-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki başkanlarından Yazar Kemal Bülbül, Rakka’da yaşamını yitiren kırmızı fularlı kız ile ilgili konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan Sivas Valisiyle görüştü. Kaplan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-Geçtiğimiz yıl Türkiye’de ilki yapılan Alevi Kitap Fuarı’nın ikincisi 15 Haziran Perşembe günü Şahkulu Dergahı’nda başlıyor. GÖRÜNTÜLÜ
-Erzurum Hınıs Meydan Köyü’nde yaşayanlar kış hazırlıklarına başladı. Köydeki birçok kişi kış yakacağını şimdiden hazırlamaya çalışıyor. Bunlardan biri Gökhan Gündüz. Gündüz’ü tezek keserken yakalıyoruz. Gündüz, tezeğin en yararlı olan yanının ise zehirin olmaması olarak açıklıyor. GÖRÜNTÜLÜ
-Bugün 15-16 Haziran işçi direnişinin yıldönümü.
-Disk Genel-İş tarafından 15-16 Haziran Direnişi’nin yıl dönümü dolayısıyla panel düzenlendi.GÖRÜNTÜLÜ
-Maraş katliamı avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu katliamın Maraş’ın bünyesinde büyük bir değişikliğe yol açtığına dikkat çekiyor.GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA-DAD Ankara Şubesi Çorum katliamında hayatını kaybeden canları anmak için 17 Haziran’da Ankara’da bir etkinlik düzenliyor.
Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi Çorum katliamının 37. yılında katliamda hayatını kaybeden canları anmak için bir etkinlik düzenleyecek.
Çerağ uyandırma ile başlayacak olan etkinlik dara duruş, sunum, sinevizyon gösterisi gösterileri ile devam edecek. Katliamda hayatlarını kaybeden canların anısına deyişlerin söyleneceği etkinlikte lokmalar da paylaşılacak.
17 Haziran Cumartesi günü düzenlenecek olan etkinlik saat 18:00’da, Batıkent Yeni Yaşam Derneği, İlkyerleşim Mah. Asyamaç Sitesi B-2 Blok, No:30/Batıkent adresinde yapılacak.
Öte yandan DAD Mamak Şubesi de Çorum katliamına ilişkin bir anma etkinliği düzenleyecek. Belgesel film gösteriminin yapılacağı etkinlikte dönemin tanıkları konuşma yapacaklar. 17 Haziran Cumartesi günü saat 17:00’da başlayacak olan etkinlik Tıp Fakültesi Cad. 253/A Tuzluçayır DAD Mamak Şubesinde gerçekleşecek.
PİRHA- HDP Parti Sözcüsü Ali Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde yaptırdığı cemevinin en önemli ve en onurlu proje olduğunu söyledi. “Eğer benim şehrimde canlar yaşıyorsa, Aleviler yaşıyorsa, benim onlara cemevi inşa etmem kadar doğal ve gerekli daha ne olabilir” diyen Baydemir, “Hakkımda fezleke düzenlenmiş olması 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmak istenişim benim açımdan bir onurdur” dedi. Fezleke düzenlenmesinin aynı zaman da Alevi düşmanlığı olduğunu vurgulayan Baydemir, “Cemevinin kurdelesini dedelerimiz, imamlarınız, seydalarımız papazlarla birlikte kestiler. Bundan daha güzel laiklik olur mu? diye sordu. Baydemir, Diyarbakır’da cemevini ibadete açmanın, Kerbela, Dersim, Sivas ve Çorum katliamlarının mantığıyla hesaplaşmak olduğunun da altını çizdi.
Haberin Videosu
Pir Haber Ajansı’na konuşan Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı, HDP Parti Sözcüsü Ali Osman Baydemir, “Diyarbakır’da canlar için cemevi inşa etmek büyükşehir belediyesi olarak altına imza atmış olduğum en önemli ve en onurlu projelerden bir tanesidir. Büyük bir gururdur” dedi.
“Bir belediye olarak eğer benim şehrimde canlar yaşıyorsa, Aleviler yaşıyorsa, benim onlara cemevi inşa etmem kadar doğal ve gerekli daha ne olabilir.” diyen Baydemir, “Hakkımda fezleke düzenlenmiş olması 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmak istenişim benim açımdan bir onurdur” diye konuştu.
“FEZLEKE DÜZENLENMESİ AYNI ZAMANDA ALEVİ DÜŞMANLIĞIDIR”
“Cemevi için değil 2 yıl, 20 yıl da cezaevinde yatsam benim başım gözüm üstüne” ifadesini kullanan Baydemir şöyle konuştu:
“Ben bu hizmetimin arkasındayım, imzamın arkasındayım, protokolün her maddesinin arkasındayım. Her şeyden önce cemevi inşamızdan dolayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile protokol imzaladığımız için böylesi bir fezlekenin düzenlenmiş olması aynı zamanda bir Alevi düşmanlığıdır. Bu aynı zamanda farklı inanç ve kültürlere tahammülün olmadığının göstergesidir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir yerel kamu görevlisi cemevi inşa ediyor. Eğer bugüne kadar yani Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi’nin bu hizmetine kadar bu ülkede kamu otoriteleri cemevi inşa etmemişse bu her şeyden önce laiklik ilkesine aykırıdır. Çünkü bu toplumda milyonlarca can yaşıyor. Milyonlarca Alevi yaşıyor ve onların bir inancı var. İnançlarının gereğinin yerine getirilmesi için, ritüellerinin yerine getirilmesi için, mekânlara ihtiyaç var. Çok açık söylüyorum. Kilise nasıl bir ibadethane ise ve saygı duyuyorsak ve başımızın üzerinde yeri var ise cami nasıl bir ibadethaneyse saygı duyuyorsak ve başımızın üzerinde bir yeri var ise cemevi de aynı şekilde bir ibadethanedir ve canların kutsalıdır.”
“DİYARBAKIR’DA 100 YIL SONRA EZAN SESİ, ÇAN SESİ SEMAH İLE BULUŞTU”
HDP Urfa Milletvekili ve Parti Sözcüsü Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin aynı zamanda Ahmedê Xani camisini inşa ettiğini hatırlatarak, “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi aynı zamanda Süryani-Keldani’lerin ibadetlerini etkin bir şekilde yapabilmeleri için kiliselerine destek verdi. Belediye, neredeyse 100 yıl önce düzenlemiş, büyük bir saygısızlık olarak kilise ahıra, harabeye dönüştürülmüştü. O kiliseyi tekrar ayağa kaldırdı. Restore etti. Kendi bütçesinden tekrar ibadete açtı. Diyarbakır’da neredeyse 100 yıl sonra bir kez daha ezan sesi, çan sesi semahla buluştu” diye konuştu.
“BUNDAN DAHA GÜZEL LAİKLİK ÖRNEĞİ OLUR MU?”
Çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü bir toplumun sahip olması gereken değerler manzumesine tanıklık ettiklerini ifade eden Baydemir, duygularını şöyle dile getirdi:
“Bu inanılmaz duygusal atmosferlerdir aynı zamanda. Düşünün Diyarbakır’da cemevimizin inşasında ülkenin dört bir yanından canlar geldi. Dedeler geldi. Bu seremonide medrese seydaları, dedelerle birlikte kilise papazlarıyla birlikte beraber kurdele kestiler. Cemevinin kurdelesini dedelerimiz, imamlarımız, seydalarımız papazlarla birlikte kestiler. Surp Giragos Ermeni kilisesinin açılışını aynı şekilde dedeler, papazlar ve seydalar birlikte kestiler. Birbirinden farklı inançların temsilcileri, mensupları bir diğer inancın ibadethanesini açıyor. Bundan daha güzel bir laiklik örneği olabilir mi?”
“MARAŞ’TA, SİVAS’TA, ÇORUM’DA, GAZİ’DE OLDUĞU GİBİ TEKÇİLİK KERBELADIR”
“Çok açık ve net bir mesaj veriliyor. Bu kararla bu fezlekeyle deniliyor ki, bu toplum tekçi olacak, bu toplum tekçi kalacak” ifadesini kullanan Baydemir, “Mensubu olduğumuz inanç açısından tekçilik şirktir, tekçilik katliamcılıktır. Çorum’da olduğu gibi, Sivas’ta olduğu gibi, Madımak’ta olduğu gibi, Gazi’de olduğu gibi, Maraş’ta olduğu gibi tekçilik Kerbeladır. Tekçiliğe var olduğumuz sürece karşı çıkacağız. Bütün inançların eşitçe, özgürce, kardeşçe birbirini tanıyarak birbirine saygı duyarak, beraber yaşam sürdürmelerini savunucusu olacağız. Bedeli ne olursa olsun bunu göğüsleyeceğiz” dedi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmış olmasının bir nedenin de, HDP’in inançlara bu şekilde pozitif yaklaşmasından kaynaklandığını vurgulayan Osman Baydemir, “Çünkü farklı bir paradigma, farklı bir fikriyatı, somut örneklerle hayata geçirmenin çabasını biz ortaya koyduk” diye belirtti.
“EŞİTLİK İÇİN, DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ İÇİN KOLKOLA YÜRÜYELİM”
Aynı zamanda Diyarbakır’da cemevini ibadete açmanın, Kerbela, Dersim, Sivas ve Çorum katliamlarının mantığıyla hesaplaşmak olduğunun altını çizen Baydemir, şu mesajı verdi: “Şimdi yapmamız gereken bir şey var. Şeyh Said’in torunları, Pir Sultan’ın torunları, Hacı Bektaş’ın torunları, Anadolu ve Mezopotamya insanları olarak kolkola, yürek yüreğe, omuz omuza, çoğulculuk için, demokrasi için, eşitlik için gerçek manada din ve vicdan hürriyeti için beraber yürümemiz gerekiyor.”
HDP Parti Sözcüsü Osman Baydemir, konuşmasının sonunda “En derin saygılarımı sunuyorum, bütün canlar müsterih olsunlar 2 yıl değil 20 yıl da olsa bu dosyadan bana ceza verseler benim için onurdur” dedi. Hak divanında esas mücadelemizi, esas hesaplaşmamızı hak divanında yapacağız” dedi.
-Dersim’de Alevilerin kutsalları ziyaret yerlerinin su altında kalmasıyla, ziyaretler halka küstü. GÖRÜNTÜLÜ
-Diyarbakır’da Alevilere cemevi yeri tahsis ettiği için hakkında fezleke hazırlanan Osman Baydemir PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-Sivas Katliamı davası avukatlarından Kazım Genç, Diyarbakır cemevine yer tahsis ettiği için Baydemir hakkında fezleke hazırlanmasına tepki gösterdi. GÖRÜNTÜLÜ
-HDP Eş Sözcüsü Ali Osman Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye tepki gösteren PSAKD Mersin Şube Başkanı Cevat Ulaş, “Hazırlanan fezleke, tüm Alevi inancına ve toplumsallığına yapılmış bir saldırıdır. Baydemir’in yanında olduğumuzu belirtiyoruz” dedi. GÖRÜNTÜLÜ
-Türkiye’de son aylarda artarak devam eden hayvanlara dönük şiddete karşı, her gün 60 kediye sahip çıkan yurttaştan mesaj: İnsanlığınızdan utanın! GÖRÜNTÜLÜ
-PSAKD, “Dersim’de yapılan barajlar ve özel güvenlikli bölgeler, Alevi inancını yok etmeye dönük bir politikadır. Buna karşı mücadele eden kurumların bileşeniyiz” açıklaması yaptı. GÖRÜNTÜLÜ
-Adıyamanın Azikan köyünde Güle Akın ve Fatma Akın tütün ekiminden sonraki süreçte yaşadıkları zorlukları PİRHA’ya anlattı. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Alevilere yönelik katliamların yaşanmasıyla birlikte sadece inancın ritüelleri sönümlenmedi, inancın ve hayatın tam orta yerinde olan kadın da sosyal hayattan el çektirildi. Ne var ki Aleviler inancıyla yeniden hemhal olunca onun gereği olan kadının görünür olması da yeniden yaşamın içinde boy göstermeye başladı.
Haberin Videosu
Birçok cemevinde olduğu gibi Kıbrıs’ta yapılmaya başlanan cemevinde de, inancın bugüne taşınmasında birinci derecede rol alan kadınlar yeniden hayatın içinde ve ellerini değdirdikleri alanları güzelleştirmeye kararlılar.
“CEMLERİMİZİ SPOR SALONLARINDA YAPIYORDUK”
PİRHA mikrofonuna konuşan ve 1977 yılından beri Kıbrıs’ta yaşayan Fatma Boyuneğri, cemevinin temelinin atılmasından duyduğu heyecanı anlatarak başlıyor konuşmasına. 1977 yılında Kayseri Sarız’dan geldiğini anlatan Boyuneğri, 1994 yılında Alevi Kültür Merkezi’nin kurulduğunu, o günden bu yana cemlerini spor kulüplerinin mekanlarında yaptıklarını belirtiyor .
Boyuneğri devamında: “Biz burada Aleviliğimizi çok rahat yaşayabiliyoruz. Daha rahatız, bir baskı görmeden inancımızı yaşıyoruz, ancak cemevimiz eksikti, o da gideriliyor. Temelini attık, kısa sürede bitireceğimizi umuyoruz” diyor.
Heyecanlı olduğunu belirtiyor Fatma Boyuneğri ve diğer kadınların da bu heyecanı yaşadıklarını ifade ediyor.
“ÇOCUKLARIMIZI ARTIK ASİMİLE EDEMEYECEKLER”
Zehra Moroğlu da cemlerini cemevi olmaması nedeniyle spor salonlarında yaptıklarını belirterek, “Artık her şey daha güzel olacak, lokmalarımızı evlerimizde pişirerek getirirdik, ancak evde değil, burada pişireceğimizi düşünerek mutlu oluyoruz” diyor.
Moroğlu’nu asıl heyecanlandıran şey ise şu cümlesinde saklı:” Ben çocukluğumda yaşamadım bu tür şeyleri, çünkü korku ve baskı vardı, kendimizi açıklayamıyorduk.”
Moroğlu, çocukların bu gelişmelere tanık olmasından ve kendi inançlarını ve ritüellerini öğrenecek olmasından çok mutlu.
“HER CANI YARDIMA BEKLİYORUZ”
Moroğlu konuşmasını “Çok zor şartlarda cemlerimizi yapıyorduk, şimdi bir cemevimiz olacak ve Alevi öğretisi bu kurumlar vasıtasıyla sonsuza kadar büyüyerek yaşayacak. Tüm duyarlı canlardan, Kıbrıs’taki bu cemevinin biran önce bitmesi için yardım ve destekte bulunmasını istiyorum” diyerek sonlandırıyor.
PİRHA- HDK iki gün süren Örgütlenme Çalıştayı’nın ardından yayınladığı sonuç bildirgesinde tekçiliğin, tek adam diktatörlüğünün her düzlemde hakim kılınmaya çalışıldığı bu koşullar altında, demokrasi, barış ve özgürlükler için demokrasi cephesini örgütlemenin, yan yana duruşların önemine dikkat çekti. Bildirgede, tekçi, inkarcı, faşizan yasalarla halklarımıza zorla dayatılan bir anayasa ile değil halkın yapım sürecine doğrudan katıldığı toplumsal sözleşme olan özgürlükçü demokratik bir anayasa için demokrasi güçlerini ortak çalışma ve birlikte mücadele yürütmeye çağrıldı.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye’deki toplumsal sorunların ele alındığı, yeni dönemde izlenecek yol haritası ve toplumsal dinamikler ile kurulacak temaslara ilişkin Taksim Hill Otel’de 2 gün boyunca yaptığı “Örgütlenme Çalıştayı”na yönelik sonuç bildirgesi yayınladı.
10-11 Haziran 2017 tarihlerinde gerçekleştirilen çalıştaya, çeşitli illerden belirlenmiş delegeler, bileşen kurum temsilcileri, bireyler ve genel meclis üyeleri katıldı.
“Yeni Yaşam için; HDK’yi Örgütle, HDK’de Örgütlen” başlığı ile verilen sonuç bildirgesinde , “2011 tarihinde, işçilerin, emekçilerin, ezilen inançların, ötekileştirilen ve yok sayılan halkların, kadınların, gençlerin, ekoloji mücadelesi yürütenlerin, LGBTİ’lerin; emek, demokrasi, barış ve özgürlük için birleşik mücadele aracı olarak doğan HDK, içinde bulunduğumuz siyasal gelişmeleri de değerlendirerek yeni dönem örgütlenme planlaması yaptı ve bu amaçla yoğun tartışmalar yaptı” denildi.
“EZİLENLER KENDİ GELECEKLERİNE KENDİLERİ KARAR VERMEK İSTİYOR”
Darbe sonrası OHAL koşulları altında yapılan 16 Nisan referandumun antidemokratik yönlerine değinilen sonuç bildirgesinde, “Kendi diktatörlük amaçlarına hukuki bir kılıf geçirmeyi amaçlayan AKP ve Erdoğan, istediği sonuçları elde edememiştir. Hileli ve YSK eliyle çalınan oylarla ilan edilen sonuçlar meşru değildir. Referandumdan “Evet” değil, “Hayır” kazanarak çıkmıştır. AKP- Saray faşizminin OHAL’e dayanarak işçilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldırdığı, doğal ve kültürel yaşama karşı tahrip yasaları çıkardığı her türlü demokratik talebi bastırdığı, tutuklama, gözaltı, işten atma KHK ile görevden alma, sokağı yasaklama, işkence ve katliam gerçekleştirdiği bu koşullar altında demokrasi ve özgürlükler talebi son derece yakıcı bir hale gelmiştir” ifadelerine yer verildi.
Ezilenlerin, mücadelenin olduğu her yerde kendi demokrasilerini aradığına ve kendi geleceklerine kendileri karar vermek istediklerine dikkat çekilen sonuç bildirgesinde, çok kültürlü, çok kimlikli, farklılıkları zenginlik olarak sayan, eşit koşullarda kendini ifade eden demokratik mekanizmalar arandığına vurgu yapıldı.
“Gezi İsyanı, Kürdistan’dan yükselen yerel demokrasi iradesi, Cerattepe Direnişi ve 16 Nisan referandum sürecinde ortaya çıkan ve referandumdan sonra da devam etme kararlılığı gösteren Hayır Meclisleri ezilenlerin kendi kaderlerini ellerine alma isteğini yansıtan belli başlı somut örneklerdir” denilen sonuç bildirgesinde, bu gelişmelerle HDK’nin kuruluş felsefesinin toplumda canlı bir organizma haline geldiği belirtildi.
“BİRARADA YAŞAMANIN TEMEL GARANTİSİ ÖZ ÖRGÜTLÜLÜK VE MECLİSLERDİR”
Esas olarak toplumsal sorun ve çelişkilere odaklanmış bir HDK’nin, halklarımızın bugününü ve geleceğini de örgütlemenin garantisi olduğu ifade edilen sonuç bildirgesinde, egemenlerin tüm yönelimlerine rağmen, özgür yeni yaşamı inşa eden Rojava Devrimi örneğinde de görüldüğü gibi, ezilenlerin, kadınların, gençlerin halkların ve inançların bir arada yaşamasının temel garantisinin kendi öz örgütlülüğü ve meclisleri olduğu dile getirildi. Bildirgede ayrıca, “Dolayısıyla toplumsal dinamikleri içeren işlevli meclisler kurmak temel amacımız olacaktır. Bunun için halkla temas noktalarımızı çoğaltmak, halkın kolektif iradesini toplumsal ve siyasal sorunlara müdahale yönünde güçlendirmek ana hedefimizdir” denildi.
Sonuç bidirgesinin devamında şunlar belirtildi:
“Çalıştayımız, zaten işlevsiz olan parlamentonun tamamen ortadan kaldırıldığı bu dönemde, halkların öz örgütlülüğüne dayalı yerel demokrasinin ifadesi olan Halkların Demokratik Kongresi’nin tam zamanı olduğunu ifade eder.
Çalıştayımız, kadın ve gençlik meclislerimiz başta olmak üzere, emek, ekoloji, sağlık, halklar ve inançlar, kültür-sanat, eğitim, MMŞP gibi daimi meclis ve komisyonlarımızın, alan politikalarının üretilmesi ve örgütlemesindeki öneminin altını çizer. Ayrıca, toplumsal ihtiyaç ve örgütlenme temelinde, çalıştaylar, atölyeler, halk buluşmaları yapmayı temel bir ihtiyaç olarak görür.
“DEMOKRASİ GÜÇLERİNİ ORTAK ÇALIŞMA VE BİRLİKTE MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Çalıştayımız, tekçiliğin, tek adam diktatörlüğünün her düzlemde hakim kılınmaya çalışıldığı bu koşullar altında, demokrasi, barış ve özgürlükler için demokrasi cephesini örgütlemenin, yan yana duruşların önemine dikkat çeker. Tekçi, inkarcı, faşizan yasalarla halklarımıza zorla dayatılan bir anayasa ile değil halkın yapım sürecine doğrudan katıldığı toplumsal sözleşme olan özgürlükçü demokratik bir anayasa için demokrasi güçlerini ortak çalışma ve birlikte mücadele yürütmeye çağırır.
Çalıştayımız, KHK ile işlerinden atılarak geleceği ellerinden alınan emekçilerin her türlü vahşi saldırıya karşı direnişlerini selamlar. Grev yasaklarına ve işten atmalara karşı direnen işçileri, Sur ‘da tarihi dokuyu, kültürel mirası ve evlerini savunan Amed halkının direnişini, Kütahya’da, Aydın’da doğayı koruyan kadınların eylemini, Kuzey Ormanlarından, Marmara’ya yaşamı ve doğayı tahrip eden, zeytinlikleri talana açan uygulamalara karşı mücadele yürüten tüm dinamikleri ortak hareket etmeye ve gücünü birleştirmeye çağırır.
Çalıştayımız, HDK’nin kuruluş felsefesi, amaç ve programının gerçekleştirilmesinde ortaya çıkan yetersizliklerimizi görerek, HDK’yi birlikte örgütleme ve büyütme kararlılığımızı vurgular. Bu kapsamda çalıştayımız, karşı karşıya olduğumuz örgütsel sorunların çözülmesinde daha somut, üretken ve sonuç alıcı bir perspektif ortaya çıkarmıştır. Bu perspektif ışığında yeni dönemde HDK’nin örgütlenme çalışmalarına hız verilmesi kararlılığı vurgulanmıştır.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA-ABF’nin Ankara’da Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda gerçekleştirdiği 5. Danışma Kurulu sona erdi. Kurulda birçok Alevi gündemi değerlendirildi. Kurul toplantısı sonrası 5 maddelik sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, laik-demokratik cumhuriyet için mücadele kararlığı vurgulanırken, “OHAL ve KHK’lar derhal kaldırılmalıdır” denildi.
Akevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) son siyasal süreci, Temmuz ve Ağustos 2017 Alevi takvimini değerlendirdiği 5. Danışma Kurulu toplantısı sona erdi. Kurulda ortaklaşılan kararlar şöyle:
Sıkıntılı bir siyasal sürece girildiği AKP’nin devletleştiği tekçi, otoriter karakterini kurumlaştırdığı, artık sorunların çözüm gücü olmaktan çıktığı, Alevilerin devletten bir beklentisinin artık olmadığı dolayısıyla Aleviler, Kürtler, emek ve demokrasi güçleri ve AKP’den olumsuz etkilenen diğer kesimlerle birlikte laik ve demokratik bir Cumhuriyet yaratma mücadelesi kararlılığını bir kere daha ifade etmiştir.
Yaşanan son siyasal süreçte, 15 Temmuz sonrası devletleşen AKP OHAL bahanesiyle kendisi gibi düşünmeyen ve kendisi gibi olmayan ve demokrasi mücadelesi veren kesimlere karşı baskı ve şiddet dozunu arttırmıştır. Bu nedenle OHAL ve KHK’lar derhal kaldırılmalıdır. KHK’lar ile ihraç edilen ve mağdur edilen Semih Özakça, Nuriye Gülmen başta olmak üzere tüm canların işlerine iade edilmesini talep ediyor. Bu konuda yürütülen mücadeleyi destekliyoruz.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önceki başkanı Osman Baydemir hakkında, Diyarbakır Cemevi’nin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsisi nedeniyle oluşturulan fezleke, Alevilere yönelik geleneksel devlet bakışının değişmediğini, ayrımcılığın sürdüğünü, Alevi inancı ve Alevilerin İbadethanesi olan Cemevlerinin tanınmadığı, laiklik ilkesini kendi işlerine gelecek şekilde kullandıkları, bir kez daha tescillenmiştir. Aleviler Vardır, Alevilik Haktır şiarıyla Osman Baydemir’e yapılan haksızlığı kınıyoruz. İnançlara olan eşit yaklaşımından dolayı Osman Baydemir’in yanında olduğumuzu ifade eder ve Osman Baydemir’i destek ziyaretinde bulunacağımız kararı alınmıştır.
2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı başta olmak üzere, yapılan katliamlara karşı 24 Haziran 2017 tarihinde örgütlü olduğumuz tüm yerlerde eş zamanlı basın açıklaması yapılarak eylemlere çağrı yapılmasına karar verilmiştir. Bu nedenle; a) 2 Temmuz 2017 günü Sivas Madımak Önünde ve Ankara Mitinginde b) 30 Haziran’da İzmir’de yapılacak mitinge, c) 3 Temmuz 2017 günü Çorum Alevi Kültür Merkezi Önünde, d) 4 Temmuz 2017 tarihinde dergahlarımızı sahiplenmek için Hacı Bektaş Dergahında Cem olma, e) 5 Ağustos 2017 tarihinde tüm Alevi kurumlarımız ile birlikte Hacı Bektaş’ta Pirimizin huzurunda olma, kararları alınmıştır.
ABF’nin bu zorlu siyasal süreçte başta AKP olmak üzere içeriden de herkesin kendi Alevisini yaratma mücadelesine karşı yapılan müdahalelerde ABF’nin bu dönemde öneminin daha çok artması nedeniyle, tüm bileşenlerimizin federasyonumuza ve yönetimine daha çok güç ve destek verilmesi kararlaştırılmıştır. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Avukat Seyit Sönmez Maraş Katliamı dosyalarına erişmek için avukat, mağdur avukatı sıfatlarının ardından, son olarak sanık avukatı olarak başvurdu. Her defasında çeşitli bahanelerle talebi reddedilen Sönmez’e bu kez Maraş Katliamı dosyasının ‘devlet sırrı’ olduğu yanıtı verildi. Sönmez ise verilen yanıta, “Hukuken açıklanmayacak birşey. Çünkü bir yargılanma yapılmış, 36 yıllık yargılanma bitmiş, siz bunu devlet sırrı olarak söylüyorsunuz. Yargılanmaların en büyük özelliği alenidir. Yargılama açık yapılır. Günümüzde de devlet sırrı olarak değerlendiremezsiniz. Yani şunu demek istiyorlar: Bu dosyayı istemeyin” diyerek tepki gösteriyor.
Seyit Sönmez Maraşlı bir avukat. Maraş’ta katliam döneminde Alevi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Yörükselim Mahallesi’nde doğup büyümüş. Fakat üniversite yıllarına kadar Maraş’ta nasıl bir katliam yapıldığından, arkasında kimlerin olduğundan bihabermiş. Çünkü kendisine annesi de dahil kimse katliam sürecinden bahsetmemiş. Bu durumu katliam sonrası travmaya bağlı olarak, korkunun da getirdiği koruma duygusuna bağlıyor. Zira annesi okuldan eve geç gittiği zamanlarda yollara düşüyormuş o vakit.
Sönmez, Maraş Katliamı davasına neden müdahil olduğunu şöyle anlatıyor:
“Ailelerimiz katliam hakkında konuşmadılar. Hala da konuşmazlar. Hep bir koruma içgüdüsü ile hareket ettiklerini geçmişe dönüp baktığımda anlıyorum. Çünkü ben okuldan 5 dakika geç gelsem annem koşa koşa arkamdan gelirdi. Bize anlatılmayan bir korku vardı. Daha sonra üniversitede hukuk okuduktan sonra siyasallaşmaya, bilgilenmeye başladım. Maraş’ta bir katliam yaşandığını da öğrenmiş oldum. Bir şekilde müdahil olmak istedim. Çünkü okumalarım neticesinde aslında katliamı yapanların cezalandırılmadığını, görünenden duyduklarımızdan çok öte bilgiler olduğunu düşündüm. Bir şekilde müdahale etmek istedim.”
Yine okumaları sırasında kayıp mezarların olduğunu öğrenen Sönmez, onlara ulaşıp bir dava haline getirip tekrar bir tartışma ortamına, bir bellek oluşturmaya hizmet edebileceği hedefiyle kayıp mezarları arama yoluna gidiyor.
“KAYIP MEZARLARININ YAKINLARI BANA YARDIM ETTİKLERİNİ DÜŞÜNÜYORLARDI”
Katliamın mağdurlarının yakınlarından vekaletname alarak işe başlayan Sönmez ilginç bir noktayı da yakalıyor. Gerisini de şöyle anlatıyor Sönmez:
“Kayıp mezarlarla ilgili Maraş’taki bu travmanın büyüklüğü kayıp mezarlar meselesi ile ortada. Ben ailelere “sizin annenizin babanızın mezarları kayıp” dediğimde, bana yardımcı olabileceklerini söylemişlerdi. Bu ilginç bir nokta. Yaşananların insan üzerindeki etkisini çok iyi anlatıyor. Çünkü o kadar ötelemişlerki yaşadıklarını. Bana yardım ettiklerini düşünüyorlardı. Halbuki ben onlara yardım etmek istiyordum. Sanki kendilerinden bağımsız bir olguydu.”
Maraş Belediyesi’ne başvurduklarını ama sonuç alamadıklarını belirten Sönmez, daha sonra mezarların kimin tarafından kaybedildiğini öğrenmek ve sorumluları cezalandırmak adına savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını, ancak yargısal sürecin bir sonuç vermediğini belirtiyor. Yargı sürecini, Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan Sönmez’e verilen cevap da oldukça ilginç.
Kararda, katledilenlerin yakınlarının eski Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen zamanaşımı süresi geçtikten sonra ilgili makama başvurduklarına vurgu yapılarak, “Başvurucular mezar yerlerine ilişkin bağlantılarını 2013’e kadar resmi olarak sürdürmemişler ve bu konudaki sıkıntılarını ortaya koymamışlardır. Dolayısıyla başvurucuların iddialarıyla ilgili başvurularını takip etmek için gerekli özeni göstermedikleri anlaşılmaktadır” denildi.
Avukat Seyit Sönmez
“221 KLASÖRLÜK DAVADA, EN FAZLA 50 KLASÖR DÖNEMİN AVUKATLARININ ELİNDE”
Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar giden süreçten de sonuç almadıklarını kaydeden Sönmez, “Çünkü uzun yıllar geçmiş. Türkiye’deki yargı çok inceleme gereği duymadı. Daha doğrusu bu keyfiydi. Böyle işlerde insiyatif almak isteyen hakimler savcılar yok. Olan da zaten cezalandırılıyor, sürgün ediliyor, görevden alınıyor. Daha sonra ne yapabiliriz diye düşünürken dava dosyasının da kamunun elinde olmadığını öğrendik. 221 klasörlük davada 20-30 belki 50 klasör o dönemki avukatların elinde. Bu da büyük bir eksikliktir. Beş yıldır bunun mücadelesini veriyoruz.”
Kayıp mezarların tahmin edilenden daha fazla olabileceğine dikkat çeken Sönmez, bunu korkup çekindiklerinden dolayı söylemeyen ailelerin olabileceğini dile getiriyor. Sönmez kayıp mezarların kimlere ait olduğunu ise şu cümlelerle ifade ediyor:
“Belkide yine kayıp mezarlar var ama yine aynı sebepten dolayı bunu söylemeyen aileler de olabilir. Kayıp mezarlar aslında şehirde öldürülen kişiler, katliamı Yörükselim’de yapmayı planlıyorlardı. Çok büyük bir Alevi-Kızılbaş Kürt nüfusu vardı. Orada büyük bir direniş oldu. Pek bilinmez. Direniş olduğu için, Yörükselim’deki halk örgütlü olduğu için oraya giremediler. Oraya giremedikleri için kenar mahallerindeki, ya da şehrin ortasındaki örgütsüz Alevileri öldürdüler. Onlar şehirde yaşadıkları için cenazelerini gömme şansları vardı. Ama Yörükselim Mahallesi’nde ve Serintepe Mahallesi’nde çok yoksul Alevi aileler vardı. Hamallık, tablacılık, inşaat işleri yapıyorlardı. Maraş’ın Kaşanlı köylerinden gelen çoktu. Bu aileler katliamla birlikte, arkalarına bile bakmadan, kamyonlarla kaçmak zorunda kalmışlardı. Kayıp mezarlar o ailelerin mezarları. Daha çok Kaşanlı köyünden gelen insanların mezarları. Ben 18-20 kadar olduğunu düşünüyorum. Tabii konuşmayan, aramayan insanlar da olabilir.”
“GENELKURMAY ARŞİVİNDE HÜCRE GİBİ BİR YERDE, BAŞIMDA RÜTBELİLERLE İNCELEME YAPTIM”
Maraş katliamı davası dosyalarına 5 yıldır ulaşamadığını belirten Sönmez, yıldırma politikalarına rağmen yılmayarak, bulabildiği bütün yolları deneyerek dosyalara ulaşmaya çalışmış. Durumu kabullenmeyen Sönmez dava dosyası inceleme talebi sırasında neler yaşadığını şöyle anlatıyor:
“Teknik anlamda: Bu bir dava dosyasıdır. Dava dosyası taraflara, mağdur, sanık, onların avukatlarına verilir. Alır fotokopisini çekersiniz. Çünkü yasal mevzuat böyle. Ama beş yıldır maalesef vermiyorlar, kaçırıyorlar. Ben mastır yaparken, dosyayı incelemek istediğimi söylemiştim. Fotokopi vermediler. Bu anlaşılabilir. Çünkü o zaman taraf değildim. Sadece bir avukat olarak dosyayı incelemek istediğimi söylemek istemiştim. Genel Kurmay Kara Kuvvetleri’nin arşivine gittim. Çünkü dosya, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılamalar yapıldığı için Genelkurmay‘ın arşivinde. Oraya gittiğimde beni bir avukata yakışmayan bir şekilde karşıladılar, hücre gibi bir yerde, 3 tane rütbeli karşısında bir iki klasör dosya getirdiler. Dosyanın bu olduğunu söylediler. “Bunu inceleyin diğerlerini getirelim” dediler. Ama ortada bir hukukçuya yardım eden bir durum yoktu. “Sen niye geldin buraya, amacın ne” gibi bir yaklaşım vardı. Tabii o şartlarda incelemek mümkün değildi. Bir 15-20 dakika kalıp çıkmak zorunda kaldım. Daha sonra mezarları kaybedilen aileler adına mezar başvurusu yaparken aynı zamanda dosya başvurusu da yaptım. Çünkü onların yakınları öldürülmüştü, müdahil olmuşlardı. Önce çok saçma bir gerekçeyle vekaletnamede 3 liralık baro pulunun olmadığını söylediler. Tabii bu cevap süresi 6-7 ayı buluyordu. Hallettik pulu. Başvuruyu yaptıktan sonra 70 bin liralık bir fotokopi ücreti talep ettiler. Yurtdışında kampanya yapıldı bu masraflar için. İngiltere’de yaşayan Aleviler bu parayı temin edeceklerini söylediler. Genelkurmay Başkanlığı’na tekrar bir başvuru yaptım. Tabii aradan 5-6 ay süre geçtiği için, fotokopi ücretleri değiştiği için tekrardan bir başvuru yaptım. Bu sefer “evet siz mağdur yakını olabilirsiniz ama bu dosyada daha önce taraf olmadığınız için size veremeyiz” gerekçesini gösterdiler. Ama daha önceki iki başvurumda verebileceklerini söylediklerini aktardım onlara. Aynı zamanda inciticiydi de bu. Anneniz babanız katledilmiş. Onlar zaten mağdur. Nasıl müdahil olacaksınız dosyaya.”
“DAVA DOSYASI ÖZEL HAYATA MÜDAHALE OLUR, DENİLEREK VERİLMEDİ”
Aynı başvuruda sadece mağdur ailelerin yakınlarına karşı bir skandal karar yok, aynı zamanda sanıklar lehine verilen skandal bir görüş de söz konusu. Zira dava dosyasında çok sayıda sanık, tanık ve mağduru ilgilendiren evrakın bulunduğu belirtilerek, “Açıklanması hâlinde kişilerin özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgiler içeren ifade, beyan ve belgeler bulunabileceği” için talep Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun da kapsamı dışında bırakıldı.
Bu karara “Bir yerde bir yargılanma yapılırken orada özel yaşamdan bahsedemeyiz. Biz oradaki insanların özel yaşamını araştırmıyoruz. Dava dosyasını istiyoruz” diyerek tepki gösteriyor Sönmez.
ÖZEL HAYAT İHLALİ ‘DEVLET SIRRI’ NA EVRİLDİ
Elinde son argüman olarak sanık avukatı olarak başvurmayı da deneyen Sönmez, “Elimizde bir tek şey kalmıştı. Çünkü avukat olarak vermediler, mağdur avukatı olarak vermediler, bir de sanık avukatı olarak isteseydik vermek zorunda kalacaklardı . Onu yaptık. O dönemde davada yargılanan-tabii davada tüm sanıkları yargılamadılar, doğruları da yapmadılar- Aleviler de vardı. Devlet davayı karşılıklı çatışma diye kurgulamıştı. Ali Karahan isimli bir amcamız var. O da bir çok insanı Namık Kemal Mahallesi’nden kamyonlarla kurtarmış bir amcamız. O da yargılanmış. Onun adına başvuru yaptım. Sanıktı çünkü teknik olarak, geçen hafta cevap verdiler. Maraş Dosyası “devlet sırrıdır” istemeyin vermeyiz dediler. Hukuken açıklanmayacak birşey. Çünkü bir yargılanma yapılmış, 36 yıllık yargılanma bitmiş, siz bunu devlet sırrı olarak söylüyorsunuz. Yargılanmaların en büyük özelliği alenidir. Binlerce yıllık hukuk tarihinin sonucudur. Yargılama açık yapılır. Günümüzde de devlet sırrı olarak değerlendiremezsiniz. Yani şunu demek istiyorlar: Bu dosyayı istemeyin“ diyor.
“ÇABALARIMIZ DEVAM EDECEK, ÇÜNKÜ BU DİRENİŞ ARACINA DÖNÜŞTÜ”
Maraş Katliamı dosyasının önemine dikkat çeken ve dosyanın basit bir dosya olmadığına vurgu yapan Sönmez Maraş Katliamı’nın 12 Eylül’e giden yolda döşenmiş en önemli taş olduğunu belirtiyor. Dosyada ilk defa tüm konuşmaların kayıt altına alındığını, bu nedenle bir dönemin sadece yargısal hukuksal ve bürokratik belgeleri dışında, bir dönemin siyasal, sosyolojik değerlendirmelerini barındırdığına dikkat çekiyor.
Sönmez ayrıca dosyada o dönemin MİT raporları, meclis tutanakları olduğunu ve bu bilgilerin tartışılmasını istemedikleri için dosyayı vermediklerini düşünüyor ve ekliyor, “Ancak biz bu başvuruyu 2002-2010 yılları arasında yapmış olsaydık, yani AKP’nin liberal görüldüğü günlerde, Alevi, Kürt, Çerkez, Çingene açılımı yaptığı günlerde yapsaydık alabilirdik diye tahmin ediyorum. Ama şimdi iktidarın en ufak bir hak aramanın önüne geçmek gibi bir misyonu var. En ufak hak aramayı kendisine yapılmış ölümcül bir müdahale gibi görüyor.”
200 AVUKAT ADINA BAŞVURU
Başvuruyu Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgür Hukukçular Derneği’nin katkılarıyla, 200 avukat adına yaptığını belirten Sönmez, bir dahaki başvuruyu daha çok avukatla yapacaklarını, çünkü bu durumun bir direniş aracına dönüştüğünü kaydediyor. Sönmez son olarak, “Bundan sonrası ne olabilir diye tahmin ediyorum. Bir avukat olarak ben bunu talep ettiğim zaman: devlet sırrını ele geçirmeye çalışıyorum diye düşünüp hakımda soruşturma açılabilir. Bu durum yasal değil, ve bu hukuki bir mücadele. Bunun mücadelesini sürdüreceğiz” diyor.
-Ankara Dikmen Hacı Bektaş Veli Vakfı Genel merkezinde ABF 5. Danışma Kurulu toplantısı yapıldı.
-Eski Diyarbakır Bakır Belediye Başkanı, Urfa Milletvekili Osman Baydemir hakkında, PSAKD’ne cemevi yaptırmasına ilişkin laiklik gerekçe gösterilerek fezleke hazırlanmasına ilişkin Hacı Bektaş Veli Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu iki gün süren HDK çalıştayını PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ
-Yıllar önce Türkiye’den Kıbrıs’a göç eden Alevi kadınlar Kıbrıs’taki Alevilerin sorunlarını PİRHA’ya anlattı. GÖRÜNTÜLÜ
-İki aydır tutuklu olan 78 yaşındaki sise Bingöl’ü (sise nine) kızı ve torunu cezaevinde ziyaret etmeye devam ediyor. Tek ziyaretçileri olan kızı ve torunu Muş Varto’nun Çalıdere Köyü’nde PİRHA’ya konuştular. Sise Ninenin sağlık durumunun giderek kötüleştiğini belirterek, adaletin yerini bulmasını istediler. GÖRÜNTÜLÜ
-Kocaeli Üniversitesi öğrencileri Dersim’in yöresel yemeği zerevette buluştu. GÖRÜNTÜLÜ
-Londra’da bulunan Kaşanlı Köyleri Dayanışma Derneği 2. olağan kongrelerini gerçekleştirdi. GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, Osman Baydemir hakkında fezleke hazırlayan AKP diktatörlüğünü kınıyorum. Sayın Osman Baydemir’e yürekten teşekkür ediyorum, yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum” dedi.
Diyarbakır Belediye Başkanı olduğu dönemde Pir Sultan Abdal Derneği’ne cemevi olarak bina tahsis ettiği gerekçesiyle “görevi kötüye kullandığı” suçlamasıyla HDP’li Osman Baydemir hakkında fezleke hazırlanmasına Alevilerin tepkisi yükseliyor.
“BAYDEMİR’E YÜREKTEN TEŞEKKÜRLER”
Sosyal medya hesabından bir mesaj yayınlayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, Osman Baydemir hakkında fezleke hazırlayan AKP diktatörlüğünü kınıyorum. Sayın Osman Baydemir’e yürekten teşekkür ediyorum, yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum” dedi.
“Diyarbakır Cemevi açılışına katılan biri olarak Diyarbakırlı’lara da bin selam ve sevgilerimi yolluyorum” diyen Mat, baskılara, katliamlara, asimilasyoncu, inkârcı politikalara inat, 72 millette aynı nazardan bakmaya devam edeceklerini kaydetti.
“VİCDAN DOĞRU OLANIN YANINDADIR”
Mat şunları dile getirdi:
“Vicdan doğru olanın yanındadır. Merzifon Oymaağaç Köylüleri’nin destek talebine; Cemevi’nin yanına camii yaparsanız destek veririm diyen bir AKP Saray Vali’si. Diğer yandan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı iken belediyenin imkanlarıyla Cemevi yaptıran şu an HDP Milletvekili olan Osman Baydemir. Demokrasi, eşitlik, ortak paylaşım ve en önemlisi vicdan böyle birşey olmalı.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- IŞİD’in saldıracağı iddiasıyla geçtiğimiz haftalar Ankara Valiliğinde yapılan cemevlerine güvenlik konulu toplantıda kurulan komisyonda görev alan ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, cemevlerinde incelemeler yapıldığını söyledi. Metin, bu konuda hazırlanan raporların kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti. Son günlerde Alevilerin ifadeye çağrılmalarının, toplantıların Sivas ve Çorum katliamaları tarihine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Metin, “Acaba kamuoyuna verilmek istenen bir mesaj mı var” diye sordu.
Haberin Videosu
Cemevlerine IŞİD çetelerinin saldırısı olabilir iddiasıyla Ankara Valisi Ercan Topaca’nın Alevi kurum başkanlarıyla görüşmesinin ardından kurulan komisyon içinde Aleviler adına bulunan ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, konuya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Valilikte yapılan güvenlik toplantısı sonrası cemevlerinde incelemeler yapıldığını belirten Metin, “İncelemeler sonrası raporlar hazırlanacak. Biz de bu raporları kamuoyuyla, müsahip kurumlarımızla paylaşacağız” dedi.
“KAMUOYUNA VERİLMEK İSTENEN BİR MESAJ MI VAR?”
Toplantının zamanlamasının 2 Temmuz Sivas ve sonrasında Çorum Katliam tarihlerine denk getirilmesinin düşündürücü olduğunu belirten Müslüm Metin, şu kaygılarını dile getirdi:
“Her sene aynı tarihte bir takım olayların çıkması bizi biraz düşünmeye sevk ediyor. Buna bağlantılı olarak 2016 yılında Maraş’la ilgili basın açıklamasının 2017 yılında yine aynı tarihe denk düşürülerek gündeme gelmesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara şube başkanlarının birer birer ifadelerinin alınması yine bu bağlamda düşündürücü bir olay. Biz şunu merak ediyoruz. Kamuoyununa verilmek istenen bir mesaj mı var. Ya da bizim bilmediğimiz kamuoyunda tartışılamayan göremediğimiz bir durum mu var? Anlamakta zorluk çekiyoruz.”
“BARIŞI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“Bizler her zaman için barışı savunduk. Savunmaya devam edeceğiz” diyen Metin, “Bizim hiç kimseyle, hiçbir kurumla, bir sorunumuz yok. Sadece bizim bu günlerde ihtiyacımız olan birlikte yaşam, birlikte paylaşım, barış içinde bir ortam özlemimiz var” şeklinde konuştu.
“2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA, 3 TEMMUZ’DA DA ÇORUMDA KATLİAMALRI LANETLEYECEĞİZ”
ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, 2 Temmuz’da Sivas’ta, 3 Temmuzda Çorum’da hem katliamı lanetleyeceğiz, hem barışı haykıracağız” dedi.
PİRHA- DAD Ankara Eş Başkanı Murat Işık ile DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hasan Altun, Cihatçı El Nusra’ya yakınlığıyla bilinen İmkan-Der’in Aleviler hakkında suç duyurusunda bulunmasına sert tepki gösterdiler. Kendilerinin de şikayet üzerine ifade verdiklerini hatırlatan Işık ve Altun, İmkan-Der’in paramiliter bir örgüt olduğunu belirterek, karşı suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler.
Haberin Videosu
Geçtiğimiz günlerde PSAKD’nin Ankara’da bulunan tüm şube başkanları, Maraş Terolar’da yapılan AFAD kampına ilişkin yayınladıkları bildiri nedeniyle Tuzluçayır Polis Karakolu’nda ifade verdiler.
DAD Ankara yöneticileri de aynı gerekçelerle ifadeye çağırılarak ifadeleri alındı. 2016 yılının haziran ayında İmkan-Der’in şikayeti üzerine aynı konuda ifade veren PSAKD ve DAD yöneticileri, 2017 yılının haziran ayında da aynı derneğin aynı şikayeti üzerine ifadeye çağrılmalarını, özellikle 2 Temmuz Sivas Katliamı öncesine denk getirilmesini manidar bulduklarını ifade ettiler.
Maraş’ta yapılan AFAD kampına karşı açıklamada bulundukları için ifadeye çağrılan Demokratik Alevi Derneği Ankara Eş başkanı Murat Işık “Bu baskılar, bu gözdağı bu tür soruşturmalar Alevi örgütlülüğünü geriletmeyeceği gibi daha fazla bilenmemize neden olacaktır” dedi.
“ALEVİLER CİDDİ BİR BASKI KISKACINA ALINMAK İSTENİYOR”
Konuya ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Işık şunları kaydetti:
“Türkiye’de Aleviler ciddi bir baskı kıskacına alınmak isteniyorlar. Özellikle son dönemlerde ‘IŞİD saldıracak’ iddiasıyla başlayan aslında toplumun içeri kapatılması, kurumların işlevsiz kılınması temelli yürütülen bu politikanın bir benzeri, 2016’da İmkan-Der adı altında bize karşı yapılan bir suç duyurusuyla da başlamıştı. İmkan-Der denilen Paramiliter örgütün aslında çeşitli uluslararası alanlarda örtülü faaliyetler yürüttüğünü biliyoruz. Özellikle 2016’da yaptığımız açıklamada bunu belirtmiştik. Fakat birkaç gün önce emniyetin tekrar bizi sorguya çağırması ile birlikte İmkan-Der’in hakkımızda suç duyurusunda bulunduğu ve bu suç duyurusunun yargı tarafından hala devam ettirildiği anlaşıldı. Alevi kurum yöneticilerinin önemli bir kısmının bu İmkan-Der’in suç duyurusunun muhatabı olduğunu anlamış oldum.”
İmkan-Der’in kimliği ve faaliyetleri hakkında da bilgi veren Işık şunları belirti:
“İmkan-Der özellikle Kafkasya, Suriye, Irak, Afganistan, Filistin, Somali ve Keşmir’e kadar birçok yerde faaliyet yürüten bir örgüttür. İmkan-Der aynı zamanda Kafkasya’da yürüttüğü faaliyetlerden ötürü Birleşmiş Milletler’e Rusya tarafından şikayet edilen bir kontrgerilla örgütüdür. Örtülü operasyonlar yapan bir örgüt olduğu gerekçesiyle Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından Birleşmiş Milletlere şikayet edilmiş bir örgüttür. Türkiye adına çeşitli alanlarda faaliyet yürüttüğü bilinmektedir. Özellikle Suriye’de insani yardım adı altında faaliyet yürüten bu örgütün çeşitli selefi gruplarla ciddi ilişkileri oluğunu da tahmin etmekteyiz.”
“BU YÖNTEMLE BİZE GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENİYOR”
İlgili derneğin internet sitesine girildiğinde bütün bu faaliyetlerini görmek mümkündür ifadelerini kullanan Işık, “Şunu belirtmek istiyoruz. Bu baskılar, bu gözdağı bu tür soruşturmalar Alevi örgütlülüğünü geriletmeyeceği gibi daha fazla bilenmemize neden olacaktır. Daha fazla birliğimizi ortak ruh birliğimizi sağlamamızı gerektiren bir durum olduğunu düşünüyoruz. Burada özellikle Alevilere bu süreçte neden bu gözdağı verilmek istenmektedir? Neden Aleviler çeşitli güvenlik bahaneleriyle içeriye kapatılmaya çalışılmaktadır? Neden demokratik mücadele süreçlerinden koparılmaya çalışılmaktadır? Bu mesele önemlidir. Dolayısıyla bunlardan ders çıkartarak önümüzdeki süreçte Alevi toplumunun tüm demokrasi muhalefeti ile birlikte, demokrasi güçleri ile birlikte bu saldırılara karşı ortak ses, ortak duruşla, mazlumun, mağdurun ve ötekilerin yanında saf tutmayı bilmesi gerekiyor” dedi.
“YARGI KALDIYSA GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”
Murat Işık, İmkan-Der’in ihbarına ilişkin son olarak şunları belirtti:
“Bu konuda İmkan-Der’in bizim hakkımızda yürüttüğü suç duyurusuyla ilgili aslında buradan biz savcılara ve Türkiye yargısına (kaldıysa) sesleniyoruz. Bu örgütün ciddi bir şekilde sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Demokratik bir ülkede bu kadar örtülü operasyon yapan bir örgütün hakkımızda nasıl bir suç duyurusu yaptığını doğrusu anlamakta güçlük çekiyoruz.”
“KARŞI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”
Basın açıklaması yapıldığında Şube Başkanı olmadığı halde geçtiğimiz günlerde şube başkanı sıfatıyla ifadeye çağrılan DAD Mamak Şube Başkanı Hasan Altun da, “2016 Haziran ayında Maraş Terolar’da yapılan Selefi, çeteci, tecavüzcü DAİŞ çetelerinin de barınma olasılığı olan yerleşkeye karşı dernek olarak bir basın açıklaması etkinliği gerçekleştirmiştik. Tam da 1 yıl sonra 2017 Haziran ayında İmkan-Der tarafından halklar arası uçurum yarattığımız, kışkırtıcılık yaptığımız iddiasıyla bir suçlama var. Biz bunları kabul etmiyoruz. İmkan-Derin söylemlerine karşı suç duyurusunda bulunacağız, itirazlarımızı bildireceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
PİRHA-DAD Avcılar Şubesi Cumhuriyet tarihinde yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekmek amacıyla 17 Haziran Cumartesi günü panel düzenleyecek.
Demokratik Alevi Derneği Avcılar Şubesi Cumhuriyet döneminde yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekmek amacıyla “Koçgiri’den Madımak’a Alevi katliamları” adıyla bir panel düzenleyecek. 17 Haziran Cumartesi günü saat 18:30’da yapılacak olan panele Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nin (PSAKD) Eski Genel Başkanı Kemal Bülbül konuşmacı olarak katılacak.
Panel DAD Avcılar Şubesi olan Yaşilkent Mah. Birlik Cad. No:25 Kat:3 Yeşilkent/Avcılar’da yapılacak. (HABER MERKEZİ))
-Dersim halkı sokaklara inen domuzları elleriyle beslediler. GÖRÜNTÜLÜ
-Aylık siyasi, kültürel ve sanat gazetesi olan Zülfikar Dergisi’nin Haziran sayısı çıktı.
-ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin Ankara Valiliğinin cemevleriyle ilgili güvenlik kararını değerlendirdi. Metin, toplantının Sivas ve Çorum Katliamı anmalarına yakın bir tarihe denk gelmesinin ve her sene aynı tarihte bir takım olayların olmasının düşündürücü olduğunu ifade etti. GÖRÜNTÜLÜ
-DAD Ankara Şube Eş başkanı Murat Işık ve DAD Mamak Şube Eş başkanı Hasan Altun İmkan-Der’in Alevi kurumları hakkında suç duyurusunda bulunmasını PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ
-DAD Avcılar Şubesi “Koçgiri’den Madımak’a Alevi Katliamları” konulu panel düzenleyecek.
PİRHA – OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 36. haftasında da devam etti. Eyleme destek veren Munzur Çevre derneği Başkanı Hatun Esen, “OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile haksız yere kapatılan TV10 Alevilerin yanı sıra dağın, taşın, ağacın, kurdun kuşun ve herkesin sesi soluğuydu” diye konuştu.
Haberin Videosu
Tv10’nun yeniden açılması için kanal emekçilerinin başlattığı eylem 36. haftasında da devam etti. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. 36. Haftaya Munzur Çevre Derneği, Sanatçı Mehmet Ekici, Sanatçı Pınar Aydınlar, DAD üyeleri, Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, 78’ler Vakfı Sözcüsü Celalettin Can, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç, Cumartesi Anneleri, TV10 emekçileri ve izleyicileri destek verdi.
Eylemde ilk konuşmayı TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin yaptı. Büyükşahin, “OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile haksız yere kapatılan Alevilerin sesi TV10’un geri açılması için 36 haftadır mücadele veriyoruz” dedi.
“MUĞLA ORTACA’DA ÇOK SAYIDA ALEVİ KATLEDİLMİŞTİR”
“Sivas, Çorum, Dersim ve Maraş katliamları dışında birde 51 yıl önce Muğla Ortacalar’da Alevilere yönelik bir katliam gerçekleşmiştir” diyerek Ortaca katliamına dikkat çeken Büyükşahin konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tam bundan 51 yıl önce 1966’da 5 Haziran ve 16 Haziran tarihleri arasında Muğla Ortaca’da Alevilere yönelik ciddi bir katliam gerçekleşmiştir. Gerçekleşen bu katliama o dönem dünya ve Türkiye kamuoyu tarafından çok az yer verilmiştir. Bir bataklık olan Muğla Ortaca’ya yerleşen Tahtacı Aleviler bataklığı kurutarak bölgeyi ekonomik, siyasal, sosyal ve yaşamsal olarak bir yaşam merkezi haline getirmişlerdir. Ardından da ilk Alevi belediye başkanını seçmişlerdir. Ancak bu durum bugünkü gibi birilerini rahatsız ederek Aleviler camilere saldırıyor gibi kışkırtmalar yaparak Muğla Ortaca katliamına yol açılmış ve çok sayıda Alevi katledilmiştir. Aynı durum bugün Maraş Terolar’da da yaşanmaktadır. O bölgeye kamplar yapılarak Alevileri oradan göndermek ve yok etmek istiyorlar.”
“ÜLKE OLARAK KARANLIK BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ”
Büyükşahin’den sonra sözü Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen aldı. Esen, “Ülke olarak karanlık ve zorlu bir süreçten geçiyoruz. Birçok katliam ve hukuksuzca tutuklamalar ve gözaltılar yapılmaktadır” diye konuştu.
“TV10 KAPATILARAK İNANÇ VE KÜLTÜRÜMÜZ YOK EDİLMEK İSTENİYOR”
Esen, “OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile haksız yere kapatılan TV10 Alevlerin yanı sıra dağın, taşın, ağacın, kurdun, kuşun ve herkesin sesi, soluğu olmuştu. Aleviler TV10 ile dağını, taşını, suyunu, ziyaretlerini görüyor ve inançlarını yaşıyorlardı. Ha Tv10 kapatıldı ha dilimiz lal oldu. Bugün TV10 kapatarak inancımız ve kültürümüz yok etmeye çalışanlar Dersim’de birçok yeri acele kamulaştırarak ziyaretlerimizi, dağımızı, taşımızı ve mezarlarımızı sular altında bırakmak istiyorlar” şeklinde konuştu.
“TV10 LOKMALAR VE ALIN TERİ İLE KURULDU”
Esen’den sonra sözü Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Adıyaman Şube Başkanı Nusret Tunç aldı. Tunç, “Eğer bugünkü iktidar Cenneti, cehennemi, hakkı ve hukuku biliyorsa bu yaptığı haksızlıkların bedelini Hak katında verecektir. Haksız yere kapatılan TV10 lokmalar ve alın teri ile kurulan bir Alevi kanalıydı. İktidar bu gibi kanaları kapatıyor ancak kara para ile kurulan ve kendi yandaşı olan kanalları da desteklemektedir. Bugüne kadar verdiğim vergileri ve emekleri bu devlete helal etmiyorum” dedi.
TV10 emekçilerin başlattığı ve 36. Haftasına ulaşan eylem sanatçı Mehmet Ekici ve Sanatçı Pınar Aydınlar’ın birlikte söylediği ‘Açılın Kapılar Şaha Gideyim’ deyişi ile son buldu.
PİRHA-Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 1.Uluslararası “Soykırım kıskacında Maraş” konferansının sonuç bildirgesi yayımlandı. Maraş Girişimi, European Conservatives and Reformists Group (ECR) ve KNK tarafından organize edilen konferansın sonuç bildirgesinde Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan bu trajik olayı gündeme getirmesinin temel nedeninin insan hakları problemlerinin dile getirilmesi ve adalet talebinin sahiplenmesi olarak belirildi. Konferansın Türkiye’de yoğun hak ihlallerinin yaşandığı bir döneme denk gelmesinin de bu tartışmaya ayrı bir anlam kattığı kaydedildi.
Maraş Katliamı’nın ötekileştirilen bir kimlik olarak Alevi-Kürt kimliğine yönelik, devlet destekli sivil-faşizan birimlerin yürüttüğü bir katliam olarak tanımlanan sonuç bildirgesinde katliamın adım adım hazırlanarak uygulamaya konulduğu ifade edildi.
Sonuç bildirgesinde ayrıca Maraş Katliamı’nın devlet tarafından sistematik olarak yapılan diğer katliamlar gibi politik açıdan hakim gücün toplumu yeniden dizayn etme politikasının bir parçası olduğu kaydedildi.
“SÜREÇ HESAP SORULMADAN KAPATILMIŞTIR”
Sonuç bildirgesinin devamında şu noktalara dikkat çekildi:
“Devlet, 1915-1922 yılları arasında nüfusun %40’ını oluşturan Ermenileri nasıl soykırıma uğrattıysa, aynı şekilde Maraş Katliamı ile Alevi-Kürt nüfusunu tasfiye etmeyi amaçlamıştır. Maraş Katliamı’nda devlet sadece politik açıdan değil, aynı zamanda pratik organizasyon boyutuyla da belirleyici ve aktiftir. Özellikle istihbarat ve güvenlik birimlerinin öncülüğünde faşizan sivil-siyasi birimler de araç olarak kullanılmıştır. Uzun bir zaman birlikte yaşayan, komşuluk ve sosyal ilişkileri olan sivil nüfusun Alevi-Kızılbaş kimliğin tasfiyesinde kullanılması, bu olayın temel karakterinden birini vermektedir.
Konferansımız, bu katliamın mağdurlarının ağzından katliama tanıklık da yapmıştır. Yaşlı kadınların gözlerinin oyulması, çukura bırakılarak üzerinden arabayla geçilmesi, hamile kadınların karınlarının deşilerek ceninlerin çıkarılması gibi vahşi pek çok uygulamayla bu katliam gerçekleştirilmiştir. Bir ailenin tüm üyelerinin öldürülerek yaş sırasına göre üst üste konulduğunu, en üste de evin kedisinin öldürülerek bırakıldığını, bir yurttaşın kanının bir tasa akıtılarak oyulan gözlerinin bu tasa bırakıldığı gibi vahşetin boyutunu ele veren olaylar bizzat soruşturma savcıların ifadelerinden alınarak buraya aktarılmıştır. Özellikle kadınların bu katliamın da temel mağdurlarının başında geldiğini, tecavüze uğradıklarını da vurgulamak gerekiyor. Tüm bu verilere rağmen bu katliamın pratik uygulayıcıları kollanarak yargısal süreçten azade kılınmış, süreç hesap sorulmadan bugüne kadar kapatılmıştır.”
BİTEN DAVADA DAVA DOSYALARI “DEVLET SIRRI” OLARAK GÖRÜLDÜ
Devletin Maraş Katliamı’nı daha çok karşılıklı bir vuruşma olarak tarif ettiğine dikkat çekilen sonuç bildirgesinde, böylelikle devletin kendini olayın dışına çıkarmaya çalıştığına vurgu yapıldı. Bildirgede, “Olayı iki toplumsal kesim arasında bir husumet boyutuyla ele alıp yargılamayı bu eksende gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda bile soruşturma hakkıyla yürümemiş, sanıkların çoğu beraat ettirilmiştir. Bu katliam, iç hukuk açısından tamamlanmış gibi görünse de, açık bir dava olarak kalmaktadır. Bu davanın yeniden incelenmesi, açılması için dava dosyasının alınması çabaları yaklaşık beş yıl boyunca devam etmiş, daha sonraki dosya talepleri de ‘devlet sırrı’ olduğu gerekçesiyle red edilmiştir. Ne mağdurlar, ne avukatları ne de milletvekilleri bu dosyaya erişememektedirler. Güncel açıdan da kayıp olan mezarların bulunması noktasında açılan davalar çok gayri ciddi bir yaklaşımla red edilmiştir. Maraş katliamı, yası tutulamayan bir katliam olarak devam etmektedir” denildi.
“DEVLET KATLİAMLARI SİSTEMATİK OLARAK İNKAR EDİYOR”
Maraş Katliamı’na yol açan ana nedenin, devletin tekçi bir karakteri esas alması, Sunni-Türkçü zihniyeti hakim kılarak, farklılıkları törpüleyerek ulus-devlet inşasını hedeflemesi olarak gösterilen sonuç bildirgesinde, Ermeni-Süryani soykırımdan Maraş Katliamı’na kadar yaşanan tarihi trajedilerin arkasındaki temel faktörün bu olduğu belirtilerek, halen de mevcut dışlayıcı siyasetin Türkiye siyasetine yol vermeye devam ettiği ifade edildi.
Katliam üzerine konuşmanın, bu katliam ile yüzleşmenin aynı zamanda olası katliamların önüne geçmenin imkanlarından biri olduğu belirtilen sonuç bildirgesinde, “Çünkü failler açısından insanlığa karşı suçlar, hemen üzeri kapatılması gereken suçlardır. Ve sistematik olarak devlet, bu katliamları inkar ediyor. Buna karşı bizler insanlığa karşı işlenen suçları unutmayacağız. Aksi taktirde kendini tekrar eden bir katliam kültürü hakim olmaya devam edecektir. Cizre’de Sur’da ve ülkenin pek çok şehrinde bugün devam eden yıkımlar, katliamlar zincirinin günümüzdeki halkasını temsil etmektedir. Tarihi şehirlerin parça parça yok edilmesi, Taybet Ana örneğinde olduğu gibi, vurulan ve yaralananların cenazelerinin sokakta bırakılması, 10 yaşındaki Cemile’nin cenazesinin evde buzdolabında saklanması, trajedinin devam ettiğini ortaya koymaktadır.” ifadelerine yer verildi.
Sonuş bildirgesinin devamında şu talepler dile getirildi:
“Buna göre;
Konferansımız, Avrupa’nın siyasi iradesini Türk devletinin tarihsel ve güncel uygulamalarına karşı daha etkin bir tutum almaya davet etmektedir. Sadece söylemsel boyutuyla değil, daha etkin, pratik sonuçlar yaratacak caydırıcı bir yaklaşım sergilenmelidir.
Konferansın temel taleplerinden biri de Avrupa’nın, Türkiye’de süren savaşın derinleşmemesi için silah satışının durdurulması olmuştur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin toplumsal sonuçları ağır bu sorunlar karşısında, adalet arayışına katkı sunmayan dar bir yaklaşım sergilediğini, yetersiz kaldığını vurgulamak gerekiyor.
Hukuksal bir talep olarak, katliamın resmi olarak tanınması için gerekli mekanizmalar devreye konulmalıdır.
Maraş’ta yaşayan Alevi-Kürt kimliğinin kendi otantik yaşam alanında kalmaya devam etmesi için çalışma yürütülmesi, asimilasyona ve insansızlaştırılmaya karşı daha etkili tutumların sergilenmesi ve bunun için de tüm mağdurların biraya gelerek kurumsal bir ortak tutum alınması elzem bir tavır olacaktır.
Avrupa Parlamentosu’nda ilk kez gerçekleşen bu konferans, katliamın unutturulmasına karşı, adalet arayışını yükseltmeye, mağdurların sesini daha geniş bir kesime iletmeye katkı sunacaktır. Konferansımız ayrıca konunun uluslararası politik çevreler ve hukuki platformlarda dile getirilmesine yönelik çalışmaların artmasına vesile olacaktır.
Yine bu konferansın yaratacağı kamuoyu desteğiyle, katliamın unutturulmaması için uygun yer veya yerlere, anıt ve benzeri sembollerin yapılması daha güncel hale gelebilecektir.”
PİRHA-Aleviliğin kadim bir inanç olduğunu belirten Sinemilli Ocağı mensubu Mustafa Deprem, kadim inancın derin kökleri olduğunu ve Aleviliği Alevilik yapanın Ocak sisteminin toplumsallığı olduğunu, bunlara olan inanç diri tutulduğu takdirde özlenen günlerin yakın olduğunu düşünüyor. Sinemilli Ocağı mensubu İbrahim Sinemillioğlu ise Mustafa Deprem’i destekleyerek, Alevilerin en önemli özelliklerinden birinin kul hakkı yememek olduğunu ifade ediyor.
Sinemilli Ocağı mensuplarından İbrahim Sinemillioğlu ile beraber bir süredir kanser tedavisi gören, yine Sinemilli Ocağı mensubu Mustafa Deprem’i ziyaret ettik.
Deprem bir süredir pankreas kanseri tedavisi gördüğü için pek ziyaretçi kabul edemiyor. Çok fazla kalmayacağımızı belirterek kapıdan içeri giriyoruz.
Sağlığı, morali oldukça iyi görünüyor. Sonra ekliyor: “Pankreas kanseri olduğumu söyleyince insanların mimikleri değişiyor. Sonra atmosfer değişiyor ve ben onlara teselli vermeye başlıyorum.” Hep beraber gülüyoruz bu espriye. “İki Sinemilli Ocağı mensubu yanyana gelmiş belgelemek gerekir” diyorum. Cemal cemale bir sohbet başlıyor sonra. Mustafa Deprem TV10’da hazırlayıp sunduğu Yol Erkan programını anımsıyor. Sonra modere ediyor sohbeti. Sözü onlara bırakıyorum. Sohbet geçmiş olsun dilekleri ile başlıyor. Sinemillioğlu, Deprem’e onu iyi gördüğünü ve en yakın zamanda çalışmalarının başına geçmesi temennilerini aktarıyor. Derken Deprem giriyor söze: “Çocukluğumdan beri diyaloğumuz var. Gençliğimizin ideoloğusun. Son dönemlerde toplumsal mücadeleden dolayı her birimiz ayrı yerlerdeyiz. Herkesin payına birşey düştü. Benim de payıma kötüsü düştü. Faşizme karşı nasıl mücadele ediyorsak buna karşıda dik durmak zorundayız.”
“ZALİMLERİN BAŞI MUAVİYEDİR”
Sinemillioğlu sonra Alevi toplumunun direnme gücüne vurgu yapıyor:
“Biz bin 300 yıldır mücadele eden bir toplumuz. Bin 300 yıldır her türlü mücadeleyi kucaklamışız, bir noktaya kadar getirmişiz. Bütün sıkıntılara, yok etmelere, katliamlara karşı bu noktalara gelmişiz. Bizimle birlikte olanlar ve biz kazanacağız. Hep böyle gitmeyecek. Türkiye’de bugün maalesef Muaviye zihniyeti yürürlükte. Tarihte bir çok zalim var. En çok bilinenleri Nemrut, Neron, Haccac gibi zalimlerdir. Bunların hepsinin başı da Muaviye’dir. Muaviye farklı bir sistemdir. Muaviye zihniyeti şu an Türkiye’de yürütülmekte. Abbasilerin, Emevilerin temeli oldu. Herşeyi yalanla çarpıtma ile kendi dediğini inandırmakla başardı. Beyaz şeye kara dediğinde, karşıdakide buna kara diyordu. Türkiye’de şimdi bu yönetim sistemi geçerli sayılmak isteniyor.”
Deprem ekliyor Sinemillioğlu’nun dediklerine:
“ Toplumsal bir mücadelede gencecik civanların canını verdiklerine tanık olmaktayız. Biz iyi kötü bir yaşanmışlık geçirmişiz. Fakat gönül isterdiki hayal ettiğimiz bir toplumsal düzende takdiri ilahi neyse o şekilde sonlansın. Bizden sonra gelecek nesil, bu mücadeleyi layıkiyle gerçekleştirsin. Çünkü bu bir hak mücadelesidir. İki katar devam ediyor. İyilik katarı; bunu halk, Aleviler, demokratlar, hak isteyenler temsil ediyor. Bir de muaviye katarı var. Halkımız hangisini tercih edeceğinin bilincindedir.”
Sonra Deprem, Sinemillioğlu’nun sıcak gelişmelerin yaşandığı bölgeden geldiğini belirterek, ülkenin ne durumda olduğunu soruyor:
Türkiye’de yaşananları kabarcıklar çıkaran bir bataklığa benzeten Sinemillioğlu şöyle devam ediyor:
“Bir bataklık düşünün. Bataklığın içinden fokur fokur hava kabarcıkları çıkar. O hava kabarcıklarının ardından bataklıklar kurumaya yüz tutuyor. Bugün Türkiye’nin her yerinden muhalefet grupları oluşuyor. Ben bu yaşta 4 ana grubun içinde çalışıyorum. Bu kurumlar, artık birbiriyle didişmenin cebelleşmenin sonuna yaklaşıyorlar. Bireysel tercih yerine toplumsal tercihlerini ön plana çıkarıyorlar. Alevilerle Kürtler arasında müthiş bir dayanışmanın başladığını görüyorum. Özellikle HDK/HDP’nin kuruluşundan sonra Aleviler de Kürtler kadar orada söz sahibi oldu. Alevi aday az gösteriyorsunuz diyorlardı. Aleviler kurumsal olarakta, kişisel olarakta temsil ediliyorlar. Mesela Ezidi oyları az ama 2 Ezidi temsilcimiz var. Bir kaç Hristiyan temsilcimiz var. Sayısal değilde temsiliyete önem veriyoruz. Belediye seçimleri sırasında Çerkez köylerine de gittim. Geçenlerde bir Çerkez toplantısına katıldım. O zamanki düşünceleri ile şimdiki düşünceleri bir hayli değişmiş. İktidarın yanında yer alma arzusu yerine, çünkü başka türlü bize hizmet gelmiyor diyorlardı, demokrasinin yanında yer alma arzusu daha ağır gelmeye başladı. Türkiye’de artık herkes bu düzenin yürütülemeyeceğinin farkında. Ben evde bazen kendime yarınki mitinge toplantıya gitmeyeceğim diyorum. Sabah kalkıyorum kendimi orda buluyorum. Toplumsal mücadele böyledir. Türkiye’ye demokrasi mutlaka gelecektir. Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu,Lazı, Alevisi, Sünnisi, Suryanisi, Çerkezi… Eşit yurttaşlık temelinde bir demokrasi muhakkak gelecek. Buna inanıyorum. Bunlar gidecektir. Gitmese Nemrut, Neron, Hitler gitmezdi.”
Kürt Alevi coğrafyasının büyük zulüm altında olduğunu ifade eden Deprem, Sünnilerin kıblesi Kabe ise, Anadolu ve Mezapotamya halklarının Dersim’i olduğunu belirtiyor.
Güneybatı olarak adlandırdığımız Sivas, Kayseri, merkez olarak Maraş gibi kentlerin demografik yapısının değiştirilmesinin direnç damarının bir türlü halledilememisinden kaynaklandığını düşünen Deprem, iktidarın da bunu bildiğini ve Alevilere bu doğrultuda politikalarla yaklaştığını dile getiriyor.
Ocakların önemine de dikkat çeken Deprem, “Sinemilli Ocağı Güneybatı coğrafyasının önemli bir alanı. Özellikle 12 Eylül’den sonra asıl hedeflerden bir tanesi, Aleviliğin ve Kürtlüğün yokedilmesidir. Bunu başaramadılar. Şimdi mesela mültecileri Maraş’a getirme bahanesi ile oradaki demografik yapıyı değiştirmeye çalışıyorlar” diyor.
Ardından Sinemillioğlu mülteci kampı inşa edilen Terolar ziyaretini anlatıyor:
“Kampın kuruluşundan bir kaç ay önce birisi bana telefon etti. “Sizin Maraş’a kamp kurulacak” dedi. Haberim olup olmadığını sordu. Maraş’taki iki avukata telefon ettim. Araştırdılar. Herhangi bir bulgu bulamadılar. Halbuki o dönemde ihale aşamasındaymış. Biz ihale bittikten sonra farkına vardık. İnşa dönemlerinde gittim. Protesto gösterisi sırasında yaşamını yitiren Ali Kabayel fena halde gaz yediğinde önüme düştü. “Burdan çıkmayabilirim” diye düşündüm. Bir buğday tarlasının kenarına oturup kendime gelmeye çalıştım. Sonra baktımki askerler etrafı çevirmiş. Her tarafı dozerler kaplamış. Elbistan’dan oraya varmamız 7 saat sürdü aramalardan dolayı. Malatya Akçadağ’da, Sivas Zara’da düşündüler kamp yapmayı ama başaramadılar. Maraş üzerinde oldukça fazla duruyorlar. Maraş’ta 1960’lı yıllarda Alevi Kürtlerin oranı yüzde 40-42 dolaylarında. Yüzde 7-8 dolaylarında Çerkez vardı. 1865’te Maraş nüfusunun yüzde 42’si Ermenilerdi. Aralarında Musevi’de vardı. Giderek yok ettiler.”
Maraş’taki kurtuluş hareketini başlatan olarak kabul edilen Sütçü İmam hakkında da şu iddialarda bulunuyor Sinemillioğlu, “Sütçü İmam diyorlar. O imam değil ki. Alevi bir muhacirdir. Şu an torunları da kabul etmiyorlar. Kökeni itibarı ile Alevidir. Maraşlı değildir.”
“ALEVİLİKTE EN ÖNEMLİSİ KUL HAKKI YEMEMEK VARDIR”
Aleviliğin kadim bir inanç olduğunu söyleyen Deprem, kadim inancın derin kökleri olduğunu ve Aleviliği Alevilik yapanın Ocak sisteminin toplumsallığı olduğunu söylüyor. Alevilerin kendi kökleri üzerinden bunu güncelleştirirse toplumsal birlikteliği ve mücadeleyi yaşatacaklarını ifade eden Deprem,” Sinemilli, Ağuçan Ocağı pirleri var. Pazarcık’ta Mami Zilfe, Hemi Tazı var. Bunlara olan inanç diri tutulursa özlediğimiz günler uzak olmayacaktır” diyor.
Sinemillioğlu Deprem’i destekleyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Hemi Tazı, Ali Kutte, Elif Ana ve buna benzer bir çok insan belki senden benden çok uzağındaydılar bu bilgilerin ama onları halka sevdiren bir özellik vardı. Bir: Kul hakkı yemiyorlardı. Ne bulurlarsa onunla yetiniyorlardı
İki: Kimsenin yüzüne riyakarlık etmiyorlardı. Bu insanlar o nedenle baştacı ediliyorlardı. Alevilikte “eline diline beline sahip ol” vardır. Bütün bunların ötesinde kul hakkı yememek vardır.”
PİRHA-Amasya Merzifon’a bağlı Oymaağaç Köyü’nde yapılan cami-cemevi projesine Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız sert tepki gösterdi. Aleviliği katleden bu projenin hayata geçmesinde rolü olan Alevilere yol cahilleri diye seslenen Yıldız, “Bunlar, kendi canlarını katleden anlayışa hizmet ediyorlar, Hz. Hüseyin’in kemiklerini sızlatıyorlar” dedi.
Amasya Merzifon’a bağlı Oymaağaç Köyü’nde cami-cemevi projesi kapsamında 26 Haziran günü saat 11.00’de cemevi ve cami açılışı yapılacağı duyuruldu.
Oymaağaç Köyü Kalkınma ve Güzelleştirme Derneği tarafından, “Oymaağaç Köyü, Kemal Dede Sultan’da, bir kapı iki ibadethane, cemevi-cami açılışında buluşmak dileğiyle” yazısıyla afiş hazırlandı. Afişte, Yağmur Dedesinde şenlik yapılacağı da belirtildi.
Oymaağaç Köyü’nde açılışı planlanan cami-cemevi projesine tepki gecikmedi. Konuya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız sert tepki gösterdi.
Cami-Cemevi projesinin Aleviliği katletme projesi olduğunu belirten Yıldız, “Merzifon’da yapılan bu Cemevi-cami projesi, toplum mühendisliği yapılarak Aleviliği yok eden, asimile eden sistematik bir etno dinsel arındırmadır. Türk islamlaştırma politikası çerçevesinde kültürel, inançsal ve fiziki yöntemlerle Aleviliği katletmektedir” dedi.
“Bu proje, alaturka faşizminden başka bir şey olmayan Türk islam anlayışının sonucudur” diyen Yıldız, “Burada yapılan asimilasyon politikası, geçmişte Maraş, Malatya, Çorum, Madımak ve Gazi’de uygulandı. Bu politika devletin resmi ideolojisidir” diye konuştu.
ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız şunları kaydetti:
“Kerbela’dan bugüne kadar yapılan katliamlar, vahabi-selefi yönetim anlayışlarıydı. Bugün de bu yönetimin varisleri aynı anlayışla Alevi inancını yok etmek istiyorlar.”
“Bu projeye çanak tutan yol cahillerine sesleniyorum” diyen Yıldız, “Alevilik Türkiye’de örgütlenen ve egemen olan müslümanlıktan çok ayrı olan bir düşünce biçimi, bir inanç, daha doğrusu doğal ve felsefi bir inanç olduğu açık açık ifade edilmektedir. Dolayısıyla yol cahilleri, aslında kendi canlarını katleden bir anlayışa hizmet ediyorlar.” ifadelerini kullandı.
“HZ. HÜSEYİN’İN KEMİKLERİNİ SIZLATIYORLAR”
Tarihten bu yana azınlıkta olan halklara karşı asimilasyon politikasının izlendiğini söyleyen Yıldız, Cemevi-cami projesini hayata geçirenlere seslenerek konuşmasını şöyle dürdürdü:
“Yol cahilleri, geçmişte bu yol için idam sehpalarına çıkıp, serini veren Hallacı Mansur, Şeyh Bedreddin, Seyid Nesimi, Kalender Çelebi, Pir Sultan ve her şeyden önce Emevi ve Yezit anlayışına karşı ailesiyle ve çocuklarıyla beraber mazlum halkların sınıfsal mücadelesi için katledildiler. Hz. Hüseyin ve yarenlerinin kemiklerini sızlatıyorsunuz.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Maraş Girişimi tarafından Brüksel’de bulanan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ,“Soykırım kıskacında Maraş katliamı“ başlığı ile bir konferans düzenlendi. Konferansta açılış konuşmasını Maraş katliamında eşini kaybeden ve katliama tanık olan Maviş Toklu yaptı.
Konferans Maraş katliamında yaşamını yitirenler adına saygı duruşu ile başladı.
Daha sonra Avrupa Parlamentosu Konservatif ve Reformist Grup adına Milletvekili Mark Demesmaeker bir açılış konuşması yaptı. Yapılan konferansın tarih olarak tesadüf eseri gerçekleşmediğine vurgu yapan Demesmaeker ,Türkiye’de olup bitenlere endişe ile baktıklarını belirtti. İnsanların Türkiye’de görüşlerini ifade etmekte zorlandıklarını kaydeden Demesmaeker, ifade özgürlüğünün temel görevleri arasında yeraldığını söyledi.
Ardından Maraş Girişimi adına Mehmet Demir söz aldı. Demir,katliamın bugüne kadar yaşadığımız tüm süreçleri belirleyen, coğrafyanın kaderini halen de elinde tutan temel bir sorun olduğuna dikkat çekerek, “Maraş Katliamı’nı gündemde tutmak, hem ülkemiz insanlarını hem de tüm insanlığı bilgilendirmek, sorumluların açığa çıkmasını sağlayacak bir adalet mücadelesini gerçekleştirmek, ciddi bir yüzleşme dinamiğini açığa çıkarmak esas uğraşlarımızın başında gelmektedir“ dedi.
Maraş katliamındai eşi ve ağabeyi katledilen ve buna tanık olan Maviş Toklu da bir açılış konuşması gerçekleştirdi.Toklu, yaşadıkları acıların kimsenin çekmemesini dileyerek ” İlk önce gelip kapıları işaretlediler. Alevilerin kapılarını kırmızı ve diğerlerini de yeşil boya ile işaretlediler. Yaşlıları öldürdüler, çocukların ölülerini kazanlarda kaynatıp annelerine verdiler. Hamile kadınların karınlarını deştiler. Başımıza gelenleri anlatacak sözcük bulamıyorum” şeklinde konuştu.
“MARAŞ KATLİAMINI DEVLET YAPTI”
Konferansın ilk oturumu “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlığı ile yapıldı. Moderatörlüğünü Maraş Girişimi Eşbaşkanı , Gazeteci Elif Sonzamancı’nın yaptığı oturumda Yazar Aziz Tunç, Yazar İnci Aral ve HDP Milletvekili Mahmut Toğrul konuştu.
İlk sözü alan Yazar Aziz Tunç,Maraş katliamının hangi koşullarda gerçekleştiğini aktardı. Katliamın devlet tarafından yapıldığının altının çizilmesi gerektiğine vurgu yapan Tunç, katliamın MİT, asket, siyasetçiler dahiliyetinde yapıldığını aktardı. Tunç, Maraş Katliamı’nın Ermeni Soykırımı’ndan da bağımsız ele alınamayacağını kaydetti.
“MARAŞ KATLİAMINDA KADINLAR TECAVÜZE UĞRADI”
Daha sonra söz alan Yazar İnci Aral ise katliamdan bir yıl sonra otobüse binip Maraş’a gittiğini ve katliam tanıkları ile görüşerek Kıran Hikayeleri kitabını yazdığını söyledi. Geri döndüğünde bir yıl kimseyle konuşmadığını dile getiren Aral, kadınların kendine detaylı şekilde herşeyi anlattığını ve yaşananların çok korkunç olduğunu söyledi. Duruşma tutanaklarını da okunuğunu aktaran Aral, “Bütün tutanakları okudum. Ses kayıtlarını dinledim. Bunun bir devlet operasyonu olduğuna inandım. Zaten duruşmada katliamda rol alanların rahatlığı, gülüşleri de arkalarında bir güç olduğunu gösteriyordu” diye konuştu.
Kadınların katliam sırasında tecavüze uğradıklarına dikkat çeken Aral, bir çok kadının bunu sakladığını ve mahkemede inkar ettiğini belirtti.
HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul Türkiye tarihinin katliamlar tarihi olduğunu ifade ederek, “Türkiye Cumhuriyeti öncesinde de başlayan tekçi, ırkçı ve asimilasyoncu politikaları, halklar bahçesinde bir tek ulus yaratmaya çalıştı. Bunun için de başta Ermeni katliamı yapıldı. Müslümanlar olmayan azınlıklar, ülkeden kovuldu. Trakya olayları oldu. Yahudilere yönelik saldırılar başladı. Lozan’dan sonra da bu tekçiliği kabul etmeyen Kürtler, karşı çıktı. 1940 yılına kadar Kürtler direniş içerisinde oldu. Ve bu başkaldırı ve direnişler çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Ardından tekçi zihniyet hayata geçirildi. Maraş Katliamı da bunun sonucudur. “ dedi. Toğrul, Maraş’ın Kürtsüzleştirilmek ve Alevisizleştirilmek istendiğine dikkat çekerek, “Terolar’da yapılan kamplar, yerleştirilen DAİŞ militanları aslında bölgenin demografinin değiştirilmesi anlamına geliyor. Yine doğayı tahrip etmek için fabrikalar ve santrallerin yapılması da bunu gösteriyor” dedi.
Moderatörlüğünü Gazeteci Şükrü Yıldız’ın yaptığı ikinci oturum ise “Maraş Katliamı ve Adalet Arayışı” başlığı ile yapıldı. İkinci oturumda Maraş katliamı davası avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu, Seyid Sönmez, Maraş Girişimi adına Mehmet Üstek ve AP Parlamentosu Milletvekilleri Bodil Vallero ile Costas Mavrides konuştu.
“MARAŞ KATLİAMI DAVASI FORMALİTE BİR DAVA OLDU”
Maraş katliamı davasının avukatlarından olan İbrahim Sinemillioğlu dava sürecinin nasıl başladığını aktardı. Sinemillioğu “Biz İstanbul Barosu adına birkaç avukat ile birlikte gittik. Ancak 8 günde girebildik. Ardından başlayan dava da formalite şeklinde gelişti. Kimse hapis yatmadı. Hatta bazıları sonradan milletvekili oldu. Devlet bunu bilinçli yaptı, katliamı devlet katliamı yapmaktan çıkartıp sağ-sol davasına bağlamak içindi. Devlet aklanmak istendi, bu formalite bir dava oldu” şeklinde konuştu.
Daha sonra AP milletvekili Bodil Vallero söz aldı. Valero soykırım tanımını açarak, İsveç Parlamentosu’nda Ermeni soykırımının , soykırım olarak kabul edilme sürecini anlattı. Soykırım kararırının mahkemelere bırakılması gerektiğine vurgu yapan Valero, soykırım teşebbüsünde bulunmanın bile bu suçu işlemek için yeterli olduğuna dikkat çekti.
Avrupa’daki Ülkü Ocakları’nın faaliyetlerine de işaret eden Vallero, “Bu örgüt, Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet yürütüyor. Ve birçok suç işliyor. Planları ve amaçları teröristçe. Bence bu grup terör örgütleri listesine alınmalı” diye konuştu.
“MARAŞ KATLİAMI DOSYASI DEVLET SIRRI OLDU”
Avukat Seyid Sönmez de Maraş katliamında yaşamını yitirenlerin kayıp mezarlarına vurgu yaptı. Sönmez , “Mezarların kayıp olduğunu öğrenince kayıp yakınları adına süreç başlattım. Bir çok aile sanki kendilerine değilde bana yardım ediyordu. Katliam duygusunu o kadar ötelemişlerdi. Savcılığa başvurmama rağmen hiçbir davacının ifadesine başvurulmadan reddedildi. Ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, onlar da ‘siz niye onca yıldır mezarlarınızı aramadınız’ diyerek reddettiler” diye konuştu. Sönmez ayrıca, davanın avukatı olarak dosyaları görmek için başvurmalarına rağmen geçen hafta gelen cevapta “Devlet sırrıdır” denilerek bu başvurularının da reddedildiğini belirtti.
Milletvekili Costas Mavrides ise Türkiye’deki derin devletin katliamları planladığına dikkat çekerek, “ 1974 yılında Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etti. Kendi ülkemde birden bire kendimi bir mülteci olarak buldum. 1974’te Attila Timleri Kıbrıs’a bağlı birçok köyde insanları kaybettirdiler. Yakınları hâlâ merak edip arıyorlar. Türk derin devleti 1974 yılında yaptığının aynısını 1978 yılında da yaptı” dedi. Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmek istemediğini dile getiren Mavrides, bununda bir suç olduğuna vurgu yaptı.
Maraş Girişimi Eş Başkanı Mehmet Üstek amaçlarının katliam gündemini uluslararasılaştırmak olduğunu dile getirerek, “Bize ve dostlarımıza düşen görev, işlenen ve ortada olan suçluları açığa çıkarmak ve adaleti sağlamaktır. Eğer suçlular bulunmazsa bunlar yeni suçlar işlemeye devam edecekler.” dedi.
[su_slider source=”media: 64620,64612,64611,64610,64608,64607,64736″ link=”post” width=”960″ height=”540″]Ülkenin muhaliflerine karşı uygulanan bu düşman hukuku rejimine bir son verilmelidir[/su_slider]
-Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Aydın Deniz, Ankara Valiliğinin cemevlerine yönelik güvenlik önlemi kararı ve önerisine tepki gösterdi. GÖRÜNTÜLÜ
-Akademisyen Esra Mungan, açlık grevinde olan tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. GÖRÜNTÜLÜ
-Türkiye genelinde işçiler DİSK’in çağrısıyla 7 Haziran Çarşamba günü kıdem tazminatı ve hak gasplarına ilişkin sokaklarda olacak.
-Ankara valiliğinin yasağı ve insan hakları anıtının ablukasına halkın tepkisi. GÖRÜNTÜLÜ
-Maraş Girişimi tarafından Brüksel’de bulanan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ,“Soykırım kıskacında Maraş katliamı“ başlığı ile bir konferans düzenlendi. Konferansta açılış konuşmasını Maraş katliamında eşini kaybeden ve katliama tanık olan Maviş Toklu yaptı.
-Alevi İnanç Kurulu’nun Hakka yürüme erkanı ve muhabbeti Varto’nun Çaylar köyünde devam etti. GÖRÜNTÜLÜ