PİRHA-Geçtiğimiz gün Suriye Geçici Hükümeti tarafından Türkiye’ye teslim edilen Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıkları arasında yer alan Ömer Deniz Dündar’a dair açıklama yapan 10 Ekim Barış Derneği, canlı bomba yeleklerinin üstünde parmak izi bulunan Ömer Deniz Dündar hakkında insanlığa karşı işlenmiş suçtan iddianame düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Suriye’den Türkiye’ye teslim edilen Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıkları arasında yer alan Ömer Deniz Dündar, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği ifadede, Ankara Tren Garı saldırısı sırasında Türkiye’de olmadığını iddia etti. Dündar, Suriye’de yeni yönetim tarafından yetkililere teslim edildiğini ve 2021 yılından itibaren İdlib’de cezaevinde bulunduğunu söyledi.
10 Ekim Barış Derneği IŞİD üyesi Ömer Deniz Dündar’ın Türkiye’ye iadesine ilişkin açıklama yaptı.
“CANLI BOMBA YELEKLERİNİN ÜSTÜNDE PARMAK İZİ BULUNDU”
Yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
“Ülkemiz demokratik siyaseti bütünüyle engellenmesi sayılabilecek olan ve tarihinin en ağır siyasi ve toplumsal kırılmalarından birini yaşarken 23 Mayıs 2026 Cumartesi günü Anadolu Ajansı mahreçli bir haber az da olsa basında, medyada kendine yer buldu. Bu habere göre, MİT ve Suriye Haberalma Örgütünün Suriye’nin Idlip bölgesinde yaptıkları ortak operasyonla, aralarında 10 Ekim Ankara Garı Katliamının firari sanıklarından olan Ömer Deniz Dündar’ın da olduğu 10 IŞİD’li yakalanıp Türkiye’ye getirilmiştir. Ömer Deniz Dündar, iddianamede “örgüt üyeliği” ve “resmi evrakta sahtecilik” le suçlanmaktadır. Oysa yargılama sürecinde diğer sanık ifadeleri ve somut deliller Ömer Deniz Dündar’ın 10 Ekim Ankara Garı Katliamını planlayan ve gerçekleştiren Dokumacılar grubunun önde gelen isimlerinden olduğunu göstermektedir. Canlı bomba yeleklerinin üstünde parmak izinin bulunduğu sabittir.”
Hakkında ispatlanmış suçlar olan Ömer Deniz Dündar’ın “etkin pişmanlıktan” yararlanmak istediğini basın yoluyla öğrenildiğinin belirtildiği açıklamada, “Ömer Deniz Dündar, başta 10 Ekim Katliamı olmak üzere pek çok katliamın planlayanı ve asli failidir. Bu kadar önemli bir sanığın üstün körü bir suçlamayla yargılanması hukuksuzluğun, adaletsizliğin doruk noktası olacaktır. 10 Ekim Ankara Garı Katliamı, Suruç Katliamı, 5 Haziran Amed Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Bu katliamların önde gelen ismi olan Ömer Deniz Dündar için etkin pişmanlık değil katliamın asli faili olarak ve insanlığa karşı işlenmiş suçtan dolayı iddianame düzenlenmelidir” denildi.
“ADALET VE BARIŞ İSTEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
30 Haziran 2026 tarihinde yapılacak olan 10 Ekim Katliamı duruşmasına dikkat çekilen açıklamada, “Dernek ve aileler olarak, bu taleplerimizi bugüne kadar olduğu gibi dile getireceğiz ve mahkemenin bu yönde karar almasını isteyeceğiz. Adalet ve hukuk ancak ve ancak bu katliamların aydınlatılması ile sağlanabilecektir. Demokratik bir ülke ve barış ancak o zaman gerçekleşebilecektir. Adalet ve barış istemekten ve bunun gerçekleşmesi için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerine yer verildi.
PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yıldönümünde Mersin’de düzenlenen panelde, barış ve demokrasi mücadelesinin halkların ortak iradesiyle yürütülmesi gerektiği vurgulandı. “Barışı Erdoğan’a da devlete de bırakmayacağız” mesajı öne çıkarken, gerçek barışın adalet, yüzleşme ve eşit yurttaşlık temelinde kurulabileceği dile getirildi.
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yıldönümünde, barış ve demokrasi mücadelesine dikkat çekmek amacıyla Mersin’de “10 Ekim’den Bugüne Barış ve Demokrasi Mücadelesi” başlıklı panel gerçekleştirildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Salonu’nda düzenlenen etkinliğe çok sayıda siyasetçi, aktivist ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.
Panele CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydin, TJA aktivisti Sebahat Tuncel ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel konuşmacı olarak katıldı. CHP, EMEP ve DEM Parti tarafından ortaklaşa düzenlenen panelde, barış mücadelesinin bugünkü durumu, demokratikleşme sürecindeki sorunlar ve çözüm yolları tartışıldı. Etkinlik, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ile ilgili belgeselin izlenmesiyle başladı.
“BARIŞI ERDOĞAN’A BIRAKMAMAK LAZIM”
İlk olarak konuşan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda devlet yetkililerin sorumluluğu olduğuna dikkat çekerek sözlerine başladı. Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte önemli bir eşikte olunduğuna vurgu yapan Tüzel, barışın yalnızca Kürtlerin değil tüm Türkiye halklarının meselesi olduğunu söyledi.
Tüzel, “Bu süreçte büyük bir adım atılmış değil. Erdoğan sonu gelmiş bir iktidarı yeniden canlandırma hevesinde ama Kürdün acısına merhem olma çabası göremiyoruz. Gerçek barış demokrasi, özgürlük ister. Halkın seçtiği belediye başkanları, siyasetçiler cezaevinde yıllardır. Seçilmişlere kayyım atanıyor. Erdoğan’ın halkın geleceği, sorunu gibi bir derdi yok. Kürtlerin anadili başta olmak üzere, eşit yurttaş olma taleplerini konuşmadan gerçek anlamda toplumsal barışın olmayacağı çok açık. Bu Türkiye halklarının çözmesi gereken mesele. Barış, Erdoğan’a bırakıldığında bunu siyasi bir rant olarak kullanacağı çok açık. Barış davasını sadece komisyona da bırakmamak lazım. Halklar olarak sesimizi bulunduğumuz her yerde yükseltmemiz, geleceğimiz için omuz omuza mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
“KENDİ BARIŞIMIZI İNŞA ETMELİYİZ”
TJA aktivisti Sebahat Tuncel, sık sık DEM partili siyasetçilere yöneltilen ‘Bu devletle, AKP ile barış olur mu?’ eleştirisine “Çocuklarımızın ölmesini istemiyorsak barışı inşa etmek zorundayız. Barışı geri çevirecek bir lüksümüz yok” diyerek konuşmasına başladı. Yaşanan sayısız katliamlar, yüzleşme mekanizmasının sağlanmaması sebebiyle yurttaşların devlete güven duymadığını aktaran Tuncel, “İnsanların bu kaygısı çok haklı. Alevilere dönük çok fazla katliamlar yapıldı ama hiçbiriyle yüzleşilmedi. Roboski, Suruç, Ankara ve daha niceleri… Ama bu güveni oluşturmak da siyasetçilerin görevi. Bu toplumda aşırı şiddetten dolayı açılmış büyük yaraların iyileşmesi gerekiyor” dedi.
Tuncel, gerçek barış için silahların susmasının yeterli olmadığının altını çizerek, “Kendi barışımızı devletin tekeline bırakmadan kadınlar, emekçiler, yoksullar olarak örmeliyiz. Sadece silahların susmasıyla barışın tesis edilmesi mümkün değil. Sevginin olduğu toplumsal barışın sağlanması ancak pozitif barış ile mümkün. Hiçbir devlete güven olmuyor kendi çıkarlarını korumak odaklı. Biz kendimize güvenmeliyiz. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü ve sosyalist bir barış ortamı kurulduğunda rahat bir nefes alacağız. Bu sürecin nesnesi değil öznesi olmalıyız. Birbirimizle konuşmak kolay değil ama barış için bunu yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
CHP’Lİ GÜNAYDIN: BARIŞI BİRLİKTE ÖRMELİYİZ
Son olarak konuşan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Türkiye’nin 2013-2015 yılları arasında yaşadığı siyasal süreci hatırlatarak, barış ve çözüm umutlarının nasıl savaş ve çatışma ortamına dönüştürüldüğünü hatırlattı. Günaydın, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından yükselen toplumsal muhalefetin Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışıyla sembolleştiğini belirtti. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin ilk kez tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybettiğini hatırlatan Günaydın, seçim sonrası yaşanan Suruç Katliamı ve Ceylanpınar saldırısıyla çözüm sürecinin fiilen sona erdiğini söyledi. Ardından ülkenin Ankara Gar Katliamı’na ve 1 Kasım seçimlerine sürüklendiğini vurgulayan Günaydın, yaşanan sürecin “barış umutlarının bilinçli biçimde savaş politikalarına kurban edilmesinin” sonucu olduğunu ifade etti.
Gökhan Günaydın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığını belirterek, ülkede hiçbir yurttaşın “hukuki ve insani güvenliğinin kalmadığını” söyledi. Meclis’te kurulan yeni komisyonun demokratik çözüm üretmek için bir fırsat olabileceğini ancak iktidarın bu zemini engellemeye çalıştığını vurgulayan Günaydın, şöyle konuştu: “Kayyım uygulamalarıyla belediye başkanlarını görevden almak, seçilmişlerin yerine atanmışları getirmek halk iradesine açık bir müdahaledir. Olağanüstü hal döneminde çıkarılan bu düzenlemeyi kaldırmak için meclisteki on iki parti imza attı ama Cumhur İttifakı bunu hala uyguluyor. Eğer gerçekten demokratik bir adım atmak istiyorlarsa ilk yapmaları gereken şey bu antidemokratik kayyım düzenlemesini kaldırmaktır. Aynı şekilde Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tahliyesi için yasal değişikliğe gerek yok; sadece Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uymaları yeterli. Hasta tutuklular için de durum aynı; adli tıp raporları gerçeği gizliyor, insanlar cezaevinde ölüme terk ediliyor. Ekrem İmamoğlu’nun 23 Mart’ta tutuklanması da bu baskı düzeninin başka bir örneğidir; çünkü o gün CHP tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı adayını ön seçimle belirleyecekti. Bütün bu tablo bize gösteriyor ki bir yandan barış ve demokrasi diyorlar, diğer yandan muhalefeti bastırıyorlar. Biz bu baskılara karşı özel bir yardım istemiyoruz ama diyoruz ki demokratik bir muhalefeti hep birlikte örgütlemeliyiz. Bu düzeni yenmenin başka bir yolu yok.”
PİRHA-10 Ekim Gar katliamında ağır yaralı olarak kurtulan Can Ateş ve katliamda yaşamını yitiren Avukat Uygar Coşkun’un eşi Mehtap Sakinci adalet mücadelesini sürdürmede kararlı olduklarını belirterek, “Onlara sözümüz var unutmadık unutturmayacağız. Bu ülkeye adaleti ve barışı getirene kadar mücadelemiz sürecek” dedi.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda barış mitingi sırasında IŞİD tarafından düzenlenen bombalı saldırının üzerinden tam 10 yıl geçti. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.
Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.
10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.
10 Ekim Derneği Başkanı Av. Mehtap Sakinci ve katliamda yaralanan Can Ateş, PİRHA‘ya konuştu.
“KATLİAMIN ÜZERİNDEN 10YIL GEÇMESİNE RAĞMEN TRAVMALAR DEVAM EDİYOR”
Katliamın üzerinden on yıl geçmesine rağmen travmaların hala devam ettiğini belirten Can Ateş, “Tabii ilk zamanlardaki gibi değil ama yaralarımız iz kaldı. Yani %64 engelli kaldım. Onun ayrı bir şeyi var. Zaman zaman yürümekte zorlandığım oluyor. Odur budur baston kullanıyorum” diye belirtti.
Uzun bir tedavi süreci yaşadığını belirten Ateş, “Yaklaşık 3 yıl tedavi süreci oldu. O süreçte de bayağı bir zorlanmıştım. Daha sonraki süreçte katliamın 6. ayından itibaren burada bulunan ailelerle, annelerle, babalarla ‘10 Ekim Barış Derneği’ni kurduk” dedi.
Yaşanan katliamda 14 tane yoldaşını arkadaşını kaybettiğini belirten Ateş,” Onların tabii acıları yüreklerimizde ve hiç bir şey yapamıyoruz. Yaşamını yitirenlerin aileleriyle yaralılar olarak birbirimize tutunarak hem mahkeme sürecinde hem de bu anma etkinliklerini bir yıl boyunca sürdürüyoruz. Yani bir sözümüz var. Unutmayacağız, unutturmayacağız diye. Adalet mücadelesini devam ettiriyoruz” diye belirtti.
“BARIŞ VE ADALET SAĞLANANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Ailelerin her mahkemeye ve anmalara farklı illerden geldiklerini belirten Ateş,” Her ayın 10’unda gar önünde anmayı gerçekleştiriyoruz. Anmayı 119 ay yaptık. 120’yi yapacağız. Her ayın 10’unda saat 10.04 geçe biz o meydanda, o alanda anma yapıyoruz. İnatla yapacağız” Adalet gelinceye kadar barış gelinceye kadar yapacağız” dedi.
Firari sanıkların üzerinden mahkeme devam ediyor. Davayı zaman aşımı dışında bırakmayacağız.
“KAMUOYUNDAN MAHKEMELERİMİZE KATILMALARINI DESTEK VERMELERİNİ BEKLİYORUZ”
Kamuoyundan 10 Ekim davasına katılım için destek beklediklerini belirten Can Ateş konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Buradan doğru bu mahkemelerde bize destek versinler. Aileler, kitle ne kadar kalabalık olursa mahkemenin tavrı değişiyor. Yani şimdiye kadar çoktan bu mahkemeyi bitirirlerdi. Özellikle kurumlardan, partilerden bu konuda destek istiyoruz. Gerçekten ne kadar kalabalık olursa o kadar çok etkili oluyor. Covid zamanında mesela az oluyorduk. O zaman tavırları çok değişik oluyordu. Ama biz kalabalık olduğumuz zaman duruşma salonunda mahkemenin savcının da hakimlerin de tavrı gerçekten değişiyor. Yani bu konuda gerçekten çok desteğe ihtiyacımız var”
“ÇOK ZORLU BİR 10 YILI GERİDE BIRAKTIK”
Aileler için çok zorlu bir 10 yılı geride bıraktıklarını belirten 10 Ekim Derneği Başkanı Av. Mehtap Sakinci, “10 yıldır bir mücadele veriyoruz. Ve bu 10 yıllık mücadelenin sonunda adalet namına hiçbir şey alamadığımızı görmenin öfkesi, diğer taraftan da hiç o yas sürecini başlatamamış olmak. Adalet peşinde koşarken aslında gerçek acımıza odaklanamadığımızın daha kötü hissiyle karşı karşıya kaldık” dedi.
Av.Mehtap Sakinci, herkes için zor geçen bir 10 yıl olduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı:
“Gönül isterdi ki 10. yılına geldiğimiz şu günlerde gerçek adaletle ilgili taleplerimizin en azından bir kısmı karşılansın ve biz de ilk günkü öfkemizden biraz daha iyi hissedelim. Ama mümkün değil. Yani bu ülkede insanların acılarını yaşamalarına asla imkân verilmiyor, acılarına saygı duyulmuyor”
“10 EKİM TÜRKİYE TARİHİNİN EN KANLI SİVİL KATLİAMI”
10 Ekim katliamının Türkiye için bir mihenk taşı olduğunu belirten Sakinci,” Çünkü Türkiye Cumhuriyet tarihinde en büyük sivil katliamı ama iyileşme kapsamında yargılamaya bir bakıyorsunuz elinizde hiçbir şey olmadığını görüyorsunuz” dedi.
Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilen 9 kişi olduğunu belirten Sakinci,” Çeşitli cezalar alan 10 kişi var. Ama bunlarla ilgili yargılama zaten ilk 3 yılda yani 2018 yılının Ağustos’una kadar tamamlandı. Asıl dert Eylül 2018’den bu tarafa firari sanık yargılamaları kapsamında devam etti” şeklinden ifade etti.
10 Ekim katliamından sonra insanların mağduriyetlerinin hiç bitmediğini belirten Sakinci, “10 Ekim yaşandı ve bitti diyemiyoruz. Biz 10 Ekim’in 10. yılında da hala ilk yıl neysek, psikolojik olarak hangi noktadaysak, talepler anlamında da aynı noktadayız. 10 yıllık süreçte çok şey yaşadık ama öfkemiz devam ediyor, mücadelemiz devam ediyor” diye belirtti.
“BİZ BİTTİ DEMEDEN BU DAVA BU MÜCADELE BİTMECEK”
10 Ekim aileleri olarak dayanışmanın gücünü yeniden hissetmek istediklerinin altını çizen Mehtap Sakinci, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Biz bitti demeden bu mücadele bu süreç asla bitmeyecek ve 10 yıl değil 100 yıl bile olsa Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu kara lekesi 10 Ekim katliamı aydınlatılmadan gerçek adaletten hiçbir zaman bahsedemeyeceğiz.
Katliamın üzerinden 10 yıl geçti ama bu 10 yıllık süreçte mücadele devam ediyor. O gün orada olanlara da bir çağrıda bulunmak istiyorum. 10 yıl önce bir cehennemden kaçan, bir katliamdan sağ kurtulmayı başaranlar bu sürecin bir parçası olmaya gelin.
Çünkü siz dışında kaldığınız sürece biz daha çok zarar görmeye, bu mücadele daha da az güçle ilerlemeye çalışacak. Aileler emek, barış, demokrasi bileşenlerinin o ilk süreçlerdeki gücü, o hissi, o dayanışma duygusunu yeniden hissetmek istiyor”
PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, İstanbul’da anıldı. Kadıköy İlçesinde yapılan yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında “10 Ekim katliamının insanlık suçu sayılmaması, Sivas katliamında da insanlık suçu işleyenler zaman aşımı ile cezasız kaldığında ‘Hayırlı olsun’ diyerek bu cezasızlığı kutlayanları hatırlattı. Aradan geçen on yılda katliamın hemen ardından utanmadan, sıkılmadan oylarının yükseldiğini ifade eden siyasetçilere ‘ne demek istediği’ bile sorulmadı” denildi.
İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla binlerce yurttaş, Boğa Heykelinde bir araya geldi. 10’uncu yılında Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Kadıköy rıhtıma kadar yürüyüş düzenlendi.
Yürüyüş kortejinin en önünde “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz” yazılı pankart taşınırken “Bijî biratîya gelan. Katillerden hesabı emekçiler soracak. Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.
Rıhtım meydanında bir araya gelen yurttaşlar, bir dakikalık saygı duruşunun ardından yaşamını yitiren 104 kişinin isimlerini andı. Demokrasi güçleri adına ortak basın metnini Asalettin Aslanoğlu okudu. “Katliamın 10. yıl dönümünde acılarımız hala taze, arkadaşlarımızın anısı hala sıcak” diyen Aslanoğlu, hükümetin sorumluluğuna dikkat çekti.
“ARADAN GEÇEN ON YILDA ADALET YERİNİ BULMADI!”
Basın metninde şu ifadelere yer verildi:
“Aradan geçen on yılda ne arkadaşlarımız yerde yaralı halde yatarken onlara saldıran polisleri, ne gelmeyen ambulansları, ne ‘kokteyl terör’ açıklamalarını, ne de ‘oylarımız yükseliyor’ itirafını unuttuk.
Aradan geçen on yılda adalet yerini bulmadı!
104 arkadaşımızı yitirdiğimiz bombalı saldırının davasında sadece ‘maşalar’ ceza aldı. Müfettiş raporlarına ve mahkeme kararlarına rağmen katliamda sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi hesap vermedi.
Aradan geçen on yılda aldıkları ‘canlı bomba’ istihbaratını tertip komitesine iletmeyenler hesap vermedi. Bombacıların adını, sanını, eşkâlini bilip ‘patlamadan yakalamayan’ kamu görevlileri mahkemeye bile çağırılmadı. Adı, sanı, eşkali belli katillerin Gaziantep’ten Ankara’nın göbeğine nasıl geldikleri, polis kontrollerini nasıl atlattıkları sorgulanmadı.
Güvenliğini almakla yükümlü oldukları bir mitingde gerçekleşen katliam ile ilgili hicap duyup istifa eden tek bir kamu görevlisi bile olmadığı gibi, en hafif ifadeyle ‘ihmal’ ihtimalini bile yok sayan bir dava sürecinden tabii ki adalet çıkmadı. Eylemi gerçekleştirilen örgütün şemasını, bağlantılarını, görüştükleri kişileri, örgütün hiyerarşisini ve derin ilişkilerini ortaya çıkarabilecek bilgiler-belgeler başka illerdeki mahkemelerden talep edilmeden dava alelacele kapatılmak istendi.
Aradan geçen on yılda mahkeme 10 Ekim Ankara katliamını ‘insanlığa karşı suç’ kabul etmedi ve böylece bomba yeleklerinde parmak izi bulunan şahıslar dahi ilerleyen yıllarda yakalansa ‘zaman aşımı’ ile cezasız kalma olasılıkları doğdu.
“ÜLKEYİ YÖNETENLER, SORUŞTURMAYI SAPTIRDI”
10 Ekim katliamının insanlık suçu sayılmaması, Sivas katliamında da insanlık suçu işleyenler zaman aşımı ile cezasız kaldığında ‘Hayırlı olsun’ diyerek bu cezasızlığı kutlayanları hatırlattı.
Aradan geçen on yılda katliamın hemen ardından utanmadan, sıkılmadan oylarının yükseldiğini ifade eden siyasetçilere ‘ne demek istediği’ bile sorulmadı.
Evet mahkemeden adalet çıkmadı ama ülkeyi yönetenlerin soruşturmayı saptırdıkları mahkeme kararıyla kesinleşti. Katliamının tek başına IŞİD tarafından gerçekleştirdiği kanaat getiren karar ile beraber, katliamın gerçekleştiği günden itibaren, daha cenazeler kaldırılmamışken, hiçbir veriye dayanmadan ‘kokteyl terör’ iddiasını ortaya atan siyasetçilerin, yine en hafif ifadeyle ‘soruşturmayı saptırdıkları’ kesinleşmiş oldu. Ülkeyi yönetenlerin soruşturmayı neden saptırmak istedikleri, katilleri belirsizleştiren bu manipülasyona neden ihtiyaç duyduğu, neden tek başına IŞİD’i suçla(ya)madıkları sadece siyasi değil aynı zamanda da hukuki bir soru olarak er ya da geç bu ülkeyi yönetenlere sorulacaktır.
“AMBULANS YERİNE TOMA GÖNDERENLERİ UNUTMAYACAĞIZ”
Özetle adalet yerini bulmadı, acılarımız soğumadı. Ne bu eylemi yapan örgüt hakkıyla açığa çıkarıldı, ne ilişkilerinin üzerine gidildi, ne de kamu görevlilerinin ve ülkeyi yönetenlerin sorumlulukları sorgulandı. Bu adaletsizlikte imzası ve sorumluluğu bulunanlar tarihe bir kara leke olarak geçti.
Katillerin kim olduğunu anlamak için katliamın kimleri ve neyi hedef aldığını görmek yeterlidir. Katliamı planlayanları, engel olmayıp destek verenleri, katliamın ardından ambulans yerine TOMA gönderenleri, yaralılara ve kitleye gazla saldıranları ve onları yönlendirenleri asla ve asla unutmayacağız! Gerçek failleri ısrarla koruyanları, gizleyenleri unutmayacağız! Tek tek hesap soracağız ve bir bir hesap verecekler!
Emek-Barış ve Demokrasi mücadelesi 10 Ekim 2015’te yitirdiğimiz 104 canımızın bize bıraktığı bir emanettir artık. Er ya da geç emeğin, barışın, demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi, 104 canımıza armağan edeceğiz! Er ya da geç katiller kaybedecek! Emek-Barış-Demokrasi kazanacak!”
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. 10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, unutturulmak istenmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Sinan Ulu, “10 Ekim davası biz bitti demeden bitmeyecek. Bedeli ne olursa olsun emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına KESK Dönem Sözcüsü Sinan Ulu okudu.
“HUKUK DEVLETİ İDDİASI 10 EKİM KATLİAMI DAVASINDA BİR KEZ DAHA İFLAS ETMİŞTİR”
10 Ekim Gar Katliamı ile bu toprakların halen en temel ihtiyacı olan barış ve kardeşlik sesinin susturulmak istendiğini belirten Sinan Ulu, ” 5 Haziran’da Diyarbakır’da, 20 Temmuz’da Suruç’ta istedikleri korku dalgasını yaratamayınca bu kez devletin kalbi sayılan, en korunaklı il olarak bilinen, adeta kuş uçurtulmayan Ankara’da başarmak istediler. Bombaları patlatmayı başardılar ama aradan geçen 10 yıl bir kez daha gösterdi ki umudumuzu, emek, barış ve demokrasi talebimizi, gelecek güzel günlerin özlemini bastıramadılar, yok edemediler, edemeyecekler. Görüyoruz ki, yargı 10 Ekim Katliamı davasında da görevini yerine getirmemekte, tuğlayı çekmek istememekte, siyasal erkin etkisinde karar almaktadır. Adalet Bakanının diline pelesenk ettiği “hukuk devleti” olma iddiası 10 Ekim Katliamı davasında bir kez daha iflas etmiş, karşılık bulmamıştır” dedi.
“BEDELİ NE OLURSA OLSUN MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Gerçek suçlular açığa çıkarılıp yargılanıncaya kadar adalet mücadelelerinin devam edeceklerini vurgulayan Ulu, “Yüreğimiz kanamaya devam ediyor, acımız hala tazeliğini koruyor. Ancak acımızı kararlılığa dönüştürerek katliamın hesabını sormaya devam edeceğiz. Gerçekler ortaya çıkıncaya kadar, gerçek suçlular hesap verinceye kadar bir an olsun durmayacağız. Katillere ve katliamlara inat; yılmayacağız, sinmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Bıkmadan, usanmadan tüm ülkeye gerçekleri anlatacağız. 10 Ekim Katliamı’nın üzerinin örtülmesine, unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. 10 Ekim davası biz bitti demeden bitmeyecek. Bedeli ne olursa olsun emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız” diye konuştu.
PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de mezarları başında anıldı. Katliamın arkasındaki güçleri ortaya çıkarana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Emek Partisi Merkez Disiplin ve Denetleme Kurulu üyesi Mustafa Taşkale, “10 yıl önce katledilen canlarımız barışın hayata geçmesi için o gün oradaydılar. Bizler barış mücadelesini taçlandırıcağımıza dair Mesut ve Adil’e söz veriyoruz” dedi.
10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 104 kişi yaşamını yitirmişti ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür, Dersim’de Atatürk Mahallesi’nde bulunan mezarları başında anıldı. Anmaya Mak ve Gür’ün yakınlarının yanı sıra DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri katıldı.
“10 YIL ÖNCE KATLEDİLEN CANLAR, BARIŞIN HAYATA GEÇMESİ İÇİN ORADAYDILAR”
Katliamın arkasındaki güçleri ortaya çıkarana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Emek Partisi Merkez Disiplin ve Denetleme Kurulu üyesi Mustafa Taşkale, “Barış için verilen mücadele demokrasi mücadelesinin en temel mücadele dinamiğidir. Barış elbette ki kavram olarak eşitlik, özgürlük, insanların birlikte yaşaması, kardeşçe yaşamasıdır. Ama bu kardeşçe yaşamı istemeyenler barışı çok ağır bir şekilde halkımıza ödetiyorlar. Nerede, hangi koşullarda barış isteniyorsa, egemen sınıflar katliama ve zulme başvurmuşlardır. Bunun tarihi 1938’den bu yana, bunun tarihi Maraş’tan, Madımak’tan, Çorum’dan bu yana devam etmiştir. Bir barış süreci konuşuluyor. Ama bir yılı dolduran bu süreçte atılmış somut bir adımla karşı karşıya değiliz. 10 yıl önce katledilen canlarımız barışın hayata geçmesi için o gün oradaydılar. Bizler barış mücadelesini taçlandırıcağımıza dair Mesut ve Adil’e söz veriyoruz. Bizler onların canlarını verdikleri barış mücadelesinin takipçisi olacağız” dedi.
“MUTLAKA BARIŞI SAĞLAYACAĞIZ”
‘Barış ve demokrasi için bu topraklarda çok büyük bedeller ödendi’ diyerek sözlerine başlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Çünkü Türkiye’de gerçekten bir barışın ve demokrasinin inşa edilmesi için yüzlerce can gitti. Tabii Ankara Gar Katliamı ve Suruç’taki katliam da her zaman ifade ettiğimiz gibi IŞİD zihniyetinin kendisi tarafından gerçekleşti. Türkiye’nin bu konudaki kendi rolünü iyi görmesi gerekiyor. Hakkaniyetli bir gelişimin sağlanması için hukukun icra edilmesi gerekiyordu. Ama maalesef bu 10 yıllık süreçte bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. Bugün de geldiğimiz aşamada yine barışı ve demokratik toplumu inşa etmenin sorumluluğuyla karşı karşıyayken burada mezarı başında bir kez daha arkadaşlarımıza söz veriyoruz. Bu topraklarda biz mutlaka barışı sağlayacağız” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün mezarlarına karanfiller bırakıldı.
PİRHA-10 Ekim Katliamı’nın yıl dönümünde Mersin’de bir araya gelen LGBTİ+ aktivistleri, “Barış İçin LGBTİ+’lar” adıyla yeni bir oluşum kurduklarını duyurdu. Açıklamada, “Barış hepimiz için hava kadar, su kadar hayati” denildi.
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yıldönümünde, Barış İçin LGBTİ+’lar (bil+) olarak adlandırılan oluşum, İHD Mersin Şube binasında basın toplantısı düzenleyerek kuruluşlarını duyurdu ve barış mücadelesindeki kararlılıklarını açıkladı.
Toplantıda, barış mücadelesinde hayatını kaybedenler anıldı; yarım kalan barış ve özgürlük talepleri sahiplenildi. Temsilciler, Kürt meselesinin demokratik çözümüne ve barışa dair umutların arttığı bugünlerde, LGBTİ+ toplumu olarak barış sürecine destek verdiklerini vurguladı.
Barışın herkesin hakkı olduğunu belirten temsilciler, savaş, şiddet ve nefret politikalarının LGBTİ+ toplumu üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Toplumsal barışın ancak tanınma, özgürlük ve eşitlikle mümkün olduğunu ifade eden bil+ üyeleri, “Barış hepimiz için hava kadar, su kadar hayati önem taşıyor” dedi. LGBTİ+ hareketinin uzun yıllardır “yok sayılma”, kriminalize edilme ve hedef gösterilme süreçlerine rağmen dayanışmayı güçlendirdiğine dikkat çekilen açıklamada, bu deneyimin barış sürecinin temel ihtiyacı olduğu vurgulandı. “Susturulanların kendi sözünü kurabilmesi, barış sürecinin demokratik dönüşümünün ölçüsüdür” denildi.
Toplantıda ayrıca, barışın milliyetçilik, militarizm, heteroseksizm ve ikili cinsiyet rejiminin tasfiyesiyle mümkün olacağı belirtilerek, “Barış için mücadele etmek sadece silahların susması değil, barışçıl toplumun inşası için kendimizi yeniden inşa etmektir” mesajı verildi. Barış İçin LGBTİ+’lar, bu süreçte hem LGBTİ+’ların barışa katılımını artırmayı hem de Kürt LGBTİ+’ların savaştan etkilenme deneyimlerini görünür kılmayı amaçladıklarını açıkladı.
PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında katliamın yapıldığı meydandaki anmada “Adalet” vurgusu öne çıkarken, barışta inadın ve ısrarın sürdürüleceği vurgulandı.
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yaşandığı yerde anma yapıldı. Metro önünde bir araya gelen yüzlerce yurttaş, Ankara Gar Meydanı’na yürüdü. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve çeşitli siyasi partilerden milletvekillerinin de yer aldığı anmada adalet talebi ısrarla dile getirildi.
“ADALET GELMEDEN GERÇEK BARIŞ TESİS EDİLEMEYECEKTİR”
Saygı duruşuyla başlayan anmada, 10’uncu yılında barışın öneminin bir kez daha ortaya çıktığının vurgulandığı açıklamada, “10 yıllık barış şiarı hala çok güncel ve etkilidir. Adalet gelmeden gerçek barış tesis edilemeyecektir. Adalet umuduyla mücadele yürütmeye devam edeceğiz” denilidi.
“10 EKİM’İ UNUTMAYACAĞIZ”
Ortak basın açıklamasını 10 Ekim Barış Derneği Eş Başkanı Mehtap Sakinci okudu. Sakinci, şunları ifade etti:
“Türkiye’nin 81 ilinden DİSK, KESK, TMMOB, TTB Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Ankara’ya gelen on binlerce insan tam 10 yıl önce bu noktadaydı. IŞİD’in kan gölüne çevirdiği alanda 104 insan yaşamını yitirirken, 500’e yakın insan da bedenen ve ruhen yaralandı. Geriye kalan bizler için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Tam 10 yıldır içtiğimiz suyun, yediğimiz yemeğin tadı aynı değil; soluduğumuz hava ciğerlerimizi yakıyor. Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamında kaybettiğimiz evlatlarımızı, annelerimizi, babalarımızı, eşlerimizi, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı ve en sevdiklerimizi 10’uncu yılında, 120’nci ayında sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
10 yıl önceki siyasi konjonktürü de düşündüğümüzde, bu alanda on binlerce insanın buluşma sebebini yeniden hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekiyor. Barış talebinin 10’uncu yılında hâlâ karşılanmamış olması ve yine Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada savaş ikliminin hüküm sürmesi karşısında, barış talebinin öneminin daha iyi anlaşılması gereken bir dönemden geçiyoruz. Yıllardır süregelen savaşların, katliamların, ölümlerin; yok olan ve parçalanan hayatların, insanlığın tam da öldüğü noktada göstermelik ateşkeslerle sona erdiği iddia edilse de, bunca zulmün vicdanlardaki karşılığı çok daha büyüktür. Barış diye yollara dökülen, 10 yıl önce Ankara’ya gelen 104 insanın vicdanından da anlıyoruz ki, 10 yıl önceki barış şiarı hâlâ çok güncel ve etkilidir. Bilinmesini isteriz ki, bu ülkede barış; bu uğurda yaşamını yitiren 104 insan ve nicelerine adalet gelmeden gerçek anlamda tesis edilmiş olmayacaktır.”
“10 YILDIR ADALET VE HAKİKAT MÜCADELESİ VERİYORUZ”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptığı konuşmada, “10 yıl önce bu meydanda toplandık, barış, demokrasi ve özgürlük için. O gün bu meydanda bizlerin sesi, soluğu kesilmek istendi. 10 yıl bu meydanda emeği, barışı, demokrasiyi hedef aldılar. O günden bugüne 10 yıldır adalet ve hakikat mücadelesi veriyoruz. Biliyoruz ki bu katliamlar aydınlatılmadıkça, hesaplaşmadıkça çok daha karanlık günlerin önü açılır. 10 Ekim’in hesabını sormalıyız. Yitirdiğimiz arkadaşlara sözümüzi bu katliamın hesabını tek tek sormaktır. Çünkü faiilleri de, sorumluları da biliyoruz. Biz yan yana omuz omuza durduğumuz sürece barışı ve demokrasiyi hep birlikte kuracağız. Ne pahasına olursa olsun barışı, dmeokrasiyi bu topraklara getireceğiz” sözlerine yer verdi.
“BARIŞTAKİ ISRARIMIZ VE İNADIMIZ SÜRECEK”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise, 10 yıl önce bu ülkenin kan gölüne döndürülmeye çalışıldığını hatırlatarak, “Bu coğrafyada çözüm sürecinin sona erdirildiği bir ortamda alanda toplandık. Barış en çokta bizim için zaruriydi. Barış ve emek örgütleri yan yana gelerek barış bloğunu oluşturduk. Masalar tekmelensede ‘barışı biz savunacağız’ diyerek bu meydana geldik. Sorumlulardan bir tanesi dahi yargılamanın bir parçası haline getirilmedi. Bugün de bir barış örülmeye çalışılıyor. Sınırın diğer tarafında IŞİD’in artıkları Kürtleri, Alevileri, Durzileri katlediyor. Bugün biz yine barış demeye devam edeceğiz. Barıştaki ısrarımız ve inadımız sürecek” diye belirtti.
TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz, TTB İkinci Başkanı Pınar Sayip de yaptıkları konuşmalarda, katliamın hesabını sorana, ülkeye barışı, özgürülüğü getirene kadar mücadele edeceklerini dile getirdiler.
“KATLİAMLAR UNUTULMAYACAKTIR”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, anmada konuştu. Bakırhan, 10 yıldır adalet mücadelesini yürütenleri selamlayarak başladığı konuşmasında, şunları ifade etti:
“Dünyanın neresinde böyle bir katliam olsa yetkililer istifa ederdi. Türkiye’de Gar ve benzeri katliamlarda ihmali olan, yol veren, katliamın olmasını sağlayanlar ne yargılandılar, ne de hesap verdiler. Katliamı yapanlar ve gerçek sorumlular çok iyi bilsinler ki barış ve demokrasiye ulaştığımız zaman sadece tetiği çekenler değil, sorumluluların hesabını sorulacaktır. Bu ülkede çatışma olmasın, ortadoğu kan gölüne dönmesin, barış olsun diye Edirne’den, Rize’den çıkıp gelenlere sözümüz olsun; bu katliamlar unutulmayacaktır. Onların barış davasını başarıya ulaştırmak için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Anma Sıhhiye Meydanı’na yapılan yürüyüşle sona erdi.
PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden 104 kişiyi andı. Alsancak Garı önünde gerçekleşen kitlesel anma sonrasında yapılan yürüyüş sonrasında denize karanfiller bırakıldı.
Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısının üzerinden 10 yıl geçti.
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde IŞİD saldırısı sonucu katledilenleri anmak için Alsancak Garı önünde 10 Ekim Barış Derneği “10 Ekim’i unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartını açtı. Sık sık “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Amed, Suruç Ankara katil sarayda”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.
Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişinin katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin isimleri okunarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
“ADALET ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
“10 Ekim baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diyen Mustafa Özdağ, “Tarifi mümkün olmayan acılarla yaşamak, yaralara alışamadan katlanmak zorundayız. Bu yüzden 10. yılında ilk günkü öfkemizle, yasımızla ve kararlılığımızla buradayız: korkmuyoruz, yılmadık ve vazgeçmeyeceğiz. Emek, demokrasi, özgürlük ve barışı her zaman haykırarak savunmaya devam edeceğiz. 10 Ekim, iyileşmeyecek yürek yaralarımızın, parçalanmış bedenlerimizin ve emekten yana duruşumuzun adıdır; kadınlara, çocuklara yönelik şiddete karşı duruşumuzun, yaşam alanlarımızı savunuşumuzun adıdır. Baskıya, zora karşı demokrasi ve özgürlüklerin savunulmasının adıdır” diye konuştu.
Katilleri tanıdıklarını belirten Özdağ, katliamdan sonra “Oylarımız arttı diye sırıtanlar”, “400 vekili verin bu iş bitsin” diyenler ve barış isteyen akademisyenlere tahammülsüzlük gösterenlerin asıl katiller olduğunu kaydederek, hakikatler ortaya çıkana ve sorumlular yargılanana kadar adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
“SİYASİ BİR CİNAYETTİR”
Ardından söz alan katliamda yitirilen Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak, katliamın yalnızca IŞİD’in değil, devletin ihmaliyle gerçekleşen “derin bir siyasi cinayet” olduğunu ifade etti. Barış isteyen on binlerce insanın, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldüğünü dile getiren Evrim Mak şöyle konuştu:
“Aramızdan koparılan o insanlar ne bir savaş çağrısı yapmışlardı ne de bir çatışmanın tarafıydılar. Onlar sadece emek, demokrasi ve barış diye haykırmak için Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelmişlerdi. İnsani olan bu talepler neden birilerini bu kadar rahatsız etti? Çünkü barışın sesi, savaştan beslenenlerin kulağını tırmalıyordu. O gün patlayan bombalar yalnızca bedenlerimizi parçalamadı; devletin en temel görevi olan yurttaşlarının can güvenliğini sağlama yükümlülüğünü de yerle bir etti. Bu katliam sadece IŞİD militanlarının parmak izini taşıyan bir terör eylemi değildir. Aynı zamanda derin bir devlet zafiyetinin, kamu görevlilerinin ihmalinin, hatta bilinçli ihmali sonucu işlenmiş siyasi bir cinayettir. Barış isteyen on binlerce insan, devletin koruması olmadan adeta bir hedef tahtasına dönüştürüldü.”
“ORGANİZE KATLİAM”
Ardından konuşan 10 Ekim yaralısı Murat Akçalı, Gar katliamında yaşananları “bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam” olarak nitelendirerek, “Gar katliamının ardından bazıları için ‘oh oldu’ dediler; sonra statlarda yuhalananları hatırlarsınız. Bombalar patladığında can çekişirken, yanımda ölü insanlar yatarken, üzerimizde müdahale edenler olurken aynı zamanda atılan gazla insanların refleksle uzaklaştığını gördük; atılan gaz sıradan değildi. Burada söyleyecek çok şey var ama en önemlisi şu: katilleri biliyoruz. İki farklı hakime defalarca söyledim; burada ‘ihmal’ ya da ‘göz yumma’ gibi hafif ifadeler söz konusu değildir. Bence burada bilerek ve isteyerek organize edilmiş bir katliam var” diye belirtti.
PİRHA-KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten BES Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor” dedi.
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.
Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.
10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında PİRHA’ya konuştu.
“10 EKİM’İ DEĞERLENDİRİRKEN O DÖNEMDEKİ SİYASİ ATMOSFERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALIYIZ”
10 Ekim Gar Katliamı’nı değerlendirirken o dönemdeki siyasi atmosferi göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Sinan Ulu, “2013 yılında başlayan Barış Süreci 2015 yılında sona erdi. 7 Haziran’da seçimler vardı ve iki gün önce Diyarbakır’daki mitingde bomba patladı ve beş kişi hayatını kaybetti. Yıllardır tek başına iktidar olan AK Parti tek başına iktidar olma kabiliyetini o seçimle yitirdi. Ondan sonra da iktidarına devam etmek için sınırlarını bilmediğimiz çeşitli arayışlara girdi. 20 Temmuz’da Suruç’ta bomba patladı ve 33 kişi hayatını kaybetti. Böyle devam eden bir sürecin ardından demokrasi güçleri barışı merkeze alarak bir miting organize etme düşüncesi ile bir araya geldiler ve tüm Türkiye’ye çağrıda bulundular” dedi.
IŞİD’in mitingleri hedef alarak katliamlar yapacağı yönünde istihbaratların alındığı ve katliamı yapacak kişilerin de tespit edildiğini söyleyen Sinan Ulu, şunları dile getirdi:
“Bu bu kişiler teknik takibe takılıyor. Ankara’ya doğru yola çıktıklarında polis noktasına takılıyorlar ama serbest bırakılıyor, yollarına devam ediyorlar. Diğer taraftan da Türkiye’nin dört bir tarafından on binlerce yurttaş bu mitinge katılmak üzere yollara çıkıyor. Burada tabii alınan istihbaratlar ve böyle bir tehlikenin olduğu tertip komitesinde gizleniyor. Ankara’ya giden herkesin dikkatini çeken başka bir husus daha var. Buna benzer merkezi mitinglerde yola çıktıkları kentlerden başlayarak polisler birçok yerde kimlik kontrolleri yaparlardı. Ama bunların hiçbir yapılmıyor.
Kalabalığın en yoğun olduğu zaman iki bomba patlıyor. Tabii ilk şokun ardından insanlar patlamanın olduğu yere geri dönmeye başlıyorlar ve korkunç manzarayla karşılaşıyorlar. Yerde hayatını kaybetmiş insanlar, uzvunu kaybetmiş insanlar, vücut bütünlüğü bozulanlar, kan gölü, kan deryası ve ilk şok atlattıktan atlatıldıktan sonra insanlara yardım etme süreci başlıyor. Zamanla yarışıyorlar tabii orada. Barış mesajlarının olduğu pankartlar, bayraklar insanların yaralarına sarılıyor, kanları durdurulmaya çalışılıyor. İnsanlar bunlarla taşınmaya başlanıyor. İnsanlar hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalışırken, yaralarını sarmaya çalışırken kalabalıkların üzerine gaz bombası atılıyor.”
KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini ifade eden Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye tarihinin gördüğü en büyük ve en kanlı katliam olan Gar Katliamı’nda yitirdiğimiz arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Böyle bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyayız. Bizler mücadeleci sendikalar olarak arkadaşlarımızın anısını, ideallerini yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya ve bunun mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA – 10 Ekim Gar Katliamı’nda kızı Dicle Deli’yi kaybeden Faik Deli, “Kamuda sorumluluğu olan insanlar var! Onlar gelip hukuka hesap vermediği sürece bu dava kapanmaz” diye vurguladı. Baba Faik Bulut, toplumsal barışın önemine de değinerek “Öfkemiz de inadımız da büyüyor. Bu ülkeye barışı getireceğimize olan inancımızla mücadelemize devam ediyoruz” dedi.
IŞİD’li iki bombacının, 10 Ekim 2015’te Ankara’da yapılan Barış Mitingi’ne yönelik düzenledikleri intihar saldırısı sonucu 104 yurttaş yaşamını yitirirken, yaklaşık 500 kişi de yaralandı.
Katliamdan 9 ay sonra oluşturulan iddianame ardından yargılama süreci tam 9 yıl sürdü. Hiçbir kamu görevlisinin yargılanmadığı dava sonucunda 16 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verildi.
Cumhuriyet tarihindeki en ölümcül katliam olan 10 Ekim Gar saldırısında yaşamını yitiren iki çocuktan birisi de Dicle Deli’ydi. Henüz 17 yaşındayken hayattan kopartılan Dicle Deli’nin babası Faik Deli ile on yıllık süreci konuştuk.
“ÖFKEMİZ DE İNADIMIZ DA BÜYÜYOR”
Baba Faik Deli, 9 yıl süren davanın sonucunun hiçbir aileyi tatmin etmediğini belirterek sözlerine başladı. Olası bir hükümet değişikliğinde ‘devr-i sabık’ döneminin başlatılması gerektiğini söyleyen Faik Deli, duygularını şu sözlerle aktardı:
“Keşke içimizi ısıtan, hakkın, hukukun yerini bulduğu bir süreci konuşuyor olabilseydik ama maalesef 10 senenin sonunda bizi gerçekten tatmin eden, kamuoyunun vicdanını rahatlatacak bir sonuç elde edemedik. Biz gerekli mücadelemizi yaptık. Yani bu sonucun alınamamasının sorumlusu tabii ki bizler değiliz. 10 sene! 120 ay! Yaşamını yitiren 104 insan. Halen hastanelerde aldığı yaralardan dolayı tedavi altında olan insanlarımız var. Cihan Andiç bunun bir örneği. Yaşamları boyunca bedeninde katliamın izlerini taşıyacak olan insanlar var.
Peki bu 10 senenin sonunda olduğumuz nokta neresi? 16 DAİŞ’li katilin çeşitli cezalara çarptırıldığı bir durum var. Türkiye tarihinde bir ilk olacaktı; içlerinden bir tanesi ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında yargılanıyordu. Ama maalesef o kişi de işlenen suç kapsamından çıkarıldı ve Türkiye’deki yargı sistemi o şansı da eliyle tepmiş oldu! Eğer insanlığa karşı suç kapsamında bir dava sürdürülebilseydi, geçmişte yaşanan Madımak Oteli Katliamı, Roboski ve Suruç katliamları gibi olayların davaları da belki bu çerçevede ele alınırdı. Demek ki bu tür davaların işleyişi, bir anlamda talimatlara bağlı oluyor.”
Bir suçun ‘İnsanlığa karşı suç’ kapsamında olabilmesi için 104 değil de 504 insanın mı ölmesi gerekiyordu? Geldiğimiz sonuç, maalesef 16 DAİŞ’linin çeşitli cezalara çarptırılması… Ama kamudakilerin sorumluluğu? Devleti yürüten erk de birebir bunun hesabını vermeliydi. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde en ufak bir şey olduğu zaman sorumluluk makamındaki kişi istifa ediyor. Ama 104 insan hayatını kaybetmiş, katiller alana ellerini kollarını sallayarak gelmişler ve ülkeyi idare eden siyasal erk, bundan hiçbir sorumluluk payını kendine çıkarmamış!
Mısır tarlasına dahi kargaların dadanmaması için korkuluklar yapılıyor. Peki siz, bir ülkeyi yönetiyorsunuz ve ülkenin bütün sınırları kalbura çevrilmiş. DAİŞ’in katilleri, ellerini kollarını sallayarak ülkenin başkentine geliyor ve orada canlı bombaları patlatıyor. Şimdi bunu sormak bizim hakkımız değil mi? Siz bostan korkuluğu kadar bile bir varlık gösterememişsiniz demek. Yani bunun hesabını sormayalım mı?
Özetle söylemek gerekirse ölenler, öldükleriyle kalmadılar. Onların mücadeleleri tabi ki bize emanettir. Öfkemiz de inadımız da büyüyor. Bu ülkeye barışı da getireceğimize olan inancımızla mücadelemize devam ediyoruz. Bu ülkede belki de bir ilk; devr-i sabık olacak. Roboski’nin, Madımak’ın, Çorum’un, Maraş’ın hesabı sorulmadı. Ama bundan sonra benzer katliamların yaşandığı dönemlerin yöneticileri mutlaka hukukun önünde hesap vermeliler. Yüzleşmek durumundayız.”
“BARIŞTAN KORKMAYIN!”
Baba Faik Deli, Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte gerekli adımların atılması için hükümete çağrı yaptı. “döneminizde işlenen suçların tümü ile yüzleşin” diyen Faik Deli, şunları aktardı:
Ödediğimiz bedellerin, yaşadığımız bu katliamların temel sorunu neydi? Bizim barış istememiz! Muktedirlerin kendi saltanatlarını ve iktidarlarını sürdürebilmeleri için böylesi şeylere giriştiler. Evet, yaşanan süreç bizce çok önemli. Barıştan korkulmaması lazım. Atılması gereken o adımların atılması lazım. Ama mevcut iktidardan bir adım maalesef ki göremiyoruz. Aşağı yukarı bir sene geçti, haksız olarak bugün cezaevlerinde tutulan siyasi rehineler; bunların başında da Selahattin Demirtaş, Selçuk Mızraklı, Figen Yüksekdağ geliyor. Şimdi bunlara ilişkin bir somut adımın atılması gerekmiyor mu? Hatta 30 yılın üstünde yatan insanlar var! Böyle bir keyfiyet var.
Barıştan korkulmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu sürecin iyi değerlendirilmesi halinde ülkedeki kaotik ortamın da biraz daha düzeleceğine inanıyor ve buradan onun çağrısını da yapıyoruz; barıştan korkmayın. Yakın tarihinizde işlemiş olduğunuz veya döneminizde işlenen suçların tümü ile yüzleşin. Bu topluma dönüp, ‘Evet biz hata yaptık, eksik kaldık. Görevimizi layıkıyla yapamadık ama bundan sonra da o olumsuzlukların olmaması için biz elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz’ diyebilin. Barışın gelebilmesi için somut bir takım adımlar atılmalı. En başta cezaevlerini doldurulan siyasi tutsaklar, rehineler serbest bırakılmalı.”
“KOMİSYONDA BİZLER DE DİNLENELİM İSTERDİK”
“Cumhuriyet tarihinin en kanlı eylemi olarak kayıtlara geçen 10 Ekim Gar Katliamı’nın, Suruç Katliamı’nın, Roboski Katliamı’nda yaşamını yitiren insanların ailelerinin de Meclise çağrılıp dinlenilmesini isterdik. Maalesef böyle bir şey yapılmadı. Bir katliam anıtı dahi yaklaşık 8 yılın sonrasında yapılabildi!
O Gar önünde bir katliam, vahşet yaşandı. O günün Ankara Valisi, Emniyet Genel Müdürü, istihbaratı; bunların tümünün, konudan bilgisiz olması düşünülemez. Sonraki kayıtlardan öğreniyoruz ki iki katil sürekli takiptelermiş. Devlet güçleri, onları takip etmiş. Hatta Adana’da gözaltına alınmışlar! Üstlerinde uyuşturucu çıkmasına rağmen yine serbest bırakılıyorlar! Kaldıkları otele kadar hepsi kayıt altında. 104 insan! Çocuğumu, yoldaşlarımı o alanda kaybettim. Patlamadan sonra kolluk kuvvetlerinin tutumu, ölen insanların üzerine sıkılan biber gazı ve plastik mermilerle daha da vahim bir hâl aldı. Olay yerinde verilen talimat ise netti: ‘Süpürün!’ Patlamanın etkisiyle nabzı düşen, nefes almakta zorlanan insanlar, bu müdahalelere de maruz kalınca kanaatimizce pek çoğu da bu nedenle hayatını kaybetti. Biz ısrarla söylüyoruz: Kamuda sorumluluğu olan kişiler var! Onlar gelip hukukun karşısına çıkıp hesap vermediği sürece, bu dava kapanmış sayılmaz.”
PİRHA-Ankara Gar Katliamı tanığı Özkan Uç, yaşadıklarını 10 yıldır hafızasından silemediğini belirterek, “Cümlelerle ifade edilebilecek bir katliam değil. O acıyı her gün yaşıyorum. İnsan yaşadıklarını anlatınca boğazı düğüm düğüm oluyor. Ama şunu söylemek gerekiyor ki eğer bu ülkede gerçekten barış olacaksa biz o bedeli ödemeye yine hazırız” dedi.
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.
Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.
10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.
Ankara Gar Katliamı tanığı ve o dönem Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şube Başkanı olan Özkan Uç, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“O GÖRÜNTÜLERİ HER GECE RÜYAMDA GÖRÜYORUM”
Barış Mitingi için bir araya gelen herkesin umut dolu olduğunu belirten Özkan Uç, “Barış mitingine gidiyorduk, insanlar son derece coşkulu ve mutluydu. Tek amacımız vardı o da barış dolu bir ülke ve dünya hayalimiz. Dersim’den beş otobüs gittik. Herhangi bir problem olmadan miting alanına ulaştık. Aslında çok enteresandı çünkü hem yolda hem de miting alanına girerken hiçbir arama olmadı. İlk bomba bizim bulunduğumuz yerin 40-45 metre çaprazımızda patladı. Tabii biz olayın şokuyla arkamıza bile dönemedik. Yani o kadar büyük bir gürültüyle, o kadar büyük bir sesle patladı ki. Sonra iki saniye arayla 20 metre arkamızda ikinci bomba patladı. Ben arkamı bile dönememiştim, o görüntüyü görmek istemiyordum. Sonra kendimi toparladıktan sonra arkama döndüğümde yüzlerce insanın yerde yattığını gördüm. Parçalanmış bedenler, kan, inleyenler, bağıranlar. Ben o görüntüleri 10 yıldır hafızamdan silemedim. Hemen hemen her gece rüyamda görüyorum. Bu kadar büyük bir travma” dedi.
“15 DAKİKA BOYUNCA AMBULANS GÖREMEDİM”
Sağlık çalışanı oldukları için kendilerini toparlayıp olaya müdahale ettiklerini söyleyen Özkan Uç, “Hemen ilk etapta doktor, hekim ve sağlıkçı arkadaşlarla birlikte yaralılara müdahale etmeye çalıştık. Pankartlarla hayatını kaybedenlerin üzerini kapatıyorduk veya pankartları sedye olarak kullanıyorduk. Dersim’den gelen yaralı bir arkadaşa sedye bulmaya çalışırken ayakta kalan insanlarla çevik kuvvet polisleri arasında bir hengame oldu. Hatta insanlar tepki verdi polislere ‘Siz bomba patlayana kadar neredeydiniz?’ diye. Daha sonra fiziki müdahale oldu ve iki veya 3 tane gaz bombası atıldı. Alanda 15 dakika boyunca ambulans göremedim. Hatta biz bir arkadaşı itfaiye ile göndermek zorunda kaldık. Düşünün ambulans giremediği için alana itfaiye bile daha önce gelmişti” diye belirtti.
“HALEN DAHA RAHAT UYKU UYUYAMIYORSUN VE O TRAVMAYI ÜZERİNDEN ATAMIYORSUN”
Bütün yaralıları alandan taşıdıktan sonra olayın vahametini anlamaya başladıklarını ifade eden Uç, “O kadar büyük bir trajediydi ki. Aynı sıraları paylaştığınız, aynı şehirleri paylaştığınız, aynı ülkede nefes alıp verdiğiniz insanların yerde paramparça cesetler şeklinde durması çok büyük bir trajediydi. Cümlelerle ifade edilebilecek bir katliam değil. 10 sene aradan geçmesine rağmen halen anılarımızda taze ve bizi çok rahatsız ediyor. Halen daha rahat uyku uyuyamıyorsun ve o travmayı üzerinden atamıyorsun. İşin enteresan tarafı Dersim’den gelen beş otobüsün isim listeleri bendeydi. Benim için aslında en büyük travma o zaman başladı. Çünkü tek tek arıyorsun ve ulaştıklarına artı, ulaşamadıklarına da eksi atıyorsun. O an bile benim ömrümden bir 10 sene götürmüştür” şeklinde konuştu.
“O ACIYI HER GÜN YAŞIYORUM”
Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden bütün insanların yapılacak mitinge barışı taçlandırmak için geldiğini dile getiren Uç, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Kimsenin elinde bir taş, silah, patlayıcı yoktu. Bu ülkenin huzurunu, güvenini, mutluluğunu ve barışını savunan insanlardı. O gün hayatını kaybedenler arasında 7-8 yaşındaki çocukta, 80 yaşındaki yaşlımız da vardı. Bu kadar büyük bir acıyı, bu kadar büyük bir travmayı hem aileler, hem bu halk, hem bu ülkede yaşayan insanlar niye çeksin? Kim gülmeye bu kadar düşman olabilir? Kim barışa bu kadar düşman olur? Kim sevgiye bu kadar düşman olur? Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Yaşanan katliam benim hayatımda bir dönüm noktasıdır, bir kırılma noktasıdır. O acıyı her gün yaşıyorum. İnsan yaşadıklarını anlatınca boğazı düğüm düğüm oluyor. Ama şunu söylemek gerekiyor ki eğer bu ülkede gerçekten barış olacaksa biz o bedeli ödemeye yine hazırız. Yeter ki bu ülkede güzellikler olsun.”
PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı yaralılarından Özer Ersan Değirmenci, 10 yıllık süreci “Fiziki olarak birçok yaramız iyileşti ama ruhumuzdaki hiç bitmeyecek, bir şekliyle devam ediyor” sözleriyle özetledi. Değirmenci, barışta ısrarcı olduğunu belirterek “Bugün barış için tekrar aynı program yapılsa, aynı heyecanla gidip katılırım” diye konuştu.
KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.
Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.
10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.
Katliamdan ağır yaralı kurtulan Özer Ersan Değirmenci de Gar Meydanı’na vardıkları o günün sabahındaki tenhalığa vurgu yaptı. Herhangi bir aramadan geçmeden meydana vardıklarının altını çizen Değirmenci ile katliam anından günümüze dek geçen süreci konuştuk.
“TEK AMACIMIZ HALKLAR ARASINDA BARIŞ, KARDEŞLİK OLSUN DEMEKTİ”
PİRHA: Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamının davası 9 yıl sürdü ve sizler de ülke toplumu da çıkan sonuçtan memnun olmadı. 10 Ekim sabahı ne duygularla o alana gittiniz?
Özer Ersan Değirmenci: Yüzbinlerle beraber, Türkiye’de yaşanan savaş sürecinin barışa evrilmesi için gitmiştik. Birçok katliam mağduru da anlatmıştır, sonuçta aynı duyguları yaşadık; oraya gittiğimizde hiçbir arama noktası yoktu. İki bombacıya yol verilmişti. İlk bomba HDP’lilerin içerisinde patlatıldı. Ben o ilk bombada zaten düştüm. Yaralanmıştım. İkinci bombanın sesini de yerde duydum. Oradaki tek amacımız halklar arasında barış, kardeşlik olsun demekti.
Yürüyüş korteji hazırlıklarımızı yapıyorduk. Dehşet bir patlamayla o gri duman ve alevle birlikte yerde olduğumu gördüm. İlk olarak sol bacağımdan kanlar aktığını gördüm. Sonra sol kolumun da kanadığını gördüm. Kolumdan şarapnel girmişti. Hastaneye gitme sürecimizde de çok zorluk yaşadık. Çok uzunca bir süre biz yerdeyken ambulansların alana girmesini bekledik. Niye bekledik? Çünkü ambulansları içeriye bırakmamışlardı. Dolayısıyla birçok arkadaşımız aslında orada kan kaybından öldü. Mitinge katılan Türk Tabipler Birliği’ndeki doktorlarımızın müdahalesi başladı ama polis, kitleye, yaralılara gaz atmaya başlayınca alandan çekilmek zorunda kaldılar. Yani gazdan kaynaklı doktorlarımız çekilmek zorunda kaldı. Arkadaşlarımıza müdahale edilmiş olsaydı bugün belki bizler gibi yaşıyor olacaklardı. Hastaneye vardığımda karnıma iki tane şarapnel girdiğini öğrendim. Sonra beni ameliyata aldılar.
“RUHUMUZDAKİ YARALAR HİÇ BİTMEYECEK”
-Katliamın ardından hem fiziksel hem de ruhsal olarak ne tür etkiler yaşadınız?
Fiziki olarak birçok yaramız iyileşti ama ruhumuzdaki hiç bitmeyecek, bir şekliyle devam ediyor. Diz kapağımın içinde bir tane şarapnel kaldı. Yine sağ böbreğime bir 1 cm kala bir şarapnel var. Bir de yine ayak bileğimde bir şarapnel var. Tabii yürümede ve özellikle merdiven inmede beni çok rahatsız ediyor. 7 kez ameliyat oldum. Bizler miting için Balıkesir’den Ankara’ya gitmiştik. Ölen arkadaşımız oldu. Yaklaşık 11 arkadaşım da yaralandı.
–Ülke toplumu, bu katliamın hafızasını güçlü tutuyor mu dersiniz?
Çok güçlü tutmuyor. Neden güçlü tutmuyor, çünkü toplum, Çorum, Sivas Katliamlarına karşı duyarlı olmuş olsaydı 10 Ekim, Suruç yaşanmazdı. Yani bu toplumun belleğinde ciddi anlamda sıkıntı var.
-Katliamdan önce sürdürdüğünüz iş ya da uğraşlarınız bu olaydan sonra nasıl etkilendi?
Bazı alışkanlıklarımı bu katliam sonrasında ötelemek durumunda kaldım. Evet ticaret yapıyordum. Bir kere, bu katliamdan kaynaklı işimi kaybettim. Çünkü bir yıl boyunca yürüyemedim. Sonra bir süre değneklere mahkum kaldım. Daha sonra İstanbul Ataşehir Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Yani geçmişte onlarca yıl çalışıp kazandıklarımın tamamını bu katliam yüzünden kaybettim.
“MÜCADELE AZMİM DAHA DA GÜÇLENDİ”
-Peki bu yaşadığınız saldırı sonrasında fikirsel anlamda bir değişim yaşadınız mı?
Şöyle söyleyeyim; kesinlikle olmadı. Mücadele azmim daha da güçlendi. Barışa olan sevdamız daha fazlalaştı. Çünkü bu katliamı yaşadık, gördük. Belki dışarıdan farklı gelebilir ama bizler yaşayan insanlar olarak barışın ne kadar önemli olduğunu aslında daha çok içimizde hissettik. ‘Neden barış olmalı? Niçin yoksul çocuklar ölüyor?’ diye hep daha da güçlendirdim mücadele azmimi. Bastonlarla yeni yeni yürümeye başladığım zamanlarda tüm muhaliflerin eylemine gidip katılmaya başladım. Çok insani bir durumdur ki birçok katliam mağduru arkadaşımız, bir dönem kalabalığa giremediler. Ama ben gerçekten hiç o psikolojiyi hissetmedim. Psikiyatri desteği almıştım. Sonra kendi kendime ‘İlaç falan kullanmayacağım, bu süreci kendim yeneceğim dedim’ ve yendim. O yüzden bu mücadelemizi güçlendirmeli, barışa olan inancımızı da daha sağlamlaştırmalıyız. Hala aynı şekilde mücadeleye devam ediyorum.
“SAVCININ DOLABINDA 12 TANE KLASÖRÜMÜZ BULUNDU!”
–10 sanığa 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkemeye avukatlar tarafından sunulan 256 talebin neredeyse tamamı reddedildi. Kalbinizde, zihninizde bu dava sonlandı mı?
Kesinlikle sonlanmadı. Her mahkeme sonunda attığımız bir slogan vardı; ‘Biz bitti demedikçe bu dava bitmeyecek’ dedik. Mahkememizde 3 defa heyet değişti. Aradan bir yıl geçtikten sonra giden savcının dolabında 12 tane klasörümüz bulundu. Yani avukatlarımızın ulaşmaya çalıştığı dosyaları saklamışlar. Şu an tahmini söylüyorum 180’e yakın klasör var. Bu işin arkasında olan herkesin belli olmasına rağmen hiçbir devlet görevlisi yargılanmadı. Avukatlarımız, HTS kayıtlarından tutun da kimler kimlerle görüşmüş, IŞİD’in Türkiye’den giden liderleri, MİT’ten kimlerle, hangi dakika, kaç kez görüştüğünü ortaya çıkardı. Avukatlarımız, çapraz sorgu yaparken hakim, müdahale ederek şunu söylüyordu; ‘Cevap vermek zorunda değilsin’! Sanık, konuşmak istiyor; belki itirafçı olacak ama özellikle mahkeme başkanı ‘bu soruya cevap vermek zorunda değilsin’ diyor! Bu davayı kapatmak için ellerinden geleni yaptılar.
“GERÇEKTEN BARIŞI İSTİYORSAK HEP BERABER MÜCADELE ETMELİYİZ”
-Ülkenin demokratikleşmesi konusunda bir takım girişimler var. Mecliste kurulan komisyon, birçok kesimi dinlemeyi sürdürüyor. Sizlerin de bu komisyona söyleyecekleriniz var mı?
10 Ekim Barış Derneğimizin böyle bir talebi oldu. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamının mağdurlarının dinlenmesi gerekir ama halen dinlemediler. Kendi şahsi fikrim; şu an AKP iktidarının, bu süreci samimiyetle yürüttüğüne inanmıyorum. Gerçekten Türkiye’de halkların kardeşliğini, barışını, yoksul çocukların ölmemesini istiyorsak hep beraber mücadele etmeliyiz. Yani dağda ölen de bizim çocuğumuz, asker de bizim çocuğumuz. Şehit olarak gelen askerler hep yoksul ailelerin çocukları. Bunu briketten, sıvasız evlere asılan Türk bayraklarıyla örtmeye çalışıyorlar. Selahattin Demirtaş da ‘bir kere de boğazdaki bir yalıya bayrak asıldığını görelim’ demişti.
Eğer samimi olmuş olsaydılar, Suruç’u açığa çıkarırlardı. Bugün Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamını açığa çıkarmak için bir çaba olurdu. Bugün KCK ile ilgili tutuklu olan en az 12 bin insan var. İşte HDP’nin eski eş genel başkanları var. Hiçbir süreçte bunlar için bir adım atılmadı. Dolayısıyla kesinlikle barış olmasını istiyoruz. Bunun için en çok mücadele eden insanlardan biriyim. Yarın tekrar suçu Kürtlere atarak, yani ‘Kürtler farklı taleplerle geldiler. Şöyle oldu böyle oldu’ deyip bu süreci de heba edebilirler.
“BARIŞ İÇİN AYNI HEYECANLA TEKRAR GİDİP KATILIRIM”
-Katliamın 10. Yılında Ankara’da yapılacak anmaya katılacak mısınız?
Kesinlikle orada olacağım. O gün orada yaşadıklarımızı belki hatırlayacağız ama çocuklarımıza, bu ülke halkına unutturmayacağız. Ama Barışın peşinde de koşacağız. Orada yaralanan birisi olarak şunu söylemek isterim; bugün barış için tekrar aynı program yapılsa, aynı heyecanla tekrar gidip katılırım.
PİRHA – 10 Ekim Barış Derneği, Atatürk Havalimanı Katliamı sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösterdi. IŞİD’liler hakkında verilen kararın tam da Atatürk Havalimanı Katliamı ile Maraş Katliamı’nın yıldönümüne denk getirildiğini belirten dernek “Bu karar, katliamcı zihniyetlerin devam etmesinin önünü açmaktadır” ifadesini kullandı.
10 Ekim Barış Derneği, Atatürk Havalimanı Katliamı ile Maraş Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı.
“Adalet için kaç kişinin daha katledilmesi lazım?” sorusunu gündeme getiren 10 Ekim Barış Derneği, Atatürk Havalimanı katliamcılarının tahliye edilmesi kararını da kınadı.
“YARGI, ADALETTEN UZAKTA”
10 Ekim Barış Derneği tarafından yapılan açıklamada, IŞİD’lilerin insanlık suçu işlediklerine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Adalet için kaç kişinin daha katledilmesi lazım?
Bugün 19 Aralık. Maraş Katliamı’nın başladığı gün. Diğer katliamlarda olduğu gibi, katliamı planlayanların, gerçekleştirenlerin adı, sanı, yeri, yurdu belli iken hiçbir kovuşturmaya tabii tutulmadılar, ceza almadılar. Türkiye yargısı tam da Maraş Katliamı’nın 46. Yıldönümünde Atatürk Havalimanını basıp 45 kişiyi katleden IŞİD’lileri ‘verilen cezaların hakkaniyete uygun ve adil olmadığı’ gerekçesiyle, hatta neredeyse masum ilan ederek tahliye etti. 10 Ekim 2015’de Ankara Gar önünde 104 canını kaybetmiş, fiziken ve ruhen yaralanmış bir aile olarak, 10 Ekim Barış Derneği olarak soruyoruz: IŞİD’lilerin katliamcı ve katil olduğunun, insanlık düşmanı olduğunun yargı tarafından anlaşılması için daha kaç katliam olması gerekiyor? Kaç kişinin daha ölmesi gerekiyor?
Bu katliamların yargı sürecinde devletin bu katliamlardan önceden haberi olduğu, hiçbir önlem almadığı, katliam için IŞİD’lilerin adeta sırtının sıvazlandığı, yol verildiği ortaya çıkmışken hala neyin kanıtı bekleniyor? ‘Hakkaniyet ve adil olma’ niye IŞİD’lilere tanınan bir ayrıcalığa dönüşüyor? Bu sorular çoğaltılabilir ve aslında bu soruların cevabını hepimiz biliyoruz.
CEZASIZLIK POLİTİKASI
Bir yargı kuralı haline gelen cezasızlık politikasının göstergesi olması yanında katliamcı zihniyetin devam ettiğinin göstergesi olması yanı sıra, IŞİD’in içinden çıkan HTŞ’nin Suriye’de iktidarı ele geçirmesi ile de ilintili olup olmadığı sorusu biz ailelerin ve kamuoyunun aklına gelmektedir. Yargının adaletten ne kadar uzak olduğu bu kararla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu karar, katliamcı zihniyetlerin devam etmesinin önünü açmaktadır. Bu karar, katliamların hala devam ettiğine işaret etmektedir. Eğer bir nokta kadar dahi adalet duygusu, insanlık duygusu kaldıysa, bu karardan derhal vazgeçilmelidir. Yoksa tamir edilemez bir yaranın daha açılacağı kesindir. Biz derneğimiz ve 10 Ekim Ailesi olarak bu yaranın açılmaması için, adalet için, barış için, mücadeleye devam edeceğiz.”
PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, 10 Ekim 2015’te katledilen 104 insan için basın açıklaması yaptı. Adıyaman İHD Eş Şube Başkanı Dilan Güler, iktidara tepki göstererek, “Bizler en başından beri katliamın arka planın aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz” dedi. Adıyaman SES Eş Şubesi Başkanı İbrahim Aydın da “Binlerce değil milyonlarca insanın canı yandı” diye belirtti.
Ankara’da 10 Ekim 2015’te IŞİD çeteleri tarafından Ankara Garı’nda düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 104 insan için Adıyaman’da basın açıklaması yapıldı.
“Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, karanfillerimize armağan edeceğiz” denildi.
Demokrasi Parkı önünde yapılan açıklamaya çok sayıda sivil toplum örgütü ve yurttaş katıldı. Açıklama öncesinde patlamada hayatını kaybedenler anısına 1 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi.
“PATLAYAN BOMBA DİLLERİNDEKİ BARIŞ TÜRKÜLERİNİ HEDEF ALDI”
Basın açıklamasını okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD), Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Tek bir amaçları vardı. O da 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmaktı. Ancak saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba gözlerindeki gülümsemeyi, dillerindeki barış türkülerini hedef aldı. IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı ile bağrımıza adeta onlarca kara saplı bıçak saplandı. 103 canımız aramızdan koparılırken yüzlerce insanımız fiziksel, yüzbinlerce insanımız ruhsal olarak yaralandı. Gar katliamı, Türkiye tarihinin en büyük katliamı olarak kapkara bir sayfa olarak tarihimize geçti” diye konuştu.
İktidarın o gün katliamın aydınlatılmaması için uğraştığını söyleyen Güler, “Dava süreci acılı ailelerimizin, avukatlarımızın ısrarlı çabaları ile tüm dünya kamuoyunun gündemine girdi. 10 Ekim Davası tutuklu sanıklar yönünden 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek karara bağlandı. Ana dosyadan ayrılan firari sanıkların yargılandığı dosya Türkiye’nin ilk ve tek insanlık suçu yargılaması olarak tarihe geçti. 1 Temmuz 2024’te görülen duruşmada ise ülkede yaşanan en büyük katliama ilişkin ikinci kez karar verildi. Ne yazık ki mahkeme “İnsanlığa karşı suç işlenmiştir’ diyemedi. Dosyayı IŞİD’i aklayarak kapatmak istedi” sözlerinde bulundu.
Katliamda sorumlu olan herkesin yargılanmadığını söyleyen Güler, arka planda yer alan herkesin yargılanması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Buradan tekrar altını çiziyoruz. Bu dava bizler için bitmemiştir. Katliamın sadece maşası olanlara, tetikçilere ceza verilmesi yeterli değildir. Bizler en başından beri katliamın arka planın aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Mahkeme tutanakları tarihe yazılan gerçeklerin üstünü örtemez. 9 yıldır milyonların gözünün önünde yaşanan gerçekleri unutmadık, unutturmayacağız.
“ER YA DA GEÇ BARIŞ KAZANACAK”
Barış karanfillerimize sözümüz var. O duvarların tuğlalarını çekip çıkaracağız. 10 Ekim katliamında rolü olan, görevini ihmal eden, katliama yol veren, hangi mevki ve makamda olursa olsun tüm sorumlular yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar adalet yürüyüşümüzü hep birlikte sürdüreceğiz. 10 Ekim Katliamı’nın unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz barış şehitlerimizi saygı ve özlemle anarken sözümüzü bir kez daha yineliyoruz: Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, karanfillerimize armağan edeceğiz. Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak.”
“O GÜN BİNLERCE İNSAN DEĞİL MİLYONLARCA İNSANIN CANI YANDI”
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Eş Şubesi Başkanı İbrahim Halil Aydın da Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin anısına kısa bir konuşma yaptı.
Aydın, “Bugün emek, barış, demokrasi için Türkiye’nin dört bir yanından barış isteyen binlerce insan yola çıktı. Ama barışı sevmeyenler, barış taraftarı olmayanlar canlarımıza kıydılar. O gün binlercesinin canı yanmadı, o gün milyonlarca insanın canı yandı. Biz asla bunu unutmayacağız. Emek, demokrasi ve barış ısrarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
PİRHA-Ankara’da 10 Ekim 2015’te terör örgütü IŞİD tarafından Ankara Garı’nda düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybedenler için Malatya’da yürüyüş düzenlendi. Yürüyüş sonrası konuşan Hasan Akdemir, siyasi güçlerin mahkemede hesap vermesinin istediklerini söyleyerek, “Adalet önünde bu hesap verilinceye kadar bizler mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
2015 10 Ekim’de IŞİD terör örgütün tarafından Ankara Garı’nda yapılan saldırıda 103 kişi öldü, 500 kişi yaralandı. 9 sene geçmesine rağmen adalet arayışlarını sürdüren aileler, Malatya Özalper Mahallesi’nde toplanarak kortej halinde Barış Güvercinleri Anıtı önüne doğru yürüyüşe geçti. Kitle sık sık ‘Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek’, ‘Barışa uzanan eller kırılsın’ sloganları attı. Hayatını kaybedenlerin isimleri seslendirildi. Barış Anıtı önüne gelen kitle, yaşamını kaybedenler için güller bırakıp, mum yaktı, hayatını kaybedenler için 1 dakikalık saygı duruşuna geçildi.
Yürüyüş esnasında liseli öğrenciler alkışlarla yürüyüşe destek verdi.
“MAHKEME NE YAZIK Kİ ‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEMİŞTİR’ DİYEMEDİ”
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na dair süren dava süreciyle ilgili konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Malatya Şube Eş Başkanı Cansu Kaplan, mahkemenin Türkiye’de yaşanan en büyük katliama yönelik insanlığa karşı suç işlendiğini kabul etmeyerek IŞİD’i aklamaya çalıştığını belirtti.
Kaplan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Katliamın ardından başlayan dava sürecinde birileri o karanlık sayfa hiç aydınlatılmasın diye elinden geleni yaptı. Yapmaya devam ediyor. Ama dava süreci acılı ailelerimizin, avukatlarımızın ısrarlı çabaları ile tüm dünya kamuoyunun gündemine girdi. 10 Ekim Davası tutuklu sanıklar yönünden 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek karara bağlandı. Ana dosyadan ayrılan firari sanıkların yargılandığı dosya Türkiye’nin ilk ve tek insanlık suçu yargılaması olarak tarihe geçti. 1 Temmuz 2024’te görülen duruşmada ise ülkede yaşanan en büyük katliama ilişkin ikinci kez karar verildi. Ne yazık ki mahkeme “İnsanlığa karşı suç işlenmiştir’ diyemedi. Dosyayı IŞİD’i aklayarak kapatmak istedi.
Kaplan, davanın kendileri için bitmediğine dikkat çekerek, “Katliamın sadece maşası olanlara, tetikçilere ceza verilmesi yeterli değildir. Bizler en başından beri katliamın arka planın aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Mahkeme tutanakları tarihe yazılan gerçeklerin üstünü örtemez. 9 yıldır milyonların gözünün önünde yaşanan gerçekleri unutmadık, unutturmayacağız” dedi.
“DEMOKRASİYE OLAN ÖZLEMİMİZİ YERLE BİR ETTİLER”
10 Ekim’de Ankara Gar önünde bulunan ve patlamada yaralı olarak kurtulan Hasan Akdemir de, bu tür durumlarda arama yapan, araçları durduran emniyet görevlilerinin o gün hiçbir arama ve durdurmaya tabi tutmadıklarını söyledi.
Akdemir, Ankara Gar Katliamı ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Bizler biliyoruz ki normalde araçlarımız durdurulur, kimliklerimiz sorulurdu ama ne hikmetse 9 Ekim günü hiçbir aramaya tabi tutulmadan güle oynaya ölüme götürdüklerini bilmiyorduk. 10 Ekim sabahı demokrasiye olan özlememizi yerle bir ettiler. Dönemin Başbakanı bu katliamla birlikte oylarının arttığını söyleyerek kime yaradığını itiraf etmişti. Aradan 9 sene geçmesine rağmen adalet mücadelemiz devam ediyor. 2019 yılında dönemin Başbakanı “10 Ekim’le konuşacağımız zaman insan yüzüne bakamazlar” dedi. Bu ülkede geleceğin daha güvenli daha emin yaşanması adına siyasi parti temsilcileri olabilir, kamu görevlileri olabilir her kimse çıkıp açıklama yapsınlar. Bizlerin talebi Antep’ten Ankara’ya çıkıp, yol güzergahını açan, onlara yardımcı olan, onları takip etmeyen emniyet güçleri ve bu katliamda sorumlu olan siyasi güçlerin mahkemede sorgulanmasını istedik ama hiçbir kamu görevlisi o mahkemede sorgulanmadı. Adalet önünde bu hesap verilinceye kadar bizler mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN”
10 Ekim Gar Katliamında tanık olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclis Üyesi Pakize Sinemillioğlu, barış elçileri için mücadele edeceklerini söyleyerek, “Suruç’ta başlayan Antep’ten devam eden ve Ankara’da tarihin en büyük katliamlarından biri olan Ankara Gar Katliamında yaşamını yitirenlerin en önemli istekleri barıştı. Bu ülkede Sivas’ta, Roboski’de, Malatya’da, Çorum’da hangi zihniyet bu katliamları yaptıysa aynı zihniyet 10 Ekim Gar Katliamında da IŞİD barbarları bizi yok etmeye kalktılar. Biz inatla, ısrarla barış elçilerine sözümüzü gerçekten tutacağız. Onları unutmayacağız, unutursak kalbimiz kurusun” diye konuştu.
CHP Malatya İl Yönetimi üyesi Cengiz Özdemir de, gerçek katillerin yargılanması gerektiğinin altını çizerek, “Biz de bu ülkeye barış geleceğini düşünüyoruz ve katillerin yargılanacağı günleri ümitle bekliyoruz. Parti olarak yanınızda olacağımızı ve mücadeleyi sürdüreceğimizi söylüyoruz” açıklamasında bulundu.
“KATLİAMLARA KARŞI MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Daha öncesinde yaşanan Malatya, Çorum, Maraş, Madımak ve Roboski Katliamı olmak üzere Ankara Gar Katliamlarının aynı kaynaktan beslendiğini belirten Malatya Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hasan Kaya ise, “Bugün madenler uğruna yaşam alanlarımızı, tarım alanlarımızı talan eden zihniyet aynı merkezden hareket ediyor. Bütün bu cinayetlere hayır diyen ülkenin aydınlık yüzleriyle birlikte el ele vererek bütün katliamlara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
10 Ekim’de ölen 103 kişiyi anarak konuşmaya başlayan Malatya Sol Parti Başkanı Ali Amanat ise “Gerici, cihatçı faşist güçlerin karanlığını dağıtarak laikliğin, barışın, demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi kuracağız” ifadesinde bulundu.
PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaralanan Canan Neval Salış, “Yaşananları atlatmak, tam olarak iyileşmek mümkün değil. Kapanmayacak yaralar açıldı bizde. İnsanlar barış istedikçe savaş, ölüm politikaları daha da arttı ancak bizler barışta ısrarcıyız. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetmiş, 20’si çocuk yaklaşık 500 kişi de yaralanmıştı.
Katliam sanıklarına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), saldırıda Türkiye hükümetinin/devletinin “sorumluluklarını yerine getirdiğine” karar vererek ihlal görmedi. Ancak katliama tanık olan herkes, emniyet güçlerinin herhangi bir arama, güvenlik tedbiri almadığı konusunda ortaklaşıyor.
Katliamda ağır yaralananlardan biri olan Canan Neval Salış, önlemlerin alınmadığının altını çizerek katliam günü yaşananları PİRHA‘ya anlattı.
“GÜVENLİĞİMİZ SAĞLANMAMIŞTI, ÖLÜME TERK EDİLDİK”
Mersin’den Ankara’ya kalabalık bir şekilde gittiklerini ve yolda herhangi bir arama-kontrol noktasının olmadığını belirten Canan Neval Salış, “Patlamadan önce coşkulu bir atmosfer vardı ama polisin neredeyse hiç olmaması şaşırtıcıydı. Normal şartlarda böyle programlarda yüzlerce polis olurdu ama o mitingde yok denilecek kadar azdı polis. Yol boyunca hiçbir arama noktası olmadı. Hiçbir şekilde güvenlik önlemlerimiz alınmamıştı” dedi.
Patlama sebebiyle iki ağır ameliyat geçiren Salış, o güne dair şunları anlattı:
“İlk patlamada ne olduğunu anlayamadım, sadece yere düştüğümü hatırlıyorum. Yanımdaki arkadaş beni tuttu ve bize bomba attılar dedi. Ayağa kalkmaya çalışırken ikinci patlamada oldu ve kalkamadım bir daha. TTB’deki doktorlar ilk müdahaleyi yapmak için geldiklerinde acil bir şekilde hastaneye götürülmem gerektiğini, yoksa benim de öleceğimi söylediler. Göğüs kafesimden giren bilye sırtımdan çıkmıştı o da akciğer zarımı delmişti. İki bilye de boynumdan girip sırtımdan çıkmıştı. Her anını hatırlıyor olmak çok kötü. Polisler biber gazı attığı için bilincimi kaybettim sonrasında. 20- 25 dakika geçmesine rağmen ambulanslar gelmedi, o gün ölüme terk edildiğimizi düşündük, birçok insan yakınını kaybetti.”
“KATLİAM, KAPANMAYACAK YARALAR AÇTI”
Geçirdiği iki ağır ameliyattan sonra fiziksel olarak iyileşmesi 5 ayı bulan Salış, “Fiziken iyileştim fakat psikolojik olarak bunu atlatmak, tam olarak iyileşmek mümkün değil. Kapanmayacak yaralar açıldı bizde. İnsanlar barış istedikçe savaş ve ölüm politikaları daha da arttı. Bunun sistemsel olduğunu, devletin bir politikası olduğuna inanıyorum. Ama bu böyle sürmeyecek. Barış için mücadelemiz sürecek. Sürdürülen savaş ortamına karşı barışta ısrarcıyız ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA-Ankara’da 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük IŞİD saldırısında hayatını kaybeden 104 kişi, katliamın 9’uncu yılında Ankara Garı önünde anıldı. Anmada konuşanlar, katliamlara karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci, “Katliama olan öfkemiz her geçen gün daha da büyüyor” dedi.
Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırının üzerinden 9 yıl geçti.
Katliamda yakınlarını kaybedenler, yaralananlar, çok sayıda siyasetçi ile sendika ve meslek örgütü temsilcisi buluştu ve Ankara Garı’da yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu pankartla yürüdü.
Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te saygı duruşuna geçilirken katliamda yaşamını yitirenlerin adları okunup saygı duruşundan bulunuldu.
“Annelerin Çığlığı” isimli 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler adına yapılan heykelin, heykeltıraşı Metin Yurdanur, “Buradaki anıt, annelerin çığlığı adını taşır, annelerin gözyaşı adını taşıdır” diyerek heykeli tanıttı.
Basın metnini 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci okudu.
“ÖFKEMİZ HER GEÇEN GÜN DAHA DA BÜYÜYOR”
108 ay önce katliamda 104 kişi hayatını yitirirken, 500’e yakın kişinin de yaralandığını ve sakat kaldığını belirten Sakinci, şunları söyledi:
“Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamında kaybettiğimiz bütün canlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Onlara olan hasretimiz ve yaşanan katliama olan öfkemiz her geçen gün daha da büyüyor.
Ülke tarihinin en büyük katliamı denilip akabinde 3 gün yas ilan edilen 10 Ekim Ankara Katliamı; geride kalanların emek ve çabası ile 9. yılında da unutulmuyor, unutturulmayacak.
Bizler Türkiye’deki emek barış demokrasi bileşenleri ile aileler olarak; sözün bittiği, umudun tükendiği ve öfkenin hepimizi teslim aldığı bir noktada; 10 Ekim’in adalet ve unutturmama mücadelesinin kurumsal olarak yürütülmesi amacıyla derneğimizi kurmuştuk.
Dernek olarak, başta gerçek adalet talebimiz olmak üzere, Orta Doğu ülkelerine mahsus katliamları unutma ve yok sayma pratiğini de kırmayı hedeflerken, derneğimizin Türkiye kamuoyunda da etkin bir güç ve siyasetler üstü bir kurum olarak da kabul edilmesini amaçlamaktayız.”
“10 EKİM ANKARA KATLİAMI KESİNLİKLE SİYASİ BİR CİNAYETTİR”
Önceki katliam yargılamalarından ders çıkarmış, matem tutmak yerine adalet mücadelesine sahip çıktıklarını belirten Mehtap Sakinci, Türkiye’de ilk defa insanlığa karşı suç kavramı, yargıya konu edilmiş olmasına karşın, gelinen noktada tüm koşulları oluşan insanlığa karşı suç mahkeme tarafından kabul görmemiş, daha az ceza verilmesi öngörülerek, yeniden cezasızlık pratiğinin işletildiğini vurguladı.
Sakinci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yönüyle, ’10 Ekim Ankara Katliamı insanlığa karşı suç kabul edilmeyecek ise hangi suç insanlığa suç kapsamında değerlendirilecek’ diye sorguladığımız bu davanın hiç şüphesiz ülke yargı tarihi bakımından büyük bir adaletsizlik örneği olarak ortada durduğu aşikardır.
Ceza dosyası kapsamında dosyaya katılanlar olarak bizlerin talepleri ile damla damla kazandırılan deliller ile artık hepimiz biliyoruz ki; bugün devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden IŞİD saldırıları ile dönemin siyasilerinin söylemlerinden de anladığımız üzere; 10 Ekim Ankara Katliamı kesinlikle siyasi bir cinayet olarak apaçık ortada duruyor.”
“CHP TARAFINDAN ANIT AÇILIŞINDA MİSAFİR OLARAK SÖZ HAKKI KULLANABİLECEĞİMİZ SÖYLENDİ”
Dün gerçekleştirilen anıt açılışına neden ailelerin katılmadığını açıklayan Sakinci şunları söyledi:
“Bugüne kadar 108 aydır anmalarımızı bu geçici sembolik anıt etrafında gerçekleştirdik. Ne var ki geçici olarak yerleştirilen bu sembolik anıt katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli olmayıp üstelik kaybettiğimiz arkadaşlarının fotoğraflarının olduğu bu geçici panonun zaman zaman faşist saldırılara maruz kaldığına da tanıklık ettik.
Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yürüttüğümüz görüşmelerde, katliamın yaşandığı meydanda kalıcı bir mekânsal düzenleme yapılması konusunda fikir birliğine varmamız üzerine bu alanda değerli sanatçı heykeltraş Metin Yurdanur’un ‘Annelerin Çığlığı’ adını verdiği eseri ile kaybettiğimiz 104 insan ve katliamı unutturmama sözümüzü tutmuş olacağını düşünerek, o günün gelmesini sabırsızlıkla beklemiştik.
Aylardır açılması için tüm süreci derneğimiz olarak takip ederken, anıtın açılışına dair anma programının da yürütücülüğü bizzat CHP Genel Başkanı sayın Özgür Özel tarafından da bize bırakılmış ve işaret edilen tarihte açılışın yetiştirilmesi için bürokratik tüm temalarda yine derneğimiz özne olarak kabul edilmişti. Ancak, açılışa saatler kala akşam 20.30 sularında CHP Genel Merkezi İl Teşkilatı tarafından derneğimiz aranarak, sürecin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB) geçtiği ve derneğimizin isterse ‘misafir’ olarak söz hakkı kullanabileceği, ABB açılış protokolü uygulanacağı ve derneğin bileşenlerinin söz hakkı kullanmayacakları şeklinde bir bilgi verilmiştir.”
“ANNELERİN ÇIĞLIĞI ADLI ANIT, BİZ OLMADAN AÇILARAK ANNELERİN GÖZYAŞINA NEDEN OLMUŞTUR”
Anıt açılışına Heykeltıraş Metin Yurdanur’un dahi katılımına gerek duyulmadığını belirten Sakinci, şunları aktardı:
“CHP Genel Merkezi ile yapılan yaklaşık 5 saat süren sözlü diyalog aracılığıyla derneğimiz ile pazarlık yapılmak istenmiştir. Yaptığımız müzakereler sonucunda anlamış bulunmaktayız ki; adına çözüm yolu denilerek önümüze koyulan seçenekler derneğimizi, tüm bileşenleri ve CHP arasında tercihe zorlanarak, siyaseten bürokratik dayatmalar ile derneğimiz açılışa katılamama konusunda seçeneksiz bırakılmıştır.
Kaldı ki, böyle bir konumda çok sesli temsiliyeti bulunan derneğimizin yıllardır onca emek vererek dün açılışa konu edilen anıtın açılışı, hiçbir karşılık beklemeyerek gönülden emek veren heykeltraşın dahi katılımına gerek duyulmaksızın yapılmıştır.
Annelerin Çığlığı adlı anıt, biz olmadan açılarak annelerin gözyaşına neden olmuştur. Gözyaşı döktüğümüz bilinmesine karşın anıt açılışı konusunda taleplerimizi yok sayan konunun muhatapları anıt açılışını sadece bir iş olarak görerek, siyasi bir üstünlük yarışına girmiştir. Bu ülkede acımızın yok sayılmasına defalarca tanık olan bizler, olay mahalline inşa edilen anıtın biz olmadan açılışına da tanık olduk.”
“İKTİDAR IŞİD İLE VARLIĞINI SÜRDÜRMEK İSTEDİ”
DEM Parti Eş Genel Baskanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında katliamın önünün açıldığına vurgu yaparak, “9 sene bugün gibi. Bu alan kana bulandı. Barışa kan sıçrattılar. Onları unutturursak, yeni katliamlara kapı açmış oluruz. Bu iktidar, 15 Temmuz’dan sonra daha faşistleşen iktidar, 10 Ekim Katliamı’nı gerçekleştirdi. IŞİD’in önünü açtılar. Bu iktidar IŞİD ile varlığını sürdürmek istedi. Herkesin haberi vardı. Tutanaklara bakarsak bu katliamın önünün nasıl açıldığını görürüz. Bizler yitirdiğimiz canlarımızı unutmayacağız. Demokrasiyi tesis etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Barış kazanana denk mücadele devam edeceğiz” diye konuştu.
“KATLİAMLARIN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİNİZ”
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ise bir gün bu katliamların hesabının er ya da geç halka verileceğinin altını çizerek, “Mutlaka bu katliamların bedelini ödeyeceksiniz. 10 Ekim’de insanlık suçu işlendi bugün de İsrail barbarlığı Filistin’de suç işliyor. Bu ülkede emekten yana, demokrasiden yana olanların barış mücadelesi devam etti, devam ediyor. 10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızı, barış güvercinlerimizi asla unutmayacağız” dedi.
“BU KATLİAM PLANLI BİR KATLİAMDIR”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz de “104 yoldaşımız huzurunda saygı ile eğiliyorum. Bu katliam planlı, programlı hazırlanan bir katliam. İktidarı ile medyası ile katliamları aklımızdan silmeye çalışıyorlar. Bizim birbirimizden farkımız yok. Katliamların arkasında olanlar ellerini sallayarak geziyorlar” diye konuştu.
“BARIŞ İÇİN DAHA ÇOK MÜCADELE ETMELİYİZ”
DİSK adına konuşan Tayfun Görgün barışı savunmanın bu ülkede zor olduğunu belirterek, “Büyük bedeller ödenir. Bu büyük bedelleri ödeyerek barışı savunmaya devam edeceğiz. Barış olmadan ne olduğunu görüyoruz. Barışı savunmak çok değerli. Barış için daha çok mücadele etmeliyiz, daha çok bir arada olmayız” diye konuştu.
“BİZİ KANA BULADILAR, HİÇBİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”
TMMOB‘dan Özgür Topçu ise “Dile kolay 9 yıl önce emeğin, demokrasinin, barışın sesini duymak için bir araya geldiler ama bizi kana buladılar. Hiçbir kamu görevlisi 9 yıldır yargılanmadı. Acımız geçmedi ama öfkemiz de dinmedi. Bizler bu ülkede nefes aldığımız sürece arkadaşlarımızı unutmayacağız” diyerek gerçek sorumluların yargılanması çağrısında bulundu.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da “Bu hakikat ve adalet arayışı için birleşmek lazım. Birlikte mücadeleye ihtiyaç var” diyerek herkesi mücadeleye davet etti.
“YİTİRDİKLERİMİZİN SORUMLULUĞU HEPİMİZİN OMZUNDA”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına konuşan Dr. Önder Okay, “Yitirdiklerimizin sorumluluğu hepimizin omuzlarında. Bu sorumluluk ile emek, demokrasi mücadelesine devam edeceğiz” dedi.
İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban da, katliamların unutulmayacağına vurgu yaptı.
Yapılan konuşmaların ardından katliamda hayatını kaybedenlerin anısına karanfiller bırakıldı.
PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatının kaybeden 104 kişiyi andı. Alsancak Garı önünde toplanan demokrasi güçleri, “İnsanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Barış savunucusu dostlarımızın hayatlarından, acılarımızdan oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz” dedi.
Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırının üzerinden 9 yıl geçti.
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde IŞİD saldırısı ile gerçekleştirilen saldırıda katledilenleri anmak için Alsancak Garı önünde 10 Ekim Barış Derneği’nin “10 Ekim’i unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartını açtı. Sık sık “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Amed, Suruç Ankara katil sarayda”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.
Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişinin katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin isimleri okunarak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
“ASIL FAİLLER YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMADI”
Açıklamada, Gar Katliamı’nın ülke tarihinde en büyük sivil katliamı olduğuna vurgu yapılarak, “Saldırganları sınırdan başkentin ortasına kadar getiren asıl failler ve buna göz yumanlar, ihmali olanlar hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadı. Türkiye tarihinin en fazla can kaybının yaşandığı bu saldırıda, polisin görevlerinin gereğini yapmak yerine yaralılara yardım etmeye çalışan halka yönelik müdahaleleri ve ambulansların alana girmesinin engellenmesi ve bu yüzden daha fazla sayıda insanın ölmesi toplumun hafızasında canlılığını korumaktadır. Firari sanıklar yakalanamadı. Ve yine bizlerin, barış ve demokrasi savunucularının, adaletin tecelli ettiğine inanmamız bekleniyor. Kamu görevlilerinin saldırıdan önceki ve saldırı sırasındaki kasıt ve ihmalleri hakkında hiçbir zaman etkin bir soruşturma yürütülmedi. Katliamda yaşamını yitirenlerin, yaralananların, onların yakınlarının ve bizlerin acılarını ve vicdanlarını tatmin edecek bir soruşturma, bir yargı süreci asla yürütülmedi” denildi.
“ACILARIMIZDAN OY DEVŞİRENLERİ ASLA AFFETMEYECEĞİZ!”
10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın gerçekleştiği süreçte, AKP iktidarının gücünün erimeye başlayarak Haziran 2015 seçimlerinden tek başına hükümeti kuracak oyu sağlayamamış durumda olduğu hatırlatılarak, şöyle devam edildi:
“Bir yandan istikşafi görüşmeler adı altında toplumu oyalayan iktidar, bir yandan da kazanacağı yeni bir seçimin zeminini hazırlıyordu. 5 Haziran 2015 Diyarbakır, 20 Temmuz 2015 Suruç ve 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamları bu süreçte yaşandı. Türkiye’yi özgürlükler-güvenlik ikileminde güvenlik yönünde tercih yapmaya zorlayan iktidar, Kasım 2015’de yapılan yeni seçimi kazandı ve yaşanan saldırılar, bombalı eylemler bıçak gibi kesildi. İlan ediyoruz ki; insanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Barış savunucusu dostlarımızın hayatlarından, acılarımızdan oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.”
“KATLİAMIN HEDEFİ, DEMOKRASİ VE BARIŞ TALEP EDENLERDİ”
Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin barış ve demokrasi mücadelelerinin devam ettirileceğine değinilen açıklamada, “Şu husus açıkça ortadadır ki; Ankara Garı Katliamı’nın hedefi demokrasi ve barıştır, demokrasi ve barış talep edenlerdir. Hedef bizleriz. Tarih boyunca barışı ve demokrasiyi savunanlara yönelik saldırılar barış ve demokrasiye olan talebi, umudu ve mücadeleyi hiçbir zaman ve hiçbir şekilde yok edemedi, engelleyemedi. 10 Ekim 2015’de, Ankara Garı’nda yapılan saldırıda yitirdiğimiz canlar, yaralanan dostlarımız, bize bu uğurda verilen mücadelenin bayrağını devrettiler. Bizim görevimiz, gerici faşist saldırılar karşısında birlikte mücadele etmek, barışa ve demokrasiye dair umudu diri tutmak, umudumuzu gerçekleştirmektir. Bu süreçte asla yılmayacağız, asla teslim olmayacağız. Katliamda yaşamını yitiren canlarımızı bitmeyen bir özlemle ve sevgiyle anıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanığı Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, “İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar. Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Patlamadan sonra ellerimde kırmızı benekler olunca anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış” dedi.
DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde yapılmak istenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 500 kişi de yaralandı.
Katliam tanığı olan Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Evrim Ay, o gün yaşananları PİRHA’ya anlattı.
“BÜYÜK BİR KATILIMLA DERSİM’DEN ANKARA’YA GİTTİK”
Türkiye’deki savaş ortamından dolayı demokratik kitle örgütlerinin çağrısı üzerine Dersim KESK Şubeler Platformu olarak yoğun bir katılım sağlayarak Ankara’ya gittiklerini söyleyen Evrim Ay, “Barış müzakerelerinin sona ermesiyle başlayan süreçle beraber 5 Haziran’daki HDP’nin mitinginde yapılan bombalı saldırı, 20 Temmuz’da SGDF’li (Sosyalist) gençlerin katledilmesi gibi savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı barıştan yana olan tüm kitleler Ankara’da Barış Mitingi planladı. Biz de o dönem büyük bir katılımla Dersim’den Ankara’ya yola çıktık. İnsanlarda öyle bir barış umudu vardı ki hiçbir eyleme katılmayan arkadaşlarımız bile mitinge katıldılar ve biz otobüslerle Ankara’ya gittik. Ankara’ya giderken polisin mitingi engelleyici bir tutumunu görmedik. Çok rahat gittik ve mola yerlerinde halaylar çektik” dedi.
“ELLERİMDE KIRMIZI BENEKLER VARDI, ANLADIM Kİ KORKUNÇ BİR KATLİAM YAŞANMIŞ”
Böyle büyük bir katliamın yapılacağını akıllarına bile getirmediklerini ifade eden Evrim Ay, “Miting alanında eskisi gibi işportacılar, simitçiler ve bayrak satıcıları yoktu. Biz kortejler halinde yürüyüşe başlamıştık saat 10.00 gibi miting alanına gelmiştik, tam o esnada bir ses geldi, ben ses bombası zannettim. Daha önceki eylemlerde ve mitinglerde ona benzer sesler olurdu. Ama öyle bir sesti ki arkamızdan bir rüzgâr esintisi geldi, daha sonra insanların bize doğru koştuğunu gördük. Tam o esnada aklıma büyüklerimizden dinlediğim 1977 1 Mayıs’ı geldi. İnsanların yüzündeki o korku dolu suretleri görünce çok kötü bir şey olduğunu anladım. Ellerimde ufak kırmızı benekler vardı. O an anladım ki korkunç bir katliam yaşanmış. Şu anda hatırlıyorum ayağımın önünde kemik tarzında kafatasına benzer bir insan uzvu vardı. Biz ambulans gelir diye beklerken polisler gelip koridor oluşturdu ve bizim gidişimize izin vermediler” diye belirtti.
“20-25 DAKİKA SONRA AMBULANSLAR GELDİ”
Alana 20-25 dakika sonra ambulansların geldiğini vurgulayan Ay, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Alana girdiğimde korkunç bir tablo vardı. Et yığınları, insan cesetleri üzerindeki sendika ve siyasi parti bayrakları örtülmüştü. Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük katliamı. Katliamı yapanların IŞİD militanları olduğu ve ellerini kollarını sallayarak Suriye sınırından Ankara’nın en güvenlikli yerine gelip Ankara Garı önünde büyük bir katliam yapması nedeniyle bu işin yol göstericilerinin de hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz. O gün barış talebinde bulunan her kesimden insan oradaydı ama savaştan beslenen kesimler tarafından bu katliam planlandı.”