Etiket: ALEVİ KATLİAMLARI

  • 10 Ekim Ankara Katliamı için emsal karar: Hasan Baykara’nın ailesine 500 bin TL tazminat

    10 Ekim Ankara Katliamı için emsal karar: Hasan Baykara’nın ailesine 500 bin TL tazminat

    Mahkeme, Ankara Garı Katliamı’nda yaşamını yitiren Hasan Baykara’nın ailesine 500 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi. Karar emsal niteliğinde.

    10 Ekim 2015, IŞİD tarafından gerçekleştirilen ve 100 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Garı katliamında yaşamını yitirenlerden Hasan Baykara’nın ailesi tarafından açılan tazminat davası sonuçlandı. Ankara 6. İdare Mahkemesi, Baykara’nın eşi, çocukları ve kardeşlerine 500 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    KARAR EMSAL NİTELİĞİNDE     

    Milliyet gazetesinden Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre kararda, “terör örgütlerinin tek tek kişileri değil, devleti ve anayasal düzeni hedef aldığı, kişisel husumetten kaynaklanmadığı, terör eylemlerinden zarar görenlerin de kusurları sonucu değil, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle buna maruz kaldıkları” vurgulandı. Bu karar, 10 Ekim’de yaşamını yitiren diğer kişiler ile ve benzer saldırılarda yaşamını yitirenlerin aileleri için de emsal niteliği taşıyor.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SORUMLULUĞUNU REDDETTİ

    Hasan Baykara’nın ailesi saldırıyı engelleyemediği gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’ndan, Baykara’nın eşi, dört çocuğu, annesi, üç kardeşi için toplam 2 milyon 800 bin lira manevi tazminat talebinde bulunmuştu. Bakanlık, bu talebe yanıt vermedi ve aile talebi yargıya taşıdı. Bakanlık, mahkemeye gönderdiği savunmada, Ankara Garı katliamının gerçekleştiği alanda, gerekli güzergâh aramalarının yapıldığını, tüm tedbirlerin yürütüldüğünü, hizmet kusurunun bulunmadığını, kusursuz sorumluluk da yüklenemeyeceğini ileri sürdü. Bakanlığın bu savunmasına karşılık, aile, iki canlı bombanın Ankara’ya taşıtla gelerek, aranmadan miting alanına girdiğini ve eylemi üzerlerindeki canlı bomba yeleği ile gerçekleştirdiklerini belirtti. .

    Ankara 6. İdare Mahkemesi ise oybirliğiyle verdiği kararda, sosyal risk ilkesi anımsatılarak, salt toplumun bir parçası ve bireyi olunması nedeniyle maruz kalınan eylemlerin bu kapsama girdiği belirtildi.

  • Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” konferansı başladı

    Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” konferansı başladı

    PİRHA- Maraş Girişimi’nin Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” mottosuyla düzenlediği konferans başladı. Bugün Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilen “Soykırım kıskacında Maraş”  başlıklı konferansı Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan çok sayıda Maraşlı izliyor. 

    Konferansta açılış konuşmasını, Avrupa Parlamentosu milletvekilinin yanında, Maraş Katliamı tanığı Maviş Toklu ve Maraş Girişimi üyesi Mehmet Demir gerçekleştirdi.

    “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlıklı konferansın ilk oturumunun moderatörlüğü Maraş Girişimi Eşbaşkanı ve Gazeteci Elif Sonzamancı tarafından yapılıyor.

    İlk bölümde konuşmacı olarak , Araştırmacı Yazar Aziz Tunç “Maraş Katliamı ve Gizlenen Gerçekler” konusunu ele alırken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul,Maraş Katliamı ve Günümüzdeki Yansımaları” hakkında bilgi veriyor. Katliamdan bir yıl sonra Maraş’a giderek katliamı yaşayan kadınlarla görüşüp Kıran Resimleri adında kitaplaştıran Yazar İnci Aral ise katliam sonrası travma ve tanıklıklarını aktaracak.

    Moderatörlüğü Gazeteci Şükrü Yıldız tarafından yapılacak ikinci oturumda Maraş Katliamı davasının avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu ve Seyid Sönmez 38 yıllık adalet arayışı hakkında sunum yapacak.   (HABER MERKEZİ)

     

  • 06 HAZİRAN 2017 SALI-GÜNDEM

    06 HAZİRAN 2017 SALI-GÜNDEM

    -CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu yaşanan hak ihlallerini PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ   

    -AKD Ereğli Şube Başkanı Mehmet Taştan, eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanmasına ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. GÖRÜNTÜLÜ   

    -Zorunlu din dersi ile ilgili HDP Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ  

    -Disk-Genel- İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy PİRHA’ya yaptığı açıklamada kıdem tazminatının fona devrine karşı olduklarını belirterek hükümete “elini işçinin yakasından çek” dedi.  GÖRÜNTÜLÜ    

    -Maraş Girişimi, Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” mottosuyla bir konferans düzenleyecek. Konferans bugün Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilecek.  GÖRÜNTÜLÜ   

  • “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı bugün Avrupa Parlamentosu’nda

    “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı bugün Avrupa Parlamentosu’nda

    PİRHA- Maraş Girişimi, Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” mottosuyla bir konferans düzenleyecek. Bugün Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilecek konferansın hazırlıkları tamamlandı. “Soykırım kıskacında Maraş”  başlıklı konferansı Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan bir çok Maraşlı izleyecek.

    Hazırlık komitesinden yapılan açıklamada, Maraş katliamının unutulmaması, doğru anlaşılması ve katliamla yüzleşmek için kamuoyu baskısının yaratılmasının amaçlandığı kaydedildi. Açıklamada ayrıca, “Bu konferansla daha çok görünür olacak olan Maraş Katliamı’nın yargılama sürecinin adaletsizliği, hukuksuzluğu, zaman içinde daha ayrıntılı olarak ele alınacak ve yeniden yargılama sürecinin pratikleştirilmesi gündeme gelebilecektir” denildi.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Asıl amaç Maraş Katliamı’yla nihai bir yüzleşme ve bu katliamı bütün boyutlarıyla mahkum etmektir. Maraş Katliamı’nın hesabının sorulması sürecinde, ulusal ve uluslarası her araç yöntem ve zemin değerlendirilecek ve bu süreç Maraş Katliamı’yla istenen yüzleşme gerçekleşene kadar devam edecektir. Bu kapsamda yapılması gereken çok sayıda faaliyet olduğunu belirtmek gerekir. Ancak bunun uzun vadeli ve çok yönlü katkılar gerektiren bir süreç olduğunu da gözönünde bulundurmak gerekmektedir.” 

    AÇILIŞ KONUŞMASINI MARAŞ KATLİAMI TANIĞI YAPACAK

    Konferansta açılış konuşmasını, Avrupa Parlamentosu milletvekilinin yanında, Maraş Katliamı tanığı Maviş Toklu ve Maraş Girişimi üyesi Mehmet Demir gerçekleştirecek.

    “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlıklı konferansın ilk oturumunun moderatörlüğü Maraş Girişimi Eşbaşkanı ve Gazeteci Elif Sonzamancı tarafından yapılacak. İlk bölümde konuşmacı olarak , Araştırmacı Yazar Aziz Tunç “Maraş Katliamı ve Gizlenen Gerçekler” konusunu ele alırken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul,Maraş Katliamı ve Günümüzdeki Yansımaları” hakkında bilgi verecek. Katliamdan bir yıl sonra Maraş’a giderek katliamı yaşayan kadınlarla görüşüp Kıran Resimleri adında kitaplaştıran Yazar İnci Aral ise katliam sonrası travma ve tanıklıklarını aktaracak.

    MARAŞ KATLİAMI DAVASI SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

    Moderatörlüğü Gazeteci Şükrü Yıldız tarafından yapılacak ikinci oturumda Maraş Katliamı davasının avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu ve Seyid Sönmez 38 yıllık adalet arayışı hakkında sunum yapacak.

    Konferansta son olarak Maraş Girişimi Eşbaşkanı Mehmet Üstek, Maraş Girişimi’nin Rolü ve görevleri üzerine bir sunum yapacak.

    AVRUPA PARLAMENTOSU MİLLETVEKİLLERİ DE SUNUM YAPACAK

    Konferansta Avrupa Parlamentosu milletvekillerinden, Avrupa Konservatif ve Reformist Grubu’ndan Mark DEMESMAEKER, Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’ndan Costas MAVRIDES, Yeşiller Grubu’ndan Bodil VALERO da birer sunum gerçekleştirecek.

    (ES)

     

  • Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmaya ceza, meclis gündeminde

    Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmaya ceza, meclis gündeminde

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmaya katılanlara verilen para cezası HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü tarafından Meclis gündemine taşındı.

    Dersim HDP Milletvekil Alican Önlü’nün Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinde “Anayasa’ya  ve uluslararası sözleşmelere göre hak kabul edilen ve korunan eylemlerin, idarelerce suç ya da kabahat olarak değerlendirilmesi ve cezalandırılmasının hukuki karşılığı nedir?” denildi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ CEZALANDIRILIYOR”

    Önlü, bu tür eylemleri suç ya da kabahat olarak değerlendirmenin düşünce ve ifade özgürlüğüyle bağdaşmayacağını belirttiği önergede ayrıca şu sorulara da yanıt verilmesini istedi:

    “DİĞER CEZALARIN AKİBETİ NE OLDU?”

    1. Dersim’de, yurttaşlara hangi basın açıklamaları ve etkinliklere katıldıkları gerekçe gösterilerek haklarında idari para cezası kesilmiştir?
    2. Dersim’de temel hak ve özgürlükleri için basın açıklamaları ve anma etkinliklerine katıldıklarından dolayı kaç kişiye idari para cezası verilmiştir? Kesilen para cezasının toplam miktarı ne kadardır?
    3. Dersim 37-38 Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasına katıldıkları gerekçe gösterilerek kaç vatandaşımıza idari para cezası kesilmiştir?
    4. Anayasası’na ve uluslararası sözleşmelere göre hak kabul edilen ve korunan eylemlerin, idarelerce suç ya da kabahat olarak değerlendirilmesi ve cezalandırılmasının hukuki karşılığı nedir?
    5. 03.2017 tarihinde Dersim’de yaptığınız konuşmada Kılıçdaroğlu’na atıfda bulunarak “Dersim’i, Dersim’de yaşanan o vahşeti tekrar bir özeleştiriyle bu ülkenin gündemine getirelim dediğimizde, adını bile anmaktan korkuyor” ifadesinde bulunmuştunuz. Ancak iktidarınızın 37-38 Dersim katliamında yaşamını yitirenlerin anmasına dahi tahammül edemediği bir süreçte bu katliamı ülkenin gündemine nasıl getirmeyi düşünüyorsunuz?
    6. Yine konuşmanızda ‘O günün tek parti yönetimi Cumhuriyet Halk Partisi, “Dersim bir çıban başıdır” dedi. Bütün buradaki vatandaşlarımızı yok ettiler, acımasızca üzerlerine bombalar yağdırdılar, yaşlarını büyütüp idam ettiler. Şimdi o günlerle yüzleşmek için “Gelin bu ayıbı kaldıralım, geçmişin acılarını saralım” diye Kılıçdaroğlu’na atıflarda bulunmuştunuz. İktidarınız döneminde Dersim, Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin’de yaşanan vahşetle yüzleşmek, sizin söyleminizle “bu ayıbı kaldırmak” için Hükümetinizce nasıl bir yol izlenecektir?  (HABER MERKEZİ

     

  • Munzur Çevre Derneği: Nefes aldığımız alanlar bir bir yok ediliyor-VİDEO

    Munzur Çevre Derneği: Nefes aldığımız alanlar bir bir yok ediliyor-VİDEO

    PİRHA-Munzur Çevre Derneği, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla İstanbul Taksim’de Galatasaray Lisesi önünde saat 19.00’da bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, nefes alınan alanların bir bir yok edildiği belirtilerek, buna karşı mücadeleden vazgeçilmeyeceği vurgulandı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dernek, sulara el konulmasına, HES’lere, nükleer santrallere, siyanürlü altın işletmeciliğine, “kentsel dönüşüm” projelerine, kentlerin orman alanlarının, doğal güzelliklerinin yağmalanmasına, su havzalarının yok edilmesine karşı akşam saat 19.00’da Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına Karadeniz İsyanda Platformu, KHK ile kapatılan Tv10 yöneticilerinden ve Tv10’da yayınlanan Vatis programının sunucusu Veli Haydar Güleç katıldı.

    Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen’in okuduğu basın açıklamasında 1972 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “5 Haziran Dünya Çevre Günü” olarak ilan edilmesi hatırlatılarak, “Daha fazla kar ve sömürü hırsı için dünyanın kirletilmesinde başrol oynayan emperyalist Devletler, bir yandan doğayı ve yaşam alanlarımızı yok ediyor, diğer yandan yaptıkları zirvelerle günah çıkartmaya çalışıyorlar” denildi.

    “KENTLERİMİZ, ORMANLARIMIZ, RANTA-TALANA KURBAN EDİLİYOR”

    “Nefes aldığımız alanlar bir bir yok ediliyor” denilen açıklamada, “Bugün dünyanın birçok yerinde ağaç dikme, çevreyi temizleme ve çeşitli etkinliklerle doğanın bize sunduğu güzellikler korunuyor ve zenginleştiriliyor. Ancak yaşadığımız topraklarda ise bu durum tam tersine dönmüş durumda. Nefes aldığımız alanlar bir bir yok ediliyor, kentlerimiz, sokaklarımız, ormanlarımız, yaylalarımız sermayedarlar tarafından ranta-talana kurban ediliyor ve insansızlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerde bugün burada bu saldırıları bir kez daha teşhir etmek ve her türlü saldırılara karşı yaşam alanlarımız için mücadele etmekten asla vaz geçmeyeceğimizi bir kez söylüyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    “BU MÜCADELE NEFES ALIP VEREN TÜM İNSANLIĞIN MÜCADELESİ”

    Bu mücadelenin nefes alıp veren tüm insanlığın mücadelesi olduğunun belirtildiği açıklamada, şunlar dile getirildi:

    “Korkuyorlar çünkü; Gezi Parkı’nı yıkmaya kalkıştıklarında milyonlar sokağa döküldü ve aylarca süren bir İsyan başladı. Gezi’de patlak veren çevre talanı ve mücadelesi her geçen gün yeni bir boyut kazanarak tüm kesimin gündemine girdi. Korkuyorlar çünkü; Gezi bilinciyle Sinop ve Mersin Akkuyu halkı, Nükleer santrallere karşı sokaklara döküldü. Korkuyorlar çünkü; Tokat ve Dersim halkı “HES yapma boşuna yıkacağız başına ”sloganlarıyla sokaklara indi. Korkuyorlar çünkü; Havva ana, Karadeniz’in doruklarından “Devlet kimdir? Devlet biziz. Biz halkız” dedi ve bütün Artvin halkı bunun üzerine sokaklara dökülerek “Cerrattepe geçilmez, Artvin halkı yenilmez” mesajı verdi. Korkuyorlar çünkü Maraş-Terolar’da bulunan Alevi köylerindeki kadınlar bu bilinçle günler süren bir direniş ördü ve “Ovama dokunma” dövizleriyle yaşam alanlarına sahip çıktı. Korkuyorlar çünkü: Cizre, Nusaybin, Sur, Derik, Şırnak gibi Kürt kentlerinde yaşayan halkın evlerini, mahallelerini, köylerini ve kentlerini savaş uçaklarıyla, tankla, topla yerle bir ederek taş üstünde taş bırakmadılar. Kürt halkı yapılan onca katliama ve saldırılara rağmen yaşam alanlarını hala savunuyor ve kentlerini, evlerini egemenlerin sermayesine peşkeş çekmesine izin vermeyeceklerinin mesajlarını veriyorlar.”

    “BÜYÜKNOHUTÇU ÇİFTİNİ ÖLDÜRENLER DERSİM’İ SU ALTINDA BIRAKMAK İSTEYENLERDİR”

    Antalya’da taş ve maden ocaklarının kapatılması için mücadele eden çevreciler, Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Ayşin Büyüknohutçu’nun katledilmesine de değinilen açıklamada,”Büyüknohutçu çifti, daha önce defalarca ölümle tehdit edilmiş, fakat yine de mücadelelerinden vazgeçmemişlerdir. Ve sonunda rant projelerinin mimarileri çifti evinde 10 Mayıs günü katlettiler. Ali ve Ayşin çiftinin katilleri aynı zamanda Sur’u yerle bir edenlerdir, Dersim’i sular altında bırakmak isteyenlerdir, Tokat’a, Artvin’e HES yapımlarıyla saldıranlardır” denildi.

    Çevre ve doğa mücadelesi bir gün ile sınırlandırılamaz onun için her gün sokakta, her gün isyanda olacağız” diyen Munzur Çevre Derneği üyeleri, “Bu mücadeleyi doğa ve yaşam savunucuları olarak Tokat’tan Artvin’e, Terolar’a, Sur’a oradan Sinop’a ve Dersim’e büyüteceğiz” sözünü verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Ankara katliamcılardan biri yaşıyor diğeri aranıyor!

    10 Ekim Ankara katliamcılardan biri yaşıyor diğeri aranıyor!

    Adli Tıp Kurumu raporlarına göre 10 Ekim Ankara katliamını yapan canlı bomba Yunus Emre Alagöz nüfus kayıtlarına göre halen yaşıyor, Ömer Deniz Dündar ise İçişleri Bakanlığının “Aranan Teröristler” listesinde bulunuyor.

    Devrimci İşçi sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlediği “Barış Mitingi”ne yönelik gerçekleştirilen katliamda ilginç bir bilgi daha ortaya çıktı.

    101 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısını gerçekleştirdiği belirtilen Adıyaman nüfusuna kayıtlı Yunus Emre Alagöz, nüfus kayıtlarına göre halen yaşıyor.

    NÜFUS KAYDINDA SAĞ GÖRÜNÜYOR

    Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS) üzerinden 2 Haziran 2017 tarihinde alınan kayıtlara göre, 18 Temmuz 1990 Adıyaman doğumlu Yunus Emre Alagöz, Nüfus Kayıt Örneği’ndeki “olaylar ve tarihler” bölümünde “sağ” olarak görülüyor.

    10 Ekim Ankara katliamı dava dosyasında bulunan savcılık raporları, Adli Tıp Kurumu raporlarında “maktul” sıfatıyla anılan Yunus Emre Alagöz’ün nüfus kayıtlarından neden sağ olarak göründüğü soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

    MAAŞ MI ALINIYOR?

    Oysa aynı kayıtlara göre, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yakalandığını iddia ettiği ve 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç katliamını gerçekleştiren Yunus Emre Alagöz’ün kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise ölü görünüyor. Kimi hukukçular, ailenin, Alagöz üzerinden alınan bir maaş dolayısıyla ölümü bildirilmemiş olabileceğine işaret ediyor.

    İÇİŞLERİ BAKANI DA DİĞER BOMBACIYI ARIYOR

    Öte yandan Ankara katliamını gerçekleştirdiği belirtilen yine Adıyaman doğumlu Ömer Deniz Dündar’ın ise halen İçişleri Bakanlığının “Aranan Teröristler” listesinde yer alması ise dikkat çekiyor.

    ESKORT EŞLİĞİNDE VE POLİS ARAMALARINDAN GEÇİP GELDİLER

    101 kişinin ölümüne neden olan ve halen kayıtlarda “yaşadığı” görülen Yunus Emre Alagöz ve DAİŞ ekibinin katliamdan önce Antep’ten Ankara’ya eskort eşliğinde geldikleri ve polis noktalarından rahatça geçtikleri yönünde çok sayıda bilgi ve belge ortaya çıkmıştı.

    Yine Yunus Emre Alagöz ile diğer bombacı Ömer Deniz Dündar ile ilgili daha önce ortaya çıkan bilgiler de şüpheleri derinleştirmişti. Adıyaman’da bazı ailelerin Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı’na yaptıkları şikâyetlerin ardından savcılık soruşturması başlatıldığı, telefon dinlemeleriyle Adıyaman’daki DAİŞ bağlantısı olan “Dokumacılar” hücresinin deşifre edildiği, Ömer Deniz Dündar’ın gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığı, Yusuf Alagöz ile telefon konuşması yapan Yunus Emre Alagöz’ün de dinlenen telefonda kardeşine “…Belki seninle son görüşmem. … Allah için sana vasiyetim, yani aileye sahip çık Yusuf, Vallahi burası kadar … bir yer yok. Burası kadar güzel bir yer yok. Daha iki tane kardeşi gömdük tez hemen gömdük, gittiler abilerine kavuştular yani daha bir saat olmadı kendim gömdüm yani kardeş Allah yolunda paramparça olmuşlardı” dediği ortaya çıkmıştı. Bütün bunlara rağmen katliam gerçekleşti.  (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Dedesi Öztürk: Valiliğin kararı Aleviliğinizi aşikar yaşamayın tehtididir-VİDEO

    Alevi Dedesi Öztürk: Valiliğin kararı Aleviliğinizi aşikar yaşamayın tehtididir-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin IŞİD tehtidine karşı cemevlerine güvenlik önlemi alınması kararına Alevilerin eleştirileri sürüyor. Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk bu kararın Aleviliğinizi aşikar yaşamayın dercesine bir tehdit olduğunu belirtti.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk Ankara Valiliği’nin cemevlerine güvenlik önlem alınması kararına tepki gösterdi. Öztürk bu kararın Alevileri baskılamak, tehdit altına almak, bir nevi onlara geri adım attırmak ve birarada gösteri yapmalarını, ibadet etmelerini, toplantı yapmalarını geriye doğru püskürtmek amacıyla yapıldığını düşündüğünü belirtti.

    “ALEVİLERİN IŞİD’E KARŞI YAPTIĞI EYLEMLER ONLARI PSİKOLOJİK OLARAK GERDİ”

    “Bireyi korumak devletin işidir” diyen Öztürk, Alevilerin kendini korumakla ilgili bir güvenlik gücü hatta devletin böyle bir şey söylemesinin dahi bu katliamlardan haberdar olduğunu ve katilleri tanıdığı anlamına geldiğini vurguladı.

    Bu konunun ısıtılıp ısıtılıp Alevilerin önüne konulmasını çok manidar bulduğunu ifade eden Öztürk, uzun zamandır Alevilerin IŞİD’e karşı yaptıkları eylemlerin ve açıklamaların psikolojik olarak onları gerdiğini kaydetti.

    “ALEVİLERİN BURNU DAHİ KANADIĞINDA SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Sefa Öztürk Dede, Alevilerin ne pahasına olursa olsun ibadetlerinden, düşüncelerinden ve ideolojilerinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizerek, “Alevilerin burnu dahi kanadığında sorumlusu bu devlettir. Yani ‘IŞİD’tir, şudur budur’ diyerek terör örgütlerine Alevileri hedef haline getirmeleri hoş bir durum değil, hatta manidardır diye düşünüyorum” dedi. (S.A)

  • Dersim Kültür Festivali’nde soykırım politikalarına karşı mücadele çağrısı yapıldı-VİDEO

    Dersim Kültür Festivali’nde soykırım politikalarına karşı mücadele çağrısı yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDK) ve Avrupa Dersim Birlikleri Federasyonu’nun (ADEF) ortaklaşa düzenledikleri Dersim Kültür Festivali etkinlikleri büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi.

     Cuma günü panel ve birlik cemi ile başlatılan Dersim Kültür Festivali, Cumartesi günü de büyük bir coşku ile devam etti.

    Sabah saatlerinden itibaren Avrupa’nın değişik ülkelerinde bir çok kişi otobüsler ve arabalarla Frankfurt’a Dersim Kültür Festivali’nin yapıldığı alana akın etti.

    Festival alanında Cuma akşamından itibaren Dersim kültürünü tanıtan standlar açıldı. Kimi standlarda yöresel yemekler yapılırken, kimisinde ise Dersim kültürüne ait giysi ve takılar yer aldı.

    AT SIRTINDA GELİN GETİRME GELENEĞİ CANLANDIRILDI

    Festivale katılan bir çok kadının giydiği yöresel kıyafetler ise festival alanını renkli bir bahçeye çevirdi. Yoğun yağmura rağmen alanda büyük coşku hakimdi.

    Festival alanının en çok ilgi çeken etkinliklerinden biri de Dersim düğünü idi. Yapılan sembolik düğün alayında unutulmaya yüz tutmuş at sırtında gelin getirme geleneği yaşatıldı. Gelin alayı, at sırtında gelen geline, sahneye kadar eşlik etti. Sahnede gelinin üstüne şekerler atılarak, daha sonra davul zurna eşliğinde halaylar çekildi.

    Festivalin bir diğer ilgi çeken etkinliği ise dans grupları idi. Tanz Akademie Köln ve Aschffenburg Ermeni Halk oyunları grubu güçlü sahne performansları ile katılanları büyüledi. Ayrıca Dersim yöresine ait Varvara oyunu da sergilendi.

    DERSİM’DE YÜRÜTÜLEN ASİMİLASYON POLİTİKALARINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Hülya Şimşek ve Nevzat Şahin’in moderatörlüğünde yapılan açılış konuşmasının ardından,  festivalin açılış konuşmasını Pir Rıza yağmur yaptı. Dersim’de yürütülen asimilasyon politikalarına değinen Yağmur, Dersimlilerin kendi dillerini konuşmaları gerektiğini belirterek, inanca ve kültüre de sahip çıkılması gerektiğine vurgu yaptı. Dersim Tertelesi’nin 80. yılında katliamların devam ettiğine işaret eden Yağmur,“Bize yönelik yüz yıllardır soykırım ve katliamlar yapılıyor. Katliamlara ve karanlığa karşı aydınlık mücadelesi devam ediyor. Biz kendi topraklarımızda bu katliamlara karşı mücadele içerisindeyiz” dedi.

    Festival organizesini yapan kurum temsilcileri FDG Başkanı Metin Bozdağ, ADEF Başkanı Muharrem Erdoğan, FEDA Eş Başkanı Bedrana Yıldırım da birer konuşma gerçekleştirerek, ortak mesajlar verdi

    DTK Eş Başkanı Hatip Dicle Dersim’de olduğu gibi Alevilere yönelik soykırımın yüzyıllardır devam ettiğini belirtti. Katliamcı zihniyetin, bugün AKP ve DAİŞ şahsında devam ettiğini ifade eden Dicle, yapılanlara karşı mücadeleyi sürdürmek gerektiğini vurguladı.

    HDK Avrupa Eşsözcüsü Demir Çelik ise soykırım politikalarına dikkat çekerek, “Bugün biz demokratik kesimler Avrupa’da HDK çatısı altında birleşmeli ve mücadelemizi geliştirmeliyiz. Ancak bu şekilde soykırımların önüne geçebiliriz” diye konuştu.

    Dersim HDP Milletvekili Alican Önlü konuşmasını zazaca yaptı. Önlü AKP’nin Dersim’e yönelik politikalarına değinerek, birlikte mücadelenin önemini dile getirdi.

    Festivalde müzik dinletisi de vardı. Grup Simurg, Yekşa, Dengê Xwezayê, Grup Munzur, , Hasan Sağlam, Gülseren Kılıç,Kadri Karagöz, Hasan Ali, Umut Altınçağ sevilen eserlerini seslendirdi.

    Festivalde tiyatro gösterimi de yer aldı.

    Elif SONZAMANCI

    [su_slider source=”media: 64383,64382,64381,64380,64378,64377,64257,64255,64254,64253,64249,64245,64246″ link=”post” width=”960″ height=”540″]Ülkenin muhaliflerine karşı uygulanan bu düşman hukuku rejimine bir son verilmelidir[/su_slider]

     

  • Köse: Aşure günlerini yasaklayanların türküleri yasaklaması sürpriz olmadı-VİDEO

    Köse: Aşure günlerini yasaklayanların türküleri yasaklaması sürpriz olmadı-VİDEO

    PİRHA- Ankara Valiliği’nin kent genelinde “güneş battıktan sonra” ateş yakılıp  türkü söylenmesini, halay çekilip slogan atılmasını yasaklamasına tepkiler devam ediyor. PİRHA’ ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse “Aşure günlerini dahi yasaklayan bir zihniyetin bu kararı sürpriz olmadı” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Ankara Valiliği’nin 26.05.2017 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) gerekçe gösterilerek akşam hava karardıktan sonra ateş yakmanın, türkü söylemenin, halay çekmek ve slogan atmanın yasaklanmasına ilişkin kararını değerlendiren KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse “Ankara valiliğinin aldığı karar bizim için sürpriz bir karar değil. Çünkü hepimiz biliyoruz ki aslında  OHAL ile birlikte, hatta daha öncesi 10 Ekim Katliamı’nın hemen akabinde Ankara Valiliği’nin sık sık yasaklama kararları ile yüz yüze kaldık. Hata toplumun tüm dinamikleri de bu yasaklama kararlarından etkilendi. Aşure günleri dahi yasaklandı” dedi.

    Bunun çeşitli biçimlerde mücadelesini de yürüttük. Alınan son kararı süreklilik haline getirilmiş OHAL’in sonuçları olarak değerlendirebiliriz. Çünkü  Cumhurbaşkanı Erdoğan işverenlere yaptığı konuşmada ‘size ne ki, bu yasağın size hiçbir zararı yok’ demişti, değerlendirmesinde bulunan Köse “Evet, biz bunun farkındayız. Yasak aslında haklı talepleriyle sokakta olan ve çeşitli biçimde taleplerde bulunan işçi hareketinin bütün bölümlerini ilgilendiriyor. Bu yasaklar bunun için alınıyor. Çünkü dikkat ederseniz 16 Nisandan hemen sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partili cumhurbaşkanı olmasından sonra, ilk icraatlarından biri cam işçilerinin grevinin yasaklanması oldu. Ankara’daki bu yasakları da bu anlamda bağlantılı olarak düşünmeliyiz” dedi.

    “MÜCADELEMİZDEN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Geri adım atmayacaklarını belirten Köse “Evet, ister bireysel, ister örgütsel olsun sürdürülen halklı mücadeleyi toplumun gözünden kaçırmak bunun kamuoyuna yansımalarını engellemek haksızlıklarını, hukuksuzluklarını ve fiili olarak kendileri de haksız olduklarını bilmelerine rağmen fiili olarak uyguladıkları bu hak gasplarının ortaya dökülmesinden imtina ediyorlar. Evet, Yüksel caddesindeki eylemlerin bununla bire bir bağlantısı var. KESK’in Cumartesi eylemlerinin bununla bağlantısı var. Biliyorsunuz oda hafta sonunda yasaklandı çeşitli tehdit ve çeşitli nedenlerle.

    Şimdi ne demektir hava karardıktan sonra şarkı söylememek, türkü söylememek bu işin artık hangi boyutlara vardırıldığının ve bundan sonra nelerle yüz yüze olacağımızın da göstergesidir. Haksız bir karardır. KESK olarak uzunca bir süredir yasaklama kararları ile yüz yüzeyiz. Ama bu bizim mücadeleden geri adım atacağımızı, imtina edeceğimizi göstermeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “YASAKLAR SORUNLARI ORTADAN KALDIRMAZ”

    Yasakların kendi karşıtını doğurduğunu belirten Eş Başkan Köse “Çünkü biz OHAL’in ve Ankara Valiliği’nin yasakları döneminde de birçok eylem gerçekleştirdik. Toplumun özgürlük, eşitlik, emeğin halkları son süreçte yüz yüze kaldığımız bu haksız işten atmaları vs yasaklamalarla ortadan kaldıramazsınız. Ancak yasaklarla değil, Ankara Valiliği de buna dâhildir. Yasaklarla değil, her tarafı insanlar için güvenli hale getirerek, insanların haklı talepleri için stant kurmalarını, eylem yapmalarını yasaklayarak değil, bunun önünü açarak ve bu konularda adım atarak.

    Bu haklı taleplere cevap vererek yerinde ve anlamlı cevaplar vererek adım atmalılar. Çünkü yasaklar her zaman kendi karşıtını doğurmuştur. Bir konuda ne kadar çok insanların üzerine gelirseniz o kadar farklı mecralara akar olaylar zaten bunun örneklerini de yaşadık” tespitinde bulundu.

    “HAKSIZLIKLARIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN YASAK GETİRİYORLAR”

    Tutuklanıp cezaevine konulan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in durumlarına da dikkat çeken Köse  son olarak şunları belirtt “Yani 2 insan kendi bedenini ölüme terk etti. Son derece haklı bir taleple, yani ‘işimi geri istiyorum’ talebi ile bu noktada çeşitli eylemler geliştirdiler. Aslında Ankara’da peş peşe gerçekleşen katliamların önünü kesemeyen Ankara Valiliği ve emniyet güçleri, tekil insanları avlama peşinde dolaşıyor. Neden? Bunun bir tanecik nedeni var. Bunu hepimiz biliyoruz. Haklıyız ve haklı taleplerimizin kamuoyuyla paylaşılmasını engellemektir. Haksızlıklara devam etmek için, hukuksuzluklara, kuralsızlığa devam etmek için bunu yapıyorlar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Dersim Kültür Festivali başladı: “Dersimliler kimlikleriyle buluşmalı”-VİDEO

    Dersim Kültür Festivali başladı: “Dersimliler kimlikleriyle buluşmalı”-VİDEO

    PİRHA- Aylardır hazırlıkları devam eden ve bu yıl Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDK) ve Avrupa Dersim Birlikleri Federasyonu’nun (ADEF) ortaklaşa düzenledikleri Dersim Kültür Festivali Cuma günü büyük bir coşku ile başladı.

    Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan festival, sunumunu FDG Genel Sekreteri Kemal Karabulut’un yaptığı „Oral History Projekt 80. Yılında Tertele tanıkları anlatıyor“ konulu belgesel ile start aldı.

    Belgesel gösteriminin ardından, “Soykırım kıskacında Dersim“ başlığı ile bir panel yapıldı. Moderatörlüğünü Ali Güler’in yaptığı panele konuşmacı olarak, Kazım Cihan, Cemal Taş, Zilan Diyar ve Erdoğan Yalgın katıldı.

    Panelde ilk konuşan Zilan Diyar dilin ve kültürün soykırımdan geçen toplumlar için önemine değindi. 38’in kendileri için bir milat olduğunu kaydeden Dilar, “ Yüzleştiğin zaman güce dönüşen, yüzleşmediğin zaman o kimliği dağıtan bir travma 38. Hepimizin bu travmadan payına düşen var. Soykırımla yüzleşmek devletlerin özründen mi ibarettir, yoksa buna uğrayan halkın kendi farkındalığını korumasımıdır. Sadece canlar yitirilmedi. Kendi kimliğimizle nasıl buluşacağız. Önemli olan budur“ dedi.

    Diyar’ın ardından Kazım Cihan söz aldı. Cihan, Dersim’in tarihsel koşullarını anlamaya gayret ettiklerini ifade ederek, egemen ulus devlet konseptinin tekçiliği yarattığını söyledi. Buna medeniyet dendiğini, ilericik olarak görüldüğünü belirten Cihan, “Devleti olan medeni olarak görülüyor. Selçuklular, Osmanlılar devlettir medeni olarak görülüyor. Kürtler medeni görülmüyor, çünkü dağlara kaçmışlardı“ şeklinde konuştu.

    Daha sonra konuşan Dersimli sözlü tarihçi Cemal Taş sunumunu Zazaca yaptı. Dersim katliamı tanıklarıyla görüşen Taş, konuştuğu kişiler arasında 12 tanığın hikâyesini seçerek “Dağların Kayıp Anahtarı” adıyla kitaplaştırmıştı. Taş katliamın canlı tanıklarının anlatımlarından yola çıkarak Dersim’in hem coğrafi hem de kültürel konumuna değindi.

    Panelde son olarak Erdoğan Yalgın söz aldı. Yalgın soykırım süreçlerini tarihten günümüze aktardı. Tek tanrılı dinlerin bulunduğu topraklarda devletleştiğini ve alt kültürlere zulum uyguladığını belirten Yalgın,“ Soykırımların, acıların dinmediği zamanlar tek tanrılı dinlerden itibaren başlamış ve günümüze kadar gelmiştir“ dedi.

    Elif SONZAMANCI

    [su_slider source=”media: 64163,64164,64165,64166,64166,64167,64165,64164,64163,64162″ link=”post” width=”960″ height=”540″]Ülkenin muhaliflerine karşı uygulanan bu düşman hukuku rejimine bir son verilmelidir[/su_slider]

  • Aydın Deniz: Çorum Katliamı’yla yüzleşmek gerek

    Aydın Deniz: Çorum Katliamı’yla yüzleşmek gerek

    PİRHA-1980 Mayıs ve Temmuz aylarından yaşanan Çorum Katliamı’na ilişkin konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, geçen sene yapılan anmalarda yaşanan provokasyonu hatırlatarak, herkesin kitlesel olarak anma için Çorum’a gidip yaşanan katliamı halka anlatılması gerektiğini söyledi.

    Haberin Videosu

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Çorum Katliamı’na ilişkin PİRHA‘ya konuştu. Deniz, medyada Alevi katliamlarının hiçbir şekilde yer almadığını söyleyerek, “Sadece Sivas’ta kitlesel olduğumuz için iki satırla geçiştiriliyor” dedi.

    “Çorum’u son zamanlarda Alevi hareketi ciddi şekilde sahiplenmeye başladı. Orada yavaş yavaş kitlesel bir anma etkinliği yapılmaya başladı” diyen Deniz, geçen seneki provokasyona karşı bu sene de daha güçlü bir katılımın olması gerektiğini vurguladı.

    “ÇORUM’U ÖNEMSEYİP MARAŞ’A YÜKLENMEMİZ GEREK”

    Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sırf Çorum sahiplenilmesin, oradaki Aleviler alana inmesin, anma yapmasın, dışarıdan insanlar gelmesin mantığıyla yapılan girişimleri boşa çıkartacağız, çıkartmak zorundayız. Çorum’u önemseyip arkasından da aynı kararlılıkla Maraş’a yüklenmemiz gerekiyor. Çünkü Alevi hareketinin Sivas, Çorum ve Maraş olmazsa olmazıdır. Diğer katliamlarla yaşadıklarımızı da kenara koymuyoruz ama oranın halkıyla yüzleşmek gerekiyor, bu katliamı onlara anlatmak gerekiyor. Şuan Sivas’ta bizim ilk yıllarda 100 kişi gittiğimizde yapılan provokasyonları da biliyoruz, bize bakılan gözleri de biliyoruz. Ama şuan Alevileri kabullenmiş durumda Sivas halkı. Yarın Maraş ve Çorum halkı da bunu kabul etmek zorunda. O yüzden Alevi hareketinin böyle bir sorumluluğu var. Oralara yüklenip gereken ilgiyi fazlasıyla göstermek zorunda.” (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak durumundayız!

    Kenanoğlu: AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak durumundayız!

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, Evrensel gazetesindeki köşesinde “Alevilere Nasrettin Hoca tedbiri” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, IŞİD saldırısı olabileceği iddiasıyla Ankara Valiliğinin Alevi kurum başkanlarıyla görüşmesini eleştirdi. Kenanoğlu, “Alevilerin IŞİD’in hedefinde olması öyle şaşılacak bir şey değildir. Üstelik de Aleviler Türkiye’de sadece IŞİD’in hedefinde değil silahlı eylem yapan tüm İslami örgütlerin hedefindedir” dedi. Kenanoğlu, “Ankara Valisi Alevi kurumlarına “tedbir” alın uyarısı yaparken biz de AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak ve sorgulamak durumundayız” ifadesini kullandı. 

    Ankara Valiliğnin, IŞİD’in geçtiğimiz pazar günü Dikmen’de sivil toplum kuruluşlarını hedef alan saldırı hazırlığında olduğunun tespit edilmesinin ardından geçtiğimiz günlerde Alevi kurumlarının başkanlarıyla görüşmesinin yankıları sürüyor. Valilik görüşmeye katılan Alevi kurum başkanlarına IŞİD’li militanların cebinden Dikmen’de bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfına ait krokiler çıktığını ve Alevi kurumlarının hedef olduğunu söylemişti.

    “ALEVİLER TÜM SİLAHLI İSLAMİ ÖRGÜTLERİN HEDEFİNDE”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu, Evrensel gazetesindeki köşesinde “Alevilere Nasrettin Hoca tedbiri” başlığıyla kaleme aldığı yazısında “Alevilerin IŞİD’in hedefinde olması öyle şaşılacak bir şey değildir. Üstelik de Aleviler Türkiye’de sadece IŞİD’in hedefinde değil silahlı eylem yapan tüm İslami örgütlerin hedefindedir” dedi.

    “Ankara Valisi Alevi kurumlarına “tedbir” alın uyarısı yaparken biz de AKP iktidarının IŞİD konusunda ne kadar tedbir aldığını sormak ve sorgulamak durumundayız” diyen Kenanoğlu, ” Zira IŞİD’in yaptığı 10 Ekim Ankara Katliamı’nın davaya yansıyan detayları ortaya çıktıkça IŞİD’e karşı tedbir alması gerekenin en başta Ankara Valiliği olduğunu görebiliyoruz” diye yazdı.

    Kenanoğlu, “Aleviler sadece IŞİD tarafından mı tehdit altında ya da sadece İslami terör örgütlerinin mi tehdidi altında? Bu sorunun cevabını geçmişten günümüze Türkiye Cumhuriyetinin tarihine baktığımızda anlarız. Alevilerin de vergileriyle istihdam edilen Türkiye Cumhuriyetinin güvenlik güçlerinin de zaman zaman Alevilere tehdit oluşturduğunu görebiliyoruz” ifadesini kullandı.

    Ali Kenanoğlu yazısında şunları dile getirdi:

    Gezi direnişinin 4. yıl dönümünde olduğumuz şu günlerin, devletin polisi tarafından katledilen Alevi gençlerinin de ölüm yıldönümleri olduğunu biliyoruz. Gezi direnişi esnasında katledilen Alevi gençlerin katili olan polislere ne oldu, hepsi görevi başında elinde silah Alevileri IŞİD’e karşı korumak için(!) görev yapıyorlar.

    Okmeydanı Cemevinin avlusunda katledilen Uğur Kurt’un katili ne durumda; katil olduğu mahkeme kararıyla da tescil edilen Polis Sezgin Korkmaz’a Uğur Kurt’u öldürmekten dolayı 12 bin lira para cezası verildi. Katil polis bu karara itiraz ederek 12 bin lirayı çok buldu. Bu duruma tepki gösteren Anne Güllünaz Kurt ise “12 bin lirayı da ben ödeyeyim de boynuna madalya olarak taksınlar” dedi. 

    Uğur Kurt olayı başta olmak üzere geriye doğru tüm Alevi katliamlarında yaşananların sonucunda bizzat devletin katilleri koruyup kolladığı görülmektedir.

    Yine 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Otelinde 35 kişinin yakılarak katledilmesine ilişkin geçtiğimiz hafta görülen davada, mahkemenin yurt dışında yaşayan iki sanık hakkında yeniden iade talebinin Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce reddedildiğini öğrendik. Adalet Bakanlığına bağlı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün idari birim yetkisini aşarak mahkemeye ‘Zaman aşımını değerlendirin, bu kişiler hakkında davayı düşürün’ uyarısında bulunması Alevilerin katillerinin nasıl korunup kollandığını da ortaya koymaktadır.

    Maraş Katliamı davası, Dersim Katliamı sonuçlarının halen dahi ortadan kaldırılmaması, Gazi Katliamı ve sonuçları bize hep aynı şeyi söylemektedir. Hükümetin Alevileri IŞİD tehdidine karşı uyarması Nasrettin Hoca’nın dört tarafı açık ama kapısının kilitli olduğu türbesi gibidir. 

    Alevilerin kendini koruması topyekün olarak T.C. hükümetlerinin değişmeyen ve bir devlet politikası olarak uygulanan bu politikalarına karşı demokrasi cephesinde güçlü bir şekilde yerini almasıyla olacaktır. 

    Dört tarafımız sarılmış durumdayken, ülkede Alevi olmanın işinden gücünden olmak için yeterli olduğu bir dönemde kapıyı kilitlemek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Alevilerin sorunu artık cemevi, din dersi, diyanet gibi sorunlar değildir. Alevilerin sorunu artık aş, iş sorunudur, hayatta kalma sorunudur. Bu sorunu aşmanın yöntemi de topyekün bu OHAL Türkiyesi’ne itirazı yükseltmekten geçmekte, demokrasi güçleriyle mücadeleyi arttırmaktan geçmektedir.

    Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

    https://www.evrensel.net/yazi/79206/alevilere-nasrettin-hoca-tedbiri

     

  • 02 HAZİRAN 2017 CUMA-GÜNDEM

    02 HAZİRAN 2017 CUMA-GÜNDEM

    -TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem, 35. haftada devam ediyor. Bu hafta eylemi Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği destek verecek.

    -Mehmet Ayvalıtaş, bugün mezarı başında anılacak.

    -78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ülkedeki baskı politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, yalnızca itiraz etmenin yetmediğini ve bir araya gelerek mücadele vermek gerektiğini belirttiler. Paylan PİRHA’ya konuştu.   GÖRÜNTÜLÜ

    -Ankara Kızılay Konur sokakta bulun İnsan hakları Anıtı’nın abluka altına alınmasına ilişkin halk röportajı. GÖRÜNTÜLÜ

    -Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Çorum Katliamı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Deniz, Alevi Katliamlarının hiçbirinin şuanki medyada yer almadığını söyledi.  GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin’de Hüseyin Cevahir anması. GÖRÜNTÜLÜ

    -2017 Dersim Kültür Festivali, bugün Almanya’nın Frankfurt kentinde başladı.

  • ‘iktidarın kurduğu barikatlara karşı, Aleviler, demokrat ve aydınlar direnmelidir’-VİDEO

    ‘iktidarın kurduğu barikatlara karşı, Aleviler, demokrat ve aydınlar direnmelidir’-VİDEO

    PİRHA- 37. Yılında Çorum Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Hasan Kılavuz, “Katliamcılardan hesap sorulmalıdır” diyerek, iktidarın barikatlarına karşı, gerek Alevilerin gerekse demokrat ve aydınların direnmesi gerektiğini söyledi. 

    Çorum katliamının üzerinden 37 yıl geçti. Geçen sürede Alevilere dönük bir çok katliamda olduğu gibi Çorum Katliamı’nda da geçen süreye rağmen gerçek failler yargılanmadı, katliamcılar hesap vermedi.

    1. Yılında Çorum Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Hasan Kılavuz, 80 yıl önce de Dersim’de 10  binlerce insanın katledildiğini hatırlatarak, şunları ifade etti;

    “ Çorum Katliamı’nın yaşandığı 1980 yılında kentlere MHP’li gençler ve polisler yerleştirildi. İktidarın bir kanadında MHP oldukça güçlüydü. Camiler ve benzeri yerlerde bir araya gelenler Alevileri hedef seçtiler. Onlarca canın yitirildiği, yüzlercesinin yaralandığı Çorum’da, Aleviler büyük bir zulüm yaşadı.”

    “O günden bugüne değişen ne oldu” diye soran Pir Kılavuz, değişen birşeyin olmadığını, Çorum sonrası da Alevilere dönük katliamların yaşandığını ifade ederek, “Bütün bunlara rağmen geri adım atılmamalı, direnilmeli, iktidarın kurduğu barikatlara karşı, gerek Aleviler gerekse demokratlar ve aydınlar direnmelidir” dedi.

    Diren Keser/MERSİN

  • Av. Özgür Piroğlu: Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler

    Av. Özgür Piroğlu: Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’de 35 insanın yakıldığı Sivas Madımak Katliamı Davası’ndaki son gelişmeleri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Hukuk Sekreteri aynı zamanda Hüseyin Karababa’nın avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu PİRHA’ya değerlendirdi. “AKP Hükümeti katillerden yana olan yanını sürdürecek mi yoksa mağdurların tarafına mı geçecek. Bunu hep beraber göreceğiz” diyen Piroğlu, katillerin peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. 

    PSAKD Genel Hukuk Sekreteri Av. Coşkun Özgür Piroğlu, bir önceki duruşmada 3 sanığın vatandaşlıktan çıkartılmasını mahkemeden talep ettiklerini hatırlatarak, “Mahkeme bizim talebimizi yerinde görerek İçişleri Bakanlığı’na yazı yazdı. İçişleri Bakanlığı bu talebe herhangi bir cevap vermiş değil. 3 katil Almanya’da yaşıyorlar. Almanya bu katilleri Türkiye’ye iade etmiyor. Bu 3 katil din adına cinayet işliyorlar” dedi.

    35 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Pir sultan Abdal etkinliklerini yapan Kültür Bakanlığı’nın da bu davaya hiçbir şekilde müdahil olmadığına dikkat çeken Av. Piroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu sıkıntıyı, bu yanlışlığı ve bu hukuki hatayı gördük bu hatayı görerek biz mahkemeye bu davaya müdahil olup olmayacağını Kültür Bakanlığı’na sormasını istedik. Mahkeme bizim bu talebimizi uygun buldu ve Kültür Bakanlığı’na yazı yazdı. Bu talebimiz üzerine mahkeme heyeti de bu davadaki konumunu yeniden değerlendirmek zorunda kaldı. İşin doğrusu AKP Hükümeti bugüne kadar hep katillerden yana oldu. Katillerden yana olan yanını sürdürecek mi yoksa mağdurların tarafına mı geçecek. Bunu hep beraber göreceğiz.”

    “HOLLANDA KENDİ VATANDAŞINA SAHİP ÇIKMIYOR”

    Sivas Katliamı’nda ölenlerden birinin ise Hollanda vatandaşı olduğundan Hollanda Hükümeti’nin de bu davaya müdahil olması gerektiğine dikkat çeken Piroğlu, “Ama Hollanda bu davaya hiçbir şekilde müdahil olmadı. Katillerden 3 tanesi Almanya’ya sığınmış durumda. Hollanda devleti Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Hollanda kendi vatandaşına sahip çıkmıyor. Bir sonraki duruşmada mahkemeden Hollanda Hükümeti’ne yazı yazmasını isteyeceğiz. Hollanda Hükümeti davaya müdahil olacak mı olmayacak mı?” dedi.

    “SİVAS’IN KATİLLERİ MUTLAKA HESAP VERECEKLER”

    Sivas’ın faillerinin peşini bırakmayacaklarını söyleyen Piroğlu, “Sivas’ın katilleri mutlaka hesap verecekler” dedi.

    “Sadet Partisi’nin Genel Başkanı olan Temel Karamollaoğlu bizim gözümüzde bir katildir” diyen Piroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sivas Katliamı’nın azmettiricilerinden birisidir. Kimse bizim Temel Karamollaoğlu ile barışmamızı istemesin. Mutlaka ve mutlaka Temel Karamollaoğlu’nun da bir gün bu davadan yargılanmasını sağlayacağız. Temel Karamollaoğlu da yaptıklarının hesabını verecektir. Asla ve asla Karamollaoğlu’nun kanlı ellerini sıkmayacağız. Hiç kimse bizden bunu beklemesin.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Mamak DAD ve PSAKD Başkanları: Valiliğin yasakları, dayatılan bir fermandır-VİDEO

    Mamak DAD ve PSAKD Başkanları: Valiliğin yasakları, dayatılan bir fermandır-VİDEO

    PİRHA-Ankara Valiliği’nin akşam saatlerinde halay çekme, ateş yakmak ve türkü söylemeye yönelik yasak kararını Demokratik Alevi Dernekleri Mamak Şube Eş Başkanı Hasan Altun ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş değerlendirdi. Alevi kurum başkanları konuşmalarında, yasağın kabul edilemez olduğunu vurguladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Eş Başkanı Hasan Altun, AKP iktidarının 16 Nisan referandum seçimlerinden sonra tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelmesinin ve 1 Mayıs’ın geçen yıllara göre daha kitlesel geçmesinin bu yasak kararların alınmasında etkili olduğunu söyledi. Altun, “Valiliğin bu açıklaması tek kelime dile başta Aleviler olmak üzere tüm toplumsal kesimleri baskı altına alarak korku salmaktır” dedi.

    Altun, eğitimciler Özakça ve Gülmen’in başlattığı ‘işimi geri istiyorum’ talepleri, açlık grevlerinin 76. gününde tutuklanmalarını, şişe cam işçilerinin geri adım atmadığı grev kararını, Metal- İş Sendikası’nın iş yerlerinde başlattığı grevleri hatırlatarak, yasakların, hak almaya yönelik sokaktaki tüm kesimlere valiliğin dayattığı bir ferman olduğunu ifade etti.

    Rakka’da IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitiren gezi direnişinin yıldönümü arifesinde bu direnişin simgelerinden kırmızı fularlı kadın Ayşe Deniz Karacagil’i da anan Altun, Pir Sultan Abdal’dan bir dörtlük ile “Devri daim olsun diyoruz” dedi.

    “SİVAS ANMASINDA TÜRKÜLERİMİZİ DE SÖYLEYECEĞİZ, SLOGANIMIZI DA ATACAĞIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş da, Ankara Valiliği’nin bu yasak kararının kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “İnsan haklarına, gösteri ve yürüyüş haklarına aykırı” diyen Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Önümüzdeki süreçte Sivas Madımak Katliamı’nın gerçekleştiği 2 Temmuz’da katledilenlerin anması var. Pir Sultan dernekleri olarak her yerde diğer kitle örgütleriyle bu anmaları yürütüyoruz. Eylem ve etkinliklerle ve genelde de akşamları olabiliyor. Şimdi biz bu karara rağmen Ankara’da olan bütün şubelerimiz Sivas Madımak katliamı protestoları yapacağız. Orada şarkılarımızı da söyleyeceğiz sloganlarımızı da atacağız. Madımak otelinde yanan canlarımızı da anacağız. Biz bunu kabul etmiyoruz.”

    “GEREKİRSE SİVİL İTAATSİZLİK HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ” 

    Valinin almış olduğu bu karara karşı gerekirse sivil itaatsizlik hakkını kullanacaklarını söyleyen Demirtaş, tüm bu kararların nedeninin ise OHAL olduğunu vurguladı. Demirtaş, “Memlekette OHAL’ i gerektiren ne şartlar var? OHAL’le meclis devre dışı bırakılmış, milletin iradesi yok sayılmış ve bakanlar kurulunun kararı ile milli güvenlik kurulunda toplanması ile alınan kararlar OHAL yasasına göre uygulanıyor” diyerek OHAL’in kaldırılması gerektiğini yineledi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ferhat Tunç: Diz çökmeyeceğiz, her şey onların istediği gibi olmayacak!-VİDEO

    Ferhat Tunç: Diz çökmeyeceğiz, her şey onların istediği gibi olmayacak!-VİDEO

    PİRHA- 4 Mayıs’ta Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleşen Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasına katıldığı için kendisine para cezası verilmesine tepki gösteren Sanatçı Ferhat Tunç, “Kefensiz toprağa düşen insanlarımızı anmak kadar doğal ve insani bir durum olamaz” dedi. “Onurumuza sahip çıkacağız, boyun eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz” diyen Tunç, “Her şey onların istediği gibi olmayacak” ifadesini kullandı. 

    4 Mayıs 2017’de Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleşen Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasına katıldığı için kendisine para cezası verilmesine Sanatçı Ferhat Tunç tepki gösterdi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi yöneticilerinden sanatçı Ferhat Tunç PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Bizim dedelerimizin, Dersim nüfusunun 1937-38 sürecinde dörtte üçünün katledildiğini biliyorum. Dolayısıyla kayıplarımızı, kefensiz toprağa düşen insanlarımızı anmak kadar doğal ve insani bir durum olamaz” dedi.

    “Dersim’de yaşanan bir trajediydi. Dolayısıyla bize göre 70 bine yakın insan katledildi. Kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden katlettiler” diyen Tunç, “Her sene yaptığımız gibi bu sene de anma yaptık” dedi.

    “DÜNYANIN HER YERİNDE ANMA OLUR”

    Başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın özür dilemesini hatırlatan Ferhat Tunç, şunları dile getirdi:

    “Biz fazla bir şey de beklemiyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun bir katliam olmuşsa ve bu katliamda insanlar ölmüşse bir anma olur. Dolayısıyla bir anma hakkımızın bile olmadığını, kayıplarımız için ağıt yakma hakkına bile sahip olmadığımızı gördük. Hakikaten çok trajik bir durum.”

    “DERSİM’İN ACILARINI NASIL PERVASIZCA KULLANDIĞINA TANIKLIK ETTİK” 

    Mevcut iktidar zihniyetinin aslında Dersim söz konusu olduğunda ne kadar iki yüzlü olduğunu belirten Sanatçı Tunç, “Sırf siyasi bir rant uğruna Dersim’in acılarını, bu tarihsel acıyı nasıl pervasızca kullandığına tanıklık ettik. Yani bu karar utanç verici bir karardır. Sadece bana yönelik değil muhtemelen gözlerine kestirdiklerine bu cezayı kesmişler. Bunlardan biri de benim. Ama bence bu cezayla da yetinmeyecekler. Çünkü valiliğin yasakladığı bir anmaydı” diye konuştu.

    “MEVCUT İKTİDAR ZİHNİYETİNİN HİLELERİYLE BAŞ ETMEK ZOR”

    Bu yasağın ardından  yeni bir soruşturma yeni bir davaya da başvuracaklarını düşündüğünü söyleyen Tunç, şunları kaydetti:

    “Ama tabi ki Seyit Rıza’nın idama giderken söylediği o sözleri bir kere daha hatırlatmakta yarar var. “Biz bunların oyun ve hileleriyle baş edemedik” demişti. Doğrudur. Hakikaten mevcut iktidarın, mevcut devlet zihniyetinin oyun ve hileleriyle baş etmek zor. Ama tabi bizim ecdadımızın anısına sahip çıkmalıyız. Dolayısıyla o toprağa düşenler hepimizin onurudur. Bu, insanım diyen herkesin onuru olarak kabul ettiği bir gerçek. Onurumuza sahip çıkacağız, boyun eğmeyeceğiz. Diz çökmeyeceğiz. Her şey onların istediği gibi olmayacak. Biz yaşayabildiğimiz kadar yaşadık bu acıları, ama bundan sonra bu acılarla mücadele etmek dolayısıyla insanlık adına gereğini yapmak bizim görevimizdir.”   (HABER MERKEZİ)

     

  • Erdal Gezik yazdı: Koçgiri İsyanı Sosyo-Tarihsel Bir Analiz

    Erdal Gezik yazdı: Koçgiri İsyanı Sosyo-Tarihsel Bir Analiz

    PİRHA- Dersimli Araştırmacı-Yazar Erdal Gezik, Dilek Kızıldağ Soileau’ın ” Koçgiri İsyanı  Sosyo-Tarihsel Bir Analiz” kitabını konu edinen bir yazı kaleme aldı. Gezik, “Kitap, yalnızca toparlayıcı özelliği açısından bakıldığında bile fazlasıyla okunmayı hak ediyor” dedi. 

    Koçgiri Hareketini birçok boyutuyla, kapsamlı bir biçimde ele alan Kızıldağ Soileau, tarihsel yönlerinin yanında, kitabında belgelerde sunuyor.

    Erdal Gezik’in kaleme aldığı yazı şöyle:

    “1921 yılının ilk yarısında Sivas ve Erzincan hattında gelişen ve “Koçgiri İsyanı” olarak anılan olaylar zinciri, etkilediği bölgenin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında, 1921 yılı gibi kritik bir dönemde bu olayın baş göstermiş olması, Koçgiri’ye mensup olan Kürt ve Alevi toplulukları ve Cumhuriyet’in genel politikası hakkında birçok soruyu beraberinde getirmektedir. Koçgiri olaylarını tertipleyenler kimlerdi ve onların bu erken dönemde başkaldırıya teşebbüs etmelerinin arkasında ne tür nedenler yatmaktaydı? Ayaklanmanın toplumsal tabanını kimler oluşturuyordu? Olaylar yeni oluşum sürecinde olan Ankara açısından nasıl değerlendirilmiş ve ne tür tedbirler alınmıştı? Hadisenin erken aşamada yatıştırılma şansı var mıydı? Toplu katliamlar ve yıkımlara varmasında idari ve askeri sorumluların etkisi olmuş muydu? Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleşen Koçgiri ile sonrası vuku bulan Şeyh Said, Ağrı ve son olarak Dersim hadiseleri arasında ne tür bir ilişki vardı? Ayrıca,1937-38 Dersime giden yolda Koçgiri’nin rolü neydi?

     Bu sorularla ilgilenen birinin, Dilek Kızıldağ Soileau’nun “Koçgiri İsyanı: Sosyo-Tarihsel Bir Analiz” isimli kitabını es geçmesi mümkün değildir. Koçgiri meselesi ve Koçgirililer hakkında önemli birincil kaynakların yanı sıra, özellikle son yirmi yılda yazılmış bir çok çalışma ve bunlara paralel bir çok yorum bulunmaktadır. Bu yüzden olayların gelişimi genel hatlarıyla bilinmektedir. Bilinmeyen ya da daha fazla ilgiye muhtaç olan, yazarın da alt başlıkta vurguladığı “sosyo-tarihsel” arka plandır. Bu yüzden de aslen Ankara Üniversitesi’ne sunulmuş ve bilebildiğim kadarıyla Türkiye üniversitelerinde Koçgiri’yi esas alan ilk doktora çalışmasının uyarlanmış hali olan bu kitap ilgiyi ve bir değerlendirmeyi hak etmektedir.

    Kızıldağ’ın çalışması üç ayak üzerine oturtulmuş: 19. yüzyıldan itibaren gelişen ve 1908 sonrası siyasallaşan Kürt ulusalcılığı; Kürt ulusalcılığı açısından Koçgiri’nin ve 1921 olaylarının anlamı; ve son olarak bizzat 1921 olaylarının değerlendirilmesi. Çalışmanın önemli alt başlıklarından birisi Alevilik olsa da, bu bölüm diğerleri kadar geniş ele alınmamıştır. Kitabın içeriğinin en önemli başlığı ise, 1921 olaylarının detaylarıyla işlendiği son bölümdür. Burada, ilk kez 1921 yılında TBMM’de Koçgiri olaylarını araştırmak için kurulan heyetin yayınladığı “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”nun dâhil edilmiş olması çalışmaya ayrı bir değer katmaktadır. Çünkü şimdiye kadar Koçgiri meselesi, bir yanda olayların Kürtler açısından bir sunumunu yapan Nuri Dersimi’nin, diğer yandan resmi yetkililerin (bkz. Ali Kemali, Genelkurmay yayınları) aktardıkları arasında değerlendirilmekteydi. Bölgede bilfiil bulunmuş TBMM heyet üyelerinin Meclis’e sundukları rapor oldukça gerçekçi bir içeriğe sahip olması açısından önemlidir. Bu yüzden, olayların akışına dair bilgilerimize üçüncü bir birincil kaynağın dâhil edilmesi, Koçgiri 1921 hakkındaki bilgilerimize yeni ve çok önemli bir nitelik kazandırmıştır.

    Yine de bu önemli başlık kitapta benim asıl ilgimi çeken mesele ile çok ilgili değildi. İsyanın sosyo-tarihsel bölümü en azından şu soruyu sormayı mecbur kılıyor: hangi toplumsal etkenler, 1921’e giden yolda, göreceli refah içerisinde yaşayan bu bölge insanının bir ayaklanma tertip etmesine neden olmuştu? Üstelik bu, Kürtlerin çok büyük bölümünün herhangi bir isyanı düşünmediği ve hatta Ankara’nın yanında yer almayı tercih ettikleri bir dönemde olmuştu. 19. ve 20. yüzyılın başlarında Kürtler arasında baş gösteren gelişmelere uzak olmuş bir bölgenin ayrıca bir bütün olarak Alevi olması da durumu biraz daha ilginç kılmaktadır. Bu aynı zamanda Koçgiri olaylarından birkaç yıl sonra patlak verecek Şeyh Said isyanı esnasında Varto ve Hınıs hattındaki birtakım Alevi aşiretlerin isyancılar karşısında tutum almalarıyla yan yana getirildiğinde oldukça dikkate değer bir tespittir. Koçgiri ve Varto arasındaki bu tercih farklılığını açıklamayı bir makale aracılığıyla yapmaya çalışmış, fakat verdiği cevaplardan tam olarak tatmin olmamış birisi olarak, haliyle Kızıldağ’ın çalışmasında bu sorulara verilen cevaplar daha çok ilgimi çekti.

    Aslında yazar da bu soruları kitabında yöneltiyor. O’na göre de, Alevi oluşundan dolayı, “..görece tecridi bir topluluğun birdenbire Kürt milliyetçi bir refleksle sahneye çıkması nasıl açıklanmalıdır? Üstelik henüz Mustafa Kemal hareketinin de Kürtlere yönelik ayrımcı bir programının olmadığı, genel itibariyle diğer Kürt aşiretlerinin ve Alevilerin Milli Mücadele’ye destek verdiği bir dönemde Alevi Kürtlerin, Kürt milliyetçiliğine meyletmesinin nedenleri nelerdi?” (s. 150)

    Bu sorulara verilecek cevaplar yalnız Alişer, Alişan ve Haydar bey gibi Koçgirili ileri gelenlerin 1918 sonrası Kürt oluşumları ile kurdukları ilişki ile açıklanabilir mi? Şüphesiz bunlar bir etken fakat toplumsal bir başkaldırı için yeterli mi? Elbette burada Koçgiri’nin ne kadar isyan veya planlanmış bir isyan olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Yazar her ne kadar Koçgiri ve liderlerinin Kürt siyaseti ile ilişkilerine genişçe yer vermeye çalışmışsa da, kitabın ana sonuçlarından birisi Koçgiri’nin tam anlamıyla bir isyan olmadığı yönündedir. Bölge halkının “Ermenilere yapılanın kendilerine de yapılacağı” tedirginliği ve Nurettin Paşa’nın komutasındaki birliklerin ve Topal Osman’a bağlı çetelerin yarattığı tahribat bu idareye karşı duyguları beslemiş ve olayların büyümesine vesile olmuştur. Bu durum Tahkikat Heyeti raporuna da yansımıştır.

    Şüphesiz her iki olgu da doğru, fakat Koçgiri yöresinde bunlardan bağımsız politik gelişmelerin olduğu da göz ardı edilemeyecek bir meseledir. Aslında işin bu yanıyla ilgili cevaplar yalnız resmi belgelere dayanarak verilemeyeceği için, Koçgirili yaşlıların kendi bölgelerinin politik geçmişine ve yanı sıra Koçgiri’deki toplumsal yapıya dair taşıdığı hafızayı çalışmaya dâhil etmek gerekirdi. Herhalde kitapta en önemli eksiklik de budur. Yazar bilfiil bölge insanın yakın tarihle ilgili anılarını derleme yönünde bir çaba içerisine girmemiş olsa da, bu doğrultuda yapılmış göz ardı edilmeyecek çalışmalardan da (örnekler için bkz. Mamo Baran, Evin Çiçek, Yusuf Zeri) bir kaç referans dışında faydalanmamıştır. Haliyle isyanın sosyo tarihsel boyutu meselesi maalesef daha çok ikincil ve genel kaynak derlemesi boyutunun ötesine geçememiştir.

    Bu bağlamda isyanın Alevilik ve Alevi topluluğu açısından nasıl yorumlanması gerektiği de açık kalmıştır. Koçgiri isyanını Kürt ulusalcılığı bağlamında değerlendirebilirsiniz, fakat bu ulusalcılığın dönem itibariyle lokal (birincil) ilişkilerin ötesine geçemediği tespitini yapıyorsanız, o zaman bölgesel aktörler ve yapılara daha yakından bakmak gerekmektedir. Örneğin; Şeyh Said isyanı sırasında Varto’da yaşananlar, Kürtlerde Alevi ve Sünni topluluklar arası ilişkiler açısından değerlendirmeye tabi tutulabilir; fakat Koçgiri isyanına bu doğrultuda yapılmış vurgunun pratik bir karşılığı yoktur. Koçgiri’de yaşanan olaylar bütünüyle Alevi Kürt aşiretler dahilinde gerçeklemiş olup onların sosyal, dinsel ve politik özelliklerini yansıtmaktadır. Kitabın bu boyutu ve onun içinde taşıdığı sorunları yeterince işlediği söylenemez. Dolayısıyla çalışmanın sonuçları, Cumhuriyet’in ilk dönemine dair son otuz yılda gelişen Alevi yaklaşımının çok ötesine geçememiştir: “Yaşanan olaylar bu bağlamda özel koşullarda, bölgedeki küçük bir önder grubun Birinci Dünya Savaşı sonrası elverişli ortamın yarattığı ve aynı zamanda bazı tesadüfü olayları fırsata dönüştürerek değerlendirmek istemeleri sonucu yaptıkları bir teşebbüsten/kalkışmadan ibarettir.” (s. 352)

    Bütün olarak değerlendirildiğinde, Dilek Kızıldağ Soileau’nun “Koçgiri İsyanı: Sosyo Tarihsel Bir Analiz” kitabı, yalnızca toparlayıcı özelliği açısından bakıldığında bile fazlasıyla okunmayı hak ediyor. Kitap, Koçgiri meselesi ile ilgili 1990’lardan itibaren yapılmış çalışmalara önemli bir nitelik kazandırırken, muhtemeldir ki bu konuda yapılması gereken daha birçok çalışma için de bir vesile oluşturacaktır.

    Erdal Gezik

    (Dilek Kızıldağ Soileau,İstanbul: İletişim Yayınları, 2017, 428 s.)

     

  • 01 HAZİRAN 2017 PERŞEMBE -GÜNDEM

    01 HAZİRAN 2017 PERŞEMBE -GÜNDEM

    -Kıbrıs’ta  Eş Başkanlık sistemine geçen ilk ve tek kurum, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği. Kıbrıs PSAKD Eş Başkanları İlknur Işıl Türkmen ve Tuncer Özbahadır PİRHA’ya konuştu. Eş Başkanlar, Kıbrıs PSAKD olarak sadece Alevilik inancı üzerine değil, yaşamın her alanına müdahale ettiklerini ve eş başkanlık sistemiyle siyasi eşitlik istediklerini dile getirdiler.   GÖRÜNTÜLÜ

    -Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümünde Akademisyen Esra Mungan, çeşitli çevrelerden bir araya gelen 1000 kişinin “bir aradayız ve yan yanayız” çağrısını değerlendirdi. Mungan, “Doğru sözü söylemeye ve direnmeye devam edeceğiz” dedi.  GÖRÜNTÜLÜ

    -Sanatçı Ferhat Tunç, Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasına katıldığı için aldığı cezayı PİRHA’ya değerlendirdi. Tunç, “Bir anma hakımızın olmadığının, kayıplarımız için ağıt yakma hakkına bile sahip olmadığımızı gördük. Ama herşey onların istediği gibi olmayacak, onurumuza sahip çıkacağız” dedi. GÖRÜNTÜLÜ 

    -PSAKD Genel Hukuk Sekreteri Coşkun Özgür Piroğlu ile 35 kişinin yakıldığı Madımak Katliamı ve süren davaya ilişkin PİRHA’ya konuştu. GÖRÜNTÜLÜ 

    -DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hasan Altun ve PSAKD Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş ile Ankara valiliğinin yasaklarıNI PİRHA’ya değerlendirdi.   GÖRÜNTÜLÜ  

    -Pir Hasan Kılavuz Çorum Katliamı’nın 37. Yıldönümüne ilişkin PİRHA’ya yaptığı açıklamada katliamcıların yargılanmadığını ve katliamın unutturulmak istendiği ifade ederek “Aleviler olarak katliamları unutmamalıyız ve hesap sormalıyız” dedi.  GÖRÜNTÜLÜ

    -Adana’da yargılanan üyelerinin davasını takip eden KESK’lilere dava açıldı. Davaya tepi gösteren Egitim-Sen MYK Üyesi Ahmet Karaca “Korkmayacağız geri çekilmeyeceğiz” dedi.