PİRHA-164 gündür açlık grevinde olan tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatı Oya Aslan, ikilinin sağlık durumlarına dair “Önemli eşikteler. Her şeyi bekleyebiliriz” açıklamasında bulundu.
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde devam ettikleri açlık grevi eylemi bugün 164. gününde.
İki eğitimci günlerdir iradeleri dışında götürüldükleri cezaevindeki hastanede tutuluyor.
Geçtiğimiz günlerde eğitimcileri zorla kaldırıldıkları Sincan Cezaevi Kampüsü Hastanesi’nde ziyaret eden Ankara Tabip Odası heyeti, Gülmen ile Özakça’nın sadece cezaevi koşulları hakkında bilgi aldıklarını belirterek, “Kendileri talepleri kabul edilene kadar açlık grevi eylemini bırakmayacaklarını, ziyarete giden hekimlere bir kez daha vurgulamışlardır” demişti.
Eğitimcilerin sağlık durumuna ilişkin son açıklama ise avukat Oya Aslan’dan geldi.
Nuriye ve Semih İçin Dayanışma Platformu üyelerinin dün Kadıköy Süreyya Operası önünde düzenlediği eylem esnasında konuşan eğitimcilerin avukatı Aslan, Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumlarına ilişkin şu bilgileri verdi:
Nuriye’nin sağlık durumu önemli bir eşikte ve Nuriye açısından artık her şeyi bekleyebilir bir pozisyondayız. Vücut direnci yeterince güçlü değil enfeksiyon kapma riskiyle karşı karşıya. En son kardeşi iki gün önce refakatçi olarak kabul edildi. Semih’in vücut direnci yine biraz daha güçlü ama o da önemli bir eşikte.
Sağlık durumlarının kritik olması sebebi ile avukat görüşlerinin sınırlandırıldığını da aktaran Aslan, günde sadece 2 saat avukatları ile görüşebildiklerini ifade etti.
PİRHA-HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Vicdan ve Adalet Nöbeti” boyunca yaşadıklarını, sıkıntıları, nöbetin ve dayanışmanın anlamını anlattı. “Her şey yasak” dediği nöbet alanında her kesimden ziyaretçilerinin desteğini aldıklarını söyleyen Önder, “Meclis tatil olabilir ancak mücadelenin tatili olmaz. Çünkü zulüm mola vermiyor” dedi. Önder, Türkiye’deki adalet ve vicdan talebi ile çıktıkları bu sivil itaatsizlik eyleminin en önemli nedenini, eylemlerinde olduğu gibi “Ülke büyük bir hapishaneye çevrilmişti aslında nicedir” sözleriyle ifade etti.
HABERİN VİDEOSU
Halkların Demokratik Partisi (HDP) meclis grubunun Diyarbakır Ekin Ceren Parkı’nda geçen hafta Salı günü başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” İstanbul’da devam ediyor. Son günlerine yaklaşan nöbet eylemi İstanbul’un ardından sırasıyla Van ve İzmir’e taşınacak. Başladığı günden bu yana barikatlar ile halkla buluşmaları engellenen HDP’li vekiller ve parti meclis üyelerinin Kadıköy’deki kocaman parkta yazın sıcağında gölge olabilecek tek tük ağacın olduğu bir alana adeta hapsedildiler. Bir ağacın gölgeliğinde dinlenen HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de İstanbul’daki atmosferi, nöbetin anlamını PİRHA’ya anlattı.
Tüm yasaklara rağmen nöbet eylemi her gün sabah sporunun ardından günlük değerlendirme toplantısı ile başlıyor. Saat: 11.00’de farklı milletvekillerinin ülke gündemine ilişkin konuştuğu bir grup toplantısı gerçekleştiriyorlar. Ardından saat 21.00’e kadar her kesimden ziyaretçi trafiği yoğunlaşıyor. Akşam da günün değerlendirmesi ve yarının planlamasını yapan vekiller istirahat etmeye çalışıyorlar. HDP’li Vekil Önder bunu da “Çayır da çimen de yatıyoruz” diye özetliyor.
“KATLEDİLEN İKİ DUYGU DAYANIŞMA VE UMUT BURADA BÜYÜYOR”
Nöbet alanına gelen ziyaretçi sayısı da sınırlı. Tüm bu zorluklara rağmen insanların “korku duvarlarını” aşıp dayanışma göstermelerinden oldukça memnun olan Sırrı Süreyya Önder, “Bütün toplumsal kesimler ziyaretimize geliyorlar giriş zor olsa da. Gerekirse saatlerce bekleyip hazırladığımız kürsüde kendileri hem dayanışma duygularını hem de talep ve önerilerini dile getirebiliyorlar. Gelemeyenler geçerken el sallıyorlar. Nöbetten neredeyse yemek için bir şey yapmıyoruz. İnsanlar evlerinden börekler, sarmalar gönderiyorlar. İhtiyaç duyduğumuz tam da dayanışma ve umuttur. Çünkü iktidarın en çok katlettiği iki duygu bunlar” ifadelerini kullanıyor.
“ZULÜM MOLA VERMİYOR”
Mücadele alanlarından biri de meclis. Şu an tatilde olduğunu hatırlatan Önder, “Biz mücadelenin tatili olmaz anlayışını da yerleştirelim dedik. Çünkü zulüm mola vermiyor. Direnenlerin de mola vermemesi gerekiyor. Bundan sonra da mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz” diyor.
“ÜLKE BÜYÜK BİR HAPİSHANE”
Önder sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Meclis diye bir şey bırakmadılar. Özellikle son iç tüzük düzenlemesiyle. Daha önce bu işlevi meclisi bir kürsü olarak kullanabilme avantajıyla dile getiriyorduk. Ama şimdi muhalefetin konuşma süresini komik denebilecek dakikalara indirdiler. Bunu geriletmenin tekrar meclisi de biri kürsüye dönüştürmenin yolu da buradaki toplumsal tabanı genişletmekten geçiyor.”
“Ülke büyük bir hapishaneye çevrilmişti aslında nicedir. Bunu görünür kılmak ve buna bir itiraz duygusu geliştirmek” istediklerini söyleyen Önder, bu nöbetin etkisini ise an be an görebildiklerini vurguluyor.
“NÖBET ETKİSİNİ SAAT SAAT GÖRÜYORUZ”
Önder, “Çünkü sistem kendisini korku üzerinden var etmeye başladı. Bu korkuyu yıkmanın yolu da bu uygulamalarar karşı duruştan geçiyordu. Bu itibarla bu nöbetleri başlattık. Etkili olduğunu da gün gün değil saat saat değişen ilgide görebiliyoruz. Bir yönüyle de ülkedeki bütün muhalif güçlerin sesi olabilmek, buraları ortak bir platforma dönüştürebilmek gibi bir boyutu var. Bütün inanç sahiplerinin, zulme uğrayan, yok sayılan Aleviler emekçiler, KHK ile atılan mağdurlar, devrimciler, Kürtler herkes için bir demokrasi zeminine dönüştürmeye niyet ettik. Bütün engellemelere rağmen bu amacına doğru hızla gelişiyor” ifadelerini kullanıyor.
KISACA HER ŞEY YASAK
Diyarbakır’da Sırrı Süreyya Önder’in çümüş çaldığı nöbet alanına artık hiçbir enstrüman da alınmıyor. Önder, “Her şey yasak. Kısaca öyle özetleyebiliriz” diyor.
Fakat tüm bu yasak ve baskılara karşı mücadelenin de önemine dikkat çekiyor: “Karşı çıkarsanız yok sayarsanız bedelini ödemeyi göze alırsanız hiçbir şey yasak değil. Ödenebilecek bütün bedelleri bu halk ödedi. Biz tam da bu ödenen bedellerin bir siyasi dönüşümü tetiklemesini buna yol açmasını sağlamak istiyoruz. Bugüne kadar ki mücadeleyle belki bundan sonra öngörüler arasındaki en temel sistem muhalifleri yarattığı kavram kargaşasıyla birbirinden ayrı köşelerde tutmayı başarabiliyordu. Bugün bu algıyı yıkıyoruz. Yan yana gelebilirsek hiçbir bedel ödemeden sadece yan yana gelmek için sabredeceğimiz efor ile bu ülkedeki birçok faşizan uygulamayı yerle bir edebiliriz.”
SADECE ALEVİLER DEĞİL HERKES TEHDİT ALTINDA
Önder, son olarak Alevilere yönelik uygulanan hak gasplarına ve bununla nasıl mücadele edilmesi konusuna değindi:
“Bu ülkenin katliamlar tarihi içerisinde en acımasız en vahşice olanlarına maruz kalmışlardır. Bunların çoğu da dini referanslarla yapılan ‘din elden gidiyor’ söylemleri ile tetiklenen linç güruhlarının hareketlenmesi ile oluşmuş. Hepsinin arkasında mutlaka bir devlet organizasyonu olduğu ilerleyen dönemlerde ortaya çıkmış. Alevilere karşı yaşanan katliam politikalarına karşı fakat bugün bu sadece Alevilerin talebi olmamalı. Bugün artık toplumun tümü bu tehdidin altında. Çünkü yaşam tarzına ve inancına müdahale hakkını kendinde hak gören bir anlayış çok tehlikeli bir anlayıştır. Bu sadece Alevilerin sorunu ve talebi değil. Seküler ve laik bir eğitim demokrasinin olmazsa olmasıdır. Bırak demokrasiyi insanca bir yaşamın olmazsa olmasıdır. Bu konuda tartışmasız bir eylem ve talep birliği içerisindeyiz” diyerek “Bütün canları selamlıyorum” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.
PİRHA – Ankara’da Yüksel Caddesi direnişçilerinden Veli Saçılık, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın cezaevinde devam ettirdikleri açlık grevini ve dışarıda sürdürülen eylemleri PİRHA’ya değerlendirdi. Saçılık, sadece yasalarda yer alan haklarını istediklerini hükümetin de kendilerine gözaltı, sopa ve işkenceyle karşılık verdiğini söyledi. Ayrıca Saçılık, KSK’e, DİSK’e ve demokratik kitle örgütlerine de OHAL’e karşı çıkmaları için çağrıda bulundu.
Haberin Videosu
Yüksel Caddesi direnişçilerinden Veli Saçılık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda sosyolog olarak çalışırken KHK ile işinden ihraç edildi. Direnişe cezaevinde açlık greviyle devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile birlikte başlayan Saçılık, sayısız kez gözaltına alındı. Saçılık Yüksel Caddesi’ndeki direnişlerini ve Nuriye ile Semih’in kritik aşamada sürdürdükleri açlık grevini PİRHA’ya değerlendirdi.
“NURİYE VE SEMİH’İN SESİ OLACAĞIZ”
Direnişlerinin açlık greviyle endeksli olduğunu belirten Saçılık, kanun ve yasalarda yer alan haklarını istediklerini, hükümetin de kendilerine gözaltı, sopa ve işkenceyle karşılık verdiğini kaydetti.
Direnişin bu kadar sürmemesi gerektiğini söyleyen Saçılık, “Bu kadar haklı ve meşru bir direniş toplumda karşılığını bulmalıydı. Aslında bir ölçüde buldu ama kitleselleşme konusunda bazı problemlerimiz oldu” dedi. Hükümetin ‘yiyorlar’ tarzındaki yalanlarına rağmen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın kritik aşamada olduklarını ve şu anda hastanede açlık grevine devam ettiklerini ifade eden Saçılık, Nuriye ve Semih’in sesi olacaklarını, onlar için ve kendi işleri için direneceklerini kaydetti.
“ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE İŞİMİZİ İSTİYORUZ”
Saçılık, eylemlerinin ne zaman biteceğine ilişkin şunları söyledi:
“Ne zaman Nuriye ve Semih açlık grevini kendi iradeleriyle bitirirlerse o zaman direnişimiz biter. Ancak bu direnişin burada bitmesi önemli değildir. Neticede ülkede OHAL var, KHK’ler var. Gün be gün herkes yeniden işinden atılıyor. Buna karşı bizim eylemimiz her alanda ve her şekilde sürecektir. Yani bu eylemin şeklen bitmesi gelecekteki eylemlerimizi tamamen bitireceğimiz anlamına gelmez. Biz özgürlük ve demokrasi istiyoruz. İşimizi istiyoruz. Bunu alana kadar da mutlaka eylemlerimiz sürecektir.”
“KESK TARİHSEL BİR DİRENİŞ SERGİLEYEMEDİ”
KESK ve DİSK kitle örgütlerinin genel anlamda OHAL ve KHK’ye tepki verme anlamında problemli davrandıklarını söyleyen Saçılık, şunları belirtti:
“Daha geçen gün 500 KESK’li ve 1000’e yakın DİSK’li işlerinden ihraç edildi. Ama buna karşı ne bir basın açıklaması ne de bir direniş göremedik. Tarihsel bir saldırı var diye tespit etmişti KESK, ama tarihsel bir direniş sergileyemedi. Bu günden sonra sergileyebilir mi bilmiyorum. Ama bunun böyle gitmeyeceği kesin. Çünkü her an yeni KHK’ler çıkacak ve her an yeni arkadaşlarımız işlerinden ihraç edilecekler. Biz bu OHAL terörünü, bu baskıyı, bu şiddeti kabul etmiyoruz.”
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI YAPTI
Demokratik kitle örgütlerinin de OHAL baskısını ve terörünü kabul etmemeleri gerektiğinin altını çizen Sosyolog Veli Saçılık, “Ben tekrardan KESK’e, DİSK’e, TMMOB’a bütün demokratik kitle örgütlerine çağrı yapıyorum. OHAL hepimize yönlendirilmiş bir saldırıdır. KHK’ler bizim işimize, ekmeğimize göz koymaktır. Buna karşı biz mücadele etmeliyiz. Sadece Yüksel’de değil, Yüksel’e niçin gelmiyorsunuz sorusu değil, ‘Niçin sokağa çıkmıyorsunuz? Niçin bu OHAL’e karşı yaratıcı ve dirençli fiili ve meşru mücadeleyi sergilemiyorsunuz?’ diye soruyorum. Herkes de bunu mutlaka kendisine sormalı.” dedi.
Eğitimci Gülmen ile Özakça’nın ‘işimi geri istiyorum’ talebiyle başlattığı açlık grevi 148’inci gününde devam ediyor.
Tufan Taştan’ın senaryosunu yazdığı, HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in yönettiği Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı konu alan ‘Yaşıyor/ SheIsAlive’ YouTube üzerinden yayınlandı.
Filmde, Nuriye ve Semih’in her gece gardiyanlar tarafından “Öldün mü yaşıyor musun?” denilerek uyandırılması konu ediliyor.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilenOHAL kapsamında yayınlanan KHK ile işlerinden ihraç edilen tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın ‘işimi geri istiyorum’ talebiyle başlattığı açlık grevi 148’inci gününde devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça kendi istek ve iradeleri dışında hastaneye götürüldü.
Semih Özakça’nın hastaneye götürülürken darp edildiği belirtilmişti.
Sırrı Süreyya’nın yönettiği, ‘Yaşıyor/SheIsAlive’ youtube üzerinden yayında:
Tutuklu eğitimci Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) talebiyle götürüldükleri Numune Hastanesi’nin raporu doğrultusunda zorla kaldırıldıkları Sincan İnfaz Kampusu Hastanesi’nde kalmaya devam ediyor.
Gülmen ile Özakça, AİHM’ni isteğiyle götürüldükleri Numune Hastanesi’nin Sağlık Kurulu Raporu’nda “Mevcut bulgulara göre hayati tehlike arz eder. Hayatını yalnız başına idame ettiremez” tespiti yer almasına rağmen refakat eden kimse olmadan yalnız kalmaya devam ediyor.
Cumhuriyet’te yer alan habere göre, ikisi de ayrı ayrı 20 metrekare büyüklüğünde, havalandırma bahçesi bulunmayan, pencereleri tel ve mazgallı hastane odalarında kalan Gülmen ile Özakça’nın, gürültü çıkaran bir fanın yakınında kaldıkları için sürekli uğultu çektikleri söylendi.
Gülmen ile Özakça’nın odalarının hastane mutfağına yakın olduğu ve bu yüzden sürekli yemek kokusu çekmekten rahatsız olduğu da belirtildi.
Darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullanılan Akıncı Üssü’nde yaşanan olaylara ilişkin dava yarın başlıyor. Davada 486 kişi yargılanıyor.
15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında darbecilerin komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince yarın başlanacak.
Fethullah Gülen, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, “sivil imam”lar oldukları iddia edilen Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Harun Biniş, Nurettin Oruç ve Hakan Çiçek ile uçaklarıyla çeşitli noktaları bombalayan pilotların da aralarında bulunduğu sanıkların yargılanacağı davada, duruşmalar 29 Ağustos’a kadar Sincan Cezaevi’ndeki duruşma salonunda devam edecek.
Davanın bir numaralı sanığı Gülen, iki numaralı sanığı Öksüz, üç numaralı sanığı ise Batmaz olarak gösteriliyor. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, yargılama başlamadan önce Sincan Cezaevi kampüsündeki duruşma salonunda incelemelerde bulundu.
Duruşma salonunda sanık yakınları için ayrılan bölüme sayıları çok olduğu için müştekiler oturacak. Salona az sayıda sanık yakını da alınacak.
DAVA BİRLEŞTİRİLDİ
Gülen ile 2 numaralı sanık Öksüz’ün de aralarında bulunduğu iddianamede kimi sanıkların “Anayasa’yı ihlal, Cumhurbaşkanı’na suikast, yasama organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü yönetmek, askeri komutanlıkların gasbı, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar verme, kamu malına zarar verme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, ibadethanelere zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Duruşmayı, özellikle Kahramankazan’da yaşamını yitiren yurttaşların yakınları ve yaralananlarla AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de izleyeceği belirtildi.
Öte yandan darbe girişimi sırasında emekli Orgeneral Mendi’nin kaçırılmasına ilişkin 4 sanıklı dava ile eski Albay Bilal Akyüz hakkındaki dava, Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemleriyle ilgili 481 sanıklı davayla birleştirildi. Böylelikle Akıncı Üssü’ndeki olaylara ilişkin davanın sanık sayısı 486’ya çıktı.
7 FİRARİ SANIK VAR
Sanıklardan 461’inin tutuklu bulunduğu davada, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 18 kişi tutuksuz yargılanacak.
Aralarında Gülen ve Öksüz’ün de bulunduğu 7 firari sanık hakkında ise yakalama kararları bulunuyor. Davanın firari sanıkları arasında, Konutkent’te Empati Danışmanlık Şirketi adına kiralanan 3 katlı villada Öksüz başkanlığında darbeye hazırlık toplantılarına katıldığı iddia edilen ve Akıncı Üssü’ndeki haritalarda parmak izi çıkan eski Jardarma Yarbay Turgay Sökmen de yer alıyor.
Yine darbeye hazırlık toplantılarının yapıldığı iddia edilen Mebusevleri Mahallesi Anıt Caddesi’ndeki evi kiralayan Ahmet Sürmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişiminin sanıklarından ve Yunanistan’a kaçarak sığınma talebinde bulunan SAT komandosu eski Üstçavuş Fatih Arık ve eski Kıdemli Çavuş Halit Çetin ile darbeye hazırlık toplantıları için kullanılan evleri kiralayan sivil sanık Serkan Aydın da firariler arasında bulunuyor.
Halkın Hukuk Bürosu, açlık grevinin 143. günündeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın kendi istekleri dışında hastaneye götürüldüğünü duyurdu.
Halkın Hukuk Bürosu, sosyal medya hesabı aracılığıyla açlık grevindeki müvekkilleri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın kendi istek ve iradeleri dışında hastaneye götürüldüğünü duyurdu.
OHAL koşullarında KHK ile ihraç edildikleri işlerine geri dönebilmek için 143 gündür açlık grevinde olan Gülmen ve Özakça’nın durumuna dair yapılan paylaşımda “Ancak müdahaleye izin vermedikleri için bilinçleri açık olduğu sürece müdahale edilmeyeceği söylendi. Ayrıntılı açıklama az sonra yapılacaktır” denildi.
Gülmen ve Özakça, açlık grevinin 76. gününden bu yana tutuklu.
PİRHA – “İşimi geri istiyorum” talebiyle başlattıkları açlık grevinin 140. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) isteği üzerine Numune Hastanesi’nde sağlık kurulu tarafından muayene edildi. Öte yandan sosyal medyadan da destekler çığ gibi büyüyor.
‘İşimi geri istiyorum’ talebiyle açlık grevi yapan tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça’nın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluğa yapılan itirazı reddetmesinin ardından AİHM’ye başvurmuştu.
Edinilen bilgiye göre; AİHM’nin isteği üzerine Gülmen ile Özakça önceki gün Numune Hastanesi’ne götürüldü ve sağlık kurulu tarafından incelemeleri yapıldı. Sağlık kurulunun Gülmen ile Özakça ile ilgili raporları, Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
“ÖLMEYİ BEKLEMİYORLAR”
Uzman Doktor Şebnem Korur Fincancı, uzun süreli açlık grevlerinde vücutta değişimlerle ilgili “Organlar ve dokular küçülüyor. Böylelikle bulaşıcı hastalıklara açık oluyorlar, bağışıklık sistemi zarar görmüş oluyor. Daha önceki olgulara baktığımızda açlık grevlerinde bulaşıcı hastalıklarla ilgili ölümler görüyoruz. Beyin dokusunda değişimler ve kasla ilgili sorunlar ortaya çıkabiliyor” dedi. Açlık grevinde B1 vitamini kullanıldığı taktirde bu sorunların daha geç görüldüğünü belirten Korur, “Bu bir protesto ve ölmeyi beklemiyorlar bu bir intihar değil. İnsanların seslerini duyurmak için başka bir yol olmadığını düşündükleri koşullarda kullandıkları bir protesto yöntemi. Uzun süreli açlık grevinde beyin dokusunda hasarlar olabilir. Bilinçleri uzun süre açık kalıyor ama zorluklar ortaya çakacaktır” ifadelerini kullandı.
“NURİYE VE SEMİH YAŞASIN Kİ İNSANLIĞIMIZI KAYBETMEYELİM”
Bu arada, Ankara Yüksel Caddesi’nde “İşimizi geri istiyoruz” talebiyle 141 gündür açlık grevini sürdüren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça için sosyal medyadan “Demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere tüm insanlığa çağrıdır” diye başlayan destek çağrısında şu ifadelere yer verildi:
“Başta Eğitim-Sen olmak üzere, KESK’e, Disk’e bağlı bütün sendikalar, demokratik kitle kuruluşları, İnsan hakları örgütleri, yaşamdan yana ne kadar kurum kuruluş örgüt varsa;
Duyun lütfen duyun. Nuriye’nin nabzı çok yavaşlamış. Lütfen bir şey yapın. İnsanca yaşayabilmek için, kendiniz, çocuklarınız için bir şey yapalım, yürüyelim, adım atalım, kanat çırpalım, ne olur böyle seyretmeyelim. Nuriye ile Semih yaşasın ki insanlığımızı koruyabilelim. Hey insan var mı orada, sesim geliyor mu? Duyuyor musunuz?” (HABER MERKEZİ)
OHAL kapsamında çıkartılan KHK’larla işlerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça işlerine geri dönmek için başlattıkları açlık grevinden sonra tutuklanmışlardı. Cezaevinde de açlık grevini sürdüren Gülmen ve Özakça Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin talebi üzerine muayene edildiler.
OHAL kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname ile işlerinden ihraç edilen ve işlerine geri dönmek için açlık grevine giren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, Sincan Cezaevi’nde bulunan sağlık merkezinde Avrupa İnsan Hakları mahkemesi’nin talebi üzerine geçtiğimiz cuma günü muayene edildiler.
BİR DOKTOR GÖZLEMCİ OLARAK KATILDI
Gazetelerde yer alan habere göre muayeneye Gülmen ve Özakça’nın bir doktorları da gözlemci olarak katıldı. Gülmen ve Özakça, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurunun reddinin ardından AİHM’ye başvurmuştu. AİHM’nin geçen hafta Gülmen ve Özakça’ya ‘açlık grevlerini bitirin’ çağrısı yaparken, Türk hükümetinden de muayene edilmelerini istediği öğrenildi. Bunun üzerine Sincan’da cezaevinde muayeneleri yapıldı. Bu muayeneye avukatlarının belirlediği bir doktor da gözlemci olarak katıldı. Sağlık raporu dün Gülmen ve Özakça’nın başvurucu olduğu AİHM’e gönderildi. Adalet Bakanlığı ise ‘infaz ertelemesi’ için Gülmen ve Özakça’nın hakem hastane olan Numune Hastanesi’ne sevklerini istedi. Ancak bu muayeneye kendi doktorları katılamayacağı için Gülmen ve Özakça’nın bu talebi kabul etmediği öğrenildi.
“BİZE RESMEN KİN DUYUYORLAR”
Semih Özakça’nın ev hapsi cezasına çarptırılan ancak cezası henüz uygulamaya konulmayan eşi Esra Özakça ise dün eşiyle görüşten çıktıktan sonra Hürriyet gazetesine şunları söyledi:
“O 59, ben 49 kiloya düştük. Farklı duygular içindeydik. Ev hapsi üzerine konuştuk. Çok haksız ve çok değişik bir ceza şekli. Kendi evinizi hapishaneye çeviriyorsunuz. Kendi kendinizin gardiyanı oluyorsunuz. Bize resmen kin duyuyorlar. Bu ceza Semih’le görüşmemi engellemek için. Bu ev hapsi cezası üzerine de direneceğiz. İkimizin de morali iyi. Eğer tutuklanırsam, bu birbirimizi son görüşümüz olabilir. Ev hapsi cezasına itiraz ettim. Bu itiraz değerlendirilmedi.”
PİRHA – Muş’un Varto ilçesine bağlı Badan köyünde yaşayan 78 yaşındaki Sise Bingöl, oğlu Zafer Bingöl ile birlikte örgüt üyeliği iddiasıyla yeniden tutuklanıp üç aydır cezaevinde. Alevi köyü Badan (Teknedüzü) da bulunan evini ziyaret edip komşuları ve gelinine PİRHA mikrofonunu uzattık. Köydeki komşuları ve gelini, Sise Nine’nin suçsuz olduğunu belirterek, serbest bırakılmasını istediler. Öte yandan yarın Sise Bingöl’ün Adli Tıp raporu için Muş cezaevinden İstanbul’a getirileceği de kaydedildi.
Haberin Videosu
Muş Varto Badan Köyü’nde yaşayan 78 yaşındaki Sise Bingöl örgüt üyeliği iddiasıyla geçen yıl tutuklanıp 2.5 ay tutuklu kaldıktan sonra tekrar bırakılmıştı. Sise Bingöl üç ay önce tekrar oğlu Zafer Bingöl ile tutuklanıp Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. Öte yandan Sise Bingöl’ün yarın Muş Cezaevinden İstanbul’a Adli Tıp raporu için getirileceği de kaydedildi.
Muş Varto Badan (Teknedüzü) Köyü’nde bulunan evini ziyaret edip komşularına ve gelinine PİRHA mikrofonunu uzattık.
“DOĞUYA İLK GELİYORUM, BUNLARI GÖRÜNCE HAKSIZLIĞA UĞRADIĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM”
Bingöl’lü olan ve yedi yaşından itibaren İzmit’te yaşamaya başlayan ancak evlendikten sonra üç yıldır Badan’a yerleşen Sise Nine’nin gelini Suriyen Bingöl, “Ben ilk defa doğuya geliyorum, bunları görünce çok haksızlığa uğradığımızı düşünüyorum. Çok zoruma gidiyor” diye başlıyor olanları anlatmaya…
“Olaylar olurken ben burada yoktum. Ertesi gün geldim” diyor gelini Bingöl, “Ben çok fazla bir şey bilmiyorum ama bir çatışma çıkıyor ve kaynanam ‘örgüte yataklık’ iddiasıyla tutuklanıyor” diyor.
“SİSE NİNE İDRARINI TUTAMADIĞI İÇİN SÜREKLİ BEZ BAĞLIYOR”
O gün yaşananlar sırasında bende burada olsaydım beni de alacaklardı diyerek bir kez daha haksızlığa uğradıklarını ifade ediyor Suriyen Bingöl.
Sise nenenin hasta olduğunu söyleyerek şunları belirtiyor Bingöl: “Kadın yerinden kalkamıyor, rahatsız, tansiyonu var, Akciğerinde yağlanma var, kulakları duymuyor, idrar yollarında rahatsız, idrarını tutamadığı için sürekli bez kullanıyor. Onun orada tutuklanması bile çok yanlış.”
“Bu gidişatımız çok kötü, kimsenin bir suçu yokken içeri atıyorlar” diyen Bingöl, “Dört duvar arasında o yaşlı haliyle kalmak onun için ne kadar zor bir şey. Ne eşimin suçu var ne de kaynanamın suçu var. Üç sene bu evin altında tek başına yaşamak kolay değil. Ne eşim var nede kaynanam. Yani çok haksızlık yapıyorlar, kaynanama ‘teröristlere yardım ediyormuş’ diyorlar, yok ‘kod adı Sise Bingöl’ diyorlar. Hayır öyle bir şey yok, kadın kendi halinde bir insan, kimseye zararı olmayan mert bir kadındır” dedi.
“ZAMAN ÇOK KISITLI GİRİP ÇIKMAMIZ BİR OLUYOR”
Cezaevi ziyaretleri için Muş’a gittiğini ve aynı gün hem kaynanasını hem de eşini ziyaret ettiğini söyleyen Bingöl, Sise nenenin cezaevinde sevildiğini söylerek şunları belirtiyor:
“Muş’a gidiyorum onları görmeye üzüle üzüle gidiyorum. Eşimi sabah 10.00’da görüyorum, kaynanamı da 13.00’de görüyorum. Çok zor bir şey o gençlerin içinde yaşlı birinin olması. Cezaevindeki herkes tarafından çok seviliyor. Cezaevinde kaldığı koğuştaki en yaşlısı benim kaynanam. Zaten çok zaman geçiremiyoruz, girmemizle çıkmamız bir oluyor” dedi.
“NE YAPMIŞ Kİ PİŞMANLIK DUYSUN?”
Tek istediği şeyin onların bırakılması olduğunu ve suçsuz bütün insanların bırakılmasını istediğini söyleyen Suriyen Bingöl, bu yaşananlara yeteri kadar tepkinin verilmediğini, yapılanlara insanların tepki göstermesi gerektiğini de vurguluyor.
Eşinin ve kaynanasının davalarını ayrı olduğunu söyleyen Bingöl, “İyi bir avukat tutarsak belki eşim çıkabilir. Birde pişmanlık diyorlar sanki ne yapmış ki pişman olacak” dedi.
Son olarak eşinin kendisine,“Biz biliyoruz suçsuz olduğumuzu ama herşey devletin elinde. Onların vicdanına kalmış” dediğini ekliyor Suriyen Bingöl.
“SİSE’YLE ÇOCUKLARIMIZ İÇ İÇE BÜYÜDÜ”
50 yıldan fazladır yan yana yaşadıklarını ve birbirlerini hiç kırmadıklarını söyleyen komşusu Cemile Bingöl, “önceleri fakirlerdi sonra durumları biraz düzeldi ama çocuklarını kaybedince Sise de hastalanmaya başladı” dedi.
“Önceleri koyunları vardı yaylaya gidiyorlardı, kendi işini de kendi yapardı ama şimdi artık çok hasta onuda yapamıyor” diyen Cemile Bingöl, ağlayarak başlıyor anlatmaya Sise neneyi:
“Bütün komşularıyla arası çok iyiydi. Herkes onu çok seviyordu. Ekmeğimiz suyumuz bir aradaydı Sise’yle. Çocuklarımız iç içe büyüdü, şimdi çok hasta. Akciğerinde yara var şimdi de içeride onu bıraksınlar yazıktır. 78 yaşında hiçbir suçu yok. İki aydır cezaevinde biz çok özlüyoruz onu. Biz istiyoruz ki hem onu hem de Zafer’i bıraksınlar. Zafer’de çok genç.”
“DEVLET SİSE’Yİ SERBEST BIRAKSIN”
Geçen yıl cezaevine girdiğinde ziyaret ettiğini ancak bu yıl hasta olduğu için gidemediğini belirterek Sise Nine’nin hasta olduğunu ifade ederek şunları belirtti Cemile Bingöl, “Sise’nin de ciğerinde yara var, doktora götürüp getiriyorlar. Tansiyonu yüksek, idrarını tutamıyor. Doktor ameliyat olursan felç olur, yatağa düşer diyor. O sebeple ameliyatta olmuyor. Üç aydır cezaevinde. Geçen yılda cezaevine girdi her zaman gidip geliyordum ama bu yıl hasta olduğum için gidemiyorum. Sise nene oğlu için çok üzülüyor.”
Son olarak Cemile Bingöl, devletin Sise’yi serbest bırakmasını istediğini ifade ederek onu çok özlediğini söyledi.
“SİSE OĞLUNA, OĞLU ANNESİNE ÜZÜLÜYOR”
Selvi Bingöl ise 68 Varto depreminden bu yana yan yana olduklarınıbugüne kadar birbirlerine hiçbir laf söylemediklerini ifade eden etti. Bingöl, “Komşularıyla ilişkisi çok iyiydi. İki aydır içeride biz devletten istiyoruz ki serbest bıraksınlar. O da günah, oğlu Zafer’de günah. O Zafer’e Zafer’de Annesine üzülüyor. Cezaevinde hem hasta hem de dil bilmiyor, kulakları sağır. Biz istiyoruz ki hem Sise’yi hem de Zafer’i bıraksınlar” dedi.
PİRHA – 129 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için cezaevlerindeki siyasi tutuklular açlık grevine başlıyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Deniz Kaya, “eylemlerine eylemlerimizle güç veriyoruz” dedi.
Cezaevinde bulunan siyasi tutuklular 129 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için açlık grevine başlıyor.
Konuyla ilgili açıklama, cezaevinde bulunan PKK ve PAJK’lı (Kadın Özgürlük Partisi) tutuklular adına Deniz Kaya’dan geldi.
Yapılan yazılı açıklamada hükümetin politikaları eleştirilirken, ‘FETÖ’ ile mücadele adı altında zamanında bu yapıya karşı mücadele verenlerin hedef alındığı belirtildi.
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumuna dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Büyük bir irade davası ve direniş ortaya koyan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın eylemini sahiplenmek her onurlu insanın görevidir. Bu iki onurlu insan tüm emekçilerin hak-hukuk mücadelesini savunuyorlar. Nuriye ve Semih’in eylemini sahipleniyor, eylemin kendi eylemimiz olarak görüyor, eylemlerine eylemlerimizle güç veriyoruz. Bu tarihten itibaren emekçi arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu her zindanda 3’er kişiyle 3 günlük protesto ve dayanışma açlık grevine gireceğiz.”
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi bugün 129’uncu gününde.
“İşimi geri istiyorum” sloganıyla başlattıkları açlık grevini cezaevinde sürdüren Gülmen ve Özakça’nın zihinleri ve bilinçleri açık olsa da eğitimcilerin sağlık durumu gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.
Eğitimciler için Yüksel Caddesi’nde eylemler yapılıyor. Ancak bu eylemler gözaltılar ve polis müdahaleleri ile bastırılıyor.
Son olarak Yüksel eylemcilerinden 54 gündür açlık grevinde olan Esra Özakça, Acun Karadağ, Nazife Onay, Erdoğan Canpolat ve Nazan Bozkurt’a ev hapsi verildi.
PİRHA – İnsan hakları savunucuları, F Oturumunun 277. haftasında hasta tutuklu Özgül Yaşa’ya özgürlük talebiyle Galatasaray Meydanı’nda buluştu. Oturumda 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüne ve yaşanan mağduriyetlere dikkat çekilerek hasta mahpus Özgül Yaşa’nın serbest bırakılması talep edildi.
HABERİN VİDEOSU
Hasta tutukluların durumuna ve cezaevi koşullarına dikkat çekmek amacıyla her hafta Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan insan hakları savunucuları 277. haftada Özgül Yaşa’nın durumuna dikkat çekti.
“F tipi hapishaneler kapatılsın”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “İnsan haklarıyla insandır” pankartlarının açıldığı eylemde “Özgür Yaşa serbest bırakılsın”, “Onursuz arama işkencesine son”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı. Oturumda açlık grevlerinin 129. gününde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça da unutulmadı.
15 Temmuz’da yapılan darbe girişimine karşı olduklarını belirten insan hakları savunucuları OHAL ve KHK’lar ile yaratılan mağduriyetlere de karşı olduklarını belirttiler.
İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Havva Leyla Kaya, hapishanelerdeki hak ihlallerinin her geçen gün daha da arttığını belirtti. 277. haftada Tarsus C Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde bulunan Özgül Yaşa’nın durumuna dikkat çekeceklerini söyledi.
Özgül Yaşa’nın gözaltına alındıktan sonra yaralı olmasına rağmen 3 gün boyunca hücrede tutulduğunu belirten Kaya, “Özgül Yaşa sağlık kontrolünden geçirilmeden sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Cezaevinde de 3 gün boyunca hücrede tutuldu.”
“TEDAVİSİ YAPILMADI”
Bir hafta sonra Özgül Yaşa’nın talebi üzerine hastaneye götürüldüğünü söyleyen Kaya, hastanede bazı tetkiklerin yapıldığını, ancak tetkik ve muayene sonuçlarının Özgül Yaşa’ya verilmediğini belirtti. Muayeneden 3 ay sonra Özgül Yaşa’nın gittiği doktorun “Çenende çok fazla kırık var. Bu kırıkların toparlanması zor. Ameliyat yapamam, fizik tedavi gerekli.” dediğini ifade etti. Çene doktorunun Özgül Yaşa’yı fizik tedaviye sevk ettiğini kaydeden Kaya, fizik tedavi bölümünün çene cerrahından doktor istediğini ancak doktor gönderilmediği için tedavisinin yapılmadığına dikkat çekti.
“BİREYSEL İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR”
Özgül Yaşa’nın bu duruma ilişkin suç duyurusunda bulunulduğunu belirten Kaya, fizik tedavi bölümünün Özgül Yaşa’ya “Git 7 ay sonra gel. O zamana kadar kırıklarının bir bölümü kaynarsa biz yeniden duruma bakarız” dediklerini söyledi. Özgül Yaşa’nın tedavisinin son dönemlerdeki süreçle beraber değiştiğini kaydeden Kaya şunları belirtti: “Özgül Yaşa bir yıldan fazla süredir dilde uyuşukluk, çenede hareketsizlik olduğu için yemek yiyemiyor ve konuşamıyor. Hareket edemiyor. Uyuma, yürüme ve kendi bireysel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Çenesini kullanmadığı için dişlerinin yarısında bir parmak kadar tabakalaşma meydana geldi. Birkaç defa revire çıkan Özgül Yaşa diş doktoruna sevk edildi. Diş doktoru normal diş temizleme işlemini bile yapmadı. Yüzünün bir bölümü çene, dil, diş, kulak kısmı uyuşukluk içinde.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – KHK ile mesleklerinden ihraç edilen ve başlattıkları açlık grevi sürerken tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi eylemi bugün 129. gününde. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Ölüm sınırında olan Gülmen ve Özakça için ‘acil insanlık’ çağrısı yaptı.
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 129’ncı gününde devam ediyor. Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, kanun hükmünde kararname ile ihraç edildikten sonra açık grevine başlayan ve tutuklu bulunan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın kritik eşiği aştığını ve her gün ölüme yaklaştığına dikkat çekerek, bir an önce kendi doktorları tarafından muayenesi edilme isteklerinin yerine getirilmesini istedi.
Gülmen ve Özakça hakkındaki sürecin hızla sonuçlandırılması, görevlerine iade edilmelerini isteyen Altıok, “Yaptığımız bu çağrı siyasi bir çağrıdan öte evrensel insan hakları kriterlerince sabit bir hak ve acil bir insanlık çağrısıdır” dedi.
Hükümete yaptıkları çağrılardan ve başvurulardan yanıt alamadıklarının da altını çizen Altıok, “Nuriye ve Semih’in avukatlarının yaptığı açıklama göre gardiyanlar Nuriye Gülmen’i gece uykusundan uyandırıp ‘öldün mü, yaşıyor musun’ diye kontrol ediyorlar. Kontrol edilmesi gereken tek şey iktidar sahiplerinin vicdanlarının yerinde olup olmadığıdır” diye tepki gösterdi.
KHK ile mesleklerinden ihraç edilen ve başlattıkları açlık grevi sürerken tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi eylemi bugün 125. gününde. İki eğitimcinin sağlık durumu gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 125’nci gününde devam ediyor.
“İşimi geri istiyorum” sloganıyla başlattıkları açlık grevini cezaevinde sürdüren Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.
Gülmen ve Özakça’nın zihinleri ve bilinçleri açık ancak son olarak iki eğitimcinin sağlık durumuyla ilgili konuşan Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın aktardığına göre eğitimcilerin bütün hareketleri sınırlanmış durumda.
İki eğitimci yürüyemezken, ağrıları ise çok fazla.
Cezaevindeki doktorların Gülmen ve Özakça’ya ‘Size müdahale edeceğiz’ dediğini bu yüzden iki eğitimcinin muayeneyi reddettiğini de hatırlatan Kozağaçlı, eğitimcilerin 40 günden fazladır muayene edilmediğini de belirtiyor.
Öte yandan dün akşam Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in sesini dünyaya duyurmak için kampanya başlatıldı. İngilizce “Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yaşasın” anlamına gelen #NuriyeAndSemihMustLive etiketi ile bir sosyal medya kampanyası başlatıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – KHK ile mesleklerinden ihraç edilen ve başlattıkları açlık grevi sürerken tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi eylemi bugün 122’inci gününde.
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 122. gününde.
Eğitimcilerin gözaltına alınıp tutuklanmalarının ardından açlık grevine başlayan Semih Özkaça’nın eşi Esra Özakça’nın eylemi ise 47’inci gününe girdi.
“İşimi geri istiyorum” sloganıyla başlattıkları açlık grevini cezaevinde sürdüren Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu ise kötüye gidiyor.
İki eğitimcinin sağlık durumuyla ilgili DW Türkçe’ye konuşan Avukat Selçuk Kozağaçlı, Gülmen ve Özakça’nın bütün hareketlerinin sınırlandığını, yürüyemediklerini ve ağrılarının çok fazla olduğunu, Gülmen ve Özakça’nın zihinleri ve bilinçlerinin ise halen açık olduğunu belirtmişti.
“NURİYE VE SEMİH İÇİN ENDİŞELİYİZ”
İHD İstanbul Şubesi, TİHV İstanbul Temsilciliği, TABİP ODASI İstanbul Şubesi, Çağdaş Hukukçular, ÖHP Özgürlükçü Hukukçular Platformu ve TOHAV konuya duyarlılık yaratmak için bu gün saat 18.00’de Beşiktaş Küçük Kartal Heykeli Barbaros yokuşu başında bir basın açıklaması yapacak.
Basın açıklamasına çağrı metninde “İhraç edilen akademisyen ve öğretmenlerden, Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın başlattıkları eylem ve açlık grevleri sonrasında “ASL’OLAN YAŞAMDIR, YAŞAM HAKKINI SAVUNUYORUZ!” temasıyla, ilkini 15.05.2017 tarihinde başlattığımız basın açıklamalarımıza devam ediyoruz.
Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA, 22.05.2017 tarihinde, açlık grevinin 75 inci gününde, evlerinin kapıları kırılarak gözaltına alındılar. Halen Sincan hapishanesinde tutulan Nuriye ve Semih için endişeliyiz. Onların taleplerinin karşılanması ve ölmelerine müsaade edilmemesi için biz İnsan Hakları Savunucuları olarak yine bir aradayız.
Kritik süreci çoktan aşan bu açlık grevlerine neden olan sorunların bir an önce çözülmesi ve taleplerinin karşılanması, acilen tahliye edilerek özgürlüklerine kavuşmaları için hep birlikte, daha gür sesle haykırmaya davet ediyoruz.
Dayanışmayı yükseltmek için gerekli katılımı göstermenizi bekliyoruz” denildi.
Açlık grevinin 120. gününde olan Nuriye Gülmen 44, Semih Özakça ise 61 kiloya düştü. İki eğitimci de artık yürüyemiyor. Eğitimcilerin avukatı Selçuk Kozağaçlı, Gülmen ve Özakça’nın durumuna ilişkin şu uyarıyı yaptı: Son derece tehlikeli bir süreçteyiz. Gülmen ve Özakça’ya hekim seçme hakkı verilmeli ki; grevci ne zaman grevi bırakabileceğini bilsin. Çünkü bu insanlar ölmek istemiyorlar. Sağlık durumlarını kendileri de, biz de bilmiyoruz.”
Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın tutuklandıktan sonra cezaevinde de devam ettikleri açlık grevi eylemi 120. gününde.
Eğitimcilerin gözaltına alınıp tutuklanmalarının ardından açlık grevine başlayan Semih Özkaça’nın eşi Esra Özakça’nın eylemi ise 45’inci gününe girdi.
“İşimi geri istiyorum” sloganıyla başlattıkları açlık grevini cezaevinde sürdüren Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu ise kötüye gidiyor.
İki eğitimcinin sağlık durumuyla ilgili DW Türkçe’ye konuşan Avukat Selçuk Kozağaçlı, Gülmen ve Özakça’nın bütün hareketlerinin sınırlandığını, yürüyemediklerini ve ağrılarının çok fazla olduğunu söyledi. Gülmen ve Özakça’nın zihinleri ve bilinçleri ise halen açık.
Kozağaçlı, Gülmen ve Özakça’nın cezaevine girmeden önce Ankara Tabip Odası doktorları tarafından muayene edildiğini hatırlatırken, tutuklandıktan sonra Adalet Bakanlığı’nın bu doktorların muayenesine izin vermediğini belirtti.
“ÖLMEK İSTEMİYOR”
Avukat Kozağaçlı, iki eğitimcinin durumuna ilişkin şu uyarı da yaptı:
“Hapishanedeki doktorlar Gülmen ve Özakça’ya ‘size müdahale edeceğiz’ dediler. Bu yüzden de Gülmen ve Özakça muayeneyi reddetti. 40 gündür muayeneleri yapılmıyor. Son derece tehlikeli bir süreçteyiz. Gülmen ve Özakça’ya hekim seçme hakkı verilmeli ki; grevci ne zaman grevi bırakabileceğini bilsin. Çünkü bu insanlar ölmek istemiyorlar. Sağlık durumlarını kendileri de, biz de bilmiyoruz. Yaşam tehlike sınırının aşıp aşılmadığını ölçecek durumda değiliz. İnsanların hekim hakkını ellerinden alırsanız, bu durum hükümetin ölüm eylemine dönüşür.”
‘İşimizi geri istiyoruz’ talebi ile 119 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça artık yürümekte zorlanıyorlar.
OHAL kapsamında ilan edilen KHK’lerle hukuksuz şekilde işlerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın ‘işimizi geri istiyoruz’ talebi ile başlattıkları açlık grevi 119 gününde devam ediyor.
Özakça ve Gülmen artık yürümekte zorlanıyorlar. Eğitimcilerin sağlığı her gün biraz daha kötüye giderken Semih Özakça’nın annesi ve eşi de 44 gündür açlık grevinde.
KHK ile atıldığı işine geri dönmek için açlık grevi direnişini sürdüren tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen’in kardeşi Beyza Gülmen’in, ablasına destek için ‘dilek feneri uçurduğu ve halay çektiği’ gerekçesiyle yurttan atılmak istendiği öğrenildi.
Eğitimci Semih Özakça ve Nuriye Gülmen açlık grevine başladıklarında Nuriye 59, Semih 86 kiloydu. Şu an Nuriye 44, Semih 61 kiloya düşmüş durumda.
PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın başlattığı açlık grevinde 118’inci güne girildi. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumu giderek ciddileşiyor.
OHAL koşullarında KHK ile işlerinden ihraç edilen eğitimci Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi 118. gününde. Durumları giderek ciddileşen eğitimciler için Semih Özakça’nın eşi ve annesi de 43 gündür açlık grevinde.
KHK ile işinden ihraç edilen Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki açık görüşte eşi ile yan yana geldi. Açlık grevi nedeniyle eşinin yürümekte zorluk çektiğini belirten Esra Özakça, “Semih Özakça’nın tekerlekli sandalye ile aile ve avukat görüşlerine gidebiliyor. Semih, böbreklerinde ağrılar olduğunu söyledi. Saçları ve vücudundaki tüyler dökülmeye başlamış. Boynunda çok ağrı var. Kas ağrıları da yoğunlaşmış” dedi.
“Nuriye’nin böbreklerinde ağrılar var. Özellikle sağ böbreğinde çok fazla ağrının olduğunu ve idrarında kepeğe benzeyen maddeler olduğunu söylemiş. Karın bölgesinde şiddetli gaz olduğu için kendisini çok rahatsız ediyormuş. Ayrıca her gün aynı saatte vücudu ateşleniyormuş. Bununla birlikte iğne batması hissi de geliyormuş. Bir süre bu ağrıyla yaşadıktan sonra birden geçiyormuş.”
PİRHA – Cezaevine konulan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın KHK ile ihraç edildikleri işlerine iade edilmek için başlattıkları açlık grevi eylemi 114. gününe girdi. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tahliye için AYM’ye yaptığı başvuru reddedildi.
KHK ile işten çıkarılmalarının ardından işlerini geri almak için açlık grevi yaparken 76. gününde gözaltına alınarak tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tahliye için AYM’ye yaptığı başvuru reddedildi.
Kararda, “Sağlık hizmetleri sağlanan başvurucuların Ceza İnfaz Kurumunda tutulmalarının; yaşamlarına, maddi veya manevi bütünlüklerine yönelik bir tehlike oluşturduğuna dair derhal tedbir kararı verilmesini gerektirir bir durum bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır” denildi.
GÜLMEN VE ÖZAKÇA YÜRÜMEKTE ZORLUK ÇEKİYOR
AYM başvurusunda, Özakça’nın 24 kilo; Gülmen’in 12 kilo kaybettiği, yapılan başvuruda tansiyon ve nabızda düşme, baş ağrısı, midede yanma, kas ağrıları, yürümede güçlük, ağız içi yarası, ışığa ve sese hassasiyet yaşadıklarını belirterek tutukluluk hâllerinin hayati risk oluşturduğu belirtilmesine karşın mahkeme cezaevi koşullarının yeterli olduğunu savundu.
Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve Özakça ve Gülmen’in cezaevinde bulunmalarının yaşam süresini kısaltıcı bir etkisinin bulunduğuna ilişkin raporunda yer aldığı başvuruya karşın, “bilgilerin tedbir talebini sağlıklı bir şekilde karara bağlamaya yeterli nitelikte olmadığını” gözeterek cezaevine yaşanan süreci sordu. Özakça için Sincan 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na, Gülmen için de Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne yazılan yazı yazıldı.
Cezaevinin gönderdiği yanıtta Özakça’nın tedaviyi ve hastaneye sevki reddettiği yer aldı. Ayrıca Özakça için tam teşekküllü bir ambulans ekibinin görevlendirildiği belirtilerek, ani olumsuzlukları bildirmesi ve yalnız kalmasını önlemek için bir başka tutuklunun da Özakça’nın yanına yerleştirildiğini bildirildi.
Gülmen için ise cezaevinde tutulup tutulmayacağı konusunda Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bir rapor bulunmadığı belirtildi. Ancak Gülmen’in talebi olmamasına karşın Adli Tıp Kurumuna sevki için resmen işlemlere başlandığı da belgelerde yer aldı. AYM, cezaevinden gelen cevapların ardından yaptığı değerlendirmede Gülmen ve Özakça’nın tutuklandıklarından itibaren takip edildiği, tedavi ve kontrol amacıyla Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanesi’ne sevklerinin yapılmasının planlandığı ancak bu taleplerin reddedildiği belirtildi.
Kararda, acil durumlar için her türlü tedbirin hazır bulundurulduğu ve cezaevinde tutulup tutulmayacakları konusunda alınacak rapor için Adli Tıp Kurumuna sevk süreçlerinin başlatıldığı aktarıldı. Değerlendirmede, “başvurucuların Ceza İnfaz Kurumunda tutulmalarının yaşamlarına, maddi veya manevi bütünlüklerine yönelik bir tehlike oluşturduğuna dair derhal tedbir kararı verilmesini gerektirir bir durum bulunmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle bu aşamada başvurucuların tedbir taleplerinin reddine dair karar verilmesi gerekir” denildi. Mahkeme de yapılan değerlendirmenin ardından oy birliği ile tahliye başvurusunun reddine karar verdi.