Yazar: Eren Güven

  • Cemil Aksu: Bu bir kıyamet senaryosu değil, kapitalizmin eseri! – VİDEO

    Cemil Aksu: Bu bir kıyamet senaryosu değil, kapitalizmin eseri! – VİDEO

    PİRHA – “Tabiata Tahakküm ve Direniş” adlı kitabın yazarı Cemil Aksu, kapitalist sistemin çevre üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Küresel çevre politikalarına ilişkin “Bu gidişat, dünyanın Afrikalaşması demek” diyen Aksu, insanlığı bekleyen tehlikenin yalnızca ekolojik değil, varoluşsal bir kriz olduğuna dikkat çekti.

    Yazın dünyasında uzun yıllardır editöryal çalışmaları ve makaleleriyle tanınan Cemil Aksu’nun ilk kitabı Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi / Tabiata Tahakküm ve Direniş, Ceylan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, çevre sorunlarının kaynağına inerek kapitalist üretim ilişkilerini mercek altına alırken, dünya ve Türkiye çevre hareketlerinin tarihsel mücadelesini de ele alıyor.

    Aksu ile yeni kitabı, ekolojik yıkımın nedenleri ve kapitalist sistemin doğa üzerindeki tahakkümü üzerine konuştuk.

    “YURDUN HER TARAFI CEHENNEM KUYUSUNA ÇEVRİLİYOR”

    Aksu, kitabının yalnızca Türkiye çevre hareketinin tarihini anlatmadığını vurgulayarak, bugün yaşanan ekolojik krizin küresel kapitalist sistemle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Dünyanın hem iklim krizi hem de yeni bir sömürgecilik dalgasıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Aksu, özellikle madencilik ve enerji yatırımlarının Türkiye’de ekolojik yıkımı derinleştirdiğine dikkat çekti.

    Türkiye’de tarım alanlarının, ormanların, meraların ve nehirlerin büyük ölçüde maden şirketlerine ruhsatlandırıldığını ifade eden Aksu, bazı kentlerin yüzölçümünün yüzde 90’ının maden sahası ilan edildiğini hatırlattı. “İliç’te yaşanan felaket, ülkenin geneline yayılmış durumda. Yurdun her tarafı bir cehennem kuyusuna çevrilmek isteniyor” dedi.

    Bu projelerin yalnızca birkaç şirketle sınırlı olmadığını vurgulayan Aksu, yaşanan ekolojik yıkımın küresel kapitalizmin ve Türkiye’deki sermaye birikim modelinin bir sonucu olduğunu belirtti.

    EKOLOJİK YIKIMIN ASIL SORUMLUSU KİM?

    Çevre sorunlarının bireysel tüketim alışkanlıklarına indirgenmesini eleştiren Aksu, asıl sorumluların küresel şirketler ve onların politikalarını uygulayan devletler olduğunu söyledi. “Ekolojik yıkım, kapitalizmin doğuşuyla birlikte gelişti. Doğanın ve emeğin sınırsız sömürüsü bu krizi yarattı” diyen Aksu, emperyalist ülkelerin Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar pek çok coğrafyada ekolojik ve insani yıkımın baş aktörü olduğunu ifade etti.

    AKP DÖNEMİ: ŞİRKETLER İÇİN ‘ALTIN YILLAR’

    Aksu’ya göre Türkiye’de ekolojik yıkımın ivme kazanması 12 Eylül sonrası neoliberal politikalarla başladı, AKP döneminde ise zirveye ulaştı. İnşaat, enerji ve madencilik sektörlerinin kalkınma adı altında büyütüldüğünü belirten Aksu, özellikle Kürt illerinde ekolojik tahribatın ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.

    Buna karşın çevre direnişlerinin de AKP döneminde yaygınlaştığını ifade eden Aksu, ekoloji mücadelesinin ülke genelinde daha görünür ve çeşitli hale geldiğini vurguladı.

    “BU GİDİŞAT, DÜNYANIN AFRİKALAŞMASI”

    Dünyayı bekleyen tehlikeyi “insan eliyle yaratılmış bir kıyamet” olarak tanımlayan Aksu, nükleer savaş tartışmalarından uzay madenciliğine kadar birçok gelişmenin kapitalist sistemin çıkmazını gösterdiğini söyledi. “Bu gidişat, dünyanın Afrikalaşmasıdır” diyen Aksu, insani felaketlerin, kuraklığın ve savaşların küresel ölçekte derinleştiğini ifade etti.

    Aksu, insan türünün dahi yok olabileceği bir savaş ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, Suriye’deki saldırılar ve Türkiye’deki hak ihlallerinin bu karanlık tablonun parçaları olduğunu dile getirdi.

    TÜRKİYE’DE EKOLOJİK YIKIMIN BOYUTLARI

    Polen Ekoloji Kolektifi ve MTA verilerine işaret eden Aksu, Tekirdağ büyüklüğünde bir alanın maden ruhsat sahası ilan edildiğini, sulak alanların yüzde 70’inin yok edildiğini söyledi. Menderes, Gediz, Fırat ve Ceyhan gibi nehir havzalarının ise sanayi ve kentsel kirlilik nedeniyle “ölü nehir” haline geldiğini vurguladı.

    Aksu, ekolojik yıkımın yalnızca orman kaybıyla sınırlı olmadığını, gıdaya erişim, su kıtlığı ve halk sağlığı sorunlarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtti.

    RANT ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM VE TARIM

    Kentsel dönüşüm politikalarının barınma hakkını değil rantı esas aldığını söyleyen Aksu, inşaat sektörünün tetiklediği madencilik ve enerji yatırımlarının ekolojik yıkımı daha da derinleştirdiğini ifade etti.

    Tarım politikalarına ilişkin değerlendirmesinde ise Karl Marx’ın “toprağı soyma sanatı” tanımını hatırlatan Aksu, bugün tarımın birkaç kimya şirketinin denetimine girdiğini söyledi. Yapay gübreler, pestisitler ve GDO’lu tohumlarla toprağın hızla tükendiğini belirten Aksu, artan kanser vakalarının da bu sürecin sonucu olduğunu dile getirdi.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır-VİDEO

    Celal Fırat: ‘Kardeş dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Suriye’ye ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada barış vurgusu yaparak “Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır” dedi. Fırat, Suriyeli Kürt ve Alevilerle olan akrabalık ilişkisine de değinerek “Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır” sözlerini ekledi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de HTŞ tarafından sürdürülen saldırılara ilişkin Meclis Genel Kurulunda söz aldı. Fırat, yüzyıllardır Orta Doğu’da din adına büyük acılar yaşandığının altını çizdi.

    Suriye’de din ulemaları tarafından savaşa dair çağrı yapıldığını hatırlatan Fırat, “Oysa insanlığın ortak vicdanında adalet, merhamet en temel değerdir. Hiçbir kutsal söz, masum bir canın katledilmesini, bir kadının onurunun çiğnenmesini, bir çocuğun öldürülmesini meşrulaştıramaz. Şunu da açıkça söylemeliyiz: Din, şiddetin gerekçesi olamaz, inanç insanı incitmenin aracı olamaz” dedi.

    “SAVAŞIN DİLİ GÜÇLENİRSE HERKES KAYBEDER”

    Milletvekili Fırat, bütün etnik grupların, inançların beraber yaşayabilecekleri bir Suriye’ye destek olunması gerektiğini söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Kan, gözyaşı yüzyıllardır o topraklarda eksik olmadı, artık hep beraber buna “Dur!” diyelim. Bunun da koşulu herkesin kimliğine, diline, inancına değer verip sahip çıkmakla mümkündür; bunu da hep beraber başarabiliriz.

    Hemen yanı başımızda büyük acılar yaşanıyor, bu halkımızın da yüreğini yakıyor çünkü oradakiler akrabalarımız. Türkiye ve bize düşen de yeni düşmanlıklar üretmek değil, diyalog kanallarını açık tutmak, komşu halklarla karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurmaktır. Unutmayalım ki, güvenlik yalnızca askerî yöntemlerle değil, adaletle, eşitlikle, karşılıklı anlayışla anlaşılır. Bu coğrafyada barışın dili güçlenirse herkes kazanır, savaşın dili güçlenirse herkes kaybeder.

    Türkiye’de iç barışı tesis etmeye çalıştığımız bugünlerde “kardeş” dediğiniz bir halkın haykırışlarını duymamak kimseye bir şey kazandırmayacaktır, tam tersine herkese acılar yaşatacaktır. Suriyeli Kürtler ve Aleviler bu ülke halklarının da akrabalarıdır. Cihatçı karanlık yapılar hiçbir zaman bizim akrabamız olmadı, olmayacaktır.

    Biz Alevilerde bir söz vardır. ‘Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak.’ O söz yalnızca bir kelime değil, bütün insanlığa ait bir vicdanın çağrısıdır.

    Kerbelâ’dan beri bildiğimiz çok temel bir hakikat vardır:

    Zulüm kimden gelirse gelsin, yapılırsa yapılsın zulme ‘Dur’ der ve adalet kimlik sormaz. Bugün Orta Doğu’da, Kürtler, Ezidiler, Aleviler, Hristiyanlar aynı acıyı yaşıyor, aynı göç yollarına düşüyor, aynı toprakta çocuklarını toprağa veriyor.

    Bu vicdan mıdır, bu adalet midir? Bu Meclisin görevi toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmektir; inançları karşı karşıya getirmek değil, yan yana getirip yaşatmaktır.

    “MAZLUMUN OLDUĞU YERDE DURALIM”

    DEM Partili Fırat, nefret dilinin büyük acılara yol açacağını vurgulayarak Meclis Genel Kuruluna şu sözlerle seslendi:

    “Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Roboski’de, Halepçe… Bu acıların bir daha yaşanmaması için dilimize, üslubumuza hep birlikte dikkat etmeliyiz. İnanç öldürmek için değildir, yaşatmak içindir, inanç bölmek için değil, birleştirmek içindir. Yaratıcının adı şiddetin değil, merhametin yanında anılmalıdır.

    Âşık Veysel’in bir dörtlüğüne hep beraber kulak verelim:

    “Yezit nedir, ne kızılbaş

    Değil miyiz hep bir kardaş

    Bizi yakar bizim ataş

    Söndürmektir tek çaresi.’

    ‘Bizim davamız insanlık davasıdır.’ der Âşık Veysel. Hızır ayına girdiğimiz bugünlerde mazlumun yanında durmak, darda kalana yetişmek, zulmün karşısında susmamak gücü değil hakkı gözetmek Hızır olmanın özüdür. Alevi yolunda Hızır aklın, vicdanın, merhametin ortak sesidir. Bir kapıyı çalarken erdem, bir lokmayı paylaşırken adalet, haksızlık karşısında cesarettir.

    Esas olan, insanın kendi içindeki sağduyuyu diri tutmasıdır. Hızır, en çok insanın insana iyi olabildiği yerdedir, vicdanındadır. Biz de mazlumun olduğu yerde duralım diyorum. Bu ülkenin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey öfke değil sağduyu, ayrışma değil ortak akıldır. Sorunları bağırarak değil konuşarak, düşmanlaştırarak değil birlikte muhabbet ederek çözebiliriz. Birliğe, adalete, insan onuruna dayanan ortak akıl etrafında buluşmak artık bir tercih değil zorunluluktur. Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalı’ – VİDEO

    ‘Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalı’ – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, saldırı altındaki Kuzey ve Doğu Suriye için TBMM’den seslendi. Fırat, “Bizler bu tehdide karşı dayanışmayı, barışı ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    Rojava’ya yönelik günlerdir süren saldırılara DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’tan tepki geldi.

    Genel kurulda söz alan Fırat, cihatçı saldırıların tehlikesine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Rojava’da Kürt halkının büyük bedellerle elde ettiği kazanımlar, bugün HTŞ gibi cihatçı ve karanlık yapılar tarafından hedef alınmaktadır. Bu saldırılar yalnızca bir halkın iradesine değil; Ortadoğu’da barış, birlikte yaşam ve demokratik çözüm umuduna yönelik saldırıdır.

    Rojava’da inşa edilen şey; kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini ve yerel demokrasiyi esas alan bir yaşam modelidir. HTŞ’nin saldırıları ise bu modeli boğmak, halkları yeniden savaş ve zorbalık kıskacına almak istemektedir.”

    “TÜRKİYE, NET BİR TUTUM ALMALIDIR”

    Celal Fırat, TBMM’nin Suriye’deki saldırılara suskun kalmaması gerektiğini de ifade etti. Fırat konuşmasına şöyle devam etti:

    “Türkiye, İŞİD artığı cihatçı yapılara karşı net bir tutum almalıdır. Rojava’ya yönelik her saldırı, barışa ve halkların ortak geleceğine yönelmiş bir tehdittir. Bizler bu tehdide karşı dayanışmayı, barışı ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Karyağdı Baba Tekkesi, iktidarlarların sürüncemesiyle yok olma tehdidi altında!-VİDEO

    Karyağdı Baba Tekkesi, iktidarlarların sürüncemesiyle yok olma tehdidi altında!-VİDEO

    PİRHA –Bektaşi geleneğinin İstanbul’daki hafızalarından biri olan Karyağdı Baba Tekkesi, günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Tekkenin yeniden inşası için yapılan başvurulara ise henüz olumlu cevap verilmedi. Baba Derviş Cem Çiçek, söz konusu mekanın işgal altında bulunduğunu belirterek “Elimizden geldiğince tekkeyi korumaya çalışıyoruz ama çalınan şeyler de oldu” dedi. Milletvekili Celal Fırat ise “Dergahın bu noktaya getirilmesi, devletin ayıbıdır” sözleriyle tepki gösterdi.

    Tarihi geçmişi 16. yüzyıla dayanan Karyağdı Baba Tekkesi, bugün halen yasakçı zihniyetin hakimiyeti altında tutuluyor.

    1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanması üzerine Karyağdı Baba Tekkesi’nin meydan evi yıktırılıp, tekkenin tüm faaliyetlerine son verildi. Yıllar boyunca yıkık bir halde kalan tekke, 1839-1861 yılları arasında Mehmet Necib Baba tarafından yeniden inşa edildi. 1925 yılında tekke ve türbelerin yeniden kapatılmasıyla birlikte Karyağdı Baba Tekkesi’nin kapılarına bir kez daha kilit vuruldu.

    1940’lı yıllara kadar gizli halde hizmet yürütülen tekke, sonraki yıllarda tamamen atıl bir hale geldi. Karyağdı Baba Tekkesi’nden günümüze kadar bir tek hazire alanı ayakta kalabildi. Tekkeye ait eserlerle birlikte araziler de gasp edildi.

    Şahkulu Sultan Vakfı’nın mülkiyetinde olan tekkenin, bugün yeniden inşa edilebilmesi için kimi girişimlerde bulunulsa da süreç, mevcut idarelerin sürüncemesinde bırakıldı.

    TEKKENİN YENİDEN İNŞASI İÇİN PROJE HAZIR AMA…

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’na bağlı Baba Derviş Cem Çiçek, Karyağdı Baba Tekkesi’ne yönelik baskı ve yasaklara dikkat çekti. Tekkenin yeniden inşası için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin birtakım girişimlerde bulunduğunu söyleyen Çiçek, “Belediye, şartnamesini düzenleyip, yerin plan ve projesini de hazırlamış. Ama ne hazindir ki bir türlü birisi adım atıp da önümüzü açmıyor. Buradaki mezarların hepsi tarihi. Karaağaç Türbesi’nin son postnişin olan Hafız Baba’nın mezarı da burada. Tekkeye ait toplam 11 dönüm arazi var ancak hepsi işgal edilmiş. Hemen yakınımızda Bektaşi dergahı Hasan Baba Türbesi var. Oraya da çöküp otel yapmışlar. Tekke de o otelin arazisinin içerisinde kalmış. Halbuki o arazi de buraya dahil. Osmanlı tapuları var” diye belirtti.

    DEVLET ENGELİ!

    Baba Derviş Cem Çiçek, Karyağdı Baba Tekkesi’nin yeniden inşası için kamuoyu oluşturmak gerektiğini söyleyerek şu bilgileri de paylaştı:

    “Şahkulu Sultan Vakfı yöneticileri de işin sürüncemede tutulduğunu söylüyor. İBB yetkilileri, burada birtakım kazı işlemi de yaparak restorasyon projesini onaylandı. Sonrasında Anıtlar Kurulu’ndan geldiler. Proje o kuruldan da geçti. Şimdi İBB, ‘Para yok’ diyor! Şimdi Şahkulu Sultan Vakfı ‘biz yapacağız’ diyor!

    Alevi Bektaşi dernek ve vakıflarının parası da var. Burada sadece devlet nezdinde izinlerin çıkartılması gerekiyor. Bir meydan evi, cemevi yapılmasını istiyoruz. İnsanların buraya gelip, dedelerden, babalardan öğreti almasını, Yol’u öğrenebileceği bir dergâh olmasını istiyoruz. Ama bir türlü o kamuoyu baskısını kurup da burayı ihya edemiyoruz.

    Yaklaşık 15 sene önce bu dergâh sahipsizlikten, bakımsızlıktan kaderine terk edildi. Bu süreçte çatısı da çöktü. Elimizden geldiğince koruyup kollamaya çalışıyoruz ama çalınan şeyler de oldu. Mesela buradan Eskişehir’e müzeye giden kitabeler var. Ayrıca bu alanda rahatsız yaratanlar da oluyor. Çoluğu çocuğu gönderip buraya, musallat ediyorlar. Taşlatıyorlar… Aşağısı Eyüp Sultan Mezarlığı. Alkol içenler, burada sabaha kadar oturup, çevreye rahatsızlık veriyorlar. Amaçları dergahı rahatsız etmek, başka bir şey değil.”

    “VİCDANIMIZI DARA ÇEKMEMİZ GEREKİR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da Karyağdı Baba Tekkesi’nin olduğu alanı ziyaret etti. Söz konusu alana ilk kez geldiğini belirten Fırat, “Mezar taşlarını böyle toprağa gömülü halde görmek gerçekten üzücü. Burada tarihi mezarlar var. Burada olanlar hepimizin sorunu, sıkıntısı! Yetkililerden daha çok bizim buralara el atmamız lazım. İvedi bir şekilde burayla ilgili ne yapılması gerekiyorsa yapmalıyız. Çok güzel bir mekanda, Haliç’in tepesinde böyle sahipsiz bir yer varsa eğer bu bizim sorunumuz! El ele vererek burayı onarmak lazım. İşte tarih ayaklar altında. Şu an tarih, topraklara gömülmüş vaziyette. Dergahın bu noktaya getirilmesi, bu şehri yönettiğini söyleyenlerin, bu devletin ayıbı olarak görmek gerekiyor. Yazık! Eyüp Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Alevi örgütleri olarak hepimizin bu konuda vicdanımızı dara çekmemiz gerekir” diye konuştu.

    “ÜZERİMİZE NE DÜŞÜYORSA YAPACAĞIZ”

    Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de gündem oluşturacağını söyledi. Fırat ayrıca “Üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Hemen yanı başımızda oteller, çay bahçeleri var. Turistik bir yer gibi. Ama gelin görün ki bu adanın içerisinde atıl bir durumda bu dergahın durması hepimizin yüreklerini yakması gereken bir konjonktür. Bizim ayıbımız! Şimdi çalışmamız lazım” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • 21 OCAK 2026 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    21 OCAK 2026 ÇARŞAMBA – GÜNDEM

    – FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların “küresel ve bölgesel güçlerin devreye soktuğu bir soykırım planı” olduğunu belirterek hedefin Rojava kazanımlarını tasfiye etmek olduğunu söyledi. Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise Şam’ın ‘entegrasyon’ dayatmasının bir uzlaşı değil, teslimiyet planı olduğunu belirterek Kürtlerin 100 yıl daha hak talep edemez hale getirilmek istendiğini ifade etti.GÖRÜNTÜLÜ

    -Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının 6 Mart 2025’ten bu yana devam ettiğini belirterek, uluslararası sessizliği “suça ortaklık” olarak tanımladı. Şahin, yayımladığı “Suriye Alevi Soykırımı” kitabıyla yüzleşme ve dayanışma çağrısı yaptı.GÖRÜNTÜLÜ

    -Gazeteci Musa Özuğurlu, SDG’nin olası bir yenilgisinin, başta Aleviler olmak üzere laik ve çok kimlikli kesimler açısından ağır sonuçlar doğuracağını vurgulayarak, “SDG’nin kaybı, Alevileri tamamen yalnız bırakacak ve Suriye’de yeni katliamların önünün açıldığı bir sürece girilecek” dedi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Özden Suriye’de Alevilere ve Kürtlere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Bektaşi geleneğinin İstanbul’daki hafızalarından biri olan Karyağdı Baba Tekkesi, günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Baba Derviş Cem Çiçek, söz konusu mekanın işgal altında bulunduğunu belirterek “Elimizden geldiğince tekkeyi korumaya çalışıyoruz ama çalınan şeyler de oldu” dedi. Milletvekili Celal Fırat ise “Dergahın bu noktaya getirilmesi, devletin ayıbıdır” sözleriyle tepki gösterdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Özgürlük İçin Sanat İnsiyatifi, saat 13.00’te Mersin Sanatolia’da savaşa karşı barış çağrı yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Rojava için saat 17.30’da Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

     

  • ‘Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde Kürt karşıtlığı ve mezhepçi hesaplar bulunmakta’

    ‘Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde Kürt karşıtlığı ve mezhepçi hesaplar bulunmakta’

    PİRHA – Alevi çatı kurumları, Rojava’ya dönük saldırılara ilişkin açıklama yaptı. HTŞ’ye yapılan destek nedeniyle endişelerini paylaşan kurumlar, “Bugün beslenen bu yapıların silahları, yarın tüm bölge halklarına ve destekçilerine dönecektir. Kerbela’da Yezit bizim için neyse, bugün Suriye’de halklara saldıran bu cihatçı yapılar da odur” cümlelerine yer verdi. 

    Çok sayıda Alevi kurumu, Rojava’ya dönük HTŞ saldırıları sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Suriye’de, halklara ve inançlara yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz!” denilen açıklamada, HTŞ’nin savaş suçu işlediğine dikkat çekildi.

    Türkiye’nin cihatçı örgütlere destek sunduğunu ifade eden Alevi kurumlarının açıklamasında şu cümlelere yer verildi:

    “Halklara karşı işlenen suçlar karşısında tarafsız kalmak, zalimi güçlendirmekten başka bir anlam taşımaz. Bugün Suriye’de yaşananlar, artık bir iç savaş ya da bölgesel güç mücadelesi olarak tanımlanamaz. Yaşananlar; başta Kürt halkı olmak üzere Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere, Arap demokratik güçlerine ve tüm farklı inanç ve kimliklere yönelmiş sistematik bir yok etme ve sindirme politikasıdır.

    Son dönemde, Suriye’nin kuzey ve batı bölgelerinde, HTŞ ve IŞİD artığı selefi-cihatçı yapıların sivillere yönelik saldırıları ciddi biçimde artmıştır. Bu saldırılar yalnızca askeri hedeflere değil; doğrudan yerleşim alanlarına, kadınlara, çocuklara ve inanç merkezlerine yönelmektedir. Bu gerçeklik, uluslararası hukuka göre, açıkça savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamındadır. Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin rolü ve sorumluluğu görmezden gelinemez.

    Türkiye, yıllardır Suriye’deki cihatçı gruplara dolaylı ya da doğrudan destek sunmuş; bu yapıların, sınır geçişlerinden lojistik imkanlarına; siyasi meşrulaştırılmasından fiili korumaya kadar, pek çok alanda önünü açmıştır.

    Bugün HTŞ’nin sahada güç kazanması, tesadüf değil; bilinçli bir bölgesel siyasetin sonucudur.

    Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde, halkların barışı ve demokratik geleceği değil; Kürt karşıtlığı, tekçi-ulusalcı güvenlik anlayışı ve mezhepçi hesaplar bulunmaktadır.

    Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilmeye çalışılan halkların eşit ve ortak yaşam modeli, tam da bu nedenle hedef alınmaktadır. Bu saldırılar yalnızca Kürt halkına değil, Suriye’nin çoğulcu geleceğine yönelmiştir.

    Alevi toplumu olarak çok iyi biliyoruz ki; bugün Suriye’de yaşananlar tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta yaşananlar; Dersim’den Maraş’a, Çorum’dan Sivas’a uzanan karanlık zincirin devamıdır. Bu zihniyet; Emevi aklının, Yezitçi anlayışın ve selefi nefret ideolojisinin güncel tezahürüdür. HTŞ ve benzeri yapılar, bu coğrafyaya hiçbir zaman özgürlük getirmemiştir. Getirdikleri tek şey; korku, ölüm, kadın düşmanlığı ve inanç kırımı olmuştur. Bu yapılara karşı susmak, yalnızca ‘dilsiz şeytan’ olmak değil, suça ortak olmaktır.

    DESTEK SUNAN TÜM DEVLETLER, BU SUÇLARIN SORUMLUSUDUR”

    Alevi kurumları, uluslararası kamuoyunun derhal harekete geçmesi gerektiğini belirterek açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Buradan açık ve net bir çağrıda bulunuyoruz:

    Türkiye başta olmak üzere, bu yapılara; siyasi, askeri ve diplomatik destek sunan tüm devletler, bu suçların doğrudan sorumlusudur.

    Bugün beslenen bu yapıların silahları, yarın tüm bölge halklarına ve destekçilerine dönecektir.

    HTŞ ve IŞİD türevi tüm yapılar, sadece terör örgütü olarak değil, aynı zamanda savaş suçlusu olarak tanımlanmalı; liderleri ve destekçileri uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır.

    Biz Alevi-Bektaşi kurumları olarak ilan ediyoruz:

    Kerbela’da Yezit bizim için neyse, bugün Suriye’de halklara saldıran bu cihatçı yapılar da odur.

    Suriye’de Aleviler, Kürtler, Araplar, Dürziler, Hristiyanlar ve tüm halklar; demokratik, laik, eşit ve özgür bir Suriye’yi inşa edene kadar yalnız değildir.

    Bu topraklarda, 72 milletin, farklı inançların ve kimliklerin bir arada onurla yaşayabileceği bir gelecek mümkündür.

    Bu gelecek, katillerle uzlaşarak değil; adaletle, yüzleşmeyle ve halkların ortak iradesiyle kurulacaktır.”

    Açıklamada imzası bulunan kurumlar:

    Alevi Bektaşi Federasyonu

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

    Türkiye Alevi Federasyonu

    Alevi Kültür Dernekleri

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    PİRHA – Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşması yapıldığını açıkladı.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşmasına dair açıklama yayımladı.

    QSD tarafından yapılan açıklamada, gerginliği düşürmek adına Şam yönetimiyle sağlanan uzlaşıya uyulacağı vurgulandı.

    QSD Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Şam hükümeti ile üzerinde anlaşılan ateşkes kararına güçlerimizin tam bağlılığını ilan ediyoruz. Güçlerimize yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmediği sürece, tarafımızdan hiçbir askeri eylemin başlatılmayacağını teyit ediyoruz.

    Siyasi yollara, müzakereci çözümlere ve diyaloğa açık olduğumuzu; istikrarı hizmet etmek adına 18 Ocak anlaşmasının uygulanması noktasında ileriye dönük adımlar atmaya hazır olduğumuzu vurguluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Hiçbir halk, Rojava’daki saldırılara sessiz kalmayacaktır!

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Hiçbir halk, Rojava’daki saldırılara sessiz kalmayacaktır!

    PİRHA – İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin açıklama yaparak “sessiz kalmayın!” çağrısında bulundu.

    Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılara karşı Alevi dünyasından da tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, yazılı açıklama paylaşarak “Tüm insanlık vicdanına sesleniyoruz; Rojava’da yaşananlara sessiz kalmayın! Rojova halklarının geleceğini karartanlara itirazlarınızı yükseltin!” çağrısını yaptı.

    “HİÇBİR HALK, BU SALDIRILARA SESSİZ KALMAYACAKTIR”

    Uluslararası topluma çağrı yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, “Bu zulme sessiz kalmayın! İnsan hakları, demokrasi ve adalet adına, Rojava’ya yönelik müdahaleleri durdurun. Duygularımızla, vicdanımızla haykırıyoruz: Rojava özgür olsun, Kürt halkı kendi kaderini tayin etsin!” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamanın devamında şu cümleler yer aldı:

    “Bugün, kalplerimiz Rojava’nın yiğit halkıyla birlikte atıyor. Rojova halkının kendi kaderlerini belirleme, kendi kendilerini yönetme haklarına yönelik HTS’nin (Hay’at Tahrir al-Sham) ve arkasındaki işgalci güçlerin müdahalesini, insanlığın ortak değerleriyle bağdaştıramıyoruz. Bu müdahale, sadece bir coğrafyayı işgal etmek değil; özgürlük arzusunu, barış umudunu ve insani onuru çiğnemektir. Rojava, yıllardır savaşın ortasında bir umut ışığı olarak parladı, kadınların, çocukların, farklı halkların eşitçe yaşadığı bir demokratik toplum inşasıdır. Ancak son dönemde yaşanan saldırılar, Halep’teki Kürt mahallelerinde sivillerin bombalanması, hastanelerin hedef alınması ve binlerce insanın yerinden edilmesi, bu ışığı söndürmeye yönelik bir zulümdür.

    Biz, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği olarak, Rojava halkının iradesine yapılan her türlü müdahaleyi insan haklarına karşı bir saldırı olarak görüyoruz. Bu, sadece Kürtlerin değil; tüm ezilen halkların mücadelesine vurulan bir darbedir. Duygularımızla konuşuyoruz: Analarımızın gözyaşları, çocuklarımızın yarınsız bırakılması, kardeşlerimizin kanı… Bunlar, vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği acılardır. HTŞ liderliğindeki güçlerin Rojava’ya yönelik saldırıları hapishanelerden IŞİD üyelerinin salıverilmesi ve sivillere yönelik şiddet, Suriye’nin geleceğini karartıyor ve bölgesel barışı tehdit ediyor.

    İnsanlık tarihi, özgürlük mücadeleleriyle doludur. Dersim, Kürt coğrafyası ve insanlık değerlerini savunan hiçbir halk, bu saldırılara sessiz kalmayacaktır. Rojova halkının kendi yaşamını belirleme hakkına saygı duruyoruz; onların özerklik hakkını, barış içinde yaşama iradesini savunuyoruz.

    Uluslararası topluma sesleniyoruz: Bu zulme sessiz kalmayın! İnsan hakları, demokrasi ve adalet adına, Rojava’ya yönelik müdahaleleri durdurun. Duygularımızla, vicdanımızla haykırıyoruz: Rojava özgür olsun, Kürt halkı kendi kaderini tayin etsin!

    Dayanışma ile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Kordu, Elazığ’daki kadın cinayetlerine dikkat çekti!

    Milletvekili Kordu, Elazığ’daki kadın cinayetlerine dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu Elazığ’da yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çekti. Kordu, işlenen cinayetler kapsamında ailelerin de fail ağında yer almalarına işaret ederek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na soru önergesi iletti.

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’da son iki yıl içinde yaşanan kadın cinayetleri ve şiddet vakalarına dikkat çekti. Kordu, bölgedeki kadınların maruz bırakıldığı durumlar ve kolluk kuvvetlerinin ve koruyucu-önleyici mekanizmaların yetersiz kaldığını vurguladı.

    DEM Parti Milletvekili Kordu, Elazığ’ın Türkiye genelindeki şiddet haritasında yüksek riskli illerden birisi olduğunu belirterek konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşıdı.

    ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİ!

    25 yaşındaki Dilara Günana’nın Sedeftepe köyünde 4 Mayıs 2024’te kaybolduktan 9 gün sonra toprağa gömülü halde bulunan cansız bedenini hatırlatan Ayten Kordu, hazırladığı önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Dilara’nın ölümü, yalnızca bir cinayet değil; kadınların ölüm ve kaybolma riskinin nasıl sıradanlaştırıldığının açık göstergesidir. Sanık Volkan Kaplan’ın tutuklu, anne ve babasının tutuksuz yargılandığı davada dördüncü duruşmada da savcının yine mütalaa için süre istemesi, davanın aylarca sürüncemede bırakılması Elazığ’daki kadın örgütlerinin ve ailenin büyük tepkisine neden olmuştur. En son 13 Ocak 2026 tarihinde görülen davada katilin anne, baba ve kardeşinin cinayete dahil olmasına dair birçok delilin söz konusu olmasına karşın beraat istemiyle dava 2 Mart 2026’a ertelenmiştir.

    Ayrıca 25 Kasım 2025 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde, Kovancılar ilçesinde 34 yaşındaki 3 çocuk annesi Sümeyye Yıldız evli olduğu erkek tarafından 7 el ateş edilerek öldürülmüştür. Olayın kamuya yansıyan yönleri, cinayetin sıradan bir ‘aile içi tartışma’ sonucu ortaya çıkmadığını; aksine üzerinde karanlık noktalar bulunan ve ayrıntılı biçimde incelenmesi gereken bir vaka olduğunu göstermektedir. Bu cinayete dair ciddi anlamda şüphe uyandırıcı bulgular mevcuttur; fail olduğu iddia edilen kocanın MS hastalığının son evresinde olması, silahı kaldırıp tetiği çekebilecek fiziksel gücünün bulunmaması, bir kadın cinayeti olduğunu göstermektedir.

    Özellikle kadının daha önce boşanmak istediğini söylemesi, eşin sağlık durumu nedeniyle cinayeti işlemesinin güç olması, ailenin ‘gerçek fail farklı’ iddiası, kadın cinayetlerinde görünmeyen faillerin, aile içi iş birliklerinin ve derin şiddet ağlarının varlığını düşündürmektedir.”

    “BAKANLIĞINIZ TARAFINDAN İNCELEME BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’da kadınların şiddetten korunmak için başvurabileceği sığınma evlerinin yeterli olmadığını da not düştü. Kordu, konuyla ilgili Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Dilara Günana’nın öldürülmesine ilişkin davada, sanığın anne, baba ve kardeşinin suça iştirak ettiğine dair çok sayıda delil bulunmasına rağmen yargılamanın sürüncemede bırakılması, kadınların adalete erişimi ve korunması açısından ciddi kaygı yaratmaktadır. Bakanlığınız, kadın cinayetleri davalarına müdahil olma, mağdur ailelere hukuki ve psikososyal destek sağlama sorumluluğu kapsamında bu dosyayı takip etmekte midir; davanın etkin yürütülmesi ve benzer vakalarda cezasızlığın önlenmesi için hangi somut adımları atacaktır?

    Kadınların kaybolması ve öldürülmesi vakalarında delillerin etkin toplanması, faillerin ve suça iştirak edenlerin eksiksiz biçimde yargılanması için bakanlığınızın özel bir izleme ve denetim mekanizması var mıdır?

    Sümeyye Yıldız cinayeti ile ilgili olarak, fail olduğu iddia edilen kişinin son evre MS hastası olması nedeniyle ortaya çıkan ‘gerçek fail başka olabilir’ şüpheleri hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?

    Elazığ ilinde kadınların başvurabileceği sığınma evlerinin sayısı, kapasitesi ve doluluk oranı nedir?

    Elazığ merkez ve ilçelerinde aile içi şiddet başvurularında kolluk kuvvetlerinin risk değerlendirmesi ve koruma tedbiri uygulamalarının uygun olmayan şekilde geciktirildiği iddiaları doğru mudur?

    Şiddet başvurusu yapan kadınların yaşadığı mahallelerde ve ilçelerde kolluk tarafından önleyici devriye ve risk takibi düzenli şekilde yapılmakta mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    Beştaş, Rojava saldırısı altında barış sürecinde gelinen aşamayı yorumladı!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş sözcüsü Meral Danış Beştaş, Halep’e dönük saldırıların ardından Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin geldiği aşamayı yorumladı. Beştaş, “Şu anda sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi.

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda hangi aşamaya gelindi, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş yorumladı.

    Meclis komisyonunun yaptığı çalışmalar ve akabinde her partinin sunduğu raporlar ardından süreçte hukuki bir adım atılması bekleniyor. Ancak HTŞ’ye bağlı grupların, Halep ve Kuzey Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sebebiyle Kürt sorununun çözümünde yeni bir kırılma yaşattığı ifade ediliyor.

    “SÜRECE OLAN GÜVEN, BÜYÜK ANLAMDA SARSILDI”

    HTŞ’ye bağlı çetelerin, Suriye’de önce Alevi toplumuna, ardından da Kürtlere yönelik saldırıları devam ederken Türkiye’de barış adına hangi evreye gelindi Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş’a sorduk. Komisyon çalışmalarının şu anda ortak yazım ekibi ile devam ettiğini belirten Beştaş, “Partilerin raporlarını sunduktan sonra ortaklaşılacak bir öneri seti hazırlanması için iki toplantı yapıldı. Yanılmıyorsam diğer toplantı da 19’unda olacak. Bizden de Cengiz Çiçek arkadaşımız orada yer alıyor” dedi.

    Meral Danış Beştaş, Suriye’deki son saldırılar sebebiyle toplumda büyük bir kırılma oluştuğunun altını çizerek şunları aktardı:

    “Suriye’de Alevi katliamı ile başlayan ve en son Şex Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik saldırı, katliam, çok ciddi boyutlarda. Burada tabii ki bir dalgalanma yarattı. Çok büyük bir tepki var ve özellikle Türkiye iktidarının, bu konuda Şam hükümetinin yanında kendini konumlaması tabii ki eleştirileri, tepkileri beraberinde getirdi. Şimdi her zaman söylediğimiz bir şey vardı; sürece destek var ama güven zayıf. En son Halep’le devam eden katliam girişimi, bu güveni daha da büyük anlamda sarsmış vaziyette.”

    “AKP İKTİDARINDAN BİR TEPKİ GELMELİ”

    HDK Eş Sözcüsü Beştaş, Suriye’de yaşananlar sebebiyle barış sürecinde “sıkıntılı bir döneme” girildiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Tabii ki bizim bulunduğumuz pozisyon her halükarda barış ve demokratik çözümü zorlamaktır. Bu konuda iktidarın da adım atması gerektiğini hep söyleyerek geldik. Yani bu aşamada da güveni tesis etmesi gereken gerek söylemleriyle, gerek atacağı adımlarla, gerek yaklaşımlarıyla iktidardır diye düşünüyorum.

    Özellikle Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanının en üst düzeyde Kürt karşıtı söylemine bence AKP iktidarı ve MHP’den de en azından bir tepki gelmeli ya da bunlar düzeltilmeli. Yani şu anda biraz sıkıntılı bir dönem içindeyiz ama bunu aşmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Rojava’daki saldırılara İstanbul’dan tepki: Özerk Yönetim iradesinin yanındayız-VİDEO

    Rojava’daki saldırılara İstanbul’dan tepki: Özerk Yönetim iradesinin yanındayız-VİDEO

    PİRHA – Kuzey ve Doğu Suriye’nin yanı sıra Halep’te yapılan saldırılar, İstanbul’da protesto edildi. DEM Parti Maltepe İlçe örgütü tarafından yapılan basın açıklamasında “Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de neredeyse elleri ile direnen halka dayatılan bu alçakça saldırıların tekrarlanmasına izin vermeyin” denildi.

    Rojava’ya yönelik saldırılar İstanbul’un Maltepe İlçesinde de protesto edildi. DEM Parti Maltepe İlçe Örgütü tarafından yapılan basın açıklaması sebebiyle parti binasının çevresi yüzlerce polis tarafından çevrildi.

    “BARIŞ İHTİMALİNİ SABOTE ETMEYİ AMAÇLAMAKTA”

    Parti adına basın açıklamasını Ziya Güler okudu. “Rojava vicdandır, direniştir, özgürlüktür. Teslim alınamaz” diyen Güler, Halep’te HTŞ çeteleri tarafından aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu bir çok sivilin katledildiğini belirtti. Kürt mahallelerinin kasıtlı biçimde savaş alanına çevrildiğini söylenen basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Sonuçta yine tüm insanlık susmuş, herkesin gözleri önünde en vahşi ve onur kırıcı saldırılar gerçekleşmiştir. Saldırıların tam da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonunun ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleşmesi son derece manidardır. Bu durum, yaşananların çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan çözüm karşıtı odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtıldığını göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir.

    Bu saldırıların aynı zamanda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecini olumsuz etkileyeceği açıktır. Rojava’ya yönelik bu düşmanca tutum, SDG’nin entegrasyon ve çözüm yönündeki çabalarını zayıflatmayı, bölgesel barış ihtimalini sabote etmeyi amaçlamaktadır. Çözüm karşıtı güçler, savaşı derinleştirerek halklar arasındaki demokratik ve barışçıl gelecek ihtimalini boğmak istemektedir.”

    “KARANLIK BİR AKLIN ÜRÜNÜ”

    Basın açıklamasında Türkiye’nin, HTŞ ve lideri ile kurduğu ilişkilere de değinilerek şöyle devam edildi:

    “Ayrıca altını özellikle çiziyoruz: Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik bu saldırılar, daha önce Süveyda’da Dürzilere, Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğindedir. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef alan, halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan karanlık bir aklın ürünüdür. IŞİD çetelerine karşı tarihi bir direnişe sahiplik yapan Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin tek teminatıdır. Bütün dünyanın bildiği ve kabul ettiği bu hakikat, geleceğini HTŞ çetelerinde gören, çıkarlarını HTŞ üzerinden korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler tarafından boğulmaya çalışılmaktadır.

    Türkiye’nin HTŞ ve lideri ile kurduğu ilişkinin, bugün yaşanan saldırılarda etkili olduğu aşikardır. Bu ilişki ve diyalog Suriye’ye ve Suriye halklarına hiçbir gelecek sağlamayacağı gibi Türkiye topraklarına da ekeceği kötülük tohumlarını görmezden gelmek; günü birlik siyasi çıkarlar uğruna, bir yıldır yaratılan ‘barış içinde bir arada yaşama’ umudunun kırılmasına sebep olmak da dar görüşlü bir siyasetin ürünüdür.”

    “SESSİZLİK, BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Basın açıklamasında, Rojava’daki saldırıların durdurulması için uluslararası güçlere de seslenilerek şu cümlelere yer verildi:

    “Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla, meşru direniş hakkını temel alarak duracaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramamıştır, başaramayacaktır.

    Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri artık izleyici konumundan çıkmaya çağırıyoruz. Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır.

    Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de neredeyse elleri ile direnen halka dayatılan bu alçakça saldırıların tekrarlanmasına izin vermeyin. Çünkü kaybeden insanlık olacaktır, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi inanç önderlerinden ortak uyarı: Suriye’de soykırım var, sessizlik suçtur!-VİDEO

    Alevi inanç önderlerinden ortak uyarı: Suriye’de soykırım var, sessizlik suçtur!-VİDEO

    PİRHA – Suriye’de devam eden Alevi Soykırımına karşı Ana Sevim Yalıncakoğlu ile Dede Eren Yıldırım tepki gösterdi. Ana Yalıncakoğlu, inanç önderleri olarak Suriye’ye gitmek için Dışişleri Bakanlığı’na başvurduklarını, ancak halen cevap alamadıklarını belirtti. Ana Yalıncakoğlu “HTŞ’ye destek veren herkes bu soykırımın ortağıdır” derken, Dede Eren Yıldırım da “Bugün Suriye’de Alevilerin can güvenliği savunulmazsa yarın hiçbir topluluk güvende olmaz” ifadelerini kullandı.

    Arap Alevileri için yeni yılın başlangıcı olan Ras al Seni, soykırım gölgesinde kaldı. Suriye’deki Aleviler, bayram neşesiyle girecekleri yeni yıla ölüm ve sürgünle başladı.

    Suriye’nin dört bir yanına saldıran HTŞ-IŞİD çeteleri, Alevilere dönük soykırıma devam ediyor. Dünya kamuoyu ise Suriye’de yapılan insanlık suçlarına sırt dönüyor.

    Ras al Seni sebebiyle İstanbul Kadıköy’de bir araya gelen Arap Alevi Meclisi üyeleri ise yapılan zulme bir kez daha tepki gösterdi. Küçük kalabalık içerisinde yer alan isimlerden birisi de Alevi Bektaşi Federasyonu Yol Erkandan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sevim Yalıncakoğlu’ydu.

    Aynı zamanda Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı olan Yalıncakoğlu, inanç önderleri başta olmak üzere herkesin, Alevi soykırımı karşısında tutum alması gerektiğini söyledi.

    “SURİYE’YE GİDECEĞİZ!”

    Ana Sevim Yalıncakoğlu, yakın zaman öncesine kadar İstanbul’daki inanç önderlerinin belli aralıklarla toplantılar düzenlediğini, ancak böylesi kritik dönemde sessiz kalınmaması gerektiğinin altını çizdi. İnanç önderlerinin, son dönemde Suriye’de yaşananlara karşı “eksik kaldıklarını” söyleyen Yalıncakoğlu, “Suriye ile ilgili kurumlar üzerinden bir koridor açılmasını, gözlemci olarak ana ve dedeler olarak gitmek istediğimizi bildirdik ama Dışişleri Bakanlığı’ndan bu yönde henüz bir cevap gelmedi. Kurumların bu çağrısı Dışişleri Bakanlığı tarafından karşılık bulsaydı, analar ve dedeler olarak bir heyet gidip, yerinde gözlemleyip, hayatta kalan canlara bir nebze yoldaş olabilecektik. Bu talebimiz hala da geçerlidir. En kısa zamanda gideceğiz!” dedi.

    “HTŞ’YE DESTEK VEREN HERKES SOYKIRIMIN ORTAĞIDIR”

    Sevim Yalıncakoğlu, ABF olarak öncelikli gündemlerinin Suriye’deki soykırım olduğunun altını çizdi. Yalıncakoğlu, HTŞ’nin, tüm bölge halkları için tehlikeli bir yapılanma olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Katil Colani ve IŞİD artığı HTŞ çetelerine yönelik tüm dünya kamuoyunun ses çıkarması gerekir. Aynı zamanda bu çeteleri durdurmak için Birleşmiş Milletler’in adım atması gerekir. Başta Türkiye olmak üzere ABD’nin, İsrail’in ve dünyada bu HTŞ katillerini destekleyen tüm ülkelere çağrı yapıyoruz; sizin onlara gösterdiğiniz her türlü askeri ve maddi yardım, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere katliam olarak geri dönüyor. Nitekim Halep’te katlettikleri Kürt kadının cesedine bile düşman olan, kaçırdıkları kadınlara her türlü eziyeti eden, sadece Alevi çocuğu olduğu için boğazını kesebilen caniler bunlar. HTŞ Suriye ordusu değildir. HTŞ katil IŞİD artığı katliamcı bir çete sürüsüdür. Dolayısıyla bunlara destek veren herkes de bu soykırımın ortağıdır.”

    “BİZ ÖNCÜLÜK ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Ana Yalıncakoğlu, inanç önderlerinin, bu süreçte daha fazla rol almaları konusunda bir de çağrı yaparak şöyle devam etti:

    “Alevi Yol erkanında ‘Üzerimize yol uğradı’ denilir. Tam olarak bu dönemde Alevilerin anaları, dedeleri, pirleri, mürşitleri, talipleri, rehberleri; hepsine Yol’un uğradığı bir dönem. Kırklar Meclisi’nin öğretisiyle bu Yol’a baş koymuş kişileriz. Kırklar Meclisi’nde de denildiği gibi birimize neşter vursa bin yerden akar kanımız. Bugün Suriye’deki canlarımıza neşter vuruldu ve bizim hepimizin kanı akıyor. Bu Yol’a baş koymuş analar, dedeler olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmek zorundayız. Önce biz öncülük etmek zorundayız. Suriye’ye gidilecekse gitmek zorundayız. Onların seslerini tüm dünyaya duyurmak için daha çok çabalamalıyız. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir Alevinin, şu dönemdeki ilk yapması gereken şey budur. Canımıza neşter vuruluyor. Hepimizin birden kanının akması lazım. Ama bu akan kanı da durduracak olan yine bizleriz. Herkes, bir an önce ne yapabilirim diye düşünüp, bu konuda eylem yapanlara, çaba harcayanlara omuz vermeli, diye düşünüyorum.”

    “ZULME RIZA, ZULMÜN PARÇASI OLMAKTIR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Dede Eren Yıldırım’da Suriye için daha yoğun ses çıkarılması gerektiğini söyledi. Yıldırım, “Bizim yolumuzda mazlumun yanında durmak bir tercih değil, bir ikrar meselesidir” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu dönemde susmak sadece Alevilere değil insanlık onuruna da zarar veriyor. Kerbela bize şunu öğretti; zulme rıza, zulmün parçası olmaktır. O yüzden susmamak, ses çıkartmak zorundayız. Ve bu mesele yalnız Alevilerin meselesi de değil. Bugün bir inanç grubu hedef alınsa yarın başka bir halk, başka bir inanç hedef alınır. Bu yüzden buradan çağrımız net. Suriye’de yaşayan sivillerin yaşam hakkı korunmalı. İnanç temelli nefret dili durdurulmalı. Bağımsız gözlem ve insani yardımın önünün açılması gerekir. Bu en temel insani haktır.”

    “BUGÜN İÇ MUHASEBE DEĞİL, DIŞA DOĞRU ORTAK SES ÇIKARMA ANI”

    Dede Eren Yıldırım, Suriye’de yaşananlara karşı ses çıkarmanın bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak kurumsal yapıların üzerindeki baskılara da işaret etti. “Kriminalize edilme korkusu var” diyen Yıldırım, “Ayrıca toplum içinde parçalanmışlık da var” diye de ekledi. Eren Yıldırım, şunları söyledi:

    “Herkes aynı dili kuramıyor. Ama bu demek değildir ki bu yolun inanç önderleri soykırıma sessiz kalacak. Şu acı gerçeğimiz de var. Biz bazen reflekslerimizi kendi iç tartışmalarımıza gömüyoruz. Oysa bugün iç muhasebe değil, dışa doğru ortak ses çıkarma anı. Bu dönem benim kurumum, senin kurumun dönemi değil. Bu dönem yolun birliği dönemi. Pirler, analar bu yolun vicdanıdır. O yüzden pirler, analar, mürşitler, aşığı sadıklar bir araya gelmeli. Ama bu sadece normal bir araya gelme, bir toplantı değil! Ortak bir vicdan bildirisi üretilmelidir. ‘İnanç temelli şiddete hayır! Sivillerin can güvenliği evrensel haktır!’ diye net olmak zorundadırlar. Yol’umuzun özü rızalıktır. Rıza varsa birlik olur, birlik olursa ses olur, ses olursa zulmün üstüne karanlık gibi çöken sessizlik de ortadan dağılır.”

    “BİZİM ÇAĞRIMIZ İNTİKAM DEĞİL ADALET”

    Meclis çatısı altındaki herkesin, yaşam hakkı ve inanç özgürlüğünü savunmak zorunda olduğunu söyleyen Eren Yıldırım, şu sözlerle konuşmasına son verdi:

    “İnanç temelli nefret söylemi reddedilmeli. Sivillerin korunması için uluslararası kamuoyu harekete geçmeli. Uluslararası hukuk işletilmeli. İnsani yardım koridorları açılmalı. Suç işleyenler cezasız kalmamalı, kırmızı halılarla karşılanmamalı. Biz Aleviler bugüne kadar hiçbir halkın acısından sevinç duymadık. Kimsenin inancına düşmanlık etmedik. Bizim Yol’umuz sevgi yoludur çünkü. Ama sevgi, zulmü görmezden gelmek değildir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli pirimiz ‘İncinsen de incitme’ diyor. Ama bu söz ‘zulme boyun eğin’ demek değil. Bu söz insan kalmayı başarmaktır. Biz de insan kalacağız. Mazlumun yanında, zalimin karşısında duracağız. Bugün Suriye’de Alevilerin can güvenliği savunulmazsa yarın hiçbir topluluk güvende olmaz. Bizim çağrımız intikam değil adalet, nefret değil barış, sessizlik değil ortak vicdan çağrısıdır. O yüzden Suriye’de yaşanan soykırım derhal durdurulmalıdır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • İstanbul Arap Alevi Meclisi: Savaşın karşısında yaşamı savunmaya devam edeceğiz-VİDEO

    İstanbul Arap Alevi Meclisi: Savaşın karşısında yaşamı savunmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Arap Alevi Meclisi, Ras-el seni sebebiyle İstanbul’da basın açıklaması yaptı. Suriye’de devam eden soykırıma dikkat çekilen açıklamada “Savaşın karşısında barışı, ölümün karşısında yaşamı, asimilasyonun karşısında kimliği, mezhepçi nefret karşısında bir arada yaşamı savunmaya devam edeceğiz!” vurgusu yapıldı.

    Arap Alevi geleneği olan Ras-el Seni; yani yeni yılın başlangıcı, dünyanın birçok yerinde kutlanıyor.

    Ras-el seni Rumi-(Şemsi) miladi takvime göre ayın birine denk gelen 14 Ocak’ta karşılanıyor.

    Toplumun birbiriyle kaynaştığı, özel bir gün olarak kutlanan Ras-el Seni, bu yıl ise soykırım altında karşılanmakta.

    İstanbul Arap Alevi Meclisi, “Suriye’de onurlu bir yaşam için direnen Alevilerin yeni yılını kutluyoruz” çağrısıyla Kadıköy Boğa Heykeli önünde bir araya geldi.

    “Kültürümüzü yaşatıyor, dayanışmayı büyütüyoruz” diyen İstanbul Arap Alevi Meclisi, günün önemine dair basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Arap Alevi Meclisi adına Hasret Bahçecioğlu okudu.

    “KİMLİĞİMİZ SİSTEMATİK BASKI ALTINDA”

    Arap Alevilerinin yeni yılı, kutlamak için günler öncesinden hazırlıklara başladığını söyleyen Bahçecioğlu, kültürel baskı ve asimilasyona dikkat çekti. “Asimilasyon politikalarına karşı dilimizi yaşatmak için mücadele edeceğiz” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Halkımız bu kadim günü kendi gelenekleri ile kutlar, günler öncesinden kültürümüzün birer parçası olan yemeklerin hazırlığı başlar, dostlar ve akrabalarla kutlama yapılır. Yüzlerce yıldır yaşatılan bu gelenekler, her şeye rağmen hala bir biçimde süren komünal yaşantının ürünü olarak bugünlere kadar gelmiştir. Bizler de bir arada dayanışma içerisinde yaşamanın doğurduğu bu ortakçı kültürü yaşatmaya çalışıyoruz.

    ‘Yaşatmaya çalışıyoruz’ diyoruz, çünkü inanç ve etnik kimliğimiz sürekli ve sistematik baskı altında. Yıldan yıla ağırlaşan asimilasyon koşulları ve mezhepçi baskılar Arap Alevi halkına yok olmayı dayatıyor. Arap Alevi halkı, her yılı bir öncekinden daha zor koşullarda karşılıyor. Ana dilimizin akademik kullanımının yasak olması ve başka binbir siyasal baskı sonucunda dilimiz kuşaktan kuşağa aktarılırken aşınıyor.”

    “KATLİAMLAR AKP/MHP MEDYA ORGANLARINCA SAVUNULUYOR”

    Basın açıklamasında, süregiden Alevi soykırımına da dikkat çekildi.

    “Tekçi ve inkârcı rejimin bir diğer etkisi ise mezhepçi baskıdır. Uzun bir tarihi olan mezhepçi baskılar, 15 yıldır cereyan eden Suriye savaşıyla birlikte güçlendi. Mezhepçi nefret bugün Suriye’de savaşan eğitilmiş ve donatılmış katliamcı cihatçı çetelerin en büyük motivasyon kaynağıdır. Suriye’ye sözde cihada gönderilen bu katliamcı çeteler, yıllardır Alevileri ve kendinden olmayan tüm inançları katletme motivasyonuyla savaşıyorlar.

    Saldırıların halkımız açısından son derece acı sonuçları oldu ve olmaya da devam ediyor. Cihatçı katliamcı çeteler yıllardır Arap Alevi halkının yaşam alanlarında toplu katliamlar, infazlar gerçekleştiriyorlar. Katliam ve infazlar yaklaşık on aydır daha da yoğun bir şekilde devam ediyor. Katliamlar ülkemizde AKP/MHP destekli medya organlarınca savunuluyor. Yapılan etnik temizlik, yerinden etme, köleleştirme, aşağılama, kaçırmalar medya tarafından açıkça aklanıyor. Nefret dolu mezhepçi bir dille kurgulanan söylemlerle Alevilere karşı nefret suçu işleniyor.”

    “ARAP ALEVİ HALKI DİRENMEYİ SÜRDÜRÜYOR”

    Hasret Bahçecioğlu, 6-7 Şubat depremleri sebebiyle Antakya halkının halen temel ihtiyaçlardan yoksun olduğunu da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Ama, en temel ihtiyaçlarımız olan elektrik, su, altyapı hizmetlerini bile karşılamayanlar halkı suçlamayı tercih ediyor. Yerinden etmeye zorluyor. Göçe zorlama, topluluğu parçalama, yoklukla ehlileştirme Antakya halkına bilinçli olarak dayatılıyor. Arap Alevi halkı diline ve inancına yönelik saldırılara, katliamlara, depremin ağır koşullarına rağmen diliyle ve kültürüyle direnmeyi sürdürüyor. Arap Alevi Meclisleri olarak bu önemli günde bir kez daha beyan ediyoruz: Savaşın karşısında barışı, ölümün karşısında yaşamı, asimilasyonun karşısında kimliği, mezhepçi nefret karşısında bir arada yaşamı savunmaya devam edeceğiz! Yüzlerce yıldır sürdürülen dayanışmacılığı yaşatmaya, yaşamımızı yeniden kurma iradesi göstermeye devam edeceğiz! Vardık, varız, var olmaya devam edeceğiz! Ras ıs Seni kutlu olsun!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi Kurumlarından Leyla Şahin Usta’ya Hüseyin Gazi tepkisi: Bu yola eğriler girmez!

    Alevi Kurumlarından Leyla Şahin Usta’ya Hüseyin Gazi tepkisi: Bu yola eğriler girmez!

    PİRHA – AKP’li Leyla Şahin Usta, Alevi soykırımına dair sözlerinden ötürü tepki görünce Hüseyin Gazi Dergahı’nı ziyaret etti. Hz. Ali portresi ile poz veren Usta’ya, Alevi camiasından “Alevilerin kutsallarından utanın” eleştirisi yöneltildi.

    AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın “Suriye’de Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar, bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diyerek ortalığı ayağa kaldırıyor” sözleri ardından bir de Hüseyin Gazi Tekkesi’ne yaptığı ziyaret, tepkileri daha da büyüttü.

    Usta’nın, tepki çeken konuşmasına Alevi kurum yöneticilerinden de eleştiri geldi.

    “ALEVİLERİN KUTSALLARINDAN UTANIN”

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Hz. Ali portresiyle poz veren Usta’ya “Şah-ı Merdan Ali’den utanın” diyerek şu eleştiriyi yöneltti:

    “İnancımıza, yolumuza hakaret eden, katliamları, eziyetleri görmezden gelen, IŞİD canilerini, HTŞ katillerini koruyan, besleyip büyütenleri aklama çabanız midemizi bulandırıyor. Bu sözlerim, inancına sırt çevirmiş işbirlikçilere, aslan postuna bürünmüş sırtlanlara, örgütlerimizi dizayn etmeye çalışan zavallılara… Aklınızı başınıza alın ve utanın. Alevilerin kutsallarından utanın.”

    “ÇÖREKLENMİŞ DÜŞKÜNLER HEYETİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de Usta’nın, Hüseyin Gazi Türbesindeki pozuna karşılık “Alevilerin kutsallarından defolun” dedi. Erçe, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Alevi yol ulularımıza, dergahlarımıza, ziyaretgahlarımıza kirinizi, pisliklerinizi, zehirli fikirlerinizi bulaştıramayacaksınız. Hüseyin Gazi dergahından elinizi çekin. Yıllardır burası üzerinden yürüttüğünüz çirkin emelleriniz ve eylemleriniz, sözde ziyaretleriniz, sizi aklamaz, aksine; size olan öfkeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz. Burada çöreklenmiş düşkünler heyeti, İnancına sırt çevirmiş işbirlikçiler, size de bir çift sözümüz olsun; karargah haline getirdiğiniz bu makam, Hüseyin Gazi efendimizin mekanı; Alevi, Bektaşi, Kızılbaş düşmanlarını aklama, ciğerlerine kadar işlenmiş kiri, pası temizleme yeri değildir. IŞİD canilerini, HTŞ katillerini koruyup, kollayan, besleyen, büyüten, eğiten, donatan iktidar mensuplarını halkımıza şirin gösterme çabanız mide bulandırıyor. Aklınızı başınıza alın.”

    “BU YOLA EĞRİLER GİRMEZ”

    Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı Başkanı Abbas Tan da “Hüseyin Gazi Dergahı yeni bir görev üstlendi” diyerek Aleviliğe hakaret edenlerin Hüseyin Gazi Dergahı’na “koştuklarını” belirtti. Tan, geçmişte Alevi dergahlarının eğitim merkezi niteliği olduğunu vurgulayarak yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Cahiller gelir Ocaklarda eğitilir, pişirilir, insanı kamil yapılır ve git bulunduğun bölgedeki canları irşad et denirdi. Olgun insanlar gelir bildiklerini, deneyimlerini paylaşır, bilgisine bilgi katar giderdi. Hüseyin Gazi Dergahındaki dernek ve vakıf yöneticileri ile hizmet yürüten dedeler, kendini affettirmeye ya da reklamını yapmak için gelenlere ne diyorlar? ‘Bu yola eğriler girmez, doğru gelenlerindir’ diyebiliyorlar mı? O dergahta hizmet veren dedeler ve varsa analar, sizlere sesleniyorum;

    Korkmayın geçmişte dergahın elektriğini kesenler arkanızı dönerseniz yine elektriğinizi keserler. Bu toplum (Alevi Kızılbaşlar) hiçbir zaman hakareti hak etmiyor. Suriye’de katledilen Aleviler, Kürtler, diğerleri bunu hak etmiyorlar. Biz Alevi Kızılbaşlar, bırakınız insanların katledilmesine hiçbir canlının incinmesine Rızalık vermeyiz. Doğanın tahrip edilmesine razı olmayan bu insanlara hakaret edenlere ders niteliğinde sözler söyleyip bunu da kamuoyu ile paylaşmalıydınız. Hüseyin Gazi anlayışı ne Alevilerin katledilmesine tepki gösterenlere, ne de ses çıkartmayanlara sessiz kalmayacaktır. Alevi Kızılbaşlara söz söyleyenlere verilecek cevap;

    ‘İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir’

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Özel: Leyla Şahin Usta’nın Alevilere yönelik söyleminin siyasi sorumluluğu AKP’nindir!

    Özgür Özel: Leyla Şahin Usta’nın Alevilere yönelik söyleminin siyasi sorumluluğu AKP’nindir!

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Suriye’deki Alevilere yönelik açıklamalarını sert sözlerle eleştirdi. Özel, sözlerin düzeltilmemesini eleştirerek, “Bu hanımefendi görevde tutulduğu sürece, söylenenlerin siyasi sorumluluğu AKP yönetimine aittir” dedi.

    Özgür Özel, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Meclis’te yaptığı ve Alevi kamuoyunda büyük tepki çeken açıklamalara değindi. Usta’nın, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar üzerinden muhalefeti hedef alan ifadeler kullandığını hatırlatan Özel, bu sözlerin Alevi toplumunda derin bir kırgınlık yarattığını söyledi.

    Özel, CHP Grup Başkanvekillerinin sözlerin düzeltilmesi yönünde Meclis tutanaklarına müdahale talebinde bulunduğunu ancak bu çağrının reddedildiğini aktardı. “Uyarılara rağmen düzeltme yapılmadı ve sözlerin arkasında duruldu. Bu tutum, yapılan açıklamanın bilinçli ve sahiplenilmiş olduğunu göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    “BU YAKLAŞIM ALEVİ TOPLUMUNU İNCİTMEKTEDİR”

    Özel, Alevilere yönelik katliamların ve inanç temelli saldırıların siyasi polemik konusu yapılamayacağını vurguladı. Suriye’de yaşananların bir mezhep tartışması değil, sivilleri hedef alan ağır insan hakları ihlalleri olduğunu belirten Özel, kullanılan dilin Alevi toplumunu rencide ettiğini söyledi.

    AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in konuya ilişkin açıklamalarını da değerlendiren Özel, kamuoyunun açık ve net bir düzeltme beklediğini ancak bu beklentinin karşılanmadığını dile getirdi.

    CHP’YE YÖNELİK BASKILAR VE ‘DARBE’ VURGUSU

    Özel, konuşmasının bir diğer bölümünde CHP’ye ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreçlerini eleştirerek, yaşananları “yargı eliyle yapılan bir darbe” olarak tanımladı. İktidarın muhalefete yönelik uygulamalarında çifte standart olduğunu savunan Özel, bu sürece teslim olmayacaklarını söyledi.

    Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özel, yüksek enflasyon, zamlar ve düşük gelirler nedeniyle yurttaşların ciddi geçim sıkıntısı yaşadığını ifade etti. Asgari ücretin açlık sınırının altına düştüğünü, emeklilerin ve dar gelirli kesimlerin borç yükü altında ezildiğini söyledi.

    ABD POLİTİKALARINA ELEŞTİRİ

    Özel, konuşmasının son bölümünde hükümetin ABD ile ilişkilerini de eleştirerek, bazı kararların Türkiye toplumunun değil, ABD merkezli politikaların çıkarları doğrultusunda alındığını savundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Mat’tan, Leyla Şahin’e ‘Hüseyin Gazi Dergâhı bir aklanma merkezi değildir’ eleştirisi!

    Hüseyin Mat’tan, Leyla Şahin’e ‘Hüseyin Gazi Dergâhı bir aklanma merkezi değildir’ eleştirisi!

    PİRHA – AABK Başkanı Hüseyin Mat, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın, Hüseyin Gazi Dergâhı’na yaptığı ziyareti eleştirdi. Mat, açıklamasında “Hüseyin Gazi Dergâhı bir aklanma merkezi değildir. İnancımız, kimliğimiz ve kutsal mekânlarımız üzerinden siyasal meşruiyet devşirilmesine izin vermiyoruz” ifadelerini kullandı.

    AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Suriye’deki Alevi soykırımına ilişkin tepki çeken sözleri ardından 12 Ocak’ta Hüseyin Gazi Dergâhı’nı ziyaret etti. Cemevi içerisinde bir de fotoğraf veren Usta’ya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Hüseyin Mat’dan tepki geldi.

    “Alevilerin dergâhları ve cemevleri, Alevilere hakaret edenlerin aklanma mekânları değildir” diyen Hüseyin Mat, 6 Ekim 2010’da TV sunucusu Mehmet Ali Erbil’in de hakaret içeren sözleri ardından Hüseyin Gazi Dergâhı’nı ziyaret ettiğini hatırlattı.

    “HÜSEYİN GAZİ DERGÂHI BİR AKLANMA MERKEZİ DEĞİLDİR”

    AABK Başkanı Hüseyin Mat, ziyarete aracı olanlara da tepki göstererek şu açıklamayı paylaştı:

    “Tarih Ocak 2026. Bu kez AKP Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Leyla Şahin Usta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Suriye’de yaşananlara ilişkin yaptığı konuşmanın hemen ardından, bir heyet eşliğinde Hüseyin Gazi Dergâhı’nı ziyaret etti. Buradan açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Hüseyin Gazi Dergâhı bir aklanma merkezi değildir. Burası Alevilerin kutsal mekânlarından biridir; inancın, tarihsel hafızanın, acının ve direncin taşıyıcısıdır. Siyasal söylemlerin yarattığı meşruiyet krizlerini örtmek, toplumsal tepkileri yumuşatmak ya da vitrin siyaseti yürütmek amacıyla kullanılabilecek bir alan asla değildir. Alevilerin kutsal mekânları; kameralar önünde poz verilecek, siyasal hasarların onarılacağı birer dekor ya da sembolik ziyaret noktaları değildir. Bu mekânlar, yüzyıllardır yok sayılan, katliamlara uğrayan, inancı ve kimliği inkâr edilen bir toplumun onurudur. Bu tür ziyaretlere gerekçesi ne olursa olsun sessiz kalan, normalleştiren ya da göz yumanlar; tarih önünde ve Alevi toplumunun vicdanında hak ettikleri yeri mutlaka bulacaktır. Alevilerin hafızası güçlüdür; yapılanları unutmaz, söylenenleri kaydeder. Aleviler artık bu tür ‘tribüne oynama’ girişimlerine prim vermemektedir. İnancımız, kimliğimiz ve kutsal mekânlarımız üzerinden siyasal meşruiyet devşirilmesine izin vermiyoruz.”

    “SOYKIRIM POLİTİKALARI DURDURULSUN!”

    Alevilerin taleplerinin net olduğunu belirten Hüseyin Mat, “Bu talepler ne yeni ne de müzakereye açıktır. Aleviler, insan onuruna yaraşır bir yaşam, eşitlik ve adalet istemektedir” ifadelerini kullandı. Mat, yazılı açıklamasında şu cümlelere de yer verdi:

    -Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve temel anayasal hakların eksiksiz tanınması

    – Suriye’de Alevilere yönelik katliam ve soykırım politikalarının derhal durdurulması

    – Halep’te Kürt halkına yönelik saldırıların sona erdirilmesi

    – Suriye topraklarında yaşayan tüm azınlık toplulukların ve halkların yaşam haklarının güvence altına alınması

    – Türkiye’nin Suriye’de selefi ve cihatçı çeteleri beslemesine, desteklemesine ve lojistik yardım sağlamasına son vermesi

    – Suriye’de demokratik, eşitlikçi, çoğulcu ve onurlu bir barışın inşa edilmesi

    Bu doğrultuda herkesi duyarlı olmaya; bir takım çıkar uğruna Alevilerin kutsal mekânlarını ve inanç değerlerini siyasal hesaplara alet eden bu tür girişimlerin parçası olmamaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 13 OCAK 2025 PAZARTESİ – GÜNDEM

    13 OCAK 2025 PAZARTESİ – GÜNDEM

    -HTŞ ve İŞİD güçlerinin Suriye’nin Halep kentinin Şeyh Mahsud ve Eşrefiye mahallesinde Kürtlere yönelik saldırılarıyla ilgili Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, PİRHA’ya açıklamada bulundu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Çukurova Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de devam eden katliamalra karşı saat 14:00’te Yayladdağı Sınır Kapısı’nda basın açıklaması yapacak. GÖRÜNTÜLÜ

  • FEDA ve DAKB’den çağrı: İran’da halklara yönelik katliamlara sessiz kalmayın!

    FEDA ve DAKB’den çağrı: İran’da halklara yönelik katliamlara sessiz kalmayın!

    PİRHA – FEDA ve DAKB, İran’da devam eden halk ayaklanmaları karşısında Molla rejiminin uyguladığı şiddete dikkat çekti. Yapılan açıklamada, “Uluslararası alanda tüm demokratik çevreleri, İran’da yaşanan katliamlara karşı harekete geçmeye; halkların meşru taleplerini desteklemeye çağırıyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), İran’da devam eden eylemlere dair açıklama yaptı.

    “Demokrasi, Barış ve Özgürlük İçin İran’daki Halk Direnişini Selamlıyoruz” başlıklı yazılı açıklamada, İran rejimi tarafından yapılan saldırılara da dikkat çekildi.

    “YENİLMEYE MAHKÛMDUR”

    Molla rejimin baskıcı politikalarına dikkat çekilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllardır baskı, şiddet ve katliam üzerine kurulu olan İran molla rejiminin, son günlerde İran genelinde ve Rojhilat Kürdistan’da gelişen protesto yürüyüşlerine karşı sürdürdüğü baskıcı ve katliamcı politikaları protesto ediyoruz.

    Kadim halkların haklı ve meşru talepleri karşısında demokratikleşme yoluna girmek, halkın taleplerini karşılamak yerine; zulmü bir yönetim biçimi haline getiren molla rejimi, tıpkı Jin, Jîyan, Azadî isyanında olduğu gibi halkların haklı taleplerini şiddetle bastırmayı tercih etmektedir.

    Özellikle Rojhilat Kürdistan’da protestoların öncü gücü olan Kürt halkına yönelik idam, katliam ve sistematik şiddeti pervasızca uygulayan İran devlet rejimi, bilinçlenen ve örgütlenen halklar karşısında yenilmeye mahkûmdur.

    Sürekli ‘dış güçler’ söylemiyle kendi halklarının demokrasi ve özgürlük taleplerini bastırmaya çalışan molla rejiminin bu katliamlarını en güçlü şekilde kınıyoruz.

    Uluslararası alanda tüm demokratik çevreleri ve halkları, başta Rojhilat Kürdistan olmak üzere İran’da yaşanan katliamlara karşı harekete geçmeye; halkların meşru taleplerini demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesi doğrultusunda desteklemeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bitmek bilmeyen yargı süreci: Barış Akademisyenlerinin hak ihlalleri sürüyor!

    Bitmek bilmeyen yargı süreci: Barış Akademisyenlerinin hak ihlalleri sürüyor!

    PİRHA –11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi yayınlayan Barış Akademisyenleri üzerindeki baskı politikaları devam ediyor. Konuya dair açıklama yayınlayan TTB, “Yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyen, bu onurlu tutumları nedeniyle ağır bedeller ödemekte olan arkadaşlarımızla dayanışmayı sürdüreceğimizi, antidemokratik ve keyfi uygulamalara boyun eğmeyeceğimizi kamuoyu ile paylaşırız” ifadelerine yer verdi.

    89 üniversiteden, 128 akademisyen ve araştırmacı tarafından imzalanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri, 11 Ocak 2016’da kamuoyuna duyurulmuştu. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, “Barış Akademisyenleri” olarak tanımlanan imzacı akademisyenlerin hak ihlallerinin, 10 yıl geçmesine rağmen hâlâ devam ettiğine işaret etti.

    Yazılı açıklama paylaşan TTB, “‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ diyen barış akademisyenlerinin 10 yıldır devam eden hak ihlallerinin takipçisiyiz!” ifadelerini kullanırken şu açıklamaya yer verdi:

    “Metnin paylaşılmasının ardından kimi üniversite rektörlükleri tarafından imzacı akademisyenler hakkında disiplin soruşturması açma, soruşturma süresince görevinden uzaklaştırma ya da sözleşmesine son verme gibi işlemler başlatılmış; barış isteyen akademisyenler hedef gösterilmiştir. Uygulanan bu baskılar karşısında, başlangıçta 1.128 olan imzacı akademisyen sayısı, destek imzalarıyla birlikte 50’si hekim olmak üzere 2.200’ün üzerine çıkmıştır.

    Hatırlanacağı üzere Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra ülkenin dört bir tarafında yaşanan şiddet olayları, başta Suruç ve 10 Ekim Ankara Gar katliamları olmak üzere çok sayıda can kaybına ve yaralanmalara yol açan bombalama eylemleri, terörle mücadele adı altında Güneydoğu’da yürütülen operasyonlarda yaşanan ağır insan hakkı ihlalleri ile ülkemiz bir kaos, iç çatışma ve şiddet ortamına sürüklenmişti. Korku ikliminin egemen kılındığı bu ortamda her tür demokratik hak talebinin suçlulaştırıldığı, baskı ve yıldırma politikalarının tırmandırıldığı, biyo-psiko-sosyal bütünlük olarak kişi ve toplum sağlığının derinden örselendiği günlerde içinde yaşadığı toplumun sorunlarına sessiz kalmamayı bilim insanı sorumluluğunun bir gereği olarak gören akademisyenlerce imzalanan bu bildiride, siyasal iktidarın politikalarına yönelik eleştirel görüşler dile getirilmiş, temel olarak savaş politikalarından vazgeçilmesi ve barış içinde yaşama hakkının sağlanması çağrısı vurgulanmıştır.

    Olağanüstü hal (OHAL) ilanı sonrası çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile uğraş alanlarında çok değerli çalışmalar yürütmüş olan, aralarında geçmiş dönem TTB Merkez Konseyi, TTB Yüksek Onur Kurulu ve TTB Etik Kurulu üyelerinin, TTB Büyük Kongre delegelerinin, TTB Toplum Hekim ile TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik dergileri yayın kurulu üyelerinin, çeşitli kol yürütme kurulu üyelerinin de yer aldığı 29’u hekim 406 Barış Akademisyeni kamu görevinden ihraç edilmiştir.”

    “İHRAÇ EDİLENLER ADETA HİÇLİĞE MAHKUM EDİLMİŞLERDİR”

    KHK’lerle ihraçların yanı sıra sözleşme yenilememe, çeşitli yöntemlerle yıldırma ve emekliliğe zorlama gibi uygulamalar sonucunda 549 Barış Akademisyeni’nin üniversitelerden uzaklaştırıldığı hatırlatılarak şöyle devam edildi:

    “Bir tür ‘darbe fırsatçılığı’ yapılarak hem barış isteyen sesler üniversitelerden dışlanmış, hem de akademik özgürlüklerin sınırlandırılması hedefi yaşama geçirilmiştir. İhraç edilen akademisyenlerin kendilerinin, eşlerinin ve çocuklarının pasaportları iptal edilmiş, gönüllü çalıştıkları derneklerin, kurumların organlarından, çalışma gruplarından çekilmek zorunda bırakılmış, doçentlik başvuruları iptal edilerek yeni başvuru yapmaları engellenmiş, imza öncesinde haklarında açılmış hiçbir dava olmamasına karşın örgüt üyesi sayılarak damgalanmış ve ceza davaları açılmış, özel sektörde çalışmaları çeşitli şekillerde engellenmiş, eşleri ve çocukları kamu görevlerine atanamamış, bilimsel ve entelektüel birikimleri yok sayılmış, kendilerini ifade etme, gerçekleştirme olanakları ellerinden alınmış, adeta yokluğa ve hiçliğe mahkum edilmişlerdir.”

    “BOYUN EĞMEYECEĞİZ!”

    10 yıllık süreç içerisinde 611 Barış Akademisyeni hakkında açılan ceza davaları Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmiş ve beraatla sonuçlandı. Ancak üniversiteye dönüşlerle ilgili yapılan başvuruların çoğu reddedildi. İdari yargıda açılan davaların üzerinden yıllar geçmesine karşın ihraç edilen akademisyenlerden sadece 170’i üniversitelerdeki görevlerine dönebildi.

    TTB Merkez Konseyi, gelinen aşamaya dair “yaşanan tablonun vahametini gözler önüne sermektedir” sözleriyle özetledi.

    TTB açıklamasında, 184 akademisyen hakkındaki dosyalara ilişkin ret kararlarının bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da beklediği de hatırlatıldı.

    Açıklamanın devamında ise şu cümlelere yer verildi:

    “Gelinen aşamada; akademiye, akademik özgürlüklere ve barış mücadelesine katkı sağlayan, bilim insanı sorumluluğu ve hekimlik meslek etik değerleri doğrultusunda yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyen, bu onurlu tutumları nedeniyle ağır bedeller ödemekte olan arkadaşlarımızla ve meslektaşlarımızla dayanışmayı sürdüreceğimizi, bitmek bilmeyen yargı süreçlerini titizlikle takip edeceğimizi, darbe dönemlerini aratmayan bu antidemokratik ve keyfi uygulamalara boyun eğmeyeceğimizi kamuoyu ile paylaşırız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu, gazeteci Cihan Berk’in tutuklanmasını Meclis’e taşıdı!

    Ayten Kordu, gazeteci Cihan Berk’in tutuklanmasını Meclis’e taşıdı!

    PİRHA – DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 19 Aralık’ta tutuklanan PİRHA Dersim muhabiri Cihan Berk’in tutuklanma gerekçelerini Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sordu. Kordu, gazetecilik faaliyetlerinin suçlama konusu yapılmasının basın özgürlüğüne açık bir müdahale olduğunu vurguladı.

    DEM Partili Ayten Kordu, Pir Haber Ajansı muhabiri Cihan Berk’in tutuklanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na yazılı soru önergesi sundu. Kordu, Berk’in gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını belirterek, haber yapmanın, sosyal medya üzerinden kamuoyunu bilgilendirmenin ya da cezaevi koşullarına dair insani tutum almanın suç unsuru olamayacağını ifade etti.

    “KİTAPLAR SUÇ DELİLİ OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”

    Kordu, bir gazetecinin mesleğini icra etmesinin kriminalize edilmesine tepki göstererek, Cihan Berk’in yürüttüğü çalışmaların “gazetecilik mesleğinin doğası gereği yapılan faaliyetler” olduğunun altını çizdi.

    Soru önergesinde, Cihan Berk’in evinde bulunan kitapların ve okuduğu yayınların da suçlama konusu yapıldığına dikkat çeken Kordu, bu durumun ifade ve düşünce özgürlüğüne ağır bir müdahale olduğunu belirtti. Kordu’nun önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Ayrıca gazeteci Cihan Berk hakkında yürütülen soruşturma ve tutuklama sürecinde, evinde bulunan bazı kitapların ve okuduğu yayınların da suçlama konusu yapıldığı, kitapların içeriklerine ilişkin herhangi bir somut suç unsuru ortaya konulmaksızın ‘yasaklı yayın’ iddiasıyla delil olarak dosyaya dahil edildiği anlaşılmaktadır. Oysa hangi yayınların yasaklı olduğuna dair açık, erişilebilir ve güncel bir listenin bulunmaması karşısında, bir gazetecinin kitap bulundurmasının veya okuma faaliyetlerinin suçlama gerekçesi yapılması, düşünce ve ifade özgürlüğünün yanı sıra bilim ve sanat özgürlüğünü de ağır biçimde zedelemektedir.”

    Kordu, özellikle gazeteciler açısından okuma ve araştırmanın mesleğin doğal bir parçası olduğunu vurgulayarak, kitapların suç delili olarak değerlendirilmesinin kamunun haber alma hakkını da doğrudan zedelediğini kaydetti.

    Basın özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olduğunu hatırlatan Kordu, Anayasa’nın 28’inci maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesine atıf yaptı. Kordu, bu özgürlüğün yalnızca gazetecilerin değil, toplumun doğru ve tarafsız bilgiye erişim hakkını da kapsadığını belirtti.

    Cihan Berk örneğinde olduğu gibi, son yıllarda gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmasının basın özgürlüğü açısından ciddi kaygılar yarattığını ifade etti.

    ADALET BAKANI’NA YÖNELTİLEN SORULAR

    Ayten Kordu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    • Pir Haber Ajansı Dersim muhabiri Cihan Berk’in gazetecilik faaliyetleri neden tutuklanmasına dayanak olarak gösterilmektedir?

    • Cezaevlerinde bulunan kişilerle idari denetimden geçirilerek yapılan mektuplaşmaların suç delili olarak kabul edilmesine ilişkin Bakanlığınızın görüşü nedir?

    • İnsani gerekçelerle yapılan barışçıl destek açıklamalarının ‘örgütsel faaliyet’ olarak değerlendirilmesine dair yargı uygulamalarına ilişkin Bakanlığınızın bilgisi var mıdır?

    • Kitapların, somut ve doğrudan bir suç isnadı olmaksızın soruşturma ve tutuklamaya gerekçe yapılması, Anayasa’nın 26’ncı ve 27’nci maddeleriyle bağdaşmakta mıdır?

    • Gazetecilerin kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmaksızın tutuklu yargılanmalarının yol açtığı hak ihlallerine ilişkin Bakanlığınızın bir değerlendirmesi var mıdır?

    • Basın özgürlüğünü güvence altına almak ve gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle gözaltı ve tutuklamaya maruz kalmasını önlemek amacıyla Bakanlığınızın yürüttüğü ya da planladığı bir çalışma bulunmakta mıdır?

    PİRHA / ANKARA