Yazar: ferhat

  • Dersim’de ‘Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’ kutlandı-VİDEO

    Dersim’de ‘Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’ kutlandı-VİDEO

    DERSİM-   “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarıyla Dersim’de  kutlanana Newroza katılan DEM Parti Grup Başkana Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Alevilerin aktif rol alması gerektiğini vurgulayarak, “Rojava kırmızı çizgimizdir” dedi. Sürecin en büyük kazanımının can kayıplarının durması olduğunu belirtti ve eşitlik, inanç özgürlüğü ile demokratik dönüşüm için devletin sorumluluk alması çağrısında bulundu.

    Dersim’de “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarıyla Newroz kutlandı. Seyid Rıza Meydanı’nda gerçekleşen Newroz kutlamasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı. Newroz kutlamaları, Sanat  Sokağı’nda  “Jin, jiyan azadî” , “Newroz piroz be” sloganları eşliğinde halaylarla başladı.

    Ardından halk alkış ve zılgıtlarla Newroz’un kutlanacağı Seyid Rıza Meydanı’na yürüdü.

    Newroz Kutlaması özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına 1 dakikalık saygı duruşu ile sonra başladı.

    “DERSİM DİRENİŞTİR”

    DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş, açılış konuşmasında toplum olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni sahiplendiklerini ancak devletin geçen süreye rağmen adım atmadığını belirterek, “Bir ön önce adım atın” çağrısında bulundu.

    Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan ve Cevdet Konak yaptığı konuşmada Orhan, “Newroz, bin yıllardır direnen, barış ve özgürlük mücadelesi verenlerin günüdür. Newroz direnişi hiç bitmedi, bitmeyecek. Ayrıca buradan 9 yıl önce Newroz kutlamasına katıldığı için yaşamını yitiren, katledilen Kemal Kurkut’u da saygıyla anıyorum. Evet, biliniz ki Newroz direniştir, Dersim, direniştir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni sonuca ulaştırana kadar sahip çıkacağız. Demokratik Cumhuriyeti’i inşa etmeliyiz” dedi.

    “NEWROZ ATEŞİYLE BİRLEŞELİM”

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) adına söz alan Hıdır Yıldız, Newroz ateşinin ,dünyanın dört bir yanında direnen halkların öfkesinde yandığını söyledi. Yıldız, “Bu ateşi büyütmek, emperyalizme, siyonizme ve her türden gericiliğe karşı birleşik devrimci mücadeleyi yükseltmekle mümkündür. Ezilenlerin kurtuluşu, kendi örgütlü gücüne dayanarak bu karanlık düzeni yıkmasından geçmektedir. Newroz, tarihsel ve diyalektik bir bağ içinde, ezilenlerin direnişinin, öfkesinin ve özgürlük yürüyüşünün simgesidir. Bugün bu isyan, güncel politik görevlerle birleşerek devrimci bir nitelik kazanmakta, zulüm saltanatına karşı halkların birleşik mücadelesinde somutlaşmaktadır” diye konuştu.

    “NEWROZ ATEŞİNİ HİÇBİR ŞEY SÖNDÜREMEZ”

    Kutlamalarda Elazığ Cezaevinde tutuklu bulunan ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi’nin mesaj okundu. Orhan Çelebi  konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Elazığ Hapishane’sinden, Newroz ateşinin sıcaklığıyla ve devrimci coşkuyla selamlıyorum. Kısa bir süre önce tam bir komplo mantığıyla tutuklandım. Bu meydanlarda sizlerin karşısında yaptığım konuşmalar, günlük devrimci siyasi çalışmam suç delili olarak karşıma konuldu. Bu suçu işlemeye devam edeceğim.

    Daha önce Newrozlarda, 1 Mayıslarda bizzat karşınındaydım. Defalarca kez halaylarınıza eşlik ettim, coşkunuza ortak oldum. Biz devrimciler tutsak edilebiliriz ama Newroz ateşleri hiç sönmez, halaylarımız sürer. Çünkü umut tutsak edilemez. Yine Newroz ateşlerini birlikte tutuşturacağız. Buna inancım tam. Newroz coşkumuzu, ateşin düşmanları gölgeleyemez ama tam bu günlerde aldığımız kayıp haberi, Rojava devriminin öncülerinden Bave Welat (Salih Müslüm) yoldaşın şehadet haberi bizleri derinden sarsmıştır. Değerli ailesinin ve halkımızın başı sağolsun.”

    “ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ  ÖRGÜTLEMEYE DOĞRU YOL ALIYORUZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, zalimin zulmüne karşı, mazlumların mücadelesine karşı kazandığı varlık mücadelesi ile yol aldıklarını vurgulayarak Dersim halkının Newrozu’nu kutladı. Kordu,  “Newroz bir tarihtir. Dersim kadim bir  tarihtir. Analarımızın sabah güneşe dönerek dua ettiği önce yanındaki sonra doğadaki her canlı, sonra bütün dünyadaki insanlık için sabah yüzünü güneşe dönen, dua eden analarımızın hakikatiyle onların yarattığı değerlerle mücadelemiz devam etmektedir. İşte o değerler üzerinden yürüyen mücadelemizde güneşin sıcaklığıyla, hakikatiyle yol aldığımız Dersim topraklarında Newroz hepinize kutlu olsun. Newroz hepimize gelecekte iyilik, güzellik onurlu bir yaşam getirsin. Newroz mücadelesi Dersim’de tüm çürütme politikalarına rağmen, tüm kayyımlara, çetelere, uyuşturuculara, yoksulluğa, sömürüye ve her gün inancımızı asimile eden zihniyette karşı Demirci Kawa’nın çocuklarının, mazlumun üç kibrit ile özgürlük ateşini her tarafa yaydığı, halkın evlatlarıyla özgürlüğümüzü örgütlemeye doğru yol alacağız” diye konuştu.

    “NEWROZ ATEŞİNİ  UMUT HAKKI İÇİN YAKACAĞIZ”

    EMEK Partisi Genel Başkan Yardımcısı İskender Bayhan, Cezaevindeki sendikacı, siyasetçi, seçilmiş milletvekili ve gazetecilerin Newroz’unu kutladı, Bayhan,  devamında “Dersim halkının coşkusu onların koğuşlarını ısıtsın, onların mücadele direncini cezaevlerinde, hücrelerindeki azmini, kararlılığını büyütsün. Türkiye’nin dört bir yanında  Newroz ateşleri kayyımlara karşı yanan ateşlerdir. Bu Newroz ateşleri, cezaevlerindeki kardeşlerimizin özgürlüğü için, umut hakkı için yanan Newroz ateşleridir. Bu Newroz ateşleri ana dilinde eğitim, ana dilinde yaşam hakkı için mücadele eden Kürt halkının ateşleridir” ifadelerini kullandı.

    “MÜCADELE GEREKÇEMİZDİR”

    Newroz programında son olarak, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit konuştu. Koçyiğit, Kürtlerin yıllardır engelleme ve katliamlara karşı mücadele ve direniş gösterdiğine vurgu yaparak, “Acıların coğrafyasındayız. Yitirdiklerimiz var, geride bıraktıklarımız var, mücadelemize ışık tutanlar var. Bunları unutmamalıyız. En başta da Halepçe’yi unutmamalıyız. Dün Halepçe’nin yıldönümüydü. Halepçe’yi unutmadık, unutmayacağız. İnsanlığın hafızasına bir kara leke olarak düştü ve o gün o katliamı gerçekleştirenler, halkımızı katleden rejimler, bugün Suriye’de alevleri katlediyorlar. Bugün Suriye’de Dürzileri katlediyorlar. İşte bugün Kürtlerin yeneceği, mücadele edeceği zihniyet, bu katliamcı zihniyettir. Ayrıca şunu da eklemeliyiz, Salih Müslim’i de büyük acı ile kaybettik. Salih Müslim’i bir kez daha saygıyla minnetle anıyoruz. Kürt halkı mücadelesinde yaşayacak ve onun mücadele gerekçeleri mücadele gerekçemizdir diyoruz” ifadelerini kullandı.

    “SÜREÇ ALEVİNİN OLMADIĞI BİR SÜREÇ DEĞİLDİR”

    Devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Aleviler’in de büyük sorumluluk alıp, rol oynaması gerektiğinin altını çizen Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları söyledi:

    “ Rojava kırmızı çizgimizdir. Rojava kazanımları kırmızı çizgimizdir. Evet yeni bir süreçteyiz. Bir yılı aşkın bir dönemdir, barış ve demokratik toplum süreci var. Sayın Öcalan’ın yaptığı bir çağrı var. Daha önce de söyledik. Binlerce defa söyledik. Bu çağrı sadece PKK’ye değildir. Bu çağrı aynı zamanda bizlere, aynı zamanda halklarımıza, Alevilere, kadınlara, gençleredir. Ama bu çağrının bir muhatabı daha var. Bu çağrı aynı zamanda ve şunu söylüyor devlete. ‘Sen de dönüşeceksin. Demokratik bir dönüşümü gerçekleştirmen lazım.Kürt’ün, Alevi’nin hakkını, hukukunu tanıyacaksın. Kadın eşitlik talebini kabul edeceksin. Emeği yüce bir değer olarak kabul edecek emeğin haklarını vereceksin. Demokratik bir siyasetin ve demokratik bir toplumun önündeki bütün engelleri kaldıracaksın’ diye çağrı yaptı. Evet o çağrıdan bugüne tek bir insanı yitirmedik. O çağrıdan bugüne tek bir gencin toprağa vermedik. Bugün bize soruyorlar, ‘ Bir yılı aşkın bir süredir bu süreç var. Elimizde ne var?’ diye. Tek bir insan toprağa düşmemişse bundan daha büyük kazanım var mıdır? Bugün insanı yaşatma. Eşit özgür bir yaşamının önünü açmak demokratik bir toplumu inşa etmenin başlangıç aşamasındayız. Barış ve demokratik toplum süreci.

    Bu yeni bu süreç Alevi’nin hakkını görmeden Alevi’nin inanç özgürlüğünü sağlamadan, Alevi’siz bir süre değildir. Aksine el önünde Aleviler vardır. Alevilik vardır. Bu coğrafyada halkları ve inançları ayrıştırmak. Ötekileştirmek ve birbirinin karşısına konumlandırmak genel bir politika, halkı halka kırdırırlar. İnancı inanca kırdırırlar. Mezhebi mezhebe kırdırırlar. Aileleri birbirine kırdıran, işte bu siyasete karşı uyanık olmamız gerekiyor. Bu siyaseti iyi görmemiz ve birliğimizi, yan yana duruşumuzu sağlamlaştırmamız gerekiyor. Kimse bize barışı kimse bize demokrasiyi kimse bize eşit ve özgür bir yaşamı altın tepside bahşetmeyecek. Ne kazandıysak bugüne kadar mücadeleyle kazandık. Elimizde ne varsa mücadele ettiğimiz için var.”

    Yapılan konuşmaların ardından sanatçılar Beser Şahin ve Siya Şeve’nin söylediği şarkılarla halaylar çekildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Cumartesi Anneleri: 35 yıldır soruyoruz Yusuf Erişti nerede!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 35 yıldır soruyoruz Yusuf Erişti nerede!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/insanları, eylemlerinin 1094. haftasında 1991’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Erişti için adalet talebini yineledi. Erişti’nin kız kardeşi Sevim Erişti dönemin emniyet yetkililerine seslenerek gerçeğin açıklanmasını istedi. 

     

    İstanbul’da her hafta gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1094’’üncü haftasında 35 yıl önce gözaltında kaybedilen Yusuf Erişti dosyasını gündeme taşıdı. Galatasaray Meydanı’nda karanfiller ve kayıp yakınlarının fotoğraflarıyla yapılan buluşmada, Erişti’nin akıbetinin açıklanması ve etkin bir soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki açıklamasını Cumartesi İnsanları’ndan Setenay Yarıcı okudu. Yarıcı, 1991 yılında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Erişti için bir araya geldiklerini belirterek olayın detaylarını paylaştı.

    Açıklamada aktarıldığına göre Tokat’ın Reşadiye ilçesi doğumlu olan ve kaybolduğu sırada 30 yaşında bulunan Yusuf Erişti, 14 Mart 1991 sabahı bir arkadaşıyla buluşmak üzere Belgradkapı civarına gitti. Burada Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı polisler tarafından gözaltına alındığı ve İstanbul Gayrettepe’deki Siyasi Şube’ye götürüldüğü ileri sürüldü.

    Yarıcı, Erişti’nin avukatı Fethiye Pekşen’in Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden izin alarak müvekkiliyle görüşmek istediğini, ancak Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğinde Yusuf Erişti ile görüştürülmediğini belirtti. Bunun üzerine avukatın 29 Mart 1991’de polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğu ifade edildi. Emniyet yetkililerinin ise suç duyurusunun ardından “Yusuf Erişti’nin gözaltında olduğuna ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığı” yönünde yanıt verdiği aktarıldı.

    Açıklamada aynı operasyon kapsamında gözaltına alınarak İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderilen bazı kişilerin, Yusuf Erişti’yi hem gözaltına alınırken hem de emniyette sorgulanırken gördüklerini avukatları aracılığıyla kamuoyuna bildirdiği de dile getirildi.

    TANIK ANLATIMLARI

    Setenay Yarıcı, tanık ifadelerine göre Erişti’ye işkence uygulandığını ve polislerin kendisine “Seni gözaltına aldığımızı kayıtlara geçirmedik. Buradan ölün çıkar, kimsenin haberi olmaz” diyerek tehdit ettiğini aktardı. Bir başka tanığın ise Erişti’nin yoğun işkence gördüğünü ve en son 17 Mart’ta komaya girmiş halde hücresine götürülürken gördüğünü söylediği belirtildi.

    Ayrıca 13 Mayıs 1991’de gözaltına alınan bir üniversite öğrencisinin sorgu sırasında polislerin kendisini “Seni Yusuf Erişti gibi öldürürüz, kimsenin haberi olmaz” sözleriyle tehdit ettiğini kamuoyuna açıkladığı ifade edildi.

    Dönemin milletvekillerinden Mahmut Alınak’ın 25 Nisan 1991’de Başbakan Yıldırım Akbulut’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde tanık ifadelerini aktararak Yusuf Erişti’nin akıbetini sorduğu da hatırlatıldı. Ancak dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’nun verdiği yanıtta Erişti’nin gözaltına alınmadığını ve iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylediği kaydedildi.

    Açıklamada, Yusuf Erişti’nin babası Bekir Erişti’nin dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakanı Yıldırım Akbulut başta olmak üzere çok sayıda kurum ve siyasi partiye dilekçeler verdiği, savcılıklara başvurduğu ancak tüm girişimlere rağmen olayla ilgili etkili bir soruşturma başlatılmadığı ifade edildi.

    “ZAMANAŞIMI UYGULANMASIN” ÇAĞRISI

    Setenay Yarıcı, Erişti’nin anne ve babasının oğullarının akıbetini öğrenemeden hayatını kaybettiğini belirterek, Yusuf Erişti’nin nerede olduğunun sorulmaya devam edileceğini söyledi. Yarıcı, zorla kaybetme vakalarında uygulanan cezasızlık politikasına son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, uluslararası insan hakları sözleşmeleri gereği bu tür suçlarda zamanaşımının uygulanmaması ve dosyada etkin bir yargılama yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Açıklamanın ardından söz alan Yusuf Erişti’nin ablası Sevim Erişti ise kardeşinin kaybolmasının aileleri için 35 yıldır süren bir acıya dönüştüğünü dile getirdi. Yetkililere seslenen Erişti, kardeşinin akıbetinin açıklanmasını istedi.

    Sevim Erişti, özellikle dönemin emniyet yetkililerine seslenerek, kardeşinin başına ne geldiğinin açıklanmasını talep etti. Ailelerinin yıllarca kapılarda oğullarını beklediğini, anne ve babasının gerçeği öğrenemeden hayatını kaybettiğini belirten Erişti, “Ne olduysa, sonuç neyse bilmek istiyoruz. Bizim bir mezarımız bile yok” diyerek adalet çağrısını yineledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı 31. yılında: Gazi halkı burada, katiller nerede?-VİDEO

    Gazi Katliamı 31. yılında: Gazi halkı burada, katiller nerede?-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler yürüşle anıldı. Yürüyüşte katledilenlerin fotoğrafları taşınırken, sık sık “Gazi halkı burada, katiller nerede?” diye soruldu.

    12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler için İstanbul Gazi Mahallesi’nde yürüyüş yapıldı.

    Gazi Cemevi önünde bulunan Gazi Şehitleri Anıtı önünde başlayan yürüyüşe, katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Kezban Konukçu, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile birlikte CHP, DEM Parti İl, ilçe örgütleri, sol ve sosyalist siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Anma programı başlamadan önce bir polis memurunun şehit ailelerinden bir yakına küfür ederek hakaret etmesi üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Duruma müdahale eden emniyet amiri söz konusu polisi alandan uzaklaştırarak gerginliğin büyümesini engelledi.

    Program kapsamında katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Analar, dedeler ve pirler tarafından çerağ uyandırılarak katledilenler için gülbengler okundu.

    Anmaya katılan kitle Eski Postane yönüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca sık sık “Gazi halkı burada, katiller nerede?”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür” ve “Gazi’nin hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özel: İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir-VİDEO

    Özel: İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir-VİDEO

    PİRHA- CHP, grup toplantısını İBB davasının görüldüğü Silivri’de yaptı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yargının siyasallaştırıldığını savunarak iktidarı sert sözlerle eleştirdi ve “Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir” dedi.

    CHP, bu haftaki grup toplantısını İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 106 kişinin tutuklu olduğu 402 sanıklı, İBB davasının görüldüğü Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nın bulunduğu Silivri’de yaptı.

    “İKTİDARIN KİŞİSELLEŞMİŞ DÜZENİNE SON VERECEĞİZ”

    CHP Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Özgür Özel, iktidarı yargıyı siyasallaştırmakla suçlayarak “iktidarın kişiselleşmiş düzenine son vereceklerini” söyledi.

    Toplantının Silivri’de yapılma nedenine değinen Özel, Türkiye’nin geçmişte Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında da aynı cezaeviyle gündeme geldiğini hatırlattı. O dönem davalarda askerlerin, gazetecilerin, aydınların ve siyasetçilerin yargılandığını belirten Özel, söz konusu süreçte iktidarın bu davaları desteklediğini ifade etti.

    “ZAMAN GEÇTİ TARİH İKİ TARAFTAN BİRİNİ HAKLI ÇIKARDI”

    Özel, “O dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmiştir. Zaman geçti tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevinden alnı açık başı dik olarak çıktılar. Kimi iki kez üç kez hapis cezasına çarptırıldı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni Fetullahçı Terör örgütüyle birlikte ülkenin genel kurmayını iki kere asacaktı” dedi.

    Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte Ergenekon davasıyla ilgili söylediği “Ben bu davanın savcısıyım” sözlerini de hatırlatan Özel, “O davanın savcısına kendi zırhlı Mercedes’ini veriyordu. Birlikte futbol oynuyorlardı. Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyordu. Elleriyle şımarttıkları o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına erişti. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı. Bir kenara geçti ‘Rabbin ve milletim beni affetsin’ Affetmek Allah’a mahsustur. Bu affa layık olmak için uslanman lazım. Akıllanman lazım, tekrarından kaçman lazım” diye konuştu.

    “EKREM İMAMOĞLU VE ARKADAŞLARIMIZ BU MİLLETİN VİCDANINDA BERAAT EDECEKTİR”

    CHP’li belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalarda bazı hakimlerin verdikleri kararlar nedeniyle görev yerlerinin değiştirildiğini de savunan Özel, tutuksuz yargılama veya ev hapsi yönünde karar veren bazı hakimlerin ağır ceza mahkemelerinden icra-iflas mahkemelerine görevlendirildiğini söyledi.

    Özel, bazı davalarda kararların üç hakimden oluşan heyetler tarafından alındığını belirterek, “Üç hakimden oluşan bir heyette karar 2’ye 1 çıkıyor. İktidarın istemediği yönde oy kullanan hakimlerin Gaziantep, Samsun ve Kahramanmaraş gibi farklı illere gönderildiğini görüyoruz” dedi.

    İBB davasına da değinen Özel, iddianamenin ve tanık beyanlarının tartışmalı olduğunu söyledi. Davanın nasıl ilerleyeceğinin mahkeme sürecinde ortaya çıkacağını belirten Özel, “Savcı ne isteyecek, hakim ne karar verecek hep birlikte göreceğiz” ifadelerini kullandı. Özel, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıkların kamuoyu nezdinde suçsuz olduklarını düşündüğünü ifade ederek, “Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir” dedi.

    Özel, “Buradan söylüyorum, büyük bir özgüvenle söylüyorum. Bugün için değil, iki sene sonrası için söylüyorum. Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak, bu ülkeye cumhurbaşkanı olacaktır. O gün yayınlarsınız. Bizim hikayemiz, bu salondakilerin hikayesi, yan salonda yargılananların hikayesi, 2023 yılında 28 Mayıs günü, son seçimi kaybedip de bir daha seçim kaybetmemeye ant içenlerin iktidara yürüyüş hikayesidir” ifadelerini kullandı.

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim!-VİDEO

    Bakırhan: Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Barışı, hakkı ve hukuku reddeden ülkelerin, eninde sonunda savaşın girdabına çekildiğini vurgulayan Bakırhan, “Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.

    ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına değinen Bakırhan, “Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan, aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk, devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü o kadardır. Neymiş? Demek ki; devletlerin gücü sadece top, tüfekle, savaş araç ve gereçleriyle ölçülmüyormuş. Bundan daha büyük güç, halkın rızasıymış. İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza alma yerine İran’ın zengin kaynaklarını topa, tüfeğe, savunmaya ve uçaklara ayırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. Neredeyse kimliğine sahip çıkanların tamamını bastırdı. Her gün onlarca belki birkaç tane Kürdü ve muhalifi kentlerin ortasına kurulan idam sehpalarında idam etti” şeklinde ifade etti.

    İkinci bir gerçeğinde, dış müdahalelerle bir ülkeye huzur ve demokrasi gelmeyeceği gerçeği olduğunu vurgulayan Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Rejimi değiştirmekle o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk gelmiyor. Bu savaşta çıkaracağımız çok önemli iki başlık budur. Bir ülkeye demokrasi ve refah gelmesinin bir yolu var; o da ülkenin kendi dinamikleriyle, kendi itiraz edenleriyle birlikte bir ülkedeki demokrasiyi, rejimin demokratikleşmesi ancak öyle sağlanabilir.

    Savaş büyüdükçe sınırlar değil, acılar genişliyor. Küresel ve bölgesel güçler tepişirken; oradaki halklar, emekçiler, ezilenler bedel ödüyor. Dış müdahaleler artık bir biçimiyle son bulmalı, inkarcı rejimler de değişmeli. Yani sadece dış müdahalelere karşı değiliz. Bu inkarcı, idamcı, halkları ve inançları yok sayan rejimlerin değişmesinden de yanayız. İşte sizlerin huzurunuzda bu İran meselesine nasıl yaklaştığımızı bir kez daha açık, berrak bir şekilde ortaya koyduk.

    SÖYLEDİKLERİNİN BİR KARŞILIĞI YOK

    Ama Kürtlerin ve Kürt örgütlerinin partimizin bu yaklaşımı bilinmesine rağmen ilk saatlerde bu açıklamaları defalarca yapmamıza rağmen ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanlar da var. Çünkü Kürtleri söz kurabilen, strateji geliştirebilen siyaset yapabilen, en önemlisi kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmüyorlar bu akıl verenler. Bakın dünyanın neresinde bir mermi patlasa, gözleri Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda yine ekrana çıktı. Bir anda andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Nasıl bir yetenekli insanlar bir bilseniz… Keşke söylediklerinin yüzde birinin de bir karşılığı, bir gerçekliği olsaydı da haklarını verseydik.

    KÜRTLERE AKIL VERMEKTEN VAZGEÇSİNLER

    Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş. O “viledalı” analistler artık Kürtler hakkında şu cümleleri kurmaktan vazgeçsin. Ne diyorlar?  ‘Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalıymış.’ Bilmiyormuşuz bugüne kadar. Onlar olmasaydı, sağ olsunlar, bunu bilmeyecektik. ‘Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeliymiş.’ Bu boş ama ile gerçeği perdelemeyi artık bu arkadaşlar bıraksınlar. Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır.

    KİMLİKSİZ KÜRT KONUŞULACAK

    Son bir haftadır tüm dünya Kürtleri konuşuyor. Bu sefer odak İran. Bir ay önce yine dünya Kürtleri konuşuyordu, odak Suriye’ydi. Yıllar önce yine Kürtler konuşuluyordu, odak Irak’tı. Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor? Bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı. Biraz düşünmeli, biraz tefekkür etmeli. Yani niye her kurşun atıldığında Kürtler dünyanın gündemi oluyor diye? Bölgede her alt üst oluşta gözler sürekli bir halkta ise ortada bir sorun yok mu? Kürtlerin bu kadar gündem olmasının, dünyanın her köşesinde konuşulmasının sebebi nedir acaba? Şapkanızı önünüze koyun. Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran’da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürt konuşulacak. Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi.

    ‘NEREDE HATA YAPTIK?’ DİYE KENDİLERİNE SORMALILAR

    İşin en acıklı yanı, Kürtleri kullanılmakla itham edenler; yüzyıllardır inkar edilen, asimile edilen Kürtleri bugüne kadar görmezden geldiler. Kürtler bugün konuşuluyorsa, bunun sorumlusu Sykes-Picot ve bölgedeki bölge devletleridir. Önce bu durumu sorgulasınlar. Dünya neden Kürtleri konuşuyor diye dert yananlar, önce ‘Nerede hata yaptık?’ diye kendilerine sormalılar. Buyurun, 100 yıllık acı dolu bir geçmişi sona erdiren bir fırsat ortaya çıktı. Bunu değerlendirelim. Dünya, Kürtleri başka biçimde konuşsun. Bir silah patladığında, ‘Aman, Kürtler ne yapacak?’ korkusu mu var; ki var olduğu ortaya çıkıyor. Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin, bir halk olmaktan kaynaklı haklarını ve iradesini önce tanıyın. Kürtlerin dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyın. Kürtler, yaşadıkları ülkelerin üvey değil, eşit yurttaşları olsun. İşte böyle bir zeminde, başka halklar ne kadar konuşuluyorsa Kürtlerle de o kadar konuşulur. Kürtler de risk altında olduğunda, güvenliğini sağlamak için sağa sola bakmaz; hakkını ve hukukunu tanıyan başkentlerin ne dediğine, ne yaptığına bakar o zaman. İşte hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur.

    KÜRT LİDERLER ÇÖZÜMÜ DIŞARIDA DEĞİL, YAŞAMIŞ OLDUKLARI ÜLKELERDE ARIYOR

    Peki, Kürtler ne düşünüyor? Kürtler ve Kürt liderlerinin tamamı çözümü dışarıda değil, yaşamış oldukları ülkelerde arıyor. Bakın, Sayın Öcalan yıllardır bölge topraklarında çözümü aramıyor mu? Arıyor. İran’ı yıllardır demokrasiye davet etti mi? Evet. Biz, kendisiyle bir heyet halinde görüştüğümüzde, İran’daki operasyonun geleceğini önceden tahmin etti ve İran’ın bu operasyonları önleyebilmesi için Kürtleri, oradaki farklı etnik ve inanç gruplarını tanıması, kadın haklarını tanıması gerektiğini söyledi. Bize de ‘Bölgesel bir savaşın parçası olmayın. Ancak haksızlık ve hukuksuzluk karşısında Kürtler birlik olsun, ortak mücadele etsin’ dedi. Yine, Sayın Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani’nin son İran müdahalesindeki açıklamalarına da hep birlikte şahitlik ettik. Ne diyorlar Barzaniler? Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hiçbir komşuya tehdit oluşturmayacağını söylüyorlar. Dün, Sayın Neçirvan Barzani ile görüştüm; yine aynı düşüncelerini teyit etti. Kürtler hiçbir ülkenin kalkanı değil. Kürtler, kendi demokratik hak ve özgürlükleri için ancak mücadele edebilir dedi. Sayın Bafil Talabani ise çok tarihi bir uyarı yaptı. Aynen şöyle söyledi: “Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil, bir köprü olmalıdır.”

    Biz ne dedik? Biz de ilk gün, ‘İran’da hegemon güçlerin müdahalesine karşıyız. Ancak oradaki inkarcı, idamcı, çürümüş molla rejiminin de karşısındayız’ dedik. Bir şey daha söyledik. Ne dedik? ‘İran’da direnen kadınların yanındayız’ dedik. Direnen Kürtlerin, Belucların, Azerilerin ve rejimden rahatsız olan Farsların yanındayız. Onların mücadelelerini destekliyoruz dedik. Kürtlerin ve liderlerinin mesajı net ve çok onurlu bir duruş içerisindedir. Fırsattan istifade etmeye çalışmıyorlar. ‘Kürtleri tehdit olarak görmeyin’ diyoruz. Kürtleri, bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve artık kabul edin. “Kürt gruplarını takip ediyoruz” diyenleri, önce Kürt liderlerinin bu onurlu yaklaşımlarını takip etmeye davet ediyoruz.

    İRAN KÜRTLERİN HAKLARINI TANIMALIDIR

    Şunu net olarak söylüyorum: Ne İran’ın, ne İsrail’in, ne Amerika’nın Federe Kürdistan topraklarını ve İran Kürtlerinin kentlerini kendi savaş sahasına çevirmeye hakkı yoktur. Günlerdir İran rejimi tarafından Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük saldırılar ve can kayıpları yaşanmaktadır. Bu saldırıları kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. Yine Süleymaniye’de de benzer saldırılar var. Bunları da kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. İran, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tehdit etmeyi bırakmalıdır. Hâlâ parmağını Kürtlere sallıyorlar; tehdit etmeden önce idam sehpalarında katlettiği binlerce insanın hesabını vermelidir. Kürtlerin haklarını tanımalıdır. Bütün bölge devletleri şunu çok iyi bilmelidir: Kürdistan, barışın ve diplomasinin köprüsüdür. Kürtler, benzersiz coğrafi ve siyasi konumları itibariyle Ortadoğu’daki her alt üst oluşun parçasıdır. Kürtler artık bu kaderi değiştirmek istiyor. Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim.

    Kürtlerin ve yok sayılan bütün halkların ve inançların hakkının garanti altına alındığı bir Ortadoğu, kendi rönesansını gerçekleştirebilir. Avrupa kendi birliğini kurdu ve kardeşçe bir arada yaşayabiliyor. Peki, Ortadoğu neden kendi birliğini kurmasın? Demokrasiye duyarlı, kültürel etkileşime açık ve ekonomik işbirliklerinin olduğu demokratik Ortadoğu Birliği’ni gelin birlikte kuralım. Bu, dışarıdan müdahalenin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldıracak tek formüldür. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor. İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi doğru temelde etkileyecektir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden Demokratik Ortadoğu Birliği’nin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır. Gelin, Kürt halkına isyan, bölge devletlerine de bastırma ikilemini dayatan bu tuzağa son verelim. Kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşayalım diyoruz.

    Her türlü dış müdahaleye karşıyız. Ama bölge ülkeleri de dış müdahalelerin önüne geçmek için önce kendi ülkelerindeki huzuru, demokrasiyi ve barışı sağlaması gerekiyor. İranlılar yarım asır Şah zulmünü gördü. Ardından yarım asırdır da Molla rejimi zulmü altında yaşıyor. Kadının adı yok. Kürt’ün adı yok. Hukuk yok. En normal bir muhalefet bile idamla yargılanıyor ve idamla sonuçlanıyor. İran rejimi, 47 yıldır Kürtleri, Beluçları, Azerileri ve kendi boyun eğmeyen Farslar’ı ezerken küresel güçler petrol ve hegemonya hesapları yapıp üç maymunu oynuyordu. Bugün İran’ın antidemokratik olduğunu, Kürtleri idam ettiğinin farkına vardılar. Dün İran kentlerinde idam sehpalarında Kürtler sallanırken neredeydi o hegemon güçler? Tabii onlar petrol ile ilgileniyorlardı. Kendi çıkarlarıyla ilgileniyorlardı. Bir de Kürtler sanki uzaydan gelmiş gibi bir muamele yapılıyor. Kürtler İsrail ve Amerika’ya dayanarak mı mücadele yürütüyor? Bu, Kürtlere haksızlıktır. İran’da 10 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Bu mücadele dün başlamadı. Simkoye Şikaki’den Süleyman Muinilere, Abdürrahman Kasımlo’dan, Ferzat Kemenger’e, Şirin Elamhuri’ye kadar uzanan İran Kürtlerinin büyük bir direniş tarihi var.

    KÜRTLER KİMLİKLERİNİ KORUYARAK, ÖZGÜRCE VE ONURLU BİR BİÇİMDE YAŞAMAK İSTİYOR

    Sanki İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri oraya müdahale edince Kürtler mücadeleye başlamış. Kürtler 100 yıldır mücadele ediyor ve kimseye güvenmiyor. Kendi öz gücüne, oradaki halkların demokratik birliğine inanarak mücadele ediyor. Bakın Batlamayus 2000 yıl önce çizdiği atlasta o dağlara Kürt dağları, Kürdistan dağları adını verdiyse; Kürtlerin varlığını kim sorgulayabilir? Ne Molla rejimi ne Şahlar ortada yokken o dağlarda, o coğrafyada Kürtler yaşıyordu ve yaşamaya devam edecek. Molla rejimleri gelir geçer, antidemokratik rejimler gelir geçer ama Kürtler o coğrafyada baki kalacak. Kürtlerin tek isteği şu: hep soruyorlar ya Kürtlerin ne istiyor, hep söylüyoruz. Bir türlü bir yerlere yazmıyorlar. Onun için bu sefer kısaltarak öz, net üç beş cümle ile Kürtlerin ne istediğini tekrar söylemek durumunda kaldık.

    Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda Kürtler kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istiyor. Bu kadar açık, net ve sade. Kürtlerin aynen diğer halklar gibi topraklarında özgürce yaşama hakkı vardır. 2000 yıl önce adı konulmuş Kürdistan’da Kürt’ün özgürce yaşama hakkı vardır. İran onlarca halkın ve inancın bir arada soluk aldığı geniş ve kadim bir coğrafyadır. Biliyoruz. Böyle bir coğrafyada tekçi, inkarcı, baskıcı bir rejimi sürdürmek mümkün değildir. İran’ı barışa ve refaha kavuşturacak model tüm halkların ve inançların ve cinslerin gönüllü olarak bir arada yaşayacağı demokratik bir zemindir. İran’ın başka bir çıkışı yok.

    ÜLKEMİZİ YAKLAŞAN BU FIRTINADAN KORUMAK İSTİYORUZ

    Suriye, İran ve Irak’ın hikayesi hepimize çok şey söylüyor. Barışı, hakkı ve hukuku reddeden bir ülke, eninde sonunda savaşın girdabına çekiliyor. Irak nasıl çekildi? Kimyasal silah varmış. İran nasıl çekildi? İşte nükleer başlık üretiyormuş. Yani bir biçimiyle kendi ülkesinde yaşayan hakkını hukukunu tanımayan hegomanik ve emperyal güçler tarafından bir savaş girdabına çekiliyor. Kimse lütfen bunu bir tehdit olarak görmesin. Ülkemizi yaklaşan bu fırtınadan korumak istiyoruz. Evet, ülkemiz diyorum henüz eşit olmasak da bizim ülkemizdir. Çünkü bu ülke hepimizindir. Bu ülke üzerinde binlerce yıl birlikte yaşayacağız.

    KÜRT MESELESİ YENİDEN BÖLGESEL SAVAŞIN GEREKÇESİNE DÖNÜŞMEMELİDİR

    İran’daki savaş Türkiye’deki güvenlik reflekslerini değil, tam tersine çözümü hızlandırmalı ve büyütmelidir. Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin kıymetini herkes çok iyi bilmelidir. Dört bir yanımız ateş çemberi. Bu ateş her geçen gün snırlarımıza daha çok yaklaşıyor. Bir yılı aşkındır özellikle buralardan kendi düşüncelerimizi, uyarılarımızı yaptık. Aman gecikmeyelim, aman elimizi çabuk tutalım. Bir kasırga almış başını ve tüm bölgeyi kasıp kavuruyor dedik. Bugün adeta sırat köprüsündeyiz. Bu tarihi kavşağı ve tarihi fırsatı oyalayarak, erteleyerek heba etme lüksümüz yok.

    TEHLİKE BÜYÜK

    Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Ama dünya dengelerinin alt üst olduğu bu dönemde artık kaybedecek zamanımız kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı strtaejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük. Ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde. dünya neyi konuşuyor onlar kayyımların süresini uzatmakla meşguller. Oysa tam da bu tür süreçlerde en büyük güvence hukuktur, adalettir. Yani bizde olmayandır.

    KAYYIM SÜRESİ HANGİ AKILLA, HANGİ HUKUKLA UZATILIYOR?

    Bakın iki örnek vereceğim. Mardin Büyükşehir Belediyemize atanan kayyımın görev süresi 2 ay daha uzatıldı. ‘Ahmetler göreve’ sözü öylesine söylenmiş bir söz müdür bilemiyorum. Söylendi ama karşılığı yerine gelmedi. Ne Ahmetler ne Devrimler görevine iade edildi. Kayyım süresi hangi akılla, hangi hukukla uzatılıyor? Bunu anlamakta insan güçlük çekiyor. Artık buna bir son verin. Kayyım atanan belediyelerdeki kayyumları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün diyoruz.

    İkincisi; birkaç gün önce Danıştay’ın barış akademisyenleri kararı çok ilginç. Danıştay barış için imza atanlar suçlu demeye devam ediyor. Biz de diyoruz ki sizin bu yanlışta ısrarınız asıl suçtur. Barış Akademisyenleri suçlu değil. Danıştay’ın, AYM’nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve Barış Akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren bu kararını kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmelidir. Barış talebi suç değildir. Önümüzdeki günlerde hazırlanacak yasal düzenlemeler, Barış Akademisyenlerinin uğradığı haksızlığı da gidermeyi kapsamalıdır. Bu da sizin için bir fırsattır.

    Bir gazeteci geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı’na AİHM kararlarını sordu. Adalet Bakanı da ‘Takdir yüce Meclisindir’ diyor. Sanırım AİHM kararlarının Meclis’le bir alakası olmadığının farkında değil. Takdirlik bir durum yok. Sayın Bakan, görev sizindir, Meclis’in değildir. AİHM’in aldığı bir karar var. Meclisi bekleyecek bir şey yok. Bunu uygulayacak olan Adalet Bakanı’dır. Buyurun, uygulayın. Uygulayın ki bu Newroz’da Demirtaş Amed’de, Yüksekdağ İstanbul’da olsun, Kobani ve Gezi tutsakları Newroz halayında birlikte halaya dursunlar.

    GÜN SANDIK VE OY HESABI YAPMA GÜNÜ DEĞİL

    Yine garip bir davayla karşı karşıyayız. İşte Sayın İmamoğlu’nun yargılandığı davadaki duruşma dün başladı. Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu’nu tutuklu yargılayarak, kayacağız, nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. İktidara da muhalefete de söylüyorum. Artık bu tehlikeyi görün. Bu topraklar bizim. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir.

    İran Savaşı sadece bir dış politika meselesi değil. Hürmüz Boğazı’nın kapanması Türkiye gibi kırılgan ekonomileri de çok yakından ilgilendiriyor ve derin krizlere yol açıyor. Bakın petrolün varil fiyatı sadece 11 günde, 70 dolardan 90 dolarları aşan bir noktaya çıktı. Savaşın uzaması halinde de 150 dolara ulaşması bekleniyor. Merkez Bankası’nın hesabına göre her 10 dolarlık artış cari açığı 3 milyar dolar. Enflasyonu da bir puan arttırıyor. Bu haftaki artış üstümüze 6 milyar dolar yük bindirdi. Bu benzinin, ekmeğin, zeytinin, unun, şekerin her şeyin zamlanması demektir.

    İktidar enflasyonla mücadele programımız başarıyla sürüyor diyor. Peki 2026’nın ilk 2 ayında enflasyon ne kadar oldu? Tam yüzde 7,95. Yani yıllık hedefin yarısı henüz 2 ayda gerçekleşti. 6 ayda ulaşılması gereken enflasyon rakamını 2 ayda aştık. O 4 ayda da nasıl geçineceğiz ona da Allah kerim. 4 kişinin aylık gıda masrafı 32 bin lira sadece gıda masrafı. Yoksulluk sınırı 105 bin lira. 5 milyon emekli sadece 20 bin lirayla geçinmek zorunda. Asgari ücretlinin maaşı 2 ayda 2 bin lira eridi. Emeklerin bayram ikramiyesine ne diyorlar; Kaynak yok diyorlar. Oysa sadece ocak ayında faizlere 465 milyar lira para ödenmiş. Yani bu parayla her emekliye 27 bin lira verebilirdik ama faize gitti. Sorun demek kaynak değilmiş, tercih meselesiymiş. Onların tercihi patronlardır. Emeklilerin bayram ikramiyeleri en az asgari ücret kadar olmalıdır. Milyonlar sadaka değil insan onuruna yaraşır bir ücret istiyor.

    Mewroz deklerasyonumuzu açıkladı. 102 merkezde kutlayacağız. Bu yıl yakılacak Newroz ortak yaşamın ilanı olacak. Gelin Newroz halayına birlikte duralım. Türkiye’yi Newroz alanlarına davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İstanbul’da halklara Newroz çağrısı: Özgürlük ateşini harlayalım-VİDEO

    İstanbul’da halklara Newroz çağrısı: Özgürlük ateşini harlayalım-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da açıklanan Newroz deklarasyonunda, “Emeğin, demokrasinin, özgürlüğün ve barışın tüm mücadele güçlerini Newroz alanlarında buluşmaya; umudu büyütmeye, dayanışmayı güçlendirmeye ve özgürlük ateşini harlamaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    İstanbul’da, bu yıl “Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” ve “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarlarıyla kutlanacak Newroz Bayramı’na dair deklarasyon açıklandı. Bir otelde yapılan açıklamaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Genel Başkanları Meral Danış Beştaş, Ali Kenanoğlu ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüleri Pelin Kahiloğulları, Juliana Gözen, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu’nun yanı sıra çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Deklarasyonun metninin türkçesini HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, Kürtçesini ise DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan okudu.

    Açıklamada Newroz’un karanlığa karşı aydınlığın, zulme karşı direnişin ve inkara karşı varoluşun simgesi olduğu vurgulanarak, halkların ortak kültürel hafızasında önemli bir yer tuttuğu ifade edildi. Newroz’un tarih boyunca baskı, sömürü ve asimilasyon politikalarına karşı direnen halkların özgürlük yürüyüşünü büyüten bir toplumsal bilinç olduğu belirtildi.

    “DİRENİŞ KARARLILIĞIYLA ALANLARA ÇIKIYORUZ”

    Deklarasyonda bu yıl Newroz’un barış ve demokratik toplum hedefinin büyütülmesi kararlılığıyla karşılandığı belirtilerek, halkların eşit ve özgür bir biçimde yaşayabileceği demokratik bir düzenin inşasının önemine dikkat çekildi. Açıklamada, farklı kimliklerin, dillerin ve inançların eşit ve özgür biçimde var olmasının ancak ortak mücadele ve dayanışmayla mümkün olacağı vurgulandı.

    Kadınların öncülüğü, gençlerin dinamizmi ve emekçilerin direncinin özgürlük ve demokrasi mücadelesinin temel gücü olduğuna işaret edilen metinde, Newroz’un tarihsel direniş kültürünün örgütlü toplum ve dayanışma ile demokrasinin inşasına ışık tuttuğu ifade edildi.

    “ÇÖZÜM İÇİN ADIM ATILMALI”

    Deklarasyonda, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrıya da atıf yapılarak, Kürt sorununun demokratik çözümü için yeni adımların atılması gerektiği belirtildi. Meclis bünyesinde kurulan komisyonun önemli bir adım olduğu ancak açıklanan nihai raporun Kürt halkının ve demokratik kamuoyunun beklentilerini karşılamaktan uzak kaldığı ifade edildi.

    Açıklamada, barış ve demokratik toplum hedefinin ilerlemesi için Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve çalışma koşullarının oluşturulmasının gerekli olduğu dile getirildi. Ayrıca komisyon raporunda yer alan demokratikleşme önerilerinin hayata geçirilmesi ve sürecin ilerlemesi için yasal ve anayasal düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunuldu.

    KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEMOKRATİK TOPLUM VURGUSU

    Açıklamada, kadın özgürlük mücadelesinin demokratik ve komünal toplumun inşasında belirleyici rol oynadığı belirtilerek, “jin, jiyan, azadî” felsefesinin dünya kadınları için bir özgürlük şiarına dönüştüğü ifade edildi. Kadınların erkek egemen sisteme, savaş politikalarına ve kadın düşmanı düzene karşı yürüttüğü mücadelenin Newroz alanlarında büyüyeceği vurgulandı.

    HALKLARA NEWROZ ÇAĞRISI

    Deklarasyonun sonunda kadınlar, gençler, emekçiler, sanatçılar, aydınlar ve tüm halklar Newroz alanlarında buluşmaya çağrıldı. Açıklamada, Newroz’un demokrasi, emek, özgürlük ve eşitlik taleplerinin güçlü biçimde dile getirileceği bir buluşma olacağı belirtilerek, “özgürlük ateşini büyütme” çağrısı yapıldı.

    Newroz çağrısının ardından söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 2026 Newrozu’nun özgürlük ve demokrasi Newrozu olduğunu söyleyerek, “Türkiye demokratikleşmeden ne Kürt sorunu ne de Alevi sorunu çözülür. 2026 yılı Newrozu’nu savaşların yükseldiği bir dönemde karşılıyoruz. Ukrayna, Fransa ve şimdi ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş var” dedi. 2026 yılı Newrozu’nun demokratik toplum inşasında önemli bir yere sahip olduğunu da belirten Tülay Hatimoğulları, “Bizler bu seneki 8 Mart’ı 25 Kasım gibi geçirdik. 8 Mart’a giderken hiç durmadan kadın katliamları yaşandı. Biz kadınlar, 8 Mart’ın ruhuyla Newroz ateşini daha da harlayacağız. Bütün farklılıklarımızla mücadelemizi ortaklaştıralım. Newroz alanlarında hep birlikte olalım” diye konuştu.

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşması sonrası, Newroz içerikli hazırlanan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    ” NEWROZ ATEŞİ DE YENİ BİR TOPLUM DÜZENİ İÇİN YANACAK” 

    ESP MYK Üyesi Mediha Kayacı, topyekun saldırıların olduğu bir dönemde Newroz’u karşıladıklarını ifade ederek, bütün meydanlarda Newroz ateşini yakmaya davet etti.

    Ardından konuşan DEM Parti Milletvekili ve SODAP Sözcüsü Kezban Konukçu, Ortadoğu’da süren emperyalist savaşlara dikkat çekerek, “Ülkemizde de tekçi saray faşizmine karşı mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor. Kürt halkının eşitlik talebini, işçilerin talebini buluşturarak, 8 Mart’ın da ruhuyla alanlarda buluşalım” dedi.

    TÖP Sözcüler Kurulu Üyesi Juliana Gözen de şöyle konuştu: “Dünyayı yönetenlerin halklara anlatmış olduğu masallar artık bitti. İktidar bütün halkları kölece yaşama sürüklüyor. Baskıcı rejimlere karşı Filistin’de, Rojava’da, Kobanê’de direnen halklar, kadınlar korkusuzca bir yaşam için sokağa çıktı. Bizim tarafımız burası, bu tarafı güçlendirmek için sonuna kadar mücadele etmemiz gerekiyor. Newroz ateşi de yeni bir toplum düzeni için yanacak.”

    SYKP Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ise Newroz’un bir direniş geleneği olduğunu kaydederek, 2026 Newrozu’na savaşların gölgesinde girildiğini söyledi. Feray Mertoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci hakkında devletin hala atması gereken adımları atmadığını, somut adımların atılması için Newroz’u kutlayacaklarını belirtti.

    Yeşil Sol Parti adına konuşan Didem Göçer de savaşların acı, yoksulluk, göç ve yıkım getirdiğini belirterek, barışın toplumsallaşmasına duyulan ihtiyacın her zamankinden fazla olduğunu söyledi. Didem Göçer, son olarak Newroz’un halklar arasındaki barışı büyütmesini umut ettiklerini ifade etti.

    Devrimci Parti PM Üyesi Mediha Yüksel de şunları söyledi: “Kadınların direnişinin heyecanıyla Newroz’a gidiyoruz. Kadınlar toplumsal mücadelenin öncülüğünü yapıyorlar. Emperyalist, kapitalist ve siyonist paylaşım savaşları hala sürüyor. Bir yandan devam eden bir süreç var. Bu sürecin tüm halklar nezdinde cevap olacağını umuyoruz. Tüm coşkumuzla, inancımızla Newroz’da da yerimizi alacağız.”

    Konuşmaların ardından Newroz Tertip Komitesi adına DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, 2026 yılı İstanbul Newroz’una dair bilgiler verdi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Diyarbakır’dan 2026 Newroz çağrısı: Özgürlük ve demokratik birlik için alanlara-VİDEO

    Diyarbakır’dan 2026 Newroz çağrısı: Özgürlük ve demokratik birlik için alanlara-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır‘da açıklanan Newroz deklarasyonunda, “Newroz ateşi ulusal birlik iradesiyle ve örgütlü mücadele gücüyle daha da harlanmaktadır. Özgürlüğe sevdalı tüm halkımızı birlik, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz” denildi. 

     

    21 Mart Newroz Bayramı bu yıl “Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” ve “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarlarıyla kutlanacak. En az 53 merkezde yapılacak kutlamalara dair Diyarbakırda deklarasyon açıklandı.

    Sümerpark’ta yapılan açıklamaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Mehmet Kamaç, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    Deklarasyonun Kürtçesini Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Fatma Ablay okudu.

    Deklarasyonda Ortadoğu’da yaşanan siyasal gelişmelerin Kürt halkı açısından yeni riskler ve mücadele alanları yarattığına dikkat çekilirken ulusal birlik, demokratik çözüm ve özgürlük mücadelesinin büyütülmesi çağrısı yapıldı.

    Açıklamada, hegemonik güçlerin Ortadoğu’da yeni dizayn planları yaptığı belirtilerek Kürt halkının elde ettiği kazanımların hedef alındığı vurgulandı. Özellikle Rojava’daki kazanımların yeni inkar politikaları ve imha planlarıyla karşı karşıya bırakılmak istendiği ifade edildi. Buna karşı Kürt halkının dünyanın farklı bölgelerinde yürüttüğü mücadeleyle direniş geleneğini büyüttüğü kaydedildi.

    ULUSAL BİRLİK VURGUSU

    Deklarasyonda, 2026 Newrozu’nun “Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” (Özgürlük ve Demokratik Birlik Newrozu) şiarıyla karşılanacağı duyuruldu. Newroz’un Kürt halkı açısından yalnızca bir bayram değil, zulme karşı tarihsel direnişin ve özgürlük arayışının simgesi olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, kimliği inkar edilen ve dili yasaklanan Kürt halkının Newroz ateşi etrafında örgütlenerek tarihsel hafızasını koruduğu, direnişini büyüttüğü ve özgürlük yürüyüşünü sürdürdüğü belirtildi. Newroz alanlarında yakılacak her ateşin halkın direniş iradesini ve ulusal birliğini güçlendireceği vurgulandı.

    YASAL DÜZENLEMELER YAPILMALI

    Deklarasyonda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir yılı geride bıraktığı hatırlatıldı. Sürecin ilerlemesi için çeşitli siyasal adımların atıldığı ifade edilirken, Meclis bünyesinde kurulan komisyonun hazırladığı raporun Kürt sorununun çözümü konusunda beklentileri karşılamaktan uzak olduğu belirtildi.

    Kürt sorununun isminin dahi raporda yer almamasının eleştirildiği açıklamada, demokratikleşmeye dair önerilerin hızla hayata geçirilmesi ve gerekli yasal ile anayasal düzenlemelerin yapılması gerektiği vurgulandı.

    FİZİKİ ÖZGÜRLÜK ZORUNLULUKTUR

    Açıklamada, kalıcı barış ve demokratik çözüm için Abdullah Öcalan’ın umut hakkı kapsamında fiziki özgürlüğünün sağlanmasının tarihsel bir zorunluluk olduğu ifade edildi. Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanmasının çözüm sürecinin ilerlemesi açısından önemli olduğu belirtildi.

    KADINLARIN VE GENÇLERİN MÜCADELEDEKİ ROLÜ

    Deklarasyonda kadınların özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer aldığı vurgulanarak “jin, jiyan, azadî” felsefesinin dünya kadınları için bir özgürlük şiarına dönüştüğü ifade edildi.

    Gençliğin ise inkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadelenin dinamik gücü olduğu belirtilerek, gençlerin düşüncede, örgütlenmede ve eylemde açtıkları yeni alanlarla demokratik toplum inşasında önemli bir rol üstlendiği kaydedildi.

    KUTLAMALARA ÇAĞRI

    Deklarasyonun sonunda kadınlar, gençler, emekçiler ve tüm halk kesimleri Newroz alanlarında buluşmaya çağrıldı.

    Açıklamada, 2026 Newrozu’nun özgürlük talebinin büyüdüğü ve demokratik toplum mücadelesinin yeni bir aşamaya taşındığı bir süreçte karşılandığı belirtilerek şu çağrı yapıldı:

    “Gençleri, kadınları, emekçileri ve özgürlüğe sevdalı tüm halkımızı Newroz alanlarında buluşmaya; birlik, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.”

    Deklarasyon açıklamasından sonra siyasetçiler söz alarak değerlendirmelerde bulundu.

    KAMAÇ: BU NEWROZ ÖZGÜRLÜK VE BİRLİK NEWROZU OLSUN

    Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Mehmet Kamaç, 2026 yılı Newroz’unun birlik, başarı ve özgürlük Newroz’u olmasını diledi. Bu sene iki bayramın birlikte yaşanacağını belirten Kamaç, “2026 Newroz’u Ortadoğu için özgürlük Newroz’u olacaktır. Kürt halkı için de birlik Newroz’u olacaktır. Halkımız Hesinkar Kawa ruhuyla, Rojava ruhuyla bu Newroz’u, 2026 özgürlük Newroz’una döndürsün. Bu Newroz Kürt halkı ve Ortadoğu’ya özgürlüklere vesile olsun. Kürt halkı bu nedenle bu Newroz’da alanları doldursun” dedi.

    ÇİĞDEM KILIÇGÜN UÇAR: KÜRT HALKININ TEMEL TALEBİ STATÜDÜR

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, yeni dönemde “Bugüne kadar mücadelenizi nasıl getirdiyseniz, bundan sonra da böyle devam ettirin” denildiğini belirterek, “Meclis inkar ve asimilasyon kararları vermişti. Bugün ne oldu? Sayın Öcalan iradesiyle bir çağrı gerçekleştirdi. Bugün meclis Kürt sorununu kendi görevi haline getirdi. Biz asimilasyon ve inkar politikalarına direnişimizle ve mücadelemizle yanıt verdik ve meclise getirdik.  Mecliste ama siyasi partiler samimi yaklaşmıyorlar. Biz toplum olarak, halk olarak mücadelesini ve direnişini bırakmayarak bunu da değiştireceğiz.  Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizi özgürlüğümüze, kadın özgürlüğüne, Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne yaklaştırdı. Dilimizin statüsü, Kürdistan’ın statüsü, Kürt halkının statüsü, Kürt statüsünü Kürt halkının temel talebidir” diye belirtti.

    BAKIRHAN: ZAMAN KÜRTLERİN BİRLİĞİ ZAMANIDIR

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, dünyanın savaşın içinde olduğunu belirterek, “Tarihi günlerden geçiyoruz. Kürtlerin bir olması gerekiyor. Eğer Kürtler bir olursa ne Newroz ateşi söner ne de Kürtler öldürülür. Bugün Ortadoğu’da yeni hesaplar var. Herkes Kürtler üzerine konuşuyor. Herkes bilsin ki Kürtler özgürlüğünü statüsünü sağlayacak. Bu Newroz Kürt halkının ve demokratik birliğin vesilesi olsun. Newroz meydanı Kürt halkının birlik ruhu olacak. Bugün Amed’den bütün Kürtlere sesleniyoruz; Zaman Kürtlerin birliği zamanıdır. Kürtlerin birliği için hazırız. 4 değiliz, biriz. Newroz ateşi bu sene barış meşalesi olacak” dedi.

    ÇİFTYÜREK: KÜRT HALKI STATÜSÜZLÜĞÜ KABUL ETMİYOR

    DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, “Dün aklımız Rojava’daydı, bu sefer Rojhilat’ta. Bu sene Kürtler için çok önemli. Çünkü burada süreç var, sınırda savaş var. Kürt halkı artık bundan sonra dört parça Kürdistan’da statüsüzlüğü kabul etmiyor. Ankara bunu iyi bilsin” dedi.

    Azadî Partisi’nden Cemal Sati ise yaptığı konuşmada Kürt halkının Newrozu’nu kutladı.

    Ardından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın eski bir konuşmasında yer alan videolu sesi yayınlandı.

    Açıklama çekilen halaylarla son buldu.

    HABER MERKEZİ

  • Samandağ’da “Suriye’de Soykırıma Dur De” Mitingi: Çözüm Demokratik Cumhuriyet!-VİDEO

    Samandağ’da “Suriye’de Soykırıma Dur De” Mitingi: Çözüm Demokratik Cumhuriyet!-VİDEO

    PİRHA- Samandağ’da Suriye’deki Alevi soykırımına karşı ses yükseltmek için “Suriye’de Soykırıma Dur De” mitingi yapıldı. Mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İran’a demokrasi gelecekse oradaki halkların eliyle gelecektir. Ortadoğu’da tek çare demokrasidir. Suriye’de tek çare demokratik Suriye Cumhuriyeti’dir. Aynı şekilde bu reçete bütün Ortadoğu bölgesi içindir” dedi.

     

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde Alevi kurumları, “Suriye’de soykırıma dur de” şiarıyla 75’nci Yıl Parkı’nda miting düzenledi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile DEM Parti milletvekilleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Gebel Başkanı Ercan Geçmez, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sıra, Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda Alevi kurumu temsilcisi ile Çukurova bölgesindeki demokratik kitle örgütlerinin destek verdiği mitinge yüzlerce yurttaş katıldı.

    “SESSİZLİĞİ KIRMALIYIZ”

    Miting, Suriye’de yaşanan saldırılarda yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.

    Mitingde ilk olarak söz alan Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, 8 Aralık 2024’te yaşanan rejim değişikliğinin uluslararası kamuoyuna normalleşmenin başlayacağı bir dönem olarak sunulduğunu, buna rağmen Suriye’nin kadim halklarına ve kurucu unsurlarına yönelik sistematik katliamların başladığını söyledi. Karaçay, “Alevilere, Dürzilere, Şiilere, Caferilere, Êzîdîlere, Hristiyanlara ve hatta kendileri gibi olmayan, cihatçı zulmünü benimsemeyen Sünnilere bile katliamlar başladı. Bu katliamlar zamanla Aleviler nezdinde, Alevi halkı nezdinde soykırıma dönüştü. Kaç kişinin öldüğü önemli değil. Sistematik olarak Suriye’nin en kadim halklarından olan Alevi halkı tarihten silinmek istendi. Kaldı ki uluslararası kamuoyunun sessizliği bile bunu ispatlar niteliktedir” dedi.

    “SURİYE’DE TEK ÇARE DEMOKRATİK SURİYE CUMHURİYETİ’DİR”

    Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’de yaşanan katliamlarda yaşamını yitirenleri anarak, şunları ifade etti:

    “Aleviler diz çökmedi, Suriye halkları diz çökmedi, çökmeyecek. Suriye’de savaşın ve çatışmanın bitmediğini görüyoruz. Tek çözüm halkların bir arada olması ve dayanışmasıdır. Suriye’den konuşurken İran’ın ve bölge halklarının tamamının üzerine uygulanan ABD ve İsrail emperyalizmi, insan düşmanı, medeniyet düşmanı, tarih düşmanı, halklar düşmanı politikalarına asla geçit vermedik, vermeyeceğiz. Ve bir kez daha buradan diyoruz ki İran’ın üzerinde başlatılan bu savaş derhal son bulmalıdır. İran’a demokrasi gelecekse oradaki halkların eliyle gelecektir. Ortadoğu’da tek çare demokrasidir. Suriye’de tek çare demokratik Suriye Cumhuriyeti’dir. Demokratik bir yönetim biçimiyle ancak Suriye barışa ve refaha kavuşur. Aynı şekilde bu reçete bütün Ortadoğu bölgesi içindir. Bugün Suriye’yi, İran’ı ve bütün Körfez ülkelerine yayılan ve şimdi İran saldırısıyla devam eden bu savaş politikalarına karşı tek çözüm halkların güçlü dayanışmasıdır.”

    “DİRENMEK VE SESİMİZİ YÜKSELTMEK ZORUNDAYIZ”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, uluslararası toplumun Suriye’de yaşanan katliamlara karşı ikiyüzlü bir tavır sergilediğini belirterek, “Buna rağmen direnmek ve sesimizi yükseltmek zorundayız. Bir araya gelirsek bu katillere nefes aldırmayız” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, yaşanan katliamların Suriye’de halkların örgütsüz olmasından cesaret aldığını söyleyerek, örgütlü mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, TÖP Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca, AHAD- DER Başkanı Hamit Karaalioğullarından, Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Şeyh Zülfükar Çiftçi, ÇHD ve Kaldıraç, SMF, Partizan, Mücadele Birliği, SODAP, SOL Parti temsilcileri yaptıkları konuşmada, katliamlara karşı seslerini daha gür duyurmaktan, örgütlenmekten başka şanslarının olmadığına dikkat çekerek, Türkiye ve Ortadoğu’ya barışı, özgürlüğü, demokrasiyi halkların getireceği ifade ettiler.

    PİRHA/SAMANDAĞ

  • Alevi kurumlarından İstanbul’da katliam protestosu: Colani yargılansın!-VİDEO

    Alevi kurumlarından İstanbul’da katliam protestosu: Colani yargılansın!-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları, Suriye de yaşanan Alevi katliamının birinci yıldönümünde İstanbul Maçka Parkı’nda basın açıklaması yaptı, arkasından Suriye Konsolosluğuna siyah çelenk bıraktı.

     

    Basın açıklamasına katılım oldukça yüksekti. Açıklama Arapça ve Türkçe yapıldı. Arapçasını, tüm Alevi kurumları adına Pelin Terzioğlu okudu. Türkçe’sini de yine tüm Alevi kurumları adına Hacı Bektaş Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı aynı zamanda inanç önderi Eren Yıldırım dede okudu. Açıklama esnasında sık sık “katil Colani yargılansın”, “Ortadoğu halkları yalnız değildir” sloganları atıldı.

    CHP’DEN SURİYE ALEVİ KATLİAMINA KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI

    CHP milletvekili Doğan Demir, Suriye’de Alevilere yönelik katliamların yıldönümünde yaptığı konuşmada, uluslararası ve Türkiye nezdinde yeterli müdahalenin sağlanmadığını vurguladı. Demir, “Geçen yıl Dışişleri Bakanı’ndan görüşme talep ettik ama günlerce ulaşılamadı. Bize yalnızca ‘katliamların devam etmesini istemeyiz’ dendi. Ama bir yılda katliamları desteklediler” ifadelerini kullandı.

    Demir, bu tabloya karşı birlik çağrısı yaparak, “Burada toplanmak ve katliama karşı ses yükseltmek çok önemlidir. Her ilde mitingler düzenlemeliyiz. CHP olarak elimizden geleni yapacağız” dedi.

    “ZALİMLERE KARŞI HALKLAR EL ELE VERMELİ”

    Dem Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi katliamının birinci yıl dönümü nedeniyle Maçka Parkı’nda düzenlenen anma etkinliğinde yaptığı konuşmada, Suriye’de ve Ortadoğu’da yaşanan katliam ve zulümlere dikkat çekti, halklara birlik çağrısında bulundu.

    Alevi katliamının birinci yıl dönümünde Maçka Parkı’nda yapılan anma etkinliğine, Dem Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, CHP Parti Meclisi Üyesi Ozan Işık, DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Arife Çınar, DEM Parti İstanbul milletvekili Kezban Konukçu ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı. Etkinlikte konuşan Fırat, Ortadoğu’daki savaş ve zulümlere dikkat çekti, halklara birlik çağrısı yaptı.

    Suriye’de on binlerce Alevi’nin katledildiğine dikkat çeken Fırat, “Cezaevleri yapmakla övünen zihniyet, Suriye’de on binlerce Alevi katledildiğinde sessiz kaldı. Şu anda İran’da bir savaş var. Orada halklara idam sehpalarıyla zulüm uygulanıyor, biz bunu acıyla görüyoruz” dedi.

    Fırat, ABD’nin ve bazı Batılı ülkelerin bölgedeki durumu görmezden geldiğini vurgulayarak, “Düşünün Ahmet El Şara’yı Suriye’ye getirip kravat takan zihniyet, Orta Doğu’ya özgürlük getiremez. Bizimle iyi geçinen, bize hizmet eden insanları istiyoruz diyorlar. Bu nedenle halkların artık bir araya gelmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Milletvekili, çağrısını şöyle sürdürdü: “Zalimlere karşı Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler, Ermeniler; inanan ve inanmayan herkes el ele verip mücadele etmelidir. Artık birbirimizin dedikodusunu yapmaktan ziyade birbirimizin yanında olmalıyız. Ülkenin geldiği durumu hepimiz görüyoruz.”

    Fırat, eğitim alanındaki dayatmalara da değinerek, “Okullarda çocuklarımıza yapılmayan zulüm kalmadı. Devleti yönettiğini söyleyen zihniyete ‘Artık yeter’ demeliyiz. Bu faşizme, zulme ve katliamlara karşı hep birlikte olalım. Birbirimizin kimliğine, diline, itikadına, inancına sahip çıkalım” dedi.

    Konuşmasını hayatını kaybeden tüm halklardan katledilenleri anarak sürdüren Fırat, şunları söyledi: “Oradaki Ezidiler, Kürtler, Türkler, Aleviler… Hiç kimseyi ayırt etmeden zulmü kınıyoruz ve eleştiriyoruz. Zulmü yapanlara ve buna sessiz kalanlara karşı uyanık olmalıyız. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dememeliyiz; o yılan yarın hepimizi ısıracak.”

    Fırat, konuşmasını “Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Aşk ile” sözleriyle tamamladı.

    “SURİYE’DE TÜM HALKLARIN EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE BARIŞ İÇİNDE YAŞAMASI İÇİN MÜCADELE EDİLMELİ”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç konuşmasında Suriye’deki katliam ve zulümlerin durdurulması, tüm halkların eşit yurttaşlık temelinde barış içinde bir arada yaşaması gerektiğini vurguladı.

    Alevi katliamının birinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma etkinliğinde konuşan Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Suriye’deki katliamların durdurulması, Ortadoğu’da büyüyen savaşa karşı barış çağrısı yaptı.

    Koç konuşmasında, Suriye’deki tüm halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde barış içinde yaşayacağı demokratik bir düzenin kurulması gerektiğini belirterek, “Bizim yolumuz barış yoludur. Bizim inancımız insanı incitmemek üzerinedir. Bizim sözümüz ise her zaman mazlumlardan yana, zalimlerin karşısındadır” dedi.

    Konuşmasında Suriye’de katledilen tüm canların önünde saygıyla eğildiğini ifade eden Koç, insanlığa seslenerek şöyle konuştu:

    “Ortadoğu’nun ateşini büyütmeyin. Halkların barış umudunu söndürmeyin. Yitirdiğimiz canları saygıyla yâd ediyoruz. Aşk ile. Ortadoğu halkları yalnız değildir.”

    “SURİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR BAĞIMSIZ HEYETLERCE SORUŞTURULMALI”

    Basın açıklamasının Türkçe’sini Alevi kurumlar adına okuyan Hacı Bektaş Kültür Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Eren Yıldırım dede,  Mart 2025’te Suriye’de özellikle Alevilerin yoğun yaşadığı yerleşim yerlerine yönelik silahlı saldırılar düzenlendiğini belirtti. Yıldırım, bu saldırılarda çok sayıda sivilin katledildiğini, yerleşim yerlerinin basıldığını ve inanç merkezlerinin tahrip edildiğini ifade etti.

    Saldırıların rastlantısal olmadığını söyleyen Yıldırım, uluslararası insan hakları raporları ve tanıklıkların bu saldırıların Alevi toplumunu hedef alan sistematik bir nitelik taşıdığını ortaya koyduğunu dile getirdi. Kadınlar, çocuklar ve yaşlıların da hedef alındığını vurgulayan Yıldırım, bazı yerleşimlerde insanların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle evlerinin basıldığını, kaçırıldığını ve zorla yerinden edildiğini söyledi.

    Yıldırım, saldırıların yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmadığını belirterek, Alevilerin ekonomik olarak da baskı altına alındığını ifade etti. “Birçok kişi hem özel sektörde hem de kamu kurumlarında işlerinden çıkarıldı, hakları gasp edildi. İnsanlar açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmek isteniyor” dedi.

    Suriye’deki gelişmelerin yalnızca Alevilerin değil tüm halkların meselesi olduğunu söyleyen Yıldırım, 8 Aralık 2024’ten sonra ülkede farklı halk ve inanç gruplarına yönelik saldırıların arttığını savundu. Yıldırım, bölgede yaşayan Hristiyanlar ve Kürtlerin de saldırılara maruz kaldığını ifade ederek özellikle Rojava’nın uzun süre insani yardımdan mahrum bırakıldığını söyledi.

    Uluslararası topluma çağrıda bulunan Yıldırım, Suriye’de Alevilere yönelik işlenen suçların bağımsız uluslararası heyetler tarafından soruşturulması gerektiğini belirtti. Katliamlardan sorumlu olan silahlı yapıların ve onları destekleyen odakların açığa çıkarılması gerektiğini dile getiren Yıldırım, sorumluların uluslararası mahkemelerde yargılanması çağrısında bulundu.

    Yıldırım ayrıca Alevi yerleşimlerinin güvenliğinin sağlanması için uluslararası kamuoyunun harekete geçmesi gerektiğini ifade ederek, Ortadoğu’daki savaş ve çatışmaların son bulması gerektiğini vurguladı.

    Konuşmasının sonunda Aleviler arasında dayanışma çağrısı yapan Yıldırım, “Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Aleviler birbirlerinin müsahibidir. Birine vurulan darbe hepimizin canına vurulmuştur” dedi.

    “MEZHEPÇİ ANLAYIŞLA SURİYE’YE BARIŞ GELMEZ”

    Suriye’de yaşanan Alevi katliamının birinci yıl dönümünde Maçka Parkı’nda  yapılan anma etkinliğinden sonra Suriye Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı.  Konsolosluk önünde konuşan Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, mezhepçi ve ırkçı politikalarla bölgede barışın sağlanamayacağını belirterek demokratik bir Suriye çağrısında bulundu.

    Koç, Türkiye’de ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Aleviler adına konuştuğunu ifade ederek Suriye’de yaşanan katliamların son bulması gerektiğini söyledi. Mezhepçi yaklaşımların toplumsal barışı derin biçimde zedelediğini dile getiren Koç, “Suriye’de mezhepçi ve ırkçı bir anlayışla barış gelmez. Yaptığınız hatadan geri dönün” dedi.

    Suriye’de tüm halkların eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir düzen kurulması gerektiğini vurgulayan Koç, ülkede yaşayan farklı halk ve inançların birlikte yaşam kültürünü geliştirmesi gerektiğini ifade etti. Koç, Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, Süryaniler ve diğer tüm toplulukların ortak bir demokrasi zemini etrafında bir arada yaşayabileceği bir cumhuriyetin inşa edilmesi gerektiğini belirtti.

    Koç, Suriye’deki çatışmaların ve katliamların son bulması çağrısında bulunarak, silahlı yapıların dağıtılması ve ülkede demokratik bir yönetimin kurulması gerektiğini dile getirdi.

    Konuşmasının ardından Alevi kurumları temsilcileri, Suriye’deki katliamların birinci yıl dönümü dolayısıyla taleplerini içeren siyah çelengi Suriye Konsolosluğu binası önüne bıraktı. Koç, etkinliğe katılanlara teşekkür ederek Alevi kurumlarının barış ve demokrasi talebini yineledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyareti sonrası açıklama yaptı-VİDEO

    DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyareti sonrası açıklama yaptı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, İçişleri ve Adalet Bakanlığı ziyaretleri sonrası açıklama yaptı. Pervin Buldan hem kayyım meselesini hem de cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları kendilerine aktardıklarını belirtirken, Mithat Sancar da, “Adalet, ülkenin barışının temeli ve barışın vazgeçilmez şartıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yaptığı görüşme sona erdi. Bakanlık önünde açıklama yapan heyet, görüşmenin kapsamına ilişkin bilgi verdi.

    “BUNUN BIR BAŞLANGIÇ OLMASINI TEMENNI EDIYORUZ”

    DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, bugün iki önemli görüşme gerçekleştirdiklerini, belirterek, “Özellikle yargıya güven meselesinde önemli bir görev üstlenen Sayın Akın Gürlek’e, bakanlık sürecinde kendisinden beklenti içinde olduğumuzu da ilettik. Bunun bir başlangıç olmasını temenni ediyoruz. Gerçekten toplumun yüzünün en fazla dönük olduğu, beklentilerinin yoğunlaştığı; AYM kararlarının uygulanmadığı bir dönemde kendisi yeni bakanlığa geldi. Toplumun bu konuda büyük bir beklentisi var. Yine İçişleri Bakanı’yla da aynı şekilde görüştük. Bu konuları açıkça kendilerine ilettik. Hem kayyım meselesini hem de cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları kendilerine aktardık” dedi.

    “ADALET, ÜLKENIN BARIŞININ TEMELI VE BARIŞIN VAZGEÇILMEZ ŞARTIDIR”

    Mithat Sancar ise süreçle ilgili hukuk, adalet ve demokrasi konusundaki mevcut beklentileri aktardıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Sürecin temeli ve hedefi barıştır; kalıcı barış için toplumun tümünü kapsayan bir adalete ihtiyaç vardır. Adalet Bakanı, hem hazırlık aşamasında hem de yasalar Meclis’ten çıktıktan sonra uygulanması sürecinde önemli bir fonksiyon üstlenmektedir. Bu sürecin ne kadar acil ihtiyaçlar içerdiğini hem kamuoyuna hem de bakanlara ilettik. İçişleri Bakanlığı, barış, hukuk, adalet ve güvenlik ilişkisinde çok önemli bir konumda yer almaktadır. Adalet ve İçişleri Bakanlığı’nın süreçle ilgili sorumlulukları kamuoyu tarafından dikkatle izlenecektir. Bizler de yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldık ve önerilerimizi aktardık. Adalet, ülkenin barışının temeli ve barışın vazgeçilmez şartıdır.”

    Gazetecilerin kayyım uygulamasıyla ilgili sorusuna, Sancar, “Kayyım uygulaması hiç olmamalıydı. Uygulamanın uzaması zaten bu aykırılıkları artırıyor. Umuyoruz ve bekliyoruz ki en kısa sürede bu yanlış düzeltilir ve hukuksuzluk giderilir” derken, Pervin Buldan da, “Yasa ile ilgili bayramdan sonra adalet komisyonuna gitmesi bekleniyor. Biz de bu konuda meselenin tamamlanması için görüşümüzü ilettik. Onlarda böyle bir hazırlıklarının olduğunu iletti. Bayram sonra adalet komisyonunda görüşüldükten sonra genel komisyona gelecek. Gerçekten umutluyum her iki bakan da bu dönemde kendi üzerlerine düşen görev ve sorumluluğu en iyi şekilde yerine getireceği izlenimini aldık” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Özel’den iktidara sert mesaj: Türkiye savaşın eşiğinde edilgen bırakılamaz!-VİDEO

    Özgür Özel’den iktidara sert mesaj: Türkiye savaşın eşiğinde edilgen bırakılamaz!-VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür ÖzelTürkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen grup toplantısında dış politika, yargı süreçleri ve ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel’in konuşmasında özellikle bölgesel savaş riski ve hükümetin dış politika tutumu öne çıktı.

     

    Bölgedeki askeri hareketliliğe ve artan gerilime dikkat çeken Özel, Türkiye’nin dış politikada edilgen bir konuma sürüklendiğini savunarak hükümeti eleştirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın daha önceki açıklamalarına atıfta bulunan Özel, uluslararası gelişmeler karşısında şeffaf ve tutarlı bir diplomasi yürütülmediğini öne sürdü. Türkiye’nin olası savaş risklerine karşı net bir tutum ortaya koyması gerektiğini belirten Özel, dış politikanın iç siyasete malzeme edilmemesi gerektiğini söyledi.

    Konuşmasında yargı süreçlerine de geniş yer ayıran Özel, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davalara değindi. Bu süreçlerin siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunan Özel, yargının bağımsızlığına ilişkin kaygılarını dile getirdi. Hukukun üstünlüğünün zedelendiğini ifade eden Özel, adalet mekanizmasının siyasal baskılardan arındırılması gerektiğini vurguladı.

    Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan CHP lideri, hayat pahalılığı, enflasyon ve gelir adaletsizliğine dikkat çekti. İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Özel, yurttaşların alım gücünün her geçen gün düştüğünü belirterek erken seçim çağrısını yineledi.

    Toplantıda hem dış politika hem iç siyasete dair eleştirilerini sürdüren Özel, Türkiye’nin demokratikleşme, hukuk devleti ve ekonomik istikrar başlıklarında yeni bir yönelime ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

    HBER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nde- VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nde- VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Parlamento Kadın Grubu Toplantısında konuşuyor.

    PİRHA- Partisinin Meclis’te düzenlediği kadın grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla  grup toplantısını Meclis Kadın Grup Toplantısı olarak gerçekleştirdi.

    Grup toplantısı DEM Parti Kadın Meclisi’nin hazırladığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tarihini ve Ortadoğu’da yürütülen kadın mücadelesini anlatan sinevizyon ile başladı.

    Yaşamını yitiren, katledilen ve cezaevlerinde bulunan kadınların direnişlerine işaret eden Tülay Hatimoğulları şunları söyledi:

    “Kadın mücadele tarihimizde simgeleşen değerli Clara Zetkin’i, Rosa Luxemburk’u ve Türkiye feminist hareketine büyük emekler veren sevgili Şirin Tekeli’yi, yakın zamanda kaybettiğimiz Şemsa Özarı ve Kürt özgürlük mücadelesinde zulme boyun eğmeyen, Sakine’yi, Seve’yi, Fatma’yı, Pakize’yi, Deniz Poyraz’ı ve yakın zamanda kaybettiğimiz yol arkadaşımız sevgili Dilan Karaman’ı ve onların şahsında yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla, minnetle anıyorum. İradeleri dört duvarı aşan, demir parmaklıkları aşan sevgili Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Ayşe Gökkan’a, Fatma Çelik’e, Tanya Kara’ya ve onların şahsında cezaevlerinde bedel ödeyen bütün siyasi kadın tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.”

    “EPSTEİN DOSYALARINDA ADI GEÇENLER HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILMALIDIR “

    Erkek egemenliğin ve kapitalist sistemin Epstein dosyaları ile ifşa olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları,  “Bu dosya patriarkal kapitalizmin ve onu savunan devletlerin kadın ve çocuk bedenleri üzerindeki tahakkümünü görünür kılan bir kırılma anıdır. Bu kirli ağ, erkek düzenin suçlarını nasıl koruduğunu ve cezasızlığı nasıl sistematik hale getirdiğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Epstein dosyasında Türkiye’de adı geçen bu kirli ağın içinde işbirliği yapan isimler hakkında hala bir soruşturma başlatılmış değildir. Bu utanç vericidir. Belgelerde adı geçenler hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “ORTADOĞU KANLI BİR KAOSA SÜRÜKLENİYOR, ARTIK YETER!”

    Hatimoğulları, dünyada ve özellikle Ortadoğu’da derinleşen savaşlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları, küresel ölçekte yaşanan çatışmaların emperyalist sistemin yeniden dizayn süreci olduğunu belirterek, bedelini ise halkların, kadınların ve çocukların ödediğini vurguladı.

    Hatimoğulları, “Bizler bu kokuşmuş kapitalist sistemin anlayışını yaşamımızın her alanında hissediyoruz. Dünya adeta yeni bir cihan savaşının içindedir” dedi. Rusya-Ukrayna savaşı, Afganistan-Pakistan hattındaki gerilim, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi, İsrail’in Filistin işgali ve son olarak ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını bu sürecin parçaları olarak değerlendirdi.

    Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki otoriter rejimlerin ya emperyal güçlerin bölgedeki vekilliğini üstlendiğini ya da baskıcı politikalarını sürdürerek halklarını savaşın içine ittiğini ifade eden Hatimoğulları, “Kendi halklarının ölümü pahasına bu savaşların parçası olmaya devam ediyorlar” dedi.

    ABD ve İsrail’in İran’la müzakere yürütürken saldırı gerçekleştirdiğini belirten Hatimoğulları, savaşın bölgenin tamamına yayılma riskinin yüksek olduğunu, Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerinin de bu gerilimden etkilendiğini söyledi. Bölgenin kanlı bir kaosa sürüklendiğini ifade etti.

    İran’da bir kız okulunun bombalandığını ve yaklaşık 170 kız çocuğunun hayatını kaybettiğini belirten Hatimoğulları, yüzlerce çocuğun yaralandığını dile getirdi. “Yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri. Erkek egemen savaş politikalarının sonuçlarını yaşıyoruz” dedi.Kadınlar olarak bu saldırıyı şiddetle kınadıklarını belirten Hatimoğulları, “Bu topraklarda çok kan aktı, çok kan döküldü. Artık yeter” çağrısında bulundu.

    Barışın, halkların ortak iradesiyle ve kadınların öncülüğünde inşa edileceğini vurguladı.

    “ÇÖZÜM SAVAŞTA DEĞİL DEMOKRATİK İRAN’DADIR”

    “İsrail’in başlattığı savaş buradan meşrulaştırılamaz” diyen Hatimoğulları, ” İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi, kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların, Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil çözüm otoriter rejimde değil, çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır” diye belirtti.

    “SELAM OLSUN ROJAVA’LI KADINLARA”

    Hatimoğulları, “Jina Mahsa Amini’nin şahsında özgürlüğü için direnen bütün İranlı kadınlara ve bölge kadınlarına binlerce kez selam olsun” dedi.

    Ortadoğu’da kadınların kurduğu alternatif yönetim modellerine dikkat çeken Hatimoğulları, özellikle Rojava’daki kadınların oluşturduğu yönetime vurgu yaparak, bölgedeki kadın öncülüğünü selamladı.

    Savaşların erkek egemen sistem anlayışının sonucu olduğunu belirten Hatimoğulları, bu çatışmalarda en ağır bedeli kadınların ödediğini ifade etti. Göç etmek zorunda kalan, taciz ve tecavüze uğrayan, insan kaçakçılarının eline düşen kadın ve çocukların yaşadığı dramın savaş politikalarının doğrudan sonucu olduğunu söyledi. “Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz” dedi.

    Hatimoğulları, savaşın yalnızca silahlı çatışma olmadığını, aynı zamanda kadınların yıllar süren mücadeleyle elde ettiği kazanımları ortadan kaldırmayı hedeflediğini vurguladı. Özellikle Şengal’de kadınların elde ettiği kazanımların tehdit altında olduğunu belirtti.

    “74 fermanla yok edilemeyen Êzidî halkının, Êzidî kadınlar öncülüğünde Şengal’de inşa ettiği özgür ve eşit yaşamın hedef gösterilmesi, nasıl bir Ortadoğu istendiğinin açık göstergesidir” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, kadınların kazanımlarına yönelik her türlü saldırıya karşı dayanışma çağrısı yaptı.

    Hatimoğulları, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin Ortadoğu’da barışın temel güvencesi olduğunu belirtti.

    “SAÇ ÖRGÜSÜ BURADA DİRENİŞ BURADA”

    Hatimoğulları devamında şunları söyledi:

    “Yine Rojava’ya dönük saldırılarla kadınların, kadın devriminin kazanımlarının hedef alınması da hiç tesadüf değildir. Bir direnişçi kadının cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. O kesilen ve teşhir edilmek istenen saç örgüsü nerede, biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde. Bütün dünyayı sardı. Sadece Ortadoğu’da, Suriye’de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici, karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi. Bizler bugün, DEM Parti Kadın Meclisi olarak da bugünkü şalımızın ve sembolümüzün simgesi olan saç örgüsüdür. Saç örgüsü, burada o kadınların direnişidir. O kadınların direnişi, kadın örgütlerinde devam edecek.

    Afganistan’da Taliban’ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi, kadına yönelik şiddeti yasal bir hale getirmeye çalışmaları da nasıl bir Ortadoğu istediklerinin bir diğer göstergesi. Boko Haram, El Nusra, El-Kaide ve uzantısı örgütlerin bölgede geliştirilmek istenen siyasal İslam çizgisinin kadınlar üzerindeki yarattığı baskının nasıl bir Ortadoğu ve nasıl bir yönetim şekli ortaya koymak istediklerinin en temel göstergesidir. Irak’ta 2003’ten beri kadın haklarını aktif olarak savunan Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nün  Kurucusu Yenar Muhammed, Bağdat’ta katledildi. Yenar Muhammed; Irak’ta feodalizme, siyasal İslam’a ve emperyalizmin bölgedeki oyunlarına karşı kadın haklarını çok açık bir biçimde kararlılıkla savunmuş bir aktivisttir. Bir mücadele insanıdır, Şengal’de DAİŞ’in esir aldığı Êzidî kadınların sesi oldu. Yenar Muhammed’i öldüren karanlık zihniyeti şiddetle kınıyorum ve kendisini saygıyla, minnetle anıyorum.”

    ÖCALAN’IN MESAJI

    Hatimoğulları, 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıldönümünde Ankara’da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdiklerini hatırlattı.  Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajın son bir yıllık gelişmeleri değerlendirdiğini ve yeni bir aşama olarak tanımlanan “demokratik entegrasyon” sürecine dikkat çektiğini aktardı. Mesajda, demokratik entegrasyonun en az Cumhuriyet’in kuruluş süreci kadar önemli bir başlangıç olduğunun vurgulandığını söyledi.

    Hatimoğulları devamında şunları kaydetti:

    “Mesela Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki; Kürt halkının talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek. Bütün Türkiye’nin demokratikleşmesine kapı aralayacak. Buradan bir kez daha şunların altını çiziyoruz; AİHM ve AYM kararları uygulanmalı. Kayyım atanan belediyelerin halka yani seçilmişlere yani kendi iradelerine iade edilmesi. Cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, infaz yakmaların son bulması. Bütün bunlar için bir yeni anayasa düzenlemeye gerek yok. Mevcut olan yasalar hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşmeli. Bu kararlar yerine getirilmeli. Sayın Öcalan’ın koşulları ve statüsünün yasal bir düzenleme ile tanınması ve hukuki bir güvenceye alınması. Bu sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalı, somut adım atılmadığı müddetçe de toplumun bu sürece inancında gittikçe zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var.”

    ÜÇ TEMEL ADIM 

    Toplumda bu süreçle ilgili güven arttırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece Dem Parti’de değil. Bu parlamentonun ve toplumun tamamındadır. Devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir. Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz. Bu üç adımı biraz önce de ifade ettiğim için sadece Kürtler için değil, Türkiye halklarının tamamı içindir. Birincisi, Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukuku.  Bunun güvencesinde yaşayabilir. Buna özgür yurttaş yasası da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa, özgür yurttaş yasası olarak tamamlanabilir. Ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir.

    DEMOKRATİK TÜRKİYE’NİN MÜHRÜ YEREL DEMOKRASİDİR

    Yerel yönetimler güçlendiğinde, insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa’nın yerel yönetim özerklik şartı, bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye’nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır’ın değil; Trabzon’un, Tekirdağ’ın, Antalya’nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değildir; 21. yüzyıla yakışır çok temel bir haktır. Yeni bir sivil demokrasi toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı ve bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki; hem kalıcı bir barış tesis edilebilir, hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir. Biz kadınlar; barış ve demokratik toplum çağrısını son noktaya kadar destekliyoruz. Ve bu çağrının gereklilikleri için de çalışmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye de devam ediyoruz.

    8 MART RUHUYLA ALANLARDA OLACAĞIZ

    Bizler, onurlu barıştaki ısrarımız, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemiz, farklı cinsiyetlerin, dillerin, kimliklerin ve inançların bir arada eşit yurttaş olarak yaşaması için barış ve demokratik toplum inşacıları olarak bu çalışmaların doğrudan merkezinde olmaya devam edeceğiz. Evet, sevgili kadınlar; haklarımıza ve hayatlarımıza yönelik yapılan saldırılara karşı, 8 Mart ruhuyla, 8 Mart’ta alanlarda, meydanlarda olacağız. İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı inşa edeceğimizi haykıracağız. Ve bizler vardık, varız, var olacağız. Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Cumartesi Anneleri 1092. hafta: Kayıplar inkar edilerek barış kurulmaz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1092. hafta: Kayıplar inkar edilerek barış kurulmaz!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1092. hafta eyleminde Cüneyt Aydınlar dosyasına değindi. Ağabey Enver Aydınlar, konuşmasında “Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz. Biz buradayız. Vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz ve sormaya devam edeceğiz: Cüneyt Aydınlar nerede?” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için birkez daha ellerinde karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 1092. hafta eylemine çok sayıda yurttaş da destek verdi.
    Basın açıklamasını Zelal Buldan okudu. Buldan, polisler tarafından 20 Şubat 1994’te gözaltına alınıp kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sorarak “32 yıldır soruyoruz, 32 yıldır cevapsız bırakılıyoruz” dedi.

    RESMİ GÖZALTI YAPILMIŞTI!

    Zelal Buldan, Aydınlar’ın gözaltına alındığının resmi kayıtlara da geçirildiğini söyledi. Tüm delillere rağmen etkin ve sonuç alıcı bir soruşturma yürütülmediğini aktaran Buldan, şu açıklamayı yaptı:

    “İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar, 20 Şubat 1994 tarihinde saat 13.00 sularında Bakırköy Ömür Durağı’nda polisler tarafından gözaltına alındı ve Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Yedi gün boyunca kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra 27 Şubat 1994 tarihinde resmi gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiğinde Cüneyt aralarında yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İnsan Hakları Derneği avukatlarına, ’28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçtı’ yanıtını verdi.
    Oysa aynı operasyonda gözaltına alınan kişiler, 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada, 2 Mart 1994 tarihine kadar Cüneyt ile birlikte gözaltında tutulduklarını beyan ettiler. Tanıklar, ağır işkence gören Cüneyt’in bir ayağı kırık, yürüyemez haldeyken; ‘Ölmeye hazır mısın, ölmeye gidiyorsun’ diyen polisler tarafından sürüklenerek hücresinden götürüldüğünü aktardılar.”

    “ARTIK YETER!”

    Zelal Buldan, Cüneyt Aydınlar’ın, elleri kelepçeli haldeyken kaçtığı iddiasının asılsız olduğunu vurguladı. Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesine ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmediği söyleyen Buldan, tanıkların dinlenmediğine de dikkat çekti.
    “Gözaltında kaybedilme hali devam ettiği sürece, hak ihlali de güncelliğini korur ve hak arama özgürlüğünün önü kesilemez.
    Bu nedenle Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, bulunduğu yerin tespiti ve sorumluların yargı önüne çıkarılması yönündeki yükümlülüğünüz sürmektedir.
    Artık yeter. Görevinizi yerine getirin.”

    “GÖZALTINDAKİ İNSAN NASIL KAYBOLUR?

    Eylemde Cüneyt Aydınlar’ın kardeşi Enver Aydınlar da konuştu. Tanıkların beyanlarını aktaran Enver Aydınlar, kardeşinin “Ölüme gidiyorsun. Hazır mısın?” denilerek hücresinden alındığını anlattı. Cüneyt Aydınlar’ın, polis eşliğinde çok sayıda adrese götürülüp sorgudan geçirildiğini aktaran Enver Aydınlar, şu bilgileri paylaştı:

    “Mahalledeki bakkal, muhtar ve mahalledeki çocuklar, eve getirilen genç çocuğun inşaat alanına götürüldüğünü ve oradan çok sayıda silah sesi geldiğini söylediklerini ifade etmişlerdir. Buradan açıkça ve hukuki sorumluluk çerçevesinde soruyoruz: Cüneyt Aydınlar gözaltına alındığında devletin gözetimi altındaydı. Devletin gözetimi altındaki bir insanın yaşam hakkından kim sorumludur? Gözaltındaki bir insan nasıl kaybolur? Nasıl ağır işkence izleriyle tanıkların karşısına çıkar? Nasıl silah seslerinden sonra bir daha kendisinden haber alınamaz?”

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Enver Aydınlar, hakikatlerin açıklanmadan toplumsal barışın da kurulamamayacağını söyledi. Meclis’te kurulan komisyonun hazırladığı raporda zorla kaybetmelerin yer almadığına değinen Aydınlar, “Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz. Biz buradayız. Vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz. Ve sormaya devam edeceğiz: Cüneyt Aydınlar nerede?” ifadelerini kullandı.

    1092. Hafta eyleminde Aydınlar ailesinin avukatı Eren Keskin de söz aldı. Cüneyt Aydınlar’ın gözaltındayken ağır işkenceye maruz kaldığını tanıklardan dinlediklerini söyleyen Av. Keskin “Türkiye yargısı her zaman olduğu gibi kanuna karşı hile yollarını kullanarak bu olayın kapatılmasını sağladı” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özgür Özel: 18 Mart akşamı hep birlikte İstanbul’da ayakta olacağız!- VİDEO

    Özgür Özel: 18 Mart akşamı hep birlikte İstanbul’da ayakta olacağız!- VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Ekonomideki adaletsiz vergi sistemi ve iktidar politikalarını sert sözlerle eleştiren Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlatılan mitinglerin 18 Mart’ta İstanbul’da büyük buluşmayla süreceğini açıkladı. Erdoğan’a kendisine açtığı dava üzerinden çağrı yapan Özel, Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasını isteyen hakim için “reddi hakim” kararı talep edildiğini söyledi. 

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından başlattıkları mitinglere işaret eden Özel, İstanbul’daki ilçe mitinglerini yarın itibarıyla tamamlayacaklarını kaydetti.

    Özel, “Yarın akşam ilçe mitinglerini tamamlıyoruz. 3. bölge mitingiyle, 3. bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy’deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. 3, 2, 1 diye bölgeleri sayıp 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul’da ayakta olacağız” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE TELEFONUN VERGİSİ TELEFONDAN FAZLA”

    ‘Vergi haftası’ dolayısıyla vergi politikalarını eleştiren Özgür Özel, cep telefonu örneği vererek şöyle konuştu:

    “Bugünlerde piyasaya gençlerin sahip olmayı çok istedikleri bir cep telefonu çıktı, yeni bir model, pahalı bir model. Bu cep telefonunun yurt dışında yarı fiyata satılıyor, Türkiye’de fiyatı 108 bin lira. Her devlet bu alışverişten bir vergi alır. Amerika’da yüzde 8 alıyor, 4’ü eyalete 4’ü merkezi yönetime. Türkiye’de 108 bin liralık telefonun 54.959 lirası vergi, 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye’de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın; 55 bin lira vergi ödüyorsun, 53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş her bir gencimizin sahip olmak istediği telefona sahip oluyorsun.

    Paranın mucidi Lidyalılar, Sümerliler vergiyi bulmuş. Bu konuda en büyük icadın sahibi ise Sayın Erdoğan. O, vergiden vergi almayı bulmuş.”

    “2022’DE 480 TL’YE KURULAN SOFRA BUGÜN 3 BİN 950 TL OLDU”

    2022’de 480 liraya kurulan Ramazan sofrasının, aynı ürünlerle 2023’te 2.530 liraya bu yıl de 3.950 liraya kurulabildiğini söyleyen Özel, “Misafir ağırlama maliyeti yüzde 723 artmış Tayyip Bey” dedi.

    RAMAZAN GENELGESİNE TEPKİ

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen ‘Ramazan genelgesi’ hakkında konuşan Özel, “Çocuğunun dini eğitiminden aileler sorumlu belli çocuklar belli bir yaşa gelene kadar. O çocuğun ibadetini anası bilir babası bilir, orucunu bilir küçücük çocuk. Bu çocuklara, bu çocuklara onları çetele tutturacak, bunun üzerinden sınıfta ayrılık çıkaracak; esas maksadı gazeteye, televizyona düşecek bir gerilim çıkacak sonra aynı yalana sarılacaklar. Ne aynı yalan? ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük! Oyu bize vermelisin! Onlara verirsen bayrağı indirecekler, onlara verirsen ezanı dindirecekler, onlara verirsen şunu yapacaklar… Bu milleti size 5 yıl daha sömürtmeyeceğiz, o milletin hakkını size yedirmeyeceğiz” dedi.

    “AKP DÖNEMİNDEKİ KAMU ZARARINA SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEDİ”

    19 Mart İBB operasyonlarına da değinen Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu yargılandığı soruşturmalara dikkat çekerek “Her türlü rezilliği göze aldılar, hiçbirinin arkasında duramadılar” dedi ve iddianamenin kanıtsız olduğunu vurguladı.

    Sayıştay’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik denetimlerinin sonuçlarını paylaşan Özel, AKP dönemindeki denetimleri ve o dönemde konuyla ilgili soruşturma izni verilmemesi üzerine ilerleme sağlanamadığının rapor edildiğini hatırlatan Özel, CHP dönemindeki denetimlerde ise kamu zararının tespit edilmediğini belirtti.”

    “ERDOĞAN’IN AVUKATLARI DİPLOMA DAVASINDA REDDİ HAKİM İSTEDİ”

    “Diplomasız Erdoğan” sloganı attığı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kendisine açılan davayı yeniden gündeme getiren Özel, Erdoğan’ın avukatının davada diplomanın ibrazını isteyen hakim için “reddi hakim” talebinde bulunduğunu söyledi.

    Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasını talep ettiklerini kaydeden Özel, hakimin diplomanın dosyaya sunulmasına karar verdiğini, Erdoğan’ın avukatlarının ise bunu kabul etmediğini vurguladı. Özel, bunun üzerine Erdoğan’ın avukatlarının hakimin “tarafsız olmadığını” savunarak “reddi hakim” talebinde bulunduğunu kaydetti.

    Kendileriyle siyaseten yarışamayanların yargı kumpası kurduğunu savunan Özel’in gündeminde Kurultay davası da vardı. İktidar yürüyüşlerinin durdurulamayacağını kaydeden Özel, “Erdoğan ‘Bu gidişi durduramayacaksın’ diyor ya gidişinizi ben bile durduramam, sen de bu gelişi durduramayacaksın” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuştu. Hatimoğulları, devlet vatandaş bağının inkarla değil, kabul, adalet ve onurlu barış temelinde kurulması gerektiğini belirtti.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla konuşmasını anadili olan Arapça ile yaptı. Salondakileri Arapça selamlayan Tülay Hatimoğulları, anadilin insanlığın zenginliği olduğunu, birçok dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

    Tülay Hatimoğullar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “TÜRKİYE’DE EKONOMİ HAYATİ BİR GÜNDEM”

    “Türkiye’de ekonomi hayati bir gündem. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 43 bin 415 lira, yoksulluk sınırının ise 105 bin lira. Eskiden tek asgari ücretle geçinen bir ailenin bugün dört asgari ücretle dahi yoksulluk sınırını aşamıyor. Açlığın, yoksulluğun idare edilebilir bir yanı yoktur, kalmamıştır. Buradan AKP iktidarına sesleniyorum; en düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir.

    Bu çarpık düzen sadece halkın cebindeki parayı değil, nefes aldığımız doğayı da yandaşlarına aktaracak ve yandaşlarının bunu sömürmesini sağlayacak bir kaynak olarak görmektedir. Öyle ki Avrupa’da doğal alan kaybında Türkiye açık ara 1’inci sıradadır. Hava, su, toprak, doğa, deniz sizlerin kar edeceği ticari mal değildir. Bu sebeple bizler DEM Parti olarak iktidarın rant tercihleri uğruna milyonların yoksulluk içinde bırakılmasına, ormanlarımızın ve kıyılarımızın talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

    Bakın OECD verilerine göre bugün ülkede her dört gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) makyajlı verilerinin bile gizleyemediği yapısal işsizlik sarmalında gençlerin yüzde 70’inden fazlası geleceğini bu topraklarda değil, yurt dışında görüyor. 2025’in son çeyreğinde her beş genç kadından birinin işsiz olduğu tespit edilmiş.

    “ÖZELLİKLE GENÇ KADINLARIN HAYATINA DİJİTAL KELEPÇE VURULMAK İSTENİYOR”

    Özellikle genç kadınların hayatına dijital kelepçe vurulmak isteniyor. Reşit bir üniversite öğrencisinin yurda giriş saatinin ailesine SMS yoluyla bildirilmesi devlet eliyle kurulan patriyarkal vesayetin ta kendisidir. Yani genç kadınlar için bu tablo çok ama çok daha fazla ağır.

    “ÖNÜMÜZDE DURAN GÜNLER SIRADAN GÜNLER DEĞİL”

    Türkiye tarihin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinde de ilerlenirse umut dolu günler vadeden bir dönemden geçiyoruz. Önümüzde duran günler sıradan günler değil. 100 yıllık bir düğümün çözülüp çözülmeyeceğine karar vereceğimiz günler.

    Bu çerçevede İmralı heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Sayın Öcalan’ın ifadesi çok önemli, bir siyasi beyan niteliğindedir. Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. ‘Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz. Evet, birlikte nasıl yaşayacağız?’ Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak, yeni dönemin pusulasını bulmak demektir.

    Dönem şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir demokratik bütünleşme dönemi olmalıdır. Toplumsal uzlaşıyı esas alan Meclis zeminindeki yasal güvenceler hayata geçirilmelidir.

    “KOMİSYON RAPORUNUN EKSİKLİKLERİ, YETERSİZLİKLERİ VAR”

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski ve ezberlere dayanıyor.

    Kürt sorunu terör parantezine sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.

    AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride?

    Gelin bu hayırlı ayda hayırlı işleri hep beraber yapalım. İnfaz Kanunu’nu çerçeve kanun, demokratikleşme kanunu bu ay çıkaralım.

    “SOMUT YASAL ADIMLAR ATILMALI”

    Peki, bu süreçte ne yapmalı; kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenleme ile tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç; sözde kalmamalı, Meclis çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. Kürt’e barış Türkiye geneline ise demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayım düzeni bitmelidir. Halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki ‘terör’ ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı. Eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır. Siyasi barış ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken; sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı. Bizler bunları bekliyoruz.

    “GELİN BARIŞI HATIRLANAN BİR GÜN OLMAKTAN ÇIKARIP, İŞLENEN DÜZEN HALİNE GETİRELİM”

    Gelin barışı hatırlanan bir gün olmaktan çıkarıp işleyen bir düzen haline getirelim. Her daim teklifimiz budur ve bu konuda emek veriyoruz. Daha da emek vermeye hazırız. Silahların sonsuza dek sustuğu ve siyasetin konuştuğu o yeni dönemi birlikte kuralım. Demokratik siyaset dışında bir yol yok mu? Ve biz bu yolu sonuna kadar yürüyeceğiz. Çünkü bu memleket bizim. Çünkü bu memleket hepimizin. Çünkü biz bu memlekette yaşamak istiyoruz. Sevgili Nazım’ın dediği gibi; ‘Yaşamak, yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’.”

    PİRHA/ANKARA

  • Saraçhane Parkı’nda Kadın Buluşması: 8 Mart’ta alanlarda olalım!-VİDEO

    Saraçhane Parkı’nda Kadın Buluşması: 8 Mart’ta alanlarda olalım!-VİDEO

    PİRHA- Kadınlar, Saraçhane Parkı’nda açıklama yaparak, kadınları 8 Mart’a çağırdı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleştireceği etkinliklerin startını İstanbul Fatih’te Saraçhane Parkı’nda verdi. “İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı örüyoruz” şiarıyla gerçekleştirilen etkinliğe çok sayıda kadın katıldı.

    DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, yapmak istedikleri yürüyüşün polislerce kurulan barikatlarla engellendiğini belirterek, “Bugün kadınları katledenlerle kadınların dayanışmasına barikat kuranların zihniyetleri aynıdır” dedi.

    Ortadoğu’da baskılara rağmen kadınların direndiğini ifade ederek, “Afganistan’da Taliban’a karşı İran’da Molla rejimine, cezaevinde, Suriye’de Kürt, Arap, Alevi kadınlar direniyor. Rojavalı kadınlar direniyor ve yeni bir yaşam modeli örüyoruz. Rojava’da direnen kadınlar örnek oluyor. Orada direnen kadınlara yönelik saldırılar tüm kadınlara yöneliktir. Orada kadınların saç örgülerini sosyal medyada paylaştı. Ama saçını ören kadınların dayanışması yükseldi. AKP iktidarı da saçını ören kadınları gözaltına aldı. Biz kadınlar kendimize ait bir ülkeyi inşa edeceğiz. Tüm halkların anadilleriyle eşit olduğu yani demokratik bir ülkeyi kuracağımızın sözünü veriyoruz” diye konuştu.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili ve Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Kezban Konukçu, DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ve Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Didem Betül Göçer de 8 Mart’ta dayanışma ile alanları dolduracaklarını belirterek, tüm kadınları alanlara çağırdılar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Feribot iddiası, tanıksız dosya: Murat Yıldız için adalet talebi!-VİDEO

    Feribot iddiası, tanıksız dosya: Murat Yıldız için adalet talebi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1091. hafta buluşmasında 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen aileler, karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla adalet talebini yineledi. 

    Bu haftaki açıklamayı kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, 19 yaşındaki Murat Yıldız’ın 23 Şubat 1995’te annesi, avukatı ve kuzeniyle birlikte İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek teslim olduğunu, ancak aradan üç gün geçmesine rağmen serbest bırakılmadığını ve o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadığını söyledi.

    Yetkililerin aileye, Murat’ın ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediğini ve bu nedenle polisler eşliğinde İstanbul’a götürüldüğünü aktardığını ifade eden Ocak, resmi kayıtlarda Murat’ın yolculuk sırasında feribottan denize atlayarak kaçtığının iddia edildiğini ancak bu anlatımı doğrulayan tek bir tanık bulunmadığını vurguladı.

    “CEZASIZLIK ALGISI DERİNLEŞTİ”

    Anne Hanife Yıldız’ın savcılıklara yaptığı başvurular sonucunda açılan davada, sanık polislerin yalnızca “görevi ihmal” suçundan sembolik bir para cezasına çarptırıldığını hatırlatan Ocak, bu kararın adalet duygusunu zedelediğini söyledi.

    2015 yılında dosyanın yeniden açılması için yapılan başvurunun takipsizlikle sonuçlandığını ve itirazın da reddedildiğini belirten Ocak, ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldığını kaydetti.

    Açıklamada, adaletin yalnızca bir mahkeme kararı değil, aynı zamanda toplumun vicdanını onaran bir süreç olduğu vurgulandı. Cumartesi Anneleri, Murat Yıldız dosyasında etkin, bağımsız ve zaman aşımına sığınılmadan bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

    “Kaç yıl geçerse geçsin; Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denilen açıklama, kayıpların akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadelenin süreceği mesajıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özel’den Meclis ve meydan vurgusu: Ataşehir’de buluşacağız!-VİDEO

    Özel’den Meclis ve meydan vurgusu: Ataşehir’de buluşacağız!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM grup toplantısında Meclis çalışmalarının yanı sıra parti örgütünün saha mobilizasyonuna dikkat çekti. Özel, Muğla’daki eylemlerin ardından İstanbul Ataşehir için geniş katılım çağrısı yaptı.

     

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki haftalık grup toplantısında konuştu. Toplantıda Özel, hem Meclis içi çalışmalara hem de parti örgütünün son dönemde artan saha etkinliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmada özellikle İstanbul’da düzenlenecek buluşma için yapılan çağrı öne çıktı.
    MECLİS VE SAHA BİRLİKTE
    Konuşmasına Meclis çalışmalarına değinerek başlayan Özel, “Yoğun bir çalışma haftasının ardından hep birlikte Meclisimizin çatısı altındayız” ifadelerini kullandı.

    Bu sözlerle CHP’nin parlamenter denetim faaliyetlerini sürdürdüğünü vurgulayan Özel aynı zamanda parti örgütünün sahadaki etkinliklerine de dikkat çekti.

    Özel, son dönemde gerçekleştirilen saha etkinliklerine ilişkin olarak Muğla’daki buluşmaya işaret etti. Parti örgütünün düzenlediği eylemlerin yüksek katılımla gerçekleştiğini belirten Özel, bu sürecin planlı biçimde sürdürüldüğünü ifade etti.

    Milas ve çevre mücadelelerine yönelik destek mesajları da konuşmada yer aldı.

    ATAŞEHİR İÇİN ÇAĞRI

    CHP lideri, konuşmasının en dikkat çekici bölümünde İstanbul Ataşehir’de yapılacak etkinliğe katılım çağrısı yaptı.

    Özel, “Yarın akşam Ataşehir’de, İstanbul’da 39 ilçenin 39. eyleminde hep birlikte olacağız” dedi.

    İstanbulluları buluşmaya davet eden Özel, bu organizasyonun geniş katılımlı olacağını vurguladı.

    Grup toplantısından çıkan tablo, CHP’nin Meclis içi muhalefetin yanı sıra saha çalışmalarını da eş zamanlı sürdürme stratejisini devam ettirdiğini gösterdi.

    Özel’in konuşması, parti örgütünü diri tutmaya ve yerel katılımı artırmaya dönük bir mobilizasyon çağrısı olarak değerlendirildi.

    Toplantıda verilen mesajlar, CHP’nin önümüzdeki dönemde İstanbul merkezli etkinliklerle siyasal görünürlüğünü artırmayı hedeflediğine işaret etti.

    PİRHA/ANKARA
  • Bakırhan’dan “liderler zirvesi” çağrısı!-VİDEO

    Bakırhan’dan “liderler zirvesi” çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM grup toplantısında Kürt meselesinin çözümü için Cumhurbaşkanı ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmasını önerdi. Bakırhan, ekonomik kriz ve yoksulluğa dikkat çekerek yerel yönetimlere dayanışma çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, grup toplantısında konuştu.

    “KALICI ÇÖZÜMLER İÇİN LİDERLER ZİRVESİ” ÇAĞRISI

    Bakırhan, konuşmasında Türkiye’nin uzun süreli yapısal sorunlarına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde bir liderler zirvesi toplanmalı.”

    İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Bakırhan, buna göre iktidarın mevcut ekonomik politikalarının toplumda yoksulluk ve eşitsizlik yarattığını ifade etti ve yerel yönetimlerden toplumsal dayanışma vurgusu yaptı:

    “Toplumun en büyük sorunlarından biri ekonomidir. Türkiye’de emekli, emekçi, genç, kadın, hemen herkes büyük bir ekonomik enkazın altında yaşam mücadelesi veriyor” diyen Bakırhan, “Partimizin yerel yönetimleri ramazanın bereketini, yoksul ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşsınlar” diye de ekledi.

    “BARIŞ SÜRECİ VE BÖLGESEL DİKKAT

    Bakırhan, hem ulusal hem de bölgesel barış gündemine de vurgu yaptı. Orta Doğu’da konuşulan “yeni düzen” senaryolarının Türkiye’yi etnik ve inançsal fay hatları üzerinden tahrik etmemesi gerektiğini belirtti.

    Toplantıda ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, Irak ve Suriye politikalarına ilişkin sert eleştiriler de yer aldı; Bakırhan bu yaklaşımın barış sürecine zarar verebileceğini söyledi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Diyarbakır’da Hızır Cemi yürütüldü: İnsanlar arasındaki adaleti sağlarsan Hızır’ı bulabilirsin!-VİDEO

    Diyarbakır’da Hızır Cemi yürütüldü: İnsanlar arasındaki adaleti sağlarsan Hızır’ı bulabilirsin!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.

    Alevi toplumu, Hızır Ayı vesilesiyle oruç tutup, cem yürütmeye devam ediyor. Diyarbakır’da yaşayan Aleviler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi’ne katıldı.

    Cem öncesinde Maraş’ta erkek şiddetiyle katledilen semahçı Alev Koç için dara duruldu. Ardından yapılan konuşmada, Alev Koç’un, Maraş gibi Aleviliğin topraktan süzüldüğü ama aynı zamanda Alevi katliamı ile de anılan bir şehirde yoluna ve ikrarına bağlı biri olduğu dile getirilerek, “Semahımızın turnasıydı. Bu saldırı tesadüf değildir. Kadınlara yönelen şiddet yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlıkla beslenen bir düzenin sonucudur. Artık yeter. Kadınlar her gün öldürülüyor ve her gün toprağa bir can daha veriyoruz. Kadınların kanı üzerinden süren bu karanlığı kabul etmiyoruz” denildi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan da, yaptığı konuşmada, “Canlar bu akşam Hızır niyetiyle Hakk meydanında bir aradayız. Cem meydanı sıradan bir meydan değildir. Bu cem’e giren can edebiyle girer, erkanıyla durur. Hızır’ın huzurunda gönül kırmadan, dikkat dağıtmadan erkanımıza, cemimize sahip çıkalım. Edep haddini bilmek, erkan da Yol’un kuralına uymaktır. Biz buraya izlemeye değil, Hakk’a yürümeye geldik” dedi.

    Hızır Cemi’ni yürüten Dede Garkın Ocağı’ndan Musa Karkın, Hızır’ın Alevi toplumu için önemine ve Hızır’ın anlamına dair konuştu. “İnsanların arasındaki adaleti sağlar, o çizgiyi oluşturur isen diyor, Hızır’ı bulabilirsin” diyen Musa Karkın, insanlığın benlik davasından uzaklaşması gerektiğini belirtti.

    Cemde Zakir Halil İbrahim Erkul‘un söylediği nefes ve deyişlerle semah dönüldü, lokmaların paylaştırıldı.

    PİRHA/DİYARBAKIR