Etiket: anma

  • Berkin Elvan, katledildiği yerde anıldı-VİDEO

    Berkin Elvan, katledildiği yerde anıldı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da Gezi Direnişi sırasında polis tarafından atılan gaz fişeğiyle ağır yaralanan ve 269 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan, katledildiği Okmeydanı’nda anıldı.

    Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı, Berkin Elvan’ı vurulduğu noktada karanfiller bırakarak andı.

    GÜLBENK OKUNDU, ÇERAĞ UYANDIRILDI

    Anmaya; ABF Örgütlenme Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Habibler Cemevi Başkanı Gökay Önay ve Gazi şehitlerinin yakınları katıldı.

    Anmada Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren Dede gülbenk okuyarak çerağ uyandırdı. Ardından Berkin Elvan için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “GAZİDEN GEZİ’YE CEZASIZLIK POLİTİKASI SÜRÜYOR”

    Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş anmada yaptığı konuşmada, Gazi Katliamı’ndan Gezi Direnişi’ne kadar geçen süreçte devletin cezasızlık politikalarının sürdüğünü vurgulayarak, “Katliamın 31’inci yılında Gazi’den Ümraniye’ye adalet istiyoruz. Gazi’den Gezi’ye bu tarih bizim için ortak bir hafızadır. Her iki dönemde de devletin cezasızlık politikasıyla karşı karşıya kaldık. Maalesef adalet talebimiz karşılık bulmadı, katiller korunup bir şekilde aklandı. Biz bu ülkede adalet tesis edilene kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye belirtti.

    GAZİ’DEKİ KİTLESEL ANMAYA ÇAĞRI!

    Aktaş ayrıca Gazi Katliamı’nın yıl dönümü kapsamında yapılacak kitlesel anmaya da çağrıda bulunarak, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da yarın Gazi Mahallesi’nde gerçekleştireceğimiz kitlesel anma eylemiyle şehitlerimize olan bağlılığımızı bir kez daha göstereceğiz” dedi.

    Aktaş, anmanın 12 Mart saat 10.00’da Gazi Şehitleri Anıtı önünde yapılacağını hatırlattı.

    Anma, Berkin Elvan’ın vurulduğu noktaya karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Çeşme Cemevinde anma-VİDEO

    PİRHA-  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi, Maraş Katliamı’nın 47. yılında anma düzenledi. Anmada Alevilere yönelik nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilerek katliamlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu. 

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şubesi Cemevi’nde anma ve panel düzenlendi.

    Anmaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK üyesi Kenan Yaşatürk, Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız ve çok sayıda kişi katıldı.

    Anmada Sanatçı Ezgi Su Gül, deyişlerini seslendirdi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN BU TOPRAKLARA BARIŞ GELMEZ”

    Anma öncesinde bir açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çeşme Şube Başkanı Musa Atasoy, Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulayarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade etti.

    Atasoy, “Bizler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak çok iyi biliyoruz ki; hakikatle yüzleşilmeden, adalet sağlanmadan bu topraklara barış gelmez. Maraş’ı unutmak demek, yeni katliamlara kapı aralamak demektir. Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar bunun en acı göstergesidir” diye konuştu.

    “NEFRET SÖYLEMİNE, AYRIMCILIĞA VE CEZASIZLIK POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Musa Atasoy, Alevilere yönelik ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısını yineleyerek, “Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz; Aleviler bu ülkenin asli unsurudur. Eşit yurttaşlık istiyoruz. İnancımızın tanınmasını, cemevlerimizin ibadethane statüsüne kavuşmasını istiyoruz. Nefret söylemlerine, ayrımcılığa ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istiyoruz. Katledilen canlarımıza sözümüz var. Sizi unutmayacağız. Sizin adınızı meydanlarda, sokaklarda, dillerimizde yaşatacağız. Bu ülke gerçekten demokratik, laik ve adil bir ülke olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diye belirtti.

    PANEL DÜZENLENDİ

    Anmadan sonraki panel kısmında ise Araştırmacı-Yazar Naim Gül, Alevilere yönelik katliamlara dair değerlendirmelerde bulundu.

    Selçuklu’dan Osmanlı’ya Alevilere yönelik katliamların planlı bir nefret siyasetinin devamı olduğunu ve bu soykırım politikalarının kendisinden sonraki iktidarlarlara devredildiğini belirten Naim Gül, Aleviliğin toplumsal yaşam önermelerinin iktidarlar açısında bir tehlike olarak görüldüğüne işaret etti.

    Naim Gül sunumunun devamında ise Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarının birbirleri ile bağlantılı olduğuna değinerek, Aleviliğe yönelik soykırım ve asimilasyon politikalarının devam ettiğine vurguda bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı!-VİDEO

    Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı!-VİDEO

    PİRHA- Roboski Katliamı’nda hayatını keybedenler için anma düzenlendi. Anmada yapılan konuşmalarda “Adalet” vurgusu vardı.

     

    Şırnak’ın Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçaklarından atılan bombalarla 19’u çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 14 yıl geçti. Katliamda yaşamını yitirenler, köyde bulunan mezarları başında anıldı. Anmaya, Roboski ailelerinin yanı sıra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) eş genel, Barolar Birliği, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı, CHP’li milletvekilleri, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.

    Saygı duruşu ile başlayan anmada aileler adına konuşan Veli Encü, ailelerin 14 yıldır adalet beklediğini belirterek “Ağır bir adaletsizlik var. Annelerin yüreğinde acı biran olsun dinmedi. Barış gelsin istiyoruz. Silahlar sussun, başka acılar yaşanmasın. Bir yandan barış deyip bir yandan Roboskî Katliamı’nın üstünü kapatamazsınız. Roboskî’yi görmezden gelemezsiniz. Adalet çığlığımızı duyun. Barışın yolu Roboskî’den geçer” dedi.

    Ailelerin, kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıdığı anmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, katledilenlerin çoğunun çocuk olduğunu anımsatarak konuşmasına başladı. Roboski’yi unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Gülüşleri, oyunları, okulları yarım kaldı. Sevdaları yarım kaldı gençlerin. Ailelerine bakmak zorunda kalan, bakmak zorunda olduğu için şu dağları aşarak, sınırları aşıp bir paket tütün, sigara getirmek üzere yola koyulmuşlar ve TSK o gün yoğun bir bombardımanla 34 insanımızı katletti. 14 yıldır soruyoruz; buradan bir kez daha soruyoruz.  O gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Roboskî gündeme geldi mi o toplantıda? Bu açıklanmalıdır. Aradan 24 saat geçene kadar açıklama yapmadı devlet yetkilileri. En son yaptıkları açıklamada da ‘yanlış istihbarat’, ‘operasyon kazası’ dediler. Ardından ne bir başsağlığı, ne bir özür, ne bir dava açıldı. ‘Oldu bitti’ dediler. Şayet yanlış ihbarsa o yanlış ihbarı kim yaptı? Açığa çıkarılsın istiyoruz. Yanlış ihbar değilse, doğru ihbarsa o uçaklara kalkış emri veren, vur emri veren açığa çıksın ve yargılansın. Roboskî insanlık karşısında işlenmiş bir suçtur. Ne bir zaman aşımı olur bunun, ne de mevcut olan iktidarın ve devletin üzerini kapatmaya çalıştığı bir dosya olabilir. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

    Ne yapıyorlar? Görmezden duymazdan geliyorlar. Üstünü örtmek istiyorlar. Oysa bu, sivil yurttaşlarımıza karşı işlenmiş devasa bir suçtur. Emri veren, uçağın kalkış emrini veren ve o bombaları, o çocuk bedenlerin üzerine yağdıranların ismi de cismi de bellidir ve derhal yargılanmalılar.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin işlemesi için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü 50 yıldır bu topraklara kan akıyor. Çünkü 50 yıldır bu bembeyaz karların üzerine kanlar akıyor. Coğrafyamız kana doydu. Artık yeter. Barış gelsin diyoruz. Ve bu ülkede onurlu bir barışın tesis edilmesinin yolu acılarla, gerçeklerle, tarihle yüzleşmektir. Hakikatlerin açığa çıkmasıyla bu mümkündür. Bir kez daha diyoruz ki Roboskî ile ilgili hakikatin açığa çıkarılması, yüzleşilmesi acilen devlet, hükümet adım atmalıdır ve yine bir kez daha diyoruz ki; ciddi bir özür ve ciddi bir yüzleşmeye ihtiyaç vardır. Yine bir kez daha diyoruz ki; bu topraklarda barışı tesis etmenin yolu bundan geçer. Bu topraklarda hangi milletten, hangi dinden, hangi mezhepten olursa olsun gelin bütün acıları yüzleşelim. Bütün acılarımızla karşılıklı empati kuralım. Bu empati sürecini siyasal ve hukuki bir kimliğe büründürelim. Kürt sorunu bir ‘terör’ sorunu değildir. Kürt sorunu siyasi bir sorundur. Toplumsaldır, sosyolojiktir ve hukuki yöntemlerle çözülmesi gereken bir sorundur.

    Bugüne kadar ‘güvenlikçi’ politikalar sonuç vermedi. Biz Roboskî’den, acının bu kadar yaşandığı bu topraklarda biraz önce aileler adına konuşan değerli arkadaşımız ne güzel ifade etti. 34 canını kaybetmiş. Ailesinde birçok kişiyi kaybetmiş Encü ailesi. Ama ne diyor buradan? Cenazelerinin gömüldüğü bu mezardan bütün Türkiye’ye seslenerek, ‘gelin hakiki ve onurlu bir barışı inşa edelim’ diyor. Bu ne kadar değerli, bu ne kadar kıymetli bir şey. Yüreği acıyla dolu, yüreği yanan insanların barışı talep etmesi kadar kıymetli ve değerli bir şey yoktur. Umut ediyor ve diliyoruz ki mevcut iktidar ve devlet, barış ve demokratik toplum sürecinin ne anlama geldiğini, toplumdaki bu talebi hakiki olarak değerlendirir ve sürecin ikinci aşaması olarak tanımladığımız yasal ve hukuki süreçte gerçek bir çözüme odaklanırlar.

    Apê Mûsa ‘Derelerden kan akar. Derelerimizden can akar. Munzur, Zilan, 33 Kurşun, Nevala Kasaba…” diye yazdı. Musa Anter’in bunu yazmaya ömrü yetmedi. Ve Roboskî ve Roboskîliler, “Duymazdı bir Allah’ın kulu çığlığımızı. Direnmek kalırdı Kürt’e’. Yaşamanın bir başka adı direnmekti’ dedi. Kürt halkı için. Kürt halkı onuruyla direndi ve Kürt halkı bugün barışı konuşabiliyorsa bu onurlu direnişi, ödenen bedeller sayesinde olmuştur. Bir kez daha Roboskî’de yitirdiğimiz bütün canlarımızı saygıyla minnetle anıyorum. Ailelerine, Kürt halkına ve bütün Türkiye halklarına başsağlığı diliyorum. Bugün burada Roboskî’de  yitirdiğimiz canların mezarı başında, bu topraklarda barışı tesis edeceğimizin sözünü veriyoruz. Çocuk yaşta sınırları aşarak çalışmak zorunda kalmayacaksınız. Bu topraklarda barışı inşa edecek ve insanların geçimini sağlayabileceği adil bir düzeni kuran dek mücadelemiz devam edeceğiz.”

    DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da, yaptığı konuşmada, “Roboskî defteri kapanmadı ve kapanmayacak. Halkımızın hep katliamla anılmasını istediler. Dêrsim’den Roboskî’ye kadar çok acı yaşandı. Bugün bir süreç var. Barış süreci. Bu, geçmişi unutacağımız anlamına gelmiyor. Geçmişimize hep bakacağız. Onurlu bir barış olacaksa o zaman Roboskî defteri adalet sağlana kadar sürecek. Roboskî’ye adalet gelmeden barış gelmez, barış tek ayak üzerinde yürümez. Bizden geçmişi unutmamızı istiyorlar ama Kürtler geçmişi unutmaz. Unutmayacağız. Geçmiş günleri acılı annelerimiz için hep hatırlayacağız. Burası başka bir devletin toprakları değil. Bize farklı bir hukukla yaklaşıyorlar. Her metre başında bir devlet gücü var. Halkımıza farklı yaklaşıyorlar ve ‘barış süreci var’ diyorlar. Bu politikalardan vazgeçin. Barış ve adalet için önümüzde bir fırsat var. Anneler unutmaz. Sonuna kadar Roboskî davası ve her baskının takipçisi olacağız. Dünde buradaydık, yarın da burada olacağız. Bu katliam hakikat üzerine bir sonuca varmadan burada olmaya devam edeceğiz”  ifadelerini kullandı.

    Anmada söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Barolar Birliği Erinç Sağnak ve EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan adaletin sağlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Konuşmaların ardından yaşamlarını yitirenlerin mezarlarına karanfil bırakılmasıyla anma sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir” denildi.

    Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla Alevi örgütleri Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganların atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Anma öncesinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, katliamla yüzleşme çağrısı yaparken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Alevi oldukları için Maraş’ta insanları katlettiler. Bu zihniyet aynı zamanda Suriye’de Alevileri katlediyor. Bu akıl yine tekçilik. Bu topraklara demokrasi, eşitlik gelecek ise birlikte daha fazla sesimizi yükseltmek gerekiyor. Ülkede bir seneden süren bir süreç var ve yeni katliamların olmaması için barış diyoruz. Bu barış iktidar ve ortaklarının iki dudağı arasına bırakılmayacak kadar değerli bir barış. Barış ancak katliamlarla yüzleşilmekle sağlanır. Barış kağıt üzerinde yazılan iki cümle ile bu topraklara gelmez. Maraş’ta kaybettiğimiz canları anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kurumlar adına basın metnini ise Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız okudu.

    Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Kemal Yıldız, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Kemal Yıldız, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Kemal Yıldız, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Yıldız, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Kemal Yıldız, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde İzmir’de düzenlenen anma programında katledilen gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan anıldı. Anmada, her iki gazetecinin verdiği hakikat mücadelesinin sürdürüleceği vurgulandı.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Kuzey ve Doğu Suriye’de 19 Aralık 2024 tarihinde haber takip ettiği sırada SİHA saldırısı sonucu  katledilen gazeteci Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ı andı.

    Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube’de düzenlenen anma etkinliğine çok sayıda yurttaş katıldı. Anmanın yapıldığı salonda Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın fotoğraflarının etrafına mumlar ve karanfiller konuldu.

    “ARAÇLARININ ÜZERİNDE ‘PRESS’ YAZMASINA RAĞMEN HEDEF OLDULAR”

    Anmada konuşan Gazeteci Naz Özek, “Arkadaşlarımız Cihan ve Nazım gazeteciydi ve gerçeği dünya kamuoyuna duyurmak için oradaydılar. Katledilişinin üzerinden bir yıl geçti. Araçlarının üzerinde ‘Press’ (basın) yazmasına rağmen saldırı hedefi oldular. Buna rağmen uluslararası insan hakları kurumları, onların katledilmesiyle ilgili hiçbir soruşturma başlatmadı ve sessiz kaldı. Bir kez daha gördük ki, konu Kürtler olduğunda ya düşman oluyorlar ya da sağır ve dilsiz kesiliyorlar. Ama biz, Apê Musa’nın küçük generalleri olarak, gerçeğin peşinden giderek, hesap soracağız. Kameralarının düşmesine, kalemlerinin kırılmasına izin vermeyeceğiz. Onların yolu, mücadelemizi aydınlatıyor. Bu yolda canlarını feda eden yoldaşlarımızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi.

    “HAKİKATİ YAZIYORUZ”

    Gazeteci Can Kırbaş, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in hakikati yazma mücadelesini sürdürdüklerini belirterek, kalemlerini yerde bırakmayacaklarını söyledi.

    Gazeteci Nujin Yıldız da, gazetecilerin hedef alınmasının bilinçli ve organizeli olduğunu vurgulayarak, “Onlar sayesinde hakikate eriştik. Hakikati bastıramadıkları için arkadaşlarımızı katlettiler. Özgür basın her daim hedef alındı. Bize düşen de özgür basın emekçilerinin bize bıraktığı hakikati devralmak ve hakikati yansıtmak. Hakikat mücadelesini devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN BİR ARADA YAŞAMINI GÖSTERDİLER”

    Gazeteci Uğurcan Boztaş ise özgür basın tarihininin baskı ve direniş ile geçtiğini belirterek, “Bizler de bu baskıcı ve kirli politikalara karşı cevap olmaya çalışıyoruz. Cihan ve Nazım Kuzey ve Doğu Suriye halklarının birlikte yaşamını tüm dünyaya gösterdiler. Onların mücadelesini zirveye çıkaracağız” sözlerine yer verdi.

    Konuşmanın ardından Cihan Bilgin ve Nazım Daştan için hazırlanan sinevizyon gösterimiyle anma sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da anma: Yüzleşilmeden toplumsal barış mümkün değil-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da anma: Yüzleşilmeden toplumsal barış mümkün değil-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İstanbul’da yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu  (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Alevi Kültür Dernekleri(AKD), Öncülüğünde Kadıköy İskelesi’nde Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarının atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Açıklama öncesi Cihan Saltuk Dede gülbang verdi. Zakir Aydın Gündüz, deyişlerini seslendirdi.

    Maraş Katliamı Davası Avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu Maraş Katliamı’nı değinerek, “Türkiye’de 1966’ya kadar devlet tarafından yapılan katliamlara halk da ortak edildi. 12 Eylül’e giden yolda en önemli parça taşı Maraş olaylarıdır. 111 kişinin ölümüyle sonuçlanarak 4-5 gün süren olaylar oldu. Davadaki 111 kayıttan 78’i Alevi ve Kürt kesimindendi geri kalanı sağ kesimdendi. 33 idam kararı verildi. Davanın en önemli özelliği iki tarafın birbiriyle kavga haline sokulmasıydı” dedi.

    Kurumlar adına basın metnini ise Merve Demir okudu.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Merve Demir, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Merve Demir, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Merve Demir, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Demir, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Merve Demir, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunlara söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Samsun’da anma: Maraş Katliamı ve Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar aynı zihniyetin ürünü-VİDEO

    Samsun’da anma: Maraş Katliamı ve Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar aynı zihniyetin ürünü-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler Samsun’da anıldı. Açıklamada, “Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır” denildi.

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında Pir Sultan Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi Cemevi katledilenleri andı.

    “Maraş katliamını unutmadık, unutturmayacağız” pankartının açıldığı eylemde, Alevi toplumu açısından Maraş’ın, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam olmadığı, aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakıldığı belirtildi.

    Açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş okudu.

    “MARAŞ KATLİAMI VE SURİYE’DEKİ SALDIRILAR AYNI ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”

    Yüzlerce Alevi köyünün hedef alındığı, binlerce kişinin yalnızca kimlikleri nedeniyle katledildiği kaydeden Cem Sultan Ermiş, “Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” dedi.

    “HTŞ ÇETELERİNE DESTEK, ALEVİ KATLİAMINA CESARET VERİYOR”

    Cem Sultan Ermiş açıklamanın devamında, Suriye’deki katliamın sorumluluların yargılanaması çağrısında bulunularak, “Biz Aleviler Maraş’ta ve Suriye’de katledilen canlarımı unutturmayacağız. Devleti, Maraş Katliamıyla gerçek anlamda yüzleşmeye; ulusal ve uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına karşı daha güçlü bir dayanışma örmeye çağırıyoruz. Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Golani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. HTŞ çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz” diye belirtti.

    PİRHA/SAMSUN

     

  • Hakan Tosun İzmir’de anıldı: Kamerası hala kayıtta ve onun sesiyiz!-VİDEO

    Hakan Tosun İzmir’de anıldı: Kamerası hala kayıtta ve onun sesiyiz!-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da katledilen Gazeteci ve ekolojist Hakan Tosun için İzmir’de kitesel bir anma ve resim sergisi düzenlendi. Ablası Özlem Tosun, “Adaletin yerine getirilmesii istiyoruz. Hakan’ın kamerası hala kayıtta ve bizde onun sesi olmaya devam edeceğiz” derken, avukatı Onur Cıngır ise, karanlıkta kalan delillerin ortaya çıkarılması için mücadele edeceklerini vurguladı.

    Ekoloji mücadelesi iele tanınan Gazeteci Hakan Tosun’un ailesi ve dostları, kendisini anmak amacıyla Alsancakta bulunan Mimarlar Odası İzmir Şubesi Mimarlık Merkezi binasında resim sergisi ve anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Tosun’un, eylemlerde fotoğrafladığı görüntülerden sergi oluşturuldu.

    Etkinliğe Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz,Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir İl Örgütü, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisi, Yeşil Sol Parti (YSP) İzmir İl Örgütü’nün yanı sıra çok sayıda çevre örgütü temsilcisi ve yurttaş katıldı.

    “NE OLDU SORUSUNUN CEVABINI ALMAK GİBİ BİR BORCUMUZ VAR”

    Sergide ilk sözü alan Karbağlar Helil Kınay, herkesin “Hakan Tosun’a ne oldu?” diye sorduğunu belirterek,”Bu kalabalıkların hepsi yarım kalanların sözlerini tamamlamak için. ‘Ne oldu’ sorusunun cevabını almak gibi bir borcumuz var. Sesimizi tek yumruk olarak büyütürsek cevaplarımızı da alacağımız, hesabını da soracağımız başka buluşmaları gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

    Sergi sonrasında ise Levni Band sergi salonunda ritim dinletisi gerçekleştirdi. Dinletinin ardından Hakan Tosun’un video haberlerinden oluşturulan belgesel izlendi. Belgeselin ardından Hakan Tosun’un ablası Özlem Tosun ve Avukatı Onur Cıngır birer konuşma yaptı.

    “KAMERASI HALA KAYITTA”

    Özlem Tosun, kardeşi Hakan Tosun’un ardından konuşma yapmanın acı olduğunu ifade ederek, onun mücadeleci kişiliğini anlattı. Kardeşi Hakan Tosun için adalet talebiyle bir arada olduklarını söyleyen Özlem Tosun, “Adaletin yerine getirilmesini istiyoruz. Hakan tek başına mücadele verdi belki ama şimdi arkasında biz varız. Hakan’ın kamerası hala kayıtta ve bizde onun sesi olmaya devam edeceğiz” diye kaydetti.

    “KARANLIKTA KALAN DELİLLERİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ”

    Dava avukatı ola Onur Cıngır, Hakan Tosun’la olan anılarına kısaca değindi. Soruşturmanın seyrine dair bilgi paylaşan Onur  Cıngır, dosyanın ciddi eksikliklerle yürütüldüğünü ve üçüncü failinin hala yakalanmadığını söyledi.

    Onur Cıngır, “Hakan dakikalarca dövülerek öldürüldü. Altı günde kimlik, çanta ortaya çıkmadı. Fotoğraf makinesi bile bulunamadı. Altı gün sonra çanta bulundu. Aslında ilk dakikadan itibaren hastanedeydi. Dosya da iki farklı resmi dilekçe ile 27 farklı madde ile başvuruda bulunduk. Sadece bir ikisi dikkate alındı. İki kişi tutuklu ve üçüncü bir kişi var. Bu üçüncü kişi kim?  Bu kişinin ve çıkmayan görüntülerin peşindeyiz. Baştan beri Hakan’ın yaptığı işler ortada. Hakan çok naif biriydi. Yaptığı işlerden dolayı yapıldıysa bu da ortaya çıkacak. Biz sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bu karanlık kalan kısımlarından kalan deliller ortaya çıkana kadar çalışacağız. Bu dosya Türkiye’deki adalet mekanizmasında önemli bir mihenk taşıdır” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz da Hakan Tosun’un kamerasının hala kayıtta olduğunu söyledi.

    Konuşmaların ardından anma sanatçılar Kasım Taşdoğan, İlkay Akkaya ve müzik grupları Geniş Merdiven, Moleni ve Praxsis’in müzik dinletisi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • İsviçre’de Bern Alevi Dergahı’nda, Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    İsviçre’de Bern Alevi Dergahı’nda, Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA-İsviçre’de bulunan Bern Alevi Dergahı’nda, idam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı. “Önce Ermeni ve Koçgiri Katliamları daha sonra da uzun yıllar Dersim’de devam eden bir katliam yaşandı’ diyen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en vahşi katliamını gerçekleştirdi. Benim babam o süreçte 1 yıl boyunca ailesiyle birlikte mağarada yaşamış” dedi.

    Dersim İnşa Kongresi ve Bern Alevi Dergahı, İsviçre’de bulunan Bern Alevi Dergahı’nda, idam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı.

    Gülbeng ve çerağların uyandırılmasıyla başlayan anma, belgesel gösterimi, ağıtların okunması ve konuşmalarla sona erdi. Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BABAM 1 YIL BOYUNCA AİLESİYLE BİRLİKTE MAĞARADA YAŞAMIŞ”

    Önce Ermeni ve Koçgiri Katliamları daha sonra da uzun yıllar Dersim’de devam eden bir katliam yaşandı’ diyen DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Devlet Dersim’deki aşiretlere silahlarınızı teslim edin der Dersimliler de demokrasi gelecek biz de özgürleşeceğiz zannederler ve silahlarını teslim ederler. Ama daha sonra bunun böyle olmadığı anlaşıldığında aşiretler Halvori’de bir araya gelir Seyit Rıza liderliğinde birbirlerine sahip çıkacaklarına dair ikrarlık verirler. Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en vahşi katliamını gerçekleştirdi. Resmi kayıtlarda 11 bin kişinin öldürüldüğünü söylerken Dersimliler ise bu sayının 70 bin civarında olduğunu söylüyor. Benim babam o süreçte 1 yıl boyunca ailesiyle birlikte mağarada yaşamış. Babaannem, ‘Çocuğu ağlamasın diye emzirerek çocuğunu öldüren kadınlar vardı’ diyordu.” diye konuştu.

    Anmada ayrıca Ali Matur deyiş ve klamlar seslendirdi.

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve arkadaşlarını ağıt ve klamlarla andı-VİDEO

    Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve arkadaşlarını ağıt ve klamlarla andı-VİDEO

    PİRHA- Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 88. yıldönümünde ağıt ve klamlarla anarak, çerağlar uyandırdı.

    Dersim Nazimiye’nin bilinen köylerinden olan Civrak Avrupa Derneği, Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 88. yıldönümünde bir anma etkinliği gerçekleştirdi.

    Almanya’nın Hürtk kentinde gerçekleşen anmada Pir Ahmet Karabulut’un gülbengleriyle katliamda Hakk’a yürüyenler için çerağ uyandırıldı.

    Anmada ayrıca  Civrak ile Dersim Tertelesi’nin tarihsel belleğini aktaran bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Kazım Arık ve Ali Ateş’in konuşmalarının ardından Hozan Cömert klam ve beyitler seslendirdi.

    PİRHA/ALMANYA

  • Seyit Rıza ve yoldaşları Elbistan’da çerağlarla anıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yoldaşları Elbistan’da çerağlarla anıldı-VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını anan DAD Elbistan Şubesi, çerağlar uyandırarak lokmalarını paylaştı. Şube eş Başkanı Hatun Berk, samimi bir yüzleşmenin ancak demokratik cumhuriyet gerçekliğinde mümkün olabileceğini ifade ederek, “Seyit Rıza ve idam edilen altı Dersimlinin mezar yerleri açıklansın ve cenazeleri Dersim’e nakledilebilsin” çağrısında bulundu.

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmelerinin 88’inci yıl dönümü dolayısıyla Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Elbistan Şubesi’nde anma düzenlendi.

    Anmada gülbengler eşliğinde çerağlar uyandırılarak, Seyit Rıza ve yol arkadaşları için lokmalar paylaşıldı.

    DAD Elbistan Şube Eş Başkanı Hatun Berk, katliamlar ve soykırımlar silsilesinin son halkası olan Dersim Katliamı ile Kürt halk gerçekliğinin hedeflendiğini ifade ederek, “1937-38 süreci öncesi çeşitli girişim ve görüşmelerle uzlaşmaya ve silah teslimine ikna edilen Dersim ise hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, makro düzeyde planlanan, on binlerce insanımızın katli ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır” diye konuştu.

    “SAMİMİ YÜZLEŞME ANCAK DEMOKRATİK CUMHURİYET İLE MÜMKÜN”

    Hatun Berk, Kürt ve Alevi kimliklerinden kaynaklı yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ortak vatanda rızalaşma temelli ortak yaşamla, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyetle aşılacağını belirterek, samimi bir yüzleşmenin ise ancak demokratik cumhuriyet gerçekliğinde mümkün olabileceğinin altını çizdi.

    Hatun Berk, son olarak yüzleşme çağrısını yinelerek, “Hali hazırda sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecinden beklentimiz ve umudumuz yüksek, desteğimiz ve sahiplenme düzeyimiz tamdır. Bu sürecin başarıyla sonuçlanması her etnisite ve inançtan halklarımızı barışa taşıyacak ve sağalma sürecine sokacak, demokratik cumhuriyete taşıyacak, hepimize kazandıracaktır. Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli şahsında tüm Dersim mazlumlarının huzurunda dara duruyor, saygıyla anıyor ve çağrıda bulunuyor, diyoruz ki; Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir. Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir” diye belirtti.

    PİRHA/MARAŞ

     

  • Seyit Rıza ve yol arkadaşları 88. yılda Dersim’de ağıtlarla anıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları 88. yılda Dersim’de ağıtlarla anıldı-VİDEO

    PİRHA-İdam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda ağıtlarla anıldı.

    Bundan tam 88 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    İdam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.

    PİRHA/DERSİM

  • Seyit Rıza için İstanbul’da anma: Pirlerimiz diz çökmedi, biz de diz çökmeyeceğiz!-VİDEO

    Seyit Rıza için İstanbul’da anma: Pirlerimiz diz çökmedi, biz de diz çökmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA – Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledilişinin yıldönümü sebebiyle İstanbul’da anma yapıldı. Okunan basın açıklamasında, “Artık yüzleşme, adalet ve onarım zamanı gelmiştir” denildi.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Seyit Rıza ve yoldaşlarını andı.

    Kadıköy rıhtımda yapılan basın açıklamasını kurumlar adına basın açıklamasını Hasan Şen okudu. Ortak metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün burada, 1937-38 Dersim Tertelesi’nde hile, yalan ve devlet zulmüyle idam edilen Seyit Rıza, oğlu Uşen, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê’yi anmak için bir araya geldik. Onların hakikat, adalet ve onur uğruna diz çökmeyen duruşlarını, bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.

    1937-38 yıllarında Dersim’in dağlarında, vadilerinde ve köylerinde bombalanan, yakılan, kurşunlanan, süngülenen, sürgün edilen ve mezar hakkı dahi tanınmayan on binlerce insanımızın acısı, hâlâ yüreklerimizdedir. Bu acı, sadece Dersim halkının değil, insanlığın ortak vicdanında kapanmayan bir yaradır. Dersim Katliamı, halkımızın belleğinde telafisi olmayan, kabul edilemez bir yara olarak yaşamaya devam etmektedir.

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’in kimliğini, inancını, kültürünü ve onurunu temsil eden önderlerdi. Onların katledilmesiyle birlikte halkımız başsız bırakılmış, ardından eşine az rastlanır bir sürgün, müsadere, kırım ve asimilasyon süreci başlatılmıştır.
    Bu uygulamalar yalnızca Dersim’e değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlardır.Dersim’de gerçekleştirilen Tertele’nin başlıca sorumlusu, farklı olmayı düşman gören, yok etmeyi kendine görev bilen ırkçı ideolojidir. Ne yazık ki bu zihniyet, bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir.

    Son dönemde bazı siyasetçilerin Dersim’in acılarını yeniden kanatan, kin ve nefret diliyle yaptıkları açıklamalar, bu zihniyetin güncel yansımalarıdır. Bizler bu açıklamaları şiddetle kınıyoruz. Bilinsin ki; onca kırıma, asimilasyona ve baskıya rağmen Rea Haq Alevilik de, Kürtlük de, Dersim’in hakikatli kültürü de bu toprakların kadim gerçeğidir. Hiç kimsenin bu halkı köklerinden koparmaya gücü yetmedi, yetmeyecek de!

    Seyit Rıza’nın sözleri rehberimizdir:

    ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim ama bu bana dert oldu, ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!’

    Pirlerimiz diz çökmedi, biz de diz çökmeyeceğiz.”

    “ÖZÜR DİLENSİN!”

    Dersim kurumlarının ortak metninde talepler şu şekilde dile getirildi:

    “Bugün buradan bir kez daha insanlığın vicdanına sesleniyoruz: Artık yüzleşme, adalet ve onarım zamanı gelmiştir!
    Devlet arşivleri eksiksiz biçimde açılsın!
    ‘Dersim’ ismi resmî olarak iade edilsin!
    Dersim halkından resmî olarak özür dilensin!
    Sürgün edilenlerin, kayıpların ve evlatlık verilen çocukların listesi kamuoyuna açıklansın!
    Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklansın!
    Anadilimize, kültürümüze ve Kızılbaş-Alevi inancımıza özgürlük tanınsın!
    Munzur’da ve tüm Dersim coğrafyasında sürdürülen baraj, HES ve maden projeleri iptal edilsin!
    Özgür, demokratik ve eşit yurttaşlık hakkı tüm yurttaşlar için tanınmalı.

    Bizler, Dersim’in torunları olarak bu taleplerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
    Unutmadık, unutturmayacağız!
    Seyit Rıza ve yoldaşlarının onurlu direnişi, halklarımızın özgürlük ve adalet mücadelesine ışık tutmaya devam edecektir.
    Ruhları şad, yolları hakikat olsun!
    Diz çökmedik, diz çökmeyeceğiz!”

    Basın açıklaması ardından Dersimli sanatçılar, katledilenler için ağıtlar yaktı.

    Yapılan konuşmalar ardından katledilenler adına denize karanfiller bırakıldı ve lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    Mersin’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA-Mersin Dersimliler Derneği’nde Seyit Rıza ve yoldaşları anıldı. Anmada konuşan Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık,”Bu acı, sadece Dersim halkının değil, insanlığın ortak vicdanında kapanmayan bir yaradır. Bilinsin ki; onca kırıma, asimilasyona ve baskıya rağmen Rea Haq Alevilik de, Kürtlük de, Dersim’in hakikatli kültürü de bu toprakların kadim gerçeğidir. Hiç kimsenin bu halkı köklerinden koparmaya gücü yetmedi, yetmeyecek de!” dedi.

    Mersin Dersimliler Derneği’nde Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledilmesinin 88. yılında anma etkinliği düzenlendi. Anma Baba Mansur Ocağı evlatlarından Baki Erdoğan’ın gülbangı ve saygı duruşuyla başladı.

    Ardından katledilenler için ağıtlar yakılırken, çerağ uyandıldı.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, 1937-38 Dersim Tertelesi’nde hile, yalan ve devlet zulmüyle idam edilen Seyit Rıza, oğlu Uşen, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê’yi anmak için bir araya geldiklerini belirterek, “Onların hakikat, adalet ve onur uğruna diz çökmeyen duruşlarını, bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz” dedi.

    1937-38 yıllarında Dersim’in dağlarında, vadilerinde ve köylerinde bombalanan, yakılan, kurşunlanan, süngülenen, sürgün edilen ve mezar hakkı dahi tanınmayan on binlerce insanın acısı, hâlâ yüreklerde olduğunu vurgulayan Çığlık, şunları ifade etti:

    “Bu acı, sadece Dersim halkının değil, insanlığın ortak vicdanında kapanmayan bir yaradır. Dersim Katliamı, halkımızın belleğinde telafisi olmayan, kabul edilemez bir yara olarak yaşamaya devam etmektedir.

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’in kimliğini, inancını, kültürünü ve onurunu temsil eden önderlerdi. Onların katledilmesiyle birlikte halkımız başsız bırakılmış, ardından eşine az rastlanır bir sürgün, müsadere, kırım ve asimilasyon süreci başlatılmıştır.
    Bu uygulamalar yalnızca Dersim’e değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlardır.Dersim’de gerçekleştirilen Tertele’nin başlıca sorumlusu, farklı olmayı düşman gören, yok etmeyi kendine görev bilen ırkçı ideolojidir. Ne yazık ki bu zihniyet, bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir.

    Son dönemde bazı siyasetçilerin Dersim’in acılarını yeniden kanatan, kin ve nefret diliyle yaptıkları açıklamalar, bu zihniyetin güncel yansımalarıdır. Bizler bu açıklamaları şiddetle kınıyoruz. Bilinsin ki; onca kırıma, asimilasyona ve baskıya rağmen Rea Haq Alevilik de, Kürtlük de, Dersim’in hakikatli kültürü de bu toprakların kadim gerçeğidir. Hiç kimsenin bu halkı köklerinden koparmaya gücü yetmedi, yetmeyecek de!

    Seyit Rıza’nın sözleri rehberimizdir: ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim ama bu bana dert oldu, ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!’ Pirlerimiz diz çökmedi, biz de diz çökmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • Seyit Rıza ve yoldaşları Bornova’da anıldı: Barış, yüzleşme ile mümkündür-VİDEO

    Seyit Rıza ve yoldaşları Bornova’da anıldı: Barış, yüzleşme ile mümkündür-VİDEO

    PİRHA- Bornova’da düzenlenen “Dersim Hadisesi’nden Koçgiri Tertelesi’ne” panelinde barışçıl ve demokratik bir ülkenin ancak katliamlarla yüzleşme ile mümkün olacağı belirtilerek, Dersim soykırımının tanınması vurgusunda bulunuldu. 

    Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi, İmranlılar Kültür ve Dayanışma Derneği,  idam edilişlerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yoldaşlarını andı.

    Seyit Rıza ve idam edilenlerin fotoğraflarının salona asıldığı anmada, çerağlar uyandırılak saygı duruşunda bulunuldu.

    Moderatörlüğünü Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik’in yürüttüğü, “Dersim Hadisesi’nden Koçgiri Tertelesi’ne” paneline konuşmacı olarak Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya katıldı. Panele Alevi örgüt temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi de katıldı.

    Panel öncesinde Selman Yıldız, Koçgiri ve Dersim yöresinden klamlar okudu.

    “SOYKIRIM TANINMALI”

    Panel öncesinde bir açıklama yapan Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Fethi Duman, 15 Kasım 1938 tarihinin bir halkın, bir kültürün ve bir inanç dünyasının sistematik olarak hedef alındığı Dersim Katliamı’nın simgesel günlerinden biri olduğu belirtti. Duman, “Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerinin Dersime nakli engellenmemelidir. Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir. Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır. Asimilasyon, zorunlu göç, doğa katliamı ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir. Devlet tarafından açık ve resmi bir özür kamuoyu önünde ilan edilmelidir. Soykırım tanınmalıdır” çağrısında bulundu.

    “HAKİKATİYLE YÜZLEŞMEYEN TOPLUM AYNI ACILARI YAŞAR” 

    Sonrasında söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik ise, hakikatiyle yüzleşmeyen toplumların aynı acıları yeniden yaşayacağına vurgu yaparak, “Seyit Rıza’nın darağacında söylediği o söz, hâlâ bu ülkenin vicdanında yankılanıyor. ‘Evladı Kerbelayız, hatadan günahdan uzağız. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’ sözü, yalnızca bir başkaldırı değil, bir halkın onur manifestosudur. Çünkü Seyit Rıza’yı asanlar, bir halkı susturabileceklerini sandılar. Ama yanıldılar. Dersim susturulmadı, direnişin adı oldu. Koçgiri’den Dersim’e uzanan tarih, bu devletin inkâr, asimilasyon ve imha politikalarının karanlık yüzüdür. Cumhuriyetin ilk yıllarında “medeniyet” ve “modernleşme” adı altında yürütülen operasyonlar, halklara karşı yapılan planlı katliamların üzerini örtemez. Bugün burada, o karanlık tarihle yüzleşmenin, adalet talebinin ve halkların eşit, özgür geleceğine dair umudun sesi olmak için toplandık. Çünkü biliriz ki hakikatle yüzleşmeyen bir toplum, aynı acıları yeniden yaşar” şeklinde konuştu.

    “BARIŞ, YÜZLEŞME İLE MÜMKÜNDÜR”

    Demokratik bir ülkenin ancak yüzleşme ile mümkün olabileceğinin altını çizen İbrahim Karakaya, “Barış içinde yaşanabilecek demokratik bir ülkeye geçecek iseniz önce yüzleşmeye ihtiyaç var. Neden katledildik? Bunu bilmeye hakkımız var. Bilme hakkı bizim en temel hakkımız. Diğeri ise adalet hakkıdır. Araştırılacak, yargılanacak ve cezalandırılacak. Diğeri ise tazminat hakkı. Yasal düzenlemeler yaparsınız bunun bir daha yaşanmasının önüne geçersiniz” dedi.

    “CUMHURİYET TEKÇİLİK İLE ŞEKİLLENDİ”

    İbrahim Karakaya, tekçilik ile şekillendiğini belirttiği Cumhuriyetin, Türklük ve Sünnilik dışındaki tüm kimlikleri tehlike gördüğünü ifade ederek, “Peki biz Cumhuriyet’te neden kırıldık? Madem Cumhuriyet bu toplumun sigortası ise kendi sigortasını patlatır mi? Ya Cumhuriyet bizim değildi, ya da bizim istediğimiz gibi değildi. Osmanlı’dan sonra bir rejim kuruldu ve bunun kimliği ise Türklük ve Sünnilikti. Alevilik ve Kürtlük ise tehlikeli ve bertaraf edilmesi gereken kimliklerdi” diye konuştu.

    “SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Koçgiri Katliamı’nın tarihsel seyrine değinen İbrahim Karakaya, Osmanlı dönemi arşiv kayıtlarından örnekler vererek, “Osmanlı’nın Cumhuriyete devrettiği inkar ve katliam mirasıyla milliyetçi, ırkçı ve tekçi bir ulus devlet yaratıldı. Dersim’e dair 1800’lü yıllardaki raporlarda bölgeye karakol yapılması ibareleri var. 1938 yılına kadar Dersim’e 108 sefer yapılıyor. Dolayısıyla Dersim’le tarihten gelen bir hesaplaşma vardır. Katliamdan önce kimin nereye gönderileceği bile belirleniyor. O dönem dünya kamuoyunda da katliamı meşru gören bir yaklaşım söz konusudur. Bizler onların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-88 yıl önce katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapıldı. 1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli” dedi.

    Seyit Rıza ve arkadaşları, idam edilişlerinin 88.yılında Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapılarak anıldı. Yürüyüşte “Însanê Kamılî Xo Vîr Ra Meke!” pankartı açıldı.

    Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “88 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN SEYİT RIZA VE YOL ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANMAMIŞTIR”

    15 Kasım 1937 tarihinin bir halkın, bir kültürün ve bir inanç dünyasının sistematik olarak hedef alındığı Dersim Katliamı’nın simgesel günlerinden biri olduğu belirten Ergin Tekin, “Bugün hâlâ yüzleşilmemiş bir tarih, kapanmamış yaralar ve adaleti bekleyen bir hafıza olarak karşımızda durmaktadır. Dersim ileri gelenlerinden Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli, savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. İdamlardan bugüne 88 yıl geçti. Bugünün iktidarı AKP, yıllar boyunca Dersim’in acısını seçim malzemesi yapmış, sözde yüzleşme söylemlerini günübirlik, politik hesaplara kurban etmiştir. Bugün ortada ne açılmış arşiv vardır ne bulunmuş kayıp çocuklar ne de gerçek bir özür.

    Aksine; Dersim’in dağları maden şirketlerine, dereleri barajlara, halkı, baskıcı politikalara teslim edilmeye çalışılmaktadır. Halkın iradesi kayyımlarla gasp edilmekte, inanç değerleri yok sayılmakta, kimliği ve kültürü sistematik biçimde baskılanmaktadır. Seyit Rıza’nın sözleri hâlâ kulağımızdadır: “Ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Bugün bu sözlerin muhatabı yalnızca tarihin karanlık sayfaları değil; yüzleşmekten kaçınan, hakikati erteleyen günümüz siyasal yaklaşımıdır. Kürt ve Alevi kimliklerimiz nedeniyle yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ancak nitelikli bir yüzleşme temelinde eşit yurttaşlık hukukunun tanınarak aşılabileceğine olan inancımızı bir kez daha vurguluyoruz” denildi.

    “SOYKIRIM TANINMALIDIR”

    Ergin Tekin, talepleri şu şekilde sıraladı:

    -Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerinin Dersime nakli engellenmemelidir.

    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    – Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    – Asimilasyon, zorunlu göç, doğa katliamı ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.

    -Devlet tarafından açık ve resmi bir özür kamuoyu önünde ilan edilmelidir.

    -Soykırım tanınmalıdır.

    “DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK BUGÜN DE ZORLA MESCİT VE CAMİ DAYATILIYOR”

    1937-1938 Katliamı’nın Dersim’in bağrına saplanmış bir hançer olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “O gün idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla birlikte Dersim’de on binlerce can katledildi. Bugün itibarıyla Dersim’de değişen nedir diye sorduğumuzda değişen hiçbir şey yok. Seyit Rıza ve yoldaşlarının boynundaki ilmik hala bizim boynumuzda durmaya devam ediyor. O gün bize medeniyet getiriyorlardı. Acaba bugün bundan vazgeçmişler mi? Bugün bunun adına ne koyuyorlar? Hala köylerimize, mezralarımıza, ilçelerimize nüfusunun %98’i Alevi olduğu halde mescitler ve camiler dayatılıyor” dedi.

    “DERSİM HALKI İLE YÜZLEŞMEK ZORUNDASINIZ”

    Siyasal iktidar ve kapitalist burjuva sisteminin geçmişten aldığı mirasla topraklarımız üzerinde inançları, kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle on binlerce insanı katlettiğini vurgulayan DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Geçmişte yaşanan acılar halen devam ediyor. Yıllardır Dersimliler olarak devlete yaptığımız çağrı devam ediyor. Ancak mevcut siyasal iktidar kulaklarını tıkayarak bunu görmezlikten geliyor. Elbette ki bizim devletle bu konuda hesaplaşma gibi bir niyetimiz yok. Ancak devlete açıktan çağrımız var ve diyoruz ki Dersim halkı ile yüzleşmek zorundasınız” diye belirtti.

    “SEYİT RIZA’DAN SONRA KÜRDİSTAN’IN EVLATLARI ÖZGÜRLÜK İÇİN SAVAŞTILAR”

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının kimliği, varlığı, dili ve inancını savunduğunu belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Hükümet neyi düşünüyordu? Hükümet ‘Ben bir ulus devlet kurdum, bunun içinde yaşayan herkes Türk olmalı’ diyordu. İsmet İnönü’nün bir söylemi var: ‘Bizim birinci vazifemiz Türklüğe karşı gelen, Türkçülüğü kabul etmeyen bir kişi varsa onu bu vatandan atarız.” Dersim’de hem tertele hem katliam hem de soykırım vardı. Doğamız elimizden alındı, kız çocuklarımızı kendilerine hizmetkar yaptılar. Kim onları hizmetkar yaptı? Kazım Orbay, Celal Bayar yaptı. Kadınları, yaşlıları öldürdüler. Bu topraklar, bu derviş mekanı sadece bir kent değil, bizim hafızamızdır, inancızdır geleceğimizdir. Bundan sonra bizim bu toprakların diline sahip çıkmamız gerekiyor. Toprağın özgürlüğü için mücadele edenler bu hafızayı bize bıraktılar. Bu hafızayı bir miras olarak bıraktılar. O miras bitmedi, o yol kapanmadı. Seyit Rıza’dan sonra Kürdistan’ın evlatları özgürlük için savaştılar. Geçmişlerini, hafızalarını unutmadılar, özgürlük mücadelesinden taviz vermediler. Biz diyoruz ki; eğer bir toprakta insanlar yaşıyorsa özgür olmalılar. Bizim verdiğimiz mücadelenin özü budur. Bize devredilen mirası içselleştirmişiz. Onu mücadelemizde taşımışız” şeklinde konuştu.

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”

    1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli. Bugün Alevi canlarımıza tarih boyunca yaşatılan katliamlara ne yazık ki yenileri ekleniyor. Bakın 21. yüzyıldayız ve Suriye’de Alevi katliamları yaşandı. Bugün bu topraklar birçok Alevi katliamına ne yazık ki tanıklık etti. Koçgiri, Dersim, Sivas, Çorum ve Gazi. Bu katliamlarla hesaplaşılması gerekiyor. Bu acıların son bulması gerekiyor. Ama ne yazık ki  Alevi canlarımızı asimile etmek, inançlarını yok saymak, onları sünnileştirmek ve resmi ideolojiye adapte etmek için devletin oynadığı oyunlar bitmiyor. Yani Muaviye’nin oyunları bu topraklarda bitmiyor. Yenilerine yenileri ekleniyor.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da bu ülkede yaşanan bu kadar acının, bu kadar haksızlığın, tekçi, ırkçı, milliyetçi ve tek merkezci zihniyete karşı, bu topraklarda yaşayan 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışın, bir siyasi düzenin oluşması için yapılmış bir çağrıdır aynı zamanda. Bu çağrıda Alevi canlarımıza yer çoktur. Bu çağrımız Alevi canlarımızadır aynı zamanda. Bizler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı temelinde her inançtan, her milletten insanın kendi ana diliyle konuşabilmesi ve eğitim görebilmesi ve kendi inancını bu topraklarda özgürce yaşayabilmesi için yeni bir düzen kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu çağrıyı aynı zamanda bu şekilde okuduğumuzu ve anladığımızı da sizlerle paylaşmak isteriz. Bizler bu topraklarda çok acı çektik. Bizler bu topraklarda dilimizden dolayı, inancımızdan dolayı çok acı çektik. Çok sayıda katliamlara maruz kaldık. Bunlara karşı bir olmak, beraber olmak ve mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yok değerli canlar. Ve bu nedenle özellikle demokratik toplum çağrısına hep beraber sahip çıkarak demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etmek için elimizden gelen her türlü çaba içinde olmaya devam etmeliyiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Halk ozanı Feyzullah Çınar İzmir’de anıldı-VİDEO

    Halk ozanı Feyzullah Çınar İzmir’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Büyük halk ozanı Feyzullah Çınar Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevindeki etkinlikle anıldı.

    Alevi müziğinin unutulmaz ustası, halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, Bornova Cemevinde düzenlenen etkinlikle anıldı. Anmaya Feyzullah Çınar’ın kızı Hüsniye Çınar ve kardeşi Aziz Çınar’ın yanı sıra çok sayıda seveni katıldı.

    Anma öncesinde Feyzullah Çınar’ın hayatına dair kısa bir gösterim yapıldı.

    “SAZI EŞİTLİK, ADALET VE BARIŞI SÖYLERDİ”

    Anmada konuşan Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Feyzullah Çınar’ın ozanlık geleneğinin muhalif kimliğine vurgu yaparak, “Feyzullah Çınar sadece bir saz ustası, bir türkü söyleyeni değildi. O, halkın vicdanını dile getiren, Pir Sultan’ın, Nesimi’nin, Hallac-ı Mansur’un yolundan yürüyen bir hakikat eriydi. Sazını eline aldığında sadece ezgi değil, adalet, özgürlük ve eşitlik söylerdi. Her telde bir isyan, her sözde bir umut yankılanırdı. O, inancını saklamadan, korkmadan yaşayan bir Aleviydi. Düzeni değil, halkı savunan bir yürek taşıyordu. Ve bu yüzden kimi zaman yasaklandı, kimi zaman susturulmak istendi. Ama o hiçbir zaman susmadı” diye belirtti.

    Çelik, devamında ise, “Onun türküleri, sadece birer melodi değil; birer direniş çağrısı, birer insanlık dersi, birer barış duasıdır. Feyzullah Çınar’ın mirası bize bir yol bırakmıştır. O yol, Pir Sultan’ın yoludur; O yol, hakikatin, adaletin, kardeşliğin yoludur. Bizler Bornova Cemevi olarak, bu yolun bugünkü yürüyenleriyiz. Alevi kültürünü, ozan geleneğini, insanı merkeze alan bu inancı yaşatmak, Feyzullah Çınar’a, Pir Sultan’a, bütün hakikat erenlerine olan borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

    Anma; Mesut Akbaba, Hüseyin Koçak ve Ali Onur Geyik’in halk ozanı Feyzullah Çınar’dan nefesler seslendirmesi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • 10 Ekim’de katledilenler Kadıköy’de anıldı-VİDEO

    10 Ekim’de katledilenler Kadıköy’de anıldı-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, İstanbul’da anıldı. Kadıköy İlçesinde yapılan yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında “10 Ekim katliamının insanlık suçu sayılmaması, Sivas katliamında da insanlık suçu işleyenler zaman aşımı ile cezasız kaldığında ‘Hayırlı olsun’ diyerek bu cezasızlığı kutlayanları hatırlattı. Aradan geçen on yılda katliamın hemen ardından utanmadan, sıkılmadan oylarının yükseldiğini ifade eden siyasetçilere ‘ne demek istediği’ bile sorulmadı” denildi.

    İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla binlerce yurttaş, Boğa Heykelinde bir araya geldi. 10’uncu yılında Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Kadıköy rıhtıma kadar yürüyüş düzenlendi.

    Yürüyüş kortejinin en önünde “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz” yazılı pankart taşınırken “Bijî biratîya gelan. Katillerden hesabı emekçiler soracak. Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

    Rıhtım meydanında bir araya gelen yurttaşlar, bir dakikalık saygı duruşunun ardından yaşamını yitiren 104 kişinin isimlerini andı. Demokrasi güçleri adına ortak basın metnini Asalettin Aslanoğlu okudu. “Katliamın 10. yıl dönümünde acılarımız hala taze, arkadaşlarımızın anısı hala sıcak” diyen Aslanoğlu, hükümetin sorumluluğuna dikkat çekti.

    “ARADAN GEÇEN ON YILDA ADALET YERİNİ BULMADI!”

    Basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Aradan geçen on yılda ne arkadaşlarımız yerde yaralı halde yatarken onlara saldıran polisleri, ne gelmeyen ambulansları, ne ‘kokteyl terör’ açıklamalarını, ne de ‘oylarımız yükseliyor’ itirafını unuttuk.

    Aradan geçen on yılda adalet yerini bulmadı!

    104 arkadaşımızı yitirdiğimiz bombalı saldırının davasında sadece ‘maşalar’ ceza aldı. Müfettiş raporlarına ve mahkeme kararlarına rağmen katliamda sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi hesap vermedi.

    Aradan geçen on yılda aldıkları ‘canlı bomba’ istihbaratını tertip komitesine iletmeyenler hesap vermedi. Bombacıların adını, sanını, eşkâlini bilip ‘patlamadan yakalamayan’ kamu görevlileri mahkemeye bile çağırılmadı. Adı, sanı, eşkali belli katillerin Gaziantep’ten Ankara’nın göbeğine nasıl geldikleri, polis kontrollerini nasıl atlattıkları sorgulanmadı.

    Güvenliğini almakla yükümlü oldukları bir mitingde gerçekleşen katliam ile ilgili hicap duyup istifa eden tek bir kamu görevlisi bile olmadığı gibi, en hafif ifadeyle ‘ihmal’ ihtimalini bile yok sayan bir dava sürecinden tabii ki adalet çıkmadı. Eylemi gerçekleştirilen örgütün şemasını, bağlantılarını, görüştükleri kişileri, örgütün hiyerarşisini ve derin ilişkilerini ortaya çıkarabilecek bilgiler-belgeler başka illerdeki mahkemelerden talep edilmeden dava alelacele kapatılmak istendi.

    Aradan geçen on yılda mahkeme 10 Ekim Ankara katliamını ‘insanlığa karşı suç’ kabul etmedi ve böylece bomba yeleklerinde parmak izi bulunan şahıslar dahi ilerleyen yıllarda yakalansa ‘zaman aşımı’ ile cezasız kalma olasılıkları doğdu.

    “ÜLKEYİ YÖNETENLER, SORUŞTURMAYI SAPTIRDI”

    10 Ekim katliamının insanlık suçu sayılmaması, Sivas katliamında da insanlık suçu işleyenler zaman aşımı ile cezasız kaldığında ‘Hayırlı olsun’ diyerek bu cezasızlığı kutlayanları hatırlattı.

    Aradan geçen on yılda katliamın hemen ardından utanmadan, sıkılmadan oylarının yükseldiğini ifade eden siyasetçilere ‘ne demek istediği’ bile sorulmadı.

    Evet mahkemeden adalet çıkmadı ama ülkeyi yönetenlerin soruşturmayı saptırdıkları mahkeme kararıyla kesinleşti. Katliamının tek başına IŞİD tarafından gerçekleştirdiği kanaat getiren karar ile beraber, katliamın gerçekleştiği günden itibaren, daha cenazeler kaldırılmamışken, hiçbir veriye dayanmadan ‘kokteyl terör’ iddiasını ortaya atan siyasetçilerin, yine en hafif ifadeyle ‘soruşturmayı saptırdıkları’ kesinleşmiş oldu. Ülkeyi yönetenlerin soruşturmayı neden saptırmak istedikleri, katilleri belirsizleştiren bu manipülasyona neden ihtiyaç duyduğu, neden tek başına IŞİD’i suçla(ya)madıkları sadece siyasi değil aynı zamanda da hukuki bir soru olarak er ya da geç bu ülkeyi yönetenlere sorulacaktır.

    “AMBULANS YERİNE TOMA GÖNDERENLERİ UNUTMAYACAĞIZ”

    Özetle adalet yerini bulmadı, acılarımız soğumadı. Ne bu eylemi yapan örgüt hakkıyla açığa çıkarıldı, ne ilişkilerinin üzerine gidildi, ne de kamu görevlilerinin ve ülkeyi yönetenlerin sorumlulukları sorgulandı. Bu adaletsizlikte imzası ve sorumluluğu bulunanlar tarihe bir kara leke olarak geçti.

    Katillerin kim olduğunu anlamak için katliamın kimleri ve neyi hedef aldığını görmek yeterlidir. Katliamı planlayanları, engel olmayıp destek verenleri, katliamın ardından ambulans yerine TOMA gönderenleri, yaralılara ve kitleye gazla saldıranları ve onları yönlendirenleri asla ve asla unutmayacağız! Gerçek failleri ısrarla koruyanları, gizleyenleri unutmayacağız! Tek tek hesap soracağız ve bir bir hesap verecekler!

    Emek-Barış ve Demokrasi mücadelesi 10 Ekim 2015’te yitirdiğimiz 104 canımızın bize bıraktığı bir emanettir artık. Er ya da geç emeğin, barışın, demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi, 104 canımıza armağan edeceğiz! Er ya da geç katiller kaybedecek! Emek-Barış-Demokrasi kazanacak!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Mesut Mak ve Adil Gür Dersim’de mezarları başında anıldı. Katliamın arkasındaki güçleri ortaya çıkarana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Emek Partisi Merkez Disiplin ve Denetleme Kurulu üyesi Mustafa Taşkale, “10 yıl önce katledilen canlarımız barışın hayata geçmesi için o gün oradaydılar. Bizler barış mücadelesini taçlandırıcağımıza dair Mesut ve Adil’e söz veriyoruz” dedi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 104 kişi yaşamını yitirmişti ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür, Dersim’de Atatürk Mahallesi’nde bulunan mezarları başında anıldı. Anmaya Mak ve Gür’ün yakınlarının yanı sıra DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri katıldı.

    “10 YIL ÖNCE KATLEDİLEN CANLAR, BARIŞIN HAYATA GEÇMESİ İÇİN ORADAYDILAR”

    Katliamın arkasındaki güçleri ortaya çıkarana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Emek Partisi Merkez Disiplin ve Denetleme Kurulu üyesi Mustafa Taşkale, “Barış için verilen mücadele demokrasi mücadelesinin en temel mücadele dinamiğidir. Barış elbette ki kavram olarak eşitlik, özgürlük, insanların birlikte yaşaması, kardeşçe yaşamasıdır. Ama bu kardeşçe yaşamı istemeyenler barışı çok ağır bir şekilde halkımıza ödetiyorlar. Nerede, hangi koşullarda barış isteniyorsa, egemen sınıflar katliama ve zulme başvurmuşlardır. Bunun tarihi 1938’den bu yana, bunun tarihi Maraş’tan, Madımak’tan, Çorum’dan bu yana devam etmiştir. Bir barış süreci konuşuluyor. Ama bir yılı dolduran bu süreçte atılmış somut bir adımla karşı karşıya değiliz. 10 yıl önce katledilen canlarımız barışın hayata geçmesi için o gün oradaydılar. Bizler barış mücadelesini taçlandırıcağımıza dair Mesut ve Adil’e söz veriyoruz. Bizler onların canlarını verdikleri barış mücadelesinin takipçisi olacağız” dedi.

    “MUTLAKA BARIŞI SAĞLAYACAĞIZ”

    ‘Barış ve demokrasi için bu topraklarda çok büyük bedeller ödendi’ diyerek sözlerine başlayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Çünkü Türkiye’de gerçekten bir barışın ve demokrasinin inşa edilmesi için yüzlerce can gitti. Tabii Ankara Gar Katliamı ve Suruç’taki katliam da her zaman ifade ettiğimiz gibi IŞİD zihniyetinin kendisi tarafından gerçekleşti. Türkiye’nin bu konudaki kendi rolünü iyi görmesi gerekiyor. Hakkaniyetli bir gelişimin sağlanması için hukukun icra edilmesi gerekiyordu. Ama maalesef bu 10 yıllık süreçte bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. Bugün de geldiğimiz aşamada yine barışı ve demokratik toplumu inşa etmenin sorumluluğuyla karşı karşıyayken burada mezarı başında bir kez daha arkadaşlarımıza söz veriyoruz. Bu topraklarda biz mutlaka barışı sağlayacağız” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün mezarlarına karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 104 kişi Bornova Cemevinde anıldı-VİDEO

    Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 104 kişi Bornova Cemevinde anıldı-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında Bornova Cemevinde yapılan anmada 104 kişi anılarak, çerağlar uyandırıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi, Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ve Bornova Kadın Dayanışması’nın ortaklığında 10 Ekim Gar Katliamı’nın yıl dönümünde ‘Barış ve Demokrasi Mücadelesi’ başlıklı panel düzenlendi.

    9 Ekim tarihinde Bornova Cemevinde düzenlenen panelde Araştırmacı-Yazar Erdal Yıldırım, ‘Geçmişten Günümüze Katliamlar, Tertele ve Kırımlar’, Avukat Hasan Hüseyin Evin , ’10 Ekim Katliamı ve Hukuk Mücadelesi’, ‘ ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, ‘Türkiye’de ve Bölgede Barış ve Demokrasi Mücadelesi’ başlığıyla sunum yaptılar.

    Panel öncesinde gerçekleşen saygı duruşu ve slayt gösterisi sonrasında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, “Burada yaptığımız sadece bir anma değil, aynı zamanda yüzleşme çağrısıdır. Devletin gözü önünde bu ülkenin en karanlık sayfaları yazıldı. O günden bu güne adalet arayışı içerisindeyiz. Barışı katleden zihniyet değişmedikçe yüzleşilmedikçe ülkeye barış gelemeyecek. Katledilen 104 kişiyi unutmayacağız” dedi.

    DERSİM’DEN İZMİR’E BİR MÜCADELE: MESUT MAK

    Gar Katliamında katledilen Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak anmada söz aldı. Evrim Mak, eşinin Dersim’den İzmir’e uzanan mücadele geçmişine değinerek, “Mesut’un hikayesi bu ülkede kapanmayan bir yaranın hikayesidir. Adaletsizlik her dönem yeni katliamlara yol açtı. OHAL döneminde işkenceye alındı. Çok büyük sağlık sorunu yaşadı, ölümden döndü ama geri adım atmadı. Biz onu toprağa değil, Munzur’un bağrına emanet ettik. Onu sevgiyle, minnetle anıyorum” diye belirtti.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞEMEDİK”

    Araştırmacı-Yazar Erdal Yıldırım, ise katliamlarla hesaplaşılmadığını dile getirerek, “El Kaide, Hizbullah, IŞİD ve HTŞ gibi cihadist çeteler emperyalizmin ortaya çıkardığı örgütler. Bunları kullanıp attılar ve yeni örgütler yarattılar.Bizler yüzleşip hesaplaşmalıyız. Biz kendimizle yüzleşip hesaplaşmadığımız, dayanışmayı geliştirmediğimiz için çözüm olamıyoruz. Bugün bile resmi tarihin yalanlarına kanıyoruz. Fiziki katliamlar azalmış gibi gözükse de başka bir soykırımı hayata geçiriyorlar. Tarihi doğru okumadığımız için en büyük asimilasyonu uygulamaya koyuyorlar. Kürtler ve Aleviler için dil ve inanca yönelik soykırım yapılıyor. Bu süreç bu meseleyi daha da tehlikeli bir yere götürüyor. Biz beklenen mücadeleyi büyütemiyoruz” diye konuştu.

    “BARIŞ TALEBİ GÜNCEL VE SICAK”

    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan ise, “İktidarın Ortadoğu’da heves ettiği, emperyalistlerin verdiği rolü Türkiye’de dizayn etme çabasına yönelik bir katliamı yaşadık. 2015’ten bu yana sistematik olarak kaybeden ama sayısal olarak iktidarda kalan bir iktidar var. Barış siyasetinin kendilerine yaramadığını söylüyorlardı. Oylarımız artıyor, 400 vekili verin bu iş huzur içerisinde çözülsün söylemi de buna denk düşüyordu. Bugün barış talebi 10 Ekim kadar güncel ve sıcak. İktidarın yapmaya çalıştığı şey faşist bir rejimi siyasal rejim olarak inşa etmek. Ya iktidar bunu inşa edecek, ya da direngen olarak ortaya koyduğumuz mücadeleyi geliştireceğiz ve bunu değiştireceğiz” ifadelerini kullandı.

    10 Ekim Gar Katliamı avukatlarından Avukat Hasan Hüseyin Evin ise yargılama sürecine değinerek, ailelerin adalet ve adil yargılama talebini yineledi.

    PİRHA/İZMİR