Yazar: ferhat

  • Özgür Özel’den hükümete ekonomi yüklü eleştiri: Alım gücü eriyor!-VİDEO

    Özgür Özel’den hükümete ekonomi yüklü eleştiri: Alım gücü eriyor!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’deki grup toplantısında enflasyon, alım gücü ve vergi politikaları üzerinden hükümeti hedef aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sert ifadeler kullanan Özel, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması çağrısını yineledi ve yeni bir dijital platformu duyurdu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel,TBMM’de düzenlenen partisinin grup toplantısında konuştu. Ekonomik verilerden siyasi eleştirilere kadar değerlendirmelerde bulunan Özel, özellikle enflasyon ve hayat pahalılığı üzerinden hükümete yüklendi. Konuşmada hem ekonomik tabloya ilişkin veriler hem de siyasi mesajlar dikkat çekti.

    EKONOMİ VE ENFLASYON ELEŞTİRİSİ:

    Özel, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı son enflasyon verilerine işaret ederek, resmi hedeflerle gerçekleşen oranlar arasındaki farkın büyüdüğünü söyledi. Aylık enflasyonun yüksekliğine dikkat çeken Özel, bu seviyenin birçok ülkede yıllık enflasyona denk geldiğini savundu.

    Vatandaşın alım gücündeki düşüşün giderek derinleştiğini belirten Özel, özellikle sabit gelirli kesimlerin ağır bir ekonomik baskı altında olduğunu ifade etti. Asgari ücret ve emekli maaşlarının enflasyon karşısında eridiğini dile getiren CHP lideri, yılın ilk aylarından itibaren ciddi kayıplar yaşandığını söyledi.

    VERGİ SİSTEMİNE ELEŞTİRİ:

    Konuşmanın önemli başlıklarından biri de vergi politikaları oldu. Türkiye’de dolaylı vergilerin yüksekliğini eleştiren Özel, bu durumun gelir dağılımını bozduğunu savundu.

    Bir otomobil üzerinden örnek veren Özel, vergiler nedeniyle fiyatların neredeyse iki katına çıktığını belirterek, mevcut sistemin yükü doğrudan vatandaşa yıktığını ifade etti. Vergi adaletinin sağlanması gerektiğini vurgulayan Özel, düşük gelir gruplarının daha fazla korunması gerektiğini söyledi.

    ERDOĞAN’A YÖNELİK SÖZLER

    Özel’in konuşmasında en dikkat çeken bölümlerden biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ifadeleri oldu. İktidarın halktan koptuğunu savunan Özel, yönetim anlayışını sert sözlerle eleştirdi.

    Konuşmasında, “Bu millet beddua etmiyor; senden kurtulmak için dua ediyor” ifadelerini kullanan Özel, iktidarın toplumun geniş kesimlerinin sorunlarına çözüm üretemediğini öne sürdü.

    1 MAYIS VE TAKSİM MESAJI

    CHP lideri, konuşmasında emek ve sendika gündemine de yer verdi. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün Taksim Meydanı’nda kutlanması gerektiğini vurgulayan Özel, gelecek yıl için açık bir çağrı yaptı.

    Özel, “Gelecek 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız” diyerek, bu konudaki siyasi ve sembolik duruşlarını sürdüreceklerini ifade etti.

    AKPDEN.COM” DUYURUSU

    Konuşmada dikkat çeken bir diğer başlık ise dijital bir girişim oldu. Özel, “akpden.com” adlı internet sitesini duyurarak, kamu varlıklarının satışlarının bu platform üzerinden takip edileceğini söyledi.

    Özelleştirme politikalarını eleştiren Özel, köprüler, otoyollar ve çeşitli kamu işletmelerinin satış süreçlerinin şeffaf biçimde izlenmesi gerektiğini savundu.

    SAHA ÇALIŞMASI VE SİYASİ STRATEJİ:

    Özel, partisinin saha çalışmalarına da değindi. Türkiye genelinde geniş kapsamlı bir organizasyon yürüttüklerini belirten CHP lideri, 81 il ve yüzlerce ilçede aktif çalışma içinde olduklarını söyledi.

    Bu sürecin bir “iktidar yürüyüşü” olduğunu ifade eden Özel, seçmenle doğrudan temas kurmaya devam edeceklerini vurguladı.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ kurulmasını öneren Bakırhan, sürecin hızlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.

    Tuncer Bakırhan, Dersim Katliamı’nda katledilenleri anarak, devletin özür dilemesi gerektiğini ifade etti:

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortadoğu’daki zirve “belirsizliklerin zirvesi” ve bu zirve devam ediyor. ABD-İsrail, İran savaşının yarattığı büyük sarsıntıların bölgedeki bütün dengeleri yeniden harekete geçirdi. Körfez ülkelerinin eski güvenlik konumlarını kaybetti. Hürmüz Boğazı artık bir hegemonya mücadele alanına döndü. Irak’ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması Lübnan’da bitmeyen savaş halklar arasında ciddi tehditler ve tehlikeler yaratıyor. Böylesi bir tabloda Türkiye açısından en rasyonel yol dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk’ün tarihsel dostu Kürt, Kürt’ün tarihsel dostu da Türk’tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir. T

    Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik önemi ve gücünü korumasının yolu 22 Ekim ve 27 Şubat’tan geçiyor. Çözüm Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Biz Kürt meselesini çözeceksek her defasında Ortadoğu’daki gelişmelere, Balkanlardaki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru bir mantık değildir. Son 20 yılda sadece yanıbaşımızda 14 büyük savaş yaşandı. Bu bakımdan erteleme ile yol alabileceğimiz bir eşlikte değiliz. Barış kaygı ve tereddütlerle değil, barış cesaretle olur. Bugün barış için tüm şartlar uygundur. Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekli soruyor. Siyaset neden cesaret edemiyor? İktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi?

    Özel yasayı Meclis’e sunalım. Bir haftada gereğini yapalım. Türkiye rahat bir nefes alsın. Sayın Öcalan’ın özgür müzakere koşulları sağlansın.

    Kayyımı atayanlar, kayyımı geri çekemiyor mu? Bu süreci enfekte eden uygulamalardır. Bunlar sürecin ruhuna aykırı olan adımlardır. Bir taraftan süreç, bir taraftan verilen cezaları toplum kabul etmiyor. Komisyonun hazırladığı raporun gereğini yerine getirilsin.

    Bugün sayın Bahçeli’nin statü açıklamasının altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın “süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir” sözüne bide diyoruz ki; tarih cesaret edenleri yazar, buyrun tarihi birlikte yazalım. Yüzyıldır hasret kaldığımız barışı mutlaka bu topraklarda kuracağız.

    Bu süreci risklerden uzak tutacak bir komisyon kuralım. Adı ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ olsun. Meclis’in vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Atılması gereken adımları hızlandırır. Bu kurul, akademi ve sivil toplumla istişarede bulunabilir.

    Türkiye’nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.

    Yarın Hıdırellez  Bayramı’nın kutlanacağı gündür. Bu toprakların kadim geleneklerinden biridir. Hıdırellez’i kutluyorum. Yine yarın Deniz Gezmiş, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilişlerinin yıl dönümüdür. Deniz, Yusuf, Hüseyin’i de saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Onların demokratik, özgür, bağımsız Türkiye ideallerinin temsilcileri olacağımızın sözünü veriyoruz. ”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri, 1101. hafta eyleminde Mehmet Şerif Avşar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1101. hafta eyleminde Mehmet Şerif Avşar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1101’inci hafta eyleminde, 32 yıl önce gözaltında katledilen Mehmet Şerif Avşar’ın akıbetini sorarak, sorumluların yargılanmasını istedi.

    Cumartesi Anneleri’nin 1101’inci hafta eyleminde, 32 yıl önce gözaltında katledilen Mehmet Şerif Avşar’ın  akıbetini sordu.

    İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilen eyleme, kayıp yakınları ve çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı.

    “SORUMLULAR KORUNDU”

    Eylemde basın metnini Cumartesi İnsanları’ndan Setenay Yarıcı okudu.

    28 yaşındaki Mehmet Şerif Avşar’ın gözaltına alındığı güne dair bilgiyi paylaşan Setenay Yarıcı, şunları ifade etti:

    “Avşar’ın kardeşleri resmi kimlik göstermelerini istedi. Bunun üzerine birisi dışarı çıkıp ‘Müdürüm’ dediği bir kişiyle döndü. Gelen şahıs, JİTEM’de uzman çavuş olarak görev yapan Gültekin Sütçü’ydü. Askeri kimlik gösterdi. ‘Bir şey olmayacak, ifadesini alıp bırakacağız’ dedi. Aile ikna olmadı. Bunun üzerine silahlar kardeşlere çevrildi. Tehditler yükseldi. Mehmet Şerif, kardeşlerine zarar gelmemesi için ‘Tamam, kardeşlerime dokunmayın, ben geliyorum’ diyerek onlarla gitmek zorunda kaldı. Tanıkların gözleri önünde, 7 kişilik ekip tarafından sürüklenerek araca bindirildi. Kardeşleri peşlerinden gitti; onu Diyarbakır’da JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı Jandarma Komutanlığı’na götürdüklerini gördü.

    Aile ardından gititği merkezde ‘Biz gözaltı yapmıyoruz, araştıracağız. Siz burada beklemeyin’ denildi. Ama onlar bekledi. Beklerken, Şerif’i götüren kişileri askeriyenin bahçesinde kendi gözleriyle gördüler. Ailenin İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), Uluslararası Af Örgütü’nün tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. İki hafta sonra Mehmet Şerif Avşar’ın ağır işkence izleri taşıyan cansız bedeni Lice yolunda, metruk bir binada bulundu. Mahkeme kararlarına göre; Avşar jandarma komutanlığına kayıtlı araçla gözaltına alındı, sorgulandı ve öldürüldü. Ancak yargılama süreci, bu suçu bir örgütlü yapı ve sistematik bir politika olarak ele almak yerine, bireysel bir cinayet gibi değerlendirdi. Böylece gerçek sorumluların önemli bir kısmı yargı önüne çıkarılmadı.

    Korucu Ömer Güngör 20 yıl, itirafçı Mesut Mehmetoğlu,  korucular Fevzi Gökçen, Yaşar Günbatı, Aziz Elbey ve Zeyat Akçin 6’şar yıl hapisle cezalandırıldı. Olaydan 14 yıl sonra da uzman çavuş Gültekin Sütçü 30 yıl hapis cezası aldı. Faillerden bir kısmının tespit edilmiş ve cezalandırılmış olması yürütülen soruşturma ve yargılamanın tek başına yeterli ve etkin olduğu ve adaleti sağladığı anlamına gelmez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 10 Temmuz 2001 tarihli kararında; her ne kadar itirafçı Mesut Mehmetoğlu ve 5 köy korucusunun mahkum edilmesiyle sonuçlanan bir kovuşturma olsa da yürütülen adli sürecin Mehmet Şerif Avşar’ın kaçırılması ve öldürülmesinde resmi makamların rolünün ve sorumluluğunun ortaya çıkarılmadığını açıkça tespit etti. Türkiye’yi, etkili soruşturma yürütmediği ve yaşam hakkını korumadığı için mahkum etti.”

    “45 YILDIR 26 YAŞINDAKİ HAYRETTİN EREN’İ ARIYORUM”

    32 yılda hala Avşar için adalet istediklerini vurgulayan Setenay Yarıcı, sorumluların yargılanması çağrısında bulundu.

    Setenay Yarıcı’nın ardından konuşan 2 Mayıs 1980 yılında gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi Cumartesi Anneleri’nden İkbal Eren, Hayrettin Eren’in doğum günü olduğunu belirterek, “Bugün 2 Mayıs, benim için çok önemli bir gün. Ağabeyim Hayrettin Eren, bundan 72 yıl önce dünyaya geldi. Bugün benim zihnimde hep bu fotoğraftaki gibi 26 yaşında. Ben onu ararken hep 26 yaşındaki Hayrettin Eren’i arıyorum. Ben 45 yıldır 26 yaşındaki Hayrettin Eren’i arıyorum. İyi ki bizim kardeşimiz oldu. Ağabeyim, insanlık mücadelesi verirken kaybedildi. Biz de onun bıraktığı yerden insanlık, hak ve adalet mücadelesini sürdürüyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özel: Son 23 yılda 116 Soma faciası kadar işçi yaşamını yitirdi-VİDEO

    Özel: Son 23 yılda 116 Soma faciası kadar işçi yaşamını yitirdi-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında “Ak Parti döneminde 7 tane Soma oldu” diyerek, “Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün” ifadesini kullandı. 

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel,partisinin grup toplantısında gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu.

    Özel,1 Mayıs öncesindeki son grup toplantısında işçileri ve emekçileri ağırladıklarını söyledi. Özel, 9 gündür Kurtuluş Parkı’nda direniş ve açlık grevi yapan Doruk Madencilik, Divriği’de 106 gündür direnişte olan Çiftay Madencilik, İzmir’de 505 gündür direnen Temel Conta ve 466 gündür direnişte olan DIGEL Tekstil, Mersin Limanı’nda 49 gündür direnişte olan Özgüneş işçilerinin mücadelelerini ile İtalyan Lisesi’nde eşit işe eşit ücret talebiyle mücadele eden ve 86 gündür işten atılmalarına karşı direnen eğitim emekçileri selamladı ve mücadelesine destek verdiklerini söyledi.

    Özel, Antep’te işçilerin haklarını savunduğu gerekçesiyle tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e de dayanışma mesajı verdi. Türkmen’in 44 gündür cezaevinde bulunduğunu söyleyen Özel, CHP grubunun en derin dayanışma duygularını ilettiğini kaydetti.

    Özel, Dünya İş Sağlığı ve İş Güvenliği Günü’nde iş cinayetlerine dikkat çekerek, “Türkiye’de iş kazalarında, cinayetlerde 35 bin işçi hayatını kaybetti. 35 bin bir sayı değil; gözyaşlı anne, baba, dul kalmış eş, babasız kalmış çocuklar demek. Son 23 yılda Türkiye işçi sınıfı tam 116 Soma faciası kadar evladını kaybetti” dedi.

    Özel, Doruk Madencilik işçilerinin 16 gün önce Eskişehir’den yürüyüşe başladığını, Ankara’ya geldiklerini ve 9 gündür açlık grevinde olduklarını söyledi.

    Madencilerin eylemleri sırasında polis müdahalesi ve gözaltılar yaşandığını belirten Özel, işçilerin hak arama mücadelesi verdiğini belirtti. Özel, bir işçinin cebinden çıkan sebze ve meyveleri gösteren fotoğrafa işaret ederek, “İşte bu mücadele Türkiye’de hepimizin onur mücadelesidir. Bu mücadele sokakta kazanılacak, direnerek kazanılacak, eylemle kazanılacak ama böyle bir fotoğraf bir daha çektirilmesin diye hiç yolu yok, o ilk seçim kazanılacak. Hiç yolu yok” dedi.

    “Ak Parti döneminde 7 tane Soma oldu” diyen Özel, “Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün” ifadesini kullandı.

    SOMA FACİASINI HATIRLATTI

    Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

    “İlk mahkemeye 10 bin kişi gittik, 86 mahkeme takip ettim. Bittiğim 156 kişiydik. O günden bugüne dört Soma daha olmuş sadece madenlerde. Ak Parti iktidarı döneminde Soma’dan bir tane olmamış, yedi tane olmuş. Ama biz bir Soma hatırlıyoruz. 301’i birlikte öldü diye herkes konuşuyor. Ak Parti döneminde yedi Soma oldu, işin orasına kimse bakmıyor. Soma’da 301 madencinin işçi sınıfına vasiyetidir, örgütlenin, sendikalı olun, birlikte mücadele verin.”

    Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti ama madencilerin çilesi bitmedi. Doruk Madencilik işçileri Eskişehir’den yola çıktılar, Ankara’ya geldiler. Maaşlarını almak istiyorlar, sürekli ücretsiz izne çıkarılmaya isyan ediyorlar. İşçilerin 23 Nisan’da çocuklarıyla nasıl bir araya geldiğini gördük. Ne yapmışlar da polis her seferinde karşısında? Adımını atana gözaltı yapıyorlar. Bu sabah gazeteleri açtık, Salih Yurdakul kardeşimizin evinden çıkan alışveriş listesi… Bu mücadele hepimizin onur mücadelesidir. Böyle bir fotoğraf çektirilmesin diye, hiç yolu yok bir sonraki seçim kazanılacak.

    Şimdi burada bu madenciler hayatını kaybederken mi ödeyeceksiniz? Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün. Bir an önce bu sorunu çözün.

    “1 MAYIS BAYRAM GİBİ BAYRAM OLACAK”

    2010 Taksim var, 2011 var. 14 yıldır Taksim yasak. 1 Mayıs bayram gibi bayram olacak. Taksim işçiye sonuna kadar açık olacak.

    “İKİ İŞÇİDEN BİRİ ASGARİ ÜCRET ALIYOR”

    Bu kara düzen her iki işçiden birini asgari ücretli yaptı. Asgari ücret dediğimiz şey, emekçinin ilk bir yıl aldığı ücrettir. Bir yıl sonra kıdemle birlikte o kıdemden uzaklaşılır. Asgari ücret neredeyse ortalama ücret olmuş durumda. O yüzden de asgari ücretliler zorda hem de geri kalan ücretler ona göre belirlendiği için diğer ücretliler zorda.

    SOSYAL KONUT PROJESİ YANITI: “KÖTÜ TAKLİTLERDEN SAKININ”

    Buradan Türkiye’de barınma sorunu çeken herkese söylüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi kiralık sosyal konut fikrinin geliştiği sol, sosyal demokrat, sosyalist partilerin tartıştığı ve hayata geçirdiği o fikrin sahibidir. O fikri Türkiye’ye getiren, o fikri Türkiye’de savunan Türkiye’de planlayan iktidarında da her sosyal konuttan birinin kiralık ve gelire göre sosyal konut haline getiren partidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem sosyal belediyecilikte hem de sosyal konut alanında kötü taklitlerinden sakının.

    “BU ÜLKE İKİ BARIŞTAN ÇOK ÇEKTİ”

    Batmış, bitmiş bir ekonomiyle, faizin kara deliğe dönüştüğü israf düzeniyle karşı karşıyayız. Her şeyi bilen ekonomist Erdoğan yine çözümü bulmuş, varlık barışı yapacakmış. Bu ülke iki barıştan çok çekti, biri imar barışı. 8 kere çıkardılar, dirençsiz yapılar yasallaştı, depremde çürük yapılarda on binlerce insanımızı kaybettik. İkincisi varlık barışı, onun da 8’incisini getiriyorlar.

    Tamamı Erdoğan’ın icadı. Kim getirdi nasıl getirdi bilinmez, bilinen şu: nasıl kazandıysan kazandın önemi yok yeter ki getir. Uyuşturucu baronu Çetin Gören demiş ki ‘Cumhurbaşkanımız deyince Hollanda’daki paramı getirdim’ demiş, uyuşturucu baronu Petrak varlık barışından yararlanmış. İkisi de tutuklu şimdi.

    Bu tip kara paralar ne oluyor? Uyuşturucu paraları yasallaştırıp içeri getiriyorsun, o da Türkiye’deki bütün operasyonunu artık yasal hale getirdiği paralar üzerinden yürütüyor.

    Daha önce söyledim, ateşle oynayan elini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar. Biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız. Devlet de millet de unutmaz. Bu devletin hafızasını da kimse hafife almasın, bunu da hatırlatırız.”

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, iktidarın sürece dair aksak ve oyalayıcı bir tutum içinde olduğunu ifade ederek, “Bizler ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları, 1 Mayıs’ın engelenemeyeceğini belirterek, gözaltıların serbest bırakılmasını istedi.

    “VARTO VE KARLIOVA HALKININ DİRENİŞİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Varto ve Karlıova’da haftasonu yapılan JES’e karşı mitinglere dikkat eçeken Tülay Hatimoğulları, “JES’ler ekarşı en güçlü direnişlerinden birini Varto ve Karlıova halkı gösterdi. Halkın mücadelesi son derece kıymetli. Direnişlerini destekliyoruz, sesleri olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “EMEKÇİNİN HAKKINI VE YAŞAMINI SAVUNMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Tülay Hatimoğulları, sermayenin işçileri korumadığını ifade edererek, “2500 eve kötü haber gitti. 2500 eve ateş düştü.Bu ülkede çocukluğunuzda çalışıyorsunuz, yaşlanıyorsunuz yine çalışıyorsunuz. Öldüğünüzde de kaza ile öldü diyorlar. Bu bir kaza değil, cinayettir. Kapitalizmin sömürü düzenine karşı emekçinin hakkını ve yaşamını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Doruk Madencilik işçilerin direnişine destek verdiklerini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “İşçilerin direnişleri devam ediyor. Madenciler tüm haklarını alana kadar mücadele edeceklerini söylüyorlar. Niye? Aç kalmamak, haklarını almak için direniyorlar. Gözaltına alınıyorlar. Asıl işçilerin haklarını gaspeden patronlar gözaltına alınmal. İşçilerin haklarını gaspeden patrona eseleniyoruz; işçilerin haklarını vakit kaybetmeksizin verin” çağrısında bulundu.

    “İKTİDAR AKSAK VE OYALAYICI BİR TUTUM İÇİNDE”

    Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kesilen nefes borularından biri de adalettir. Adaleti herkes, heryerde arıyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde ‘Faili Meçhul Suçları Araştırma Birimi’ kuruluyor. Kurulsun, araştırılsın elbette. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması son derece önemli. Gülistan Doku’nun arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın, Rojin Kabaiş’in ölümü mutlaka araştırılmalıdır. Uzun bir liste ve karartılmış hayatlar. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Faili belli dosyalar için acilen adımlar atılmalı ve bu adımlar sonuç alıcı adımlar olmalı.

    Siyaset-Bürokrasi-Mafya üçgeni çok tanıdık. Biz bu üçgeni Susurluk’tan tanıyoruz. Bu üç ayak birlikte duruyor, birbirini besliyor, koruyor. Bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz. O tuğla çekilmeli, o duvar yıkılmalı. Ülke olarak Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun, üzerine gidilmeli.

    Yıllardır söylüyoruz; en çok ‘vatan’ diyenin cebine bakın. En çok bayrak sallayanın ihalesine bakın. Çünkü bu ülkede hamset suçun örtüsüdür. Toplumsal barışın yolunu açmak için faili meçhul cinayetleri aydınlatın.

    27 Şubat çağrısının gereğini PKK yerine getirdi. Bugün yapılması gereken adımların atılmasıdır. Bu adımlar atılırsa demokrasinin önü açılmış olacak. Barışa bu kadar yaklaşmışken, iktidar aksak ve oyalayıcı bir tutum içinde. Bizler ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız. Kalıcı barışın Kürde, Aleviye, inkar edilen bütün farklı halklara v inanç topluluklarına pozitif katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

    Barış, demokrasi, özgürlük için 1 Mayıs alanlarını dolduralım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Varto’da ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ Mitingi: JES’e izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    Varto’da ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ Mitingi: JES’e izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Muş’un Varto ilçesinde ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ şiarıyla miting düzenlendi. Yoğun katılımın olduğu mitingde yapılan konuşmalarda, JES’e izin verilmeyeceği belirtilerek, mücadele vurgusu yapıldı.

    Yürüyüşle başlayan eylemde sık sık, “Varto JES istemiyor”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, “Suyuma, toprağıma, havama dokunma” sloganları atılıyor.

    Varto’da yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı İzmir’den, Kocaeli’ne, Mersin’den Ankara’ya bir çok kentte ve Varto köylerinden yüzlerce yurttaş Varto’da bir araya geldi.

    Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, Varto’nun bu projeyi durduracağına inandığını belirterek, “Varto halkı bu iradededen vazgeçmesin. Mücadelemizi sürdüreceğiz, bu projeyi engelleyeceğiz” dedi.

    Mitingde konuşan yurttaşlarda JES istemediklerini ifade etti.

    İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık’ın mesajı okundu.

    Varto Dernekler Federasyonu (VADEF) Genel Başkanı Özgür Yetiş Aslan da, yaptığı konuşmada, halkın yaşamına, toprağına, suyuna sahip çıkmak için mücadele ettiklerini ifade etti.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Varto’nun toprağının, suyunun kirletilmesine, inancının yok edilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

    CHP İstanbul Milletvekili Doğan Demir, projeye izin vermeyeceklerini söyledi.

    EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca ise, Varto’nun bugün, Dersim, Cudi, Akbelen olduğunu ifade ederek, “Varto sermayeye karşı direnen halkın adıdır. Varto direnecek ve kazanacak” dedi.

    DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, “Dilimiz, kültürümüz, inancımız için direndiysek bugün de doğamız için direniyoruz. Tek bir çivi çaktırmayacağız” diye konuştu.

    DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyya Boz, DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Varto halkının mücadelesini selamlayarak, “Doğanın korumak, yaşamı, kadını korumaktır. Yolumuz açık olsun. Direnerek kazanacağız” diye belirttiler.

    TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Varto’nun direnişin kenti olduğunu vurgulayarak, “Şimdi yaşam alanımızı elimizden almak istiyoruz. Havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkacağız. Kapitalizme, bizi köleleştiren sisteme karşı yeni bir yaşamı inşa edeceğiz. Demokratik kominal yaşamı birlikte kuracağız” dedi.

    SMF adına Hıdır Yıldız, yaptığı konuşmada, Dersim’den Varto’ya Varto’dan Karakaya köyüne kadar bir çok alanda doğa talanı yaşandığını dile getirerek,  JES’e karşı mücadele edeceklerini söyledi.

    Varto Belediye Eş Başkanı Gülbahar Kaya, JES istemediklerinin altını çizerek, “Toprağımız, suyumuz zehirleniyor. Bizler topraklarımızı JES’e teslim etmeyeceğiz” şeklinde ifade etti.

    DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül ve Zeynel Kete, Alevi inancında toprağın mülk olmadığına dikkat çekerek, toprağın, kutsalların kirletilmesine izin vermeyeceklerini belirtti.

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de, örgütlü mücadelenin önemine vurgu yaparak, yaşam alanlarını savunanlara selam söyledi.

    PİRHA/VARTO

  • Bölge Baroları Kadın Hakları Merkez ve Komisyonlar Dersim’de: Artık geri dönüş yok-VİDEO

    Bölge Baroları Kadın Hakları Merkez ve Komisyonlar Dersim’de: Artık geri dönüş yok-VİDEO

    DERSİM – Bölge Baroları Kadın Hakları Merkez ve Komisyonları, Gülistan Doku’nın akıbetinin 6 yıldır neden aydınlatılmadığını sorarak,  “Bu karanlık neden bu kadar uzun süre devam etti” ifadelerinde bulundu.

    Bölge Baroları Kadın Hakları Merkez ve Komisyonları, Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybettirilen daha sonra katledildiği ortaya çıkan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku için adliye önünde açıklama gerçekleştiriyor. Açıklamaya Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkan Yardımcısı Bahar Candemir ile çok sayıda avukat katıldı. Açıklamada, “Üstü örtülen cinayetler aydınlatılana dek mücadele edeceğiz” pankartı açıldı.

    Ortak açıklamayı Dersim Barosundan avukat Helin Bulut, Gülistan Doku’nun akıbetinin tam olarak netleşmemiş olması, ölüm sebebinin önceden intihar olarak soruşturmada geçerken daha sonra  cinayet olarak geçmesi nedeniyle açıklamayı yaptıklarını belirtti.

    Ortak metin şöyle: “Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli’de kaybolmuş ve aradan geçen yaklaşık altı yıla rağmen hâlâ akıbeti belirlenememiştir. Bu süre zarfında yürütülen arama faaliyetleri ve soruşturma işlemleri, kamuoyunun beklentilerini karşılayacak bir sonuç üretmemiş; aksine dosya yıllar içinde giderek daha fazla soru işaretiyle birlikte anılır hale gelmiştir. Bir genç kadının hayatına ne olduğu sorusunun altı yıldır yanıt bulamaması, yalnızca bireysel bir kayıp vakası değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin etkinliği açısından son derece ağır bir tabloyu ortaya koymaktadır.

    “YAPISAL BİR SORUN”

    Geçen bu uzun süre boyunca Gülistan Doku’nun nerede olduğu, başına ne geldiği ve olayın nasıl gerçekleştiğine dair en temel sorular dahi tatmin edici biçimde cevaplandırılamamış; dosya adeta zamana bırakılarak etkisiz hale getirilmiştir. Bu durum, kamu vicdanında derin bir yara oluşturmuş, adalete duyulan güveni ciddi biçimde zedelemiş ve cezasızlık algısını güçlendirmiştir. Özellikle kadınların kaybolduğu veya şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği dosyalarda benzer örneklerin tekrar etmesi, bu dosyanın yalnızca bireysel bir olay değil, yapısal bir sorunun parçası olduğunu göstermektedir.

    “CİDDİ BİR İHLAL”

    Kadınların yaşam hakkının korunması, kayıp ve şüpheli ölüm vakalarının etkin, hızlı ve bağımsız şekilde soruşturulması devletin tartışmasız yükümlülüğüdür. Ancak Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkan tablo, bu yükümlülüğün yıllar boyunca gereği gibi yerine getirilmediğini ve cezasızlığın giderek yerleşik bir hale geldiğini göstermektedir. Bir genç kadının altı yıl boyunca akıbetinin belirlenememiş olması, yalnızca bir soruşturma eksikliği değil, aynı zamanda yaşam hakkının korunmasına ilişkin ciddi bir ihlaldir.

    “SORUŞTURMANIN ETKİSİZ YÜRÜTÜLDÜĞÜ ARAŞTIRILMALIDIR”

    Dosyada yaşanan gecikmeler, delillerin zamanında ve yeterli şekilde toplanmaması, soruşturmanın şeffaf yürütülmemesi ve kamuoyuna yeterli bilgilendirme yapılmaması, etkili soruşturma yükümlülüğünün açık bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Bununla birlikte arama faaliyetleri sürecinde görev alan bazı kamu görevlilerine ve idari makamlara ilişkin ortaya atılan ciddi iddialar, yalnızca bireysel sorumlulukları değil, aynı zamanda kamu gücünün kullanımı bakımından daha geniş ve çok katmanlı bir sorumluluk alanını da gündeme taşımaktadır. Delillerin karartıldığı, sürecin yönlendirildiği ve soruşturmanın etkisiz hale getirildiği yönündeki iddialar ise mutlaka tüm yönleriyle, bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılmalıdır.

    “ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ YOK”

    Bununla birlikte, soruşturma dosyasına ve kamuoyuna yansıyan itiraf niteliği taşıdığı ifade edilen beyanlar ile birlikte yeni delil ve anlatımların ortaya çıkması, dosyanın artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğini göstermektedir. Bu aşamada en temel beklenti; yalnızca soruşturmanın genişletilmesi değil, tüm sorumluların makam ve mevki farkı gözetilmeksizin ortaya çıkarılması, suça iştirak eden kişi ve yapılar hakkında derhal işlem yapılması ve adaletin gecikmeksizin tesis edilmesidir.

    “6 YILDIR NEDEN AYDINLATILMADI”

    Bugün gelinen noktada artık yalnızca hukuki değil, aynı zamanda vicdani bir soru sorulması zorunludur: Altı yıldır bir genç kadının akıbeti neden aydınlatılamamıştır ve bu karanlık neden bu kadar uzun süre devam ettirilmiştir? Bu sorunun cevabı, yalnızca dosyanın değil, aynı zamanda adalet sistemine olan güvenin de yeniden inşası açısından belirleyici olacaktır.”

    KUDAT: TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ

    Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, bir kadın katliamının çözümlenmesi için bir araya geldiklerini belirterek, “Yaşam hakkının yasa ile konulduğu AİHS ile hükme alınmıştır. Bu dönemin valisi, devletin yetkilerini kötüye kullanmış ve biricik oğlunu suçlardan aklayarak adalete teslim etmemiştir. Kadın katliamlarında görüyoruz ki; devletin yargı organlarının ve bürokratlarının içinde olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Biz avukatlara önemli görevler düşüyor ve bunları yerine getireceğiz. Gülistan Doku ailesinin arkasında binlerce avukat ordusu var yılmayacağız, sonuna kadar takipçisi olacağız” diye konuştu.

    BAHAR CANDEMİR:GÜLİSTAN’IN UMUTLARINI ÇALDILAR

    TBB Başkan Yardımcısı  Bahar Candemir Tunceli Başsavcısı ile bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “Maalesef hunharca hayattan koparıldı. Gülistanın ve ailesinin umutlarını çaldılar. Acı bir süreç yaşanıyor. Bugün geldiğimiz noktada bir ailenin kızına bir mezar taşının olmasını ve üzerinde dua etmeyi umut ediyorlar. Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz’ın da faillerinin bulunması için titiz bir soruşturmasının yürütülmesine dönük beklentilerimiz var. Doku ve diğer ailelerin hak arayışında yanında olacağız. Yaygın bir katliam haline gelen toplumsal şiddetin sonlandırılması için etkin bir çaba göstermeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Özgür Özel, seçim için el yükseltti: 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir!-VİDEO

    Özgür Özel, seçim için el yükseltti: 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir!-VİDEO

    PİRHA-Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, seçim talebini bir kez daha yineleyerek iktidara seslendi. İktidarın sandıktan sonra ortaya çıkacak hukuk devletinden korktuğunu söyleyen Özel, “Korkmuyorsanız getirin seçim sandığını. Sandığı koyun millet karar versin; biz hırsız mıyız yoksa siz iftiracı mısınız” ifadelerini kullandı.

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Konuşmasına, Urfa ve Maraş’da meydana gelen okul saldırılarına değinerek başlayan Özel, hayatını kaybedenler için baş sağlığı dileyerek “Böyle saldırıların bir daha yaşanmamasını diliyorum” dedi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşmada “Ortadoğu’da işe yarayan tek modelin monarşi olduğunu” savunmasına tepki gösteren Özel, Barrack’ın “hadsiz” açıklamalarda bulunmaya devam ettiğini söyledi.

    ‘TRUMP YENİ BİR DÜZEN KURMA AMACINDA’

    Trump’ın yeni bir düzen kurma amacında olduğunu söyleyen Özel, “‘Bu topraklarda güçlü lider monarşisi lazım’ denince susanlara söylüyorum; Aslında saflar net. Dünyada da netleşiyor. Dünyanın bütün otokratları, nerede onlara yarayacak model varsa birbirlerinden öğrenip, demokrasileri gerileterek, halk yerine zümreleri koyarak, halkları yoksullaştıran yeni bir sistem kurmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Özel, şöyle devam etti: “Onlar Trump ile, Trump’ın desteklediği Netanyahu ile aynı saftalar, biz Gazze ile, Brezilya’da Lula ile İspanya’da Sanchez ile dünyanın bütün demokratlarıyla aynı saftayız.”

    ‘OKULLARDAKİ SALDIRILAR MÜNFERİT DEĞİL’

    Geçen hafta yaşanan okul saldırıları hakkında “Bunlar münferit saldırılar değil” diyen Özgür Özel, okullardaki eğitimin kalitesi, atanmayan öğretmenler, hijyen sorunları ve güvenlik açıkları gibi pek çok başlıkta çözüm önerilerini sıraladı. Özel, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin için “Eğitimle derdi olmayan, hadsiz bir bakanla muhatabız” dedi ve saldırıların ardından hiçbir sorumlunun istifa etmediğine dikkat çekti.

    ARA SEÇİM ÇAĞRISI

    Partisinin gücünü sadece milletten aldığını söyleyen Özel, seçim çağrısını da yineledi. Özel, “Korkmuyorsanız getirin seçim sandığını… Sandığı koyun millet karar versin; biz hırsız mıyız yoksa siz iftiracı mısınız” diye konuştu.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ara seçime yönelik açıklamalarına tepki gösteren Özel, “Ara seçime karşı olmak Anayasa’ya karşı olmaktır” dedi.

    İktidara seslenen Özel, “Açıkça söylüyorum; ara seçimin tarihini ilan edin, ara seçim yapacağınızı, tüm istifaları kabul edeceğinizi, seçimi engellemeyeceğinizi söyleyin 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir” şeklinde konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan Maraş ve Urfa Siverek’te yaşanan okul saldırılarının “münferit” olmadığını belirtti.Toplumsal çöküş, uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma başlıklarında iktidarı eleştiren Bakırhan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a tüm parti liderlerini bir araya getirme çağrısı yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini söyledi. Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının yeniden açılmasını da “önemli bir gelişme” olarak niteledi.

     

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuştu.

    Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırılar, toplumsal çözülme, eğitim politikaları, çocukların güvenliği, cezasızlık ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BU KATLİAMLAR MÜNFERİT DEĞİL”

    Bakırhan, konuşmasının başında Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırıların yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak görülemeyeceğini ifade etti. Yaşananları toplumsal öfke, yalnızlaşma ve duyarsızlığın sonucu olarak tanımlayan Bakırhan, kısa bir girişin ardından şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil, çocuğunu sabah erken okula uğurlayan, akşam da yolunu gözleyen milyonlarca anne-babadan birisi olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu hepiniz iyi biliyorsunuz. Çünkü bu ülkede her sabah milyonlarca aile aynı şeyi yapıyor. Uğurluyor. Ve dönmesini bekliyor. Kahramanmaraş’ta da, Siverek’te de bazı aileler çocuklarını bekledi. Maalesef çocukları dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz ve yastayız.”

    Bakırhan, bu acının yalnızca yas duygusuyla karşılanamayacağını da kaydederek, “Yasımızı kalbimizde taşıyacağız, ama yas, susmak değildir. Yas, gerçeğin yüzüne bakma ve yeni felaketleri önleme sorumluluğudur” dedi. Ardından, “Bu katliamlar münferit değil. Bireysel bir çılgınlık da değil. Bu, yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve duyarsızlığın sonucudur” ifadelerini kullandı.

    ‘TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ VE ÇÖZÜLME’

    Bakırhan, saldırıları yalnızca güvenlik başlığında değil, “toplumsal çöküş ve çözülme” çerçevesinde ele aldı. Eğitim sisteminden ekonomik krize, uyuşturucudan çeteleşmeye ve bireysel silahlanmaya kadar uzanan bir tablo çizdi.

    “Sistem, dokunduğu her şeyi çürütüyor, insanı yalnızlığa, toplumu dağılmaya, geleceği karanlığa mahkûm ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor, kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor ve felaket geliyorum diyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir. Güvensizlik büyür. Ve bu yük en çok çocukların omuzlarına biner” diyen Bakırhan, okulların artık aileler için güvenli alan olmaktan çıktığını dile getirdi.

    Bakırhan, eğitim sistemine dönük eleştirilerindeyse, şunları söyledi:

    “Eğitim sistemine bakın. Enkaz kelimesi bile hafif kalır. Tek tipçi, rekabetçi, piyasa odaklı bir anlayış çocukları metalaştırdı. Çocuklar eğitim sisteminin oyuncağına dönüştü. Her yıl yeni bir müfredat. Her müfredat bir öncekinden fecaat. Eğitim sistemi eleştirel düşünmeyi bastırdı. İsimler değişti, müfredatlar değişti, ama eğitimi toplumu biçimlendirme aracı olarak gören devlet aklı değişmedi. İktidar artık eğitim alanıyla oynayarak ideolojik hegemonya kurmaktan vazgeçmelidir.”

    Uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma konusunda iktidarı ve kamu düzenini eleştiren Bakırhan, “Ekonomik kriz, kent yoksulluğu ve sosyal çürüme, madde bağımlılığı ve çeteleşmeyi artırıyor. Gençler bu yapılar tarafından istismar edilebilmekte ve şiddet döngülerine çekilebiliyor. Başka bir sorunumuz da silahlanma. Türkiye’de ruhsatsız silah sayısının 10 ila 30 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Bazı çetelere bürokrasimiz de silah dağıttığı için bu rakamları net olarak bilmiyoruz. Her 4 kişiden birinde silah var deniliyor. Toplum giderek daha silahlı, daha tetikte, daha güvensiz hâle geliyor” ifadelerini kullandı.

    VERİLERİ PAYLAŞTI

    Bakırhan, Adalet Bakanlığı verilerine atıf yaparak çocuklara ilişkin yargı verilerini de paylaştı:

    “2024’te ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatıldı. 2025’te bu sayı 13 binlere kadar çıktı. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı da 10 bini geçti. Bu rakamlar birer istatistik değil. Her biri bir çocuğun adı. Her biri bir ailenin çığlığı. Bu çığlıklar ülkenin gerçek kırmızı alarmıdır.”

    NUMAN KURTULMUŞ’A ÇAĞRI

    Bakırhan, konuşmasının devamında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslendi. Çocukların güvenliği ve gençlerin geleceği için Meclis’te ortak bir siyasal zemin kurulması gerektiğini savunan Bakırhan, şu çağrıyı yaptı:

    “Kırmızı alarm yıllardır ses veriyor. İktidar görmezden geliyor. Ülke iyi durumda değil diyenler de susturuluyor. Birileri oy peşinde, birileri rant peşinde. Çocuklar söz konusu olduğu için kıyamet değilse bile bir şey kopmalı, bir şey yapmalıyız. Bütün siyaset kurumu olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Bir yol bulacağız. Başka da yolu yok.”

    Bu bölümün ardından Bakırhan, Meclis Başkanı’na şu sözlerle seslendi: “Bu ülke hepimizin. Çare de hepimizin omuzunda. Bu nedenle bugün buradan Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum: Hükümet-muhalefet ayrımı gözetmeksizin, Meclis’teki bütün siyasi parti liderlerini bir araya çağırın. Gün, çocukların güvenliği, gençlerin geleceği için ortak bir masa kuracağımız gündür. Bu masa, ülkenin vicdan masası olmalıdır.”

    YUSUF TEKİN’E İSTİFA ÇAĞRISI

    Bakırhan, konuşmasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de eleştirdi. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan benzer saldırılar sonrasında siyasi sorumluluk mekanizmasının işletildiğini hatırlatırken, Türkiye’de ise “istifa kültürü”nün bulunmadığını söyledi.

    “Sırbistan’da bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, Eğitim Bakanı ertesi gün istifa etti. Ürdün’de öğrenciler okul gezisinde yaşamını yitirdiği için eğitim bakanı istifa etti. Peki Türkiye’de ne oluyor? Depremde on binlerce insanın canı gidiyor, istifa yok. Maden facialarında işçiler toprağa karışıyor, istifa yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katlediliyor, yine istifa yok” diyen Bakırhan, “Buradan açık ve net söylüyoruz: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, bunun bir siyasi polemik değil, “topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken asgari bir sorumluluk” olduğunu söyledi. Muhalefete de özeleştiri çağrısı yapan Bakırhan, “Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız, toplumun her kesimine dokunan, kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız” dedi.

    GÜLİSTAN DOKU SORUŞTURMASI: ÖRTBAS EDENLER HESAP VERMELİ

    Bakırhan, grup toplantısında kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybedilen kadınlara da ayrı bir başlık açtı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyasının 6 yıl sonra yeniden açılmasına değinen Bakırhan, bunun önemli bir gelişme olduğunu söyledi:

    “Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlardır, burada mesele yalnızca suç değil, suçu örten, faili koruyan ve adalet arayışını yıllarca oyalayan bir düzendir. 2020’den beri kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası 6 yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. Altı yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur.”

    Dosyanın yeniden açılmasının aile, kadın örgütleri ve kamuoyunun ısrarlı takibi sayesinde mümkün olduğunu söyleyen Bakırhan, “Burada kayyım olan eski vali, yüksek bürokratlar, siyasetçiler ve kolluk güçleriyle bağlantılı kirli ağlar olduğu iddiaları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır. İktidar, titizlikle bu meseleyi araştırmalıdır. Örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman dosyalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirterek, bunun “Türkiye’nin her sokağının bir Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihi bir görev” olduğunu söyledi.

    DEMOKRATİKLEŞME İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLARI SIRALADI

    Türkiye’de sistem krizi yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, demokratik normalleşme çağrısı yaptı ve bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “Yargı bağımsızlığını yitirdi, medya susturuldu, güç tek merkezde toplandı, seçilmiş belediyeler kayyumla gaspedildi, muhalefet baskı altında. Bu zeminin üzerine demokratik bir toplum inşa edilemez. Öncelikle hukuka ve demokrasiye riayet edilmelidir. Toplumu ayrıştıran, kamplaştıran dilden vazgeçilmelidir. Siyasi normalleşme sağlanmalı. Kurumsal reformlar yapılmalı. Hukuka güvensizlik giderilmeli. Halkın iradesine saygı gösterilmelidir.

    Demokratikleşmeden normalleşme olmaz. Normalleşmeden iyileşme olmaz. Bu yüzden diyoruz ki, demokratik normalleşme toplumsal çöküşün de panzehiridir.”

    1 MAYIS ÇAĞRISI

    Bakırhan, 1 Mayıs kutlamaları için de şunları söyledi:

    “Önümüz 1 Mayıs. İşçi, yoksul, ezilenler olarak hepimiz eşitlik taleplerimizi, alın teri hakkımızı o meydanlarda haykırmalıyız. Biz DEM Parti olarak işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, doğasına sahip çıkanları, halkları ve inançları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri, 1099. hafta eyleminde Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu: Asla vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1099. hafta eyleminde Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu: Asla vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1099. Haftasında, gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün (26) akıbetini sordu. Adalet talebinin yinelendiği açıklamada konuşan Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, “Ama şunu bilsinler, asla vazgeçmeyeceğiz. Asla ağabeyimi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü son nefesimize kadar, mezardan da korksak, ölümümüzden de korksak biz aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Cumartesi Anneleri/ İnsanları, gözaltında kaybettirilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her Cumartesi gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1099’uncusu için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, bu hafta 12 Nisan 1981’de İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra işkenceyle katledilen ve bedeni kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ün (26) akıbetini sordu.

    “NURETTİN YEDİGÖL’ÜN AKIBETİ ZAMANAŞIMI İLE PERDELENDİ”

    Cumartesi İnsanlarından İkbal Eren, Nurettin Yedigöl’ün İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduğunu ve öğrencilik yıllarında ve sonrasında sosyalist gençlik hareketi içinde aktif olarak yer aldığı belirterek, şunları ifade etti:

    “12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 12 Nisan 1981 tarihinde, İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki 1. Şube’sine götürülen Nurettin, burada ağır işkenceye maruz kaldı. İşkenceyle öldürülen bedeni kaybedildi. Babası İsmail Yedigöl, 12 Eylül’ün baskı ortamına rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. Başta Kenan Evren olmak üzere tüm yetkili makamlara başvurdu. Ancak İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığını iddia etti.

    Savcılık ise bu tanıklıkları araştırmak yerine inkarı tercih etti: ‘Böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın’ demekle yetindi. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen üç ayrı soruşturma, zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı. Anne Zeycan Yedigöl, son çare olarak 15 Şubat 2013’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Ancak mahkeme, 10 Aralık 2015’te ‘zaman bakımından yetkisizlik’ gerekçesiyle kabul edilemez buldu. Bir kez daha Nurettin Yedigöl’ün akıbeti zamanaşımı ile perdelendi.”

    “AĞABEYİMİ ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Nurettin Yedigöl’ün arkadaşı ve olayın tanığı Ümit Efe konuştu. Efe, Yedigöl’ün sürekli olarak işkenceye tabi tutulduğunu vurgulayarak, “Muhalif, sosyalist insanlar ona yapılan işkenceleri gördüler. Bütün bu işkencelere rağmen işkencecilere cevap vermedi. İşkencenin dozajı arttırıldı. Biz 45 yıldır tanıklığımızı anlatmaya, Nurettin’in akıbetini bulmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ona işkence yapanları. Gerçekliğinin açığa çıkarılması ve faillerin yargılanması için mücadele ettik ve etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl ise, yetkililere seslenerek, adalet talebinde bulunarak, “Ama şunu bilsinler, asla vazgeçmeyeceğiz. Asla ağabeyimi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü son nefesimize kadar, mezardan da korksak, ölümümüzden de korksak biz aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “GÖRGÜ TANIKLARI VAR”

    Dosya avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Eren Keskin, “Nurettin Yedigöl’ün işkence ile kaybedildiğinin çok kesin ifadeleri olan tanıklar var. Bunlardan biri Aslan Şener Yıldırım. Onlar işkence seslerini duyuyorlar ve bir süre sonra Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkarılacakları sırada Nurettin Yedigöl’ün elbiselerini o dönem tutsak Aslan Şener Yıldırım’a veriyorlar.  Yıldırım, ‘Bunlar Yedigöl’ün elbiseleri’ diyor. Polisler, ‘Onun bu elbiselere ihtiyacı yok size miras bıraktı’ diyor. Sadece Aslan Şener Yıldırım değil Harun Kartal, Şemsi Aydemir, Battal Uğur, Bülent Küçükünal, Haydar Yıldız Buket Ökütülmüş de bütün bunlara tanıklık yapıyor. İç hukukta bütün devlet suçlarında olduğu gibi zaman aşımı uygulanıyor” diyerek, yaptıkları başvuruların sonuç kaldığını söyledi.

    “Bütün kayıp dosyalarının arkasında devlet iradesi var” diyen Eren Keskin, tüm dosyalarda olduğu gibi Nurettin Yedigöl dosyanın da takipçisi olacaklarını ifade etti.

    Eylem karanfillerin Galatasaray Meydanı’na bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Özel’den ara seçim çağrısı: Ara seçim anayasal zorunluluk-VİDEO

    Özgür Özel’den ara seçim çağrısı: Ara seçim anayasal zorunluluk-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Özel, ara seçim, yargı ve ülkedeki ekonomik duruma ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yargı süreçleri ve ekonomide gelinen durumu örneklerle anlatan Özel, seçim çağrısını da yineledi. 

     

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Toplantıya, tutuklanan Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’a destek için Ankara’ya gelen il başkanları da katıldı.

    Türkiye’nin son dönemde hem siyasi hem ekonomik açıdan gerileme yaşadığını söyleyen Özel, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş sonrası kurumların işleyişine ilişkin eleştirilerde bulundu. Özel, “Dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi.

    EKONOMİK KRİZ VE SİSTEM ELEŞTİRİSİ

    Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, Türkiye’nin uzun süredir devam eden bir kriz içinde olduğunu ifade ederek, “2018’den bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilmesiyle birlikte kurumların, kuralların hiçe sayıldığı, Meclis’in sesinin kısıldığı bir süreçte hem demokratik hem ekonomik gerileme yaşadık” diye konuştu.

    “HALKIN EKMEĞİNİ KÜÇÜLTEN BİR İKTİDAR”

    Enflasyon ve yatırım ortamına değinen Özel, “Bizim tek haneli olması gereken enflasyonumuz yüzde 80’lerden döndü. Yabancı yatırımcı gelmedi, yerleşik olanlar bile paralarını dışarı çıkarmaya çalıştı. Dünya devleri yatırımlarını Balkan ülkelerine kaydırdı. 19 Mart 2025’te yapılan sivil darbeyle 60 milyar dolar satıldı, yabancı yatırımcı ülkeyi terk etti. Bu iktidar, milletin ekmeğini küçülten bir iktidardır” dedi.

    Ekonomik krizin etkilerini örneklerle anlatan Özel, Ulus’ta yaşanan “elma dağıtımı” görüntülerine ve okullardaki veresiye defterlerine dikkat çekti. “Emeklilerin 1-2 elma için verdiği mücadele utanç verici. Kantinlerde çocuklara yarım tost veriliyor ve o da veresiye yazılıyor” ifadelerini kullandı.

    SİYASİ PARTİLERLE TEMASLAR

    Ara seçim gündemi kapsamında siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmelere değinen Özel, “Bugüne kadar 12 genel başkan ile belirli bir noktaya kadar mutabakata vardık. Görüşmelerde en önemli başlık ekonomik kriz oldu” dedi.

    SİYASİ AHLAK VURGUSU

    Özel, siyasi etik tartışmalarına ilişkin, “Siyasi ahlakta karnesi en zayıf olanların ahkam kesmesi toplumda karşılık bulmuyor” ifadelerini kullandı.

    ARA SEÇİM ANAYASAL ZORUNLULUK

    Birçok kriz başlığı içinde en önemli sorunun Anayasa’ya uyulmaması olduğunu ifade eden Özel, ara seçimin anayasal bir zorunluluk olduğunu söyledi. Özel, “AYM, Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı, Osman Kavala’yı, Selahattin Demirtaş’ı bırak demiş. Anayasayı tanımama krizi yaşıyoruz. Millet sesini duyurmak istiyor. Erken seçim diyoruz, ‘yokuz biz’ diyorlar. ‘5 yıl boyunca her şeyi ben yapacağım, ben karar vereceğim’ diyor” dedi.
    Anayasa’nın 78. maddesini hatırlatan Özel, iktidarın seçimden kaçtığını dile getirerek, “Gelebiliyorlar mı seçime? Gelemiyorlar. Çünkü önceki seçimde ne dedilerse ne söz verdilerse tersini yaptılar. Hiçbir sözlerini tutmadılar” dedi. Seçimin, milletin iradesinin ortaya çıkması için gerekli olduğunu vurgulayan Özel, görüştükleri siyasi partilerin de seçime hazır olduklarını ifade ettiklerini belirtti. Özel, “Demirel’in, Ecevit’in, Erbakan’ın, İnönü’nün kaçmadığı seçimden kaçan bir iktidarla karşı karşıyayız. Güven oyu seçeneğini de kaldırdılar. Muhalefette bu ülkeyi yoksulluktan, haksızlıktan kurtarmak isteyen bir özgüven patlaması, iktidarda ise dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz: Hodri meydan, cesaretiniz varsa çıkın karşımıza” ifadelerini kullandı.

    BAKANLARA SORULAR VE YARGI ELEŞTİRİSİ

    Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin iddiaları yineleyen Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a da çağrıda bulundu. Sorularına yanıt verilmediğini belirtti.

    Gülistan Doku dosyasına ilişkin gelişmelere de değinen Özel, Adalet Bakanlığı’ndan basına servis edilen bilgi notuna tepki gösterdi.

    ÜMİT ERKOL’UN TUTUKLANMASI

    Özel, Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un tutuklanmasına ilişkin, “Erkol, CHP il başkanı olduğu için tutuklandı” dedi.

    CHP’ye yönelik baskılar olduğunu savunan Özel, partinin örgütlerine yönelik operasyonları eleştirdi.

    “ÇIKIŞIN YOLU ARA SEÇİM”

    Konuşmasının sonunda Özel, Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkış için ara seçim çağrısını yineleyerek,  “Bu zor dönemde demokrasimiz için ara seçim, emekçimiz için ara zam olmazsa olmaz talebimizdir. Durmayacağız, çalışacağız, yorulmayacağız, gerekirse boynumuzu vereceğiz ama asla bunlara boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmasında “Bizler, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın sonuna  kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Bakanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Enfal Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, “Kürt halkını tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen sistematik bir katliam. On binlerce insan kimyasal silahlarla, toplu infazlarla diri diri toprağa gömülerek katledildi. Köyler adeta mezarlığa dönüştürüldü. Dünya unutsa da biz bu acıyı unutmadık, unutturmayacağız. Öfkemiz de yasımız da adalet talebimiz de hala dipdiri. Türkiye, Kürt halkının acısını paylaştığını Enfal’i resmen tanıyarak gösterebilir” dedi.

     GÜLİSTAN DOKU DOSYASI 

    Gülistan Doku dosyasıyla ilgili yaşanan yeni gelişmeye değinen Tülay Hatimoğulları, gözaltına alınanlar arasında dönemin Dersim Valisi’nin oğlunun da bulunduğunu hatırlattı. Yıllardır sonuçlandırılamayan dosyada adaletin sağlanması gerektiğinin altını çizen Tülay Hatimoğulları, “Yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bunlar bu karanlık dosyada adı geçen herkes ama herkes gerçekten ucu nereye dokunursa dokunsun ciddi bir biçimde soruşturulmalı ve bu konu karanlıkta kalmamalıdır. Herkes hukuk önünde hesap vermelidir” diye belirtti.

    ROJİN KABAİŞ DOSYASI

    Tülay Hatimoğulları, konuşmasına şöyle devam etti: “Aynı soruşturmanın Rojin Kabaiş için yapılması da son derece önemli. Rojin’e ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin’in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Neler saklanıyor? Bütün bunların açığa çıkması lazım. Rojin’in babası ve ailesi başta olmak üzere yine Türkiye’de kadın hareketi ve biz DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek. Mücadele etmeye hep beraber devam edeceğiz.

     ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞI 

    İran’ın kentlerine ve Ortadoğu’nun merkezine uçaklardan, dronlardan balistik füzelerden ölüm aktı. Sonuç binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı, kan ve barut kokusu altında iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak hafta sonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad’dan pek olumlu haberler çıkmadı. Ancak bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemlidir. Geçici ateşkes kalıcılaşmalı; kalıcı ateşkes adil bir barışa dönüşmelidir. ‘Savaşa hayır’ demeliyiz hep beraber.

    Arap Birliği savaş mahalli İran Şii topraklarıdır. Belki bu savaşta zayıflatıldılar. ‘Şii hilaline karşı Sünni hilali büyütürüz’ diye düşünüp savaşı izlememeliler. Zira ölenler sizin bölgenizin insanıdır. Bombalanan sizin bölgenizdir. Çalınan sizin geleceğinizdir. Kimi füzeler sizin topraklarınıza düşmüştür. Savaşa sizi de katmak istiyorlar. Bölgede kalıcı bir savaş olsun, bölge insanı birbirini vursun, katletsin, öldürsün ve kendileri bütün bu manzarayı izleyerek hesaplarını takır takır hayata geçirmek istiyorlar. Emperyalizmin yüzyıllardır izlediği siyasetin yeni bir kanlı sahnesine tanıklık ediyoruz. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ve Arap Birliği’nin tamamı, bu ateşkesin sürmesi ve bölgede kalıcı bir barışın inşa edilmesi için samimi bir rol üstlenmelidir.

    “HALKLAR BİR ARADA DURDU”

    İran rejimine gelince dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı artırma hatasında ısrar etmek onlara zarar verir. Ateşkes başladığı anda kitlesel gözaltılar, Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları devreye girdi. İran halkları emperyalizme karşı bir arada durdu, savaşa karşı birlikte ‘hayır’ dedi. Özellikle böylesi bir zamanda kendi halkına zulmeden yönetimler meşruiyetini kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir, çok iyi de bilmelidir. Dönem 1979 dönemi değil, 2026 yılındayız. Bölgede çok şey değişti ve bu değişim İran’ı da etkileyecek niteliktedir. Kürtler, Farslar, Beluclar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler ve siyasetçiler; özgürlük, demokrasi, eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli gözaltına alınmamalı, şiddet görmemelidir. Parti olarak ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz.

    “DÜNYADA PETROL FİYATLARI DÜŞERKEN TÜRKİYE’DE ARTI” 

    İran savaşını herkes değerlendiriyor. Bizler de değerlendiriyoruz ve elbette çok önemli hususlar var. Türkiye’ye yansımalarını da gayet iyi görüyoruz. Yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe ve barınamama sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemeli. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz; gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? Bakın, 2021 ile 2026 yılları arasında dünyada ham petrol fiyatları düşerken Türkiye’de yüzde 640 oranında artmış. Aradaki farkı görebiliyorsunuz, değil mi? Ne kadar büyük bir fark var. Dolar o dönemde 7 lira iken şimdi 45 TL’ye dayanmış durumda. Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda fiyatları her Allah’ın günü artıyor.

    “GÜBRE FİYATLARINI NEDEN YÖNETEMİYORSUNUZ?”

    Türkiye’de işsizliğin yüzde 30’a dayanmasına hangi silah neden oldu acaba? Hazine ve Maliye Bakanı, İran savaşı ile ilgili ortaya çıkan sonuçları yönetebilir buluyoruz diyor. Bunu kendisine soruyoruz: 2026 yılının ilk üç ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7 bin 773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz, Sayın Bakan?

    Yine soruyoruz; memleketiniz olan Batman’dan Mersin’e, Muğla’ya kadar seracılar, fideciler isyan ediyor. Geçen yıl 1 ton gübre 13 bin TL idi. Bu yılın başında 40 bin TL oldu. Madem savaşla ilgili sorunları yönetebiliyorsunuz, gübre fiyatlarını neden yönetemiyorsunuz?

    “ASGARİ ÜCRETİ YILDA DÖRT KEZ GÜNCELLENMELİDİR”

    Bakın, Birleşik Metal-İş’in verilerine göre 2026 Mart ayı itibarıyla Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 32 bin TL, yoksulluk sınırı ise 106 bin TL’ye yükselmiş durumda. Toplam 3,6 milyon işçi yasal asgari ücretin bile altında çalışmakta. Kadın işçilerin yüzde 60,1’i; bunların bir kesimi asgari ücretli, bir kesimi de asgari ücretin altında çalışıyor. Gelin, asgari ücrete geçtiğimizdeki tabloya beraber bakalım. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin yüzde 47’si nisan ayına gelmeden eridi. Asgari Ücret İnisiyatifi geçtiğimiz günlerde taleplerini Meclis’e iletti. Bizler de buradan bu talepleri bir kez daha altını çizerek yineliyoruz; asgari ücret hesaplanırken yalnızca bireysel değil, hane düzeyinde insanca yaşam koşulları esas alınmalıdır. Asgari ücret yılda bir kez değil, dört kez güncellenmelidir

    “VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMA KARARLILIĞINI TEYİT ETTİK”

    Bugün dünya, Ortadoğu ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirmek üzere bizler bir dizi toplantıyı hayata geçirdik. 5 gün süren toplantılarımızı tamamlamış olduk. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, öte yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığını bir test daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık, ücretin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı.

    “YURTTAŞ SEÇME SEÇİLME HAKKININ KORUNMASINI İSTİYOR”

    Yurttaş, seçmen olarak seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Kayyımların bir an önce lağvedilmesini, seçilmiş belediye başkanları ve belediye eş başkanlarının görevlerine iade edilmesini istiyor. Yine yurttaş, muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor.  Bakın, biz DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşmada ve ziyaretlerde, inanın karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri budur. Bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimiz nettir; bunu buradan ifade ediyorum.

    İktidara önerimdir; bu konularda gerçekten sahici araştırmalar yapsınlar, anketler yapsınlar, farklı araştırmalar yapsınlar.

    “TEMEL ODAĞIMIZ BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ”

    Bizler, “demokrasi herkes için” diyerek yola koyulduk. Bizler, barış ve demokratik toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız. Ve bizler, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Her yurttaşımızın demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkı vardır. Ve bizler, bu topraklarda barışın tesis edilmesi için, demokrasinin tesis edilmesi için, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için ne olursa olsun, ne ile karşılaşırsak karşılaşalım yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz.

    “BU 1 MAYIS’TA BİR UMUT PENCERESİ AÇMAK İSTİYORUZ”

    Hepinizin malumu, önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs; işçi sömürüsü ve katliamlarına, doğa talanına, kadına yönelik şiddete, Kürt’e reva görülen haksızlıklara, Alevi’ye dayatılan kimliksizliğe, doğayı savunan doğa savunucularına yönelik zulme, LGBTİ+’ların yok sayılmasına karşı hepimizin bir arada durduğu dayanışma ve mücadele günüdür.

    Bizler bu 1 Mayıs’ta bir umut penceresi açmak istiyoruz.

    “BU ÇAĞRI HERKESEDİR”

    Bu çağrı İstanbul’adır. Bu çağrı Ankara’yadır. Bu çağrı İzmir’edir. Amed’dir, Van’dır, Batman’dır. 1 Mayıs, tüm gadre uğrayanların dayanışma ve mücadele günüdür. 8 Mart’ın direnci, Newroz’un ruhuyla 1 Mayıs’ta zafere bir adım daha yaklaşacağız. Bizler DEM Parti eşbaşkanları olarak, MYK üyelerimiz, vekillerimiz, il ve ilçe örgütlerimizle hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Emek ve demokrasi güçleriyle dayanışmamızı daha da büyüteceğiz ve 1 Mayıs alanları DEM Parti’nin flamalarıyla renklenecek; her yerde büyük kortejlerle 1 Mayıs’a katılımı hep birlikte sağlayacağız. Bütün ezilenlerin kendi sözüyle, rengiyle, baretleriyle, önlükleriyle 1 Mayıs alanlarını hep birlikte renklendireceğiz.

    “TAKSİM YASAĞI MUTLAKA KALDIRILMALIDIR”

    İktidar Taksim sendromundan kurtulmalıdır. Bakın, dünya ülkelerinin birçoğunda büyük kentlerin kent merkezleri gösteri alanıdır, böyle kabul edilir. Herkes istediği basın açıklamasını yapar, mitingi yapar. Ama Taksim yasaklandı. Ve Taksim yasağının mutlaka ve mutlaka kaldırılması gerekmektedir. Taksim 1 Mayıs’a açılmalıdır.”…

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri 1098. haftada Nezir Acar için adalet istedi: Zamanaşımı hakikati örtemez-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1098. haftada Nezir Acar için adalet istedi: Zamanaşımı hakikati örtemez-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 1098’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
    Eyleme, kayıp yakınlarının yanı sıra hak savunucuları ve Celal Fırat da katılarak destek verdi.

     

     

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 1098’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
    Eyleme, kayıp yakınlarının yanı sıra hak savunucuları ve Celal Fırat da katılarak destek verdi.
    Ellerinde karanfiller ve kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla meydana çıkan Cumartesi Anneleri, bu hafta 8 Nisan 1992’de Mardin Dargeçit’e bağlı Gûrîza köyünde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Nezir Acar’ın akıbetini sordu.
    Basın açıklamasını Oya Ersoy okudu. Ersoy, Nezir Acar’ın hayvan alım satımıyla geçimini sağlayan, üç çocuk babası bir yurttaş olduğunu hatırlatarak, 8 Nisan 1992’de askerler tarafından yapılan baskın sırasında gözaltına alındığını belirtti. Gözleri bağlanarak Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülen Acar’ın işkence gördüğünü ifade eden Ersoy, birlikte gözaltına alınan iki kişinin serbest bırakıldığını ancak Acar’dan bir daha haber alınamadığını söyledi.

    AİLENİN YILLAR SÜREN MÜCADELESİ SONUÇSUZ BIRAKILDI

    Ailenin yıllarca süren başvurularına rağmen etkin bir soruşturma yürütülmediğini vurgulayan Ersoy, Nezir Acar’ın babası Halil Acar’ın Dargeçit Kaymakamlığı, Mardin Valiliği ve askeri yetkililere yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını aktardı.
    Ersoy, arayışlarını sürdüren ailenin baskı ve tehditlere maruz kaldığını belirterek, “Eşi Celile Acar gözaltına alındı, aynı gün serbest bırakıldı. Baba Halil Acar ise günlerce gözaltında tutuldu, işkence gördü ve tehdit edildi” dedi.
    Yargı süreçlerinin de sonuç vermediğini ifade eden Ersoy, dosyanın 2012 yılında zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldığını, yapılan itirazların reddedildiğini ve Anayasa Mahkemesi’nin de başvuruyu kabul etmediğini hatırlattı.

    “ZAMANAŞIMI HAKİKATİ ORTADAN KALDIRAMAZ”

    Cumartesi Anneleri adına konuşan Ersoy, gözaltında kaybetmelerin zamanaşımı kapsamına alınamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Nezir Acar’ın gözaltında kaybedilişinin 34. yılında bir kez daha sesleniyoruz: Zamanaşımı, hukuki güvenlik için vardır; hakikati ortadan kaldırmak için değil. Gözaltında kaybetmeler gibi süreklilik arz eden suçlarda uygulanamaz. Hukukun amacını tersine çevirmeyin.”

    Cumartesi Anneleri, bir kez daha kayıpların akıbetinin açıklanması ve faillerin yargı önüne çıkarılması talebini yineledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özgür Özel’den ara seçim talebi: Hodri meydan!

    Özgür Özel’den ara seçim talebi: Hodri meydan!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında ‘ara seçim’ talebini bir kez daha gündeme getirerek, “1960’dan beri yapıldı. 1960’dan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı; Erdoğan kaçacak” dedi.

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

    İlk olarak Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne düzenlenen operasyon ve Mustafa Bozbey’in tutuklanması hakkında değerlendirmelerde bulunan Özel, şunları söyledi:

    “Bursa’daki fırsatçılıkla yarın yapılacak belediye meclis toplantısında Bursa’nın vermediği yetkiyle halkın iradesine çökecekler. İki kişiden birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı getirip israfa ve ranta devam etmek isteyecekler. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek.”

    “İFTİRALARIN YÜZDE 90’I İDDİANAMEDE YOK”

    İBB davasının ilk duruşma dönemi hakkında konuşan Özel, şunları kaydetti:

    “Şu ana kadar atılan iftiraların yüzde 90’ı iddianamede bile yok. Yargılanmak değil yargılamak için iddianame bekliyoruz dememiz boşuna çıkmadı. İçeride, işin bir insani boyutu var. Biz oraya suçluyu aklamaya gitmemiştik. Hakikati aramaya gitmiştik. İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB’de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, ‘Söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık’ dediler. Bundan sonraki süreçte mahkemenin yaptıklarının doğru analiz edilmesi lazım. Bu milletin söyleyecek sözü var. Sandıkta demokrasi tokadının en alasını indirecek.”

    AKIN GÜRLEK’E SESLENDİ

    Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e şöyle seslendi:

    “Kin gözünü bürümüş, aldığı talimatla milletin iradesi üzerine yürümüş turpun küçüğüne sesleniyorum. Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın Adalet Bakanlığını. O Adalet Bakanı’na söylüyorum. Silivri’de mahkeme giden herkesin huzuru, güveni, saygılı bir dil kullanılması sana emanettir. Onların göreceği muamele bu Meclis’in komisyonuna geldiğin gün göreceğin muameleyi belirleyecektir.”

    “REJİMİN TEHDİT GÖRDÜĞÜ HERKES TUTUKLU”

    Türkiye’de siyasİ basıkların giderek arttığını vurgulayan CHP lideri, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Türkiye’de, rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğinizden, isimsiz kahramanlara kadar. 2026 yılında Türkiye’yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler. Ekrem İmamoğlu da, belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP’nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye’ye sandık kurup, oyla katılmaya karar vermiş Hatay’ın -yani Hatay’daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararının oyudur- bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl, hangi görüşten olursa olsun Hataylıların iradesiyle, son kullandıkları oyla yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu.

    Avukatlar; Selçuk Kozağaçlı’dan Mehmet Pehlivan’a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye’de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra… O İkizköy’ün kadın muhtarının ninesinden miras ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu.”

    “SÜREÇ KOMİSYON KONUSUNDA BİZİ HAKLI ÇIKARDI”

    Özel, iktidarın ‘terörsüz Türkiye’ olarak isimlendirdiği süreçte demokratikleşme ile ilgili hiçbir adım atılmadığını belirterek, Barış ve kardeşlik gelsin istiyoruz. Suriye, İran ve Irak’taki Kürtleri de kardeş olarak görüyoruz. Buradaki Kürtlere savaş ve zulüm de istemiyoruz. O ülkelerde en iyi şartlarda yaşamaları gerektiği yönünden bu meseleye baktık hep. Süreç, komisyon konusunda bizi haklı çıkardı. İlk gün ne dediysek, bugün de o noktadayız. Aradan 1 yıl geçti, bir rapor yazıldı, altına herkes imza attı ve o raporun teminatı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Bey. Ancak bir adım atılmadığı gibi Türkiye’de 13 belediyede kayyum var. Ahmetler göreve dönecekti dönemiyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ hâlâ cezaevinde tutuluyor. Bu pazar seçim olsa cumhurbaşkanı olacak Ekrem İmamoğlu hapiste tutuluyor” dedi.

    ARA SEÇİM MESAJI

    Özel, konuşmasını ‘ara seçim’ tartışmalarıyla ilgili verdiği mesajlarla tamamladı:

    “Dün Erdoğan çıkıp ‘gündemimizde ara seçim yok’ diyor. Ortada net bir durum var. Şu an ara seçimin kaçınılmaz olarak yapıldığı dönemdeyiz. Son 1 yılda yapamayız ama 1960’dan beri bu seçimden hiçbir siyasetçi kaçmadı, Erdoğan kaçacak. Ara seçimin en geniş coğrafyada yapılmasını da isterim. Operasyon çektiğin şehirleri çok daha güçlü olarak kazanırsak ve milletin darbeye tepki verdiği görülürse o koltuka nasıl oturacağım diye bakıyorsun. Anayasanın 78’nci maddesine göre TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir ve ara seçim her seçim döneminde 1 defa yapılır diyor.

    “HODRİ MEYDAN”

    Anayasa ‘yapılır’ Tayyip Bey ‘yapılmaz’ diyor. 5 yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimi ve milletvekili seçimi yapılacaksa ara seçimde de şüphe yok. Bu ara seçim yapılacak, TBMM Başkanı da komisyon da görevini yapacak. Ya da Ak Parti ara seçimden kaçan, sandıktan korkan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecek. Hodri meydan. Bu ara seçim erken seçimi getirecek. Bu ara seçim ya yapılacak ya da korkaklar tarihe yapılacak.”

    HABER MERKEZİ
  • Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşandığını vurgulayarak, “Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 8 Nisan Romanlar Günü’nü kutlayarak başladığı konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “Önümüzdeki günlerde de Malaka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağımız görülüyor. Kapitalizim insanlığa bela oldu. Savaş ve kriz üretmeye devam ediyor. Bu çerçevede İran savaşına baktığımızda Sayın Öcalan bir şeye dikkat çekmişti. Bir görüşmesinde üç önemli çizgiden bahsetmişti. Birinci çizgi İsrail çizgisidir. Bu savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere’nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır. Birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Ortadoğu’da olduğu gibi İran’da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz.

    BARIŞ, HUKUK, DEMOKRASİ DİYORUZ

    Biz İran’a ve Ortadoğu’ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcıl bir siyaset de bölgeye yaklaşmalıdır.

    Ankara’nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara, Kürtlerin, kadınların, farklı hakların ve inançların tanınması için de Tarhan yönetimine bir çağrıda bulunabilir. Bu Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım Kürtlerin de İran’daki ezilen halklar ve inançların da Ankara’yla olan bağını güçlendirir.

    Biz her konuşmamızda barış diyoruz, hukuk diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz. Çünkü buna inanıyoruz, bunun kavgasını yürütüyoruz. Ama birileri çıkıp hala o bayat sonuç almayan şeyleri tekrar edip duruyor. İyi Kürt, kötü Kürt ayrımı yapmaya devam ediyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dil doğru bir dil değil. Bu dil Kürtlere yönelik böl-yönet politikasıdır. Bu dil sorunları çözümsüz kılan bir dildir.

    ANKARA, DİYARBAKIR’IN HUKUKUNU TANIRSA GÜÇLENİR, BÜYÜR, DEMOKRATİKLEŞİR

    Kürt örgütleri ve liderlerini siz de dinlediniz. Hem Ortadoğu’daki savaşta hem İran’da süren savaşta en başından beri müdahaleden değil, müzakereden yana olduklarını açıkladılar. Onun için Kürtleri ayıran dil dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürt partilerinin ve önderlerinin hegemon ve emperyal güçlerden yana olmayan tutumlarına saygı göstersinler. Kürtleri bölerek ve parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye’de sorunumuz varsa Ankara’yla çözmek istiyoruz. Irak’taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye’de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatapları Suriye yönetimidir. İran’da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek istedikleri bu duruşuna saygı göstermeliler. Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.

    GÜN BARIŞI BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz süreç. Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: ‘Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok’ dedi. Evet biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya, ne oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Adres kim, kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bir an önceliklerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedi bir şekilde atmalıdırlar.

    Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir. Hala halkın iradesine çökmüş, kayyımlar kaldırılabilir. Yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış hukukun sözle değil, sözün hukukla bağladığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız. O yüzden gece gündüz yollardayız. Barış için ter döküyoruz, mücadele ediyoruz. Çünkü bu memleket bizim, bu memlekete hep birlikte sahip çıkacağız. Demokratikleştireceğiz, özgürleştireceğiz. İnşallah eşit yurttaşlar olarak da uzun süre birlikte yaşayacağız. Gün polemikleri büyütme günü değil, gün barışı büyütme zamanıdır.

    SİYASİ ETİK YASASINA İHTİYAÇ VAR

    Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp ‘ama yolsuzluk iddiaları var, ama ahlaksızlık var’ diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye’de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese göre işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez. Hodri meydan!

    CHP belediyelerine dönük operasyonlar, toplumda ve anketlerde yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor toplum. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak herkes bunu kabul ediyor. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı bunu itiraf ediyor. İçişleri Bakanı diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472’si AK Partili belediye, 217’si CHP’li belediyeleri, 78’i MHP’li belediye 16’sı da DEM Partili belediye diyor. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atanmak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Aynı kanun neden AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Böyle bir hukuku kimse kabul etmez.

    İktidar ağzını açıyor milli irade diyor. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Hani sandığa saygı. Yargı masasında sandığa müdahale istikrar getirmez. Siyasi iklimin normalleşmesi için muhalefetiyle, iktidarı olarak bir araya gelelim.

    İhraç edilenlere uygulanan düşman hukuku ortadan kaldırılmalıdır. 

    Gelelim soframıza, gelelim cebimize. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında derin bir uçurum var. İktidar masalında ekonomi uçuyor diyorlar. Ama gerçekte emeklinin de emekçinin de sofrası her gün biraz daha eksiliyor. Bir tatile gitmeyi, sinemaya gitmeyi, torunlara harçlık vermeyi geçtim. Gıda ihtiyacı bile giderilemiyor. Türkiye dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkedir.

    Savaştaki ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonumuz var. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza gelen zam çarşıdaki pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yiyip ne içecek?

    İşsizlik büyüyor. İşsizlik yüzde 30’a dayandı. Amed’de, Batman’da tekstil fabrikaları, Ege’de üretim fabrikaları kapanıyor, atölyeler sönüyor, emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da düşük ve güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Sadece Manisa’da Vestel’de son 1 yılda 5-6 bin insan işten çıkarıldı.

    Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri ortadan kalkmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olmalı. Ekonomik alan demokratikleştirilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmeli, üretici üzerinden faiz borcu kaldırılmalıdır.

    Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalı; demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı, tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir.

    Önümüz 1 Mayıs. Herkesi taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyorum. Biz yaşamdan, haktan, emekten yanayız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları konuşmasına Kızıldere’de katledilen devrimcileri anarak başladı. Ardından Newroz alanlarında coşku ve yükseltilen taleplere dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “2026 Newrozu ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişinin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz 27 Şubat Asrın Çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newrozu büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği ve 5 net mesajı vardı. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan’a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz. Ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır” dedi.

    “DEM PARTİ OLARAK MİLYONLARIN VERDİĞİ MESAJIN ARKASINDAYIZ”

    Diğer mesajın bir barış talebi haykırışı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada ortak olarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj milyonlar demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini, önemini, gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiili bir yanıt oldu. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Ve biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanacak” diye belirtti.

    “SOMUT ADIMLAR ACİL HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede, sürecin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğulları, niyet beyanlarının ötesine geçilerek somut ve bağlayıcı adımların atılmasının zorunlu hale geldiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, “Artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir” diyerek, ikinci aşamanın ancak bu zeminde anlam kazanacağını belirtti. İkinci aşamanın, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı bir süreç olması gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti’nin bileşenleri ve ittifak güçlerinin yaptığı son açıklamaya da değinen Hatimoğulları, barış ve demokrasi için yapılan “acil, somut adım” çağrısının önemli bir eşik olduğunu söyledi.

    Konuşmasında çözümün yalnızca kabul düzeyinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, “Çözümün kurumsallaştığı, hukuksallaştığı ve toplumsallaştığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Hatimoğulları ayrıca, Abdullah Öcalan’ın yaptığı “barış ve demokratik toplum” çağrısına da atıfta bulunarak, bu çağrının demokratik çözüm ufkunu genişlettiğini ve toplumsal barışın inşası için tarihsel bir yönelim sunduğunu dile getirdi.

    Hatimoğulları eşit yurttaşlık temelinde demokratik siyasetin güçlenmesi ve kalıcı barışın sağlanması için somut ve acil adımların hayata geçirilmesi gerektiği bir kez daha vurguladı.

    “MÜREFFEH BİR GELECEĞE KAPI ARALAMANIN SORUMLULUĞU ARTIK İKTİDARDADIR”

    Hatimoğulları konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Heyetimiz biliyorsunuz 27 Mart’ta İmralı’ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdi. Bu değerlendirmelerin bu toplantının akabinde DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan’ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada: ‘Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım, kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır’ demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde bir ufkunu ortaya koymaktadır.

    Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifiyle sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak bundan sonra. Ve şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90’ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır.”

    “SÜRECİ ACELEYE GETİRMEYELİM’ MESAJLARI SÜRECİN ANLAŞILMADIĞINI GÖSTERİYOR”

    Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamında gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Burada esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi. Şu bilinmeli ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor; bu yavaşlık sorunu siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesinde, bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında ve yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında yatıyor. Bakın sadece Sayın Bahçeli’nin ‘Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına’ çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamadayız. Ortadoğu’daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi, bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.

    SÜRECİN İKİNCİ AŞAMASI NET BİR ŞEKİLDE KAMUOYUNA AÇIKLANMALIDIR”

    Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibariyle kayyım uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hâlâ sevgili Figen Yüksekdağı, Selahattin Demirtaş’ı ve arkadaşlarını ve yine aynı şekilde Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe, un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu’nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı.

    “ÖZGÜR SİYASET, DEMOKRATİK UZLAŞI VE EVRENSEL HAKLARLA İLGİLİ GÜVENCELER SAĞLANMALI”

    Ortadoğu’da kasırgalar eserken Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye’nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur.

    “FEDERE KÜRDİSTAN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR”

    İran’a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri, Irak, Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi’nde Sayın Mesut Barzani’nin ofisi 5 kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani’nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

    “SAVAŞIN FATURASI SOFRAMIZA YANSIMIŞ DURUMDA”

    Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü üçüncü dünya savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın rezervleri 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye’yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiliyor. AKP iktidarı ne yapalım? Bunlar savaşın etkisi deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. Bu risklerden hareketle savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor diye AKP iktidarına buradan soruyorum. Bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak acil önlem planı şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli.”

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri, 1096. hafta eylemi: İlyas Eren için adalet istendi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1096. hafta eylemi: İlyas Eren için adalet istendi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 1096. haftada 29 yıl önce gözaltında kaybedilen İlyas Eren için adalet istedi.

    Galatasaray Meydanı’nda her Cumartesi bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bin 96’ncı hafta buluşmasında 29 yıl önce Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İlyas Eren için açıklama yaptı. Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Jiyan Tosun okudu.

    Açıklamada, devletin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) verdiği taahhütleri yerine getirmesi ve kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.

    “BARİYERLER KALDIRILMALI, AYM KARARLARI UYGULANMALI”

    Açıklamada, Galatasaray Meydanı’ndaki polis bariyerlerinin önünde, kişi sınırlaması dayatması eleştirilerek “Toplumsal taleplerin barışçıl yollarla dile getirilmesi, demokratik bir toplumun vazgeçilmezidir. Galatasaray’daki buluşmalarımıza getirilen katılımcı kısıtlaması ve mekan yasağı, hem Anayasa’ya hem de uluslararası insan hakları normlarına açıkça aykırıdır. Haklarımızı ihlal etmeye son verin. Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirin. Bariyerleri ve kısıtlamaları kaldırın” çağrısı yapıldı.

    “KÖYÜ YAKILDI, BASKI VE TEHDİT ALTINDAYDI”

    İlyas Eren’in yaşam öyküsüne de yer verilen açıklamada şu bilgiler paylaşıldı: “Sekiz çocuk babası İlyas Eren, Kulp’un Yeşilköy (Dêlit) köyüne bağlı Rındık mezrasında yaşıyor, geçimini çiftçilikle sağlıyordu. 1993 yılında köylerinin askerler tarafından yakılması üzerine ailesiyle birlikte Kulp ilçe merkezine göç etmek zorunda kaldı. Daha önce de gözaltına alınan Eren, 20 gün süren ağır işkencenin ardından kalıcı sağlık sorunlarıyla yaşamını sürdürmek zorunda bırakıldı. Korucu olması için baskı ve tehdit altındaydı.”

    11 Mart 1997’de evine dönmek üzere Kulp yolcu terminaline giden İlyas Eren’in araç beklediği sırada, saat 13.50’de, kendilerini polis olarak tanıtan sivil giyimli dört kişi tarafından zorla siyah bir araca bindirilerek kaçırıldığı belirtilen açıklamada “Bu anlara terminalde bulunanlar ve yanındaki akrabası tanıklık etti. Tanıklar, Eren’in zorla bindirildiği aracın Kulp’taki bir korucuya ait olduğunu ifade etti. O günden sonra İlyas Eren’den bir daha haber alınamadı” şeklinde belirtildi.

    “ETKİLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ, DOSYA ZAMANAŞIMINA BIRAKILDI”

    Yargı sürecine ilişkin ise şu değerlendirmeler paylaşıldı: “Ailesi, 17 Mart 1997’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak akıbetinin araştırılmasını istedi. Ancak bu süreçte etkili bir soruşturma yürütülmedi. İlyas Eren’in kaybedilmesiyle ilgili bilgi taleplerine hiçbir yanıt verilmedi. Savcı E. Alper’in ihmali bulunan polisler hakkında işlem yapılması yönündeki talebi de reddedildi.”

    Dosyanın AİHM taşındığı hatırlatılan açıklamada “Hükümet, mahkemeye sunduğu savunmada etkili yasal tedbirlerin alınmadığını kabul etti; İlyas Eren’in yaşam hakkının ihlal edildiğini teslim etti ve benzer ihlallerin tekrarını önlemek için gerekli adımların atılacağını taahhüt etti. Ancak bu taahhütler yerine getirilmedi. İlyas Eren dosyasında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Gerçek açığa çıkarılmadı. Sorumlular yargılanmadı. Dosya zamanaşımına terk edildi” sözlerine yer verildi.

    “ADALET TALEBİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Hükümete AİHM’ye verdiği taahhütleri yerine getirme çağrısında bulunulan açıklamada tüm zorla kaybetme vakalarında etkin, bağımsız ve sonuç alıcı soruşturmalar yürütülmesi gerektiği, zamanaşımı engelinin kaldırılması, cezasızlık politikalarına son verilmesi gerektiği belirtildi. Açıklamada son olarak “İlyas Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • Ayşegül Doğan: Zamanın değeri bilinmeli, yasal adımlar için hıza ihtiyaç var-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Zamanın değeri bilinmeli, yasal adımlar için hıza ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Newroz kutlamalarında milyonların barış talebini dile getirdiğini belirterek, demokratik çözüm için somut adım çağrısı yapıldığını söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Bu yılki Newroz kutlamalarının mesajlarına değinen Doğan, Newroz’un bir eşik olarak karşılarına çıktığını belirtti. Ayşegül Doğan, “Bundan sonra yapılacaklara dair çok güçlü mesajların olduğu bir Newroz kutlamasından bahsediyoruz. Bu yılki Newroz’un sloganı da özgürlük, birlik ve demokrasiydi. Bu birlik vurgusu Kürtlerin birliğini kapsayan ama aynı zamanda halkların birlikteliğini de kapsayan bir vurguydu. Özgürlük çeşitli anlamlarda her sahada kullanıldı. Yalnız sloganlarda yükselen özgürlük temasının alt başlıkları da vardı. İstanbul’dan Van’a, Cizre’den Kulu’ya, Bursa’dan Diyarbakır’a kadar Newroz ateşinin yakıldığı alanlara akan milyonların talebi neydi? Barış, çözüm, eşit yurttaşlık, adil ve demokratik bir Türkiye. Milyonlar sesini, sözünü barış için, savaşsız bir dünya için, bir arada yaşam için yükseltti ve halaylarını bunun için büyüttü. Her şeye rağmen bunun için büyüttü. Geç kalmayalım mesajını da alanlar verdi” dedi.

    “DAHA BÜYÜK BİR KARARLILIK GÖRDÜK”

    Abdullah Öcalan’ın Newroz mesajını hatırlatan Ayşegül Doğan, “Sayın Öcalan’ın mesajı diyalog, müzakere ve demokratik çözüm perspektifi Newroz alanlarında çok büyük bir karşılık buldu. Geçen yıl Newroz kutlamaları öncesi 27 Şubat 2025’de yapılan çağrı gündemdeydi ve Newroz kutlamaları da bu çağrıya nasıl destek çıkıldığını gösterir bir şekilde geçmişti. Ama ondan önce bazı tartışmalar vardı. ‘İşte Kürtler ne istiyor? Bu çağrı destek bulacak mı’ gibi pek çok sorunun yanıtını alanda halklar vermişti. Bu defa da Barış ve Demokratik Toplum Sürecine çok güçlü bir sahiplenme olduğunu gördük. Geçen yıla oranla alanların daha büyük kalabalıklarla dolduğunu gördük. Daha büyük bir kararlılık gördük. Toplum demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Yalnızca sloganlarıyla değil. Taşıdıkları afişler, görseller, pankartlarla da bunu çok net bir biçimde, görselleriyle de ifade ettiler. Demokratik çözümün somut adımlarla ilerletildiği bir ülke talebinde herkesin birleştiğini gördük” diye belirtti.

    2026 Newroz’unun kurucu bir irade olarak karşımızda oluğunu ifade eden  Ayşegül Doğan konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Abartısız bir şekilde en çok ortak yaklaşılan slogan ‘Öcalan’a özgürlük’ sloganı oldu. Hemen her yerde bunu çok açık bir şekilde ifade etti Newroz’a katılanlar. Günlerdir süren tartışmalara da böylelikle bir yanıt verdiler. Artık Öcalan’a özgürlük vaktinin geldiğini söylediler. Tüm bunlar daha sonrasına dair de yapılması gerekenlere ilişkin çok ciddi ipuçları veriyor. Bunların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak neler oldu? Peki, bu geçmiş refleksler tümden ortadan kalktı mı? Ne yazık ki kalkmadı. Kalksaydı eğer ben şu anda yalnızca Bakanlığın verdiği bilgiyle ifade etmem gerekirse sizinle gözaltı ve tutuklama sayısı paylaşmak durumunda kalmazdım.”

    Newroz kutlamalarındaki gözaltılara dikkat çeken Ayşegül Doğan, ” Edinebildiğimiz bilgilere ve dün bakanlığın açıklamalarına göre en az 209 gözaltı var. Gerekçeler ne? Mesela Muş’ta özgürlük ve demokrasi yazılı bir pankart çarşı merkezinde bir köprüye asılmış. Yine Kocaeli Darıca’da etkinlik alanına girişte bir yurttaş yalnızca sarı, kırmızı, yeşil renkli hırkası nedeniyle engellenmeye çalışıldı. Yine üzerinde Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafının olduğu bir atkı nedeniyle alana alınmak istenmedi. Şimdi bu nasıl bir suç teşkil ediyor olabilir? AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması. Bunlar, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine de uygun değil. Ailesiyle birlikte düğünlerde, etkinliklerde müzisyenlik yaparak geçimini sağlayan 16 yaşındaki bir çocuk Başakşehir’deki Newroz alanında söylediği Kürtçe şarkılar gerekçe gösterilerek örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklandı. Hangi örgütten bahsediyoruz? PKK kendini feshettiğini dünyaya ilan etti” diye belirtti.

    ” YASAL ADIMLAR İÇİN HIZA İHTİYAÇ VAR”

    “Bölgesel gelişmeler ve riskler, neden hıza ihtiyacımız olduğunu geçen süre zarfında ortaya koydu” diyen Doğan, ” Eğer zaman iyi değerlendirilmezse riskler açığa çıkabilir. Ve bunları bertaraf etmek her zaman kolay olmayabilir. Provokasyonlar, sabote etmek isteyenler olabilir ki var, biliyoruz. O hâlde yapılması gereken zamana yaymak ya da zamanı kötü kullanmak değil. Zamanı ve zamanın değerini bilerek, kavrayarak ona göre adımlar atmak, ona göre planlamalar yapmak” dedi.

    “TAKVİM AÇIKLANSIN” 

    Ayşegül Doğan, Koordinatör Grup Başkanvekilleri ile Meclis Başkanı’nın önümüzdeki hafta bir araya geleceğine dair çıkan haberlere ilişkin, partilerine bu yönde herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadığını açıkladı. Doğan, söz konusu görüşmeye dair iddiaların henüz doğrulanmadığını vurguladı.

    Yasal düzenlemelere ilişkin haziran ve temmuz aylarının işaret edilmesini de eleştiren Doğan, bu sürenin “çok geç” olduğunu belirtti. PKK’nin kongresini toplayarak fesih kararı aldığını hatırlatan Doğan, silah bırakanların dönüş sürecinin hukuki güvence olmadan ilerleyemeyeceğine dikkat çekti.

    Doğan, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan tarafından yapılan çağrıda da hukuki çerçevenin açık biçimde vurgulandığını ifade ederek, sürecin ilerleyebilmesi için somut adımların atılması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda en temel başlığın yasal düzenleme olduğunun altını çizdi.

    DEM Parti’nin bu konudaki tutumunun net olduğunu dile getiren Doğan, geçiş hukukuna uygun bir çerçeve yasanın vakit kaybetmeden hazırlanması gerektiğini belirtti. Parti olarak hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Doğan, söz konusu düzenlemenin hiçbir ayrım gözetmeden, silah bırakan herkesin kapsanacağı bir hukuki yaklaşım içermesi gerektiğini vurguladı.

    Açıklamasında yetkililere çağrıda bulunan Doğan, sürecin şeffaf ilerlemesi için net bir takvimin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi.

    “AĞIR HASTA TUTUKLULAR BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI”

    Hasta tutuklulara da değinen Ayşegül Doğan şunları belirtti:

    “Ortak rapor dendi. Bitti. Bayram sonrasına işaret edildi. Bayramdan sonra da eğer tevatürlere ve iddialara yer bırakmak istemiyorsak yapılması gereken ilk şey şu; Meclis Başkanı ve Komisyon Başkanı sıfatıyla Sayın Kurtulmuş’un bir an önce bu yasal düzenlemelere ilişkin takvimi kamuoyuyla, muhataplarıyla paylaşması. Yapılabilecekken yapılmayanlar var. Herhangi bir kanuni düzenlemeye ya da başka bir yasal çerçeveye ihtiyaç duymadan yapılabilecekler var. Hasta tutsaklar, bakın hâlâ serbest bırakılmıyor. Edip Taşer hayatını kaybetti. Öfkeliyiz bu yüzden. Bu kaçıncı? Ağır hasta tutsakların bir an evvel serbest bırakılmaları gerekiyor. Bunlar doğal ölümler değil. Zamana yayılmış cinayetler bunlar.

    Şimdi bir tane daha hasta tutsaktan bahsedeceğim. Dün savunma yapıyordu. İBB davasında Murat Çalık. Ne bekleniyor? Niye serbest bırakılmıyor? AİHM ve AYM kararları niye uygulanmıyor? Tüm bunlar sürecin ruhuna uygun olmayan, paradokslar yaratan, toplumdaki güven duygusunu sarsan gelişmeler. Bir yandan gazeteciler tutuklanıyor. Bir yandan sanatçılar engelleniyor. Bunlardan bir an önce vazgeçmek ve barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna uygun bir şekilde adımlar atmak gerekiyor.

    İMRALI’DA ÖNEMLİ GÖRÜŞME

    DEM Parti İmralı Heyeti’nin yarın, İmralı Adası’na gideceğini kaydeden Ayşegül Doğan şunları söyledi:

    “Bu görüşme bizim için çok önemli bir görüşme. Çünkü bir yandan yasal süreçle ilgili bundan sonra yapılacaklar dair Sayın Öcalan’la istişarede bulunacaklar. Gündemlerinde böyle bir başlık var. Öte yandan kamuoyunda konut, ev tartışmaları sürerken şunu söylemiştik. Heyetimizin bize böyle bir bilgilendirme yapmadığını ama bayramdan sonra kuvvetle muhtemel bir görüşme yapıp, bu görüşmede bu konunun belki gündeme gelebileceğini ve varsa bu konuya ilişkin de bir yeni durum bunun da kamuoyuyla paylaşılacağını söylemiştik. Dolayısıyla bu başlıkları da gözettiğimiz zaman yarın yapılacak görüşmenin içeriğinin önemli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Kritik bir önem taşıyor. Hem Öcalan’ın koşullarına, statü tartışmalarına ilişkin önemli bir görüşme olacak. Hem de yasal zemine ve silahsızlandırmaya ilişkin hazırlanan ya da hazırlanması planlanan kanuni çerçeveye dair de kendisinin önerileri alınacak. Biliyorsunuz her zamanki gibi büyük bir titizlikle kendisi yasal düzenlemelerden sürecin gelecek planlamasına dair tüm başlıklara ilişkin yetkililerle, ilgililerle de görüşmeye, müzakere etmeye devam ediyor.”

    HABER MERKEZİ

  • Özel: Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır-VİDEO

    Özel: Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuştu. Özel, İBB iddianamesini kastederek, “Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasının uzun bir bölümünü Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ayıran Özel, tapu kayıtları üzerinden Gürlek’e yüklendi.

    Yargıya güvenin yüzde 18’e düştüğünü belirten Özel, “Adalet Bakanlığı’nın başındaki bakanlar hangi partiden olursa olsun millete karşı sorumludur. Temas noktası Adalet Bakanlığı’dır. Millete sorumluluğu olan; milletten ve Allah’tan korkan birilerinin orada oturması lazım. Maalesef ne siyasetten gelen ne siyaset bilen; aksine siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız” dedi.

    “SÜREÇ NASIL YÜRÜYECEK?”

    “AK Toroslar çetesi geldi, Adalet Bakanlığı’na yerleşti” diyerek sözlerini sürdüren Özel, şunları belirtti:

    “O çetenin yargı operasyonuna başladığı, avukat bürolarında nelerin konuşulduğuna ilişkin hakim bir kanaat var. Basit değil, önemli miktarda şüpheler var. Delil var, onlardan kamuoyuna sunduklarımız var, doğrulanınca sunacaklarımız var.

    Terörsüz Türkiye isteniyor. Beyaz Toros’lardan çekmiş insanlar varken ‘Beyaz Torosçular’ Adalet Bakanlığı’nda duruyor. Kayyımın davasını yapan da, kayyımı atayan da hatta geçmişte Sırrı Süreyya’ya haksızca ceza veren de, Demirtaş’ı içeride tutan da bu Akın Gürlek. Nasıl yürüyecek bu süreç?

    Başınızı kumun altına gömerek kimse bu yanlışlardan kurutulamaz. Bir iddianame varsa o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü değil, Akın Gürlek’in suç örgütüdür, Turpun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır’da Newroz yüzbinlerin katılımıyla kutlandı-VİDEO

    Diyarbakır’da Newroz yüzbinlerin katılımıyla kutlandı-VİDEO

    PİRHA- Yüzbinler yoğun yağışa rağmen Diyarbakır Newrozu’nda buluştu. Yapılan konuşmalarda ve okunan mesajlarda barış vurgusu öne çıkarken, iktidara adım atma çağrısı yapıldı.

    Diyarbakır’In Bağlar ilçesinde bulunan Newroz Parkı’nda “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu / Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” şiarıyla Newroz Bayramı kutlanıyor.

    Kutlamaya yüzbinler yoğun yağmura rağmen katılırken, kutlamada Dilan ve Erkan Top şarkılarıyla sahnedeydi. Yapılan konuşmalarda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çekildi.

    Yüzbinler, Alend Hazim’ın şarkıları eşliğinde halay çekerken, coşkunun hakim olduğu kutlamalarda Newroz ateşi de yakıldı.

    “JIN JİYAN AZADİ”

    Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Ayla Akat Ata kitleye hitap etti. Ayla Akat Ata şunları söyledi:

    “Biz tek değiliz. Amed’den Mahaba’a, Mahabad’dan Qamişlo’ya kadar tüm Kürtlerin Newrozu kutlu olsun. Sadece bizim değil, Kafkasya halkları için yeni bir gündür Newroz. Kafkasya halkları için de kutlu olsun. Ortadağu halkları için kutlu olsun.

    TJA olarak bu coğrafyadan, Kürdistan’dan, Rojava’dan, Ortadağu’dan bütün dünyadaki kız kardeşlerimizle, ‘benim bedenim, benim kararım’ diyen kadınlarla, ‘asla yalnız kalmayacaksınız’ diyen kadınlarla, Hindistan’da ‘korkuyu özgürlükle yendik’ diyen kadınlarla ‘jin, jiyan, azadî’ diyerek buluşuyoruz.”

    SIRRI SÜREYYA ÖNDER UNUTULMADI

    Kutlamada, İstanbul’da geçirdiği kalp krizi sonrası 3 Mayıs 2024 tarihinde hayatını kaybeden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, Amed Newrozu’nda unutulmadı.

    Sırrı Süreyya Önder anısına hazırlanan sinevizyon gösterimi yüzbinlere izletildi. Sinevizyonda, Önder’in 2013 Amed Newrozu’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajını okurkenki görüntüsü ile 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda yaptığı konuşma yer aldı.

    “NEWROZ BİR HAYALİ, BİR ÜTOPYAYI DEĞİL; GERÇEKLEŞEN, GELİŞEN BİR KOMÜNAL YAŞAMI TEMSİL ETMEKTEDİR”

    Kutlamada Abdulah Öcalan’ın gönderdiği mesaj paylaşıldı. Mesajda şunlara yer verildi:

    “Newroz Destanı, Ortadoğu halklarının diriliş, direniş ve bahar bayramı olarak binlerce yıl kutlanmıştır. Newroz, halklarımızın direniş ve diriliş ruhunu canlandırmıştır.

    Newroz’daki semboller, kişilikler bu coğrafyanın ruhunu yansıtır. Dehaq, devletli uygarlık sisteminin timsalidir, her gün iki gencin beynini yiyen omuzlarındaki yılanlar Asur devletinin vahşetinin; Demirci Kawa ise zulme karşı direnişin cisimleşmiş halidir.

    Ortadoğu’da bin yıldır sürdürülen din, mezhep ve kültür savaşları, halkların birlikte yaşama kültürüne vurulan en büyük darbedir. Her kimlik, her inanç kendi kabuğuna çekilerek ve ötekini düşmanlaştırarak var olmaya çalıştıkça halklarımızın arasındaki uçurum derinleşmektedir. Ortak değerlerimiz, ortak kültürümüz yok sayılmakta; farklılıklarımız savaş nedeni haline getirilmektedir.

    Güncelde bölgede köhnemiş politikaların sürdürülmesinde ısrar edilmesi felaketi beraberinde getirmiştir. Ortadoğu özelinde yaşanan bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıklar ne yazık ki bugün emperyal müdahalelere de bahane oluşturmaktadır.

    Avrupa ülkelerinin üç yüzyıl süren din-mezhep savaşları 1648’de Westfalya Antlaşması ile aşılırken Ortadoğu’da bu çatışmaların günümüze kadar gelmesi halklarımıza derin trajediler yaşatmıştır. Bugün ise kültürlerin ve inançların yeniden bir arada yaşamalarını sağlama imkanına kavuşmuş durumdayız. Ortadoğu’da yaratılmak istenen savaş ve kaos ortamını halkların baharına çevirmek elimizdedir. Bize yaşatılmak istenen trajedileri tersine çevirip halkların özgürlük ortamı haline getirebiliriz.

    Şimdi tarihin gizlenen sayfaları açılmakta; halklar arası barışın, demokratik uluslaşmanın imkânı artmaktadır. Sünni, Şia devlet gelenekleri, milliyetçi gelenekler aşıldıkça halklar arası özgür birliktelik de imkân dahiline girmektedir.

    Bugün artık yeni bir sayfa açılmıştır. Bu coğrafyadaki halkların özgürce bir arada yaşamasının yolu aralanmıştır.

    27 Şubat 2025 tarihinde başlattığımız süreç Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek içindir. Bunun için kültürlerin, inançların bir arada yaşayabileceğine, dar milliyetçi anlayışları aşıp demokratik entegrasyon temelinde birleşebileceğimize ve birlikte var olabileceğimize inanmamız gerekir. Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de her türlü savaş dayatmalarını, yoksulluğu ve barbarlığı geriletebileceğimizi bilince çıkarmamız gerekir.

    2026 Newrozu bu tarihin bütün haşmetiyle güncellenmesidir. Tarih şimdileşiyor, gerçek kültürlülük temelinde bilinç bulmaya doğru büyük bir imkana ulaşıyor. Newroz’un anlamı ve gücü “şimdi” olarak tarih sahnesine çıkmaktadır. Bu yılın ve önümüzdeki yılların Newrozlarının böyle bir tarihsel anlamı vardır.

    2026 Newrozu kendi kökleri üzerinden dirilmekte, demokratikleşme ve demokratik entegrasyon yolunda büyük bir hamleyle şimdileşmekte; Newrozlaşmaktadır.

    Newroz, tarihte olduğu gibi Ortadoğu merkezinde ağırlığını ortaya koyarak adeta yeniden dirilişe geçmekte, demokratik entegrasyon olarak tekrar bütün bölgede rolünü oynamaktadır. Böyle büyük bir şimdileşme yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecektir.

    Şimdiye kadar Newroz sembolik değerlerle kutlanmaktaydı. Artık Newroz bir hayali, bir ütopyayı değil; gerçekleşen, gelişen bir komünal yaşamı temsil etmektedir. Kendimizi hem anlam hem fizik olarak gerçekleştireceğimiz gündür Newroz.

    Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle, yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.

    “Jin, Jîyan, Azadî” felsefesini bütün ilişkilerimizde pratikleştirip özgür yaşama kavuşalım. Artık Newroz’un bir umut, hayal veya teori değil bir pratikleşme anı olduğunun bilincine varalım. Bu pratikleşme anına yetkin bir bilinçle, yetkin bir anlam derinliğiyle karşılık verelim.

    Newroz vesilesiyle bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir. Etnik ve dini-mezhebi temeldeki parçalanmaya, kardeş kavgasına son vermekle ve bütün kültürlerin, dini-mezhebi inançların özgürlük ve kardeşlik temelinde birliğini sağlamakla buna ulaşılabilir.

    Kapitalist modernitenin yarattığı büyük toplumsal ve ekolojik çöküşe karşı demokratik modernitenin demokratik siyaset, ekolojik ve kadın özgürlükçü çözümünü Newroz’un özgürlük ruhuna bağlı olarak geliştirdik.

    Kültür yaratan bir bölge olan Ortadoğu’nun, hegemonik güçlerin elinde bir savaş alanına dönüştürülmesine fırsat vermeyelim. Tarihte olduğu gibi günümüzde de bu büyük kültürün kendini özgürce ve gerçek kimlikleri temelinde ifade etmelerinin, bütünleşmelerinin önündeki engelleri birlikte aşabiliriz. Milliyetçilik ve mezhepçilik hastalığını geride bırakıp, halklarımızın binlerce yıllık tarihsel dayanışma kültürünü esas aldığımızda aşamayacağımız engel yoktur.

    Böyle bir birliktelik ruhuyla demokratik siyaseti armağan etmek de imkân dahilindedir. Ezilenlerin binlerce yıllık mücadelesini taçlandırmak istiyorsak; bunun mekânı Doğu’da da Batı’da da kapitalist kültür ortamında değil, Ortadoğu’nun gerçek özgürlük ortamında bulunabilir. Demokratik entegrasyonu bu topraklarda gerçek bir buluşma ve yeni bir insanlık, kardeşlik, dayanışma, dostluk temelinde gerçekleştirerek güncelleştirebiliriz.

    Halklarımızın Ramazan Bayramını kutluyor, bayramın barışa ve kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.

    2026 Newrozu ilk defa halklarımızın, halkımızın gerçekleşen demokratik entegrasyon, barış ve kardeşlik ruhuyla kutlanmaktadır. Bu ruha, iradeye tüm gücümle katılıyor; bu yıl gerçek anlamıyla “Yeni Gün” olarak kutlanmaya değer hale gelen Newroz’un önümüzdeki yılların görkemli yürüyüşüne vesile olmasını diliyor; tüm halklarımıza barış diliyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

    Abdullah ÖCALAN

    İmralı Cezaevi

    21 Mart 2026”

    “DEMOKRATİK ÜLKEYİ BİRLİKTE KURALIM”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, yaptığı konuşmada, Ankara’nın önünde tarihi bir fırsatın olduğunu vurgulayarak, kaybedecek bir zamanın ve neslin olmadığını söyledi. “Gelin geleceğimizi kaybetmeyelim” diyen Bakırkan, “Gelin 86 milyon için eşitlik, özgürlük demokratik bir Türkiye’yi birlikte kuralım” dedi.

    Türkiye’nin gelceğinin Edirne, Kandıra, Silivri’de değil Meclis’te, meydanda ve demokratik zeminde olduğunu dile getiren Bakrıhan, “Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını, anayasal güvence, ana dilinde eğitim, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık istiyor. Kürtler devletle münazara değil müzakare yapmak istiyor” diye konuştu.

    Konuşmalarıın ardından Agire Jiyan yüzbinlerle şarkılarını söyledi.

    “KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Newroz’a gönderdiği mesajda, “Bugün yakılan her ateşte, durulan her halayda, tutulan her elde; dünün acılarını unutmadan, yarının umudunu kalplerimizde yeşertiyoruz. Direnmekten değil ama çatışmalardan, düşmanlaştırmalardan, ötekileştirmelerden yorulmuş olan halkımızın üstündeki kara kışın yükünü atmak için artık tek çare barıştır. Eşitlik içinde, onurlu yurttaşlar olarak bu ülkede hep beraber yaşayacağız! Bizim baharımız, bizim Newroz’umuz budur! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Newroz pîroz be!” dedi.

    Gönderilen mesajların okunmasının ardından kutlama sanatçı Zınar Sozdar’ın şarkılarıyla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)