Etiket: çhd

  • Kuyu tipi cezaevlerine karşı açlık grevi : Bizim çocuklarımız adalet istediği için ölüme gidiyorlar-VİDEO

    Kuyu tipi cezaevlerine karşı açlık grevi : Bizim çocuklarımız adalet istediği için ölüme gidiyorlar-VİDEO

    PİRHA- “Kuyu tipi” cezaevlerine karşı açlık grevinde olan mahpusların sağlık durumu ağırlaşıyor. Aileler ve hak savunucuları, tecrit koşullarının kaldırılması ve sevk taleplerinin karşılanması için Antalya’da yetkililere seslendi.

    Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan mahpuslar Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen’in “kuyu tipi” hapishanelerdeki koşullara karşı başlattıkları açlık grevi 250 günü aştı. Mahpusların sevk taleplerinin karşılanması için başlattıkları eylem kritik bir aşamaya ulaştı.

    Aileler, insan hakları savunucuları ve hukukçular, Antalya Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde bir araya gelerek yetkililere çağrıda bulundu. Yapılan açıklamalarda, mahpusların ağır tecrit ve izolasyon koşulları altında tutulduğu vurgulandı.

    “ÇOCUKLARIMIZI ÖLDÜRMEYİN”

    Mahpus yakını Ayşe Özen, yaşananlara tepki göstererek, çocuklarının suçlu değil adalet arayan insanlar olduğunu belirtti. Özen, uzun süredir açlık grevinde olan mahpusların sağlık durumlarının ağırlaştığını ifade ederek, “Çocuklarımız adalet istiyor. Ama bugün adalet için ölüme gidiyorlar. Tek talepleri bu insanlık dışı koşullardan çıkmak” dedi. Özen, görüşlerde yaşanan kısıtlamalara ve mahpusların fiziksel durumuna dikkat çekerek, yetkililere “Çocuklarımızı öldürmeyin” çağrısında bulundu.

    “MAHPUSLARIN TEK TALEBİ, NORMAL CEZAEVİ KOŞULLARINA SEVK EDİLMEK”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) adına konuşan Avukat Mahir Önal ise mahpuslarla görüştüklerini ve taleplerin açık olduğunu söyledi. Önal, mahpusların yüksek güvenlikli cezaevinde tutulmasını gerektiren bir durum olmadığını belirterek, “Ağırlaştırılmış müebbet cezası olmayan kişiler en ağır tecrit koşullarında tutuluyor. Açlık grevi 250 günü geçti, ciddi kilo kayıpları var, yürüyemeyecek durumdalar” dedi. Önal, mahpusların tek talebinin izolasyonun kaldırılması ve normal cezaevi koşullarına sevk edilmek olduğunu vurguladı.

    “HİÇBİR HUKUKİ DAYANAK OLMADAN AİLELER GÖZALTINA ALINIYOR”

    Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) adına konuşan Ferdi Sarıkaya da cezaevi önündeki eylemlere yönelik müdahalelere tepki gösterdi. Sarıkaya, ailelerin günlerdir oturma eylemi yaptığını belirterek, “Hiçbir hukuki dayanak olmadan aileler gözaltına alınıyor. Bu uygulamalara son verilmeli” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde açlık grevi alarmı: Yaşam hakkı risk altında!

    ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde açlık grevi alarmı: Yaşam hakkı risk altında!

    PİRHA- İHD Antalya Şubesi, ÇHD Antalya Şubesi ve ÖHD Antalya Temsilciliği, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşanan hak ihlallerine ve kritik aşamaya gelen açlık grevlerine dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Antalya Şubesi ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Antalya Temsilciliği, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı (YGC) Ceza İnfaz Kurumu’ndaki hak ihlalleri ve kritik aşamaya gelen açlık grevlerine dair ortak basın açıklasını Antalya Adliyesi önünde gerçekleştirdi. Kurumlar adına açıklamayı Avukat Ferdi Parim okudu.

    “TECRİT KOŞULLARI SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR”

    Açıklamada kuyu tipi hapishanelerin ağır tecrit koşullarına dikkat çekilerek, “Havalandırmanın olmadığı, mahpusların günde 1 veya 2 saatliğine havalandırmaya çıkabildiği ağırlaştırılmış tecrit hapishaneleri olan kuyu tipi hapishaneler, mahpusların fiziki ve psikolojik sağlığını tehdit etmektedir” denildi.

    Aynı açıklamada, bu koşulların mahpuslar üzerindeki etkileri şöyle anlatıldı:
    “Bu hapishanelerde tutulanlarda uyaran sayısındaki azalmaya bağlı olarak algılamada düşüşler, sürekli yalnızlığa bağlı olarak bunalım hissi ve uzun süre dar bir alanda kalmaktan kaynaklı olarak göz bozuklukları gelişebilmektedir.”

    Hücre koşullarına da değinilen açıklamada, “Mahpusların hücrelerinde bulunan havalandırma penceresine çekilen fens teli, ancak bir kalem ucunun girebileceği genişliktedir. Bu nedenle hücrede hava sirkülasyonu da bulunmamaktadır” ifadelerine yer verildi.

    “TECRİT SİSTEMATİK HALE GETİRİLİYOR”

    Kurumlar, kuyu tipi hapishanelerin insan haklarıyla bağdaşmadığını belirterek, “Kuyu tipi hapishaneler en temel insan haklarıyla bağdaşmamakta ve ağırlaştırılmış tecridi tüm hapishanelere yaymaktadır” dedi.

    Açıklamada ayrıca, bu hapishanelerin bilinçli olarak şehir merkezlerinden uzak yerlere kurulduğu vurgulanarak, “Bu hapishaneler bilinçli olarak şehrin en uzak noktalarına inşa edildiğinden doğal mahrumiyet bölgesidir” denildi.

    Devamında ise, “Bu durum yetmezmiş gibi hapishanedeki diğer insanlardan da soyutlanarak tamamen etkisizleştirilmiş bir insan yaratılmak istenmekte, siyasi tutsakların düşünceleri teslim alınmak istenmektedir” ifadeleri kullanıldı.

    “HER MAHPUS TEHLİKELİ STATÜSÜNE ALINABİLİYOR”

    Açıklamada yasal düzenlemelere de dikkat çekilerek, “5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerine İnfazı Hakkında Kanunun 9. Maddesine göre; eylem ve tutumları nedeniyle hapishane idaresi sakıncalı gördüğü her mahpusu tehlikeli mahkum statüsüne alabilmektedir” denildi.

    Bu uygulamanın sonuçları ise şöyle ifade edildi:
    “Bunun sonucu olarak; 80 yaşını aşmış kanser hastaları veya 20’li yaşlardaki gençler kuyu tipi hapishanelere sürgün edilebilmektedir.”

    “AÇLIK GREVLERİ KRİTİK AŞAMADA”

    Basın açıklamasında açlık grevindeki mahpusların durumuna da dikkat çekildi. “Antalya YGC Kuyu Tipi Hapishanesi’nde bulunan Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen; kuyu tipi hapishanelerin kapatılması, kendilerinin ve arkadaşlarının kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk edilmesi talebiyle süresiz açlık grevindedir” denildi.

    Tahsin Sağaltıcı’nın durumuna ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
    “Süresiz açlık grevinin 246.gününde olan Tahsin Sağaltıcı 42 kilonun altına düşmüştür. Dilinde yaralar oluşmaya başlayan Tahsin Sağaltıcı’nın ayaklarında ciddi yanmalar vardır. Açlık grevinde günlerinin ilerlemesi nedeniyle ciddi hafıza sorunları yaşamaktadır. Tahsin Sağaltıcı avukat görüş kabinine tekerlekli sandalyeyle getirilmiştir.”

    Gürkan Türkoğlu için ise, “Yine süresiz açlık grevinin 246. gününde olan, avukat görüşüne dahi sandalyeyle çıkartılabilen Gürkan Türkoğlu’nun parmak uçlarında yanmalar, ayaklarında his kaybı bulunmaktadır. Diz kapağında iltihaplanmalar olan Gürkan Türkoğlu, sürekli biçimde ateşlenmektedir” denildi.

    Hüseyin Özen’in durumuna ilişkin de, “57 yaşındaki siyasi tutsak Hüseyin Özen, bugün itibariyle süresiz açlık grevinin 226.günündedir. Kafasında, bacaklarında yaralar oluşan, avukat görüşüne tekerlekli sandalyeyle çıkabilen Hüseyin Özen, burun kanamaları ve denge sorunu yaşamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, genel sağlık durumuna ilişkin olarak da, “Açlık grevindeki mahpuslar aşırı derecede kilo kaybı yaşadıkları için kemik batmaları yaşamaktadırlar. Ayakta duramamakla birlikte ancak tekerlekli sandalye ile hareket edebilecek duruma gelmişlerdir. Sağlıkları artık kritik eşiği aşmıştır” denildi.

    “ACİL ADIM ATILMALI ÇAĞRISI”

    Kurumlar, resmi başvurulara rağmen ilerleme sağlanamadığını belirterek, “İlgili resmi makamlarla, Adalet Bakanlığı ile, TBMM ile yapılan yazışmalardan bugüne kadar somut bir yanıt alınamamıştır” dedi.

    Ayrıca, “Geçtiğimiz hafta cezaevi savcısı ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede de maalesef mevcut koşulların iyileştirilmesine, yahut mahpusların sevk edilmesine yönelik herhangi bir olumlu sinyal veya değişiklik iradesi gözlemlenmemiştir” ifadeleri kullanıldı.

    Basın açıklamasının sonunda talepler net bir şekilde sıralandı:
    “Kuyu tipi hapishaneler, en temel insan haklarıyla bağdaşmamakta ve ağırlaştırılmış tecridi sistematik hale getirmektedir. Açlık grevindeki mahpusların talepleri meşrudur. Haklıdır. İnsanlık dışı ve işkenceye dönüşmüş tecrit koşullarında tutulmaları hukuka aykırıdır.”

    Devamında ise şu çağrı yapıldı:
    “Talepleri YGC, Y ya da S tipi olmayan herhangi bir hapishaneye arkadaşları ile birlikte geçmektir. Bu talepleri kabul edilmeli, yaşam hakları korunmalı ve kuyu tipi işkenceye son verilmelidir. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu idaresini; mahpusların devam eden açlık grevlerinin yarattığı hayati riskleri dikkate alarak derhal sorumluluk almaya davet ediyoruz. Mahpusların sevk taleplerinin gecikmeksizin karşılanması, insan onuruna aykırı tecrit koşullarına son verilmesi ve sağlık durumları giderek ağırlaşan mahpusların yaşam hakkının korunması için gerekli tüm acil ve etkili adımların ivedilikle atılması zorunludur. Aksi yöndeki her türlü ihmal ve gecikmenin geri dönülmez sonuçlara yol açabileceği açıktır. Bu nedenle ilgili tüm kurumları, gecikmeksizin harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA 

     

     

  • Ağır hasta mahpus Devrim Ayık’a işkence iddiası-VİDEO

    Ağır hasta mahpus Devrim Ayık’a işkence iddiası-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da demokratik kitle örgütleri, Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde yaptıkları basın açıklamasında, S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan yüzde 76 engelli ve ağır hasta mahpus Devrim Ayık’ın hastane sevki sırasında jandarma tarafından işkenceye maruz bırakıldığı iddialarına dikkat çekti. Açıklamada, iddiaların bağımsız ve etkili bir şekilde soruşturulması çağrısı yapıldı.

    Antalya’da demokratik kitle örgütleri, Antalya Döşemaltı Kampüs Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan yüzde 76 engelli ve ağır hasta mahpus Devrim Ayık’ın hastane sevki sırasında jandarma görevlileri tarafından sözlü ve fiziki işkenceye maruz bırakıldığı iddiaları kamuoyuyla paylaşıldı.

    Basın açıklaması metnini tüm katılımcı kurumlar adına Özgür Hukukçular Derneği’nden (ÖHD) Avukat Nesibe Bahadır okudu.

    Açıklamada, Devrim Ayık’ın 12 Mart 2026 tarihinde sağlığa erişim hakkını kullanmak amacıyla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği ancak sevk sırasında jandarma görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı yönünde ailesi aracılığıyla ciddi iddiaların kendilerine ulaştığı belirtildi.

    Avukatlar tarafından tutulan tutanaklar ve yapılan görüşmelerden edinilen bilgilere göre, Ayık’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda tedavisinin eksiksiz yürütülebilmesi için mevcut doktorlarıyla devam etmek ya da tedavi koşullarının sağlanabileceği başka bir hastaneye sevk edilmek istediği ifade edildi. Ancak jandarma görevlilerinin bu talebe karşı çıktığı, ağır hasta ve engelli mahpusun muayene sırasında kelepçeli tutulduğu ve insan onuruna aykırı koşullara itiraz etmesi üzerine darp edildiği öne sürüldü. Açıklamada ayrıca Ayık’ın kamera bulunmayan alanlara götürülerek fiziksel şiddete maruz bırakıldığı ve yaşanan darp olayının rapor altına alındığı kaydedildi.

    Açıklamada, bir mahpusun sağlığa erişim hakkını kullanması nedeniyle şiddete maruz bırakılmasının yalnızca bireysel bir hak ihlali olmadığı aynı zamanda devletin gözetimi altındaki kişilerin yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğünün açık bir ihlali olduğu vurgulandı. Sağlık hizmetine erişimin ceza infaz kurumlarında dahi sınırlanamayacak temel bir hak olduğu belirtilirken, tedavi amacıyla hastaneye sevk edilen ağır hasta ve engelli bir mahpusa yönelik darp iddialarının insan onuruna ve hukuk devletinin temel ilkelerine aykırı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, bu iddiaların Türkiye’de ceza infaz kurumlarında uzun süredir gündeme gelen işkence ve kötü muamele uygulamalarının yeni bir örneği olduğuna dikkat çekilerek, işkence yasağının ulusal ve uluslararası hukukta hiçbir istisnaya yer bırakmayacak şekilde düzenlenmiş mutlak bir yasak olduğu hatırlatıldı. Devletin görevinin bu yasağı ihlal etmek değil, ihlalleri önlemek ve sorumlular hakkında etkili soruşturma yürütmek olduğu vurgulandı.

    Demokratik kitle örgütleri açıklamada, Devrim Ayık’a yönelik işkence ve kötü muamele iddialarının derhal bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmasını, işkenceye karıştığı iddia edilen kamu görevlilerinin açığa alınarak haklarında adli işlem başlatılmasını ve hasta mahpusların sağlık hakkının güvence altına alınmasını talep etti. Ayrıca ceza infaz kurumlarında işkence ve kötü muameleye karşı etkin ve bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmesi çağrısında bulunuldu.

    Açıklama, “İşkence suçtur. İşkenceye karşı sessiz kalmayacağız” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

  • Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    Hukukçulardan Rojava için çağrı: Saldırıların durması için adım atılsın- VİDEO

    PİRHA- Adalet İçin Hukukçular ile ÖHD, İHD, ÇHD Mersin ve Antalya Şubeleri, HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çekerek, uluslararası kurumlara etkin adımlar atma çağrısında bulundular.

    Hukuk örgütleri HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarına tepki göstermek amacıyla bir çok kentte açıklama yaptı.

    MERSİN

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubeleri Rojava’daki saldırılara ilişkin adliye bahçesinde basın açıklaması yaptı. “Savaş insanlığın yenilgisidir, barış ortak geleceğimizdir. Adalet barışla başlar Rojava” yazılı pankartın açıldığı açıklamada basın metnini ÖHD’li Lokman Şaman okudu.

    “SURİYE’DE YAŞANANLAR BÖLGESEL BARIŞI TEHDİT EDİYOR”

    HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından sivillere dönük saldırıların, kadınlara yönelik işkencelerin savaş suçu olduğuna dikkat çeken Lokman Şaman, “Tüm Dünyanın gözü önünde HTŞ’ye bağlı silahlı yapılar tarafından Alevilere, Dürzilere, Halep’te Kürtlere ve Süryanilere yönelik gerçekleştirilen katliamlar, sivil halkın hedef alınarak kadim yerleşim yerlerinden göç etmeye zorlanması ile büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Halep’e yönelik son saldırılar, Rakka, Deyre Zor hattında tırmandırılan askeri operasyonlar ve Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik Haseke ve Kobanê’ye karşı kuşatma girişimleri, sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit etmekte ve Suriye’de barış ihtimalini zayıflatmaktadır. Rojava’nın statüsüz bırakılması, Suriye’de birlikte yaşam perspektifini hedef aldığı kadar, bölgesel barışa da zarar vermektedir” diye konuştu.

    TÜRKİYE’YE ÇAĞRI: SELEFİ ÖRGÜTLERİ DESTEKLEMEYİ BIRAKIN

    Yaşananların ardından Türkiye’nin sessiz kalmasının toplumsal barışı zayıflattığını belirten Şaman, kalıcı barışın yalnızca ülke sınırları içinde yürütülen güvenlik politikalarıyla değil; komşu coğrafyalarda yaşayan halkların meşru haklarına saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti. Şaman, şunları dile getirdi:

    “Türkiye Hükümetinin Kürt karşıtlığını bir kenara bırakarak insan hakları ve evrensel değerler üzerine siyaset üretmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu çerçevede uluslararası kamuoyuna ve uluslararası kurumlara çağrımızdır; Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve etnik-dinsel temelli hak ihlalleri karşısında sessiz kalınmamalı; Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün korunması için uluslararası hukuk temelinde etkin adımlar atılmalıdır. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çağrımızdır; Türkiye Cumhuriyeti, HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyaloga geçerek gerçek bir barışın kurulmasına katkı sunmalıdır.”

    ANTALYA

    ÖHD, ÇHD ve İHD Antalya Şubeleri de ortak açıklama yaparak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları kınadı.

    Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarına, Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin yöneticilerine çağrıda bulunulan açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti; HTŞ gibi radikal selefi örgütlerle değil, Kürt halkı ve Suriye’de yaşayan diğer toplumsal kesimlerle diyalog kurarak kalıcı ve gerçek bir barışın inşasına katkı sunmalıdır” denildi.

    “Türkiye’de kalıcı ve adil bir barış; inkâr, şiddet ve statüsüzlük dayatmalarıyla değil, halkların iradesine saygı gösterilmesi ve tüm kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıyla mümkündür” swnilen açıklamanın devamında şunları dile getirildi:

    “Rojava’da demokratik çözümün ve hukuki statünün korunması, Türkiye’de ve bölgede barışın güçlendirilmesinin temel koşullarından biridir. Uluslararası insan hakları hukukunun, hukukun üstünlüğünün ve barış hakkının savunucusu olmaya; Suriye’de ve bölgede kalıcı barışın inşası için hukuki ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

     PİRHA/ MERSİN-ANTALYA

  • Alevi soykırımından kaçan 22 Suriyeli sığınmacı, Ula Geri Gönderme Merkezi’nde tutuluyor!

    Alevi soykırımından kaçan 22 Suriyeli sığınmacı, Ula Geri Gönderme Merkezi’nde tutuluyor!

    PİRHA – Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nde en az 22 Suriyeli sığınmacının, idari gözetim altında tutulduğunu duyurdu. Konuya ilişkin yapılan açıklamada “Türkiye Cumhuriyeti, hem ulusal mevzuatı hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği zulüm tehlikesi altındaki hiç kimseyi zorla geldiği yere göndermemekle yükümlüdür” denildi.

    HTŞ’li çetelerce Suriye’de yapılan Alevi katliamı devam ediyor. Binlerce insanın öldürüldüğü Suriye’de aynı zamanda demografik bir dönüşüm de amaçlanıyor.

    Suriye’deki katliam sebebiyle ülkelerini terk etmek durumunda kalan Alevilerin sığındıkları ülkeler içerisinde Türkiye de bulunuyor. Ancak AKP-MHP hükümetinin, uluslararası sözleşmelere rağmen sığınmacıları, ülkelerine gönderme hazırlığında olduğu ifade ediliyor.

    “SÖZ KONUSU KİŞİLER, GEÇİCİ KORUMA ALTINA ALINMALIDIR”

    ÇHD İzmir Şubesi, konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaparak “Suriye’deki Alevi Soykırımından Kaçan Göçmenlerin Yaşamları Tehdit Altında!” uyarısında bulundu.

    Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nde en az 22 Suriyeli sığınmacının idari gözetim altında tutulduğunu açıklayan ÇHD İzmir Şubesi, şu açıklamayı paylaştı:

    “Bu kişilerin, Suriye’de hükümete el koyan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) adlı silahlı grubun kontrolündeki topraklardan Alevi kimlikleri sebebiyle kaçmak zorunda kaldıkları tarafımızca öğrenilmiştir.

    HTŞ, Suriye’deki iç savaş sırasında özellikle Alevi topluluğuna yönelik saldırı ve katliamlarıyla bilinen radikal cihatçı bir örgüttür. Uluslararası insan hakları raporlarına göre, HTŞ’nin kurduğu geçici yönetimin silahlı güçleri tarafından en az resmi rakamlara göre binlerce, gerçekte ise onbinlerce Alevi sivil katledilmiş; militanların ev ev dolaşarak sivillere mezhebini sordukları, değerli eşyalarını yağmaladıkları ve Alevilere yönelik hakaretler eşliğinde şiddet uyguladıkları, kadınlara karşı yaygın cinsel şiddet eylemlerinde bulundukları, kadınları ve çocukları insan ticaretinde kullanmak üzere kaçırarak köleleştirdikleri belgelenmiştir. Dolayısıyla söz konusu 22 sığınmacının geldikleri ülkede, inanç kimlikleri nedeniyle ağır zulüm ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya oldukları açıktır.

    Türkiye Cumhuriyeti, hem ulusal mevzuatı hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği zulüm tehlikesi altındaki hiç kimseyi zorla geldiği yere göndermemekle yükümlüdür. Geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, bir kişinin ülkesine döndüğünde hayati risk altında olacağı gösteriliyorsa sınır dışı edilmesi yasaktır. Bu nedenle Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nde idari gözetimde tutulan ve aralarında çocukların da bulunduğu en az 22 Suriyeli sığınmacının durumu hukuken kabul edilemez niteliktedir. Söz konusu kişiler Türkiye’ye sığınmış ve ivedi bir şekilde geçici koruma altına alınmalıdır.

    “GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜ TANINMALIDIR”

    Çağdaş Hukukçular Derneği, yaptığı yazılı açıklamada yetkililere şu çağrıda bulundu:

    “Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’ndeki en az 22 Suriyeli sığınmacı hakkında alınan idari gözetim kararları derhal sonlandırılmalıdır.

    Sığınmacıların haklı zulüm korkusuna dayanan geçici koruma başvuruları ivedilikle işleme alınarak kendilerine geçici koruma statüsü tanınmalıdır.

    Yetkililerin, ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirerek geri göndermeme ilkesine uygun davranması zorunludur.”

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılsın!’

    ‘Kuyu Tipi Hapishaneler kapatılsın!’

    PİRHA-TTB, TİHV, İHD, ÖHD, ÇHD, TAYAD, MED TUHAD-FED ile SES ‘Kuyu Tipi Hapishanelerde’ yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek için basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB İnsan Hakları Kolu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD), Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES); S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli olarak adlandırılan hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda bu hapishanelerin kapatılması çağrısını yinelemek amacıyla basın toplantısı düzenledi.

    Basın toplantısında ortak açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap okudu.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELERİN KAPATILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ettiklerini belirten Dr. Alpay Azap, “Bu tip hapishaneler yalnızca mahpusların ruhsal, bedensel, sosyal sağlıklarını bozmakla kalmayıp, siyasal erkin tüm toplumsal dinamikleri kontrol, yönetme ve bir cezalandırma biçimi olarak kullanılmaktadır. Öte yandan mahpusların iyilik halini ortadan kaldıran bu hapishaneler, ısrarlı itirazlara karşın ellerinde bedenleri dışında seslerini duyurabilecekleri bir araç kalmadığı düşüncesiyle açlık grevlerine kapı aralaması ve toplumu yaşam hakkı ihlaline varan ihlaller karşı karşıya bırakması sonucunu da doğurmaktadır. Özellikle siyasi mahpuslar olmak üzere; kuyu tipi olmayan bir cezaevine sevk ya da kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle süresiz açlık grevinde olan ve sağlık durumları kritik olan birçok mahpusun olduğu da bilinmektedir. İnsan haklarının hukukun üstünlüğü ilkesi ile güvence altına alındığı, adil yargılamanın sağlandığı demokratik bir ülkede ve siyasal bir iyilik halinde yaşamamız durumunda hapsetmenin bir yönetim tekniği olmaktan çıkacağını, herhangi bir hapishaneye dahi gerek kalmayacağını belirtmek istiyoruz” diye konuştu. 

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELER YILLARDIR SÜREN HAK İHLALLERİNİ DAHA DA ARTIRDI”

    İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, “Kuyu tipi hapishaneler yıllardır süren hak ihlallerini daha da artırdı. Açlık grevindeki mahpusların taleplerinin karşılanması ve bu hapishanelerin kapatılması çağrısı yaptı.

    ÖHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Şevin Kaya, “yüksek güvenlikli” olarak adlandırılan hapishanelerde mahpusların günde sadece bir saat açık havaya erişebilmesi gibi uygulamaların tecrit sistemini derinleştirdiğine dikkat çekti ve bu yeni tip tecrit hapishanelerin kapatılması çağrısına destek verdi.

    “AÇLIK GREVİ VE ÖLÜM ORUCUNDAKİ MAHPUSLARIN TALEPLERİ KARŞILANMALIDIR”

    ÇHD Ankara Şube Başkanı Avukat Murat Yılmaz, “ağırlaştırılmış tecrit sistemi” olarak nitelediği bu hapishanelere her geçen gün yenilerinin eklendiğine dikkat çekerek “Kuyu tipi hapishaneler kapatılmalı, yenilerinin yapılması durdurulmalı, tecrit içindeki mahpuslar diğer hapishanelere sevk edilmeli, açlık grevindeki ve ölüm orucundaki mahpusların talepleri karşılanmalıdır” dedi.

    TAYAD adına Ferdi Sarıkaya, kuyu tipi hapishanelerde açlık grevi ve ölüm orucunda olan mahpuslar hakkında bilgi verdi. Tecrit sorununun sadece mahpuslar ve ailelerini değil, tüm toplumu ilgilendirdiğini kaydeden Sarıkaya, siyasal iktidarın kendisi gibi düşünmeyen herkesi gönderebilecek bu yapıların kapatılması gerektiğini dile getirdi.

    “BU HAPİSHANELER DÜŞÜNCEYE TECRİT UYGULAMA MERKEZLERİDİR”

    MED TUHAD-FED adına Şirin Altay da kuyu tipi hapishaneler bir an önce kamuoyunun gündem başlıklarından biri haline dönüştürülmediği takdirde insanların hayatlarını kaybettiği günlerin yaklaştığını ifade etti. Altay, ayrıca ceza infaz kurulları eliyle yaratılan hak ihlallerini de vurguladı.

    SES Eş Genel Başkanı Sıddık Akın, Türkiye ile benzer nüfuslara sahip Almanya’da 60 bin ve Fransa’da 80 bin mahpus olmasının başlı başına bir gösterge olduğunu belirtti. Hasta mahpusların ve hapishanelerdeki sağlık emekçilerinin yaşadığı hak ihlallerinden de söz eden Akın, “Bu hapishaneler düşünceye tecrit uygulama merkezleridir. Yapılan, mahpuslarla birlikte toplumun düşüncelerinin tecrit edilmesidir. Yapılması gereken ise toplumsal sağlık ve iyilik halini geliştirecek adımlar atılmasıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD ve ÇHD: Açlık grevi ve ölüm orucunda olan mahpusların talepleri karşılanmalı-VİDEO

    İHD ve ÇHD: Açlık grevi ve ölüm orucunda olan mahpusların talepleri karşılanmalı-VİDEO

    PİRHA- ÇHD Ankara Şubesi ve İHD Ankara Şubesi, kuyu tipi hapishanelerdeki tecride karşı yürütülen açlık grevleri ve ölüm oruçlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Yüksek Güvenlikli Kapalı Tip (YGC) hapishanelerin insan doğasına aykırı olduğunu, insanın en temel haklarını gasp ettiğini vurguluyor ve ölüm yaşanmadan mahpusların kabul edilebilir taleplerinin karşılanması ve sevklerin yapılması gerektiğini ifade etmek istiyoruz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, cezaevlerinde süren açlık grevlerine ilişkin açıklama yaptı. İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamayı ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz okudu.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANE TECRİDİN YOĞUNLAŞTIRILDIĞI HAPİSHANE MODELLERİDİR”

    Kamuoyunda “Kuyu Tipi Hapishane” olarak adlandırılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler’in (YGC), tecridin yoğunlaştırıldığı hapishane modelleri olduğunu belirten Ceren Yılmaz, “Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde mahpusların tutulduğu hücrelerin havalandırması bulunmuyor. Mahpuslar ayrı bir bölümde olan havalandırmaya götürülmekte ve 1-1,5 saat arasında havalandırmada kaldıktan sonra tekrar hücrelerine götürülmektedir. Bu şekliyle mahpusların yürüyüş yapacakları, spor yapacakları, temiz hava alacakları alanlar ellerinden alındığı gibi; sohbet hakkına, kitap-yayın hakkına ciddi engellemeler getirilmektedir. Hücrede var olan tek pencere ise pipetin dahi geçemeyeceği sık eleklerle kapatılmıştır. Gün ışığı ve yeterli hava girmesinin engellenmesiyle birlikte uzun süre bu pencerelere bakmanın dahi göz rahatsızlıklarına yol açtığı mahpuslar tarafından aktarılmaktadır. Ayrıca bu hapishanelerde sayısı çok az olan üç kişilik hücrelerde, yatakları ve tuvalet kapısını gören kameralar bulunmaktadır” dedi.

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELERE KARŞI, ÖLÜM ORUCU VE AÇLIK GREVLERİ DEVAM ETMEKTE”

    “İnsanın en doğal haklarına ve insanlık onuruna aykırı biçimde inşa edilen kuyu tipi hapishanelere karşı, şu anda ölüm orucu ve açlık grevleri devam etmektedir” diyen Yılmaz, şunları ekledi:

    “Açlık grevleriyle ilgili olarak kurumlarımıza başvurular yapılmakta olup, başvurusu yapılmamış olan hapishanelerde de açlık grevi yapıldığına dair bilgimiz bulunmaktadır. Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinden, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilen ve hala burada tutulan Serkan Onur Yılmaz, ölüm orucunun 277. günündedir.
    Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Mithat Öztürk 183 gündür, Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Grup Yorum üyesi Ali Aracı 177 gündür açlık grevindedir.

    Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinden Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilen Ayberk Demirdöğen ise açlık grevinin 156. günündedir.  Çorlu (Karatepe) Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Fikret Akar 136 gündür açlık grevindedir. Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Ümit Çobanoğlu, 77 gündür açlık grevindedir. Yine aynı hapishanede tutulan Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Fırat Kaya ise 18 gündür süresiz açlık grevindedirler.
    275 gündür “Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması” talebiyle ölüm orucunda olan Serkan Onur Yılmaz, artık yürümekte güçlük çekmekte, uyumakta zorlanmaktadır. Ellerinde, ayaklarında ve sırtında yaralar çıkan Serkan Onur Yılmaz’ın ölüm orucu sürecinin ilerlemiş olması nedeniyle ayaklarında da ciddi sinir ağrıları başlamış durumdadır.

    KUYU TİPİ OLMAYAN BAŞKA HAPİSHANEYE SEVK EDİLMEYİ TALEP ETMEKTEDİRLER

    Halihazırda ölüm orucu ve süresiz açlık grevi yapan mahpuslar, kendilerinin ve birlikte kaldıkları arkadaşlarının kuyu tipi olmayan başka hapishaneye sevk edilmesini/edilmeyi talep etmektedirler. Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan ve 183 gündür süresiz açlık grevinde olan Mithat Öztürk; 62,5 kilo başladığı açlık grevinde bugün 45 kiloya kadar düşmüştür. Yürürken denge sorunları yaşamaktadır, konuşmasında yavaşlama başlamıştır. İshali bulunmakta ve bazı günlerde idrarından kan gelmektedir. Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan ve 177 gündür süresiz açlık grevinde olan Ali Aracı ise 44 kiloya kadar düşmüştür.”

    BM, TÜRKİYE’NİN BEŞİNCİ DÖNEMSEL RAPORU’NU DEĞERLENDİRDİ

    Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komite’nin, Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’nu değerlendirdiğini söyleyen Ceren Yılmaz, şu ifadeleri kaydetti:

    “Komite’nin 14 Ağustos 2024 tarihinde yaygınlaştırılan Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporunda Yüksek Güvenlikli Hapishaneler ile ilgili olarak 14 (b) paragrafında Komite ‘S tipi, Y tipi ve diğer yüksek güvenlikli hapishanelerdeki bazı mahpusların, fiili olarak tek başına hücreye kapatılma teşkil edecek şekilde günde 22 saatten fazla bir süre boyunca yeterli havalandırmanın olmadığı tek kişilik hücrelerde tutulmasından endişe duymaktadır’ tespitini yaptıktan sonra, 15 (b) paragrafında ‘Özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm kişilerin hücrelerinin dışında yeterli zaman geçirmelerini ve düzenli olarak anlamlı sosyal etkileşimlerde bulunma imkanına sahip olmalarını sağlamalıdır. Dahası, taraf devlet, fiili olarak tek başına hücreye kapatılma da dahil olmak üzere, tek başına hücreye kapatılmanın bir mahpusun cezasıyla ilgili nedenlerle uygulanmamasını ve sadece son çare olarak istisnai durumlarda, mümkün olduğunca kısa süreli, bağımsız incelemeye tabi olacak şekilde ve sadece yetkili bir merciin izniyle kullanılmasını sağlamalıdır. Tek başına hücreye kapatılma, Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’nın (Nelson Mandela Kuralları) 43 ila 46. kuralları uyarınca hiçbir koşulda 15 günü aşmamalıdır’ tavsiyesinde bulunmaktadır.”

    “MAHPUSLARIN TALEPLERİ KARŞILANMALI”

    Açlık grevi ve ölüm orucunda olan tutukluların, gelinen aşama itibariyle çok ağır ve ciddi bir yaşam tehdidi altında olduklarının altını çizen Ceren Yılmaz, “Yüksek Güvenlikli Kapalı Tip (YGC) hapishanelerin insan doğasına aykırı olduğunu, insanın en temel haklarını gasp ettiğini vurguluyor ve ölüm yaşanmadan mahpusların kabul edilebilir taleplerinin karşılanması ve sevklerin yapılması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Bu nedenle başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz. İnsanın sahip olduğu onur ve değere saygı gösterin, yaşama ses verin” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ÇHD, Alevilere dönük nefret söylemlerine dair suç duyurusunda bulundu!

    ÇHD, Alevilere dönük nefret söylemlerine dair suç duyurusunda bulundu!

    PİRHA-Çağdaş Hukukçular Derneği, Suriye’deki Alevi katliamının Türkiye’ye yansımasının nefret suçları şeklinde olduğuna dikkat çekerek, savcılığa ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD tarafından yapılan katliamlarda binlerce Alevileri yurttaş katledildi. Çok sayıda Arap Alevi de alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın da çeteler tarafından kaçırıldı.

    Suriye’de Alevilere dönük katliamın ilk gününden itibaren Türkiye’de yaşayan Aleviler ‘Siyasal Alevilik’ adı altında hedefe konuldu. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Alevilere dönük artan nefret suçları, hakaret ve tehdit fiillerine dair Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    ÇHD yönetimi, etkin bir soruşturma ile faillerin cezalandırması adına sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hukuk örgütlerinden Selçuk Kozağaçlı açıklaması: Savunma susmadı, susmayacak!-VİDEO

    Hukuk örgütlerinden Selçuk Kozağaçlı açıklaması: Savunma susmadı, susmayacak!-VİDEO

    PİRHA-Hukuk örgütleri, Selçuk Kozağaçlı’nın yeniden tutuklanmasına dair Ankara Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, ” Selçuk Kozağaçlı’nın tahliyesiyle birlikte dün sevinen, umutlanan herkese bir gözdağı vermek istiyorsunuz ama buradayız” denildi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Selçuk Kozağaçlı, cezaevinden tahliye olmasının üzerinden 24 saat geçmeden yeniden gözaltına alındı.

    8 yıl boyunca cezaevinde olan Kozağaçlı infazını tamamladığı için serbest kalmıştı. 24 saat geçmeden bu karar aynı infaz hakimliği tarafından itiraz üzerine kaldırıldı ve Selçuk Kozağaçlı yeniden tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne götürüldü.

     Savunmaya Özgürlük Platformu konuya ilişkin Ankara’da Sıhhiye Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı platform adına ÇHD Ankara Şube Yöneticisi Nergiz Görnaz okudu.

    “HUKUKSUZLUKLARIN TAMAMI, YILLARDIR MÜCADELE ETTİĞİMİZ YARGININ ARAÇSALLAŞTIRILMASININ BİRER ÖRNEĞİDİR”

    Selçuk Kozağaçlı’nın yeniden tutuklandığını hatırlatan Görnaz, “Biz bu filmi daha önce de izledik” diyerek şunları söyledi:

    “2018 yılında nasıl aldıysanız Selçuk’u, bugün de aynısını yaptınız. Daha önce de yargılamayı yapan mahkeme heyetinin oybirliğiyle verdiği tahliye kararının, aynı heyete hafta sonu apar topar geri çektirildiğine de tanıklık etmiştik. O kararı veren heyeti ise dört bir yana sürdünüz. Bu hukuksuzlukların tamamı, yıllardır mücadele ettiğimiz yargının araçsallaştırılmasının birer örneğidir. Atama usulüyle getirilen Akın Gürlek başkanlığındaki mahkeme heyeti, tamamen uydurma ve sahte delillerle mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu dosyada adil yargılanma hakkı için canını ortaya koyan sevgili Ebru Timtik’i yitirdik. Tüm dünya kamuoyu buna tanıktır. Bugün de aynı senaryoyu sahneye koyuyorsunuz. Selçuk Kozağaçlı’nın tahliyesiyle birlikte dün sevinen, umutlanan herkese bir gözdağı vermek istiyorsunuz. Ama buradayız!”

    “FAŞİZME KARŞI SESİMİZİ DAHA GÜR ÇIKARMA ZAMANI!”

    “Her işkence yaptığınızda, her madenci davasında, her öğrenci direnişinde, her katliamda, her hukuksuz gözaltıda, 2911 bahanesiyle susturmaya çalıştığınız her eylemde halkın yanında bizler olacağız” diyen Nergiz Görnaz şunları ekledi:

    “Ve unutmayın: Selçuk Kozağaçlı’nın da dediği gibi; ‘Bizi gözaltına alarak, tutuklayarak, hapsederek susturamazsınız.’ ‘Haysiyet sahibi insanların hapishaneden korkması için bir sebep yoktur.’

    Korku duvarı çoktan aşıldı. Buz kırıldı, yol açıldı. Mücadeleye bulunduğumuz her alanda devam ediyoruz, edeceğiz! Faşizme karşı sesimizi daha gür çıkarma zamanı! Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Savunma Susmadı Susmayacak!”

    “HUKUKSUZLUKLAR SON BULMALIDIR”

    DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da, savunmanın susmadığını ve susmayacağını dile getirerek, “Kozağaçlı’nın duruşunu, direnişini, ezilenlerin yanında oluşunu yıllardan beri takip ediyoruz. Selçuk Kozağaçlı’nın neden hala içeride tutulmaya çalışıldığını iyi biliyoruz. Hepimiz biliyoruz ki bir talimat geldi ve tahliye edilen Selçuk Kozağaçlı tekrar tutuklandı. Hukuk ne kadar ayaklar altında herkes görüyor. Bu hukuksuzluk son bulmalıdır” diye konuştu.

    Açıklama sloganlar ve alkışlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Avukat Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    Avukat Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    PİRHA – 4 yıl önce bugün, herkese adil yargılanma talebiyle girdiği ölüm orucu direnişinin 238. gününde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik, meslektaşları tarafından Gazi Mahallesi’ndeki mezarı başında anıldı

    Türkiye’de ihlal edilen adil yargılanma hakkı için yaptığı ölüm orucu direnişinin 238. gününde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik, meslektaşları ve müvekkilleri tarafından Gazi Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. “Ebru Timtik ölümsüzdür” pankartının açıldığı anma, 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı. Timtik’in mezarı başına avukat cüppesi ve karanfiller bırakıldı. Timtik’in mezarını karanfillerle ve cübbelerle donatan avukatlar, Ebru’nun en sevdiği türküleri söyledi.

    “DİRENİŞİ DÜNYADA YANKI BULDU”

    Avukatlar adına açıklamayı okuyan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Ezgi Önalan, “4 yıl önce Ebru’muzun 38 kilo kalmış bedenini omuzladık ve vasiyet ettiği gibi annesiyle kavuşturduk,” diyerek sözlerine başladı. Ebru’nun ve Aytaç’ın adil yargılanma hakkı direnişinin bütün dünyada yankısını bulduğunu hatırlatan Önalan, dünyadan 2 milyon avukat nasıl adaletsizce yargılandıklarını öğrendiğini vurguladı.

    “238 GÜN CANIYLA KONUŞTU”

    Ebru Timtik’in “Avukat ölse mezarında hak arar” sözünü hatırlatan Önalan, şunları kaydetti:

    “Ebru’ya sadece konuşmak yetmezdi. Ebru, hayatını hak ve adalet mücadelesine adamıştı. Adaletsizlik kendisine yöneldiğinde de susmayacağını, öylece durmayacağını hepimiz biliyorduk. Faşizm, ömründen 13 seneyi istiyordu. Haksız yere değil 13 senesini 13 gününü bile vermeyeceğini biliyorduk. Önce hakkında verilen tahliye kararının aynı gün geri alınarak tutuklanmak istenmesine karşı direndi. Tutuklanmasından sonra ise adalet talebiyle ölüm orucunda olan müvekkillerinin açlıklarına ortak oldu. 5 Nisan Avukatlar Günü’nde ise Aytaç’la beraber direnişlerini ölüm orucu halinde sürdürmeye karar verdiler. Biz, 238 gün boyunca çalmadık kapı, Ebru’yu anlatmadığımız tek kişi bırakmadık. Ebru bütün sözlerin çok üzerinde 238 gün boyunca canıyla konuştu. Ebru’nun bedeni 38 kilodan çok daha ağırdı. Her türlü adaletsizliği yapabileceklerini ve kimsenin buna karşı duramayacağını zannedenlerin yüzlerine vurulmuş ağır bir tokattı. Bugün siyasal iktidarın Ebru’nun isminden ve onun anılmasından bu kadar korkmasının sebebi budur.”

    Kaynak: ANF

  • Açlık grevindeki Vedat Doğan ve Rezzan Şengül’ün sağlık durumu ağırlaşıyor

    Açlık grevindeki Vedat Doğan ve Rezzan Şengül’ün sağlık durumu ağırlaşıyor

    PİRHA-Açlık grevinde bulunan tutuklu Grup Yorum üyeleri Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’ın durumunun gittikçe ağırlaştığını ifade eden hak ve hukuk örgütleri, açlık grevindeki tutukluların taleplerinin karşılanmasını istedi. 

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), havalandırmanın olduğu bir hapishaneye nakledilme talebiyle Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde açlık grevine giren Grup Yorum üyeleri Rezzan Şengül ve Vedat Doğan’a ilişkin ortak bir açıklama yaptı.

    “KRİTİK AŞAMADALAR”

    Şengül’ün 140, Doğan’ın ise 135 gündür açlık grevinde olduğuna dikkat çekilen açıklamada, her ikisinin de vücut kitle endeksinin kritik değerlerin altına düştüğü belirtildi.

    Tutukluların tıbbi bakım haklarının da ihlal edildiğine dair iddiaların olduğu vurgulanan açıklamada, “Açlık grevinde olanların yaşamlarının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin yapılması son derece önemlidir. Açlık grevi yapan kişilerin günlük olarak minimum 5 büyük bardak su, 2 çay kaşığı tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ve 500 mg B1 vitamini alması sağlanmalıdır. Açlık grevi sırasında, açlık grevi yapan kişilerin başka koşullardan kaynaklanan sağlık riskleri ortadan kaldırılmalıdır” denildi.

    “TECRİT SON BULMALI”

    Birleşmiş Milletler’in (BM) S ve Y tipi hapishaneleri tespitlerine de yer verilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Duyusal ve sosyal uyaranlardan yoksunluk/kısıtlılık anlamına gelen ve bu nedenle insan sağlığına doğrudan zararlı olduğu tüm bilimsel çalışmalarda kanıtlanmış olan mahpuslara yönelik izolasyon/tecrit uygulamalarının sonlandırılması gereği, uzun yıllardır ülkemiz için temel bir gündem maddesi olmuştur. Bu olumsuz koşulların giderilmesi görevi öncelikle Adalet Bakanlığı’na aittir ve bu olumsuz koşulların Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmeler, İşkenceye Karşı Komite gibi uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri ve dünya ölçeğinde hapishanelerde mahpuslara yönelik muameleye ilişkin standartları belirleyen temel belge olan ‘Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Nelson Mandela Kuralları)’ uyarınca bir an önce sona erdirilmesi gerekmektedir.”

    “YAŞAMA SES VERİN”

    Tutukluların gelinen aşama nedeniyle ciddi bir yaşam tehdidi altında olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Geçmiş deneyimlerden çok iyi biliyoruz ki, bu aşamada açlık grevini sürdüren mahpuslar çok ağır ve ciddi bir yaşam tehdidi altındadır. Bir an önce insanı ve hukuku esas alan bir çözüm ortamı oluşturularak açlık grevlerinin sonlandırılması sağlanmalıdır. Bu nedenle, başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz: İnsanın sahip olduğu onur ve değere saygı gösterin, yaşama ses verin… Hiçbir şey insan yaşamından daha değerli değildir” şeklinde bir çağrı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da yapılan 1 Mayıs baskınlarında 11 kişi daha gözaltına alındı

    İstanbul’da yapılan 1 Mayıs baskınlarında 11 kişi daha gözaltına alındı

    PİRHA- ÇHD İstanbul Şubesi, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çalışan 11 kişinin daha bu sabah yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alındığını açıkladı.

    1 Mayıs’ta Taksim’e yürüme iradesi gösterdiği için Saraçhane’de ve ev baskınlarıyla gözaltına alınan 65 kişiden 38’i tutuklanmıştı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çalışan 11 kişinin daha bu sabah yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alındığını açıkladı.

    ÇHD İstanbul Şubesi’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada,”İktidarın 1 Mayıs saldırıları, 1 Mayıs’ta Taksim ısrarını kriminalleştirme çabası devam ediyor. Bu sabah da çok sayıda devrimcinin evine polis operasyonu gerçekleştirildi. Toplam gözaltı sayısı şu an 11. Gözaltı takibi için vatan emniyete geçeceğiz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA-ÇHD ve ÖHD İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair basın toplantısı gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler” denildi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul şubeleri, 9 Şubat’ta ÇHD üyesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının tutuklanmasına dair Beyoğlu’nda bulunan dernek binalarında basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya, ÇHD ve ÖHD üyesi avukatların yanı sıra çok sayıda hukukçu katıldı. Toplantının yapıldığı salona, “Avukatlığın kriminalize edilmesine izin vermeyeceğiz” yazılı pankart asıldı.

    Açıklamada basın metnini okuyan ÇHD İstanbul Şube Yöneticisi Çiğdem Akbulut, okudu.

    “SORGUYA KAR MASKELİ POLİSLER GİRDİ”

    Gözaltı ve sonrasındaki hukuki sürecin bir keyfilikle ilerlediğini belirten Çiğdem Akbulut, “Meslektaşlarımız sorgu hakimliğinde savunmalarını gerçekleştirirken, salonda yüzlerinde kar maskesi olan silahlı terörle mücadele polisleri de hazır bulundu. Bu ölçüde keyfi bir sürecin sonunda meslektaşlarımız, Halkın Hukuk Bürosu’nda el konulduğu söylenen CD, flash bellek gibi materyallerin incelemesinin bitmemesi gerekçesi ile tutuklandı. Her ne kadar ana akım medya bu operasyonu ‘Çağlayan Adliyesi Operasyonu’ olarak adlandırıp, meslektaşlarımızın yaşanan çatışmayla bir ilgisi olduğu algısını yaratmaya çalışsa da, meslektaşlarımız hakkındaki tutuklama kararı da dahil evrak içeriğinde, bu tür bir delile dayanılmadığı gibi, böyle bir iddia dahi ileri sürülmedi. Ancak ana akım medya, siyasi iktidar eliyle kendisine servis edildiği şekliyle, masumiyet karinesini çiğneyerek, meslektaşlarımızla ilgili bu yalanı yaymaya inatla devam etti” dedi.

    “BU UYGULAMA KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİNİN İHLALİDİR”

    Meslektaşlarının aleyhinde tek bir delil olmadan tutuklandığını belirten Akbulut, “Bu uygulama en basit ifadesi ile kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlalidir. Kaldı ki, el konulan CD ve flash bellek içeriğinin meslektaşlarımızın müvekkillerinin dosyaları ile ilgili olduğu gözetildiğinde avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliğinin de ihlal edildiği görülecektir. 6 Şubat’ta 11.30 sıralarında bir silahlı çatışma gerçekleşti. Ardından saat 15.00 gibi HHB’ye savcı eşliğinde bir polis operasyonu gerçekleşti. Hakkında sadece Seda Şaraldı’ya yakalama kararı ile geliniyor. Seda hakkındaki yakalama kararının da somut hiçbir dayanağı bulunmamakta. Bu eylemle ne tür bir bağ kurulduğuna dair hiçbir gerekçesi olmayan bir karar. Büroda diğer üyelerimiz ve Genel Merkez yöneticimizi de de gözaltına alıyorlar. Görme engelli Berrak adli kontrol ile serbest bırakılırken, ona refakat eden eşi Sinan Çağlar ise tutuklandı. Operasyon sırasında da ne ile suçlandıklarına dair hiçbir ayrıntı verilmemişti. Emniyette diğer avukat arkadaşlarımız hakkında da yakalama kararı çıkartılarak gözaltı yapıldı” diye belirtti.

    “BİR KOMPLO İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Gözaltındaki avukatlara çatışmadaki kişileri tanıyıp tanımadığının sorulduğunu dile getiren Akbulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Büroda ele geçirilen dava dosyalarına dair yazılı içerik, görüntü ve dijital materyallerdi. Bunun dışında bir soru sorulmadı. 9 Şubat’ta adliyeye çıkartıldıklarında, bir yöneticilik suçlamasında bulunuldu ve 6 Şubat eylemini gerçekleştirenleri tanıyıp tanımadıkları soruldu. Hiçbir delil yok ellerinde. Bu eylemle hiçbir alakalarının olmadığını, ne üyelik ne de yöneticiliğin söz konusu olmadığını ve hiçbir delilin olmadığını da savcılık aşamasında belirttik. Çok ağır bir suç isnadı ile karşı karşıyayız. Tutuklama gerekçesine dahi HHB bürosundaki dijital materyallerin henüz çözümlenmediği yazıldı. Bir komplo ile karşı karşıyayız. Karşımızda çok arsızlaşmış bir kolluk ve iktidar güdümünde yargı söz konusu. Geçerli delil dahi bulma, yaratma kaygısına bile girmemişler. Bunun bir kurgu olduğunu, arkadaşlarımızı beraat alıncaya kadar söylemek istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ÇHD: Ilgım Apartmanı davasında tahliye edilen katiller yakalansın, adalet istiyoruz! -VİDEO

    ÇHD: Ilgım Apartmanı davasında tahliye edilen katiller yakalansın, adalet istiyoruz! -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, Hatay’da 85’ten fazla insanın hayatını kaybettiği Ilgım Apartmanı dosyasında yargılanan müteahhit ve yapı denetim sorumlusunun yakın zamanda tahliye edilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bir çok dosyadan yargılanan müteahhit ve yapı denetim sorumlularının tahliye haberlerini alıyoruz, biz bu katillerin yakalanmasını istiyoruz” denildi.

    Hatay Odabaşı mahallesi Kurşunlu sokakta bulunan, 85’ten fazla insanın hayatını kaybettiği Ilgım Apartmanı dosyasında yargılanan müteahhit ve yapı denetim sorumlusu yakın zamanda tahliye edildiler.

    Çağdaş Hukukçular Derneği, dosyaya ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamaya depremde hayatını kaybedenlerin aileleri de katıldı.

    “BAŞKA DOSYALARDA DA SORUMLULAR TAHLİYE EDİLİYOR”

    ÇHD Ankara Şube Başkanı Av.Ceren Yılmaz, “Organizasyon eksikliği olduğunu, bu nedenle on binlerce insanımızı kaybettiğimizi hepimiz gördük. Bir çok dosyadan yargılanan müteahhit ve yapı denetim sorumlularının tahliye haberlerini alıyoruz” dedi.

    “GELEN RAPOR SADECE DEPREMİ KUSURLU BULDU”

    Açıklamada konuşan ÇHD üyesi ve depremde yakınlarını kaybeden Av. Duygu İnegöllü ise şunları söyledi:

    “Apartman enkaza dönmüş haldeydi, bina resmen ters dönmüştü. Yakınlarımızı 8 günün sonunda bulabildik. Ardından bizim için çok zor bir soruşturma süreci başladı. Mart ayında yakalandılar. Bu ay önce bir rapor geldi ve sadece depremin kusurlu olduğu yer alıyordu. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden gelen bu rapor çok eksik. Bizim binamızı gelip incelemediler. Buna rağmen kimsenin kusuru yok diyor rapor. Eksiklikler giderildikten sonra kusur değerlendirmesi yapılmalıydı.
    Bölgede 8 bina vardı yerle bir olan. Bina sayısı 2, yana yatan bina sayısı 2, diğerleri ağır hasarlıydı. Bizim binamızda kimse sağ çıkmadı. Ayakta kalan binalar varken bizim binamız neden yıkıldı. Adalet istiyoruz.”

    “KAMU GÖREVLİLERİNİN DAVAYA DAHİL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Adalet Peşinde Aileleri üyesi Döne Kaya ise “Annem, kız kardeşim ve 9 aylık yeğenimi kaybettim. 4 ay sonra bu platformu kurduk. Üzerinden neredeyse bir sene geçti. Davalarımız çok geç ilerlemekte, biz bu katillerin yakalanmasını istiyoruz. Kamu görevlilerinin de davalara dahil edilmesini istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • 81 yaşındaki Makbule Özer’in yeniden tutuklanması kararına İzmir’de tepki

    81 yaşındaki Makbule Özer’in yeniden tutuklanması kararına İzmir’de tepki

    İzmir Kadın Platformu, ÖHD, ÇHD ve İHD Kadın Komisyonları geçen yıl tutuklanan ve hastalıkları nedeniyle cezası ertelenen Makbule Özer’in yeniden tutuklanmasına karar verilmesine karşı basın açıklaması yaptı. Kadınlar “Bir an önce bu hukuksuzluğa dur denilmelidir” diyerek duruma tepki gösterdi.

    İzmir Kadın Platformu, geçtiğimiz yıl tutuklanan 81 yaşındaki Makbule Özer’in yaşı ve hastalıkları sebebiyle infazının bir yıl ertelenmesinin ardından Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) yeniden cezaevinde kalabilir raporu verilmesine tepki göstererek Sevinç Pastanesi önünde bir araya geldi.

    Kadınlar basın açıklaması gerçekleştirirken, açıklamaya İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi ve Hasta Mahpuslar Platformu’nun Kadın Komisyonlarının yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi parti de katıldı. “Makbule Özer İçin Adalet” yazılı pankartın taşındığı açıklamada sık sık, “Makbule Özer tutuklanamaz”, “Jin jiyan azadî”, “Kadın tutsaklar onurumuzdur” ve “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz” sloganları atıldı. Basın metnini kitle adına Ruken Emektar okudu.

    “KARAR EVRENSEL HEKİMLİK DEĞERLERİYE BAĞDAŞMIYOR”

    Makbule Özer’in yargılanma ve tutuklanma sürecini hatırlatan Emektar, Makbule’nin hastalıkları nedeniyle cezaevinde kalamayacağına dair bağımsız uzman raporları alındığını ifade etti. Makbule’nin hayatını tek başına idame ettiremeyeceğini ve Adli Tıp Kurumu’na dahi tekerlekli sandalye ile götürüldüğünü belirten Ruken, “Makbule Özer hakkında, 11 Kasım 2023 tarihinde yeniden yapılan değerlendirme sonrasında, sağlık sorunlarında herhangi bir değişiklik olmadığı kurul raporuna yansımasına rağmen ‘R (rehabilitasyon) tipi cezaevi şartlarında kalmasının uygun olduğu’na dair karar verilmiştir. Bir önceki raporda ATK 3. İhtisas Kurulu yaptığı tetkikler sonrası verdiği rapora, ‘Tedavisiz kalması kemik kırığı riski yaratmaktadır. Yaşı dikkate alındığında uzun vadede risk oluşturabilir’ notu düşülmüştü. Raporunun devamında Makbule Özer’in, hapishanede banyodayken kayarak düştüğü ve sağ el parmağında kırık oluştuğu tespitine yer vermişti. ATK’nin Özer’in yaşı ve hastalıkları artmasına rağmen böylesi bir rapor hazırlanmış olması ATK’nin kararları ile mahpusların hapishanelerde ölüme terk edildiğini göstermektedir. Bu durumun tıbbi, hukuki ve vicdani açıdan ayrı ayrı ağır sorumluluğu bulunmaktadır ve evrensel hekimlik değerleriyle bağdaşmamaktadır” dedi.

    YAŞAM HAKKI

    R tipi cezaevlerinin Türkiye’de sadece İzmir ve Elazığ illerinde bulunduğunu paylaşan Emektar, “Hak ihlallerinin yoğun olduğu, mahpusların sağlık hakkı başta olmak üzere hiçbir hakkına erişemediği, mahpusların rehabilite edilmediği aksine hapishaneye konulduktan sonra hastalıklarının daha da ilerlediği R tipi hapishanelerinden birine gönderilmesi Özer’in en başta yaşam hakkının riske atıldığı açıkça görülmektedir. Yaşam hakkı, bütün hak ve özgürlüklerin temelini oluşturması bakımından belirleyici nitelik taşımaktadır. İnsan haklarının ilki olan yaşam hakkı ve bu hakka saygı, bütün diğer hakların gerçekleşebilmesi için vazgeçilmez temeli oluşturmaktadır. Bireyin diğer bütün haklarını ve özgürlüklerini kullanabilmesi yaşama hakkının sağlanmasına bağlıdır” diye belirtti.

    “SERBEST BIRAKILMALILAR”

    Bu durumun hukuka ve vicdana aykırı olduğunu vurgulayan Emektar, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Makbule Özer, pazartesi günü hapishaneye girecektir. Bir an önce bu hukuksuzluğa dur denilmelidir. Makbule Özer hakkında verilen bu karardan dönülmesi ve hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılması konusunda yetkili makamlara çağrıda bulunuyoruz. Tüm hak savunucularının bu ihlale dur demek için harekete geçmelerini talep ediyoruz. Hapishanelerdeki ölümleri durdurun, hasta mahpusları derhal serbest bırakın.”

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Avukatlardan Filistin’e destek: İsrail devletine uygulanan cezasızlığa karşı çıkıyoruz-VİDEO

    Avukatlardan Filistin’e destek: İsrail devletine uygulanan cezasızlığa karşı çıkıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Avukatlar, Filistin halkına destek vermek için adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada,”75 yıldır Filistin halkını katleden, işkenceye maruz bırakan, onlara eşit insan muamelesi yapmayan, topraklarını elinden alan İsrail devleti ve onu cezasızlıkla ödüllendiren emperyalist saldırganlıktır” denildi.

    Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular ve Toplumsal Hukuk, Sıhhiye Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya cübbeleri ile katılan avukatlar emperyalist saldırılara ve siyonist işgale karşı Filistin halkı ile dayanışma vurgusu yaptı.

    Açıklamayı kurumlar adına, ÇHD üyesi Av. Nilüfer Irmak Özkan okudu.

    “İSRAİL’E UYGULANAN CEZASIZLIĞA KARŞI ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamada Özkan, Filistin halkının yasadışı askeri işgal, ırk ayrımcılığı ve etnik temizliğe karşı direnme hakkının meşruiyetini vurgulayarak, “Herkesi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de içinde yer aldığı emperyalist blokun İsrail’in işlediği savaş suçları ve zulüm karşısındaki aracılık eden pozisyonuna, İsrail’e uygulanan pervasız cezasızlığa karşı çıkmaya çağırıyoruz.

    Bugün ortaya çıkan tüm şiddet fiillerinin sorumlusu 75 yıldır Filistin halkını katleden, işkenceye maruz bırakan, onlara eşit insan muamelesi yapmayan, topraklarını elinden alan, açlığa, susuzluğa, sefalete mahkum eden İsrail devleti ve onu cezasızlıkla ödüllendiren emperyalist saldırganlıktır” diye ekledi.

    “EMPERYALİST ÜLKELER İSRAİL’E ASKERİ DESTEK VERMEK İÇİN SIRAYA GİRMİŞ DURUMDA”

    Emperyalist saldırganlığın Gazze’de soykırım teşebbüsüne girişmiş olduğunu belirten Özkan, “Gazze’den ayrılmaya çalışan konvoylara dahi saldırmış ve hastane, ibadethane ve yaşam alanı bombalamayı açık şekilde ilan edecek derece pervasızlaşmıştır. Durum böyleyken İsrail rejimi bir kınama ile dahi karşılaşmazken emperyalist ülkeler İsrail’e askeri destek için adeta sıraya girmiş durumdadır.

    İsrail, Filistin’de adım adım soykırıma doğru ilerlemektedir. Bir halkın topluca aç ve susuz bırakılması, öldürülmesi, göçe zorlanması soykırım suçunu oluşturur, bu suçta zaman aşımı yoktur ve Türkiye mahkemeleri yurt dışında işlenen soykırım suçlarını yargılamaya yetkili ve görevlidirler. Ne var ki bugün, Filistin halkına yaşatılanın insanlık suçu ve soykırım olduğunu, İsrail’in ‘yerleşimci’ diye meşrulaştırmaya çalıştığı insanların aslında işgalci olduğunu dile getirmekte beis görmeyenler, eş zamanlı olarak Rojava ve Suriye topraklarında süregelen sınır ötesi operasyonların ve katliamların sorumluluğunu taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bu açıklamalarının da emperyalist blokun bütünü gibi net bir ikiyüzlülük  taşıdığını görmemek mümkün değildir” dedi.

    “FİLİSTİN HALKINI KINAYANLARA KENDİ DÜZENLERİNİ HATIRLATMAYI BORÇ BİLİYORUZ”

    Irkçı rejimler ve işgal karşısında halkların kendi kaderini tayin hakkının ve yine her türlü araçla işgal karşısında direnme hakkının meşru olduğunun altını çizen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Uluslararası hukuk tarafından dahi bu hak, yıllar içerisinde dünya halklarının kan ve canları ile bedel ödemeleri sonucu tanınmak zorunda kalmıştır. Bu bağlamda Filistin halkının direnişi tartışmasız şekilde meşrudur.
    Bugün İsrail’in Gazze’de arka arkaya işlediği insanlık suçları meşrulaştırılmaya çalışılırken, bir kez daha hatırlatıyoruz: Uluslararası hukuk, Filistin halkının kendi evlerine ve mülklerine dönme hakkını korumaktadır. BM Genel Kurulu 1974 tarih ve 3236 sayılı Kararı, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını, milli bağımsızlığı ve egemenliğini, ayrıca Filistinlilerin evlerine ve mülklerine dönme hakkını tanımakta ve teyit etmektedir. Yine uluslararası hukuk, sömürgecilik ve yabancı hakimiyet ve tahakküm altındaki halklar için, öz savunma hakkını savunmaktayız. Bu hali ile bugün Filistin halkını kınama yarışına girişmiş olan uluslararası kurumlara kendi karar ve düzenlemelerini hatırlatmayı da bir borç biliyoruz.”

    Basın açıklaması alkışlar ve sloganlarla sonlandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    PİRHA- Ankara’da isimsiz bir ihbar sonucu gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe gözaltına alındı. Meslektaşları için açıklama yapan hukuk örgütleri, gözaltıların kabul edilemez olduğuna dikkat çekerek, “İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız” dedi.

    Ankara’da gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe TEM şube polislerince gözaltına alındı.

    Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube ve Toplumsal Hukuk, meslektaşlarının gözaltına alınmasına ilişkin Ankara Çağdaş Hukukçular Derneği’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı avukatlar adına Av.Nergis Görnaz okudu.

    “GÖZALTILAR İSİMSİZ İHBAR SONUCU YAPILDI”

    İsimsiz bir ihbarla başlatıldığını öğrendikleri soruşturmada alelacele ve hukuksuz bir şekilde kamusal görev yapan meslektaşlarının gözaltına alındığını ve hakimlik kararı dahi alınmadan arama, el koyma kararı verildiğinin aktaran Görnaz, “Her gün adliyede mesleki faaliyetlerini sürdüren meslektaşlarımızın ifadeleri davet edilerek alınabilecekken, gece yarısı ev baskınıyla gözaltına alınmış olmaları kabul edilemezdir. Haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

     “HUKUK MÜCADELESİ GELENEĞİMİZ HEDEF ALINDI”  

    Görnaz, siyasi iktidarın her alanda keyfi ve hukuksuz uygulamaları yönetme biçimi olarak dayattığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Çok açıktır ki bu hukuksuzluğa karşı çıkan avukatları da hedefine almaktadır. Derinleşen yönetememe krizi, toplumsal muhalefete ve onun demokratik kazanımlarına dönük saldırıları beraberinde getirmektedir. Meslektaşlarımızın da içinde yer aldığı gözaltıların nedeni tam da budur. Adil yargılanma hakkının çiğnendiği, hukuki güvenceden yoksunluğun olağanlaştığı günümüzde, yürütmenin yargıya açıktan talimat verdiğini görmekteyiz. Fakat tüm bunlara rağmen, halkın demokratik kazanımlarına sahip çıkarak, ekonomik, siyasi, kültürel, akademik alandaki tüm haksız uygulamalara ve hukuksuzluklara karşı direnmekteyiz. İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız.”

    “SAVUNMA SUSMADI, SUSMAYACAK”

    Siyasi iktidarın muhalif avukatlık pratiğine tahammülsüzlüğüne vurgu yapan Görnaz, “Yaratmaya çalıştığı biat eden savunmanlığı reddediyoruz. Mesleki faaliyetlerimizi hak temelli, ezilenlerden yana sürdürmeye devam edeceğiz. Siyasi iktidarın tüm bu saldırılarına karşı mücadelemizde asla geri atmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Gözaltına alınan ÇHD Ankara Şube yöneticisi ve üyesi meslektaşlarımızın hukuki sürecinin takipçisi olduğumuzu bildiriyor, bu haksız ve hukuksuz duruma son verilerek tüm gözaltıların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Savunma susmadı, susmayacak!” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • İsimsiz ihbarla Ankara’da ÇHD’li avukatlara gözaltı operasyonu

    İsimsiz ihbarla Ankara’da ÇHD’li avukatlara gözaltı operasyonu

    PİRHA- Ankara’da ÇHD’li avukatların da aralarında olduğu 20 kişi gözaltına alındı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi Başkanı Bilgi Topçu ile üyeleri Ceren Yılmaz ve Fatih Gökçe’nin de aralarında bulunduğu 20 kişi, sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi gözaltıları sosyal medya hesabından şu ifadeler ile duyurdu:

    “Dün gece Ankara Şube Başkanımız Av. Ceren Yılmaz, Şube Yöneticimiz Av. Fatih Gökçe, üyelerimiz Av. Bilge Topcu ve Ilgın Gökçe isimsiz bir ihbar ve savcının yazılı talimatı ile gözaltına alınmıştır. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın!”

    Soruşturmanın gerekçesi öğrenilmezken, gözaltına alınanların Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurumlarına saldırı davasında tahliye kararına itiraz edilecek-VİDEO

    Alevi kurumlarına saldırı davasında tahliye kararına itiraz edilecek-VİDEO

    PİRHA – DAD Ankara Şube, 4 Alevi kurumuna yapılan saldırı ardından yürütülen davada sanıklara tahliye çıkmasını kınadı. Yapılan açıklama yedi gün içerisinde karara itiraz edilerek bir üst mahkemeye başvurulacağı ifade edildi.

    Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı davasının karar duruşması 7 Temmuz’da görüldü. Mahkeme, tutuklu saldırgan Ahmet Ozan Karaca’nın tahliyesine, iki tutuksuz sanık Baver Gül ile Çağdaş Can Bardakçı’nın ise beraatine karar verdi.

    Mahkemenin kararına ilişkin Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, cemevi binasında basın açıklaması yaptı.

    Çok sayıda yurttaşın katıldığı basın toplantısında mahkemenin taraflı olduğu üzerinde duruldu.

    “DAVA BURADA KALMAYACAK”

    DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Ahmet Ozan Karaca’yı serbest bırakan mahkeme, yarın başka saldırganlar yaratacaktır” diyerek kararı eleştirdi. Karabudak, saldırganların tahliye edilmesine itiraz edeceklerini belirterek şunları söyledi:

    “Yaklaşık 1 yıl süren mahkeme sürecinde avukatlarımızın tüm çabalarına rağmen siyasal iktidarın yansıması olan mahkeme de aleyhimize karar verdi. Bu bizler için şaşırtıcı olmadı. Çünkü geçmişten bugüne baktığımızda tüm Alevi katliamlarında cezasızlık hüküm sürmüştür. Ama dava burada kalmayacak. Bunu gerekli yerlere götüreceğiz. Tüm hukuk hakkımızı kullanacağız. Bu davanın peşini bırakmayacağız. Çünkü Aleviler artık eskisi gibi örgütsüz değiller. Hakkını, hukukunu arayan, gerektiğinde sokağa çıkan bir Alevi toplumu var. Tüm Alevi kurumları ile tekrar bu durumu gözden geçirip beraber neler yapabiliriz, tartışacağız. Bu cezasızlık politikası sonraki saldırılara, katliamlara da gebedir. Bugün Ahmet Ozan Karaca’yı serbest bırakan mahkeme, yarın başka saldırganlar yaratacaktır. Aslında bu bir ceza değil ödüldür.”

    MAHKEMEDEN, ‘CEMEVLERİ İBADETHANEDİR’ KARARI!

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi adına Av. Ümran Hakverdi ise ilk kez bir ceza mahkemesinin, cemevlerini ibadethane statüsünde değerlendirdiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Saldırının ilk gününden bugüne kadar dosyanın takipçisi olduk. Soruşturma aşamasında savcı, cezasızlık politikası ile soruşturmayı yürüttü. ‘Akli dengesi yerinde yok’ denilerek aslında ‘yargıla ama ceza verme’ şeklinde bir iddianame tanzim ederek dava açtı. Dava süresince baskılarımız neticesinde mahkeme Adli Tıp raporu kararı aldı. Tutuklu sanık 2 kez Adli Tıp Kurumuna sevk edildi ve iki kez sanık hakkında akli dengesinin yerinde olduğuna dair karar verildi. Mahkeme bu yönden cezasızlık politikasına çekilemeyeceğini anladı ama bunu yapan mahkeme artık cezasızlık politikasını çekebilmek için bizim dava boyunca defalarca dile getirdiğimiz taleplerimizi yerine getirmedi. Birçok müzekkere yazmasını istedik ama yalandan bir iki müzekkere yazarak dosyayı geçiştirdi.

    Savcılık mütalası aslında bizim istediğimiz yöndeydi. 3 suçtan cezalandırma talep edilmişti, sadece biri üzerinden ceza verildi. O da ibadethanelere zarar verme suçu üzerinden oldu. Din ve vicdan özgürlüğüne ihlal ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçları üzerinden berat kararı verdi. Diğer 2 sanık üzerinden zaten tüm suçlar üzerinden berat verip tahliyesine karar verdi. 7 gün içerisinde bu karara itiraz ederek üst mahkemeye taşıyacağız. Ancak kararda dikkat çekmemiz gereken bir husus, bu zamana kadar hep hukuk mahkemelerinden elektrik faturalarının devlet tarafından ödenmesinden dolayı cemevlerinin ibadethane olduğuna dair kararlar almıştık. Dün ise bir ceza mahkemesinden cemevlerinin ibadethane olduğuna dair bir karar almış olduk. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda mahkeme cemevlerinin ibadethane statüsü olduğundan doğru bir karar vermiş oldu. Karar sadece bu yönüyle doğru ama diğer iki suç yönünden beraat ettirmesi, eylemi hazırlayan, Eskişehir’den buraya gelen, cemevi araştırması yapan ve Alevi inancına saygı duymadığını söyleyen, Mehdi olduğunu iddia eden, tetiklenerek bu işi yaptığını söyleyen kişi hakkında, çevresi, onu suça itenler konusunda araştırma yapılmaksızın karar verildi. Bir üst mahkemede sürecinin sonuna kadar takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

    “İNAT VE ISRARLA MÜCADELEYE DEVAM”

    HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu da “Cezasızlık politikası” üzerinde durarak “Asırlardır bize hiç yabancı gelmeyen bir karar. Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan ki geçen hafta 2 Temmuz anmasına hep birlikte katıldık, 30. yılında dava zaman aşımına bırakılmak üzere tekrar 15 Eylül’de görülecek. Cezasızlık politikaları devam ettiği sürece biz bu tür eylemlere hep birlikte tanıklık yapacağız. Ama bütün bunların takipçisi olacağız. İllaki hak yolunu bulacak. İnat ve ısrarla mücadeleye devam edeceğiz. Yaşadığımız katliamlar ülkesinde bu katliamlara bir gün dur diyeceğiz” diye konuştu.

    “ELBETTE DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”

    Halkların Demokratik Kongresi yürütme kurulu adına İshak Kocabıyık da açıklamada söz aldı. Kocabıyık, mahkemenin vermiş olduğu karara şaşırmadıklarını belirterek şöyle devam etti:

    “Mahkemeler bu tür kararları adaleti tesis etme ya da caydırıcı bir cezalandırmanın dışında, kazara yakalanmış faili ‘nasıl ederiz de bir an önce serbest bıraktırırız’ telaşı ve çabası içinde asıl suçları araştırmaktan, maddi delillere, hakikate ulaşmakta gereken çabayı göstermekten çok uzak. Bunu bütün katliam davalarında görüyoruz. Seyit Rıza’nın sözüne atıfta bulunarak sözlerimi bitirmek isterim. Evet hileleri, yalanları ile baş edemiyoruz ama onlar da bizi yüzyıllardan beri bu saldırıları, yok saymaları, katliamlarıyla bile diz çöktüremediler. Bundan sonra da elbette diz çökmeyeceğiz. Her zaman yan yana mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusu

    Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusu

    PİRHA-İzmir’de hukuk örgütleri, Hatay’da bir avukatı darp eden askerler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir şubeleri ile Hukukçular İzmir Grubu, Hatay’ın Samandağ ilçesinde avukatlara yönelik gerçekleşen asker saldırısına dair açıklama yaptı. ÇHD binasında yapılan toplantıda, ÇHD İzmir Şube yöneticisi Beste Salman konuştu.

    Enkaz kaldırma çalışmalarının bölge halkına ciddi zararlar verdiğini kaydeden Salman, “Halk, yaşam nöbetleri tutarak tepkilerinin yetkililere ulaşmasını sağlamaya çalışmaktadır. Ancak jandarma ve diğer kolluk kuvvetleri depremzede halkın haklı taleplerine karşı sert saldırılar düzenlemektedir. Kuruluşundan beri halkların haklı taleplerinin arkasında olan örgütlerimiz yaşam nöbetlerine yönelik bu sert saldırılara karşı da halkın yanında görevde olmuştur” dedi.

    AVUKATA İŞKENCE

    2 Nisan’da Samandağ Yeşilköy çıkışında gerçekleştirilen nöbette gözaltına alınan müvekkilleri için bölgeye giden avukatların da saldırıya uğradığını anımsatan Salman, “Avukat Aytekin Aktaş görevini yerine getirdiği için 10-15 jandarma görevlisi tarafından ağır şekilde işkence görmüştür. Gözaltı aracındaki müvekkilinden uzaklaştırılarak ayrı bir alana çekilmiş, tüm kıyafetleri yırtılana kadar feci şekilde dövülmüş, bölgedeki OHAL de dayanak göstererek ölümle tehdit edilmiş, ters kelepçeyle uzun süre işkenceye uğratıldıktan sonra hiçbir işlem yapılmadan serbest bırakılmıştır. Serbest kalır kalmaz işkencecilerin isimlerini ve araç plakalarını not ettiği için ikinci kez topluca işkenceye uğramıştır” bilgilerini paylaştı.

    SUÇ DUYURUSU

    Avukatlara yapılan saldırının kabul edilemez olduğunu belirten Salman, şöyle devam etti:

    “Bu işkence onun nezdinde hukuka, avukatlığa ve halkın yaşam hakkı talebine yapılmıştır. Bu pervasızlığın ve zulmün hesabını sormak adına suç duyurusunda bulunduk. İşkencecilerden hesap soracağız. Yaşam nöbetlerinde halkın da dediği gibi ‘Narihna nehna hun’, Gitmedik, buradayız.”

    PİRHA / İZMİR