Etiket: cumhurbaşkanı

  • Abbas Tan: Cemevlerini hiç kimsenin siyasi amaçla kullanmasına izin vermeyeceğiz

    Abbas Tan: Cemevlerini hiç kimsenin siyasi amaçla kullanmasına izin vermeyeceğiz

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim’de Şahkulu Dergahında canlı yayınla açılışını yaptığı Kayseri’deki cemevinin köylüler tarafından yapıldığı belirtildi. Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Abbas Tan, “Gidip görenler oranın hala bitmediğini, inşaat halinde olduğunu, hala işçilerin çalıştığını söylediler. Oraya yapılan cemevinin tapusu hazineye ait. İnşaatı belediyenin yaptığı söyleniyor. Gelip açılışını yaptılar” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim’de İstanbul’da bulunan Şahkulu Sultan Dergahında canlı yayın bağlantısı 4 cemevi açılışı ve 11 ilde cemevi temel atma törenlerine katıldı.

    Açılışı yapılan cemevlerinden biri de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi Eskiyassıpınar Mahallesi’nde bulunuyor.

    Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Abbas Tan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim’de Şahkulu Dergahında canlı yayınla açılışını yaptığı Kayseri’deki cemevinin köylüler tarafından yapıldığının açığa çıkmasıyla ilgili PİRHA’ya konuştu.

    “CEMEVLERİNİN TAPUSU CEMEVLERİNİN OLMALIDIR”

    Bahsi geçen cemevini oradaki köylülerin yaptığını, yan tarafına da devletin 240 metrelik bir yer yaptığını ifade eden Tan, şunları dile getirdi:

    “Cumhurbaşkanı oranın da açılışını yaptı. Ben gidip görmedim orayı. Ancak gidip görenler oranın hala bitmediğini, inşaat halinde olduğunu, hala işçilerin çalıştığını söylediler. Oraya yapılan cemevinin tapusu hazineye ait. İnşaatı belediyenin yaptığı söyleniyor. Gelip açılışını yaptılar. Biz dedik ki tapusu bize ait olmayan hiçbir yeri kabul etmiyoruz. Böyle kendilerine göre cemevi yaptık demelerini doğru bulmuyoruz. Çünkü inşaat ruhsatında tesis deniliyor. Parantez içinde ‘cemevi’ yazıyor. Biz bunu da kabul etmiyoruz. Bizim cemevimiz sosyal tesis değildir, ibadetlerimizi yaptığımız yerdir. Cemevlerinin tapusu cemevlerinin olmalıdır.”

    “VERECEKLERİ MAAŞLA DEDELERİ İSTEDİKLERİ ŞEKİLDE YÖNLENDİRECEKLER”

    Alevilerin ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ diyerek yıllardır mücadele verdiklerini anımsatan Tan, “Birilerinin biz yaptık mantığıyla cemevi yapmasını, tapusunun kendilerinde olmasını istemiyoruz. Cemevleri Alevilerin kendi imkanları ile yapabilecekleri yerlerdir. Yeri geldiği zaman yerel yönetim anlamında elbette destek verebilirler ama tapularının kendilerinin olması şartıyla. Vakıflar, dernekler, federasyonlar var. Cemevleri Alevilerin bu kurumları adına yapılacaktır ve biz kendi cemevlerimizi sahipleneceğiz. Cemevlerinde hizmet verecek dedelerin maaşlarını da biz kendi imkanlarımızla karşılayabiliriz. Cumhurbaşkanı isteyen dedelere maaş bağlayabileceğini söyledi. Cemevlerine yasal bir statü vermeyip de tesis adı altında yapımını sürdüren bir anlayış var. O dedelere vereceği maaşla o dedelere istediği fetvaları verdirecek, dedeleri istediği şekilde yönlendirecek. Biz böyle bir uygulamaya da karşıyız.

    “CEMEVLERİNİ HİÇ KİMSENİN SİYASİ AMAÇLA KULLANMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    ‘Biz kendi cemevlerimizi kendimiz yaparız’ diyen Tan, “Orada çalışacak dedelere de maaşlarını biz veririz. İktidar Alevilere yeni bir don biçme politikası izliyor. Bu kabul edilebilir bir anlayış değil. Biz binlerce yıldır bu mücadeleyi verdik, mücadelemizi vermeye devam da edeceğiz. Türkiye’deki ve tüm dünyadaki Aleviler, son dönemler ısrarla aynı sloganı dillendiriyorlar. Bir kez daha ortaya çıkıyor ki Aleviyim diyen her can bu konuda söylem birliği içerisinde, bu mücadeleye devam edecek. Cemevlerini hiç kimsenin siyasi amaçla kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • HBVAKV Datça Şube Başkanı Yıldırım: Vali cemevine gelir ancak posta oturamaz-VİDEO

    HBVAKV Datça Şube Başkanı Yıldırım: Vali cemevine gelir ancak posta oturamaz-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım, devlet yetkililerinin cemevlerini ziyaret edebileceğini belirterek, “Valiyle, kaymakamla ilişkilerini koruyacaksın ve dik duracaksın. Ben burada valiye, “Bize yapacağınız bu hizmetler lütuf değildir, bizim doğal hakkımızdır. Hiçbir şey lütuf değildir. Lütuf istemiyoruz bu bizim doğal hakkımızdır, dedim” şeklinde konuştu.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yakın zamanda Şahkulu Dergahı’na gideceği açıklanırken,  Hüseyin Gazi Cemevine gidişi ve cemevinin dizayn edilişine tepkiler de sürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım, Cumhurbaşkanının Hüseyin Gazi Cemevine gidişine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “VALİ CEMEVİNİ GEZER AMA POSTTA OTURAMAZ”

    Cemevine devlet yetkililerinin gelebileceğini belirten Yıldırım, “Herkes gelebilir ama biz kendi kişiliğimizi, kendi varlığımızı yok etmeyiz, onu posta oturtmayız. Mesela bizim buraya vali geldi, bir süre oturduk, güzelce konuştuk. Vali cemevini gezer ama postta oturamaz. Post Hazreti Ali’nin makamıdır” dedi.

    “LÜTUF İSTEMİYORUZ!”

    Hüseyin Gazi Cemevinde yaşanan olumsuz gelişmelerde devlet yetkililerinin yanında mevcut cemevi yönetiminin de eksikliği olduğunu aktaran Yıldırım, şunları söyledi:

    “Bu tür girişimler Alevi toplumuna çok büyük zarar veriyor. Bunlar olmaması gereken şeyler. Öyle şey mi olur, bunu nasıl karşılarsın. Bu Alevi toplumuna yapılan en büyük ihanettir. Ama bazen bizim kurumlar diyor ki vali gelmesin, kaymakam gelmesin, güzel. Sen başvuruyu nereye yapıyorsun? Valiliğe, kaymakamlığa yapıyorsun. Vali, kaymakam bugün bu hükümetin adamı olabilir ama devletin en büyük mülki amiridir. Devletin devamlılığı vardır, bugün AK partidir, yarın CHP olabilir, diğer gün bir başka parti olabilir.

    Valiyle, kaymakamla ilişkilerini koruyacaksın ve dik duracaksın. Ben burada valiye, “Bize yapacağınız bu hizmetler lütuf değildir, bizim doğal hakkımızdır. Hiçbir şey lütuf değildir. Lütuf istemiyoruz, bu bizim doğal hakkımızdır, dedim.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Gümüş: Cemevine gelenler düzenimizi bozamaz, yeniden dizayn edemez-VİDEO

    Gümüş: Cemevine gelenler düzenimizi bozamaz, yeniden dizayn edemez-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Ortaca Şube Yönetim Kurulu Üyesi, Dede Cahit Gümüş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Muharrem ayında Hüseyin Gazi Cemevine gelişine ve cem salonunun yeniden dizayn edilmesine tepki gösterdi. Gümüş, “Dediler ki ‘yemekhanemiz tadilattaydı onun için biz orada yemek verdik.’ Bahçeye de o düzen kurulup orada da yemek yedirilebilirdi. Cemevimiz yemekhane değildir” dedi. 

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 8 Ağustos’ta Ankara’nın Mamak ilçesindeki Hüseyin Gazi Türbesine ve cemevine gitmesinin ardından tepkiler sürüyor.

    AKP hükümetinin, Alevi inancına yaklaşımına bir tepki de PSAKD Ortaca Şube Yönetim Kurulu Üyesi ve Seyit Ali Sultan Ocağı’na mensup Cahit Gümüş dededen geldi. Cemevlerinin herkesin ziyaretine açık olduğunu belirten Cahit Gümüş dede, “Bir eşikten içeri girdiğiniz zaman herkes candır ve herkse bunu biliyor. Ama mevki, makam sahibi kişiye göre özel dizayn yapılmaz. Ne isek biz oyuz. Cumhurbaşkanı da gelse, milletvekili de gelse, herhangi bir kişi de gelse biz orada nasıl ibadet yapıyorsak düzenimiz o şekilde olmalıdır” dedi.

    “CEMEVİMİZ YEMEKHANE DEĞİLDİR”

    Cahit Gümüş, cemevlerinin kişiye göre özel olarak dizayn edilemeyeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Benim oturduğum bu posta biz ne diyoruz? 12 imamlardan, o sülaleden geldiğimizi söylüyoruz ve o posta sadece rızalık alan dedeler oturabilir. Herkes bu posta oturamaz! Bu cumhurbaşkanı da olsa bir başkası olsa da olsa o postta oturamaz. Bizim cemevimize vali, müftü, kaymakam ve birçok farklı kişiler gelip ziyaret etti ama hiçbir zaman benim oturduğum bu posta oturmadılar. Canlarımızın oturduğu yere oturup benden bilgi aldılar. Dilimizin döndüğü kadar cemevimizde yapılan çalışmaları, düzeni, neyin ne olduğunu anlattık.

    Hüseyin Gazi Cemevinde sayın cumhurbaşkanına karşı bir düzen oluşturuldu. Orada yemek yenildi, varolan resimler kaldırılarak içeriği ne olduğu belli olmayan yazılar ve resimler asıldı. Biz hiçbir zaman Arapça ibadet yapmayız. Cemevlerimizdeki ibadetlerimiz Türkçe’dir. herkesin anlayabileceği dilde yapıyoruz. Onun için Hüseyin Gazi Cemevindeki dedeleri kınıyor, derhal cemevi yönetiminin görevden alınmasını istiyorum.

    Bir de cemevinde yemek yenildi. Dediler ki ‘yemekhanemiz tadilattaydı onun için biz orada yemek verdik’. Başka yerde de verebilirdiniz. Cemevinin bahçesi vardı. Bahçeye de o düzen kurulup orada da yemek yedirilebilirdi. Cemevimiz yemekhane değildir.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

     

  • Erdoğan, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’na gidiyor; peki Alevilerin taleplerini dinleyecek mi?

    Erdoğan, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’na gidiyor; peki Alevilerin taleplerini dinleyecek mi?

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Ekim günü İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret edecek. Şahkulu Sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, “Ziyareti Cumhurbaşkanlığı organize ediyor. Toplantıda ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğimi söyledim. Alevi Bektaşi toplumunun sorunlarını toplantı vesilesiyle dile getirmek, taleplerini sunmak istiyorum. Bu durumu bana biçilmiş tarihi bir misyon olarak kabul ediyorum” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevine 8 Ağustos günü gitmesinin ve cem salonunun farklı dizayn edilmesinin yankıları devam ederken, Erdoğan İstanbul Kadıköy’deki Şahkulu Sultan Dergahı’na da 7 Ekim’de gidecek. Burada, türbeyi ve cemevini ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra konferans salonundaki törene geçecek. Törende, devletin desteğiyle inşa edilen 8 ayrı cemevinin açılışının yapılacağı belirtildi.

    Konuyla ilgili olarak konuştuğumuz Şahkulu sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman törende konuşma yapmak istediğini fakat protokolün Ankara tarafından organize edilmesi nedeniyle konuşma yapıp yapmayacağını bilmediğini söyledi.

    “ZİYARETİ CUMHURBAŞKANLIĞI ORGANİZE EDİYOR”

    Özkahraman, Erdoğan’ın ziyaretine ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Ziyareti Cumhurbaşkanlığı organize ediyor. Cuma günü (7 Ekim) öğleden sonra yapılacak. Cemevlerinin açılışı yapılacakmış. Şahkulu’nda da konferans salonunun olduğu yerleşkeyi valilik yapmıştı. Bu yerleşkede konferans salonu, asansörler, mutfak, yemekhane bloku ve soğuk hava depoları var. Benden önceki yönetim döneminde olmuş bunlar. 165 koltuğumuz var. O koltukları dolduracak kadar davetli olacak herhalde. Cumhurbaşkanı ile beraber bir protokol gelecek ama kaç kişi olacaklarını bilmiyorum. Geri kalan içinde örgüt başkanlarının çağrılacağını biliyorum. Bir de bizim yönetimimiz katılacak.”

    “KONUŞMA TALEBİMİ VALİYE SÖYLEDİM”

    Erdoğan’ın ziyaretini duyduğunda İstanbul Valisi’nden randevu talep ettiğini de belirten Özkahraman, Ali Yerlikaya ile olan görüşmesini ise şöyle anlattı:

    “Validen randevu almıştım. Toplantı olacağını sağdan soldan duyduk. Toplantıda ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğimi söyledim. Alevi Bektaşi toplumunun sorunlarını toplantı vesilesiyle dile getirmek, taleplerini sunmak istiyorum. Bu olanağın tanınıp, tanınmayacağını sordum. Vali Bey ‘Sanırım, tanınması lazım ama protokolü Ankara yapıyor. O nedenle kesin konuşamıyorum. Tahminimi söylüyorum’ dedi.”

    “BU DURUM BANA BİÇİLMİŞ TARİHİ BİR MİSYON”

    Özkahraman, Erdoğan’ın ziyaretiyle yapılacak törende konuşmak istediğini belirterek, “Konuşma yapmak istiyorum. Alevi Bektaşi toplumu için bir fırsatın doğduğunu düşünüyorum. Birinci ağızdan toplumumuzun ne istediğini dile getirmenin yararlı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

    Şahkulu Sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Özkahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Protokolü onlar yaptığı için kimleri çağıracaklarını bilemiyorum. Çağrı yapma yetkisi bizim değil. Çağrıya cevabı da kurum başkanları yanıt verecektir. Kendileriyle bu konuda görüşmüş değilim. Eğer bana konuşma olanağı verilirse arkadaşlarımızın sözcüsü, temsilcisiymişim gibi duygularımı dile getirmek istiyorum. Bunu Hacıbektaş’taki çalıştayda da dile getirdim zaten. Bu durumu bana biçilmiş tarihi bir misyon olarak kabul ediyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Zeki Tunca: Kim gelirse gelsin cemevinde görüntü değişikliği yapılamaz-VİDEO

    Zeki Tunca: Kim gelirse gelsin cemevinde görüntü değişikliği yapılamaz-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ankara’daki Hüseyin Gazi Dergahı ziyareti öncesi dergahın cem salonunun yeniden dizayn edilmesini eleştiren Fethiye Alevi Kültür Derneği/Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, “Kim olursa olsun cemevinde görüntü değişikliği yapılamaz, yapılmamalı” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da Hüseyin Gazi Dergahına gitmesine ve cem salonunun Erdoğan’ın istediği şekilde dizayn edilmesine tepkiler sürüyor.

    Fethiye Alevi Kültür Derneği/Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, “Bu ziyarette bizim inancımıza ters düşen bazı iş ve eylemler oldu. Bizim onaylamadığımız, kabullenmemiz mümkün olmayan şeyler var” diyerek, Erdoğan’ın posta oturtulmasını eleştirdi.

    Tunca, “Cemevlerinde cem yapılmadan önce dedeler, pirler yerel olarak mürebbiler önce canlardan posta oturmak üzere rızalık alırlar. Eğer bir Alevi önderi katılan canlardan bu rızalığı alamamışsa asla posta oturamaz. Hatta bilgi vermek amaçlı cem değilse cemlere bile katılamazlar. Bunların da şartları vardır, bu şartların yerine getirilmesi gerekir. Bizim inancımız bunu emreder” dedi.

    “HACI BEKTAŞ VELİ’NİN, PİR SULTAN ABDAL’IN, HZ ALİ’NİN RESİMLERİNİ MİSAFİRLER İÇİN KALDIRMAYIZ”

    Cemevlerine gelen misafirlerin güler yüzle karşılandığını belirten Tunca, şöyle devam etti:

    “Ama misafir için biz cemevlerimizde ne Atatürkü, ne Hz. Aslı’yı, ne Hüseyin’i, ne Pir Sultan Abdal’ı, ne de Hacı Bektaş Veli resmini, heykelini kaldırmayız, yerini de değiştirmeyiz. Bunu teklif edenleri de ret ederiz. Biz bu görüntüleri hak etmedik ve onay vermiyoruz. Muharrem ayında bizde iftar programı diye bir şey yoktur, oruç açma lokması veririz biz. Oruç açma lokması da cem salonumuzda asla olmaz. Aşevimizde eğer masa sandalye yoksa yer sofralarında oruç lokmalarımız dağıtılır. Cumhurbaşkanı ziyaret eder, insan olarak karşılarız, izzeti ikramda bulunuruz ama kim olursa olsun biz cemevinde görüntü değişikliği yapamayız, yapmamalıyız. Hüseyin Gazi Cemevindeki görevli arkadaşlarımız hangi amaçla bunu yaptılar, bu konuda bir bilgimiz yok ama bu konuları onaylamadığımızı belirtmem gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Mehmet Turan: Sakın ola ki inancımızı kendinize alet etmeye çalışmayın, taviz vermeyiz-VİDEO

    Mehmet Turan: Sakın ola ki inancımızı kendinize alet etmeye çalışmayın, taviz vermeyiz-VİDEO

    PİRHA-Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan dede, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi ziyaretine tepki göstererek, “Sakın ola ki, bizim inancımızı kendinize alet etmeye çalışmayın. Bu yolun yolcuları şimdiye kadar kimseye eyvallah etmemişler. Derisi yüzülmüş, asılmışlar, kesilmişler, mahpuslarda çürümüşler ama hiçbir zaman taviz vermemişler, bundan sonra da vermeyecekler” dedi. 

     

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevine Muharrem ayında gerçekleştirdiği ziyaret tartışılmaya devam ediyor. Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkârı Mehmet Turan dede ziyarete ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “HÜSEYİN GAZİ CEMEVİNDE YAPILANLAR ALEVİ YOL ANLAYIŞINDA KABUL GÖRMEMEKTEDİR”

    Erdoğan’ın ziyareti öncesi Hüseyin Gazi Cemevinin içinde yapılan değişikliklere değinen Turan, “Bizler kendi inancımız, anlayış ve yol çizgimizin hizmetini yaptığımız mekanları ve kesinlikle kendi özel ve kutsal mekanlarımız olarak görürüz. Buraların kendi içindeki dizaynı ve biçimi sadece Alevi, Bektaşi, Kızılbaş canlara aittir. Buralara mihman gelecek canlar oraların halini bilip, nerede, nasıl oturacaklarını bilerek gelmelidir. Çünkü bizde gelecek olan bütün canların bir tek adı vardır: Can. Bizim yolumuzda mevkiinin, kişilerin önemi yoktur, herkes candır. Büyüğü, küçüğü, kadını, erkeği, siyahı, beyazı, sarısı hangi inançtan hangi dinden olursa olsun herkese can diye bakarız. Ama belli yerlerde de insanların bir arada olması için gerekli belli kurallar vardır. O kurallar da hiçbir zaman değiştirilmemelidir. Eğer siz bir yere ziyarete gidiyorsanız, gittiğiniz yerin ziyaret mekanındaki sağını, solunu, duvarını, resmini oradaki dizaynı değiştirterek oraya giderseniz, bu sadece kendinize özgü bir hal aldırarak, oraya hükmetmek anlamına gelir. Biz de kendimize hiçbir zaman hükmettirmedik, ettirmeyeceğiz. Bunu yaptıranları da, yapılan hareketi ve tavrı da kınıyoruz. Bugün Hüseyin Gazi Cemevinde yapılan hareket oradaki değişimler ve oraya gelen hangi mevkide olursa olsun insanların posta oturtulması Alevi yol anlayışında kesinlikle kabul görmemektedir” diye konuştu.

    “BU YOLUN YOLCULARI ŞİMDİYE KADAR TAVİZ VERMEDİ”

    Turan, AKP’nin Alevilere yönelik politikalarını da hatırlatırken, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tekrar söylüyoruz bunu yapanlar hangi amaçla, hangi çıkar uğruna yaptılar bilmiyoruz ama yapılması gereken bir tek şey var: Mihman bizim için eyvallah baş tacıdır ama mihman kendisine göre bir yeri dizayn ettiriyorsa bu bizim kendi anlayışımızı ayaklar altına almamız anlamına gelir. Aynı konu bir diğer açıdan şurada da kendisini buluyor. Şimdiye kadar bizim anlayışımıza hiçbir zaman eyvallah dememiş, Alevi felsefi açılımını hiçbir zaman gerçekleştirmemiş, cemevlerimize cümbüş evi demiş, cemevlerimizin daha önceki dönemlerde yıkımına bile karar verebilmiş kimliklerdir bunlar. Ama son dönemlerde seçim çabalarıyla böyle şeyler yapmaktadırlar.”

    “Açık söylüyoruz sakın ola ki, bir yere gelebilmek için bizim inancımıza yakınmış gibi görünmeye çalışmayın” uyarısında bulunan Mehmet Turan Dede, “Sakın ola ki, bizim inancımızı kendinize alet etmeye çalışmayın. Bir tek şeyi söylüyoruz; bu yolun yolcuları şimdiye kadar kimseye eyvallah etmemişler. Derisi yüzülmüş, üzülmüşler, asılmışlar, kesilmişler pek çok yıllar mahpuslarda çürümüşler ama hiçbir zaman taviz vermemişler, bundan sonra da vermeyecekler.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Tahsin Akpınar: Cumhurbaşkanı inanç önderi değil, cemevinde posta oturmamalıydı-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Cumhurbaşkanı inanç önderi değil, cemevinde posta oturmamalıydı-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine yönelik ziyaretinde yaşananları eleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Cumhurbaşkanı bir inanç önderi değildir, bir siyasidir. Hiçbir zaman bir siyasi insan, bir inanç önderinin postuna oturamaz. Cumhurbaşkanı kendi Alevisini oluşturup üç, beş yağcıyla “Ben Alevilerden oy alırım” düşüncesiyle böyle bir ziyarette bulundu” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’daki Hüseyin Gazi Cemevine yönelik ziyaretini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “CUMHURBAŞKANI BİR İNANÇ ÖNDERİ DEĞİLDİR”

    Sözlerine “Cumhurbaşkanlığı çok değerli bir makamdır. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan bir kişi sizi ziyaret ediyorsa bunu duyduğunuz zaman sevinçten uçmanız lazım” diyerek başlayan Tahsin Akpınar, AKP’nin Alevi politikasını eleştirdi.

    Akpınar, Erdoğan’ın cemevine ve Alevilere bakışını hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Cumhurbaşkanı, belediye başkanıyken cemevine “cümbüş evi” diyor. Başbakanken Alevilere “Alili, Alisiz Alevilik” gibi sıfatları kullandı. Sonra cumhurbaşkanı oldu ve 6 yıldır haklarımızı, cemevimizin yasallaşmasını ve bizim için çok değerli olan cumhuriyetin laiklik ilkelerinin gereğini yapmıyor ve hayata geçirmiyor. Bir gün çıkıp geliyor ve cemevini ziyaret ediyor. Önce o cemevinin yönetimini saf dışı bırakıyor. Sonra o cemevindeki “Alisiz Alevi” diye şikâyet ettiği Hz. Ali’nin yerini değiştiriyor, cumhuriyetin kurucusu sayesinde cumhurbaşkanı olduğu Mustafa Kemal’in yerini değiştiriyor. Sonra inancımızın önderi olan Hacı Bektaş Veli’nin yerini değiştiriyor. Sonra kendine yakın inanç boyutundaki Arapça bir sürü yazılar arkasına astırarak ve Alevilerin en kutsal olan postuna oturuyor. Cumhurbaşkanı bir inanç önderi değildir, bir siyasidir. Hiçbir zaman bir siyasi insan, bir inanç önderinin postuna oturamaz. Bir dedenin, babanın bizim ocaklarımızdan ve Hacıbektaş Postnişininden el almış canlarımızın dışında o posta hiç kimse oturamaz. Cumhurbaşkanının asıl niyeti bir cemevini ziyaret etmek, Alevileri eşit yurttaşlık duygusuyla kucaklamak için değil, tam tersine genel seçim için bazı Alevilere şirin görünmek ve Alevileri ayrıştırarak kendine göre yeni bir Alevilik tarifini oluşturmak.”

    “ALEVİLER BU OYUNA GELMEYECEKTİR”

    Akpınar, yaşanan gelişmelerin Aleviler arasında ikilik çıkarma amaçlı olduğunu belirtirken, “Arap kültürüne yakın, Sünnileştirilen, Şiileştirilen bir Alevi ve Aleviler arasında ikilik çıkarmak gibi bir amacı var. Oysa biz isterdik ki bu ülkenin cumhurbaşkanı, bu ülkenin laik bir devlet olduğunu, 85 milyon insana aynı nazarla bakan, onlara eşit yurttaşlık haklarını veren, Alevilerin cemevlerini inanç merkezi olarak gören ve yasallaştırarak hayata geçiren ve katliama uğrayan, diri diri yakılan Alevi yurttaşlarından özür dileyip onlarla kucaklaşsın. Cumhurbaşkanı bunun yerine kendi Alevisini oluşturup üç, beş yağcıyla “Ben Alevilerden oy alırım” düşüncesiyle böyle bir ziyarette bulundu. Bu ülkenin en çağdaş, en aydın, en okumuş insanları Alevilerdir. Aleviler bu oyuna gelmeyecektir” ifadelerini kullandı.

    “ONLARI DEDE OLARAK GÖRMÜYORUZ”

    Hüseyin Gazi Cemevi dedesini de eleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, şunları söyledi:

    “Belki dedelik sıfatını kullanıyorlar ama biz dedeliklerini kabul etmiyor ve de hakkımızı helal etmiyoruz. Çünkü dede dediğimiz kişi adaletlidir, haksızlığa karşı çıkandır, yoksulluğa, sömürüye karşı çıkan ve de tüm değerleri koruyan kişidir Onun için biz dede olarak görmüyoruz, sadece kişisel çıkarları için bugün Cumhurbaşkanının arkasında koşan, yarın bir başkasının arkasında koşan çıkarcılardır. Bunların sayıları çok az. Ama bu ülkenin binlerce Alevisinin onları kınadığını ve yaptıklarının doğru olmadığını onlar da anlamıştır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Erdoğan’ı Hüseyin Gazi Cemevine davet edenler halka hesap vermelidir’-VİDEO

    ‘Erdoğan’ı Hüseyin Gazi Cemevine davet edenler halka hesap vermelidir’-VİDEO

    PİRHA – HBVAKV Üyesi ve Köyceğiz Belediyesi CHP Meclis Üyesi Celal Yenidünya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem ayında Hüseyin Gazi Türbesi’ne gidişini eleştirerek, “Cemevinde kendine uygun mekân oluşturuyor ve ‘Ben buraya halkı kucaklamaya geldim. Hepinizin cumhurbaşkanıyım’ diyor. Bunları yapan, ne derece tüm halkı kucaklayan bir cumhurbaşkanı olabilir?” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gitmesiyle başlayan tartışmalar sürüyor. Erdoğan’ın cemevi içerisindeki düzene müdahale etmesi ve Alevilik hakkında yakın zamanda yaptığı tarifler, toplum tarafından sert sözlerle eleştiriliyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Köyceğiz Belediyesi CHP Meclis Üyesi Celal Yenidünya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın türbeye gidiş yöntemini kınadı.

    NE DERECE HALKIN CUMHURBAŞKANI OLABİLİR?”

    Celal Yenidünya, Cumhurbaşkanı Erdoğan için cemevi içerisindeki Alevi Yol önderlerine ait resimlerin değiştirilmesini eleştirerek, şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı hepimizin başkanı! Gönül ister ki tüm ulusu, tüm halkı kucaklasın, kapsasın ve biz de ona saygı duyalım. Ama 1994 yılında İstanbul Karacaahmet Sultan Dergahı’nın ek binasını yıkmak için dozerlerle dayanan, sonra vazgeçip giden, daha sonraki açıklamalarında ise ‘içimde bir ukde kalmıştır’ diyen biri ne derece halkın cumhurbaşkanı olabilir? Sivas Katliamı’nın sanıklarının beraat ettiği ve dava zaman aşımına uğradığında ise ‘milletimize hayırlı olsun’ diyen biri ne derece tüm halkı kucaklayan bir cumhurbaşkanı olabilir?

    Bunun devamında Hüseyin Gazi Cemevi Vakfı başkanlığının özel daveti ile gelişi nedir? Ya da neden davet edilmiştir? Altında yatan nedir? Buna ilişkin hiçbir açıklama yok. Ancak basından duyduğumuz, öğrendiğimiz kadarıyla cumhurbaşkanı ziyaret etmek istemiş ve düşüncelerine uygun düzenleme yapılmış. Kendine uygun mekân oluşturuyor ve ‘Ben buraya halkı kucaklamaya geldim. Hepinizin cumhurbaşkanıyım’ diyor. Bu ziyaret kendi ayaklarına dolaştı. Böyle bir zemin, böyle bir taban bulamaz. Burada haklı ve başarılı olduğunu söyleyen vakıf yöneticileri ise ihraç edilmek yerine ‘bizi ödüllendirin’ dediler. Kendi ödüllerini kendileri alsınlar. Halkın bunlara verecek ödülü yok.”

    HAKLI MI HAKSIZ MI HALK KARARINI VERECEK”

    Celal Yenidünya, Erdoğan’ın cemevi ziyareti sonrası Alevi Vakıfları Federasyonu’nun, Erdoğan’ı davet eden kurum yöneticilerine dair ‘gerekirse ihraç edilecektir’ sözlerini de değerlendirdi. Yenidünya, “AVF, eğer böyle bir karar alacaksa yönetim kurulunda tartışılacak, disiplin kurulu toplanıp buna ilişkin kararını verecektir. Bunun da en güzel kararını ise haklı mı, haksız mı halk verecek. Zaten şu andaki olumsuz tepkilerden kaynaklı bu kararın verileceği gözüküyor. Bu kişiler ihraç edilmezse bile, halk bunu kendi vicdanında yargılamıştır.”

    Cebrail ARSLAN/ MUĞLA

  • Erdoğan: Hükümetin Alevi politikası samimiyetsiz, kandıramazlar-VİDEO

    Erdoğan: Hükümetin Alevi politikası samimiyetsiz, kandıramazlar-VİDEO

    PİRHA- İktidarın Alevilere yönelik politikalarını değerlendiren HBVAK Antalya Cemevi Başkanı Nurettin Erdoğan, “Samimi olmayan görseller görüntüler ve söylemler içindeler. Söylemleri ve eylemler birbirini tutmayan belli davranışlar içerisindeler ama Alevi toplumunu kandıramazlar” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Cemevi Nurettin Erdoğan, hükümetin Alevi politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SAMİMİ OLMAYAN SÖYLEMLER”

    Alevi örgütleri ve toplumunun yıllardan beri, ‘devletin Alevisi olmayacağız’ diyerek eşit yurttaşlık talebini haykırdıklarını söyleyen Erdoğan, “İktidarlar kendi iktidar gücünü kaybetmemek için tahkiye ve hülle peşindeler. Samimi olmayan görseller görüntüler ve söylemler içindeler. Söylemleri ve eylemler birbirini tutmayan belli davranışlar içerisindeler ama bunları yaparken tabii ki Alevi toplumunu kandıramazlar. Belli bir topluluğu ya da zaafı olan bireyleri kandırabilir, kendi saflarına çekebilirler onlara gri pasaporta verebilirler ama bilinçli Alevi toplumu hiçbir zaman kandıramazlar. Aleviler yıllardan beri bedel ödemiştir ama kandırılamamıştır” dedi.

    “ALEVİLİĞİ KULLANMASINLAR”

    Erdoğan, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Hacıbektaş’ta ilçesinde düzenlediği kampa dair kendilerini aradığını ve bu talebi geri çevirdiklerini dile getirerek şöyle konuştu:

    “Peki bu tür şeylere katılım sağlamak isteyenler de çıkabilir mi? Evet çıkabilir. Nitekim zaaflı ve bireysel çıkarlarını düşünen kişiler bireyler olabilir, onları götürebilirler ama bunlar azınlıktadır. Bunlar kendilerini Alevi olarak görsellerde biz onları Alevi olarak görmüyoruz. Asimilasyona uğramış ve de kendi bireysel çıkarlarının peşinde koşan zihniyette olanları da kınıyoruz. Aleviliği kullanmasınlar, Aleviliği kendi çıkarlarına alet etmesinler. Bu konuda da onları buradan maalesef kınamaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Dertli Divani: İktidarı samimi bulmuyoruz, sinsi politikalar yürütüyor -VİDEO

    Dertli Divani: İktidarı samimi bulmuyoruz, sinsi politikalar yürütüyor -VİDEO

    PİRHA- Ozan Dertli Divani, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikaların sinsice olduğunu söyledi. Divani, “İktidarı samimi bulmuyoruz. Sinsi politikalar yürütülüyor. Etik siyasetin dışında başka siyaset yaptıklarının farkındayız. Bu girişim kendilerine benzetme çabalarıdır. Bu oyunlara düşmeyelim aklımızı başımıza devşirelim” dedi.

    Yol yürütücüsü, Ozan Dertli Divani, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikalara dair PİRHA‘ya konuştu.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine yaptığı ziyareti ve Diyanet aracılığıyla Alevi dedelerin Kerbela’ya götürülmesi ile gençlik kampı düzenlemesini eleştiren Divani, iktidarın bu konuda samimi olmadığını vurguladı.

    AKP iktidarının her seçim döneminde farklı kesimlere yönelik sinsi politikalar izlendiğini de belirten Divani, Alevilerin taleplerinin çok açık ve net olduğunu, eşit yurttaşlık talebinin karşılanmasıyla sorunların çözüleceğini söyledi.

    “AKP, 20 YILDIR ALEVİLERİN TALEPLERİNE KULAKLARINI TIKAMIŞ DURUMDA”

    Seçim öncesindeki her dönem siyasi partilerin ve partilerin genel başkanlarının her kesime yönelik ziyaretler gerçekleştirdiğini belirten Divani, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cemevi ziyaretinin de siyasi içerikli olduğunu kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yıldır iktidarı yönettiğini hatırlatan Divani, “AKP iktidarları süresince Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri karşısında bugüne kadar en küçük bir adım atmadılar ve hep yok saydılar. Alevilerin talepleri çok net ve çok açık. Geçmişten bugüne kadar toplumun önde gelen isimlerinin defalarca dile getirmesine rağmen bunların hepsine kulaklarını tıkadılar. Biz laik ve demokratik bir yaşam tarzının bu ülke sınırları içerisinde yaşayan herkes için gerekli olduğuna inanıyoruz. Laik ve demokratik bir ülkede de Diyanet diye bir teşkilatın olmaması lazım. Evet Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda zorunluluktan dolayı bir Diyanet teşkilatı oluşturmuş ama artık bugün gereksiz bir yapı. Devlet bütün inançlara, ibadet anlayışlarına, farklı yaşam tarzı olanlara eşit mesafede olmalı. Her toplumun, farklı grupların kendisini özgür bir şekilde ifade edebileceği ve inancını yaşayabileceği ortamı devletin oluşturması gerekiyor” diye konuştu.

    “DEMOKRASİ VE LAİKLİK KAĞIT ÜZERİNDE YAZILI, PRATİKTE UYGULANMIYOR”

    Hiçbir inancın, ibadet anlayışının, yaşam tarzının kendisinden farklı olana müdahale etmemesi, kendine benzetmek gibi bir politika izlememesi gerektiğini vurgulayan Divani, sözlerine şöyle devam etti:

    “Devletin kontrolör görevi var burada. Hiçbir dine, hiçbir inanca maddi anlamda bir yardımda da bulunmasına gerek yok. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etmeli. Şu dindenim, bu dindenim demeyen ateistler de var, deistler de var, farklı yaşam tarzı olanlar var. Bunların hepsine de saygı duymamız gerekiyor. Ezidi’si, Ermeni’si, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Kürt’ü, Türk’ü var. Bunların hepsini olduğu gibi kabul etmek gibi asli bir görevi vardır bu devlettin. Ama iktidarlar ne yapıyorlar? Hayır, diyor. Demokrasi ve laiklik sadece kâğıt üzerinde yazılı. Gerçekte bunlar uygulanmıyor. Güçlü olan, egemen olan kimse yasaları da hukuk sistemini de kendilerine göre düzenliyorlar. Bu ülke içerisinde yaşayan aydınlar, aklı başında olan vicdanlı insanlar bunun farkında, herkes biliyor. Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu olarak yerkürede bizim dışımızda ne kadar farklı inanca, ibadet anlayışına, yaşam tarzına sahip olan varsa hepsi bizim için kendine özgüdür, değerlidir. Bunların varlığını kabul edeceğiz.”

    “CUMHURBAŞKANI SİNSİ POLİTİKALAR YÜRÜTÜYOR, SAMİMİ BULMUYORUZ”

    Cumhurbaşkanının Hüseyin Gazi Cemevine ziyaretini samimi bulmadıklarını ifade eden Divani, “Dedeleri ziyaret amaçlı Kerbela’ya götürme yaklaşımlarını da samimi bulmuyoruz. Gençlik kampları adı altında gençleri toparlayanları da samimi bulmuyoruz. Sinsi politikalar yürütülüyor. Etik siyasetin dışında başka siyaset yaptıklarının farkındayız, samimi değiller. Bu girişim kendilerine benzetme çabalarıdır. Bu oyunlara düşmeyelim aklımızı başımıza devşirelim” dedi.

    Dertli Divani şöyle devam etti:

    “Bu ülkede sadece Aleviler ve Sünniler yaşamıyor. Farklı milliyeti, inancı olanlarda var. Onların da varlığını kabul edeceğiz ama ülkenin yapısını bozmadan, demokratik zeminde herkes varlığını ifade edecek. Evet laik, demokratik Cumhuriyetin değerleri, bu ülke sınırları içerisinde yaşayan her kesim için vazgeçilmezdir. Bugüne kadar arzu edilen düzeyde yürümedi ama bundan sonra demokrasiye inanan, kendini farklı ifade eden herkes gücünü birleştirirse bu Yezit zihniyetini boşa çıkarmış oluruz. Bütün ırkların, renklerin, milliyetlerin, farklılıkların kısacası bir arada kardeşçe yaşaması mümkündür. Biz buna inanıyoruz. Alevi kurum yöneticilerinin, dedelerinin, dergâhının başında olan postnişinlerinin aklı başında, vicdanlı, insaflı olan bütün aydınların yanında karınca kararınca bizlerde sazımızla, sözümüzle mücadele etmeye çalışıyoruz.”

    “HER KESİM FARKLILIKLARIYLA BİRLİKTE ÖZGÜRCE YAŞAYABİLMELİ”

    Dertli Divani sözlerine şu dörtlüklerle ve sözlerle son verdi:

    “Ne yazık dostlar geçip giden zamana,

    Karanlıktan aydınlığa bir yol alınmaz oldu,

    Madem her şey insan için her şey insandan yana,

    Hani hak, hukuk, adalet nerede bulunmaz oldu.

    Ezen ezilen sınıflar karışmış birbirine,

    Riyakâr olanlar geçmiş aklı selim yerine,

    Önünü sonunu görmeyenler gider körü körüne

    Ehli irfan olmayınca karar kılınmaz oldu.

    Asalet kişide yoksa, soydan boydan ne gelir,

    Arifler gerçek erenler onu hep böyle bilir.

    Der Dertli Divani canlı cansız tüm kâinat bir,

    Varlık aleminde varız neden bilinmez oldu.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLMALI”

    Alevilerin talepleri çok net, çok açıktır. Aleviler eşit yurttaşlık talebi kapsamında, ‘cemevleri bizim ibadet yerimizdir’ diyor. Bunun kabul görmesi lazım. Madımak’ta kültür elçileri yakıldı. Oranın utanç müzesi olması gerekiyor. Kısacası bu ülkede birbirinden farklı olan bütün grupların olduğu gibi kabul edilmesi hepimizin ortak söylemi ve ortak talebidir. Demokrasi, demokrasi, demokrasi diyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

  • Ana Mutluer’den, Hüseyin Gazi Cemevi dedesine: Dik duruşunu bozmayacaktın, boyun eğdin-VİDEO

    Ana Mutluer’den, Hüseyin Gazi Cemevi dedesine: Dik duruşunu bozmayacaktın, boyun eğdin-VİDEO

    PİRHA – Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gitmesine ve cemevinin kendisine göre dizayn edilmesine tepki gösterdi. Cemevi dedesine “Hangi sıfatla Muharrem ayında o resimleri kaldırdın?” diye soran Ana Usluer, “Alevi isen Nemrut’a İbrahim ol, Yezid’e karşı İmam Hüseyin” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da Hüseyin Gazi Cemevini ziyaret etmesinin ardından tepkiler sürüyor. Ana Şehriban Mutluer, “Biz Ehlibeyt yolundan ve ilkelerimizden hiçbir zaman taviz vermedik. Benim cemevimi kabul etmiyorsan eğer, cemevimin kapısına gelme” diyerek eleştirdi.

    Ana Mutluer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği doğrultusunda cemevinin dizayn edilmesini sert dille eleştirerek şunları söyledi:

    “Kalu Beladan bu yana bizi kabul etmeyen bir toplumla karşı karşıyayız. Ne inancımızı ne ibadetimizi ne de Yol ve erkanımızı kabul ettiler. Kızılbaşlıkla bizi suçladıklarında aşağıladıklarını sandılar ama biz Kızılbaşlıktan haşa hiçbir zaman küçülmedik.

    Eğnimize kırmızılar giyeriz,
    Halimizce her manadan duyarız.
    İmam Cafer mezhebine uyarız,
    Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

    Siz bir siyasetçi iseniz siyaseti benim cemevime taşımayın. Sen taşıyabilirsiniz, asıl suç oradaki o posta oturtan dedede. Eğer o dedenin zerre kadar İmam Hüseyin’e, Yol’a bağlılığı varsa o postu kirletmesin”

    Yaşananları izlediğinde çok çok üzüldüğünü belirten Ana Mutluer, “Cemevi kimsenin at oynatacağı bir mülkiyet değil. Hele hele mülki amirlerin oturacağı yer de değil. O posta ancak ve ancak dede soyu evladı, resuller oturur. O da toplum rızalık verdiyse. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı kimden rızalık almış? Kim vermiş? Hangi yetkiyle o posta almışlar? Madem cemevi ‘cümbüş evi’ydi oynamaya mı gelmişler oraya? İbadethane konusunda Avrupa Birliği senelerdir baskı yapıyor. O zaman bir imza verin yasal statü olarak cemevlerimiz ibadethane olsun. Sen benim cemevimi ibadethane olarak görmeyebilirsin, ben ibadetimi dört duvar içinde de, meydanda da yaparım. Ama eşit yurttaşlık haklarım ihlal ediliyor” dedi.

    Mutluer, “Biz Aleviler Karu Beladan, 680’den beri Hüseyin için gözyaşı döker, yolunda gider, matemini tutarız. Zalimler var oldukça Hüseyinler yaşayacaktır” diyerek Hüseyin Gazi Cemevi dedesi Hüseyin Öz’ü eleştirdi.

    “KİME GÜZEL GÖRÜNMEK İSTEDİN?”

    Mutluer şöyle devam etti:

    “O dedeye sesleniyorum; ey dede, sen dik duruşunu bozmayacaktın. İmam Hüseyin nasıl ki yaşamı boyunca zulme boyun eğmediyse sen de eğmeyecektin ve senin inanç önderlerin sembollerindir. Sen onların resimlerini hangi sıfatla kaldırdın? Kime güzel görünmek istedin kime? Cemevini kabul etmeyene mi? Aleviliğin inancını, ibadetini eğitim müfredatına koymayanlara mı güzel göründün? Gerçekten Alevi misin? Alevi isen Nemrut’a İbrahim ol, Firavuna Musa, haksızlığa Hazreti Ali, Yezid’e karşı İmam Hüseyin, düşküne karşı Hünkarı Pir, hınzıra karşı da Pir Sultan Abdal ol. Eğer bir Alevi dedesi isen duruşunu göster.

    Misafirini ağırla, ikramla ama desturu verilmeyene İmam Hüseyin lokmasını vermeyin. O lokma helal piştiyse eğer helal yere nasip olsun. ‘Camilerde içki içildi’ diye iftira atılan bir toplumuz biz. ‘Ben din adamıyım. Yalan söyleyemem’ dediği için adamı görevinden alıp işten atanlar bugün cemevine hizmet vermeye, lokma yemeye gelmişler. Ben de Fransa’da, Almanya’da kiliseleri gezdim. Ne karşı çıkarım adamın inancına ne de hor gözle bakarım. Hor görmek bir yana ‘72 cihanı cenabı hak yarattı’ diye bakarım. ‘Sövene dilsiz ol, vurana elsiz ol’ diye bir deyim vardır. ‘Elsizim, belsizim, dilsizim ama’ ey dede ‘gezerim bu cihanı erkekçesine’ bunu yapacaktın. Hangi sıfatla Muharrem ayında o resimleri kaldırdın? Ali’yi oradan kaldırırken vicdanın sızlamadı mı? Sen kimin yolundasın? İmam Hüseyin kimin soyundan olursa olsun önemli olan imam Hüseyin’in yaşaması, yaşatılması. Hacı Bektaşlar gibi, ‘Ben Enel Hakk’ım’ dediği için vücudunun her bir parçası şehir kapısına asılan Hallac-ı Mansur’lar gibi darağacında bile ‘Açılın kapılar Şah’a gidelim’ diyen Pir Sultan gibi olun. Fırına atılan dedelerimizi, sakalı yolunan pirlerimizi, önderlerimizi ne zaman unuttunuz? Saygımız var cumhurbaşkanlarına. Bir ülkenin cumhurudur ama siz görevinizi yapamadınız dedeler. Siz yolunuzda durup İmam Hüseyin gibi duruşumuzu göstermediniz. Sen bir evladı resul olsaydın bilirdin dede. Sen bu zulme boyun eğdin. Sana bir mesaj verdi Ali Kerremallahu Veche, ‘Aç kalsan da alçalma’ dedi.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Ali Yıldırım: Misafire göre evin dizayn edilmesi kabul edilemez

    Ali Yıldırım: Misafire göre evin dizayn edilmesi kabul edilemez

    PİRHA-Hüseyin Gazi Cemevi Mütevelli Heyeti Üyesi Ali Yıldırım, Erdoğan’ın ziyareti öncesi cemevinde yapılan tadilat ve dizayn etme çalışmalarına tepki göstererek, “Fotoğraflar sol tarafta görüntü alınmayacak bir yere konulmuş. Tadilat olsa dahi resimlerin kendi yerinde korunması gerekirdi. Misafire göre evin dizayn edilmesi kabul edilemez. Herhangi bir gerekçe, yapılan şeyi haklı gösteremez” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem’in 10’uncu gününde Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ne gerçekleştirdiği ziyaret sonrası tartışmalar devam ediyor. Ziyarete başta Hüseyin Gazi Derneği yönetimi ile Alevi örgütleri tepki göstermişti.

    Erdoğan’ın, katıldığı oruç açma programında cemevlerine ibadethane statüsü tanınması talebine yönelik yorum yapmaması da dikkat çekti.

    Ziyarette tepki çeken bir başka konu ise cemevinin, Erdoğan’ın ziyareti öncesi AKP’li Mamak Belediyesi ve Mamak Kaymakamlığı tarafından tadilata sokularak, iç dizaynında değişikliğe gidilmesi oldu. Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali ile Mustafa Kemal Atatürk fotoğraflarının yer değiştirilmesi tartışma yarattı. Hüseyin Gazi Cemevi Mütevelli Heyeti Üyesi Ali Yıldırım konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “MİSAFİRE GÖRE EVİN DİZAYN EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    “Cemevinin içi görüldüğü kadarıyla tamamıyla dizayn edilmiş durumda” diyen Yıldırım, tadilata dair şunları söyledi:

    “Özel olarak boyama ve tadilat gerekçesi buna vesile kılınarak, cumhurbaşkanının bilgisi dahilinde mi değil mi, ama cumhurbaşkanına yaranmak, onun gönlünü hoş tutmak ya da dünya görüşüne uygun hale getirmek gibi bir çabanın olduğu açık ve net şekilde görülüyor. Orada postun arkasındaki duvarda Hacı Bektaş Veli, Mustafa Kemal ve Hz. Ali vardı. Yine Hacı Bektaş resminin yanında da bir geyik boynuzu vardı. Hz. Ali’nin olduğu yerde ise tahta kılıçlar vardı.

    Bu resimler tadilat gerekçesiyle oradan kaldırılmış. Onun yerine yazılarla 12 imamların adları konulmuş. Hat sanatı gibi. Ama hiçbir estetik, sanatsal değeri olmayan basılı malzemelerden oluşmuş. Fotoğraflar da sol tarafta görüntü alınmayacak bir yere konulmuş. Tadilat olsa dahi resimlerin kendi yerinde korunması gerekirdi. Misafire göre evin dizayn edilmesi kabul edilemez. Herhangi bir gerekçe, yapılan şeyi haklı gösteremez.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Danıştay’dan, İstanbul Sözleşmesi kararı

    Danıştay’dan, İstanbul Sözleşmesi kararı

    PİRHA-Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti.

    Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti.

    Karar 2’ye karşı 3 oyla alındı.

    Kadın örgütleri ve barolar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebilecek.

    SAVCI, İPTAL EDİLMESİNİ İSTEDİ

    Danıştay Savcısı Aytaç Kurt tarafından verilen mütalaada kararın iptal edilmesine dair gerekçeler sıralandı. “Hangi uluslararası sözleşmenin TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu ve hangisinin bağlı olmadığı, Anayasa madde 90’nın ilk dört fıkrasında sayılmıştır” denilen savcılık mütalaasında “TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olan sözleşme, onay kanunu olmadan yürürlüğe giremez ve ‘kanun hükmünde’ sayılamaz. Sözleşmelerin yürürlüğe girmesinde benimsenen yöntem, ‘usulde paralellik’ ilkesi gereğince kaldırılmasında da aynı şekilde uygulanır. TBMM’nin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmenin kaldırılması da yine TBMM’nin tasarrufu ile mümkün olabilir. Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanmasına ilişkin 6251 sayılı Kanun’un TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmamış olması veya dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı alınmadan önce sözleşmenin sona erdirilmesinin uygun bulunduğuna ilişkin yeni bir kanun çıkarılmamış olması nedeniyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu edilen düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir” ifadeleri yer aldı.

    KADIN ÜYE ERDOĞAN LEHİNE OY KULLANDI

    Danıştay 10’uncu Daire Mahkemesi başkanı Yılmaz Akçil ve üyeler Metin Artı, Lütfiye Gözütok Akbulut tarafından oy çokluğuyla reddedilen dava da “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan ve 15/07/2010 tarih ve 6007 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın onaylanmasına” ilişkin Danıştay’da verilen karara atıfta bulunuldu.

    Söz konusu kararda Bakanlar Kurulu tarafından yapılan anlaşmanın iptaline ilişkin davanın reddedildiği ve kararının kesinleştiğine dikkat çekilerek, “yürütme erki tarafından onaylanan milletlerarası andlaşmaların onaylanmasına dair kararların yetki ve şekil unsurları haricinde hukuki denetime tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmış olup, taraflarca temyiz isteminde bulunulması üzerine, anılan kararın davanın reddine ilişkin kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/02/2018 tarih ve E: 2016/837, K: 2018/469 sayılı kararıyla onanmış, davacının kararın düzeltilmesi istemi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2019 tarih ve E:2018/3720, K:2019/4491 sayılı kararıyla reddedilerek anılan kararın redde ilişkin kısmı kesinleşmiştir” denildi.

    “YETKİ VE ŞEKİL UNSURLARI YÖNÜNDE AYKIRILIK YOK”

    Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine sahip olduğu belirtilen kararda, “Yabancı ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yürütülmesi, bu kapsamda milletlerarası andlaşmaların imzalanması, müzakere edilmesi, onaylanması, onaylanmış bulunan milletlerarası andlaşmaların feshedilmesi, sona erdirilmesi ve andlaşmalardan çekilme hususları da Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti’ni Devlet başkanı sıfatıyla temsil yetkisi içerisinde kalmaktadır. Bu itibarla; Anayasa uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret bulunması, milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesinin yürütme yetkisi dahilinde bulunması, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinde milletlerarası andlaşmaları sona erdirmenin Cumhurbaşkanı kararı ile olacağının düzenlenmiş olması, uygun bulma kanunu sonrasında milletlerarası andlaşmayı onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisi bulunan Cumhurbaşkanının yürütme faaliyetine ilişkin sona erdirme yetkisini kullanırken yasama organının bir işlem tesis etmesine gerek bulunmaması nedenleriyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetki ve şekil unsurları yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir” denildi.

    “YENİ HÜKÜMET SİSTEMİNE GÖRE AYKIRI DEĞİL”

    Kararda, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3’üncü maddesinde milletlerarası andlaşmaları sona erdirme konusunda Cumhurbaşkanının yetkilendirilmiş olması karşısında yetkide ve usulde paralellik ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı savunulan kararda, “Yapılan değişiklik öncesinde yürütme yetkisini kullanan Bakanlar Kurulu’nun 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı kararı ile onaylanmış olması nedeniyle anılan sözleşmenin yeni hükümet sisteminde yürütme yetkisini haiz Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesinde yetkide ve usulde paralellik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır” ifadeleri yer aldı.

    YASALARIN YETERLİ OLDUĞU SAVUNULDU

    Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve şiddet mağdurlarının korunması amacıyla iç hukukta Anayasa ve 6284 sayılı kanun başta olmak üzere birçok düzenlemenin bulunduğu kaydedilen kararda, “Bu düzenlemelere dayalı uygulamaların da belirlenen plan dahilinde hayata geçirildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; Anayasa tarafından verilen temsil yetkisi ve 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen yetkiye istinaden tesis edilmiş olan dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır” diye belirtildi.

    İKİ ÜYE KARŞI OY KULLANDI 

    Oy çokluğuyla alınan kararda İbrahim Topuz ve Ahmet Saraç karşı oy kullandı. Karşı oy kullanan üyeler, Anayasa’nın 7’inci maddesinde yasama yetkisinin Meclis’e ait olduğu ve devredilmesinin mümkün olmadığı hükümlerinin yer aldığı hatırlatıldı. Uluslararası sözleşmelerin onaylanmasını uygun bulmanın Meclis’in görev ve yetkisi arasında yer aldığı vurgulanan kararda, uluslararası sözleşmeleri onaylamak ve yayımlamanın ise Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri arasında sayıldığı vurgulandı.

    “MİLLETLERARASI ANDLAŞMALAR KANUN HÜKMÜNDEDİR”

    Karşı oy kullanan üyeler kararlarında, “Anayasa’da uluslararası sözleşmelerin onaylanması ve yayımlanmasına ilişkin hususlar ‘Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma’ başlıklı 90. maddesinde, ‘Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.’ şeklinde düzenlenmiştir” dedi.

    “FESİH YETKİSİ CUMHURBAŞKANI’NDA DEĞİL”

    Karşı oy kullanan üyeler kararlarının hukuki değerlendirmesinde ise şunları belirtti: “Anayasa’da milletlerarası andlaşmaların onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin uygun bulma kanununa bağlanmak suretiyle bu yetki yürütme ve yasama organı arasında paylaştırılmıştır. Bu durumda; Anayasanın 90. maddesinin 1. ve 4. fıkraları kapsamındaki milletlerarası andlaşmaların onaylanması yetkisinin sadece yürütme organına ait olmadığı açıktır. Nitekim; dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanması da TBMM tarafından 6251 sayılı Kanun’la uygun bulunduktan sonra sözleşme 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmıştır. Bu durumda; TBMM tarafından Anayasa’nın 90. maddesinin 1. fıkrası kapsamında çıkarılan uygun bulma kanununa bağlı olarak onaylanan milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Anılan andlaşmaların feshedilmesine ilişkin işlemlerin Cumhurbaşkanının yürütme yetkisinde olmayıp, TBMM’nin yasama faaliyetine ilişkin olması nedeniyle, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi mümkün değildir. “

    SÖZLEŞME TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN

    Sözleşme, yürürlükte olduğu süre boyunca yargı mercilerini bağlayıcı bir kanun niteliğinde kararlara esas teşkil ettiği ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2’nci maddesinde, kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında özellikle sözleşmenin esas alınacağı hüküm altına alındığı hatırlatılan kararda, “Sözleşmenin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması nedeniyle, aynı konuda kanunlarla farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca sözleşme hükümlerinin esas alınacağı tartışmasız olup; usulüne göre yürürlüğe konularak kanun hükmü kazanan milletlerarası andlaşmaların hukuk sistemine etkileri de göz önüne alındığında, bu andlaşmaların hükümlerinin değiştirilmesi, sona erdirilmesi, feshedilmesi gibi hususların yasama faaliyeti kapsamında olduğu ve Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği açıktır” ifadeleri yer aldı.

    “DAYANAK GÖSTERİLEN KARARNAME ANAYASA’YA AYKIRI”

    Cumhurbaşkanı kararının dayanağını teşkil eden 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin Anayasa’nın 104’üncü maddesine aykırı olduğunun altı çizilen karşı oy kararında, “

    6251 SAYLI KANUN HALEN YÜRÜRLÜKTE

    Sözleşmenin Meclis tarafından uygun bulunduğu 6251 saylı kanunun halen yürürlükte olduğu vurgulanan kararda, sözleşmeye dayanak olarak çıkarılan 6284 sayılı kanun da halen yürürlükte olduğu vurgulandı. Uluslararası sözleşmelerin feshedilmesi veya bu sözleşmelerden çıkılması usulüne ilişkin Anayasa’da herhangi bir hükmün yer almadığı belirtilen karşı oy kararında devreye, idare hukukunun temel ilkelerinden olan “yetkide ve usulde paralellik ilkesi”nin girdiği belirtildi. Kararda “Bu ilkeye göre, işlemi hangi merci, hangi usulle yapmaya yetkili ise, işlemin geçerliğine son verme de aynı kurala ve usule tabidir. Cumhurbaşkanı kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır” denildi.

    “NEDEN ÇEKİLDİĞİNE DAİR HUKUKİ GEREKÇE YOK”

    Çekilme kararının, “…Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz diğer milletlerarası andlaşmalar, kanunlarımız ve ilgili diğer mevzuat, kadınlara yönelik şiddetle mücadele ve şiddeti önleme konusunda, uluslararası kural ve standartlara da uygun, gerekli düzenlemeleri içermektedir. Bu itibarla, ülkemizin bahse konu Sözleşmeden çekilmesi, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususunda hukuki olarak veya uygulama bakımından bir eksikliğe yol açmayacaktır…” denilerek savunulduğu hatırlatılan karşı oy kararında, İstanbul Sözleşmesi’nden neden çekinildiği konusunda hukuken geçerli bir gerekçeye yer verilmediği kaydedildi.

    “İPTAL EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Çekilme kararının konu, sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı belirtilen kararda, “Açıklanan nedenlerle, öncelikle dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağı 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ‘bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme’ ibaresinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği, Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmayarak uyuşmazlığın mevcut hukuki düzenlemeler esas alınmak suretiyle incelenmesi durumunda ise, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle iptal edilmesi gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    NE OLMUŞTU?

    Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet konularında belli standartlar ve devletlerin sorumluluklarını belirleyen İstanbul Sözleşmesi 2011’de imzaya açılmıştı. Türkiye’nin ilk imzacı olduğu sözleşme; kadına yönelik şiddeti insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenleme olmuştu. 2014 yılında yürürlüğe giren sözleşme 46 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı ve imzacı ülkelerin 32’sinde onaylanmıştı.

    Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021 Cumartesi İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı olarak feshedildiğini duyurmuştu. Fesih kararı 23 Mart 2021 Pazartesi günü Avrupa Konseyi’ne de bildirilmişti.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “Fesih kararının” nedeni olarak “Sözleşme’nin eşcinselliği meşrulaştırıyor olması” iddia edilmişti.

    Fesih kararının ardından kadın örgütleri ve barolar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ile siyasi partiler kararın iptali için Danıştay’a başvurmuştu. Davalar Danıştay 10. Daire’sinde görülüyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankaralı yurttaşlar: Cumhurbaşkanı biraz da halkı düşünsün -VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar: Cumhurbaşkanı biraz da halkı düşünsün -VİDEO

    PİRHA- Milyonlarca emekçi Temmuz ayında maaşlarına yapılacak zam oranını konuşurken Cumhurbaşkanı Erdoğan kendi maaşına % 40 oranında zam yaptı. Peki, yurttaşlar bu konuda ne düşünüyor?

    Hükümet işçiyi ve emekçiyi yükselen enflasyona karşı ezdirmeyeceğini söyledi. Milyonlarca emekçi Temmuz ayında maaşlarına yapılacak zam oranını konuşurken Cumhurbaşkanı Erdoğan kendi maaşına % 40 oranında zam yaptı.

    Peki, yurttaşlar bu konuda ne düşünüyor? Ankara sokaklarında Ankaralılara sorduk. İşte aldığımız cevaplar:

    “Biz geçinemiyoruz. Hatta evlenemiyoruz bile. Aynı zam oranını biz de bekliyoruz.

    -Tabii ki geçinemiyoruz. Ben ve çevremdekiler bir şekilde kredi kartları ile döndürmeye çalışıyoruz, ay sonunu getirmeye çalışıyoruz. Bu hükümetle ekonominin düzelmesi mümkün değil. Hala da iktidarda kalmak istiyorlar. Nasıl bir koltuk sevdası varsa anlamış değiliz.

    -Maaşlara zam yapılacağı söyleniyor ama ne kadar yapılırsa yapılsın, bir taraftan her şey zamlanacaksa maaşlara yapılan zammın anlamı kalmıyor. Gelir gider dengesini sağlayamıyoruz.

    -Şu an aldığı maaş, oturduğu Saray az geldi herhalde. Geçinemiyor yazık, ne yapsın! Kelimeler kifayetsiz kalıyor.

    -Maaşım yetmiyor, geçinemiyorum. Çok rahat bir şekilde geçinebiliyorum diyen birisini de ben hiç duymadım çevremde. Asgari ücretin en az 12.000 -13.000 lira olması gerekiyor.

    “BİR YANDAN ZAM VERİP DİĞER YANDAN HER ŞEYİN FİYATINI YÜKSELTMESİNLER”

    -Bir yandan da zamların gelmemesi gerekiyor. Maaşlara zam yapılıyor, bir taraftan da iğneden ipliğe zam yapılıyor. Bunun bir anlamı kalmıyor. Kendi maaşına % 40 zam yaptı. Buna diyebilecek bir söz bulamıyorum. Umarım halkımız akıllanmıştır.

    -Bu devirde bu zamlarla geçinebilmek çok zor. Temmuz ayında emekçiye zam yapmasınlar, temel gıda ürünlerinin fiyatlarını düşürsünler, ucuzlatsınlar. Asgari ücret en az 7.500 TL olmalı. Kendi maaşına % 40 zam yaptı. Maşallah, Allah bereket versin. Aynısını vatandaşlar olarak biz de bekliyoruz.

    -Az önce 2 simit yiyip bir şeyler içtik ve 100 lira verdik. Bu anormal bir rakam. Zam yapıyorlar ama bütün ürünlere de zam geliyor. Bunu yapmamaları gerekir. Hiçbir anlamı kalmıyor çünkü.

    -Önümüzdeki ay KPSS’ye gireceğim bu konuda konuşmak istemiyorum.

    -Alım gücü çok fazla düştü. Bunun telafi edilmesi gerekiyor. Devletin daha çok üretime yönelmesi gerekiyor yoksa fiyatların ucuzlaması mümkün değil. Her şey geçen yıla oranla en az üç katı artmış durumda.

    -Giderek alım gücümüz düşmeye devam ediyor. Aynı zam oranının vatandaşa da yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanının sadece kendini değil vatandaşı da düşünmesi gerekiyor. Vatandaşlar, halk çok zor durumda. Bu ülkede geçinebilmek için en az 15.000 lira gelirinizin olması gerekir.

    “EMEKÇİYE ZAMMI 3 AY KONUŞUYORLAR, KENDİLERİNE BİR GECEDE İSTEDİKLERİ ZAMMI YAPIYORLAR”

    -Çocuğum var, nafaka ödüyorum ve geçinemiyorum. Hayat çok zor. Cumhurbaşkanının ihtiyacı var mıydı ki yaptı? Çevremdeki çoğu insan kredi kartı borçlarını ödeyemez duruma geldi. Ben de ekstra hiçbir şey yapmadığım halde eskisi gibi rahat bir şekilde kredi kartı borçlarımı ödeyemiyorum. Memur olarak sadece karnımızı doyurabiliyoruz.

    -Şu anda pazardan geliyorum. Her şeyin fiyatı almış başını gitmiş. İstediklerimi alamadım, çok zor. Temmuz’da yapılacak zam oranı % 100 olmalı ama diğer ürünlere de zam gelmemeli. Sarayın maliyeti belli. Yapılan her şey bizim vergilerimizle yapılıyor.

    -Asgari ücrete zam yapmak için 3 ay konuşuyorlar, kendilerine bir gece yarısı istedikleri zammı yapıyorlar. Gidişat kötü. Bu hükümetin ekonomiyi düzeltmesi mümkün değil. Her anlamda adaletsizlik hat safhada. AKP’liysen her işi yapıyorsun ama değilsen hiçbir iş alamıyorsun, işe de gidemiyorsun.

    PİRHA/ANKARA

  • AKD Antalya Şube Başkanı: Seçimde, taleplerimizi yerine getirenleri destekleriz-VİDEO

    AKD Antalya Şube Başkanı: Seçimde, taleplerimizi yerine getirenleri destekleriz-VİDEO

    PİRHA- Alevilerin, yaklaşan cumhurbaşkanı seçimlerinde nasıl bir tutum alması gerektiği üzerine konuşan AKD Antalya Şubesi Başkanı Dursun Kaya, “Bizler yıllardan beri Türkiye Cumhuriyeti’ne hep saygılı davrandık ama onlar bize saygılı davranmadı. Bizi her daim yok saydılar. Hangi parti olursa olsun bizi arka bahçeleri gibi kullanmasınlar. Bizim haklarımız verilmek zorunda” dedi.

    Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken ‘nasıl bir cumhurbaşkanı isteniyor’ tartışmaları da sürüyor. Alevilerin yaklaşan seçimlerde nasıl bir tutum alması gerektiği de konuşuluyor. Bu konuda PİRHA‘ya konuşan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Başkanı Dursun Kaya, yıllardır insan ayrımı yapmadan bütün cumhurbaşkanlarına oy verdiklerini belirterek, bunun karşılığında o cumhurbaşkanları tarafından hep yok sayıldıklarını söyledi.

    Aleviler olarak taleplerini, isteklerini yazacaklarını ve bunları kim yerine getirirse onların yanında olacaklarını da dile getiren Kaya, hiçbir partinin Alevileri arka bahçesi gibi görmemesi gerektiğini aktardı.

    “ALEVİLER OLARAK HER DAİM YOK SAYILDIK, ÖTELENDİK”

    Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan bugüne Alevilerin insan ayrımı yapmadan bütün cumhurbaşkanlarına oy verdiklerini anımsatan Kaya, “Ama maalesef  onlar bizi hiç saymadılar. Bizleri yaktılar, öldürdüler, katlettiler. Maraş, Çorum, Sivas, Gazi gözümüzün önünde. Bizler yıllardan beri hep katledildik ama yine de hep sağduyulu davrandık. Sivas’ta yanarken, Maraş’ta öldürülürken, Çorum’da kadınlarımızın karınlarındaki çocuklar çıkarılıp katledilirken sağduyulu davrandık. Bizler yıllardan beri Türkiye Cumhuriyeti’ne hep saygılı davrandık ama maalesef Türkiye Cumhuriyeti bürokratları bize saygılı davranmadı. Bizi her daim yok saydılar, itelediler. Onun için bundan sonra dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

    “PARTİLER BİZİ ARKA BAHÇESİ GİBİ GÖRMESİN”

    ‘Kimler bizim haklarımızı veriyorsa bu seçimde onlarla beraber olacağız’ diyen Kaya, Alevilerin haklarını yok sayanların yanında olmayacaklarını vurguladı.

    Hangi parti olursa olsun Aleviler olarak taleplerini, isteklerini yazacaklarını ve bunları kim yerine getirirse onlara destek vereceklerini ifade eden Kaya, “Emek veren bizleriz. Hangi parti olursa olsun bizi arka bahçeleri gibi kullanmasınlar. Bizim haklarımız verilmek zorunda. Bizim birçok yerde cemevlerimiz yok, kiradayız ve kiralarımızı veremiyoruz. Diyanete bağlı olan her yerin işleri tıkır tıkır yürüyor, bizimkilerin yürümüyor. Bizler artık birlik beraberliğimizi sağlamak zorundayız. Eğer Aleviler birlik ve beraberliğini sağlamazsa, bir yere varamayız. Öncelikle bu olmalıdır” dedi.

    Cebrail ASLAN/ANTALYA

     

  • Kenanoğlu: Aleviler, ‘Biz Alevilerin kanı elinde olanlara asla oy vermeyeceğiz’ demeli-VİDEO

    Kenanoğlu: Aleviler, ‘Biz Alevilerin kanı elinde olanlara asla oy vermeyeceğiz’ demeli-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir ihtimal cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin ‘Alevi’ kimliği üzerinden yaşanan tartışmalara değinen HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kamuoyunun konuyu yanlış bir yerden tartıştığını belirtti. Kenanoğlu, “Alevi kurumları seçimlerden önce nasıl bir cumhurbaşkanı adayı istediğini açıklasın. O zaman kimse “Aleviler aday olur mu olmaz mı?” tartışması değil; “Katilden aday olur mu?” tartışmasının içerisine bir şekilde sokmuş oluruz toplumu” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, CAN TV’de yayımlanan “CAN’dan Bakış” programında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun olası cumhurbaşkanı adaylığının Alevi kimliği dolayısıyla gelişen tartışmalarına değindi.

    Alevi cumhurbaşkanı tartışmalarında Alevi kamuoyunun yanlışı olduğunu savunan Kenanoğlu, “Alevi kurumları seçimlerden önce nasıl bir cumhurbaşkanı adayı istediğini açıklasın. Taleplerini kabul etmeyen cumhurbaşkanı adayına oy vermeyeceklerini belirtsin. O zaman kimse “Aleviler aday olur mu olmaz mı?” tartışması değil; “Katilden aday olur mu? Katliamı övenden aday olur mu? Alevileri yok sayandan, Alevilere nefret kusandan cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı?” tartışmasının içerisine bir şekilde sokmuş oluruz toplumu. Bence yapılması gereken budur” diye konuştu.

    “ALEVİ KAMUOYU KONUYU YANLIŞ BİR YERDEN TARTIŞIYOR”

    “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisinin aday olup, olmayacağı ya da neye göre aday belirleneceği konusu kendi partisinin öncelikli meselesidir. Oluşturdukları ittifakın kararıdır” diyen Kenanoğlu, Alevi kamuoyunun konuyu yanlış bir noktadan tartıştığını kaydetti. Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Ama bir insanın Alevi kimliğinden kaynaklı olarak ya da Kürt veya cinsiyet kimliğinden kaynaklı olarak siyaset yapma, aday olma hakkını engellemek, olumsuz görüş belirtmek, bunun bir problem olduğunu ifade etmek o insanların siyasi haklarına karşı gasptır. Bu CHP’de çok yapılıyor. CHP’nin tabanı, oy verenlerinin büyük çoğunluğu Alevi olduğu halde listelerde seçilme mevzusuna gelindiğinde “Çok Alevi oldu. Alevi partisine döndü” deniliyor. Seçen Alevi, seçilen Alevi olduğunda sorun oluyor.

    Alevi kurumları İYİ Partili Halil İbrahim Oral ile TİP’li Ahmet Şık’ın açıklamasından sonra açıklamalar yaptı. Ama ben bunu beklerdim hala da bekliyorum. Şöyle bir açıklama yapsınlar: “Biz Alevilerin kanı elinde olanlara asla oy vermeyeceğiz. Böyle bir cumhurbaşkanı adayı görmek istemiyoruz. Cemevlerimizi ibadethane olarak kabul etmeyen, yasal statü vermeyi reddeden cumhurbaşkanı adayı görmek istemiyoruz. Asla da oy vermeyeceğiz. Zorunlu din derslerini kaldırmayı kabul etmeyen bir cumhurbaşkanı istemiyoruz. Aday gösterilirse de oy vermeyeceğiz.” Bunu demesi gerekir Alevi kurumlarının. Kemal Kılıçdaroğlu’na sahip çıkmak adına bir yerin payandası, bir tartışmanın malzemesi olmak yerine kendi sözünü söylemesi gerekir Alevi kamuoyunun. Yanlış bir yerden tartışılıyor. Bir kere de şöyle tartışılsın: “Çorum, Sivas, Madımak katliamlarını lanetlemeyenden cumhurbaşkanı adayı olur mu?” Tartışılabiliyor mu? Tartıştırmıyor çünkü Alevi kamuoyu bunu.”

    “KATİLDEN CUMHURBAŞKANI ADAYI OLUR MU?” 

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının nasıl bir cumhurbaşkanı adayı istediğini seçimlerden önce açıklaması gerektiğini vurgularken; “Alevi kurumlarının yıllardır oluşturduğu temel demokratik talepleri var. Bu talepleri sıralayıp, “Biz böyle bir cumhurbaşkanı istiyoruz” desinler. Cumhurbaşkanı adayı bütün bu talepleri kabul ettiğini beyan etsin. İmzalamıyor mu? O zaman çıkarsın Alevi kamuoyuna dersin ki; “3 tane cumhurbaşkanı adayı var. Üçüne de gittim ve demokratik taleplerimizi içeren beyannamemizi sundum. Bunlardan şu ikisi imzalamadı. Şu kişi imzaladı. Biz onu destekliyoruz.” Diyebiliyor mu Alevi kurumları? Söyleyebilecekler mi? Yok. Bunu diyemeyecekler. Çünkü ben bunu çok öncesinden önerdim ama bugüne kadar yapılmadı. Umarım ben yanılırım ve önümüzdeki seçimlerde böyle bir şey yapılır. O zaman kimse “Aleviler aday olur mu olmaz mı?” tartışması değil; “Katilden aday olur mu? Katliamı övenden aday olur mu? Alevileri yok sayandan, Alevilere nefret kusandan cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı?” tartışmasının içerisine bir şekilde sokmuş oluruz toplumu. Bence yapılması gereken budur” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sancar: Derin yoksulluğun, yaygınlaşan açlığın nedeni savaş politikalarıdır-VİDEO

    Sancar: Derin yoksulluğun, yaygınlaşan açlığın nedeni savaş politikalarıdır-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği olduğunu belirterek, “Kürt sorunu gerçekliği gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değil. Eğer bunu görmezden gelirsek işte 100 yıldır yaşadığımız bu karanlık kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Çözümsüzlüğü yaratan her türlü uygulamayı reddediyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’nin tarihi Olağanüstü Hal (OHAL) ve sıkıyönetimler tarihi olduğunu dile getiren Sancar, “AKP iktidara geldiğinde bu ülkede OHAL vardı. Şimdi de olağan hale gelmiş, kurumsallaşmış bir OHAL var, 20 Temmuz 2016’da 3 ay için ilan edilen OHAL, halen fiilen uygulanmaya devam ediliyor. Kayyım ve KHK uygulamalarında ısrar eden AKP-MHP faşist yönetimi OHAL’e can simidi gibi sarılmıştır, bunu bırakmaya niyetleri yoktur. Çünkü olağan şartlarla demokrasi ve hukukla bu ülkeyi yönetmenin kendileri ve zihniyetleri açısından mümkün olmadığını biliyorlar. Adaletsizliklerin ve haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    “EMİNE ŞENYAŞAR YALNIZ DEĞİLDİR”

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar’ın konuşmasındaki satırbaşları şöyle:

    “Bakın 14 Haziran 2018’de yani tam 4 yıl önce bugün Urfa’nın Suruç ilçesinde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının Şenyaşar ailesinin iş yerine ve Suruç Devlet Hastanesine uzanan saldırıların sonucu Hacı Esvet Şenyaşar ile oğulları Adil ve Celal Şenyaşar yaşamını yitirmişti. Olayda Mehmet ve Fadıl şenyaşar ile birlikte toplam 8 kişi yaralanmış, saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşlerin tedavisi devam ederken gözaltına alınmış, sonrasında Fadıl Şenyaşar tutuklanmıştı. Aradan 4 yıl geçti. Ama adaleti sağlama gerçeği ortaya çıkarma açısından tek bir olumlu gelişme yaşanmadı. Olan tek şey Emine Anaya sadece hakkını aradığı için sürekli taciz uygulamak ve ceza vermektir. Yapılan tek şey, Emine Ana ve oğlu Ferit’i sürekli gözaltına almak, kendilerine eziyet etmektir.

    Emine Şenyaşar ve oğlu katliamdan bugüne adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürüyorlar. Urfa Adliyesi önünde 9 Mart 2021 tarihinde başlattıkları adalet nöbeti 463’üncü gününe girdi. Buradan bir kez daha söylüyoruz; Emine Ana yalnız değildir. Onun adalet talebi bizim talebimizdir, asla yalnız bırakmayacağız. Onun haykırışı, bu ülkede adalet arayanlara bir ışık ve cesaret örneği olarak görülmelidir.

    Tüm toplumu ve ülkeyi siyaset ve geleceği yakından ilgilendiren önemli bir hususu bir kez daha burada sizlerin huzurunda değerlendirmek istiyorum. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlük, savaş politikaları ve tecrit meselesidir. Ortada bir gerçeklik var. Gerçek siyaset gerçekliği gören siyasettir. Gerçekliği yok sayan siyaset değil. Gerçekliğe gözünü kapatan siyaset çözüm üretemez. Ülkeyi ve ülkede yaşanan insanları müreffeh, demokratik, özgür bir geleceğe taşıyamaz. Tam tersine ülkeyi çürütür, çökertir, insanlarını mutsuzluğa mahkum eder, umutsuzluğa boğar.

    Gerçeklik nedir? Yüzyılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliğidir. Bu gerçeklik var mı?  Evet ‘yok diyenler’ de biliyor ki var. 100 yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değil. Eğer bunu görmezden gelirsek işte 100 yıldır yaşadığımız bu karanlık kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Peki bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir?  Evet 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var. Bu ülkede çözümsüzlük politikalarının en hakim anlayış olduğu bir gerçeklik mi? Aradaki bazı istisnai gelişmeler hariç evet! Bir gerçeklik. Çözümsüzlük politikalarının neredeyse düzen güçlerinin tümünün üzerinde uzlaştığı bir yol olduğu gerçeklik mi? Evet gerçeklik. Bunu yok sayabiliriz, isterseniz yok sayın, ama gerçeklik yok sayılınca ortadan kalkmıyor.

    “SAVAŞ POLİTİKAALRI BU ÜLKEDE GERÇEKLİK”

    Savaş politikaları bu ülkede bir gerçeklik mi? Gerçeklik. Bunlarla birlikte tecrit bir gerçeklik mi, gerçeklik. İmralı’da 23 yılı bulan bin hukuksuz düzen uygulanıyor ne uluslararası hatta ne iç hukuka uygun bir yanı var. Bu bir gerçeklik mi gerçeklik. Peki bu gerçeklikleri dile getirmek, siyasetin siyasi sorumluluğun bir gereği mi? Bizler için bir gereği. O nedenle hedefteyiz. Gerçeklikleri dile getirdiğimiz gerçeklikleri talep ettiğimiz, bu yüzleşmenin sağlanması için mücadele ettiğimiz için sürekli hedefiz. Diğer siyasi aktörler bu gerçekliğin üstünü paltoyla örtmeye çalışıyorlar, buna palyatif anlayış deniliyor, akademik literatür tabiri olarak söylüyorum. Bunun üstünü örterek sorunu yok edebiliyor musunuz? Hayır! Palyatif çözümlerin uzantısı nedir? Toplumu uyuşturmaktır, yani anestezi ile ya da ağrı kesicilerle oyalamaktır. Yapmamız gereken gerçek bir yüzleşmedir, gerçeklikle yüzleşmedir. Bu saydığım bütün gerçeklikler gizlemeyecek kadar açık çarpıcı ve yakıcı gerçekliklerdir.

    “YÜZLEŞME OLMALI”

    Bunlarla yüzleşme olmadan bu ülkenin düzlüğe çıkma imkanı ihtimali yoktur. HDP’de bunu esas almaktadır. Çünkü biz yeni bir başlangıç, Türkiye’de eşit, özgür, demokratik, barış içinde bir yaşam istiyoruz. Gerçeklikleri söylemek sarsar. Birçok kesime gerçekliği gösterdiğiniz zaman sarsılabilir. Tekrar söylüyorum. Çözüm yüzleşmekle başlar. Yüzleşme sarsar. Hatta acıtabilir. Gerçeği görmek, gözlerini kapatmak isteyenlerin sürekli yüzüne bu gerçekliği haykırmak onları sarsabilir, acıtabilir, öfkelendirebilir de. Ama gerçekliği yok saymak daha vahim sonuçlar yaratır. Ülkeyi çürütür, toplumu çökertir, çözer. O nedenle, biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerden yüzleşilecek ve yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek.

    Şimdi partimiz, hukuk dışı insanlık onuruna yakışmayan, yaşamı ikrar eden her uygulamanın, her anlayışın karşısındadır. Kürt sorununda demokratik çözüm ve bu ülkede kalıcı barış, ancak müzakere diyalog ve demokratik siyasetle mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz, gereğini de her vesileyle yerine getirmeye çalışıyoruz her alanda. Tecrit çözümsüzlüğün bir parçası mıdır? Evet. Bu bir gerçekliktir. Basit örneklerle anlatalım. Uzun uzun sözler kurmaya gerek yok. 2013-2015 yıllarını hatırlayalım. Bu ülkede çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, ülkede demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmiştir. Neden? Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu. Hadi biz de o sözü kullanalım. Analar ağlamıyordu. Bizim istediğimiz bu. Biz istiyoruz ki ölümler olmasın. Ölüm siyaseti değil yaşam siyaseti hakim olsun. Bunun yolu savaş politikalarından değil, bunu yolu siyasetten, müzakereden ve diyalogdan geçer.

    “ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ YARATAN HER TÜRLÜ UYGULAMAYI REDDEDİYORUZ”

    Peki çözüm süreci o umut yaratan kanın durduğu iki-iki buçuk yıllık süreç ne zaman sona erdi. Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. 5 Nisan 2015 İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesildiği tarihtir, tecridin ağırlaştırılmış olarak yeniden devreye sokulduğu tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının, savaş uygulamalarının yeniden ve ağır şekilde devreye sokulduğu yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bugüne yaşadığımız yıkımlar herkesin gözü önündedir. Gözü önündedir ama gözümüzün önündekini görmek ayrıca cesaret ister. Biz işte bu cesareti gösteriyoruz. Çözümsüzlüğü yaratan her türlü uygulamayı reddediyoruz.

    Bir başka örnek vereyim. İmralı’da Öcalan ile en son Ağustos 2019’da avukat görüşmesi yapılmıştı. Kamuoyuna çok net bir mesaj vermişti. Abdullah Öcalan, ‘Bir haftada çatışma durumunu ihtimalini ortadan kaldırırım’ demişti. Burada da başta devlet aklı olmak üzere bütün kesimlere bir mesaj iletmişti. Neden bu şans değerlendirilmiyor. Neden daha önce tecrübe edilmiş aslında önemli gelişmeler yaratmış yöntem rafa kaldırılıyor. İşte bizim burada Kürt sorununda demokratik çözüm, barış bunun yöntemi olarak diyalog, müzakere ve demokratik siyaset derken kastettiğimiz her alanda bunun imkanlarını yaratmak, ortadan kaldırılan şartların yeniden sağlanmasını istemektir. Gemlik yürüyüşü de bizim demokratik çözüm ve barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır.

    Evet çeşitli kuruluşlar kamuoyunun dikkatini yaygınlaşan savaş politikalarına, daha da derinleştirilmeye çalışılan çatışma anlayışına karşı demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmekti. Bu bir demokratik haktır. Gösteri Anayasal bir hak. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidarın emriyle ağır şiddet uyguladılar. Milletvekillerimiz darp edildi, hatta gözaltına alınmak istendi. Kelepçe takıldı, görüntüler ortadadır. Şimdi burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki, barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor. Çok rahatsız ediyor. Çünkü onlar için savaş siyaseti çözümsüzlük gerilim, kutuplaşma hayatta kalmanın neredeyse tek yolu. Biz ise hayır diyoruz. Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz. Parlamento zemininde bütün gücümüzü kullanacağız. Demokratik siyasetin bütün alanlarında çalışmalar yürüteceğiz.

    Demek ki, barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor. Çok rahatsız ediyor. Çünkü onlar için savaş siyaseti çözümsüzlük, gerilim, kutuplaşma hayatta kalmanın neredeyse tek yolu. Biz ise hayır diyoruz. Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz.

    Bize bu ülkede yıkımın, yaşamakta olduğumuz büyük sefaletin, derin yoksulluğun, yaygınlaşan açlığın doğrudan doğruya savaş politikalarıyla bağlantılı olduğunu söylüyoruz. Kürt sorununda çözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, çözümsüzlük politikaları yaygınlaştıkça sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor.

    İşte geleceği, bu zihniyet üzerine değil; tam tersine eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik olarak çözüldüğü, demokratik siyasetin her alanda belirleyici olduğu bir yaklaşımı savunuyoruz. Bunu söylemek iktidarı rahatsız eder, bunu anlıyoruz. Çünkü varlığını inkara, savaş politikalarına, kutuplaşmaya, düşmanlaştırmaya bağlamış. Peki muhalefete ne oluyor? Sizlerin bu gerçeklikler karşısında bütün muhalefete soruyorum? Bu gerçeklikler karşısında sözünüz nedir, önerileriniz nedir? “Bu iktidarın izlediği yolu aynen devam ettireceğiz” diyorsanız, bu iktidardan temelden farkınızın ne olduğunu ortaya koymalısınız. Bizler bu iktidarın zihniyetini başka ambalajlarla topluma sunma arayışlarına karşı çıkıyoruz.

    “GÜÇLÜ BİR SAVAŞ KARŞITI BİRLİKTELİĞE İHTİYAÇ VAR”

    Öncelikle güçlü bir savaş karşıtı birlikteliğe ihtiyacımız var. Demokrasi ittifakı diyoruz. Savaş karşıtı bütün politikaları reddeden bir birliktelik istiyoruz. Biz emekçileri sefalete, yoksulluğa mahkum eden bir avuç sermayedarı kollayan bu talan düzenine karşı çıkıyoruz ve bu karşı çıkışı en geniş kesimlerin ortak mücadele hedefi haline getirmek istiyoruz.

    İktidarın başı, AKP Genel Başkanı dün, Gemlik Yürüyüşüyle ilgili sözler söylerken cenazeleri de andı. Tam da işte biz bunun için mücadele ediyoruz. Bir daha bu ülkeye çatışmalarda cenaze gelmesin diye. Bizim hedefimiz budur. Savaş siyaseti, ölüm siyasetidir. Biz giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız, bütün acılara eşit yaklaşan insanlarız. Kanı da durduracağız yalanı da çökerteceğiz, bu talan siyasetine de son vereceğiz.

    Türkiye’nin yeniden savaş sarmalına girmesi için sürekli yeni oyunlar peşinde koşan bir iktidar var, bu da bir gerçeklik. Peki bu gerçekliğe gözümüzü yumabilir miyiz? Bu gerçekliği görmezden gelerek gerçek bir alternatif, gerçek bir muhalefet yaratılabilir mi? Hayır bu gerçekliği gören yerden, ancak gerçek siyaset yapılabilir. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Hayır bu zorba iktidarı da istemiyoruz, eski köhnemiş sistemi yeniden canlandırma arayışlarını da kabul etmiyoruz.

    Biz gerçek alternatiflerin peşindeyiz. Bu ülkede yoksulluğa çözüm, bu ülkede gençlerin geleceksiz bırakılması, umutsuzluğa hapsedilmesi politikalarına karşı gerçek siyaset yürütüyoruz. Gerçek siyaset gerçekliği gören, toplumu gerçekliğiyle iç içe olan siyasettir. Bedeli vardır. Ödedik, ödüyoruz, gerekirse ödemeye devam ederiz. Fakat burada vazgeçmeyeceğimiz şey demokratik, özgür, eşit yurttaşlığa dayalı kalıcı barışın sağlandığı bir gelecektir. Bunun için her türlü mücadeleyi demokratik alanda, sürdüreceğiz, bizim bu itirazlarımıza, bu haykırışımıza, bu mücadelemize nereden engel çıkarsa çıksın yürüyüşümüzden vazgeçemeyeceğiz. Bu ülkeye demokratik çözümü de kalıcı barışı da güçlü demokrasiyi de bu kararlılık getirecektir.

    Şimdi çözümsüzlük politikalarına itirazı tecrit ediyorlar. Yani biz çözümsüzlüğe itiraz ettikçe sesimiz kısılıyor. Savaş politikalarına karşı mücadeleyi tecrit ediyorlar. Yoksulluğa, talana, soyguna, yalan karşı mücadeleyi tecrit etmeye çalışıyorlar.

    Ölüm siyasetine, savaş siyasetine, çözümsüzlüğe karşı kimin önerisi varsa ortaya koymalıdır. Çözüm için hangi yöntemi savunduğunu herkes açıkça belli etsin. Aynı politikalar girdabında bu toplumu sefalete, ölümlere, zulme mahkum eden anlayış mı; bu girdabı kırarak barışı çözümü demokrasiyi hedefleyen anlayış mı? Artık kimsenin kendi pozisyonunu gizleyecek, orta sahada top dolaştıracak alanı kalmadı. Evet finale doğru yürüyoruz, herkes gerçek hedefini amacını ve gelecek için taahhütlerini sözlerini daha açık söylemek zorundadır.

    Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi, barış ve çözüm ittifakıyla gireceğiz. Halkların emekçilerin kadınların gençlerin çözüm demokrasi ve barış isteyenlerin iradesini en güçlü şekilde mecliste taşıyacağız. Meclisi sarayın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı hakikatlerin konuşulduğu çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz.

    Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa, hiç tereddütsüz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Kimse öyle imalat falan beklemesin. Açık söylüyorum. Bu yöntem karşılık bulmazsa şüphesiz kendi adayımızı, demokrasi ittifakının adayını çıkarmayı da önümüzde en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Bu kadar. Buradan hiç başka şeyler aramasın kimse.

    Karanlık ilişkiler acayip senaryolar ve buraya boğulmuş tartışma. Hayır biz toplumun sorunlarına çözüm istiyoruz biz bu ülkenin gerçekler sorunlarıyla yüzleşmeyi ve gerçek bir aydınlığı istiyoruz. O nedenle bizim ağzımızdan çıkanların dışında kimse başka söze itibar etmesin. Konferansımızı topladık 6-7 Haziran tarihinde kararlarımızı aldık ‘Büyük direniş büyük yürüyüş’ şiarıyla yaptık. Gerçekten de öyle büyük direniyoruz, büyük yürüyoruz. 3 Temmuz’da kongremiz var, bu yürüyüş bir çözüm gücünün ne olması gerektiğini ortaya koyacak bir görkemli kongreye taşınacaktır. HDP çözüm gücüdür, önümüzdeki kongre bunun en görkemli şekilde herkese gösterileceği bir büyük şölen olacaktır. Yolumuz açık olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Anket yapıldı: Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması sizin için sorun mu?

    Anket yapıldı: Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması sizin için sorun mu?

    PİRHA- 6 büyükşehirde bin kişiyle yapılan ankette “Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olması durumunda mezhebi/Alevi olması sizin için bir sorun mu?” sorusu soruldu. Halkın yüzde 86.3’ü Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin kendileri açısından bir sorun teşkil etmediğini söyledi.

    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü isimlerinden olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun inancı üzerinden başlayan polemiğin ardından Artıbir Araştırma şirketi 6 büyük şehirde bin kişi ile anket yaparak söz konusu durumu yurttaşlara sordu.

    Şirket; İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Erzurum, Samsun ve Konya’da bin kişiyle yaptığı ankette, ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olması durumunda mezhebi/Alevi olması sizin için bir sorun mu?’ sorusunu sordu.

    Ankete göre halkın yüzde 86.3’ü Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin kendileri açısından bir sorun teşkil etmediğini söyledi.

    ‘Evet sorun’ diyenlerin oranı ise yüzde 9.6’da kalırken, yüzde 4.1 ‘Fikrim yok’ seçeneğini işaretledi.

    “HALKIN GÜNDEMİ EKONOMİ, HAYAT PAHALILIĞI”

    Artıbir Araştırma Genel Müdürü Hüseyin Çalışkaner, anket sonucunu açıklarken şu ifadeleri kullandı:

    “İşte halkın düşüncesi. Aslında halk siyasilerin çok önünde. Bunu gündem yapmak çok anlamsız. Bu araştırma gösteriyor ki mezhep üzerinden siyaset yapmak kimseye bir fayda sağlamayacaktır. Halkın gündemi ekonomi, hayat pahalılığı. Her ne kadar halkı mezhepler üzerinden kutuplaştırmaya çalışıp gündemi değiştirmek isteseler de başaramıyorlar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan: Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan

    Erdoğan: Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı adayı için Cumhur İttifakı adayının kendisi olduğunu resmen açıkladı. “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan” ifadelerini kullanan Erdoğan, seçim tarihi için de Haziran 2023’ü işaret etti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir Gaziemir Fuar Alanı’ndaki AKP İl Danışma Toplantısı’nda konuştu.

    Erdoğan konuşmasında önümüzdeki seçimlerde Cumhur İttifakı’nın adayı olacağını resmen açıkladı.

    Erdoğan açıklamasında, “Bay Kemal’e diyorum ki artık kaçak dövüşmeyi bırak. Artık sürekli bahane üretmekten, lafla peynir gemisi yürütmekten vazgeç. Havaya bakıp ıslık çalarak bu iş olmaz. Adaylık meselesini daha fazla geçiştiremezsin. Seçim önümüzdeki yıl haziran ayının ortasında yapılacak. Kaçacak yerin yok Bay Kemal. İşte söylüyorum, Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine bir tepki de Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis’ten geldi. Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış” dedi. Halis ekledi: Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine yönelik tepkiler sürüyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Erdoğan’ın sözlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dilin kırıcı ve tehlikeli olduğunu belirten Halis, Gezi Direnişi’nin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Erdoğan’ın Gezi’ye yönelik hıncının hala devam ettiğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçek olmayan söylemlerinin halkta artık bir karşılığının olmadığını da kaydeden Halis, yapılacak ilk demokratik seçimlerde yüksek ihtimalle AKP iktidarının değişeceğini de dile getirdi.

    “ERDOĞAN, İŞİNE GELİNCE CUMHURBAŞKANI, İŞİNE GELİNCE AKP GENEL BAŞKANI GİBİ DAVRANIYOR”

    Bu yaşına kadar çok cumhurbaşkanı gördüğünü ifade eden Halis, Tayyip Erdoğan’ın daha önceki cumhurbaşkanlarına benzemediğini söyledi.

    Halis, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildiğini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Önceki sistemde cumhurbaşkanlarına hakaret etmek suç sayılıyordu. Böyle bir yasa vardı. Sistem değişti ancak bu yasa aynen duruyor. Önceki sistemde cumhurbaşkanı tarafsız, bağımsız, devletin en üst makamında olan, toplumun her kesimini kucaklayan, bir partisi varsa seçildikten sonra istifa ederdi. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Tayyip Erdoğan bir şapkasını cumhurbaşkanı olarak kullanıyor, bir şapkasını AKP Genel Başkanı olarak kullanıyor. İşine hangisi geliyorsa ona göre davranıyor. Tarafsız, bağımsız davranmıyor ve toplumun tümünü kucaklamıyor. Bu sistemde büyük payı olan MHP, bana göre demokrasiye inanmayan bir siyasi hareket. Onlar için tarafsızlık, bağımsızlık, hukukun işlememesinin hiçbir önemi yok.”

    “GEZİ’YE YÖNELİK O KADAR ÇOK HINÇ BİRİKMİŞ Kİ İÇİNDE HALA UNUTAMAMIŞ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dil ve üslubun tehlikeli ve kırıcı olduğunu dile getiren Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış. Bir türlü sakinleşememiş. Gezi Direnişi demokratik bir tepkiydi. Demokratik bir tepki olduğu için de saygın bir hareket olarak toplumun büyük bölümünde algı oluşturmuştur. Tayyip Erdoğan’ın bu direnişten dolayı rahatsızlığı hala devam ediyor ki, oraya katılan insanlara ‘çürük, sürtük’ gibi söylemlerde bulunuyor. Bu söylemleri bırakın bir cumhurbaşkanının dillendirmesini, bir vatandaşın bile dillendirmesi çok yanlış ve sakıncalı. Çok kırıcı. Türkiye’nin bu süreçten bir an önce kurtulması için seçimin olması gerekiyor. Önümüzde demokratik bir seçim olursa halk bu siyasal anlayışa, bu söylemlere kesinlikle prim vermeyecektir. Hükümet değişecektir” şeklinde konuştu.

    TAYYİP ERDOĞAN NE SÖYLERSE SÖYLESİN, VATANDAŞ HER ŞEYİ GÖRÜYOR”

    Erdoğan’ın ‘Camide içki içtiler, camileri yaktılar’ sözlerinin doğru olmadığının kanıtlandığına da dikkat çeken Halis son olarak şunları aktardı:

    “Toplum da bunun yanlış olduğunu biliyor. Cumhurbaşkanı şöyle düşünüyor galiba: Ben ne söylersem benim seçmenin buna inanır. Seçmenimi konsolide ederim, düşüncesi hakim. Damadı Berat Albayrak da, ‘Aya yol yaptık desek, inanacak insanlar var’ demişti. Düşünce yapıları böyle. Biz ne söylersek söyleyelim vatandaş bize inanır diyorlar. Ancak artık vatandaş bunların yanlış olduğunun farkında. Hükümet ekonominin çok iyi olduğunu da iddia ediyor. Ancak vatandaş bunun doğru olmadığını yaşayarak görüyor. Manava giderken, bakkala giderken üstüne başına bir şey alacakken ya da ulaşımda bunu görüyor.

    Bir anekdot anlatmak istiyorum. Bir vatandaş hastalanmış. Azrail canını almak için gelmiş yanına. Vatandaş genç olduğu için Azrail’e diyor ki, ‘Benim çocuklarım var, onlardan ayrılamam. Yoksa mağdur olurlar. Benim şimdilik canımı alma’ diyor. ‘Peki’ diyor Azrail giderken. Vatandaş, ‘Yalnız bir daha ki gelişini bana haber ver diyor’, ‘Tamam deyip gidiyor Azrail. Yıllar geçiyor Azrail bir daha geliyor vatandaş diyor ki ‘Gelmeden bana haber verecektin. Neden vermedin?’ Azrail de diyor ki, ‘Ben sana daha nasıl haber vereyim? Senin ağzında diş kalmamış, belin iki büklüm olmuş, saçların ağarmış, gözlerin görmüyor bunlardan daha iyi haber olur mu? Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır diye düşünüyorum” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA