günden bu yana Alevilik dışında her faaliyetin içinde olan Cemevi Başkanlığını ve yaptığı zorbalıkları kabul etmiyoruz. Zulümle Alevileri sindirebileceğini zanneden akla yine söylüyoruz: Aleviler size biat etmeyecek. Şahismail Güyük’ün gaspedilen iradesi derhal teslim edilsin.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar gözaltına alınmıştı; Damal Dernekleri Federasyonu’ndan tepki!

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar görevden uzaklaştırıldı: Bu faşizm değil de nedir?

    Damal Dernekler Federasyonu: Güyük’ün yerine kayyum atanmıştır, asla kabul etmiyoruz!

  • Damal Dernekler Federasyonu: Burmadere muhtarının yerine kayyum atanmıştır, kabul etmiyoruz!

    Damal Dernekler Federasyonu: Burmadere muhtarının yerine kayyum atanmıştır, kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Damal Dernekler Federasyonu, Burmadere (Sors)Köyü Muhtarı Şahismail Güyük’ün, valilik kararıyla görevinden alınmasına ilişkin sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Güyük’ün yerine kayyum atandığını ve bu kayyumu asla kabul etmeyeceklerini belirten Damal Dernekler Federasyonu, davanın ve ihbarcıların takipçisi olacaklarını kaydetti.

    Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek, Ardahan’daki Alevi dedeleri, Cemevi başkanları ve yirmi sekiz Alevi köy muhtarlar ile yaptığı toplantıda, Alevi köy muhtarlarından köylerindeki cemevlerini Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmalarını istedi. İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Esma Ersin’in de bulunduğu toplantıda Muhtar Şahismail Güyük Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına bağlanmaya karşı çıktı. Bunun üzerine Muhtar Şahismail Güyük hakkında on yıl önce 68 kuşağının önderlerine ait görselleri sosyal medyasında paylaştığı için “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan gözaltına alındı. Muhtar Güyük hakkında adli ve idari soruşturma başlatılarak Ardahan Cumhuriyet Savcılığı dava açtı. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada muhtar Şahismail Güyük denetimli serbeslik şartıyla serbest bırakıldı. Şahismail Güyük iki aydır her pazartesi günü jandarma karakolunda imza atarken bu kez görevden uzaklaştırıldığını öğrendi.

    “DAVANIN VE İHBARCILARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Bunun üzerine Damal Dernekler Federasyonu, Şahismail Güyük’ün görevden uzaklaştırılmasına ilişkin tepki göstererek sosyal medya hesabından şu açıklamayı yayınladı:

    “Geçtiğimiz haftalarda 68 devrimci önderlerini sosyal medyadan paylaştığı için ihbar sonucunda göz altına alınarak ifadesi alınan Burmadere (Sors) köyü muhtarımız Şahismail Güyük 26/11/2024’te geçici olarak görevinden alınmıştır. Yerine kayyum atanmıştır! Muhtarımıza karşı Burmadere halkına karşı bu yaklaşımı ve kayyumu asla kabul etmiyoruz! Davanın ve ihbarcıların takipçisi olacağımızı belirtmek isteriz!”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar gözaltına alınmıştı; Damal Dernekleri Federasyonu’ndan tepki!

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar görevden uzaklaştırıldı: Bu faşizm değil de nedir?

  • İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı. 

    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.

    Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.

    CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR

    78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTILARI KINIYORUZ”

    SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.

    “KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.

    TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU

    Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:

    “Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

    “İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”

    Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:

    “Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazeteciye çıplak arama!

    Gazeteciye çıplak arama!

    PİRHA – Gazeteci Erdoğan Alayumat’a İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama yapıldığı iddia edildi.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları sabah saatlerinde ev baskını ile gözaltına alınan gazeteci Erdoğan Alayumat’ı Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ziyaret etti.

    Avukatlar gazeteci Alayumat’a gözaltında çıplak arama yapıldığı bilgisini paylaştı.

    Avukatlar ayrıca, Alayumat’ın bugün soruşturmanın merkezi olan Eskişehir’e gönderileceği bilgisini verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadıköy’den seslendiler: Kayyımlar gidecek, biz kalacağız! – VİDEO

    Kadıköy’den seslendiler: Kayyımlar gidecek, biz kalacağız! – VİDEO

    PİRHA – Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Kadıköy Rıhtım’da Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlara karşı basın açıklaması ve oturma eylemi yaptı. Yapılan açıklamada, “Biz Dersimliler ve Dersim dostları olarak demokrasiye, emeğe, barışa ve doğaya karşı darbe anlamına gelen kayyımlara karşı hep birlikte verdiğimiz mücadeleden geri adım atmayacağız” denildi.

    DEM Partili Dersim Belediyesi ile CHP’li Ovacık Belediyesi’ne 22 Kasım akşamı kayyım atandı. Halkın, belediye binasına girmesine engel olan kolluk güçleri, belediye binasını beton bariyerlerle çevirdi. Belediyelere peş peşe atanan kayyımlara ülkenin dört bir yanından tepkiler yükseliyor.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyıma tepki amacıyla Kadıköy Rıhtım’da basın açıklaması ve oturma eylemi gerçekleştirdi. Basın açıklamasına DEM Parti MYK üyesi Musa Piroğlu, Sanatçı Pınar Aydınlar’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    ‘İrademe ve doğama dokunma, Kayyım rejimi halk iradesine darbedir’ pankartlarının açıldığı açıklamada sık sık “Kayyımlar gidecek biz kalacağız, Dersim’de kayyım istemiyoruz, Her yer Dersim her yer direniş, Direne direne kazanacağız, Dersim onurdur onuruna sahip çık” sloganları atıldı.

    Basın açıklamasını DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir okudu.

    “KAYYIM REJİMİ İNANCIMIZIN ASİMİLE EDİLMESİ DEMEKTİR”

    Bilir, AKP-MHP iktidarının belediyeler üzerinde sallandırdığı kayyım sopasından vazgeçmediğini belirterek açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “Kayyım rejimi en başta seçmen iradesine darbe demektir. Kayyım rejimi demokrasi ve hukukun askıya alınması demektir. Kayyım rejimi halka değil ihalecilere, rantçılara hizmet demektir. Kayyım rejimi iktidarın yolsuzluk düzeninin devamı demektir. Kayyım rejimi kamu hizmeti değil, sadaka düzeni demektir. Kayyım rejimi kadınların, gençlerin ve toplumun ezilen kesimlerinin haklarına sahip çıkan değil, her adımda onları kısıtlayan yerel yönetimler demektir. Kayyım rejimi baraj ve HES demektir, Kayyım rejimi madenlerle doğanın yağmalanması demektir. Kayyım rejimi inancımızın asimile edilmesi demektir. Kayyım rejimi dillerimizin yasaklanması demektir.

    “İKTİDARIN DAYATTIĞI KAYYIM REJİMİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Milletvekilleri türlü hukuksuzluklarla hapse atılırken, belediyelere siyasi operasyonlarla kayyım atanırken seçme seçilme hakkından söz edilemez. Seçme seçilme hakkının tanınmadığı bir durumda da demokrasiden söz edilemez. Dersim halkı olarak olarak iktidarın dayattığı kayyım rejimini kabul etmiyoruz. Haklarımızın gasp edilmesine alışmayacağız. Hukuksuz operasyonlara son verilmeli, seçilmiş belediye başkanları derhal görevlerine iade edilmelidir. Kayyım politikaları terk edilmeli ve halkın iradesi tanınmalıdır. Sandıkta kaybedileni demokrasi dışı yollarla gasp etmeye çalışmak, bunu alışkanlık haline getirmek, rejimin siyasal ahlak düzeyinin de göstergesidir.

    “KAYYIMLAR GİDECEK, BİZ KALACAĞIZ”

    Biliyoruz ki, kayyım politikası ülkede demokrasiden, barıştan, emekten yana olan herkese verilmiş bir gözdağıdır. Biz Dersimliler ve Dersim dostları olarak demokrasiye, emeğe, barışa ve doğaya karşı darbe anlamına gelen kayyımlara karşı hep birlikte verdiğimiz mücadeleden geri adım atmayacağız. Kazanana kadar direnişimize, mücadelemize devam edeceğiz. Kayyımlar gidecek, biz kalacağız.”

    “SEYİT RIZA’NIN TORUNLARI OLARAK DERSİM’İ HİÇBİR ZAMAN TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Yapılan açıklama sonrası Sanatçı Pınar Aydınlar söz alarak şunları söyledi:

    “Bizler burada halkların özgürlüğüne inanan, halkların iradesine saygı duyulması gerektiğine inanan aydınlar, sanatçı ve yazarlar olarak 38’den bu yana nice bedeller vermiş Dersim, bizim için sadece dört dağın arasına sığdırılamayacak kadar çok büyük bir yürek demektir. Bugün halkın iradesini yok sayanlar, kültürümüze, inancımıza göz koyanlar iktidarın bu politikasına karşı yerlerde sürüklenen canlarımızla dört bir yandan ses çıkarıyoruz. Bizler halkların iradesine saygı bekliyoruz. Bizler kayyım politikalarını, bu işgalci bu dayatmacı politikaları reddediyoruz. Bir kez daha diyoruz ki direne direne kazanacağız. Dersim’i hiçbir zaman teslim etmedik hiçbir zaman da Seyit Rıza’nın torunları olarak teslim etmeyeceğiz.”

    Yapılan açıklamaların ardından oturma eylemine geçilerek buradan sonra Dersim’e doğru yola çıkılacağı belirtildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Darbeciler, haksızlıkların üzerini örtmek için 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan etti!’

    ‘Darbeciler, haksızlıkların üzerini örtmek için 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan etti!’

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklama paylaşarak “12 Eylül darbesini yapanların, 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan ettiğini biliyoruz” diye belirtti. Basın açıklamasında Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında mesleki hakların nasıl hedef alındığına da vurgu yapıldı.

    1994 yılında UNESCO tavsiyesiyle 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başlanırken, Türkiye’de 12 Eylül Darbesi sonrası 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanma kararı alındı.

    “MESLEKİ HAKLARINIZIN ÖMK İLE NASIL HEDEF ALINDIĞINI BİLİYORUZ”

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle açıklama yayınladı. Öğretmenlere seslenilen açıklamada, her yıl olduğu gibi bu 24 Kasım’da da öğretmenlerin, hak ettiği değeri vermeyenler tarafından hamaset cümleleri duyacakları belirtilerek şunlar söylendi:

    “Tüm zorluklara rağmen çocuklarımızın yaşamına dokunabilmek için ne denli çaba gösterdiğinizi, emek verdiğinizi biliyoruz. Yoksulluk, açlık hatta asgari ücretin altında kamuda/özelde; sözleşmeli, ücretli adıyla güvencesiz çalıştırıldığınızı biliyoruz. Mülakat adaletsizliği ile karşı karşıya bırakıldığınızı, güvenlik soruşturmaları, arşiv araştırmaları adıyla hukuksal hiçbir karşılığı olmayan haksızlıklarla karşı karşıya bırakıldığınızı biliyoruz. Okulların, çocuklarımızın ihtiyacının ne olduğunu en iyi bilenler siz olmanıza rağmen eğitimle, müfredatla ilgili tüm kararların size rağmen alındığını biliyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında mesleki onurunuzun, haklarınızın nasıl hedef alındığını, eşit işe eşit ücreti ilkesinin nasıl tahrip edildiğini biliyoruz.

    12 Eylül darbesi sonrası sendikanızın kapatıldığını, haklarınız ve çocuklarımızın eğitim hakkı için mücadele etmenin en büyük bedellerinin o çok sevdiğiniz mesleğiniz ellerinizden alınarak, tutuklanarak, sürgün edilerek sizlere ödetilmeye çalışıldığını, sizlere ne denli zor günler yaşatıldığını sizlere yapılan haksızlıkların üzerine örtmek için darbeyi yapanların 24 Kasım’ı öğretmenler günü ilan ettiğini biliyoruz. 24 Kasım’ın biliyoruz ki sizler için sahici tarafı, verdiğiniz emek karşılığında çocuklarımızın size duyduğu sonsuz sevgidir. Hak ettiğiniz değere kavuştuğunuz günler için biz Veli- Der olarak hep yanınızda olacağız. İyi ki varsınız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’deki kayyıma ortak tepki: Dersim’e sefer olur ama zafer olmaz!

    Dersim’deki kayyıma ortak tepki: Dersim’e sefer olur ama zafer olmaz!

    PİRHA – DİK, FDG, AABK, FEDA, DSKD, DKG ve ADEF, Dersim ve Ovacık belediyelerine atanan kayyımlara tepki gösterdi. Ortak yapılan açıklamada, “Kayyum darbesine karşı açıktan ve en güçlü şekilde tavır almanın tüm Alevi toplumunun ve kurumlarının tarihsel görevidir. Dersim ve Ovacık’a kadar halkın direnen iradesini selamlıyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, Dersim’e sefer olur ama zafer olmaz” denildi.

    DEM Partili Dersim Belediyesi ile CHP’li Ovacık Belediyesi’ne 22 Kasım akşamı kayyım atandı. Halkın, belediye binasına girmesine engel olan kolluk güçleri, belediye binasını beton bariyerlerle çevirdi.

    Dersim’e atanan kayyımlara tepkiler yükselmeye devam ederken Dersim İnşa Kongresi (DİK), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği (DSKD), Dersim Kültür ve Tarih Merkezi (DKG) ve Avrupa Demokratik Dersim Dernekleri Federasyonu (ADEF), ortak yazılı bir açıklama yaptı.

    “MUHALİF TÜM ÇEVERELER KAYYUM TEHDİDİ ALTINDADIR”

    Kurumların ortak açıklamasında 2016’da çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlüğe sokulan kayyum uygulamasının yasal dayanağı olmadığı halde bir yönetim biçimi haline getirildiği vurgulandı. Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Kayyum diktası başlangıçta her ne kadar Kürt halkının iradesi ile seçilmiş HDP Belediyeleri’ni hedeflemiş olsa da, günümüzde tüm muhalif kesimlerin başında sallandırılan bir Demoklesin kılıcı haline gelmiştir. Son on yılda çok açık bir şekilde görüldüğü üzere üniversitelerden, meslek kurumlarına, sendikalardan barolara kadar siyasi iktidara muhalif tüm sivil toplum örgütleri ve çevreler kayyum tehdidi altındadır.

    AKP/MHP diktası bir yandan açıktan darbe yaparken, öte yandan ‘Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’ örneğinde görüldüğü üzere kimi zaman da dolaylı yöntemlerle kayyum uygulamasını sürdürmektedir. Tüm bunların sonucudur ki, Türkiye Erdoğan’a tanınan özel yetkiler sonucu kararnamelerle yönetilen olağanüstü hal rejimine mahkum edilmiştir. Bu durum yalnızca kayyum darbesine maruz kalanların değil; çoğulcu demokrasi, insan hak ve özgürlükleri sorunudur.

    “AMAÇ, KUTSAL MEKANLARI, DOĞAYI YAĞMAYA AÇIK HALE GETİRMEK”

    Öte yandan kayyum darbesinin siyasi iktidarın mantığına göre farklı amaçlara odaklandığı da, üzerinde önemle durulması gereken bir olgudur. Buna göre Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyum atama, aynı zamanda buraya yönelik geliştirilen özel politikalarla doğrudan ilintilidir. Dersim’in, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze toplumsal mühendislik politikalarının temel uygulama alanı seçildiği, bilinmektedir. AKP/MHP iktidarında ise inancın başkalaştırılması, demografik yapının dönüştürülmesi, Alevi inancının kutsal mekanı doğanın anlam kaybına uğratılarak yağmaya açık hale getirilmesi, dil kırım politikalarının nihayete ulaştırılması temel amaç olarak benimsenmiştir.

    “AÇIKTAN TAVIR ALMAK TARİHSEL GÖREVDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi başta olmak üzere AKP/MHP iktidarı devletin tüm kurumlarını kurucu politikanın güncelleştirilmesi kapsamında seferber ederek, Dersim toplumunun kültürel kimliğini ve yaşamını çok katmanlı bir ideolojik, siyasi ve inançsal kuşatmaya almıştır. Halk iradesi ile seçilmiş Dersim Belediyesi tüm bu kuşatmalara karşı bir nefes borusu, bir direnç alanıdır. Kayyum darbesi ile bu nefes borusu kesilmek ve Dersim toplumunun kurucu politika bağlamında dönüştürülmesi nihayete ulaştırılmak istenmektedir. Bu bağlamda Dersim’e sahip çıkmak, kayyum darbesine karşı açıktan ve en güçlü şekilde tavır almak tüm Alevi toplumunun ve kurumlarının tarihsel görevidir.

    “ONURUMUZA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Bir kez daha vurgulamak isteriz ki, Dersim’e sefer olur, ama zafer olmaz. Dersim halkı bugün de kayyum darbesine karşı direniyor, iradesine sahip çıkıyor. Esenyurt’tan, Batman, Mardin, Halfeti, Dersim ve Ovacık’a kadar halkın direnen iradesini selamlıyoruz. Dersim ve Ovacık yalnız değildir. Kayyum derhal geri çekilmeli, belediye yönetimi halkın seçilmiş iradesine teslim edilmelidir. Kayyum darbedir, irade gaspıdır. Bu faşizan uygulamaya derhal son verilmelidir. Dersim onurumuzdur, onurumuza sahip çıkıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 661. F Oturması: Hasta kadın mahpuslar serbest bırakılsın-VİDEO

    661. F Oturması: Hasta kadın mahpuslar serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA – 661. F Oturması’nda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumları paylaşılarak kadın hasta mahpusların serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği(İHD)İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 661. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi.

    “Tedavi haktır engellenemez”, “Hasta kadın mahpuslar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumları paylaşıldı.

    Açıklamayı Komisyon Sözcüsü Meral Nergis Şahin ve İHD İstanbul Şube Sekreteri Oya Ersoy okudu.

    Açıklamada, bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumlarını paylaşırken 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesi ile hapishanelerde tutulan kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik cinsiyet ayrımcılığı içeren politika ve uygulamalara dikkat çekmek, hasta, yaşlı, engelli, küçük çocuğu bulunan kadın mahpusların yeterli tedavi ve bakıma erişebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasını ve serbest bırakılmalarını istemek üzere buluşulduğu dile getirildi.

    “YÜZDE 90 ENGELLİ MUHLİSE KARAGÜZEL’İN İNFAZI 2 KERE ERTELENDİ”

    Açıklamanın devamında şunlar yer aldı:

    “Muhlise Karagüzel; Halen Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan Karagüzel; Barış annesi olarak faaliyetlerini sürdürürken 2019’da tutuklandı. Karagüzel, tutuklandıktan sonra 3 kez üst üste kalp krizi geçirdi ve kalp, şeker, diyabet, hipertansiyon, astım boyun ve bel fıtığı hastalıkları vardır, kan şekeri çok yükseldiği için günde 4 defa insülin iğnesi yapılmakta, Şeker yüksekliği gözlerine ve böbreklerine zarar vermiş olduğu için şiddetli ağrılar çekmekte, astım hastalığına bağlı olarak da nefes almakta zorlanmak da ve uyuyamamaktadır. %90 engelli raporu bulunan Karagüzel için diyet beslenme gerekmesine rağmen bu ihtiyacı karşılanmamakta bu da sağlık sorunlarını arttırmaktadır. Son olarak Tedavi olabilmesi için infazı 2 kez ertelenen ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta mahpuslar listesinde yer alan Muhlise Karagüzel, Muş Savcılığı’nın hakkında yakalama kararı çıkarması ardından Diyarbakır’da oğlunun evinde gözaltına alınarak, adliyeye getirildi. Buradaki işlemlerin ardından Karagüzel kalan 1 yıla yakın cezasının infazı gerekçesiyle Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. Karagüzel, hakkında yapılan infaz erteleme başvurusunun reddedilmesi ardından yakalama kararı çıkarıldı.

    “80 YAŞINDAKİ HANİFE ARSLAN, KİŞİSEL BAKIMINI BAŞKALARININ YARDIMIYLA YAPABİLİYOR”

    Hanife Arslan; Halen T tipi hapishanesinde tutulan 80 yaşında ağır hasta bir mahpustur. Hanife Arslan Koah, mide ülseri, diyabet, kalp ve yüksek tansiyon hastası olup, eklemlerde sıvı azalmasına bağlı yoğun ağrı ve ileri düzeyde hareket güçlüğü çekmektedir, geçirdiği Covid-19 sonrasında akciğerlerinde oluşan hasar nedeniyle de nefes almakta zorlanmaktadır. Bu hastalıklarına eklenen yaşlılığa bağlı sorunları ile olumsuz hapishane koşullarında yaşamını sürdürmeye çabalayan Hanife Arslan, kişisel bakımını dahi başkalarının yardımı ile yapabilmektedir.

    “65 YAŞINDAKİ BESRA EROL’UN YAŞADIĞI GÖRME KAYBI, TAMAMEN KAYBETME RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA”

    Besra Erol; Halen Elazığ Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan Besra Erol 65 yaşındadır, bel fıtığı, siyatik, yüksek tansiyon ve yüksek göz tansiyonu olup, bel fıtığı nedeniyle dışarıdayken 2 defa ameliyat olmasına rağmen sürekli ağrı çekmekte, yürümekte zorlanmakta ve görme kaybını tamamen kaybetme riski ile karşı karşıya bulunmaktadır.

    “55 KADIN MAHPUS YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR”

    Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol gibi kadın hasta mahpus listemizde yer alan Hatice Onaran, Tenzile Acar, Özge Özbek, Fatma Tokmak, Aysun Şahin, Hatice Yıldız, Bese Özer,  Diren Yaşa, Fadime Coşar, Fatma Demir, Eylem Baş, Güneş Tekin, Havva Ak, Mesude Pehlivan, Saime Afşin, Seval Yaprak, Şükran Avşar, Yasemin Karadağ, Zeliha Bulut, Dilek Öz, Elif Yaş, Laleş Çeliker, Süreyya Bulut, Burcu Çınar, Cemray Baş, Deniz Tepeli, Derya Moray, Gönül Erdoğan, Helin Öncü, İpek Ciğredaş, Lorin İnanç, Nazlı Çatpınar, Nihal Altuntaş, Nurhan Yılmaz, Özlem Taşdemir, Özlem Yavuz, Selma Üstündağ, Serpil Cabadan, Sevgi Saymaz, Songül Yıldırım, Şivekâr Ataş, Şükran Aydın, Türkan İpek, Yeliz Türkmen, Hazine Alçı, Jiyan Erdinç, Kamile Kayır, Ruhşan Bozan, Felek Gün, Dilan Saruhan, Delal Tekdemir, Melek Akgün, Fadime Çelebi, Leyla Aygün, Zeynep Genlioğlu’ da dâhil  55 kadın mahpus ağır hastalıkları ile Marmara bölgesi hapishanelerinde yaşam mücadelesi veriyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ocakzadeler, Erikli Baba Dergahı’nda yapılan dedeler toplantısını değerlendirdi-VİDEO

    Ocakzadeler, Erikli Baba Dergahı’nda yapılan dedeler toplantısını değerlendirdi-VİDEO

    PİRHA- Çok sayıda Dede/Pir, Alevi toplumunu ilgilendiren konuları değerlendirmek üzere İstanbul’da buluştu. Bir araya gelmenin kendileri açısından kıymetli olduğunu belirten Dedeler, “Alevilik değiştirilmekte, Alevilik Alevilerin kendini ifade edebileceği tarzda yaşanmamakta” vurgusunu yaptı.

    Birçok ocak mensubu dede, 20 Kasım’da Erikli Baba Dergahı’nda toplantı yaparak Alevi toplumunun sorunlarını ele aldı. Benzer buluşmaların son yıllarda yapılamadığına vurgu yapan dedeler, Yol’un eksiksiz yürütülmesi için inanç önderlerinin daha çok ön planda olması gerektiğini vurguladı.

    “DEVLET, ALEVİLERİ BÖLECEK GİRİŞİMLER YAPMAYA BAŞLADI”

    “Alevilik nereye gidiyor?” başlıklı toplantıya dair Kureyşan Ocağı’ndan Ali Önal Dede ile konuştuk. Toplumun birçok soruna karşı mücadele yürüttüğünü söyleyen Ali Önal, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sorun sadece dedelerin sorunu değil. Dedelerin sadece dillendirebileceği bir sorun. Aleviler şu anda çok büyük bir sorunla karşı karşıya. ‘Bu sorun nedir?’ diye sorduğunuzda, tamamen Alevilik. Bizlerin gündeme alacağı, fikir beyan edip, tartışacağımız temel konu, Alevilik olacak. Çünkü Alevilik yok edilmekte, Alevilik asimile edilmekte, Alevilik değiştirilmekte, Alevilik Alevilerin kendini ifade edebileceği tarzda yaşanmamakta. Bundan dolayı da şu anda İstanbul’da çeşitli kurumlarda görev yapan ya da yapmayan bütün ocakzade, seyit dedelerin, Alevilerin Türkiye’deki durumunu, statüsünü, yaşamını, Aleviliğe biçilen gömleğin ne olduğunu değerlendirmek üzere Erikli Baba Dergahı’nda bir araya geldik.

    Hükümetler genelde kendi inançları, siyasi düşünceleri, ideolojileri çerçevesinde Milli Eğitim gibi, Diyanet gibi kurumları şekillendirir, bunu da toplumun geneline yayar. Ama biz Aleviler, kendi özgün düşüncemizle, yaşam biçimimizle bu ülkede var olmak istiyoruz. Çocuklarımıza okullarda Sünni inancına ait düşüncelerin dayatılmasını kabul etmiyoruz. Eğer bir Alevi çocuk, okulda bir inanç öğrenecekse kesinlikle belirli tarikatlara ya da belirli dinlere ait inancı öğrenmemeli. Okulda insani duyguları, insan olmayı öğrenmeli. Çünkü kişi kendi inancını evinde, kendi inanç merkezinde öğrenebilir. Okullarımızın bu yüzden biraz da bilimden, ilimden uzaklaştırılarak tamamen bir medrese statüsüne getirilip din eğitimi vermesini dedeler kabul etmiyor. Özellikle son dönemde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlikte devlet biraz daha bu işi derinleştirdi ve Alevileri bölecek girişimler yapmaya başladı. Bu girişimlerin önüne geçmek için biz dedeler de büyük bir topluluk oluşturup baskın bir sesle ‘hayır, Aleviler budur’ diye insanlara beyan etmek için bir aradayız. Çünkü biz tanımlanmak istemiyoruz. Yüzyıllardan beri, sadece bizi tanımlamaya çalışıyorlar. Bizi tanıyın. Bizi tanırsanız eğer seversiniz. Bizi tanımlarsanız yok edersiniz. Biz yok olmak istemiyoruz.”

    “İNANÇ ÜZERİNE BIRAKIN DEDE KONUŞSUN”

    Sarısaltuk Ocağı’ndan Nihat Saltuk Dede ise inanç önderlerinin, Alevi kurumlarının gerisinde kaldığını söyledi. Sorunların çözümü konusunda dedelerin daha çok görünür olması gerektiğini ifade eden Nihat Saltuk, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Dedelerin önü biraz kesildi diyebilirim. Dedeler olarak neredeyse başkanların yardımcısı, hatta çantasını taşır duruma geldik. Bu bizim için çok kötü bir şey. Yoksa dedeler de hiçbir zaman bir ayrılık olacağını sanmıyorum. Dedelerin konuşma hakkı hiçbir zaman olmadı. Biz konuşmadık, konuşanlar federasyon, vakıf, dernek başkanları oldu. Bu Yol’u sürenler dedeler ise dedelerin konuşması lazım. Dedeler özgür bırakılmalı. Bugün devletin yaptığı da dedeleri emir altına almaktır. Biz bunun için de mücadele edeceğiz ama kendi kurumlarımızda da mücadele yürüteceğiz. Sokağa çıktığımızda ‘laiklik’ diye bağırıyoruz ama laikliği önce kendi içimizde, cemevlerimizde sağlamalıyız. Cemevlerinin eksiğini, etkinliklerini yönetim yapsın ama inanç üzerine bırakın dede konuşsun. Dedenin o kadar becerisi yoksa o zaman o cemevine getirmeyin. Dedeler gönülde birdir ama biraz da ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ haline geldik. Bu Yol’u sürmek için alttan genç dedeleri yetiştirmemiz lazım. Alevi erkanını yürüteceklerin hepsinin bizim erkanımızda yetişmesi lazım. Biz bunlara hiç önem vermedik. Camiden hoca getirseler bile önemli görmedik. Camiden hoca gelecekse cemevlerini niye açtık? Cemevlerinin ayrı bir özelliği var. Cemevlerinde Alevi erkanını yapacak dedeler yetişmesi lazım.”

    “ÖNCELİKLİ SORUN BİRLİK”

    Babamansur Ocağı pirlerinden Ali Kaplan da Erikli Baba Dergahı’nda yapılan toplantıya katılan isimler arasındaydı. Pir Kaplan, çok sayıda dedenin bir araya gelmesini “kıymetli” görerek “çünkü birbirimizi çok az görüyoruz” dedi. Pir Ali Kaplan’ın, dedeler toplantısına dair yorumu şu şekilde oldu:

    “Zaman zaman bir araya geldiğimizde hem sorunlarımızı tartışıp hem eksiklerimizi görüyoruz. Günümüzdeki yaşam, bizi hem zor durumda bırakıyor hem de birleşmemizi engelliyor. Düzen, onu bize dayatıyor. Alevi toplumunun öncelikli sorunu birlik. Eskiden bir Alevilik vardı şimdi kaç tane Alevilik çıkardılar! Pirlerin, gençlere yol açması lazım. Çünkü geleceğimiz gençlerimize bağlı. Gençlerin yolunu açarsak biz bu birliği kurarız.”

    Eren GÜVEN-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • DEM Partili vekillerden 25 Kasım çağrısı: Erkek-devlet şiddetine karşı sokakları dolduralım- VİDEO

    DEM Partili vekillerden 25 Kasım çağrısı: Erkek-devlet şiddetine karşı sokakları dolduralım- VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu, tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırdı. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. 25 Kasım yaklaşıyor ancak her gün en az bir kadın ya katlediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Kadınlar bu şiddet ortamını yok etmek ve katliamların önüne geçmek için her alanda etkin bir mücadele veriyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Çiçek Otlu 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine ve cezasızlık politikasına karşı mücadele etmek ve yaşam hakkını savunmak için alanlara, sokaklara çağırdı.

    “MÜCADELEMİZ YAŞAM HAKKI MÜCADELESİNE KADAR GERİLEDİ”

    Milletvekili Kezban Konukçu, kadın mücadelesinin yaşam hakkı mücadelesine kadar gerilemiş olmasının çok dikkat çekici boyutlarda olduğunu söyleyerek “Çocukların, sokak hayvanlarının, kadınların toplumdaki en altta kalan kesimlerin yaşam hakkı için bile çok ciddi şekilde mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

    Konukçu, AKP-MHP iktidarının bir yalan, talan ve soygun düzeni oluşturduğunu, kendi iktidarını kalıcılaştırmak, faşizmi kurumsallaştırmak için toplumun bütün örgütlülüklerini dağıtmaya dönük çok ciddi bir yaptırım içerisinde yer aldığını, aynı zamanda kadın mücadelesinin kazanımlarını da ortadan kaldırmak istediklerini dile getirdi.

    Konukçu, “Çünkü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağ rejimler, iktidarlarını kalıcılaştırmak için toplumun en geri noktalarına hitap ediyorlar. Makbul kadın yaratma üzerinden tek bir devlet anlayışı, aile anlayışı, makbul kadın anlayışı, tek bir millet anlayışı üzerinden sağ popülist politikalarla kendi tabanını bir taraftan konsülde etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan da özgürlükleri için mücadele eden toplumsal kesimleri baskılamaya çalışıyorlar. Tüm dünyada kadın mücadelesinin yükseldiği bu dönemde makbul kadın anlayışı içerisine sığmayan kadınlar, her alanda mücadelesini yükseltiyorlar” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ZAMAN SOKAĞI TERK ETMEYEN BİR KADIN MÜCADELESİ VAR”

    Konukçu, Türkiye’de hiçbir zaman sokağı terk etmeyen bir kadın mücadelesinin var olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Çok ciddi faşizm koşulları gelişmiş olmasına rağmen ülkemizde kadınlar yıllardır hakları için kazanımları için sokakları terk etmiyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmaması için mücadele büyütüldü. Şu an tehdit altında olan 6284 sayılı maddenin ortadan kaldırılması için yapılan baskılara karşı mücadele sürüyor. Çok daha örgütlü bir şekilde bu mücadeleyi sürdürmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu iktidarın kendini kalıcılaştırmak için baskılarını artıracağını biliyoruz. Yine kadınların kazanımlarına dönük saldırılar, LGBTİ+’ların kazanımlarına dönük saldırılar çok açık bir şekilde ortaya konuyor. Bu konuda iktidar geri adım atmayacağını defalarca ifade etti. Bizlerde kadına yönelik şiddet başta olmak üzere kadın kazanımlarının mutlaka kalıcılaşması için mücadelemizi her alanda örgütlü bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor.

    25 KASIM’DA SESİMİZİ EN YÜKSEK ŞEKİLDE ALANLARDA DİLE GETİRELİM

    Bizler de 25 Kasım’a giderken hem kadına yönelik şiddete karşı sesimizi en yüksek şekilde alanlarda, sokaklarda dile getirmemiz gerekiyor. Aynı zamanda bir taraftan da örgütlü mücadelemizi nasıl yaygınlaştırabileceğimizi, kalıcılaştırabileceğimizi tartışacağımız daha güçlü zeminler açığa çıkarmamız gerekiyor. Ben 25 Kasım’a giderken tüm kadınları erkek-devlet şiddetine karşı ve bu şiddetin cezasızlık politikasıyla ödüllendirilmesine karşı alanlarda, sokaklarda olmaya ve yaşam hakkına sahip çıkmaya çağırıyorum.”

    SON 10 AYDAKİ KADIN CİNAYETLERİ!

    Milletvekili Çiçek Otlu da, AKP’nin erkek egemen iktidarının son 10 ayındaki kadın cinayetlerine dikkat çekerek, “Son 10 aya baktığımızda 303 kadının en yakınları tarafından katledildiğini görüyoruz. Ve 293 kadının da şüpheli şekilde öldüğü görünüyor. Yani aslında 10 ayda 600’den fazla kadın katledilmiş durumda. Daha 1 yıl dolmadan erkek egemen rejim kendi dayattığı hayatı yaşamayan kadınların ölüm fermanını yazdırıyor erkekler tarafından. Kadınların birçoğuna ‘benim belirlediğim politikalar içerisinde yaşayacaksınız’ deniliyor. ‘Benim belirlediğim politikalar dışına çıktığınızda size sokakta, evde, işyerinde yaşam hakkı yok’ diyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “BİRÇOK KADIN GÜVENDE HİSSETMİYOR”

    Otlu, kadınların özellikle son dönemlerde yaşanan kadın katliamlarından sonra tedirgin ve güvende olmadığını düşündüklerini belirterek, “Sokakta yürürken sürekli arkasına bakarak yürümenin tedirginliği, eve gittiğinde erkek şiddeti gördüğünde başvurabileceği bir kurumun olmamasının getirdiği tedirginlik. Ya da boşanmak istediğinde sadece kendi canını kaybetmeyeceğini biliyor. En yakınlarının canı alınarak büyük bir vicdan azabı ve büyük bir travma yaşatılıyor. Son dönemde birçok kadın eşinden boşanmak istediği için gözlerinin önünde çocukları katledildi. Ve bu büyük acıyla bütün ömür boyu yaşamaya mahkum edildiler. Yani AKP iktidarının kurmak istediği aile böyle bir ailedir. Kadınlara evi mezar yapan dışarıda da yaşam hakkı tanımayan bir hayat sunmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    KADIN KATLİAMLARINA KARŞI İSYANI BÜYÜTME ÇAĞRISI

    Otlu devamında şunları söyledi:

    “Birçok kadın arkadaşımızın katledildikten sonra verilen haber şekillerine baktığımızda inanılmaz bir şekilde magazin tarzı var. Pınar Gültekin’in hayatı didik didik edildi. Ankara’da plazada katledilerek ölen aslında kendisi düştü ve intihar etti denilerek şüpheli ölümlere en tipik örnek olan Şule Çet’in, ‘gece orada ne işi vardı’ denildi. Şort giymeseydi, mini etek giymeseydi denilerek bütün katliamlara şu anda onay veriliyor. O nedenle de biz emeğimize, bedenimize, kimliğimize karışılmasını istemiyoruz. Kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl giyineceğimize, nasıl hareket edeceğimize, nerede çalışacağımıza karışılmasını istemiyoruz. O nedenle de son dönemde özellikle vahşice yaşanan kadın katliamlarına karşı mücadele etmeye, isyanımızı büyütmeye çağırıyoruz. İstanbul’daki gibi İkbal’in, Ayşenur’un ölmemesini istiyoruz. Amed’te çocuk cinayetine kurban giden vahşice katledilen Narin gibi çocukların katledilmemesini istiyoruz. Van’da Rojin’in cansız bedeni 19 gün sonra bulundu. AKP iktidarı istese bulabilirdi. Bir kadın arkadaşımızın daha ölümü şüpheli bir şekilde kapatılmak isteniyor.

    25 KASIM’DA SOKAKLAR BİZİMDİR

    Bütün erkek failler yargı tarafından aklanıyor. Erkek yargının bu cezasızlık politikasına da itiraz ediyoruz, isyan ediyoruz. Bu dönem bakımından en büyük şiddetlerden bir tanesi de Polonez işçilerinin direnişinde olan işçi kadınlar üzerinde yaşatıldı. Eşit işe eşit ücret isteyen, örgütlü bir çalışma koşulları isteyen kadınların çoğuna patronlar, izin vermeyeceğini söyledi. O yüzden bu 25 Kasım’da eşit ve özgür yaşamda ısrarcıyız, diyoruz. Kadına şiddete karşı harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün kadınları 25 Kasım’da sokaklar, geceler bizimdir diyerek meydanlarda olmaya çağırıyoruz.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • 21 KASIM 2024 PERŞEMBE – GÜNDEM

    21 KASIM 2024 PERŞEMBE – GÜNDEM

    -DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ‘Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’ nu PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, hakkında verilen 6 ay 3 ay hapis cezasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkez Kadın Sekreteri Rukiye Ercan Kara, herkesi 25 Kasım’da alanlara çağırdı. GÖRÜNTÜLÜ 

    -Akdeniz Belediyesi, saat 14.00’te 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü paneli düzenleyecek. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin Kadın Platformu saat 16.00’da 25 Kasım kapsamında yaşam zinciri kuracak. GÖRÜNTÜLÜ

  • ABF Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu’nu ziyaret etti

    ABF Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu’nu ziyaret etti

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na tebrik ziyaretinde bulundu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF)Heyeti, İstanbul Barosu Başkanlığı seçimlerinde, 7.197 oy alarak seçimi kazanan Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na tebrik ziyaretinde bulundu.

    Heyeti, İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Rukiye Leyla Süren ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Yelda Koçak Urfa karşıladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı duracağız’ – VİDEO

    ‘İktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı duracağız’ – VİDEO

    PİRHA – Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Gününe ilişkin yaptığı açıklamada “Devletin ideolojik taşıyıcıları kılınmak istenen çocuklar eğitim vasıtasıyla şekillendirilip nesne olarak görülmektedir” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü vesilesiyle Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenledi. Açıklamada “Çocuklar için, çocuklarla beraber eşit, özgür ve adil bir dünyayı inşa edeceğiz” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı DEM Parti Ankara Kadın Meclisi Sözcüsü Nebahat Çalpan yaptı.

    “ASIL SORUMLU ONLARDIR”

    Tekçi ve çocuk düşmanı bir rejim olduğuna söyleyen Nebahat Çalpan, “35 yıldır rejim, çocukların tüm haklarının eksiksiz bir şekilde tanınmasına dönük mücadelesi karşısında suskunluğunu korumuştur. Çocukların sorunları ve hakları söz konusu olduğunda göstermelik açıklamalar yapmanın ötesine gitmeyip, bizzat bu sorunların gün geçtikçe derinleşerek büyümesinin esas sorumlusu pozisyonundadır” dedi.

    “ÇOCUKLAR BİZZAT SAVAŞ POLİTİKALARININ HEDEFİNDE”

    “Devletin ‘ideolojik taşıyıcıları’ kılınmak istenen çocuklar eğitim vasıtasıyla şekillendirilebilecek birer nesne olarak görülmekte” diyen Nebahat Çalpan, “Çocukların kendi yaşamlarının aktif birer öznesi olma halleri yok sayılmaktadır. Savaş politikalarının da bizzat hedefinde olan çocuklar, zırhlı araç çarpmalarıyla, yaşam alanlarına gelişigüzel bırakılmış olan savaş mühimmatlarının patlamasıyla yaşamlarını yitirmektedir. Faillerin çocuk düşmanı iktidar tarafından ‘cezasızlık zırhıyla’ kuşandırılması ise çocukların hiçbir yerde ‘güvende’ olmamaları sonucunu doğurmakta ve çocuklara karşı suçlara her geçen gün bir yenisinin eklenmesine sebep olmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUK DÜŞMANLIĞI VAR”

    Her savaşta katledilenlerin yine çocuklar olduğuna vurgu yapan Nebahat Çalpan, “21. yüzyılda egemenlerin yeni bölüşüm savaşlarından da en çok etkilenen yine çocuklar olmaktadır. İsrail’in bir soykırım uyguladığı Gazze’de son bir yıl içerisinde 17 binden fazla çocuk; Ukrayna’da en az 600 çocuk yaşamını yitirirken; Rojava’da ve Güney Kürdistan’da ise SİHA bombardımanlarıyla her gün çocuklar katledilmektedir. Bebeklerin dahi kar hırsıyla katledilmesi, Narin Güran cinayeti ve yoksulluk içindeki beş çocuğun acı biçimde yaşamını yitirmesi vakalarında yaşandığı gibi ülkemizde çocuklara karşı yaşanan suçlar savaş ve nefret politikalarının, çocuk düşmanlığının, kutsal aile söylemlerinin, erkek egemenliğinin, eril şiddetin ve cezasızlık politikalarının bir sonucu olarak yaşanmaktadır” diye belirtti.

    “İKTİDARIN DÜŞMAN POLİTİKALARI DEVAM EDİYOR”

    20 yıl önce 21 Kasım’da 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı hatırlatan Nebahat Çalpan, “Günlerce bedeni bulunmayan, çocuk düşmanı politikaların, bu politikaları yerelde hayata geçiren işbirlikçi çetelerin ve kutsal aile söylemlerinin suç ortaklığında katledilen Narin Güran’ı; İzmir’de sistemin yoksullaştırmasının sonucunda yaşamını yitiren 5 kardeşi, geçtiğimiz ay katledilen 8 yaşındaki Şirin’i ve kimliklerinden, sınıflarından, direnişlerinden, sadece varlıklarından dolayı kaybedilen ve katledilen tüm çocukları, çocuk yaşta kalanları bir kez daha saygıyla, özlemle anıyor; çocuklarla birlikte, iktidarların çocuk düşmanı politikalarına karşı yaşasın çocuk hakları diyoruz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fırat: Maden işçilerinin yanındayız, bu karardan vazgeçilsin – VİDEO

    Fırat: Maden işçilerinin yanındayız, bu karardan vazgeçilsin – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak Ankara’nın Nallıhan ilçesinde bulunan Çayırhan Termik Santrali maden sahalarının özelleştirme kararına karşı 500 dolayında maden işçisinin madene inerek eylem başlattıklarını belirtti. Fırat, özelleştirme sonrası işten çıkarmaların başlayacağını ve işçilerin emeğinin yok sayılacağını da söyleyerek verilen karardan vazgeçilmesi için çağrı yaptı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak Ankara’nın Nallıhan ilçesinde bulunan Çayırhan Termik Santrali maden sahalarının özelleştirme kararına ilişkin konuştu. Fırat, işsiz kalma tehlikesi yaşayan maden işçilerinin yanında olduklarını belirterek verilen karardan vazgeçilmesi için çağrıda bulundu.

    “500 MADEN İŞÇİSİ EYLEM BAŞLATTI”

    Fırat, şu ifadeleri kullandı:

    “Ankara’nın Nallıhan ilçesinde bulunan Çayırhan Termik Santrali maden sahalarının özelleştirme kararına karşı 500 dolayında maden işçisi, bugün sabah 08.00 vardiyasında kendilerini yer altına indikleri madene kapatarak eylem başlattı. Sendika yöneticilerinin aktarımına göre; özelleştirme ihale şartnamesinde madencinin kazanılmış hakları ile ilgili hiçbir şey yok.

    “MADEN İŞÇİLERİNİN YANINDAYIZ”

    Özelleştirme sonrası işten çıkarmalar başlayacak işçilerin emeği yok sayılacak. Bu durum çalışanların iş güvencesini ortadan kaldırırken, kamu yararı dahi gözetilmiyor, yerel ekonomiyi bile tehdit ediyor. Yani bu sadece madencinin emekçinin sorunu değil, Çayırhan’ın, Nallıhan’ın, Beypazarı’nın Ankara’nın sorunudur, Türkiye’nin sorunudur. Bu ekonomik koşullarda işsiz kalma tehlikesi yaşayan maden işçilerinin yanında olduğumuzu belirtiyor. Bir an önce bu karardan vazgeçilsin diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Hep birlikte mücadele ederek şiddeti durdurabiliriz

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Hep birlikte mücadele ederek şiddeti durdurabiliriz

    PİRHA – Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne dair yaptığı yazılı açıklamada, kadına yönelik şiddetin sadece kadınların değil tüm toplumun meselesi olduğu vurgulanarak “Unutmayalım, şiddete sessiz kalmak da bir suçtur. Hep birlikte mücadele ederek şiddeti durdurabiliriz” denildi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesi yazılı açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, kadına yönelik şiddetin, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet gibi birçok farklı şekilde kendini gösterdiğine ve toplumun her kesimini derinden etkilediğine dikkat çekerek tüm topluma şiddete karşı dayanışma çağrısında bulundu.

    “KADINA ŞİDDETE KARŞI ‘SIFIR TOLERANS’ İLKESİNİ BENİMSEMELİYİZ”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin yayınladığı açıklamada, kadına yönelik şiddetin, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet gibi birçok farklı şekilde kendini gösterdiğine ve toplumun her kesimini derinden etkilediğine dikkat çekilerek devamında şunlara yer verildi:

    “Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her üç kadından biri yaşamı boyunca en az bir kez şiddete maruz kalmaktadır. Dünyadaki bütün şiddet tarihi ve şiddet vakaları da göstermektedir ki kadınlara yaklaşım toplumların gelişmişlik düzeyini açıkça ortaya koyuyor. Bu durum da net olarak ortaya koyuyor ki tüm devletlerin, politik grupların, tüm halkların, inançların kurumların ve bireylerin ortak sorumluluk alması aciliyetini ve gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bizler, birey ve kurumlar olarak, kadına yönelik şiddete kırım ve soykırıma karşı “sıfır tolerans” ilkesini benimsemeli; Jin Jiyan Azadi perspektifi ile kadınların haklarını savunma, eşitliği, adaleti ve özgürlüğü sağlama yolunda kararlı adımlar atmalıyız. Bu kapsamda, yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, eğitim faaliyetlerinin arttırılması, sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi ve toplumsal farkındalığın yükseltilmesi gereklidir.

    “TÜM TOPLUMUN MESELESİ”

    Bugün, toplumu her alanda kadınların öz savunmalarını sağlamak haklar ile ilgili aydınlatmak ve kadınların kadınlarla dostluğunu, yoldaşlığını kısacası desteğimizi göstermek için daha güçlü bir şekilde sesimizi duyurmalıyız. Örgütlenmeliyiz ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesi olduğunu yılmadan usanmadan anlatmalıyız. Gelecek nesillerimize inancımızın hakikatindeki kadın ana esaslı yolu yürümeyi yürütmeyi öğretmek boynumuzun borcudur.

    DAYANIŞMA VURGUSU

    Özgür, güvenli, eşitlikçi ve adalet dolu bir dünya bırakabilmek adına herkesin bu mücadelede aktif bir rol alması gerektiğini her platformda yüksek sesle söylemekten çekinmeyelim. Biz kadınların temel insan haklarına saygı duyan, ayrımcılığa ve şiddete karşı duran bir toplumda yaşamak hepimizin hakkıdır. Bu vesileyle, kadına yönelik şiddete karşı tüm bireyleri, kurumları ve toplumun her kesimini dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz. Unutmayalım, şiddete sessiz kalmak da bir suçtur. Hep birlikte mücadele ederek şiddeti durdurabiliriz.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi: Alevi kadınlar olarak mücadeleye destek verelim-VİDEO

    Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi: Alevi kadınlar olarak mücadeleye destek verelim-VİDEO

    PİRHA – Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kala tüm kadınlara alanlarda olma çağrısında bulundu. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. 25 Kasım yaklaşıyor ancak her geçen gün en az bir kadın ya katlediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Kadınlar bu şiddet ortamını yok etmek ve katliamların önüne geçmek için her alanda etkin bir mücadele veriyor.

    PİRHA’ya konuşan Erikli Baba Dergahı Vakfı Müdürü Nurgül Seyfi, 25 Kasım’da şiddete karşı gelmek ve dayanışmak için tüm kadınları alanlara davet etti.

    “YAPTIRIMI OLMASI LAZIM”

    Nurgül Seyfi, iktidar eliyle şiddetin yaygınlaştırıldığını ve faillerinse bundan güç aldıklarını kaydederek şunları söyledi:
    “Özellikle bu iktidarın zamanında hemen hemen her gün kadın cinayetlerini duyuyoruz. Son 10 yılda yaşanan cinayetlerin ekonomik, psikolojik, cinsel boyutu var. Dolayısıyla bu cinayetleri işleyenler de çok rahatlar. Kadın cinayetleri işlendiği zaman, şiddete uğrayan bir kadın şikayet etmeye gittiği zaman bunun bir devamlılığı olmuyor. Bunun bir yaptırımı olması lazım. Karşılığında bir ceza almadığı için de kolaylıkla şiddete başvuruyorlar.”

    “ALEVİ İNANCINDA KADINA DAHA ÇOK DEĞER VERİLİYOR”

    Seyfi, Alevi inancında kadının yerine ve önemine dikkat çekerek, “Bizler biraz daha şanslıyız. Ama genel anlamda bu ülkede yaşamanın kadınlar açısından çok zorlukları var. Kimseye güvenemiyoruz, sokakta rahat yürüyemiyoruz. Eskiden çocuklarımızı okullara gönderdiğimiz zaman arkamıza bakmadan rahatlıkla bırakıp çıkabiliyorduk ama şimdi okullarda da güven yok. Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz, kime güveneceğiz? Açıkçası bilmiyorum. Her kadın gibi bende endişeliyim” diye konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK 25 KASIM’DA ALANLARDA OLALIM”

    Seyfi, Alevi kadınların şiddete karşı verdikleri mücadelenin eksikliğine işaret ederek, şöyle konuştu:
    “Biz daha önce de Erikli Baba Kadın Kolları olarak toplantılara başlamıştık. Diğer dergahlardaki kadın kolları ve temsilcileriyle biraraya geldik. Biz kadın cinayetleriyle ilgili nasıl bir yapılanma oluşturabiliriz, biz ne yapabiliriz diye konuşmuştuk. Ama bunun devamı gelmedi. Belki biraz da kadınlarımızda cesaret yok. Ailelerden destek gelmiyor. Evet biz şanslıyız. Alevi kültüründe kadınlara daha çok değer veriliyor ama içinde bulunduğumuz toplumda da kadınlar sindirildi, korkutuldu. Yani bir oluşumun içinde olmaya çekiniyorlar, korkuyorlar açıkçası. Bunun geri dönüşü nasıl olur diye endişelendiklerini düşünüyorum açıkçası.

    Ben özellikle Alevi bir kadın olarak tüm kurumlarımızdaki kadınlarla kadın mücadelesine destek verelim istiyorum. Diliyorum ki tüm kadınlar da 25 Kasım günü alanlarda olur.”

    Devrim FINDIK – Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Koçyiğit: Dersim özrünün gereği yerine getirilmelidir – VİDEO

    Koçyiğit: Dersim özrünün gereği yerine getirilmelidir – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, 15 Kasım günü, 1937-38 Dersim Katliamda Seyit Rıza ve arkadaşlarının katledilmesinin yıldönümünü hatırlatarak, katliamla yüzleşmeşilmesi gerektiğini kaydetti. Koçyiğit, “Hâlâ Dersim Katliamı’nın arşivlerinin kapalı tutulduğunu görüyoruz. Dersim Tertelesi ile yüzleşilmediğini, bu acılarla hesaplaşılmadığını ve gerçek hesabının sorulmadığını görüyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te gündeme dair düzenlediği basın toplantısında konuştu.

    “HALKIN İRADESİNİ ÇALMAKLA YETİNMEDİNİZ BASKIN YAPTINIZ”

    DEM Parti Esenyurt İlçe binasına yapılan polis baskınıyla ilgili konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit, baskının yöneticilere ve avukatlara haber verilmeden gerçekleştirildiğini ifade ederek, bu durumu hukuksuzluk olarak nitelendirdi.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, şöyle konuştu: “Esenyurt’ta kayyım gaspıyla bir hukuksuzluğa imza attınız, oradaki halkın iradesini çaldınız. Bununla da yetinmediniz, ilçe binamıza baskın yapıyorsunuz. İlçe Eş Başkanlarımız Rojda Yılmaz ve Abdullah Adnan’ın Vatan Emniyeti’ne çağrıldıklarına dair bilgi aldık. Siz bizim il ve ilçe binalarımızda ne arıyorsunuz? Demokratik siyaset alanındaki varlığımıza ne zaman tahammül edeceksiniz? Bu ülkede hangi partinin il veya ilçe binasına polis baskını yapıyorsunuz? Hangi partinin il ve ilçe binasını dağıtıyorsunuz? Sistematik olarak hangi partinin yöneticilerini gözaltına alıp tutukluyorsunuz? Her gün bize akıl verenler ve rota çizenler, önce kendi akıllarını başlarına almalı ve hukuka dönmelidir.”

    “YENİ DOĞMUŞ BEBEKLERİN KATLEDİLMESİNE GÖZ YUMDULAR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, bugün ilk duruşması yapılan “Yenidoğan Çetesi” davasına değinerek, şöyle devam etti:

    “Bu davayı yakından takip ediyoruz. Yenidoğan çetesine dair kamuoyuna yansıyanlar, bu çetenin uzun bir süre boyunca hukuksuzluk yaptığına ve bilgi-belgelerin yetkililer tarafından bilindiğine işaret ediyor. İl sağlık müdürlüğü, SGK yöneticileri ve tüm teftişi yapanların bu sürece bilerek ve isteyerek göz yumduklarını görüyoruz. Yeni doğmuş bebeklerin katledilmesine göz yumuldu. Bugün, Sağlık Bakanlığı soruşturma üzerinden rant devşirmeye çalışıyor. Ancak soruşturma başlatıldığı süreçte bu hastaneler kapatılmadığı, hasta kabulüne devam ettiği ve para akışı sürdüğü için bebekler orada hayatlarını kaybetti. Peki, tüm bunlar yaşanırken tek bir yönetici istifa etti mi? Hayır! Dönemin il sağlık müdürü ve şu anki Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu hâlâ koltuğunda oturuyor.”

    “BATMAN’DA ON BİNLER HAYKIRDI”

    Devamında ise Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları belirtti:

    “Dün Batman, Halfeti, Mardin hem de çevre illerden on binlerce yurttaşımızın katıldığı büyük, coşkulu ve görkemli bir mitingi hep beraber deneyimledik. Batman halkı da Halfeti, Esenyurt, Mardin, Hakkâri halkı da yeni Türkiye’nin dört bir yanında iradesine el konulan, belediyesi gasp edilen herkes tek bir yürek oldu ve kayyıma geçit yok dedi, kayyım darbedir dedi. Bu ülkede hukuksuzluk o kadar başını almış gidiyor ki sistematik olarak devam eden İmralı tecridine karşı da Batman halkı tek bir ağızdan tecridin kaldırılması talebini oradan haykırdı ve yeniledi. İşte bütün hukuksuzluklara karşı, İmralı’daki tecride karşı, kayyım hukuksuzluğuna karşı ve Kürt sorununun çözümsüz bırakılmasına karşı milyonlar sokaklarda, milyonlar haykırıyor; hak, hukuk, demokrasi, adalet için ve barış için tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın gerçek anlamda sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması için milyonlar haykırıyor. Umuyor ve diliyoruz ki bu milyonların haykırışı gerçek anlamda muhataplarına ulaşıyordur ve gerçek anlamda bugün kayyımı yol belleyenler, tecridi kendileri için temel bir politika olarak belirleyenler de bu haykırışa göre bir yanıt oluşturacaklardır. Bir an önce tecridi kaldırıp ve kayyım siyasetine son vermeleri gerektiğini ummak istiyoruz en azından.

    “DERSİM ÖZRÜNÜN GEREĞİ YERİNE GETİRİLMELİDİR”

    15 Kasım günü, 1937-38 Dersim katliamlarında Seyit Rıza ve arkadaşlarının katledilmesinin yıldönümüydü. Haksız ve hukuksuz bir şekilde, alelacele bir mahkeme tarafından Seyit Rıza ve yol arkadaşları idam edildi. Dönemin başbakanı ve AKP Genel Başkanı, Dersim olaylarında “özür dilemek gerekiyorsa ben özür dilerim ve diliyorum” demişti. Ama ne yazık ki bu özrün gereğini yapmadıklarını görüyoruz. Hâlâ Dersim Katliamı’nın arşivlerinin kapalı tutulduğunu görüyoruz. Dersim Tertelesi ile yüzleşilmediğini, bu acılarla hesaplaşılmadığını ve gerçek hesabının sorulmadığını görüyoruz. O anlamıyla biz, kuru bir özür değil, bu özrün gereğinin yapılması gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

    MECLİS GÜNDEMİ

    Meclis’in gündemi yoğundu; geçen hafta noterlik kanunu geçti. Kanunun içerisinde basın mensuplarını oldukça yakından ilgilendiren “etki ajanlığı” maddesi vardı. Genel Kurul aşamasında bu düzenlemeyi AKP geri çekti, ancak halihazırda bu düzenlemeden vazgeçmedikleri görülüyor. Açık söylüyoruz: Toplumun, sivil siyasetin, basın meslek örgütlerinin ve derneklerin her türlü işini ve sözünü kriminalize eden, bunu casusluk faaliyeti olarak nitelendiren böyle bir yasaya asla razı olmayacağız ve yol vermeyeceğiz. Sonuna kadar hem sokakta hem de Meclis’te bu düzenleme karşısında tutum alacağız. İktidar yetkilileri “Gelsinler tekliflerini söylesinler, yoksa aynı şekilde getireceğiz” demiş. Teklifimiz açık ve net: Toplumun demokratik kamuoyunun alanını daraltacak, her türlü sözünü kriminalize edecek ve casusluk faaliyeti olarak nitelendirecek iş ve işlemlerden uzak durun.

    “KAYYIM REJİMİNE YASAL KILIF UYDURMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Bu hafta Meclis’e Dahiliye Kanunu, yani İç Güvenlik Paketi geliyor. 48 maddelik bir tekliften bahsediyoruz. Teklif, 17 kanunda ve bir Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik öneriyor. Yani toplamda 18 kanunda değişiklik öneren bir yasa maddesi söz konusu. Bunlardan 13’ü, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edilen düzenlemeleri içeriyor. Bunun özel olarak altını çizmek istiyorum. Bu teklif metninin en önemli maddesi, Mülkiye Müfettişleri ile ilgili düzenleme yapan 3’üncü madde. Mülkiye Müfettişleri ile ilgili düzenleme aslında tam anlamıyla bir kayyım düzenlemesi. Kayyım düzenlemesine yasal kılıf uyduran, kayyım uygulamasını daha da kolaylaştıran ve yer yer bazı belediyelere kayyım atamadan kayyım pratiğine yol açabilecek bir düzenlemeyi hayata geçirmek istiyorlar. Geçmiş iktidarlara özenmiş durumdalar. Kime özeniyorlar? Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarındaki umumi müfettişlikleri hayata geçiren iktidarlara, tek parti yönetimine ve onun tüm temel hak ve özgürlükleri yok sayan istibdat aklına özendiklerini görüyoruz. Müfettişlere bu kadar geniş yetki verilmesi, umumi müfettişliklerin güncellenmesi, kurumsallaştırılması ve genişletilmesi politikasının bir devamıdır.

    “AKP-MHP KAYYIM REJİMİYLE AYAKTA KALMAYI PLANLIYOR”

    AKP-MHP iktidar bloğu, kayyım rejiminin tadına vardı; bir deyimle ifade etmek gerekirse, rantı iyi biliyor ve kayyım rejimiyle ayakta kalacağını sanıyor. Bu nedenle kayyım rejimini genişletmek, derinleştirmek ve kalıcılaştırmak istiyor; rejimin ana karakteri haline getirmeyi hedefliyor. Şimdi, Mülkiye Müfettişlerine fiili kayyım yetkisi veren maddede ne var? Örneğin, kamu kurumu ve kuruluşlarındaki eşyaları, odaları, depoları mühürleyerek muhafaza altına alma yetkisi veriliyor. Yine bu kurum ve kuruluşlardaki bilgisayarlar, bilgisayar programları, kütükler ve diğer dijital materyaller ile kamuya açık sistemler ve kamera kayıtlarını muhafaza altına alma yetkisi tanınıyor. Aslında her şeye el koyabilecek, belediyenin ya da kamu kurumlarının her şeyini didik didik inceleyebilecek bir yetkiyle, anayasanın açıkça ihlal edildiği bir düzenlemeyi bu paketin içine koydular. Neden? Çünkü 31 Mart seçimlerinde AKP büyük bir yenilgi aldı. Şimdi, muhalefetin elindeki belediyeleri işlevsizleştirmek ve halka hizmet edemeyecekleri bir pozisyona getirmek için kimi zaman kayyım atıyor, kimi zaman da Mülkiye Müfettişlerine geniş yetkiler vererek halkın iradesini yok sayıp belediyeleri işlemez hale getirmeye çalışıyor.

    “DEPREMDE ÖLEN ÖLDÜĞÜYLE KALDI”

    Düzenlemede önemli bir başlık daha var. Biliyorsunuz, 46. maddede AFAD Başkanı ve Başkan Yardımcısının tazminat göstergelerinin yükseltileceği söyleniyor. AFAD’ı nereden biliyoruz? 6 Şubat depreminden biliyoruz. Enkaz altında binlerce insanımızın çığlık ata ata yaşamını yitirdiği o günlerden biliyoruz. Bir battaniye dahi götüremeyen, bir çadır ulaştıramayan, bir kazması ya da küreği olmayan, hiçbir ekipmanı bulunmadığı için insanların yakınlarının gözleri önünde ölümüne tanıklık ettiği o AFAD, bugün utanmadan, sıkılmadan depremin hesabını vermeden, depremde yitirdiğimiz her bir canın hesabını vermeden, Başkan ve Başkan Yardımcılarının görev tazminatlarını ve ücretlerini artırıyor. Yani ödüllendiriyorlar. Demek ki neymiş? Bu ülkede halkın canının hiçbir önemi yokmuş.

    “AKP OTORİTERLEŞEREK YOL YÜRÜMEK İSTİYOR”

    Sonuç olarak, müfettişlere kayyım yetkisi verilmesinden bekçilere üst arama yetkisi getirilmesine, etki ajanlığı düzenlemesinin yapılmak istenmesinden diğer tüm düzenlemelere baktığımızda, AKP’nin tam anlamıyla otoriterleşmeyi sürdürmek istediğini görüyoruz. Hukuku askıya alan, anayasayı ve gerçek anlamda demokratik ilkeleri hiçe sayan bir bakış açısıyla yol yürümek istiyorlar. Buna karşı, sokakta, alanda ve meydanlarda muhalefet etmeye devam edeceğiz.

    “ASGARİ ÜCRET TEKLİFİMİZ 35 BİN TL”

    Sayın Bakan açıklama yapmış. Halkımızı asla çalışanları enflasyona ezdirmedik diye. Evet enflasyona ezdirmediniz enflasyonun altında yok ettiniz. Artık insanlar inim inim inliyorlar. Asgari ücret teklifimiz 35 bin TL’dir. En az yoksulluk sınırın yüzde 50 olmalıdır, yılda en az iki defa artırılmalıdır. Bunu geçen hafta grup toplantımızda eş genel başkanımız ifade etti, biz de burada yeniden ifade etmiş olalım.

    SOYADI DÜZENLEMESİ

    25 Kasım haftasındayız. Bu ülkede, ortalama olarak günde 3 kadının katledildiği bir ortamda 25 Kasım’ı karşılayacağız. Ancak hâlihazırda AKP’nin kadın düşmanı politikalarının sokaktan Meclis’e kadar uzandığını görüyoruz. 9. yargı paketindeki soyadı düzenlemesinin geri çekilmiş olması, kadınlar açısından bir kazanım olsa da, bu konuda hâlâ bir düzenleme yapılmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Bu bir lütuf değil, bir haktır. Kadınları eşit ve özgür bireyler olarak görmenin gereğidir. Bunu biz sağlanıncaya kadar, yani kendi soyadımızı özgürce kullanıncaya kadar, mücadelemize devam edeceğiz. Bu konuda kanun teklifi verdik. Hâlihazırda bir düzenleme yapmak istenirse, kanun teklifimiz Meclis’in arşivinde duruyor. O kanun tekliflerini tozlu raflarda bekletmek yerine indirip incelemelerini ve toplumdan, kadınlardan yana düzenlemeler yapmalarını istiyoruz.

    “BU DÜZENE MECBUR DEĞİLİZ”

    Kadını ve çocuğu yalnızca aileyle ifade eden, kadın ve çocuk üzerinden iktidarını tahkim eden bu anlayışa karşı mücadele edeceğiz. Geçen hafta, Selçuk’ta 5 çocuk yanarak can verdi. Ne yazık ki iktidar sözcülerinin, kadını suçlayan, yaşam tarzını ve anneliğini sorgulayan beyanlarına tanıklık ettik. Bunu asla kabul etmiyoruz. Soru şu olmalı: O çocuklar neden o evde yalnız kaldılar? O anne neden hurda toplamak zorunda kalıyor? Bu yoksulluğu neden sürdürüyorsunuz? Yoksulluğu bitirmek yerine, yoksulluğu yönetme politikasından ne zaman vazgeçeceksiniz? Anayasa’nın temel ilkesi olan sosyal devlet ilkesini ne zaman hayata geçireceksiniz? Her bir olayda kendi sorumluluğunuzu ıskalayıp, neredeyse öleni suçlayan bu anlayışınızdan ve bakışınızdan ne zaman vazgeçeceksiniz? diye sormak istiyoruz.

    Bu ülkede çocuklar, kadınlar ve toplum korumasız bırakılmış durumda. AKP, tam gaz toplumun çocuklarına, kadınlarına ve emekçilerine büyük bir saldırı başlatmış ve bunu sürdürüyor. Bu saldırıya karşı birlikte mücadele etmek ve sonuna kadar direnmek, söz söylemek dışında bir seçeneğin olmadığını ifade ediyoruz. Bu düzene mahkûm değiliz. Bu düzene mecbur değiliz. Mücadele ederek bu sistemi demokratikleştirebilir, özgür, eşit ve gerçek anlamda insanca bir yaşamı kurabiliriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Esenyurt İlçe binasına polis baskını

    DEM Parti Esenyurt İlçe binasına polis baskını

    PİRHA – DEM Parti Esenyurt İlçe Örgütü binasına polis tarafından baskın düzenlendi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Esenyurt İlçe Örgütü binasına sabah saatlerinde polis tarafından baskın düzenlendi. Baskın öncesi, partililere haber verilmeden ilçe binasının kapısının  kilidinin yerinden söküldüğü kaydedildi. Parti binasındaki fotoğrafları, DEM Parti flamaları ve bulunan kitapları dağıtan polisin araması saat 11.00’a kadar sürdü. Arama sonrası polisin bazı kitaplara ve fotoğraflara el koyduğu öğrenildi.

    Öte yandan DEM Parti Esenyurt İlçe Eş Başkanları Rojda Yılmaz ile Abdullah Arınan’ın, Fatih’te bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne ifade vermeleri için çağrıldıkları kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • JİTEM’in 30 yıl önce katlettiği Ali Tekdağ için adalet talebi- VİDEO

    JİTEM’in 30 yıl önce katlettiği Ali Tekdağ için adalet talebi- VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1025. Hafta eyleminde 30 yıl önce gözaltında kaybedilen Ali Tekdağ için adalet istedi. Galatasaray Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında Ali Tekdağ’ın 120 gün süren ağır işkence sonrası silahla taranarak öldürüldüğü ve öldükten sonra, tanınmaması için üzerine benzin dökülerek yakıldığı ifade edildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1025. haftada devam etti.

    1. Hafta eyleminde, 13 Kasım 1994’te gözaltında kaybedilen Ali Tekdağ için adalet istendi.

    Bu haftaki eyleme Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan ve İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu destek verdi.

    1. hafta buluşmasının basın açıklamasını, İHD Hakkari Şube Başkanı Sibel Çapraz okudu.

    “ZORLA BEYAZ MİNİBÜSE BİNDİREREK GÖTÜRDÜLER”

    Çapraz, Ali Tekdağ’ın uzun namlulu silahlı ve telsizli kişiler aracılığıyla zorla beyaz minibüse bindirilerek götürüldüğünü ifade ederek devamında şunlara yer verdi:

    “Yedi çocuk babası, Ali Tekdağ, Diyarbakır’da yaşıyor, babası Hamit Tekdağ ile Bağlar’da pastahane işletiyordu. HEP içerisinde siyasi faaliyet sürdüren Ali Tekdağ, onlarca kez gözaltına alınmış ve ağır işkence görmüştü. 3 Kasım 1991 tarihinde, Ali Tekdağ evden eşi ile birlikte çıktı. Alışveriş yapmak üzere Dağkapı Şekerbank civarına geldiklerinde, sivil giyimli, uzun namlulu silahlı ve telsizli kişiler Tekdağ’ı zorla beyaz bir minibüse bindirerek götürdüler.

    “TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ BIRAKILDI”

    Tekdağ Ailesi’nin ve İHD’nin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı ve Ali Tekdağ’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Ancak, S.D isimli bir kişi, Ali Tekdağ’ı gözaltına alınmasından 45 gün sonra, Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi’nde gördüğünü açıkladı ve onun, “Aileme söyleyin beni katledecekler” diye bağırdığını aktardı. 21 Ocak 1996 tarihli Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan “Bir JİTEM Subay’ının İtirafları” başlıklı haberde,  Ali Tekdağ’ın 120 gün süren ağır işkence sonrası silahla taranarak öldürüldüğü ve öldükten sonra, tanınmaması için üzerine benzin dökülerek yakılıp Silvan-Diyarbakır karayolunda bir dere yatağına gömüldüğü bilgisi yer aldı.

    SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA TALEBİ

    Ancak, ailenin ısrarlı başvuruları sonucunda açılan yedi soruşturmadan da sonuç alınamadı. Bunun üzerine Hatice Tekdağ, AİHM’e başvurdu. AİHM, Ali Tekdağ’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yürütülen soruşturmaların eksik ve yetersiz oluşu nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkum etti. Gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, Ali Tekdağ’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili hakikati açığa çıkaracak, suçun fail ve sorumlularını yargılayarak cezalandıracak etkinlikte bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Ali Tekdağ için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Beraberiz Derneği’nden ‘Bizim Eller’ sergisi – VİDEO

    Beraberiz Derneği’nden ‘Bizim Eller’ sergisi – VİDEO

    PİRHA – Beraberiz Derneği yönetimi, 6 Şubat 2023’te yaşanan deprem felaketine dikkat çekmek ve afet bilincini artırmak amacıyla 3. ‘Bizim Eller’ panel ve fotoğraf sergisini 16 Kasım’da başlatacak. Sergi öncesi açıklama yapan dernek, deprem bölgesindeki tüm binaların acilen denetiminin sağlanması gerektiği çağrısında bulundu.

    Beraberiz Derneği, 6 Şubat 2023’te yaşanan 11 il ve 124 ilçede yıkıma sebep olan depremlere dikkat çekmek ve afet bilincini artırmak amacıyla düzenleyeceği fotoğraf sergisi ve panel etkinliğine ilişkin açıklama yaptı. Bu yıl üçüncüsünün yapılacağı “Bizim Eller” panel ve fotoğraf sergisi 16 Kasım’da Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenecek.

    “DEPREMİ VE AFET BİLİNCİNİ UNUTMAMALIYIZ”

    Türkiye Barolar Birliği Litai Konukevi’nde yapılan açıklamada konuşan Beraberiz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kübra Özyurt, 2023 yılının aralık ayında Ankara’da kurulan Beraberiz Derneği’nin kuruluşundan ve amaçlarından bahsetti. Özyurt, “Yola çıkma amacımız ve hareket noktamız 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketi olmuştur. Esas amacımız ise deprem gerçekliğiyle yüzleşmek, yaşananları unutturmamak ve affet bilincini sağlamaktır. ‘Bizim Eller’ projesini kamuoyuna sunmak istiyoruz. Halen kayıp bedenlerin arandığı, enkazların toplanmadığı, konteyner kentlerin ve çadır kentlerin su bastığı, yaz aylarında hayvan ısırmaları sebebiyle vefat eden insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ne yazık ki birinci derece deprem bölgesi olan ülkemizde afete yönelik hiçbir tedbirin olmadığı gibi böyle bir afet bize ait değilmiş gibi bir tutum da söz konusu” dedi.

    “SORUMLULAR SEÇİMLERDE ADAY GÖSTERİLDİ”

    Yıkılan binaların yapımında birinci derece sorumlu olan kamu personellerinin aday olduğu yerel seçim sürecine işaret eden Özyurt, “Sorumlu tutulup yargılanması gerekenler aday gösterildi. Japonya’da olduğu gibi dünyanın her yerinde devletler, doğal afetler karşısında önlem almak zorundadır. Ülkemizde de böyle olmak zorundayken önlem alınmadığı gibi birçok kez imar affı çıkarılıp tarım arazileri ranta açılmıştır. Sonuç olarak Maraş merkezli deprem binlerce canımızı alırken şehirler, kültürler yok olmuştur. Bu tablonun mimarı ise deprem değil, sürdürülen rant politikalarıdır” diye belirtti.

    “SORUMLULAR SADECE MÜTEAHİTLER DEĞİLDİR”

    Sorumluların birkaç müteahhitten ibaret olmadığı söyleyen Özyurt, “Tüm sorumlular yargı önüne çıkarılmalı, imar affı ve benzeri yasalara sığınak olunmamalıdır. Toplanan deprem vergilerinin akıbeti şeffaf bir şekilde açıklanmalı. Bu kaynakların nerelere harcandığı kamuoyuna bildirilmelidir. Deprem bölgesinde yer alan tüm binaların acilen denetimi sağlanmalı ve yapılması çok mümkün olan raylı sistem evler inşa edilmelidir. Bu ülkenin vatandaşları olarak canımız pahasına yaşadığımız bu acıların bir daha yaşanmaması için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    SERGİYE ÇAĞRI 

    Özyurt, ‘Bizim Eller’ projesi kapsamında 16 Kasım saat 10:00’da Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen, Çağdaş Sanat Merkezinde düzenleyecekleri fotoğraf sergisi ve ardından yapılacak panele katılım çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)