Etiket: avrupa

  • İsveç’ten NATO açıklaması!

    İsveç’ten NATO açıklaması!

    PİRHA- İsveç, NATO üyelik sürecini geçici olarak durdurdu.

    İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström yaptığı açıklamada, “Provokatif eylemlerden sonra İsveç’e yönelik öfkeyi gidermeye çalışıyoruz. Türkiye’de seçimin yapılacağı 14 Mayıs’ı da yakından takip ediyoruz. Amacımız Temmuz’da tam üyelik” dedi.

    Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından İsveç ve Finlandiya tarafsızlık politikalarından vazgeçerek NATO üyeliği başvurusunda bulunmuştu. İttifaka tam üye olarak katılmalarına 30 ülkeden sadece Türkiye ve Macaristan onay vermemişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dede Turan: Avrupa’da ve Türkiye’de Alevilerin kazanımları egemenleri rahatsız etti – VİDEO

    Dede Turan: Avrupa’da ve Türkiye’de Alevilerin kazanımları egemenleri rahatsız etti – VİDEO

    PİRHA- Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan Dede, Alevilerin Türkiye ve Avrupa’da kurumsallaşmasının yarattığı yansımalara ilişkin konuşarak, “Alevi kurumları ve örgütleri bilhassa yurtdışında bulunduğu ülkelerde Alevi hak ve özgürlüklerine ait pek çok kazanımlar elde ettiler. Bu durum ülkemizdeki egemenleri rahatsız ediyor” dedi.

    Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan Dede, Alevi Kızılbaşların Türkiye ve Avrupa’da kurumsallaşmasının  yarattığı yansımalar ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahındaki açıklamalarını değerlendirdi.

    Alevilerin kurumsallaşmasının ve örgütlenmesinin kazanımlar açısından çok büyük önem arz ettiğini vurgulayarak, hükümetin Alevilere yönelik adımlarının samimiyetsiz olduğunu  belirtti.

    “ALEVİLER ZAMAN İÇERİSİNDE KENDİ KURUMSALLAŞMALARINI YARATTILAR”

    Bektaşi Kızılbaş yolunu hakikat çizgisi ile yürütmeye çalışan Aleviler olduklarını söyleyen Turan, yolu kendileri için değil, özelde ülkemiz insanları genelde ise tüm insanlık için hizmet ettiklerini belirtti.

    Kurumsal örgütlenmelerin başladığı tarihten bu yana hem Türkiye’de hem yurtdışında Alevi toplumlarının kendi içlerindeki Alevi Bektaşi anlayışının kurumlarını oluşturduklarını ifade eden Turan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bunlar daha önce Alevi Bektaşi Veli Tanıtma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Tanıtma Derneği iken en son Alevi Kültür Dernekleri adı altında buluştular. Yine Anadolu’nun o güzel insanları uzun ve güzel çabalar içerisinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı oluşturmuşlardı. Daha sonra Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri kendine özgü bir yapıyla örgütlendi. Ama bundan öncesinde Avrupa’da bütün ülkeler kendi içerisindeki Alevi kültür merkezlerini oluşturmuşlardı. Alevi kültür merkezlerinin oluşturulduğu ülkelerde kendi içindeki kültür merkezlerini bir araya getirerek federasyonları oluşturmuşlardı.

    “AVRUPA’DAKİ ALEVİLERİN KAZANIMLARI BAZILARINI RAHATSIZ ETTİ”

    Dokuz ülkede oluşturulmuş olan federasyonlar daha sonra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu adı altında birleşti. Artık Aleviler kurumsaldır, Aleviler örgütseldir. Alevi kurumları ve örgütleri bilhassa yurtdışında bulunduğu ülkelerde Alevi hak ve özgürlüklerine ait pek çok kazanımlar elde ettiler. Alevilik artık bir inanç, bir yol erkan olarak tanındı ve kendine özgü inançlarını yaşayabilme ortamlarına müsaade edildi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun yaptığı bir çalışmayla bütün Almanya’da Alevi derslerinin verilmesi, Alevilere özgün pek çok eğitimin artık devlet nezdinde kabul edilmiş olması yürürlüğe girdi. Bu durum ülkemizdeki egemenleri rahatsız ediyor. Alman devleti, Alevilere şu kadar milyon dolarlar verdi iftiraları attılar. Bu konuyla ilgili olarak bir mahkeme açılmıştı birkaç gün önce ama dava reddedildi.”

    “HÜKÜMET SAMİMİ DEĞİL”

    Dede Mehmet Turan son olarak, “Bu ülkenin egemenleri şimdiye kadar Alevi açılımı adı altında asimilasyon politikalarını hayata geçirmeye çalıştı. Aleviler, eşit yurttaşlık haklarını istiyor. Hükümet samimi değil. Bu politikalarında Alevilere bir şey kazandıracağını düşünmüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Turgut Öker ilk duruşmada beraat etti-VİDEO

    Turgut Öker ilk duruşmada beraat etti-VİDEO

    PİRHA-Bir ihbarcının şikayeti ve sosyal medya paylaşımları gerçek gösterilerek hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açılan AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker bugün görülen ilk duruşmada beraat etti.

    Almanya’da yaşayan bir ihbarcının şikayet mektubu ile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı.

    İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Yazar Mehmet Kabadayı, Yazar Erdal Yıldırım, Sanatçı Metin Karataş ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ALEVİ ÖĞRETİSİNDE TERÖR, ŞİDDET YOKTUR”

    Savunmasına, 1979’dan 2015’e kadar Avrupa’da yaşadığını belirterek başlayan Öker, şunları söyledi:

    “Yaklaşık 25 yıl Avrupa Alevi örgütlenmesi içinde sorumluluk üstlendim. Genel başkanlık yaptım. Türkiye’yi yöneten bütün başbakanlar ile iletişim kurdum. Kamuoyu beni, Alevi toplumunun sesini dünyaya duyurmak ile bilir. Alevi örgütlenme mücadelesi terör ile hiçbir şekilde bağdaştırılamayacak kadar büyüktür. Alevi öğretisinde terör, şiddet yoktur. Alevi toplumunun hakkını savunduğumuz için dava açılacaksa hiçbir savunmamız yok. Meşru mücadelemiz ile terör bağlantısı kurmak gerçekle bağdaşmamaktadır.”

    “MEHMET SAĞIR’IN KİN VE NEFRETİNİN DELİL OLARAK SUNULMASI UTANÇ VERİCİDİR”

    Kendisi hakkında ihbarda bulunan Mehmet Sağır isimli kişinin Almanya’da ceza aldığını da kaydeden Öker, “Alman kanalları bu şahsı “ajan” diye teşhir etti. Bu kadar düşman bir insanın kin ve nefretinin delil olarak sunulmasını utanç olarak görüyorum. İddianamede bu ihbara yer verilmesi üzüntü vericidir. Alevilerin bunca yıl uğradığı hak ihlallerini teşhir etmemiz kadar doğal bir şey yok” ifadelerini kullandı.

    Öker iddianameye konu olan sosyal medya paylaşımları ile ilgili olarak ise “Adıma birkaç tane açılmış sosyal medya hesabı var. Gerekli şikayette bulundum ama hala açık duran hesaplar var” dedi.

    SAVCILIK, ÖKER’İN BERAATİNİ İSTEDİ

    Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında sosyal medya paylaşımlarının cebir ve şiddeti övmediğini belirterek Öker’in beraatini istedi.

    Avukat Nimet Acar da ihbarcı şahıs hakkında Almanya’da yapılan şikayetleri dile getirirken; “Müvekkilim Avrupa Alevi örgütlenmesinde yıllardır ciddi emekleri olan birisidir. Söz konusu sosyal medya hesaplarının kendisine ait olmadığını belirtmiştir. İddianamedeki paylaşımlar incelendiğinde propaganda unsurlarının taşınmadığı görülmektedir. Beraatini talep ediyoruz” dedi.

    Kararını açıklayan mahkeme heyeti Öker’in beraatine karar verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER

    > Turgut Öker hakkında bir ihbarcının mektubu ile dava açılmıştı; duruşma 5 Ekim’de

  • Prof. Dr. Atilla Güney: Çözüm için seçim ittifakı pratiğinden uzaklaşılmalı-VİDEO

    Prof. Dr. Atilla Güney: Çözüm için seçim ittifakı pratiğinden uzaklaşılmalı-VİDEO

    PİRHA-Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Prof. Dr. Atilla Güney, Türkiye’deki sorunların kalıcı çözümü için alternatif mücadeleyi benimseyen güçlerin seçim ittifakından çıkıp, tabana yayılan, halkla beraber, yerinden yönetilen ve üretilen bir siyasetin de var olması gerektiğini ifade etti. Güney, ittifakları siyaseten çaresizliğin ürünü olarak değerlendirdi. 

    Türkiye seçim gündemine girdi. Zamanında yapılacak seçime 9 ay gibi bir zaman kalmışken, toplum Kürt ve Alevi sorunu gibi çözülmeyen sorunlarının yanında artan hayat pahalılığı, yoksulluk, açlık, işsizlik gibi sorunlarla boğuşuyor.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hayata geçirildiğinden bu yana ise, tarihsel olarak varolan siyasal kriz derinleşerek sürüyor. Türkiye siyaseti Cumhur ve Millet İttifakı olarak ikiye bölünmüşken, Emek ve Özgürlük İttifakı her iki ittifaka alternatif bir “Üçüncü Yol” söylemiyle yola çıktı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Emekçi Hareket Partisi’nin (EHP) içerisinde yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı, 24 Eylül’de İstanbul’da “Yol Haritası”nı deklere etti. Açıklanan deklarasyonda, ülkenin en büyük sorunlarının başında gelen Kürt sorunu, ekonomi, emek, kadın, doğa gibi birçok başlığa dair çözüm önerileri yer aldı. Deklarasyonda ayrıca toplumun tüm dinamiklerine mücadele çağrısı yapıldı.

    Barış Akademisyeni/Siyaset Bilimci Prof. Dr. Atilla Güney ile yaklaşan seçimleri, Avrupa’da yükselen faşist dalgayı, bunun Türkiye’ye yansımalarını ve Emek ve Özgürlük İttifakı’nı konuştuk.

    “KÜRESEL KAPİTALİZM ÇOK CİDDİ BİR İKTİSADİ VE SİYASİ KRİZLE KARŞI KARŞIYA”

    PİRHA- Avrupa’nın çeşitli kentlerinden Norveç’ten, İtalya’ya kadar birçok ülkede seçimler oldu. Özellikle Avrupa’da sağ, aşırı sağ faşist partilerin oylarını arttırdığını, iktidara ortak olduğunu ya da iktidar olduğunu gördük. Türkiye’de de benzer bir süreç uzun zamandır karşımızda duruyor. Birçok aşırı sağ parti var, faşist parti var ve sağ eğilimli iktidarlar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bugün bunun örtüşüyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani Türkiye’de ve dünyadaki bu hali nasıl yorumluyorsunuz?

    Prof. Dr. ATİLLA GÜNEY: Dünyada aşırı sağın özellikle de Batı Avrupa’da yükseldiği bir vaka, bir gerçek. Fakat Avrupa’da sağın yükselişinin kendi içinde tarihsel bir takım nedenleri var. Avrupa’nın tarihsel geçmişiyle bir alakası var. İtalya geçmişten gelen çok ciddi faşist damarı olan bir ülke. Hakeza Almanya benzer şekilde geçmişten gelen bir faşist damarı olan, öyle bir toplumsal tabanı olan bir ülke. Fakat bu son dönemlerde özellikle son on yılda aşırı sağan yükselişinin daha konjonktürel nedenleri de var. 2008’den bu yana batı kapitalizmi ya da küresel kapitalizm çok ciddi bir iktisadi krizle karşı karşıya. Bu krizler karşısında sosyalist ve sol mücadelenin, sol kalkışmaların, ayaklanmaların önüne geçebilmek için batıdaki düzen ya da sistem her zaman bu Neo Nazi grupları ya da yapılanmaları elinin altında bir supap olarak tutar her zaman. Bu soğuk savaş döneminden beri böyledir. Bu yaşananları biraz buna yormak gerekiyor. Bu Türkiye için de geçerli. 1960’lardan 70’lerden bu yana bunu biliyoruz.

    Özellikle yine krizle birlikte hatta belki iktisadi krizden önce emarelerini gördüğümüz bir siyasal kriz var. Avrupa’da parlamenter sistemin krizi var. Verili siyasal partilerin yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulu düzen partilerinin artık kitleler nezdinde bir anlam ifade etmediğini de biliyoruz. Parti sistematiğinin girdiği bir kriz var.

    Bu siyasal krizle bağlantılı olarak göz ardı edilen bir nokta var. Son 15 yıla baktığımız zaman Amerika’dan tutalım Batı Avrupa’daki seçim
    analizlerine baktığımız zaman katılım oranları gittikçe düşüyor. Örneğin Biden’ın seçildiği son seçimde Amerika’da yanılmıyorsam yüzde 40’lar civarında bir katılım vardı. Yani seçmenlerin yüzde elliden fazlası sandık başına gitmedi. Bu da yine sisteme duyulan güvensizlik ya da sistemin bir alternatif ortaya çıkmasının önüne vurduğu ketten kaynaklı bir umutsuzluğun ya da belki de bir seçmenin kinik tavrının bir sonucu. Dolayısıyla aslında bu seçime katılıp da ortaya çıkan oy dağılımı değil, seçime gelmeyen yüzde 60’ın kim olduğuna da bakmak gerekiyor bu ülkelerde.

    Türkiye biraz daha farklı tabii. Türkiye’de geçmişinden gelen milliyetçi, ırkçı bir siyasal damar her zaman vardı. Cumhuriyet kurulduğundan beri bu vardı. Çok partili siyasal hayata geçildikten sonra da bu hep oldu zaten.

    “TOTALİTER REJİMLERİN ALAMETİ FARİKASIDIR”

    -Türkiye’de Avrupa ve ABD’dekinin aksine seçime katılım da çok yüksek. Bu durumu nasıl okuyorsunuz?

    Batı Avrupa’da oylar seçime katılım oranları düşerken Türkiye’de bunun yüzde seksen beşlerde hatta zaman zaman yüzde doksanlarda olması şaşırtıcı gibi görünebilir ama bence çok şaşırtıcı değil. Aslında bu kadar katılım oranının yüksek olması parlamenter sisteme ya da liberal demokrasinin seçim sistemine duyulan güven ile alakalı değil. Aslında özellikle AKP’nin neredeyse çeyrek yüzyıla varan bir iktidarı var. Son 25 yılına baktığımız zaman bu seçimlerin hepsinin birer plebisiter seçim yani iktidarı oylama seçimi, gitsin mi kalsın mı oylaması olduğunu görürüz.
    Seçime giren partileri test etme, deneme ya da onları bir şekilde iktidara taşıma seçimi olmadığını görüyoruz. Dikkat edelim son 25 yıla baktığımız zaman, yapılan hem yerel seçimler hem genel seçimler aslında AKP’nin gidip gitmemesi üzerinden yapılan seçimler. Aslında bu da totaliter rejimlerin alameti farikasıdır. O yüzden yüksek katılım oranlarını çok da böyle demokrasi sevdasına ya da parlamenter sisteme, liberal demokrasinin seçim sistemine duyulan güven ve sadakate bağlamamak gerekiyor. Bu katılım oranları bazen aslında tam tersine otoriter ve totaliterliğin de bir göstergesi olabiliyor Türkiye örneğinde olduğu gibi.

    “SİYASETEN ÇARESİZLİĞİN ÜRÜNÜ!”

    -İttifaklar da bu mantık üzerine mi şekilleniyor?

    2015 yılından bu yana farklı mecralarda, farklı platformlarda bu ittifak siyasetini eleştiriyorum. Bunun doğru bir siyaset biçimi olmadığını söylüyorum ve çok ciddi tepkiler de alıyorum her taraftan.

    “Eğer ittifak siyasetini beceremiyorsanız, diktatörlük istiyorsunuz” gibi bir söylem vardı. Ben buna cepheden itiraz ediyorum. İttifaklar tam da biraz önce konuştuğumuz o çerçevesini kabaca çizmeye çalıştığımız totaliter ya da otoriter siyasetin bir sonucu aslında. Eğer siz 25 yıldır iktidarda olan bir partiyi oylarını koruyarak hatta zaman zaman daha da yükselterek direngen bir biçimde iktidarda duran bir partiyi kendi parti politikalarınız, kendi parti söylemleriniz, kendi parti programınız üzerinden saldırarak, siyaseten rekabet ederek götüremiyorsanız, gönderemiyorsanız, programınız ve söylemleriniz kitle tabanında bir karşılık bulamıyorsa ve siz bunun sonucunda da artık bir ittifak arayışına giriyorsanız, ortada bir sıkıntı var demektir. Bu anlamda da çok sıcak bakmıyorum ittifaklara. Bir çaresizliğin ürünü işin açığı. Siyaseten çaresizliğin ürünü.

    “İTTİFAKLAR SEÇİM ODAKLI OLMAKTAN ÇIKMALI”

    -Hafta sonu yaptıkları dekorasyonda, açıklamada, halk buluşmasında yoğun bir katılım da vardı. Büyük bir coşku da vardı. Emek ve Özgürlük İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Kürt siyasal hareketinin özellikle Türkiye’deki sol, sosyalist, demokrat, özgürlükçü yapılarla ve partilerle bir arada bulunma inadının çok eskilere dayandığını biliyoruz. Bugün gelinen noktada kurulan ittifakın, üçüncü yol ittifakının aslında biraz da ben yine HDP’nin ve onun tabanını oluşturan Kürt siyasal hareketinin inadından ve azminden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu anlamıyla elbette ben de halk buluşması adı altında hafta sonu yapılan toplantıyı coşkuyla karşıladım ve selamladım. Fakat bu eleştirilerimin baki olacağı ve bunları yöneltmeyeceğim anlamına da geliyor. Geçmişteki ittifaklara baktığımız zaman bunların ne kadar kısmi olduğunu, ne kadar seçime odaklı olduğunu, ne kadar milletvekili pazarlığı üzerinden yürüdüğünü, seçimler sonrasında bu ittifakların devam etmediğini, bu ittifakların toplumsal yaşamın içerisinde bir taban bulacak düzeyde direnç ile devam ettirilmediğini gözlemlediğim zaman kuşkusuz bu ittifaka da aynı biçimde eleştirel bakmayı bir görev biliyorum kendime.

    Bunun değişmesi gerekiyor. Yani ittifaktan çok daha tabana yayılan, daha halkçı, daha halkla beraber belki de yerinden yönetilen, yerinden üretilen bir siyasetin de var olması gerekiyor.

    Söylem düzeyinde seçim ittifakı olmadığı söyleniyor ancak bu söylemin ne kadar hayata yansıyacağını geçmiş deneyimlerimizden, geçmiş ittifaklardan, geçmiş birlikteliklerden de çok iyi biliyoruz. Genelleştirilmiş bir dilin bileşen parti ve yapılarda hakim olması gerekiyor.
    Aslında beni en çok belki de hayal kırıklığına uğratan şey yayınlanan altı maddelik deklarasyondu. Ülkenin böylesine muazzam bir ekonomik bunalım içerisindeyken halk yoksulluk altında inim inim inlerken, üstüne üstlük inanılmaz hak insan hakları ihlallerinin yaşandığı, totaliterleşmenin gittikçe dozunu arttırdığı bir ortamda, ben çok daha ayakları yere basan, kitlenin ya da seçmenin ya da halkın beklentilerine karşılık verecek, daha oturaklı bir deklarasyon beklerdim.

    -Peki nasıl bir yol izlemeli? Yani bu seçim ittifakından öteye, bir toplumsal mutabakata, toplumsal mücadele hattına mı dönüşmeli?

    Elbette. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bu. Bu aslına bakarsan bütün partiler yani bu üçüncü yolu hedef edinmiş “Emek ve Özgürlük İttifakı”na baktığımız zaman bu ittifakın içerisinde yer alan bütün bileşenler, yapılar ve partiler de bunu söylüyorlar. Fakat söylemek başka bir şeydir. Bunu hayata geçirmek, hayata geçirmek için çaba harcamak başka bir şeydir. Bir yandan bunu söylerken bir yandan da kendi yapılarınızı direngen bir biçimde korumak niye? Bu mantığın değişmesi gerekiyor.
    Son olarak “Emek ve Özgürlük İttifakı”nın seçim ittifakı olmadığını sadece deklare etmekle kalmayıp bunu fiiliyatta da gösterecek bir siyaset tarzının izlenmesi gerekiyor.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mültecileri taşıyan tekne battı, onlarca kişi yaşamını yitirdi

    Mültecileri taşıyan tekne battı, onlarca kişi yaşamını yitirdi

    Lübnan’dan Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 34 mülteci öldü, onlarca kişi ise kayıp.  

    Akdeniz mültecilerin mezarı olmaya devam ediyor. Her yıl savaştan, yoksulluktan, baskıdan kaçan yüzlerce mültecinin yaşamını yitirdiği Akdeniz’de yine onlarca mülteci yaşamını yitirdi.

    Lübnan’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecileri taşıyan tekne, Suriye’nin batısındaki Tartus ili karşısında bulunan Ervad Adası yakınında battı. Sham FM haber sitesinin bir yetkilinin açıklamasına dayandırdığı haberine göre, ilk belirlemelerde teknede bulunan 34 kişinin cansız bedenine ulaşıldığı açıklandı. 20 kişi kurtarılırken, onlarca kişiden haber alınamıyor. Teknede en az 150 mültecinin bulunduğu belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öker, HDP’nin ‘Eşit yurttaşlık kampanyası’nı anlattı: Bir yıllık yol haritamızı çıkaracağız-VİDEO

    Öker, HDP’nin ‘Eşit yurttaşlık kampanyası’nı anlattı: Bir yıllık yol haritamızı çıkaracağız-VİDEO

    PİRHA –AABK Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, HDP’nin başlattığı “Alevilere eşit yurttaşlık hakkı” kampanyası hakkında konuştu. Öker, “Türkiye’nin Siyasal tarihinde şimdiye kadar böyle bir çalışma hiç gerçekleşmedi. Öncelikle bir yıllık yol haritamızı çıkaracağız. Alevi toplumunun sanatçılarını, pirlerini, akademisyenlerini, gençlerini, kadınlarını dahil edeceğiz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5 Mayıs itibari ile “Aleviler için eşit yurttaşlık” kampanyasını başlattı. Söz konusu çalışmayla birlikte Alevilerin taleplerinin yer aldığı bir de kitapçık hazırlayan HDP, şimdi halka giderek birlikte mücadelenin yollarını arayacak.

    HDP bünyesindeki Halklar ve İnançlar Komisyonu’na bağlı Alevi Masası’nda görev yapan Turgut Öker, kampanya hakkında bilgi verdi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, öncelikle Türkiye siyasi tarihinde böyle bir çalışmanın şimdiye kadar hiç gerçekleşmediğinin altını çizdi.

    “Hiçbir siyasi partide bizler bugüne kadar Alevilerin temel sorunlarının saptandığını ve bu sorunlara dair çözüm önerilerinin ileri sürüldüğünü görmedik” diyen Turgut Öker, “İlk defa, son yüzyıl içerisinde diyelim, hem siyasi partiler nezdinde hem de Alevi toplumunun yoğunlukla içerisinde yer aldığı devrimci hareketler içerisinde böyle bir çalışma bugüne kadar gerçekleşmedi. O anlamda bir bütün olarak Alevilerin tarihinde buna bir tür ilk çalışması diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

    ALTI AYLIK ÇALIŞMANIN ARDINDAN KAMPANYA BAŞLATILDI!

    25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili de olan Turgut Öker, “Alevilere eşit yurttaşlık hakkı” fikriyatının nasıl ortaya çıktığını da anlattı. Öker, 2015’ten beri Alevi kurumlarının HDP içerisinde yer aldığına işaret ederek şunları söyledi:

    “Alevilerin Avrupa’nın genel başkanı olarak ben, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Hubyarların ve Demokratik Alevi hareketinin başkanı olarak biz, HDP içerisinde Alevi kimliğimizle milletvekili seçildik. Bu da Türkiye’nin siyasal tarihinde bir ilktir. Alevi kökenli çok sayıda insan, milletvekili olmuştur ama Alevi hareketindeki kurumsal temsiliyet üzerinden ve Alevi kimliği ile kurumların kontenjanından seçim ilk defa gerçekleşmiştir. Bu yoğunlaşma ile birlikte bizi parlamentoya seçen Alevi toplumuna yönelik, ‘Milletvekili olduk ama ne yapacağız? Alevilerin sorunlarını hangi çerçevede gündeme getireceğiz? Partimiz Alevi sorunsalına nasıl yaklaşıyor? Sorunlar hakkında çözüm önerileri nedir?’ bunun elde tutulur olması gerekir. O anlamıyla son 6 aydır bu kitapçık üzerine HDP bünyesinde var olan Alevi masasındaki arkadaşlarımızla birlikte çalışmaya yöneldik. Böyle bir ihtiyacın olduğunu saptadık.

    Bu çalışma ülkemizde bir ilk olabilir ancak dünyada çok sıradan bir durum. 35 yıl Avrupa’da yaşadım ve bütün siyasi partilerin bırakın uzun süreli programları üzerine görüşlerini kamuoyuyla paylaşmayı yılda en az 2 defa program kurultayı yaparlar. Gündemlerinde yer alan sorunlar nelerse sorunlara dair düşünsel açılım sunarlar. Buradan yola çıkarak Haklar ve İnançlar bünyesindeki Alevi masamızın, toplumun temel sorunlarına dair bir derleme yapıp partiyi bağlayan bir çerçevede elimizde program olsun istedik. Bunun pratik mücadelede zorunluluğunu ortaya çıkaran gelişmeler de yaşandı. Örneğin Mecliste Diyanetin bütçesi tartışılıyordu. O noktada partimiz içerisindeki milletvekillerinden farklı yorumlar da olabiliyordu. En son Diyanet bünyesindeki Alevi Akademisinin oylanmasındaki kanun teklifinde çekimser oyunun kullanılmasında ne kadar böyle bir çalışmaya ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Yani bunun tek başına Alevilerin temel sorunlarının partinin bütününü bağlayan ve bütün milletvekillerimizin Alevi sorununa aynı ilkeler doğrultusunda yaklaşmalarının ne kadar gerekli olduğu ortaya çıktı.”

    “ALEVİ KURUMLARININ SORUNLARA DAİR SAPTAMALARINI ESAS ALDIK”

    Turgut Öker, başlattıkları çalışmada, Alevi örgütlerinin “kampanyanın öznesi” olduğuna vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “HDP Haklar ve İnançlar Komisyonu’nda bulunanlar olarak, büyük bir çoğunluğumuz yaklaşık 30 yıldır Alevi hareketi içerisindeyiz. Alevi hareketinin içerisindeki konumumuzdan yola çıkarak Alevilerin temel taleplerine dair saptamalarımızı, mevcut bütün Alevi kurumlarının temel sorunlarına dair saptamalarını esas aldık. Evet, biz bu belirlemelerin arkasındayız. Saptanan sorunların çözümüne dair mücadelede kendimizi yükümlü hissediyoruz.”

    “SADECE ALEVİ CEPHESİNİN DUYARLI OLMASI YETMİYOR”

    Turgut Öker, kampanyayı Dersim’den başlatma nedenlerini ise “Çünkü Dersim Aleviler ve Kızılbaşlar ile özdeşleşmiş bir şehir. Sonuçta bir Alevi şehri Dersim” sözleriyle açıkladı. Öker, kampanyayı bir yıl içerisinde bütün Türkiye’ye yayacaklarının altını çizerek şu detayları aktardı:

    “Bugüne kadar gidemediğimiz yerler ağırlıkta olmak üzere doğrudan bu kampanyayı halkla buluşturacağız. İşe Trakya’dan başlamayı düşünüyoruz. Ne kadar Alevi Bektaşi dergahı, kanaat önderi, baba, pir varsa ziyaret edeceğiz. Onların bu saptamalara dair görüşlerini alacağız. Biz Aleviler adına Alevi kurumlarının görüşlerini bir kitapçıkta topladık. Bunun hayata geçirilmesine dair ‘Nasıl bir yol izleyelim? Neler yapalım?’ bunu da birlikte saptayacağız.

    Parlamentoda temsil edilen bir siyasi parti son yıllarda başarılı bir şekilde yaptığı gibi gündelik olarak Alevi toplumuna yönelik ayrımcı, eşitsiz uygulamaları gündeme getirmesi gerekir. Alevilerin temel sorunlarının meclis kürsüsünde ifade edilmesi ve soru önergeleri verilmesi gerekir. Çünkü bütün sorunlar siyaset ile çözülecek sorunlar. Bunun da adresi meclistir. Bu nedenle mevcut milletvekillerimiz üzerinden bu sorunların çözülmesinde bugüne kadar birçok önerge verildi. Bunlara devam edeceğiz. Bu sorunların çözümüne dair AKP-MHP zihniyeti ile o sorunlar çözülmez.

    Yani işin iki boyutu var. Birincisi; Alevilerin temel sorununu, Türkiye halklarına en azından benimsetme gibi bir sorumluluğumuz var. Alevilerin bu noktada kendi taleplerinin arkasında daha duyarlı olmalarını sağlama gibi bir görevimiz var. Halka doğrudan temas etmek, yani ağırlığı daha çok halka vermek istiyoruz. Doğrudan halkla buluşmayı gerçekleştirmek istiyoruz. Bu noktada, gerçekten herhangi bir toplumsal baskı olmadan bir değişim olmayacak. Pir Sultan’ın dediği gibi ‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz’. Bu ülkede zihniyet değişimi olmadan da Alevilerin temel sorunları kabul edilmez. Zihniyet değişimi için de ciddi bir halk desteği gerekir. Yani aşağıdan yukarıya, halkın taraf olduğu Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı dahil olmak üzere bütün coğrafyadan destek almamız gerekir ki bu sorunlar çözülebilsin.”

    “TOPLUMSAL DAYANIŞMAYA İHTİYAÇ VAR”

    Çalışmalara önümüzdeki aydan itibaren başlayacaklarını belirten Öker, “Bir araya gelip öncelikle bir yıllık yol haritamızı çıkaracağız. Sadece biz komisyon üyeleri olarak değil Alevi toplumunun sanatçılarını, pirlerini, akademisyenlerini, gençlerini, kadınlarını dahil edeceğiz. Kitlesel kampanyalar yürütüp gittiğimiz yerlerde de o bölgenin kanaat önderlerini, dergahlarını, kurumlarını da işin içerisine katacağız. Alevilerin yüzyıllık kanayan yaralarını bir parti programı ile çözemezsiniz. Bunun için ciddi bir toplumsal dayanışmaya ihtiyaç var. Sadece Alevi cephesinin duyarlı olması yetmiyor” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

    ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

    PİRHA – Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi inancının Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından kamuoyuna açıklama yaparak “Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır” ifadeleri kullanıldı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 13 yıllık mücadele ardından Alevi inancına resmiyet kazandırdı. Aleviliğin ”kendine özgü bir inanç” olarak Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele edip, direnenlere aşk ola” denilerek konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

    “HİÇBİR İNANCIN, DİNİN BİR ALT KOLU OLARAK GÖRÜLEMEZ”

    Kamuoyu açıklamasında Alevi inancının, hiç bir dinin bir alt kolu veya mezhebi olarak görülemeyeceğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ailesi olarak on üç yıldır sürdürdüğümüz onurlu hak ve hukuk mücadelemizde, nihai hukuksal sonucu aldık ve ilk defa bir ülkede özelinde, ‘Alevilik kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı!

    Aleviliğe mensup canların 1960 yıllarında Avrupa’ya göçü ile başlayan hikayemiz, Avusturya’da tüm ülke genelinde eşit yurttaşlık, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde, Alevi inancının tüm diğer inançlar gibi ‘kendine özgü bir İnanç’ olarak tanınması, Alevilerin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur!

    “ALEVİLER KENDİ HUKUK VE YÖNETİM YAPISINI KURMUŞLARDIR”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak yeni Avusturya İslam Yasası çerçevesinde değil de neden ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındığının başlıca nedenleri aşağıda belirtildiği gibidir; Aleviler toplumsal yapılarını ve inançlarını korumak için İslam Şeriatının egemen olduğu topraklarda yüzyıllarca mücadele etmiş, İslam’ı ya da başka bir egemen dini kabul etmedikleri için baskı altına alınmış, hor görülmüş ya da doğrudan katledilmişlerdir. Bu nedenlerle Aleviler İslam’ın egemen kurumlarından ve olabildiğince İslami düşünce ve etki alanından uzak kalarak yaşama savaşı vermişlerdir. Tarihinin hiçbir döneminde İslam Şeriatı ile yargılanmayı kabul etmeyen bir topluluk olarak Aleviler, kendi toplumsal adaletini sağlayan bir hukuk ve yönetim yapısı kurmuşlardır. Alevi hukuk sistemi günümüz hukuk sisteminden ileri ve öncü bir hukuk sistemidir. Rızalık temelli ve adaleti olabildiğince can acıtmadan ve hiçbir şekilde kan akıtmadan tecelli ettirmeyi amaçlar.

    Alevilik inancında temel düsturlar açıktır. Bu inancımızı nasıl yaşayacağımızı da belirler. Dünyada kendine özgü, has değerlerini barındıran Alevilik, felsefesi ve öğretisiyle insanı bir bütün olarak eşit sayar, hoşgörü ve barış içinde insanı ve doğayı birlikte savunarak yaşamayı amaç edinir; bu amaçla ‘Yetmiş iki millet birdir nazarımızda’. ‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir’. İnsani hoşgörü yüzyıllardır felsefemizin odağındadır ve Pir Hace Bektaş Veli’nin biz Alevilere olduğu gibi tüm insanlığa da öğüdüdür; ‘Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın’.

    “ALEVİ FELSEFESİ, RİTÜEL DÜNYASI İSLAM DAHİL BİRÇOK DİNLE AYRIŞIR”

    Biz Aleviler olarak;

    – ‘Âdem ile Havva’ mitolojisine inanmaz ve kendimizi ‘Güruhu Naciye’ olarak görürüz. İnancımızda ‘cennet- cehennem’ yoktur. Ölümsüzlüğe inanır ve sürekli ‘don değiştirildiği’ne, daima bir devr-i daimîlik içinde olunduğuna inanırız. Bu nedenle de ‘günah’ kavramımız yoktur. Yaşamımızı rızalıklar üzerine kurarız ve öyle tamamlamak isteriz. Her şeyin bu dünyada olduğunu biliriz. Beden ve Can’ın ölümle birbirinden ayrıldığına inanırız ancak, varlık sayılan her şeyin ‘can’ olduğuna inanırız.

    – Felsefemizin kendi özgün mitoloji ve mitleri bulunmaktadır. Kimi zaman ve mekâna bağlı, kimi ise zaman ve mekâna bağlı olmayan Veli ve Erenlerimize bağladığımız kerametlerden ‘el’ alırız; bunu da ‘El ele el Hakk’a’ biçiminde ifade ederiz.

    – Alevilik insanlığın kadim inançlarından biridir ve kendi özgünlüğü, değerleri ile insanlığa bir armağandır. Bizler de bu armağanı miras olarak çocuklarımıza, tüm insanlığa sunmayı sorumluluk biliriz. Hak-İnsan-Evren tasarımıyla ‘Vahdet-i Mevcut’a, ‘Varlığın Birliği’ne, ‘vardan var olmaya’ ve ‘südur’a inanırız.

    – Alevilik ve Aleviler başka hiçbir inancın tarihsel hastalıklarından, mitolojik varyasyonlarından yola çıkılarak yok sayılamaz. Heterodoksist anlayışlar adı altında hiçbir inancın, dinin bir alt kolu, mezhebi ya da sapkınlığı olarak görülemez. Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır.

    “HİÇBİR İNANCI, DİNİ KENDİ İNANMICIMIZDAN ÜSTÜN GÖRMEYİZ”

    – ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmez isen Hak senden cüdadır’ düşüncesinden hareket eder ve insanın ‘Ene-l Hak’ üzerinden ‘İnsan-i Kâmil’ olarak dönüşebileceğine inanırız. Bu nedenle felsefemizde Hakk’ın öz’ünü kendinde taşıma potansiyeli ile insan ‘kul’ değildir. İnancımızda Hak Hızır’dır. Çalışıp emek harcayanın bereketini veren Hızır’dır. Kurdun-kuşun hakkını bilen Hızır’dır. Hak, Hızır daima yanımızdadır. Yoldaşımız ve yarenimizdir. Hoşgörü ve empati yapma gücümüzü bu desturların birleşiminden alırız.

    – İnancımızın bağlı olduğu düstur, ‘Dört Kapı Kırk Makam’dır. Bu makamlar ancak bir Yol ehli Rehber ile yürünür. Buna bağlı olarak Mürşit-Pir-Rehber ve Talip bir bütündür. Ocaklı, Çelebi ya da Babağan örgütlenmelerimiz birbirini tamamlar ancak sürek farkları ile birbirinden ayrılır. Kiminde Musahiplik, kiminde Yol Kardeşliği üzerinden Yol alınır. Yol’un bütününde amaç; ‘eline-diline-beline sahip olmaktır’. Bu düşünce ve farklılıkları benimseyip sahiplenmek Aleviliğin duraksayıp parçalanmasına değil, insanlığın gelişimine uyup, erdem ve ahlaki öğretimizle yaşama, irade, bilinç ve adalet duygusuyla taşınmamızı sağlar.

    – İnancımızı Yol olarak görürüz ve ‘Yol bir sürek bin bir’ olarak tanımlarız. İçimizdeki farklılıklarımız bizim güzelliğimiz ve renklerimizdir. Dışımızdaki din ve inançlara, kültür ve felsefelere saygı ile yaklaşırız. Hiçbir inancı, dini inancımızdan üstün ya da aşağı görmeyiz; ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ diye düşünürüz. Bu düşünceden yola çıkarak inancımızda, felsefemizde ‘kadın-erkek’ ayrılığı bilmeyiz ve cinsiyetçi, kadını yok sayan, aşağılayan söylemlerle mücadele etmekten çekinmeyiz ve bu tür söylemleri insanlığımıza hakaret sayarız.

    “ALEVİLERİN DEMOKRATİK HAKLARININ İADESİ İÇİN HUKUKSAL VE SİYASAL KAZANIMDIR”

    Türkiye’de yıllardır yapılmaya çalışıldığı gibi, Avrupa’da da Aleviliğin egemen şer’i bir inancın çatısı altında eritilip yok edilme projesinin ilk startı Avusturya’da verilmiştir. Avrupa’daki Alevilerin inanç özgürlüğüne dair sahip oldukları tüm kazanımlarının riske atılmasıyla birlikte zincirleme hak kayıplarıyla karşı karşıya kalmaması için İslam Kanunu dışında ‘Aleviliğin kendine özgü bir inanç’ olarak tanınması mücadelesini on üç yıllık bir süreç ile tamamlamış olduk. Bu mücadele Avusturya başta olmak üzere Avrupa toplumunun Alevilik gibi inançlar konusunda yanılgılarını ve bakış açılarını düzeltmeye, yenilemeye bir vesile olacaktır. Ortadoğu’da başta İslam olmak üzere birçok dinin baskısı altında kalan inançların anlaşılması ve haklarının savunulup korunmasına fırsat olacaktır.

    Avrupa’nın farklı coğrafyalarında yaşayan Alevi toplumunun örgütlü gücü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ve Türkiye Alevi Federasyonlarımızın esas hedefi demokratik-laik bir sistemde, eşit yurttaşlık temelinde, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde onurlu ve güven içinde dünyanın her yerinde ve özellikle Ortadoğu’da yaşamaktır. Avusturya’daki bu kazanım bu nedenle sadece bir hukuk mücadelesi değildir.

    İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında sürdürülen mücadelemizi daha da genişletmek ve toplumsallaştırmak için yürütülen bu çalışmalarda Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun bu önemli kazanımı, Türkiye’de Alevilerin demokratik haklarının amasız fakatsız elde edilmesi için önemli bir hukuksal ve siyasal adımdır.

    Pirlerimizin olan Hâce Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evren bu yıl aynı zamanda UNESCO tarafından yılın bilgeleri, filozofları olarak aday gösterildiler. Azimli ve kararlı mücadelemiz onlara niyazımız olsun.

    Tarihler boyunca Alevi toplumunun büyük bedeller ödeyerek bugüne taşıdığı inançsal ve toplumsal değerleri başka inançların içerisinde eritmeden bizden sonraki kuşaklara olduğu gibi aktarma konusundaki kararlılığımız bundan böyle de devam edecektir.

    Hızır Yoldaşımız, Pir Sultan Abdal direncimiz, Hünkâr Hace Bektaş Veli rehberimiz ola.

    Aşk ile”

    (HABER MERKEZİ)

  • Çankaya: Avusturya’nın Alevileri bölmesine göz yummadık, direnerek kazandık-VİDEO

    Çankaya: Avusturya’nın Alevileri bölmesine göz yummadık, direnerek kazandık-VİDEO

    PİRHA-Avusturya devletinin Aleviliği özgün bir inanç olarak tanımasıyla ilgili konuşan AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “Biz İslam yasasına teslim olmadık. Avusturya’nın Alevileri bölmesine göz yummadık. Devletlerin bizleri paramparça etmesine inanmadık, göz yummadık. Direnerek kazandık. Dünya Alevi hareketine hayırlı uğurlu olsun” dedi.

    Avusturya devleti, Alevi inancını resmi olarak tanıyarak, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker‘in AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasının ilk duruşmasının ardından yaptığı açıklamada konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “İSLAM VE ŞİA KIRINTILARINDAN KURTULACAK BİR ALEVİ HAREKETİN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPTIK”

    “Biz İslam yasasına teslim olmadık” diyen Çankaya, uzun süren mücadelenin ardından Avusturya devletinin, Aleviliğin özgün bir inanç olduğunu kabul ettiğini belirtti. Çankaya sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dün sabah kalktığımızda çok önemli bir mesaj aldığımızı 12-13 yıla dayanan bir süreçte gece, gündüz, kar, kış demeden mücadelemizi sürdürdük. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yöneticilerimize, kadınlarımıza, gençlerimize, pirlerimize ve bütün dernek yöneticilerine selamlar yolluyorum. Bu dava insanlık davasıdır. Biz İslam yasasına teslim olmadık. Avusturya’nın Alevileri bölmesine göz yummadık. Devletlerin bizleri paramparça etmesine inanmadık, göz yummadık. Onlara karşı direndik. “Asla İslam yasasına girmeyeceğiz” dedik.

    Avrupa’da da Alevileri tanıyacaklarsa Alevi yasasıyla tanınması ön koşulunu koyduk. Direnenler kazanacaktır. Bize engel olanlar oldu. Bizlerin inancı, dava insanlığı bir bütün arz ederek Avusturya’da devlete, özgün Alevi inancını kabul ettirdik. Bize lütfedilen bir hareket değildi bu. Bize bağışlamadılar bunu. Direnerek aldık. Dünya Alevi hareketine hayırlı uğurlu olsun. İslam ve Şia kırıntılarından kurtulacak bir Alevi hareketinin öncülüğünü yaptığımızdan dolayı herkese saygılarımızı sunuyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    >Avusturya Devleti, Aleviliğin bağımsız bir inanç olduğunu resmen tanıdı

  • Avrupa Arap Alevi Federasyonu’nun genel başkanlığına Fikret Abacı seçildi

    Avrupa Arap Alevi Federasyonu’nun genel başkanlığına Fikret Abacı seçildi

    PİRHA-Avrupa Arap Alevi Federasyonu’nun (AAAF) 26 Mart 2022 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulunda genel başkanlığına Fikret Abacı seçildi. Arap Alevi kültürünün hala büyük bir baskı altında olduğunu belirten Abacı, “Bu kültürü korumak ve geliştirmek için federasyonumuza büyük görevler düşüyor. Kendi içimizde yürüteceğimiz faaliyetlerle bunu yapmaya çalışırken, yaşadığımız coğrafyalarda, Almanya’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde barış içinde bir arada yaşama katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü biz kardeşlik, eşitlik ve barış arayan bir toplum ve kültürüz” dedi.

    Avrupa Arap Alevi Federasyonu’nun (AAAF) genel başkanlığına yapılan seçimin ardından Fikret Abacı seçildi. 26 Mart 2022 tarihinde Almanya’da bulunan Delmenhorst Doğu Akdeniz Alevileri Derneği’nde gerçekleştirilen genel kurul, dernek başkanı Süleyman Baştürk‘ün konuşmasıyla başladı. Baştürk, Avrupa’daki Arap Alevileri açısından önemli bir görevi üstlenmiş federasyonun genel kuruluna ev sahipliği yapmaktan ve delegeler ile misafirleri ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduklarını dile getirdi.

    Federasyona bağlı sekiz derneğin yöneticileri ve misafirlerin katılımıyla gerçekleştirilen genel kurulda eski başkan Nihat Nalça, kuruluşundan bugüne federasyonun yaptığı önemli çalışmalarla yoluna devam ettiğini belirtirken federasyonun bugün artık kurumsallaşmış bir yapıya dönüştüğünü vurguladı. Nalça şöyle konuştu:

    “AVRUPA’DA YAŞAYAN PEK ÇOK HALK ARTIK BİZİ TANIYOR”

    “’Yirmi yılı aşkın sürede gerçekleştirdiğimiz onlarca faaliyette toplumumuzda önemli bir yer edindik. Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan pek çok halk artık bizi tanıyor. Çünkü karşılarında kurumsallaşmış olarak federasyonumuzu görüyorlar. Koronavirüs krizine rağmen faaliyetlerimiz devam ettiyse de planladığımız pek çok faaliyet bu nedenle hayata geçememiştir. Federasyonun yeni yönetim kurulunun çalışmalara daha hızlı bir şekilde devam edeceğini bilmek bize umut ve sevinç veriyor.’”

    Genel kurulda son iki yıl içinde yapılan çalışmalar hakkında değerlendirmeler yapıldıktan sonra akademisyen yazar Dr. Hakan Mertcan ile gazeteci-yazar ve fotoğraf sanatçısı İlker Maga Arap Alevi toplumunun güncel sorunları üzerine birer konuşma yaptılar.

    AAAF genel başkanlığına seçilen Fikret Abacı, seçilmesi vesilesiyle yaptığı kısa konuşmada, Arap Aleviliğinin tarih boyunca kardeşlik, eşitlik ve barış içinde bir arada yaşama katkı sağladığını ancak buna rağmen gördüğü baskılarla kendi kültürünü yaşama ve yaşatma fırsatı bulamadığını söyledi.

    “ARAP ALEVİ KÜLTÜRÜ HALA BÜYÜK BİR BASKI ALTINDA”

    Abacı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Arap Alevi Kültürü ne yazık ki hala büyük bir baskı altındadır. Bu kültürü korumak ve geliştirmek için federasyonumuza büyük görevler düşüyor. Kendi içimizde yürüteceğimiz faaliyetlerle bunu yapmaya çalışırken, yaşadığımız coğrafyalarda, Almanya’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde barış içinde bir arada yaşama katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü biz kardeşlik, eşitlik ve barış arayan bir toplum ve kültürüz. Tarih karşısına çıktığımız günden bugüne böyle bir kültür olduğumuzu gösterdik.

    Almanya’da topluma en çabuk uyum gösteren etnik gruplardan biri olmamız da bunu kanıtlıyor. Çok az sayıda olmamıza rağmen pek çok Arap Alevi genci toplumun en önde gelen insanları arasına girmeyi başarmıştır. Gelecekte de böyle olacağından kuşku duymamız için bir gerekçe yoktur’’.

    PİRHA / ALMANYA

     

     

     

  • ‘Yeterince ısınamayanlar’ araştırmasında Türkiye 4. oldu

    ‘Yeterince ısınamayanlar’ araştırmasında Türkiye 4. oldu

    PİRHA- Eurostat’ın paylaştığı verilere göre, Avrupa ülkelerinde yaşayanların ve fakirlik nedeniyle evlerini ısıtamayanların oranında Türkiye 4. sırada yer aldı. Araştırmaya katılanların yüzde 76’sı, enerji zamları ile ‘evini daha az ısıtarak’ mücadele ettiğini belirtiyor.

    Yüksek enflasyon ve zamlar nedeniyle geçim sıkıntısı çeken yurttaşlar, kışı ısınamayarak geçirmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz kış yeterince ısınamayan yurttaşlar, doğal gaza 1 Nisan 2022 itibariyle gelen yüzde 35’lik zamla birlikte şimdiden gelecek kış ne yapacağını düşünmeye başladı.

    Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat), Avrupa ülkelerinde yaşayanların ve fakirlik nedeniyle evlerini ısıtamayanların verilerini paylaştı.

    Eurostat verilerine göre Türkiye, 2020’de ‘Evini Isıtamayanlar’ tablosunda yüzde 20’lik oranla hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinin zirvesinde yer aldı. Isınamayanların oranı Avrupa ortalamasında yüzde 8 oldu. Türkiye’yi sadece Arnavutluk, Bulgaristan ve Litvanya geçebildi.

    BOTAŞ, SATIN ALMA GÜCÜNÜ HESABA KATMIYOR

    Türkiye’de 2020 itibariyle halkın yüzde 20’sinin yoksulluk nedeniyle evini gerektiği kadar ısıtamadığı verilere yansırken, İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından yapılan yeni araştırma bu oranın 2021 için daha fazla arttığını ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 76’sı, enerji zamları ile ‘evini daha az ısıtarak’ mücadele ettiğini belirtiyor.

    BOTAŞ son zamma gelen tepki sonrası Avrupa’daki bazı ülkelerde doğalgaz fiyatının Türkiye’den ‘çok daha pahalı’ olduğuna dair tablo yayınladı. Buna göre örneğin İngiltere’de doğalgazın metreküpü 17.8 TL iken Türkiye’de 2.8 TL. Ancak BOTAŞ tabloda İngiltere’de asgari ücretin 26 bin 914 TL olduğunu belirtmiyor ve hesabı satın alma gücüne göre yapmıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Avrupa Birliği-Türkiye toplantısında Alevi toplumunun sorunları gündeme geldi

    Avrupa Birliği-Türkiye toplantısında Alevi toplumunun sorunları gündeme geldi

    PİRHA- Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldi. Toplantıda söz alan HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Zeynel Özen, “HDP olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi. 

    Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) 4 yıl aradan sonra 79. Toplantısını Brüksel’deki Avrupa Parlamentosunda 17-19 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdi.

    HDP İstanbul Milletvekili /AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Üyesi Zeynel Özen, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantısında Alevi toplumunun sorunlarının gündeme geldiğini bildirdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Zeynel Özen, toplantıda Anayasa Komisyonu Başkanı Yusuf Beyazıt ve Avrupa Birliğinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın “İnsan Hakları Eylem Planı” ve Adalet Reformuna” dair konulara değinmeleri üzerine üzerine söz aldığını belirtti.

    Milletvekili Özen “Halkların Demokratik Partisi (HDP) olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği desteklediğimizi fakat kâğıt üzerinde kalan bu sözde gelişmelerin gerçeği yansıtmadığını vurguladık. Buna örnek olarak Alevilerin sorunlarını hatırlattık” dedi.

    Özen şöyle devam etti:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. Madde ve ayrımcılığı yasaklayan 14. Madde’nin ihlaline dair, Aleviler lehine başta din dersleri ve dini kamu hizmetleri olmak üzere bugüne kadar birçok kararı oldu. Bu kararların dikkate alınmaması üzerine Türkiye birçok kez uyarıldı. Türkiye iç hukukun da birçok Yargıtay ve Danıştay kararları ile aynı şekilde lehte kararlar alınmasına rağmen bunların hiçbiri uygulanmadı. Aleviler eşit yurttaşlık haklarından faydalanmadığı gibi aksine Alevilere karşı yapılan ayrımcılık, hakaret ve şiddetin cezasızlığının en fazla olduğu dönem yaşanmaktadır.

    “ALEVİLERİN SORUNLARI TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK BİR ÜLKE OLMAYIŞINDAN KAYNAKLIDIR”

    Alevi sorununa dair çözüm Avrupa değerlerini içselleştiren, insan hakları, demokrasi ve eşit yurttaşlık ilkelerini benimseyen bir Türkiye idealinden geçmektedir. Geçmişten günümüze Alevilerin sorunları Türkiye’nin demokratik bir ülke olmayışından kaynaklıdır. Çözüm ise; Türkiye’nin batı normlarını hedefleyen eşit yurttaşlığın sağlandığı, ileri demokrasi ve özgürlükçü laikliğin uygulandığı bir ülke olmasıyla gerçekleşebilir.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • Müzisyen Cihan Çelik: Bizleri umursamayan insanların verdiği plaketleri yaktım!-VİDEO

    Müzisyen Cihan Çelik: Bizleri umursamayan insanların verdiği plaketleri yaktım!-VİDEO

    PİRHA- Müzisyen Cihan Çelik, Alevi örgütleri tarafından sahiplenilmediğini ifade ederek “Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadınız” dedi. Çelik, kurumlardan aldığı plaketlerin bir önemi olmadığını belirtip şöminede yaktı.

    Müzisyen Cihan Çelik, Alevi kurumlarından hiçbir maddi-manevi destek alamadığını belirterek aldığı plaketleri yaktı. Tepkisini bir video ile duyuran Çelik “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık” dedi.

    “KURUMLARDA TEKELLEŞME SÖZ KONUSU”

    Protestosuna dair PİRHA’ya açıklama yapan Çelik, “Yardımlaşma olunca her biri bir yerden çağırırken normal bir konser olduğunda kimsenin umurunda olmuyorsun” eleştirisinde bulundu. Müzisyen Çelik, en son 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile metroda müzik yapabildiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Kurumlarımızda benim de çok severek dinlediğim üç-beş kişi sürekli sahne alıyor. Çağırsınlar, ona itirazım yok. Yalnız kitlenin yüzde 90’ı Kızılbaş Kürt. Bu kadar insafsızlık olamaz. 27 Şubat’ta İstanbul’daki mitingte ben de vardım. Gelenlerin çoğu ya Dersimli ya Erzincanlı ya Koçgirili Kızılbaş Kürt. Bir tane Kürtçe söylenmedi. Yani bir tekelleşme söz konusu. Alevi kurumları, müzisyenler açısından tekelleşmiş. Ben burada bir konser alıyorsam Avrupa’da 10 konsere çağrılıyorum. Amerika’daydım yeni geldim şimdi tekrardan gideceğim.”

    “PANDEMİDE ‘MERHABA’ BİLE DEMEYENLERİN VERDİĞİ PLAKETLERİ YAKTIM”

    Müzisyen Cihan Çelik, uzun yıllar boyunca birçok ücretsiz konser verdiğini belirterek “Bedavaya koşup, emek sarf edip daha sonrasında hiç bizleri sormayan, umursamayan, pandemi sürecinde bir ‘merhaba’ bile demeyen insanların verdiği plaketleri yaktım” diyerek yaşadığı ekonomik darlığa da dikkat çekti.

    Son iki yıldır gelirlerinin çok düştüğüne işaret eden Çelik, “Artık hiçbir şey kazanamıyorum. İki senedir kendi ailemden ufak tefek yardımlar olmasa çok zorlanacağım. Kiramı dahi ödeyemiyorum. İşte Amerika’ya gidip geldim, biraz kendimi toparlayabildim. Haricinde hiçbir şey yapamıyorum. Öncesinde Avrupa’ya gidebiliyorduk, Alevi kurumları sahip çıkıyordu ama pandemi sebebiyle şimdi oraya da gidemiyoruz” şeklinde konuştu.

    “SAHİP ÇIKMADIĞINIZ BİR KÜLTÜR SİZİN DEĞİLDİR”

    Cihan Çelik, paylaştığı videoda “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadığınız bir kültür sizin değildir. Başkaları gelip sahip çıktığında da oturup ağlamayın. Ben bu ülkede herhangi bir şey yapamadım. 20 yıldır uğraşırım, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Amerika’da bir şeyler yapabilirken kendi ülkemizde ne bir belediyede ne bir Alevi kurumunda… Hep öncelik nedense 50 yıldır aynı şeyleri dinlemekten sıkılmayan ya da bunlar tercih edilen bir projenin ürünü olsa gerek” sözleriyle tepkisini dile getirmişti.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • HDP’li Zeynel Özen, Hollanda ile Belçika’nın Dersimli Adalet Bakanlarını tebrik etti

    HDP’li Zeynel Özen, Hollanda ile Belçika’nın Dersimli Adalet Bakanlarını tebrik etti

    PİRHA-HDP Milletvekili Zeynel Özen Twitter hesabından yaptığı paylaşımla Hollanda’da Adalet Bakanı seçilen Dersimli Dilan Yeşilgöz ile Belçika’nın mevcut Adalet Bakanı olan Dersimli Zuhal Demir’i tebrik etti. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Hollanda’da yeni kurulan hükümetin Güvenlik ve Adalet Bakanı seçilen Dersimli Dilan Yeşilgöz ile Belçika’nın mevcut Çevre, Turizm, Enerji ve Adalet Bakanı olan Dersimli Zuhal Demir’i tebrik etti.

    Özen, “Dersimli Kürt Alevi kadınları Zuhal Demir ve Dilan Yeşilgöz biri Belçika’nın diğeri Hollanda’nın Adalet Bakanı oldu. Hukukun tek adam rejiminin rehin aracı olmadığı ileri demokrasilerde bu görevlere gelen canlarımızı tebrik eder, başarılar dilerim. Xizir alîkariya we bike” ifadelerini kullandı.

    HOLLANDA KABİNESİNDE TÜRKİYELİ İKİ BAKAN

    Hollanda’da Başbakan Mark Rutte başkanlığında oluşturulan 4 partili koalisyon hükümetinde Türkiye kökenli iki kadın bakan görev yapacak. Liberal sağ eğilimli Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD) milletvekili Dilan Yeşilgöz, Hollanda’nın yeni Güvenlik ve Adalet Bakanı seçildi. Demokratlar 66 Partisi (D66) üyesi Günay Uslu ise Medya ve Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı görevini üstlenecek.

    DERSİMLİ ZUHAL DEMİR DE BELÇİKA’DA ADALET BAKANI

    Belçika’da daha önce “Yoksullukla Mücadele ve Fırsat Eşitliği” politikalardan sorumlu devlet bakanlığı yapan Dersimli Zuhal Demir 2019 yılında kurulan Flaman Hükümeti’nde ise Çevre, Turizm, Enerji ve Adalet Bakanı olmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Omicron varyantı Avrupa’da yeniden maske zorunluluğu getirdi!

    Omicron varyantı Avrupa’da yeniden maske zorunluluğu getirdi!

    PİRHA – Omicron varyantının etkisiyle vaka sayılarının arttığı İtalya’da yılbaşı kutlamalarına yönelik yeni kısıtlamalar getirildi. Açık havadaki partiler yasaklandı, gece kulüpleri kapatıldı, açık havada maske zorunluluğu yeniden yürürlüğe konuldu.

    Omicron varyantı dünya genelinde etkisini gösteriyor. İtalya hükümetinin aldığı karara göre açık alanlarda, meydanlarda yılbaşı partileri, konserler yapılamayacak. Birçok eğlence mekanları da 31 Ocak’a kadar kapalı kalacak.

    AFP, Reuters, Deutsche Welle Türkçe’den derlediğimiz habere göre, İtalya’da kapalı alalardaki maske zorunluluğu açık havada da geçerli olacak şekilde genişletildi. İtalya’da ayrıca sinema, tiyatro, toplu taşıma araçları gibi mekanlarda yüksek korumalı FFP2 tipi maske takmak gerekiyor.

    OMİCRON NEDENİYLE HASTANEYE YATMA ORANI DÜŞÜK!

    İngiltere’de yapılan iki araştırmada Omicron varyantı kaynaklı enfeksiyonlarda hastaneye yatma oranının düşük olduğu belirlendi. Ancak uzmanlar Omicron’un hızla yayılması nedeniyle riskin hâlâ yüksek olduğunu belirtiyor.

    İngiltere’de yapılan iki araştırma, koronavirüsün Omicron varyantı nedeniyle Covid-19’a yakalananların Delta varyantı sonucu enfeksiyon geçirenlere kıyasla daha seyrek hastanede tedavi gördüğünü ortaya koydu.

    İngiltere’deki araştırmaların geçici sonuçları, Omicron varyantının ilk görüldüğü ülke olan Güney Afrika’daki araştırmalarda elde edilen bulgularla örtüşüyor. Ancak uzmanlar fazla iyimser olunmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

    İskoçya’da yürütülen araştırmada, uzmanlar Kasım ve Aralık aylarında kaydedilen yeni Covid-19 vakalarını inceleyerek, Omicron varyantı ile seyreden enfeksiyon süreci ile Delta varyantı kaynaklı hastalık seyrini karşılaştırdı. Yapılan incelemeler, hastanede tedavi olma riskinin Delta varyantına kıyasla Omicron varyantında üçte iki daha düşük olduğunu gösterdi. Ayrıca koronavirüs aşılarında hatırlatma dozunun ek koruma sağladığı belirlendi.

    İngiltere’de yapılan bir diğer araştırmada ise Omicron varyantı kaynaklı enfeksiyonlarda hastaneye yatma oranının Delta varyantına kıyasla yüzde 20 ile 25 daha düşük olduğunu ortaya koydu. Hastanede bir gece veya daha uzun süreli tedavilerde ise oranın yüzde 40 ile 45 daha düşük olduğu belirtildi.

    UZMANLAR UYARIYOR!

    Araştırma ekibinde yer alan Londra Emperyal Koleji’nden Azra Ghani, “Omicron varyantında hastaneye sevk edilme riskinin düşük olması kaygı giderici nitelikte olsa da enfeksiyon riski aşırı yüksek” uyarısında bulundu.

    Omicron varyantı Birleşik Krallık’ta hızla yayılırken, vaka sayıları da tırmanıyor. Çarşamba günü ülkedeki yeni koronavirüs vakalarının sayısı yeni bir rekor ile yaklaşık 106 bin olarak kaydedilmişti.

    Omicron varyantının dünyanın birçok ülkesinde hızla yayılmaya başlamasının ardından uzmanlar hatırlatma aşısının önemli olduğunu vurguluyor.

    Koronavirüs aşısı AstraZeneca’nın da hatırlatma dozu sonrasında Omicron varyantına karşı etkili olduğu belirtildi. İngiltere-İsviçre ortaklığındaki ilaç şirketi AstraZeneca’dan yapılan açıklamada, iki doz aşının Delta varyantını nötralize ettiği gibi hatırlatma dozunun da Omicron varyantına karşı etkili olduğu ifade edildi. Yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına işaret edilen açıklamaya göre, hatırlatma dozu olanlarda, Covid-19 geçirenlere kıyasla daha yüksek oranda antikor bulunduğu tespit edildi.

    Biontech/Pfizer da aşının Omicron varyantına karşı koruma sağlayabilmesi için hatırlatma dozuna ihtiyaç olduğunu açıklamıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “Kişilik haklarına basın yolu ile saldırı” gerekçesiyle 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı. Erdoğan hakkında kınama kararının verilmesi ile hükmün tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanması talep edildi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı.

    Avukat Nimet Acar, Öker’in kişilik hakkına basın yoluyla saldırıda bulunulduğunu ifade ederken; Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtıklarını söyledi. Acar, “Asılsız iddialar nedeniyle davalı hakkında kınama kararı verilerek, bu hükmün tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanmasını talep ediyoruz” dedi.

    “30 MİLYON EURO GİBİ BİR RAKAM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

    Av. Nimet Acar tarafından İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, Öker’in Avrupa’da yıllarca Alevi toplumu için çalışmalar yürüttüğü belirtildi.

    Dava dilekçesinde, “Müvekkil yıllarca Avrupa’da yaşayan Alevi toplumunun kazanımları için hem hukuk hem de sivil toplum alanında mücadele etmiş, örgütlü bir güç haline gelmelerinde etkili olmuştur. Bu örgütlülük neticesinde Alevilerin bir inanç gurubu olarak tanınması, inançlarını rahatça yaşayabilmeleri ve bazı eyaletlerde yasal karşılık bulmaları sağlanmıştır. Davalının iddiasının aksine bu kazanımlar kolay bir şekilde desteklenmemiş aksine uzun yıllar süren toplumsal ve hukuki mücadeleler ile kazanılmıştır. Avrupa’da devletler inançlara mesafeli bir yapıya sahiptir, vatandaşlarının çoğunluğunun benimsediği inanç merkezleri olan kiliseler dahi kendi imkanları ile dini faaliyetlerini yapmakta ve varlıklarını sürdürmekteyken, cemevlerine ya da Alevi kurumlarına inanç bazında faaliyet yürütmeleri amacıyla maddi destek yapılması hem de yıllık 30 milyon Euro gibi bir rakam verilmesi söz konusu dahi değildir” ifadelerine yer verildi.

    “İFTİRA NİTELİĞİNDE İTHAM”

    Öker hakkında daha önce açılan birçok davanın varlığından bahsedilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

    “Müvekkil hakkında Alevi toplumunu ilgilendiren konularda ve geçmişte yaşanan Alevi katliamlarının anmalarında yapmış olduğu konuşmalar gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla çok defa soruşturma başlatılmış, defalarca yargılanmış hala da derdest yargılamaları bulunmaktadır. Müvekkilin sadece ifade hürriyetini kullandığı neredeyse tüm açıklamalarının takip edilerek yargılama konusu yapılması uzun yıllardır hedef haline getirildiğini göstermektedir. Bu son konuşmada da Alevi kurumları ve müvekkil adeta yabancı ülkelerce fonlanan ve bu sebeple Türkiye’ye gelen bir ajanmış gibi gösterilmektedir. Bu iddia özellikle Alevilik inancı, öğretisi ve kültürü ile bağdaşmayan iftira niteliğinde bir ithamdır.”

    “ALİ’SİZ ALEVİLİK TARTIŞMASI, AYRIŞMA VE ÇATIŞMAYA YOL AÇABİLECEK NİTELİKTEDİR”

    Av. Acar, başvurusunda “Ali’siz Alevilik” ithamlarına da değinirken; “Alevi toplumunun çoğunluğunu temsil eden Alevi kurumları ve bunların yöneticiliğini yapmış olan müvekkile yönelik ‘bunlar Ali’siz Alevilikle adeta yeni bir din ihdas ediyor’ gibi ifadelerinin kabulü mümkün değildir. Avrupa’da örgütlenmiş olan Alevi kurumları hiçbir zaman Aleviliğin tanımını yapma ya da teolojik boyutuyla ilgili bir değerlendirme ve dayatmada bulunmamışlardır. İnanç, insana özgüdür. Her zaman çokluk içinde birlik sağlama ve laiklik odaklı bir eğilim içinde olmuşlardır. Alevi kurumlarının ne yeni bir Alevilik yaratma çabası ne de Aleviliğin ne olduğuna ve nasıl yaşanacağına dair belirleyici bir konumu bulunmamaktadır.

    Davalının bulunduğu ve temsil ettiği konum itibariyle sarf ettiği sözler tartışmaya yer bırakmayacak nitelikte büyük bir etkiye sahiptir. Yıllardır ayrımcılığa ve katliamlara maruz bırakılan Aleviliğe yönelik olarak bu inancı temsil eden kurumlara ve kurum temsilcisi olan müvekkile yönelik yukarıda açıkça belirttiğimiz dayanaksız, karalama ve iftira niteliğindeki ithamların da bu bağlamda doğuracağı etki, siyasal olarak sürekli kutuplaştırılan toplumu daha da ayrıştırmaya yönelik olacaktır. Aynı zamanda Ali’siz Alevilik gibi söylemler Alevi inancını benimseyen kişiler içerisinde de ayrışmaya ve çatışmaya yol açabilecek niteliktedir” dedi.

    “DİYANET İŞLERİ TÜRK İSLAM BİRLİĞİ’NE VERİLEN FİNANSAL DESTEK SORUN OLARAK GÖRÜLMÜYOR”

    Alman hükümeti tarafından Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ve 4 İslami çatı örgütüne sosyal alandaki projeler kapsamında toplam 7.645.221,00 Euro yardım yapıldığı belirtilirken; Alevi kurumlarına yapılan finansal desteğin ise toplam 596.117,00 Euro olduğu ifade edildi. “Diyanet kontrolünde bulunan bu kurumun Almanya’daki sosyal alana ilişkin çalışmaları nedeniyle aldığı finansal destek sorun olarak görülmeyip gündeme getirilmezken, sadece Alevi kurumları böyle bir finansal destek alıyormuşçasına kamuoyunun yanıltılması kabul edilebilir değildir” denildi.

    Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davasının açılması ile kınama kararı verilerek, kararın tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanması talep edildi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla Strazburg ‘ta Avrupa Konseyi önünde bir araya gelen Aleviler, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanmasını istedi. Konsey önünde Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı. Açıklamalarda, Türkiye hükümetinin AİHM’nin Aleviler lehine verdiği kararların bir an önce yerine getirilmesi istendi.

    Avrupa Konseyi‘nin siyasi karar mercii olarak bilinen Bakanlar Komitesi, Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin bu toplantısında gündem, AİHM kararlarının uygulanması ve denetlenmesi olacak.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını da inceleyecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler,  Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde bir araya gelerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de tarafından uygulanmasını istedi.

    4 DİLDE BASIN AÇIKLAMASI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Hüseyin Mat ve AABK yöneticileri ile üyeleri, Avrupa ülkelerindeki Alevi Birlikleri federasyonlarının genel başkanları ve yüzlerce Alevi yurttaşın katılımıyla Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ise Türkçe basın açıklamasını okudu. Kılıçkaya, Alevilerin AİHM’nin zorunlu din dersleri ve cemevleri konusunda aldığı kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmasını istediğini ancak AKP hükümetinin kararları uygulamadığını, olumlu adım atmadığını kaydetti.

    Cemevlerine uygulanan ayrımcılık konusunda çözüm getirilmediğini ifade eden Kılıçkaya, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerine uygulanan ayrımcılığın giderilmesini isteyerek, eşit yurttaşlık haklarının hayata geçirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.

    KURUM BAŞKANLARINDAN AÇIKLAMA

    Türkçe açıklamanın ardından Avrupa’da bulunan Alevi kurum temsilcileri yaptıkları açıklamada, Alevilerin verdiği mücadelenin şimdiye kadar devam ettiği gibi bugün de devam edeceği vurgulanarak, Türkiye hükümetinin verilen kararları uygulaması çağrısında bulundular.

    Fransa Alevi Birlikleri Eşit Başkanı Hakan Alca, Alevilerin mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu belirterek, Türkiye’nin samimiyetsizliğine dikkat çekti. Alca, Alevilerin mücadelesinin devam edeceğini ifade etti.

    Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu İsrafil Erbil yaptığı konuşmada, AİHM’nin kararlarının uygulanması için buradayız. Tüm haklarımızı alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Alevilik haktır, Aleviler vardır” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise, AKP hükümetinin AİHM’nin kararlarını uygulamak zorunda olduğunu söyledi. Çankaya, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin hak arayışlarının Türkiye’de karşılık bulmadığının altını çizerek, AİHM’nin kararlarına rağmen cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmediğini ve zorunlu din dersi kaldırılmadığını hatırlattı.
    “Biz Aleviler olarak bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz” diyen Demir, “Var olan zulüm, iktidardan yana olmayan tüm toplum kesimlerini ilgilendiren bir durumdur. Hak ve özgürlükler konusunda birleşerek, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için mücadele etmelidir” diye konuştu.

    AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat da, “Avrupa Konseyi önündeyiz. T.C. hükümetinin olumsuzluğu devam ettirmesi nedeniyle bu toplantı bizim için önemlidir. AİHM’nin aldığı kararların uygulanmaması samimiyetsizliktir. Neden anlaşmalara ülkeler imza atıyor? Kararlar uygulanmalıdır. Uygulanmadığı taktirde Konsey gerekli kararları almalı. Yaşasın haklı mücadelemiz” dedi.

    Alevi yurttaşlar da AİHM’in Aleviler hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından kabul edilmemesine tepki göstererek, kararın uygulanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.

    TOPLANTI SONRASI NE OLACAK?

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti. Ancak hükümet, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bugün toplandı. Alevilerle ilgili kararın dışında İşadamı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin de inceleneceği toplantı 2 Aralık’a kadar sürecek.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle ihlal ve yaptırım sürecini başlatacak.

    Bakanlar Komitesi’nin üç günlük toplantısında aldığı kararların 3 Aralık Cuma günü Avrupa Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayımlanması bekleniyor.

    AİHM’in “Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiği” yönünde karar almasının ardından da Komite, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması ya da oy kullanma hakkının askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabilir.

    PİRHA/ STRAZBURG-FRANSA

    URG-FRANSA

     

  • Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    Aydın Deniz: Çağrımızı yalnız basın metinleri ile değil, sokaklarda da göstermeliyiz

    PİRHA- AİHM’in Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının görüşüleceği 30 Kasım’daki Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermeliyiz” dedi.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilere ilişkin verdiği hak ihlalleri kararlarının uygulanıp, uygulanmadığını denetleyeceği 30 Kasım’daki toplantısı öncesi PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Deniz, AİHM kararlarının uygulanması yönündeki çağrıların yalnız basın açıklamaları ile değil, sokaklarda dile getirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “YALNIZ BASIN METİNLERİ İLE DEĞİL SOKAKLARDA DİLE GETİRMELİYİZ”

    Sürecin netleşmesi konusunda sadece Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iş düşmediğini kaydeden Deniz, “Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketine de iş düşüyor. Bu davalar için senelerdir maddi, manevi emekler harcandı. Bunun karşılığını bulması gerekiyor. Türkiye’de ayrımcılığın devam ettiği bir süreçte yasal olarak kazanılmış bir hakkımız var. Uygulanması yönündeki çağrılarımızı da sadece basın metinleri ile değil sokaklarda göstermemiz gerekiyor.

    30 Kasım’da Türkiye’de eş zamanlı olarak eylemler yapıp, AİHM kararlarının uygulanması konusunda taleplerimizi dile getirmeliyiz. Avrupa Konseyi’nden de beklentimiz, AKP’nin bu konuda zaman kazanmaya dönük adımlarının önüne geçecek yaptırımları almasıdır. Bugün pandemiyi bahane eden iktidar, pandemiden önce de hiçbir adım atmadı” diye konuştu.

    1558 CEMEVİNİN ZİYARETİ: AMAÇ BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMAK

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısı öncesi İçişleri Bakanlığı tarafından 58 ilde 1558 cemevinin ziyaret edilmesi ve sonrasındaki gelişmeleri değerlendiren Deniz, “Amaç, bir taşla iki kuş vurmak” dedi.

    Deniz şunları söyledi:

    “İlk olarak amaçları, kendi Alevisini yaratmak ve onlar üzerinde hüküm sürmek. İkincisi de Bakanlar Konseyi’ne bir şeyler yaptığını göstermek. Süreci uzatmanın peşindeler. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi gerekiyor. Kültür merkezi statüsü verilerek oyalamaları kabul etmiyoruz.”

    BARIŞ KOP / İSTANBUL

  • Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü!

    PİRHA-Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 20 Kasım 1989’da kabul edilmesiyle birlikte dünya genelinde her yıl 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak anılıyor. Peki Dünya Çocuk Hakları Günü tam olarak ne anlam ifade ediyor; detayları haberimizde.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 20 Kasım 1989’da kabul edildi. Türkiye ise Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye 14 Eylül 1990’da imza attı.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, söz konusu sözleşmeyle birlikte çocuk haklarının yasalarca tanınmasının kutlandığı bir gündür. Bu gündeki asıl amaç; çocuk hakları ve bu haklara ulaşamayan çocuklar hakkında farkındalık oluşturmak olarak görülür.

    ‘ÇOCUK HAKLARI’ NE ANLAM İFADE EDİYOR?

    Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır.

    Çocuk hakları, insan hakları kavramının içinde ele alınması gereken bir konudur. Bugün, dünyanın birçok yerinde var olan insan hakları ihlalleri, çocuk boyutunda daha geniş kapsamlı ve büyüyerek, müdahale edilmesi daha zor bir şekilde yer almaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün belirttiğine göre; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, emek sömürüsü, pornografi, şiddet, yasa dışılık gibi olumsuz etkenlerin dahilinde, çocuk hakları ihlalleri daha büyük boyutlarda olmaktadır.

    Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi ile şekillenmiştir. Günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belge 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 193 ülke tarafından onaylanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedir.

    20 Kasım günü günümüzde Evrensel Çocuk Günü (Universal Children’s Day) veya Çocuk Hakları Günü olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında çeşitli ülkelerde farklı günlerde çocuk günü kutlanmaktadır.

    EĞİTİM VE SAĞLIK HAKKI

    Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çok sayıda maddesi çocukların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerini desteklemektedir. Sözleşme’nin 6. maddesine göre her çocuk esas olarak yaşama hakkına sahiptir. İlaveten, 24. madde gereğince her çocuk ulaşılabilir en yüksek sağlık standartlarından; gerekli tedavi ve iyileştirme hizmetlerinden faydalanabilmelidir. İhmal edilen, terk edilen, istismara uğrayan ya da işkenceye tâbi tutulan çocukların iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırmasından devletler sorumludur.

    Eğitim hakkı ise çocukların en önemli haklarından biridir. UNICEF’in 1999 tarihli raporunda da belirttiği gibi okuma-yazma bilmeme çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Anne ve çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biri, annenin eğitim düzeyinin düşüklüğü veya okuma-yazma bilmemesidir. Kız çocuklarının okullaşma oranındaki 10 puanlık bir artış sonunda bebek ölüm hızı binde 4.1 azalmaktadır. Bu halde çocuğun en temel hakkı olan yaşama hakkı ile eğitim hakkı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır.

    Kız çocukların da gereksinimlerini karşılayacak ve kendilerine yaşam becerisi kazandıracak nitelikli eğitim görmeye hakkı vardır. Oysa tüm Dünya’da okula gitmeyen 6-11 yaşlarındaki 130 milyon çocuğun 73 milyonunu kız çocukları oluşturmaktadır.

    İsveç, Finlandiya ve Ukrayna başta olmak üzere pek çok ülke, çocuk haklarını korumaya yönelik şikayet merciileri oluşturmuştur. Çocuk hakları ihlallerinin değerlendirilmesine yönelik ilk şikayet mercii, 1981 yılında Barneombudet adı altında Norveç’te kuruldu. Başlıca görevleri arasında tehlike altında olan çocukların güvenliğini sağlamak, çocukların toplum içinde söz sahibi olmalarını teşvik etmek ve eğitim, sağlık, kültür gibi konuları esas alarak çocukların içinde yetiştikleri koşulları denetlemek olan ombudsman, yasalar çerçevesinde bağımsız ve tarafsız olarak hareket etmektedir. Ukrayna, dünyada çocukları bu merciiye atayan ilk ülkedir.

    ÇOCUK İŞÇİLİĞİ

    Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nin 9. maddesi, çocukların her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmasını ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamasını beyan etmektedir. Ayrıca, çocukların uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmamasını; sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak; fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmamasını gerektirmektedir.

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunuyor. Bu ülkelerin başında ise Hindistan geliyor. Çocuk işçiler için en tehlikeli sektörler arasında tarım, inşaat ve madencilik yer alıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü, yaşları 5 ila 14 olan 132 milyon çocuğun tarım sektöründe çalışmaya zorlandığına ve bu nedenle eğitim ve sağlık olanaklarından yoksun kaldığına dikkat çekiyor. Ayrıca çocukların mafya ve çetelerin elinde; zorla gasp ve yankesicilik suçlarına yönlendirilmesi, duygusal istismarı göz önünde bulundurarak dilenciliğe teşvik ettirilmeleri verilecek örneklerden bazılarıdır.

    ÇOCUKLARIN YAŞAMA HAKKININ İHLALİ

    2003’ten bu yana, çocukken işledikleri suçlar nedeniyle Çin, İran ve ABD’de altı kişi idam edildi. Pakistan, Filipinler ve Sudan’da da çocuk suçlular infazı bekliyor. İran’da hâlen çocuk idamları sürmektedir.

    Savaşlar sebebiyle de çocukların hayatları altüst olmuştur. Bu etkilerin sonucunda sayısız çocuk ölmüş, birçoğu da sakat veya öksüz kalmıştır. Savaşlar nedeniyle çocuklar aç kalmış veya açlıktan ölmüştür. Milyonlarcası sevdiklerinden ayrılarak mülteci ya da yerinden-yurdundan edilmiş olarak, yollara dökülmeye zorlanmıştır. Çoğu; şiddet, korku ve zorluk dolu ortamda travma içinde yaşamaktadır.

    Binlerce çocuk cinayetlerde rol oynamaktadır. Eğitim hakkından yoksun kalan çocukların, topluma genel olumsuz etkisinin yanı sıra, suça eğilimli bireyler olma oranı yüksektir. Çoğu güvenlik güçleri ve silahlı muhalif güçler tarafından işe alınmış, diğerleri ise başka seçenekleri olmadığını düşündüklerinden gönüllü olmuşlardır. Deneyimsiz, korkusuz oluşları ve özellikle zor görevlerde kullanılmaları dolayısıyla çocuk askerler arasındaki ölü ve yaralı oranı çok yüksektir.

    UNICEF’in hazırladığı bir rapora göre çocuk ölümleri yapılan çalışmalar sonucunda giderek azalmaktadır. Buna göre dünyada 5 yaşından küçük ölen çocukların sayısı 2006’da, yılda 10 milyon barajının altına inerek 9,7 milyona düştü. Bütün bu gelişmelere rağmen Orta ve Batı Afrika’nınsa çocuk ölümlerinin en fazla görüldüğü bölgeler olmaya devam etmektedir. BM Nüfus Fonu’na göre Afrika kıtasında 5 yaşın altındaki her 1000 çocuktan 155’inin öldüğü belirtilirken bu çocukların büyük çoğunluğu kızamık, tetanos ve çocuk felci gibi, aşısı olan hastalıklar yüzünden ölüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’-VİDEO

    ‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’-VİDEO

    PİRHA- AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, cemevlerinin vazgeçilmez olduğunun altını çizerek, “Cemevleri gerçekliği bir bütün olarak bu ülkede hem sistemin, bugünkü devletin Alevilere toplumsal yaşamda eşit hakları vermeden her anlamda Alevileri eşit statüye kavuşturmadan çözülmez” dedi.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Ökercemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “CEMEVLERİNİN İŞLEYİŞİNİN NE OLACAĞI KONUSUNDA CİDDİ BİR TARTIŞMA YAPMADIK”

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    Turgut Öker: Türkiye’de cemevlerinin ilk temel atanlarından biri benim. 1994’te Dersim Cemevi temelini Dersim’de köylerin boşaltıldığı, kurşunlandığı, Dersim halkına yönelik devletin gücünün doruk noktasında olduğu bir dönemde o cemevini o dönemin Belediye Başkanı Mazlum Aslan’la birlikte atmıştık. Onun öncesinde hatırlamıyorum ben. Onun öncesinde Türkiye’de Büyükşehirlerde bildiğimiz Karacaahmet, Şahkulu ve diğer dergahlarımız vardı. Ankara’da hiç yoktu. İzmir’de hiç yoktu. Sadece Pir Sultan’a bağlı üç şube vardı. İstanbul, İzmir ve Ankara’daydı. O dönem Hacıbektaş ismi ile faaliyet yürüten şu anki AKD’nin kökü olan örgütlenmemizin de cemevi yoktu. Başlarını soktukları dernek biçiminde buluşmalar vardı ama cemevi şeklinde yoktu. Cemevleri bizim tercihimizden kaynaklı ortaya çıkmadı, oluşmadı. Hayatın zorlamasıydı.

    Aynı anda Avrupa’da da bizim ilk kendi merkezi yerimize kavuşmamız 1995’tir. Şu anki Köln’de ki merkezimizdir. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu merkezi olan yeri biz 1995 yılında aldık. Avrupa’da mülkiyeti bize ait olan ilk Alevi kurumdur. Bunu bir süreç olarak değerlendirdiğimizde arkasından Dersim’deki cemevinden sonra fiilen benim bizzat açılışını gerçekleştirdiğim Erzincan’daki Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Cemevi, Varto’da ki cemevi ve arkasından Sivas Ali Baba’da ki, Maraş’ta ki, İstanbul’da ki, İzmir’de ki birçok cemevinin açılışına, temel atma törenlerine katıldım.

    Cemevi gerçekliğini bir bütün olarak ele almamız gerekir. Köylerde böyle bir ihtiyaç yoktu. Her ev bir cem yeriydi ve doğal olarak da Alevilerin köylerde aynı inanca mensup olan kişiler olmaları nedeniyle zaten kendilerini inançsal alanda da dağda, bayırda, sokakta neyse ihtiyaçları rahatlıkla giderebiliyorlardı. Ama 60’lı yıllardan itibaren köylerden büyük şehirlere göç ile birlikte bu zorunlu hale geldi. Niye diyeceksiniz 60’lı yıllarda, 70’li yıllarda, 80’li yıllarda cemevleri yok? Aleviler şehirlere geldiklerinde gecekondularda yaşadılar. Gecekondularda mini köy yaşamını ifade ediyor. Doğal olarak evlerinin önüne perde çektiler cenaze yıkadılar, dedeleri geldi büyük bir yerde buluştular cem yaptılar.

    Gerçek anlamda büyükşehir yaşamı ortaya çıktıktan sonra, apartmanlar dikilmeye başlandıktan sonra siz cenazeyi 5’inci kata mı çıkartacaksınız? 5’inci kattaki bir dairede mi cenaze töreni yapacaksınız veya cem yapacaksınız? Avrupa açısından da aynı zorunluluk ortaya çıktı ve cemevleri gerçeği bizim irademizin dışında kendi kişisel değerlendirmeleri ve tercihlerinin ötesinde zorunlu oldu. Cemevlerinin işleyişinin ne olacağı, hizmetinin ne olacağı, cemevlerinin Aleviliğin neresinde yer alacağına dair ciddi bir tartışma yaptık mı? diye sorulursa hayır.

    Orada bir esinlenme oldu Hristiyanların kilisesi var, Müslümanların camisi var, Yahudilerin sinagogları var bizimde cemevimiz olsun denildi. O anlamda içini nasıl dolduracağımız ise faaliyetlerinin neler olacağı ise konuşulmadı. Aleviliği biz orada tekrar nasıl yaşatırız, yaşatacağız diye sorulmadı. Özellikle de metropollerde, büyükşehirlerde yaşamımızda bunca değişiklik olduktan sonra ibadet biçimimizde de şeklimizde de, ibadet anlayışımızda da ne gibi değişiklikler olacak ona da kafa yormadık. Şunu anımsıyorum Dersim’de ki Cemevi’nin temel atımında orası dağlık bir yerdi, dinamit patlatmamız gerekiyordu oranın düzleşmesi için ve bir an önce bizim başımızı sokacak bir yerimiz olsun istiyorduk. Koca Dersim’de canlarımızın Hakk’a ulaşımında topluca ibadet yapacak veya cenaze erkanı yapacağımız bir yerimiz olsun dedik. Tüm olay buydu.

    Ondan sonra bunun içi nasıl doldurulur, hizmet nasıl olur, bizim inancımıza göre cenaze nasıl kaldırılır, cemevleri nasıl yönetilir buna gerçekten kafayı yormadık. Cemevlerinin Alevi dünyasında pozitif yönlerde değil negatif yönleri ile de yer almasının da bir nedenidir. İbadet yeri nasıl olabilir noktasına kafa yormadık. Aç insanın bir şeye saldırması gibi bir an önce bizim de bir yerimiz olsun dedik. Bu konuya çok eleştirel yaklaşanlar da şu gerçeği bilmiyor; 1990’larda da büyük şehirlerde özellikle Alevilerin cenazesi camilere götürüldüğünde imamlar çok ağır hakaretler yaparlardı. Cami içerisine Aleviler girip de nasıl namaz kılacaklarını bilmiyorlar ve cami imamına terkedilmiş bir cenaze düşünün. Orada çok ağır hakaretler sarf edildiğine ben tanık oldum. ‘Sağlığınızda gelmiyorsunuz leşinizi niye getiriyorsunuz?’ diyorlardı. Bu soru belirgin bir şekilde sorulurdu ve Sünni cemaatin insafına bırakılmıştı. Normal namaz saatlerinde tabut cami içerisine getirilirdi, uzaktan yakından alakası olmayan cemaatte cenaze namazı kılardı. Sonra o kişinin cenazesini oradan alırsın mezara götürürsün. Bu tür trajikomik şeyler yaşanırdı. Hakaretler diz boyuydu. O anlamda da bir yandan da bu hakaretlerden kurtulma zorunluluğu vardı. İlk etapta da şimdi belediyeleri tartışıyoruz ama ve 2000’li yıllarda mevcut belediyelerin hiçbirisi bizim kapımızdan bile geçmiyorlardı. Bu saydığım cemevlerinin temelini attığımız da o şehirlerde belediye başkanları bizim yüzümüze bakmıyordu. Cemevi açılan yerin önünden bile geçmiyorlardı. Onlara göre kırmızı çizgiydi. Cami dışında başka bir yere ibadethane olarak bakmazlardı, yaklaşmazlardı. Bu nedenle de bizim cemevi gerçekliğimiz bugüne kadar geldi.

    “BİR BİNAYI YAPMAK SORUN ÇÖZMÜYOR. ÖNEMLİ OLAN İÇİNİN DOLDURULMASI”

    – Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Cemevleri bizim için vazgeçilmezdir. Alevilik kendine özgü bir inançtır. Alevi toplumuna tek adres camiler gösterilmeyecekse, camiler dışında başka bir şey var olacaksa, bunun da öğreti de bir karşılığı var bu cemevi gerçekliğidir. O anlamda da Avrupa’da da yüzlerce cemevi açtım ben kendi başkanlığım döneminde. Türkiye dışındaki ülkelerde de bizim cemevlerimiz var ama oralarda cemevimizin arsasını biz alırız, parasını biz öderiz, inşaatını biz yaparız. Belediye ve kamu görevlileri cemevlerine para vermezler. Normal ticari olmayan biçimde cemevlerini satarlar ve bize fiyat olarak ucuza verirler. Bedava bir şey söz konusu olmaz. Cemevlerinin kamusal hizmeti söz konusu olsa bile inşaatı sürecinde belediyeler yardımda bulunurlar ama bunun karşılığı Türkiye’de olduğu gibi mülkiyeti kendine ait, keyfine göre davrandığı, kendi istediği dışında biri geldiği zaman kayyum atama, görevden alma gibi bir şey olmaz.

    Türkiye’de yakın tarihte bunları gördük. Belediyelerin, hukuki olarak cemevlerinin ibadethane olması konusunda mensubu oldukları siyasi partiler Meclis’te yeterli mücadele yürütmediler. Örneğin parlamentoda CHP cemevlerinin ibadethane olması noktasında soru önergeleri ile kanun teklifleri ile gerçek anlamda cemevlerinin statüsü açısından ibadethane olması noktasında ciddi çabalara girmediler. Sadece gönül alındı. Olayı parti ayrımı olarak görmek istemiyorum. Alevilerin inançsal ihtiyaçlarına uygun kendi yükümlülüklerini yerine getirme anlamında Diyarbakır’da Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nin açılışını Osman Baydemir ile gerçekleştirmiştik. Onlar doğru yaptılar. En azından mülkiyeti belediyeye değil bizim cemevine verildi. Ama orada da zaman içerisinde sorunlar oluştu.

    Bir binayı yapmak sorun çözmüyor. İçinin doldurulması önemlidir. Cemevleri gerçekliği bir bütün olarak bu ülkede hem sistemin, bugünkü devletin Alevilere toplumsal yaşamda eşit hakları vermeden her anlamda Alevileri eşit statüye kavuşturmadan çözülmez. Yapın ama ben görmeyeyim deniyor. Yasal statüsü hala bugün tanınmıyor ve çarpık zihniyet devam ediyor. Cemevleri zorunluydu. Bizim irademizin dışında toplumsal bir ihtiyaç bugün. Bugünün koşullarında başka hiçbir alternatif yok. Ya asimile olacaklar adres cami olacak ya da cemevi olacak. Kendisi olmak istiyorsa bu zorunlu. Sadece tabela asmakla cemevi olunmuyor. Cemevi tabelası astıktan sonra da camileri taklit ederek cemevi olunmuyor.

    Şu an Türkiye’de statü olarak bir yanlış yol var. Belediyeler yapıyor, ekonomik olarak destek de bulunuyor ama normalde belediyenin birimleri gibi oluyorlar. Bazı yerlerde olduğu gibi mülkiyetini bizim derneklere verse bile bu kez de yapmış olduğu katkıdan dolayı en son Isparta örneğinde olduğu gibi Alevilerin gözüne sokuyor, başına kalkıyor. ‘Ben yaptım ben ettim’ diyor. Hangi parti yaptıysa, cemevinde onun onaylamadığı bir yönetim olursa da kayyum atıyorlar, görevden alıyorlar. Bu çarpık bir zihniyet. O anlamda belediyelerin bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ibadethane olması nedeniyle bir ihtiyaca cevap vermesi amacıyla cemevleri inşaatının kolaylaştırılması için katkı sunmak zorundalar. Cemevlerine arsa vermek zorundalar ama bütün bunlar sadaka gibi, dilenciye bir şeyler vermek gibi algılanmaması gerekir. Bu bir görevdir. Bir başkasının insafına veya o anda yönetici olan partinin inisiyatifine bırakılacak bir olay değil veya yapıldığında da onlara minnettarlık duyulacak bir şey değil. Bu bir görev ve bunu yerel yönetimler yerine getirmek zorunda.

    “CEMEVLERİNİ CENAZE YIKAYICILIĞI GÖRÜNTÜSÜNDEN UZAKLAŞTIRMALIYIZ”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında dahi sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı? 

    Bizim cephemizden de bu cemevlerinin içinin doldurulması, sünniliğin taklit edilmemesi, Aleviliği kendi felsefesi üzerinden var edebilecek kendi öğretisi üzerinden var edebilecek faaliyetleri öne çıkartmamız gerekir. Şu an ki gerçekliğinde neyi görüyoruz? Cemevi var ama büyük oranda sadece cenaze kaldıran yerler haline dönüştü. Bütün herkesin de vurguladığı gibi orada yapılanların camilerden bir farkı yok. Sonuçta camideki bir hocanın hizmet olduğu gibi cemevinde de aynısı yapılacaksa bunca masrafa ne gerek var? Cemevi inşa etmenin ne anlamı var? O zaman camilerde kalsalardı. Dolayısıyla bizim her anlamda öğretimizin kendimize özgü olan bu inancı İslam içerisinde eritmeden ve onu kopyalamadan onun camideki uygulamaları neyse aynısını cemevlerinde gerçekleştirmeden, kendi felsefesini, kendi özünü hayata geçirecek çalışmalar olması lazım. Sadece cenaze yıkayıcılığı görüntüsünden uzaklaştırmamız gerekiyor. Eğitsel alanda, kültürel alanda, sosyal alanda toplumsal açıdan bir merkez haline gelmesi lazım cemevinin. Eğitim merkezleri olması lazım. Hangi bölgede hangi ilçede faaliyet yürütüyorsam, sadece Alevilerin değil dar zamanda, zor zamanda başlarını sokabilecekleri, hem paylaşım anlamında hem dayanışma anlamında o bölgede yaşayan insanların ortak üretimlerine de hizmet edebilecek buluşma yerlerine dönüşmesi lazım.

    Cemevleri sadece 4 semavi dinlerde olduğu gibi mevcut dinsel faaliyet ile sınırlı çabalar içerisinde olmamalı. Kaldı ki şu an camilerde eski camiler değil, sinagoglarda değil, kiliselerde değil. Bunlar da insana dair her faaliyeti yapmaya başladılar. Alevi öğretisinde bu zaten temel bir olay. Yaşam sadece dinsel dürtülerden, dinsel ritüellerden ibaret değil ki. O anlamda da cemevi hem bağımsız olmalı, öz gücümüz olmalı. Kimseye muhtaçlık içinde olmamız gerekir. Biz önceki cemevlerini kendi gücümüzle yaptık. Dersim’deki, Maraş’taki, Sivas’taki cemevlerine önemli aktarımlar da bulunduk, destek verdik. İnsanlar isteyerek paralar verdiler. Siz oraya ibadethane diyeceksiniz, kutsal bir misyon yükleyeceksiniz, kaynağı nereden geldiği belli olmayan bir parayı oraya aktaracaksınız.

    Alevilerin kendi cemevlerini kendileri yapabilecek güçleri var. Bugüne kadar dediğim gibi 8 – 10 şehirde kendi öz gücümüzle gerçekleştirdik. Bugün de ben o anlamda belediyelerin anahtar teslimi cemevi yapmasını doğru bulmuyorum. Bizim kendi Alevi kurumlarımızın fedakarlık içine girmeden, yaratıcılık içerisine girmeden hazıra konmalarını doğru bulmuyorum. Belediye bütün her şeyi veriyor. Biz de onların inşa ettiği yer üzerinden hava atıyoruz. Bu doğru bir şey değil bence.

    “ALEVİ KÜLTÜR MERKEZLERİ MODEL OLARAK GEÇERLİLİĞİNİ KORUYOR”

    -Avrupa’da benzer sorunlar var mı yada var mıydı? Sorunlar nasıl çözüldü? Cemevleri Alevilerin inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Karşılamıyorsa neler yapılmalı, nasıl yol izlenmeli?

    1988’de Hamburg’da ilk Alevi Kültür Derneği’ni kurduktan sonra diğer bütün şehirlerde de Berlin, Frankfurt gibi büyük şehirlerde de Alevi Kültür Merkezleri kuruldu. Ve gerçekten biz Alevi Kültür Merkezleri’ne dair ciddi anlamda tartışma yürüttük kendi aramızda. Öyle yazı tura atarak oluşan bir tanımlama değildi. Biz o zamanlar da Aleviliğin toplumsal yaşantımızda bütün alanlara hizmet eden kurum olması gerçekliğinden yola çıktık. Bu nedenle de bilinçli bir şekilde dernek demedik. Alevi Kültür Merkezi dedik ve işin inançsal yönüyle ve diğer tüm toplumsal yönleriyle de insanların beklentilerinin de hayata geçmesi, bu çerçevede hizmet sunulması gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla Alevi Kültür Merkezi adını koyduk. Bu kapsamda ben bugün Alevi Kültür Merkezlerinin model olarak hala geçerliliğini koruduğuna inanıyorum. Yani dernek anlamında Türkiye’de biliyorsunuz yüzbinlerce dernek var. Bir kurumdur dernekler. Çok fazla hayatı orada göremezsiniz. Resmi devlet dairelerinin bir yansımasıdır, başka bir versiyonudur dernekler.

    ALEVİLİĞİN ÜRETİLMEDİĞİ YERLER ALEVİLİĞE HİZMET ETMEZ

    O anlamda biz hemen Madımak Katliamı sonrasında kitleselleşme ile birlikte cemevi gerçekliğini gördük. Ve sonra Alevilerin toplumsal yaşamdaki değişikliğini de görerek derneklerin adını biz örneğin Aleviler Birliği kurduk, Alevilere özgü olan, Alevilerin ihtiyaçlarını karşılayan bir tanımlama oldu. Alevi Kültür Merkezleri yerini Aleviler Birliği, Aleviler Federasyonu’na bıraktı. Bir toplumun varlığını sürdürebileceği, bir öğretiyi kuşaktan kuşağa aktarabilecek model neyse onu hayata geçirmeliyiz. Bu nedenle bu durumun dernekçilik ile olmayacağı çok açıktır. Türkiye’de görüyorum Dernekseniz ayda yılda bir sadece yönetimsel olarak toplantılar yapıyorsunuz. Sadece kurullar toplantısı yapılır, sadece resmi buluşmalar yapılır derneklerde. Alevilik kendisini yeniden üretmiyor ki derneklerde. Gençlerin, kadınların gelmediği, büyüklerimizin, yaşlılarımızın, dedelerimizin, analarımızın Aleviliği var eden bütün katmanların kendisini tekrar üretemediği yerler Aleviliğe hizmet etmez. O anlamda dernek modeli Alevilikte yanlış bir modeldir. Bu Aleviliği kurulaştırır, darlaştırır, Aleviliği tekrar var edemez. O nedenle de cemevleri kaçınılmazdır. Fakat cemevi derken de cami taklitçiliği ile bir cemevini kastetmiyorum. Normal hayata dair her şeyin olduğu buluşma yerleri olması lazım. Bir cemevi hangi semtte ise o semtteki halkın bütün toplumsal dokularına hizmet eden, onlara dokunan, insanların her türlü ihtiyaçları neyse ona yönelik hizmetleri yerine getirmelidir. Kuru kuruya cenaze kaldırmak, 40 yemeği vermek, sadece ayda yılda bir kere ibadet yapmakla olmaz. Böyle yerler olamaz cemevleri. Cemevleri gerçekliğini toplumsal ihtiyaçlara göre zenginleştirmemiz lazım.

    “CEMEVLERİNİN MİMARİ OLARAK ÖĞRETİYE UYGUN BİR MODELİ OLMALI”

    -Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Avrupa’da da burada da çok insan bu noktada bir rahatsızlık duyuyor. Uzaktan baktığınızda bir yerin minaresini görüyorsanız, bir yerin çanını görüyorsanız diğer ibadethanelerin kendine özgü mimarisini görüyorsanız, niye Aleviliğinde olmasın. Bu mimari sorusu 20 yıldır haklı olarak gündemimizde yer alıyor. Bu konuda bugüne kadar mimari yarışmalar da yapıldı.

    Aleviler gerek Türkiye’de olsun gerek Avrupa’da olsun bir merkezden yukarıdan aşağı doğru örgütlenen bir topluluk değiliz. Lokal örgütlenmeler ön planda. O yüzden doğal olarak bir bölgede cemevi yapmak istiyorlar ve oranın ihtiyaçlarına göre başımızı sokacak bir yer olsun diye düşünülüyor. Ama öğretiyi sembolize eden, dışarıdan bakıldığı an mimari olarak da öğretiye uygun bir model olmasını doğru buluyorum. Son dönemde görüyoruz. Büyükşehirlerde gerçekten taklitçilik var. Beton yığınına bakıyorsun insan ürperiyor. Kocaman kocaman inşaatlar ama içinde insan yok, insan ruhu yok, faaliyet yok. Cıvıl cıvıl çocukların olmadığı, kadınların, yaşlıların, o bölgede yaşayan halkın olmadığı yerlerde siz 50 katlı bir yer bile inşa etseniz bunun hiçbir anlamı yok.

    Öğretimizde betonun kutsallığı yok, çimentonun kutsallığı yok, insanın kutsallığı var, canların kutsallığı var. Bu nedenle de ben gereksiz yere, görgüsüz bir şekilde, sonradan görme şekilde büyük büyük yerler inşa etmeyi de çok anlamlı bulmuyorum. Öğretiyi yaşatacak, öğretiye canlılığını verecek, öğretinin sevecenliğini verecek yerlere ihtiyaç var.

    Melis CİDDİOĞLU- Diren KESER/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’

  • HDP, Demirtaş için Meclis’e çağrıda bulundu

    HDP, Demirtaş için Meclis’e çağrıda bulundu

    PİRHA- HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç, AİHM’in Demirtaş kararının tartışılması amacıyla TBMM’de genel görüşme talebinde bulundu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Türkiye’den Selahattin Demirtaş’la ilgili 30 Eylül’e kadar eylem planı sunmasını istemesinin ardından HDP harekete geçti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ile Saruhan Oluç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ve Selahattin Demirtaş ile ilgili Avrupa Komitesi Bakanlar Kuruluna sunulacak eylem planının kapsamının tartışılması amacıyla TBMM’de derhal genel görüşme açılmasını talep etti.

    HDP’nin önergesinde, şunlara yer verildi:
    “Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin üye devletlerin üyeliğini askıya alma ve üye devletleri üyelikten atma yetkisine sahip olduğu göz önüne alındığında, verilen karara uyulmaması halinde ağır sonuçların alınacağı ortadadır. Bu nedenle öncellikli olarak Anayasanın 90. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Bakanlar Komitesi’nin kesin ve bağlayıcı olan kararlarının uygulanması ve Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekir.”

    PİRHA/ANKARA