Etiket: çhd

  • İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Newroz kutlaması sırasında gözaltıları takip etmek isteyen avukatlara işkenceyle tehdit edilmelerini kabul etmediklerini söyleyen Tuğçe Nazlı Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehditi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz” dedi.

    İzmir’de avukatlar, Newroz’da gözaltına alınan müvekkilleri için gittikleri emniyette darp ve tehdide maruz kaldıklarını açıkladı.

    ÇHD İzmir Şubesi binasında düzenlenen toplantıda konuşan Avukat Tuğçe Nazlı Akın, müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukatları darp eden polisin görüşmeyi engelleyerek kimliklerine el koy koyduğunu ve tehdit ettiği bilgisini paylaştı.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir şubeleri, 19 Mart’ta kentte gerçekleşen Newroz’da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan 3 müvekkilinin işlemleri için gittikleri İl Emniyet Müdürlüğü’nde darp edildiklerini açıkladı. Avukatlar, ÇHD Şube binasında konuya dair basın toplantısı düzenledi.

    EMNİYETTEN DARP VE TEHDİT

    Toplantıda konuşan ÇHD İzmir Şube Yöneticisi Tuğçe Nazlı Akın, emniyete giden avukatların “protokol karşılama” gerekçesiyle emniyete alınmadığını söyledi.

    Akın, “Bunun üzerine görevlerinin engellenemeyeceğini ve ifade işlemlerine katılmaları gerektiğini açıklayan avukat arkadaşlarımıza bu kez de X-Ray ile üst araması dayatılmaya çalışılmıştır. Avukat arkadaşlarımız bunu dayatamayacaklarını açıklamaya çalışırken kapıdaki görevli kolluk tarafından darp edilerek kapı dışına sürüklenerek atılmışlardır. Avukat arkadaşlarımızdan birisinin bu yapılanın işkence olduğunu söylemesi üzerine saldıran kolluk görevlisi, ‘Ben işkencenin ne olduğunu iyi bilirim’ demek suretiyle arkadaşlarımıza yönelik tehditler savurmuştur. Savcılıktan talimat gelene kadar içeri alınmayan arkadaşlarımız müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukat arkadaşlarımızı darp eden kolluk görüşmeyi engelleyerek arkadaşlarımızın kimliklerine el koymaya çalışmış ve vermemeleri halinde müvekkilleri ile görüştürülmeyeceği yönünde görevlerini yaptırmamakla tehdit etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Yaşananları kabul etmediklerini vurgulayan Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehdidi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz. Ne müvekkillerimizin savunma haklarının engellenmesine ne de görevini yapmaya çalışan meslektaşlarımızın darp ve tehdit edilmelerine müsaade etmeyeceğimizi, yaşanan bu olayın takipçisi olacağımızı tüm kamuoyuna bildiriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • ÇHD: Hatay’da plakasız araçlarla gezen silahlı gruplar kimdir?

    ÇHD: Hatay’da plakasız araçlarla gezen silahlı gruplar kimdir?

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, Maraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından bölgedeki yurttaşların yardım ve ihtiyaçları noktasında varlığı hissedilemeyen iktidarın, işkence, plakasız araçlar ve PR videoları ile alanda yer aldığını belirtti. ÇHD, 20 Şubat günü bölgede bulunan bir yurttaşın özel harekat polisleri tarafından işkenceye maruz bırakılmasına şahit olduklarını da duyurdu.

    Maraş merkezli depremlerin ardından 17 gün geçmesine rağmen bölgedeki yurttaşların çadır başta olmak üzere birçok ihtiyacı hala karşılanmadı. Yıkılan 10 kentte halen çok sayıda yurttaş ya sokaklarda ya da derme çatma yerlerde kalıyor. Hijyen sorunu ise hastalıkların baş göstermesiyle artarak devam ediyor.

    Yurttaşlarının sağlıklı ve nitelikli barınma hakkını sağlayamayan iktidar, bölgede varlığını şiddet ve PR çalışmaları ile sağlamaya çalışıyor.

    “SİLAHLI KİŞİ VE GRUPLAR PLAKASIZ ARAÇLARLA GEZİYOR”

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), sosyal medya hesabından paylaştığı görsellerle Hatay’da, özel harekatçı olduğu tahmin edilen üniformalı ve silahlı kişiler ile grupların plakasız araçlarla gezdiğini aktardı.

    İŞKENCEYE ŞAHİT OLDULAR

    ÇHD bir başka paylaşımında ise, 20 Şubat öğle saatlerinde bölgede bulunan bir yurttaşın özel harekat polisleri tarafından işkenceye maruz bırakılmasına şahit olduklarını duyurdu.

     “BU ‘BİLİNDİK YÖNTEMİ’ TANIYORUZ”

    ÇHD’li avukatlar paylaşımlarının devamında şunları ifade etti:

    “Hatay’da İçişleri Bakanlığı’na bağlı kolluğun özel harekat birimleri olduğunu tahmin ettiğimiz bu üniformalı ve silahlı kişi ve gruplar kimdir? Hangi amaçla araçların plakası sökülmüştür? İnsanımızın hak mücadelesiyle örülmüş tarihinden bu ‘bilindik yöntemi’ tanıyoruz. Gizlenmesi gerektiği düşünülen suçların tam karşısında dikileceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Depremzedelere ödenen 10 bin liralık yardımlara haciz konuldu

    Depremzedelere ödenen 10 bin liralık yardımlara haciz konuldu

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, depremzedelere ödenen 10 bin liralık yardımlara ertelendiği açıklanan vergi, SGK prim ve banka kredi borçları karşılığında haciz konulduğunu açıkladı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), depremzedelere ödenen 10 bin liralık yardımlara ertelendiği açıklanan vatandaşların vergi, SGK prim ve banka kredi borçları karşılığında haciz konulduğunu açıkladı.

    Sosyal medyadan açıklama yapan ÇHD, “Deprem sonrası bölgedeki vatandaşların vergi, SGK prim ve banka kredi borçları belli süre ertelenmişti. Öğrendiğimize göre, konutları hasar gören yurttaşlara yapılan 10 bin TL’lik destek ödemesi dahil hesaplarındaki paralara vergi dairelerince borca mahsuben haciz konulmuştur. Yatan bu destek paralarına el konulması hem hukuken hem de vicdanen kabul edilemezdir. Depremzedelere yardıma günlerce gidemeyen devlet, yapmış olduğu göstermelik yardıma el koymakta çok hızlı davranabilmektedir. Bir an önce bu kabul edilemez uygulamadan vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor ve tüm kamu borçlarının ivedilikle silinmesini talep ediyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ÇHD: Aile gözetiminde olmayan depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor?

    ÇHD: Aile gözetiminde olmayan depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor?

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, depremzede ve aile gözetiminde olmayan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarını gündeme getirerek konuyla ilgili savcılık araştırması yapılmasını istedi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), depremzede ve aile gözetiminde olmayan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarını gündeme getirerek konuyla ilgili savcılık araştırması yapılmasını istedi.

    “DEPREMZEDE ÇOCUKLAR TARİKATLARA MI TESLİM EDİLİYOR?”

    ÇHD konuya ilişkin yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:

    “Depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı derhal kamuoyuna açıklama yapmaya çağırıyoruz! Derneğimize ulaştırılan bir başvuru doğrultusunda depremzede ve kimsesiz olabileceği düşünülen çocukların tarikatlarla ilişkili olabilecek bir derneğe teslim edildiği yönünde ciddi şüpheler içeren bir ihbardan haberdar olmuş bulunmaktayız. Sürece ilişkin detaylar aşağıda aktarılmış olup durumun açıklığa kavuşturulması, bahsi geçen çocukların korunması ve gözetimi için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını derhal açıklama yapmaya ve gerekli tedbirleri almaya davet ediyoruz.

    “BU ŞÜPHE DERHAL AYDINLATILMALI VE SORUŞTURULMALI”

    İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcılığına suç şüphesini açıkça gösterir biçimde ihbar edilen ve derneğimize ulaşan bu ihbara ilişkin olarak somut gerçeklik derhal kamuoyuna açıklanmalı, çocuklar kaçırıldı ise derhal failler tespit edilip yargılanmalı ve depremzede çocukların akıbetine ilişkin şeffaf biçimde bilgilendirmeler yapılmalıdır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı deprem bölgesindeki tüm kayıp çocukların akıbetini araştırmalı ve ailesi henüz tespit edilemeyen kimsesiz çocukların gerekli desteği almasını sağlamalıdır. Kamunun gözetimi ve koruması altında olması gereken çocukların hiçbir tarikata/derneğe/vakıfa teslim edilmesi kabul edilemez. Bu şüphe derhal aydınlatılmalı ve soruşturma sürerken görevli ve yetkili savcılık tarafından çocukların korunmasına ilişkin tedbirler derhal alınmalıdır.

    “AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI SÜRECİ ŞEFFAFLIKLA YÜRÜTMELİ”

    Çağdaş Hukukçular Derneği olarak depremzede ve kimsesiz olabileceği düşünülen çocukların tarikatlarla ilişkili olabilecek bir derneğe teslim edildiği yönünde ciddi şüpheler içeren bu başvurunun takipçisi olduğumuzu ve başvuruya istinaden her türlü yasal süreci işleteceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız. Tüm kamuoyunu; sürecin takipçisi olmaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere devlet ve ilgili kurumları harekete geçirerek süreci şeffaflıkla yürütmelerini sağlamak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ÇHD: Hatay’da gözaltına alınan Ahmet Güreşçi işkenceyle öldürüldü

    ÇHD: Hatay’da gözaltına alınan Ahmet Güreşçi işkenceyle öldürüldü

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, Hatay’da gözaltına alınan Ahmet Güreşçi’nin gözaltında maruz kaldığı işkenceler sonucunda öldüğünü duyurdu. Birlikte gözaltına alındığı Sabri Güreşçi’nin ise durumunun kötü olduğu aktarıldı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Hatay’ın Büyükburç Mahallesinde yaşayan Ahmet Güreşçi ve Sabri Güreşçi’nin 12 Şubat günü saat 10.30’da jandarma ekiplerince gözaltına alındığını belirtti.

    Gözaltına alındıklarında herhangi bir sağlık sorunları bulunmadığını aktaran ÇHD, jandarma karakoluna götürülen kişilerden Ahmet Güreşçi’nin akşam 19.30 civarında karakoldan hastaneye acil olarak götürüldüğü bilgisini paylaştı. Durumu öğrenen ailesinin de peşinden hastaneye gittiği Ahmet Güreşçi’nin hayatını kaybettiği öğrenildi.

    Ailenin başvurusu üzerine avukatları, Altınözü Jandarma Karakolu’nda hala gözaltında tutulan Sabri Güreşçi ile görüşme yaptı.

    “GÖZALTINA ALINANLARA İŞKENCE YAPILDI, AHMET GÜREŞÇİ DÖVÜLEREK ÖLDÜRÜLDÜ”

    Görüşme yapan avukatların ve ÇHD’nin aktarımı şöyle;

    “-Gözaltında Sabri Güreşçi ve aynı köyden 4 kişinin daha bulunduğu, Ahmet Güreşçi’nin gözaltında dövülerek öldürüldüğü,

    -Görüşme yapılan kişinin kötü durumda olduğu, kaburgalarında kırık, el ve yüzde yara berenin tespit edildiği,

    -Kişiye haya burma işkencesi yapıldığı, ıslatarak dövüldükleri, tecavüz tehdidinin olduğu bilgisi aktarılmıştır.

    “DELİL TOPLAMAK İSTEYEN AVUKATLAR TEHDİT EDİLDİ”

    Aynı zamanda gözaltındaki kişilerle görüşme yapan avukatlar da jandarma görevlileri tarafından ‘sizin de başınıza aynısı gelir’ denilerek tehdit edilmişler, avukatlar hakkında da delil tespiti yaptığı için tutanak tutulmuştur.

    Sabri Güreşçi ve gözaltındaki isimleri tarafımızca henüz tespit edilemeyen diğer 4 kişi ile jandarma karakolunda bulunan meslektaşlarımız ciddi tehdit altında olup, can güvenlikleri yoktur.

    Öncelikli olarak gözaltında tutulan ve ağır işkenceye maruz kalan kişilerin, başka bir gözaltı birimine naklinin sağlanması için gerekli görüşmelerin yapılmasını ve  sürecin takipçisi olunmasını talep ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • ÇHD’den depremde iletişimi kesen kurumlar hakkında suç duyurusu

    ÇHD’den depremde iletişimi kesen kurumlar hakkında suç duyurusu

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, depremin üçüncü günü iletişimi kesen devlet kurumları hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), depremin üçüncü günü iletişimi kesen devlet kurumları hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Sosyal medya hesabından yapılan duyuruda, “Halk sosyal medya aracılığıyla iletişime geçip hayat kurtarmaya çalışırken interneti yavaşlatarak kasten suç işleyen ve insan canını hiçe sayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İletişim Başkanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) hakkında suç duyurusunda bulunduk. Sorumlular hesap verecek!” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahir Elçi İzmir’de anıldı: Cinayet faili meçhul bırakılmak isteniyor-VİDEO

    Tahir Elçi İzmir’de anıldı: Cinayet faili meçhul bırakılmak isteniyor-VİDEO

    PİRHA- Katledilişinin 7’nci yılında Tahir Elçi’yi anan ÖHD, ÇHD ve İHD İzmir şubeleri, Elçi cinayetinin cezasızlıkla sonuçlandırılmak istendiğine vurgu yaparak, devletin cinayeti çözmekteki isteksizliği yüzünden faillerin hala cezalandırılmadığı belirtildi.

    Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 28 Kasım 2015 tarihinde Dört Ayaklı Minare önünde açıklama yaptığı sırada katledilen ve hala cinayeti aydınlatılmayan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, öldürülmesinin 7’nci yılında İzmir Adliyesi önünde yapılan açıklama ile anıldı.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubeleri çağrısıyla yapılan açıklamada,  “Em te ji bîr nakin, Seni Unutmayacağız” yazılı pankartı açılarak , “Tahir Elçi Onurumuzdur” sloganları atıldı.

    Açıklamayı okuyan Özgürlük İçin Hukukçular İzmir Şubesi Eş Başkanı Şükran Öztürk, Elçi cinayetinin faili meçhul olarak bırakılmak istendiğini kaydederek, “Yürütülen yargılamadan çıkacak muhtemel cezasızlık kararı ne inadımızı ne azmimizi ne de inancımızı bir tek adım dahi geriye düşürmeyecektir. Tahir Elçi’nin mücadele azmi ve inadı ile yürüyeceğiz ve sonuna kadar bu kirli cinayet davasının takipçisi olacağız” dedi.

    “ELÇİ CİNAYETİ FAİLİ MEÇHUL BIRAKILMAK İSTENİYOR”

    Tahir Elçi cinayetinin devleti birçok kez mahkum ettirdiği faili meçhuller gibi bırakılmak istendiğini belirten Öztürk, “Geçen yedi yılda Elçi ailesinin, avukatların, hukuk örgütlerinin ve tüm demokratik kamuoyunun tüm azim ve çabasına rağmen devletin cinayeti çözmekteki isteksizliği yüzünden Tahir Elçi’nin katilleri hala cezalandırılmadı. 90’lı yılların karanlık ikliminde korkusuzca adaletsizlikle savaşan, polis ve askerlerin yargılandığı birçok toplu katliam davasında adil bir yargılama için mücadele eden, faili meçhul bırakılan birçok cinayetin peşini bırakmayarak devleti defalarca mahkum eden Tahir Elçi’nin cinayeti de yıllarca uğraştığı davalar gibi faili meçhul bırakılmak isteniyor” dedi.

    “DEVLET FAİİLLERİ KORUYARAK SUÇLARINI ÖRTBAS ETMEK İSTİYOR”

    Öztürk, devletin 24 saatte çözebileceği Elçi cinayeti faillerinin korunarak suçlarının örtbas edilmek istendiğini ifade ederek, “Yargılamanın başından beri her celse adliyenin kollukça ablukaya alınması, katılan tarafa sanık ve suçlu muamelesi yapılması, avukatların her taleplerinin reddedilmesi, duruşmaya katılanların fişlenmesi gibi davranışlar devam etmekte ve bu durum dosyanın ihmal ve delil karartma ile sürüncemede bırakılmasının amaçlandığını göstermektedir. Bu dosyada yargılananlar Tahir Elçi’yi katledenler değil hak mücadelesi ve adalet savunuculuğudur. Yargılamanın ilk celsesinden son celsesine kadar mahkemenin gösterdiği tavrın önümüze koyduğu gerçeklik, Tahir Elçi cinayetinin de cezasızlıkla sonuçlandırılmak üzere göstermelik bir yargılama ile kapatılmak istendiğidir. Devletin bu cinayeti 24 saatte çözmesi mümkün iken hızlı, etkili, bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmaması da cinayetin faillerinin şüpheli polisler olduğu ve devletin adaleti sağlamak yerine kendisinden olanı koruduğunu ve suçu örtbas ettiğini göstermektedir” şeklinde konuştu.

    “DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Özgürlük İçin Hukukçular İzmir Şubesi Eş Başkanı Şükran Öztürk, Elçi cinayeti davasının takipçisi olacaklarını kaydederek, şöyle devam etti:

    “Tahir Elçi cinayetinin ne amaçla, kimler tarafından işlendiği vicdanlarda bellidir. Yürütülen yargılamadan çıkacak muhtemel cezasızlık kararı ne inadımızı ne azmimizi ne de inancımızı bir tek adım dahi geriye düşürmeyecektir. Ayaklarından kurşunlanmış olsa da, Dört Ayaklı Minare yüzyıllardır bu coğrafyanın kadimliğinde tarihe ve hakikate tanıklığını sürdürmektedir. Bu tanıklıkta, Tahir Elçi’nin mücadele azmi ve inadı ile yürüyeceğiz ve sonuna kadar bu kirli cinayet davasının takipçisi olacağız.”

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ÇHD Davası: Kozağaçlı ile Timtik’e 12 yıl hapis cezası verildi

    ÇHD Davası: Kozağaçlı ile Timtik’e 12 yıl hapis cezası verildi

    PİRHA – ÇHD VE HHB avukatlarının yargılandığı davada karar çıktı. Haklarında 12’şer yıl ceza verilen Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in tutukluluğunun devamına karar verildi. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, Barkın Timtik ve Oya Aslan’ın da aralarında bulunduğu ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu(HHB) avukatlarının yargılandığı davanın karar duruşması Marmara (Silivri) Cezaevi’nin karşısındaki İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme heyeti, kalan 5 müdafiyi dinlemeyeceğini, tüm avukatların savunma yapmış sayılacağını ve son sözlerin alınacağını açıkladı. Duruşmaya 15 dakika ara verildi.

    Ara sonrası müdafi avukatlar itirazlarını dile getirdi. İtiraz kabul edildi ve mahkeme salonundaki jandarmalar dışarıya çıkarıldı. Söz alan Avukat Murat Yılmaz, “Selçuk Kozağaçlı ile ilgili elle tutulur tek delil olmadığı için iddianamede aleyhine iddia bile yok, yalnızca ceza talep ediyorlar” diyerek, beraatını istedi.

    “ÜYELİK İÇİN KISTAS YAZIYORLAR”

    Güçlü Sevimli’nin avukatı Ali Şafak ise, “Dün meslektaşlarım dijitalde ne olmadığını anlattı, ben de size dijitalde ne çıktığını anlatayım. İçinden Spider Man filmi çıktı, örgütü örümcek adam ile mi yönetecekmiş bu adamlar? İddianameye bakın, hangi fiille örgüt üyeliği ile suçlamışlar meslektaşımı? Örgüt üyeliği için oturup kıstas yazıp duruyorlar Yargıtay’da, dosyada hangisi mevcut? Müvekkile yalnız hapishane ziyareti yaptığı iddiası yöneltmişsiniz. Bizi avukatlığımızla yargılıyorsunuz” diye belirtti.

    “KOZAĞAÇLI VE TİMTİK’E 12 YIL CEZA”

    Avukatların savunmalarının ardından mahkeme heyeti karar verdi. Güray Dağ, Efkan Bolaç, Serhan Arıkanoğlu ve Sevgi Özer Sönmez’e ‘örgüt üyeliği’nden 6 yıl 3 ay ceza verildi. Gülbin Aydın’a ‘örgüt üyeliği’ nden 6 yıl 3 ay verildi. Aydın’a ayrıca ‘örgüt propagandasından’ ceza verilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verildi. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ve Güçlü Sevimli’ye ‘örgüt üyeliği’nden 6 yıl 3 ay ceza veren mahkeme, Oya Aslan’a’ örgüt üyeliği’nden 10 yıl 6 ay ceza ve tutukluluğunun devamına karar verdi. Barkın Timtik ve Selçuk Kozağaçlı’ya ise,’ örgüt üyeliği’nden 12’şer yıl ceza verildi. Mahkeme, ayrıca tutukluluğunun devamına karar verdi.

    KARARA TEPKİ: BİZ KAZANACAĞIZ 
    Kararın ardından cezaevi önünde konuşan avukat Halime Şendil Bilgin, verilen cezanın kendileri için bir hükmünün olmadığını söyledi. Bilgin, dosyada delil olmadığını ve yıllarca bekletilen “Belçika-Hollanda” belgeleri olarak nitelendirilen belgelerde ise Spider Man filminin yer aldığını aktardı. Bilgin, “Bu kararla kaybetmedik, biz hiç kaybetmedik. Sonunda kazanan biz olacağız. Delil olmamasına rağmen verilen ceza şunu gösteriyor; yargı iktidarın sopası haline gelmiştir. Daha önce de söylemiştik. Bu ülkede artık iktidar ve yargı kalmadı. Ama sopanız bugüne değin bize sökmedi bundan sonra da sökmeyecek. Bu kavga burada bitmedi, bitmeyecek. Kazanana kadar sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Kaynak: MA

  • Ankara’daki hukuk örgütlerinden avukatların duruşmasına katılım çağrısı -VİDEO

    Ankara’daki hukuk örgütlerinden avukatların duruşmasına katılım çağrısı -VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bulunan hukuk örgütleri, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu 22 avukatın yargılandığı davanın duruşmasına katılım çağrısı yaptı. Avukatların duruşması 7-8-9-10-11 Kasımda Silivri Hapishane Kampüsü Duruşma Salonu’nda görülecek. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, Oya Aslan ve Barkın Timtik’in aralarında bulunduğu Halkın Hukuk Bürosu (HBB) çalışanı 22 avukatın tutuklu yargılandığı davanın duruşması, 7-8-9-10-11 Kasımda Silivri Hapishane Kampüsü Duruşma Salonu’nda görülecek.

    Duruşma öncesi davaya katılım çağrısı yapmak için bir araya gelen hukuk örgütleri, Sağlık ve Sosyal Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin yanı sıra Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgülük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Toplumsal İçin Hukukçular Derneği ve Adalet İçin Hukukçular katıldı.

    ‘Tutsak Avukatlara Özgürlük 7-11 Kasım tarihlerinde Silivri’deyiz’ pankartının asıldığı salonda tutuklu yargılanan ÇHD’li avukatların da fotoğrafları taşındı.

    Hukuk örgütleri adına yapılan ortak açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi avukatlarından Nilay Nayman okudu.

    “DOSYAYA İLİŞKİN TÜM TALEPLERİMİZ REDDEDİLDİ”

    Nayman açıklamasında şunları dile getirdi:

    “Mesleğimizin ve meslektaşlarımızın hoyrat bir biçimde, kriminalize edilmesi girişimine güçlü bir şekilde hayır demek adına bütün meslektaşlarımızla duruşmada olacağız. Davanın yargılama süreci 10 yılını doldurdu. Yargılama sürecinde, savcılık tarafından sunulan ve delil kabul edilen gizli tanık ve itirafçı tanıklar mahkeme huzurunda dinlenilmemiştir. Görülen sayısız celseye rağmen savcılık makamı tarafından iddianamede ve mütalaada dayanılan bu sözde tanıklar dinlenilmediği gibi bu tanıkların dinlenilmesi için de bir işlem yapılmamıştır. Sanık avukatların ve savunma avukatlarının bu yöndeki talepleri ise ya yok sayılmıştır ya da reddedilmiştir. Yine dosyanın en önemli delili olduğu söylenen Hollanda Belçika belgeleri diye anılan belgelerin delil akıbeti de benzer şekilde belirsiz durumdadır. Sanık avukatlar ve müdafilerinin ısrarlı taleplerine rağmen bu belgelerin gerçekte var olup olmadığı ve delil niteliğinin bulunup bulunmadığı tespit edilememiş durumdadır.”

    “MAHKEME SİYASİ SAİKLERLE HAREKET EDİYOR” 

    Savcılık tarafından tüm tahkikat taleplerinin reddedildiğini belirten Nayman, “İlk mütalaa tarihinden beri dosyaya giren dijital inceleme raporu, sunulan yeni bilgi ve talepler bulunmasına karşılık “mütalaamızı tekrar ederiz” ötesinde bir savcılık görüşü sunulmayarak tüm dosya safahatı yok sayılmıştır. Savunma avukatlarının 3 Ekim 2022 tarihinde dosyaya sunduğu tüm tevsii tahkikat talepleri mahkeme heyetince 24 saat içinde 4 Ekim 2022 tarihinde reddedilmiştir. 7-8-9-10-11 Kasım tarihleri arasında 5 gün boyunca görülecek olan duruşmada hem bahsedilen delillerin hukuki vasıfsızlığı hem de mahkemenin siyasi saiklerle olduğu açıkça görülen yargılama pratiğine karşı hukuki itirazlar sunulacak, tutuklu meslektaşlarımız yönünden neredeyse olası cezanın infaz süresine ulaşmış olan tutukluluk tartışılacaktır” diye konuştu.

    DAVAYA KATILIM ÇAĞRISI YAPILDI

    Son olarak duruşmaya katılım çağrısı yapan Nayman, şunları söyledi:

    “7-8-9-10-11 Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan duruşmanın özel bir önemi olduğunu düşünmekteyiz. Davanın karara çıkıp çıkmamasından bağımsız, avukatlar olarak mesleğimizin ve meslektaşlarımızın bu şekilde hoyrat bir biçimde kriminalize edilmesi girişimine güçlü bir şekilde ‘Hayır’ demek için bütün arkadaşlarımızı duruşmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı dosyasının içeriğine ulaşan ÇHD’li avukatlar, şüpheli Ahmet Ozan K’nin “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” dediğini ve HDP’lilere yönelik de saldırı planı olduğunu aktardı. Avukatlar, “Ön hazırlığın yapıldığı, Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu” dedi. 

    Ankara’daki Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan saldırının üzerinden iki aydan fazla süre geçti. 30 Temmuz’da yapılan saldırıyla ilgili bir kişi tutuklanırken iki kişi ise ev hapsi ile cezalandırıldı.

    Ankara Emniyet Müdürlüğü, saldırının hemen akabinde “Konuyla ilgili tahkikat çok yönlü devam etmektedir” açıklamasını yapmıştı ancak bu zamana dek henüz bir iddianame de hazırlanmadı.

    SALDIRGAN, SUÇU UYUŞTURUCU ETKİSİ ALTINDA İŞLEDİĞİNİ İDDİA ETMİŞ!

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube avukatlarından Ümran Hakverdi, söz konusu soruşturma dosyasının detaylarına ulaştı.

    PİRHA’ya konuşan Av. Hakverdi, tutuklu kişinin, ilk ifadesinde kendisine büyü yapıldığı iddiasında bulunduğunu aktardı. Şahsın ifadelerinde, “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” şeklinde aktarımları olduğunu belirten Av. Ümran Hakverdi, şu detayları ifade etti:

    “Alevi kurumlarındaki ibadetin Allah katında yerinin olmadığını ve bu saldırıyı Allah için gerçekleştirdiğini, tek başına planladığını, kimseden destek almadığını söylediğini öğrendik. Şahıs, 2 aydır tutuklu ve bu 2 aylık süre içerisinde iki kez tutukluluk gözden geçirmesi yapıldı. Artık ilk savunmalarından farklı olarak bu tutukluluk gözden geçirmelerinde akli dengesinin yerinde olmadığına dair beyanlarda bulunmaya başladı. Psikolojisinin yerinde olmadığını, olayı hatırlamadığını söylemeye başladı. Yine müdafisi aracılığıyla dosyaya sunulan savunmalarda akli ve psikolojik dengesinin araştırılması gerektiği, ceza ehliyetinin bulunmadığı, sinir krizi ilacı kullandığı ve hatta uyuşturucu etkisi altında suçu işlediğine dair savunmalar sunulmuş durumda. Savcılıkta Adli Tıp Kurumu’na (ATK) bir sevk talebi ve cezai ehliyetinin araştırılması gerektiği talebi söz konusu. Savcılıkça buna dair yapılan bir işlem söz konusu değil.”

    “ARTIK ‘ŞÜPHELİNİN AKLİ DENGESİ YERİNDE DEĞİLDİR’ DİYEMEYİZ”

    Av. Ümran Hakverdi, şüphelinin ATK sevkine gerek olmadığını söyleyerek, şahsa ait telefon incelemesinin ardından çıkan bulguların önemini şu sözlerle anlattı:

    “Şüphelinin dijital materyal incelemesinde, özellikle telefonunda olay öncesinde Aleviliğe dair birçok araştırma yaptığını, cemevlerinin statüsünün araştırıldığını, Aleviliğin özel günlerini araştırdığına dair kaynaklar var. Yine ayrıca telefonundan silah fotoğrafı, Eskişehir ve Ankara cemevlerine dair konum bilgisi ve isimlerinin araştırıldığına dair ekran görüntüleri, notlar söz konusu. Yani bu kadar ön hazırlığın yapıldığı, eylemin planlandığı ve Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda biz artık ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu. Cezasızlık politikası içerisine sokulmak gayreti söz konusu. Biz bu konuda bir beyanda da bulunduk. Savcı henüz bu talebi değerlendirmedi.

    “TALEBİMİZ, ŞAHSIN KİMLERLE TEMAS VE İLETİŞİM HALİNDE OLDUĞUNUN TESPİTİ”

    Dosyada ayrıca toparlanan deliller de var. Bilgi alma tutanakları söz konusu. Yani tüm ailesinin, son iki ayda kaldığı yerlerdeki tüm kişilerin bilgisi alınmış. Ama herkes ortak bir şekilde şüphelinin akli dengesinin yerinde olmadığını, psikolojik sorunlarının olduğunu beyan etmiş durumda. Dosyadaki eksiklerden biri ise, olay gününe ve bir önceki geceye ilişkin kamera kayıtları toplanmış ancak bizim talebimiz çok daha gerisine gidilerek kişinin kimlerle temas ve iletişim halinde olduğunun tespiti gerektiğini düşünüyoruz.

    SALDIRIYA UĞRAYAN 4 KURUMDAN SADECE BİRİ ADINA DOSYA TAKİP EDİLİYOR

    Dosyada 4 kuruma saldırı var ama şu an için dosyada Ana Fatma Cemevi adına dosyayı bizler takip ediyoruz. İçişleri Bakanlığının ziyaret ettiği Şah-ı Merdan Cemevi ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’nın dosyada herhangi bir vekaleti söz konusu değil. Gökçebel Köy Derneği ise sadece 200 liralık bir maddi hasarlarının olduğunu, bunun telafisi halinde şikayetçi olmayacaklarını beyan etmiş.”

    HDP’YE YÖNELİK SALDIRI PLANI!

    Av. Ümran Hakverdi, saldırganın ifadesinde bir siyasi görüşü olmadığını da aktardı. Av. Hakverdi, şüphelinin Ağrı ilini özellikle araştırıp çatışmalara gitmek istediği yönünde ifadelerinin olduğunu belirten Av. Hakverdi, “Şüpheli, HDP’lilerle savaşmak istediğini beyan ediyor. Yani Kürtlere ve özellikle HDP’ye yönelik bir saldırı, savaşma, eylem planı olduğundan bahsediyor. Kimseyle bir diyaloğunun olmadığını, kimseden emir almadığını telaffuz ediyor. Emlak işiyle uğraştığını beyan ediyor ama kendi emlak işi değil, babasının bir emlak dükkanı var ve son 6 aydır bir SGK’lı iş kaydı söz konusu değil” dedi.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Av. Deniz Can Aydın ise cemevi saldırılarının münferit bir olay olarak adlandırılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Av. Aydın, “Çünkü hakim siyasi anlayışın uzun yıllardır bu tarz olayların gelişiminde kullandığı dil, bütün ötekiler, ezilenler, diğer inançlar doğrultusunda ciddi bir ayrımcı nefret söylemini yer yer kullandığını görüyoruz. Hal böyleyken bu tarz bir politikanın toplumsal ve siyasal yapıyı etkileyeceği gerçeği zaten kaçınılmaz. Dolayısıyla böyle bir atmosferde gerçekleştirilen saldırıların bunların bir sonucu olduğunu söylemek çok da ileri bir iddia olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    “KUTUPLAŞTIRICI SÖYLEMLER TOPLUMSAL YAPIYI ETKİLİYOR”

    Av. Deniz Can Aydın, siyasal iktidarın ayrımcı bir dil kullandığını da vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu şahsın bir an için bir akıl hastası olduğu varsayımı dahi bir akıl hastasının, Alevileri neden nefret objesi olarak bellediği konusu tartışmaya açılmalıdır. Toplumda geliştirilen kutuplaştırıcı söylemler kaçınılmaz olarak toplumsal yapıyı etkiliyor ve bu tarz saldırıların önüne açıkçası bir kırmızı halı sermiş oluyor. Dolayısıyla bu saldırının münferit bir saldırı olarak adlandırılamayacağı kanaatindeyiz. Nitekim siyasi iktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalar basit bir dayanışma mesajıyla açıklanabilir mesajlar değil. Çünkü birden farklı kuruma saldırı oldu ancak bu kurumlar arasında dahi makbul Aleviler ve makbul olmayan Aleviler şeklinde bir ayrıma gidildiğini söylemler nezdinde görebiliyoruz. Hal böyleyken bu konuda yalnızca basit bir geçmiş olsun mesajıyla toplumsal dayanışmanın geliştirilemeyeceği açık. Buradaki samimiyeti sorgulamak maksadıyla öncelikle Sivas davasının zaman aşımına uğrama tehlikesini gözetmek gerekiyor. Buradaki samimiyeti sorgulamak için Sivas davasındaki faillerin bugünkü konumlarının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bugün için geçmişten günümüze gelen saldırılardaki cezasızlık politikalarından kimlerin sorumlu olduğunu hatırlamak gerekiyor.

    Aleviler ve cemevleri genel olarak siyasal süreçlerde iktidarlar tarafından seçim dönemleri yaklaştığında hatırlanmakta. Bir cemevi ziyareti yapıldığı esnada dahi cemevinin oturma düzeninden tutun fotoğrafların bulunduğu yerlere kadar değiştirilen bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Bu dahi soruna yaklaşımdaki samimiyeti gösteriyor. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması talebine dair somut hiçbir adım atılmamışken, biz bu tarz yaklaşımların oldukça gerçeklikten uzak olduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla doyurucu bir adım atılmadığı müddetçe bunların gerçekçi bir temelde tartışılamayacağı bizce açık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    Adil yargılanma talebiyle 238 günlük ölüm orucu sonucu hayatını kaybeden Ebru Timtik, Gazi Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB), adil yargılanma talebi için sürdürdüğü ölüm orucunun 238’inci gününde hayatını kaybeden avukat Ebru Timtik’i Gazi Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında andı. Anmada, “Ebru Timtik ölümsüzdür” pankartı taşındı.

    Mezarı başında yapılan anmada, meslektaşlarının Timtik’e yazdığı mektup okundu. ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Çiğdem Akbulut tarafından okunan mektup şöyle: “İki yıl önce bugün akşam saatlerinde hayatın boyunca verdiğin mücadelenin yalnızca fiziken son bulmasına şahit olduk. Bize bu cümleyi kurdurabilen, aramızdan koparıldığın ana kadar meslektaşımız, dostumuz, yoldaşımız olarak öğrettiklerin elbette. Sende vücut bulmuş ve hepimize bir yerinden tesir etmiş olan mücadele ruhu ile biz, senden sonra da seninle birlikteyiz. Bütün dünyada adalet mücadelesinin simgesi oldun. 14 Haziran Dünya Adil Yargılanma Hakkı Günü senin adına kutlanıyor, adına ödüller veriyoruz.

    Biz, adaleti aramaya devam ediyoruz. Adaletsizliği kabul etmeyenler, adaletsizliğe göz yumanlardan daha çok. Tıpkı senin, kardeşin ve mücadele arkadaşın Barkın hukuksuzca tutuklandığında Çağlayan Meydanı’nın kış kıyametini umursamadan aradığın gibi adaleti arıyor bütün bir halk. Tutsak aileleri, her defasında zalimce gözaltına alınmalarına rağmen vazgeçmiyor. Urfa’da bir anne, Emine Şenyaşar, Urfa Adliyesi’ nin önünden ayrılmıyor, her gün ailesini katledenlerin ve bu katillere göz yumanların da cezalandırılması için.

    Rant uğruna yurtlarından edilmek istenen köylüler, rant uğruna evsiz bırakılmak istenenler, rant uğruna zehirlenmek istenen gemi söküm işçileri, rant uğruna barınma hakkı gasp edilen öğrenciler, patronların kar hırsı uğruna işsiz bırakılan emekçiler hayattan adalet istiyor. Katledilen kadınların, çocukların katilleri yargı eliyle aklanıyor. Devrimciler tutuklanıyor komplolarla; tıpkı senin gibi adil bir dünyayı kurmak istedikleri için. Ve tıpkı senin gibi adil yargılanma hakkı için direniyor müvekkillerin tıpkı senin gibi, Gökhan, Sibel, İleri de sadece kendileri için adil yargılanma hakkını talep etmiyor. Kendi sağlıklı bedenlerinden vazgeçerek tüm hasta tutsaklara özgürlük istiyorlar, tüm tutsakların gasp edilen haklarını istiyorlar. Gökhan Yıldırım tıpkı senin gibi bir hastane odasında tutuluyor şimdi. Senin yaşadığın adaletsizliği ve zulmü yaşatıyorlar ona da. Ebru, adaleti bulamamış olsak da aramaktan vazgeçmedik. Senin ısrarınla mücadelemizi sürdürüyoruz.

    ‘Biz hak arama hürriyetinin peşindeyiz, tahliye olursak adalet mücadelesine omuz verebileceğiz’  demiştin. Sen, şimdi adalet mücadelesinin büyük bir parçasısın. İnsan ne için yaşarsa odur. Sen, adalet için yaşadın. Şimdi adın dünya halklarının belleğinde adaletle bir arada, hak ettiğin yerde duruyor. Biz, seni bilincimizde ve yüreğimizde neşen, sıcaklığın, sevgin ve umudunla taşıyoruz.”

    TÜRKÜ SÖYLEYİP, KARANFİL BIRAKTILAR

    Meslektaşları Titmik’in mezarı başında Grup Yorum’un “Bize ölüm yok” türküsünü söyledikten sonra karanfiller bırakarak, “Ebru Timtik ölümsüzdür” sloganı attı.

    (HABER MERKEZİ)

    Foto: Zeynep Kuray

  • 6 kurumdan Balaç ve Yıldırım için ortak açıklama: Yaşamalarını istiyoruz!

    6 kurumdan Balaç ve Yıldırım için ortak açıklama: Yaşamalarını istiyoruz!

    PİRHA-Adil yargılanma ile cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle ölüm orucunda olan Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım için basın toplantısı düzenleyen TTB, SES, TİHV, İHD, ÖHD ile ÇHD, “Cezaevlerinde yaşam ve sağlık hakkı mücadelesi toplumun her kesiminin sorumluluğudur. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşamasını istiyoruz” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ölüm orucunda olan Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım için TTB Genel Merkezi’nde basın açıklaması düzenledi.

    Ankara’daki Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sibel Balaç ölüm orucunun 228’inci gününe girerken, 6 yılı aşkın süredir tutuklu olan Gökhan Yıldırım ise ölüm orucunun 222’nci gününde. Balaç ve Yıldırım’ın sağlık durumlarının gün geçtikçe kötüleştiğini belirten 6 kurum, taleplerin bir an önce yerine getirilmesini istedi. Kurumlar adına basın açıklamasını TTB Ankara Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “EYLEMLERİN SONLANDIRILMASI İÇİN GEREKLİ KOŞULLAR SAĞLANMALI”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cezaevlerinde yaşam ve sağlık hakkı mücadelesi toplumun her kesiminin sorumluluğudur. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşamasını istiyoruz. Sibel Balaç adil yargılanma talebinin yanı sıra cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle 19 Aralık 2021 tarihinde kendisi tarafından “ölüm orucu” olarak nitelendirilen açlık grevi eylemine başlamıştı. Hala Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Gökhan Yıldırım ise 25 Aralık 2021 tarihinde adil yargılanma talebi ve cezaevlerinde yaşanan ağır hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle kendisi tarafından “ölüm orucu” olarak nitelendirilen açlık grevi eylemine başlamıştı.

    Avukatı, Balaç’ın sağlık durumuna ilişkin olarak açlık grevine 85 kilo olarak başladığı, 24 Temmuz 2022 tarihinde tartıldığında 46 kilo olduğunu bildirmiştir. Sibel Balaç görüşmede, oturmakta güçlük çektiğini, baş dönmesi, çarpıntı, kulak çınlaması, sürekli mide bulantısı yaşadığını, ağız içi ve çenesinde yaralar çıktığını, el, ayak yanmaları ve uyuşmaları yaşadığını, TTB’den gelecek bağımsız bir heyet haricinde hekimler ile görüşmeyi kabul etmeyeceğini ifade etmiştir.

    Gökhan Yıldırım’ın ise açlık grevine 62 kilo olarak başladığı, son ölçümde ise 42 kilo çıktığı bildirilmiştir. Yıldırım, görüşmede vücudunun birçok yerinde yanma hissettiğini ifade etmiştir. Her ikisinin de sağlık durumundaki bu olumsuzluklar bizleri endişelendirmektedir. Bu bulgular insan sağlığı için geri dönüşümsüz bir sürecin belirtisi olabilir. Sibel Balaç ile Gökhan Yıldırım’ın yaşam hakkının korunması için başta adil yargılanma olmak üzere taleplerinin bir an evvel karşılanarak, eylemlerini sonlandırmaları için gerekli koşulların acilen sağlanması gerektiğini vurguluyoruz.”

    “ADALET BAKANLIĞI, AÇLIK GREVLERİNE İLİŞKİN HİÇBİR REFLEKS GÖSTERMEDİ”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise açlık grevlerine karşı Adalet Bakanlığı’nın refleks göstermediğini belirterek, “Aslında cezaevleri uzun zamandır sağlık sorunlarının yaşandığı ama bu sorunlara da özellikle Adalet Bakanlığı’nın kulak tıkadığı yerlere dönüşmüş durumda. Adil yargılanma hakkının ise ciddi şekilde ihlal edildiğini biliyoruz. Kelepçeli muayene ile muayene sırasında içeride kolluk bulundurulması ile ilgili yeni bir düzenleme yapılacağı ifade edilmişti. Bu yeni düzenleme ile de ayrımcılığı yeniden hayatımıza getirmek istediklerini gözlüyoruz. Adalet Bakanlığı açlık grevlerine ilişkin hiçbir refleks göstermiş değil. Açlık grevleri iletişim ile çözülebilecek süreçler. Eğer iletişim kurulmazsa olabilecekleri de son birkaç yıl içerisinde hep beraber yaşamış olduk” dedi.

    “HASTA MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILSIN”

    Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın talepleri ise şöyle:

    • Dijital delillerle gizli tanık ve itirafçı tanıklarla yürütülen yargılamalara son verilsin.
    • Keyfi disiplin cezalarına son verilsin.
    • Hasta mahpuslar serbest bırakılsın.
    • Hapishanedeki kitap, dergi kısıtlamalarına son verilsin.
    • Hapishanedeki sohbet hakkının eksiksiz uygulanması.
    • Yozlaştırmaya karşı mücadele edenlere verilen cezalar iptal edilmeli.
    • Tarafımıza verilen hapis cezaları iptal edilmeli.
    • Halkımızın hak ve özgürlükler adalet mücadelesi engellenmemeli.
    • Ağırlaştırılmış müebbet infaz yasası tutsaklar lehine değiştirilmeli.

    NE OLMUŞTU?

    Zihinsel engelliler öğretmenliği yapan Sibel Balaç, sürgün ve mobbinge uğradığını söyleyerek 2018 yılında görevinden istifa etti. Balaç, aynı yıl, Kanun Hükmü Kararname’yle (KHK) işinden ihraç edilen memur, öğretmen ve akademisyenlerin, Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdikleri “işimi geri istiyorum” eylemlerine katıldı. Yüksel Caddesi’ndeki eylemcilerle birlikte 10 Aralık 2018’de gözaltına alınan Sibel Balaç, 18 Aralık’ta çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Balaç 8 yıl 1 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Balaç, 228 gündür açlık grevinde.

    35 yaşındaki Gökhan Yıldırım ise, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın gerekçeli kararına göre, “Örgüt üyeliği, ulaşım araçlarının alıkonulması, kasten yaralama, konut dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme, tehdit, kamu malına zarar verme, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, resmi belgede sahtecilik” suçlarından 46,5 yıl hapse ve 1800 lira adli para cezasına mahkum edildi. Yıldırım 222 gündür açlık grevinde.

    PİRHA / ANKARA

  • Avukatlardan Musa Anter davası açıklaması: Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırır-VİDEO

    Avukatlardan Musa Anter davası açıklaması: Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırır-VİDEO

    PİRHA – 20 Eylül 1992’de katledilen Musa Anter davasının duruşmasında bir kez daha erteleme kararı çıkmasının ardından hukuk örgütleri açıklama yaptı. Açıklamada, “1990’lı yıllardaki ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşmedikçe ve katliamların faillerini yargı önüne çıkarıp adil bir şekilde yargılamadıkça, aslında faili belli olan faili meçhul kalmaya devam edecek” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖİHD), Hafıza Merkezi ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), katledilişinin 30. yılında Musa Anter Davasına ilişkin basın açıklaması yaptı. İHD Ankara Şubede yapılan basın açıklamasında konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bugün bir kez daha adalet aramaya devam ettik” diyerek  “Zaman aşımı” kavramının Musa Anter davası için kabul edilemeyeceğini vurguladı. Türkdoğan, “Zaman aşımı kavramıyla ilgilenmiyoruz” diyerek mahkemenin, duruşmayı erteleme yönündeki kararını eleştirdi.

    “İLTİCA EDEN KİŞİYİ İSVEÇ ASLA TESLİM ETMEZ”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise “Bu dava Türkiye’deki hukukun aynası gibi görülmeli” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Cinayetin aydınlatılması durumunda birçok kirlilik de ortaya çıkacaktır. Etkin bir soruşturma yapılmadı. Abdulkadir Aygan ismi öne çıkıyor. Aygan, o grubun içerisindeki bir şahıs. Şu anda İsveç’te yaşıyor. ‘Aziz Turan’ ismi ile şu an biliniyor kendisi. Bugün Cumhurbaşkanı, Aygan’ın iadesini istiyor. Çünkü iltica eden kişiyi İsveç asla teslim etmez! Zamanında Aygan’ın ifadesi alınmalıydı. Bu gibi davalarda zaman aşımı olmamalı. Olumsuz karar çıkması durumunda AİHM’e gideceğiz.”

    ASLINDA FAİLİ BELLİ OLAN FAİLİ MEÇHUL KALMAYA DEVAM EDECEK”

    Yapılan konuşmalar ardından dört kurum adına ortak açıklamayı Esra Kılıç okudu. “Sorumluların cezalandırılmasını ısrarla talep ediyoruz” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Kürt gazeteci, aydın ve yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Belediye tarafından düzenlenen Kültür ve Sanat Festivali’ne katılmak üzere davet edildiği Diyarbakır’da silahla vurularak öldürüldü. 2000 yılına gelinene kadar cinayetin sorumlularının tespit edilmesini sağlayacak etkili bir soruşturmanın olmaması nedeniyle, Musa Anter’in ailesi 22 Şubat 2000 tarihinde AİHM’e başvurdu ve AİHM, 2007 yılında yaşam hakkının hem maddi hem de usul açısından ihlal edildiğine karar verdi. AİHM kararında olayın ardından ortaya çıkan ve Musa Anter’in öldürülmesiyle doğrudan ilgisi olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1998 tarihli Susurluk Raporu gibi bazı önemli delillerin yetkililer tarafından kullanılmadığını tespit etti.

    AİHM kararından yıllar sonra, eski JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan’ın itirafları, cinayetten 17 yıl sonra 2009’da soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Abdulkadir Aygan (Aziz Turan) bir hatıratında Musa Anter cinayetinin JİTEM’in önde gelen kadrosu tarafından planlandığını itiraf etti. Bunun üzerine PKK itirafçıları Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdülkadir Aygan, Hamit Yıldırım ve Yeşil kod adıyla tanınan Mahmut Yıldırım hakkında tutuklama kararı verildi ve Hamit Yıldırım 29 Haziran 2012’de 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa bir süre kala tutuklandı ve zamanaşımı sorunu 10 yıl daha ertelenmiş oldu.

    2013 yılında cinayetten 21 yıl sonra Hamit Yıldırım ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan ve emekli Albay Savaş Gevrekçi hakkında Musa Anter cinayeti nedeniyle ‘kasten insan öldürmek ve halkı silahlı isyana teşvik etmek’ suçlarından yargılanmak üzere dava açıldı. Dava açıldıktan bir süre sonra 2015 yılında Ankara’ya nakledildi. Musa Anter Davası, 90’lı yıllarda Kürt illerinde JİTEM mensupları tarafından işlenen zorla kaybetme ve hukuk dışı infazlarla ilgili yürüyen ve JİTEM Ana Davası olarak anılan davayla; 2019 yılında ise Mahmut Yıldırım tarafından işkence edilerek öldürülen Ayten Öztürk Davası ile birleştirildi.

    Abdulkadir Aygan’ın itirafları, soruşturmanın yeniden açılmasını sağladıysa da bugüne kadarki kovuşturma sürecinde bu itiraflar, kamu otoriteleri tarafından olayları çevreleyen koşullar hakkında hakikati ortaya çıkarmak, sorumluları tespit etmek ve cezalandırmak üzere değerlendirilmedi. Davaların birleştirilmesi; yargı makamlarının kovuşturmanın esasını, ağır insan hakları ihlallerini mümkün kılan örtülü ve sistematik yapıyı ortaya çıkaracak ya da hesap verebilirliği sağlayacak şekilde genişletmelerini sağlayamadı. Dolayısıyla Musa Anter cinayetinin faillerinin ortaya çıkarılması, yargılama makamlarının öncelikleri arasında yer almadı.

    Anter Ailesi’nin vekili Av. Selim Okçuoğlu Musa Anter Davası’nın diğer davalardan (JİTEM Ana Dava ve Ayten Öztürk Davası) zamanaşımı süresine çok kısa süreler kalması ve birleşen diğer davaların henüz karar aşamasında olmamaları nedeniyle tefrik edilmesi için defalarca kez taleplerde bulunduysa da Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi her defasında tefrik taleplerini reddetti ve bu ret kararlarını, davanın sanıkları Abdülkadir Aygan ve Cemil Işık’ın henüz savunmalarının alınamamış olmasıyla gerekçelendirdi. Oysa bu kişilerle ilgili işlem yapılamamış olması yine Adalet Bakanlığı’nın uzun yıllardır mahkemeye cevap vermemesi nedeniyleydi.

    Netice itibariyle Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 20 Eylül 2022 tarihi itibariyle, uygulamada başvurulan 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasıyla Musa Anter’in öldürülmesine ilişkin sanıklara yöneltilen suçlamaların düşmesi öngörülüyor.

    “CEZASIZ KALAN HER SUÇ BİR YENİSİNİ ÇAĞIRIR”

    Musa Anter cinayeti davası da dahil bu dönem işlenen devlet suçları ile ilgili açılan davalar, 1990’lı yıllarda devlet içerisinde gayrı resmi bir statüyle faaliyet gösteren Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Birimi’nin (JİTEM) işlediği suçlar ve ağır insan hakları ihlalleri ile hesaplaşmak için çok önemli bir imkân sunmaktaydı. 2010’lu yılların başında haklarında güçlü iddianameler hazırlanan ve ağır hapis cezaları talep edilen, insanlığa karşı suç işledikleri iddiasıyla yargılanan, üst düzey rütbeli kamu görevlisi ve askerlerin bugün teker teker aklandığını görüyoruz.

    Bu davanın da belirtilen şekilde sonuçlanması Türkiye’de kolluk kuvvetleri tarafından işlenen suçların cezasız kalması geleneğini devam ettirmesi anlamına geliyor. Cezasız bırakılan her suç bir yenisini çağırırken, 1990’lı yıllardaki ağır insan hakları ihlalleri ile yüzleşmedikçe ve katliamların faillerini yargı önüne çıkarıp adil bir şekilde yargılamadıkça, aslında faili belli olan faili meçhul kalmaya devam edecek.

    Aynı akıbetin Musa Anter cinayeti bakımından da gerçekleşmemesi için yargı makamlarını davada etkili soruşturma yürütmeye ve hakikati ortaya çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    PİRHA- ÇHD, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere saldırıda bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere ellerinde bıçak ve sopalarla saldıran ve ülkücü oldukları belirtilen grup hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Avukatların savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesinde, şüpheliler ‘Videodaki saldırganlar, olay yerine buluna özel güvenlik görevlileri ve amirleri, soruşturma sonucunda tespit edilecek diğer şüpheliler’ şeklinde sıralandı. Suç duyurusunda, özel güvenlik görevlilerinin saldırganlara yönelik herhangi bir işlem yapmadığı da belirtilerek, özel güvenlik görevlilerinin ‘görevi kötüye kullanma’ suçu işlediği belirtildi.

    ÇHD, ‘6136 Sayılı Kanun’a Muhalefet, Silahlı tehdit, İnanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, Hakaret, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ gerekçesiyle saldırganlar hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Üyesi Av. Alişan Şahin’in gözaltına alınmasına tepki: Savunma susmadı, susmayacak!

    DAD Üyesi Av. Alişan Şahin’in gözaltına alınmasına tepki: Savunma susmadı, susmayacak!

    PİRHA – ÖHD Ankara Şubesi Yöneticisi Av. Alişan Şahin, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma dahilinde gözaltına alındı. Gözaltı kararına DAD ve çok sayıda hukuk örgütü tepki gösterdi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Yöneticisi Av. Alişan Şahin, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı kararı ile sabah saatlerinde gözaltına alındı.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, ÖHD Ankara Şubesi Yöneticisi Av. Alişan Şahin’in gözaltına alınmasını kınayarak konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Mesleki faaliyetlerin suçlama konusu olamayacağını” belirten DAD Ankara Şubesi, “Av. Alişan Şahin, üyemiz, avukatımızdır. Gözaltına alınmasını kınıyoruz. Yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Av. Alişan Şahin biran önce serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    HAK SAVUNUCULUĞUNU KRİMİNALİZE EDEMEZSİNİZ”

    Ankara’daki hukuk örgütleri de Şahin için Ankara Adliyesi binasında basın açıklaması yapmak istedi ancak polis engeliyle karşılaşıldı.

    ÖHD Ankara Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Demokrasi için Hukukçular, Toplumsal Hukuk, Adalet için Hukukçular ve Hukukçu Dayanışması’ndan avukatların katılımıyla adliye girişinde, gözaltı kararı protesto edildi.

    ÖHD Üyesi Avukat Hülya Yıldırım, soruşturma kapsamında farklı illerden birçok kişinin gözaltına alındığı bilgisini vererek şunları söyledi:

    “Ayrıca dosya hakkında kısıtlılık kararı verilmiş olup, Savcılık makamı tarafından savunmanın temsilcisi olan bunun için mücadele yürüten meslektaşımızın ve gözaltındaki diğer yurttaşların savunma hakkı ihlal edilmektedir.

    Sizlerin de bildiği gibi avukatlık meslek pratiğimize karşı saldırılar her geçen gün artmaktadır. Daha önce de benzer hukuksuz gerekçeler ile gözaltına alınan, tutuklanan ve tutukluluğu devam eden meslektaşlarımız oldu. Bu saldırıların sistematikliği mesleğimiz ve meslek pratiğimiz üzerindeki baskıyı tüm gerçekliği ile ortaya koymaktadır. İktidar tarafından özgürlükçü avukat pratiği tehdit olarak algılanmakta ve hak mefhumunu kurucu bir yerden tartışan ve savunan avukatlar üzerinde yargı eliyle sindirme politikası uygulanmaktadır. Bu yöntemlerle biz avukatların mesleki faaliyetleri kriminalize edilmek istenmektedir.

    Ancak bir kez de buradan belirtmek gerekirse;

    Avukatlık mesleğini, hak savunuculuğunu kriminalize edemezsiniz. Meslektaşımız şahsında mesleki faaliyetlerinde bu pratiği sergileyen avukatlara gözdağı vermek istediğinizin farkındayız. Ancak hiçbir baskı ve saldırı toplumsal muhalefetin, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, devrimcilerin ve Kürt halkının savunmanlığını yapmamızı engelleyemeyecektir.

    Bizler geçmişten bugüne susmadık, susmayacağız. İnandığımız değerler ile savunmanlık yürütmeye devam ettik, etmeye de devam edeceğiz. Müvekkillerimizin haklarını bugüne dek nasıl savunduysak savunmayı da savunmaya cesaretle devam edeceğiz.

    Bu hukuksuzluğun derhal sona erdirilerek meslektaşımızın serbest bırakılmasını bekliyoruz ve gözaltına alınan meslektaşımız serbest bırakılıncaya, hukukun gerekleri yerine getirilinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi tekrar ederiz. Savunma susmadı, susmayacak.”

    PİRHA/ANKARA

  • 16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44. yılında hayatını kaybedenler anılacak

    16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44. yılında hayatını kaybedenler anılacak

    PİRHA-78’liler girişimi, 16 Mart Beyazıt Katliamı’nın 44’üncü yılında hayatını kaybedenleri İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde düzenlenecek program ile anacak. Üniversite gençlik örgütleri, ÇHD ve HDK bileşenlerinin de katılacağı anma programı saat 14.00’te başlayacak.

    16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleştirilen ve 7 öğrencinin öldüğü, onlarca öğrencinin de yaralandığı ‘Beyazıt Katliamı’nın’ 44’üncü yılı. Solcu öğrencilerin hedef alındığı katliamlardan biri olan saldırının 44’üncü yılında hayatını kaybedenler, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde anılacak.

    78’liler Girişimi yaptığı çağrı ile bugün saat 14.00’te başlayacak program ile 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarının protesto edileceğini duyurdu. Programa üniversite gençlik örgütlerinin yanı sıra Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Halkların Demokratik Kongresi bileşenleri de katılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaparak, “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız” dedi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaptı. Açıklamanın yapıldığı salona ‘İşçi sınıfının fiili meşru mücadelesinin gönüllü avukatlarıyız’ yazılı pankart asıldı. Basın açıklamasını avukatlar adına ÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz okudu.

    Avukatlar yaptıkları açıklamada, işçi sınıfının yanında olduklarını vurgulayarak, tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazır olduklarını belirttiler.

     “İŞÇİ SINIFININ KAZANILMIŞ HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Pandemi ile derinleşen ekonomik krizin bugün Türkiye coğrafyasının geniş bir kesimini temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz bir hale getirdiğini ifade eden Yılmaz; “Pandemi sürecinde patronlar ücretsiz izin uygulamaları, kısa çalışma ödenekleri ve türlü diğer teşviklerle korunurken emekçiler can güvenlikleri dahi olmaksızın, üstelik geçmişi dahi aratacak bir güvencesizliğin içine itildiler. İktidar, doğal alanları sermayeye peşkeş çekerek, her türlü kayıtdışılığı göz göre teşvik ederek, iş cinayetlerini cezasızlık politikaları ile ödüllendirerek, işçi sınıfının kazanılmış haklarını sözde yargı içtihatları ve yasal anlamda yok hükmündeki genelgelerle iğdiş ederek her geçen gün sermayeye yeni birikim alanları yaratmaktan geri durmuyor” şeklinde konuştu.

    “DİRENEN TÜM İŞÇİLERE SELAM OLSUN”

    Bu karanlık tablo karşısında insanca bir yaşam ve onurlu bir gelecek için direnmekten başka bir yol olmadığını vurgulayan Yılmaz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Bizler işçi ve emekçilerin hakları için başlattıkları süregelen bu onurlu ve coşku dolu eylemleri selamlıyoruz! Bugün eşitlik isteyen, insanca çalışma koşulları ve yaşam koşulları talep eden herkesi heyecanlandıran direnişlerin yaygınlığı, aslında Türkiye’de derinleşen bu sömürü koşullarının da açık bir göstergesi.

    Trendyol’da kendilerine reva görülen yok hükmündeki zamma karşı isyan eden ve kazanımları ile bütün işçi sınıfına, emekçilere, hepimize umut olan Trendyol emekçilerine selam olsun!

    BBC Türkçe’de grev silahına sarılarak haklarını kazanan basın emekçilerine, Alpin Çorap’da iş bırakarak kazanan çorap işçilerine selam olsun!

    Gebze’de kurulu Farplas’da devletin kolluk kuvvetleri ile kolkola girmiş patrona karşı hem çalışma şartlarının iyileştirilmesi hem de sendikal örgütlenme hakkı için fiili ve meşru mücadeleyi büyüten işçilere selam olsun!

    Mersin’de insanlık dışı barınma koşulları altında, her gün iş cinayeti riski ile çalışırken üstüne üstlük ücretleri gasp edilen ve hakları için iş bırakan Akkuyu Nükleer Santral işçilerine selam olsun!

    Aksa Jeneratör’de örgütlenme haklarını kullandıkları için işten atılan ve direnişe geçen işçilere selam olsun!

    Çimsataş’da, Oppo’da, Kayı İnşaat’da, Şişli Belediyesi’nde, İzmir’de kurulu Polibak Fabrikası’nda, Kızılay Afyon Maden Suyu Fabrikası’nda, Beks Çorap’da, Urfa’da kurulu Lila Kağıt’da, İstanbul Finans Merkezi Şantiyesi’nde, Eskişehir Kıraç Metal’de, Antep’de Sevinçler Sağlık Ürünleri, Melike Tekstil, Zafer Tekstil‘de ve  Kartal Halı’da, Esenyurt Migros Depo’da, Hopa Limanı’nda, Mersin Tarsus Hali’nde üretimden gelen gücünü kullanarak insanca bir yaşam için fiili meşru mücadeleyi yükselten tüm işçi ve emekçilere selam olsun.

    Aras Kargo’da, Sürat Kargo’da, Yurtiçi Kargo’da, Hepsi Jet’de, Scotty’de ve elbette Yemek Sepeti’nde günlerdir meydanları doldurarak mücadeleyi büyüten kargo işçilerine selam olsun.”

    “TÜM İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN GÖNÜLLÜ AVUKATLIĞINI ÜSTLENMEYE HAZIRIZ”

    Mücadeleyi büyütmekte ısrar eden tüm emekçilerin taleplerine sahip çıktıklarını söyleyenÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz, “Bizler bu coğrafyada avukatlık yapmaya başladığımız günden bu yana, avukatlık mesleğinin ifa yerinin adliye koridorlarıyla mahkeme salonlarıyla sınırlı olmadığının bilinciyle hareket ettik. Bir kez daha bilinsin isteriz ki direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız. Sermayenin hukuku karşısında sınıfın hukukunu yaratmanın mücadelesini vermek için bu kavgada üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Bugün hepimize dayatılan bu sefalet koşullarından kurtulmanın tek yolunun birlikte mücadele etmek olduğunun bilinciyle direnen dostlarımızın taleplerini sahipleniyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ÇHD davası: Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi

    ÇHD davası: Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi

    PİRHA-KHK ile kapatılan ÇHD üyesi 22 avukatın yargılandığı davada mahkeme heyeti, Av. Selçuk Kozağaçlı ile Av. Barkın Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Bir sonraki celse 23 Mart 2022 günü görülecek.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 22 avukatın yargılanmasına bugün Silivri Cezaevi Kampüsü’nde devam edildi. Aralarında 2017 yılından bu yana tutuklu bulunan ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ile avukat Barkın Timtik‘in de olduğu 22 avukat “Örgüt yöneticiliği” suçlamasıyla yargılanıyor.

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Erinç Sağkan, Ankara Barosu Başkanı Av. Kemal Koranel, İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren, Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz, Van Barosu Başkan Yardımcı Av. Hamza Çiftçi, Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat Tekneci, İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy ile Züleyha Gülüm, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan da duruşmaya katılanlar arasındaydı.

    Mütalaasını tekrar eden savcı, adli tedbirlerin yeterli kalmayacağını belirterek, tutukluğun devamını talep etti. İlk olarak söz alan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, duruşmaya katılan meslektaşlarına teşekkür etti. Kozağaçlı şu ifadeleri kullandı:

    “Bu ülkenin tarihinde bu kadar kalabalık ve nitelikli bir avukat tarafından korunmuş bir sanık grubu yoktur. Avrupa’dan gelen 8 yıldır takip eden meslektaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. Bu davanın peşini hiç bırakmadılar. Sayın savcıya sitem etmek istemem ama 8 yıldır aranan evrakların bulunduğu iddia ediliyor ama savcılık duruma müdahil olmuyor. Savcı aylar önce hazırladığı mütalaayı 8 sene önceki iddianamedeki yazım hatalarıyla kopyalayıp sunuyor. İddianame savcısı ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Adem Özcan. Bu şu demek ‘Ben bu yargılamaya ilgi duymuyorum, sizlerle ilgilenmiyorum’.”

    “SAVCI TANIKLARI DİNLETEMİYOR ÇÜNKÜ TANIKLAR YOK”

    Aleyhlerinde tanık olarak bildirilen 13 kişinin savcılık tarafından daha sonra vazgeçildiğini kaydeden Kozağaçlı, şöyle konuştu:

    “Savcı, bizim suçlu olduğumuzu söyleyen 13 tanık bildirmiş. Savcı tanıklarını duruşmada ikame etmekten vazgeçiyor. Tanıktan vazgeçme, çok istisna hallerde geçerli bir durum. Savcı dilekçe yazabilir bundan vazgeçebilir, talepte bulunur, bundan vazgeçer; mütalaadan vazgeçer, tamam bunlar kabulüm. Fakat iddianame savcısının bildirdiği 13 tanığı dinlemekten vazgeçti. Savcı tanıkları dinletemiyor. Çünkü tanıklar yok. Tanıkların bir kısmı sanal, sahte üretilmiş kişiler. Bir kısmı savcı, bir kısmı polis müdürü, memuru. Bu meslek gruplarından sahte delil üretmekten, yalan tanıklık yapmaktan hüküm giyenler oldu.

    “CEZA VERMEK İSTİYORSANIZ OLAYA DAYALI TANIKLAR BULMALISINIZ”

    Savcılık aleyhimize 13 tanık gösteriyor. Savcılığın peşini çoktan bıraktığı 13 tanığın peşine biz düştük. Kanun, bir olayın tek ispatı tanık ise onu mutlaka duruşmada dinleyeceksin diyor. Bizim DHKP-C’li olduğumuzu karara bağlayacaksanız bu olgudur. Olgular tanıkla ispatlanamaz. Tanık ispatlar. 13 tanık bize 13 olay anlatmalı. Bizim dosyadaki tanıklar ne diyor, bu kişi DHKP-C üyesidir. Böyle tanıklık olmaz, bize ceza vermek istiyorsanız olguya dayalı değil olaya dayalı tanıklar bulmalısınız.

    “TANIKLAR ÖLDÜ MÜ? AKIL HASTASI MI? YOKSA BULAMIYOR MUSUNUZ?”

    Bant kaydı olurdu elinizde, tutanak olurdu. Bunlar yok. İddianame savcısı Adem Özcan’ın mal varlığına el kondu geçen hafta. Bu iddianameyi Adem’den başka kimse yazamaz, fikri mülkiyet hakkıdır. Sizin bu iddianameyi Varlık Fonu’na devretmeniz lazım. Kanunda, olayın delili bir tanığın ifadesiyse, o tanık mutlaka dinlenir diyor. O tanığı getireceksiniz, yazdığı şeyle yetinilemez. Hadi savcı vazgeçti sesini çıkarmıyor, biz vazgeçebilir miyiz? Savcı bu dosyada bizim DHKP-C üyesi olduğumuzu, benim yöneticisi olduğumu kanıtlamak üzere getirdiği 13 tanıktan vazgeçti. Sayın duruşma savcısı 13 tane tanık göstermişsin 2013’de. Bunlar öldü mü, akıl hastası mı oldu, yoksa bulamıyor musun bunları? Böyle değilse nasıl vazgeçiyorsun? Bunlar kamu tanığı.”

    BARKIN TİMTİK: AÇLIK GREVİMİN 5. GÜNÜNDEYİM

    Kozağaçlı‘nın ardından beyanda bulunan Av. Barkın Timtik de duruşmaya katılanları selamlayarak sözlerine başladı. Timtik, dijital deliller ile gizli tanık beyanlarına değinirken, şunları söyledi:

    “Öncelikle 2005’ten beri adli emanette olduğu iddia edilen belgelerin şimdi getirilmesi üzerinize bir yük yüklüyor. Şimdiye kadar bunları sürüncemede bırakanlar hakkında suç duyurusunda bulunmak gerekiyor. Bugün açlık grevimin 5. günündeyim. Sibel Balaç 19 Aralık’tan beri ölüm orucunda. Gökhan Yıldırım süresiz açlık grevi eyleminde. Onların talepleriyle Ebru Ablamın talepleri de aynıydı. İki sanatçı hayatını kaybetti aynı taleplerle. Gencecik Mustafa hayatını kaybetti.

    “ÖLÜM ORUÇLARINI ENGELLEMEK MÜMKÜN”

    Yeni başlayan bu ölüm orucu eylemini engellemek mümkün, ben içerdeyim ve sadece açlığımla bunu engellemeye çalışıyorum. Dışarıda daha başka pek çok şey yapılabilir. Taleplere ses olunması gerekiyor. Bu ölüm orucunun bazı talepleri var. Biri dijital deliller biri gizli tanık beyanları ve bizim dosyamızda da tam da bunlar var. Bu ölüm orucu ve açlık grevleri eylemleri talepleri nedeniyle yargıyı çok yakından ilgilendiriyor.

    “TANIKLARIN YÜZLERİNİ GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Tanık dinleyeceksiniz, tanığın buraya getirilmesini istiyoruz, onların yüzlerini görmek istiyoruz. Gerçek insanlarsa getirin konuşsunlar. Bugün konuşmak istediğim bir konu, itirafçılık dayatması. Bulunduğum hapishanede yaşanıyor. İtirafçılık politikası esasen halk değerlerinin yozlaştırılmasına dayanır. İki Grup Yorum üyesi biri Sultan Gökçek, İbrahim’in eşi, ona bizzat savcı hapishaneye gelerek itirafçılık teklifinde bulundu. Emel Yeşilırmak’ın ailesini MİT görevlileri kaçırmakla tehdit ediyorlar. Diyorlar ki ailesine “Bu iş bir iğneye bakar, intihar etti deriz.”

    “HUKUKEN, BENİ TAHLİYE ETMEK ZORUNDASINIZ” 

    Grup Yorum temsil kabiliyeti çok yüksek bir müzik grubu. Bu yüzden Grup Yorum’la uğraşıyorlar. Yakın zamanda savcılıkta ifade işlemi esnasında Sultan’ı bizzat savcılık çay içmeye davet etti, Sultan sadece ifade vermeye gelirim deyince tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandı. Aradan bir kaç gün geçince savcı bizzat hapishaneye geldi görüşmek çay içmek istedi. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi bunlar mutat oluyor, bir itirafçılık politikası ile yargılama yapılmaya çalışılıyor. Benim tutukluluğumun uzamasının nedeninin benim hakkımda da itirafçılar yaratılmaya çalışılması olduğunu düşünüyorum. Yoksa dosya Yargıtay’da bozulduğunda tahliye edilmem gerekirdi. Ben her celse söylüyorum size; siz beni tahliye etmek zorundasınız, hukuken zorunlusunuz buna söyleyeceklerim bu kadar.”

    TBB BAŞKANI AV. SAĞKAN: TUTUKLUĞA SON VERİLMELİDİR

    Timtik’in beyanının ardından Av. Çiğdem Akbulut, 26 farklı uluslararası hukuk kurumunun mahkemeye hitaben yazdığı beraat ve derhal salıverilme talepli dilekçeyi sundu.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. Erinç Sağkan da tutukluğa son verilmesi gerektiğini söyleyerek, “Bugün duruşmanın başlangıcında bazı belgelere ulaşabildiğinizi söylediniz. Müvekkillerimin uzun zamandır uğraş verdiği bir konuda siz de çaba göstermişsiniz. Bir delilden bahsediyoruz, bir dijital veri. Buna dair savcılık makamının hiçbir görüşü yok, bir rapor mütalaayı değiştirmesini gerekebilir. Bu delillere nasıl ulaşıldığının da araştırılması gerekir. Maddi gerçeğe ulaşmak için yapılması gereken bir husustur. Selçuk’un kaçma ihtimali olmadığı buradaki herkes tarafından bilinmektedir. Savcılığın dinlemek istemediği sanık meslektaşlarımızın dinlemek istediği tanıklar üzerinde bir etki etme ihtimali olmadığı ortadadır. Bugün itibariyle bu tutukluluğa son verilmesi gerekir” dedi.

    DURAKOĞLU: BURADA AVUKAT YARGILAMASI YAPILIYOR

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu ise “Bu davanın ilk celsesi başladığında ben barolar açısından çok önemli olduğunu belirtmiştim. Bu dava bizim için çok önemli, burada avukat yargılaması yapılıyor. Bu dava başladı ve hafta içi süren duruşmanın sonucunda tüm avukatlar tahliye edildi. Bir itiraz üzerine harekete geçildi, üstelik bir cumartesi günü aynı yargıçlar yakalama kararı verdiler. Bana hiç kimse bir hakimin ıslak imza ile imzaladığı kararın 10 saat içinde elektronik imza ile değiştirilmesini açıklayamaz. Siz bugün bu celseye başlarken “evraka” diye başladınız. Buldum dediniz, 8 yıldır getirilemeyen delilleri bulduğunuzu söylediniz. Bu dava Türkiye’de yargının durumunu gösteriyor bize, bunun için çok önemli. Siz, ilk heyetin adını tarihe yazdırdığı gibi adınızı tarihe yazdırabilirsiniz.

    TÜRKDOĞAN: BU DAVADAN HİÇBİR ŞEY ÇIKMAYACAK

    İHD Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan iddianamede yer alan belgelerle ilgili olarak, “Bu Belçika-Hollanda belgelerinden bıktık artık. Yıllardır bu evraklar dosyalara gelip gider. Bunların sahte olduğu da ortaya çıkacak, göreceksiniz. Selçuk bu belgelerden 2004 yılında yargılandı, beraat etti ve kesinleşti. Hukuki olarak söylenebilecek her şeyi Selçuk az önce ifade etti. Ben bu davadan hiçbir şey çıkmayacağını düşünüyorum. Arkadaşlarımız da zaten bizim nezdimizde suçlu değillerdir” dedi.

    “DOSYANIN DAYANAĞI OLAN DELİLLER YOK”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren dosyanın dayanağı olan delillerin olmadığını vurguladı. “Aslında size neyi anlatalım bilmiyorum. Biz her celseden sonra klişe tutuklama gerekçeleri ile tutukluluğun devam ettiğini görüyoruz. Bu celse dijitalleri buldum dediniz. Bugüne kadar olmadığını itiraf ettiniz, bu davanın temeli bunlar. Daha önce olması gereken dosyanın dayanağı olan deliller dosyada yok. Hazırlık aşamasında bu deliller iddianame ile birlikte sizin önünüze getirilmeli. Çünkü tutuklamanın gerekçesi yapılıyor. Avukatları tutuyorsunuz bunlarla. Meslektaşlarımızın, arkadaşlarımızın bir saniye bile tutuklu kalmaması gerekir” şeklinde konuştu.

    BARO BAŞKANLARINDAN TAHLİYE ÇAĞRISI

    Ankara Barosu Başkanı Av. Kemal Koranel, “Bu dosyanın soruşturmasını hazırlayanların FETÖ hükümlüsü olduklarını unutmayın, meslektaşlarımızı serbest bırakın” dedi. Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz, ise “Zaten duruşma sonrasında alınacak karar belli şeklinde bu aşamaya kadar gelindi. Çok kudretli bir salon yapılmış; ama buradan adalet çıkacak mı? Önemli olan bu” diye konuştu. Siirt Barosu Başkanı Av. Kenan Bilge de “Selçuk Kozağaçlı’nın tanıklarla ilgili beyanlarını ben hayretle izledim, dinledim. Bu beyanlardan sonra meslektaşlarımızın tahliyesi gerekir” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’NİN HUKUK SİSTEMİNİN ALNINA ÇALINMIŞ KARA BİR LEKEDİR”

    İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel dosyayı “Türkiye’deki hukuk sisteminin sürüklendiği karanlık” şeklinde tanımlarken; “Yargılananlar bizim meslektaşlarımız, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız. Onlar bulunmaları gereken yerde değiller, yanımızda omuz başımızda olmalılar. Siz 8 yıl aradan sonra, aslında en başından beri ulaşmanız gereken delile ulaştığınızı söylediniz. Savcılık bu gelişmeye rağmen mütalaayı tekrar etti. Bu dosyayı önemsemiyor anlaşılan ama biz önemsiyoruz. Bu dosya Türkiye’de hukuk sisteminin içine sürüklendiği karanlığın aynası. Karanlığın biraz olsun dağılmasını, bir çatlak oluşmasını ve bu çatlaktan ışık yayılmasını istiyoruz. Bu dosya Türkiye’nin hukuk sisteminin alnına çalınmış kara bir lekedir. Sizden beklentimiz sadece kendi adımıza değil, sizin adınızadır da aslında. Selçuk ve Barkın’ın tahliyesini talep ediyorum” dedi.

    “HAFIZAMIZ ÇOK KUVVETLİ, MEHMET AĞAR’IN CEZA ALMASINI SAĞLADIK”

    Tutuklu Av. Oya Aslan celseyi şaşkınlıkla karşıladığını belirtti. “Delillerin peşine düştüğünüzü gördük salondaki meslektaşlarımıza saygılı söz veren bir tutumla karşılaştık. Bu tutumun meslektaşlarımızın tahliyesine karar verme gücüne de sahip olmayı kapsaması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Tutuklu Av. Özgür Yılmaz cezaevindeki açlık grevlerini hatırlatarak; “Gökhan Yıldırım süresiz açlık grevinde, Sibel Balaç ölüm orucunda. Ölüm orucu yapmak kolay değildir, yapanın 2 nedeni vardır. Size karşı yapılanlar ve geleceğe dair umutlar. Savcı diyor ki daha önce verdiğimiz yazılı mütalaayı tekrar ediyoruz. Ben mütalaayı görmeden bana ceza istiyorsunuz. Önce bana mütalaayı bir okuyun sonra benden savunma isteyin. Böyle şekli şeyleri bile yerine getirmiyorsunuz. Biz bunlara sessiz mi kalalım? Kalmayız, bizim Ebrumuza sözümüz var, Ebru’nun bu dosyada kanı var. Hesabını soracağız, yemin olsun halkımıza. Ben bana 1994 yılında işkence yapanların peşini bırakmadım, yargılandılar 20 sene sonra ceza aldılar. Bizim hafızamız çok kuvvetli. Mehmet Ağar’ın hapis cezası almasını sağladık. Akın Gürlek’in de Süleyman Soylu’nun da yargılanmasını sağlayacağız, cezalandırılmalarını sağlayacağız” ifadelerini kullandı.

    TUTUKLULUKLARIN DEVAMI KARARI

    Beyanların ardından mahkeme heyeti, Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk durumları hakkında karar vermek üzere duruşmaya ara verdi. Kozağaçlı ve Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmeden mahkeme, bir sonraki celseyi 23 Mart 2022 tarihine erteledi.

    (HABER MERKEZİ)
  • Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in yarın ki duruşması için katılım çağrısı

    Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in yarın ki duruşması için katılım çağrısı

    Çağdaş Hukukçular Derneği, tutuklu bulunan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve avukat Barkın Timtik için özgürlük talep etti.
    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile dernek üyesi Barkın Timtik’in tutuklu bulunduğu davanın yarın görülecek duruşmasına dair Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapıldı. Açıklamada, “Savunmaya özgürlük” pankartı açıldı.
    ADİL YARGILAMA 
    Açıklamada konuşan avukat Seda Şaraldı, yargılama sürecine değinerek, “Bu hukuksuz dosya üzerinden tüm ülkede hüküm süren adil yargılanma hakkı ihlallerini duyurmak ve bununla mücadele etmek amacıyla meslektaşlarımız Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ölüm orucuna başlamışlar ve 27 Ağustos 2020 tarihinde meslektaşımız Ebru ölüm orucundayken yaşamını yitirmiştir” dedi. Yargıtay’ın dosyada adil yargılama hakkının ihlaline karar verdiğini anımsatan Şaraldı, dosyada hukuksuzlukların olduğunu kaydetti.
    KUMPAS DAVA
    Şaraldı, 2 meslektaşlarının tutuklu yargılandığı dosyada yurtdışından getirildiği belirtilen dokümanların aslının bulunmadığını belirterek, şunları kaydetti:
    “Ayrıca bu dokümanları yurtdışından temin eden polisler, savcılar ve hakimler hakkında örgüt üyeliği, sahte delil üretme, kumpas ve komplo dosyalar oluşturma iddialardan ötürü kesinleşmiş mahkumiyet kararları da verilmesine rağmen bu dokümanların hukuka uygun olmadığına dair savunmalar mahkemece dikkate alınmamaktadır. Ne yazık ki meslektaşlarımız hakkında yürütülen süreç tarihe geçecek hukuksuzluklarla devam etmektedir. Meslektaşlarımızın haksız ve hukuksuz tutuklulukları bu süreç boyunca 5 yılı aşmış ve bu tutukluluk infaz aşamasını çoktan geçmiştir.” (MA)
  • Ankara’da hukukçulardan açıklama: Siyasi yargılamalarda hukuk gözardı ediliyor-VİDEO

    Ankara’da hukukçulardan açıklama: Siyasi yargılamalarda hukuk gözardı ediliyor-VİDEO

     PİRHA-Avrupa ülkelerinden hukuk örgütleri ve barolar, 14 Haziran’ı ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ ilan ederek her yıl avukat Ebru Timtik adına ödül vereceklerini duyurdu. Konuya ilişkin açıklama yapan Ankara’daki hukuk örgütleri, “Mücadeleler sonucu elde edilmiş yargılama ilkelerinin hayata geçirildiği, savunma ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirildiği, halktan yana ve halk için bir yargılama faaliyeti bir an önce etkin olmalıdır” dedi.

    Avrupa ülkelerinden hukuk örgütleri ve barolar, 14 Haziran’ı ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ ilan etti. Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü etkinlikleri her yıl 14 Haziran’da gerçekleşecek ve her yıl bir ülke üzerine odaklanılacak. Gün kapsamında, o yıl seçilen ülkede adil yargılanma hakkının güvence altına alınması için olağanüstü çaba harcayan kişi yahut kurumlara her yıl ‘Ebru Timtik Ödülü’ verilecek. Adil yargılanma hakkına gereken saygının gösterilmemesi nedeniyle o yıl içinde seçilmiş olan ülkede konferans düzenlenecek. Ayrıca diğer ülkelerde de 14 Haziran’da etkinlikler yapılacak.

    Ankara’da bulunan Adalet için Hukukçular, ÇHD Ankara Şube, Demokrasi için Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, İnsan Hakları Derneği, ÖHD Ankara Şube, Toplumsal Hukuk örgütleri konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

    Örgütler adına yapılan basın açıklamasını Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz okudu.

     “SİYASİ YARGILAMALARDA HUKUK GÖZARDI EDİLİYOR”

    Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için yaşamlarını ortaya koyduklarını hatırlatan Yılmaz şunları dile getirdi:

    “Avukat Ebru Timtik, 27 Ağustos 2020 tarihinde bu uğurda yaşamını yitirmiştir. Türkiye’de hukuk, tüm muhalif kesimleri sindirmenin, bastırmanın, korkutmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Yargı, halka yönelik katliamların, işçi cinayetlerinin, devletin faili olduğu suçların, idarelerin ihmalleri sonucu öngörülen, yol verilen ‘kazaların’ yargılama oyunuyla aklandığı, suçluların cezasız bırakıldığı, suçların meşrulaştırıldığı bir ‘adaletsizlik kazanı’ olarak kaynamaktadır. Siyasi yargılamalar iktidarın dosyalara özel atadığı yargıçlarla yürütülmekte, gizli tanık/ itirafçı sanık beyanları verilen kararlara tek başına esas alınmakta, yargılamalarda hukuka aykırı deliller üretilmekte, usul hukuku pervasızca çiğnenmektedir. Siyasi kararlar ile yıllarca bekletilen soruşturma dosyaları bir anda gün yüzüne çıkarılarak devrimci, demokrat, yurtsever insanlar gözaltına alınıp, tutuklanmaktadır.”

    “ADİL YARGILANMA HAKKI GÜNÜ VESİLESİ İLE BU HAK MÜCADELESİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Politik dosyalarda verilen tahliye kararlarının olağanüstü bir hızla savcılık itirazıyla karşılaşmakta olduğunu ve bu yöntemle devrimci, demokrat, yurtseverlerin hapishanelerden çıkamadan yeniden gözaltına alındığını vurgulayan Yılmaz son olarak şunları aktardı:

    “Adil Yargılanma Hakkı Günü vesilesi ile bir kez daha vurgulamak isteriz ki; Mücadeleler sonucu elde edilmiş yargılama ilkelerinin hayata geçirildiği, savunma ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirildiği; somut, bilimsel delillere dayalı olarak; belirli, öngörülebilir, açık, halktan yana ve halk için bir yargılama faaliyeti bir an önce etkin olmalıdır.

    Gizli tanıklık, itirafçılık/iftiracılık, SEGBİS dayatması, delilsiz, varsayımlara, soyut iddialara dayalı hüküm kurma, ceza yargılama ilkelerinin yok sayılması ile görünüşte bile adil olmayan yargılama oyunları son bulmalıdır. Bizler aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak, Adil Yargılanma Hakkı Günü vesilesi ile bu hak mücadelesinin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    “AVUKAT ARKADAŞLARIMIZA 159 YILA VARAN CEZALAR VERİLDİ”

    Yapılan basın açıklamasının ardından PİRHA’YA Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri ve adil yargılanma sorunları üzerine değerlendirme de bulunan ÇHD Ankara Şubesi avukatlarından Ceren Yılmaz ise şunları ifade etti:

    “Avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal biliyorsunuz ki ölüm orucu yapmışlardı. Adil yargılanma hakkı talebi için yaptılar bu eylemi. Onların da içinde bulunduğu 20 avukat hakkında yapılan yargılamada adaletsiz bir biçimde 159 yıla varan cezalar verildi. Adil yargılanma hakkı talebi ile yapılan ölüm orucunda Avukat Ebru Timtik yaşamını yitirdi. Bunun üzerine 14 Haziran ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ olarak ilan edildi. Ve her yıl Ebru Timtik anısına bir ödül verilecek. Bu yıl bu ödül Ebru Timtik’e verilecek.

     “İKTİDAR HUKUKU HALKI KORKUTMAK, SİNDİRMEK İÇİN KULLANIYOR”

    Türkiye’de işleyen bir yargı sistemi yok. Türkiye’de adil yargılanma yok. Bunu avukat arkadaşlarımızın yargılamasında biz yakından gördük, tanık olduk. Ama bugün birçok yargılamada da bunları görüyoruz. Gizli tanık beyanlarıyla, itirafçı sanık beyanlarıyla kişilere cezalar veriliyor. İnsanlar tahliye ediliyor daha dışarı çıkamadan hapishane önünde tekrar gözaltına alınıp tutuklanıyor. Gün yüzüne çıkmamış 20 yıllık, 30 yıllık soruşturmalar daha yeni açılıyor, gün yüzüne çıkıyor. Bugün iktidar hukuku halkı korkutmak, sindirmek için kullanıyor. Bunun bir aracı olarak hukuku kullanıyor. Adil yargılanma hakkı böyle bir ortamda olabilecek en önemli haktır. Adil yargılanma hakkı için meslektaşımız Ebru Timtik nasıl savaştı ise nasıl yaşamını yitirdi ise biz de onun bu mücadelesine sahip çıkarak adil yargılanma hakkını savunmaya, bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    Hakkında açılan dava kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan avukat Ebru Timtik ‘Adil yargılanma hakkı istiyorum’ diyerek ölüm orucuna başlamış ve 27 Ağustos 2020’de, ölüm orucunun 238. gününde Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti. Bu süreçte ÇHD davasında yargılanan avukatlarla ilgili kararını açıklayan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, avukatlar Barkın Timtik, Selçuk Kozağaçlı ve Ezgi Çakır hakkındaki hükümler hariç diğer cezaların onanmasına hükmetmişti.

    Girdiği ölüm orucunu verilen karar üzerine sona erdiren avukat Aytaç Ünsal’ın ise tedavisi bitene kadar infazının ertelenmesine karar verilmişti ancak oda hukuksuz bir şekilde tutuklandı.

     Melis CİDDİOĞLU/ANKARA