Yazar: Devrim

  • ‘Alevi Babalarından IBAN isteyip maaş teklif ettiler’ – VİDEO

    ‘Alevi Babalarından IBAN isteyip maaş teklif ettiler’ – VİDEO

    PİRHA – Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camilerin asimilasyon politikasını derinleştirdiğini vurguladılar. Aydın Deniz, bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna dikkat çekerek “Burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Babalarımız bu konuda dik durdular, asla kabul etmediler” dedi.

    Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camileri ve asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirdiler.

    “GENÇLER CEMLERE GELEMİYOR”

    Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, ekonominin yetersiz olmasından kaynaklı gençlerin yurt dışına göç ettiğini ve cemlere gelemediklerini belirtti. Özkan, gençlerin cemlere gelmediğini, yaşlılarla cem yaptıklarını da kaydederek, “Eskiden herkes gelir cemevinde dertlerini konuşur, sıkıntılarını giderirdi. Ama şimdi maalesef azaldı. Bu gidişle de biz sahip çıkmazsak yok olacak gibi duruyor. Yok olmaması için elimizden gelen gayreti göstermeye uğraşıyoruz” dedi.

    “VALİ, ‘DEVLETTEN HİZMET İSTİYORSANIZ ÖNCE CAMİ İSTEYECEKSİNİZ’ DEMİŞTİ”

    Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ise 1950’li yıllardan sonra Demokrat Parti ile birlikte iktidara gelenlerin bölgede hızla Sünnileştirme/İslamlaştırma politikası uyguladıklarını dile getirdi. Öztürk, Dersim’den Kırklareli’ne 1980’li yıllarda gelen Valinin, Alevi Bektaşi köylerine ‘Devletten hizmet istiyorsanız önce cami isteyeceksiniz’ dediğini de hatırlatarak, “Yani Alevilere, Müslüman olun dediler” diye ekledi.

    Öztürk devamında şöyle konuştu:

    “Aleviler, bu ülkenin, bu toplumun en sağlam yapı taşlarından birisidir. Bizler yalnızca bir partiden muhalefet bekliyoruz. Bütün gerilemeyi getiren bir iktidar varken, iktidarla uğraşmak, iktidara bir şey söylemek zor olduğu için abalıyı döverek düzeleceğini sanıyoruz. Oysa halk, bir partiden, bir zümreden bunu bekleyeceğine asıl bu insanca sürecek olan sistemin sahibi olması gerektiğini anlasa mücadele edecek.”

    “BİRÇOK BEKTAŞİ KÖYLÜSÜ, CAMİYE GİTMESE DE YOLUNDAN UZAKLAŞMIŞ DURUMDA”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, ise Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Bektaşilerin olduğu tüm köylerde cami yapımıyla Alevileri, Bektaşileri, inançlarından uzaklaştırma çabasının oluştuğunu vurguladı.

    Deniz, “Bunun da aslında şu an meyvesi alınmış durumda. Birçok köy Bektaşiliğini unutmuş ya da Yolundan uzaklaşmış. Camiye gitmeseler bile kendi inançlarından tamamen uzaklaşmışlar” dedi.

    Deniz, duyarlı olup Yoluna sahip çıkan Babaların, kendi evlerinde muhabbetlerini devam ettirdiklerini ancak ekonomik yetersizliklerden kaynaklı muhabbet evlerini çoğaltamadıklarını da ekleyerek “Caminin olup olmaması çok önemli değil. Orada kendi inançlarını sürdürme konusunda mekanları olduğunda bunu yapıyorlar. Olmadığında da mesela okullarda da cem yaptık biz. Bu tamamen işin hem ekonomik kısmından kaynaklanıyor hem de devletin asimilasyon politikasının sonucudur” diye konuştu.

    “BABALARDAN IBAN İSTEYİP MAAŞ TEKLİF ETTİLER”

    Bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna işaret eden Aydın Deniz, şunları kaydetti:

    “Etkinlikler yaparak çeşitli Whatsapp grupları açarak bizimkileri kendi içlerine dahil etme gibi durumlar yaşanıyor. Hatta Topçu Baba etkinliklerine sponsor olmak istediler. Yine burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Buradaki babalar bu konuda dik durdu. Kesinlikle kabul etmedi. Yani Cumhuriyetin başından beri yapılan asimilasyon politikası şiddetle artarak devam ediyor. Camiler yapıldı ama şu an fiili olarak bir kuşatma projesi var. Hem Kırklareli hem de Edirne Valiliğini kullanarak bunları yapıyorlar. Buna karşı direnen Bektaşilerimiz var ama devletle işbirliğinde olan ve kendine Alevi kurumuyuz diyen, devletin amacına hizmet eden kurumlar da var.”

    Kamber YILDIZ/PİRHA

  • Aydın, yazar ve siyasetçilerden Kürt sorununa çözüm çağrısı – VİDEO

    Aydın, yazar ve siyasetçilerden Kürt sorununa çözüm çağrısı – VİDEO

    PİRHA – Kürt sorununun çözümü için çok sayıda aydın, yazar ve siyasetçi bir araya geldi. Taksim Hill Otel’de yapılan basın açıklamasında barış sürecinin başarısının toplumsal desteğe bağlı olduğu belirten Rıza Türmen,  “Kürt sorunuyla ilgili olarak silahların susması ve bir barış ve demokrasi sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    Çok sayıda aydın, yazar ve siyasetçinin katılımıyla İstanbul Taksim Hill Otel’de yapılan basın toplantısıyla iktidara, Kürt sorununda barışçı ve demokratik bir çözüm arayışı için çağrı yapıldı. Salona, ‘Barış ve Demokrasi hepimiz için’ yazılı pankart asıldı.

    Ortak basın açıklamasını Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen okudu.

    “İKTİDAR, SORUNLARINI ŞİDDETE BAŞVURARAK ÇÖZMEYE ÇALIŞIYOR”

    Türmen, Türkiye’nin güç bir dönemden geçtiğini belirterek sorunlarını şiddete başvurarak çözmeye çalışan bir iktidarın var olduğuna dikkat çekti. Türmen, belediyelere kayyım atanmasına da değinerek “Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine devlet memurlarını kayyım atamak, her türlü barışçı gösteriye polis şiddetiyle karşılık vermek, en ufak bir eleştiride bulunanları cezaevine göndermek, Kürt sorununu şiddet yoluyla çözmeye çalışmak şiddet siyasetinin değişik yönleri. Öbür yanda Türkiye bir savaş çemberiyle sarılmış durumda. Bunun en büyük acısını sivil halk, kadınlar ve çocuklar çekiyor” dedi.

    “BARIŞ HAREKETİNE HER ZAMANKİNDEN FAZLA İHTİYAÇ VAR”

    Türkiye’yi şiddet ortamından çıkaracak bir barış hareketine her zamandan fazla ihtiyaç olduğunu söyleyen Türmen, “Barış sadece silahlı çatışmaların sona erdirilmesi değil, aynı zamanda savaşa yol açan uyuşmazlıklara çözüm bularak çatışma nedeninin ortadan kaldırılması demektir. Kürt sorununun barışçı yollardan çözümü toplumsal ve siyasal barışın vazgeçilmez bir öğesidir. Barışın silahla sağlanamayacağına inanıyoruz. Öte yandan Kürt sorununu sadece Türkiye’nin sınırları içindeki bir sorun olarak görmek yanıltıcı olur. Suriye’de savaş ve çatışma ortamı ile Kürt sorunu konusunda Türkiye, bölgedeki bütün halkların yararına olacak barışçı bir siyaset izlemediği sürece Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili gerçek bir barışın sağlanması da güçtür. Ekim başından itibaren ortaya çıkan gelişmeler barış beklentisi yaratmakla birlikte, iktidarın Kürt sorununda barışçı ve demokratik bir çözüm arayışı olduğuna dair belirti yoktur” diye konuştu.

    “BARIŞ, SAVAŞIN BİTMESİYLE GERÇEKLEŞMEZ”

    Türmen, konuşmanın devamında şunlara yer verdi:

    “Biz, aşağıda imzası bulunanlar, bir barış sürecinin başlaması için çağrıda bulunmak istiyoruz. Bu aynı zamanda bir demokrasi, ekmek, adalet, özgürlük, insan hakları ve hukuk devleti çağrısıdır. Yaşadığımız deneyimlerden biliyoruz ki, Kürt sorunu ancak demokrasi çerçevesinde ve insan hakları temelinde çözümlenebilir. Kürtlerin hakları ancak Türkiye’de yaşayan her bireyin temel hak ve özgürlüklerinin hukuk devletiyle güvence altına alınmasıyla korunabilir. Katılımcı bir demokrasi ancak yerel yönetimleri boğan katı merkeziyetçiliğin gevşetilmesiyle sağlanabilir. Eşit yurttaşlık ancak bütün kimliklere saygı gösteren çoğulcu bir demokrasiyle gerçekleşebilir. Barış savaşın bitmesiyle gerçekleşmez. Barışın inşa edilmesi, üzerinde duracağı yapıların oluşturulması gerekir. Bu bağlamda barışı her şeyden önce hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası hukuk standartları eksenine oturtmanın önem taşıdığı düşüncesindeyiz.

    BARIŞ SÜRECİNİN BAŞARISI TOPLUMSAL DESTEĞE BAĞLIDIR

    Sürekli, kalıcı bir barışın inşa edilmesinde demokratik toplum-kitle örgütlerinin önemli bir rolü olduğuna inanıyoruz. Şimdiye dek Kürt sorununa ilişkin bütün girişimler devlet ya da siyasal aktörler tarafından yapıldı. Oysa toplumun demokratik birey ve örgütlerinin ön ayak olarak halkla birlikte başlatacağı bir barış süreci barışın toplumsallaştırılmasına, barış sürecine toplumsal destek sağlanmasına, toplumdaki şiddet kültürü yerine barış kültürünün yerleşmesine yol açacaktır. Barış sadece savaşan tarafları kapsayan bir kavram değildir. Bütün toplumu içine alan toplumsal bir kavramdır. O nedenle barış sürecinin başarısı toplumsal desteğe bağlıdır. Kalıcı bir barışın toplum nezdinde inşa edilebilmesi için özgür, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal yaşantının da sağlanması gerekir. Bunun için de ekonomide bölüşümün yoksullar ve çalışanlar lehine yeniden düzenlenmesine, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, kadın katliamlarının, iş cinayetlerinin, bebek istismarlarının, eğitim, sağlık ve barınma sorununun yaşanmadığı bir ülkenin inşa edilmesine gereksinimimiz var.

    BARIŞ VE DEMOKRASİ SÜRECİNİN BAŞLAMASI İÇİN ÇAĞRI

    Barış içinde yaşama hakkı bir temel insan hakkıdır. Nuremberg Mahkemesi’nde savaşın barışa karşı işlenmiş bir suç olduğu kabul edilmiştir. 12 Kasım 1984 tarihli B.M. Genel Kurul kararında “tüm insanların kutsal bir hak olan barış içinde yaşama hakkına sahip olduğu” ifade edilmektedir. 10 Aralık 2010 tarihinde İspanya’nın Santiago de Compostela kentinde düzenlenen Barış İçinde Yaşama Hakkı Kongresi’nde kabul edilen bildiride bireylerin, grupların, halkların adil, sürdürebilir, kalıcı barış içinde yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmekte ve bu hakkın sağlanması ve korunması sorumluluğunun devlete ait olduğunun altı çizilmektedir. Bildiride ayrıca halkların ve bireylerin devlet tarafından “düşman olarak görülmeme hakkı”ndan söz edilmekte. Bu düşüncelerden hareketle, aşağıda imzası bulunan bizler, barış içinde yaşama hakkımızı kullanıyor, Kürt sorunuyla ilgili olarak silahların susması ve bir barış ve demokrasi sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulunuyoruz.”

    Rıza Türmen, son olarak şu ifadeleri dile getirdi: “Kürt sorunu Türkiye’de yaşayanların birlikte yaşamı sorunudur. Bu toplantı çabalarımızın ilk adımı bunun sonrası gelecek. Bir süreç olsun barış süreci başlasın istiyoruz. Bundan sonra imzalamak isteyen herkese imza listemiz açıktır.”

    Basın toplantısı, yapılan konuşmaların ardından sona erdi.

    İMZACI LİSTESİ:

    Ahmet Telli, Ali Bayramoğlu, Ali Haydar Konca, Ahmet Faruk Ünsal, Akın Birdal, Ayşe Erzan, Ayşegül Devecioğlu, Baskın Oran, Berrin Sönmez, Binnaz Toprak, Cengiz Arın, Cihangir İslam, Coşkun Üsterci, Eşber Yağmurdereli, Esra Mungan, Erdoğan Aydın, Fatma Bostan Ünsal, Fatma Gök, Filiz Kerestecioğlu, Fikret Başkaya, Gençay Gürsoy, Hacer Ansal, Levent Köker, Mehmet Bekaroğlu, Melek Taylan Ulagay, Murat Karayalçın, Murathan Mungan, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nurten Ertuğrul, Orhan Alkaya, Orhan Gazi Ertekin, Orhan Silier, Oya Baydar, Pakrat Estukyan, Rıza Türmen, Şebnem Korur Fincancı, Şebnem Oğuz, Tunç Soyer, Ümit Biçer, Ziya Halis

    PİRHA/İSTANBUL

  • Londra’da DMD hastası Hüseyin Boran için dayanışma kahvaltısı

    Londra’da DMD hastası Hüseyin Boran için dayanışma kahvaltısı

    PİRHA – Alxas Kom öncülüğünde DMD hastası Hüseyin Boran için başlatılan dayanışma kampanyası kapsamında, kadınlar Londra Tilkililer Toplum Merkezi’nde düzenledikleri kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi. Kadınlar yaptıkları konuşmalarda hasta çocukların tedavisini devletin üstlenmesini ve bütçenin savaşa değil sağlığa ayrılması gerektiğini söylediler.

    Londra’da faaliyetlerini yürüten Sultan Sinemilli Ocağı talipleri olan Alxas Kom (Alxas Aşireti Toplum Merkezi), DMD (Duchenne Muskuler Distrofi) hastası olan Hüseyin Boran Çul için dayanışma kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında kadınlar, Londra Tilkililer Toplum Merkezi’nde kahvaltı etkinliği düzenleyerek desteklerini sundular.

    Kahvaltıya Alxas Kom Eşit Başkanı Kısmet Alagöz, Göksunlular Kültür ve Dayanışma Derneği Eşit Başkanı Sertap Asutay, Britanya Kürecikliler Kültür ve Dayanışma Derneği Merkezi Eşit Başkanı Hanım Tokdemir ve Almanya Tilkililer Dayanışma Derneği Eşit Başkanı Maviş Torunoğlu ve bir çok kadın katıldı. Kadınlar yaptıkları konuşmalarda hasta çocukların tedavisini devletin üstlenmesini ve bütçenin savaşa değil sağlığa ayrılması gerektiğini söylediler.

    Elif TABAK/LONDRA

  • 12 ARALIK 2024 PERŞEMBE-GÜNDEM

    12 ARALIK 2024 PERŞEMBE-GÜNDEM

    -Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında Dersim’de 16 tane cemevine yardım yapıldığı açıklandı. Yardımın yapıldığı cemevlerinden birisi olan Kıl köyü Düzgün Baba Cemevi Derneği Başkanı Yaşar Seyrek, PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -İzmir Bornova’da ÇEDES kapsamında 99 okula imam atanmasına ve din dersinin belirlenen bir camide verilmek istenmesine karşı Öğrenci Veli Derneği açıklama yapacak. (14.00-16.00) GÖRÜNTÜLÜ

    -Hasta tutuklu Melek Akgün %82 engelli olmasına rağmen tahliye edilmiyor. Melek Akgün’ün kızı Esin Alev Akgün, annesinin bir an önce tahliye edilmesi çağrısı yaptı. GÖRÜNTÜLÜ

    -27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, ilk kez Mersin’de sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalin düzenleyici kurumlarından Kadın Gazeteciler Derneği’nden Ayşenur Önal, bu yılın ‘Karanfil Elden Ele’ temasını taşıdığını belirterek, “Kentteki tüm kadınlarla karanfili elden ele verip, dayanışmayı büyütmeyi hedefliyoruz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

  • Koçyiğit: Kürt ve Alevi katliamlarına neden göz yumuluyor? – VİDEO

    Koçyiğit: Kürt ve Alevi katliamlarına neden göz yumuluyor? – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mecliste yaptığı konuşmada, Suriye’de özellikle Kürt ve Alevilerin çeteler tarafından katledildiğine vurgu yaparak “Türkiye, HTŞ’yi resmi olarak terör örgütü ilan etmişken, Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş bu örgüte neden tek bir cümle kurmuyor?” diye sordu.

    Meclis Genel Kurulu’nda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmeleri sürerken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, görüşmeler esnasında söz alarak HTŞ’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildiğini, ancak HTŞ’nin katliamlarına sessiz kalındığını belirtti.

    “KÜRTLER VE ALEVİLER KATLEDİLİYOR”

    Özellikle Alevi ve Kürt bölgelerinde ciddi saldırı ve katliamların yaşandığına işaret eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Birçok yerde SİHA bombalamaları oluyor. Eyn İsa’da 12 sivil yaşamını yitirdi, çoğu çocuktu. Kobane’ye yönelik SİHA saldırılarında yine aynı şekilde 2 kişi yaralandı, 2 kişi yaşamını yitirdi. Yine, 2 Aralık’ta Kamışlo-Haseke yolunda bir sivil araç bombalandı, 1 sivil yaşamını yitirdi. 9 Aralık’ta Kobane’de 2 çocuk yaşamını yitirdi ve en önemlisi, 10 Aralık’ta yine Eyn İsa’da yapılan bombalamada 8 kişi yaralandı, 15 rejim askeri yine katledildi, yaşamını yitirdi” diye konuştu.

    “İNSANLIĞIN UTANÇ DUYACAĞI MANZARALAR GÖRÜYORUZ”

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dünkü konuşmasına atıfta bulunan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Suriye’de pek çok halk ve inanç sahibi grup var, ama şu anda hepsinin yaşamı tehdit altında. Bakın, bu dinci, bu selefî, bu cihatçı çeteler şu anda Alevi mahallelerinde Alevileri katlediyor, şu anda rejimle ilintili olduğunu düşündükleri bürokratları katlediyorlar. Sokak ortasında insanlığın utanç duyacağı manzaralar, videolar görüyoruz. Boynuna ip atılmış insanlar yerlerde sürükleniyor. Peki, biz soruyoruz: Türkiye, HTŞ’yi terör örgütü ilan etmiş, Türkiye Humus’a, Hama’ya, Şam’a girmiş olan HTŞ’ye niye tek bir cümle kurmuyor, niye tek bir kelime etmiyor da sabahtan akşama kadar Kobane’yi bombalıyor, Kamışlo’yu bombalıyor, Haseke’yi bombalıyor, Kürtleri bombalıyor?” diye sordu.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD ve TİHV’den açıklama: 2024 yılında da yaşam hakkı ihlalleri yaşandı’ – VİDEO

    İHD ve TİHV’den açıklama: 2024 yılında da yaşam hakkı ihlalleri yaşandı’ – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV’in 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda yaptığı açıklamada, “Dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    Açıklamaya, Türk Tabipleri Birliği (TTB) üyeleri, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK), HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve çok sayıda kişi katıldı. “Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “İnsan hakları ile insandır” ve “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.

    “2024 YILINDA DA ÜLKE GENELİNDE KAYGI VERİCİ BOYUTTA YAŞAM HAKKI İHLALİ YAŞANDI”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, siyasal iktidarın, insan hakları fikrini referans almaktan tümüyle vazgeçtiğini, ayrımcılığı ve ırkçılığı yaygınlaştırarak toplumu kutuplaştıran, ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucu 2024 yılında da ülke genelinde kaygı verici boyutta yaşam hakkı ihlalleri yaşandığına dikkat çekti.

    Yoleri, yaşam hakkı ihlallerinin, sadece savaş ve silahlı çatışmalar ya da devletin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı olmadığını da belirterek, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Birimi/Merkezi verilerine göre 2024 yılının ilk 11 ayında yaşanan hak ihlallerini sıraladı.

    Ortak basın metnini ise TİHV Aktivisti Gülnarin Demirel okudu.

    “EVRENSEL BİLDİRGE 76. YILINDA İNSANLIĞIN YOLUNU AYDINLATMAYA DEVAM EDİYOR”

    Gülnarin Demirel, ilk olarak kabul edilişinin 76. Yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin insanlığın yolunu aydınlatmaya devam ettiğini belirtti. Demirel, 2024 yılının, 2023 yılı gibi toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü açısından kısıtlama ve ihlallerin kural, özgürlüklerin kullanımının ise istisna olduğu bir yıl olduğuna vurgu yaparak “Yıl içinde her toplumsal kesimden kişi ve grup, bilhassa da seçtikleri belediye başkanlarının yerine iradelerini hiçe sayarak kayyım atanmasını protesto eden Kürt seçmenler, toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini mülki idare amirlerinin yasakları ve/veya kolluk güçlerinin fiili müdahaleleri sonucunda kullanamamışlardır” dedi.

    “KAYYIM ATAMALARI ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DE AĞIR İHLALİDİR”

    Demirel, 2024 yılında insan hakları örgütlerinin, dernek, vakıf, emek ve meslek örgütleri ile siyasi partilerin çok sayıda üye ve yöneticisinin gözaltına alınıp tutuklandığını, haklarında açılan davalar ile üzerlerinde baskı oluşturulmaya çalışıldığını hatırlatarak “Seçmen ve yurttaş iradesinin gaspına dayalı, hukukun üstünlüğü ilkesine, insan hakları ve demokrasi değerlerine tümüyle aykırı bir yerel yönetim rejiminin ifadesi olan kayyım atamaları aynı zamanda örgütlenme özgürlüğünün de ağır ihlalidir” diye kaydetti.

    “KÜRT SORUNU DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜNDEKİ EN TEMEL ENGEL”

    Kürt sorununun, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olarak varlığını koruduğunu da söyleyen Demirel, şöyle devam etti:

    “Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bugün Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve dalga dalga yayılan savaş tehdidini düşünürsek barış ve çözüm ısrarımız daha da güçlenmektedir. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇEKİLME KARARININ NE ANLAMA GELDİĞİNİ ANLADIK”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının kadınlar ve LGBTİ+’lar için ne anlama geldiğini 2024 yılında yüzlerce kadının erkekler tarafından öldürülmesi; LGBTİ+’ların ayrımcı, fobik ve nefret içerikli saldırılara maruz kalması; kadın ve LGBTİ+ hakları için yapılan barışçıl toplantı ve gösterilerin yasaklanması, şiddet uygulanarak müdahale edilmesi; yüzlerce kadın ve LGBTİ+’nın işkence ve diğer kötü muamele ile gözaltına alınması; yetkililerin bizzat desteği ile LGBTİ+ karşıtı nefret mitinglerinin yapılması ve her bakımdan derinleşen ayrımcılık ile çok iyi anlamış olduk.

    “IRKÇILIĞA VE NEFRETE MARUZ KALAN MÜLTECİLER YAŞAMLARINI YİTİRDİ”

    Artık Türkiye toplumunun bir parçası, asli unsuru haline gelen mülteciler/sığınmacılar, hala her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye yoğun bir şekilde maruz kalıyorlar. 2024 yılında da, Kayseri örneğinde olduğu gibi ırkçı ve nefret içerikli şiddete maruz kalan mülteciler/sığınmacılar yaşamlarını yitirdiler. Ülkede yaşanmakta olan ağır krizin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik tüm sonuçlarından en derin şekilde etkilenen ve mülteciler/sığınmacılar, ne yazık ki toplumumuz açısından görmezden gelinen, hatta gözden çıkarılan hayatlar oldular.
    Türkiye uzunca bir süredir Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Yıllardır uygulanan borçlanmaya dayalı neoliberal ekonomi politikalarının, savaş ve çatışma harcamalarının sebep olduğu ekonomik kriz ve derin yoksullaşma, yurttaşların hem biyolojik hem de sosyal yaşamlarını sürdürülebilmelerini tümüyle imkânsız kılan ağır insan hakları ihlalidir. Hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, güvencesizleşme ve örgütsüzleşme en çok kadınları, çocukları, mültecileri/sığınmacıları vurmaktadır. Bu koşullarda işçi ve emekçilerin kıdem tazminatı gibi kazanılmış haklarına dokunulmamalı, enflasyon rakamları manipüle edilmemeli ve iş cinayetleri önlenmelidir. İşçi ve emekçilerin hak arama eylemleri yasaklanmamalı, sendikalaşma, grev ve toplu eylem hakkı güvenceye alınmalıdır.

    “İNSAN HAKLARININ KURUCU DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Son söz olarak; hep vurguladığımız gibi, var oluş nedenleri hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İsviçre ABF Eğitim Kampı’nda Alevilerin yasal ve kamusal haklarının güçlendirilmesi kararı

    İsviçre ABF Eğitim Kampı’nda Alevilerin yasal ve kamusal haklarının güçlendirilmesi kararı

    PİRHA – İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu (İABF), 6-8 Aralık günleri arasında yapılan Eğitim Kampı’nın sonuç bildirgesini yayınladı. Bildirgede, adaletsizliklere ve insani krizlere karşı kararlılıkla mücadele edileceğine vurgu yapılarak “Barışın, özgürlüğün ve toplumsal eşitliğin korunması için savaşların yarattığı zararları gidermek ve halkların onurlu bir yaşam sürmesini sağlamak amacıyla dayanışmayı laiklik ve demokrasi güçleriyle büyütmeye devam edeceğiz” denildi.

    İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu (İABF), 6-8 Aralık tarihlerinde Almanya’nın Sigmaringen kentinde gerçekleştirilen Eğitim Kampı’nın sonuç bildirgesini açıkladı.

    “EĞİTİM KAMPI BAŞARILI BİR ŞEKİLDE SONUÇLANDI”

    Sonuç bildirgesinde İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu ve bileşen yöneticilerinin katıldığı 6-8 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen eğitim kampının başarılı bir şekilde sonuçlandığı belirtilerek, İsviçre’deki Alevi toplumunun geleceği ve kurumsal yapılanması açısından önemi, gençlik ve kadın birliklerinin güçlendirilmesi, Alevilik inancının temelleri ve kurumsal işleyişi, Alevi medyasının örgütlenmedeki yeri ve önemi konularının detaylı bir şekilde ele alındığı ifade edildi.

    Bildirgede şu ifadeler yer aldı:

    “Kamp, dayanışma ve geleceğe dönük ortak akıl geliştirme açısından oldukça verimli olmuştur. Mücadelemizi birlik ve beraberlik duygusu içerisinde daha da büyüterek yolumuza devam etme kararlılığımızı göstermiştir. Avrupa Alevi kadınlar birliği ve Avrupa Alevi Gençler Birliğimiz yaptıkları sunumlarda, kadınlar ve gençlerin Alevi toplumundaki rollerine dair örgütlenmedeki etkilerinin artırılması gerektiğine vurgu yaptılar. Kamp, gençlik ve kadın birliklerinin daha aktif ve özgün çalışmalar yürütmeleri için gerekli altyapının oluşturulmasına yönelik kararların alınmasını sağlamıştır. Kurumsal yapı ve liyakat sistemine dair düzenlenen atölye çalışmalarıyla, katılımcılar arasında disiplinli ve sistematik bir yönetim anlayışının geliştirilmesi gerektiğine dair fikir birliğine varılmıştır. İsviçre Alevi hareketinin mevcut durumu, karşılaşılan zorluklar ve bu sorunlara yönelik çözümler detaylı şekilde tartışılmıştır.

    “ALGI OPERASYONLARINA KARŞI KARARLI DURUŞUMUZ SÜRDÜRÜLECEKTİR”

    İsviçre Alevi hareketi olarak çatı örgütümüz olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile ortak mücadele etmenin haklı gururunu yaşarken, başta eşit başkanımız Hüseyin Mat ve tüm yöneticilerimize yönelik yürütülen itibarsızlaştırma ve algı operasyonlarına karşı kararlı duruşumuz sürdürülecektir.

    “ALEVİ TEMSİLİYETİNİN ARTIRILMASININ ÖNEMİ VURGULANDI”

    İsviçre’deki eğitim ve siyaset olanakları değerlendirilmiş, bu alanlardaki fırsatların Alevi toplumu lehine kullanılması için somut öneriler geliştirilmiştir. Bu bağlamda İsviçre siyasetinde Alevi temsiliyetinin artırılmasının önemi vurgulanmıştır. Gerçekleştirilen açık oturumda, Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu siyasi baskılar ve toplumsal sorunlar ele alınmış; dayanışma ve mücadele stratejileri geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. Alevi toplumunun sesinin duyurulması ve kimliğinin korunmasında medyanın kritik rolü vurgulamıştır. Alevi toplumunun ulusal ve uluslararası platformlarda sesini duyurması için medya kanallarımız, Yol TV, Alevilerin Sesi dergimiz ve haber portalımızı daha etkin kullanılması gerekliliği ortaya konulmuştur.

    “KADIN VE GENÇLİK BİRLİKLERİNİN DAHA ÖZGÜN VE ETKİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTMESİ GEREKİYOR”

    Kadın ve gençlik birliklerinin, Alevi toplumunun dinamik ve aktif unsurları olarak daha özgün ve etkin bir şekilde çalışmalar yürütmesi gerektiği konusunda fikir birliğine varılmıştır. Alevi inancı ve tarihine yönelik eğitim programlarının düzenli hale getirilmesi; Alevilik teolojisi gibi konuların akademik araştırmalarla desteklenmesi önerilmiştir. Eğitim ve siyaset alanındaki fırsatların daha iyi değerlendirilmesi ve bu alanlarda Alevi toplumunun temsilinin artırılması gerektiği ifade edilmiştir. İsviçre Alevi Hareketi’nin kurumsal açıdan daha güçlü bir yapı haline getirilmesi için çeşitli tartışmalar yürütülerek öneriler alınmıştır. Bu kamp, Alevi toplumunun geleceği için önemli kararların alındığı, dayanışma ve ortak akıl geliştirme açısından verimli bir buluşma olmuştur. İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, bu tür çalışmaların sürekliliğini sağlama konusunda fikir birliğine varmıştır.

    “ADALETSİZLİKLERE VE İNSANİ KRİZLERE KARŞI KARARLILIKLA MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Sonuç olarak; Aleviliğin tarihsel, kültürel ve inançsal temelleri üzerine yapılan değerlendirmelerde, Alevi inancının barış, eşitlik, adalet ve insan hakları gibi evrensel değerlere dayalı bir yaşam felsefesi sunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, Alevi inancının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusundaki kararlılık bir kez daha dile getirilmiştir. Aleviliğin kendine özgü bir inanç sistemi olduğu bütün bileşenlerimiz tarafından vurgulanmış ve bu bağlamda Avrupa’daki Alevilerin yasal ve kamusal haklarının güçlendirilmesinin gerekliliği önemle belirtilmiştir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan savaşlar, halkların özgürlüğünü tehdit etmekte ve onları yoksulluğa sürüklemektedir. Bu adaletsizliklere ve insani krizlere karşı kararlılıkla mücadele edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Barışın, özgürlüğün ve toplumsal eşitliğin korunması için savaşların yarattığı zararları gidermek ve halkların onurlu bir yaşam sürmesini sağlamak amacıyla dayanışmayı laiklik ve demokrasi güçleriyle büyütmeye devam edeceğiz. Kayyum politikalarına karşı halkın iradesini ve özgürlük mücadelesini savunarak, savaşların yerine barışı, yoksulluğun yerine hakça bölüşümü, çatışmaların yerine diyalogu hakim kılacak bir dünya için çalışmayı sürdüreceğiz.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım.’”

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri HDK’yi ziyaret etti

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri HDK’yi ziyaret etti

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ile federasyonun bileşenlerinin temsilcileri, Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu’nu ziyaret ettiler.

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ABF ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD)Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, PSAKD GYK üyesi ve Gaziosmanpaşa Şube Başkanı Hıdır Çam ve Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu’ın da aralarında olduğu heyet, HDK’nin 13. Dönem Kongresi’nden sonra yeni göreve gelen HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu’nu ziyaret etti.

    Ziyarette, Türkiye ve Ortadoğu’daki gelişmeler konuşuldu. Özellikle Suriye’de gelişen durum karşısında orada yaşayan Alevilerin ve Kürtlerin bir katliama maruz kalma tehdidi altında olduğu ve buna karşı ortak neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

    Cumhuriyetin ikinci yüzyılının hak ve özgürlükler temelinde demokratik Cumhuriyete evrilmesi konusunda ortak mücadele etme kararlılığına vurgu yapıldı. İlerleyen günlerde ise ortak kararlar çıkarılması konusunda görüş birliğine varıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Ataşehir Şubesinin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı – VİDEO

    PSAKD Ataşehir Şubesinin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi’nin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Mavi Liste ve Beyaz Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemi yapıldı. Genel kurulda Özgür Demircanlı, yeni şube başkanı olarak seçildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi’nin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Mavi Liste ve Beyaz Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemleri yapıldı.

    Divan Başkanlığına PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, divan üyeliğine de HDK Kadın Meclisi Üyesi Arife Çınar ve Zeynel Akbulut getirildi.

    “BU DÜZEN ÇÜRÜMEYİ AÇIĞA ÇIKARTTI”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe divanda yaptığı değerlendirmede şunları belirtti:

    “Şu anda sadece PSAKD değil neredeyse Alevi hareketinin tümü genel kurullar sürecinde. korkunç bir kuşatmanın tam da orta yerinde biz bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. hem ekonomik hem siyasal kuşatma ve Aleviliği tümüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen, aslında Aleviliği katletmeye ve Alisiz Alevilik yaratmaya çabalayan AKP-MHP hükümetinin kuşatması altında bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir oluşumla şu anda ülkenin dört bir yanında Alevi köylerini tek tek gezerek bizi aslında tümden kökümüzden koparıp atmanın hamlesi içerisindeler. Ülkede çok ciddi anlamda kültürel, ekonomik, siyasal çöküntülerin yaşandığı bir zaman diliminde bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. şu anda toplumda herkes korkunç bir bunalımın altında. Korkunç bir çürüme ortamının var olduğuna da değinen Erçe, “Gün geliyor bu çürüme, Narin bebek olarak ortaya çıkıyor. gün geliyor 5 kardeşin bir evde anneleri işteyken çıkan bir yangında hayatlarını kaybetmesiyle açığa çıkıyor. gün geliyor bebeklerin hastanelerde bilerek isteyerek katledilmesi olarak ortaya çıkıyor, gün geliyor kadın ve çocuk tacizleriyle ortaya çıkıyor, gün geliyor maden ocaklarıyla ormanların yakılmasıyla ortaya çıkıyor. kar ve rant uğruna gerçekleştirilen bu düzen bir çürümeyi de açığa çıkarttı” diye konuştu.

    “KADIN TEMSİLİYETİ YETERSİZ”

    Arife Çınar, söz alarak “Alevilik inancı dediğimizde hemen aklımıza gelen ilk şey aslında kadın temsiliyetinin çok önemli olması. Tüm Alevi kurumlarında genel olarak baktığımızda kadın temsiliyetinin çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Bir yönüyle demokratik bir bakış açısı var ama yönetim noktasında kadınlar olarak ciddi eksiklikler içerisindeyiz. birlikte yol almamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Divan üyeleri, Esenyurt Belediyesi ile başlayıp en son Damal’da bulunan Burmadere köyü muhtarlığına kadar atanan kayyımları protesto ettiklerini belirterek “Buradan vurguluyoruz, kayyımlar gidecek Hakk kalacak” dedi.

    “DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE İHTİYACIMIZ VAR”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Ataşehir Şube Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, kayyım darbesinin muhtarlarla devam ettiğini belirterek şunları konuştu:

    “Bugün aynı yok sayan politika, ezilen inanç biz Alevilere yönelik, Kürt ulusuna yönelik, bütün farklılıklara yönelik bu yok sayma ve inkar politikası devam ediyor. Bu yok saymaya karşı dün olduğu gibi bugün de örgütlü mücadele etmeye ihtiyacımız var. kadınların, sokak hayvanlarının, torba yasalarla yok edilmeye çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. 80’lerde de böyleydi, 90’larda da böyleydi, iki binli yıllarda da böyle. Toplumun bu meseleyi aşması için daha birlikte ve daha örgütlü durmasına ihtiyaç var. bugüne kadar 9 yıldır burada bu kürsüde ne söylediysek nasıl geldiysek aynı coşkuyla, aynı temizlikle, aynı şeffaflıkla bugün de olduğumuz yerde duruyoruz. Halka karşı hiçbir suç işlemedik. Halkın değerlerine zerre leke sürmedik. Toplumun bütün kesimiyle emeğimizi verdik bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.”

    YENİ YÖNETİM BELLİ OLDU

    Yapılan konuşmaların ardından oy verme işlemine geçildi. Oy sayımının ardından yeni yönetim belirlendi. Seçimi Özgür Demircanlı başkanlığındaki mavi liste kazandı.

    Özgür Demircanlı başkanlığındaki PSAKD Ataşehir Şube Yönetim Kurulu üyeleri ise şöyle:

    “Gülsev Kaya, Mehmet Tekel, Hıdır Akçıl, Saniye Aslan, Ali Karaçay, Özcan Çelik.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kartal mitinginde iktidara seslenildi: Yalanlarınız nafile! – VİDEO

    Kartal mitinginde iktidara seslenildi: Yalanlarınız nafile! – VİDEO

    PİRHA- İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri, kayyımlar ve ekonomik krize karşı miting düzenledi. Ortak açıklamada “Seçme seçilme hakkı saldırı altında. Kadınların şiddet görmeden, öldürülmeden yaşama haklar saldırı altında. Halkların eşit ve barış içinde yaşama iradeleri saldırı altında” denildi.

    İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri, ‘Kayyımlara, düşük ücretlere, vergi soygunluğuna karşı halk için demokrasi, halk için bütçe” talebi ile miting düzenledi.

    Kartal Meydanında yapılan mitingte “Emekçinin asgari ücreti 50 bin TL olmalı. Emekçinin kara kışını durduralım” pankartları açılırken “Kayyımlar gidecek biz kalacağız. Çalışırken ölmek istemiyoruz. Zafer, direnen emekçinin olacak. Jin, jîyan, azadî” sloganları atıldı.

    “ENFLASYONUN SEBEBİ, PATRONLARIN DURDURULMAYAN KARLARI”

    İstanbul Emek Barış Demokrasi Güçleri adına ortak basın açıklamasını Nilay Kuş ile Saliha Bahadırlı okudu. Ortak metinde şu ifadeler yer aldı:

    “İnsanca Yaşam İstiyoruz. Bu Düzeni Değiştireceğiz. Bu ülkede yaşayan herkesin ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal tüm haklarının saldırı altında olduğu bir dönemdeyiz. Emekçilerin işleri, ücretleri saldırı altında. Emeklilerin açlık sınırı üstünde bir aylık alma hakkı saldırı altında. Kamunun sağladığı ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri saldırı altında. Seçme seçilme hakkı saldırı altında. Kadınların şiddet görmeden, öldürülmeden yaşama haklar saldırı altında. Halkların eşit ve barış içinde yaşama iradeleri saldırı altında. Her bir yurttaşın hak ettiği ekonomik refah, adalet ve demokrasi saldırı altında. Emeğiyle geçinmek zorunda olanlar yüksek enflasyon altında eziliyor. Ekonomiyi düzeltme vaadiyle atanan Bakan Şimşek’in programı, işçi emekçiyi ezmekten, halkın cebinde kalan üç kuruşu da sermayeye transfer etmekten başka bir şeyi amaçlamıyor. Asgari ücrete yapılması gereken zammı düşük tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar ve yapacaklar. Aralık ayında belirlenecek asgari ücret zammını hiçbir yıl tutturamadıkları enflasyon beklentilerine göre yapmayı planlıyorlar. Emeğiyle geçinen daha da ezilsin, çalışıp ürettikleri emekçinin değil patronların cebine girsin diye uğraşıyorlar. Açlık sınırının bile altında olan emekli aylıklarını yükseltmeyi ağızlarına bile almıyorlar. Hesaplar ortada. Enflasyonun sebebi ücretler değil, patronların durdurulamayan karlarıdır. Bütçe açığının sebebi emekli aylıkları değil, zenginlerden alınamayan astronomik orandaki vergilerdir.

    İktidara sesleniyoruz, ekonomik gidişatla ilgili yalanlarınız nafile. İşçi emekçiler hak ettiklerini alana kadar mücadelemiz sürecek. Ekonomi bakanı Şimşek ağzını her açtığında vergiyi tabana yaymaktan bahsediyor. Vergiyi tabana yaymak demek, emekçilerin elinde kalan beş kuruşa el konulması; patronların, yandaşların ise bir vergi cennetinde yaşaması demektir. Geçtiğimiz yıl sermayenin 2,1 milyar liralık vergisini almaktan vazgeçenler, bir emekçinin ücretinin ortalama üçte birine vergilerle el koyuyor. Siyasi iktidarın Meclis’e getirdiği 2025 bütçe teklifi, amaçlarını ortaya koyuyor. İşçi emekçinin ödediği vergiler arttırılıyor, patronların ödemesi gerekenler affediliyor. Kamu hizmetlerine ayrılan pay her yıl düşerken faiz ödemelerine, savaş hazırlıklarına ayrılan pay rekorlar kırıyor. Eğitimde ve sağlıkta özelleştirmelerle halkın eğitim ve sağlık hakkının gaspı devam ediyor. Sarayın bütçesi, emekçiye daha çok yükün, zenginlere ise daha çok kıyağın bütçesidir. Tasarruf adı altında çöpleri bile toplanmayan okulların; malzemesiz, doktorsuz hastanelerin bütçesidir. Sarayın bütçesine karşı halkın bütçesi demeye devam edeceğiz. Bir avuç kişinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlara karşı mücadelemizi büyüteceğiz.
    Siyasi iktidar yerel seçimlerde kaybettiği belediyeleri gasp ederek geri almaya çalışıyor. Kayyımlarla halkın seçme seçilme iradesini tanımıyor, en temel demokratik hakları bile çiğniyor. Hukuksuz soruşturmalar, davalar kayyım atamalarına bahane ediliyor. Belediye meclislerinin işleyişi bile engelleniyor. Atanan kayyımların ilk icraati halka karşı belediyelerin etrafını beton bloklarla kapamak oluyor. Kayyımlar rantın, şaibeli ihaleleri önünü açıyor, emekçileri işten çıkarıyor, kadınlara, gençlere yönelik hizmetleri durduruyor. Buradan tekrar ifade ediyoruz, kayyımlar dahil olmak üzere hiç kimse halk iradesinin karşısında duramaz. Kayyımlar gidecek, biz kalacağız.

    “EKMEĞE DEĞİL MERMİYE YATIRIM YAPILMAKTA”

    Ortadoğu’da yıllardır dökülen kanın sorumluları yine savaşın ve katliamların önünü açmaya hazırlanıyor. Siyasi iktidar da cihatçı çetelerle bu plana dahil oluyor, Suriye başta olmak üzere tüm bölgede yayılmacı politikalarını uygulamaya koyuyorlar. Ortadoğu halklarının kanı pahasına emperyalizmin çıkarlarının peşinde koşuyorlar, cihatçı çetelere verdikleri destekle katliamların önünü açıyorlar. Daha çok savaş demek, bu ülkenin kaynaklarının ekmeğe değil mermiye gitmesi demektir. Emekçinin hakkının savaş baronlarına yedirilmesi demektir. Bu coğrafyanın halkları huzur ve barış içinde bir geleceği sonuna kadar hak eder.

    Savaşları, katliamları durdurmak için, emperyalist kapitalist düzen ve onun işbirlikçilerine yönelik mücadelemizden asla geri adım atmayacağız. Barışta ısrar edeceğiz. Bu topraklarda eşit ve kardeşçe, barış içinde bir geleceği kazanacağız.

    Adil bir ülkede, eşit, özgür ve refah içinde yaşamanın önündeki en büyük engel, sömürüden, baskıdan, savaştan beslenen bu düzen ve bu düzenin sürdürücüsü siyasi iktidardır. İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri olarak daha iyi yarınlar için mücadelemizi her alanda sürdüreceğimizi tekrar ifade ediyoruz. Hiçbir baskı bizleri yolumuzdan döndüremeyecek.. Hep birlikte direneceğiz, hep birlikte kazanacağız.

    Krizin faturasını emekçiler ödemeyecek. İnsanca bir yaşam için insanca bir ücret herkesin hakkı. Temel ihtiyaçlardan alınan dolaylı vergiler kaldırılmalı, zenginlere servet vergisi ve artan oranlı gelir vergisi uygulanmalıdır. OVP gibi halk düşmanı uygulamalara son. Halk düşmanı programlar yerine halkın çıkarlarını esas alan emekçi ve halkçı program tek çıkar yolumuzdur. Savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    POLONEZ İŞÇİLERİNDEN ÖLÜM ORUCU KARARI!

    TEKGIDA-İŞ üyeleri Polonez işçileri de kürsüden taleplerini dile getirdi. Aylardır direnen işçiler, “Artık kefenlerimizi giyindik, bugün itibariyle ölüm orucuna başladık. Çatalca’da Adalet Sarayı önünde olacağız. Tüm emek cephesini de desteğe bekliyoruz” açıklamasını yaptı.

    “SEÇİMLE ALAMADIKLARI BELEDİYELERE ÇÖKTÜLER”

    CHP Esenyurt Belediyesi Meclis Üyesi Sadettin Yıldırım da konuşmasında kayyım politikalarına değindi. “Her yer direniş, her yer Esenyurt” sözleriyle konuşmasına başlayan Yıldırım, şunları dile getirdi:
    “Ahmet Özer, ilçemizdeki her iki kişiden birinin oyunu almış birisidir. Hiçbir hukuki yanı olmayan gerekçelerle başkanımızı tutukladılar. Seçimle alamadıkları belediyeleri kayyımla alıyorlar. Bu kararı şiddetle protesto ediyoruz. Esenyurt, yoksulların ilçesidir. AKP, halkın belediyesine çöktü. Esenyurt’ta rant için çöktüler. Kayyumlar gidene kadar mücadelemiz sürecek.

    Yerine kayyım atanan Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de alanı selamlayarak “Bir belediye başkanı, yaşadığı coğrafyayı korur. Biz de Dersim’de kültürümüzü, inancımızı, dilimizi koruduk. Ranta izin vermedik. Bundan sonra da zalimin politikalarına talim etmeyeceğiz” dedi.

    “KAYYUMLAR CUMHURİYETİ!”

    Kayyım atanan Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan da mitingde konuşma yaparak şunları söyledi:
    “‘Kürtlere özgürlük, Ortadoğuya barış’ pankartını alana almayan, yasaklayan akıl, barış yapamaz. 12 Eylül’ün ruhu bu hükümet tarafından yaşatılıyor. İktidar, kayyumlar cumhuriyeti yaratmak istiyor. Demokrasi katlediliyor. Belediyelerimiz gaspedildi. Hakkımızı almak için bizler de dirayetliyiz, bu da onlara dert olsun. Alnımız ak, başımız dik. Kayyım atandıktan sonra belediyeleri karakollara çevrildi. Beton bariyerlerle çevirdiler.”

    Konuşmalar ardından Koma Hewra’nın müzikleri ile miting son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mamak’ta İnsanca Yaşam Mitingi: Mücadelemizi büyüteceğiz-VİDEO

    Mamak’ta İnsanca Yaşam Mitingi: Mücadelemizi büyüteceğiz-VİDEO

    PİRHA- Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Mitingte yapılan ortak açıklamada, “Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır” denildi.

    Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Emek ve Demokrasi Güçleri’nin gerçekleştirdiği miting öncesi kitle Tekmezar Parkı’ndan Tuzluçayır Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından ortak açıklama okundu. Açıklamayı, Hümeyra Hanrarici okudu.

    “ÖLÜM SON DERECE UCUZ HÂLE GELMEKTEDİR”

    Ülkede çalışan her iki kişiden en az birinin asgarî ücretle çalışmakta olduğunu belirten Hümeyra Hanrarici, şunları söyledi:

    “Bu demektir ki her iki kişiden en az biri açlık sınırının altında yaşamaktadır. 2025 yılında da milyonlarca işçi, milyonlarca aile yine açlıkla sınanacaktır. Asgarî ücret zam oranı da, 2025 bütçesi de işçi emekçilere sefaleti dayatacaktır. Uluslararası sermayeye göbekten bağlı olan ülke ekonomisi bir krizin içindedir. Bu kriz yağma, rant, savaş ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda, uluslararası tekellerin çıkarlarını koruyacak şekilde işçi sınıfının üzerine yıkılmıştır. Bu yeni değildir.
    Sermaye işçi sınıfına sadece hayatta kalabileceği koşulları dayatarak krizin yükünü hafifletmek istemektedir. Krizden işçi sınıfının payına üç kuruş ücret, hayat pahalılığı, uzayan iş saatleri düşmüştür. İş cinayetleri, derinleşen borçlanma ve intiharlar açığa çıkan sonuçların en görünür olanlarıdır. Tüm bunlara eşlik eden çürüme giderek derinleşmektedir. Açlık, sefalet ne kadar normalleşirse günü kurtarma hâli o kadar normalleşmekte ve genelleşmektedir. Emekliler, asgarî ücretliler, okulların temiz olması, çocukların tok olması, devlet hastanelerinde bir muayenenin 4 dakikayı geçmesi, ulaşımın ücretsiz ya da indirimli olması onlar için hep zarar hep masraftır. Açlıkla sınananların yaşadıkları mahalleler, sokaklar hem satan için hem içen için uyuşturucu cennetidir; her bir cep telefonu günü kurtarmak zorunda kalan için kumarhaneye dönüşmüştür. Çaresizce sanal bahis, kumarhane ve uyuşturucu ağının içerisine çekilen milyonlarca işçinin maaş diye eline geçen üç kuruşa da bir başka yağmacı sürüsü göz dikmiştir. Devletle kol kola girmiş bu mafyatik ağ, işçileri, kadınları, gençleri hedefine alan devasa bir saldırıyı yönetmektedir. Her an her yerden yükselen şiddet bu çürümenin etkisi altında genelleşmiştir. Hayat pahalıdır, geçinmek pahalıdır, ayın sonunu getirmek oldukça zordur, çalışma koşulları insanî değildir. Ve hayat bu denli zorlaşırken, ölüm son derece ucuz hâle gelmektedir. Hepsi bir kurşun değerindedir.”

    “İKTİDAR ÜÇ KURUŞLUK BİR HAYATI NORMALLEŞTİRMEK İSTEMEKTEDİR”

    Bu saldırılar ile işçi sınıfına, kadınlara, gençlere diz çöktürmeyi hedeflediklerini belirten Hümeyra Hanrarici, “Bu saldırı hem ekonomik bir rant ve yağma üzerine kuruludur hem insana ait ne varsa bütünüyle hedefine alarak üç kuruşluk bir hayatı normalleştirmek istemektedir. İşçi sınıfına yönelen bu bütünlüklü saldırı karşısında elbette direnenler de vardır. Eski Bakanlardan Hüseyin Çelik’in ‘Gezi bizim şaftımızı kaydırdı’ itirafı gerçektir. Dahası Gezi’den bugüne sayısız direniş gerçekleşmiştir. Bu direnişler başta ekonomik temellidir ancak içinden geçtiğimiz son dönemde sendikal örgütlenme taleplerini içerecek şekilde nitelik kazanmaktadır. Yarın siyasal talepler de öne çıkacaktır. Bu aynı zamanda direnişle öğrenen ve gelişme gösteren bir sürecin işaretidir. Egemenler bu gerçeği çok iyi biliyorlar. İktidar iki cephede savaşmaktadır. İç cephe, bir yandan Kürt hareketine karşı savaş, diğer yandan da Gezi Direnişi ile birlikte başlayan ve süren direnişe karşı savaş demektir. Bu savaşın, Kürt cephesinde, keskinleşmiş emek sermaye çatışması ile Kürt halkına yönelik saldırılar tüm çıplaklığı ile açıktır. Seçim sonrası başlatılan kayyum politikaları, sınır bölgelerinde sürekli saldırıların gelişmesi, yarattıkları iç savaşın boyutunu bizlere göstermektedir. Bir yandan normalleşme gibi gösterdikleri söylemleri, diğer yandan bitirmedikleri ve daha da fazlalaştırdıkları saldırıları devam etmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarından, muhtarlara kadar uydurdukları türlü türlü teoriler ile halkın iradesini hiçe sayıp, kendi gelecekleri için iç savaş koşullarında hareket etmektedirler. Demokratik kitle örgütlerine, sendika yöneticilerine kadar baskının boyutu artmıştır. Halklara tarihi boyunca katliamı gösterenler, mayalarının değişmediğini ve gerçek yüzlerini anlamayanlara da göstermeye devam etmişlerdir. Bizler Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar,Çerkezler Anadolu halkları olarak kan ve katliamdan başka bir şey göstermeyenler, kendi örgütlülüğü ile iradesi ile mücadele yürüten halklara savaşın her boyutuyla saldırmaktadır” dedi.

    “EMPERYALİST SAVAŞIN KARŞISINDA DURMAK BUGÜN ZORUNLULUKTUR”

    Hanrarici, “Bizler halklar ortak mücadele ile halkların kardeşliği şiarımız ile topyekün saldırılara karşı birlikte örgütlü güç ile hareket etmemiz gerekmektedir” diyerek şunları söyledi:

    “7 Ekim ile birlikte direnişini daha da büyüten Filistin halkına karşı tetikçi İsrail’in saldırıları devam etmektedir. Ortadoğu’da ki savaş gün geçtikçe daha da genişlemekte ve bizlere etkilerini daha da sıcak hissetmektedir. Suç makinesi ABD ve NATO tetikçileri ile birlikte bölgeyi kana bulamaya devam etmektedirler. Bölge de gelişen direnişleri büyütmek ve sahip çıkmak, emperyalist savaşın karşısında durmak bugün zorunluluktur. İçeride yarattıkları savaşın, kürt illerinde yürütülen savaş ile birlikte savunma sanayi adı altında harcadıkları paraların ülke ekonomisine etkisini de bizlerin omuzlarına yüklemektedirler.”

    “HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”

    İnsanca ve onurlu bir yaşam için örgütlenmekten başka çaremiz olmadığının altını çizen Hümeyra Hanrarici, şu ifadeleri kullandı:
    “Ne savaşları bizim savaşımızdır ne de ekonomik krizleri bizim krizimizdir. Kendi cennetleri söz konusu olduğunda, bizlerin hiç bir önemi yoktur. Bu sebeple bizler kendi gücümüze güveneceğiz ve örgütleneceğiz. Bu nedenle işçilerin, kadınların, öğrencilerin, doğa ve yaşam savunucularının birlikteliği ile gelişen bir örgütlenme ve böylesi bir örgütlenmenin alabileceği her türden kazanım onların korkulu rüyası olacaktır. Bu olmasın diye, Soma madencileri Polonez işçileri ile birlikte mücadele etmesin, direnişler birbirleri için ve aynı zamanda kendi talepleri ile bir araya gelmesin istiyorlar. Çünkü yan yana gelen direnişlerin talepleri daha güçlü açığa çıkacaktır, direnenler örgütlü hareket etmenin gücünü göreceklerdir ve sonuç almayı öğreneceklerdir. İşte o zaman üç kuruşluk değil insanca ve onurlu bir yaşam talebi büyüyecektir ve direnişler tüm bu çürümüş, her yanından pislikler akan sistemin yıkılması için tek ve gerçek odak olacaklardır. Bize düşen, eğitimin, sağlığın, ulaşımın, temel ihtiyaçların ücretsiz olabilmesi koşulu ile sosyalizm için mücadele etmektir. Hastanelerin sağlık emekçileri tarafından, okulların, üniversitelerin öğretmenler, öğrenciler ve çalışanlar tarafından yönetilmesini sağlayacak yapılar kurmaktır. Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır. Bu birliktelik ve kardeşleşme mümkündür. Dahası başka bir çözüm yolu yoktur. Böylesi bir birlikteliği ve kardeşleşmeyi sağlayacak örgütlenme Birleşik Emek Cephesi’dir. Zaman direnişleri örgütleme, büyütme ve bir araya getirmeyi zorunlu kılıyor. Nasıl ki kriz kendi koşullarını bizlere dayatıyor, Birleşik Emek Cephesi ihtiyacı da mücadeleye kendini öyle dayatmaktadır. Birbirimizin kaderi birbirimizin ellerindedir. Halkların ortak mücadelesini büyüteceğiz. İnsanca ve onurlu bir yaşam için mücadelemizi büyüteceğiz.”

    “DAYATILAN ANLAYIŞ ÜLKEYİ YAŞANMAZ HALE GELİRMİŞTİR”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan’ın mektubunun okunmasının ardından konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, “İçinden geçtiğimiz bu günlerde hem ülkede hem de Ortadoğu’da önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Geldiğimiz konumum hep birlikte acısını cekiyoruz. Dayattıkları anlayış ülkemizi yaşanmaz hale gelmiştir. Emeğin pazarlığı yapılmaz, emek kutsaldır. Kayyum anlayışından vazgeçilmelidir. iktidara şunu söylüyoruz Kürtler barış istiyor” dedi.
    Konuşmaların ardından miting açık kürsü şeklinde devam ederken; mitinge Tersname, Murat Yılmaz, İlmek Kadın Müzik Topluluğu şarkıları ile eşlik etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Şam düştü, Esad ülkeyi terk etti

    Şam düştü, Esad ülkeyi terk etti

    PİRHA – Halep’e yönelik 27 Kasım’da saldırı başlatan HTŞ’nin, bu sabaha karşı başkent Şam’da da kontrolü ele geçirdiği belirtildi.

    Suriye’ye dönük 27 Kasım’da saldırı başlatan ve Halep, Hama ile Humus’un kontrolünü alan Heyet Tahrir el Şam’ın, bu sabaha karşı başkent Şam’da da kontrolü ele geçirdiği belirtildi. Ayrıca Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkeyi terk ettiği de bildirildi.

    Paramiliter yapının Telegram hesabından yapılan açıklamada, “tiran Esad’ın gittiği ve Suriye’nin özgür olduğu” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, “Baas yönetiminde 50 yıllık baskının, 13 yıllık suçların, tiranlığın ve zorla yerinden edilmenin ardından bugün, 8 Aralık 2024’te, bu karanlık dönemin bittiğini ve Suriye’de yeni bir dönemin başladığını ilan ediyoruz” denildi. “Herkesin barış içinde yaşadığı ve adaletin üstünlüğünün olduğu” bir devlet vaadinde bulunulan açıklamada, Esad yönetimi sırasında yerinden olan ve cezaevinde tutulan Suriyelilerin evlerine dönebileceği de belirtildi.

    SURİYE BAŞBAKANI CELALİ’DEN AÇIKLAMA

    Öte yandan Suriye Başbakanı Muhammed Gazi Celali, bir video paylaşarak geçiş hükümeti ile işbirliği yapmaya istekli olduğunu açıkladı. Celali açıklamada, “Hükümetin muhalefete elini uzatmaya ve işlevlerini geçiş hükümetine devretmeye hazır olduğunu söyledi. Celali, “Ben evimdeyim ve gitmedim. Bunun sebebi, bu ülkeye ait olmam” dedi.

    Sabah saatlerinde ofisine gideceğini ve çalışmaya devam edeceğini belirten Celali, Suriyelire kamu mallarına zarar vermeme çağrısında da bulundu. Esad’ın ülkeyi terk ettiği yönündeki haberlere ise değinmedi.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın dün akşam saat 22.00’de Şam Uluslararası Havalimanı’ndan ülkeden ayrıldığını duyurdu. Esad’ın hedef bölgesi ise henüz bilinmiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Ferhat Tunç’tan savaşa karşı çağrı: Savaş halklar için yıkımdır – VİDEO

    Sanatçı Ferhat Tunç’tan savaşa karşı çağrı: Savaş halklar için yıkımdır – VİDEO

    PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik devam eden çete saldırılarına ilişkin yaptığı paylaşımda herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırdı.

    Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik 27 Kasım’da başlatılan çete saldırılarına ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.

    “SAVAŞ HALKLAR İÇİN YIKIMDIR”

    Sanatçı Ferhat Tunç, X hesabından şu paylaşımı yaptı:

    “Son birkaç gündür böyle görüntüleri içim sızlayarak ve öfkelenerek izliyorum. Suriye topraklarında Kürt halkına yaşatılan bu zulmü tariflemenin imkânı yoktur. Kürtler söz konusu olduğunda büyük bir akıl ve vicdan yitimi yaşanıyor ne yazık ki. IŞİD ve benzeri cihatçı terör örgütleriyle iş tutmak akıl ve vicdanla nasıl açıklanabilir ki… Bir yandan da “Biz Kürtlerle etle tırnak gibiyiz” diyebilmek! Bu nasıl çelişki, nasıl kardeşlik? Niye görüş belirtmiyorsun, diyerek kızanlar olmuş. Hayatım, yaşadığımız o coğrafyada savaş ve sonuçlarına dair söz söyleyerek geçti. Keşke barışa dair çabamızın, lafımızın, barışı dillendiren ezgilerimizin karşılık bulduğu bir siyaset aklı olsaydı. Savaşın o acımasız yüzünü yerinde yaşamış bir sanatçıyım. ‘Sanatçılar sadece şarkılarını söylesin’ gibi safsatanın parçası asla olmadım. Olmadığım içindir ki yedi yıldır ülkemden, evimden uzağım. Savaş halklar için yıkımdır. Bugün Kürdün, yarın başkasının yıkımı. Herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Adnan Kılıç, 40 yıldır Şahkulu Dergahı’nda zakirlik yapıyor: 12 hizmetin en kutsalı – VİDEO

    Adnan Kılıç, 40 yıldır Şahkulu Dergahı’nda zakirlik yapıyor: 12 hizmetin en kutsalı – VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nda 40 yıldır zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirliğin bir anda olmayacağını belirterek, “Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor” dedi. Kılıç, şu an 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı ve muhabbeti bulamadıklarını da belirterek ekledi: 12 hizmetin en kutsalı zakirlik.

    1963 Sivas Divriği Çamşıhı doğumlu Zakir Adnan Kılıç, yaklaşık 40 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürütüyor. Kılıç’ın ayrıca ‘Alevilikte Birlik Cemi’ ve ‘Şah’a Doğru Giden Kervan’ olmak üzere 2 tane de kaseti bulunuyor.

    1984 yılından beri Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirlik hizmetine dair PİRHA’ya konuştu.

    “İLK OLARAK 1984 YILINDA ZAKİR OLARAK POSTA OTURDUM”

    Zakir Adnan Kılıç, Divriği Çamşıhı bölgesinde müziğin yaşının olmadığını, bölgede anadan doğar doğmaz müziğe başladıklarını belirterek 3-4 yaşlarından beri yörede yapılan cemlerde zakirliği öğrendiğini ifade etti.

    Feyzullah Çınar, Aşık Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Ali Ertekin ve geçen hafta Hakk’a yürüyen Hüseyin Gazi Metin Dede gibi nice ozanlar diyarı olan Çamşıhı bölgesinin suyundan içen, dünyaya gelmiş her canlının müzikle tanıştığını da söyleyen Kılıç, zakirlik hizmetine başlama sürecini şöyle anlattı:

    “Bizim ailede zakir olarak sadece ben bu işe meyil verdim. O da farklı yörelerden gelen ve tanışmış olduğum bir takım dedelerin dizlerinin dibinde oturarak onların nidalarından, eserlerinden, bizim yöreden farklı olan deyişleri, duaz-ı imamlarını dinleyerek ben bu işe karar verdim. İlk zakir olarak 1984’te rahmetli Gürgür Dedenin ve Ali Metin’in Şahkulu’nda yapmış olduğu cemde zakir olarak posta oturdum.”

    “12 HİZMETİN EN KUTSALI ZAKİRLİK; CEMDE BİR COŞKU SELİ HİSSEDİYORSUNUZ”

    Kılıç, cemin içerisinde zakirin yapması gereken ritüellerin çok farklı olduğunu, belli bir periyodik sırayla ceme uymak zorunda olduğunu ifade ederek “Nasıl ki bir su, yavaş yavaş gözeden akar çoğaldıkça çağlamaya başlar, cemde de öyle bir coşku seli hissediyorsunuz. Karşınızdaki insanlara da o duyguyu kendiliğinden verebilmek çok önemli” dedi. Kılıç, şu an yapılan cemlerde, 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı, muhabbeti bulamadıklarını belirterek şu eleştiriyi yaptı:

    “Günümüzde yeni yetişen gençler cemevlerinde 3-4 tane deyiş söylemeyi zakirlik sanıyorlar. Değil aslında. 12 hizmetin en kutsalı zakirlik. Telli kuran dediğimizi Türkçe olarak iyi okumaları lazım. Okudukları şeyi de karşıdaki insanlara iyi yansıtmaları gerekiyor. Bugünki dedeler de maalesef ellerinde, önlerinde dosya ile Cem yürütüyor. Orada duyguyu dosya ile yansıtamazsın. Eski dedeler nasıl ki önlerinde hiçbir şey olmadan o duyguyu yansıtıyorsa zakirler de öyleydi.”

    “İNANCIN YARIŞMASI OLMAZ, HAKK İÇİN YAPILAN ŞEYLERDE GÖSTERİŞ OLMAZ”

    Zakir Adnan Kılıç, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerinden biri olan ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’nı eleştirerek “İnancın yarışması olmaz. Bu bir hizmettir. Hizmet de Hakk için dediğimiz zaman Hakk için yapılan şeyler de göstermelik veya gösteriş için olmaz. Vitrinlik olmaz daha doğrusu” dedi.

    Kılıç, eleştirisine şöyle devam etti:

    “Bugün Anadolu’da zakirliğin mutfak bölümünde hizmet eden, zakirlik yapan yüzlerce belki binlerce canımız var. Ama günümüzde cemevlerinde popülizm adına, ön plana çıkma adına ‘ben daha iyi zakirim, sesim güzel, ben daha iyi cem yapıyorum’ düşüncesiyle bir yarışma içerisine girdiler. Bu da yanlıştır ve inanca zarar verir. Erozyona uğratır. Kendi inancımızı kendi elimizle asimile ediyoruz. Her şeyin bir eğitimi var. Biz yaşlılardan değil yaşayarak öğrendik bu kültürü. Cemlere girerek 4 yaşından beri, kitaplardan değil yaşayarak bizzat öğrendiğimiz için belli aşamalarda görselliğe, yarışmaya yönelik yapılan yenilikler doğru değil. İnanç adına daha doğrusu zakirlik adına ben böyle yarışmaları onaylamıyorum.”

    “DARBEYE RAĞMEN İLK CEMİMİZİ YAPTIK”

    Zakirliğin bir anda olmayacağına da değinen Kılıç, Şahkulu Dergahı’nda yaptıkları ilk ceme dair de şunları konuştu:

    “Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor. İlk başladığımızda buranın bir tadilat durumu vardı. Cemevi yıkık döküktü, biz orayı temizledik. İlk cemimizi perşembe akşamı rahmetli Ali Metin Dede, Kasım Dede, rahmetli Bektaş Dede ve toplam 15 dede ile yaptık. Ocağı yeniden alevlendirmeye çalıştık. O dönemde bir de darbe vardı. O yasaklara rağmen, o korkuya rağmen biz burada cemimizi yaptık. Ateşi yaktık, o ateş o günden bugüne kadar hala alevlenerek yanıyor. Bizden sonra da yanmaya devam edecek.”

    “KENDİ KENDİMİZİ ASİMİLE EDİYORUZ”

    Kılıç, son olarak asimilasyona ve yozlaşmaya dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

    “Benim yakınımda sevdiğim sanatçı arkadaşlarımın çoğu, türkü kafelerde, deyişleri, duaz imamları, semahları yozlaştırdı maalesef. Birebir görüştüğümde de yanlış yaptıklarını, inancı zedelediklerini, sonradan kimsenin saygı duymayacağını kendilerine söylüyordum. Gerçekten de bir şeyi ne kadar çok göz önünde tutarsan insanlara bir bıkkınlık geliyor. Ya da o şeyleri değiştirmeye yönelik yenilikler arandığı zaman bizim aradığımız o otantik duygu kendiliğinden yok oluyor. Bu sefer de kalkıp diyoruz ki bizi asimile etmeye çalışıyorlar. Kimse bizi asimile edemez. Biz kendi kendimizi maalesef asimile ediyoruz, etmeye çaba sarf ediyoruz.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Semahın dönüleceği yer ya dergahlardır ya cemevleridir’ – VİDEO

    ‘Semahın dönüleceği yer ya dergahlardır ya cemevleridir’ – VİDEO

    PİRHA – Semah Eğitmeni Mehmet Ali Ünlü, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın semahı dans gibi gösterip ibadet ritüellerini yarışma konusu yapmasını eleştirerek “Semahın dönüleceği yer ya dergahlardır ya cemevleridir. Semahların başka bir yerde gösteri olarak dönülmesine baştan beri karşıyım” dedi.

    Semah Eğitmeni Mehmet Ali Ünlü, 35 seneye yakın bir süredir semah dönüyor ve Garip Dede Cemevi, Yenibosna Cemevi, Haramidere Cemevi gibi farklı cemevlerinde semah eğitmenliği yapıyor. Semahı bir aşk hali olarak gördüğünü de söyleyen Ünlü, semahın Alevilik için önemli olduğunu, dergahlarda, cemevlerinde, belli kültür merkezlerinde gösteri olarak dönülmesini de doğru bulmadığını ifade ediyor.

    Semah Eğitmeni Mehmet Ali Ünlü ile kendisinin semah eğitmeni olma sürecini, semahın manasını, semah eğitiminin detaylarını ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın semahı dans gibi gösterip ibadet ritüellerini yarışma konusu yapmasını konuştuk.

    “SEMAHI ÖĞRETMEM GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜP BU İŞE BAŞLADIM”

    35 senedir semah döndüğünü belirten Semah Eğitmeni Mehmet Ali Ünlü, semah eğitmeni olma serüvenini şu ifadelerle dile getirdi:

    “8 yaşlarındayken Malatya’da görgü cemlerimiz yapılırdı. Bizler de çocuk olarak çok merak eder ve katılırdık. Semah ile ilk tanışmam köyümüzün yaşlıları aracılığıyla oldu. Cemler köyde bizim evimizde yapılıyordu. Yaşlılar kalkıp bir gün semah dönmeye başlamışlardı, çocuklar olarak bizim çok hoşumuza gitmişti. Tabii o an manasını bilmiyorduk ama o aşk halini çocuk da olsak hissetmiştik. Evlerimiz topraktandı ve yaşlılar o kadar hızlı dönüyorlardı ki tavandan toprakların döküldüğünü hatırlıyorum. 15 yaşındayken İstanbul’a geldik ve o yıllarda Garip Dede Cemevine gidiyordum. Hatta bu cemevinin kuruluşunda da yer aldım. Sonrasında bir buçuk yıl semah kursuna katıldım. Semaha yoğunluk vermeye başladım, köyleri gezdim. Anadolu’nun farklı illerinde köyleri gezip cemlere katıldım ve semahları kaydettim. Sonra bu işe daha fazla yoğunlaştım ve semahı öğretmem gerektiğini düşündüm ve başladım.”

    “SEMAH MAALESEF BİRAZ FOLKLORİK DURUMA GİRDİ”

    1999 yılından beri Erikli Baba Cemevi’nde hizmet yürüttüğünü belirten Mehmet Ali Ünlü, semahın kendisi için ilahi bir olay olduğunu, Hakk ile Hakk olma anlamına geldiğini söyleyerek “Semah, Kırklar Ceminde başladığından bizim için önemli bir yeri vardır. Ben semah dönerken o ilahi aşkı yakalamak isterim ve çoğu zaman da yakalıyorum ama tabii ki semah öğretirken bu duyguyu yakalamak kolay değil. Semah Alevi toplumunun olmazsa olmazlarından birisidir. Semah dönerken o ilahi aşkı hep yakalamak istiyorum” dedi. Ünlü, ayrıca geçmişte insanların semahı, Alevilik inancını daha yoğun yaşadıklarını kaydederek şu eleştirilerde bulundu:

    “Senede bir ya da iki kere cem yapılıyordu. Görgü cemleri, Hızır cemleri ya da Abdal Musa Cemleri yapılırdı ve insanlar o cemlere açlardı. Onun için de insanlar duygularını daha yoğun yaşıyorlardı ama kentlere geldik cemevleri kuruldu her hafta cemler yapılmaya başlandı ve o duygudan biraz uzaklaşmış olduk. Semah da maalesef biraz folklorik duruma girdi. Semah ilk yayılmaya başladığında folklor hocaları, olmayan semahları döndürmeye başlattı, yörelerden uzaklaştırdılar. Yani kentte farklı bir semah ritüeli oluşturdular. Bu pek de doğru olmadı.”

    “SEMAHLARI DEĞİŞTİRMEDEN GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUM”

    Mehmet Ali Ünlü, Erikli Baba Vakfı’nda yürüttüğü semah eğitiminin detaylarını da anlattı. Semahları değiştirmeden göstermeye çalıştıklarını da ifade eden Ünlü, “Yaklaşık 18 yıl önce burada yöresel köy semahı programı başlattık. Örneğin Arguvan’ın Bozuk Semahı Arguvan’da nasıl dönülüyorsa burada da o şekilde öğretiyoruz. Örneğin Sivas Kırat Semahı, Divriği yöresinde bu semah nasıl dönülüyorsa burada da o şekilde öğretiyorum. Semahları değiştirmeden neyse o şekilde göstermeye çalışıyorum” dedi.

    “SEMAHTA TEK TİP ELBİSE OLMASINA KARŞIYIM”

    Semah dönenlerin tek tip kıyafet ile meydana çıkmaması gerektiğini de belirten Mehmet Ali Ünlü, şöyle devam etti:

    “Semahta ne bir figür ne de tek bir elbise olayı yoktur. İnsanlar içinden geldiği gibi o anda döner ama kentlere gelindiği zaman ‘Semah ekibi’ diye bir olgu oluştu. Semah herkesin dönmesi gereken bir durum nasıl ki Kırklar Cemi’nde herkes kalkıp birlikte Semah dönüyorsa semahta tek tip bir elbise olmasına da karşıyım. Ama şu da önemli tabii cemevine girerken hani edep erkan ile girelim diyoruz ya tabii ki düzgün temiz uyumlu giyinmek doğrudur ama tek tip kıyafet olmasını doğru bulmuyorum.”

    Ünlü, semah dönerken el ve ayak figürlerinin manalarına dair de konuştu. Ünlü, Alevilikte turna kuşunun çok önemli olduğuna ve Turnalar Semahı’nın da bulunduğuna değinerek “Semah figürlerinin çoğu turnanın o hareketlerine yansıtılır. Turnanın kanat çırpması, eşine yaklaşımı gibi… Onun haricinde belli el figürleri vardır Hakk’tan aldım, Hakk’a verdim veya lokmamızı meydana getirdik, paylaştırdık, bir olduk gibi işaretler de var. Bunun haricinde evrenin dönüşünü temsil eden farklı figürler de olduğunu söyleyebilirim” dedi.

    “KURSLARDA İLK OLARAK SEMAHIN BİR GÖSTERİ OLMADIĞINI ANLATIYORUM”

    Erikli Baba Vakfında yürütülen semah kurslarına da değinen Mehmet Ali Ünlü şu bilgileri paylaştı:

    “Semahta 1 yaş sınırlaması yok yani 7 yaşından 70 yaşına kadar insanlar gelip eğitim alabilirler. Mesela buraya gelen yaşlı canlarımız da var. Semaha eğitime gelenlere ilk başta söylediğim, semahın neden dönülmesi gerektiği, semahın nerede dönülmesi gerektiği, semahın ne olduğu konular oluyor. Yani semahın bir halk oyunu, bir folklor, gösteri olmadığını anlatıyorum. Semahın cemevlerinde dönülmesi gerektiğini Cem ibadetinin doruk noktası olduğu ile ilgili 2-3 haftalık önce sohbetlerimiz oluyor. Sonrasında ise eğitim sürecimiz başlıyor. Aslında semah herkesin içinden geldiği gibi dönmesi gereken bir durum ama şimdi kentte yaşıyoruz ve insanlara yörelerinin semahını öğretmek için bu yaptığımıza eğitim diyoruz. Şu an 80 civarında katılım var. Haftada 2 gün eğitimimiz var. Perşembe günleri de zaten cem ibadetimiz oluyor.”

    “MUTLAKA CEMEVLERİNE GELİN, SEMAH ÖĞRENİN”

    Semah eğitimlerine katılma konusunda çağrı da yapan Mehmet Ali Ünlü, “Bir Alevinin Cem’e katıldığında doruk noktası semahtır dedik. Bunun için yaşlı genç demeden herkesin semah öğrenmesi gerekmekte. Çünkü Yol’umuzun olmazsa olmazı semahtır, bunu da herkesin bilmesi gerekir. Onun için canlardan şöyle bir talebim olabilir. Mutlaka cemevlerine gelin, semah öğrenin ama bunu öğrenirken de bir halk oyunu olarak değil, Yol’un bir temeli, Yol’un son noktası olarak düşünüp öğrenin.”

    “SEMAHIN DÖNÜLECEĞİ YER YA DERGAHLARDIR YA DA CEMEVLERİDİR”

    Mehmet Ali Ünlü, Alevi Bektaşi kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine de değindi. Ünlü, semahı dans gibi gösterip ibadet ritüellerini yarışma konusu yapan başkanlığa dair şu eleştirileri yaptı:

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Aleviliği bir nevi bölmek parçalamak adı altında kurulan bir kurum. Nasıl ki işte TRT’de güzel Kur’an okuma kursu var ise şimdi de güzel deyiş okuma, zakirlik, semah gibi durumlar var ve ben bu yapılanları doğru bulmuyorum. Bu yapılanlar Yol’umuza erkanımıza uygun olmayan şeyler. Yol’umuzda, erkanımızda döndüğün semahın, zakirin güzel olması gibi bir amaç yok, orada sadece hizmetin düzgün bir şekilde yürümesi var. Alevi kurumlarının bu başkanlığa destek vermesini de doğru bulmuyorum. Çünkü semahın dönüleceği yer ya dergahlardır ya cemevleridir. Semahların başka bir yerde gösteri olarak dönülmesine baştan beri karşıyım.”

    Eren GÜVEN-Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Kars’ta terk edilmiş bir köyde çekilen ‘Çiğdem’ filminin galası İngiltere’de yapıldı

    Kars’ta terk edilmiş bir köyde çekilen ‘Çiğdem’ filminin galası İngiltere’de yapıldı

    PİRHA – Kurtuluş Baştimar imzalı ‘Çiğdem’ filminin uluslararası galası, İngiltere’nin Glasgow kentinde yapıldı.

    Kars’ta, terk edilmiş bir köyde dört kişilik bir ekiple çekilen Kurtuluş Baştimar imzalı Çiğdem filminin uluslararası Galası, İngiltere’nin Glasgow kentinde gerçekleştirildi.

    Avrupa Film Birliği tarafından, bağımsız film yapımcılarını ve yönetmenleri cesaretlendirmek ve gelecekteki yapımları desteklemek amacıyla düzenlenen Avrupa Film Birliği Gala Gecesi’nde Kurtuluş Baştimar’ın ilk uzun metraj filmi Çiğdem, dünyanın farklı ülkelerinden gelen izleyicileri ile buluştu. Festival sürecini tamamlayan Çiğdem filmi, yakın zamanda Türkiye ve Avrupa’daki sinemalarda izleyiciler ile buluşacak.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Ankara’daki ‘Geçinemiyoruz’ mitingi başladı – VİDEO

    Ankara’daki ‘Geçinemiyoruz’ mitingi başladı – VİDEO

    PİRHA – KESK’in çağrısıyla Ankara’da “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” sloganıyla yapılacak olan miting başladı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) çağrısıyla Ankara’da “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” sloganıyla miting düzenleniyor. Birçok ilden Ankara’ya gelen sendikalar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri toplanmaya başladı.

    Mitingden önce toplanan kitle Tandoğan Meydanı’na yürüyüş düzenledi.

    Ayrıntılar geliyor…

    PİRHA/ANKARA

  • Adı yolsuzluklara karışan Ali Tekataş Dersim’de kayyım yardımcısı oldu

    Adı yolsuzluklara karışan Ali Tekataş Dersim’de kayyım yardımcısı oldu

    PİRHA – Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun kayyım olarak atandığı Dersim Belediyesi’ne, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevinde adı yolsuzlukla anılan Ali Tekataş kayyım yardımcısı olarak atandı.

    Dersim Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, Dersim Belediyesi başkan yardımcıları Mustafa Taşkale ve Ümit Kaya’yı görevden aldı. Bunun üzerine Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde TİSKİ Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde adı yolsuzluklarla anılan ve usulsüzlükleri Sayıştay raporlarına yansıyan Ali Tekataş, Dersim Belediyesi’ne kayyım yardımcısı olarak atandı.

    5 yıl boyunca TİSKİ Genel Müdürü görevinde bulunan Ali Tekataş, TİSKİ idaresindeki aksaklıkları yönetememesi ve sorumluluğunda olan Trabzon içme suyu şebeke çalışmalarına dair teknik ve idari yetersizlikleri gerekçe yapılarak görevden alınmıştı.

    Tekataş, 2017 yılında Van Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik kayyum darbesinin ardından kayyum olarak atanan Murat Zorluoğlu tarafından Van Büyükşehir Belediyesi Su Kanalizasyon İşleri (VASKİ) Genel Müdürlüğü görevine getirilmişti.

    Genel müdürlüğü sırasında yaptığı usulsüzlükler, işçilere uyguladığı mobbingle sık sık gündemde olan Tekataş, 2024 yılı yerel seçimlerinde memleketi Elazığ’da AKP’den belediye başkanlığı aday adaylığı başvurusu yapmış, ancak aday gösterilmemişti.

    Usulsüzlüklerinin hesabını vermeyen Tekataş, şimdi de Dersim Belediyesine yapılan darbeyle kayyım olarak atanan Bülent Tekbıyıkoğlu’nun yardımcılığı görevine getirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Altunok ve Malkoç: Pirliğin cinsiyeti yoktur, analarla dedeler birlikte Yola hizmet etmeli

    Altunok ve Malkoç: Pirliğin cinsiyeti yoktur, analarla dedeler birlikte Yola hizmet etmeli

    PİRHA – Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana ve Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, 20 Kasım’da Erikli Baba Cemevi’nde dedelerle yapılan toplantıda anaların olmamasını eleştirdiler. Altunok ve Malkoç, pirliğin cinsiyetinin olmadığını ve anaların da dedelerle birlikte Yola hizmet etmesi gerektiğini söylediler.

    Birçok ocak mensubu dede/pir, 20 Kasım’da Erikli Baba Dergahı’nda toplantı yaparak Alevi toplumunun sorunlarını ele aldı. Toplantının bir diğer konusu da dedelerin; anaların cem yürütemeyeceği, cem anında kadın ve erkeğin ayrı oturması gerektiği üzerinde durmalarıydı.

    Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana ve Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, söz konusu dedelerin kadınlara karşı aldığı tutumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “PİRLİĞİN CİNSİYETİ YOKTUR, KADIN CANLARIN DA TOPLANTIDA OLMASI GEREKİYORDU”

    Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana, Alevilerde can varsa kadın canların da toplantıda bulunması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Örgüt, anadan başlar, kadınlardan başlar. Yolu ana yürütür Yol anadır. Baş Köylü Pir Hasan Efendi’nin deyimiyle Yol anadan başlar. Ana Yoldur. Her cemde her toplumda ananın olmadığı bir yeri düşünemeyiz bile. Kadınların, anaların orada bulunması gerekirdi, orada muhabbetlerini kadınlarla paylaşmaları lazımdı. Zaten biz bu yüzden hizmet içerisindeyiz. Avrupa İnanç Kurulu’nda önceden hiç ana yoktu ama Celal Keykubat nezdinde şu anki dönemde 5-6 ana var. Analar pirlerle/dedelerle birlikte hizmet yürütüyorlar. Pirliğin cinsiyeti de yoktur. Bu toplantı da da muhakkak anaların olması gerekiyordu. Doğuran, büyüten anadır. Yol anadan gider. Nasıl böyle bir şey olabilir?”

    “KADINLAR ÖN SAFLARDA YER ALMALILAR”

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, anaların aktif bir şekilde Yola hizmet etmesi gerektiğini ve Alevi kadınların kurumlarda da ön saflarda yer edinmelerinin önemli olduğunu vurguladı.

    Malkoç şöyle devam etti:

    “Yol hizmeti yürüten analar varsa ve toplantıya davet edilmemişse bu bir eksiktir. Analar tabii ki orada olmalıydı. Türkiye’de hizmet eden ana var mı? Bir ana da ocağın evladıdır. Bu Yola ikrar veren analarımız hizmet yapabilir. Rızasız lokma yemeyiz. Rızasız erkan yürütmeyiz onun için o düşünce fikir yanlıştır. Biz cemevlerimizin, dergahlarımızın kapısının eşiğinden can olarak girdikten sonra kadın erkek sorunu kalkmış olur. Ve bu Yolda ocak sahibi olan, ocağın evlatları hizmet eden canlarımız, hizmetin hakkını verebiliyorlarsa ve ikrarlılarsa kendi mürşidinden, pirinden rızalık almışlarsa bu yolda hizmet yapabilirler. Bizim muhabbetimizde kadın erkek ayrımı yoktur. Analarımızın kendi varlıklarını gösterip dedelerle birlikte cem erkanı yürütmesi gerekiyor. Analarımız artık aktif bir şekilde Yola hizmet etsinler. Dedelerle birlikte el ele el Hakk’a. Evet kadınlarımızı bu yolda görünür kılmamız gerekiyor. Kurumsal olarak da baktığımızda kadınlar artık ön saflarda yer almalılar.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/PİRHA

  • 28 KASIM 2024 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    28 KASIM 2024 ÇARŞAMBA-GÜNDEM

    -Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana ve Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, 20 Kasım’da Erikli Baba Cemevi’nde dedelerle yapılan toplantıda anaların cem yürütemeyeceği ve cem anında kadın erkeğin ayrı oturması gerektiği konusuna değinilmesine ilişkin tepki göstererek pirliğin cinsiyetinin olmadığını ve anaların da dedelerle birlikte yola hizmet etmesi gerektiğini söyledi. FOTO

    -Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, saat 18.00’de Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlara ilişkin ‘Dersim’deki karanlığa sen de bir çerağ uyandır’ diyerek dernek binasında basın toplantısı yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Hüseyin Abdal Ocağı Dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, geçirdiği beyin operasyonu sonrasında yoğun bakıma alındı. FOTO

    -Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, saat 17.30’da Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlara ilişkin dernek binasında basın toplantısı yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    – 30 yıllık hapis cezasını doldurmasına rağmen tahliyesi uzun bir süre engellenen Şair İlhan Sami çomak özgürlüğüne kavuştu. Çomak PİRHA’ya verdiği röportajda, bundan sonraki yaşantısına dair planlamasını anlattı. GÖRÜNTÜLÜ

    -İHD Mersin Şubesi Temmuz-Ekim 2024 dönemi Bölge Hapishane Raporu ile ilgili saat 12.30’da basın toplantısı yapacak. GÖRÜNTÜLÜ