PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Gebze Ana Fatma Cemevi’nde Hızır Cemi yapıldı. Sefa Öztürk Dede, konuşmasında Aleviliği güçlü kılan en önemli ritüellerden birisinin Hızır Cemi olduğunu vurguladı.
Hızır ayı sebebiyle tutulan oruçlar ardından Hızır Cemleri yapılmaya devam ediliyor. Demokratik Alevi Derneği Gebze Ana Fatma Cemevi’nde de Hızır Cemi yapıldı.
Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk Dedenin yürüttüğü ceme çok sayıda yurttaş katıldı. Konuşmasında Hızır kültürü hakkında bilgi veren Sefa Öztürk Dede, devlet asimilasyonuna da dikkat çekti.
“HIZIR’I GERÇEKTEN NE KADAR TANIYORUZ?”
“Bugün Aleviler korkunç bir asimilasyona tabi tutuluyor” diyen Sefa Öztürk Dede, şunları söyledi:
“Biz bu asimilasyona karşı öyle sessizce köşede oturacak topluluklar değiliz. Bugün Hızır Cemi’ndeyiz. Aleviliği asıl güçlü kılan en önemli ritüellerden bir tanesi Hızır Cemleridir. Hızır ayında zorda, darda kalanlar, birbirinin cârına yetişerek o zor yaşamı kolay kılar. Hızır ile ne kadar barışığız, Hızır’ı gerçekten ne kadar tanıyoruz?
Alevilik çok önemli bir süreçten geçiyor. Artık karanlığın yoğunlaştığı, giderek hayatın bizim için daha da zorlaştığı, demokratik yapıların, Alevi yerleşkelerinin devlet eliyle değiştirildiği, maden şirketleri tarafından topraklarımızın delik deşik edildiği, sularımızın zehirlendiği bir süreç bu. Peki biz ne yapıyoruz? Kurumlarımız maalesef giderek Sünniliğe doğru yaklaşıyor. Dün ‘Diyanet kapatılsın. Cami hocalarına maaş verilmesi laikliğe aykırıdır. Eğitimde fırsat eşitliği’ diyen Aleviler, bugün Kültür Bakanlığı’nın önünde maaş kuyruğunda ya da belediyelerin kapısındalar.”
12 hizmetin görülmesi ardından lokmalar paylaşıldı.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Lokma paylaşımı öncesi konuşma yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Aşuremiz birliğe ve barışa versile olsun diyoruz. İlk lokmamızı parktaki börtü böcek kuşlarla paylaşacağız” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Aşureye lokması için, İmam Rıza Ocağı Evladı Hüseyin Ağa’nın torunu Devrim Deniz Solmaz gülbenk verirken Zakir Hıdır Çelebi deyişler söyledi. Aşure programına demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak kısa bir konuşma yaptı. Karabudak konuşmasında, şunları söyledi:
“Zor zamanlardan geçiyoruz. Siyasal iktidar içeride dışarıda tecrit uyguluyor. İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Seçilen yöneticilerimiz şu an da kayyumlarla yönetilmek isteniyor. İrademiz yok sayılıyor. Aşuremiz birliğe ve barışa versile olsun diyoruz. Sizin lokmalarınızla yaptığınız aşuremizi, beraber pay edeceğiz. Siyasi iktidar bir taraftan da bizlere saldırırken, diğer taraftan da bizleri yanlarında tutmak, asimile etmek için elinden geleni yapıyor. Bizim hiçbir zaman DAD olarak hiçbir siyasi kurumla bağımız yoktur. Hiçbirinden destek almadık.”
“İLK LOKMAMIZI DOĞADA YAŞAYAN KURTLA, KUŞLA, BÖRTÜ BÖCEKLE PAYLAŞIYORUZ”
Karabudak ilk lokmayı parktaki hayvanlar ile paylaşacaklarını belirterek, “Siyasal iktidar çıkardığı katliam yasalarıyla sokak hayvanlarını katletmek isterken; canlı, cansız cümle cana ikrar veren düsturumuzla. İlk lokmamızı doğada yaşayan kurtla, kuşla, börtü böcekle paylaşıyoruz. İlk lokmamızı parktaki börtü böcek kuşlarla paylaşacağız. Sonra ki lokmalar çocuklar, hasta, yaşlı, engelli ve hamile canlarımızın. Kalan lokmamızı da pay edeceğiz” dedi.
Etkinlik lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.
PİRHA- 2 Temmuz 1993’te dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Asuman Sivri ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü. Konuya ilişkin paylaşım yapan DAD Ankara Şubesi, “Devrin daim olsun Yeter Ana ışıklar içinde uyu. Tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. İnancı, dili, kimliği uğruna katledilen tüm canlarımız için özümüz dardadır” dedi.
2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta Madımak otelinde binlerce radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 35 candan Asuman ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü.
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi Yeter Ana (Yeter Sivri) için yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
“2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda katledilen canlarımızdan Asuman Sivri ve Yasemin Sivri’nin anneleri, Yeter Ana Hakk’a yürüdü. Katliam gününden bugün adalet yerini bulsun. Katiller yargılansın diye ömrü adliye koridorlarında eylemde, mitingde hakikatı aramakla geçti.
Yarın (25 Nisan) saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacaktır.
Devrin daim olsun Yeter Ana, ışıklar içinde uyu. Tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. İnancı, dili, kimliği uğruna katledilen tüm canlarımız için özümüz dardadır.”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, 30 Temmuz 2022’de Alevi kurumlarına yönelik saldırıların yıl dönümünde açıklama yaptı. Okunan metinde “AKP’nin, Alevilerin sorunlarını çözmek gibi bir derdi olsaydı bizi yok etmeye çalışanları yargı önüne çıkartırdı. AKP’nin ikiyüzlü siyasetinin farkında olduğumuzu tekrarlamak istiyoruz” denildi.
Şah-ı Merdan Kültür Evleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Sivas Divriği Gökçebel Derneği ile Ana Fatma Cemevi ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Merkezi’ne yönelik saldırının üzerinden bir yıl geçti. Saldırıya ilişkin Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık Ahmet Ozan Karaca tahliye edilirken, iki tutuksuz sanık ise beraat aldı.
DOĞA KIYIMINA DİKKAT ÇEKİLDİ!
Saldırının yıl dönümünde Ana Fatma Cemevi’nde basın açıklaması yapıldı.
Türkiye İşçi Partisi, Yeşil Sol Parti, Halkların Demokratik Partisi ile Tüm Emeklilerin Sendikası’ndan yöneticiler de açıklamaya destek verdi.
Yapılan basın açıklamasında ilk olarak Akbelen ve Cudi ormanlarında süren doğa katliamına dikkat çekildi. DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, yaptığı açıklamada “Akbelen’de sermaye çıkarları uğruna ekolojiye ve buna direnen halka zarar veren devlet, Cudi’de de kasıtlı olarak çıkardığı yangınlarda tıpkı Dersim’de olduğu gibi yangına müdahale etmemektedir. Fakat kamuoyu, Cudi’deki doğa kıyımını görmezden gelmektedir. Bu iki doğa katliamının da direnişi bir olmalıdır” diye konuştu.
Karabudak, 30 Temmuz 2021’de Konya’da yapılan Dedeoğulları Ailesi Katliamını da hatırlatarak “Sırf Kürt olduklarından ötürü ırkçı ve faşist bir saldırı sonucunda katledilen 7 canımızı buradan anıyoruz” dedi.
“AKP’NİN İKİYÜZLÜ SİYASETİNİN FARKINDAYIZ”
DAD Ankara Şube Eş Başkanı Karabudak, devletin cezasızlık politikaları nedeniyle Alevi toplumuna yönelik daima saldırıların olduğunu ifade etti. Karabudak, AKP’nin kültürel ve inançsal soykırım politikaları yürüttüğünü ifade ederek şu açıklamayı okudu:
“Devletin Alevileri ötekileştirdiği bir konjonktürde bundan bir yıl önce kendisini “mehdi” olarak tanıtan ırkçı, faşist biri tarafından cemevlerimiz, ibadethanelerimiz saldırıya uğramıştır. Toplumsal baskı sonucu bu saldırgan yakalanıp, avukat canlarımızın yoğun bir gayreti ve emeğiyle bir yıla yakın cezaevinde tutulmuştur. Ama devlet yargısı tarafından serbest bırakıldı. Bize yapılan saldırı devletin gözünde basit ve sıradan bir durum olduğu için saldırganlar serbest bırakılır ve adeta ödüllendirilir. Çünkü devletin cezasızlık politikaları ırkçı, faşist zihniyete her zaman cesaret vermiştir. Bu, Alevilere gözdağı verme, hanelerine kapatma ve susturma için yapılan bir taktiktir. AKP iktidarı iki yönlü bir politika geliştirmektedir; katledemediği Alevileri şimdi inceltilmiş bir asimilasyon politikasıyla eritme, yok etme, başkalaştırma ve kendine benzetme amacı gütmektedir. Kültür Bakanlığı’na bağlı bir masa kurulması, ‘Alevilerin tarihsel sorunlarını’ çözmek değil AKP ile iş tutan, oy veren, yanında duran bir Alevi toplumsallığı yaratmaktır. AKP’nin, Alevilerin sorunlarını çözmek gibi bir derdi olsaydı tarihsel olarak Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Malatya, Çorum, Madımak, Gazi ve benzeri katliamların sorumlularından hesap sorardı. Bizi yok etmeye çalışanları yargı önüne çıkartırdı. AKP’nin ikiyüzlü siyasetinin farkında olduğumuzu tekrarlamak istiyoruz. Ayrıca AKP, Kültür Bakanlığı’na bağlı daireyi kurduktan sonra diğer taraftan Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile ÇEDES adı altında yeni bir politikayla Alevi gençlerini beyaz asimilasyona tabi tutmaktadır. AKP devletinin fiziksel soykırım politikalarını, kültürel ve inançsal soykırım politikaları olarak incelterek sürdürmek istediğini biliyoruz.
“TOPLUMSAL BİR YÜZLEŞMEYİ İSTİYORUZ”
Öte yandan AKP, bu rolü CHP’ye de vermiş bulunmaktadır. CHP, yerel yönetimler üzerinden Alevileri, cemevlerini kendilerine bağlayarak bir politika yürütmektedir.
Katliamcıları ve devleti tanıyoruz. Bu devletin katliamcı ve asimilasyon politikalarını çok iyi biliyoruz. Ama Aleviler, dünkü Aleviler değil; kurumları var, cemevleri var ve örgütlüler. Aleviler, AKP’nin bu ikiyüzlü politikalarına teslim olmayacaklardır.
Biz Aleviler olarak yaşanan acılarla yüzleşilmesini, hakikatlerin açığa çıkartılmasını, toplumsal bir yüzleşmeyi istiyoruz. Bu, bu topraklarda yaşayan tüm halklara ve Alevi halklarına sözümüzdür. Türkiye’yi demokratikleştireceğiz ve özgürleştireceğiz. İnancımıza, doğamıza, dilimize, kimliğimize, yaşam alanlarımıza sahip çıkıyoruz. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”
PİRHA – Cemevlerine yönelik saldırı davasında üç sanığa verilen beraat ve tahliye kararının ardından Aleviler, itiraz etmek için İstinaf Mahkemesi’ne başvuracak. Davanın avukatlarından Ebru Akkal, mahkemenin, sanıkları yönlendirenlerin ortaya çıkmasını engellediğini söyledi ancak cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar verilen ilk dosya olduğuna da işaret etti.
Ankara’daki Alevi kurumlarına yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırılara ilişkin biri tutuklu üç sanığın yargılandığı davada karar 7 Temmuz’da açıklandı. Tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tahliyesine karar verildi.
Mahkeme, sanık Karaca hakkında, “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetti. Hâkim, diğer iki sanık Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül hakkında, “Eylemlerin sanıklar tarafından işlediğinin sabit olmadığı” gerekçesiyle beraatlarına karar verdi.
Alevi kurumlarının avukatları, kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyacaklarını belirtti.
“GEREKÇELİ KARAR BEKLENİYOR”
Demokratik Alevi Derneği’nin (DAD) avukatlığını yapan Ebru Akkal, itiraz dilekçelerini, gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra sunacaklarını belirterek, “Karar açıklandıktan sonra istinaf süresi başlıyor. Henüz gerekçeli karar ise gelmedi. Normalde yasaya göre bir ay içinde yazılması gerekiyor ama hiçbir mahkeme bir ay içinde yazmıyor. Muhtemelen adli tatil bitmeden, bir iki hafta içinde gelir” dedi.
“SANIKLARI YÖNLENDİRENLERİN ORTAYA ÇIKMASI ENGELLENMİŞ OLDU”
Av. Ebru Akkal, mahkeme heyetinin birçok eksiklikte bulunduğunun ise altını çizdi. Akkal, adil bir yargılama yapılmadığı konusunda itirazda bulunacaklarını söyleyerek şöyle devam etti:
“Duruşmada çok sayıda tevsii tahkikat (kovuşturmanın genişletilmesi) talebinde bulunduk. O taleplerin kabul edilmesi dosyanın aslında bu olayı kimlerin, nasıl bir organizasyon ile gerçekleştirildiğinin açığa çıkması için önemliydi. Mahkeme bu talepleri reddederek aslında bu olayın arkasında olup olayı gerçekleştiren Ahmet Ozan’ı, Baver’i ya da Çağdaş’ı yönlendiren kişi ya da kişilerin ortaya çıkmasını engellemiş oldu. Ceza hukukunun amacı, maddi gerçeği açığa çıkarmaktır. Ülkemizdeki Ceza Mevzuatında da, Evrensel Ceza Hukuku’nda da bu şekildedir. Dolayısıyla bu dosya maddi gerçeği, hakikati ortaya çıkarmadan, olayı gerçekleştirdiği görünen kişilerin cezalandırılmasında suçlar bakımından yetersiz ve geçiştirilmiş oldu.
“ADİL BİR YARGILANMA YOK!”
İlk itiraz gerekçelerimizden bir tanesi, dosyada mevcut olan HTS kayıtları, araştırma raporları, tanık beyanları doğrultusunda dinlenmesi gereken tanıkların huzurda dinlenmemesi olacak. Çünkü bazı tanıkların olayla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu tanıkların dinlenmesinin reddedilmesi, bizim o tanıkları sorguya çekme hakkımızı elimizden almış oldu. Öncelikle buna itiraz edeceğiz. Yine aynı şekilde Ahmet Ozan’ın, delillere baktığımızda görünen ama detaylı olarak araştırıldığı halde ortaya çıkabilecek olan bazı ilişkilerinin ortaya çıkarılmasına dair taleplerimizin reddine ve bu kararlarının bizim açımızdan adil bir yargılanma oluşturmadığına dair bir itirazımız olacak. İddianamede ve mütalaada savcının istediği farklı suçlardan da cezalar vardı. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, ibadethanelere zarar, din ve inanç hürriyetini engelleme’ suçları yer alıyordu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar vermek suçundan ceza verdi. Diğer iki suçtan karar verilmesinde yer olmadığına karar verdi. Diğer suçlardan da cezalandırılmasının gerektiğini düşünüyoruz, çünkü orada din ve inanç hürriyetini engelleme durumu söz konusu. Sanıkların saldırısının gerçekleştiği gün Muharrem ayının ilk günüydü ve orada bir cem yapılıyordu, dolayısıyla cem yarım kalmış oldu. En basit haline baktığımızda bile suçun gerçekleştirilmiş olduğu ortada.
Diğer yönüyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik açısından da olayın gerçekleştirilme şekli, aynı anda birden fazla cemevine aynı gün içerisinde saldırı düzenlenmesi, eğer başarabilseydi başka kişilere de fiziki yaralanmalı saldırı yapabileceğinin ortada olması, olayın sonrasında gelişebilecek olaylar ve en azından Aleviler açısından bu toplumda daha önceden yaşanan travmalar, katliamlar, saldırılar gözetildiğinde mümkün.
“CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLDUĞUNA DAİR KARAR VEREN İLK DOSYA OLDU”
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında da ceza verilmesi gerekiyordu. Tek eylem söz konusu olabilir ama bir eylemde birden fazla suç işlenmiş oldu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar verme yönünden ceza tesis ederek bunu göz ardı etmiş oldu. Ama bir yönüyle de bu zamana kadar cemevleri ile ilgili olarak ‘ibadethane’ tartışmasına neden olan bütün yargılamalar hukuk dosyalarıyla ilgiliydi, özel hukuk bağlamındaydı. Ceza Hukuku anlamında, cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar veren ilk dosya bu oldu. Bu anlamıyla da önemli olduğunu düşünüyoruz.”
“MAHKEMEDE EKSİKLİKLER OLDU”
İstinaf Mahkemesi’nin, gerçeği makul bir sürede açığa çıkarması gerektiğine vurgu yapan Av. Ebru Akkal, “Normalde İstinaf Mahkemesi’nin çok uzun bir zaman geçirmemesi gerekir. Yani 6 ile 8 ay içerisinde İstinaf Mahkemesi’nden bir karar çıkması gerekir. Hukuki anlamda baktığımızda mahkemede bazı eksiklikler oldu. İstinafın, önceki mahkemenin yapmadığı araştırmaları açarak kendisinin yapması gerekir. Amacımız çok kısa bir sürede sonuçlanması değil, gerçeğin açığa çıkarılması olmalı. Bu anlamıyla da makul bir süre olmasını istiyoruz ve talep ediyoruz.” diye ekledi.
PİRHA – DAD Ankara Şubesi, Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptığı açıklamada, “Soykırımı, devlet aygıtlarını ellerinde bulunduran kadrolar yapmıştır. İnsanlık suçunu işleyenler hesap vermek zorundadırlar” diye belirtti.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 1973-1938 yılında yapılan Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.
“Yılında kefensiz yatan canlarımızı anıyoruz. Dersim Soykırımı’nı unutma” çağrısıyla Ana Fatma Cemevi’nde yapılan anmaya toplumun birçok kesiminden yurttaş katıldı.
Programın açılışı dara duruş ile başlarken, Pir Seyfettin Elaldı de çerağ uyandırdı.
DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Mustafa Karabudak programın açılış konuşmasında, “Dersim 37-38 soykırımını unutmadık” diyerek şunları dile getirdi:
“Tam 86 yıl önce Cumhuriyet tarihinin Koçgiri’den Dersim’e en büyük, en kanlı Alevi katliamı Dersim Harekatı gerçekleşti. Reya Haq Kızılbaş Kürt olan Dersimliler, egemen Osmanlı-Türk devlet geleneği ile çelişen yaşam tarzları, sosyal-siyasal ve kültürel kimlikleri nedeniyle sistemli olarak baskı ve asimilasyon altında yaşamış, bu nedenle de devletin planlı imha politikasının hedefi olmuşlardır. Devlet, 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda “Tunceli Tenkil Harekatı” kararı alarak binlerce kadın, erkek, yaşlı ve çocuğun katledilmesinin fermanını vermiştir. Yaklaşık olarak iki yıl süren askeri operasyonlarda on binlerce Alevi Kürt katledilmiş, binlercesi sürgün edilmiş, çocukları evlatlık verilmiştir.
İnancımızın son kalesi düşürülmüş ve ardından kültürel soykırım hayata geçirilerek bu soykırım günümüze kadar sürdürülmektedir. Alevi katliamları, topraklarımızın tamamında sadece Dersim ile kalmamış, ardından Maraş, Sivas, Çorum, Madımak ve Gazi gibi birçok yerde devam etmiştir. Bu aklın günümüz temsilcileri hala aynı inkâr ve imhacı tavırlarında ısrar ediyor. Öyle ki pervasızca haritadan şehirler silerek, ekolojik kırımlarla, inanç yerlerimize, ziyaretlerimize saldırılarla ve kadın kırımlarıyla soykırımlarına devam ediyorlar. Aleviler ve tüm ötekileştirilenler bunun karşısında çaresiz değiller, örgütlü güçlerini yükselterek, talep eden değil hesap soran olmak durumundadırlar.
Nasıl ki Seyit Rıza diz çökmediyse bizler de zulmü ebedi mirası olarak bırakan nahak aklın ürünü devletin karşısında dik durup haklarımızı almak için mücadelemizi yükseltmek zorundayız.
Soykırımı, devlet aygıtlarını ellerinde bulunduran kadrolar yapmıştır. İnsanlık suçunu işleyenler hesap vermek zorundadırlar. Ocaklarımızın, halkımızın gasp edilen topraklarımızın sürgünlere mecbur bırakılan canlarımızın haklarının tahkimi ve bedelini ödemek zorundadırlar.
İnsanlık suçu işleyenlerin tüzel veya fiziki kişiliklerinin hepsi uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır.
Dersim’in adı iade edilmelidir, evlatlık verilen kız çocuklarının akıbeti açıklanmalıdır, Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır, Dersim halkını göçe zorlayan ve Dersimin doğal yapısını bozan baraj ve HES projelerinden vazgeçilmelidir ve Alevi Kızılbaş inancının üzerindeki baskı ve asimilasyon son bulmalıdır.
Mezarsız / kefensiz yatanlarımızı bir kez daha saygı ile anıyor, devirleri daim olsun diyoruz. Direnişiniz mirasımızdır!”
TANIKLARIN DİLİNDEN “DERSİM DESTANI” ŞİİRİ
Pir Seyfettin Elaldı ise katliama ilişkin sunum yaptı. Tertele’ye dair 20’ye yakın önemli röportaj yaptığını belirten Elaldı, Konya, Malatya ve Muş’ta katliama katılan askerlerle görüşmeler yaptığını söyledi.
Seyfettin Elaldı, kendi ailesi içerisinde de katliam tanıklarının olduğunu belirterek “Yaşananlara ilişkin bir şiir, destan yazdım. Ancak belirtmeliyim ki yazarı ben değilim. Bu destanın yazarları o dönemi yaşayan tanıklardır. Ben sadece sözcükleri bir araya getirdim” diyerek “Dersim Destanı” isimli şiirini okudu.
Yapılan konuşmalar ardından zakir Hıdır Çelebi deyişler seslendirdiği anma programı lokma paylaşımı ile sona erdi.
PİRHA- Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Hallac-ı Mansur’un Hakk’a yürümesinin yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, “Alevi Dâr’larının İmam Hüseyin’den sonra ikinci ve önde gelen büyük piri Hallac-ı Mansur’dur. Bedeni yakılıp yok edilen Hallac-ı Mansur inancımızda yaşamaktadır” dedi.
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Hallac-ı Mansur’un Hakk’a yürümesinin yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“ALEVİ DARLARININ İKİNCİ BÜYÜK PİRİDİR”
“HALLAC-I MANSUR (856 – 26 Mart 922)
Enel-Hak (Ben Hakkım, Tanrı’yım) diyen Hakkı kendinde gören Hallac-ı Mansur dönemin Abbasi zihniyeti tarafından katledilmiştir. Uğradığı en ağır zulüm ve sonrasında, bedenine yapılan işkencede önce dili sonra başı kesilir. İbreti alem için cesedi teşhir edilir, Newroz zamanıdır bedeni yakılır. Kimi kaynaklara göre küllerinin Dicle Nehri’ne veya denize atıldığı söylenir.
Alevi Dâr’larının İmam Hüseyin’den sonra ikinci ve önde gelen büyük piri Hallac-ı Mansur’dur.
‘Pirim Pir Sultan Abdal’ın;
Pir Sultanım yeryüzünde
Var mıdır noksan sözümde
Eksiğim kendi özümde
Dar’ına durmaya geldim’ derken sözünü ettiği Dar, işte bu Dar’dır. Cemlerimizde hiç bir problem ‘Dar-ı Mansur’ Mansur gibi dara durmadan çözülmez. Bedeni yakılıp yok edilen Hallac-ı Mansur inancımızda yaşamaktadır.”
PİRHA – Depremin yaşandığı illerde demografik yapının bozulmak istendiğini belirten DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, “Devlet tarafından insanların sorunlarının giderilmeyip, göçe zorlamalar söz konusu. Gelenlere elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz ancak herkes kendi ocağına, yurduna sahip çıkmalı” dedi.
Merkez üssü Maraş olan depremler sonrasında yüzbinlerce kişi şehirlerini terk etmek durumunda kaldı. Ankara da büyük göç alan iller arasında yer alıyor.
Ankara’nın Mamak ilçesi Tuzluçayır semtini tercih eden depremzedeler, bulabilirlerse kiralık evlerde ya da yakınlarının yanlarında yaşamlarını idame etmeye çabalıyor.
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak ve DAD üyesi olan Abuzer Kısa, Tuzluçayır Mahallesi başta olmak üzere gelen depremzedelere nasıl destek olduklarını anlattı.
Musatafa Karabudak, hergün çok sayıda yurttaşın, destek almak için cemevinin kapısını çaldığını belirtti.
Yardım kampanyasının devam ettiğini anlatan Mustafa Karabudak, öncelikle barınma konusuna çokça talep aldıklarını belirterek şunları söyledi:
“Bizler birebir ya da kurumsal ilişkiler üzerinden depremzedelere ulaşıyoruz. İmkanlarımız doğrultusunda onlara kısa vadede de olsa çare olmaya çalışıyoruz. En çok barınma ve gıda konusunda talepler alıyoruz. Gelen aileler, belli yerlere yerleştirildi ama kiralık ev sorunu da var. Emlakçılar ya da mülk sahipleri bunun farkında ve fırsata çevirme durumları söz konusu. Kiralar 2, 3 kat arttı. Bizler bunu her yerde dile getiriyoruz. Bunun doğru olmadığını söylüyoruz. Çünkü gelenler darda zorda kalan insanlar. Her şeyini kaybetmiş, ekmeğe muhtaç durumdalar. Bizler Mamak’taki kurumlar olarak elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Şu an öncelikli talepler arasında gıda yardımı bulunuyor. Bunun haricinde hijyen malzemeleri, okul kıyafetleri, öğrencilerin kırtasiye malzemeleri talep ediliyor. Sürekli merkez koordinasyon ile irtibat halindeyiz, herkes kendi imkanlarıyla bir şekilde merhem olmaya çalışıyor.”
“HERKES KENDİ OCAĞINA, YURDUNA SAHİP ÇIKMALI”
Karabudak, devletin, deprem bölgelerini boşaltmak gibi bir amaç taşıdığını da ifade ederek şunları söyledi:
“Var olanı paylaşmak, pişen aşın paylaşılması, darda, zorda kalana kapılarını açmak, bu anlamda kendi imkanlarımızla iyi şeyler yaptığımızı düşünüyoruz. Farklı illerde tüm cemevleri kapılarını açtı, cemhanelerini yatakhaneye çevirdi, yemekhanelerini hizmete açtı. Önemli olan budur. Bizim inancımızda da lokmamızı paylaşmak vardır. Öncelikle buraya gelen ailelerin ilk önce kısa vadedeki sorunlarını çözmeye çalışıyoruz ama şunu da belirtiyoruz, belli bir süre sonra yurtlarınıza geri dönün.
Oradaki demografik yapıyı bozmak istiyorlar. Bu resmen bir sürgündür. Çünkü oradaki insanlara çadır kurmama, devlet tarafından sorunlarının giderilmemesi bir anlamda göçe zorlamaktır. Depremzedelere ‘burada bir süre kalın, evet psikolojik olarak iyi değilsiniz, her şeyinizi de kaybettiniz ama kendinizi toparladıktan sonra da topraklarınıza geri dönün buralarda kalıcı olmayın’ diyoruz. Oralar boş kalmamalı, herkes kendi ocağına, yurduna sahip çıkmalı. Evet oralar bizim toprağımız, köklerimiz oralarda ve o nedenle oralara geri dönmeliyiz.”
“LOKMALARINIZI BU İNSANLARLA PAYLAŞIN”
Mustafa Karabudak, Ankara’ya gelen depremzede ailelerin çok kalabalık şekilde aynı evlerde yaşamak zorunda kaldıklarını anlatarak, “Zor zamanlardan geçiyoruz. Kış dönemi, 2, 3 aile bir arada yaşıyor. Onların şu anki en büyük eksiği gıda malzemesi. Hızır ayındayız, vicdanlı insanlara sesleniyoruz; lokmalarınızı bu insanlarla paylaşın. Biz de bu lokmaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için vesile oluyoruz. Az da olsa dar zamanda yardıma muhtaç canlarımızın Hızır’ı olalım diyoruz” dedi.
“CEMEVLERİNİ SIĞINAK OLARAK KABUL ETMELERİ ONORE ETTİ”
DAD üyesi olan Abuzer Kısa da evinde 3 depremzedeyi ağırladığını belirterek, “Gerek Ankara’da gerek de bölgedeki cemevlerinin hizmet vermesi elbette bizi onore etti. Halkımızın da dayanışma içerisinde olup cemevlerine başvurmaları, cemevlerini kendilerine sığınak olarak kabul etmeleri elbette bize onore etti. Biz de halktan gelen dayanışma lokmalarını aldık, gelen depremzedelerle paylaşmak için elimizden gelen gayreti gösterdik” diye konuştu.
Gerek Tuzluçayır’da, gerek merkezi koordinasyonlarla beraber çalışma yürüttüklerini ifade eden Kısa, “Şu ana kadar buraya gelen depremzedelerin evlere yerleştirilmesi konusunda birtakım adımlar atıldı ama buradaki depremzedelerin daha çok psikolojik desteğe ihtiyaçlarının olduğunu tespit ettik. Buraya gelen öğrenci çocuklar, kırtasiye malzemeleri konusunda destek bekliyor. Halkımızdan da bu konuda beklentimiz var. Toplumda fazla dairesi olan varsa bu konuda da bize ulaşmaları konusunda beklentimiz var. Şu anda Alevi kurumları olarak gerçekten çok güzel koordine olduk. Her türlü ihtiyaca anında karşılık verecek durumdayız” ifadelerini kullandı.
PİRHA- DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, depremin ardından Mamak’ta bulunan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte yerelde bir dayanışma ağı kurduklarını belirterek, “Şu an hem bölgenin ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz hem de şehrimize gelen canlarımıza burada barınma, sağlık, gıda, giyim konusunda çabalıyoruz” dedi.
Maraş merkezli yıkıcı depremlerin ardından hemen organize olan Alevi kurumları depremzedelerle yardım ve dayanışma ruhuyla hareket etmeye devam ediyor.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, depremin ardından Mamak halkıyla birlikte yaptıkları dayanışma faaliyetlerini anlattı.
Karabudak, depremi öğrendikleri andan itibaren bölgeye gidenlerden yaşananlara dair haber almaya çalıştıklarını ve oradakilerin aktarımı doğrultusunda yardım toplamaya başladıklarını söyledi.
Mamak’ta bulunan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte yerelde bir dayanışma ağı kurduklarını da ifade eden Karabudak, depremin yıkıcı etkisinin atlatılmasının uzun zaman alacağını, bundan dolayı yardımların toplanmaya devam edeceğini ve ihtiyaçlar doğrultusunda kademeli olarak bölgeye gönderileceğini belirtti.
Karabudak, duyarlı herkesin elinden geldiğince yardım etmesi çağrısında da bulundu.
“AFETLER OLABİLİR AMA BUNU KATLİAMA ÇEVİREN İKTİDARLARDIR”
Depremin sonrasında yaşanan gelişmelere dair değerlendirmelerde de bulunan Karabudak, şunları dile getirdi:
“6 Şubat Pazartesi günü bir felaketle uyandık. Bölge tamamen yerle bir olmuş durumda. Doğal afetler muhakkak olacaktır, depremler, seller… Doğanın bir kanunudur. Ama bunu katliama çeviren iktidarlardır, çarpık kentleşmedir, rant hırsıdır. İktidar birçok konuda yetersiz kaldı. Bir haftayı geçti insanlar hala enkaz altında; halk, kendi imkanlarıyla enkaz altındaki canları kurtarmaya çalışıyor. Depremin olacağı devlet tarafından biliniyordu. Buna rağmen rant hırsıyla o bölgede adeta kağıttan evler inşa ettirmeye, bu inşaatlara izin vermeye devam ettiler. Bu kadar açık olmasına rağmen felaketten sonra zamanında müdahale edilseydi çoğu canımız kurtulacaktı. Ancak ilk anda müdahale etmeyi dahi geçin, insanlar devletin ihmalinden kaynaklı kan kaybından, soğuktan, ekiplerin yetersizliğinden hayatlarını kaybettiler.
“HEM BÖLGEYE YARDIM GÖNDERİYORUZ HEM DE BÖLGEDEN GELENLERİN İHTİYACINI KARŞILIYORUZ”
Biz de Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi olarak ilk gün, Pazartesi akşamı Mamak genelinde faaliyet yürüten tüm siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerini toplantıya çağırdık. ‘Mamak afet dayanışma’ ağı kurduk. Bir planlama yaptık. Organize bir şekilde ertesi gün bölgedeki kriz koordinasyonundaki arkadaşlarla iletişime geçip ihtiyaçları doğrultusunda sevkiyat yaptık. Şu an hem bölgenin ihtiyacını karşılamak hem de şehrimize gelen canlarımıza burada barınma, sağlık, gıda, giyim konusunda çabalarımız devam etmektedir. Önümüzde uzun ve zorlu bir süreç vardır. Xızır ayındayız, Haq Xızır cümlemize yardım etsin.”
“DEPREMİN OLDUĞU BÖLGELERİMİZ SAHİPSİZ DEĞİLDİR, BİR GÜN GERİ DÖNÜLECEKTİR”
İktidarın bu felaketi “fırsata” çevirmeye çalıştığını belirten Karabudak, “Amaçları zaten halkı yerlerinden, köklerinden koparıp sürgün etmek, göçe zorlamaktır. Depremle birlikte insanlar haklı olarak kendilerini korumak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldı. Bizlere düşen görev, darda zorda kalan canlarımıza kapılarımızı açmak, lokmalarımızı paylaşmaktır. İlerideki süreçte kendi topraklarına geri dönmeye, sahip çıkmaya ikna etmeliyiz insanlarımızı. Depremin olduğu bölgelerimiz sahipsiz değildir, bir gün geri dönülecektir, tarihi yaşatılacaktır” dedi.
“MİLİTER GÜÇLER GÖNÜLLÜ YARDIM ÇALIŞMASI YÜRÜTENLERE ENGEL OLDU”
Mustafa Karabudak şöyle devam etti:
“Devlet afet dönemlerinde gıda, kurtarma, ilk yardım, barınma görevini bir kenara bırakarak kolluk kuvvetlerini, militer güçlerini bölgeye yönlendirerek yardım etmek yerine gönüllü çalışma yürütenlere de engel oldu. Her bölgeden ilk andan beri herkes kendi gücü oranında, kendi imkanlarıyla gerekli katkıyı sunmasına rağmen şehrin çıkışlarında veya girişinde araçlara müdahale edilmektedir. Buradaki amaç kendi yetersizliklerinin üzerini örtmektir. Bu bölgelerdeki halkı bile isteye sahipsiz bırakmak, ölüme mahkum etmektir.
Mülteciler özellikle sosyal medyada, devlet eliyle oluşturulan algıyla birlikte hedef haline getirilmişlerdir. Bu, yaralı öfkeli halkın tepkisini devletten uzağa çekme çabasıdır. Bu ev diye mezarları yapan müteahhitler kelepçe bile takılmadan gözaltına alınırken, hiçbir hesap sorulmazken, ırkçılığı körüklemek devletin kaçış şeklidir. Ayrıca “Yağmacı” diyerek linci, işkenceyi, katliamı meşrulaştırma çabalarının altında bölgedeki yurtsever halka saldırma planı vardır. Olağanüstü hal şartlarını da bahane ederek, orada bir katliamı örgütlemek ve insanları kendi bölgesinden uzaklaştırma planıdır.”
İHTİYAÇLAR
Mamak Afet Dayanışma Ağı’nın yayınladığı ihtiyaçlar listesinde şunlar yer alıyor:
Deprem bölgesine gidecek ihtiyaç listesi; Kuru gıda, konserve, hijyen malzemesi, kadın pedi, çocuk bezi, bebek maması, ısınma araçları.
Deprem bölgesinden Ankara’ya gelenler için hazırlanan ihtiyaç listesi; Kıyafet, bebek bezi, kadın pedi, hijyen malzemeleri, ev eşyaları, barınacak evler.
PİRHA – Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevleri, topladıkları çok sayıda yardım kolisini kamyonlarla deprem bölgesine gönderdi. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti.
6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevlerinde adeta seferberlik oluştu. Binlerce yurttaş, temel gıda malzemeleri başta olmak üzere kıyafet, battaniye, ısıtıcı, çocuk bezi ve kadın pedi yardımında bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevinde bir araya gelen yüzlerce gönüllü, gelen malzemeleri koliledi. Yaklaşık 10 kamyon dolusu malzeme, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere yola çıktı.
“DOĞAL AFETLER KATLİAMA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”
Yardım kampanyasının sürdüğü bir diğer kurum da Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi oldu. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti. Deprem bölgesinden en çok çocuk maması, çocuk bezi ve temel ilaçların talep edildiğini belirten Karabudak şu açıklamayı yaptı:
“Pazartesi sabahı bir felaket yaşadık. Deprem oldu ve 10 ilimiz yerle bir oldu. Elbette ki doğal afetler; depremler, yangınlar, seller olacaktır ama öldüren doğal afet değil hükümetlerdir. Doğal afetleri katliama çevirenler hükümetlerdir. Hala 50 saati geçmiş ancak depremin olduğu yerlere ulaşılmadı. ‘Avrupa’nın kıskandığı’ bir ülkeyiz ama hala yardım yok, köylere gidilmedi. Hala insanlar enkaz altında. Belki müdahale edilseydi o insanlar kurtarılacaktı ama kan kaybından, soğuktan donarak öldüler. Hakk’a yürüyen canlarımızı bir kez daha anıyor, geride kalanların acılarını paylaşıyoruz. Devletin bu ayrımcı politikası bir anlamda doğal afetleri katliama dönüştürüyor. Bu ayrımcı politika rahatlıkla diyebiliriz ki bir tür soykırım politikasıdır. Eğer etnik bir ayrım yapılıyorsa bu resmen bir soykırımdır. Bizler Demokratik Alevi Dernekleri olarak kurumlarımızın olduğu yerlerde çalışma yürüttük. Faaliyet gösteren kitle örgütleri ve Alevi kurumları ile ortak hareket ediyoruz. Ana Fatma Cemevi olarak da bulunduğumuz bölgede kurumlarla beraber yardım kampanyası başlattık. Halkımızın verdiği lokmaları ulaştırmaya çalışıyoruz. Hızır ayındayız, Hızır yardımcımız olsun.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Alevi kurumlarına yapılan saldırının ardından 30 Ocak’ta görülecek ilk duruşma için katılım çağrısı yaptı.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, aralarında Ana Fatma Cemevi’nin de olduğu dört kuruma yapılan saldırının ardından açılan dava dosyasına ilişkin basın toplantısı yapacak.
24 Ocak’ta Mülkiyeliler Birliği’nde yapılacak basın toplantısına ilişkin yazılı açıklama yapan DAD Ankara Şubesi şu çağrıda bulundu:
“30 Temmuz 2022 tarihinde Ankara’da, aralarında Ana Fatma Cemevi’nin de bulunduğu dört farklı Alevi kurumuna ve Cemevi’ne saldırı düzenlenmiş; Muharrem ayının ilk günü yapılan saldırının Alevilere dönük uzun yıllardır süren ayrımcı ve ötekileştirici politikaların bir sonucu olduğu kamuoyunda ses getirmiştir. Saldırı sonrası Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi olarak suç duyurusunda bulunduk ve soruşturma süreci takip edilmiştir. Ancak soruşturma süreci tarafımızca takip edilmesine ve şikayetimize rağmen düzenlenen iddianamede kurumumuza yer verilmeyerek saldırının zarar göreni olan Aleviler, dosyadan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Saldırıların arkasındaki güç odaklarını ortaya çıkarmaya dönük hiç bir araştırma yapılmaz iken, saldırganın cezai ehliyetinin olup olmadığı yönünde yapılan araştırmalar ve var olan sanığın da cezai yaptırımdan korunmasına dönük işlemler, cezasızlık politikasının işletilmek istendiğini düşündürmektedir. Gelinen aşamada; Alevi kurumlarına dönük saldırılara ilişkin davanın ilk duruşması Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olup; Alevi kurumlarını, tüm demokratik kurumları ve hak örgütlerini 24.01.2023 tarihinde yapacağımız basın toplantısına ve 30.01.2023 tarihinde görülecek olan duruşmaya davet ediyoruz.”
PİRHA – HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Kemal Bülbül, dört Alevi kurumuna yönelik saldırının ardından oluşturulan iddianameye tepki gösterdi. Saldırgan hakkında “Akıl sağlığı yerinde değildir” raporunun çıkarılmasını eleştiren vekiller, “Bu, sistematik olarak bu ülkede Aleviliğin yok sayılması sürecinin bir parçasıdır” dedi. Vekiller, 30 Ocak’ta yapılacak duruşmaya da katılım çağrısı yaptılar.
Ankara’da Türkmen Alevi Bektaşi Derneği, Şahı Merdan Cemevi, Sivas Divriği Gökçebel Derneği ve Ana Fatma Cemevi’ne yönelik 30 Temmuz 2022’de gerçekleştirilen saldırıya ilişkin soruşturma tamamlandı.
Şüpheliler Ahmet Ozan K, Baver G. ve Çağdaş Can B.’nin 30 Ocak’ta yargılamasına başlanacak. Saldırıda mağdur olan cemevi yönetimlerine ise iddianamede yer verilmedi.
“SALDIRIYLA AKP POLİTİKALARINI BİR BİRİNDEN AYRI ELE ALAMAYIZ”
Gelişmelere ilişkin Halkların Demokratik Partisi Milletvekillerinden de eleştiri geldi.
Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, iddianamede, Ahmet Ozan K.’nin akli dengesinin yerinde olmadığına dair uzman görüşüne karşılık “Aklı yerinde olmayan biri İzmir’den kalkıp, Ankara’ya gelip eş zamanlı olarak neden Alevileri hedef aldı?” diye sordu.
Koçyiğit, mevcut devlet anlayışı içerisinde “Aleviliğin kabul görmemesi” durumunun olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Failin çok hızlı bir şekilde yakalandığı açıklanmıştı ancak geldiğimiz süre açısından baktığımızda aslında Alevilere dönük sistematik saldırılar devam ediyor. Alevilerin yaşadığı en temel hak ihlallerinin kaynağı bizzat devletin kendisidir. Bu anlamıyla kişilerin yaptığı saldırıların ötesinde sistemin, Alevileri yok sayma gibi bir temel sorunu var. İşte AKP-MHP oyları ile torba yasa içerisinde cemevleri ile ilgili bir düzenleme yapıldı. Bir inancı dernek statüsüne indirgemek amacıyla adımlar atıldı. Kamuoyunun bütün tepkilerine rağmen bunlar yapıldı. Onun için bizler, mevcut saldırıyla AKP politikalarını asla birbirinden ayrı ele alamayız. Çünkü bu ülkede sadece Sünniliği ve onun da Hanefi mezhebini makbul kabul eden ve onun dışında kalan bütün inançları hedefe koyan bir dili benimsiyorlar. Bu da tabii ki Alevilere dönük nefret suçlarının artmasına neden oluyor.”
“’AKLİ DENGESİ YERİNDE DEĞİLDİR’ ŞEKLİNDE RAPOR VERİLMESİ ÇOK MANİDAR”
Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, nefret suçu kanununun çıkarılması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Yani herhangi bir toplumsal kesime, kimliğinden dolayı saldırıya uğrayanların nefret suçu kapsamına girmesini ve bunun da ağır cezada yargılanması gerektiği ifade ediyoruz. Ama ne yazık ki örnek olayda da olduğu gibi bunlar sanki çok münferit olaylarmış gibi bir yaklaşım var. Kişinin akli dengesi yerinde değildir raporu verilmiş olması çok manidardır. Aklı yerinde olmayan biri İzmir’den kalkıp, Ankara’ya gelip eş zamanlı olarak niye bu saldırıları yaptı? Neden Alevileri hedef aldı? Bu konuda Adalet Bakanlığının, hükümetin süreci aydınlatmaya dönük de bir yaklaşımı olmadığını görüyoruz. Ne yazık ki bu ilk değil. AKP iktidarı boyunca Alevilerin nasıl hedef haline getirildiğini, evlerinin halen bu yüzyılda dahi çarpı işareti ile hedeflendiğine bizzat tanığız. Bu suçların böylesine işlenmesinin temelinde cezasızlık politikası yatıyor. İktidar aslında şu garantiyi veriyor; ‘Sen Alevileri öldürürsen, Alevilere yönelik suç işlersen sana bir şey olmaz’ gibi bir algı yaratıyor. Tarihte bunun örnekleriyle dolu. Meselenin temelinde Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin görmezden gelinmesi ve en nihayetinde Alevilere yönelik suçların da cezasız bırakılması gibi bir yaklaşım ile karşı karşıyayız. Ankara’da yapılan münferit bir olay değildir. Bu sistematik olarak bu ülkede Aleviliğin yok sayılması, Aleviliğin inkar edilmesi, Aleviliğin asimile edilmesi, Aleviliğin devletin Aleviliği haline getirilmesi sürecinin bir parçasıdır. O anlamıyla yargı bunun bir ayağını, iktidar-siyaset bir başka ayağını oluşturuyor. 30 Ocak tarihinde herkesi mahkemeye davet ediyorum.”
“SUÇLUYU AKLAMA ÇABASI”
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de hazırlanan iddianameye ilişkin eleştiri sunan bir diğer isim oldu. Alevilere yönelik saldırılarda cezasızlık politikası uygulandığının altını çizen Bülbül şunları söyledi:
“Alevi toplumuna, inancına, kurumlarına yapılan sistematik saldırılar için devletin sistematik cezasızlık politikası ne yazık ki devam ediyor. Bu utanç verici bir durum. 2021 30 Temmuz’unda Yas-ı Kerbela orucunda Ankara’da üç Alevi kurumuna saldırı yapan kişi tutuklandı. Bu kişi hakkında akli dengesinin yerinde olmadığı şeklinde rapor verilmiş. Bu bir tür suçluyu aklama çabasıdır.
Bugüne kadar sürecin savsatılmış olması bir yana, bu kişi hakkında cezasızlık politikasının uygulanacak olması ise sistemin, AKP-MHP iktidarının ve geleneksel devlet anlayışının konuya bakışını gösteriyor. Biliyorsunuz 2010 yılından bu yana Adıyaman’dan başlayarak neredeyse Türkiye genelinde işaretlenmedik kapımız, evimiz kalmadı. Buna dair ne kimse hakkında bir soruşturma açıldı ne herhangi bir kimse gözaltına alındı ne de tutuklandı. Aynı şekilde bireysel olarak yapılan saldırılar ki bu bireysellikler kesinlikle münferit değildir. Sistemin AKP-MHP hükümetinin kalıcı yerleşik zihniyetidir. Alevi toplumuna karşı bir nefret politikası sistematik olarak AKP-MHP’de geleneksel devlet anlayışında da devam ediyor. Biz bunu kınıyoruz. Bu kişinin bir an önce cezalandırılması gerekir. Zira ortada somut bir suç var. Alevi inanç kurumuna saldırı, işlenmiş bir nefret suçu var. Bunu kabul edebilmemiz mümkün değil. 30 Ocak’ta yapılacak olan duruşmada eğer bu rapor gerekçe gösterilirse, bu ilgili kişiye tanzim edilirse AKP-MHP hükümetinin bu suçun ortağı, bu suçu onayladığı anlamına geliyor.”
PİRHA – 4 Alevi kurumuna/cemevine saldırı düzenleyen Ahmet Ozan K.’nin akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair hastane süreci tamamlandı. Saldırganın tekrar cezaevine gönderildiği belirtilirken gözler, şimdi bilirkişi heyetinden gelecek rapora çevrildi.
Ankara’daki Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne saldırı düzenleyen Ahmet Ozan K.’nin hastane gözetim sürecinin sona erdiği öğrenildi.
4 Alevi kurumuna dönük 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırı sonrası fail hakkında henüz bir iddianame oluşturulmadı. Saldırgan Ahmet Ozan K. hakkında, en son akıl sağlığının yerinde olup olmadığını öğrenmek için Kasım 2022’de hastaneye kaldırıldığı bilgisi alınmıştı.
NİHAİ KARAR HASTANE RAPORUNA BAĞLI!
Olayın takipçisi olan Av. Ümran Hakverdi, ilgili savcı ile görüştüğünü belirtti. Hastane tarafından henüz bilirkişi gözlem raporunun mahkemeye gönderilmediğini aktaran Av. Hakverdi, savcının bu yönlü talebinin en kısa sürede hastane yönetimine iletileceğini söyledi.
Av. Ümran Hakverdi, saldırgan Ahmet Ozan K.’nin, Sincan Cezaevi’nde tutukluluk halinin devam ettiği bilgisini de paylaştı.
PİRHA- Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Aralık ayı içerisinde yapılan Msraş, cezaevi ve Roboski katliamlarına ilişkin panel düzenledi. Panelde yapılan konuşmalarda katliamlar bir kader olmadığı, halklara, inançlara diz çöktürülmek istendiği belirtildi. Siyasal iklimin değişmesi ile katliam dosyalarının da açılacağı vurgulandı.
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, “Bir Daha Asla” başlıklı panel düzenledi.
Panel öncesinde, 19 Aralık 2000 Cezaevleri Katliamı, 19-26 Aralık 1978 Maraş Katliamı ve 28 Aralık 2011 Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.
Program, Dede Müslüm Metin ile Sevgi Kişin’in birlikte Türkçe ve Kürtçe çerağ uyandırması ile başladı.
Zakir Hıdır Çelebi’nin, katliamda yaşamını yitirenler için okuduğu ağıtların ardından konuşmalara geçildi.
Panelin moderatörlüğünü ise Av. Nilay Nayman yaptı.
“KATLETTİKLERİ KİŞİLERİN MALLARINA EL KOYDULAR”
Panelin ilk konuşmacısı Av. Kazım Bayraktar oldu. Bayraktar, Kürt ve Alevilerin katliamlarla yokedilemediğini belirterek “Aleviler inançları, Kürtler ise farklı dilleri nedeniyle, yüzeysel olarak öyle katledildikleri görünüyor. Hep şunu gördük, katlettiler, sürgüne gönderdiler ve mallarına el koydular. Özellikle de Ermenileri…Bugün Koç, Sabancı, Çukurova Grubu gibi holdinglerin kökeninde bu katledilen insanların malları vardır. Katledilenlerin mallarının nasıl paylaşılacağı ise kanunlarla belirlenmiş, gizli saklı da tutulmamıştır. Kürtlerin katledilme sebepleri ise Kürt halkının yaşadığı bölgelerdeki kaynakların İstanbul’daki zenginlere verilmesidir. Alevi katliamlarında da sürgünlere rastlıyoruz.” dedi.
Kazım Bayraktar, cezaevleri katliamında ise siyasal soykırım amaçlandığını vurgulayarak “Bu soykırım örneğinin en taze örneğini yaşıyoruz. Şu anda HDP’nin içini boşaltmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kobane Davasında buna tanık oluyoruz” ifadelerini kullandı.
“BİR DARBE MEKANİĞİ MEVCUT”
Panel konuşmacılarından Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise “Günümüzde Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası halklar ve inançlar bahçesiyken adeta çoraklaştırılmış, adeta halklar inançların mezarlığı haline getirilmiştir. Fiziki ve kültürel katliamlarla direniş coğrafyalarına karşı toplum kırımı yaşatılmak istenmiştir.
Günümüzde de hala inanç, dil, kültür, etnisiteler bu zihniyetin katliamı ve yok etme tehdidi altındadır. Katliamlar halkların kaderi değildir. Halklara, inançlara soykırımcı politikalarla diz çöktürülmek istenmektedir. Ancak inanç, dil, kültürümüze yönelen bu katliamları nasıl durdurabileceğimiz ve demokratik, eşit, özgür bir arada bir yaşamı nasıl kurabileceğimiz sorununa yoğunlaşmamız gerekmektedir. Katliamlar sadece fiziki yoketme siyaseti değildir. Halkların inançların hafızasının yok edilmesidir. Yani katliamlar gerçekleştirilirken ulusal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve inançsal olarak toplum yok edilmek istenmektedir.
Maraş Katliamı ve diğer katliamlardan gördüğümüz sadece fiziki olarak toplum katledilmiyor. Ekonomisi coğrafyası, kültürü etnisitesi ve hafızası yok edilmiş oluyor.
İkinci yüzyıla girerken Türkiye bir darbe mekaniği ile karşı karşıyadır. Adeta coğrafyada savaş yıkım yaşanmaktadır. Halklar inançlar bu darbe mekaniğinin yarattığı tehdit ve yok edilişin eşiğindedir.
Yani tüm ezilen ve ötekiler; Kürt’ü, Türk’ü, Alevisi, Sünisi ile bu emevi yezit siyasetine karşı ortak bir mücadele yaratabildiğimiz oranda katliamlardan korunabilir ve katli vacip bir toplum olmaktan çıkabiliriz.” ifadelerini kullandı.
“İRADEYİ KIRMAK KOLAY DEĞİLDİR”
Konuşmacılardan insan hakları aktivisti Mehmet Acettin ise konuşmasına cezaevleri katliamına hapishanede tanık olduğunu belirterek başladı.
Acettin, “insanı tekleştirmek, yanlızlaştırmak, ailesi ile ilişkilerini kesmek istediler. Politiksizleştirmek amaçları vardı. Biz de bu direnişte gönüllü olarak kendimizi ortaya koyduk. Bugün ise F tipleri yetmezmiş gibi S tipi gibi hapishaneler yarattılar. Ama iradeyi kırmak kolay değildir. Hapishane direnişi tanığı olarak, çok kayıplar vererek bugünlere geldik. Ancak enerjimizi tüketmedik. Kürt hareketi de bir halkın direnişidir. Bizler de hapishanede bu konuda kendimizi ortaya koyduk. Ama irademizi teslim alamadılar. F Tipi saldırı karşısında 1 yıl mücadele edildi ve 122 kişi yaşamını yitirdi. Tek tipleştirme politikaları devam ediyor” dedi.
“TAKİPÇİSİ OLMAZSAK UYKULARIMIZ HARAMDIR”
Konuşmacılardan HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç ise Türkiye’de her toplumsal hareket karşısında bir katliamın yapıldığını belirterek şunları söyledi:
“Mevcut iktidarlar, katliamdan nemalanıp, bir süreci devam ettirmişse yeni bir katliamın da habercisi anlamındadır. Eğer Kürtler, Aleviler mücadele yürütüyorsa karşılarında hep olağanüstü mahkeme sistemini görmüşlerdir. Ulusal basınının hemen hemen hepsi ve siyasal iktidar bu katliamı kabul ediyor ancak ‘vahim olay’ deniliyor. Ama emri veren, istihbari bilgiyi veren kim? O kişilerin 34 kere ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılması lazım. “Vur” emri politiktir. Ne yazık ki devam eden bir dava yok. Çünkü karşılarında Kürtler var, o nedenle rafa kaldırıldı o dosyalar. Eğer bunun hesabı sorulmaz, hukuki karşılığı olmazsa bu katliamların devamı olacaktır. Bunun takipçisi olmazsak uykularımız haramdır. Çünkü bu insanlığa karşı bir suçtur, unutturmayacağız.”
“SİYASAL İKLİM DEĞİŞMESİYLE BU DOSYA AÇILACAKTIR”
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök de konuşmacılar arasında yer alan isimlerdendi. Milletvekili Gök, 15 yıldır Roboski Katliamı’nın takipçisi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Bu konuda konuştuklarımla ilgili kimse kalkıpta bana ‘doğru söylemiyorsun’ diyememiştir. Bazı komutanlar, kaçakçıların içinde PKK’lilerin olduğunu iddia etti. Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Yaşar Güler ile Genelkurmay 2. Başkanı Hulusi Akar o gün hava harekatı kararını aldı. O gün Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’di. Bu olaydan 3 yıl sonra İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, ‘devlet neyin ne demek olduğunu biliyordu’ demişti. Siyasal iklimin değişmesi ile bu dosya açılacaktır. Bu olayı unutturmayacağız. Bizlere düşen ahlaki, vicdani olan budur.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi, ‘İnanç kültür sanat buluşması’ kapsamında çok sayıda yazar ile okuru bir araya getirdi.
DAD Ana Fatma Fatma Cemevi’nde ‘İnanç Kültür Sanat Buluşması’ düzenlendi. Mamak’ta dernek binasında yapılan buluşmaya yazarlar, Piri Er, Özcan Ögüt, Mesut Özcan, Mehmet Bayrak, Ali Köylüce, Adıgüzel Özgüven, Seyfi Muxûndi, Mustafa Çınar ve M.Emin Avcı katıldı.
DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, açılış konuşmasında “85 yıl önce katledilen Seyit Rıza ve yoldaşları için özümüz dardadır. Kefensiz yatan canlarımızı saygıyla anıyoruz diyerek salonu selamladı.
Söyleşiye başlamadan önce Zakir Murat Yılmaz ve Hıdır Çelebi, deyişler çalıp seslendirdi.
Yol’a hizmet eden yazarlarla yapılan söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen Hatice Çevik, siyasal iktidar tarafınca Aleviliğin kuşatma altında olduğuna vurgu yaptı. Çevik, sunumu için ilk sözü Yazar Özcan Öğüt’e verdi.
Kitaplarında Alevi asimilasyonuna vurgu yapan Özcan Öğüt, cemevi yasasını eleştirerek “Devletin, en büyük kötülüklerinin toplamı anca bu kadar olabilir. Özellikle bizim içimizdeki zayıf halkaları ele alıp muhatap gördüler. Kürt toplumuna dayatılan koruculuk sistemini şimdi Alevilere dayatıyorlar. Aleviler için de bir anlamda koruculuk sistemi yaratmaya çalışıyorlar. Şimdi bu yasa ile birilerine ödüller vererek ‘ideal Aleviliği’ dayatacaklar ancak yoğun tepki var. Sinsi bir planın süregittiğini söyleyebilirim” dedi.
“YOL DOĞRU KADROYU OLUŞTURMAKTAN GEÇİYOR”
Kitaplarında Alevilikteki temel felsefeyi ve örgütlerin Alevi inancındaki temsiliyeti konularına değinen Ali Köylüce de devlet dışı yapılaşmanın mümkün olduğuna dikkat çekti. Yazar Köylüce şu konuşmayı yaptı:
“Alevilerin, inançsal ritüellerinin içini bozmadan sürdürmesi zor bir hale gelmiştir. Alevi örgütlenmesinde güncel bir örgütlenme gereklidir. Alevilerin sistemden kaynaklı yasaklamalara karşı hem siyaset anlamında hem de basın yayın konularında kendilerini iyi örgütlemesi gerekir. Yani hizmetlerde görev alacak isimlerin ikrar vermesi gerekir. Kurumlarla ilgili sorunu çözüp uygun bir model geliştiremezsek bu torba yasaya, devletin sürekli müdahalesine karşı koyamayız. Dolayısıyla yol doğru kadroyu oluşturmaktan geçiyor.”
“RIZALIĞI ORTADAN KALDIRIYORLAR”
Yazar Piri Er ise “Aleviliğin katledildiğini” söyleyerek “Neden Kültür Bakanlığı’na bağladıklarını Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında buldum. Erdoğan bir konuşmasında 2013’te ‘Cemevleri Kültürel mekanlardır’ demiş. Yine Erdoğan 2014’te ‘Alevi kardeşlerimiz cemevini ibadethane görürse kabul ederim, ancak bu bir bölünmeye sebep olabilir’ demiş. Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi İnanç Önderi yaratıyorlar. Afilli de bir ad. Ocak sistemini, rızalığı ortadan kaldırıyorlar. Şimdi atanan biri, kimden, neye göre rızalık alacak. Bunun bakanlık bünyesinde olmasına dair Erdoğan zaten 2013’te söylemiş.”
“İÇİMİZDEKİ DAĞINIKLIK ÖNEMLİ”
Uzun yıllar Alevi örgütlerinde görev alan Şair Mustafa Çınar da Alevi örgütleri içerisinde uzun yıllar yer alan kadroları eleştirerek şunları söyledi:
“Dün cemevi yoktu ama Alevilik vardı. Dün kurumlar yoktu ama Alevilik yine vardı. O nedenle bugün cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması konusuna pek takılmıyorum. Ama içimizdeki dağınıklık önemli. 35 yıldır kurumlarda yöneticilik yapanlar var. O nedenle insanlar bir araya gelmez. Bilirim ki o cemevleri bir süre sonra yozlaşır ve ranta dönüşür. Dolayısıyla kendi içimizdeki o rızalıklar, kırklar cemi de yok olur.”
“GELENEKLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Pir Seyfi Muxûndi ise asimilasyonun erkanlar üzerinden süre gittiğini ifade ederek “Özellikle İslami dayatma, cenaze erkanları üzerinden kendisini göstermektedir. Bizim yapmamız gereken, eski geleneklerimizin bir kısmını almak olmalı. Geleneklerimize sahip çıkmalıyız” dedi.
“ALEVİ ENSTİTÜSÜ OLUŞTURMAK LAZIM”
Yazar Mesut Özcan ise Dersim Aleviliği’nin yok olma tehlikesine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlama meselesi birden olmadı tabi ki. İşaretleri çok önceden belliydi. 1961 tarihli bir taslak rapora denk gelmiştim. İskan kanunlarından bahsedip, misyoner yetiştirmek ve izlenecek kültür politikalarının bir devlet politikası haline getirilmesinden söz ediyordu. Şimdi bugün Dersim’de izlenen politikalar buna çok benzer. Binlerce çocuk Kur’an kursuna gönderiliyor ve kimselerin haberi yok. Kurulan bir cemevine getirilen bir dede insanları ihbar ediyor. O mektubu bulup yayınladık hatta. Yine Alevilerden ses çıkmadı. Şimdi peki nasıl olacak? Alevi örgütleri, aydınları da bir şey yapmadı. Alternatif bir şeyler yapmak gerek. Bir kadro oluşturmak gerek. Ama kadro yetiştiremiyoruz. Kendi payıma bir dergi kurdum ve Alevi kütüphanesi kurma çalışmamız olacak. Geleneksel inancımızı yaşatmak için uğraşacağız. Kendi ana dilimizle bunu yapacağız. Çünkü inancım, benim kendi dilimle önemlidir. Dolayısıyla cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlanmasına karşı alternatif bir şeyler yapmalı. Yani bir Alevi enstitüsü oluşturmak lazım.”
“YOLUMUZ İNSANA, SEVGİYE DAYANMAKTADIR”
Kitaplarında Alevi toplumunun mücadelelerine dikkat çeken Adıgüzel Özgüven ise yaptığı konuşmada “Asimilasyon süreci devam ediyor. Ebu Suud fetvaları yetmemiş, halen devam ediyor. Bunu devlet yapıyor. Şimdi güncel konumuz asimilasyondur. Bizler okuduğumuz için korkuyorlar. Bizim yolumuz aydın, çağdaştır. Yol’umuz insana, sevgiye dayanmaktadır. Başta Alevi kurumları birliktelik sağlamalı. Turizm Bakanlığı’na bağlamak oy sebebiyledir. Geçmişte cami-cemevi projesi vardı tutmadı şimdi ise başka bir yerden girmeye çalışıyorlar” dedi.
“İSLAMİYETTE KADINLAR VE ÇOCUKLAR, ERKEKLERİN KULUDUR”
M. Emin Avcı ise Sünni bir Kürt olduğunu belirterek “İslamiyette kadınlar ve çocuklar, erkeklerin kuludur. Alevi doğan bir çocuk, Sünni bir çocuktan daha şanslıdır. Çünkü aydınlığı ve felsefesini görüyor. Ama bir Sünni çocuk kul gibi doğuyor. Önce babasının kulu ardından ise büyüdüğünde devletin kulu olur. İslamiyette erkek, kadınlara hükmeder. Sünni kadınların gördüğü zulmü Alevi kadınlar görmemiştir” şeklinde konuştu.
“ALEVİ TOPLUMU DEMOKRATİK HAKLARINA KAVUŞACAKTIR”
40 kitaba imza atan Mehmet Bayrak ise son kitabı “Duygular dönüştü söze” isimli eserinin içeriğine dair anlatımda bulundu. “Yazarlık hayatımda her zaman ezilenlere sahip çıktım” diyen Bayrak şu konuşmayı yaptı:
“Bütün çalışmalarımda başta mazlum halklardan Kürt halkını, hakları gasp edilen Kürtleri, Alevileri, ezilen cins olan kadınları işledim. Devlet aklı, açık planda red ve inkarcı, gizli planda itirafçıdır. Örneğin 1945 2. Dünya harbi bitiyor ve konuyu değerlendiriyorlar. ‘Dersim’de Kürt meselesi halen ortada duruyor’ deniliyor ve bir hazırlığa başlıyorlar. Ele geçen gizli belgelerde ise Aleviliği nasıl kendilerine bağlarlar konusunu işlediklerini öğreniyoruz.
Benim en az 30 yıldır savunduğum düşünce, Aleviliğin doğal bir din olduğu konusudur. Sırf Berlin’de sadece 136 cami-mescit var. Alevilik ise Avrupa’da kategorik olarak din olarak görülüyor artık. Tekke ve zaviyelik kanunu ile Alevilik ve Şafilik yasaklandı. Ondan dolayı Şafiler halen Hanefilere göre ibadet yürütmek zorunda kalıyor. Ama bütün baskılara rağmen Alevi toplumu doğru yolu bulup demokratik haklarına kavuşacaktır.”
Yapılan konuşmalar ardından Pir Seyfi Muxundi lokma gülbengi verdi. Yöresel yemeklerin dağıtılması ardından program sona erdi.
PİRHA- DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevinde kahvaltı etkinliği düzenledi.
30 Temmuz’da saldırıya uğrayan DAD Ankara Şube Ana Fatma Cemevi, kahvaltı etkinliği düzenledi. Tuzluçayır Mahallesi’ndeki etkinliğe yoğun katılım oldu.
DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, yaptığı konuşmada Bartın’da bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait maden ocağında meydana gelen patlama nedeniyle yaşamını yitirenleri andı. Karabudak, yaşanan can kayıplarına ilişkin “Kaza değil iş cinayetidir” dedi.
“DEVLET, HİÇBİR İNANCI TANIMLAYAMAZ”
Mustafa Karabudak, yurttaşlarla ayda bir buluştuklarını belirterek “Süreç özellikle biz Aleviler ve Kürtlerin aleyhine işliyor. Şimdi de ‘Açılım, Alevilerin durumunu iyileştirme’ adı altında devlet, resmen bizi Diyanet’e bağlıyor. Geçmişte olan cami-cemevi projesinin bir tür örneğidir. İnancımızı Kültür Bakanlığına bağlamak konusunda bizler karşı çıkıyoruz. Çünkü devlet, hiçbir inancı tanımlayamaz. Devlet, inançların taleplerini yerine getirir ve tanır. Demokratik bir Anayasa ile sorunların çözülmesi gerekir. Devlete bağlanmak kabul edilemez. ‘İhtiyaçlarımızı giderin, bize maaş verin’ gibi talebimiz yok. Bizler sıkıştığımızda yurttaşlardan lokma istiyoruz. ‘Birbirimizin Hızır’ı olalım’ diyorum” şeklinde konuştu.
PİRHA – Hüseyin Gazi Cemevi önündeki dilek ağacına yönelik saldırıya karşı dayanışma ziyaretinde bulunan DAD Ankara Şube yönetimi, “Bu saldırı iki kişinin yaptığı bir olay değildir. Bu sistemli bir şekilde bir terör eylemi yani vandallıktır” sözleriyle tepkilerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti ardından gündemden düşmeyen Hüseyin Gazi Dergahı içerisindeki dilek ağacı 8 Eylül’de ateşe verilerek yakılmıştı. Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği yönetimi, saldırı yapılan dergaha giderek Hüseyin Gazi Vakfı Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız ile görüştü.
“KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”
Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, “Bu kutsal mekanın saldırıya uğraması kabul edilebilir değildir” diyerek tepkisini dile getirdi. Karabudak, hükümetin bir an önce kamuoyunu rahatlatacak açıklama yapması gerektiğini belirterek şu konuşmayı yaptı:
“Bundan bir ay önce de Ana Fatma Cemevi ile iki farklı cemevi daha saldırıya uğradı. Bu Alevilerde büyük bir tedirginlik yaratmaktadır. Bunun peşinden ne gelecek bilmiyoruz. Yaklaşık bir buçuk ay içerisinde sürekli dergah ve cemevlerinin saldırıya uğraması ve siyasal iktidarın buna dönük hiçbir açıklama yapmaması, olayı bir iki kişi üzerine yıkması kabul edilebilir değildir. Alevi kamuoyu olarak rahatsız olduğumuzu bir kez daha söylüyor ve yapılanları kınıyoruz. Bu iki kişinin yaptığı bir olay değildir. Bu sistemli bir şekilde bir terör, yani vandallıktır. Devlet gereğini yapmalıdır. Yetkililer, o kişileri gönderen kimdir, arkasında kimler vardır, ne için, ne amaçla yapmıştır, bunu sürece yaymadan bir an önce sonuçlandırmasını istiyoruz. Önümüzde bir seçim süreci var. Bu seçime hazırlık mıdır, bir Alevi katliamı mı gelecek bunun peşinden bilmiyoruz.”
“ERDOĞAN’IN ZİYARETİ ARDINDAN MANİDAR BİR SALDIRI!”
Mustafa Karabudak, Ana Fatma Cemevi ile birlikte 3 kurumun daha saldırıya uğradığı olay ardından henüz mahkeme sürecinin başlatılmadığını hatırlatarak “Hala dosyada hiçbir gerekçe yok. İktidarın bakışına, sistem hukukuna ne kadar güvenmesek de mahkeme sürecini takip edecek ve peşini bırakmayacağız. Yapılanın yanlarına kar kalmaması gerekir. O karanlık güçler kimse ortaya çıkmalıdır. Ayrıca Hüseyin Gazi Dergahı cumhurbaşkanının ziyareti öncesinde kendi düşüncesine göre dizayn ettiği bir dergahtır. Peşinden böyle bir saldırının olması da manidardır” dedi.
Ana Fatma Cemevi DAD Şube Sekreteri Kenan Akın ise yapılan saldırıların kaynağına bakmak gerektiğini söyledi. Akın, “Bu tür saldırılar tesadüfi değildir” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Her şeyden önce Alevi inancı tanınmadığı sürece bu tür saldırıları dergah, ziyaretgah, ve cemevlerimiz maruz kalacaktır. Bu ülkede bir Alevi sorunu varsa eğer ki bize göre çok büyük bir sorun var, bu sorun ancak anayasal güvence çözebilir. Yoksa İçişleri Bakanlığı ya da devlet, bu sorunu bir güvenlik sorunu olarak görüyor ki burada İçişleri Bakanlığının ilgilenmesi bana göre düşündürücüdür. Bizim devletten istediğimiz, inancımızın tanınmasıdır,
inancımızın tanımlanması değil. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’nın bu işten elini çekmesi daha uygun olur. Anlaşılıyor ki devletin burada bakışı çok daha farklı. Bu durumda hiçbir sorun da çözülmeyecektir.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi yönetimi, düzenlediği kahvaltı programı ile Ankara’daki kitle örgütlerini bir araya getirdi. Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak yaptığı konuşmada “Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz” vurgusu yaptı.
Ankara’da 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan dört Alevi kurumundan birisi olan DAD Ana Fatma Cemevi, düzenlediği kahvaltı programında Ankaralı yurttaşları bir araya getirdi.
Cemevi önünde yapılan kahvaltı programına katılım bir hayli yoğun oldu.
DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, yaptığı konuşmada dayanışmanın önemine dikkat çekerek “Cemevimiz saldırıya uğradıktan 10 dakika sonra burası doldu taştı. Tüm demokratik insanlar gelip burayı sahiplendiler. Tekrar teşekkür ediyoruz. Bu saldırı hepimize yapılan bir saldırıydı” dedi.
“SİYASAL İKTİDAR, ALEVİLERİ ANCAK TANIR, TANIMLAYAMAZ”
Mustafa Karabudak, cemevlerine yapılan saldırılar ardından mahkeme sürecinin başlayacağı bilgisini vererek şu konuşmayı yaptı:
“Aleviler kadimden bugüne mazlum bir halktır. Hep haksızlıklara, katliamlara uğrayan bir halktır. Bundan sonraki süreçte de hep birlikte yol yürümek istiyoruz. Yakında mahkeme sürecimiz de başlayacak. Keza okullar açılacak ve zorunlu din dersleri var. Bizim en büyük sorunlarımızdan birisidir.
Siyasal iktidar her gün bir açıklama yaparak bir taraftan daha dün tanımadığı cemevlerini gezip kendince bir meşru alan açmaya çalışırken bir taraftan da saldırıları devam ediyor. Dün yine hakaretvari açıklamaları vardı. Kafalarındaki o siyasal İslam’ı sürdürmeye çalışıyorlar ama bu boş bir hayaldir. Kadimden bugüne gelen inancımız Yolumuz bundan sonra da devam edecektir. Hiç kimsenin, bizi sindirmeye, asimile etmeye, değiştirmeye gücü yetmeyecektir. Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz. Bugüne kadar gittikleri yerlerde kendi kafalarına göre bir Alevilik şekillendirmeye başladılar. Bunu Hüseyin Gazi Türbesi’nde yaşadık. Kendi kafalarınca bir cemevi imajı çizmişler. Bunlara izin vermeyelim diyoruz.”
Yapılan konuşma ve kahvaltı ardından Zakir Murat Yılmaz ile Hıdır Çelebi deyiş ve ezgiler seslendirdi.
PİRHA- Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Ankara Emek Ve Demokrasi Güçleri’nin yapacağı 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine katılım çağrısı yaptı.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla perşembe günü saat 17:00’de Anıtpark’da miting yapacak.
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Ankara Emek Ve Demokrasi Güçleri’nin yapacağı 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine katılım çağrısı yaptı.
1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olduğu belirtilen çağrıda, savaşı kutsayan sömürgecilere karşı birlikte direnmek gerektiğine vurgu yapılarak, barıştan yana olan tüm kesimler mitinge davet edildi.
“TÜM İNSANLIĞIN TALEBİ OLAN BARIŞI DİLE GETİRMEK İÇİN ALANDA OLACAĞIZ”
Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi, Nesimi Çimen’in bir dörtlüğüyle başladığı çağrı metninde şu ifadelere yer verdi:
“Dostluklar kurulsun, insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun dünyada
Yok olsun kötülük, düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun dünyada”
İnsanlığın büyük bedeller verdiği II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak ilan edilmiştir. Reya Heq Alevileri olarak bizler için zulmün olduğu her mekan ve an Kerbela’dır. Zulme karşı direniş Şah Hüseyin’in boyun eğmeyen zamana ikrarlı direncidir.
1 Eylül Dünya Barış Günü’dür ve savaşı kutsayan sömürgeci zulümkarlara karşı birlikte direncin zamandır.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri bileşeni olarak yarın 1 Eylül 2022 Perşembe günü saat:17:00’de Anıtpark’da tüm insanlığın talebi olan barışı dile getirmek için alanda olacağız. Tüm canlarımızı bekliyoruz.
Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir.”