PİRHA-Yeşil Sol Parti Sivas Milletvekili Adayı Gani Kaplan, seçim sürecine ilişkin konuşurken, “Yeşil Sol Parti’nin içerisinde her kimlik kendisini ifade edebiliyor. Bunun zeminini hazırlayan en iyi parti de Yeşil Sol. Sivas’ta görüştüğümüz insanlar bir oyu mevcut yapıyı değiştirmek için Kılıçdaroğlu’na vereceklerini söylüyor. Biz de diğer oylarına talibiz. Bir oyla Türkiye’nin, bir oyla da Sivas’ın kaderini değiştirin diyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) bir önceki genel başkanı Gani Kaplan, 14 Mayıs 2023 tarihinde gerçekleştirilecek olan parlamento seçimlerinde Yeşil Sol Parti listelerinden Sivas’ta milletvekili adayı.
Seçime sayılı günler kalırken, Kaplan da çalışmalarına hızla devam ediyor. Sürece ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulunan Kaplan, şunları kaydetti:
“Gönül isterdi ki Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Sivas adayı olarak sahalarda çalışayım. Yeşil Sol Parti’nin ismine karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. HDP’nin siyaset yapan kadroları içeride tutsak. Yeşil Sol Parti’nin içerisinde her kimlik kendisini ifade edebiliyor. Diğer sorunlara kayıtsız kalmamak şartıyla temsil ettiğim toplumun sorunlarını Meclis’te ifade etmek istiyorum. Bunun zeminini hazırlayan en iyi parti de Yeşil Sol. Bu nedenlerden dolayı Yeşil Sol Parti’yi tercih ettim.”
“SİVAS’TAN ALEVİ VEKİLİN ÇIKMASI HALKA MORAL VERECEKTİR”
Alevi kurumlarından gelen bir milletvekilinin Sivas’ta seçilmesinin önemli olduğunu belirten Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sivas, Çorum, Yozgat, Çankırı, Amasya, Tokat gibi illerde arkadaşlarımız bugüne kadar utangaç bir seçim çalışması yürütmüşler. İç Anadolu Bölgesi’nin ırkçı, faşist yapısının Sivas’tan çıkabilecek milletvekili ile az da olsa yıkılabileceğini düşünüyorum. Ayrıca Sivas Katliamı’nın 30. yılındayız. Anayasa Mahkemesi sanıklara tahliye yolunu açan kararlara imza atıyor. Bütün bunlara baktığımız zaman Alevi toplumunu ve Alevi örgütlerini temsil eden bir milletvekilinin Sivas’tan çıkması halka en azından bir moral verecektir. Çekingen yaşayan toplumumuza güven sağlayacaktır.
Seçim çalışmaları sırasında olumsuz bir tepki ile karşılaşmadık. Daha önce PSAKD Genel Başkanı olmamın bu durumda önemli bir katkısı var. 2 Temmuz öncesi Sivas’a gelip birçok kişi ve kurum ile toplantılar yapıyorduk. O nedenle gittiğimiz hemen hemen her köyde bizi tanıyorlar. Ama bu oya nasıl yansır, o da ayrı bir tartışma konusu.
“BİR OYLA TÜRKİYE’NİN BİR OYLA DA SİVAS’IN KADERİNİ DEĞİŞTİRİN”
Alevilik kendi kendine bir siyasettir. Doğaya, insana, kadına bakış açısı ortadadır. Yeşil Sol’un çevreye dair politikalarına da baktığımızda zaten Aleviliğin içerisinde olan şeyler. Bilinçli, kurumlardan gelen Alevinin siyaset yapması çok kolay. Her soruna Alevi dilinde vereceğimiz bir yanıt vardır. Alevi köylerinin sorunlarını milletvekili olursam eğer çözebileceğime inanıyorum. Sivas’ta görüştüğümüz insanlar bir oyu mevcut yapıyı değiştirmek için Kemal Kılıçdaroğlu’na vereceklerini söylüyor. Biz de diğer oylarına talibiz. Bir oyla Türkiye’nin bir oyla da Sivas’ın kaderini değiştirin diyoruz. Her türlü kazanan Yeşil Sol Parti olacak.”
Oy ve Ötesi Derneği Başkan Yardımcısı Hande Turan, sandık güvenliği için eğitim çalışmalarının başladığını ve 14 Mayıs’ta 100 bin gönüllüyle tüm sandıklardan veri toplamayı hedeflediklerini söyledi. Turan, ilk kez 81 kentte görevlendirme yapılacağını kaydetti.
Kurulduğu 24 Nisan 2014 tarihinden bu yana, 8 seçimi takip eden, 2023 seçimleri için ise eğitimlerini başlatan Oy ve Ötesi Derneği, 14 Mayıs’ta 100 bin gönüllüyle sandıkların başında olmayı hedefliyor. Maraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremden etkilenen 11 kentte özel bir çalışma yürütecek olan Oy ve Ötesi Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hande Turan seçim hazırlıkları ve çalışmalarına dair Mezopotamya Ajansı‘na konuştu.
Depremden dolayı çalışmalarının geç başladığını belirten Turan, “Eğitimlerimiz, organizasyonlarımız ve tutanak tutma yolundaki çalışmalarımızı erken planlamıştık ancak maalesef deprem hepimizin hayatını etkiledi ve seçim çalışmalarını orada bir süre durdurduk” dedi.
6 MİLYON GENÇ İLK KEZ OY KULLANACAK
Yaklaşık 1 buçuk aydır aktif bir şekilde sahada çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden Turan, 14 Mayıs’ta 9’uncu seçimi takip edeceklerini dolayısıyla ciddi bir tecrübeye sahip olduklarını dile getirdi.
Bu seçimlerin bir diğer farkındalığının yaklaşık 6 milyon gencinilk kez oy kullanacak olması olduğunu dile getiren Turan, “Çok zorlanan bir jenerasyonla karşı karşıyayız. Öncesinde pandemi ve ardından depremin olması gençleri ciddi anlamda etkilemiş durumda. Gençlerin yaşamış oldukları sıkıntılar hat safhada, yaşanılacak bir Türkiye için gençlerin sahaya inmesi gerekiyor. Gençlerin çalışmalara aktif bir şekilde katılımı 14 Mayıs’ta belirleyici olacaktır”dedi.
“DEPREM BÖLGESİNDE ÜZERİMİZE DÜŞEN HER ŞEYİ YAPACAĞIZ”
Kendileri için önceliğin deprem bölgesi olduğuna dikkat çeken Turan, şöyle devam etti:
“Deprem bölgesinde çok kayıp var, canımız çok yandı, oradaki arkadaşlarımızın canı çok yandı. Orada çok gönüllümüz var. Arkadaşlar çok motiveler, inanılmaz çalışıyorlar toplantılara çadırdan bağlanıyorlar. Bilindiği gibi bina kalmadı yani sandık bölgesinin bile ne olacağı belli değil. Bundan dolayı bir takım şeyler gecikti genelge geç yayımlandı, sandık listeleri geç kaldı çünkü bütün kurumlar zorda ve gerçekten tabloyu görebildiğimizi düşünmüyorum. Dolayısıyla bizde müşahit organizasyonumuzu yapmak istiyoruz. Oradaki arkadaşlarımızla sahada olacağız. Deprem olduğu andan beri hiç kimseyi yalnız bırakmamak için çok çalıştık. Bu konuda da deprem bölgesinde üzerimize düşen her şeyi yapacağız.”
HEDEF 100 BİN GÖNÜLLÜ
Başarılı bir eğitim modüllerinin olduğunu aktaran Turan, eğitimlerinin başladığını belirtti. Bu seçimde sandık başlarında 100 bin gönüllü ile bulunmayı hedeflediklerini kaydeden Turan, çalışmalarına dair ise, “Hedefimiz 100 bin gönüllü diyoruz ama 100 bin gönüllünün eğitimli olması çok önemli. Yüz yüze eğitime önem veriyoruz çünkü hem soruları o an cevaplayabiliyoruz hem daha motive oluyor herkes hem de birlikte olmanın gücünü bir kez daha hissetmiş oluyoruz. Seçim günü sahada olacağız şu an bütün Türkiye’de her ilde gönüllülerimiz var. Seçimin sonunda tutanak toplayacağız ve tutanakları kendi uygulamamız üzerinden merkezimize göndereceğiz. YSK verileriyle karşılaştırıp en ufak farklılıkları siyasi partilere bildireceğiz. Onlar da itiraz süreçlerini devreye sokacaklar.”
GÖNÜLLÜLER 81 KENTTE GÖREVDE
Oy ve Ötesi gönüllülerinin ilk kez 81 kentte görevde olacağına dikkat çeken Turan, sadece kentlerde değil aynı zaman da 81 kentin ilçelerinde de sandıklarda bulunmak istediklerini söyledi. Turan, “30 bin gönüllümüz var, her gün aramıza yenileri ekleniyor. Avukatların henüz sayısı belli değil ama çok avukatımız var. Özellikle Ankara, İstanbul, Eskişehir, Adana ve Mersin de çok fazla avukatlarımız var. Avukatları sahada en etkili şekilde bulundurmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ayrıca seçim günü bir çağrı merkezlerinin olduğunu ve bu süreçte yaşanılan her türlü soruna yaklaşık 40-45 kişilik deneyimli hukukçu ve müşahitle bu merkezden cevap olduklarını aktardı.
“SANDIK GÜVENLİĞİ AÇISINDAN EĞİTİMLİ OLMAK GEREKİYOR”
Sandık güvenliğinin önemine değinen Turan, şunları ifade etti:
“Sandık güvenliği açısından eğitimli olmak gerekiyor. Bizi diğerlerinden ayıran orada sandıktaki herkesten ayıran şey şu: Hepimizin tabi ki bir siyasi görüşü var, bir fikri var ve sonuçta hepimizin sadece bir oyu var. Ancak biz oraya herhangi bir siyasi partinin kazanması için gitmiyoruz. Biz hukukun üstünlüğü, kanunun en doğru şekilde uygulanması için sandıklarda bulunuyoruz. İnanın varlığımızla sandıklarda çok şey değişti. Türkiye, oy verme kültürü olan bir ülke ancak seçim günü sandıkta durma kültürümüz yok. Sadece siyasi partilere bırakmıştık. Görmediğimiz şeyler hakkında konuşmak çok kolay o yüzden herkesi sandığa davet ediyoruz. Demokrasinin 100’üncü yılında olan Türkiye’nin gündeminden bu seçimde birlikte sandık güvenliği sorunun kalkmasını umut ediyoruz.”
PİRHA-Türkiye’deki seçimlerde ‘hile’ olduğu meselesinin en çok AKP döneminde konuşulduğunu belirten Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, “Hile var algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir. Hile algısını yaymak, gerçekten hile yapılmasından daha olumsuz bir etki yapar” dedi. Dinler ekledi: Türkiye’de seçimi kazanan söke söke alır. Kaybeden de tıpış tıpış gider, seke seke arkasına bakmadan gider. Korkma, kimse kaybedenin arkasında durmaz.
Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin bir yazı kaleme aldı. Türkiye’deki seçimlerde ‘hile’ olduğu meselesinin AKP iktidarı döneminde en çok konuşulduğunu belirten Dinler, hile algısı yaratmanın hile yapmaktan daha kolay ve etkili olduğunu söyledi.
Dinler‘in yazısından öne çıkan satır başları şöyle:
“Türkiye’de seçimlerde “hile” olduğu meselesi, AKP iktidarına kadar bu denli konuşulmamıştı. İktidar partileri her zaman devlet gücünü kullanmışlar ve iktidarlarını sürdürmeyi denemişlerdir. Ancak hile algısı, bazen gerçekliğin üzerine çıkmaktadır.
HİLE ALGISI YARATMAK HİLE YAPMAKTAN KOLAY VE ETKİLİDİR
İktidar kanadından zaman zaman sabah neşesi kıvamında “Türkiye seçimlerin en güvenli yapıldığı ülkelerin başında gelmektedir” açıklamaları gelse de “hile yok” algısını yaratmak için ciddi bir çaba içine girdiği görülmemiştir.
Çünkü girmesi de anlamsızdır. Hile var algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir. Hile olduğu düşüncesiyle bir AKP veya MHP seçmeninin oy vermekten kaçınması, sandıkta görev almak istememesi beklenemez. Ancak “hile” algısı, muhalif seçmene oyunu zaten 1-0 yenik başlatmaktadır. Hile olduğu düşüncesi, “zaten kazanacaklar”, “ne yapar eder kazanırlar” fikri bizzat muhalif seçmen tarafından, muhalif seçmene pompalanan en büyük anti-propagandadır. İktidar bunu yapmaya çalışsa bu kadar başarılı olamaz.
Baştan yenilgiyi kabul eden bir seçmene karşı seçim kazanmak kadar kolay ne olabilir ki? Moral ve motivasyon üstünlüğü kimde ise, seçimin müstakbel galibi de odur.
Hile algısı yaratmak, hile yapmaktan kolay ve etkilidir. Kolaydır. Çünkü hile yaparken yakalanma riski vardır. Algı yaratırsan yakalanmazsın, hatta algıyı muhalif seçmene yaptırırsın: Bir taşla iki kuş. Her kim olursa olsun, bir gün yargılanma korkusuyla suç olan bir eyleme girişmek istemez. Bu sebeple hile yapmak için, hile yapacak insanları da bulmak gerekir. Çok kişinin bildiği sır değildir. Bu sebeple hile yapmak zordur.
Hile algısı, hileden daha etkilidir. Sadece algı ile yüzbinlerce muhalif seçmeni sandıktan uzak tutmak mı daha etkili olur, yoksa bir sandıkta 2 tane 3 tane AKP’ye fazla oy çıkarmak mı? Kaldı ki, sandığa sahip çıkan bir seçmen, sandıkta hile yapılmasının önüne geçebilir. Ben size hile yapılmayacak demiyorum. Çalışılarak, görevini iyi yaparak hilenin önüne büyük ölçüde geçebilirsin, bu da seçim sonucuna etki edecek düzeyde olmaz diyorum. Hile algısını yaymak, gerçekten hile yapılmasından daha olumsuz bir etki yapar diyorum.
“ANAYASA VE KANUNALRA GÖRE ZAMANI GELMİŞ SEÇİMİ YAPMAKTAN KİM KAÇABİLİR?”
Kim kazanamayacağı seçimi yapmazmış? Anayasa ve kanunlara göre zamanı gelmiş seçimi yapmaktan kim kaçabilir? Anayasanın ve kanunların harfiyen işlediğini söyleyemeyiz. Ancak otoriter rejimler de dahil olmak üzere, iktidarların güç tazeleme araçları seçimlerdir. Türkiye’de seçmen, sağcı, solcu fark etmez, sandığı çok önemser. Sandıktan kaçmak bir güçsüzlük emaresidir.
Seçimlerden kaçış yok. Ancak bunun zamanını ayarlamak veya bazı devlet kurumlarıyla kendi lehine kolaylaştırması mümkündür. Zaten bunu yapıyor. Her ne kadar iktidar cenahı “deprem sebebiyle seçimlerin ertelenmesi” senaryosuna karşı gibi dursa da biliyoruz ki, bu iddialar boş yere atılmaz, kamuoyuna bir yoklama çekilir. Normal zamanda 18 Haziran’da yapılması gereken seçimin, iki aylık hızlandırılmış biçimde 14 Mayıs’a alınması, bir strateji. Seçimler 1 ay sonra yapılsaydı depremzedelerin organizasyonu daha kolay olacaktı ama bu mesele aceleye getirildi. 1 ay daha uzun sürecek propaganda sürecine iktidarın ne enerjisi ne motivasyonu var. Mecburen bütün çılgın projeleri, bu kısa süreye sıkıştırıp, en azından kendi seçmenini tutma, kararsızların kafası daha çok karışmadan onları etkileme derdinde.
Sonuç olarak, “kazanamayacağı seçime girmez” tamamen muhalif seçmenin umutsuzluğu sonucu, kendi kendine ürettiği bir evham. Bugün zarlar hileli bile olsa, muhalefetin hala kazanma şansı var ve hatta bu yüksek bir ihtimal. 2023 seçimlerinde mevcut iktidarın devamı, korkulan pek çok şeyin gerçekleşmesine yol açabilir. Yani otoriter rejim fiili olmaktan hukuki olmaya dönebilir. 2028 seçimleri Ortadoğu diktatörlüklerinde olduğu gibi yaratılacak “yerli ve milli muhalefet” ile “seçimmiş gibi” olabilir. Bütün olumsuzluklara rağmen, henüz o aşamada değiliz. Bu fırsatı iyi kullanmaktan başka çaremiz de yok. Bu seçime tüm muhaliflerin “armudun sapı, üzümün çöpü” demeden asılması ve mümkün olduğu kadar duygularından sıyrılıp, stratejik oy kullanmaları gerekir.
“Kaybetse de gitmez!” muhalifleri karamsarlığa sokan başka bir anti-motivasyondur. Muhalifler bu kadar karamsar olduktan sonra, iktidarın seçimleri kazanması çocuk oyuncağıdır. Kaybettiği halde gitmeyen bir kişi 1994 yılında Belarus bağımsızlığa kavuştuğundan beri devlet başkanlığını yürüten Lukaşenko’dur. Hatta seçimlerden sonra Kaleşnikof ile sokağa çıkmış ve göstericilere gözdağı vermek için havaya ateş etmiştir.
Tüm eksik ve aksaklıklarına rağmen Türkiye’de bir demokrasi kültürü vardır. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” düsturuyla doğmuş Türkiye Cumhuriyeti ile zaten diktatörlükle ölü doğmuş Belarus’u karıştırmamak gerekir. Bunu söylemekle birlikte, artık devletleşen Ak Partinin, devlete kazık çakmak için ve resmi bir parti devletine dönüşmek için önümüzdeki 5 yılın yeterli olduğunu da görmek gerekir. 2023 o yüzden son eşiktir.
Türkiye’de seçimi kazanan söke söke alır. Kaybeden de tıpış tıpış gider, seke seke arkasına bakmadan gider. Korkma, kimse kaybedenin arkasında durmaz. Halkımız keriz değil, kazananı, kaybedeni en iyi o bilir. Kazandığın seçimi söke söke koparamayacaksan, o seçime hiç girme! Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı gibi seçimle gelinen görevler, seçim tamamlandığı anda başlar. YSK’nin mazbata vermesi formalitedir. Sen kazandığını biliyorsan, hiçbir güç o koltuğa oturmanı engelleyemez. Yeter ki, önce seçimi kazan.”
PİRHA-Emek Partisi Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, 14 Mayıs seçimlerine dair yaptığı değerlendirmede, “1 Mayıs’tan 14 Mayıs’a mücadelenin büyütüldüğü bir süreç olmalı. 14 Mayıs emekçilerin kendi kaderini belirleyeceği bir gün. 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son vermek gerekiyor. Bütün emekçilere, halka çağrımız; bir oyunuz tek adamın gitmesine karşı, bir oyunuz da Yeşil Sol Parti’ye olmalı” dedi.
Malatya, 14 Mayıs tarihinde yapılacak olan seçimlere, Maraş merkezli 6 Şubat günü yaşanan depremlerin etkisinde gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) 6 vekil gönderecek olan şehirde halihazırda AKP’den 5, CHP’den ise 1 milletvekili bulunuyor.
Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde yer alan Emek Partisi’nin (EMEP) Malatya İl Başkanı Şerif Demirel, deprem ve seçim sürecine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.
“DEPREMİ FELAKETE ÇEVİREN RANT VE TALAN İŞLERİ”
Depremde resmi verilerin aksine daha çok kişinin hayatını kaybettiğini söyleyen Demirel, “6 Şubat’ta Maraş merkezli büyük bir deprem yaşandı. Deprem doğal bir olay ama doğalı felakete çeviren ise siyasi iktidarların rant ve talan işleridir. Bundan kaynaklı olarak imara açılan tarım alanları, müteahhitlere peşkeş çekilen alanlar ve denetimsizlikten büyük bir yıkım yaşandı. Resmi rakamların çok üzerinde kişi hayatını kaybetti. Sağlıklı binalar yapılmış, rant ve talana izin verilmemiş olsaydı binlerce insanımız ölmemiş olabilirdi” ifadelerini kullandı.
“1 MAYIS’TAN 14 MAYIS’A MÜCADELE BÜYÜTÜLMELİ”
Demirel, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak Malatya’da en az bir milletvekili çıkarabilmek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtirken, şöyle konuştu:
“Deprem ile birlikte bir de seçim süreci içerisindeyiz. Ayrıca 1 Mayıs da var. 1 Mayıs işçi ve emekçilerin bayramı. Deprem nedeniyle bu yıl 1 Mayıs’ın kutlanmaması yönünde bir eğilim var. 1 Mayıs işçi ve emekçilerin hak ve kazanım elde ettikleri bir mücadele günüdür. Aslında sistemin bize dayattığı bir bayram değil. Bu yıl emek ve demokrasi platformu olarak uzun bir basın açıklaması ve serbest kürsü şeklinde 1 Mayıs’ı kutlayacağız. 1 Mayıs’tan 14 Mayıs’a mücadelenin büyütüldüğü bir süreç olmalı. 14 Mayıs emekçilerin kendi kaderini belirleyeceği bir gün. 1 Mayıs coşkusuyla 14 Mayıs’ta tek adam rejimine son vermek gerekiyor. Tek adam rejimi dünden bugüne bütün emekçileri, yoksulları, halkı zapturapt altına almış durumda. Hem ekonomik hem de yönetememe gibi siyasi bir kriz de söz konusu. Hak talebinde bulunanlar polis baskısı ve soruşturmalarla susturulmaya çalışılıyor. Bu da iktidarın artık ülkeyi yönetemediğinin bir göstergesidir.
“BİR OYUNUZ TEK ADAMIN GİTMESİNE KARŞI, BİR OYUNUZ YEŞİL SOL PARTİ’YE”
Seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı olarak katılıyoruz. İttifakımız hem bir mücadele hem de seçim ittifakıdır. Yeşil Sol Parti çatısı altında seçimlere katılıyoruz. Malatya’da en az bir milletvekili seçme şansını yaratmak için bütün emekçilere, halka çağrımız; bir oyunuz tek adamın gitmesine karşı, bir oyunuz da Yeşil Sol Parti’ye olmalı.”
PİRHA-14 Mayıs seçimlerine giderken CİSST hapishanelerdeki sorunlara dair bir açıklama yayımlarken, 10 maddelik önerilerini kamuoyu ile paylaştı.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) “2023 Seçimlerine Giderken Önerilerimiz” başlıklı bir açıklama yayımlayarak, hapishanelerde yaşanan sorunları dikkate alarak 10 maddelik önerilerini kamuoyu ile paylaştı.
CİSST açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin içinde bulunduğu seçim gündeminde hapishaneler ve mahpusların sorunlarının yeterince gündeme getirilmediğini ve seçime hazırlanan siyasi partilerin seçim bildirilerinde bu konuya yeterince yer vermediklerini gözlemliyoruz.
CİSST olarak son dönem hapishanelerde yaşanan sorunları da dikkate alarak aşağıdaki 10 maddelik önerilerimize dikkat çekmek istiyoruz.
Günümüzde birçok ülkede hapsedilme yerine alternatif yöntemler aranırken ülkemizde hapsetmeye birincil öncelik verilmektedir. Türkiye’de mahpus sayıları 2006 yılına kadar 50 bin civarında seyretmiştir. Bu sayı sadece 70 ve 80 askeri darbeleri sonrasında 60-70 bin civarına ulaşmışken darbenden bir iki yıl sonra yeniden 50 bin civarına gerilemiştir. Bu durum 2006 yılından sonra değişmeye başlamıştır. 2006’da 70 bin olan mahpus sayısı hızla artmaya devam etmiş sadece altı yıl sonra 2013’de iki katına çıkıp 140 binlere dayanmıştır. Bir altı yıl sonra, 2019’da tekrar iki katına çıkıp 300 binlere dayanmıştır. 2023 yılında ise mahpus sayısı 350 bin sınırını da aşmış ve Türkiye’nin hapishaneleri son dönemde 2006 öncesine göre mahpus sayısını beş katına çıkarmıştır. Son açıklanan rakamlara göre; Türkiye’de, 291.592 kişi kapasiteli toplam 399 hapishanede 353.368 mahpus bulunmaktadır. Yani hapishanelerde toplam kapasitenin %21,18 fazlası mahpus tutulmaktadır. Bu durumla ilişkili olarak mahpusların insan onuruna uygun koşullarda barınma hakkının engellendiği ve beraberinde birçok temel hak ihlaline sebep olduğunu görülmektedir.
Hapishanelerdeki kalabalıklaşma sorunu kritik bir noktaya evirilmişken son zamanlarda kamuoyunda mahpuslara yönelik genel af yasası tartışmaları yürütülmektedir ancak bu tartışmalara ve çıkarılacak yasaya karşı çekincelerimiz bulunmaktadır. Bu noktada belirtmeliyiz ki genel af yasası, insan hakları standartlarında hazırlanmalı ve mahpuslar arasında suç ayrımı yapılmaksızın hazırlanmalıdır. Siyasi mahpusları kapsam dışı bırakan ve suç ayrımı gözetilerek oluşturulan dışlayıcı bir af yasası, genel af mantığına uymayacak ve infazda eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacaktır.
Eşitlik ilkesine aykırı olarak tasarlanan bir genel af yasası, ayrımcılık yasağı ihlali anlamına gelmektedir. Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı; Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesinde düzenlenmiş ve her mahpusun temel hakları arasındadır. ‘Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’ mahpuslar arasında ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer bir statü temelinde bir ayrımcılık yapılamayacağını belirtmektedir.
Ulusal mevzuat olan ‘5275 Sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “infazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesi de “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar, hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, milli veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçler ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır.” demektedir.
Öncelikli olarak; mahpuslar arasında suç türüne göre ayrım yapmadan, siyasi mahpusları yasa kapsamı dışında bırakmadan, ayrımsız bir genel af talep etmekteyiz.
Öte yandan bilindiği üzere Türkiye’de ceza sorumluluk yaşı 12’dir. Çocuklar, 12 yaşından önce bir suça karıştıkları iddiasıyla adli sistemin içine dahil olurlarsa haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılmaz ancak haklarında güvenlik tedbiri uygulanabilir.
Bir çocuk 12 yaşından itibaren “suça sürüklenen” sıfatıyla adli sisteme girdiğinde yargılamaya tabi tutulabilir ve hapis cezasına hükmedilebilir. Bunun anlamı; bir çocuğun 12 yaşından itibaren hapsedilmesine hukukun müsaade etmesidir. Adli sisteme giren bir çocuğun hapis cezasına tabi tutulması, onarıcı adalet sistemine hizmet eden bir uygulamadan çok uzaktadır. Çocuğun üstün yararı ilkesini benimseyen ve hayata geçiren hukuk sistemlerinde asgari cezalandırma yaşı, olabildiğince 18’e yaklaşmaktadır. Gelişmiş bir çocuk adalet sistemine sahip ülkeler aynı zamanda çocukların cezalandırılmasından ziyade onları suç ortamından uzaklaştıracak hukuksal süreçler ve alternatif mekanizmalar benimsemektedir.
Bu bağlamda;
-Bir çocuğun hapsedilmesinin başvurulacak son yöntem olması ve en kısa süreyle uygulanması gerektiğini,
-Mevcut infaz sisteminin kendisinin çocukların yaşama ve gelişme hakkının ihlal ettiğini,
-Birlemiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin Türkiye’den asgari cezalandırma yaşında iyileştirme çalışmaları yapmasını güncel olarak beklediğini hatırlatarak;
Ceza adalet sisteminde asgari cezalandırma yaşının çocuğun üstün yararını gözetecek şekilde, iyi uygulama örneklerini de dikkate alarak yükseltilmesini talep etmekteyiz.
29 Mart 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 74/G. maddesine göre; Adalet Bakanlığı’nca belirlenen kurumlarda, hükümlü ve tutuklular yakınlarıyla haftada 30 dakika görüntülü görüşme yapabilir. Bunun yanında “örgüt üyeliği” ve “çıkar amaçlı suç örgütü üyeliği” suçlamalarıyla hapishanede olanlar, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin haktan sadece “cezaevindeki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak İdare ve Gözlem Kurulunda yapılacak değerlendirme sonucuna göre” yararlanabilirler. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alan mahpuslarsa bu haktan hiçbir koşul altında faydalanamazlar.
Bu noktada; hiçbir ayrım gözetmeksizin 30 dakikalık görüntülü görüşme hakkının tüm mahpusların kullanabileceği biçimde yeniden bir hak olarak tanımlanması talep etmekteyiz.
Modern ceza infazının temel ilkelerine aykırı bir biçimde mahpusların tecrit edilmesi ve insansızlaştırılması/yalnızlaştırılması üzerinden bir infaz biçimi yaratan gerek konumlandırıldıkları yerler gerek mimari planları ile doğrudan izolasyonu hedefleyen -veya hedeflemese de fiilen bu sonucu doğuran- S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nın inşasına hızla devam edilmektedir.
Mevcut S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumu inşaatlarının durdurulması başta olmak üzere; kullanıma açılan S ve Y Tipi Ceza İnfaz Kurumları’nın, modern infaz hukuku ve ceza infaz mevzuatının açıkça yasakladığı, cezanın izolasyon temelli infazına neden olmalarından dolayı kapatılmaları ya da mimari olarak yeniden düzenlenmelerini talep etmekteyiz.
Hastalık nedeniyle hapis cezasının infazı için; Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen objektifliği tartışmalı ve bilimsel gerçeklikten uzak raporlar ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam teşekkülü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen raporlar için Adli Tıp Kurumu’nun onayını zorunlu kılmıştır.
Bu hususta;
-ATK tarafından hazırlanan tartışmalı ve bilimsellikten uzak raporlara bağlı kalınmadan üniversitelere bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinden alınan raporların infazın ertelenmesi için yeterli olmasını,
-Klinik kararlarla ilgili süreçlerin Mandela Kuralları’nda da öngörüldüğü gibi yeterli nitelikte, tam bir klinik bağımsızlıkla hareket eden uzmanlar heyetinin katılımına ve denetimine açık olmasını,
-Sübjektif değerlendirmelere sebep veren “toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen” ifadesinin kaldırılması talep etmekteyiz.
COVID-19 salgını döneminde alınan karantina önlemleri süreç içerisinde kalıcılaştırılmıştır. Mahpusların sosyal, kültürel ve sportif faaliyetleri durma noktasına gelmiştir.
COVID-19 sonrasında hapishanelerde uygulanan ve hiçbir yasal dayanağı olmayan tecrit ve izolasyon uygulamalarının kaldırılmasını talep ediyoruz.
5275 sayılı İnfaz Kanun madde 62/3 fıkrasında yer alan ve kişilerin haber alma hakları konusunda muğlaklığa yol açan “Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” kriterinin mahpusların haber alma hakkı önünde keyfi tutumlara yok açmaktadır.
5275 sayılı İnfaz Kanun madde 62/3 fıkrasında yer alan ve kişilerin haber alma hakları konusunda muğlaklığa yol açan “Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran” kriterinin ulusal ve uluslararası haklar göz önüne alınarak hak temelli bir yaklaşımla düzenlenmesini talep ediyoruz.
Düzenli ve çoklu tedaviye erişimin sadece R Tipi olan hapishanelerde mümkün olması, pandemi süreci boyunca da R Tipi olmayan hapishanelerdeki engelli ve hasta mahpusların sağlığa erişememesine neden oldu. COVID-19 süreci engelli ve hasta mahpusları izole eden R Tipi gibi hapishaneler yerine, bütün kurumların engellilere ve hastalara göre tasarlanması gerektiğinin neden önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bu açıdan; bütün hapishanelerde, R Tipi olan hapishanelerdekine benzer bir ek bölüm kurulmasını talep etmekteyiz.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infaz rejimine göre; mahpus hiçbir suretle kurum dışında çalıştırılamaz ve çalışmasına izin verilmez. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusların büyük bir bölümü, ekonomik olarak zorlamakta ve sorun yaşamaktadır. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusların çalışmasına izin verilmemesi anayasanın eşitlik ilkesi açısında da aykırılık içermektedir.
Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslar için çalışma hakkının eşitlik ilkesi kapsamında düzenlenmesini ve yaşanan hak ihlalinin giderilmesini talep etmekteyiz.
Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkındaki Yönetmeliğe göre; ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpusları, eşi, çocukları, torunları, torunlarının çocukları, annesi, babası, büyükannesi, büyükbabası, büyükannesi ve büyükbabasının anne ve babaları, kardeşleri ve vasisi dışında kimse ziyaret edemez. Bu durum mahpuslar başta olmak üzere tek tek görüş yapılması gibi nedenlerden dolayı aileler için de oldukça zorlayıcıdır. Bunun yanında 15 günde bir sadece 10 dakikalık telefon görüş hakkı bulunan ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslar, aileleriyle sağlıklı olarak iletişim kuramamaktadır.
Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpuslara, aileleriyle birlikte görüş yapabilme hakkının verilmesi ve telefon görüş haklarının artırılıp her hafta olmasını talep etmekteyiz.”
PİRHA-Malatya’nın Yazıhan ilçesindeki seçim bürosu açılışında konuşan Yeşil Sol Parti Malatya milletvekili adayı Perihan Yücekaya, “Savaşın, yoksulluğun, depremin en büyük bedelini kadınlar ödüyor. Eğer bizi seçerseniz, bu mağduriyetlerin giderilmesi, savaşların durdurulması, Kürt sorununun çözülmesi için Meclis’te sizlerin sözcüsü olacağız” dedi.
Yeşil Sol Parti Malatya milletvekili adayı Perihan Yücekaya, Yazıhan ilçesindeki seçim bürosu açılışında konuştu.
Malatya’da gösterilen altı milletvekili adayından üçünün kadın olduğunu belirten Yücekaya, şunları söyledi:
“Birinci sırayı kadına verdik. Biz kadın, özgürlük, hak, hukuk mücadelesi veriyoruz. İnsanların rahatça, özgürce, kendi topraklarında yaşaması için sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Gücümüzü halktan alan bir partiyiz. Defalarca kapatıldık. Ama bugün yine Yazıhan’da alanlarda, halkımızın yanındayız. Gücümüzü halktan alıyor, halkın gücüyle büyüyoruz. Bu iktidarın değişmesi için kadın aklı ile ortaklaşmamız gerekiyor. Kadın aklı yapıcı, yaratıcı, bütünleştiricidir. Bu sistemin bu şekilde değişebileceğine inanıyoruz. Savaşın, yoksulluğun, depremin en büyük bedelini kadınlar ödüyor. Eğer bizi seçerseniz, bu mağduriyetlerin giderilmesi, savaşların durdurulması, Kürt sorununun çözülmesi için Meclis’te sizlerin sözcüsü olacağız.”
PİRHA-AGİT, Türkiye’de yapılan seçimlere ilişkin yayımladığı raporunda, 2018 seçimlerinde kanuna aykırı birçok durumun meydana geldiğini belirtirken, seçimlerde gözlemci görevlendirilmesini talep etti.
Türkiye’nin de katılımcısı olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 5-8 Aralık 2022’de Türkiye’de gerçekleştirdiği araştırma ve görüşmelerin sonuçlarını bir rapor ile açıkladı. Bakanlıklar, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), partiler ve Seçim Güvenliği Platformu’yla (SGP) görüşen AGİT Raporda, Mart 2022’de TBMM’de kabul edilen seçim kanunu değişikliklerinde AGİT’in önceki tavsiyelerinin önemli bir kısmının ve görüşülen kurum ve kuruluşların önerilerinin dikkate alınmadığına dikkat çekti.
“YSK’NIN 11 ÜYESİNİN HİÇBİRİ KADIN DEĞİL”
Raporda, 2018 seçimlerinde il ve ilçe seçim kurulu üyelerinin yüzde 12’sinin, sandık kurulu üyelerinden yüzde 24’ünün, sandık başkanlarının ise sadece yüzde 19’unun kadın olduğuna dikkat çekilen raporda, “YSK’nın 11 üyesinden hiçbiri kadın değildir. 7393 Sayılı Kanun, siyasi partilerin parlamento seçimlerine katılabilmeleri için daha katı uygunluk şartları getirmiş olup Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tarafından aşırı ve ayrımcı nitelendirilmiştir” ifadelerine yer verildi.
“ANAYASA YSK KARARLARININ TEMYİZİNİ ENGELLEMEKTE”
Seçim kampanyaları finansmanının düzenlenmesinde çeşitli boşluklar bulunduğuna dikkat çekilen raporda, şu ifadeler yer aldı:
“Kanun, daha önce AGİT tavsiyeleri arasında yer alan seçimlerden önce herhangi bir ara mali rapor ya da adayların mali raporlarının zamanında yayınlanmasını sağlamamaktadır. AGİT’in daha önceki tavsiyesine rağmen ‘hakaret’ suç olmaya devam etmektedir. Seçim kampanyaları sırasında medya kanunen tarafsız yayın yapmak ve adaylara eşit erişim sağlamakla yükümlüdür. Keza, kamu ve özel kanallarda ücretli siyasi reklamlara izin verilmelidir. Seçim mevzuatı, seçim sürecinin vatandaşlar ve uluslararası gözlemciler tarafından izlenmesine gereken imkanı vermemektedir. Anayasa, YSK kararlarının temyizini engellemektedir.”
Raporda ortaya konulan çekincelere ek olarak AGİT 2023 genel seçimlerini değerlendirmek için bir Seçim Gözlem Misyonu kurulmasını önerirken, AGİT üyesi 28 devletten uzun süreli gözlemcinin yanı sıra seçim günü işlemlerini takip etmek üzere 350 kısa süreli gözlemcinin görevlendirilmesini talep edileceği belirtti.
PİRHA-15 Mayıs’ın ülkede bahar olması için elinden geleni yapacağını söyleyen CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, “Tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz. Alevi ve Kürt olduğumuz için dışlandık ve yaşadığımız baskılardan dolayı kentimiz sürekli dışarıya göç veriyor. Sorunları görmek istemeyen ve yüzeysel kararlarla sorunları çözmek isteyen hükümetler geldi her dönem ama CHP iktidara geldiğinde bu sorunları çözeceğiz” dedi.
CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, neden milletvekili adayı olduğunu ve yapmayı planladıkları çalışmaları PİRHA‘ya anlattı.
“ALEVİ VE KÜRT OLDUĞUMUZ İÇİN DIŞLANDIK”
Doğum yerleri Dersim olduğu için gençlerin üniversitelerde dışlandıklarını ve işlere giremediklerini belirten Hüsniye Karakoyun, “Bu duruma dur demenin en doğru zamanı şimdi. Bu ülkede bir gelecek görmediği için yurtdışına göç etmek zorunda kalan insanların da Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alması gerektiğini düşünüyorum. Tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz. Alevi ve Kürt olduğumuz için dışlandık ve yaşadığımız baskılardan dolayı kentimiz sürekli dışarıya göç veriyor. Artık topraklarımızda tarım ve hayvancılık bitti, gençlerin bu ülkede gelecek umutları bitti” diye belirtti.
“BURADA BİR KADIN ADAYIN OLMASI ÖNEMLİ”
Bu dönemde bir şey yapması gerektiği için aday adaylığı başvurusu yaptığını ifade eden Karakoyun, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun %50 kadın kotası açıklaması vardı ve burada kadın bir adayın olması oldukça önemli. Aday olmasam bile yine de çok çalışacaktım ama beni adaylık için layık gördüğü için canla başla çalışacağım. 15 Mayıs’ın bu ülkede bahar olması ve hepimizin içini ısıtması için elimden geleni yapacağım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanması bu ülke için çok değerli bir şey ama buradan bir vekil çıkartması da onun için kıymetli olacak. Bu şehirde gazeteci olarak göç haberleri çok yaptım. Yakınlarıyla görüştüğümüzde bize ‘Bu ülkede bir gelecek görmüyorlar’ diyorlardı. İnsanların kendi memleketinden göç etmesi için çok güçlü nedenlerin olması lazım. Burada üretim yok ve farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyen hükümetler var. Geçmişteki hükümetler gibi şu an ki AKP iktidarı da bizi ‘farklılığımızsınız’ diyerek bağrına basmadı” dedi.
“SORUNLARIMIZI MECLİSTE ANLATACAĞIZ”
Göçlere ‘dur’ diyeceklerini ve 15 Mayıs geldiğinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığında yurtdışına göç edenlerin valizlerini toplayıp geri geleceklerini söyleyen Karakoyun sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçmişte ürettiğimizle kendi kendimize yetebiliyorken şimdi ise köylerde insanlar ekmeği ve yumurtayı şehir merkezine gelip alıyor. O yüzden bu durum bir köylü için korkunç bir şey. Eskiden köylülerimiz ürettikleriyle geçinebiliyordu ama birileri çatışmalı süreci bahane edip köyleri boşalttılar. Sorunları görmek istemeyen ve yüzeysel kararlarla sorunları çözmek isteyen hükümetler geldi her dönem, o yüzden biz üretime de çok önem vereceğiz. Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olduğunda ve ben de burada vekil olduğumda zaten 20 yıllık kent hafızamız var, gazetecilik hafızamız var. O yüzden burada yaşanan sorunların çoğunu biliyoruz o yüzden sorunlarımızı meclise gidip anlatacağız. Pertek’in köyünde üniversiteyi kazanan gencimiz okulu bitirdikten sonra boşta kalmasın, diye elimizden geleni yapacağız.”
“CHP, İKTİDARA GELDİĞİNDE SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLECEK”
Uyuşturucu kullanımın önüne geçebilmek için gençlerin önünün açılması gerektiğini vurgulayan Karakoyun, “Geleceği görebilen insan olumsuzluklara sapmaz. Eğer siz gençlerin yeteneklerini görmezseniz o gençler yanlış yola girer. Ekolojik anlamda da sorunlarımız var. Maden aramalar, baraj ve HES’ler de insanları yerinden yurdundan eden uygulamalar. Ekolojik anlamda da aktif bir şekilde mücadele vermeyi planlıyorum. Biz küçükken ailemizle yaylaya gittiğimizde önce o yaylada yaşayan canlılardan rızalık alınırdı, böyle bir kültürden geliyoruz ama günümüzde doğamız sürekli saldırı altında. İktidar kentimize yatırım yapmamaya başladı ve dışlanmaya başladık ama CHP iktidara geldiğinde bu sorunları çözeceğiz, bunların hepsine dur demek için oraya gideceğiz” diye konuştu.
PİRHA- Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olduğunda dünyayı kurtaramayacak ama en azından yaşadığımız sorunları telafi edecek diye düşünüyorum” dedi. Doğan, “Kemal Kılıçdaroğlu, daha olgun ve mütevazı davrandığı için halkın gönlünü kazanacağına inanıyorum. Seçimlerden sonra umarım yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve yeni kurulacak parlamentoda adalet sağlanır” ifadelerini kullandı.
Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Menşure Doğan, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler ve sonrasında nelerin değişmesi gerektiğini PİRHA’ya konuştu.
Siyasetin ülkedeki sorunları ince bir sanatla çözme işi olduğunu ifade eden Menşure Doğan, “Ancak şu anda yapılan siyaseti sanata benzetmek mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kibriyle kadınlara ve gençlere hakaret edebiliyor ama Kemal Kılıçdaroğlu daha olgun ve mütevazı davrandığı için halkın gönlünü kazanacağına inanıyorum. Sebepsiz yere cezaevinde yatan siyasetçiler var. İnsanları korkutmak için iktidarın karşısında kim varsa cezaevine atılıyor. Cezaevinde hasta tutsaklar var. Devletin büyüklüğü ve adaleti yurttaşına davranışıyla belli olur. Devletin savunmasız durumda olan yurttaşları korumaması devleti yönetenlerin ayıbıdır. Seçimlerden sonra umarım yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve yeni kurulacak parlamentoda adalet sağlanır” diye belirtti.
“KÖY BOŞALTMALA İKİNCİ BİR 1938 KATLİAMI’YDI”
1994 yılı köy boşaltmalarının ikinci bir 1938 Katliamı olduğunu söyleyen Doğan, “Hesabı verilmeyen yüzleşilmeyen ve insanlık dışı vahşetin uygulandığı 1938’deki soykırımın farklı bir versiyonuydu bana göre. Ormanların talanını, yakılışını da ona benzetiyorum. İnsanın doğasının yakılması, belki başka yerlerde yalnız doğa olarak bakılıyor ama bizim inancımızda doğamız kutsal olduğu için doğanın talanı bizi ayrıca inanç olarak da yaralıyor. Alevi inancı insani değerler, vicdan ve onur taşıyan bir inanç olduğundan takdir edilecek bir inanç olmasına rağmen, devlet inancımızı ötekileştirmeye çalışıyor. Alevilik milyonlarca insanın inancıysa anayasada güvence altına alınması lazım. Halen seni öldürmeme rağmen neden bana biat etmiyorsun diyorlar. Eğer yaşanılan katliamlarla yüzleşilseydi bugün günümüzde köylerimiz yakılıp boşaltılmaz, ormanlarımız yakılmaz, inancımız asimile edilmezdi” dedi.
“DEVLETİN BASKISINI HATIRLATAN KALEKOLLAR VAR”
Menşure Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Dersim’de her dağda, her tepede mutlaka devletin baskısını hatırlatan kalekollar var. Demek ki yıllarca bize bu baskıyı sürdürecekler. Ana dilimiz zorunlu olarak eğitim dili olmalı başka yabancı dillerin eğitim dili olduğu gibi. Annelere ve babalara çağrım, evlerinde çocuklarıyla kendi ana dilleriyle konuşsunlar ki dilimiz unutulmasın. Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olduğunda dünyayı kurtaramayacak ama en azından insani yanı ve onuru kırılmış yanlarını bilerek, yaşadığımız sorunları telafi edecek diye düşünüyorum.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili adayları, Mersin dört bir yanında çalışmalarını sürdürüyor. Mezitli Cemevi’ni ziyaret eden Avukat Ali Bozan, 14 Mayıs’ta Erdoğan’ı ve AKP’yi göndereceklerini ifade ederek, “En az 100 milletvekili ile Meclis’te Türkiye’nin de, Mersin’in de sorunlarını çözeceğiz” dedi.
Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili adayları seçim çalışmalarına Mersin’in dört bir yanında devam ediyor. Meztli’den,Toroslar’a yurttaşlarla buluşan adaylar, Yeşil Sol Parti’nin seçimlerde demokrasinin, barışın, eşit yurttaşlığın ve özgürlüğün anahtarı olduğunu söylediler.
Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili adayları Avukat Ali Bozan ve Şerif Durmaz, Sarızlılar Derneği ve Mezitli Cemevi’ni ziyart etti. Sarızlılar Derneği lokalinde gerçekleşen buluşmaya onlarca yurttaş katıldı. Yurttaşların sorularını yanıtlayan Avukat Ali Bozan, oyların boşa gitmemesi için, yurttaşların Yeşil Sol Parti’de birşlemesi çağrısında bulunarak, sandıklara sahip çıkılmasını istedi.
“SORUNLARIN ÇÖZÜM ADRESİ YEŞİL SOL PARTİ’DİR”
Mezitli Cemevi’ne yapılan ziyarette konuşan Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, Aleviler olarak seçimi önemsediklerini ve Türkiye’ye özgürlük, barış ve demokrasinin gelmesi için her zaman olduğu gibi 14 Mayıs seçimlerinde de bu bilinçle hareket edeceklerini söyledi.
Buluşmada konuşan Avukat Ali Bozan da, Türkiye’de yaşayan halklara hizmet etmek için yola çıktıklarını belirterek, “Kürt ve Alevi olarak dilimi, inancımı saklamak zorunda kaldım. Bugün bu sorunlar devam ediyor ve sorunların çözüm adresi Yeşil Sol Parti’dir. Hedefimzide en az 100 milletvekilidir” dedi.
“15 MAYIS’TA ÇİFTE BAYRAMI HEP BİRLİKTE KUTLAYACAĞIZ”
Yeşil Sol Parti adayı Mustafa Türk, bayramın ikinci gününde Toroslar ilçesini karış karış gezdi. Vatandaşların kapısını çalıp evlerine misafir olan Türk, “Halkların derdini dert edinen, halkın sofrasını düşünen Yeşil Sol Parti, halkların desteğiyle çözümsüzlüğe dönüşmüş bu iktidarı değiştirecek ve Meclis’e en güçlü temsiliyetle gidecek. 15 Mayıs’ta çifte bayramı hep birlikte kutlayacağız” diye konuştu.
PİRHA – HDP, CHP ve Gelecek Partililer, bayramlaşma ziyaretleri dahilinde bir araya geldi. HDP MYK Üyesi Sultan Özcan, “Büyük bir toplumsal mutabakat var. İlk turda bu rejimi gönderme iradesi bizim ellerimizde. Parlamentoda güçlü bir temsil bizi bekliyor” dedi.
Partiler arası bayramlaşma ziyaretleri devam ediyor. Program kapsamında Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu Başkan Yardımcısı Gülnur Hayran, Ar-Ge Başkan Yardımcısı Kayhan Sayın, Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı Atakan Çakmak, İdari ve Mali İşler Başkan Yardımcısı Sinan Meydan, CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Murat Emir, PM üyeleri Semra Dinçer ve Deniz Demir HDP’yi ziyaret etti.
Heyetler, HDP MYK Üyesi Sultan Özcan, PM Üyesi, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili Adayı Çağdaş Küpeli tarafından karşılandı.
“TARİHİ BİR ARALIKTAYIZ”
Gelecek Partisi ziyareti sırasında konuşan MYK üyesi Sultan Özcan, bayramın depremde yaşanan can kayıpları nedeniyle buruk geçtiğini belirterek, “On binlerce insanımızı yitirdik, yüzbinlerce insan barınma sorunu, beslenme sorunuyla ve kayıplarını bulma sorunuyla karşı karşıya. Bu yıkım düzeninden çıkmamız için tarihi bir aralıktayız. Seçimlerde yurttaşlarımız tercihlerini yapacaktır. Biz Yeşil Sol Parti listelerinden seçime giriyoruz. HDP ve Yeşil Sol Partisi olarak bu seçimlerde bu ceberut, tekçi, kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan, kendisine han hamam saray, halka da din iman, kuru soğan bile değil düzeni reva gören bu sistemi değiştirmek istiyoruz. Birinci turda bu işin bitmesini istiyoruz. Büyük bir toplumsal mutabakat var. İlk turda bu rejimi gönderme iradesi bizim ellerimizde. Parlamentoda güçlü bir temsil bizi bekliyor” dedi.
Özcan parlamentoda güçlü bir toplumsal temsil hedeflediklerini ve büyük bir kadın temsilini Meclis’e taşıyacaklarını da söyledi. Demokratik anayasa için de oluşacak parlamentoda güç birliği sağlanması gerektiğinin altını çizen Özcan, “Bu vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu’na Adıyaman’da saldırı ve provokasyonları kınıyoruz” dedi.
“HERKES BİRBİRİYLE AÇIKLIKLA DİYALOG KURABİLMELİ”
CHP PM üyesi ve Ankara Milletvekili Murat Emir ise Türkiye’nin ağır sorunlar altında olduğuna işaret ederek şunları söyledi:
“Bu sorunların birinci dereceden sorumlusu hatta kaynağı mevcut iktidar. Bu sorunları çözmek için 14 Mayıs seçimleri önemli bir fırsat. Umuyorum ki bu seçimleri Türkiye demokrasisine yakışır, kardeşlik ve huzur içinde, herhangi bir şiddet yaşanmadan demokrasimize katkı verecek şekilde tamamlarız. Sonuçta çoğulcu demokrasiyi daha güçlü inşa edebileceğimiz, güçlendirilmiş parlamenter sistemi hep birlikte kuracağımız, tüm yurttaşların kendisini birinci sınıf vatandaş hissettiği; yeni bir anayasa ile birlikte ülkemizde huzuru bereketi getiririz. Demokrasinin olmazsa olmazlarının başında bağımsız yargı geliyor. Türkiye’deki anayasal kurumların bağımsızlığı son derece önemli. Ülkemizin bu ağır sorunların üstesinden gelebilmesinin yolu herkesin birbiriyle açıklıkla diyalog kurmasıdır. Biz CHP olarak bütün partilerle görüşmeyi değerli buluyoruz. 84 milyon hep birlikteyiz ve bu sorunları birlikte aşacağız. Depremde yitirdiğimiz canlar için yüreğimiz kanıyor, buruk bir bayram kutluyoruz, onlar için de diğer sorunları çözmek için birleşe birleşe kazanacağız.”
PİRHA-Seçimlere ilişkin CAN TV’ye konuşan Eğitim Sen Antep Şube Başkanı Ömer Parlakçı, “Antep kozmopolit bir şehir. Halkımızın seçimlerde bu mülteci düşmanı, kadın düşmanı, geçmişi karanlık olanlara gerekli cevabı vereceğini düşünüyoruz. Umarız ki tek adam rejiminin yerine parlamenter sistem, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa gelir” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antep Şube Başkanı ÖmerParlakçı, 14 Mayıs günü gerçekleştirilecek olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine ilişkin Can TV mikrofonuna değerlendirmelerde bulundu.
“ANTEP KOZMOPOLİTİK BİR ŞEHİR”
Antep’in kozmopolit bir şehir olduğunu belirten Parlakçı, “Kürtler, Türkler, Süryaniler, Araplar gibi birçok kültür birlikte yaşıyor. Seçime yansımasını göreceğiz. 14 Mayıs seçimlerinin önümüzdeki 100 yılı etkileyeceğini biliyoruz. Otokratik, emekçileri yoksullaştıran, anti demokratik adımlar atan tek adam rejiminin devam edip, etmemesi yönünde tarihi bir seçim” dedi.
“HALK; MÜLTECİ VE KADIN DÜŞMANLARINA GEREKLİ CEVABI VERECEK”
Parlakçı, Antep adaylarına da değinerek, “Mülteci düşmanlığı ile tanınan Ümit Özdağ Antep’ten aday. Kadın düşmanı ve geçmişi karanlık olan Hüda Par’ın da buradan adayı var. Kamu emekçileri olarak biz demokrasiden, özgürlükten, barıştan, eşitlikten, kadını, doğayı koruyan adımlar atacak siyasi partileri destekleyeceğimizi daha öncede kamuoyuna deklare ettik. Demokratik bir anayasa, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, cinsiyet ayrımının olmadığı, yurttaşlık haklarının verildiği bir ülke istiyoruz. Halkımızın seçimlerde bu mülteci düşmanı, kadın düşmanı, geçmişi karanlık olanlara gerekli cevabı vereceğini düşünüyoruz” diye konuştu.
Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa istediklerini kaydeden Parlakçı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tutum belgesine baktığımızda emekçilerin talepleri ile örtüştüğünü görüyoruz. Birçok kesimin yer aldığı bir aday profili var. İlerici bir adım attılar. Kamu emekçileri olarak Yeşil Sol Parti’nin başarılı olmasını istiyoruz.
Eğitim Sen olarak yıllardır laiklik, anadilde eğitim, kamusal, eşit, parasız eğitim mücadelesi veriyoruz. Anadilde eğitim talebimiz hala karşılanmadı. Niteliksiz, laiklik dışı eğitimden kaynaklı ciddi anlamda sıkıntılar var. Bu yönlü adımlar atacak partilerin seçilmesi bizim için iyi olacaktır.
Bu ülkede bir Alevinin, bir Kürt’ün aidiyet duygusu yok. Hrant Dink’in dediği gibi ürkek yaşıyoruz. Herkesin kendisini rahatça ifade edebildiği bir anayasa istiyoruz. Umarız ki tek adam rejiminin yerine parlamenter sistem, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa gelir.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili adayları Tarsus Cemevini ziyaret etti. Ziyarette konuşan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Adayı Avukat Ali Bozan, cemevlerinin deprem felaketi sonrasında önemli bir görev üstlendiğine dikkat çekerek, Alevi vekil adayı olarak Alevi hak mücadelesini mecliste savunucusu olacağını ifade etti.
14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne az bir zaman kaldı. Sokaklarda seçim şarkıları yükselirken, meydanlar da ısınmaya başladı.
Yeşil Sol Parti adayları da bulundukları illerde çalışmalarını sürdürüyor.
Yeşil Sol Parti Mersin milletvekili adayları Avukat Ali Bozan, Hamdiye Kırıcı ve Şerif Durmaz, Tarsus Cemevini seçim çalışmaları kapsamında ziyaret etti.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şube yöneticileri tarafından karşılanan Yeşil Sol Parti adaylarından Ali Bozan, cemevlerinin deprem felaketi sonrasında dayanışmayı en üst seviyeye çıkarmasının anlamlı olduğunu belirterek, devletin yokluğunda Alevi toplumunun dayanışmasıyla her yerde varolmasını değerli bulduğunu söyledi.
14 Mayıs seçimlerinin önemine de dikkat çeken Bozan, “AKP ve Erdoğan’ın 21 yıllık iktidarına birlikte son vereceğiz. Yeşil Sol Parti olarak mecliste Alevi toplumunun bir bireyi olarak, toplumun ötekileştirilen tüm kesimlerinin sesi olacağız. Eşit yurttaşlık mücadelemizi her yerde olduğu gibi mecliste de sürdüreceğiz” dedi.
PİRHA-Türkiye’nin en büyük sorununun ekonomik kriz olduğunu belirten Hozatlı yurttaşlar, “Seçimlerden sonra ülkede iyi şeyler olacağına dair umudumuz var, umarız seçimlerden sonra ülkeye barış gelir” dediler. Yurttaşlar, Kılıçdaroğlu’nun da bir değişim için Kılıçdaroğlu’nun kazanmasının gerekli olduğunu vurguladılar.
Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Hozat’ta yaşayan yurttaşlara seçimi ve seçimden sonra ülkede nelerin değişmesini istediklerini sorduk.
“SEÇİMLERDEN SONRA ÜLKEDE GÜZEL ŞEYLER OLSUN”
Ülkenin kötü bir durumda olduğunu söyleyen Erdem Boztaş, “Gençlerin işsizlik oranı çok fazla, o yüzden seçimlerden sonra ülkede değişimin olmasını istiyoruz” diye belirtti.
Ülkede ekonomik krizin olduğunu belirten Sinem Yılmaz ise “Alevi olduğumuz için okulda zorluklar yaşıyoruz, bu sorunun ortadan kalkmasını istiyoruz. Seçimlerden sonra ülkede iyi şeyler olacağına dair umudumuz var, inşallah güzel şeyler olur” dedi.
“EN BÜYÜK SORUN İŞSİZLİK”
En büyük sorunun işsizlik olduğunu ifade eden Aslı Güner, “Ekonomik krizden dolayı gençlerimiz yurtdışına gitti. Seçimlerden sonra inşallah gençlerimiz yurtdışından döner ve cezaevlerindeki baskılar sona erer” dedi.
Nezaket Oğuz da, seçimlerden sonra ülkede değişimin olması gerektiğini vurgulayarak, “Gençlerimiz okusa da iş bulamıyor okumasa da iş bulamıyor. Gençlerimiz yurtdışına gittiği zaman üzülüyorum, neden burada kalmasınlar. Ben şimdiye kadar hiçbir zaman CHP’ye oy vermedim ama bu seçimde Recep Tayyip Erdoğan gitsin diye oy vereceğim. Aleviler olarak bu ülkede Sivas’ta, Maraş’ta ve Dersim’de katledildik ama bizim kimseye kinimiz yok. Aleviler olarak birlik olmadığımız için geçmişten beri eziliyoruz” diye ifade etti.
‘Seçimlerden sonra ülkede barış olsun’ diyen Azime Demir, “Biz geçmişten beri sürekli eziliyoruz ama artık gençlerimiz ezilmesin. İnşallah Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kazanır ve biz de biraz rahatlarız” diye konuştu.
PİRHA – Yeşil Sol Parti’den Ankara Milletvekili Adayı olan İhsan Seylan, seçilmesi halinde 10 Ekim Gar Katliamı’nın arka planının aydınlatılması için mücadele yürüteceğini belirtti. Seylan, “Ahmet Davutoğlu’nun ‘7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanları söylersem yer yerinden oynar’ söylemi beni siyasete yaklaştırdı” dedi.
Yeşil Sol Parti’nin 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için Ankara’dan gösterdiği adaylardan birisi de Siyasetçi İhsan Seylan oldu. Aslen Erzurumlu olan Seylan, Ankara 2. Bölge 1. Sıra adayı olarak yarıştaki yerini aldı.
2018 seçimlerinde Ankara 1. Bölge’den bir milletvekili çıkarabilen HDP, şimdi Yeşil Sol Parti ile bu sayıyı arttırabilmenin yollarını arıyor.
HDP’nin 2018 seçimlerinde 2. Bölge’den aldığı oy miktarı 45,198 olmuştu. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde Ankara 2. Bölge’den TİP’in de aday göstermesi, “Yeşil Sol Parti’nin milletvekili çıkarma ihtimalini zayıflatır” yorumlarını doğurdu.
Yarışın bir hayli güçlü olacağı 2. Bölge’nin genç adaylarından İhsan Seylan ile adaylık sürecini konuştuk.
“HALEN EVLERİNDEN ÇIKAMAYAN ANNELER VAR”
Erzurum’un Tekman ilçesinde “iklimi sert bir köyde, 1982 yılında doğdum” diyen İhsan Seylan, yatılı ilköğretim okullarında okuduktan sonra lise eğitimini de yine Erzurum’da yatılı okulda tamamlamış. Üniversite eğitimini ise Ankara Üniversitesi’nde yaptığını anlatan Seylan, sonrasında yurt dışında da çeşitli eğitimler görmüş.
Eğitim sürecinin ardından sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yürüttüğünü anlatan İhsan Seylan, “İster istemez politikanın hep merkezinde olduk” diye de ekledi. “Politika, doğduğumuz coğrafyanın getirdiği bir kader-keder denklemi” diyen Seylan, politik mücadelesine yönelik şunları ifade etti:
“Politikada biraz daha görünür olup, alanda kendimi ifade etmeye başladığım süreç belki de Türkiye’de birçok kişi için olduğu gibi benim için de 10 Ekim Gar Katliamı sonrasında oldu. O katliamın maalesef ateşi bizim de olduğumuz bir merkeze düştü. Ailemden birini ve çok sayıda yakın dostlarımı kaybettim. Adli Tıp kapısında günlerce beklemenin ardından ciddi manada psikolojik olarak yorulduk. O süreç, hayatta mücadele alanının birçok boyutu olduğunu, sadece bir alana daraltmanın ya da sivil toplumdaki gündelik koşuşturmanın çok üstünde bir şeyler yapmak gerektiği gerçeğini ortaya koydu. Sonrasında 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’ni kurduk ve eş başkan olarak görevde bulundum. Türkiye’de gündemin çok hızlı değişiminden dolayı bazen çok büyük acılar maalesef unutulabilecek boyutta oluyor ki Gar Katliamı’ndan birkaç gün sonra 7 Haziran’ın yenilenen seçimi oldu. Dolayısıyla seçim gündemine geçildi. Bugün 8. yılında olmamıza rağmen 30’dan fazla tedavisi süren yaralı var. Halen yatağa bağlı durumda olan arkadaşlarımız var. Halen evlerinden çıkamayan anneler var.”
“ÖTEKİLERİN YANINDA OLAN PARTİ”
İhsan Seylan, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği yönetiminde de yer aldığını belirterek, Gar Katliamı’nın unutulmaması adına belgesel çalışması yürüttüğünü de anlattı. “Ankara’nın Karası/Qîra Enqerê” belgeselinin hem yapımcı hem de yönetmenlerinden biri olduğunu belirten Seylan, “Kürtler, Aleviler, ötekiler anlamında birçok sivil toplum çalışmasının içerisinde olmaya çalışıp, konferanslar ile katkı ve destek sağlamaya da çalıştım” dedi. Seylan, politik mücadelesinde 10 Ekim Gar Katliamı’nın bir tür “dönüm noktası” olduğunun altını çizerek “Siyasete bu denli yaklaşımımın, karar verme durumumun nedeni Ahmet Davutoğlu’nun ‘7 Haziran ile 1 Kasım arasında olanları söylesem yer yerinden oynar’ söylemiydi. Biz o süreçte 10 Ekim Derneği olarak Davutoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduk. Dolayısıyla bunun Türkiye’nin birçok gündemi içinde kaybolmaması için mücadele yürüttük. Ötekilerin yanında olan Yeşil Sol Parti’nin hem söylemi hem duruşu bizi çok mutlu etti. Bu söylem üzerinden biz de buradayız” diye konuştu.
“HALKTA ÇOK CİDDİ BİR HEYECAN VAR”
İhsan Seylan, seçim propagandası amacıyla sahada nasıl bir dil kullandığını da anlattı. Seylan, “Türkiye’deki hak arayışı mücadelesi henüz pratikte bir sonuca dönmediği için geçmişin sorunları bugün de aynı şekilde dile getiriliyor” dedi. Seylan, yurttaşların artık ekonomik krizi de çokça gündemde tuttuğunu işaret ederek şöyle devam etti:
“Türkiye’de sorunlara çözüm geliştirilmediği gibi 4 yıl önceye kıyasla bir yığın yeni sorunlarla sokağa iniyoruz. Türkiye’nin birkaç nesildir sürdürülen sorunları ile birlikte güncel konuları da dile getiriyoruz. Dolayısıyla gündemin çok ciddi anlamda ekonomi olduğunu da görüyoruz. Ekonomi hep çok önemli gündem oluyor. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Dolayısıyla ekonominin çokça altının çizildiği bir durum var. Ve artık halkta bir bunalmışlık, seslerinin dinlenilmediği durumu söz konusu. Padişahın yatağının perdeleri o kadar artık gözünü karartmış ki sokağı göremiyor!
İktidarın artık halktan kopuk olduğu, üstenci bir yol izlediği gerçeği var. Bütün seçim kampanyalarını sadece tekelleştirdiği yandaş bir medya aracılığı ve ekonomik gücün getirdiği iletişim araçları üzerinden bir bombardımanla sürdürüyorlar. Şu anda sokakta çok bulunamıyorlar. Ama halkta çok ciddi bir heyecan var. Çünkü çok daha büyük bir kararlılık var. Eskiden kararsız seçmen durumu daha yüksekti, şu süreçte gördük ki ‘bunlar gidecek’ deniliyor. Bu ekonomi ile bu iş artık gitmiyor, değişim şart. Bu konuda da Yeşil Sol Parti’ye de inanılmaz bir teveccüh var. Bizler de sahada, her yerde kime oy vermeme noktasından ziyade herkesin, oyunu Yeşil Sol Parti’ye vermesinin nedenlerini anlatmaya çalışıyoruz.”
“HAK TEMELLİ MÜCADELE NOKTASINDA ŞEKİLLENECEĞİZ”
İhsan Seylan, Meclise girmesi durumunda, en başta 7 Haziran-1 Kasım sürecini sorgulayacağının altını çizerek “Ama mücadeleyi sadece bir yere odaklamak diğer insanlarımıza haksızlık olur. Merkezinde 7 Haziran ile 1 Kasım arasında işlenen cinayetlerin sorgulanması konusu ile birlikte ayrıca o kadar çok kadın cinayeti, çocuklara yönelik zulümler ve başka konular var ki kısacası hak temelli mücadele noktasında şekilleneceğiz. Meclis de bir mücadele alanıdır. Dolayısıyla ona göre bir yol izleyeceğiz” diye konuştu.
“BU SORUNUN TAMAMLANACAĞINI BİLİYORUZ”
Seylan, Yeşil Sol Parti listelerindeki kadın aday oranının yüzde 40’ta kalması ve Alevi toplumunu temsilen isimlerin ne derece yeterli olduğu konusunu da şu sözlerle değerlendirdi:
“Kendimi, hayatta konumlandırdığım nokta; zaten ötekilerin omuz omuza yürüdüğü, sesini çıkaramayan insanların ses çıkardığı bir noktadır. Kadın aday oranı ve Alevi örgütlerini temsilen eksikleri, kendi aramızda da dile getirdik. Dolayısıyla halen devam eden bir süreç var. Resmin tamamında bu sorunun tamamlanacağını biliyoruz. Geleneği, felsefesi ve söylemi bu noktada olan bir partinin, bu eleştirileri gördüğünü, bunu içselleştirdiğini ve özeleştiri yaptığını da biliyoruz.”
“BARIŞ İÇİN YEŞİL SOL PARTİ”
İhsan Seylan son olarak yurttaşların neden Yeşil Sol Parti’ye oy vermesi gerektiğini ise şu sözlerle anlattı:
“Eğer bir sorun çözülmüyor ve onun tekrarını yapıyorsanız, aslında sorunu tekrar dile getirmiş oluyorsunuz. Yani tekrara düşmemiş oluyorsunuz. Kadının, çocukların, ötekinin, bütün dillerin, bütün kültürlerin bin bir çiçekli bahçe şeklinde olduğu bir dünya hayalinin mümkün olduğu biliyoruz. Amaçlananın sahada karşılığı olduğunu, beraber yürüdüğümüz insanların tamamının farklı diller, kültürlerdeki insanlar olduğu; bütün inançlara saygılı, bütün ötekileştirici dillere karşı bir tutum olduğu için Yeşil Sol Parti tercih edilmeli diyoruz. Doğayı, insanı koruduğu için Yeşil Sol Parti… ‘Katliamlar bir daha yaşanmasın’ söylemi için Yeşil Sol Parti… Buranın felsefesi barıştır, hakikaten barış için Yeşil Sol Parti…”
PİRHA-CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu’yu ziyaret etti. CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, “Bu seçimde kadın adayların olması çok kıymetli, kadınların daha fazla mecliste olmasını istiyoruz” dedi. Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu ise, “270 tane kadın adayımız var, biz hep eşitlik ilkesini uyguladık. Dersim’de güzel bir şey oldu, umarım diğer partilerde daha fazla kadın aday gösterir” diye konuştu.
CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, Yeşil Sol Parti’nin seçim bürosunda Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu’yu ziyaret etti.
“KADIN ADAYLARIN OLMASI ÇOK KIYMETLİ”
Çok seviyeli ve ahlaklı bir seçim geçirme sözünü verdiğini ifade eden CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun, “Bu seçimde kadın adayların olması çok kıymetli, kadınların daha fazla mecliste olmasını istiyoruz. Seçim döneminde asla kendimizi rakip olarak görmüyoruz, bir mücadele yürütüyoruz. Seçim çalışması yürütürken birbirimize asla kinle bakmayacağız” dedi.
“UMARIM DİĞER PARTİLERDE DAHA FAZLA KADIN ADAY GÖSTERİR”
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Biz kadın politikaları açısından bir rakip duygusuyla kadın arkadaşlarımızla yarışmıyoruz, böyle bir yaklaşımımız yok. 270 tane kadın adayımız var, biz hep eşitlik ilkesini uyguladık. Dersim’de güzel bir şey oldu, umarım diğer partilerde daha fazla kadın aday gösterir.”
PİRHA-Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’in Ovacık ilçesinde esnafı ziyaret edip, seçim bürosunun açılışını gerçekleştirdi.
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Pertek ve Hozat ilçelerinin ardından Dersim’in Ovacık ilçesinde de esnafı ziyaret edip, seçim bürosunun açılışını gerçekleştirdi.
“TÜM HALKLARIN VE İNANÇLARIN HAKLARI ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”
Çok ciddi sorunlarının olduğunu vurgulayan Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili adayı Ayten Kordu, “İnancımıza dönük çok ciddi sorunlarımız var. Biz Aleviler olarak kimsenin bizi tarif etmesini istemiyoruz. Biz Kürtler olarak kimse bizim adımıza tanımlama yapmasın dedik. Biz kadınlar haykırdık hiç kimse bizim nasıl yaşayacağımızı belirleyemez dedik. O nedenle tüm halkların ve inançların hakları anayasal güvence altına alınmalı” dedi.
Seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildikten sonra halaylar çekildi.
PİRHA – ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, bünyelerindeki tüm Alevi örgütlerine seçim güvenliği konusunda çağrı yapacaklarını belirterek, “Yok sayılan, hakarete uğrayan, inkar edilen halklar olarak aslında kendimize sahip çıkacağız” dedi. Kaplan, “İki aday var. Biri Erdoğan, ülkeyi karanlığa, açlığa, inkara, doğru sürükleme zihniyeti; diğeri ise bizim de desteklediğimiz Kılıçdaroğlu’nun adaylığı. Ülkenin geleceği için, kendi kimliğimiz için oy kullanacağız” ifadelerini kullandı.
14 Mayıs’ta yapılacak seçim nedeniyle sandık güvenliği konusu Alevi örgütlerinin de gündeminde. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri için bünyelerinde olan bütün örgütlere çağrı yaparak seçim güvenliği konusunda görev alınmasını isteyecek.
“KİMLİĞİMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ”
Sandık güvenliği konusunda PİRHA’ya konuşan ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, “Bütün ülke seçim gündemine kilitlenmiş durumda” diyerek 14 Mayıs’ta alınması gereken önlemlere dikkat çekti. Kaplan, sandıklara neden sahip çıkılması gerektiğini ise şu sözlerle açıkladı:
“Adeta seçimle oturup seçimle kalkıyoruz. Seçim şu an iliklerimize kadar işlemiş durumda. Bu seçim güvenliği kavramı başlı başına Adalet ve Kalkınma Partisi’nin aslında 20 yıllık sicilinin de bir özeti niteliğinde. Biz biliyoruz ki bugüne kadar örneğin 10 seçime girmişse AKP, bunun en az 7’sini kaybetmiş bir partidir. Fakat sandığa atılan oy ile sayılan ve sonuçta ilan edilen seçim sonuçları birbirinden alakasız şekilde uzak oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde adeta suçüstü yakalandılar. ‘Bir şey olmamışsa da mutlaka bir şey oldu’ gibi tuhaf, kendilerine yakışan açıklamada bulunmuşlardı. Şimdi böyle bir sicile sahip partiyle, oy çalma, oy devşirme konularında mahir bir organizasyonla karşı karşıyayız. O nedenle biz irademize sahip çıkacağız. Sadece orada atılan bir oya sahip çıkmaktan öte, seçim sonuçları elbette bizim için önemlidir fakat yok sayılan, hakarete uğrayan, inkar edilen halklar olarak aslında kendimize sahip çıkacağız. Orada Kürtler Kürt kimliğine sahip çıkmak adına, Aleviler Alevi kimliği için sandığa sahip çıkmalı. Çünkü burada tamamen inkar politikasının oylanması var. Gerçeği, halkları, emeği, kadın hak ve özgürlüklerini, eşit yurttaşlık haklarını inkar eden ve bunu politik söylem haline dönüştüren bir siyasi organizasyonla yıllardır karşı karşıyayız. Bütün bu değerlere sahip çıkmak adına sandıklara sahip çıkacağız. Bu bağlamda başta Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olmak üzere bileşenlerimizin tümüne çağrı yapacağız. Bunun bir ön hazırlığı içindeyiz. Aslında kendi kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkıyor olacağız.”
“KENDİ OYUMUZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Seçim günü ne tür bir organizasyonla birliktelik sağlanıp çalışma yürüteceklerini de açıklayan Özgür Kaplan, “Bütün sandıklarda bizden birileri mutlaka olacaktır” diye belirtti. “Ülkenin geleceği için oy kullanacağız” diyen Kaplan, şunları söyledi:
“Müsahip örgütlerimiz olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Dernekleri Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, buradaki bütün arkadaşlarımızdan mutlaka sandıklarda görev almalarını isteyeceğiz. Alevi halkında böyle bir duyarlılık zaten var. Bunu biraz daha organize ve disipline ederek bize yakın olduklarını hissettiğimiz sol sosyalist partilerin görevlileri ile birlikte dayanışma içerisinde olup kendi oyumuza sahip çıkacağız. ABF olarak şunu söylüyoruz; insanlarımızın kemalet içinde sola oy vermesi gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na mutlaka oy verilmeli, fakat milletvekilliği seçimleri konusunda ülkenin ve parlamentonun geleceği için kadınların, Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, ötekileştirilmişlerin temsiliyetinin ne kadar güçlü olmasını istiyorsak ona göre oy kullanmamız gerektiğini düşünüyoruz. Biz Alevi toplumunda Yeşil Sol Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ya da Türkiye İşçi Partisi gibi farklılıklar olabilir ama kimi oy vermeyeceğimiz konusunda çok netiz. Recep Tayyip Erdoğan’a kesinlikle oy verilmeyecek. Adayların sayısı çok olabilir, Hakların Demokratik Partisi önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bir paylaşımını gördüm, çok net bir şekilde özetlemişti. Evet iki tane aday var. Biri Recep Tayyip Erdoğan, ülkeyi karanlığa, yoksulluğa, açlığa, inkara, savaş politikalarına doğru sürükleme zihniyeti; diğeri ise bizim de desteklediğimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı. Bu anlamda ülkenin geleceği için, kendi kimliğimiz için oy kullanacağız.”
ÖRGÜTLERİN, SEÇİM GÜVENLİĞİ KONUSUNDA TOPLANTILARI SÜRÜYOR
Oy ve Ötesi gibi grupların çalışmalarına dahil olduklarını da belirten Özgür Kaplan, “Sandık Güvenliği Platformu, Oy ve Ötesi gibi birçok organizasyon var. KESK, TTB, Barolar Birliği ve bizim gibi örgütlerin de içinde olduğu, düzenli olarak toplantılarına katıldığımız çalışmalar ülkenin her yerinde mevcut. Bizler, mevcut olan gruplara destek verme taraftarıyız. Yeni bir enerji bölünmesine gerek yoktur. Oradaki arkadaşlar da bizim dünya görüşümüze yakın, eşitlikçi, özgürlükçü arkadaşlarımız zaten” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Türkiye’ye seçimlerden sonra demokrasinin gelmesini istediklerini belirten Pertekli yurttaşlar, “Bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyoruz, insanları kutuplaştırana bu düzene dur dememiz lazım” dedi.
Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Pertek’te yaşayan yurttaşlara seçimlerden sonra ülkede nelerin değişmesi gerektiğini sorduk.
“BARIŞ İSTİYORUZ”
Seçim sürecine girdiklerini ve “kayyım zihniyetinin gitmesini istiyoruz” diyen Müslüm Karakuş, “Bu ülkede çok şeyin değişmesi gerekiyor, özellikle ülkede demokrasinin oturması gerekiyor. Sandığa giden her insanın kendisini sorgulamalı, ülkede nelerin değişmesini istiyorsa ona göre oy kullansın. AKP iktidarının gitmesini istiyorum, 21 yılda insanlığa hiçbir şey vermemiştir ,diktatör bir rejimdir. O yüzden 15 Mayıs’ta güzel bir güne uyanmak istiyoruz” dedi.
Yılmaz Mut ise, “Huzur ve barış istiyoruz, savaş istemiyoruz” diye konuştu.
“KARDEŞÇE YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Seçimlerden sonra ülkede bir şeylerin değişeceğine inandığını belirten Mehmet Fırat, “Bay Kemal ülkede bir şeyleri değiştirecek, sözünde duracaktır. Büyük bir beklenti var” diye belirtti.
Mehmet Hanefi Kılıç da, “Ülkede öncelikle birlik, beraberlik, kardeşlik ve demokrasi gelmesini istiyoruz” dedi.
Ülkenin gidişatını beğenmediğini vurgulayan Fethi Gül, “Ülkede işsizliğin ve Kürt sorununun demokratik bir temelde çözülmesini istiyorum. Bu ülkede dili, ırkı, dini ne olursa olsun birlikte hareket etmemiz lazım. Bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyoruz, insanları kutuplaştırana bu düzene dur dememiz lazım” diye konuştu.
PİRHA-Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili adayı Burcugül Çubuk, Alevi olmanın günümüzde bir ‘fişlenme’ gerekçesi olduğunu belirterek “Kadına yönelik saldırılar, Kürt halkının özgürlük mücadelesi, LGBT’İ+’ların yaşam mücadelesi ve Alevilerin mütemadiyyen yok sayılması” konularının temel sorunlar olduğunun altını çizdi.
14 Mayıs cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri yaklaşırken, adaylar da çalışmalarına hız verdi. Yeşil Sol Parti ise HDP’den sonra kadın adaylara en fazla yer ayıran siyasi geleneğin devamı niteliğinde oldu.
200 kadın aday ile sahalara çıkan Yeşil Sol Parti, birçok fraksiyondan ismi yan yana getirdi. Devrimci Liseliler geleneği içerisinde politikaya başlayan Burcugül Çubuk da öne çıkan isimlerden biri oldu. İzmir 1. Bölge 1. Sıra adayı olan Çubuk, “Dev-Lis’in okulunda yetiştim” diyerek Meclis’e genç bir kadın olarak girmek için çalışmalarını sürdürüyor.
YEŞİL SOL PARTİ İÇERİSİNDE YÖRÜK BİR YURTTAŞ!
Burcugül Çubuk, lise eğitiminden buyana politik mücadelenin içerisinde hep aktif olduğunu belirterek, “Üniversite mücadelesinden sonra da önce Sosyalist Demokrasi Partisi’nde ve daha sonra da Devrimci Parti’de değişik pozisyonlarda görevleri yerine getirdim. Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı iken bu seçim sürecinde partimin aday göstermesi ile milletvekili adayı oldum” dedi.
Burcugül Çubuk, Yörük bir aileden geldiğinin de altını çizdi. Alevi kültürü ve mücadelesine uzak olmadığını ifade eden Çubuk, “Yörükler üzerindeki asimilasyon politikası ortada. Aslen İzmirli değilim fakat Yörüğüm. İzmir’e çok yabancı olacağımı düşünmüyorum. Alevi kimliğim konusunda ise şunu söyleyebilirim; Türkiye’de Türkmen ya da Yörükseniz bu yüksek bir ihtimaldir” diye belirtti.
“HALEN ALEVİ OLMAK BİR FİŞLENME GEREKÇESİ”
Burcugül Çubuk, “Türkiye’de eğer sosyalist ve feminist bir kimlikle siyaset içerisinde iseniz eskitemeyeceğiniz bazı meseleler var” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bunlardan birisi kadına yönelik devlet destekli erkek saldırıları, bir başkası Kürt halkının özgürlük mücadelesi, LGBT’İ+’ların yaşam mücadelesi ve Alevilerin mütemadiyen tehdit edildiği, yok sayıldığı dışlandığı bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız. Bunlardan kopuk bir işçi sınıfı siyaseti olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü işçi sınıfının kendisini de bölen şoven, milliyetçi, egemen İslamcı bir yaklaşımla karşı karşıyayız. İnsanların yaşamlarının belirlendiği ve buradan ayrımcılık üretildiği, oruçların zorla tutturulduğu işe alınmadığı bugün çok görünür olmasa da aslında böyle tercihlerin halen yapıldığını biliyoruz. Bir dönem için bunu Gülen cemaatinin yaptığı iddia edildi ama cemaatlerle yönetilen bir ülkede bunun tamamında böyle olduğunu biliyoruz. Ya Sünnileşmeniz gerekir ya da hayat dışında kalırsınız. Halen Alevi olmak bir fişlenme gerekçesi. Alevi olmanın kendisi doğrudan yok sayılmak ve aslında yok edilme tehdidi ile yaşamak demek.”
“KAPİTALİZME KARŞI MÜCADELEYİ BAŞA ALDIK”
Yeşil Sol Parti’nin temsil ettiği tabanın oldukça farklılıklar içerdiğini belirten Burcugül Çubuk, Alevi adaylar konusunda ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Örneğin özel olarak Alevi olduğu için seçilen adaylar, Alevi halkını temsilen adaylar var. Daha doğrusu Alevilerin yer bulması zorunlu olarak görülüyor Yeşil Sol Parti için. Çünkü Yeşil Sol Parti’nin ve bizim geçmiş dönem bütün ittifaklarımızın temel düsturlarından birisi de cinsel, ulusal, kültürel ayrımlara karşı mücadele yönünde oldu. Toplumu bu şekilde bölen devlete, kapitalizme karşı mücadeleyi başa aldık. Bugün de onun pratiklerini görüyoruz.
Yeşil Sol Parti mütedeyyin bir halka, Alevi adaylarla gidiyor ve bundan hiçbir zaman çekinmedi. Çünkü mütedeyyin ya da Alevi ya da materyalist, temel mesele özgürlük ve demokrasi mücadelesini veriyor olmak. Böyle yüksek bir politik bilince sahip bir halk zemininde çalışma yürütüyoruz. O anlamıyla Aleviler açısından belki en az sorun yaşadıkları yer burası.”
“KADINLAR VAR OLMAYA DEVAM EDECEKLER”
Yeşil Sol Parti listesinde 36 bölgede 1. sırada kadın adayın olduğuna dikkat çeken Burcugül Çubuk, “Bu isimlerin önemli bir kısmı seçilecek” diye belirtti. Çubuk, diğer partilerde kadına ayrılan oranları da eleştirerek şöyle devam etti:
“200 kadın adayımız var ve geçmiş dönem mecliste partinin %40’ı kadındı. Bu Türkiye’de hiçbir zaman yakalanamamış, diğer partilerin de yakalamaya uğraşmadığı bir orandı. Millet İttifakı içerisinde de Cumhur İttifakı içerisinde de diğer küçük ittifaklarda da kadınlar sadece simgesel olarak seçilmeyecek yerlere koyularak aday gösteriliyor ama Yeşil Sol Parti için ise seçilebilecek yerde kadını da göstermek bir zaruriyet. Birçok yerde seçilebilecek yerde kadınları aday gösterdik ve bunun sonucunu alacağız. Meclis’e yine en yüksek kadın oranı bizim olacak ve yine kadın grubumuzu kuracağız. Yani Meclisin büstünü değiştiriyoruz. Hem kürsüde hem sokakta, başka bir duruşla; feminist bir duruşla, kadın bilinciyle mücadeleci bir hatla, kadınlar var olmaya devam edecekler. Yeşil Sol Parti, yeni bir tahammül oluşturdu ve bunu güçlendirerek devam ettirecek.”