Yazar: Devrim

  • PSAKD: Esenyurt halkının iradesinin gasp edilmesini tanımıyoruz!

    PSAKD: Esenyurt halkının iradesinin gasp edilmesini tanımıyoruz!

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi tarafından Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına ilişkin yapılan açıklamada, “Siyaseti hukuksuz iddianamelerle dizayn etmeye çalışan, anayasayı ayaklar altına alan iktidar kaybedecektir. Esenyurt halkının iradesinin gasp edilmesini tanımıyoruz!” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Merkezi, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Esenyurt halkının iradesiyle seçilen CHP Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in tutuklanmasını kabul etmiyoruz! Demokrasiye darbe vuranların tam karşısındayız! Siyaseti hukuksuz iddianamelerle dizayn etmeye çalışan, anayasayı ayaklar altına alan iktidar kaybedecektir. Esenyurt halkının iradesinin gasp edilmesini tanımıyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • İmamoğlu: Halkın iradesine yapılan müdahaleyi kabul etmiyoruz

    İmamoğlu: Halkın iradesine yapılan müdahaleyi kabul etmiyoruz

    PİRHA – Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Esenyurt halkının iradesine yapılan bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz” dedi.

    İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklandığı Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yaptı.

    Hukuka, adalete ve demokrasiye darbe vurma çabası gösterildiğini belirten İmamoğlu, “Yaşadıklarımız utanç vericidir. Bugün demiştim ki biz bu şafak operasyonlarının ilhamını hangi mirasınızdan aldığınızı çok iyi biliyoruz. Daha tutuklama olmadan tutuklama haberleriyle kayyum atanmadan, kayyum haberleriyle medyada manşet atanların nasıl miraslarına sadakatlerini kanıtladıklarını gördük. Yine çok ciddi bir demokrasi utancıyla karşı karşıyayız” dedi.

    “YARGIYA AÇIK MÜDAHALE”

    Yargıya açık bir siyasi müdahale yaşandığını ifade eden İmamoğlu, “Yine görüyoruz ki ‘ne istediniz de vermedik’ dediğiniz zamanlardan kalan yöntemlerle iş yapma gayreti içerisindesiniz. Yine kitaplardan alıntıları taziye telefonlarını örgüt toplantısı olarak tarifleyerek, uydurulmuş belgelerle, içi boş iddianamelerle çok ayıp bir biçimde itibar suikastları yapıyorsunuz. Utanç vericidir. Yine seçmenin iradesini yok sayan iktidarını ve şahsını kalıcı milletini geçici, kendini ev sahibi, vatandaşı kiracı gören bir akılla karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.

    “SİYASİ KUMPAS”

    İmamoğlu, şöyle devam etti: “Bu görünen, yazılan, manşet atılan kararlar hangi mahkemeden önce nerede verilmiştir? Her şeyin farkındayız. Hangi filmin fragmanını izlettiğinizi net olarak görüyoruz. Hangi masa başı, siyasi kumpası kurguladığınızı biliyoruz. Daha da önemlisi neden korktuğunuzu ve neden hileli yollara saptığınızı da gayet iyi anlıyoruz. Bunu millet de biliyor, millet de görüyor, millet de anlıyor. Hani ön yargısız bir kucaklaşma teklif ediyordunuz? Hani İmralı’dan Meclis’e bir yol yapıyordunuz? Ne oldu da bu yolu yaparken birden bire CHP’li, Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanını tutuklayıp yerine kayyum atamaya karar verme gayreti içerisindesiniz? Sizin, Allah aşkına sizin İstanbul’la derdiniz nedir? İstanbullularla derdiniz nedir? Sizin Türkiye hayaliniz, Türkiye yüzyılınız bu mudur?

    “ÇÜRÜMEYİ BİTİRECEĞİZ”

    Kucaklaşma, barışma, huzur dediğiniz bu mudur? Siz bu kafayla mı ekonomiyi düzelteceksiniz. Siz bu kafayla mı memleketimizin, ülkemizin itibarını yükselteceksiniz? Bu kararı aldıranların, aldırmaya çalışanların yüzlerindeki o çirkin sırıtmayı görüyorum. İyi bilin ki daha önce de öyle olmuştur, şimdi de öyle olacak. Son gülen milletimiz olacaktır. Ne yaparsanız yapın, hangi karanlık kumpası kurarsanız kurun. Bu siyasi kurum ve kurumsal çürümeyi bitireceğiz.

    MÜCADELE VURGUSU

    Türkiye Cumhuriyeti devletini kişilere değil kurallar ve kurumlara bağlı kılacağız. Herkes için eşit ve adil hizmet üreten bir yapıya ülkemizi çok hızlıca kavuşturacağız. Bizi ve bütün yol arkadaşlarımızı artık biz cesaret sınama dönemlerini çoktan aştık, geçtik. Korkmayız, yılmayız, cesaretle adalet mücadelesini vermeye kararlıyız. Yaşasın cumhuriyet, yaşasın tam bağımsız Türkiye, yaşasın adaletli bir memleket. Bunun için mücadelemize devam ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Özel’den tutuklamaya tepki: İğrenç planı bozacağız

    Özel’den tutuklamaya tepki: İğrenç planı bozacağız

    PİRHA – Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına tepki gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu yapılanlara en sert tepkiyi gösterecek, halkın tercihlerine saygı duymaz iğrenç planı bozacak, bu alçak aklı yeneceğiz” dedi.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den ilk tepki geldi. Özel, X hesabından şu açıklamayı yaptı: “Esenyurt Belediye Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Özer’e 6 ay önce temiz kağıdı verenler, bugün Başkanımızı soyut iddialarla ve yıllar önce yazdığı bir kitaptaki ifadeleriyle tutuklamıştır.

    “HEDEF YURTTAŞLARIN İRADESİ”

    Kuşkusuz asıl hedef Esenyurt’taki yurttaşlarımızın iradesidir. Kuşkusuz biz de bu yapılanlara en sert tepkiyi gösterecek ve işletilmekte olan milleti tanımaz halkın tercihlerine saygı duymaz iğrenç planı bozacak, bu alçak aklı yeneceğiz. Bu şartlar altında 1-3 Kasım tarihleri arasında yapacağımızı ilan ettiğimiz Antalya Kampını iptal ederek, Milletvekillerimizi İstanbul’a gitmeleri yönünde bilgilendirdik ayrıca Merkez Yönetim Kurulumuzu yarın 13.30’da Esenyurt İlçe Başkanlığımızda olağanüstü toplantıya çağırdım.

    “HALKI BELEDİYE ÖNÜNE DAVET EDİYORUM”

    Milletvekillerimizle, yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere 1-2-3 Kasım tarihlerinde İstanbul’da bir araya geleceğiz. Parti Meclisimizi ise 3 Kasım Pazar günü yine İstanbul’da toplayacağız. Ayrıca tüm Esenyurt halkını ve tüm İstanbulluları yarın saat 16.00’da Esenyurt Belediyesi önüne davet ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı

    PİRHA – Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

    Sabah saatlerinde gözaltına alınarak İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, emniyet işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

    Savcılık ifadesi alınan Özer, “örgüt üyeliği” iddiası ve tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Özer hakimlik sorgusunun ardından, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti: Eş genel başkanlar ve MYK üyelerimiz İstanbul’da olacak

    DEM Parti: Eş genel başkanlar ve MYK üyelerimiz İstanbul’da olacak

    PİRHA – DEM Parti, eş genel başkanlarının MYK üyeleri ve milletvekilleri ile İstanbul’a geleceğini duyurdu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), sanal medya hesabı X platformunda yaptığı paylaşımda, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınması ve kayyım iddiaları sonrası Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın MYK üyeleri ve milletvekilleri ile birlikte İstanbul’a geleceklerini duyurdu.

    Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınması ve Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanması iddiası, halkın iradesine yönelik açık bir darbedir, halk iradesinin gaspıdır. Bu tutum yerel demokrasiyi ve yerel iradeyi yok saymaktır. Bu hukuksuzluğa ve siyasi darbeye karşı sessiz kalmayacağız! Demokrasiye ve halkın söz hakkına hep birlikte sahip çıkacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Esenyurt Belediyesine kayyım atandı’ iddiası

    ‘Esenyurt Belediyesine kayyım atandı’ iddiası

    PİRHA – İçişleri Bakanlığı tarafından Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atandığı iddia edildi.

    İktidara yakın medya, CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in savcılık ifadesi sürerken, İçişleri Bakanlığı tarafından Esenyurt Belediyesi’ne Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl’ün kayyım olarak atandığını duyurdu.

    Sabah gazetesinde yer alan habere göre, İçişleri Bakanlığı tarafından Esenyurt Belediyesi’ne Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl’ün kayyum olarak atanacağı iddia edildi. Ancak, İstanbul Valiliği bu kayyum atama haberlerini yalanladı.

    CHP’DEN AÇIKLAMA

    CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, konuyla ilgili açıklamalarda bulunarak, “İstanbul’daki resmi makamlarla görüştüm. Bir kısım medyada yer alan Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atandığına dair resmi bir yazışma ve bilgi bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Esenyurt Belediye Başkanı Özer adliyeye sevk edildi

    Esenyurt Belediye Başkanı Özer adliyeye sevk edildi

    PİRHA – Emniyet işlemleri tamamlanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, adliyeye sevk edildi.

    Sabah saatlerinde evine yapılan polis baskınla gözaltına alınan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade işlemleri tamamlandı.

    Özer, savcılık ifadesi alınmak üzere Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD: Alevi Muhtar Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartı derhal kaldırılmalıdır!

    DAD: Alevi Muhtar Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartı derhal kaldırılmalıdır!

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartına tepki gösterdi. DAD, “Ardahan’da valilik öncülüğünde yapılan toplantı da Cemevi Başkanlığını eleştiren Sors (Burmadere) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün gözaltına alınması bu açıdan tüm Alevilere ve Alevi kurumlarına verilmek istenen bir gözdağıdır” dedi.

    AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istiyor. Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, bu duruma ve Alevilere yönelik asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için gözaltına alındı. Göyük, savcılıkta verdiği ifadenin ardından denetimli olarak serbest bırakıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak, Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartına tepki gösterdi.

    “ŞAHİSMAİL GÖYÜK’E VERİLEN ADLİ KONTROL DERHAL KALDIRILMALIDIR!”

    DAD Genel Merkezi’nin yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Diyaneti” olma misyonuyla kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi toplumunun tüm itirazlarına rağmen asimilasyon faaliyetlerine devam etmektedir. Aleviliğe ait her tarihsel ve kültürel değeri hedefine koyarak anlam kaybına uğratan bu faaliyetler ile “Alevisiz Alevilik, Türk-İslam Aleviliği” gibi nihai sonuçlar elde edilmek istendiği şüphe götürmez bir yerde durmaktadır. Son süreçte birçok yerde yapılan sempozyum ve çalıştaylar aracılığıyla Alevi süreklerin tarihi çarpıtılmak istenmekte, maddi kuşatma politikaları ile cemevleri teslim alınmaya çalışılmakta ve bir bütünen Alevilik adına nerede bir yaşam emaresi var ise orada türeyerek, Hakikatçi geleneğin temsilcisi olan Aleviliği tersyüz edip karşıt Alevilik var edilmek istenmektedir.

    Geçen hafta adeta Alevi değerleriyle alay edercesine nefes ve deyişlerden oluşan para ödüllü “güzel okuma ve ses yarışması” düzenleneceği duyuruldu. Alevi ansiklopedisi yazma girişiminden sonra, ‘Alevilik-Bektaşilik sözlü tarih projesi’ adıyla yeni bir çalışma başlattıkları basına yansıdı. Tüm bu asimilasyon politikaları hayata geçirilirken, Cemevi Başkanlığı gelişen itirazları hazmedememekte ve yaptık-oldu dayatmasıyla Aleviliğe yöneltilen bu ağır saldırıları her birimizin sessizce kabul etmesini beklemekte.

    “ALEVİLERE VE ALEVİ KURUMLARINA VERİLMEK İSTENEN BİR GÖZDAĞIDIR”

    Ardahan’da valilik öncülüğünde yapılan toplantı da Cemevi Başkanlığını eleştiren Sors (Burmadere) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün gözaltına alınması bu açıdan tüm Alevilere ve Alevi kurumlarına verilmek istenen bir gözdağıdır. Bilinmelidir ki hukukun bir tehdit olarak araçsallaştırılması dahi, Alevi toplumunu kendi yolunu, ikrarını, itikadını savunmaktan alıkoyamayacaktır!

    Demokratik Alevi Dernekleri olarak;

    -Alevi Diyaneti olarak kurgulanan Cemevi Başkanlığı’nın toplumumuzda asla meşruluğu olmayacağını,

    -Bu başkanlığın yaptığı tariflerle binlerce yıllık kadim hakikat bilgisiyle yoğrulmuş olan Aleviliği başkalaşıma uğratma çabalarının beyhude olacağını,

    -Devletin inancımızdan elini çekmesi gerektiğini; bir kez daha vurguluyoruz! Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol derhal kaldırılmalıdır! Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir!”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar gözaltına alınmıştı; Damal Dernekleri Federasyonu’ndan tepki!

  • ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO

    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO

    PİRHA- Akademisyen/Avukat Cenk Yiğiter, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte hilafetin kaldırıldığını ancak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Evkaf ve Şeriya Vekaleti (Bakanlığı) nın devamı haline geldiğini ifade etti. Yiğiter, “Dolayısıyla Türkiye üzerinde devletin de kendisini tarif ettiği fıkıhla İslam’ın Sünni yorumunu hatta yoğunlukla Hanefi yorumunu topluma empoze eden bir kurum haline geldi. Diyanet bir yanıyla da günümüzde artık bütün bu tarikatların bir koordinasyonu haline geldi. Artık bir devlet kurumu olmaktan çok bu tarikatların merkezi haline dönüşmüş durumda” dedi.

    Pir Haber Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı masaya yatırıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalar, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim bir tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet Milli eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum: Diyanet‘in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, kadınlara bakışını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden OHAL döneminde yayımlanan KHK’yle ihraç edilen ‘Barış Bildirisi’ imzacısı Akademisyen /Avukat Cenk Yiğiter’le konuştuk.

    “DİYANET, ŞERİYE VE EVKAF MAKAMLIĞI’NIN DEVAMIDIR

    PİRHA: Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    CENK YİĞİTER: Diyanetin kuruluş amacına pozitif hukuk çerçevesinde bakmak da mümkün. Ama bunu tarihsel ve siyasal çerçevede incelemek de mümkün. Bu devlet Anayasa’da laik bir devlet olarak tanımlanmıştır. Laiklik de bize çocukluktan öğretilen din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak öğretilmiştir. Evet işin bir boyutu budur ama asıl bunun daha detaylı anlaşılması gereken kısmı, bütünüyle hukuk düzeninin ve devletin fiillerinin, işlemlerinin bütün inançlara ve dahi inançsızlıklara eşit mesafede konumlanmasıyla ilgili bir şeydir. Bu işin tarihsel boyutunu bilmesek ‘öyle bir kurum kurmuşlar ki toplum içerisinde ibadet yerleri var, o ibadet yerlerinde çalışan insanlar var, toplumda böyle bir ihtiyaç var, devlet düzeninde de böyle bir kurum kurulmuş. Bu ihtiyaçları gidermek üzerine adeta bir kamu hizmeti gibi’ çıkarımını yapacağız.

    Siyasal modernleşme, Batılılaşma aslında çok net olarak 19. yüzyılda başlıyor. Ama halkımızda Osmanlı’nın şeriat devleti olduğu algısı da var. Aslında öyle de değil. Çok hukuklu bir devlet, cemaatler toplumu, milletler birleşimi bir imparatorluk aslında. Ve modern hukuk sisteminden çok uzak elbette. Kaldı ki birinci dünya savaşında dağılmış olan bir imparatorluk. Bizim siyasi modernleşme maceramızda, aslında modernleşme süreci cumhuriyet ile başlamadı ama cumhuriyet ile beraber o imparatorluk dağıldı, çok daha küçük bir coğrafyaya geldi. Ve burada aynı zamanda çok hızlı bir uluslaşma süreci başladı. O dönem Cumhuriyet’in kurucu kadroları ve devamında ilk olarak oradaki kadrolar oldukça otoriter bir şekilde bir ulus üretme projesine dahil oldular. Ve bu ulusu üretirken de açıkçası belki de bugüne kadar gelen pek çok ülkenin sorunlarından birisi bu ulusu Türk olarak tanımladılar. Türk’ün talihsiz olan kısmı aynı zamanda bir etnisiteye denk gelmesidir. ‘Anayasa’ya yuttaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’ diyorlar ama Türk diye bir etnisite de var. Dolayısıyla tırnak içinde birileri ‘Öz Türk’ oluyor, birileri de vatandaş oluyor. Dolayısıyla bu işin bir boyutu, bir diğer boyutuyla da Türk nüfusu. Uluslaştırılacak Türk nüfusunun çoğunu İslam’ın Sünni mezhebine ait olarak gördüler. Halbuki Sünni mezhebe bağlı olan o kesimde Sünniliği kırsal alanda kültürel olarak yaşayan, çok kısıtlı olarak bilen bir kitleydi. Hem cemaatleri bastırmak hem de Sünniliğin bir nebze modernize edilmiş, modern hukukla bağdaşabilecek bir Sünnilik üretmek istediler. Ve o yüzden malum Hilafet kaldırıldı, Şeyhülislamlık makamı da kaldırıldı ama bunu Şeriye ve Evkaf Vekaleti takip etti. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı Evkaf  ve Şeriya Vekaleti  (Bakanlığı) nın devamı haline geldi. Dolayısıyla Türkiye üzerinde devletin de kendisini tarif ettiği fıkıhla İslam’ın Sünni yorumunu hatta yoğunlukla Hanefi yorumunu topluma empoze eden bir kurum haline geldi.

    “DİYANET ALEVİ TOPLUMU İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR SIKINTI”

    -Diyanet’in süreç içerisinde misyonunda nasıl bir değişiklik oldu?

    Öncesinde Türkiye’de gayrimüslim bir nüfus vardı, o nüfus azaldı. 1915’te azaldı, sonrasında mübadele ile azaldı. Zaten artık orası devlet için çok görünmez bir şeye dönüştü. Ama bu ülkede İslam içerisinde devletin tarif ettiği çok büyük bir ölçüde Alevi nüfus var. Ve bu Alevi nüfusun da Sünnilikten farklı olarak bir kurumsallığı yok. Bir devlet dini olmadığı için ama Sünnilik Osmanlı’dan beridir bir devlet diniydi. ‘Biz yeni bir ulus üreteceğiz. Bu ulusun da adı Türk, dili Türkçe, dini inancı İslam’ demekle de kalmadılar. Dini inancı da Sünni, olabildiğince Hanefi bunun fıkıhı da devlet tarafından bir şekilde tarif edilmeye başlanacak. Aslında şehirleşmeyle, modernleşmeyle bu tarikatların, cemaatlerin hayatı çok kapsadığını düşünüyorum. Ve devamında da AKP gibi siyasal İslamcı bir iktidar ortaya çıktığı zaman  dolayısıyla burası çok açık bir dayatmaya, çok açık bir asimilasyona, çok açık bir empoze etme biçimine dönüştü. Bu Alevi nüfus için çok büyük bir sıkıntı. Sünniliğin içerisinde bile belli bir yorumu, belli bir anlayışı bütün ulus üzerine empoze eden, yaymaya çalışan bir imkan yarattı. Şu an da otoriter, faşizan bir siyasal İslamcı rejimin eline bu enstrümanı vermiş oldu. Ve bu enstrümanı AKP ve MHP iktidarı sonuna kadar kullanıyor.

    “İKTİDARDAN UZAKKEN MEDİNE HUKUKU, İKTİDARA GELİNCE MEKKE HUKUKUNA GEÇTİLER”

    -AKP iktidara geldiğinden bu yana Diyanet’te ne gibi değişiklikler oldu?

    İlk baştaki çok saf bir hukuk anlayışıyla baktığımız zaman toplumun dini ihtiyaçlarını lojistik olarak, personel olarak giderilmesi için bir kurum olsaydı evet bu kadar büyük bütçelere sahip olmaması gerekirdi. Doğrudan kamu hizmetiyle ilgilenen ve çok daha büyük bütçelere ihtiyacı olan Orman Bakanlığı gibi. Dediğiniz gibi Diyanetin devasa bütçeleri var. Ve bu bütçelerin büyük bir kısmı personel gibi ama şunu da biliyoruz. Bu personel bir Alevi köyüne gidip camiye personel atayıp o camiyle hiçbir alakası olmasa bile orada simgesel olarak da bayrak dikmek aslında. Bu devletin, şu an da bu rejimin sahip olduğu dinsel anlayışın bayrağını dikmek demek. Sadece dini personel değil devamlı bir sürü yayınları çıkıyor. Bir de sürekli arsız bir bürokrasiye dönüştüğü için bütün o bütçeyi de böyle gayet lüks içerisinde de harcıyorlar. Burada bir kamu hizmeti amaçlı bir kuruluş olmadığı, çok ciddi toplumsal siyasal işlemler yüklenmiş ve rejimin artık bir kolonu haline geldiği vazgeçemeyeceği bir şeye dönüştü.

    Siyasal İslamcı cenahı gençliğimden beri tanıyorum. İktidardan çok uzak olduğu zamanlarda bunların çok büyük çoğunluğu ‘Diyanet kapatılmalıdır’ diyordu. Benim dinimi nasıl yaşayacağımı nasıl devlet belirler? Zorunlu din kültürü derslerine de karşıydılar. İktidardan uzakken Medine Hukuku iktidara gelince Mekke Hukuku’na geçtiler. Şimdi artık ‘benim çocuğuma nasıl din eğitimi verirler’ demiyorlar. Tam tersine ‘bizim anlayışımızı bütün topluma bu güçle empoze edeceğiz’ diyorlar. Ve de en ufak bir itiraz olduğu zaman da ‘din düşmanısın’la geliyor bu refleks. Ondan sonra da vatan hainisin. Bu kavramlar da birbirine yaklaşmaya başladı. Ve şu an çok tehlikeli bir yerde olduğunu da düşünüyorum. Bir yandan imkanlar da var. Halkın çok büyük bir kısmı da tepki gösteriyor. Bu gerçekten Türkiye’de özgürlükçü gerçek anlamda laikliğin oluşmasına imkan da verebilir. Ama bir yanıyla da gerçekten iş işten geçebilir. Bu gidişat ciddi anlamda toplumsal bir öfkeye sebebiyet verebilir diye de düşünüyorum.

    “DİYANET’İN DİN EĞİTİMİ İMKANLARIYLA MİLLİ EĞİTİM’İN DİN EĞİTİMİ İMKANLARI BİRLEŞTİ”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçmiş faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    Devlet okulunda din eğitimi hiçbir şekilde olmamalı. Diyorlar ki ‘peki ben çocuğuma nasıl din eğitimi aldıracağım?’ Bunun imkanları var. Diyanet’e bağlı denetim altında Kuran kursu var mesela. Sünnilik için düşünmeyelim. Veya Alevilik için başka dernekler var mesela. Ama onlar önce seçmeli din dersine giriştiler. Orada da dediler ki biz kimseyi zorlamıyoruz. Orada da Diyanet’in din eğitimi imkanlarıyla Milli Eğitim’in din eğitimi imkanları birleşti. Ama o seçmeli denen din dersleri öyle bir hale geldi ki zorunlu seçmeli oldu. Başka bir alternatif koymuyorlar insanların önüne. Veya o okulun olduğu mahallede, mahalle baskısı denen şey var. Çocuk o dersi seçmezse mahallede başka türlü bakılmaya başlanacak. O seçmeli dersler önce bu şeyin içerisine girdi. Zorunlu din derslerinin artık bugün eğitimci bile olmayanların vermesi, bir yanıyla ÇEDES projesi. Ve ÇEDES projesi sadece Diyanet’i de bağlamıyor. Tarikatlar, cemaatler dahil oluyor. Kaldı ki sadece tarikat cemaat de değil Ülkü Ocakları, liselerde vs. seminer vermeye başladı. Gayet bir siyasi yapılanma hatta çok şaibeli, paramiliter yapılanma gelip okullardan kendisine militan devşirmeye çalışıyor. Ve sadece dinsellik de değil, işin sadece böyle bir boyutu da var. Bu nereye varır gerçekten tahminimiz zor açıkçası.

    DİYANET’İN LAİKLİK İÇERİSİNDE HİÇBİR ANLAMI YOK

    -Laik, demokratik ülkelerde devlet destekli dini kurumlar yok, bizim ülkemizde var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    – Çok soyut bir şekilde konuşacak olursak Diyanet ve Laiklik bu dinsel duruma dair bir takım hizmet yürüten kurumlar olabilir. Mesela Avrupa’da belli bir dine mensup olanlar devlete belli bir vergi ödüyorlar. Onu da kendileri gönüllü olarak ödüyorlar. Sadece burayı düşünecek olursak böyle bir Diyanet’in laikliği zedeleyecek bir yönü olmayabilir. Ama Türkiye’deki Diyanet öyle bir Diyanet değil. Ama on yıllardır cemevlerinin ibadethane olup olmadığı tartışması içerisindeyiz. Bunun kararını da Sünni bir doktrin veriyor. İbadet yeri olarak kabul etmiyor. Diyanet İşleri Başkanı Türkiye’de kamuya açık yerlerde dinsel kıyafetle gezme hakkına sahip olan tek kişidir. Bir kilisenin papazı dahi bir caminin imamı dinsel kıyafetle sokağa çıkamaz. Ama Diyanet İşleri Başkanı çıkıyor. Giydiği dinsel kıyafet de İslam ve Sünni bir inancın kıyafeti. Eğer ki bu Diyanet laik devletle beraber bütün inançlara yaklaşıyorsa o zaman bir gün Sünni İslam kıyafetiyle gezsin öbür gün Katolik Papazı gibi gezsin. Veya hiçbiri ile gezmesin buna ne gerek var? Aslında orada devletin ürettiği bir ruhban var. Devlet tarafından atanmış bir ruhban ve ruhbanın başı rolünde. Dolayısıyla şu an ki Diyanet’in bu anlamıyla laiklik içerisinde Diyanet ile hiçbir alakasının olmadığı da bu anlamda ortada.

    “DİYANET ÇOK TEPKİ ALIYOR”

    -Diyanet’in kadına bakış açısını değerlendirir misiniz?

    – O fetvalarla şeri hükümleri ortaya giriyor. Şeri hükümleriyle kalmıyor fıkıha giriyor. Bir takım alimlerin görüşleriyle giriyor. Ve burada tabi kadının eve kapatılması, çalışma hayatından uzaklaştırılması veya kadının belli düzeyde şiddete maruz kalmasını da hoş gören bir yere doğru gidebilir. Artık çok tepki alıyor diye de fetvaları da bir otosansür mekanizmasından geçirmeye başladılar. Ama bir de şimdi yeni bir boyuttayız. Dün gördüm, Menzil tarikatı, kendi yerleşik olduğu Adıyaman’da mirasla ilgili uyuşmazlıkları da ‘biz hüküm merciiyiz. Hüküm mercii kurduk’ diye de bir şey söylediler. Bunu Menzil Tarikatı değil de dinsel olmayan herhangi bir cemiyet yapsa orayı buldozerlerle ezerler. ’Siz devlet içerisinde özerklik mi yaratıyorsunuz, bağımsız devlet mi kurdunuz’ derler. Ama şimdi bakın Menzil, mirasla ilgili, o mirasın nasıl paylaşılacağı hükümlerinin de modern hukukla alakası yok. Orada bunu uygulamaya başladı. Artık Diyanet’e bile gerek kalmadı bu anlamıyla. Diyanet de bir yanıyla artık bütün bu tarikatların bir koordinasyonu haline geldi. Artık bir devlet kurumu olmaktan çok bu tarikatların merkezi haline dönüşmüş durumda.

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO

  • Nurtepe Cemevi’nin kuruluşunun 30. Yılında etkinlikler yapılacak

    Nurtepe Cemevi’nin kuruluşunun 30. Yılında etkinlikler yapılacak

    PİRHA – Kağıthane Hacı Bektaş Veli Eğitim ve Kültür Vakfı/Nurtepe Cemevi, kuruluşunun 30. Yıldönümünde, 31 Ekim ve 2 Kasım tarihlerinde 30. Yıl etkinlikleri gerçekleştirecek. Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan, etkinliklere katılım çağrısı yaptı. 

    Kağıthane Hacı Bektaş Veli Eğitim ve Kültür Vakfı Nurtepe Cemevi, kuruluşunun 30. Yıldönümünde “Alem bir vücut, hak her şeyden mevcuttur” şiarıyla 30. Yıl etkinlikleri gerçekleştirecek.

    Etkinlikler şöyle:

    31 Ekim Perşembe günü Nurtepe Cemevi’nde saat 20.00-22.00 arası 30. Yıl Cemi yürütülecek.

    2 Kasım Cumartesi günü İstanbul Kongre Merkezi Harbiye’de saat 18.00-24.00 arası 30. Yıl Konseri yapılacak.

    İlknur Kaplan’ın sunuculuğunu yapacağı konserde, Mikail Aslan, Aynur Haşhaş, Özlem Taner Ozbi, Ali Rıza Erdoğan, Hüseyin Albayrak, Ozan Esrari, Elif ve Gülcan, Semah Ekibi ve Zakirler deyiş ve nefeslerini seslendirecek.

    Kağıthane Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan, PİRHA’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    “Nurtepe Cemevimizin 30. Yıldönümü. Bu vesileyle 31 Ekim Perşembe günü saat 20.00-22.00 arası Nurtepe Cemevinde cem olmaya, can olmaya, lokmalarımızı pay etmeye davet ediyoruz. 2 Kasım Cumartesi günü de saat 18.00-24.00 arası İstanbul Kongre Merkezi Harbiye’de düzenlenecek olan 30. Yıl konserimize tüm canlarımızı bir olmaya can olmaya bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Kaya: Eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var – VİDEO

    PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Kaya: Eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi/ Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Alevi derneğinde kadın yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirterek, “Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızı kendimiz ifade edebilmeliyiz” dedi. Kaya, aynı zamanda bütün kadınlara, sistemin yarattığı şiddete karşı birlikte mücadele etme çağrısı yaptı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nden kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne bir ay kala hazırlıklarını yapmaya başladı.

    Alevi kurumlarında yer alan kadınların neler yaşadığını, Alevi kurumları içerisinde erkek zihniyetinin ne boyutta olduğunu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya’ya sorduk.

    “EŞİTSİZLİĞİ KABUL EDİP EŞİTLİK MÜCADELESİ VERMEYE İHTİYACIMIZ VAR”

    Gülsev Kaya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu sistem içerisinde bu meseleden bağımsız olmadıklarını dile getirerek, “Çünkü bu toplumda yaşıyoruz ve bu toplumdan bir kültür alıyoruz. Çünkü bu cinsiyet eşitsizliği kültürü büyüdüğünde insana bir bakış açısı yaratıyor. Ama bizim bu bakış açısını çözmek gibi bir derdimiz var. Önce bu eşitsizliği kabul edip bir eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var. Bu yüzden kadınlar olarak da sayımız az olabiliyor. Çünkü kendimizi saran duvarlarımızı birinci elden kendimizin yıkması gerekiyor. Hem sistemin, hem toplumun, hem inançların dayatmış olduğu duvarları yıka yıka bu mücadele genişleyecek. Buradaki çaba bu anlamıyla önemli” dedi.

    ALEVİ DERNEĞİNDE KADIN YÖNETİCİ OLMANIN GÜZELLİKLERİ VE ZORLUKLARI

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde Ataşehir Şubesi’nde yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirten Kaya, bu zorluklara kaynaklık eden şeyin sistemin erkeklere dayatmış olduğu iktidar perspektifi ve başarılı olma meselesini engelleyen ‘ben’ci anlayış olduğunu ifade etti. Kaya, devamında şunları söyledi:

    “Neticede her birimiz toplumun inanç anlamında eşit ve özgür yaşaması için mücadele ediyoruz ve bunda çok başarılı olma gibi bir derdimiz ve çabamız da var. Bizde bu meseleyle ilgili bütün üyelerle ve mahalledeki insanlarla bunu yapmaya çalışıyoruz. Birincisi bu dernekte kadının görünmeyen emeğini görünür kılmak ve mutfaktan çıktığımız, yönetmek anlamında güçlü sözler söylediğimiz bir süreci yaşamaya çalışıyoruz. Mesela burada kadın meclisinin kadınlarla buluştuğu özel bir çabası var bu meseleyle ilgili. Mesela burada eğitim alanında 300 çocuğumuz var. Bu çocuklar anneleriyle, kardeşleriyle gelip burada daha eşitlikçi, istismara uğramadığı, kendi inanç alanlarında Türkçe, Matematik, drama, resim gibi sanatsal alanlarda uğraşılar ediniyor. Çok özel çaba sarf ediyoruz. Bunun da çok olumlu dönüşlerini alıyoruz, bu anlamıyla da çok değerli. Toplumda birlikte üretmek gibi bir derdimiz var.

    “VARLIĞIMIZI KENDİMİZ İFADE EDEBİLMELİYİZ”

    Sınıf bilinciyle kuşanmış toplumun aslında bütün inancı, kültüründe herkesi ortaklaştırabilmiş kadınların daha fazla söz kurmasını, yönetimsel anlamda bulunduğu yerde yanlış yapmaktan, eksik yapmaktan kaygı duymadan daha fazla inisiyatif almasına ihtiyaç var. Bütün kadınlar bence bu yeteneğe sahipler ve birbirimizden daha fazla güç almalıyız. Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızla kendimizi ifade edebilmemizi ben önemli buluyorum.”

    “DAHA ÖRGÜTLÜ OLMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nün önemine de değinen Kaya, “25 Kasım’ı bugünden konuşalım. Toplumda şiddetin bu kadar arttığı, sokak hayvanlarının yasalarla katledildiği, yenidoğan bebeklerin bile hastanelerde para karşılığında katledildiği bir ülkede bugün bizlerin söyleyecek daha çok sözü olmalı. Bugün dünden daha öfkeli, daha örgütlü olmaya ihtiyacımız var” dedi.

    “BÜTÜN KADINLARI 25 KASIM’DA BİRLİKTE OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Kaya şöyle devam etti:

    “25 Kasım’ın takvimsel bir gün olduğu, orada olduğumuzda hiçbir şeyin zaten olmadığı yılgınlığından çıkmamız gerekiyor. Ben başta Alevi kadınlar olmak üzere bütün kadınları bu toplumsal mücadelede ses vermeye, birlikte olmaya ve buna karşı çıkmaya çağırıyorum. Sustukça, sessiz kaldıkça biz bu saldırıları yaşamamış olmuyoruz. Bu toplumun bütün kesimlerinde oluşmuş durumda. Nasıl ki vücudun bir yerinde yara oluştuğunda zamanında doğru müdahale edilmez ise bütün vücudu sararsa bugün her türden şiddet karşısında sessiz kaldığımızda toplumun bütün kesimlerine yayıldığını göreceğiz. O yüzden ben bütün kadınları 25 Kasım’ın örgütlenmesine, sistemin yarattığı bu şiddete karşı koymak için bütün kadınların sesini birleştirmeye, sokaklarda, meydanlarda birlikte olmaya çağırıyorum.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Duruşma sırasında savunma yapan avukat gözaltına alındı

    Duruşma sırasında savunma yapan avukat gözaltına alındı

    PİRHA – DİAYDER davasında duruşmayı bölen polis, ÖHD’li Avukat Bedirhan Sarsılmaz’ı gözaltına aldı.

    Kürtçe hutbe ve vaaz verdikleri gerekçesiyle Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (DİAYDER) başkanı, yöneticisi ve üyesi 22 din adamı hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 18’inci duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

    Devam eden duruşma sırasında içeri giren polis, duruşmada bulunan Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Bedirhan Sarsılmaz hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan bir soruşturma gözaltı kararı olduğunu söyledi. Avukat Sarsılmaz, müvekkiline ilişkin savunmasını yaptıktan sonra gözaltına alındı.

    “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alınan Sarsılmaz, Fatih’te bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Sarsılmaz’a ilişkin 24 saatlik avukat görüş kısıtlılığı olduğu öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kadınlar: İstanbul Sözleşmesi ötelenmeden hemen uygulanmalı – VİDEO

    Alevi kadınlar: İstanbul Sözleşmesi ötelenmeden hemen uygulanmalı – VİDEO

    PİRHA – Gittikçe artan kadın cinayetlerine ilişkin konuşan Alevi kadınlar, cinayet işleyen erkeklerin cezasızlık politikası nedeniyle daha da cesaretlendiklerini vurguladılar. İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de vurgu yapan kadınlar, kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi için kalıcı cezaların uygulanması gerektiğini söyledi.

    Türkiye’de kadın cinayetleri devam ediyor. Her gün 2-3 kadın yakını erkekler tarafından katlediliyor. İstanbul’un Ataşehir İlçesi Mustafa Kemal Mahallesi’nde yaşayan Alevi kadınlar, her dönem artan ve gittikçe vahşileşen kadın cinayetlerine ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    Kadınlar, cezasızlık nedeniyle erkeklerin daha kolay cinayet işlediğini vurgulayarak, güvende olmadıklarını kaydettiler.

    “KALICI CEZALAR OLMALI”

    Artan kadın cinayetlerine ilişkin kadınların tepkileri şöyle:

    Zeynep Değerli: Öldürülen kadınların suçu yok. Niye öldürüyorlar? Neden suçluları içeriye atmıyorlar, serbest bırakıyorlar? Hep devlet yapıyor. Devlet erkeklere izin vermiş. Kadınları, çocukları öldürüyorlar erkekler. Devlet, erkeklerin elindeki silahları toplasın, suçlu erkekleri içeri atsın. Bizim günahımız nedir? Çocuklarımız okula bile gelip giderken korkuyorlar.

    Selma Taş: Bunların ağır cezalar alması, kalıcı cezalar olması gerekiyor.

    Birgül Özdemir: Bu toplumda erkeklerin olduğu kadar kadınların da yaşama hakkı var. Hepimiz birer canlıyız ve hayata anlam katan kadınlardır. Kadınlar bir yerde hayattır. Nasıl ki bir ağaç odun değilse oksijen salgılıyorsa kadınlar da yaşam salgılıyor. Kadına karşı destekte bulunan bir takım kurumlarımız da var ama yeterli gelmiyor demek ki. İstanbul Sözleşmesi hayata geçirilmeli. Hemen bugün, yarına kalmamalı. Şimdi olmalı, ötelenmemeli.

    Aliye Eke: Bu iktidarla beraber erkeğin güçlü olması kadının yeri olmamasından dolayı bugün mücadelemiz sürüyor. Hükümet olarak kadına şiddete karşı hiçbir katkı sunmamalarından kaynaklı kadına yönelik cinayetler artıyor. Biz kadınlar harekete geçiyoruz ama önemli olan hükümetin bir şeyler yapması. Biz belli bir yere kadar yetebiliyoruz ama hükümetin buna dur demesi için kadınlarla beraber mücadele etmesi gerekiyor. Biz kadın cinayetlerinin biran önce durdurulmasını istiyoruz.

    “KORKUYORUM, ENDİŞELİYİM”

    Elif: Artan kadın cinayetleri konusunda ben de çok endişeliyim. Çalışan bir kadın olarak sabah çok erken saatlerde işe gidiyorum. Çıktığım saatte karanlık. Giderken sağımı solumu kontrol ederek ve endişe duyarak gidiyorum. Korkmaktan da başka bir şey insanın elinden gelmiyor. Benim bir kızım bir oğlum var onların da başına bir şey gelecek mi diye de korkuyorum. Kendimden, yaşlıdan, çocuktan korkuyorum. Bir yaptırım olmadığı için insanlar elini kolunu sallayıp 10 ay yatıp çıkıyor.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • 24 EKİM 2024 PERŞEMBE-GÜNDEM

    24 EKİM 2024 PERŞEMBE-GÜNDEM

    -Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenleyeceği para ödüllü semah ve deyiş yarışmasına tepki gösterdi. FOTO

    -Her dönem artan ve gittikçe vahşi bir hal halini alan kadın cinayetlerine ilişkin konuşan Alevi kadınlar, devletin erkeklere izin vererek kadınların ve çocukların ölümüne sebep olduklarını belirtti. İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de vurgu yapan kadınlar, kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi için caydırıcı değil kalıcı cezaların uygulanması gerektiğini söyledi. GÖRÜNTÜLÜ

    -SES Dersim Şubesi, saat 12.30’da Tunceli Devlet Hastanesi önünde, “Sağlıkta ticaret ölüm demektir, kapatılan hastaneler kamulaştırılsın” talebiyle basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin İl Sağlık Müdürlüğü önünde, saat 12.30’da, ‘Sağlıkta ticaret ölüm demektir’ şiarıyla basın açıklaması yapılacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • Demirtaş’tan TUSAŞ saldırısı açıklaması

    Demirtaş’tan TUSAŞ saldırısı açıklaması

    PİRHA – HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, TUSAŞ’a yönelik saldırıya dair açıklama yaptı.

    Halkların Demokratik Partisi eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ankara’daki saldırıya dair açıklama yaptı.

    Demirtaş, sanal medyadan yaptığı paylaşımda, “Ankara’daki saldırıyı kınıyoruz, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Yaralılara da geçmiş olsun dileklerimizle birlikte acil şifalar temenni ediyoruz. Sorunlarımızın konuşarak, diyalogla, siyaset yoluyla çözülmesi arayışlarını kanla kesmeye çalışan anlayış bilmeli ki eğer Öcalan bir inisiyatif alır ve siyasetin önünü açmak isterse tüm gücümüzle arkasında olacağız. Demokratik siyaseti ve barış arayışlarını itibarsızlaştırmaya, iradesiz kılmaya yönelik hiçbir yaklaşımı kabul etmeyeceğiz. Herkes hesabını kitabını buna göre yapmalıdır. Barış isteyenlerin sesinin, kimden gelirse gelsin bu defa bastırılmasına asla izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Şahkulu Sultan Dergahı: TUSAŞ’ta gerçekleştirilen saldırıyı şiddetle kınıyoruz

    Şahkulu Sultan Dergahı: TUSAŞ’ta gerçekleştirilen saldırıyı şiddetle kınıyoruz

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nın TUSAŞ’a yönelik saldırıya dair yaptığı açıklamada, “Bu saldırı son olsun, kimse ölmesin” denildi.

    Şahkulu Sultan Dergahı, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ)’a yönelik saldırıya dair açıklama yaptı.

    “SALDIRININ BUGÜNLERE DENK GELMESİ OLDUKÇA MANİDARDIR”

    Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ankara’da TUSAŞ’ta gerçekleştirilen saldırıyı şiddetle kınıyor; hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Saldırının diyaloğa en çok ihtiyacımızın olduğu, sorunların mecliste, siyasetle çözülme iradesinin konuşulduğu bugünlere denk gelmesi oldukça manidardır. Toplumsal barışa yönelik, masum insanları hedef alan her türlü eylemi, kimden gelirse gelsin reddediyor, lanetliyoruz.

    BU SALDIRI SON OLSUN, KİMSE ÖLMESİN

    Toplumsal barış, diyaloğun yanı sıra, eşitlikçi bir yaklaşımla temel hakların yargı yoluyla koruma altına alınması, konusunda atılacak adımlarla pekişecektir. İvedilikle ihtiyacımız olan tam da budur.

    Barış, kardeşlik, eşitlik ve adalete uzanan bir köprünün tam ortasındayız. Geçeceğimiz son köprü olabilir bu, yıkılması kolay; yapılması uzun, zahmetli ve acılarla dolu bu köprüyü ayakta tutmak hepimizin sorumluluğudur.

    “Bir orman gibi kardeşçesine” yaşayacağımız bir ülke için var gücümüzle bu köprüyü ayakta tutalım. Tutalım ki bu saldırı son olsun, kimse ölmesin.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi’nden açıklama: Bebeklere kıymayın efendiler!

    DAD Kadın Meclisi’nden açıklama: Bebeklere kıymayın efendiler!

    PİRHA – DAD Kadın Meclisi’nin “Yenidoğan Çetesi”ne ilişkin yayınladığı açıklamada, “Toplumu bitiş, yok oluş ve çürümeye sürükleyen, eril sistemin bizlere reva gördüğü, pazar mantığıyla işletilen sağlık sisteminin sonuçlarına katlanmak istemiyoruz. Sorumlular derhal istifa etmelidir! Bebeklere Kıymayın Efendiler!” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden olan ve haksız kazanç elde eden “Yenidoğan Çetesi”ne ilişkin açıklama yayınladı.

    “BİR KEZ DAHA SARSILDIK”

    Açıklamanın tamamı şöyle:
    “Henüz Narin’in, henüz vahşice katledilip surlardan atılan kadın bedeninin görüntüleri karşısında dehşeti yaşarken, Yeni doğan çetesi haberleriyle bebeklerin para karşılığı katledildiğini öğrenerek bir kez daha sarsıldık. Çetelerin, her türlü kirliliğin kol gezdiği, kötülüğün sıradanlaştığı, kadın cinayetlerinin olağanlaşarak adeta kadın-kırımına dönüştüğü, çocukların her türlü suistimale açık olduğu, yoksulluk ve yoksunlukla baş başa kaldığımız ve faillerin cezasızlıkla ödüllendirilir, tüm bu gidişata itirazı olanların ise zulüm ve adaletsizlikle terbiye edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ülkedeki ahlaki çöküntü hızla dibe vurdu ve para için bebeklerin canının kıyılabileceği bir seviyesizliğe kadar geldik. Evrenin devasa varlığı içerisinde dünyaya gözlerini açan her canlı kendi yaşam hakkını alarak nefeslenir. Bir hakla gelir, çünkü Hakk’ın bir zerresidir, masumu paktır.

    “BUNU TARİF EDECEK BİR SÖZCÜK VAR MIDIR?”

    Hayata henüz yeni gözlerini açmış olan masumu pakların yaşam haklarının acımasızca ellerinden alındığı gerçeği ortaya çıktığından beri bir dehşet öyküsü gibi her gün yeni bilgiler yayınlanmakta. Bizler doğum kapısını, Hakk kapısı biliriz. Hakk kapısında bir canı almak ne demektir? Bunu tarif edecek sözcük var mıdır? Vicdansızlık mı? Ahlak yoksunluğu mu? Dünyaya gözlerini açan masumu pak bir bebenin, doğurana ve çevresine kattığı mutluluğu tadanlar bilir. Böyle bir acı karşısında yaşanan travmaları kim nasıl tarif edebilir?

    “SORUMLULAR DERHAL İSTİFA ETMELİDİR!”

    En temel insan haklarından olan sağlık hakkını, bir sektör ele alan ve çeşitli tarikatlara peşkeş çeken AKP hükümeti sorumluluğunu gizleyemez durumdadır. Özel Hastane sahiplerinin peş peşe sağlık bakanı yapıldığı “Yeni Doğan çetesi” skandalında adı geçen hastanelerinden birinin eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na ait olması ve skandalın baş aktörlerinden Mustafa Zengin’in fotoğraf albümünün devlet erkânıyla dolu olması olayın vahametini büyüten bir durumdur. Toplumu bitiş, yok oluş ve çürümeye sürükleyen, eril sistemin bizlere reva gördüğü, pazar mantığıyla işletilen sağlık sisteminin sonuçlarına katlanmak istemiyoruz. Sorumlular derhal istifa etmelidir! Bebeklere Kıymayın Efendiler!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • TUSAŞ’a dönük saldırıya yayın yasağı

    TUSAŞ’a dönük saldırıya yayın yasağı

    PİRHA – RTÜK, TUSAŞ’a dönük saldırıya ilişkin yayın yasağı getirdi.

    Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Ankara Kazan’da Türk Uçak Sanayii Anonim Ortaklığı (TUSAŞ) tesisine yönelik meydana gelen saldırıya dair yayın yasağı getirildiğini duyurdu.

    RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, sanal medyada yaptığı açıklamada yayın yasağı kararının mahkeme tarafından alındığını açıkladı. Şahin açıklamasında, “Medyamızda, resmî makamların yaptığı açıklamaların dışında özellikle sosyal medya kaynaklı, teyit edilmemiş bilgilere ve görüntülere yer verildiği tespit edilmiştir” diyerek yayın yasağına uymayanlara dönük ağır yaptırımların olacağını belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Ataşehir kadın buluşması: 25 Kasım’da Taksim Tünel’deyiz – VİDEO

    PSAKD Ataşehir kadın buluşması: 25 Kasım’da Taksim Tünel’deyiz – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında biraraya gelen kadınlar, artan kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere 25 Kasım’a giderken neler yapabileceklerini konuştu. Kadınlar, 23 Kasım akşamı cemevinde bir etkinlikle 25 Kasım’da ise Taksim Tünel’de buluşma kararı aldı.

    Kadınlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında bir araya geldi. Etkinlikte, artan kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere 25 Kasım’a giderken neler yapılabileceği konuşuldu.

    İlk sözü alan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşıyor. Biz kadınlar şiddet görmediğimiz, ağlamadığımız bir dünyada yaşamak istiyoruz. Yaşamın her yerinde biz kadınlar varız yeter ki var olalım” dedi.

    Cemevi Kadın Meclisi’nden söz alan kadınlar ise kadınların göğün yarısı değil tamamı olduğunu ifade ederek 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında neler yapılabileceğine dair konuştu.

    “SES OLALIM, SUSMAYALIM”

    Ataşehir Mustafa Kemal Mahallesi sakinlerinden Lafiye Kaban da söz alarak şunları söyledi:
    “Bu memlekette olmaz denilen her şey oluyor. Önce evin içinde öldürdüler olmaz dedik oldu. Sonra sokaklarda kadınlarımızı, çocuklarımızı öldürmeye başladılar. Biz müdahale etmedik ama bunu yenebiliriz. Bunu ancak sokakta çoğalarak durdurabiliriz. 25 Kasım’a gidelim bin kişi varsa biz gidelim 2 bin kişi, 5 bin kişi olalım. Bakın Narin’in katili belli ama yukarıdan susturuyorlar. Çocuklarımız böyle gittiği sürece bu dünyada huzur bulmayacaklar. Lütfen ses olalım. Susmayalım. Bu şiddet başka türlü durmaz.”

    Kadınlar, 23 Kasım akşamı cemevinde bir etkinlikle 25 Kasım’da ise Taksim Tünel’de buluşma kararı aldı. Etkinlik, lokmaların pay edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DMD hastası 12 yaşındaki Boran tedavi için dayanışma bekliyor – VİDEO

    DMD hastası 12 yaşındaki Boran tedavi için dayanışma bekliyor – VİDEO

    PİRHA – DMD hastası 12 yaşındaki Hüseyin Boran Çul’un tedavisi için zaman daralırken, babası Hüseyin Çul, Boran’ın sağlığına kavuşabilmesi için 3.4 milyon dolara ihtiyaçlarının olduğunu  söyledi. Baba Çul, tedavi için kısıtlı zamanlarının olduğunu belirterek kamuoyuna dayanışma çağrısı yaptı.

    İstanbul’da yaşayan 12 yaşındaki Hüseyin Boran Çul, yıllardır nadir görülen bir kas hastalığı olan DMD (Duchenne Muskuler Distrofi) hastası. Henüz 6 günlükken iki ayağında da doğumsal bir anomali olan Pes Ekinovarus (çarpık ayak) tespit edildi. Boran, uzun süren tedavilerin ardından 8 yaşında merdivenleri çıkamamaya başlayınca doktorlar DMD’den şüphelendi. Yapılan gen ve kan tahlilleri sonrasında Boran’ın DMD hastası olduğu kesinleşti.

    4 yıldır bu hastalıkla mücadele eden, yaşıtları gibi koşup, oynayamayan Boran’ın hastalığına Elevidys isimli gen terapisi, umut olabilir.

    Bu gen terapisi 21 Haziran 2024 tarihinde Boran’ın yaş grubu için onay aldı. Ancak Boran ABD’deki Boston Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ve 3.4 milyon dolar tutarındaki tedaviye ulaşamıyor.

    Hüseyin Boran’ın babası Hüseyin Çul, Boran’ın hastalığına dair süreci ve tedavi için taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “BORAN’IN OLASI BİR TEDAVİDE AYAKTA DURMASI, FİZİĞİNİN DİRİ DURMASI GEREKİYOR”

    Boran’ın hastalığının tanısının 4 yıl önce konulduğunu ifade eden Hüseyin Çul, şunları anlattı:

    “Doğuştan Pes Ekinovarus denen çarpık ayak hastalığıyla başladık sürece. Bu süreci giderdik. İşin ortopedik tarafını hallettik. Boran yürümede güçlük çekiyordu. Sonrasında merdiven çıkmada zorlanınca doktorlar başka bir şey olabileceğinden şüphelendiler. Bu sebeple bizi üniversite hastanesine kas bölümüne sevk ettiler. Sevk ettikleri gün, Boran’ın kan tahlilinden DMD (Duchenne Muskuler Distrofi) tanısı olabileceğinden şüphelenildi. Sonra birer ay arayla gen testi yaptırdık. Maalesef iki testin sonucunda da Boran’ın DMD olduğu kesinleşti. Biz de bu süreçte hastalığın ne olduğu, nerelerde tedavi olunabileceğini, hastalığın ilerleyiş sürecini, nasıl gidebileceği noktasında araştırmalar yaptık. Dünyanın birçok ülkesinden İngiltere’den tutun da Amerika’ya, Japonya’ya, Hollanda’ya bu hastalıkla ilgili çalışmalar yapan doktorlarla kontaklar kurduk. Biz hastalık sürecinde Boran’ın vücudunun, fiziğinin diri durması gerektiğini ve kas yapısının diri durması gerektiğini, olası bir tedavide zinde ve ayakta durması gerektiğini öğrendik. Biz bunun için mücadele ettik.”

    “75 GÜN VALİLİK İZNİ BEKLEDİK”

    DMD tanısını aldıklarında 3 yıl geride kaldığını belirten Hüseyin Çul, “Boran o sırada 8 yaşındaydı biz Boran’ın yaş grubunun da onay almasını bekledik. 21 Haziran’da ise FDA, 4 yaş ve üzeri olan yürüyebilen bütün çocuklar için tedaviyi onayladı. Şu an da bu tedavi dünyada sadece üç ülkede uygulanıyor. Başta Amerika, Katar ve Dubai’de uygulanıyor. Hem maliyetli hem zor hem de her çocuğa uymayan bir tedavi. Biz yaş grubunun genişletildiğini öğrenince Dubai’deki hastane ile yazışmaya başladık. 8 Temmuz’da Dubai’deki hastaneye gittik. Oradaki kontroller sonrası tedaviye uygun olduğumuzu öğrendik. Sonrasında Valilik izni, Sağlık Bakanlığı, İdare Mahkemesi süreci başladı. Bu süreç de 75 gün sürdü. Maalesef bu noktada hem Valilik hem Sağlık Bakanlığı hem İdare Mahkemesi bizi ciddi anlamda yordu. Nihayetinde 30 Eylül akşamı Valilikten İdare Mahkemesi kararıyla kampanyayı başlatabileceğimiz konusunda onay geldi. Şu an yüzde 2’yi devirdik yüzde 3’e doğru gidiyoruz kampanyanın total noktasında. İlerlediğimizi düşünüyoruz. Çocuklarımızın kolayca tedaviye ulaşabilmelerini dilerdik ama maalesef geldiğimiz noktada biz ailecek dostlarımızla, arkadaşlarımızla, yöre kurumlarımızla, STK’lerle bir olarak bu tedaviye ulaşmaya çalışıyoruz. Günümüz ekonomik koşullarında da bu çok kolay değil” diye konuştu.

    “BORAN YÜRÜYORKEN TEDAVİNİN YAPILMASI GEREKİYOR”

    Hüseyin Çul, kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Kamuoyundan, insanlardan, STK’lerden, bizi görüp duyan insanlara çağrımızdır bu kampanyaya ulaşabilmemiz için 3.4 milyon dolara ihtiyacımız var. Valilik iznini aldık, yasal olarak biz bu süreci yürütüyoruz. Aile, dostlar olarak bu parayı bizim toplama imkanımız yok. Sesimiz ne kadar çok kitleye yayılır ne kadar çok insana varırsa biz bu kampanyayı kısa sürede tamamlarız ve Boran’ı tedavisine kavuştururuz. Çünkü Boran şu an DMD hastası olup ayakta olan nadir çocuklardan birisi. Tedavimiz de ayakta olan çocukları kapsıyor. Yürümenin bittiği noktada süreç farklılaşıyor, tedavi farklılaşıyor. Karşımıza ne çıkacağını bilmiyoruz. Boran yürürken, ayaktayken tedavinin biran önce olması gerekiyor.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL