Etiket: 10 ekim

  • Ankara’da 10 Ekim Anması yürüyüşle başladı-VİDEO

    Ankara’da 10 Ekim Anması yürüyüşle başladı-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük DAİŞ saldırısında hayatını kaybeden 103 kişi, katliamın 9’uncu yılında Ankara Garı önünde yapılacak anma yürüyüşle başladı.

    IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda 103 yurttaşın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan katliamının üzerinden 9 yıl geçti. Gerçek suçlular, katilleri azmettirenler, görevi ihmal edenler, saldırıya göz yumanlar hala yargı önüne çıkarılmadı. 26 Haziran 2024’te görülen davada karar açıklandı. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu 10 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi ancak ailelerin adalet mücadelesi hala sürüyor.

    Ankara’da 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük DAİŞ saldırısında hayatını kaybeden 103 kişi, katliamın 9’uncu yılında Ankara Garı önünde anılacak.

    Anma için toplanan kitle, katliamda kaybedilenleri anmak üzere Ankara Garı’na yürüyor. Yürüyüşe DEMPARTİ Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve milletvekilleri katıldı.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/ANKARA

  • IŞİD çetelerinin 104 barış insanını öldürdüğü 10 Ekim Gar Katliamı’nın 9. yılı

    IŞİD çetelerinin 104 barış insanını öldürdüğü 10 Ekim Gar Katliamı’nın 9. yılı

    PİRHA- IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda 104 yurttaşın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan katliamının üzerinden 9 yıl geçti. Gerçek suçlular, katilleri azmettirenler, görevi ihmal edenler, saldırıya göz yumanlar hala yargı önüne çıkarılmadı. 26 Haziran 2024’te görülen davada karar açıklandı. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu 10 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi ancak ailelerin adalet mücadelesi hala sürüyor. 

    Türkiye tarihinin en kanlı saldırısı olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 9 yıl geçti.

    Ülkenin dört bir yanından binlerce insan, TTB, DİSK, KESK ve TMMOB tarafından düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış Mitingine katılmak için 10 Ekim 2015’te Ankara’da bir araya gelmişti. Saatler 10.04’ü gösterdiğinde Emek, Demokrasi ve Barış mitingi IŞİD’li 2 canlı bomba ile kana bulandı. Saldırı sonucunda 104 insan hayatını kaybetti, 500 kadar insan yaralandı.

    KARANFİL BIRAKANLARA POLİS MÜDAHALESİ!

    Katliamdan bir gün sonra, 11 Ekim’de kalabalık bir grup, saldırıda 104 insanın hayatını kaybettiği alana gidip karanfil bırakmak istedi. Polis, alana girmek isteyenlere izin vermedi. Yaşanan gerginlik sonucu polis, biber gazıyla müdahalede bulundu.

    Katliamda hayatını kaybedenler için Sıhhiye Meydanı’nda ortak tören düzenlenirken cenazeler kaldırılacakları illere uğurlandı.

    AÇILAN SORUŞTURMALAR!

    Katliamda yaşamını yitirenlerin cenazesine katılan öğrencilere 26 Kasım 2015’te ‘Yasa dışı örgütsel faaliyet’ soruşturması  tartışma konusu oldu. Hayatını kaybeden Necla Duran’ın cenaze törenine katılan ortaokul ve lise öğrencilerine de Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı üzerine ‘yasa dışı örgütsel faaliyete katıldıkları gerekçesiyle’ soruşturma açıldı.

    KATLİAMIN PLANLAYICILARI 

    14 Aralık 2015’te katliamı planlayan İlhami Bali’nin 15 yıldır takip edildiği ortaya çıktı. Fevzi Kızılkoyun’un haberiyle Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının Ebubekir kod adlı IŞİD’li İlhami Balı’nın talimatıyla gerçekleştiği ve İlhami Balı’nın 2002’den beri emniyetin takibinde olduğu ortaya çıktı.

    29 Şubat 2016’da ise 10 Ekim Ankara Katliamı’nın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, saldırıdan sonra bir kısım polis şefleri hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan soruşturma izni istedi. Ankara Valiliği, “soruşturma izni verilmemesi”ne karar verdi.

    KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ VERİLMEDİ

    13 Nisan 2016 Müfettiş Raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Ankara Garı’ndaki canlı bomba katliamı ile ilgili müfettiş raporuyla Emniyet’in mitingde yaşanacak olası bir canlı bomba saldırısı için öncelikle kendi personelini uyardığı, ancak mitinge katılanları ve miting düzenleme komitesini uyarmadığı ortaya çıktı.

    Katliamda ihmali olduğu düşünülen Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri, MİT görevlileri, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Ankara Emniyet Müdürlüğü hakkında 24 Nisan 2016’da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık, suç duyurusunu işleme koymama kararı aldı.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI10 EKİM KATLİAM DEĞİL” DEDİ

    İçişleri Bakanlığı, 14 Haziran 2016’da saldırısı için açılan tazminat davasına savunmada “Yeterli önlem alındı, üstelik bu bir katliam değil” dedi. Bakanlık, dava masraflarının da mağdur aileden istenmesini talep etti. Bakanlık, katliamda yaşamını yitiren Gökmen Dalmaç’ın kardeşinin tazminat talebine de “asılsız katliam iddasıyla açılan haksız dava” diyerek tazminatın “haksız zenginleşmeye yol açacağını” savundu. Bakanlık aynı zamanda tren garı önünde toplananları “hukuka aykırı hareket etmek” ile suçladı.

    KATLİAM İDDİANAMESİ HAZIRLANDI

    10 Ekim Katliamı’nın iddianamesi 27 Haziran 2016’da hazırlandı. Hazırlanan iddianamede müfettiş raporunda yer alan ihbar ve ihmal konusundaki belge ve dokümanlar ile katliam sonrasında gaz kullanan polisler yer almadı.

    10 Ekim Davası Avukat Komisyonu, 13 Temmuz 2016’da AYM’ye başvurarak kamu görevlileri hakkında yaptıkları suç duyurularının reddedilmesinin ardından bu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Daha önce katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması için defalarca suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu suç duyuruları her seferinde reddedilmişti.

    17 Temmuz 2016’da 10 Ekim Avukatlarına dava açıldığı duyuruldu. Katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında ailelerin yaptığı suç duyurusunun reddedilmesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, 10 Ekim mağdurlarının avukatlarına dava açtı.

    BİRİNCİ YIL ANMASINA İZİN VERİLMEDİ!

    10 2016’da birinci yıl anması güvenlik sebebiyle yasaklandı. Ankara Valisi 08.45’te Gar’a çiçek bıraktı. Ailelerin soyadı kontrolü ile alana alınacağı söylenerek, soyadı aynı olmayan aile üyelerinin, kayıp yakınlarının, yaralıların dahi anma alanına girmesine izin verilmedi. Girmek isteyen insanlara polis, gazla müdahale etti. 70’te fazla insan gözaltına alındı.

    İKİNCİ YIL ANMASINA DA MÜDAHALE!

    Katliamda yaşamını yitirenleri ikinci yılında anmak için Ankara’da bir araya gelenlere yine müdahale yapıldı. Ailelere gaz sıkıldı, plastik mermiyle saldırıldı. Saldırı sonrası İnşaat Mühendisleri Odası konferans salonunda anma yapmak isteyen ailelere de saldırı gerçekleştirildi.

    Kızılay’da, katliamda yaşamını yitirenler için yapılan anıt ise kırıldı. İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen anmaya yapılan polis saldırısında ise en az 50 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı.

    İLK DAVA 7 KASIM 2016’DA GÖRÜLDÜ

    Saldırıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişi hakkında dava açıldı. Ankara Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davanın savcısı Adnan Gümüş, 12 Haziran 2018’deki duruşmada 55 sayfalık esas hakkındaki görüşünü açıkladı.

    Gümüş, görüşünde “acımasız” ve “vahşi” olarak nitelendirdiği bu saldırının Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adına gerçekleştirildiğini belirtti.

    Sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında “100 kişiyi kasten öldürme” suçlamasından 100’er kez; “anayasal düzeni ihlal” suçundan ise 1’er kez olmak üzere toplamda 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Aynı sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapis cezası talep edildi.

    İddianamede patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri Ankara’ya getirmekle suçlanan isimlerden Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın, Yakıp Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında ayrıca “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, nakletmek” suçundan 24’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    Sanık Erman Ekici hakkında “IŞİD silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan istenen hapis cezası ise 22 yıl 6 ay.

    İddianamede, saldırı talimatının IŞİD yöneticisi ve Türkiye sorumlusu olarak tanımlanan İlhami Balı tarafından verildiği belirtildi. İddianamede saldırıyla ilgili ayrıntıların ise IŞİD’in Gaziantep Emiri Yunus Durmaz tarafından planlandığı belirtildi.

    Dava sonunda da 9 sanığa “Anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

    3. YIL ANMASINA DA ENGELLEME !

    Ankara Garı önündeki anmaya izin verilmesine karşın anma çeşitli engellemelerle başladı. Gar Meydanı’na giden yolları kapatan polis, önce sadece katliamda yakınlarını yitiren ve yaralananların alana girişine izin verdi.

    Anma tüm engellemelere rağmen saat 10.04’te başlarken anmaya HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile HDP ve CHP’li milletvekilleri, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB Genel Başkanları ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    FİRARİLER YARGILANIYOR!

    16 firari sanığın yargılandığı duruşma 8 Kasım 2018’de başladı. 37 aydır firari olan 16 IŞİD’li sanık ile bu sanıkların takip edilmesine rağmen yakalanmamasından sorumlu kamu görevlilerinin bulunmadığı duruşmada, sanık sandalyeleri boş kaldı.

    18 Nisan 2019’da yapılan 2. duruşmada ise 10 Ekim Ankara Katliamı davasında IŞİD’in sınır emiri İlhami Balı’nın eşi tutuklu Hülya Balı’nın tanıklığına müdahale edildi. SEGBİS ile görüntülü olarak duruşmaya bağlanan Balı, tanıklık yapmak istemediğini söyleyerek kendi sorunlarını anlatmaya başladı. Hakim, savcının ve avukatların itirazlarına rağmen “Tanıklık yapmak istemiyorsun” diyerek Balı’yı dinlemedi.

    4. YIL ANMASI DA ABLUKA ALTINDA YAPILDI

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın dördüncü yıldönümü için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Gara doğru hareket ederken gruptan, “Katil devlet hesap verecek”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganlarının atılması üzerine polis ile anmaya katılanlar arasında gerginlik yaşandı. Anmaya katılanlar yoğun güvenlik önlemi altında iki farklı arama noktasından geçerek alana giriş yapabildi.

    FİRARİLERE İLİŞKİN YÜRÜTÜLEN 3. DURUŞMA

    21 Kasım 2019’da firari sanıklar yönünden devam eden davanın duruşmasında sanık Erman Ekici’nin avukatı Erhan Fidan, IŞİD lideri Bağdadi’ye “halife” dedi ve “Türkiye El Bab’a girmese bombalar patlamayacaktı” iddiasında bulundu.

    Gar Katliamı davasında daha önce IŞİD yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası alan Erman Ekici, bu kez “insanlığa karşı suç” işlemekten hâkim karşısına çıkarıldı.

    Firari sanıklar açısından açılan davanın dördüncü duruşması ise Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 13 Şubat 2020 tarihinde görüldü. Mahkeme, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin 16 firari ve bir tutuklu sanık yönünden devam eden davayı 8 Mayıs 2020 tarihine erteledi.

    16 Temmuz 2020’de yapılan 6. Duruşmada ise katliamın firari sanıklarının yargılandığı davada avukatlar, delil karartıldığı için Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Firari Balı’nın Hayır ve Ensar Derneği üyeliğinin İstanbul Valiliği’ne sorulmasına karar verildi.

    KATLİAMDA AĞIR YARALANAN 4 KİŞİ DE YAŞAMINI YİTİRDİ

    10 Ekim 2015’te bombalı saldırı sonucu 400’den fazla yurttaş ise ağır yaralar aldı. Uzunca bir süre tedavi gören Esfet Duran, Mustafa Budak, Ağa Bayar ve Piro Yıldırım da farklı zamanlarda yaşamlarını yitirdi.

    DAVADA KARAR AÇIKLANDI

    26 Haziran 2024’te görülen davada karar açıklandı. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu 10 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti sanıklar Yakup Şahin, Hakan Şahin, Resul Demir, İbrahim Halil Alçay, Hacı Ali Durmaz, Erman Ekici, Talha Güneş, Hüseyin Tunç ve Metin Akaltın’a insan öldürmekten 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, insan öldürmeye teşebbüs suçundan da 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

    Mahkeme heyeti ayrıca Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat verilmesine, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verdi.

    Ekici’nin geçen celsede de sağlık raporu sunan avukatı, bugünkü duruşma için de mazeret göndermiş ancak mahkeme heyeti avukatın bunu “yargılamayı uzatmak için yaptığını” değerlendirerek Ekici’ye CMK’dan (Ceza Muhakemesi Kanunu) müdafii atanmasına karar vermişti.

    9 EKİM 2024’TE ANIT AÇILDI, AİLELER KATILMADI

    9 Ekim 2024’te, IŞİD’in saldırısıyla hayatını kaybedenler için katliamın yapıldığı Ankara Garı’nda anıt açıldı. 103 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın ardından yakınlarını kaybedenlerin kurduğu 10 Ekim Barış Derneği’nin girişimleri sonucunda Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) katkılarıyla anıt yapıldı. “10 Ekim Annelerinin Çığlığı Anıtı”nı heykeltıraş Metin Yurdanur tasarladı ve hazırladı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ABB Başkanı Mansur Yavaş açılışta konuştu. Ancak 10 Ekim Barış Derneği ve heykeltıraş Yurdanur açılışa katılmadı. Ayrıca DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da programını iptal ederek açılışta yer almadı.

    PİRHA/ANKARA 

     

  • Baba Faik Deli: Kızım Dicle, Gar Katliamı’nda barışa kurban oldu!-VİDEO

    Baba Faik Deli: Kızım Dicle, Gar Katliamı’nda barışa kurban oldu!-VİDEO

    PİRHA – IŞİD çetelerinin yaptığı 10 Ekim Gar Katliamı’nda kızı Dicle Deli’yi kaybeden Faik Deli, hükümetin ilan ettiği 3 günlük yas kararını hatırlatarak “Peki siz devleti idare eden siyasi erk olarak, hayatını kaybeden bu insanlara, kaçırılan dosyalara, tecelli etmeyen adalete ne söylediniz? Davaya müdahil olabildiniz mi?” sorularını yöneltti. Baba Faik Deli, “Umut ederim ki bu ülkenin barışına, adaletine, geleceği için onların şehadeti vesile olsun” dedi. 

    DİSK, KESK, TTB, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla 10 Ekim 2015’te Barış Mitingi düzenlenmesi planlanıyordu. Ankara Garı kavşağında toplanan kitleye yönelik IŞİD’li iki bombacı, intihar saldırısı düzenledi. Saldırı sonucu 104 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 500 kişi yaralandı.

    Katliamdan 9 ay sonra tamamlanabilen iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte yargılama süreci başladı. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada 35 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi. Sanıkların büyük kısmı yakalanamadığı için duruşmada 15’i tutuklu, 4’ü tutuksuz 19 kişi hazır bulundu. Yılları bulan yargılamalar sonucunda 16 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verildi.

    Cumhuriyet tarihindeki en ölümcül katliam olan 10 Ekim Gar saldırısında yaşamını yitiren iki çocuktan birisi de Dicle Deli’ydi. Baba Faik Deli, kızı Dicle ile birlikte barış talebini dile getirmek için Ankara’ya gitmişti. Ancak 10 Ekim’de saatler 10:04’ü gösterdiğinde 2 canlı bombanın eylemi ile meydan adeta kana büründü.

    Katliamının üzerinden 9 yıl geçti fakat yargılamalarda ailelerin hiçbir talebi karşılık bulmadı. Hatta ailelerin itirazları mahkeme tarafından suç olarak görülüp cezalar dahi verildi.

    Yapılan katliamı ‘insanlığa karşı suç’ olarak yorumlayan aileler, sanıkların bu temelde yargılanmasını istedi. Ancak bu talep de kabul edilmedi.

    “DEVLET, DOSYALARI SÜREKLİ BİZDEN KAÇIRDI”

    Katliamın ardından geçen dokuz yılı baba Faik Deli ile konuştuk. “Dokuz senede gelebildiğimiz nokta, elde var sıfır” diyen baba Faik Deli, asıl sorumluların dönemin hükümet yöneticileri olduğunu vurguladı. Faik Deli, dava dosyasının zaman aşımına uğratılabileceğini söyleyerek şunları söyledi:

    “Cumhuriyet tarihinin en kanlı eylemi olarak tarihe geçen bir eylemde, ülkenin başkentinde yaşanan bir katliamda maalesef ki bu devleti idare eden siyasi erk, bugüne kadar kendisiyle ilgili herhangi bir adım atmadı. Bununla birlikte dosyaları sürekli bizden kaçırdı. Bugüne kadar mahkemeye intikal eden evrakların %99’unu hukuk komisyonumuz ve ailelerin girişimiyle getirilebildik. Bizler, başından beri hep devlette kusuru olan makamların mahkemeye gelip kendilerini anlatmalarını talep ettik ama maalesef ne İçişleri ne Adalet ne Sağlık Bakanlığı’ndan bir yanıt alamadık. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün de buna ilişkin hiçbir adımı olmadı. Dokuz senenin içerisinde yapılan bütün duruşmalarda, özellikle kamuda sorumluluğu olanların gelip, bildiklerini mahkemede paylaşmalarını istedik fakat hiçbir şekilde sorumluluğu olan kimseyi mahkemenin karşısına çıkaramadık. Dolayısıyla 9 sene süren bir mahkemede mutlaka devletin bazı kurumlarının birebir gelip bildiklerini mahkemeye anlatmaları gerekiyordu. En son olarak Ahmet Davutoğlu, yani dönemin başbakanı, katliamı kastederek ‘Biz bildiklerimizi ve gördüklerimizi anlatırsak bazılarının insan içine çıkacak yüzü kalmaz’ demişti. Burada yapılması gereken savcıların, dönemin başbakanını ifadeye çağırıp ‘gelin bildiklerinizi, gördüklerinizi paylaşın’ demesi gerekirdi.

    Bunlarla birlikte mahkeme günleri yapılacak basın açıklamaları nedeniyle sürekli ailelere polis müdahale etti. Bütün kamuoyunun bildiği üzere bu davada bir kişinin, ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında yargılanması devam ediyordu fakat son duruşmada o katili de ‘insanlığa karşı suç değildir’ hükmü ile ayrı tuttular. Kanaatimiz odur ki zaman içerisinde biraz daha kamuoyunun gündeminden düşürmek, unutturmak isteniyor. Bu ülkedeki katliamların zaman aşımına uğratıldığı gibi 10 Ekim Gar Katliamı da maalesef ki zaman aşımına uğratılmak isteniyor. Fakat bu ülkede yaşayan demokrasi güçlerinin, vicdan sahibi insanların, bu davayı asla gündemden düşürmeyeceğini düşünüyorum. Aileler olarak biz bu davanın peşini bırakmayacağız.”

    “ÇAĞRIMIZ BÜTÜN KURUMLARA!”

    Faik Deli, 10 Ekim Gar Katliamı’nın 9. yıl dönümünde Ankara’da yapılacak anma töreni için katılım çağrısı da yaptı. Faik Deli, katliamın belleklerden silinmemesi için kamuoyu desteğine ihtiyaç duyduklarını vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Mahkeme heyeti, kendi açısından bu davayı bitirdi. Bundan sonraki mahkeme süreçleri bizim kanaatimize göre usülen yapılacak olan duruşmalar olacak. Fakat bu ülkenin vicdan sahibi insanlarının bu meseleyi gündemden düşürmeyeceği yönünde bizlerin beklentileri var. Katliamın yaşandığı yerde her ayın 10’unda anma yapılıyor, bir de yıllık anmalar söz konusu. Özellikle çağrımız, Ankara’daki demokrasi güçlerinin, o alanı 9. yılında tıka basa doldurmaları gerekiyor. Aynı zamanda 10 Ekim’de İstanbul Kadıköy’de saat 19:00’da her sene olduğu gibi yine anma yapılacak. Bu davanın gündemden düşmemesi için ancak kamuoyunun sahiplenmesi ile bu katliam bellekte kalır. Çağrımız bütün kurumlaradır. 10 Ekim, bu ülkenin yaşanmış en büyük kara günlerinden bir tanesidir. Kamuoyunun bunu sahipleneceğini umuyoruz. Zaman zaman Ankara ve diğer anmalarda çeşitli saldırılar oldu ama bu sene bir saldırının olabileceğinin beklentisi içerisinde değiliz. Yoldaşlarını, eşlerini, çocuklarını kaybeden insanların, o alana gidip hatıralarını yaşatmak için anma yapması kimseye zarar getirmez. Katılımın en üst seviyede olmasını bekliyoruz, çağrımızı da bu yönde yapıyoruz.”

    “SİYASİ ERK OLARAK HAYATINI KAYBEDEN İNSANLARA, TECELLİ ETMEYEN ADALETE NE SÖYLEDİNİZ?” 

    Faik Deli, katliam dosyasının henüz tam anlamıyla aydınlatılamaması konusunda ana muhalefete de eleştiri yöneltti.

    Deli, “Hatırlarsanız katliamın yaşandığı dönemde ülkede 3 günlük yas ilan edilmişti. Şimdi buradan sayın cumhurbaşkanına ve o cenahta olan siyasi partilerin yetkililerini samimiyete ve vicdana çağırıyoruz. Olması gereken 3 günlük yası ilan ettiniz fakat ondan sonraki süreçte siz devleti idare eden siyasi erk olarak, hayatını kaybeden bu insanlara, kaçırılan dosyalara, tecelli etmeyen adalete ne söylediniz? Müdahil olabildiniz mi? Ülkenin 3 gün yas ilan etmesinden sonra bugün gerek AKP, gerekse MHP’nin bu konuya ilişkin herhangi bir girişimleri olmamış. Eğer o ilan ettikleri 3 günlük yasla ilgili ufak bir samimiyetleri varsa bu sene yapılacak anmalara gelsinler. Ama biz kararlıyız. Bizler bu ülkeye hem barışı hem kardeşliği hem de demokrasiyi getirinceye kadar mücadelemiz devam edecek. Bu konuda asla taviz vermeyeceğiz. Bizler yakınlarımızı kaybettik, bedel ödedik. Bundan sonra da bedeller ödenmesi gerekiyorsa o bedelleri de karşılayacağız” diye konuştu.

    “ONLARIN ŞEHADETİ BARIŞA VESİLE OLSUN”

    Faik Deli, kızı Dicle’nin kaybından sonra ailenin yaşadıklarına da dikkat çekti. “Kızımın boşluğu hiçbir şekilde doldurulamaz” diyen baba Faik Deli şunları kaydetti:

    “Dicle yaşıyor olsaydı bugün 27 yaşında bir genç kız olacaktı. Katliamın yaşandığı yerde hayatını kaybeden iki çocuktan biriydi Dicle. Dicle, daha 17 yaşındaydı, ondan daha küçük bir de Mehmet Veysel Atılgan vardı. Dicle’ye olan özlemimiz asla bitmeyecek, acısı da bitmiyor. İster istemez biz canımızdan bir parçayı kaybetmişiz, daha büyük bir acı olamaz. Bizler, katliamdan önceki ruh haline hiç dönemedik. Özlüyoruz… Dicle gerçekten çok yürekli bir çocuktu. Çok arkadaş canlısı ve hayatı son derece seven birisiydi. Güzel sesiyle türküler söylerdi ve daha 17 yaşında olmasına rağmen bu ülkenin sorunlarına kafa yoracak kadar da gelişkin bir çocuktu. Ankara’ya Dicle ile beraber gitmiştik. Alanda Dicle ile beraberdim. Dicle’nin cenazesi henüz yerdeyken o zaman basından birileri bazı sorular sormuştu ve biz de aile olarak Dicle’nin ‘Barışa kurban olduğunu’ söylemiştik. Baba olarak o zaman ağzımdan dökülen bir cümleydi bu. Umut ederim ki bu ülkenin barışına, adaletine, geleceği için onların şehadeti vesile olsun. Dicle’yi tekrar özlemle, rahmetle yad ediyorum. Fakat çok özlüyoruz çok.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Arslan: 10 Ekim, barışın kanatlarının kırıldığı gün oldu- VİDEO

    Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Arslan: 10 Ekim, barışın kanatlarının kırıldığı gün oldu- VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı tanıklarından olan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan, Mersin’den Ankara’ya barış umuduyla gittiklerini ancak katliamla birlikte bu umudun paramparça olduğunu ifade etti. Arslan, “Kafamı kaldırıp etrafıma bakmaya cesaret edemiyordum. Umutların tükendiği, barışın kanatlarının kırıldığı bir olaydı. O umut paramparça oldu” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetmişti.

    Katliam tanığı olan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan, o gün yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    “BARIŞ UMUDUMUZ PARAMPARÇA OLDU”

    2015 yılında iktidarın çözüm sürecini sonlandırması ve çatışmalı ortam yaratması sebebiyle barış isteyen sivil toplum örgütlerinin bu mitingi organize ettiklerini belirten Nuriye Arslan, Mersin’den Ankara’ya büyük umutlarla ve coşkuyla gittiklerini söyledi.

    Yolda herhangi bir aramaya takılmadıklarını, alanda da polis sayısının çok az olmasının herkeste şaşkınlık yarattığını ancak kendisinin bunu barış sürecinin etkisi olarak yorumladığını dile getiren Arslan, o gün yaşananlara dair şunları söyledi:

    “Barış mitinginin toplumun özlemini duyduğu barış ortamına vesile olacağını düşünerek oraya gittik. Yürüyüşe geçmeden önce türküler söylenerek halaylar çekiliyordu. Ben de halaya girmek için o tarafa gittiğimde birinci patlama gerçekleşti. Çok korkunç bir sarsıntıydı, başta ne olduğunu idrak edemedim. Yanımdaki genç elimden tutup bu bir patlamaya benziyor demesiyle ikinci patlama da gerçekleşti. Patlamanın basıncının kafam gövdemden kopmuş gibi acı hissettim. Herkes bir tarafa savruldu, kaçıştı. Orada bulunan sağlıkçılar hemen müdahale ettiler yaralılara fakat gaz bombasının sıkılmasıyla göz gözü göremez hale geldi. Kafamı kaldırıp etrafıma bakmaya cesaret edemiyordum. Yürüyen birinin üzerinde insan parçaları gördüm. Başka bir vatandaş baştan aşağıya kandı ve o şekilde feryat ediyordu. Umutların tükendiği, barışın kanatlarının kırıldığı bir olaydı. O umut paramparça oldu.”

    “KATLİAM BARIŞA YÖNELİKTİ, ÇOK FAZLA ARKADAŞIMIZI KAYBETTİK”

    Oradaki katliamın barışa yönelik bir katliam olduğunu ifade eden Arslan, “Çok fazla insanı, arkadaşlarımızı kaybettik. Bir daha böyle katliamların yaşanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalı. Toplumun bütün kesimlerini dahil ederek savaşın önünde durmak lazım, barışı inşaa etmek lazım” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • 10 Ekim ailelerinden CHP’ye tepki: Dayatmayı kabul etmiyoruz, anıt açılışına katılmayacağız!

    10 Ekim ailelerinden CHP’ye tepki: Dayatmayı kabul etmiyoruz, anıt açılışına katılmayacağız!

    PİRHA- 10 Ekim katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri, katliamda kaybedilenler anısına inşa edilen anıtın açılışı için yaptıkları programın, CHP ve Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından iptal edildiğini açıkladı. 10 Ekim Barış Derneği, açılışa katılmayacaklarını açıkladı. 

    Ankara’da, 10 Ekim 2015’te IŞİD’in düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarının kurduğu 10 Ekim Barış Derneği, katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan anıtın açılışına katılmayacaklarını açıkladı.

    Dernek açıklamada, “10 Ekim Ankara Katliam Anıtı’nın açılışını ailelerimiz, derneğimiz ve duyarlı kamuoyu ile beraber 9 Ekim 2024 saat 10:04’te yapacağımızın çağrısını yapmıştık. Gelinen aşamada Ankara Büyükşehir Belediyesi ve CHP Ankara İl Örgütü’nün, açılışa saatler kala derneğimizi, 10 Ekim Ailemizi ve bizimle birlikte dokuz yıldır mücadele eden emek ve demokrasi güçlerini yok sayarak, günlerdir emek vererek hazırladığımız programımızı iptal ettiğini ve kendi programının uygulanarak bizim misafir olarak açılışa davet ettiklerini öğrenmiş bulunmaktayız” dedi.

    “DAYATMAYI KABUL ETMİYORUZ”

    “Yapılan bu dayatmayı kabul etmiyoruz” diyen derneğin açıklamasında “9 Ekim’de gerçekleşecek açılışa katılmayacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. 10 Ekim’in hafızasını, öznelerini yok sayan hiçbir etkinlik bizi temsil etmemektedir. 10 Ekim Ailesi olarak 10 Ekim günü saat 10:04’te 9. yıl anmasında Ankara Garı önünde anmamızı gerçekleştireceğiz. Bütün emek ve demokrasi güçlerini anmamıza çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Gar Katliamı anma etkinlikleri kapsamında ‘Adalet Kürsüsü’ kuruldu!-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı anma etkinlikleri kapsamında ‘Adalet Kürsüsü’ kuruldu!-VİDEO

    PİRHA-Adalet Dayanışması, 10 Ekim Ankara Tren Garı anma etkinlikleri kapsamında “Adalet Kürsüsü” etkinliği yaptı. Konuşmalarda, adalet arayışında birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yapıldı.

    Her kesimden adalet talebinde bulunan isimlerin bir araya gelerek oluşturduğu Adalet Dayanışması, 10 Ekim Ankara Tren Garı anma etkinlikleri kapsamında “Adalet Kürsüsü” etkinliği yaptı.

    Etkinlik, Ankara’daki Mülkiyeliler Birliği binasındaki Prof. Dr. Oral Sander Konferans Salonu’nda yapıldı.

    “10 EKİM KATLİAMINI UNUTMAMAK İÇİN SÖZ VERDİK”

    Barış Derneği adına selamlamayı Can Ateş yaptı. Ateş, “Katliamın üzerinden 9 yıl geçti. İlk günden itibaren katliamı unutmamak adına söz verdik ve bu programları devam ettireceğiz. Umarım bu coğrafyaya adalet ve barış gelir” diye konuştu.

    “TEMEL DERDİMİZ ADALET”

    Aydın Şimşek, Adalet Dayanışması hakkında bilgi vererek, “Bugün burada adalet için birleşen herkese selam olsun. Tepeden görmeye alışık olanlar adalet arayan bizleri görmüyorlar. Farklılıkları zulüm ile cezalandırıyorlar. Zaman, adalet arayanların kalplerini birleştirme zamanıdır. İstediğimiz adalet, hakikatin yanında yer almaktır. Hz. Ali ‘bir zulme engel olamıyorsanız, onu cümle aleme duyurun’ demiştir. Haksız ve adaletsiz uygulamalarla cehenneme dönen hayatlarımız var. Ekmeğimiz zalimler tarafından gasp edilmiş durumda. Oksijen alamaz durumdayız. Adalet bir oksijen gibi bir insanın ihtiyacı. Adaletsizlik her alana sirayet etmiş durumda. Adalet Dayanışması’nın tek bir muradı var; mazlumların kalplerine sesleneceğiz, birlik olacağız. Bütün mazlumlar birleşelim” dedi.

    “ADALET KAVRAMINI KENDİ ÇIKARI İÇİN KULLANAN ANLAYIŞ!”

    Hak ve adalet mücadelesi kapsamında konuşan DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, “Bu çok önemli bir buluşma. Herkes için adalet diyerek bir araya gelinmiş durumda. Hiçbir zaman eşit yurttaşlık çevresinde bir anayasa yapamadık. İktidar olma meselesi değil, adaleti sağlama fikrine sahip olmaktır önemli olan. Adalet kavramını kendi çıkarı için kullanan bir anlayış şu an iktidar olmuş durumda. Ortak adalet mücadelesi çok önemli. Bu ülkede özgürlük yok. Yeni anayasa yapılmak isteniyor ancak mevcut anayasayı bile yok sayıyorlar. Bu ülkede adaletsizlik çok yaygın şekilde yaşanıyor. Bu ülkede ayrımcılık çok üst düzeyde. Kol kola mücadelemizi büyütebiliriz” ifadelerini kullandı.

    “SARAYLAR DEĞİL, ADALETLİ YARGILAMA YAPAN MAHKEMELER!”

    Etkinlikte, depremzedelerin adalet mücadelesini aktaran Döne Kaya şunları söyledi:

    “Ailemin cenazesini 6. gün kendi imkanlarımızla çıkardık. Söyledikleri sayı 53 bin denilse de biliyoruz ki bu sayı daha fazla. ‘Bu ülkenin adalete ihtiyacı var’ diye haykırmamız gerekiyormuş. Bu deprem birkaç kişinin üzerine yıkılamaz. Kamu görevlilerinin bu yargılamaya dahil edilmemesi bir sorun. 53 bin için gösterdiğimiz dayanışmayı yargılama sürecinde de göstermeliyiz. Bizler saraylar değil adaletli yargılamaların yapıldığı mahkeme salonları istiyoruz. Ülkenin sadece 6 Şubat depremlerinde değil bütün katliamlarda adalete ihtiyacı var.”

    “6 ŞUBAT DEPREMLERİ BİR KATLİAMDIR”

    Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun da depremzedelerin adalet mücadelesi hakkında konuştu. Torun, “16. Saat çıkarılabildim ancak tüm ailem içerideydi. Dışarıda ayaklarınız çıplak, 5 gün bekliyorsunuz ve kızınız, aileniz içeride. İlk gün hiçbir yardım gelmedi. Orada gelip Kur’an dağıttılar, bizlerin Kur’an’a ihtiyacı yoktu. 2. Gün sosyalistler, siyasi partiler, milletvekilleri oraya geldiler ve onların çalışmaları engellendi. Bize facia yaşattılar. Bizim ciğerimizi yaktılar. Valilik kararı ile vinçlerin girmesine izin verilmedi. Bu bir katliamdır, bunun diğer katliamlardan bir farkı yoktur. Bizi katlettiler. Ailemden 48 kişiyi verdim. Biz ne zaman adalete kavuşacağız? Bizi katleden, kapitalist sistemi savunan iktidarı yok ederek adalete kavuşacağız. Hatay, 6 Şubat tarihinden daha kötü durumda şu an. Adalet aramaya devam edeceğiz. Gidenlere borcumuz var. Rant çeteleri orada hakim olmaya devam ediyor. Bizden canlarımızı, anılarımızı çaldılar. Ölümüzü bulduğumuza sevinir hale getirdiler bizi. Mücadele edeceğiz, yılmayacağız” dedi.

    “ADALET ARAYIŞINDA DİNİN, DİLİN, IRKIN BİR ÖNEMİ YOK”

    10 Ekim Katliamı’nda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik ise 10 Ekim Katliamı sonrası adalet mücadelesini anlatarak, “Adalet arayışında din, dil, ırkın bir önemi yoktur. 10 Ekim 2015’te ‘bu ülkede savaş olmasın, katliam olmasın, ülkede barış olsun’ diye bir miting düzenlendi. O mitingde benim oğlum öldürüldü. IŞİD’e yol verdiler. Herkes biliyordu orada miting yapılacağını. Bu devlet bilerek bir katliamı örgütledi. Geldi mi barış? Gelmedi. Ama mutlaka barış gelecek diyorum. Devlet bile bile bizim üzerimize bomba attı. 16 kişi yargılandı ama biz bu katliama yön verenleri, kamu görevlilerinin yargılanmasını da talep ettik. Adalet isterken bir araya gelmezsek, örgütlenmezsek adalet arayışı devam edemez. Korkmayacağız, unutmayacağız” dedi.

    “ADİL BİR YARGILAMA İSTİYORUZ, GÖSTERMELİK BİR DAVA VAR”

    Emine Şenyaşar’ın adalet mücadelesini anlatan DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar ise şöyle konuştu:

    “22 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar var. Son 10 yıldır kan ile iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Bir insan, devlet hastanesine adım attığı zaman devletin koruması altına girmesi gerekiyor. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıyoruz. İkinci bir saldırı hastanenin içinde devam ediyor. Babam çocuklarının durumunu öğrenmek için hastaneye gidiyor. Babam linç edilerek hastanenin önünde annemin gözü önünde öldürülüyor. Bu katliamı yapanlar iktidardan güç olarak yapıyor. Orada yüzlerce polis var. Bu katliam 1 saat sürüyor, devletin kolluk kuvvetleri bu katliamı izliyor. 6 yıldır bu dava devam ediyor. Ağır yaralı kurtulan kardeşime 37 yıl ceza veriliyor. Yapılan yargılama, bilimsel raporları dikkate almadı. Yargı taraflı davrandı. Görüntüler ortada, bu görüntülere ‘meşru müdafaa’ demek için hukukçu olmak gerekmiyor. Tüm bu hukuksuz sürece karşı annemle birlikte Urfa Adliyesi’nin önünde nöbet tuttuk. Bunun hakkında devlet, annem hakkında 31 dava açtı. Defalarca gözaltına alındık. Bir sonuç alamayınca eylemimizi Ankara’ya, Adalet Bakanlığı önüne taşıdık. Adalet Bakanı bizimle 3 görüşme yaptı, gizli kalmasını istedi. Sorunun çözüleceğini söyledi ancak gördük ki Adalet Bakanı da aciz. Göstermelik bir yargılama var. Erdoğan, annemden helallik istesin, adil bir yargılanma yapılsın. Örgütlü bir halkın karşısında hiçbir güç duramaz.”

    “ORTAK BİR ADALET ARAYIŞINI İÇSELLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    KHK’lıların hak ve adalet mücadelesine ilişkin konuşan KESK MYK üyesi Erdal Karakuş ise şunları söyledi:

    “126 bin 600 kişinin durumundan bahsedeceğim. 15 Temmuz darbesinden sonra bir kararname yayınlandı. Emekçilerin ihraç edildiklerini öğrendik. Konfederasyon olarak bu ihraçlar ile mücadele etme kararı aldık.

    İhraç meselesi iktidar tarafından kendisine direnç göstermeyecek kişiler ile doldurmak olduğu için önemli bir durum haline geldi. Tüm davalarımızı AİHM’e taşıdık. Bir insanın önce ne ile suçlandığını bilmesi gerekir, arkadaşlarımız ne ile suçlandığını bilmeden savunma yapmak zorunda kaldılar. Arkadaşlarımızın özel sektörde çalışması engellendi, yurt dışı yasakları uygulandı. KESK katliamların doğrudan muhatabıdır. Ortak adalet arayışının mutlak bir sonuçta birleşmesini ifade etmemiz gerekiyor. Ortak bir çizgide, ortak bir adalet arayışını içselleştirmemiz gerekiyor.”

    “SUÇ YOK, CEZA VAR”

    Kursiyer Teğmenler ve askeri öğrencilerin adalet mücadelesini etkinliğe taşıyan Kezban Kalın ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Gençlerimiz, emirleri yerine getirdiği için cezaevindeler. Askeri hiyerarşinin en alt katındalar ama kendilerine verilen emirleri yerine getirdikleri için ömür boyu ceza aldılar. Bu gençler darbe girişiminden sorumlu tutulamaz. Gece saatlerine kadar olayı idrak edememişlerdir. Suç yok, ceza var. Hiyerarşinin tabanında olmasına rağmen darbe girişiminin asıl muhatapları gibi en yüksek cezaları almışlardır. Bu çocuklar haksız yerde hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçiriyorlar.”

    “BM’NİN, ENGELLİLER İÇİN KOYDUKLARI KRİTERLERE UYULMUYOR”

    Engellilerin adalet mücadelesini aktaran Hatice Kabadayı ise konuşmasında “Dünya genelinde 1 milyar engellinin olduğu varsayılmaktadır. Erişebilirlik haktır. Ülkeler, kentleri kurarken engellilerin de o kentlerde yaşadığını hesaba katmak zorunda. Ekonomik krizden etkilenen engelli aylıklarının güncellenmesi gerekiyor. Engellilerin önemsenmesini istiyoruz. Engelliler için konaklama ve bakım evleri yapılması gerekiyor. Birleşmiş Milletlerin engelliler için koydukları kriterlere uyulmuyor ülkede. Evlenecek çiftlerin genetik testlerinin yapılmasını istiyoruz. Bütün adalet isteyenler kucak dolusun adalet diyorum. Adalet olmayan ülkede. Adalet diyoruz” dedi.

    “TÜM DİNLERDE BİR ORTAK DEĞER VARDIR, O DA ADALETTİR”

    Adalet, inanç ve hak mücadelesi başlığı ile konuşma yapan Mehmet Tombak, konuşmasında şunları kaydetti:

    “Diyanet’ten ihraç olmuş bir imamım. Ankara KHK Platformundayım. 2018 yılında mahkemelerde beraat ettim. Ama göreve tekrar getirilmedim. Burada bir hukuk mücadelesi verilmesi gerekiyordu. Bütün başımıza gelenler, adaletsizlik yüzden geldi. Ülkemizde yanlış uygulanınca tehlikeli kelimelerden biri dindir. İsmini bildiğimiz din adamları iktidarlara hiç yanaşmamıştır. Tüm dinlerde bir ortak değer vardır o da adalettir. Kadınlarımızın, çocuklarımızın, sokaktaki canlarımızın yanında olmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    Kürsü konuşmalarının ardından etkinliğe katılanlar söz alarak değerlendirmelerde bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Aileler soruyor: Gaziantep Emniyeti 10 Ekim Gar Katliamı’nı neden engellemedi? -VİDEO

    Aileler soruyor: Gaziantep Emniyeti 10 Ekim Gar Katliamı’nı neden engellemedi? -VİDEO

    PİRHA- IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması görüldü. Tüm taleplerin reddine karar verilen duruşma 24 Nisan’a ertelendi. Duruşma sonrası bir açıklama yapan İshak Kocabıyık,” İnancından dolayı, mezhebinden dolayı, etnik kökeninden dolayı manipüle ederek, katilliklerinden kurtulmaya çalışmasınlar. Katil her yerde katildir” dedi. 

    IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tüm taleplerin reddine karar verilen duruşma 24 Nisan’a ertelendi.

    Duruşma çıkışında basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “10 Ekimi unutma, unutturma” sloganı atıldı.

    “KATİL HER YERDE KATİLDİR”

    10 Ekim Derneği yöneticilerinden İshak Kocabıyık, “ısrarla sürdürdüğümüz adalet arayışımızda bugün 23. duruşmamız vardı. Ne yazık ki taleplerimizin reddedilmesi, mahkeme heyetinin umursamaz baştan savma, adaleti gerçekleştirmekten uzak tavırları bu duruşmada da devam etti. Bu bizim için neredeyse olağan hale geldi. Şaşırtıcı olmayan bir şeyle daha bugün karşılaştık sanık müdafilerinin kışkırtıcı, provake edici bir şekilde, güya savunma yaparken bizlere hakaret etmelerine, kullandıkları dille bize hakaret etmeleri ile karşılaştık. Şunun bilinmesini isteriz ki, altını çizerek söylüyorum 10 Ekim Katliamı davası, iki kişinin birbiriyle kavga ederken birinin diğerini öldürdüğü için katil olduğu bir dava değildir. 10 Ekim katliamı davası bilerek, planlayarak iki IŞİD’linin gelip kendisini patlaması ile 104 arkadaşımızı kaybettiğimiz bir katliamdır. Biz o IŞİD’lilere, bu katliama bulaşmış herkese katil derken bu bilinç ile katil diyoruz. Yoksa inancından dolayı, mezhebinden dolayı, etnik kökeninden dolayı manipüle ederek, katilliklerinden kurtulmaya çalışmasınlar. Katil her yerde katildir” dedi.

    “BİZ YAPILAN SAYGISIZLIK YİNE YOK SAYILDI, 24 NİSAN’DA SALONLARI DOLDURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    10 Ekim Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun da şunları söyledi:

    “Adalet talebimizi dile getirmeye devam ediyoruz. Bugün yaşadığımız şey tam olarak yargılamanın 8. yılında katliamın 9.yılında katliam yargılamasından çok münferit bir dava, adli bir vaka olarak görülüyor. Küçümseniyor, azımsanıyor olmasından kaynaklı adalet taleplerimizin de neredeyse tamamının reddedilmesiyle artık adalet demek ve adaleti istemekle ilgili gerçek anlamda motivasyonumuzu kaybediyoruz. Bugün çok önemli bir gün, yine bir mahkeme heyeti bir sanık müdafinin provakasyonları karşısında yine salonu terketti, Yine yargılamada yok saydı. Bize yapılan saygısızlık yine yok sayıldı. Olaydan sonra tuttuğumuz tutanakları yok sayarak başka bir hukuksuzluğa da imza atılmış oldu. Biz salonları doldurmaya devam edeceğiz. Sonraki celse 24 Nisan’da da yine biz gelmeye devam edeceğiz. Yine mahkeme heyetinin gözünün içine bakıp gerçek adaletin tesis edin diyeceğiz. Biz adalet arayışı kapsamında hiç yorulmadan, 100. ayında da 200. ayında da bu süreci işletmeye devam edeceğiz.”

    “GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NÜ KİM KORUYOR”

    Ülkede hala bir IŞİD tehlikesi olduğunu belirten Avukat İlke Işık ise İstanbul’da yaşanan kiliseye saldırıyı hatırlattı. Işık, “Ülkenin her yerinde IŞİD’in aktif olduğunu, yeni eylemler, yeni katliamlar yapabileceğini biz değil, bu ülkeyi yönetenler söylüyor. Bizim dosyamız ile bu konunun ilgisi ne? Bu dosyada yakalanmayan, firari olan sanıklar var ve biz diyoruz ki bu sanıkları neden bulmuyorsunuz? Bütün ülkeyi tehlike altına sokabilecek bir şeyden bahsediyoruz.

    “BU KATLİAM NASIL GERÇEKLEŞTİ?”

    Bir talebimiz ise bu katliamın tüm sorumluların açığa çıkması, nasıl gerçekleşti bu katliam? Gaziantep Emniyeti neden 2 Ekim günü Nizhip Emniyeti’nin bildirmiş olmasına rağmen, bu katliamın en önemli sorumlusu Yakup Şahin’i yakalamadı. Neden yakalayıp, bu katliamı engellemedi. Engellenebilecekken engellenmeyen bir katliamdır bu. Gaziantep Emniyet’i görevini yapmamıştır, Gaziantep Valiliği görevini yapmamıştır, Ankara Valiliği, Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Teşkilatı görevini yapmamıştır. Bugün yine bunu sorduk, hala işleme konmuyor bizim suç duyurularımız. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nü kim koruyor? bu soruya yine cevap vermedi 4. Ağır Ceza Mahkemesi” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Gar Katliamı duruşmasında sanık avukatından ailelere tehdit, devrimcilere hakaret!

    Gar Katliamı duruşmasında sanık avukatından ailelere tehdit, devrimcilere hakaret!

    PİRHA-10 Ekim 2015’te IŞİD’in Ankara Gar’ında düzenlediği canlı bombalı saldırılara ilişkin yürütülen davanın 23. duruşması görülüyor. Duruşma esnasında Sanık Erman Ekici’nin avukatı, aileleri tehdit edip Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara’ya “katil” demesi üzerine salonda büyük tepki oluştu.

    IŞİD’in çetelerinin 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi öncesi gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısına ilişkin yürütülen davanın 23’üncü duruşması Ankara’da görülüyor.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmayı ailelerin yanı sıra çok sayıda avukat da takip ediyor.

    7 Kasım 2016’da başlayan davada, iki yılın ardından 9 sanık hakkında 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti. Ancak firari sanıklar yönünden ayrılan dosyanın dava süreci 2018 yılında yeniden başladı. Bu dava, örgüt yöneticiliğinden cezalandırılan Erman Ekici hakkında “insanlığa karşı işlenmiş suç”tan hazırlanan iddianame ile birleştirildi.

    Görülen son duruşmada sanıklar, SEGBİS ile davaya katıldı.

    Duruşmada ilk olarak sanık Resul Demir, avukatının vekilliğini kabul etmediğini belirtti. Sanık Halil İbrahim Akçay ise “Suçlamaların hiçbirini 8 yıldır kabul etmedim” dedi.

    Hacı Ali Durmaz, ek savunmaya karşı diyeceği bir şey olmadığını belirtirken, avukatı ise sanık hakkında beraat kararı talep etti. Resul Demir, “Ben katil de değilim, terörist de değilim. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beni artık evime gönderin” dedi.

    Sanıkların avukatları, ek savunmaya bir diyecekleri olmadığını belirtti.

    AV. SENEM DOĞANOĞLU: MEHMEDİN BARAÇ İLE İLGİLİ BELGELERE ERİŞMEK İSTİYORUZ

    Avukat Senem Doğanoğlu, “Erman Ekici’nin birleşen dosyasının belgesi hala gelemedi. Kayıtların dosyaya gelmesini istiyoruz. Mehmedin Baraç ile ilgili bu dosyaya kayıtlar geldi. Mehmedin Baraç neden önemli, size anlatalım. Bu dosyada Bingöl ayağının önemli faillerinden biriydi. Şartlı tahliye olursa bir sene sonra aramızda olabilir. Yıllar sonra ortaya çıktı 18 Ekim’de aramalarda bulunan deliller İstihbarat Daire Başkanlığı’na yollandı. 8 yıl boyunca duruşmalarda Bingöl Cumhuriyet Savcılığı’nın kayıtları hiçbir zaman gelmedi. IŞİD’e adam gönderme, Bingöl’de örgütlenmek açısından önemli bir isim oldu kendisi. 10 Mart 2016 el konulmuş dijitaller neden bu kadar geç kayda alınır. Bingöl’de hiç durmadan ajanlık faaliyeti yapmış. Kürt hareketi içinde olan isimler hakkında özel incelemeler yapmış. Mehmedin Baraç’ın bu bilgileri kime ilettiği konusunda bilgi edinilmesini istiyoruz. Mahkeme huzurunda gelen bir delilin vekillere verilmemesinin bir izahı yok. IŞİD’in bu kadar örgütlenmesinde sorumlu olan devletin sorumluluğu açısından deliller de toplandı bu davada. Mehmedin Baraç’ın devlete çalışmadığını söyleyebilir miyiz? Hayır söyleyemeyiz. Belgelerimizin bizden saklandığı, ayıklandığı bir yargılanma içerisindeyiz. Bizim devletin sunduğu belgelere güvenmek gibi bir zorunluluğumuz yok. Mehmedin Baraç ile ilgili belgelere erişmek istiyoruz.”

    GÖREVİNİ YAPMAYAN GÖREVLİLER HAKKINDA İŞLEM TALEBİ!

    Avukat İlke Işık, “Katliama neden olan başlıklardan bahsetmek zorundayız. 2019 yılından bahsetmemiz gerekecek. 9 Ekim 2019 tarihinde bir yazı gördük dosyada. “Terör suçlarına kimseye haber verilmeden bırakılan 9 klasör ekimizde gönderilmiştir.” 103 insanın öldüğü davada adliyenin ortasına atıldığı 9 tane klasör. Muhtemelen 4 sene saklayabildiler bu klasörleri.

    9 Ekim günü o canlı bombalar Ankara’ya nasıl geldi? Gaziantep’teki lüks evden çıkıyorlar. Büyük bir rahatlıkla Ankara’ya geliyorlar! Ankara girişindeki aramalar kaldırılıyor ne hikmetse. 30 Eylül 2015 tarihinde katliam hazırlıklarına başlıyorlar. Gaziantep Emniyeti, bomba malzemesi temin etmeye çalıştığı konusunda bilgi aldığı Yakup Şahin hakkında hiçbir şey yapmıyor. Katliam için çok kritik bir isimden bahsediyoruz; Yakup Şahin…

    IŞİD örgütlenmesi engellenmek bir yana teşvik edilmiştir. Gaziantep Emniyeti’nin sorumluluğu olduğunu sorgulamak çok normal değil mi? 27 Ocak’ta Gaziantep amirleri hakkında suç duyurusunda bulduk. Bu suç duyurusu hakkında hala bir gelişme olmadı. 2 Ekim 2015 yılında görevini yapmayan Gaziantep Emniyeti’ni Gaziantep Savcılığı neden koruyor. Adalet Bakanlığı’na sormanızı talep ediyoruz neden bir işlem yapılmıyor? Görevini yapmayan görevliler ile ilgili işlem yapılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    AV. EYLEM SARIOĞLU: ALİ YERLİKAYA, IŞİD FAALİYETLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN NE YAPTI?

    Avukat Eylem Sarıoğlu ise şu savunmayı yaptı:

    “Bu katliamın önemli isimlerinden biri de Yunus Durmaz. Planlayıcısı, organize eden kişidir. Yunus Durmaz yine bir katliam planlıyor. Bu saldırıda 3 polis memuru hayatını kaybediyor. Yunus Durmaz’ın neden yakalanmadığı bizim için bir sorudur. Ali Yerlikaya, Gaziantep savcıları hakkında görevi kötüye kullanma konusunda mahkemenizden talep ediyoruz. Yunus Durmaz korunuyor mu? Yunus Durmaz, İŞİD açısından baktığımızdan devlet ile ilişkileri içerisinde ne ifade ediyordu? Katliamları gerçekleştirenler yargı önüne getirilmek yerine neden ölü ele geçirildi?

    Şimdi operasyonlar düzenleyen Ali Yerlikaya, Antep Valisi iken IŞİD’in faaliyetlerini engellemek için neler yapmış sormamız gerekiyor. Dava’nın Antep ayağının da incelenmesi gerekir. Öncelikle sanıkların Antep’teki örgüt faaliyetlerinin dosyaya kazandırılmasını istiyoruz. Kiliseye saldırı gerçekleştirildi, IŞİD Türkiye’yi üst olarak kullandığına ilişkin tespit ve değerlendirmeler var. IŞİD’in hala ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmek istiyoruz. Firari sanıklar mevcut, bunların tekrar bir IŞİD örgütlenmesi içerinde yer almama ihtimalleri yok. Firarilerin yakalanması büyük önem taşıyor.”

    Duruşmanın sonraki aşamasında söz alan Sanık Resul Demir, “AYM’e başvurum vardı. Hayatı giden benim, her şey çok açık ortada” dedi.

    Sanık Erman Ekici ise “8 yılı bitirdim. Yakup Şahin’in verdiği isimler içerisinde benim ismim geçmedi. Bu katliamı yapan eğer devletse neden biz yargılanıyoruz? IŞİD gibi büyük bir terör örgütü benim gibi bir insanı mı kullanacak? Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    Erman Ekici’nin avukatı ise savunma sırasında aileleri tehdit ederek “Siz zaten Mahir Çayan ve Che Guevera gibi katilleri savunuyorsunuz” dedi. Sanık avukatının Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara’ya “katil” demesi üzerine salonda büyük tepki oluştu.

    Verilen aranın ardından Av. Heyam Fidan, hukuk sistemini eleştirerek, Erman Ekici’nin şeriat olsa dışarı çıkacağının altını çizdi. Duruşmaya 13:30’a kadar ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Katliamı’nın ‘100. Ay’ anması: Davanın peşini bırakmayacağız-VİDEO

    10 Ekim Katliamı’nın ‘100. Ay’ anması: Davanın peşini bırakmayacağız-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Barış Derneği, “10 Ekim insanlığa karşı işlenmiştir bir suçtur” şiarıyla Emek Barış Demokrasi Meydanı (Ankara Garı)’nda bir araya geldi. Anmada, “Olmayan adalete dair umudumuzu yitirmeden mahkeme salonlarında var olmaya ve gerçek adaleti talep etmeye devam edeceğiz” denildi.

    10 Ekim Barış Derneği, “Tüm suçlular yargı önünde hesap verinceye, adalet sağlanıncaya kadar bu davanın peşinin bırakmayacağız” diyerek, 10 Ekim Tren Garı Katliamı’nda kaybedilenleri anmak için “100. Ay” anması düzenledi.

    Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015’teki “Barış ve Demokrasi” mitingine IŞİD’in düzenlediği ve 104 kişinin öldürüldüğü saldırıda kaybedilenler anıldı.

    Katledilenlerin yakınları, katliamda yaralananlar, siyasi parti ve meslek örgütü temsilcilerinin de aralarında olduğu çok sayıda kişi alanda toplandı.

    10 Ekim Derneği yöneticilerinden İshak Kocabıyık, “Bizleri yalnız bırakmayan başta ailelerimiz, 10 Ekim’in yasını onurla taşıyanlar hoş geldiniz. Bu ülkeye barış gelene kadar adalet arayışına devam edeceğiz, kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

    Anma, saldırının gerçekleştiği saat olan 10.04’te yapılan saygı duruşu ile başladı.

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, 10 Ekim’de hayatını kaybedenlerin isimlerini okudu.

    “GERÇEK ADALETİ TALEP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
    Basın açıklamasını okuyan Mehtap Sakinci Coşgun, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bundan 100 ay önce, ülkenizi yaşanmaz hale getiren çatışma ortamının sona erdirilmesi ve barışın tesis edilmesi için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için tüm ülke Ankara’ya davet edilmişti. Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkıp Ankara Garı önünde buluşan on binlerce insan için 10.10.2015 10:04’den sonra hiçbir şey aynı olmadı. Artık en değerlilerini kaybedenler olarak 100 ay önceki insanlar değiliz. Ülke tarihinin en büyük kitle katliamı olarak adlandırılan ve akabinde 3 gün yas ilan edilen 10 Ekim Ankara Katliamı; geride kalanların emek ve çabası ile 100. Ayında da unutulmuyor, unutturulmayacak. 10 Ekim Adalet Mücadelesi ile katliamı yok sayışa yönelik direnişimiz, her şeye rağmen 100 aydır devam etmektedir. Olmayan adalete dair umudumuzu yitirmeden mahkeme salonlarında var olmaya ve gerçek adaleti talep etmeye devam edeceğiz.
    En çok da, önceki katliam yargılamalarından ders çıkarmış, matem tutmak yerine adalet mücadelesine sahip çıkmayı seçen insanlar olarak; yargı sürecinde özellikle 10 Ekim 2015’te cenaze gitmiş 49 ilden gelerek kendimizi davanın teminatları olarak görüyor olmamız, her duruşmada mahkeme salonlarını hınca hınç doldurup gerekliğinde mahkeme heyetine ”adalct istiyoruz!” diyebilme cesareti göstermemiz, defalarca terörize ve kriminalize edilmemize rağmen maddi gerçeğin peşine düşmüş olduğumuzdan gerçek adalete dair umudumuzu da korumaya devam ediyoruz.

    “ARKADAŞLARIMIZIN FOTOĞRAFLARININ OLDUĞU GEÇİCİ PANO FAŞİST SALDIRILARA MARUZ KALDI”

    Halihazırda ceza dosyası kapsamında 16’sı firari, biri tutuklu 17 sanık yönünden yargılama Ankara 4 Ağır Ceza Mahkemesi tefrik dosyası ile devam etmektedir. Nitekim 8 yıldır katıldığımız her buluşmada katliamda ihmale olan Kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik.

    Bildiğiniz gibi 10 Ekim katliamında 5 gün sonra Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan Belediye Meclis kararıyla Ankara Garı önündeki alana ‘Demokrasi Meydanı’ adı verildi. Bu alanın ortasına da 3 ayrı yüzünde katliamda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın fotoğraflarının ve emek, barış, demokrasi ifadelerinin olduğu geçici bir pano yerleştirildi. Bugüne kadar 10 aydır anmalarımız bu geçici sembolik anit etrafında gerçekleştirdik. Ne var ki geçici olarak yerleştirilen bu sembolik anıt katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli olmayıp üstelik kaybettiğimiz arkadaşların fotoğraflarının olduğu bu geçici panonun zaman zaman faşist saldırılara maruz kaldığına da tanıklık ettik.

    Sadece sevdiklerimizi arkadaşlarımızı anmak unutturmamak gayesinde değiliz; aynı zamanda umutlu ve barış dolu bir gelecek hayalini de taşısın diye çocuklarımız, katliamların üzerine kapatmaya çalışanlara, zalimlere, cezasızlık öngörenlere ve bizi tümden yok etmeye çalışan bu sisteme karşı da dayanışma ile hep birlikteyiz.”

    “FAŞİZMİ TESİS EDEBİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜYORSANIZ YANILIYORSUNUZ”

    DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, ” Bizler 10 Ekimi unutmadık, unutmayacağız. 10 Ekim Katliamı gerçekleştiren sonra devam eden davayı takip eden bir yoldaşınızım. Bugün İŞİD’in nasıl çöreklendiğini anlamak için davanın tutanakları tek tek okunmalıdır. Onlar bizleri katlettiler. Bizler bu acıları unutmayacağız, unutturmayacağız. İŞİD’in mevcut iktidar tarafından nasıl kullanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Buradan iktidara sesleniyoruz; bizleri katlederek bu ülkede faşizmi tesis edeceğini düşünüyorsan yanılıyorsun” dedi.

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Cumhuriyetin en büyük katliamının üzerinden sekiz yıl geçti. Emekçileri, Türkiye halklarını katledenleri biliyoruz. Bize düşen katliamları unutmamak, unutturmamak. Barış güvencinlerimizi söz olsun barışı bu topraklarda gerçekleşene kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    TMMOB adına konuşan Dersim Gül, “Katliamın 100. Ayındayız. Sorumluların yargılanmasını için büyük bir mücadele veriliyor. Bir anıt meydan olması konusunda da bir mücadele veriliyor. Buluşmada noktada bir anıt inşa edilecek” diye ekledi.

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “100 ay önce de burada olan birçok insan yine buradaydı. Bizler her koşulda bu ülkenin aydın yüzleri olarak bu ülkeyi aydınlatmaya devam edeceğiz. Siz tükeneceksiniz, bu ülkenin aydınlık yüzleri barış ve demokrasiyi bu ülkeye getirecek” diye belirtti.

    İHD Genel Başkanı Hüseyin Balaban, “10 Ekimde hayatını kaybedenleri sevgiyle, saygıyla anıyorum. Burada yaşanan insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu ülkenin artık barışa ihtiyacı var” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı Davası avukatları Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu

    10 Ekim Gar Katliamı Davası avukatları Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası avukatları, kamu görevlileri hakkındaki suç duyurularının takipsizlikle sonuçlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 

    IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda düzenlediği canlı bomba saldırılarına ilişkin Ankara Emniyet Müdürlüğü personeli hakkındaki suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanan dava avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yaptı.

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “10 Ekim Katliamı’na dair Ankara Emniyet Müdürlüğü personeli hakkındaki suç duyurumuzun takipsizlikle sonuçlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Gübre ihbarının üstü örtülmeseydi, katliam gerçekleşmeyecekti” denildi.

    Katliamla ilgili açılan dava dosyası sanıklarından Yakub Şahin’in katliamdan 10 gün önce bomba malzemesi satın almaya çalıştığına ilişkin Nizip Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihbar dosyasının Ankara Cumhuriyet Savcılığı ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilmesine rağmen evrakın soruşturma dosyasına dahil edilmediği yargılama sırasında ortaya çıkmıştı.

    Bunun üzerine katliamda hayatını kaybedenlerim yakınları ve yaralılar adına, oğlu Korkmaz Tedik’i kaybeden baba Erdoğan Tedik ile KESK, TTB, TMMOB ve DİSK tarafından Ankara Emniyet Müdürlüğü personeli hakkında ‘görevi kötüye kullanma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, suçluyu kayırma’ iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Ancak Başsavcılık, suç duyurusuna dair takipsizlik kararı vermişti.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Yeşil Sol Parti : 10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur!

    Yeşil Sol Parti : 10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur!

    PİRHA-Yeşil Sol Parti, 10 Ekim Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Katliamın gerçek failleri, bağlantıları ve siyasi sorumlularının yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Ankara Tren Garı önünde Emek, Barış, Demokrasi Mitingi için toplanan kitleye düzenlenen canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetti. IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Katliamın üzerinden 8 yıl geçti.

    Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “DAVA KARANLIKTA BIRAKILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR”

    Yeşil Sol Parti açıklamada, davanın karanlıkta bırakılmaya çalışıldığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “10 Ekim 2015 tarihinde çeşitli sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin çağrısı ve onlarca kurum ve kuruluşun katılımı ile Ankara Gar Meydanı’nda ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ düzenlenmiş, Türkiye’nin dört bir tarafından yüzbinlerce insan Ankara Gar Meydanı’nda toplanmıştır. Miting alanına yürüyen binlerce barış sevdalısının bulunduğu Tren Garı kavşağında IŞİD barbarları tarafından 3 saniye arayla 2 canlı bomba saldırısı gerçekleştirilmiş ve bu katliamda 104 insan yaşamını yitirmiş, yüzlerce insan da yaralanmıştır.

    Katliam anında, alanda ilk yardımla kurtarılabilecek insanlara kolluk kuvvetleri tarafından gaz ve su sıkılmış, etrafta onlarca hastane varken yüzlerce yaralının olduğu alana ambulanslar hızlı müdahale edememiştir. Miting günü, alanda on binlerce yurttaş toplanmışken, trafik uygun vakitte kesilmemiş, adım başı kimlik kontrolünün yapıldığı bir ülkede, arama noktaları devre dışı bırakılmıştır.

    Türkiye kamuoyu ve aileler katliamın gerçek sorumlularının yakalanmasını ve gerekli hukuki sürecin işletilmesini beklerken yetkililer “kokteyl örgüt” diyerek davadaki ilk karartmayı yapmışlardır. Aradan geçen süre içerisinde ortaya çıkan gerçekler ışığında; gerek İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin katliamdan önce bu konuda istihbarat olduğunu ancak bu istihbaratın dikkate alınmadığını gösteren raporu, gerek olay günü alanda yeterli sayıda kontrol ve denetim yapacak kolluk gücünün bulundurulmaması katliamın göz göre göre yapıldığını göstermiştir. Nitekim yakalanan IŞİD militanlarının ifadeleri de katliamda sorumluluğu bulunan kişi ve kurumları ortaya çıkarmıştır. Ancak tek bir kamu görevlisi dahi yargılanmamış, dava karanlıkta bırakılmaya çalışılmıştır.

    Türkiye tarihinde sivillere yönelik gerçekleştirilen en büyük katliamlardan biri olan Ankara Gar Katliamı, aradan geçen 8 yıla rağmen hala aydınlatılmamış, canlı bombaların Suriye sınırından Türkiye’ye hangi bağlantılarla girdiği, Türkiye’de nerelerde konakladığı, Türkiye’nin başkenti olan Ankara’ya kadar tüm yollardan denetimsiz şekilde nasıl geçtiği kamuoyuna açıklanmamıştır.”

    “KATLİAMI AZMETTİREN VE YARDIM EDEN KARANLIK GÜÇLERİ DE TANIYORUZ”

    10 Ekim Gar Katliamı sürecinde iktidarın kamu görevini yerine getirmediğini vurgulayan Yeşil Sol Parti  “Katliamın en önemli faillerinin davada söz kurmadan kolluk kuvvetleri tarafından şaibeli operasyonlarla öldürülmesi davanın karanlıkta bırakılmak istendiğini düşündürmektedir. Emniyet başta olmak üzere katliamda sorumluluğu bulunan yetkililere dair herhangi bir hukuki süreç işletilmemiştir.

    Hala devam eden mahkemede yargılanması gerekenlerin önemli bir kısmına ulaşılmamış, tüm deliller toplanmamış, toplanan delillerde de delil güvenliği sağlanmamıştır.

    İktidar kamu görevini yerine getirmek yerine yaşamını yitirenlerin yakınları ve adalet isteyenleri susturmaya çalışmaktadır. 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınlarının fişlenmesi ve gözaltına alınması, 10 Ekim mitingine veya yıldönümünde anmalara katılanların kamudan ihraç edilmesi, 10 Ekim’in yıl dönümlerinde anmaların yapılmasının engellenmesi, anma anıtının tahrip edilmesi ve etkili bir yargılamanın yürütülmemesi gibi uygulamalar, bu katliamın mağdurlarının ve onlarla dayanışma içinde olanların hedef alındığını göstermektedir.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı planlayanları da azmettiren ve yardım eden karanlık güçleri de tanıyoruz. Katliamın gerçek failleri, bağlantıları ve siyasi sorumlularının yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Milletvekili Bozan: 10 Ekim, Anma ve Yas Günü ilan edilsin!

    Milletvekili Bozan: 10 Ekim, Anma ve Yas Günü ilan edilsin!

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın “Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi için kanun teklifi verdi. Ankara Katliamı’nın barışa, kardeşliğe inanan insanlara yönelik gerçekleştirildiğini söyleyen Milletvekili Bozan, bu katliamın unutulmaması ve yüzleşilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini savundu.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, IŞİD tarafından 104 yurttaşın katledildiği 10 Ekim 2015 tarihiyle yüzleşilmesi ve 10 Ekim’in “Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi için Meclis’e kanun teklifi verdi.

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, kanun teklifinin gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Tarihimizin yaşadığı en büyük ve en kanlı katliamlardan biri olan bu saldırı, ülkenin tüm renklerini içinde bulunduran insanlık yelpazesine, barışa, kardeşliğe ve demokrasiye inanan ve bu uğurda mücadele eden insanlara yönelik gerçekleştirilmiştir. Toplumsal barışın kalıcı olarak sağlanması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve böyle olası katliamların yaşanmaması için hatırlanıp yüzleşilmesi şarttır. Böyle bir anma ve yas günü ilan edilerek; olası provokasyonlar karşı toplum içerisinde çıkabilecek her türlü linç ve katliam girişiminin önüne geçerek, faşizmle mücadele edilebilmesi için gerekli toplumsal farkındalığın yaratılması ve bir kardeşlik bilincinin aşılanması amaçlanmaktadır. Bu kanun teklifi ile; 10 Ekim 2015’te Ankara Barış mitinginde gerçekleşen katliamda hayatlarını kaybedenlere yönelik duyarlılık ve farkındalık yaratmak amaçlanmış ve 10 Ekim gününün 10 Ekim Ankara Gar Katliamında Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü olarak ilan edilmesi öngörülmüştür.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavırla katliam halen devam ediyor!’-VİDEO

    ‘Güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavırla katliam halen devam ediyor!’-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, 2015’te yaşanan Gar Katliamı’nı “Bitmiş bir katliam değil” sözleriyle yorumladı. Katliamın yıl dönümünde yapılacak anmaya dair konuşan Kocabıyık, “Katliam halen devam ediyor. Yargılama süreci, güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavır, derneğimize karşı açılan kapatma davalarıyla katliam devam ediyor” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMOBB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne düzenlenen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti.

    IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Canlı bombalardan birinin aynı yıl Suruç’ta intihar saldırısını düzenleyen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz olduğu ortaya çıktı.

    Katliamdan neredeyse 1 yıl sonra başlayan mahkeme sürecinde ise dokuz sanığa “anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca bu sanıklara saldırıdan yaralı kurtulan 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan hapis cezası verdi. Bunun yanında dokuz sanık, örgüt üyeliğinden değişik yıllarda hapis cezasına çarptırıldı.

    Davada 19’u tutuklu 17’si firari 36 sanık yargılandı. Aralarında katliamın planlanmasında adı öne çıkan İlhami Bali gibi firari sanıkların bulunduğu kişilerin dosyası ayrıldı. Bu sanıklarla ilgili yargılama ayrıca devam ediyor.

    “KATLİAM HALEN DEVAM EDİYOR”

    Katliamda en çok üyesini kaybeden kitle örgütlerinden birisi de Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) oldu. O dönem sendikanın genel kekreterliğini yapan İshak Kocabıyık, bugün aynı zamanda 10 Ekim Barış Derneği’nin de eş sözcülüğünü yapmakta. Katliamın yaşandığı tarihten günümüze yaşadıklarını anlatan Kocabıyık, yaşadıkları acının halen devam ettiğini söyleyerek duygularını şu cümlelerle anlattı:

    “Dönüp baktığımda çok yakın bir zamanmış gibi geliyor ama rakamlara vurduğumuzda hiç de öyle değil, 8 sene yani 96 ay geçti üzerinden. Şimdi arkamızda koskoca bir adalet arayışı ve barış isteği görüyorum. O günden bugüne ne acımız ne öfkemiz ne de yasımız ne yazık ki bitmedi. Çünkü biz o meydanda sadece barış taleplerimizi bırakmadık, 104 arkadaşımızı ve yüzlerce yaralı insanımızı da bıraktık. Daha sonra mahkeme sürecinde idare ile olan ilişkilerde gördüğümüz şudur ki aslında katliam 10 Ekim 2015’te bitmedi, halen devam ediyor. Yargılama süreci, güvenlik güçlerinin anmalarımızda gösterdiği tavır, derneğimize karşı açılan kapatma davalarıyla devam ediyor. Dolayısıyla 10 Ekim 2015 Gar Katliamı bitmiş bir katliam değil. Sadece bizlere karşı değil, bütün barış isteyenlere karşı devam eden bir katliam olarak görüyoruz.

    Benim çağrımla gelen arkadaşlarımızdan 14’ünü kaybettik. Onların kaybının yarattığı boşluk hiçbir zaman dolmadı. 8 senemizi dolduran ama aynı zamanda mücadele azmimizi kamçılayan da bir boşluk oldu.”

    MEYDANA DİKİLECEK ANIT ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR!

    10 Ekim Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, katliamın yaşandığı yere anıt yapılması girişimlerinin sürdüğünü de belirtti. Yakın zamanda konuyla ilgili gelişme yaşandığını söyleyen Kocabıyık, dikilecek anıt üzerinde çalışmaların sürdüğünü aktardı. Kocabıyık şöyle devam etti:

    “Ankara Büyükşehir Belediyesi, katliamdan aşağı yukarı 1 ay sonra belediye meclisi toplantısında oraya bir anıt meydan düzenlemesi yapılması için bir karar alıyor. Bu kararın ilk adımı olarak da o meydanın adını ‘Demokrasi Meydanı’ olarak değiştiriyorlar. Ama ondan sonra Melih Gökçek yönetimi, yapılması gerekenler konusunda da hiçbir adım atmıyor. Ayrıca böyle bir kararın varlığını saklama gereği de duyuyorlar. Yargılama sürecinin tutuklu sanıklar açısından bitmesi ile bizim anıt talebimiz yönündeki mücadelemiz daha da öne çıktı. Bunun ilk adımı olarak Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği, uluslararası yarışma düzenledi. Seçilen projeler belediyeye sunuldu ancak merkezi idarenin çıkardığı zorluklar bizim bu anıt projesini o meydana yerleştirmemize engel oluyor. Merkezi irade, buraya bir anıt dikmemizi maalesef izin vermedi. Dolayısıyla yarışmada dereceye giren ödül, alan eserlerin uygulanma şansı ne yazık ki kalmadı. Ulaştırma Bakanlığı, alt geçidi öne sürerek itiraz etti, İçişleri Bakanlığı ise başka gerekçeler sundu. Anıtlar Yüksek Kurulu başka gerekçelerden… Yani merkezi idare, bu katliamın devam ettiğine dair inancımızı güçlendirecek şekilde bu anıta karşı çıktı.

    Belediyenin, ‘madem bu projeler uygulanmıyor, başka bir çalışma yapabilir miyiz?’ şeklinde değerlendirmesi oldu ve bu noktada belli bir aşamaya gelindi. Oraya bir anıt dikilmesi ve buna ilişkin de bir meydan düzenlemesi yapılması ilkesel olarak kabul edildi. Bu kararın ardından çeşitli çalışmalar yapılıyor. Önümüzdeki günlerde bunlar basınla paylaşılacaktır. Geçen ay içerisinde belediye ile görüşmelerimiz oldu ve bu konuda ciddi bir adım da atıldı.”

    “YETER Kİ GÜVENLİK GÜÇLERİ KARIŞMASIN”

    İshak Kocabıyık, 10 Ekim’de yapılacak anma törenine ilişkin Ankara Valiliği’ne gerekli başvuruların yapıldığını da söyledi. Kocabıyık, her yıldönümü anmalarında polisin, kendilerine şiddet uyguladığını ifade ederek, şu çağrıda bulundu:

    “Her sene 10 Ekim’de orada kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yası gereği, onlarla hemhal olma isteğimiz üzerine ailelerle beraber meydanda yer almak istiyoruz. Ve her sene engellerle karşılaşıyoruz. Bizi o alana sokmak istemeyip bölmek istiyorlar. Tefrik ediyorlar; ‘sen yaralısın, sen girebilirsin, sen giremezsin, sen ailedensin’ gibi bir ayrım yapıyorlar. Biz bunu en başından beri kabul etmedik, şimdi de etmeyeceğiz. Umarız geçmiş senelerde yaşanan o engellemeler, baskılar, işkenceler bu sene olmaz. Ama şunu belirtmek istiyorum; biz her ayın 10’unda orada anma yapıyoruz. Hiçbir şekilde bir sorun çıkmadan; yani bu sorun çıkmayı polisin bize söylediği çerçevede ele alıyorum, onlar hep aramıza birilerinin karışacağını, karıştığını ve onların sorun çıkartacağını gerekçe olarak gösteriyorlar. Bugüne kadar biz, yanımızda olan hiç kimseden bir sorun yaşamadık. Sorun yaşadığımız kesim güvenlik güçleri… Sorun yaşadığımız kesim hala IŞİD’ten bir şey umup, IŞİD’e sempatiyle bakan çevreler… Bizim başka hiç kimseyle bir sorunumuz yok. Valilik engelleri kaldırsın biz oraya gelen arkadaşlarımızın, tanıdığımız ya da tanımadığımız herkesin kefiliyiz. Sorunsuz, kavga dövüş olmadan, gaz olmadan, cop olmadan biz bu anmamızı yaparız, yeter ki güvenlik güçleri karışmasın. Her ne yapılırsa yapılsın vali, talebimize karşılık vermeyip bizimle görüşmese bile biz 10 Ekim’de arkadaşlarımızı kaybettiğimiz yerde olacağız. Acısını bizlerle paylaşmak isteyen herkesle beraber orada olacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

  • Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

    Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Ankara’da yapılacak kitlesel anmaya katılım çağrısı yapan Veli Saçılık, “Devlet, neden bizim orada olmamızı istemiyor?” diye sordu. Saçılık, “Devletin, neyin anılmasını istemediğini ve kime karşı öfke ve şiddet gösterdiğine bakıldığında olayın failleri de açıkça ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı. Saçılık, 10 Ekim bir IŞİD saldırısı değildi, açıkça IŞİD’in üstümüze salınmasıydı” dedi.

    10 Ekim 2015’te Ankara Garı kavşağında düzenlenen bombalı intihar saldırısı sonucu 109 kişi yaşamını yitirdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri olarak ifade edilen katliamda yüzlerce kişi de ağır yaralandı.

    10 Ekim’de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB öncülüğünde yapılmak istenen Barış Mitingi’ne pek çok sivil toplum örgütü de destek sunmuştu. Fakat henüz eylem başlamadan Ankara Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana girdi. Yaralılara yardım etmek isteyen yurttaşlara, polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahalede bulundu.

    Saldırıdan 9 gün sonra iki canlı bombadan birinin, Suruç saldırısını gerçekleştiren kişinin erkek kardeşi olduğu resmen belirlendi. İki kardeşin de Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ve IŞİD destekli Dokumacılar grubuyla bağlantılı oldukları ortaya çıktı.

    “10 EKİM, AÇIKÇA IŞİD’İN ÜSTÜMÜZE SALINMASIYDI”

    Katliamın tanıklarından Sosyolog Veli Saçılık, katliamın 8. yılında duygularını PİRHA’ya anlattı.

    Halen katliamın travmasını yaşadığını belirten Saçılık, “Suruç Katliamı’nı televizyonda görerek yaşadım, 10 Ekim Katliamı’nda ise bizzat o patlama anını yaşadım. İnsanların vücut parçalarının üstünde, ayağım kayarak yürümek benim için büyük bir şoktu. Birçok arkadaşımı yitirdim, çok şeyler yaşadım ama 10 Ekim gerçekten her şeyiyle kombine bir katliam, bir vahşetti. Ben hala o günün travmasını yaşıyorum. O travmayı yaşarken de eylem alanına giderken, hiçbir polisin olmadığını, tam biz yaralılara yardım etmeye çalışırken üstümüze düşen gaz bombasını ve basınçlı su sıktıklarını, hepsini detaylarıyla hatırlıyorum. Bu olayın travmasını yaşarken diğer taraftan da büyük bir öfkesini de yaşıyorum. Ve hep şunu söylüyorum; 10 Ekim bir IŞİD saldırısı değildi, açıkça IŞİD’in üstümüze salınmasıydı. Çok kontrollü bir çalışma sonucunda bu gerçekleşmişti. O günden sonra da zaten bugünkü rejimin kapıları açıldı ve bugünkü karanlık ortamın yolu bu kanla birlikte döşenmiş oldu.”

    “OLAYIN FAİLLERİ DE AÇIKÇA ORTAYA ÇIKIYOR”

    Veli Saçılık, devam eden dava sürecine dair de konuştu. IŞİD’e istihbarat sağlayan kamu görevlilerinin yargılanmadığını ifade eden Saçılık şunları söyledi:

    “Suruç davasına da 10 Ekim davalarına da bizzat katıldım. Suruç davasında savcı, orada yaralanmış kişilerin, polisi suçlamasından dolayı tutuklama çıkarttığına şahidim. Yani öyle bir hava vardı ki orada o katliama uğramış insanlar bizzat terör örgütü mensubu olarak suçlanıyordu. Ve kapıda iki kelam edilmesin diye bütün akrep ve jandarmaları oraya toplamışlardı. 10 Ekim dosyasında da bunun bir organizasyon olduğunu hep gördük. Hrant Dink meselesinde olduğu gibi bir istihbarat çalışması olduğunu anlıyorduk ama dava dosyasına girenlere baktığımızda açıkça canlı bombaların birbiriyle helalleşerek yola çıkması, bunların istihbarat tarafından takip edildiği, Ankara’ya girerken arama noktalarının kaldırıldığı tespitlerini avukatlarımız ortaya çıkarttı. Organize, istihbari bir çalışma olduğunu, IŞİD’in buraya gelmesi için teşvik edildiğini, hem de yollarındaki taşların temizlendiğini açıkça gördük.

    “DAVA SÜRECİ ‘BİR İKİ TAZMİNAT VERİLSİN KONU KAPATILSIN’ BİÇİMİNDE YÜRÜYOR”

    Dava süreci dediğimiz şey ‘burada açıkça olay bitti, bir iki tazminat verilsin ve konu kapatılsın’ biçiminde yürüyor. Tek bir kamu görevlisi yargılanmış değil. O istihbaratı saklayanlar yargılanmış değil. Yani açıkça şunu söylüyorlar ‘Evet biz yaptık. Evet biz buna yol verdik ama siz bunu yargılayacak güçte değilsiniz’. Şimdi 10 Ekim’in yıl dönümü geliyor ve biz yine sokağa çıkıp yitirdiklerimizi anmaya çalışacağız. Yine dayak ve cop yiyeceğiz. Zaten buradan devletin neyin anılmasını istemediğini ve kime karşı öfke ve şiddet gösterdiğine bakıldığında olayın failleri de açıkça ortaya çıkıyor.”

    “MANSUR YAVAŞ, İDEOLOJİK TAVIR SERGİLİYOR”

    Sekiz yıl geçmesine rağmen olayın yaşandığı yere bir anıt dikilmemesi de Veli Saçılık’ın eleştirileri arasındaydı. Saçılık, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Katliamın gerçekleştiği yer ile Ankara Büyükşehir Belediyesi binasının arasında yaklaşık 250 metrelik uzaklık var. Katliamda ölenlerin 13’ü CHP üyesi ve şu anda belediye başkanı olan kişi ne 10 Ekim’de bir anmaya geldi ne de bir başsağlığı yayınladı. Açıkçası kendisi o dönem bütün gruplar nasıl seviniyorsa benzer tavrı sergilemeye devam ediyor. Anıtı diktirmemesi, unutturmaya çalışmasının nedeni de kendi dünyaya görüşü ile alakalı. Çünkü Deniz Gezmiş’e ‘terörist’ diyerek hakaret ettiğini biliyoruz. Açıkça Mansur Yavaş, burada bir ideolojik tavır sergiliyor. Bizi katledenlerin ve bizi katlettikten sonra anmamıza saldıranların tarafında yer alıyor. O yüzden Mansur Yavaş ile duygusal bir bağ kurmamız, ondan bir şey beklememiz mümkün değil. Herhalde yerel seçimlerde bunun cevabını alacaktır.”

    “İNADINA ORADA OLACAĞIZ, 103 İNSANIMIZI ANACAĞIZ”

    10 Ekim’de yapılacak anmaya katılım çağrısı da yapan Veli Saçılık, “Devlet, neden bizim orada olmamızı istemiyor? Çünkü bu katliamın gündeme gelmesini, büyük kitlelerin, bu katliamın nasıl gerçekleştiğine dair herhangi bir bilgi almasını istemiyor. Gelecekte öyle ya da böyle Türkiye’de bazı şeyler normalleştiğinde bu katliamı organize edenlerin hesap vermemesi için uğraşıyor. Biz niçin orada olmalıyız? 10 Ekim’de Türkiye’de çatışmaların sona ermesi, barış için oradaydık şimdi hem barış için hem de katliamcılardan hesap sormak için orada olmalıyız. Yani Maraş’tan, Çorum’a, Sivas’a bütün katliamlar kapatıla kapatıla bugüne gelindi. Biz Suruç’u, 10 Ekim’i yaşadık; yeni katliamlar yaşamak istemiyorsak ya da bu katliamcıların elini kolunu sallayarak bizi yönetmesini istemiyorsak tabii ki 10 Ekim meydanında 103 insanımızı anmak için inadına orada olacağız” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

  • Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da IŞİD çeteleri tarafından yapılan 10 Ekim Gar Katliamı yaralılarından Gökhan Yaralı, yapılması planlanan anma törenine dair konuştu. Yaralı, kamu idaresinin tutumunu eleştirerek, “Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim” dedi.

    Ankara’da 10 Ekim 2015’te yaşanan katliam cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olarak kayıtlara geçti. 44 şehirden Ankara’ya gelen insanlar katliam sebebiyle yaralandı veya hayatını kaybetti.

    “Barış, kardeşlik ve demokrasi” talebiyle Ankara’da yapılacak miting için gar önüne gelenler, 10:04’te iki IŞİD’linin patlattığı bomba sonucu adeta bir savaş meydanının ortasında kaldı. O an hayatta kalabilenler, polisin sıktığı biber gazı ile adeta ikinci bir şok yaşadı.

    5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın ardından 10 Ekim Ankara Katliamı ile ülke adeta bir kaos ortamına dönüştü. “3 kardeş katliam” diye adlandırılan silsile adeta göz göre göre çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine sebep oldu.

    “BU YAŞAM İNSANI YORUYOR”

    103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı’ndan yaralı kurtulan Gökhan Yaralı, 8. yılın ardından yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Patlamadan sonra %94 engelli kaldığını belirten Gökhan Yaralı, duyma kaybıyla birlikle bir bacağını da bu saldırıda yitirdi. Tedavi sürecinin halen devam ettiğini belirten Yaralı, “Kasıktan bacağın koptuğu yere kadar atardamarım yok. Atardamar olmadığı için aynı zamanda kalp ve tansiyon hastasıyım. Artık yorulduğum için hastaneye de çok sık gidemiyorum ama mecburen iki üç ayda bir gitmem gerekiyor. Mecburen artık tedavim aksıyor. Çünkü bu yaşam insanı yoruyor. Bir de Türkiye’de hastaneye gitmek zulüm. Ya paran olacak özel hastaneye gideceksin ya da diğer türlü çok zor. İlk 2 yıl bizlerden ‘Gazi’ statüsü ile özel hastaneler muayene farkı almıyordu, sonrasında onu da kaldırdılar” diye belirtti.

    8 YILDIR BEDENİNDE ÇOK SAYIDA ŞARAPNEL BULUNUYOR

    Gökhan Yaralı, 10 Ekim’deki patlama sebebiyle vücudunun birçok yerinde şarapnel parçalarının olduğunu da söyledi. Engelleri sebebiyle yaşantısının tümüyle değiştiğine vurgu yapan Yaralı, “Vücudumda şarapnel olduğu için yürümekte çok büyük zorluk yaşıyorum. Kıkırdak yapısı olmadığı için sürekli kollojen kullanıyorum. Ağrılarım sebebiyle sürekli ağrı kesici ilaçlar alıyorum. 150 metre üzerinde bir yürüyüş yapınca ciddi zorluklar yaşıyorum artık. İstediğim yere gidemiyorum” dedi.

    “O EMNİYET MENSUBUNUN BOMBAYI PATLATANLARDAN FARKI NE?”

    Gökhan Yaralı, katliama dair yürütülen dava sürecini de değerlendirdi. Duruşmalara giderken yaşadığı hissiyatı paylaşan Yaralı, şöyle devam etti:

    “Talepler belli, hakemin reddedeceği belli, aranan iki üç kişi var, onların aranmasına devam yönünde hep aynı kararlar çıkıyor. Biliyoruz ki Sivas Katliamı gibi zaman aşımı kararı verilip düşürülecek. Katliam davaları için bu gelenek haline geldi. Hrant Dink olayı da bir katliamdır. Failler, ihmaller, yargılananlar hep belli. Bu davalar Türkiye tarihinde genel olarak zaman aşımına gidiyor. Bu tür katliamların her birinde bir kamu eksiği muhakkak var. Bir şekilde bu kamu görevlilerinin cezalarını çekmesi gerekir ki bunun temel sebebi şu; ondan sonraki olacak olaylarda bu görevlilerin, görevlerini daha dikkatle yapabilmeleri; yani Sivas’ta gözler önünde, canlı yayında insanlar yandı. Peki kaç kamu görevlisi ceza aldı? Orada eğer 2 kamu görevlisi ceza alsaydı bugün bunlar olur muydu? İhmaller insanların yanlarına kar kalırsa bu ‘ihmaller’ devam eder. Yani bir emniyet mensubu çıkıp ‘Evet biz ihbar aldık ama bildirmedik. Çünkü sürekli ihbar alıyoruz’ diyebiliyor. İnsanlar, çocuklar öldü… Emniyetin temel görevi ihbarı bildirmek değil mi? Böyle bir ihmalkarlık olur mu? Bunu yapanın bombayı patlatanlardan farkı ne?”

    “DEMİR OLSAM ÇÜRÜRDÜM, TOPRAK OLDUM DAYANDIM”

    Her yıl 10 Ekim’de yapılmak istenen anma programına dair de konuşan Gökhan Yaralı, kolluk güçlerinin yasaklama kararını da eleştirdi. Katliamın yapıldığı yere halen anıt dikilmediğinin de altını çizen Yaralı, şunları söyledi:

    “103 insanın hayatını kaybettiği, 500 civarında insanın yaralandığı, anlık savaş meydanından daha kanlı bir olay yeri… Katliamın yapıldığı yere dair bir önceki belediyeden, validen anıt yapılması yönünde karar çıkıyor ancak halen orada hiçbir şey yok. Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Yaşar Kemal’in bir sözü var ‘Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım’ diye. İnsanın yüreği yanıyor; arkadaşların, dostların, çocuklar o alanda paramparça oldular. Hayatını kaybedenlere karşı saygı duymak bu kadar mı zor? Bu insanlar para pul istemediler; emek, demokrasi, barış mitingi için geldiler. Orada Türkler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezler, Aleviler, Sünniler ölmedi; bu toplumda ne kadar mozaik varsa her birinden insan öldü veya yaralandı. Orada işçi de memur da vardı. Yani Türkiye’nin her rengi oradaydı. Yozgatlı da, Rizeli de Diyarbakırlı da, Vanlı da Edirneli de vardı. Türkiye’de hangi mitingde bu kadar rengi toparlayabilirsin? Her birinin kanı oraya karıştı. Ben şu an o insanların arzularının karşılık bulmasını isterim. Emeğe saygı duyulmasını, demokrasiye kavuşmayı isterim. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim. 2 saatliğine trafiği kapatmak çok mu zor? İnsanlar gelir, ağıtını yakar, çocuğunun en son düştüğü yere karanfilini bırakır ve gider. Bu kadar mı zor?”

    “ÇOCUKLARIMIZA DAHA GÜZEL DÜNYA BIRAKMAK İÇİN…”

    10 Ekim’de yapılacak anmaya dair de çağrı yapan Gökhan Yaralı, “O gün o alana giden on binlerin talebi evrenseldi. Her birinin yerine getirilmesini isterim. O meydanın adını ‘Demokrasi Meydanı’ koymakla olmuyor, taleplerin karşılık görmesi lazım. Çünkü biz o meydana gelirken Türkiye’nin konjonktürü de çok değişikti; öncesinde Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu ve Ankara ile İstanbul’da da olacağı söyleniyordu. Ben de dahil insanlar oraya giderken böyle bir patlamanın olabileceğini düşündük ve kendi aramıza ‘Gitmeli miyiz?’ diye sorguladık. En son şuna karar verdik ‘Evet Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu. Ankara’da da bu terör örgütünün eylem yapma ihtimali vardı ama ‘çocuklarımıza daha güzel dünya bırakmak için gerekirse gideceğiz, gitmeliyiz’ dedik” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Ali Yerlikaya’nın Bakan olduğu ülkede, sorumluların yargılanmasını talep ediyoruz!’-VİDEO

    ‘Ali Yerlikaya’nın Bakan olduğu ülkede, sorumluların yargılanmasını talep ediyoruz!’-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Katliamına ilişkin firari sanıklar üzerinden görülen davanın 20’nci duruşmasında da avukatların hiçbir talebi kabul görmedi. Bir sonraki duruşma 8 Eylül’e ertelendi.

    IŞİD’in 10 Ekim 2015’te Ankara Gar’da gerçekleştirdiği katliama ilişkin firari sanıklar yönünden birleşen dosyanın 20’nci duruşması Ankara 4’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davaya, katliamında yaşamını yitirenlerin aileleri taraf olarak katılırken, birçok sivil toplum örgütü ve siyasi parti üyesi davayı izlemek üzere bulundu.

    Tutuklu sanıklar İbrahim Halil Alçay, Hacı Ali Durmaz, Resul Demir, Erman Ekici, Metin Akaltın, Hakan Şahin duruşmaya Ses ve Bilişim Görüntü Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    Kimlik tespitinin ardından başlayan duruşmada konuşan sanık Ekici’nin avukatı, Usame Bin Ladin’in “kahraman” ve “şehit” olarak anılmasını istemesi salonda tepkilere neden oldu.

    Daha sonra söz alan avukat Senem Doğanoğlu, sanık Erman Ekinci’nin insanlığa karşı suç kapsamında yargılandığını anımsattı. Ekici’nin Temmuz 2013 ve “Taş üstünde taş bırakmayın” tapesini hatırlatan Doğanoğlu, şunları kaydetti:

    “Bu insanlığa karşı suç işlendiğinin kanıtıdır. Ağustos 2014’te Ezidi soykırımı oldu ve Erman Ekici Suriye’deydi. Şengal’ten kurtulanlar Kobanê’ye gitti. Bir ay sonra Kobanê işgali oldu. Kobanê İşgali olduğunda Erman Ekici oradaydı. Biz sanıkların söylediklerinden Şubat, Haziran 2015’te orada olduğunu biliyoruz. Bu kadar suçla, tecavüzle, yağmayla, gaspla yürüyen bir örgüte üye olmak, ‘ben Ebu Talha değilim’ diyerek geçiştirilemez. 10 Ekim Ankara Katliamı insanlığa karşı suçtur. Bütün yaralanma ve ölümlerin tarifi, B ve A bölgesi olarak ayrıldığı için yeniden canlandırma yapılması zorunlu. Olay yerinin canlandırılmasını ve bombalama mekanizmasının zararını tarif edecek düzeneğin kurulmasını talep ediyoruz.”

    “ANTEP VALİSİ İÇİŞLERİ BAKANI OLDU!”

    Avukat İlke Işık ise yaptığı savunmada şu hususlara dikkat çekti:

    “Ankara’da bu katliam gerçekleşiyor ama Gaziantep 2015 döneminin IŞİD üstü, IŞİD merkeziydi. Bir buçuk yıl içinde 5 büyük katliamı örgütlemiş bir üst. 2015 döneminde Antep Valisi olan kişi şu anda İçişleri Bakanı. Biz İçişleri Bakanı’nın bu dönemi bildiğini, buna engel olmayan biri olduğunu biliyoruz. Mahkemenin İçişleri Bakanlığı’na sorduğu sorulara yıllarca cevap almadık. Ankara emniyetinin sorumluluğunu siz yok saysanız da Bakanlığın Müafettiş raporunun tek tek sorumluları yargılayan bir rapor. Bu raporların gönderilmesini sizden talep ettik. Bu raporların neden saklandığına neden açıklanmadığına dair hiçbir açıklama da yok. Dönemin Antep Valisi’nin İçişleri Bakanı olduğu bir ülkede, sorumluların yargılanmasını talep ediyoruz. 2015 döneminde Gaziantep’te yer alan yetkililer yargılanmayacak mı? Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı olduğu ülkede, bütün süreçlerin şeffaf yürütülmesi gerekiyor. Olmaması soruşturmalara engel oluyor. 2015 Türkiye’sinde, Ankara Gar Katliamında ne olduğuna dair açıklama yapılması engelleniyor. Bu dosyada eksik sanıklar var. Firari sanıklarla fotoğraflarla olan kişiler çok önemli çünkü katilamın bir parçası onlar. X,Y denilen çok sayıda kişiyi bulamıyoruz.”

    Eşki İçişleri Bakanı Soylu’nun telefonundaki yüz tanıma sistemini hatırlatan Işık, “X,Y’lerin yüzü belirli. Yüz tanıma sistemiyle çok rahat bulunabilir. Bir kez daha X,Y’lerin akıbetinin incelenmesini ve yüz tanıma sistemine eklenmesi gereken bir dosyadır. Firari sanıklarla ilgili, Savaş Yıldız’ın Adana ve Mersin dosyasının eklerinin mahkememize sunulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    Mahkeme heyeti, ara kararında, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, tutuklama yönündeki yakalama kararı olan sanıklar hakkında kararın devamına, kırmızı bülten kararı hakkında Adalet Bakanlığı’ndan müzekkereye cevap verilmesinin beklemesine, 2 tanığın dinlenmesine, Erman Ekici’nin dijitalleri için yazılan yazının cevabının beklenmesine, diğer taleplerin ise reddine karar verdi.

    Duruşma, 8 Eylül, saat 10.00’a ertelendi.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Duruşmanın ardından Adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada konuşan 10 Ekim Derneği Başkanı avukat Mehtap Sakinci Coşgun, “Değişmeyen bir adalet sistemiyle, adalet arayışıyla doldurduğunuz salonlardan yine tüm taleplerimizin reddi ve duruşmanın ertelenmesi kararı çıktı. Önümüzdeki ay Suruç katliamının 8’nci yılı dolacak. Geçtiğimiz ay Diyarbakır katliamının 8’nci yılı doldu. Yıllardır hiçbir sanığın bulunamadığı, boş sanık sandalyelerinin doldurulamadığını görmüyoruz. Bu süreçte 10 Ekim katliamını hesabını yargılanacağı gün gelene kadar bu mücadele devam edecek. Vazgeçmeyeceğiz. 8 Eylül tarihine ertelenen duruşmasına emek demokrasi güçleri olarak katılım çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    “KOLLUĞU YARGILAMAMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPAN BİR MAHKEME”

    Avukat İlke Işık ise “8 yıldır devam eden bir adalet mücadelesinden bahsediyoruz. Hala adalet gelmiş değil, taleplerimiz reddediliyor. Gerçek sorumluları yargılamamak için direnen, firari sanıkları bulmayan, kolluğu yargılamamak için her şeyi yapan bir mahkeme var karşımızda. Ezidi soykırımının ve insanlık karşıtı suçları yargılamak zorundayız. Bunu inatla görmeyen bir mahkeme var. 2015 yılı Gaziantep Valisi ve yeni İçişleri bakanı de bilsin: Asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Kaynak:MA

  • 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasına 15 Haziran’da devam edilecek!

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasına 15 Haziran’da devam edilecek!

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamının firari sanıklar üzerinden ilerleyen davası 15 Haziran’da görülecek. Dava kapsamında gözler, hakkında birçok suçlama bulunan dönemin Antep Valisi olan Ali Yerlikaya’ya çevrilmiş durumda.

    DİSK, KESK, TTB ve TMMOB tarafından düzenlenen barış mitingine yönelik IŞİD saldırısı sonucu 103 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi de yaralandı.

    Cumhuriyet tarihindeki en kanlı katliamlardan birisi olan 10 Ekim’e dair ilk dava 7 Kasım 2016’da görülmeye başlandı. Hiçbir kamu görevlisinin yargılanmadığı davada 15 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi.

    Firari sanıklar üzerinden ilerleyen dava 15 Haziran 2023’te görülmeye devam edecek. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, “Kamu sorumluları dahil tüm sorumlular yargılanana kadar davamızın peşindeyiz!” diyerek Perşembe günü saat 10.00’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı da yaptı.

    GÖZLER, İÇİŞLERİ BAKANI ALİ YERLİKAYA’YA ÇEVRİLDİ!

    Davanın avukatları, katliamda sorumluluğu olan mülki amirlerin de yargılanması gerektiği ısrarını sürdürüyor.

    Canlı bombaları 10 Ekim 2015’te Ankara’ya taşıyan katliam lojistikçisi Yakup Şahin’in katliamdan 10 gün önce ihbara rağmen emniyet tarafından yakalanmadığı ifade ediliyor. Dönemin Valisi Ali Yerlikaya’nın yargılanmadığını belirten avukatlar, “Bakanlıkla ödüllendirildi” vurgusunu yapıyor.

    15 Haziran’da görülecek duruşmada İçişleri Bakanlığına getirilen Ali Yerlikaya’ya ilişkin suçlamaların yeniden gündeme gelmesi bekleniyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Emniyet, Gar Katliamı davasında yargılanan firari sanıkların adresini mahkemeye vermedi

    Emniyet, Gar Katliamı davasında yargılanan firari sanıkların adresini mahkemeye vermedi

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın firari sanıklar yönünden devam eden davasında mahkeme, Suriye’de olduğu belirtilen firari sanıkların adresini İstihbarat Daire Başkanlığı’na sordu. Emniyete bağlı başkanlık, “Bizdeki bilgiler istihbarat amaçlı, talebinizi karşılayamayız” yanıtını verdi.

    10 Ekim 2015’te IŞİD’in Ankara Garı’nda gerçekleştirdiği katliamın üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen birçok sanık hala bulunamadı. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi bir türlü yakalanamayan 16 firari sanığın uluslararası düzeyde aranması için bugüne kadar herhangi bir işlem yapmamıştı.

    Kısa Dalga’da yayınlanan habere göre, 10 Ekim Katliamı Avukatlar Komisyonu’nda yer alan avukatlar Suriye ile ilişkilerin normalleşme ihtimalini de hatırlatarak mahkemeden bir kez daha, “Bu kişilerin Suriye’de olduklarına dair haberler var, adresleri tespit edilsin ve Suriye’den iadeleri istensin” talebinde bulundu. Avukatlar, firari sanıkların Suriye’de olabileceği yönündeki istihbari bilgileri de mahkemeye sundu.

    16 FİRARİ SANIĞIN SOMUT ADRES BİLGİSİ İSTENDİ

    Mahkeme de firari sanıkların iadelerini istemek için somut adres araştırmasına girişti. Bu amaçla Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı’na yazı yazan mahkeme aralarında İlhami Balı, Deniz Büyükçelebi, Ahmet Güneş, Edremit Türe ve Kasım Dere gibi IŞİD içinde yönetici konumda olan 16 kişinin isim listesini gönderdi.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi yarın görülecek duruşmada, Emniyet’ten gelecek cevapta somut adres bilgisi olması halinde Adalet Bakanlığı’na yazı yazarak ilgili sanıkların Suriye’den iadesinin istenmesi kararı vermeye hazırlanıyordu.

    “BİZDEKİ BİLGİLER İSTİHBARAT AMAÇLI, TALEBİNİZİ KARŞILAYAMAYIZ”

    Mahkemeye yanıtı, Emniyet Genel Müdürü Adına İstihbarat Daire Başkanı gönderdi. İstihbarat Başkanı cevabında, ellerindeki bilgilerin istihbarat amaçlı olduğunu, bunların soruşturma için kullanılacağının anlaşıldığını, bu nedenle gönderemeyeceklerini belirterek şunları ifade etti:

    “Yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, amaç dışında kullanılamaz hükümleri bulunmaktadır. Kanun hükmüne göre istihbari bilgiler, adli ve idari soruşturmalarda delil olarak kullanılmamaktadır. İlgili yazı ile başkanlığımızdan talep edilen bilgi ve belgelerin adli veya idari bir soruşturmada kullanılacağı değerlendirildiğinden, söz konusu bilgi ve belge taleplerinin karşılanması mümkün olmamaktadır.”

    İstihbarat Başkanı bu yazının altına ‘Emniyet Genel Müdürü adına’ diyerek imza attı ancak yine de sonuna, ‘Söz konusu talebin Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’ndan temin edilmesi’ gerektiği notunu düştü.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Demokrasi İçin Birlik: Halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmalıyız!

    Demokrasi İçin Birlik: Halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmalıyız!

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik Platformu, 6 kişinin ölümüne sebep olan İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırıya ilişkin açıklama yaparak “ Lanetlemek yetmez, halka yönelik saldırı aydınlatılmalı” dedi.

    6 Kişinin ölümüne 81 kişinin ise yaralanmasına sebep olan 13 Kasım’daki bombalı saldırıya tepkiler sürüyor. Demokrasi İçin Birlik Platformu‘ndan da konuya ilişkin açıklama geldi.

    Yazılı yapılan açıklamada, “Taksim’de çoluk çocuk demeden halka yapılan bombalı saldırıyı lanetlemek insanlık görevidir. Bu saldırı ülkede yaşayan herkes için acı ve vahimdir. Bütün kalbimizle kınıyoruz” denildi.

    “SALDIRININ NEDENLERİNİN AYDINLATILMASI GEREK”

    Bütün yurttaşlarımızın başı sağ olsun. Ancak en az o kadar acı ve vahim olan bu saldırıyla seçimler arasında kurulabilen dolaysız ilişkidir. Toplumun hafızasında 7 Haziran -1 Kasım 2015 süreci canlılığını korumaktadır. Acı ve vahim olan iktidarın, ülkeye daha nelere mal olacağı bilinemeyen Suriye’deki gayri meşru savaşçı ve saldırgan politikasıdır. Kara parayla beslenen cihatçı çetelerle kurulan karanlık ilişkidir.

    Vahim olan iktidarın yayın yasağı getirerek sosyal medyaya erişimi de engellemesinin saldırının nasıl ve kim/kimler tarafından yapıldığını karartmaya hizmet etmesidir. Bu tutum can kayıplarına rağmen iktidarın bu saldırıyı nasıl kullanmak istediğini de ortaya koymaktadır.

    Artık, her zamankinden daha açıktır ki, seçim güvenliği sandık güvenliğine indirgenemez. Halka kurtuluş olarak sandığı gösterenlerin böyle bir seçim sürecinde o sandıktan halk için hiçbir hayırlı sonuç çıkmayacağını artık anlaması gerekir.

    Bütün muhalefet güçlerinin ülkemizi felakete sürükleyen savaş politikalarına karşı tutum alması aynı zamanda bir seçim güvenliği sorunudur.

    Taksim’deki bombalı saldırıyı lanetlemek yetmez, bu saldırının nedenlerinin aydınlatılması ülkenin geleceği açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Cihatçı çetelerle ilgili iddialar açığa çıkarılmalıdır. 10 Ekim Katliamı’ndan sonra konuşmayanlar konuşmalıdır. Yoksa bırakalım seçim güvenliğini hiç kimsenin can güvenliğinden bile söz edilemez.

    Bütün emek ve demokrasi güçlerine çağrımız, savaş ve operasyonlara, halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmaktır.”

    PİRHA/ANKARA