Yazar: ferhat

  • Cumartesi Anneleri: İbrahim Kartay’ın akıbeti açıklansın, failler yargılansın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: İbrahim Kartay’ın akıbeti açıklansın, failler yargılansın-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini dile getirmek için eylemlerinin 1109’uncu haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bu haftaki eylemde, 15 Ağustos 1994’te Diyarbakır’ın Hani ilçesinde gözaltında kaybedilen İbrahim Kartay’ın dosyası gündeme taşındı. Cumartesi Anneleri, 32 yıldır akıbeti açıklanmayan Kartay için etkin soruşturma yürütülmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını istedi.

     

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını Aysel Ocak okudu. Ocak, 15 Ağustos 1994 tarihinde askerlerin Diyarbakır’ın Hani ilçesine bağlı köylere operasyon düzenlediğini, sabahın erken saatlerinde Gömeç Köyü’nün kuşatıldığını, köylülerin meydanda toplandığını ve evlerin ateşe verildiğini anlattı.

    29 yaşındaki İbrahim Kartay’ın da evleri yakılırken ailesiyle birlikte köyü terk etmeye hazırlandığını belirten Ocak, Kartay’ın hamile olan eşi Salime Çakır ile üç küçük çocuğunu güvenli bir yere gönderdikten sonra evden yiyecek almak için geri döndüğünü söyledi. Peynir, salça ve ekmek aldıktan sonra ailesine ulaşmak üzere yola çıkan Kartay’ın kısa süre sonra askerler tarafından gözaltına alındığını aktardı.

    AİLENİN BAŞLATTIĞI ARAYIŞ SONUÇSUZ KALDI

    Köy çıkışında eşini bekleyen Salime Çakır’ın, diğer köylülerden İbrahim Kartay’ın gözaltına alındığını öğrendiğini ifade eden Ocak, çocuklarıyla birlikte komşu bir köye sığınan Çakır’ın günlerce eşinden haber beklediğini söyledi.

    Ardından kayınpederi Kadri Kartay ile birlikte Hani Cumhuriyet Savcılığı’na başvurduklarını ancak sonuç alamadıklarını belirten Ocak, Hani Jandarma Karakolu’na giden aileye, “Oğlunu serbest bıraktık, nerede olduğunu bilmiyoruz” denildiğini aktardı.

    Kadri Kartay’ın daha sonra yeniden karakola gittiğinde üzerine ateş açıldığını ve oğlunu bir daha sormaması yönünde tehdit edildiğini hatırlatan Ocak, ailenin tüm girişimlerine rağmen İbrahim Kartay’ın akıbetinin bugüne kadar açıklanmadığını söyledi.

    “GÖZALTINDA KAYBETME SUÇU DEVAM EDİYOR”

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybetme suçunun, kişinin akıbeti ve bulunduğu yer gizlendiği sürece devam eden bir suç olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, devletin etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği sürece hem suçun hem de yol açtığı hak ihlallerinin sürdüğü vurgulandı.

    Aysel Ocak, “Hakikati açığa çıkarmayan, failleri koruyan ve cezasızlığı sürdüren hiçbir adli süreç tamamlanmış sayılamaz” diyerek İbrahim Kartay dosyasında adaletin sağlanması çağrısında bulundu.

    GAZETECİ BAYRAM BALCI ANILDI

    Açıklamanın ardından söz alan Cumartesi İnsanları’ndan Sebla Arcan, 24 Haziran’da yaşamını yitiren gazeteci Bayram Balcı’yı andı. Arcan, Balcı’nın Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin kamuoyuna duyurulmasında büyük emek verdiğini belirterek ailesine, sevenlerine ve özgür basın emekçilerine başsağlığı diledi.

    Eylem, Galatasaray Meydanı’ndaki anıta karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    Canlı yayın linki için buraya tıklayabilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyarbakır’da Muharrem Cemi yürütüldü!-VİDEO

    Diyarbakır’da Muharrem Cemi yürütüldü!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Cemde Sivas Madımak Katliamı’na dikkat çekildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Muharrem Ayı sebebiyle Muharrem Cemi yürütüldü.

    “33 YILDIR ADALET ARAYIŞIMIZ DEVAM EDİYOR”

    Dede Karkin Ocağı’ndan Pir Musa Karkin’in yürüttüğü cemin başlangıcında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Başkanı Ayfer Kendir, “Burası Hak meydanı. Bu meydana tüm canlar edeple gelmeli ve erkana göre hareket etmesi yolun bir gereğidir. Aziz canlar, Cem sadece bir ibadet değildir; aynı zamanda toplumsal birliğin, rızalığın ve hakikatin meclisidir. Bu temelde ibadetimiz seyir için değil, Hak için olsun. Bildiğiniz gibi 2 Temmuz 1993, tarihimizin en ağır, ışıksız ve en büyük karanlığı, utancıdır; aynı zamanda ülkenin hâlâ sönmeyen ve iyileşmeyen bir yüz karasıdır. Sivas’ta, Madımak’ta 33 canımız yakılarak katledildi. Hepimiz biliyoruz ki bu, önceden planlı ve programlı bir şekilde yapıldı. 33 yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Gerçekleşmeyen bu adalet arayışında hiçbir zaman geri adım atmadık ve geri adım atmayacağız da. Sivas’ı unutmadık ve unutturmayacağız” dedi.

    Halkın yoğun katılım sağladığı cemde deyişler, nefesler eşliğinde semahlar dönüldü ve 12 hizmet yerine getirildi. Ardından aşureler pay edildi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Özel’den iktidara tepki: Bu düzen sürsün diye CHP’ye operasyon yapıyorlar- VİDEO

    Özel’den iktidara tepki: Bu düzen sürsün diye CHP’ye operasyon yapıyorlar- VİDEO

    PİRHA- CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,  mahkeme kararıyla atanan CHP yönetimine seslendi. Özel, “Gerekli imzaları ilettiğimizden beri kurultay tarihi bekliyoruz. Kamuoyunun ve partililerimizin hiç tahammül edemediği bahaneleri dinliyoruz” sözleriyle kurultay çağrısını yineledi.

     

    CHP’de delege oylarıyla seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Mutlak butlan kararıyla Genel Başkanlığa geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenen Özel, “Tedbir kararı engel değil, derhal kurultaya gidilmeli” dedi. Ekonomide yaşanan gidişatı anlatan Özgür Özel, asgari ücrete ara zam talebini gündeme getirdi. Emekçi ve emeklilerin açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığına dikkat çeken Özel, “Bu düzen sürsün diye CHP’ye operasyon yapıyorlar” dedi.

    CHP’ye ve CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sadece kendileri ile ilgili olmadığını söyleyen Özel, öğretmenlere, işçilere, gazetecilere, muhaliflere, sanatçılara ve iş insanlarına da aynı tehdidin yöneldiğini vurgulayarak birlikte mücadele çağrısı yaptı. Özel, “Bu sopaya ne benim ne partinin gücü yeter. Ama bir olursak milletin karşısında dayanacak hiçbir güç yoktur” ifadelerini kullandı.

    KURULTAY İÇİN TARİH BEKLENİYOR

    Özgür Özel’in konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Gerekli imzaları ilettiğimizden beri kurultay tarihi bekliyoruz. Kamuoyunun ve partililerimizin hiç tahammül edemediği bahaneleri dinliyoruz. Kendilerine koca bir dosya teslim ettik. Tedbir kararı kurultaya engel değil, aksine derhal kurultaya gidilmeli. Partiyi atamayla yönetmeye çalışmanın izah edilebilecek hiçbir yanı yok. Ben ilk turda 682 oy almıştım. O gün Kemal Bey’e oy vermiş arkadaşlardan 520’si kurultay için imza verdi. Biz bir umut ışığına doğru yürüyoruz ama o ışık salonda değil, sokakta.

    Binaları, imkanları geride bırakıp milletle kucaklaşınca oradan aldığımız güçle, sizlerin kararlılığını, sizlerin sahip çıkışlarını ve bu iktidarı değiştirme kararlılığını iliğimizde, kemiğimizde hissediyoruz.”

    EKONOMİK KRİZ VE ASGARİ ÜCRET ÇAĞRISI

    “Daha seçim ilan edilmeden sandık görevlilerini hazırlayan, tüm hazırlıklarını tamamlayan bu partiye bu yapılır mı? Bizim kararlılıkla sokağa, millete gitmeye, millete anlatmaya ihtiyacımız var. Yüksek tansiyonlu kürsü tartışmalarının ardından buralara geldik. Biz olmazsak Avrupa’da 1., dünyada 5. yüksek enflasyonun halen Türkiye’de olduğunu.

    Seçimden önce defalarca verilen sözler unutuldu, işçi ve emekçiler büyük bir krizle karşı karşıya bırakıldı. Ara zam şart. CHP iktidarda olsaydı 39 bin olacak asgari ücreti bugün 45 bin 800 liraya yükseltecektik. Bir kez daha sadece iktidara değil, tüm siyasi partilere asgari ücrete zam talebini hatırlatıyoruz.

    Eskiden 5 emekli bir araya gelip kurbana giriyordu, şimdi 5 emekli maaşlarını birleştirse yoksulluktan kurtulamıyorlar. Bu düzen sürsün diye uğraşıyorlar. Bu yüzden CHP’ye operasyon yapıyorlar.”

    “MESELE CHP İÇİNDE DEĞİL, MİLLETLE İKTİDAR ARASINDA”

    “Bu mesele Kemal Bey ile aramda değil, butlancılarla aramızdaki meselemiz değil. Bu mesele seradaki teyzeyle Tayyip Erdoğan arasındadır.

    Esas meselemiz seçilmeden oraya gelenlerde değil, onları oraya getirenlerle.

    akpden.com sitemizi kurduk kapattılar, ikincisini kurduk o da butlancılarda kaldı. Şimdi yenisini kurduk; ‘akpden.net’. Bizi durdurabileceklerini sandılar. Bu millet arkamızda oldukça durmayacağız.”

    “GEÇİM GARANTİSİ İÇİN ÖNCE SEÇİM GARANTİSİ”

    “Bizim iktidarımızda zengine uçuş garantisi, hasta garantisi, geçiş garantisi değil, emekçiye, emekliye geçim garantisi verebilmek için önce seçim garantisi getireceğiz. Seçim garantide olmayınca geçim de garantide olmuyor.”

    BELEDİYELERE OPERASYONLAR VE YARGI ELEŞTİRİSİ

    “550 AKP’li belediyeye de soruşturma izni verdik diyorlar, 1 tane tutuklama yok, operasyon yok, gözaltı yok. Ama CHP’li 24 belediye başkanı tutuklu. Şimdiki sistemde önce suçlu bulunur, sonra delil aranır. Bu kişinin belediyesiyle iş yapan herkesin dosyası istenir. İş insanları malıyla, mülküyle tehdit edilir, sonra yanına bir takım avukatlar gelir ve o özel avukatla belediye başkanına karşı ifadeye gidilir. Sonra o kişi serbest bırakılır, malı, mülkü serbest bırakılır. Bundan sonrası için de bu tip hazırlıklar yapılıyor.”

    “FETÖ ŞAMPUANIYLA YIKANMIŞLAR”

    “TÜSİAD başkan ve yöneticisini alıp içeride tutup yurtdışı çıkış yasağı veren, AKP yandaşı olmayan sanatçılara ‘uyuşturucu kullanıyor’ dediler. Gazetecileri yıldırmak için içeride tutuyorlar. Geçtiğimiz hafta bütün tavukçulara kayyum atadılar. Artık hukuk sadece birinin elinde ve ‘her şeyi yaparım’ diyen birilerinin elinde. İktidarı kaybedeceğini anlayanlar hukuku bir sopaya çevirerek herkesi düzene soktuğu bir dönemdeyiz. Kendi mal varlıklarını açıklamayanlar, ayakkabı kutularını görenler, şimdi kendilerini FETÖ şampuanıyla yıkamışlar, pırıl pırıl insanlara hırsız, ajan diyorlar.”

    “BİRLİKTE OLURSAK HİÇBİR GÜÇ KARŞIMIZDA DURAMAZ”

    “Biz büyük zorlukların içindeyiz. Ama bunu sadece CHP’ye yapmıyorlar; özel okul öğretmenine de, aydınlara da, gazetecilere de, gençlere de bu sopayı gösteriyorlar. Bu sopaya ne benim ne partinin gücü yeter. Ama bir olursak milletin karşısında dayanacak hiçbir güç yoktur. Örgütlü tüm yapılar hedeftedir, CHP hedeftedir, Saray’ın planınca işgal altındadır. Saray darbesiyle parti fiilen kapanmıştır. AKP’nin talimatıyla bir yargıcın atadıkları partidedir. Öyle ya da böyle biz bu partiyi yeniden alacağız, açacağız ve iktidara taşıyacağız. Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız. Yürüyelim arkadaşlar.”

    HABER MERKEZİ

  • Hatimoğulları: Barışın kalıcı güvencesi demokratik hukuk düzenidir-VİDEO

    Hatimoğulları: Barışın kalıcı güvencesi demokratik hukuk düzenidir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılardan ekonomik krize, Kobani Davası’ndan barış sürecine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, “Barışın güvencesi yalnızca silahların susması değil, hukukun işlemesidir” dedi.

     

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iç ve dış politikadaki gelişmelerini değerlendirdi. Hatimoğulları, NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltı operasyonlarına tepki gösterirken, demokratik hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Ankara merkezli operasyonlarda çok sayıda sosyalist ve devrimcinin gözaltına alındığını belirten Hatimoğulları, NATO karşıtı eylem ve etkinliklerin yasaklanmasını eleştirerek, demokratik hakların güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılmasına karşı olduklarını ifade etti.

    KOBANİ DAVASI VE SİYASİ TUTSAKLAR

    Geçtiğimiz günlerde Sincan Cezaevi’nde Kobani Davası tutuklularını ziyaret ettiğini aktaran Hatimoğulları, siyasi davaların sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezasını eleştiren Hatimoğulları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması çağrısında bulundu.

    LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK YASAKLARA TEPKİ

    Onur Haftası kapsamında yapılan paylaşımlara erişim engeli getirilmesini de değerlendiren Hatimoğulları, kadınların ve LGBTİ+’ların baskı ve yasaklarla görünmez kılınamayacağını belirterek ifade ve örgütlenme özgürlüğünü savunmaya devam edeceklerini söyledi.

    ORTADOĞU’DA SAVAŞ DEĞİL DİYALOG ÇAĞRISI

    Konuşmasında bölgesel gelişmelere de değinen Hatimoğulları, İran ile ABD arasında yürütülen görüşmeleri olumlu bulduklarını ifade etti. Ortadoğu’da çatışmaların sona ermesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, İsrail’in saldırılarının son bulması ve Filistin halkının yaşadığı acıların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

    İran yönetimine de seslenen Hatimoğulları, Kürtler, Azeriler, Beluçlar ve diğer halkların eşit yurttaşlık haklarının tanınması gerektiğini belirterek kadın hakları ve demokratik özgürlükler konusunda reform çağrısı yaptı.

    EKONOMİK KRİZ VE GENÇ İŞSİZLİĞİ

    Türkiye’nin derin bir ekonomik krizden geçtiğini belirten Hatimoğulları, emeklilerin yeniden iş aramak zorunda kaldığını, milyonlarca gencin ise eğitim ve istihdam dışında bırakıldığını söyledi. Özellikle genç işsizliğinin toplumsal geleceği tehdit eden boyutlara ulaştığını ifade eden Hatimoğulları, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.

    Meclis yakınında eylem yapan özel sektör öğretmenleri ve ataması yapılmayan öğretmenlerin taleplerine de dikkat çeken Hatimoğulları, eğitim emekçilerinin haklı taleplerine kulak verilmesi gerektiğini vurguladı.

    “TEMMUZ AYI GEÇMEDEN YASAL ADIM ATILMALI”

    Barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Hatimoğulları, silahlı çatışma döneminin sona erdirilmesi için hukuki ve siyasi düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un çerçeve yasa hazırlığına ilişkin açıklamasını önemsediklerini belirten Hatimoğulları, düzenlemenin Temmuz ayını geçmeden Meclis gündemine getirilmesi gerektiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır. Kalıcı çözümün teminatı temenniler değil, demokratik güvencelerdir. Türkiye’nin ihtiyacı geçmişin korkularını yönetmek değil, ortak bir geleceği kurmaktır.”

    ANKARA/PİRHA

     

     

  • Cumartesi Anneleri 1108. haftada Murat Aslan için adalet istedi: Failler yargılansın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1108. haftada Murat Aslan için adalet istedi: Failler yargılansın-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen Murat Aslan’ın akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanması talebiyle 1108. hafta buluşmasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Açıklamada, “Kaç yıl geçerse geçsin Murat Aslan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Kayıp yakınlarının gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdüğü eylem, bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Cumartesi Anneleri’nin 1108. hafta buluşmasında, 10 Haziran 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Murat Aslan’ın dosyası gündeme taşındı.

    Çok sayıda insan hakları savunucusunun katıldığı eylemde basın açıklamasını Oya Ersoy okudu.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI ADALETİ İŞLEMEZ HALE GETİRİYOR”

    Kayıp dosyalarında tanık anlatımları, somut deliller ve faillerin itirafları bulunmasına rağmen adaletin sağlanmadığını belirten Ersoy, devletin sürdürdüğü inkâr ve cezasızlık politikalarının hukuk sistemini işlemez hale getirdiğini söyledi.

    Açıklamada, 25 yaşındaki Murat Aslan’ın 10 Haziran 1994 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alındığı hatırlatıldı. Tanıkların anlatımına göre kendilerini polis olarak tanıtan silahlı kişiler, Aslan’ı beyaz bir Toros marka araca bindirerek götürdü. Ailenin yaptığı tüm başvurulara rağmen gözaltı inkâr edildi ve Murat Aslan’dan bir daha haber alınamadı.

    “FAİLLER BİLİNİYOR, YARGILANMIYOR”

    Ersoy, eski JİTEM mensubu Abdülkadir Aygan’ın yıllar sonra yaptığı itiraflarla Murat Aslan’ın kaçırılması, işkence edilerek öldürülmesi ve cenazesinin gizlenmesinde rol alan kişilerin kimliklerinin ortaya çıktığını belirtti.

    Bu itiraflara rağmen sorumlular hakkında etkin bir yargılama yürütülmediğini ifade eden Ersoy, dosyanın bağımsız ve tarafsız biçimde yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.

    Ersoy, “Devlet bu suçtaki sorumluluğunu kabul etmeli, yalnızca doğrudan failler değil emir verenler ve suçun üzerinin örtülmesinde rol oynayan herkes yargı önüne çıkarılmalıdır” dedi.

    “KATİLLER EMEKLİLİKLERİNİ YAŞIYOR”

    Murat Aslan’ın kardeşi Fatma Aslan da söz alarak adalet talebini yineledi.

    Fatma Aslan, “Devlet eliyle işlenen bu cinayetin aydınlatılmasını istiyoruz. Aradan geçen bunca yıla rağmen failler hesap vermedi. Katiller emekliliklerini yaşarken biz hala adalet bekliyoruz. Sorumluların yargılanmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri, açıklamanın ardından Galatasaray Meydanı’ndaki anıta karanfil bırakarak eylemi sonlandırdı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bakırhan: Türkiye’nin çıkış yolu demokratikleşme ve toplumsal barıştır- VİDEO

    Bakırhan: Türkiye’nin çıkış yolu demokratikleşme ve toplumsal barıştır- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, süreçte somut adımlar atılması gerektiğini belirterek Meclis’e çerçeve yasa çağrısı yaptı. Kalıcı çözüm için dört temel yasal düzenlemenin gerekli olduğunu söyleyen Bakırhan, “Meclis kapanmadan çerçeve yasa kesinlikle çıkarılmalıdır. Bu Meclis önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü binasına dönük 17 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Deniz Poyraz’ı anarak konuşmasına başlayan Bakırhan, sadece katilin yargılanmasını değil arkadaki güçlerin açığa çıkartılarak yargılanması çağrısı yaptı.

    Bakırhan ayrıca 30 yıllık tutsaklığın ardından tahliye olan ve grup toplantısına katılan Necati Keklik ile cezaevlerinde bulunan siyasi tutsakları selamladı. Muharrem Orucu’nun başladığını ifade eden Bakırhan, “Muharrem Kerbela’dan bugüne kadar zulme karşı direnenlerin hakikati savunanların mazlumdan yana olanların bir simgesi olarak günümüze kadar geldi.” dedi.

    Tuncer Bakırhan’ın konuşmasında satırbaşları şöyle:

    MUHARREM ORUCU MESAJI

    “Alevi canlarımızın 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Muharrem, Kerbela’dan bugüne, zulme karşı direnenlerin ve mazlumdan yana olanların simgesi haline geldi. Bu vesileyle oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyor; Muharrem Ayı’nın toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum. ”

    İRAN-ABD-İSRAİL ANLAŞMASI VE BÖLGESEL BARIŞ

    “28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın hayata geçirilmesi bekleniyor. DEM Parti olarak öncelikle ölüme ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Anlaşmanın kalıcı olmasını ve yapıcı gelişmelerle devam etmesini umut ediyoruz. Bölgesel gerilimlerin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, toplumsal barışı inşa etmek her ülkenin öncelikli görevidir. Dışarıda silahları susturan bir devlet, içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa ulaşmış sayılmaz. Bu nedenle bizim için en güçlü barış, toplumsal barıştır.”

    İRAN’DAKİ İDAMLARA TEPKİ

    İran’da Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamları hatırlatan Bakırhan şunları söyledi:

    “İran; Kürtlerin, Belucilerin, Azerilerin ve en başta kadınların doğal, meşru ve demokratik taleplerini karşılamalıdır. Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamlara derhal son vermelidir. DEM Parti olarak temennimiz, bu anlaşmanın halkların iradesine dayanan, kimseyi dışlamayan, demokratik ve kalıcı bir barışın başlangıcı olmasıdır. Ortadoğu’nun gerçek huzuru ne büyük güçlerin vesayetiyle ne de içeride otoriterlikle sağlanabilir. Huzur, istikrar ve refah ancak bu toprakların bütün halklarının özgürlüğüyle mümkündür.”

    EKONOMİK KRİZ VE TÜRKİYE’NİN YÜZYILLIK SORUNLARI

    “Bugün bu kürsüde, gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden biraz uzaklaşarak konuşmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir.

    Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi, bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı.

    Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır.”

    YARGININ SİYASETE MÜDAHALESİ ELEŞTİRİSİ

    “Türkiye’nin siyasi tarihine bakın. Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı.

    Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Devlet aklı, toplumu zenginliğiyle görmek yerine sürekli bir tehdit haritası çizdi. O haritada yurttaş hep şüpheliydi; hak değil güvenlik, çözüm değil bastırma vardı.

    En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hala sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı.

    Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır.

    Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez.”

    KORKU, ERTELEME VE TEKRAR SİYASETİ

    “Türkiye’yi bu hale getiren üç tarz-ı siyaset var: Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti. Topluma sürekli bir tehdit anlatıldı, sürekli bir beka meselesi sunuldu ve sürekli yeni düşmanlar üretildi.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında parçalanma korkusuyla, Soğuk Savaş boyunca komünizm tehdidiyle, 1990’larda Kürt meselesiyle toplum baskı altında tutuldu. Sonrasında irtica, dış güçler, göçmenler ve toplumsal hareketler adı altında tehditler bir türlü bitmedi. Korku üzerine kurulan siyaset, bu ülkeye güven değil; daha fazla güvensizlik, sefalet ve hukuksuzluk getirdi.

    Erteleme siyaseti ise hep ‘Bugün değil, sonra’ dedi. Kürt meselesi ertelendi, yargı reformu ertelendi, yerel demokrasi ertelendi, emekçinin hakkı ertelendi. Ama ertelenen her hak, toplumsal maliyeti daha da artırdı.

    Korku ve erteleme siyasetlerinin kaçınılmaz sonucu ise tekrar siyasetidir. Aynı krizler, aynı yöntemlerle yeniden üretildi. Türkiye aynı sorunları tekrar tekrar yukarı taşımaya zorlandı.”

    DEMOKRATİK CUMHURİYET VE EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU

    “Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır.

    DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti koyuyoruz. Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir.”

    EMEK HAKLARI VE KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ

    “Sendika hakkı, grev hakkı ve toplu sözleşme hakkı anayasal haklardır. Bu haklar kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güvence altına alınmalıdır.

    Bütün bu çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Bunu açıkça söyleyelim: Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz. Çünkü bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele, Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanma meselesidir. Bu mesele, hukukun bütün yurttaşlar için eşit işlemesi meselesidir. Bu mesele, Türkiye’nin kendi halkıyla barışma meselesidir.

    Yüz yıl boyunca bu düğüm baskı ve inkârla çözülmeye çalışıldı; düğüm her seferinde daha fazla dolandı. Oysa bu düğümü siyaset çözer. Hukuk çözer. Cesaret çözer.”

    ORTADOĞU’DAKİ DÖNÜŞÜM VE KÜRT SORUNU

    “Bugün dünya sarsılıyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Enerji yolları, ticaret koridorları, ittifaklar ve sınırlar yeniden tartışılıyor.

    Ortadoğu 100 yıldır durulmadı; ancak son birkaç yıldır bölgede çok büyük altüst oluşlar yaşanıyor. Bölge bir taraftan küresel rekabetlerin sahnesi oluyor. Diğer taraftan, yüz yıldır etnik ve dinsel gerilimlerle kaynayan kazan patlama noktasına yaklaşıyor. Böyle bir dönemde Kürt meselesini çözümsüz bırakmak, Türkiye’yi tarihsel bir riskin eşiğinde bekletmektir. İç barışını kuramamış, kendi yurttaşıyla kavgalı bir devlet, dışarıdan esen her rüzgârda savrulur.”

    ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI

    “Yaklaşık iki yıldır süren bu sürecin artık somut, hukuki ve demokratik bir zemine kavuşması gerekiyor. Bunun yolu çerçeve yasadır. Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşıyacak bir çerçeve yasa artık ertelenemez.

    Biz dört temel düzenlemeyi zorunlu görüyoruz: Kalıcı çözüm için Çerçeve Yasa; demokratik bütünleşme ilkelerini güvence altına alacak Demokratik Toplum Yasası; yerel demokrasiyi, sivil toplumu ve siyasal katılımı güçlendirecek Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası…

    Bu adımlar taviz değildir. Bunlar eşit yurttaşlığın gereğidir. Kimliklerin ve inançların anayasal güvence altına alınması birlikteliğimizi zayıflatmaz; aksine sağlamlaştırır. Yerel yönetimlerin güçlenmesi devleti küçültmez; demokrasiyi büyütür, merkezin yükünü azaltır. Kürtlerin kazanması Türklerin kaybetmesi değildir. Alevilerin kazanması Sünnilerin kaybetmesi değildir. İşçinin kazanması ülkenin kaybetmesi değildir. Bir halkın hakkı, başka bir halkın kaybı değildir.”

    MECLİS’E ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI

    Meclis’e çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi:

    “Bu nedenle çağrımız açıktır: Meclis kapanmadan çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden, yeni belirsizlikler yaratılmadan bu adım atılmalıdır. Çünkü barış geciktikçe güvensizlik büyür. Bunu sahada görüyoruz. Hukuk geciktikçe umut zayıflar. Demokrasi geciktikçe toplum yorulur.

    Biz bu Meclis’te bu iradenin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu Meclis, önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır. İkinci yüzyıla güçlü bir damga vurmalıdır.”

    BARIŞ, DEMOKRASİ VE EŞİTLİK VURGUSU

    “Hepimizin ortak ihtiyacı; hukuka dayalı bir düzen, işleyen bir demokrasi, onurlu bir yaşam ve kalıcı bir barıştır. Birinci yüzyılın paslı sarkacını kırmanın zamanı geldi. İkinci yüzyılı yasaklarla, kayyımlarla, butlan kararlarıyla ve yoksullukla değil; barışla, eşitlikle ve emekle yazalım.

    Biz korku siyasetine karşı demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Erteleme siyasetine karşı çözüm siyasetini büyütmeye devam edeceğiz. Tekrar siyasetine karşı dönüşüm siyasetini savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin halkları bunu hak ediyor. Siz bunu hak ediyorsunuz.”

    HABER MERKEZİ

  • ‘Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?’ Paneli: Yan yana gelirsek geçen yüzyılın kirini, pasını atarız! -VİDEO

    ‘Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?’ Paneli: Yan yana gelirsek geçen yüzyılın kirini, pasını atarız! -VİDEO

    PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?’ konulu panelde konuşan panelistler, birleşik mücadelenin önemine vurgu yaptı.

    İstanbul’daki “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” konferansı ikinci gününde. “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen konferansta bugün de birçok başlık tartışılacak.

    “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlıklı oturumun moderasyonunu Kuban Kural yaparken, Neslihan Acar “İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?”, Yıldız Tar “Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuryetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları”, Diba Keskin “Nasıl Bir Gelecekte Demokratik Cumhuriyet Dindar Kadına Ne Vaat Ediyor?” Ayşe Gül Altınay “Dünyadaş Dayanışma ile Barışı Örmek” ve Mehmet Uğur Korkmaz “Cumhur Cumhuriyet Gençlere Bırakır mı?” başlıklı sunumlar yapacak.

    “BU DÜZEN ONA KARŞI ÇIKANI BOĞARAK AYAKTA KALIYOR”

    İlk olarak Neslihan Acar, pandemiden sonra işçiler barınma, belenme, sağlık, söz söyleme hakkının ortadan kaldırıldığını dile getirerek, “İnsanca yaşamak için işçiler dövüşmek zorunda kalıyor. İşçi tamamen piyasa koşullarına terk edildi. Son 20 yıldır en temel haklardan sadece ücret haklarına sıkıştırıldık. Bu rejimin ilişki ağlarına bakarsak bunun neden olduğunu görürüz. Siyasal rejime tek adam yönetimi deniliyor ve böyle bir tartışma geliştiriliyor. Biz de bunu böyle tartışıyoruz ama devlet, bir gücün özel örgütüdür. Bir sınıfın diğer sınıfın sırtını yere getirmeye çalıştığı bir örgüttür. Devletin ilişki biçimi ve düzeni emperyalist holding düzenidir. Bu düzen her yerde karşımıza çıkıyor. Bu düzen ona karşı çıkanı boğarak ayakta kalıyor” dedi.

    “LGBTİ DÜŞMANLIĞI VAR”

    Yıldız Tar, hakların toplumsal ve hukuksal olarak tanınması gerektiğini vurgulayarak, “Antik mısırdan bugüne kadar LGBTİ’ler hep vardı ama bu asimilasyon politikalarıyla bugüne kadar geldi. Utanmanızın öğretildiği bir asimilasyon politikası var ama herkesin onur ve haysiyet hakkı var. Süreçte devlet, devlet refleksiyle LGBTİ’lileri bir laboratuvar olarak kullanıyor. Bunu yaparken olabildiğince buradan adım atmadan çıkmak istemesidir. Cumhuriyetin ilk kurulduğu günden bugüne kadar LGBTİ düşmanlığı var. LGBTİ ile toplum arası ses geçirmez cam koyuldu. O toplum ile LGBTİ’liler arasında bir zemin yaratmak ve birbirlerini anlamak için yol bulunması gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “DEĞİŞTİRELİM”

    Diba Keskin ise, cumhuriyetin, teoride her ne kadar laik ve eşit vatandaşlık vaat etse de, pratikte ulus-devlet refleksi Türk ve Müslüman omurgası üzerinden yükseldiğinin altını çizerek, “Gayrimüslim dindar kadınlar hem gayrimüslim olmanın getirdiği azınlık psikolojisini ayrımcılığı yaşadı hem de kendi cemaat yapılarının muhafazakâr sınırlarını cumhuriyetin seküler baskısı arasında sıkıştı. Onu tanımayan kimsenin hakkı tanınmadı. Yine kadınları hem din hem Cumhuriyet vurdu. Bu cumhuriyeti iyi tanımamız gerekiyor yoksa kadın asla haklarını elde edemez. Bunun karşısında Demokratik Cumhuriyet herkesin kendisini gibi yaşamasını, kendi kararlarını kendisinin verdiği, herkesin sözünü söylediği bir umut verir. Demokratik Cumhuriyet tek tip insanı savunmaz.  Biz bunun için mücadele etmezsek bu da gerçekleşmez. Kadınların rol ve misyonu eğer toplumun değişimi ise o zaman biz bunu değiştirelim” diye belirtti.

    “BİRLİKTE İYİLEŞEBİLİRİZ”

    Ayşe Gül Altınay kendisine ‘Nasıl oldu da bu devlet ‘ordu devlet oldu’ sorusunu sorduğunu belirterek, “Yaşadığımız acıları nasıl dayanışmaya dönüştürebileceğimizin yolunu arıyoruz. Bu süreçler birbirimizin şifası oluyor. Biz ancak birlikte iyileşebiliriz” ifadelerine yer verdi. Militarizmin Türkiye için tabu bir kavram olduğuna dikkat çeken Altınay, “Dünyadaş ve yoldaş olabildiğimiz müddetçe barışı ve demokrasiyi inşa edebiliriz” diye konuştu.

    “YAN YANA GELİRSEK GEÇEN YÜZYILIN KİRİNİ, PASINI ATARIZ”

    Mehmet Uğur Korkmaz, Gezi’de meydana çıkan gençlerin yeni bir cumhuriyet talep ettiklerinin altını çizerek, “2015 yılından bugüne kadar devlet tankı ve topuyla başta Kürdistan ve Türkiye’nin üzerinden geçti. Sokakta, fabrikada, MESAM’larda ve her yerde. Şuan 1,5 milyon kişi MESAM’a mecbur bırakıldı, şuan 5 milyon ev genci var hiçbir işleri yok, babalarının parasıyla yaşam sürdürüyor. Kürdistan ve Türkiye’nin tüm devrimci mahallelerinde yine özel savaş politikaları var. Yani özetle gençler için çok karanlık bir tablo var. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var ama o anayasayı yaşayacak kişilere de ihtiyaç var. Birbirimiz arasında ilişkiyi anayasa belirlemiyor. Bunun için biz yan yana gelirsek geçen yüzyılın kirini, pasını atar ve gelecek yüzyıla büyük bir umut besleriz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ Paneli-VİDEO

    ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ Paneli-VİDEO

    PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ konulu panel düzenlendi. Konuşmacılar ekoloji ve emek mücadelesinin ortaklığına vurgu yaparak, “Emek ve ekoloji mücadelesini büyütmeliyiz” dedi.

    İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ konulu panel ile devam ediyor.

    Moderasyonluğunu Çilem Küçükkeleş’in yaptığı oturumda, Arif Ali Cangı “Doğayla da Barış: Ekolojik Demokratik Cumhuriyet”, Zülfiyet Yılmaz “Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları”, Bahadır Özgür Ortak “Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru” ve Cuma Çiçek “Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset” başlıklı sunumlar yapıyor.

    Çilem Küçükkeleş, barış sürecinin ilerlemesi için mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

    Zülfiyet Yılmaz “Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları” başlıklı sunumunda, Osmanlı’dan günümüze yerel yönetimler deneyimlerine ve hukuksal yapısına dikkat çekti. 1921’in mottosunun ‘halka doğru’ olduğunu belirten Yılmaz, 1924’te bu bakış açısı değiştiğini söyledi.

    Zülfiyet Yılmaz, şunları ifade etti:

    “Bir süre sonra yerel yönetimler merkezle bir çatışma aracına dönüyor. 1982 Anayasası’nda belediyenin yetkilerini sınırlandıran bir anlayış benimsendi. 1984 yılından itibaren halkın belediyenin kararlarından dışlanması süreci başlıyor. 2000 sonrası AB süreci ve kamu yönetim anlayış değişikliği nedeniyle önemli değişimler oldu. Belediyeler idari ve mali özerkliğe sahip kurumlar olarak adlandırıldı. Kent hukuku ve haklarının korunması için çalışma grupları kuruldu yani belediyeler kanuni güvenceye kavuşturulmuştur. 2011 sonrasında ise ibre daha çok merkezileşmeye kayacaktı. Daha önce tanınan haklar bu kez merkezileştirmeye başlandı.”

    “YAŞAMININ BÜTÜNÜNÜN EKOLOJİK BİR HALE GETİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Arif Ali Cangı, dünyanın geleceğinin kötü olduğunu vurgulayarak, “Bu nedenle her alanın ekolojik bir bakış açısına göre değerlendirilmesi lazım. Ekolojik bir hukuk, ekolojik bir siyaset gibi. Yaşamının bütününün ekolojik bir hale getirilmesi gerekiyor. Başka türlü barış mümkün değil. Doğayla barış her geçen gün bozulacak. Keşke öncelikle çevresel demokrasiyi sağlayabilsek” dedi.

    “EMEK VE EKOLOJİ MÜCADELESİNİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Bahadır Özgür Ortak ise, “Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru” başlıklı değerlendirmesinde, ” Toplumun umutsuzluğa kapılma hali var. Kürt coğrafyasının büyük bölümü askeri alan ilan edildiği için ordaki topraktan çözülme doğal olmamıştır. Zorla göçertme uygulanmıştır. Kapitalist, talancı zinciri kıracak bir mücadele örgütlendiği zaman pek çok alanı etkileyecektir. Emek ve ekoloji mücadelesini büyütmeliyiz” şeklinde konuştu.

    “KİMLİK BAĞLAMINDA YERLEŞMİŞ BİR TÜRKİYE VAR”

    Cuma Çiçek “Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset” başlıklı sunumda, sınıf ve kimlik meselesini beraber düşünülmesi gerektiğini dile getirdi.

    Cuma Çiçek, konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “Bu rejimle önünüzü göremiyorsunuz. Türkiye topraklarının yüzde 20’sinde yâni Kürdistan coğrafyasında belirsizlik rejimi var. Yeniden merkezileşen ve merkezin elini her yere attığı bir rejim var. Belirsizlik rejimi;  kurumsuzlaştırma, dışlama ve yok sayma üzerine kuruludur.  Ortak gelecek ufku için ise kesişimsel siyaset gerekiyor. Türkiye’nin 25 su havzasında kriz var. Yine gıda ve kır krizi var. Kürt sorunu bir kaynak bölüşümü meselesidir. Türkiye’nin en yoksul bölgesi Kürt bölgesidir. Bunun için kaynağın mekansal dağılımını kimlikle düşünmemiz gerekiyor. Kimlik bağlamında yerleşmiş bir Türkiye var. Her kesimin, kimliğin yönetimini yerele bırakırsak muhtemelen bu sorunlar çözülür.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması’ Paneli: Barış şart!-VİDEO

    ‘Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması’ Paneli: Barış şart!-VİDEO

    PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması’ konulu panelde, Öcalan’ın müzakere koşullarının düzeltilmesi gerektiği vurgulanırken, barış sürecine her kesimin sahip çıkması gerektiği ifade edildi.

    İstanbul’daki “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” konferansı ikinci gününde. “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen konferansta bugün de birçok başlık tartışılacak.

    “Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması” başlıklı oturumun moderasyonunu Şebnem Korur Fincancı yürütürken, konuşmacı olarak Ahmet Faruk Ünsal “Toplumsal Barışın İnşasında 2013–2015 ve 2024 Deneyimleri”, Yüksel Genç “Barışın Toplumsal Zemini: Güvensizleştirme Politikalarını Aşmak ve Demokrasiyi Birlikte İnşa Etmek”, Cemal Salman “İdealden Gerçekliğe İkinci Yüzyılında Cumhuriyet ve Aleviler”, Ahmet Türk ve Vahap Coşkun “Demokratikleşme ve Toplumsal Mutabakat” başlıklı sunumlar yapıyor.

    Şebnem Korur Fincancı, özgürlüğün güvenliğe kurban edildiğini belirterek, “Cumhruiyetin baskının yoğun olduğu koşullarad yaşandı. Yoksa bir yüzyıl daha böyle yaşanmalı mı? Sorusuna cevap vermeliyiz. Güven verici adımlar atmaya ihtiyaç var” dedi.

    “ÖCALAN’IN MÜZAKERE OLANAKLARININ OLUŞTURULMASI GEREKİYOR”

    Ahmet Faruk Ünsal, statükonun kendini dönüştürmeye ihtiyaç duyduğunu ifade ederek, Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’deki barış sürecine yansımasına dair değerlendirmede bulundu. Türkiye’nin dışsal baskı altında kaldığını dile getirerek, “Dış baskı sürecin oluşmasına olanak tanıdı. İçeriden sürecin ilerlemesi için mücadele etmek lazım. Dönüştürücü gücü olan Öcalan’ın müzakere olanaklarının oluşturulması gerekiyor” dedi.

    “DEMOKRATLARA İHTİYAÇ VAR”

    Ahmet Türk, tarih boyunca çözümün demokratik siyasette ısrarcı olduklarının altını çizerek, “Sürecin kalıcı barışa ulaşması için sabırla bekleyeceğiz. Toplumsa bir güvensizliğin geliştiğini de görüyoruz. Toplumsal barışın önündeki engeller ortadan kalkar. Sürecin başarılı olması için demokratlara, sosyalistlere ihtiyaç var. Birlik içinde bu sürecin başarıya ulaşması için baskı unsuru oluştururuz” diye konuştu.

    “ÇÖZÜM ÇIKAR”

    Yüksel Genç, güvensizliğin aşılmasının yollarına değinerek, “Tedirginliğin yapısallaşmaya başladığını gözlemledik. Devletin süreci yürütürken ki pratiği bunu oluşturuyor. Burdan çözüm çıkar mı? sorusu sorluyor. Çıkar elbette. Toplumun dahil olamadığı bir süreçten barış çıkmaz. Barış toplumsal meşruiyetinin sağlandığı zamanlarda oluyor. Sivil topluma tam da bu zamanda çok iş düşüyor. Hepimiz işin başına” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİLER VARLIĞINI HİSSETTİRMEK İSTİYOR”

    Cemal Salman, Alevilerin ülkenin demokratikleşmesi için mücadele yürüttüğünü vurgulayarak, “Devlet kadrolarının kendinden olmayanları kendine benzetmeye çalıştı. Aleviler saz çalıp, türkü söylediği müddetçe sorun yok. Ama ‘benim bir inancım var’ dediğinde sorun oluyor. Devlet ‘sen yoksun’ diyor. Bütün inancı Diyanet örgütlüyor. Aleviler ne zaman ‘biz burdayız’ dediğinde kıyımla karşılaşmışlar” dedi.

    Cemal Salman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aleviler varlığını hissettirmek istiyor. Varlıklarını anlatmak istiyor. Temel meselelerden biri bu. Bugün cumhuriyetin demokratikleşmesini konuşacaksak bir araya gelmeye ihtiyaç var. Herkesin olan bir şeyi inşa etmek, herkesin eliyle olabilecek bir şey. Ama toplum buna dahil olmadığı sürece yine bir başka eksiklikle ikinci yüzyıla yol alırız. Barış diyoruz; Aleviler bunca kıyıma rağmen herhangi bir savaşın yanında durabilir mi? Barış birlikte kurulabilecek bir şey. Demokrasi ile cumhuriyet sadece bir rejim meselesi değil, bir arada yaşama meselesidir. En başkayla en ötekiyle yaşama becerisidir. Bu bir rıza projesidir. En karşı gördüğünüz sizden razıysa, siz ötekinin derdiyle dertliyseniz barış kurulur. Cumhuriyetin demokratik olmasını sağlarız”

    “BÜYÜK BİR FIRSAT”

    Vahap Coşkun “Demokratikleşme ve Toplumsal Mutabakat” başlıklı sunumunda, barış siyasi bir iradeyle oluşacaksa pragmatik ilişkiler kurulduğuna işaret etti.

    Vahap Coşkun, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Barış süreçlerinde yıllar içerisinde pörsüyen ilişkileri onarırız. Demokratikleşme ise siyasi rejimin, otoriterlikten coğulculuğa geçmesi mücadelesidir. Barış ve demokrasi arasında iki ilişki var. Barış demokrasiyi mümkün kılar. Kalıcı bir barış olmadan demokrasiyi güçlendirmenin imkanı olmaz. Demokrasi barışı üretir. Barışın inşası ve demokratikleşme birbiriyle bağlantılı ve birbirlerini güçlenidirler. Kürt meselesi hem barış hem demokratikleşmenin merkezinde durur. Silahın devreden çıkarılması bazen küçümseniyor. Oysa bunun çok büyük bir hadise, herkes için büyük bir fırsat olduğunu görmek gerekir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ oturumunda ‘Barış Yasası’ vurgusu!-VİDEO

    ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ oturumunda ‘Barış Yasası’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları’ konulu panelde, “Barış Yasası’nın oluşturulması gerektiği ifade edildi.

    İstanbul’daki “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” konferansı ikinci gününde. “İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla gerçekleştirilen konferansta bugün de birçok başlık tartışılacak.

    “Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları” başlıklı oturumun moderasyonunu Akın Birdal yürütürken, konuşmacı olarak   Şükrü Aslan “Cumhuriyetin Tekçi Siyaset ile Baskılanan Çoğul Sosyolojik Dokusu”, Ruşen Seydaoğlu “Demokrasinin, Barışın ve Özgürlüklerin İnşasında Kadınların Kurucu Rolü”, Mehmet Bekaroğlu “Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?” ve Özgür Erol da “Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı” başlılı sunumlar yapıldı.

    Akın Birdal, geçmiş dönemde yapılan barış ve demokrasi çalışmalarına dikkat çekerek, “NATO üyesi ülkeler tarafından kurulan gladyo gibi hukuk dışı örgütlerin ortadan kaldırılması gerekiyor” dedi.

    “KÜRTLER BUNU ÇOK AĞIR BİR ŞEKİLDE YAŞADI”

    Şükrü Aslan, Osmanlı döneminde de, cumhuriyet yıllarında da etnik nüfusun tespitinin yapıldığını belirterek, “Türkçe’nin dışında anadilin olduğunu devletin resmi belgelerinde 1927 yılından 1965 yılına kadarki arşivlerde bulunuyor. Türkiye’de 21 anadil tesptit edilmiş. Bu sosyolojiye yönelik asimilasyon politikaları yürütüldü. İmkansız olan şey cumhuriyetin resmi politikası haline geldi. Kürtler bunu çok ağır bir şekilde yaşadı. Türkiye’de bu politikayla yüzleşmedi. Politika üretenleri imkansız olanın peşinden koşmamaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    “KADINLAR DİRENİŞTEN ÖĞRENDİĞİYLE VE KATLİAMLARA KARŞI ALDIĞI TUTUMLA KENDİ SİSTEMİNİ KURDU”

    Ruşen Seydaoğlu, dili, kültürü, varlığı yok sayıldığı için mücadele edenlerin varlığının altını çizerek, “Kürt kadın hareketi toplumsal dönüşüme dair mücadele etti. Dönüşüm sürecinde kendi bilimsel yaklaşımı için mücadele etmiş, aynı zamanda kadının sömürüsüne karşı da, şiddetin kaynağına karşı da mücadele yürüttü. Kürt ve kadın kimliğinin öznesi için mücadele etti. Direnişten öğrendiğiyle ve katliamlara karşı aldığı tutumla kendi sistemini kurdu ve eş başkanlık sistemini kurudu. Bugünde bunu geliştirmeye çalışıyor. Derin kadın yoksulluğuna karşı da alternatif örgütleyecek bir eksen yarattı. Jinelojiyi yarattı ve bunu örmeye devam ediyor. Bürokrasiye çevrilen alanları dayanışmacı, özgürlükçü alanlara dönüştürdü” şeklinde ifade etti.

    “GÜVEN VERİCİ TEDBİRLER OLUŞTURULMALI”

    Mehmet Bekaroğlu, “Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?” başlıklı yaptığı sunumda, son yıllarda milliyetçiliğin arttığını vurgulayarak, “Böyle bir zamanda Türkiye’de barışı tesis edeceğiz. ‘Nasıl bir yurttaşlık?’ sorusu tartışılacak. Miliyetçiliği yok sayamayız. Ortak vatanda, insanca nasıl yaşanırın formülüne dönük kafa yormalıyız, içini doldurmalıyız. Anayasal vatandaşlık elbette inşa etmeliyiz ama bu sadece yetmez. Güven verici tedbirler oluşturulmalı” ifadelerine yer verdi.

    “BARIŞ YASASI!”

    Özgür Erol, Kürt hareketinin on yılları bulan deneyiminden kaynaklı demokrasi mücadelesinin yükünün büyük kısmını aldığına işaret ederek, “Kürdün hukuk dışı, sosyoloji dışı bırakıldı. Bizim yasallık taleplerimiz tam da bunu ifade ediyor. Bireysel haklar düzlemine indirgenemez. Kürtlere dönük cezalandırma halk üzerinden yapılmıştır. Buna karşı kollektif hukuku şekillendirmeliyiz. Bize barış yasası gerekiyor. İçinden bulunduğumuz süreç için önemlidir. Bu yasadan beklenen öncelikler kapsayıcı olmasının yanı sıra, bu sürecinin muhataplarının katılımının sağlayacak kurumsallaşmayı sağlaması önemlidir. Demokrasi çarkının dönmesi lazım” şeklinde ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1107’inci haftada sordu: Veysel Güney’in mezarı nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1107’inci haftada sordu: Veysel Güney’in mezarı nerede?-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1107’inci hafta buluşmasında 12 Eylül darbesi sonrasında idam edilen ve cenazesi ailesine teslim edilmeyen Veysel Güney’in akıbetini gündeme taşıdı. Aile, 45 yıldır mezar yerinin açıklanmasını bekliyor.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 1107’inci hafta eyleminde Veysel Güney dosyasını gündeme taşıdı.

    Kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfillerle gerçekleştirilen buluşmada, 12 Eylül askeri darbesinin ardından 24 yaşında idam edilen ve cenazesinin nerede olduğu halen açıklanmayan Veysel Güney için adalet talebi yinelendi.

    Basın açıklamasını Cumartesi Anneleri adına İkbal Eren okudu. Eren, Veysel Güney’in 28 Aralık 1980’de Antep’te gözaltına alındığını, daha sonra Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandığını belirterek, yargılama sürecinde avukat talebinin ve savunma hakkına ilişkin başvurularının kabul edilmediğini söyledi.

    Eren, Güney’in 17 Şubat 1981’de yeterli delil bulunmaksızın idam cezasına çarptırıldığını belirterek, cezanın 10 Haziran 1981’de Antep E Tipi Cezaevi’nde infaz edildiğini hatırlattı.

    “BEDENİ KAYBEDİLDİ”

    İkbal Eren, idamın ardından Veysel Güney’in kişisel eşyalarının ailesine teslim edildiğini ancak cenazesinin aileye verilmediğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Veysel idam edildikten sonra üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babası Ali Güney’e teslim edildi. Ancak 10 Haziran 1981 tarihli ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen bedeni kaybedildi.”

    “DELİL BULUNMADIĞINI YAZDI”

    Eren, infaz sırasında görevli olan savcı Mete Göktürk’ün yıllar sonra yayımladığı “Adaleti Gördünüz mü?” adlı kitabındaki değerlendirmelere de dikkat çekti. Göktürk’ün kitapta, Veysel Güney’i suçlayacak herhangi bir delil bulunamadığını ifade ettiğini belirten Eren, yargılamanın adil ve tarafsız yürütülüp yürütülmediğine ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

    “MEZARINI KALBİME KAZDIM”

    Ailenin yıllarca Veysel Güney’in mezarını bulabilmek için mücadele verdiğini vurgulayan Eren, anne Zeynep Güney’in sözlerini de hatırlattı:

    “Ben oğlumun resmini gözüme çizdim, ismini dilime yazdım, mezarını kalbime kazdım.”

    Eren, Zeynep Güney’in 2012 yılında, baba Ali Güney’in ise 2014 yılında çocuklarının mezar yerini öğrenemeden yaşamını yitirdiğini belirterek, “Kaç yıl geçerse geçsin Veysel Güney için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “45 YILDIR ACIMIZ İLK GÜNKÜ GİBİ”

    Açıklamanın ardından Veysel Güney’in kardeşi İsmail Güney, kardeşi Ayhan Güney’in gönderdiği mektubu okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “45 yıl önce idam edildikten sonra bedeni kaybedilen Veysel Güney’in kardeşiyim. Veysel’in aramızdan bedenen ayrılışının idam edilmeden önce bizimle görüştürülmedi. Onu idama giderken kısa bir süre görebildik. Veysel ile aramızda silahlı askerler vardı ona sarılmamıza izin vermediler. Annem ölene kadar Veysel’e son kez sarılamamanın acısını yaşadı. Duygularını uzun uzun anlatmak isterdim ama kusura bakmayın bunları yazarken gözyaşlarına hakim olamıyorum. 45 yıldır acımız ilk günkü tazeliğinde. O ana tanıklık edilmesini engellediler ama idamda hazır bulunan infaz savcısı 25 yıl sonra tanıklığını anlattı. 24 yaşındaki oğlunu 31 yıl arayan annem ve babam gözü açık ayrıldılar aramızdan. Hak arayışlarını bize de miras bıraktılar onların mirasına sahip çıkacağız.”

    Haftanın açıklamasının ardından Galatasaray Meydanı’ndaki anıta karanfiller bırakıldı. Cumartesi Anneleri, Veysel Güney’in mezar yerinin açıklanması ve sorumluların hesap vermesi taleplerini bir kez daha dile getirdi.

     

    HABER MERKEZİ

  • 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali: Dersim sahipsiz değildir-VİDEO

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivali: Dersim sahipsiz değildir-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali, binlerce Dersimli, Alevi ve demokrasi savunucusunu bir araya getirdi. “Birlikte Demokratik, Özerk Dersim’e” şiarıyla gerçekleştirilen festivalde, Dersim’e yönelik doğa talanı ve asimilasyon politikalarına dikkat çekilirken, birlik, dayanışma ve demokratik yaşam vurgusu öne çıktı.

    Almanya’nın Frankfurt kentindeki Rebstockpark’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali, Dersimlileri, Alevileri ve demokrasi güçlerini bir araya getirdi. “Birlikte Demokratik, Özerk Dersim’e” şiarıyla gerçekleştirilen festival, kültürel etkinliklerin yanı sıra paneller, konserler ve çeşitli söyleşilerle yoğun ilgi gördü.

    Festivalin sunumunu Pınar Kazan ve Ali Güler üstlendi.

    Festivalin ikinci günü programı Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç Ana ve Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok Ana’nın okuduğu gulbang ile başladı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) Başkanı Muharem Erdoğan , Dersim İnşa Kongresi (DİK) Eşbaşkanları Erol Aydın ve Akife Polat halkı selamladı.

    “DERSİM SAHİPSİZ DEĞİLDİR, SAHİBİ DERSİMLİLERDİR”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu söz aldı.

    Dersim’de yürütülen maden politikalarıyla birlikte inanca, dile ve toplumsal değerlere yönelik çok yönlü saldırıların sürdüğünü belirten Ayten Kordu, yaşananların Kürdistan genelinde uygulanan politikaların bir devamı olduğunu söyledi.

    Dersim topraklarında çok ciddi saldırıların yaşandığını ifade eden Kordu, özellikle maden projeleri aracılığıyla hem doğanın hem de bölgenin inançsal ve kültürel yapısının hedef alındığını vurguladı. Kadın katliamlarının da bu saldırıların bir parçası olduğunu belirten Kordu, Gülistan Doku dosyasını hatırlatarak dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlunu korumak için nasıl bir tutum sergilediğinin kamuoyu tarafından görüldüğünü söyledi.

    Dersim’de uygulanan politikaların Kürdistan’ın diğer bölgelerinde hayata geçirilen uygulamalardan bağımsız olmadığını dile getiren Kordu, uyuşturucu ve fuhuş politikalarıyla toplumun değerlerinin aşındırılmaya çalışıldığını ifade etti. Toplum içinde güvensizlik yaratıldığını, insanların birbirine karşı kışkırtıldığını ve çeşitli listeler yayımlanarak bu güvensizliğin derinleştirilmeye çalışıldığını belirtti.

    “Dersim sahipsizdir” söylemi üzerinden bu politikaların meşrulaştırılmak istendiğini kaydeden Kordu, “Dersim sahipsiz değildir. Dersim’in sahibi Dersimlilerdir” dedi.

    Diasporada yaşayan Dersimlilere de çağrıda bulunan Kordu, herkesin yaşadığı topraklara karşı sorumluluğu bulunduğunu belirterek, “Sadece turistik ziyaretler için değil, memleketimizi sahiplenmek için de Dersim’e gitmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    Kordu, Dersim’in tarihsel, kültürel ve toplumsal değerlerinin kimi zaman açık saldırılarla, kimi zaman ise destek ve övgü görüntüsü altında yürütülen politikalarla yok edilmek istendiğini sözlerine ekledi.

    “HİÇ KİMSE DERSİMLİLERİ VE ALEVİLERİ KENDİ HESAPLARINA ALET EDEMEZ”

    AABF Genel Başkanı  Hüseyin Mat, yaptığı konuşmada Alevilerin yalnızca acı günlerde değil, bayramlarda ve güzel günlerde de bir araya gelmeyi başardığını vurguladı. Bu birlik tablosundan rahatsız olan çevreler bulunduğunu belirten Mat, “Sadece katliam günlerinde bir araya geleceğimizi düşünüyorlardı. Elbette tepkimizi ortaya koyacağız ancak bayramlarımızda, güzel günlerimizde de yan yana gelmeyi başarıyoruz. Biz halay çekerken de bir arada olmayı beceren insanlarız” dedi.

    Dersim ve Alevi toplumunun hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğini ifade eden Mat, “Hiç kimse bizi, Seyit Rıza’ya yapılanlarda olduğu gibi diz çöktüremeyecek. Hiç kimse kendi arasındaki kavgalara ne Dersimlileri ne de Alevileri alet edemez” diye konuştu.

    Mat, iş insanı Rahmi Koç’un kadınlar ve etnik kimlikler üzerinden yaptığı açıklamaları da eleştirerek, “Rahmi Koç’un kadın ve etnik kimlik üzerinden yaptığı şakayı kınıyoruz. Kimliklerin aşağılanmasına asla müsaade etmeyiz” ifadelerini kullandı.

    Toplumsal barış ve eşit yurttaşlık talebini yineleyen Hüseyin Mat, “Biz onurlu bir barış istiyoruz. Biz artık yönetilen bir toplum olmak istemiyoruz” diyerek demokratik ve özgür bir yaşam talebini dile getirdi. Açıklama, Alevi toplumunun birlik, dayanışma ve demokratik haklar konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.

    AT SIRTINDA GELİN GETİRİLDİ

    Festival alanının en çok ilgi çeken etkinliklerinden biri de Dersim düğünü idi. Yapılan sembolik düğün alayında unutulmaya yüz tutmuş at sırtında gelin getirme geleneği yaşatıldı. Gelin alayı, at sırtında gelen geline, sahneye kadar eşlik etti. Sahnede gelinin üstüne şekerler atılarak, daha sonra davul zurna eşliğinde halaylar çekildi.

    Ardından farklı yörelerden folklor oyunları sergilendi.

    Festival boyunca çok sayıda sanatçı ve müzik grubu sahne aldı. Cemil Koçgiri ve beraberindeki küçük sanatçılar yoğun ilgi görürken,  Ferhat Tunç Grup Munzur, Ozan Serdar, Beser Şahin, Pınar Aydınlar, Lale Koçgün, Gülseven Medar, Dijwar 23 ile Pınar ve İmam Özgül seslendirdikleri eserlerle büyük beğeni topladı.

    PİRHA/FRANKFURT

  • “Diasporada Göç, Kadın ve Yaşam” Paneli-CANLI

    “Diasporada Göç, Kadın ve Yaşam” Paneli-CANLI

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin 2. günü “Diasporada Göç, Kadın ve Yaşam” başlıklı kadın paneliyle başladı. Panelde kadın aktivist Songül Ömürcan, yazar-aktivist Seher Yegin konuşmacı olarak yer alıyor. Moderatörlüğü ise Hülya Şimşek yürütüyor.

    HABER MERKEZİ

  • 16. Avrupa Dersim Kültür Festivalinde Muhabbet Cemi-CANLI

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivalinde Muhabbet Cemi-CANLI

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivali kapsamında muhabbet cemi düzenleniyor. Muhabbet cemini, Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç Ana ve Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok Ana yürütüyor.

    PİRHA/FRANKFURT

     

  • 16. AVRUPA DERSİM KÜLTÜR FESTİVALİ BAŞLADI-CANLI

    16. AVRUPA DERSİM KÜLTÜR FESTİVALİ BAŞLADI-CANLI

    16. Avrupa Dersim Kültür Festivali, “Emperyalist Savaş Tehdidi, Barış Süreci, Aleviler ve Dersim” başlıklı panel ile başladı.

    PİRHA/FRANKFURT

  • Özel: Bu mesele Erdoğan ve rejim ile millet arasındadır-VİDEO

    Özel: Bu mesele Erdoğan ve rejim ile millet arasındadır-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Özel, kurultay için gerekli delege sayısına ulaştıklarını belirterek, “Önümüze 6 kere barikatlar çektiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun! Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan ve rejim ile millet arasındadır” dedi.

     

    “OTOKRATLAR VE DEMOKRATLAR MÜCADELE ETMEKTEDİR”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Konuşmasına Nazım Hikmet’in “Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta…” dizeleriyle başlayan Özel, şunları ifade etti:

    “Büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşıyacağız. Gezi Parkı eylemlerinde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz Ethem Sarısülük’ü, Hasan Ferit Gedik’i, Ali İsmail Korkmaz’ı ve evladımız Berkin Elvan’ı saygıyla anıyorum.

    O gün hekiminizin yerine orada olan, ağaçları ve İstanbul’u savunan Taksim Dayanışması’ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Hala AİHM ve AYM kararlarıyla içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala’ya, Mine Özerden’e, Çiğdem Mater’e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız! Buradan Meclis’in ortaklaştığı, Meclis Başkanı’nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı “Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır” diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum.

    Milletin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimizi biliyoruz. Çok yönlü bir krizin içindeyiz. Mayıs ayı açlık ve yoksulluk sınırları açıkladı. Açlık sınırının 35 bin liraya, yoksulluk sınırına 114 bin liraya yükseldiğini gördük. 20 bin liralık sefalet maaşıyla emekliler, 28 bin liralık asgari ücretle emekçiler ve bunların alışveriş yapıp da para kazandırarak geçimini sağlayacağını düşünülen esnaflar kan ağlıyor.

    Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu vergi sorunu, verginin adaletsiz ve yersiz alınma sorunudur. Bu salondaki gibi Türkiye’deki bütün vatandaşların zenginliklerine, fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle yüzde 64’lük dilimi ödediği düzen haksızdır.

    Türkiye’de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye’nin önü açık, Türkiye’de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

    İhanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde kazandıran duygudur. Bu çatı altında geleceğe yönelik umut sloganları atalım.

    Bir buçuk yıldır TGRT’den maaş alan, her türlü haksız edepsiz arkadaşlarımızla, partimizle uğraşan birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin her bir damlası helal olan aidatlarınızla alınmış arabalara haram diyecek kadar yerin dibine geçmiş şekilde oturuyor orada. Benim suçüstü yakaladığım, ev hapsi alan avukatın ev hapsi kalkmış, partinin çatısında keyif yapıyor sonra da parti arınıyor diyorlar. İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor.

    Önümüze 6 kere barikatlar çektiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun! Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan ve rejim ile millet arasındadır. Hiçbir yerinde yokum deyip susup oturup izleyerek olmaz. Darbeye karşı olunur. Hadi bakalım!

    Dün sabah harekete geçmemizle 15 günde 552 olur mu sorusuna cevap aranırken 3 günde bile toplanır derken 12.15’te 600 sayısına ulaştı delege! Rakam hızlı ilerlerken bir soruşturma haberi daha geldi. Delegeler ve yakınlarının hesaplarına bakacağım dedi. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Kurultayı iptal ettiyseniz zaten bir şeyleri biliyor olmanız lazımdı ama belli ki şimdi bakıyorsunuz. Sizin o delege başına verdiğiniz kol saatleri var ya, kesin bunlar da yapıyor diyorsunuz ya… Delege hesapları ortada! Bir selamımla bin imza yollayanlara selam olsun.

    Kurultay yapılırsa bu defter kapanır, önümüze bakılır ve iktidara yürünür. Saflar net; otokratlar ve demokratlar mücadele etmektedir. Dayanışma gösteren başta siyasi partilere, sendikalara, barolara, meslek örgütlerine, tüm kurumlara çok teşekkür ediyorum. Mücadele, destek sürerse biz kazanacağız, Türkiye kazanacak.

    Bu Meclis’e bir yazı yazılmış. Grubumuz yoktur diye. Evelallah grubumuz burada, bir ve ayakta! CHP grubu dimdik ayaktadır!”

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik krizden CHP’ye yönelik yargı süreçlerine, barış tartışmalarından Ortadoğu’daki gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararının demokratik siyaseti tehdit ettiğini savunurken, barış ve demokratikleşme adımlarının geciktirilmemesi çağrısı yaptı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablo, CHP’ye yönelik yargı müdahaleleri ve yürütülen barış tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda derin bir demokrasi kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

    YOKSULLUK VE AÇLIK VURGUSU

    Konuşmasına Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’na değinerek başlayan Bakırhan, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirtti. Kurban Bayramı’nın ağır ekonomik koşullar altında geçtiğini ifade eden Bakırhan, birçok ailenin çocuklarına harçlık veremediğini, bayram sofralarını kurmakta zorlandığını söyledi.

    Toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Bakırhan, ekonomik krizin faturasının emekçilere ve dar gelirli kesimlere çıkarıldığını savunarak, “Toplum yalnızca kendi sofrasından değil, komşusunun sofrasından da sorumludur” mesajı verdi.

    “CHP’YE YÖNELİK KARAR SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİDİR”

    Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye ilişkin yargı süreçlerine ayıran Bakırhan, istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararını eleştirdi. Kararın yalnızca hukuki bir tartışma olarak görülemeyeceğini belirten Bakırhan, bunun demokratik siyaseti yargı yoluyla şekillendirme girişimi olduğunu savundu.

    Bir siyasi partinin iç işleyişine yargı eliyle müdahale edilmesinin tüm siyasal alan açısından tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyen Bakırhan, bugün yaşananların yarın başka partilerin de karşısına çıkabileceğini ifade etti. CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesini de eleştiren Bakırhan, bu tür uygulamaların demokratik güveni aşındırdığını dile getirdi.

    “SİYASETİN KAPISI KIRILIRSA TOPLUM ZARAR GÖRÜR”

    Türkiye’de demokratik meşruiyetin giderek zayıflatıldığını öne süren Bakırhan, siyasi rekabetin yargı kararları ve suçlayıcı dil üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Siyasette kullanılan bazı ithamların geçmişte olduğu gibi bugün de operasyonlara zemin hazırlayabileceğini belirten Bakırhan, tüm siyasi aktörleri kullandıkları dile dikkat etmeye çağırdı.

    Bakırhan, “Bir partinin kapısı kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılmış olur. Bu durum yalnızca o partiyi değil, toplumun siyaset kurumuna olan güvenini de etkiler” değerlendirmesinde bulundu.

    CUMHURİYET VE DEMOKRASİ TARTIŞMASI

    Türkiye’nin tarihsel olarak birçok dönemeçte demokratikleşme yerine baskıcı yöntemleri tercih ettiğini savunan Bakırhan, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan darbeler, olağanüstü yönetimler ve siyasi müdahalelere dikkat çekti.

    DEM Parti lideri, Türkiye’nin temel sorununun Cumhuriyet fikri değil, Cumhuriyetin demokrasiyle tam anlamıyla buluşturulamaması olduğunu söyledi. Geçmişten bugüne yaşanan siyasi krizlerin ortak noktasının demokratik alanın daraltılması olduğunu belirten Bakırhan, hukuk askıya alındıkça toplumsal sorunların daha da derinleştiğini ifade etti.

    “BARIŞ SÜRECİ ERTELENMEMELİ”

    Konuşmasında barış ve demokratik toplum tartışmalarına da geniş yer veren Bakırhan, Türkiye’nin hem içeride hem bölgede kritik bir dönemeçten geçtiğini söyledi. CHP’ye yönelik yargı müdahalesinin toplumdaki güvensizlik duygusunu artırdığını belirten Bakırhan, bunun barış tartışmalarını da olumsuz etkilediğini savundu.

    Ortadoğu’da yeni dengelerin oluştuğunu ifade eden Bakırhan, Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden ele alınmasının hem Türkiye hem bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Barışın yalnızca güvenlik başlığıyla değil; demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini belirten Bakırhan, demokratik reformların geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

    “TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA”

    Türkiye’nin önünde iki farklı seçenek bulunduğunu söyleyen Bakırhan, bir yanda hukukun daraltıldığı ve muhalefetin baskı altında tutulduğu bir tablo, diğer yanda ise iç barışını güçlendiren ve demokratikleşme adımları atan bir ülke seçeneği olduğunu ifade etti.

    DEM Parti’nin bu süreçte bağımsız ve demokratik bir çizgi izlediğini vurgulayan Bakırhan, hem barış hem de demokrasi mücadelesini birlikte sürdürmeye devam edeceklerini belirterek konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti Sözcüsü Doğan: “Tedbirli mutlak butlan” kararı hukuka aykırı!-VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Doğan: “Tedbirli mutlak butlan” kararı hukuka aykırı!-VİDEO

    PİRHA-  DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararının hukuka aykırı bir karar olduğunu ifade ederek, “Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre bu karar bir yetki aşımını da ortaya koyuyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararının hukuka aykırı bir karar olduğunu ifade ederek, “Seçime ve siyasi partilere ilişkin, hepinizin artık malumu, Anayasa’da özel düzenlemeler var. Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu’na göre bu karar bir yetki aşımını da ortaya koyuyor’ dedi.

    Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “DEM Parti olarak ilkesel tutumumuz, dün olduğu gibi bugün de demokratik siyasete dönük saldırılara karşı halk iradesinin yanında yer almaktır. Mesele Türkiye’nin demokrasi meselesi. Eğer bugün ana muhalefetin yönetimine yargı eliyle müdahale edilebiliyorsa, yarın herhangi bir siyasi partinin akıbetine de yargı eliyle müdahale edilebilir demektir. Eğer bugün ana muhalefetin yönetimine yargı eliyle müdahale edilebiliyorsa, yarın herhangi bir siyasi partinin akıbetine de yargı eliyle müdahale edilebilir demektir. Yarın herhangi bir belediyenin de aynı şekilde geleceğine, yapacaklarına, kararlarına müdahale edilebilir demektir. Halk iradesi doğrudan müdahaleye açık hâle getiriliyor.

    Kararın Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük doğrudan bir müdahale olduğunu düşünüyoruz. Meselenin sadece CHP’nin iç meselesi gibi görülmemesi gerekiyor. Kararın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni gölgelemeye dönük bir adım aynı zamanda. Bu kararın demokratik siyaset alanına dönük bir karar olduğunu söylemek istiyorum. Sürecin tam ortasında 19 Mart operasyonları gerçekleştirildi. Şimdi de yasal düzenlemeleri tartışmaya, hatta eşiğine geldiğini düşündüğümüz bir zamanda bu karar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni gölgelemeye dönük bir adım olarak görüyoruz. Yargı siyasi alanı düzenlemenin aracı olmamalı.

    İlk andan itibaren CHP ile dayanışmamızı ilettik. İzliyoruz, takipteyiz, değerlendiriyoruz. Tarafımız, hukuk, adalet ve demokrasiden yana.”

    Ayşegül Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin, pazar günü Abdullah Öcalan ile İmralı’da bir görüşme gerçekleştireceğini de paylaştı.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1104. haftasında, gözaltında kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın kayıplarını bulma arayışı 1104’üncü haftasında da devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, bu hafta Mardin’in Derik ilçesinde gözaltına alınıp kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Gözaltına alındıktan kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbetini sormak için kaybedildikten hemen sonra yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı belirtilerek, “Askeri araçla evinden alınıp götürülen Piro Ay’a ne oldu?” diye soruldu.

    “KAYIPLARIN BULUNMASI İÇİN BU BİRİMİN ETKİN BİR ŞEKİLDE ÇALIŞMALI”

    Eylemde konuşan DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyona dikkat çekerek, “Kurulan bu birimin de, kayıplarımız içinde çalışma yapmasını istiyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün faili meçhullerin, yargısız infazların ve kayıpların bulunması için bu birimin etkin bir şekilde çalışması gerekiyor” dedi.

    “BARIŞ, ADALETİ SAĞLAYARAK GERÇEKLEŞİR”

    Onurlu bir barışın olması için kayıpların bulunması, kayıpların ortaya çıkarılmasıyla olacağını vurgulayan Buldan, “Yoksa barışın bir anlamı olmayacaktır. Geçmişle yüzleşmek ve hakikati ortaya çıkarma gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece biz gerçek bir barıştan söz edemeyiz. Barış, adaleti sağlayarak gerçekleşir” diye belirtti.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri 1103. haftasında: Gözaltında kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’un akıbeti soruldu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1103. haftasında: Gözaltında kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’un akıbeti soruldu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1103. hafta buluşmasında 1994 yılında gözaltında kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’un akıbetini sordu. Eylemde konuşan Halil Alpsoy’un eşi Leyla Erdoğan Alpsoy, “Eşimi gözlerimin önünden aldılar, 40 günlük bebeğimle kalakaldım” derken; kayıp yakını Hanım Tosun ise son günlerde JİTEM kurucularından Cem Ersever’in figürünün normalleştirilmesine sert tepki göstererek faillerin yargılanması çağrısını yineledi.

     

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 1103. hafta eylemlerini gerçekleştirdi. Yoğun güvenlik önlemleri altında, meydandaki bariyerlerin önünde toplanan kayıp yakınları ve hak savunucuları, bu hafta Mayıs 1994’te gözaltına alındıktan sonra katledilen Halil Alpsoy ile kendisinden bir daha haber alınamayan kuzeni Kasım Alpsoy için adalet istedi.

    “FAİLİ MEÇHUL DAİRESİ SEMBOLİK KALMASIN”

    Eylemde ortak basın metnini, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu üyesi Zeynep Yıldız okudu. Açıklamada, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na doğrudan çağrıda bulunuldu.

    Yıldız, bu yeni birimin yalnızca geçmişe dönük dosya açan sembolik bir mekanizma olarak kalmaması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bu birim; zorla kaybetmeler ve cezasız bırakılmış ağır insan hakları ihlallerini kapsayacak şekilde gerçeği ortaya çıkaracak, failleri belirleyecek ve yargı önüne çıkaracak etkinlikte çalışmalıdır. Aksi takdirde cezasızlık, bu topraklarda fiili bir devlet pratiği olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.”

    32 YILLIK CEZASIZLIK ZİNCİRİ

    Basın açıklamasında, 32 yıldır hakikatin inkâr edildiği belirtilen Alpsoy kuzenlerin dosyalarındaki kronoloji şu şekilde aktarıldı:

    Halil Alpsoy: 12 Mayıs 1994 gecesi eşi ve henüz 40 günlük olan bebeğiyle İstanbul Kanarya’daki evine dönerken kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce gözaltına alındı. Kendisini götüren beyaz Toros bir daha geri dönmedi. 18 gün sonra işkence görmüş cansız bedeni Kırıkkale civarında bulundu.

    Kasım Alpsoy: Kuzeninin kaçırılmasından 6 gün sonra, 18 Mayıs 1994’te Adana’da yine kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce evinden alındı. Adana Emniyet Müdürlüğü Sarıçam Karakolu’na götürüldüğü belirlense de daha sonra gözaltına alındığı inkâr edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    “ÇOCUKLARIMIZ BABASIZ BÜYÜDÜ”

    Eylemde söz alan Halil Alpsoy’un eşi Leyla  Alpsoy, eşinin gözlerinin önünde kaçırıldığını hatırlatarak maruz kaldıkları hukuki sürece ve acıya şu sözlerle isyan etti:

    “32 yıldır bu acıyı çekiyoruz. Eşimi evimin önünden, gözlerimin önünden aldılar. Henüz 40 günlük olan bebeğimle kalakaldım. Yıllardır ne bir mahkeme kuruldu ne failler cezalandırıldı. Biz sadece eşimin, kuzenimizin akıbetini ve adaleti istiyoruz. Çocuklarımız babasız büyüdü, bu zulüm artık son bulsun.”

    HANIM TOSUN’DAN CEM ERSEVER TEPKİSİ: KATİLLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ

    Leyla Alpsoy’un ardından söz alan kayıp yakını Hanım Tosun ise konuşmasında son günlerde bir etkinlikte JİTEM kurucularından Cem Ersever’in kostümünün giyilmesi ve bu figürün normalleştirilmesine çok sert tepki gösterdi. Tosun, şunları dile getirdi:

    “Bizler on yıllardır bu meydandayız ve failleri de katilleri de çok iyi tanıyoruz. Daha birkaç gün önce bir yerlerde bu halka acılar yaşatan, JİTEM’in kurucularından Cem Ersever’in kostümünü giyip onun propagandasını, onun taklidini yaptılar. Bizim canlarımızı alan, bizi bu meydanlara mahkûm eden katillerin bu şekilde normalleştirilmesini, birer figür gibi sergilenmesini asla kabul etmiyoruz. Bu, kayıp yakınlarının acılarıyla dalga geçmektir, hafızamızla oynamaktır.

    Bugün devleti yönetenlere ve Adalet Bakanlığı’na tekrar sesleniyoruz; kurduğunuz yeni daire başkanlıkları eğer bu katilleri korumaya, bu zihniyeti aklamaya devam edecekse hiçbir anlam ifade etmez. Biz göstermelik adımlar değil, gerçek bir adalet istiyoruz. Son kaybımızın da akıbeti açıklanıp failleri yargılanana kadar ne bu meydandan ne de kayıplarımızın arkasından yürümekten vazgeçmeyeceğiz.”*

    Eylem, meydandaki bariyerlerin önüne karanfillerin bırakılması ve “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganlarıyla sessizce son buldu.

    HABER MERKEZİ