Etiket: cami

  • Alevi Bektaşi İnanç Derneği: Baskılara ve inkara boyun eğmeyeceğiz

    Alevi Bektaşi İnanç Derneği: Baskılara ve inkara boyun eğmeyeceğiz

    PİRHA- Alevi Bektaşi İnanç Derneği, Buca’daki dernek merkezinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Erzincan Şube yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 16 kişinin tutuklanması ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” açıklamasına ilişkin basın açıklaması yaparak tepki gösterdi.   

    Dernek merkezinde üyelerin de katılımıyla yapılan basın açıklamasında 16 kişinin keyfi ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alınarak tutuklandığı belirtilerek serbest bırakılması istendi.

    Derneğin gençlik kolu yöneticisi Dicle Demirçivi tarafından yapılan basın açıklamasında Alevi kurum ve kişilerine karşı son dönemlerde saldırıların yoğunlaştığı belirtilerek “Bizleri hedef gösterenler inancımıza ibadethanelerimize saldıranlar bilmeliler ki biz bu baskılara boyun eğmeyeceğiz. İçinde bulunduğumuz bu karanlık günlerde ülkemizi yönetenler kendileri gibi düşünmeyen kim var ise bir şekilde baskı altına almayı amaçlamış ve farklı ses çıkartan kim var ise gözaltı, tutuklama ile boyun eğdirmeye çalışıyorlar” dedi.

    “ALEVİLİĞİN YOK SAYILMASI GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMİYOR”

    Demirçivi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş “Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” açıklamasını esefle kınadıklarını belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşundan itibaren Aleviliği yok sayması, inkar ve asimilasyon politikaları Alevilerin ibadethanesinin Cemevi olduğu gerçeğini değiştiremediğini ifade etti.

    MÜCADELEMİZE SOKAKTA, CEMEVLERİNDE, MAHALLEMİZDE DEVAM EDECEĞİZ”

    Demirçivi şunları kaydetti:

    “OHAL ve KHK zulmü ile demir yumrukla ülkemizi yönetmeye çalışanlara karşı inancımızın mücadelesini sokakta, alanlarda, cemevlerimizde, mahallelerimizde, yürüttük ve yürütmeye de devam edeceğiz. Biliyoruz ki laik, demokratik, özgür bir yaşama inancımızın mücadelesini yürüttüğümüz için bugün bu saldırılarla karşı karşıyız. Gün inancımıza kurumumuza sahip çıkma günüdür. Gözaltına alınanlar tutuklananlar serbest bırakılsın! Korkmuyoruz, yılmıyoruz, boyun eğmiyoruz” dedi.

    Basın açıklamasından sonra toplanan Alevi Bektaşi İnanç Derneği üçüncü genel kurul sonrasında yapılan seçimlerde oy birliği ile Abidin Yıldız, Deniz Kurt, Mahir Sever, Ağgül Mete, Aleyna Beytaşı, İrfan Acun ve Gökhan Kaya yeni yönetim kuruluna seçildiler.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Büyükşahin’den Diyanet tepkisi: Bin yıldır cemevinde ibadet yapıyoruz-VİDEO

    Pir Büyükşahin’den Diyanet tepkisi: Bin yıldır cemevinde ibadet yapıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, “Camiler hem Sünni hem Alevi’lerin ibadet yeridir” sözleriyle ilgili açıklama yapan Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, “Alevileri camiye devam etmek yerine, onların inançlarına saygı duyarak demokratik haklarından yararlanmasını sağlayın” dedi. Büyükşahin, AİHM’in din dersi ve cemevleri ile ilgili verdiği kararların uygulanmasını istedi.  

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın İslam’da reform yapılması” konulu tartışmaya ilişkin “Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünnilerin hem Alevilerin ibadet yeridir” açıklamasına ilişkin Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “BİN YILDAN BERİ ALEVİLER İBADETİNİ CEMEVLERİNDE YAPIYOR”

    “Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın İslam’da reform yapılması” konulu tartışmaya ilişkin yaptığı açıklamada çok talihsiz bir durum sergilediğini görmekteyiz. Alevileri camiye ve namaza davet etmektedir” ifadelerini kullanan Pir Büyükşahin, “Bin yıllardan bu yana Aleviler ibadetlerini camide değil, cemevinde veya cemevine benzer kendi kültür ve inançlarına uygun bir mekanda yaparlar” diye konuştu.

    “KUR’AN’DA CAMİ SÖZCÜĞÜ GEÇMEZ”

    Büyükşahin, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Kuran-ı Kerim’de “Ben sana her yeri mescit kıldım,” “Nereye dönersen ben oradayım” anlamında bir takım ayetler bulunmaktadır. Kur’an’da cami sözcüğü geçmez. Bundan ötürü istediğin yerde Allah’a yönelerek ibadetini yapabilirsin. Hz. Muhammed döneminde Mescit, sosyal, toplumsal ve bireysel sorunların çözüldüğü barışın, hoşgörünün, dayanışmanın, sevginin, saygının, birlik ve beraberliğin sağlandığı, bilimsel sohbetlerin ve ibadetlerin yapıldığı bir mekan olarak hizmet görüyordu. Alevi cemevleri de o zamanki mescitlerini andırmaktadır. Alevi yaptığı ibadette Allah’a yönelirken ikrar verir ve düşkün duruma düşmemek için sözünden geri dönmez.”

    “ALEVİ İBADETİNİ ANA DİLİYLE YAPAR”

    “Alevi, hem bireysel hem de toplumsal ibadetinde Allah’la bütünleşmeyi, insan sevgisini, eşitliği, paylaşımcılığı, kimseyi incitmemeyi ve kul hakkını yememeyi amaçlar ve ona göre dua eder” diyen Pir Büyükşahin, “Alevi ibadetini kendi ana diliyle yapar. Alevi kendi tarihsel kültürünü yaşar ve yaşatır. Alevi çağdaş, ilerici ve yeniliklere açıktır. Alevilikte kadın erkek eşitliği vardır. Sosyal, toplumsal, ekonomik ve ibadet alanında birlikte hizmet etmek vardır. Alevi cemevinde ibadetini yapar. Muharrem ve Hızır orucunu tutar. Her cuma gecesi ceme katılır ve canlarla birlikte ibadet eder, semah döner. Alevinin yaptığı cem kırklar cemini sembolize eder. Alevinin inancına özgün musahibi vardır. Onunla erenler meydanında hak didarında, pir divanında ve Mansur darında ikrar verir. Görgüden geçer, verdiği ikrarda kötülüklerden kendisini arındırır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN İNANCINA SAYGI DUYUN”  

    “Alevi cennete gitmek için değil, Allah sevgisini kazanmak için ibadet eder. Yaşamını ona göre şekillendirir. Dolayısıyla bu dünyada cennettin var olmasını ister. Çünkü Alevi evrensel ve pozitif düşünür. Alevi hurafelere inanmaz” ifadelerini kullana Pir Büyükşahin şunları kaydetti:

    “Alevi, dört kapı kırk makamdan geçerek İnsanı Kamil olmayı amaçlar. Alevi ülkesini sevmekle birlikte tüm dünya insanlarına sevgi ile kucak açar. İnançlar, mezhepler, ırklar ve düşünceler arasında fark gözetmeden eşit mesafede olur ve saygı duyar. Sonuç olarak Alevileri camiye devam etmek yerine, onların inançlarına saygı duyarak demokratik haklarından yararlanmasını sağlayın. Aleviler olarak istiyoruz ki AİHM’in Aleviler konusunda verdiği kararlar uygulansın. Amacımız, Atatürk’ün istediği gibi “Muasır medeniyetler seviyesine yükselmek” laik, demokratik ve sosyal bir hukuk düzeninde yaşamak olmalıdır. Ayrıca İslam’ın bu çağda nasıl yorumlanacağı konusuna gelince de İslam’ı kendi özünden uzaklaştırmamak suretiyle bazı görüş ve yorumların günün koşullarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir.”

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

  • DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Camiler hem sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’ açıklamalarına Alevilerden tepki geldi. Diyanet’in Aleviler hakkında fetva veremeyeceğini belirten Aleviler, Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu bir kez vurguladılar. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “İslam’da refom yapılması” konulu tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Erbaş, “Kardeşlerimiz cemevlerinde muhabbetlerini yapabilirler, namazlarını da kılmak istiyorlarsa kılsınlar. Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarına Aleviler tepki gösterdi.

    “ALEVİLER OLARAK CAMİDE İBADET ETMEYİZ”

    PSAKD’nin eski Eenel Başkanlarından Kemal Bülbül, Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerini hatırlatarak, “Cami, Sünniliğin ibadethanesidir. Aleviler olarak Camide ibadet etmeyiz, Camiye de girmeyiz” dedi.

    Kullanılan dilin inkarcı ve asimilasoncu olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu egemen inkarcı ve asimilasyoncu dil Sünni inancını da ifade etmiyor” dedi.

    Bülbül, DİB’in Alevilik hakkında fetva veremeyeceğini vurgulayarak, “Nerede ibadet edeceğimize ancak biz karar verebiliriz. Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. DİB ister bunu kabul etsin ister etmesin…” dedi. 

    “BİR İNANCIN İBADETHANESİNİ ANCAK O İNANCI PAYLAŞANLAR KARAR VERİR”

    Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç da Diyanet İşleri Başkanı’na tepki gösterdi. Koç, bir inancın ibadethanesini ancak ve ancak o inancı paylaşanların belirleyeceğini belirterek, “Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. İbadet şeklimiz cem’dir. Muharrem ayı 12 gün matem orucumuzdur. Hızır kutsalımızdır. Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali deriz ve ehlibeytte sevdalıyız. Rehberimiz, Pirimiz ve Mürşidimiz vardır. Muhammedimiz derki ben ilim şehriyim Ali kapısıdır. Alimiz derki devletin dini adalettir. Hüseyinimiz derki haksızlığın önünde eğilmeyin” dedi.

    Koç, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini hatırlatarak, “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık eksiklik senin görüşlerinde” dedi.

    Koç, bir kez daha Alevilerin ibadet merkezinin cemevi olduğunu kaydetti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ GEREKLİ TEPKİYİ VERMELİ”

    Aziz Baba Cemevi Yapma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can  ise Diyanet’in açıklamalarında yapılan yorumlarda Alevilerin hayırına tek bir cümlenin bile olmadığını belirterek, Asimilasyon politikalarını en iyi nasıl yürütebilirim hesapları içinde olduklarını söyledi.

    Can, Diyanet’in bu açıklamalarına Alevi örkurumlarını tepki vermeye çağırdı.

     

  • Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da Milli Eğitim ve İl Müftülüğü öğrencileri camilere taşıyor

    Elazığ’da ‘Okul Cami Buluşması’ projesi adı altında ortaokul ve lise öğrencileri camilere götürülüyor.

    Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü ortaklığında yapılan organizasyonlarda reşit olmayan öğrenciler de bulunmaya zorlanıyor.

    Haftanın belirli günlerinde camilere götürülen öğrenciler dün ise Mescidi Rahman Camisi’ne götürüldü.

    ‘Okul Cami Buluşması’ projesinin sadece dini konularla ilgili olmadığını belirten İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya, “Sosyal alanda da hedef, sağlıklı gençlik yetiştirmektir. Diğer bir taraftan imam hatip okullarımız var. Buraları camilerimizi kullansın istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    2016-2017 eğitim öğretim yılında başlatılan ‘Okul Cami Buluşması’ projesi 2017-2018 öğretim yılının sonuna kadar devam edecek.

    (Kaynak-SiyasiHaber)

  • Çorum’a da cami-cemevi yapılıyor-VİDEO

    Çorum’a da cami-cemevi yapılıyor-VİDEO

    PİRHA- Çorum’da Aleviler’in yaşadığı mahalleye içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin yer aldığı bir külliye yapılıyor. Buna sert tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi Başkanı ve Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy, Alevileri bölmek ve asimile etmek için Alevilerin mahallesine külliyenin yapılmasına herkesin karşı çıkması gerektiğini ifade etti.

    HABERİN VİDEOSU

    Çorum’da Alevilerinin yaşadığı Bahçelievler Mahallesi’ne içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin yer aldığı Bahçelievler Kültür Merkezi olarak geçen külliyeye tepki geldi. İnşaat halindeki külliyeye ilişkin HBVAKV Çorum Şubesi Başkanı ve Cemevi Dedesi Nurettin Aksoy  ile bağlama hocası Fikret Özpolat Pir Haber Ajansı PİRHA’ya konuştu.

    8 yıldır cenaze erkanları ve cenaze yemeklerinin Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi’nde yapıldığını belirten Aksoy, “Kendi inancımızı yaşamamızdan rahatsız olanlar, kardeşlik adı altında bizi asimilasyona tabi tutmak isteyenler ve bize ait olmayan inançları bize dikta etmek isteyenler  böyle bir eksikliğin olduğunu söyleyerek bu proje için belediyeye müracaat ettiler” dedi.

    “KÜLLİYEDE NE YAPILACAK?”

    Aksoy, “Eskiden Osmanlı eliyle kapatılan neferlerle ve bir grup FETÖ’cü belediyeyle işbirliği yaparak bizi bölmek amacıyla Alevilerin yaşadığı mahallede içinde mescitin, yemekhanenin ve cemevinin de yer aldığı bir küllüye yaptırıyorlar. Bu mahallede yaşayan Aleviler ve biz HBVAKV cemevi yöneticileri buna karşı çıktık. Çünkü biz inancımıza yönelik her şeyi cemevimizde gerçekleştiriyoruz. Böyle bir şeye ihtiyaç yoktu. Belediye başkanı ise açıklamasında buranın kültür merkeze gibi bir yer olacağını söylüyor. Ancak buraya  imam mı atayacaklar, misyonerlik çalışmaları mı yapacaklar bilmiyoruz” dedi.

    “ASİMİLASYONUN BİR PARÇASI”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesinde bağlama eğitimi veren Fikret Özpolat ise, inşaat aşamasında olan bu külliyenin asimilasyonun bir parçası olduğunu söyledi. Özpolat, “Burada zaten Alevilik hizmetlerini yerine getiren cemevlerimiz, vakfımız, kültür derneğimiz var. Ancak yapılan bu külliyede cami projesi gibi bir durum var. Bizi kendi içimizde asimile etme çabalarının olduğunu görüyoruz. Bir tarafı cami bir tarafı cemevi olarak inşaa edilen külliye bize doğru gelmiyor. Özellikle böyle bir mahallede yapmaları düşündürücü” dedi.

    “EN BÜYÜK SIKINTI ÖRGÜTLÜ OLMAMAMIZ”

    “En büyük sıkıntı örgütlü olmamamız” diyen HBVAKV cemevinin bağlama hocası Fikret Özpolat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buna ses çıkaran karşı duran yalnız biz olmamalıyız. Bu mahallenin dışında olan herkesin ses çıkarması gerekiyor. Koordine olmak gerekiyor. Biz de bunun çabasını veriyoruz, toplanmaya çalışıyoruz. Gençlerimizi de vakıfta toplayıp bu gibi konularda bilgilendirmek istiyoruz. Yapılmak istenen külliye aslında bir ihtiyaç değil, AKP’li belediye var işin içinde. Soru işaretleri çok.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi köyü Koyunpınar’da camiciler ve cemeviciler ayrışması

    Alevi köyü Koyunpınar’da camiciler ve cemeviciler ayrışması

    PİRHA-Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü olan Koyunpınar’da (Saskara) 1950’lili yıllarda cami yapılmış. 2014’te ise gurbette yaşayan köylülerce cemevi yapılmış. Şimdi ise yıllardır asimile edilen köylüler, camiciler ve cemeviciler şeklinde ikiye ayrılmış. Koyunpınarlı yurttaş Şinasi Karaca, caminin yapılmasından sonra köyde yaşanan problemleri ve asimilasyonu PİRHA’ya anlattı. 

    Koyunpınar Köyü Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü. Eski ismi Saskara olan Koyunpınar Köyü geçim sıkıntısından dolayı İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlere göç vermiş olmasına rağmen şu an köyde bini aşkın nüfus yaşamakta. Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim’in kırımında kaçan, dağlara ve ormanlara sığınan Türkmen Alevilerinin oluşturduğu Koyunpınar Köyü’nde okuma yazma oranı da hayli yüksek.

    1950’li yıllarda köye yol, su, sağlık ocağı, okul gibi hizmetlerin gelmesi için cami yapılmış.

    ÇOCUKLARA SÜNNİLİK ÖĞRETİLDİ

    Gurbette yaşayan Koyunpınarlı yurttaş Şinasi Karaca, caminin yapılmasından sonra köyde yaşanan problemleri ve asimilasyonu PİRHA’ya anlattı.

    Caminin yapıldığı dönemde birkaç kişi camiye gitse de köyün genelinin pek sıcak bakmadığını kaydeden Karaca, 1980 askeri darbesinin yarattığı korku atmosferiyle birlikte caminin köyün yaşlıları tarafından kullanılmaya başlandığını belirtti.

    Yine 1980’lerde camiye bir imamın atandığını söyleyen Karaca, giderek köy halkının imama alıştığını ve imamın köydeki bazı ailelerin çocuklarına Kuran öğretmeye başladığını böylelikle çocuklara giderek Sünniliğin öğretildiğini ifade etti.

    CAMİCİLER VE CEMEVİCİLER OLARAK İKİYE AYRILDI

    Gurbette yaşayan Koyunpınarlıların köye bir cemevi yaptırmak için köy derneğiyle birlikte bir gece düzenlediklerini belirten Karaca, 2014 yılında köye cemevi yapıldığını ve İstanbul’dan dedelerin gelerek köyde cem tuttuklarını ancak köyün şu an camiciler ve cemeviciler olarak ikiye bölünmüş durumda olduklarını vurguladı.

    Köyün ikiye bölünmüş durumundan kaynaklı olarak cenazelerin bir kısmının camiden bir kısmının da cemevinden kaldırıldığını söyleyen Karaca, “Cenazesini cemevinden kaldıranlar daha çok gurbette yaşayanlar” dedi.

    DEDELERİN DE KABAHATİ VAR

    Köy halkından bazılarının hükümetle iş birliği içinde çalıştıklarını, şu an köyde bulunan imamın köy halkını Sünniliğin Hanefi mezhebine yöneltmek için birçok adım attığını ifade eden Karaca, “Bunda dedelerin de çok suçu var. Bir toplum ne zaman başsız kalırsa o zaman asimilasyona zemin hazırlamış olur” şeklinde konuştu.

    ÇEŞİTLİ VAKIFLARA KÖYLERDE ÖĞRENCİ TOPLUYOR

    Çeşitli muhafazakar ve sağ ideolojik vakıfların Türkmen Alevi köylerindeki fakir çocuklarını yatılı okullarda okutarak kendi ideolojilerini benimsettiklerini vurgulayan Karaca, Koyunpınar Köyü’nde de böyle durumların yaşandığına dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “Bu vakıflarda okuyan çocuklara okullarını bitirdikten sonra devlet kademelerinde iş veriliyor. Söylenenlere göre bu vakıflarda okuyan çocuklara ‘Sizi biz okuttuk, ekmeğinizi verdik, işinizi verdik. Şimdi her biriniz bulunduğunuz köylerinizde veya yakın köylerde fakir çocukları toplayıp bizim okullarda okumalarını sağlayacaksınız’ gibi görevler veriliyor.”

    TÜRKMEN KÖYLERİNDE BENZER YÖNTEMLER İZLENİYOR

    Kendi köylerinde görev yapan bir memurun, fakir çocukları okuyup meslek sahibi olma sözleriyle kandırarak çocukları ve aileleri bu vakıflara yönlendirdiğini söyleyen Karaca, hemen hemen tüm Türkmen köylerinde buna benzer yol ve yöntemlerin izlendiğini de ekledi.

    Karaca, son olarak köyde AKP’den milletvekili aday adayı olan bir kişinin, köyde bulunan camiye minare yaptırmak istemesine karşı çıktığı için mahkemelik olduklarını kaydetti. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Aleviliği asimile edecek çok insana kapı açtık, ilahiyatçıları baş tacı ettik’-VİDEO

    ‘Aleviliği asimile edecek çok insana kapı açtık, ilahiyatçıları baş tacı ettik’-VİDEO

    PİRHA – Cemevlerine  ve Alevi kurumlarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Alevi Yazar Ayhan Aydın, Devletin aklı bizden çok iyi çalıştığı için bin bir türlü oyun oynuyor bizimle. Devletin  Sünnileştirme çalışması bin yıldır var. Artık genlerine işlemiş durumda. Milli Eğitimi ile Diyaneti ile ve TRT’si ile Sünni islam anlayışı çerçevesinde dayatılan bir kimlik var” diye konuştu.

    Haberin Videosu

    Alevi Yazar Ayhan Aydın cemevlerine, dedelere ve devletin Alevilere yönelik politikalarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Milyonlarca insanın yaşadığı bir inanç, kültür, öğreti, bir Alevi yapısının olduğunu belirten Ayhan Aydın “Atadan, deden yaşatmış olduğumuz ve son 50-60 yıldır,  o geleneksel yapının tamamen dışına çıkmak üzere olan, yozlaşmak üzere olan ve asimile edilen bir Alevi Bektaşilik var” dedi. Aydın, devletin sistemli çabası ile Diyanet’in gayreti ile ve Alevi Bektaşi kurumlarının duyarsızlığı ile da asimile edilecek bir Alevi Bektaşilik olduğunun altını çizdi.

    “KİMLİKSİZLEŞEN BİR YAPI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    “Para deyin, mevki deyin kendi atalarından devir aldıkları o onurlu yolu bırakıp kendisini inkar eden dede, baba, ozan ve yazar olarak lanse edilen  kişilerin ihanetleri ile inancımız asimle ediliyor” diyen Aydın şöyle devam etti:

    “Bu dönüştürmeler ve değiştirme çabaları Aleviliği bu çağda tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar değiştirebilecek bir yola sokabilir. Bu ne Sünnileşme ile ne de Şiileşme ile de açıklanacak bir şey değil. Yani geleneksel olarak yaşadığını bırakan, kimliksizleşen ve mankurtlaşan bir yapı ile karşı karşıyayız.”

    “BİR ÇOK DEDE KENDİNİ HOCA OLARAK GÖRÜP VAAZ VERİYOR”

    Aydın, “Devletin aklı bizden çok iyi çalıştığı için bin bir türlü oyun oynuyor bizimle. Devletin Sünnileştirme çalışması bin yıldır var. Artık genlerine işlemiş durumda. Milli eğitimi ile Diyaneti ile  ve TRT’si ile Sünni islam anlayışı çerçevesinde dayatılan bir kimlik var. Şii gayreti var. Ve İran zaten Türkiye’deki uzantıları ile bunu sağlamaya çalışıyor. Yüzlerce dedeye etki edip kurumların içerisine giriyor. Bu şekilde Şiiliği Sünniliğin dışında sözde Aleviliğin en yakın bir paydasıymış gibi bazı Alevi dedelerin beynine zikrederek ve yedirerek onları kazanma yoluna gidiyor. Özellikle genç dedeleri böyle vaaz verebilecek hale dönüştürüyorlar. Bizde vaaz ve vaiz vermek yoktur. Bizde sohbet ve muhabbet var. Birçok dede kendisini hoca olarak görüyor” ifadelerini kullandı.

    “DEDELER ALEVİ DİN GÖREVLİSİ GİBİ DAVRANIYOR”

    Camiler ile bazı cemevi zihniyetinin özdeş olduğunu ve cami ile cemevinin farklı olmadığını belirten Aydın, “Birçok dede, dede olmaktan çıkarak Alevi din görevlisi gibi davranıyor. Alevi din görevlisi, Sünni din görevlisi, Şii din görevlisi din görevliliği paydasında birleşiyorlar. Konuştukları dil, tavırlar ve davranışlar benzeşiyor. Cami ile cemevinin bir farkı yoksa Alevilik burada yaşamıyor. Çok ciddi bir şekilde cemevlerinde yaşayan Aleviliği sorgulamamız lazım. Beni eleştirecekler bunları konuşmayalım diye. Ancak konuşmayacaksak tek tipleştirelim cemevlerini” ifadelerini kullandı.

    “ZAKİRLİĞİN ANLAMINI BİLMEYENE ZAKİRLİK YAPTIRIYORLAR”

    Sahnede saz çalanı getirip posta oturtup zakirliğin anlamını bilmeyenlere zakirlik yaptırdıklarını vurgulayan Aydın, “Zakirlik yapacak çok güzel gençlerimiz var. Cemde zakir, zakir olmak zorundadır. Dede de dede olgunluğunda, görüntüsünde olmalıdır. Hoca gibi vaaz veren ve aralıksız bir şekilde bir şey anlatma gayreti içinde olmamalıdır Diyanet’te fetva verir gibi” diye konuştu.

    “DEVLET BİZİ İZLİYOR VE GÜLÜYOR”

    Aydın, “Devlet bizi izliyor, gülüyor ve şunu diyor: ‘Ben gayretlerimin ürününü aldım, artık çok gayret etmeme gerek yok. Zaten Alevi dedeleri, Alevi dernek başkanları ve Alevilerin kendileri hazır. Dedelere maaş bağlasak kapımıza kendileri gelip yazılacak. Bu kadar büyütecek bir şey yok. Aleviler zaten Sünni, Şii olmaya ve devlete yamanmaya hazır. Ve verdiğimiz her şeyi kabul etmeye de hazırlar. Biraz daha sert tedbirler olsa korkudan cemevlerinede gitmeyeceklerdir. Cemevleri bomboş olacak ve kimliklerini yaşamayacaklar’” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİĞİN ÖZÜ TERK EDİLMİŞ”

    Yaşanmayan bir Aleviliğin olduğuna dikkat çeken Aydın şunları ifade etti:

    “Aleviliğin özü bozulmuş ve özü terk edilmiş. Bir mürşit eteğinden tutmak lazım. Yol, erkan, edep bilenin yolundan gitmek lazım. Daha 20 yıllık bir ceme ilişkin bir şey yok. Cemevlerinde Alevi cemi yozlaşmış ve iki saate sığdırılmış. İki semah, iki zakirin çaldığı nefesler ve bunların dışına çıkılmayan kalıplaştırılmış bir Alevilik dayatması var. Bizim inanç anlayışımızın Sünnilerin camilerde kıldığı beş vakit namazdan ve camilerinden farklı olduğunu söylüyorduk. Burası hem cemevi hem gönül evi hem de muhabbet evi diyorduk. Nerede bu muhabbetler, dedeler, pirler ve mürşitler. Nereye kovduk onları. Şimdi tek tipleşmiş bir kafa yapısı ile beraber cemevleri Alevi yol ve erkanına uygun olmayan bir şekilde yürütülen bir inanç kurumu haline geldi.”

    ÖZELEŞTİRİ YAPIP ÖNÜMÜZE BAKACAĞIZ”

    Aydın, “Tayip Erdoğan’a bin bir türlü laf söyleniyor. Ancak cemevleri Tayip Erdoğan’nın ruh ikizleri ile dolu. Kimseye bir söz söylemeyelim. İlk önce aynada kendimize bakalım” dedi.

    “Alevi toplumunda sorgulaması gereken çok boyut var. Tabi ki devlet baskı yaptı, zulüm yaptı. Ama hep bunlara sığınarak bir yerlere gidemeyiz. Özeleştiri yapıp önümüze bakacağız. Alevilerin enstitüsü yok. Üniversitelerin bünyesinde bunların olmaması devletin bir suçu ve eksiği. Aleviliği araştıracak bir şey olarak görmüyor ve canlandırmak istemiyor. Tamamen yozlaştırmak istiyor. Ama Alevi kurumları ve aydınlar ne yaptı bugüne kadar” diyen Aydın şöyle devam etti:

    “Gölgesinden korkan ve fikrini açıklamayan birçok Alevi Profesörü var. Aleviliği özgün bir şekilde araştıranların dışında Aleviliği asimile edecek insanlara biz kapı araladık. Nasıl mı? Gericileri, sağcıları, ilahiyatçıları işi yozlaştıran, asimile edenleri de baş tacı ettik. Alevi kurumları Alevilik ile ilgili çalışan kendi aydınını bırakıp gösteriş meraklısı olarak gidip asimilasyoncular ile kol kola girdik. Ve şu anda da devam ediyor.”

    “ALEVİLERİN BİR MEDYASI BİLE YOK”

    Alevilikle ilgili binlerce kitap yazıldığına vurgu yapan Alevi Yazar Ayhan Aydın, Alevilerin bir medyası, yayın organı, yayın evi, enstitüsü bile yok. Dedeleri yetişmez, ozanları yetişmez. Bunlar sadece devletin, Şiilerin, Sünnilerin ve İran’nın suçu mu?” diye konuştu (HABER MERKEZİ)

     

  • Yazar Süleyman Zaman: Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile etmemeli-VİDEO

    Yazar Süleyman Zaman: Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile etmemeli-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zorlu süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna başvurmuşlardır. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.

    Haberin Videosu

    Yazar Süleyman Zaman, Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zor süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Çok önemli ve zor bir süreçten geçildiğine dikkat çeken Zaman, “Tarihsel boyutu ile de baktığımızda Aleviliğin aslında her zaman batiniliği, toplumsal eşitliği, insanlar arasındaki kardeşliği, barışı ve özgürlüğü öne çıkararak, toplumsal bir inanç olarak geliştiğini görüyoruz. Aleviliğin bu anlayışı gerek Selçuklular döneminde gerekse aşılama ve bedenleşme dönemi olsun her zaman egemen kesim ile sistemin sahiplerini rahatsız etmiştir” diye konuştu.

    “ALEVİLER HER ZAMAN DEĞERLERİNİ GİZLEME YOLUNA GİTMİŞTİR”

    Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna gitmiştir. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni  hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.

    Bugün de baskıların devam ettiğini belirten Zaman, “Bugünün handikapı şudur: Sistem Diyanetle, kurumlarıyla ve getirmiş olduğu sistem ile Aleviliği zaten asimile ediyor. Ayrıca Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim diyerek Aleviliği Şiileştirip, kendi değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar” diye konuştu.

    “KURUMLARIMIZ İLK GÜNKÜ HEYECANINI YİTİRMİŞ”

    Özellikle 80 ve 90 sonrası oluşan kurumların Aleviliğe bir nefes aldırdığını vurgulayan Zaman, “Büyük kentlerde yaşayan Aleviler kendi kimliklerini ve kendilerini ifade edebilecek kurumlar ile karşılaştıklarında nefes almışlardır. Ancak daha sonra süreç içerisinde sistem bu kurumsal yapıları kendi lehlerine çevirecek bir takım oyunlar ve politik zeminler hazırlamıştır. Bu kurumlarımız bugün ilk kurulmuş oldukları günün heyecanını yitirmişlerdir. Değerler sistemi devletin müdahalesine gerek kalmadan kendi kendisini asimile ederek bu değerleri kendisi işlevsel kılacak” dedi.

    “ALEVİLİK MODERN VE SEKÜLER YAŞAMDAN YANA”

    Zaman, “Günümüzde bir takım yaşam standartları bize dayatılıyor. Oysa Alevilik her zaman çağdaş değerlerden, modern ve seküler yaşamdan yanadır. Dolayısı ile katı bir takım İslamcı uygulamalar Aleviliğe uygun düşmemektedir” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu nedenle Aleviler toplumsal muhalefet ile birlikte hareket etmelidir. Sol, sosyal demokrat ve demokrat kesimler ile birlikte bu mücadelenin içinde kendisini görmelidir. Öteki kılınan bütün topluluklar ile birlikte hareket edilerek demokratik, hukuksal ve laik bir dünyada yaşamanın önemli olduğunu vurgulayıp bu değerlere sahip çıkacak argümanlar geliştirmelidir.”

    “ALEVİ KURUMLARI YEMEK VERME VE ÖLÜ KALDIRMA YERİNE DÖNÜŞTÜ”

    “Bugün Alevi kurumları yapılan cemlerde  12 hizmette Aleviliğin değerlerini vermediği sürece ve yapılan bu ritüellerde İslami motifler  uygulandığı sürece maalesef Alevi kurumları hızla Aleviliği asimile eden bir yapıya dönüşeceklerdir” diyen Zaman şunları ifade etti:

    “Kurumlarımız sadece yemek verilen ve ölü kaldırılan yerlere dönüştürüldü. Bu Aleviler için acı vericidir. Örneğin cemevlerinde 12 hizmet yapılıyor. Ama bu 12 hizmet nedir? Neden 12? Ayrıca bu 12 hizmet içinde yer alan ‘Çerağ’ uyandırma nedir, neden yapılıyor ve nereden gelmektedir? Arap kültürü ve İslami değerler içerisinde böyle bir şey var mıdır? Alevilikte bin yıllardır sürüyorsa bunun asıl nedeni, nereden kaynaklandığı, nereden beslendiği veriliyor mu? Verilmiyor. Bu nedenle kurumlarımızdan beklediğimiz şey Alevi değerlerinden uzaklaşmadan beslenmiş olduğu değerler sistemine sahip çıkarak Alevilik anlatılmalıdır.”

    “ALEVİLİK SADECE CEM DEĞİL”

    Zaman, “Gençlerimiz ‘Hocam biz her hafta ceme gidiyoruz ancak artık gitmek istemiyoruz’ diyorlar. Çünkü artık her hafta rutin 12 hizmet yürütülüyor. Biz bu cemlerde 12 hizmetin, bağlamanın neden olduğunu ve bağlama ile okunan nefeslerin ne anlama geldiğini öğrenmek istiyoruz. Ayrıca Alevilikte nasıl bir evren, Tanrı, insan ve yaşam algısı var bunu öğrenmek istiyoruz. Alevilik sadece cem değil” diyen Zaman şöyle devam etti:

    “Cami ile cem aynı anlama geliyor. Toplu bir yerde belli bir yerde inanmış olduğu değerleri ritüellerde uygulamaktadır. Şimdi önemli olan cemde yapılan 12 hizmettir. Neden 12 hizmet? Neden 13 hizmet değil? Cemlerde bunun yanıtı verilmesi gerekiyor. Ya da 7 ulu ozan diyoruz. Neden sadece 7 ulu ozan olarak sınırlıyoruz, binlerce ozan varken. Acaba 7 sayısına yüklenen batini bir algı mı var. Gençler şu an İnternet çağında ve araştırıp sorguluyor. Sorgulayan gençlerimizi o eski gelenekten gelen dedelerimizin anlatım biçimi artık  doyurmuyor. Dolayısı ile gençlerimiz oradan bir şey alamayınca uzaklaşıyor. Ve sonra diyorlar gençlerimizi neden çekemiyoruz. Çünkü bu koşullarda çekemeyiz.”

    “TÜM FARKLILIKLARIMIZI DEĞERLERİMİZ OLARAK GÖRMELİYİZ”

    Tek çıkışın Alevi kurumlarının kendi işlevselliğini yerine getirmekle olacağına dikkat çeken Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Alevilik tek bir değerden oluşmuyor. Bundan dolayı Alevilik bütüncül yönü ile ele alınmalı. Tüm Alevi yazarlarını sevsekte sevmesekte okumamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Tüm farklılıkları değerlerimiz olarak görmeliyiz. Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile edecek uygulamalardan kendini uzaklaştırmalıdır. Kurumlarımız ve cemevlerimiz sadece ölü kaldıran ve kırk lokması verilen yerler olmaktan çıkmalıdır. Birer eğitim yuvası haline getirilmelidir. Her hafta ya da ayda bir her kurumumuz Aleviliği gerçek anlamda hem felsefi yönü ile hem inançsal boyutu ile hem de  toplumsal boyutu ile Alevilik anlatılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Neden hak ihlaline uğrayan hep Aleviler’-VİDEO

    ‘Neden hak ihlaline uğrayan hep Aleviler’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Fethiye Şube Başkanı, ABF MYK Üyesi Nevzat Türkmen, eğitim sistemi, müftülere nikah kıyma yetkisi, Maraş Katliamı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkmen AİHM’nin kararlarının uygulanmasını istedi. Müftü nikahına erkeklerin de karşı çıkması gerektiğini belirten Türkmen, Maraş’ta mülteci kampıyla kentte demografik yapının bozulmak istendiğine işaret etti. 

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Fethiye Şube Başkanı, ABF MYK Üyesi Nevzat Türkmen, 2017 yılını Aleviler açısından PİRHA’ya değerlendirdi.

    Türkmen, genel anlamda Türkiye’de bütün halkların olduğu gibi Alevilerin de ciddi sorunları olduğunu belirterek, Alevilerin zorunlu din derslerinin mutlak suretle kaldırılması gereken şartı olmazsa olmazıdır” dedi.

    AİHM kararlarının uygulanmamasına tepki gösteren Türkmen, şunları ifade etti:

    “Eğitim emekçilerinin görevlerinden alınması bunların hepsi bizim için birer kayıptır. Bunların Alevi olması veya olmamasının bir ayrıcalığı yok. Bu yaşam dahilinde bu benim için diğer halklarla beraber Alevilerin de kaybıdır. Birlikte yaşamı önemsediğimiz tüm dostlarımız tüm demokratik talepleri olan hukuktan yana olan yaşamı bizimle birlikte kucaklayan herkesle bu yolu yürümek istiyoruz. Tekleştirme değil amacımız bir bütün içerisinde ama yol yürürken de kiminle yürüdüğünüz de çok önemli. Bireysel olarak değil PSAKD Fethiye Şube Başkanı olarak yaklaşık 5 bin İngiliz’in ve diğer toplumların da yaşadığı bir bölgede yaşıyorum. Ama maalesef inanç temelinde olan ritüellerimizi birlikte götürebileceğimiz ne bizim ne de diğer halkların, cami hariç herhangi bir inanç merkezine rastlanılmıyor. Sadece Kayaköy’de bir kilise var. Kilise de yıkık dökük bir halde.”

    “NEDEN ALANA HEP BİZ ÇIKIYORUZ”

    “Aleviliğin bin yıllara dayalı bir inanç temeli var, bir felsefesi, bir duruşu var, bir yol birliği var” diyen Nevzat Türkmen, bu yol birliğinin diğer halkların yol birliğine uyarlanmasından, çağın yapısına göre gitmesinden yanayız” ifadesini kullandı.

    Gezi Direnişi, 10 Ekim Gar Katliamı ve Suruç katliamını hatırlatan Türkmen, “Sadece bizim son yılımızın kaybı Aleviler için büyük bir kayıp. Tüm katliamların içerisinde, tüm gençler bizim gençlerimiz. Sanki özellikle seçilerek bize yapılan bir şey var. Yani o çocuklarımızın yaşam hakları elinden alındı. Yapılan bir katliamın programı ve istatistiği var.

    “Güneydoğuda, Suruç’ta, Mardin’de bu bölgelerde de katledilen çocuklar, bütün çocuklar bizim çocuklar ama bu sanki bir projelendirme” diyen Türkmen, şöyle konuştu:

    “Bu kayıplar bizim kayıplarımız. Neden alana en çok çıkan bizleriz, hak ihlaline uğrayan en çok bizleriz ve bu ülkenin kadim halkı olmasına rağmen verilmeyen bir sürü hakkımız var. Bu eğitimden tut, hukuktan tut, yerel bazda bir tane Alevi Vali bulamazsınız. Var mıdır yoktur.”

    “EĞİTİM BAKANI VE VALİ ALEVİ OLSAYDI FARKLI MI OLURDU?”

    “Peki bir Alevi Eğitim Bakanı ya da Vali olmuş olsaydı daha mı farklı olurdu? sorumuza Nevzat Türkmen, şu yanıtı verdi:

    “Farklı olur muydu? Bu Sünni egemen toplumun yürüttüğü bir sistemde çok farklı olmazdı. Ne olurdu belki kendimizi ifade etmenin yolunu biraz daha geliştirmiş olabilirdik. Belki hukuk yolları bize doğru evrilmeye yönelik olurdu. Biz de kendimizi güvende hisseder miydik? Çok az bir kaygı taşırdık. Kaygılarımız hep var, az kaygı taşırdık. Ama değişir miydi, daha güzel şeyler olur muydu? Olması için çaba harcardık. Olması için bu yolda mücadele ederdik ve diğer halklarla birlikte bu ilmeği örerek gelirdik. Bu da toplumların kurtuluşu anlamına bir yol açar mıydı? Böyle izliyoruz, böyle gözlemliyoruz.”

    “MÜFTÜ NİKAHINA KADINLAR KADAR ERKEKLER DE İSYAN ETMELİ”

    Müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesini de değerlendiren Nevzat Türkmen, KHK’lerin olduğu bir dönemde, hukuk sisteminin dibe vurduğu bir dönemde demokratik taleplerin hiçbir zaman dikkate alınmadığını kaydetti.

    Kadınların kazanımlarının kısmen olduğunu söyleyen Türkmen, üreten ve bu sınıfa büyük bir katkısı olan kadınların bu ülkede belli bir kazanımları var mıydı? Kısmen vardı. En az kendini ifade edebiliyorlardı. Demokratik STK’lerde görev alabiliyorlardı, milletvekili olabiliyorlardı. Bu süreçle beraber bu cinsiyet ayrımcılığı olarak ön plana çıkacak. Ön plana çıktığı zaman da tam şeriatın istediği gibi olacak. Kadını eve kapatmak, kadını kendi kaderine terk ettirmenin bir oyunu ve bir proje. Bu projeye gerçekten kadınlar kadar erkeklerin de isyan etmesi gerekiyor” diye konuştu.

    “BU BİR İNSANLIK SORUNUDUR”

    “Bu bir insanlık sorunu” diyen Türkmen, “Şimdi hiçbir kız çocuğumuzun hangi okulda okuduğunu, nasıl evlendiğini, ne zaman evlendiğini kimse bilemeyecek. Gözlem altında alamayacak, kayıt altına alamayacak. İmamlar nikah kıyıp çekip gidecekler. Öbürü resmi bir yetkidir” dedi ve şunları kaydetti:

    “Yani İçişleri Bakanlığının yetkisine dayanarak böyle bir yetkiden belediye başkanından aldığı yetkiyle nikahı gözetleyen arkadaş bunu kayıt altına almak ve eksiklerini de tamamlamak zorundaydı. Bu sorun ciddi bir sorun. Bunu gerçekten eğitim gibi, hukuk gibi, su-hava gibi genel bir ihtiyaçtır. Hızla buna el atılmalı ve erkeklerin de bu konuda kadınlara destek olması daha doğrusu öncüsü olması lazım.”

    “MARAŞ’TA DEMOGRAFİK YAPI BOZULUYOR”

    Maraş katliamınında yaşamını yitirenlerin anılmasının önemine değinen Türkmen, Maraş’ta  yapılan AFAD kampına yerleştirilenler nedeniyle orada demografik yapının değiştirilmek istendiğini söyledi.

    Türkmen, ” Maraş Katliamını belki anamayacak durumda olmamızı göz önünde bulundurarak çok önemsiyorum. Bu benim için ciddi bir tehlike. Yaklaşık 4 milyona yakın mültecinin 1 milyonu kayıt altına alınmıştır, 3 milyonu kayıt dışı. Bizim kadar onların da bu topraklarda yaşam hakları vardır ve eğitim hakları vardır, mücadele hakları vardır. Ama hukuksal boyutta siz mülteci kabul ediyorsanız onların yerlerinin sadece Maraş ve bu demografik yapının hassas olduğu bölgeler değil. Onlara bir alan belirlersiniz, eğitimini, hukukunu, yaşam biçimini, insanca yaşama hakkını belirleyip o kararlar doğrultusunda mülteciliği kabul edersiniz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fransa’da Marsilya kentinde cami kapatıldı

    Fransa’da Marsilya kentinde cami kapatıldı

    Fransa’nın Marsilya şehrindeki camide verilen bir hutbede radikalliğin ve şiddetin teşvik edildiği tespit edilen cami kapatıldı.

    Fransa’da Marsilya İdari Mahkemesi, radikalliğin ve şiddetin teşvik edilmesini gerekçe göstererek kent merkezindeki Es-Sunna adlı camiyi 6 aylığına kapattı.

    Bölge valisi Pierre Dartout, Marsilya İdari Mahkemesi’nden Es-Sunna camisinin okutulan bir cuma hutbesinde şidet ve radikalizmin teşvik edildiğini belirterek kapatılmasını talep etmişti. Mahkeme de bu talebi kabul ettti.

    Mahkeme, (hutbeyi okuyan) din görevlisinin “radikal ideolojiyi, ayırımcılığı ve şiddeti teşvik ettiği”ne hükmederek camiyi 6 aylığına kapattı.

    HUTBE 2013 YILINA AİT

    Fransa basınında yer alan haberlere göre Es-Sunna Cami Derneği’nin avukatı Philippe Perollier, mahkemede ayrımcılığa ve şiddette teşvik ettiği öne sürülen cuma hutbelerinin 2013 yılına ait olduğunu ve bu yüzden verilen kapatma kararını şaşırtıcı bulduğunu söyledi.

    (Artı Gerçek) 

  • ’52 yıl önce dışlandığımız için cami yapmak zorunda kaldık’-VİDEO

    ’52 yıl önce dışlandığımız için cami yapmak zorunda kaldık’-VİDEO

    PİRHA- Karadeniz’de uzun yıllar boyunca Alevilerin varlığını saklaması ve kimliklerini açıklayamamalarının tarihsel, inançsal, sosyal ve ekonomik boyutu var. Karadeniz’de yaşayan Alevilere yönelik asimilasyon ise Osmanlı’dan itibaren Alevi köylerine yapılan camilerle başladı. PİRHA’ya konuşan Ordu Mesudiye’ye bağlı Güzelce Köyü’nde yaşayan Adem Karapınar, “Bu bir devlet politikasıydı” derken,  Alevi Kültür Derneği Ordu Şube Başkanı Tuncay Özenç de, “Asimilasyon Karadeniz bölgesinde ciddi etkili oldu” dedi. 

    Haberin Videosu

    https://youtu.be/UwGeCUcKCD0

    Karadeniz bölgesinde yaşayan Aleviler Osmalı’dan günümüze pek çok asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Ancak bütün bunlara rağmen Aleviler günümüze kadar inancını sürdürebildi.

    PİRHA’ya konuşan Ordu Mesudiye’ye bağlı Güzelce Köyü’nde yaşayan Adem Karapınar, Karadeniz bölgesinde yaşayan Alevilerin, geçmişte çok bastırıldığını, ses çıkartamadığını ve kimliğini ortaya koyamadığını belirterek, “Bu bir devlet politikasıydı” dedi.

    Karapınar, şimdilerde ise gurbete gidip gelmelerle birlikte insanların kimliklerini inkâr etmeden yaşadığını söyledi.

    “52 YIL ÖNCE DIŞLANDIĞIMIZ İÇİN CAMİ YAPMAK ZORUNDA KALDIK”

    Ordu Mesudiye’ye bağlı Güzelce Köyü’ne yıllar önce baskılardan kurtulabilmek için cami yapılmış.

    Karapınar, “52 yıl önce cami yapmak zorunda kaldık çünkü dışlanıyorduk. Yani çarşıya gittiğimiz zaman dışlanıyorduk. Onun için büyüklerimiz baskıdan kurtulmak için başka alternatif bulamadığı için camiyi yaptı” ifadelerini kullandı.

    “O dönemlerde cemlerimizi gizli yapıyorduk” diyen Karapınar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunlar korkudan olurdu. Bizde belirgin bir yerde cem yapılmıyor her yerde yapılabiliyor. Bir hazırlığı, lokması olan ev cem yapabiliyordu. Cem yapılırken bekçiler vardı, iki, üç kişi dışardan cemi bekler gelen olursa haber verirdi.”

    Bu baskıların yıllar öncesinden gelen bir şey olduğunu vurgulayan Karapınar, “Biz geçmişi çok az yaşadık ama duyduk, dinledik, okuyabildiğimiz kadar okuduk. Bundan daha fazla baskılar vardı” dedi.

    KARADENİZ’DE ALEVİ OLMAK

    Alevi Kültür Derneği Ordu Şube Başkanı Tuncay Özenç de, Karadeniz’de uzun yıllar boyunca Alevilerin varlığının saklanması ve kimliklerini açıklayamamalarının tarihsel, inançsal, sosyal ve ekonomik boyutunun olduğunu söyledi.

    Karadeniz bölgesinin genel itibariyle Güvenç Abdal Ocağı mensubu olduğunu söyleyen Tuncay Özenç, Osmanlı’nın Alevilere son dönemdeki bakış açısının ve uyguladığı politikaların Karadeniz’de de kendini farklı biçimde gösterdiğini söyledi.

    “1839’DA CAMİ İLE BİRLİKTE OCAK MERKEZİMİZİ KAYBETTİK”

    Gümüşhane Kürtün’de bulunan Güvenç Abdal Ocağı’nın yanına 1839’da tahtadan cami yapıldığını ve bununla birlikte ocak merkezlerini kaybettiklerini ifade eden Özenç, yaşanan asimilasyonu şöyle anlattı:

    “1839’da Güvenç Abdal Ocağı’nın yanına bir tane tahtadan ahşap cami yapıldı. Ve yakın zamana kadar da bu cami vardı. Orada dergah dedelerine denildi ki; ‘Siz burada Fatih Sultan Mehmet’in size vermiş olduğu vakfiyenin üzerinde bulunan dergahta dergahtarlık yapıyorsunuz. Burada kendinize göre bir inanç sistemi geliştirmişsiniz ve bunu yaşıyorsunuz. Ancak bundan sonra bunu yapmak istiyorsanız bu cami de de imamlık yapmak zorundasınız. Eğer yapmıyorsanız burayı terk edeceksiniz yoksa bu vakfiyeyi sizden devir alacağız.’

    1836 yılında da Hacı Bektaş Dergahı’nın içerisine ikinci Mahmut döneminde bir cami yaptırılmıştı. Aynı şey Hacı Bektaş Postnişinlerinden de istenmişti. Onlar da kabul etmeyince birçoğu sürgün edilmişti. O zaman Gümüşhane’deki Güvenç Abdal Dergahtarları bu olaya evet dediler. Yani biz burada gündüzleri camide imamlık yapalım, geceleri dergahta dedelik yaparız böylelikle bu dönemi atlatırız düşüncesiyle. Şimdi de cami- cemevi projesinin temeli olan ve geçmişte modeli olan bu uygulamayı kabul ettiler.

    “CUMHURİYET’TEN SONRA İMAMLIK İLE ASİMİLASYON DAHA DA DERİNLEŞTİ”

    Ve bir kuşak bunu bir şekilde götürdü. İkinci kuşak biraz daha camiye yakın oldu. Üçüncü kuşak derken tamamen cemevinden uzaklaşıp, cami hocalığına dönüştü. Cumhuriyetin ilanından sonra da bu insanlara direk olarak devlet memurluğundan imamlık kadrosu verildi. Ve doğal olarak biz Gümüşhane Kürtün Güvenç Abdal Dergahı’na inananlar olarak ocak merkezimizi kaybettik.

    “ASİMİLASYON KARADENİZ BÖLGESİNDE CİDDİ ETKİLİ OLDU”

    Yani Gümüşhane Kürdün’de Güvenç Abdal Ocağı’nın şu anda dedelerinin yaşadığı yer olarak sadece Gürgen Tepe var. Kaldı ki Gürgen Tepe de bu yeni asimilasyon modelleriyle büyük bir asimilasyon politikasına maruz kalmakta. Maalesef 1800’lü yıllardan beri gelen asimilasyon politikası Karadeniz’de ciddi olarak etkili oldu. Türkiye’nin değişik yerlerinde yaşanılan Alevi Katliamları bu bölgeyi biraz dağlara çekilmeye zorladı. Dolayısıyla Karadeniz bölgesi biraz kendi kabuğuna, kendi içine çekildi ama inançsal değerlerini de yaşatmayı başardı. Yani her ne kadar dağ başlarında yaşıyor olsalar da inançlarını, cemlerini, erkanlarını yaşatmayı başardılar.”

    KENDİ İMKANLARIYLA YAPTIKLARI CEMEVİNDE İNANÇLARINI YAŞIYORLAR

    Karadeniz bölgesinin tarihsel olarak Türkiye’nin tamamında ve genelinde yaşanan Alevi olaylarından, katliamlarından etkilendiğini ve kabuğuna çekildiğini belirten Tuncay Özenç, günümüzde ise kabuğundan çıktığını söyledi.

    Özenç, köylerdeki insanların büyük bölümünün son 30 yılda göç ettiğini, kalanların ise inancına sahip çıkma anlamında bulundukları yerlerde kendi imkânlarıyla yaptıkları cemevlerinde inançlarını sürdürmeye çalıştıklarını ifade etti.

    Geçmişte inanç anlamında yapılan birçok şeyi bugün sürdürdüklerini söyleyen Özenç, “Musahiplikten görgü cemine kadar Aleviliğin Güvenç Abdal Ocağı’nda yaşadığını görüyoruz. Aynı şekilde kültürel ve sosyal olarak da örgütlülüğün temel dinamikleri oluyor. İnançsal örgütlülük, dolayısıyla bu yönünün güçlendirilmesi, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekir” dedi.

    KARADENİZ’DEKİ ALEVİLİK İNANCI GİZLİ DE OLSA YAŞIYOR

    Uzun ve yorucu tarihsel süreçten sonra Karadeniz Alevileri de genel olarak ‘asimile olmuş, köylerinde cami var, sürekli camiye giderler, cemevine giderler’ şeklindeki düşüncenin aslında doğru olmadığını kaydeden Tuncay Özenç şöyle devam etti:

    “Köylerin köy olarak kabul olması için bir köy çeşmesinin, köy okulunun, köy camisinin yani köy kanununda yer alan şeylerin karşılanması lazım. Geçmişte buna istinaden yapılmış bir takım camiler var, yok değil. Daha sonra köylüler hizmet alabilmek anlamında camilerin yapılmasına onay vermiş olanları var. Bu konuda camiye gidenler yok mudur tabi ki vardır. Bu ‘Karadeniz bölgesindekilerin hepsi cami cemaati olmuş, hepsi Aleviliği terk etmiş’ anlamına gelmiyor. Tam aksine inançsal boyutu da dahil tam anlamıyla Alevi Bektaşi dinamiklerini içinde barındıran bir topluluğuz biz. O gözle bakılması lazım.  Dışardan bakıldığı gibi olmadığını beyan etmek isterim” dedi.

    “KAMUDA ALEVİLER İSTİHDAM EDİLMİYOR”

    “Türkiye’de yaşananlardan Ordu bölgesinin de bağımsız olmadığını, Türkiye’nin genelinde uygulanmayan ne varsa aynısı burada da uygulanmıyor” diyen AKD Ordu Şube Başkanı Tuncay Özenç, “Kamuda istihdam, özel olarak yerel yönetimlerin, belediyelerin, işçi ve istihdam söz konusu olduğu zaman Alevi olduğu bilinen insanların çok fazla tercih edilmediğini görüyoruz. Biz yerelde bunu gördük ve görüyoruz. Nitelikli, kalifiye, donanımlı gençlerimizin bütün ısrar ve çabalarımıza rağmen kamuda istihdamının söz konusu olmadığını yaşadık ve gördük” dedi.

    Sevim KAHRAMAN – Semra ACAR / ORDU

  • Okuldan medreseye: Okul bahçelerine cami

    Okuldan medreseye: Okul bahçelerine cami

    Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2017 “vizyon belgesi”ne göre, fiziki durumu uygun olan imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak

    Cumhuriyet gazetesinin bugün (14 Ekim) manşetine taşıdığı haberine göre, fiziki durumu uygun olan imam hatip okullarının bahçelerine cami yaptırılacak. İçinde özel Kuran okuma odaları da bulunacak okullar, gece gündüz açık olacak.

    AKP, talep olmamasına rağmen sayısı giderek artırılan, mezunlarına devlet kadrolarında iş vaadi olmak üzere birçok teşvike rağmen cazibe kazandırılamayan imam hatipler için makyaja gidiyor. Milli Eğitim Bakanlığı, (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan imam hatip ortaokulları hedeflerini ve planlamalarının yer aldığı 2017 “vizyon belgesi” açıklandı.

    Belgenin sunuşunda devletin milyonlarca lira yatırım yaptığı ancak eğitim kaliteleri ile tartışılmaya devam eden imam hatip okulları için Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın “Yaklaşık bir asırdır ‘İmam Hatip Mektebi/Okulu/Lisesi’ adıyla eğitim sistemimizde yerini alan bu okullarda verilen eğitimin içeriği, halkımız tarafından büyük ilgi görmüş ve markalaşarak günümüze kadar gelmiştir” değerlendirmesi dikkat çekti. Vizyon belgesinde yapılan planlamada imam hatip okullarının medreselere dönüşümünün ilk adımı da atıldı.

    Belgeye göre imam hatiplerin yapım ve onarımında geleneksel Türk mimarisinden izler yansıtılması, yeni teknoloji ve enerji tasarrufu sağlayacak tasarımlar yapılması ve binaların boyamalarında sıcak ve canlı renkler kullanılması planlandı. Ayrıca Milli Eğitim müdürlüklerine okul ve pansiyonların “tefekküre sevk eden ve mefkure oluşturan” mısra, hat, ebru, minyatür, tezhip, ayet ve hadislerle donatılması talimatı verildi.

    OKUL BAHÇELERİNE CAMİ

    Belgenin “Eğitim İçeriğine ve Okul Kültürüne Uygun Eğitim Ortamları” başlığı altında okuldan medreselere dönüşüm planları yer aldı. Bu kapsamda bakanlık il müdürlerine, fiziki mekânı uygun olan okulların bahçelerine cami yapılması talimatı verdi. Ayrıca ‘öğrencilerin aidiyet kültürü kazanması için’ okul arşivlerindeki belge ve görsellerin okul müzesinde sergilenmesi, okul pansiyonlarının da öğrencilerin sosyal, sportif, kültürel ve akademik çalışmalarına imkân tanıyıp “aile yuvasının sıcaklığını” hissedebilecekleri şekilde düzenlenmesi istendi.

    Bakanlığın vizyonunda desteklere karşın talep görmeyen imam hatipler için ilkokul öğrencilerine propaganda da yer aldı. MEB, Anadolu imam hatip liseleri ve imam hatip ortaokullarının Türk eğitim sistemindeki yeri, eğitim müfredatı ve örnek çalışmaları hakkında ilkokullarda, mayıs ve haziran aylarında tanıtım çalışmaları yapma kararı aldı. Belgede imam hatip okullarının “milli birlik ve bütünlüğü tehdit eden unsurlara” karşı öğrencilerin bilinçlendirilmesi, okul içi ve dışı olumsuz etkenlere yönelik tedbir alınması ve mezunların hangi alanlarda istihdam edildiği, yükseköğretime geçiş ve kendi işini kurma durumu takip edilmesi istendi.

    DERS DIŞINDA EĞİTİM

    Okulların fiziki mekanlarının ders saatleri dışında da eğitim öğretime imkân verecek şekilde planlanmasını isteyen MEB, bu kapsamda imkânı olan okullarda her bir ders için ayrı sınıf oluşturulmasını, her okulda ses sistemiyle beraber U düzenine uygun Kuran okuma odaları ve duvarlarda Kuran kıraati ile ilgili hat ve levhalar bulundurulmasını istedi.

    (Kaynak: sendika.org)

  • Eğitimde müftülükler sorumlu

    Eğitimde müftülükler sorumlu

    PİRHA – Bolu’da okullarda Diyanet’in hazırladığı program çerçevesinde müftülükçe görevlendirilen kişilerin eğitim vermesi ve veliler için Kuran kursu açılmasına yönelik protokol hayata geçirildi.

    Birgün Gazetesin’den Burcu Cansu’nun yaptığı habere göre Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bolu Müftülüğü işbirliği ile okulöncesinden başlayarak okullarda gerçekleştirilecek eğitim için protokol imzalandı. Bolu İl Müftüsü Orhan Genç, İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Cengiz ve Bolu Valisi Aydın Baruş’un imzasının bulunduğu protokolle merkez ilköğretim okullarının tamamında, ilköğretim haftalık ders çizelgesinde bulunan iki saatlik ‘serbest zaman etkinliği’ dersinde, imam hatip mezunu ve sadece halk eğitim merkezinden sertifikalı kişilerce, değerler eğitimi verilmesi için işbirliği kararı alındı. Bolu’da eğitimi müftülüklerce görevlendirilen kişilerce 4 Ekim’de verilmeye başlandı.

    4- 6 YAŞ ÇOCUKLARA KURAN KURSU

    “Okulöncesine ve ilkokullarda kayıtlı öğrenciler ile diğer eğitim kurumlarında okuyan öğrencilere değerler eğitimi ve dini eğitim çalışmalarının yapılması” amacıyla imzalanan protokol kapsamında, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 4-6 yaş grubu için hazırlanan “Kuran Kursları Öğretim Programı”, uygulanacak. Kuran kursu öğretim programı il merkezi ve ilçelerde, Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı anaokulu, ilkokul müdürlükleri bünyesinde bulunan anasınıfları ile 2 ve 3’üncü sınıflarda verilecek. Protokole göre, programın duyurusu İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yapılacak.

    KURAN KURSU DERSLERİNDE MÜFTÜLÜK SORUMLU

    Programların uygulanmasından ve kontrolünden Müftülük sorumlu olurken, “İlkokul 2 ve 3’üncü sınıflar ile anaokulu ve anasınıfı öğrencilerine yönelik düzenlenecek kuran eğitimleri, İl Müftülüğünce görevli 4-6 yaş öğrencilik formasyonu veya sertifikasına sahip en az önlisans ve lisans mezunu pedagojik formasyonu sahibi Müftülük personeli” tarafından verilecek.

    HER SINIF CAMİYİ ZİYARET EDECEK

    Protokole göre, “her sınıf ayrı ayrı veya okulca yılda bir kere okuluna en yakın cami”yi ziyaret edecek. İsteyen her okul kendi bünyesinde ve velilere yönelik olmak üzere kuran kursu öğreticileri sorumluluğunda dini gün veya gecelerde etkinlik yapabilecek. Öğrencilerin manevi ve kültürel değerler konusunda farkındalıklarının artırılması amacıyla tarihi camilere gezi düzenlenecek.

    Protokolde yer alan ve müftülüğe eğitimde etkin bir rol veren uygulamalar şöyle:

    *Müftülükçe görevlendirilen öğreticiler ana sınıflarda haftada 6, ilkokul 2 ve 3’üncü sınıflarda haftada ikişer saat ders verilecek.

    *Ders programları öğreticilerin diğer okullardaki ders programları da göz önüne alınarak okul müdürlerince hazırlanacak.

    *Hazırlanacak ders programları okul müdürleri tarafından tasdik edildikten sonra bir sureti mutlaka müftülüğe gönderilecektir.

    *Görevlendirilen öğrenciler okullarda en az 18 saat en fazla 30 saat derse girecek şekilde planlanacak.

    *Görevlendirilen öğreticiler Kuran kursu ders defterlerini EHYS programları doğrultusunda doldurup imzalayacaklar. Kurs bitiminde öğrenciler ders defterlerini müftülüğe teslim edecek.

    *Her öğretici ders saatinden 15 dk önce ders vereceği okulda / kursta hazır bulunacak olup, okulda dersi biten öğretici okuldan ayrılabilecek.

    *Görevlendirilen öğreticiler haftalık veya aylık ders planlarını, Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş veya ihtiyaç odaklı ek programına göre hazırlayacak ve okul müdürleri tarafından tasdik edildikten sonra bir sureti her ayın başında müftülüğe teslim edeceklerdir.

    *Uygun sınıf ve ortamı bulunan okullarımızın öğrenci velilerine yönelik kuran kursu açılması taleplerine imkanlar ölçüsünde yerine getirilmeye çalışılacaktır.

    *Kuran eğitimine katılan öğrencilere kazanımlar doğrultusunda okul müdürlüklerince ödüllendirmelerin yapılması sağlanır.

    VELİLER İSTEMİYORUM DİYEMEYECEK

    Velilere imzalamaları için verilen muvafakat belgesinde “istemiyorum” yanıtının olmaması da dikkati çekti. Velilere imzalamaları için gönderilen muvafakatta “Bolu İl Milli Eğitim ve Bolu Müftülüğü arasında yapılan bir protokol gereği 2’inci ve 3’üncü sınıflarda haftada iki ders saati serbest etkinlik ders saatlerinde “Değerler Eğitimi” ne katılmasına izin veriyorum.

    Bolu genelinde eğitim veren okulöncesi öğrenim gören öğrencilere haftada 6, ilkokul 2 ve 3 sınıflarda öğrenim gören öğrencilere serbest etkinlik saatinde haftada ikişer saat Diyanet İşleri Başkanlığı’nca hazırlanan program çerçevesinde değerler eğitimi yapılmasına dair Protokol Valilik oluruyla uygun görüldü” yazısı yer aldı.

  • HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş: Bir toplumun kutsalı ile oynamak ateş ile oynamaktır

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş: Bir toplumun kutsalı ile oynamak ateş ile oynamaktır

    PİRHA – Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hacıbektaş Veli Dergahı’nın bahçesine kepçe girdi. Dergahın bahçesine abdesthane yapılacağı gündeme gelirken Alevi kurumlarından sert tepkiler gelmeye başladı. Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, “Bu tamamen Alevilerin kutsallarına yönelik bir müdahaledir. Bir toplumun kutsalları ile oynamak çok tehlikeli ve ateş ile oynamak gibidir” dedi.

    Hacı Bektaş’ı Veli Dergahına kepçe ile girerek abdesthane yapma çalışmalarına yönelik tepkilerini Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    Hacı Bektaş Dergahına abdesthane yapmak için dergahın içinde bir yeri kepçe ile kazmaya başladıklarını belirten Baş, “Bu yapılan açıkça bir provokasyon gibi görünüyor. Çünkü son zamanlarda Alevilere yönelik bu tür şeyler ara ara yapılıyor. Ama ateşle oynuyorlar. Her şeyi bir tarafa bırakıyorum, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na yapılacak ciddi bir müdahale Aleviler tarafından intihale neden olacaktır” şeklinde konuştu.

    “ABDESTHANE İLE ASİMİLASYONA DEVAM EDİYORLAR”

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, “Hacı Bektaş’ı Veli Dergâhı’na yapılan abdesthaneyi 1834 yılında dergaha yapılan caminin bir devamı ve girişimi olarak görüyorum. O gün cami yaptılar, bugün de bir abdesthane yaparak asimilasyon politikalarına devam ediyorlar. Son dönemlerde dillerine doladıkları cihatçı eğitimin Alevilere yönelik pratikteki şekli olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “KUTSALLARIMIZA DOKUNDURMAYIZ”

    Kulağımıza gelen bilgilere göre Hüseyin Gazi Dergâhı’na da müdahale edileceğini vurgulayan Baş, Hüseyin Gazi Dergahı’nı devletin kurmuş olduğu çakma bir Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Vakfı’na devredecekler. Bu tamamen Alevilerin kutsallarına yönelik bir müdahaledir. Bir toplumun kutsalları ile oynamak çok tehlikeli ve ateş ile oynamak gibidir” ifadelerini kullandı.

    “Bunu yapanlar ateş ile oynuyorlar” diyen HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş  sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu baskılar sistematik olarak artacaktır. Ancak biz Aleviler olarak kutsallarımıza dokundurmayız. Dersim bizim kutsallarımızın olduğu yerdi ve oraları yakarak başladılar. Yakılan yerler yatırlarımızın ve türbelerimizin bulunduğu bölgelerdi. Kaz Dağları, Tahtacı Alevileri ve bizim için kutsal olan yerlerdir. Oralara da yangınlar sıçradı. Aynı şekilde Hüseyin Gazi Dergahı’na yönelik yapılmak istenenler ve en son Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yapılmak istenen abdesthane aslında cihatçı eğitimin pratikteki halidir. Biz Aleviler olarak kesinlikle tüm bunlara tepkimizi koyacağız. Dersim’deki orman yangınlarını durdurmak için orman yangınlarının olduğu bölgeye kadar gittik. Bugün Hacı Bektaş Dergahı’na yapılmak istenen abdesthane karşı olmak içinde orada olduk ve arkadaşlarımız çok ciddi provokasyonlara engel oldular.”

    “GEREKİRSE BEDENİMİZLE SİPER OLACAĞIZ”

    Baş son olarak, “Yapılan zulme karşı gereken tepkimizi koyacağız. Bunu sırf kuru basın açıklamaları ile değil Dersim’de yangın yerinde olduğumuz gibi Hacı Bektaş’a gidip buna da engel olacağız. Gerekirse orada bedenimizle siper olacağız. Bu yapılan cihadist politikalara engel olup teşhir edeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demokratik Halklar Federasyonu: 93’te Sivas’ta yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de  yakmıştır

    Demokratik Halklar Federasyonu: 93’te Sivas’ta yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de yakmıştır

    PİRHA – 2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü ve 2 otel çalışanı olmak üzre 35 insan kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetti. Demokratik Halklar Federasyonu yayınladığı basın metniyle, katliamda hayatını kaybedenleri anarak, herkesi katliamın 24. yılında alanlara çağırdı. 

    Sivas Katliamı’nın 24. yılında Demokratik Halklar Federasyonu (DHF) basın metni yayınlayarak katliamcı zihniyeti kınadı.

    “Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan TC’ye katliamlar tarihi üzerinden saldırılar artarak devam etmektedir” denilen açıklamada, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta 33 aydın, yazar ve Alevileri katleden anlayış bugün AKP ile iktidara taşınmış ve saldırılarını arttırarak devam ettiği vurgulandı.

    “DEVLET HALEN ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPTIRIYOR”

    Sivas Katliamı’nın bir gûruhun, ırkçı-dinci hezeyanları olarak ele alınmaması gerektiği vurgulanan açıklamada şunlar belirtildi:

    “Sivas Katliamı, geçmişten günümüze devletin Alevilere yönelik kininin bir göstergesidir. Bu kin, geçmişte Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Gazi-Ümraniye katliamları tarihte kanlı bir not olarak yerini almıştır. Devletin Alevilere yönelik öfkesi ve kini ise hala devam etmektedir. Alevi köyleri devlet tarafından yoksulluğa mahkum edilmekte, köylere zorla ve/veya tehditle camiler inşa edilmekte, zorunlu din dersi ile Alevi çocukları sistemli bir asimilasyona tabi tutularak, Aleviler hedef gösterilmektedir. Aleviler üzerindeki baskılar her geçen gün artmaktadır.”

    “EMEKÇİLER HER ZAMAN BASKILARA KARŞI DURMUŞTUR”

    Bu katliamlara karşı tek çözümün örgütlü mücadeleyle sağlanacağını belirtilen DHF, şunları ifade etti:

    “Her dönem katliamlarla sınanan emekçiler ve ezilenler direniş geleneğiyle, faşist-gerici baskılara karşı durmuştur. Faşist zihniyet katliam politikaları ile kendisine karşı duran herkes üzerinde kendini göstermektedir. 93’te Sivas’ta diri diri yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de Kürtleri diri diri yakmıştır. 1938’de Elazığ Buğday Meydanı’nda Seyit Rıza’nın sesinde yankı bulan baş eğmezlik çağrıları, 2016’da Cizre’de Mehmet Tunç’un sesinde yankı bulmuştur. Birbirinden farklı dönemlerde yapılan bu çağrılar, emekçilerin ve ezilenlerin birleşik mücadele çağrısıdır. Ve bu çağrıya cevap olacak somut atılım ise örgütlü mücadeleyi yükseltmek, emekçileri-ezilenlerin ortak mücadelesini örmektir.”