PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 87. yıldönümünde DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te Dersim Katliamı’na ilişkin araştırma önergesi verdi. Önergede, “Dersim’de işlenen katliamla yüzleşilmesi amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması elzemdir” denildi.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu, Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürdü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Dersim Tertelesi’nin 87. yıldönümünde DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te Dersim Katliamı’na ilişkin araştırma önergesi verdi.
“DERSİM’DE SOYKIRIMA VARACAK ŞEKİLDE BİR KATLİAM YAPILMIŞTIR”
Meclis’e verilen araştırma önergesinde şunlar dile getirildi:
“Dersim halkının 1937-1938 yıllarında karşı karşıya kaldığı devlet şiddeti bu toprakların tarihinde ne ilk ne de son olmuştur. Yüzyıllar boyunca halklar defalarca muktedirlerin şiddet dalgalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi tarihiyle ve geçmişiyle yüzleşmesine dair Tunceli ilinin isminin tarihi geçmişi olan ve bir kültürü yansıtan “Dersim” ismi ile değiştirilmesi başta olmak üzere Dersim ile ilgili devletin tüm arşivlerinin açılması, tüm gerçeklerin ortaya konulması, bilimsel ve objektif olarak belgelerin incelenmesi, araştırma komisyonlarının kurulması ve bu acıyı yaşamın halkın manevi, maddi tüm zararlarının tazmin edilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti planlı ve bilinçli bir şekilde Dersim’de soykırıma varacak şekilde bir katliam yapmıştır. Ancak halen Dersim Katliamı’na ait arşivler açılmamış olmasından dolayı Dersim üzerindeki sis perdesi kaldırılamamıştır. Bu nedenle Dersim Katliamı’nın tüm boyutlarıyla araştırılması, o döneme ait tüm arşivlerin açılması, soykırım suçunu işleyenlerin cezalandırılması ve Dersim’de işlenen katliamla yüzleşilmesi amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması elzemdir.”
PİRHA- DAD Mersin Şubesi yöneticileri, Dersim Tertelesi’nin 87. Yıldönümüne ilişkin yaptığı açıklamada devletin katliamla yüzleşmesi, soykırımın tanınması, özür dilenmesi ve onarıcı adalet çözümleri üzerinde durulması taleplerinde bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, Dersim Tertelesi’nin 87. Yıldönümü sebebiyle dernek binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda Alevi örgütleri, emek ve demokrasi güçleri ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan katıldı.
Açıklamayı DAD Mersin Şubesi Eş Başkanı Hüsniye Çelik okudu.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞİLSİN”
Hüsniye Çelik, Dersim’de 1937-1938’de yapılanların soykırım olarak nitelendirilmesi ve geçmişle yüzleşilmesi gerektiğinin altını çizdi. Geçmişle yüzleşmenin yaşanabilmesi ve tüm hakikatin ortaya çıkarılabilmesi için güçlü bir siyasi iradenin varlığı gerektiğine vurgu yapan Çelik, “2011 yılında Başbakan Erdoğan’ın Ak Parti İl Başkanları toplantısında Dersim’de yaşananlar için katliam ifadesini kullanması ve devlet adına özür dilemiş olmasını önemli bir başlangıçtır fakat bunun tamamıyla siyasi bir saikle yapıldığını biliyoruz” dedi.
TALEPLER SIRALANDI
Çelik, devletin Dersim katliamı ile yüzleşmesi için öncelikle TBMM bünyesinde “Dersim İçin Hakikat Komisyonu” kurulmasını, komisyon çalışmaları tamamlandıktan sonra komisyonun önerileri doğrultusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak soykırımın tanınmasını ve özür dilenmesini talep ederek, onarıcı adalet çözümleri üzerinde durulması gerektiğini belirtti.
Dersim adının iade edilmesini de isteyen Çelik, talepleri şöyle sıraladı:
“Dersim Tertelesi’nde idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iade edilerek, mezar yerlerinin açıklanmasını, diğer toplu mezarları usulüne uygun olarak açılmasını,
Yapılan askeri operasyonlar sonucu katledilmeyip sağ olarak yakalanan kız çocuklarının akıbetinin açıklanarak aileleri ile buluşturulmasının sağlanmasını,
Dersim’in insansızlaştırılma politikasından vazgeçilerek halen yapımı süren HES ve diğer barajların iptal edilerek doğal ve kültürel tahribata son verilmesini,
Dersim’deki doğal ve kültürel inanç merkezlerinin muhafaza altına alınarak Dersim halkının yerel temsilcilerine devrinin sağlanmasını talep ediyoruz.”
PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın anısına köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi. Tekçi anlayışların rıza toplumuna ait mekânları yok ettiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “İnancımız, dilimiz ve kimliğimiz resmi ideolojiye uymadığı için katliama uğradık” dedi.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu, Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Dersim Tertelesi’nin 87. yılında Seyit Rıza’nın anısına köyü Ağdat’ta 40 fidan dikildi.
“UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”
Tekçi anlayışların rıza toplumuna ait mekânları yok ettiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Mezarlar bizim hafızamızdır, o yüzden bizim pirlerimizin mekânlarını yok ettiler. Ulus devleti kendi tekçi anlayışına uymayan raporlar oluşturuldu. Bu raporların ortak noktası inancı, dili ve kimliği resmi ideolojiye uymadığı için katliama uğradık. Dersim Katliamı’nda yitirdiklerimizi unutmadık unutmayacağız” dedi.
“MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
4 Mayıs’ta Dersim’de çok büyük bir katliam yaşandığını söyleyen PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Bulunduğumuz mekân Seyit Rıza’nın mekânıdır. 70 bine yakın insanımız katledildi. Devlet özür dilesin, devleti arşivleri açılsın ve şehitlerimizin mezar yerleri açıklansın. Biz bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
“BU COĞRAFYADA HALEN BASKILAR DEVAM EDİYOR”
4 Mayıs’ın dünya tarihindeki en büyük örgütlü kötülük olduğunu vurgulayan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu da “Bize yaşatılan örgütlü kötülüğe karşı örgütlü bir direniş ortaya koymamız gerekiyor. Bu coğrafyada halen baskılar devam ediyor. Planlanmış bir şekilde toplumun yok edilmesi bir soykırımdır. Unutmayacağız ve unutturmayacağız” diye ifade etti.
“KATLİAMI LANETLİYORUZ”
Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bu topraklar, binlerce değeri kefensiz toprağa düşen topraklar. Bu mekanların bizlerin hafıza mekanı olduğunu belirterek bize yaşatılan katliamı lanetliyoruz.”
PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 87. yıldönümüne ilişkin Meclis’te konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Dersim’de bir insanlık suçu işlenmiştir ve bu insanlık suçu kabul edilene kadar da bizler mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu özel kararnameyle Dersim’de başlatılan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 87. yılına ilişkin Meclis’te konuşma yaptı.
“DERSİM’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENMİŞTİR”
Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Ayten Kordu, “4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen “Tenkil Harekâtı” adı altında Kürt ve Alevi halkına Kızılbaş halkına çok büyük bir katliam uygulanmıştır, o yüzden yaşananlar terteledir. Dersim’de bir insanlık suçu işlenmiştir ve bu insanlık suçu kabul edilene kadar da bizler mücadele etmeye devam edeceğiz. Pir Seyit Rıza’nın yaşını küçülterek, oğlunun yaşını da büyüterek idam eden bir zihniyetin kendisi karşısında, resmî ideolojinin kendisini savunmamak yerine bu anlayışla yüzleşmeye ve gerçekleri açığa çıkarmaya dair gerçekçi adımların atılması için buradan hem TBMM üyelerine hem de tarihçilere çağrıda bulunuyorum” dedi.
PİRHA – Dersim Katliamı sürecinde Bilecik’e sürgüne gönderilen Tan ailesinden Güllü (Goye) Tan’ın mezar yeri 85 yılın ardından bulunabildi. Mezar yerlerinin bulunması için girişimde bulunan Ahmet Tan, 12 Nisan’da yitirdikleri yakınları için anma töreni yapacaklarını belirterek “Ne mutlu ki amcam ve babamın dolaylı vasiyetlerini yerine getirdim” dedi.
Dersim Katliamı mağdurlarından Tan ailesi mensupları, 1938 yılının Eylül-Ekim aylarında, Ovacık ilçesinin Örtinik (Yoncalı) köyünden çıkarılıp Bilecik’e sürgüne gönderildi. Yaklaşık dokuz yıllık sürgün döneminde yaşamını yitiren Tan ailesinden üç birey Bilecik’te defnedildi. Ancak ailenin geride kalanları o üç kişiye ait mezar yerlerini bulmak için yoğun çaba saf etti. Sürgüne gönderilenlerin torunları tarafından, Tan ailesinden sadece bir kişiye ait mezar yeri bulunabildi.
12 NİSAN’DA BİLECİK’TE ANMA YAPILACAK!
Ahmet Tan, büyük uğraşlar sonucu Bilecik’te 1939 yılında yaşamını yitiren babaanneleri Güllü Tan’ın mezar yerinin bulunduğunu aktardı. Babalarının uzun yıllar boyunca mezar yerlerinin bulunması için çaba sarf ettiğini söyleyen Ahmet Tan, “12 Nisan 2016’da babamızı yitirdik. Dedemizi de 13 Nisan 1981’de yitirmiştik. O nedenle 12 Nisan’ı anma tarihi olarak belirledik” dedi.
Ahmet Tan, ailesinin nasıl sürgüne gönderildikleri konusunda da detaylar paylaştı. Tan ailesine mensup çok sayıda bireyin farklı köylere dağıtıldığını söyleyen Ahmet Tan, şu aktarımda bulundu:
“Ailemiz 1938 yılının Eylül ya da Ekim ayında Ovacık ilçesinin Ortinik (Yoncalı) köyünden çıkarılıp kafilelerle Elazığ’a kadar yürütülür. Karaoğlan Karakolu yakınlarında kurşuna dizilmek için bekletilirken son bir emirle sürgüne çıkarılacakları ve kurşuna dizilmeyecekleri söylenir. Bu şekilde kurtulurlar. Yürüyerek Elazığ’a getirilirler. Orada bütün kadınların saçları, erkeklerin sakal ve bıyıkları olmak üzere tıraş edilir ve trene bindirilirler. Dört gün dört gece süren yolculuktan sonra Bilecik ilinin Vezirhan istasyonunda trenden indirilirler. Orada her ailenin gideceği yer önceden belirlenmiştir. Atlı arabalarla bölünür ve gönderilirler. Bu arada dedem, 2 ailedir. İlk eşinden olan çocuklarıyla ikinci eşinden olan çocukları ve ikinci eşi ayrı ayrı köylere verilir. Kardeşi de bir başka köye gönderilir. Ayrıca yeğenleri ve diğer akrabalarının hepsi de Bilecik’in ayrı ayrı köylerine gönderilirler ama kim hangi köye gönderilir bilemez. O köylerden ya muhtarlar ya da ihtiyar heyetinden birileri, mutlaka o kafilelerin başında bulunmaktadır. Kendilerine verilen aileyi teslim alarak köylerine götürmek üzere yola çıkarlar. Bu arada bir tartışma olur, dedem, ailesinin; iki eşinin de kendisiyle birlikte gelmesi gerektiğini söyler fakat kabul edilmez. Çünkü 1935’te yapılan nüfus kaydında soyadları ayrı olarak kaydedilmiştir. Dolayısıyla ayrı ayrı köylere giderler.”
“ACILARA DAYANAMAYIP ÖLDÜLER”
Ahmet Tan, dedesinin Bilecik ilinin Gölpazarı ilçesinin Yumaklı köyüne; babaannesi, amcaları Mehmet ile Şükrü, babası Ali Tan ve Emine halasıyla birlikte çok sayıda akrabasının Bedi isimli köye gönderildiğini de belirtti. Ahmet Tan, sürgün sonrası Fatma isimli halalarının yaşamını yitirip köyde defnedildiğini aktararak şöyle devam etti:
“Bizim aileden ilk ölen odur. Sanıyorum yıl 1939’dur. 1941 yılında da Mehmet amcam aniden hastalanır ve ölür. O da Bedi Mezarlığına defnedilir. Onun acısına dayanamayan babaannem de ne yazık ki bir ay içerisinde hayatını kaybeder. O da oğlunun yanında mezarlıkta yerini alır. Tabii bu olaylardan sonra dedem Yumaklı köyünden Bedi’ye taşınmak için başvuruda bulunur ve kabul edilir. Çünkü orada çocukları vardır.”
SÜRGÜNDEN 9 YIL SONRA DERSİM’E GERİ DÖNDÜLER!
1947 Yılında çıkan af ile birlikte ailenin geri kalanlarının Dersim’e geri döndüklerini belirten Ahmet Tan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Hepsi Dersim’e geri gelir ama mezarlar geride bırakılır. Babam 1980 yılından sonra Şükrü amcamla birlikte mezar yerlerinin bulunması için girişimde bulundu. Birlikte köye gittiler fakat mezarların yerlerini bilen kimse yoktu. En son 2009 yılında biz, babamla aile olarak gittik. Yine mezarları bulamadık ve geri döndük. Halam Elazığ’daydı ve bir yer tarif etmişti. ‘Ben bugün gitsem yerlerini bilirim’ demişti ama ne yazık ki halamı da o yıl kaybettik. 2 Kasım 2022’de ‘Bedi Köyünün sesi’ diye Facebook’ta bir sayfaya denk geldim. O sayfa, köylüleri soyları ile birlikte kendilerini tanıtmaya davet ediyordu. Ben de kendimi orada mezarları bulunan bir ailenin ferdi olarak tanıttım ve sayfaya kabul edilmeyi istedim. Sağ olsun muhtar, kabul etti ve durumu anlattım. Orada hiçbir şey bulamasam bile bir taşa yazı yazdırıp mezarlıkta yatan insanlarımızın isimlerini zikretmek istediğimizi söyledim. Muhtar, her türlü yardımcı olabileceğini söyledi. Bir süre sonra muhtar, bana mezar yerlerini bildiğini söyleyen birisini bulduğunu söyledi. Bu vatandaş Ahmet adında bir köylüymüş. Mezarlığın üst taraflarında tarlaları varmış. Babasıyla birlikte her gittiklerinde ‘Bak oğlum, burası Dersim’den sürgün gelen insanlardan Güllü hanımın mezarı’ diye her defasında gösterirmiş. Ahmet kardeşimiz de bize mezar yerini göstereceğini söyledi ve ben 8 Kasım 2023’te Bedi köyüne gittim. Ahmet ve muhtarla buluştum. Ardından mezarı yapacak arkadaşla birlikte mezarlığa gittik. Sağ olsunlar en kısa sürede mezarlığı da yaptılar ve mezarlardan birisinin en azından kesin yerini bildik. Oraya mezar yaptırdık ama yaptırdığım taşa orada bıraktığımız diğer canlarımızın isimlerini de koydurdum. Bu babam ve amcamın, bize dolaylı vasiyetiydi belki de. Onlara bulmak nasip olmadı. Oraya o isimleri yazdırmak torunlarına nasip oldu. Ne mutlu ki amcam ve babamın dolaylı vasiyetlerini yerine getirdim.”
PİRHA – Avrupa’da faaliyet yürüten çok sayıda kurum, Dersim Soykırımı’nın yıldönümü olan 4 Mayıs’ta ortak anma kararı aldı. Yapılan açıklamada “Gün sesi duyulmayan canlarımızın sesini haykırma günüdür” denilerek Köln şehrinde yapılacak anmaya katılım çağrısında bulunuldu.
Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avrupa Demokratik Dersim Dernekleri Federasyonu (ADEF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Kültür ve Tarih Merkezi (DKG), Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği ve Kurdische Gemeinde (KG) temsilcileri, 4 Mayıs’ta yapılacak anma için Köln Alevi Kültür Merkezi – Cemevi’nde bir araya geldi.
Alevi ve Dersim kurumları, yapılan görüşmeler sonrasında 4 Mayıs Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenleri ortak anma kararı aldı.
4 Mayıs’ta Almanya’nın Köln şehrindeki Dom Kilisesi önünde yapılacak anma ile ilk kez çok sayıda kurum bir araya gelecek.
Kurumlar tarafından yapılacak anmaya ilişkin bir de çağrı metni paylaşıldı. Kürtçenin Kirmanckî, Kurmancî lehçelerinin yanı sıra Almanca ve Türkçe dillerinde de kamuoyuna bilgi verildi.
İlerleyen günlerde anmada hazırlanacak ortak metnin de yine Kürtçe, Almanca ve Türkçe okunacağı duyuruldu.
Türkçe metni AABF, Almanca metni ADEF, Kurmancî metni DİK, Kirmanckî metni ise Kurdische Gemeinden’in okuyacağı açıklandı.
Anmada, ‘Dersim Soykırımı’nı tanı!’ sloganı ile birlikte Seyit Rıza ve idam edilen yoldaşlarının pankartının yer alacağı belirtilirken, soykırıma uğrayanların fotoğraflarının da taşınacağı aktarıldı.
ALMANYA’DA MERKEZİ ANMA KARARI!
Kurumlar adına yapılan yazılı açıklamada “Dersim’in Çığlığını Köln Katedrali önünden dünyaya haykırıyoruz” denilerek açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Dersim Tertelesi’nin başlangıcı kabul edilen ve “Tunceli Tenkil Harekatı” olarak bilinen 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı’nın üzerinden 87. yıl geçti. Alevi kurumları ve Dersim örgütleri, Dersim Tertelesi’nin başladığı gün olan 4 Mayıs’ı kara gün (Roza Şaê) olarak ilan ettiler. Alınan bu karardan sonra her yıl 4 Mayıs’ta Dersim Soykırımı mağdurları için Türkiye, Avrupa ve dünyanın her yerinde anmalar düzenleniyor. Bu yıl Almanya’daki merkezi anma Köln Dom Kilisesi önünde yapılacak.
“Ordi onto ma ser de, dormê ma çorali qapano,
Haq adırê dina wemedaro, kês mare alaqutarê nêvano”
Bundan 87 yıl önce Dersim’de insanlık suçu işlendi. On binlerce çocuk, kadın yaşlı hunharca katledildi. On binlerce insanımız zorunlu göçe tabi tutuldu. Yüzlerce çocuk, yetiştirme yurtlarına verildi, yine yüzlerce kız çocuğu, savaş ganimeti gibi bilinmeyen uzak yerlere götürüldü.
Dersim’in çığlığı ya cansız bedenlerle beraber Munzur ve Harçik nehirlerinde boğuldu, ya da Dersim’in yalçın kayalarını aşıp dünyaya ulaşmadı. Dünya o gün de, bugün de Dersim’de yaşanan soykırıma duyarsız kaldı, mazlumların sesini duymadı. Gün sesi duyulmayan canlarımızın sesini haykırma günüdür.
Biz, Alevi ve Dersim kurumları, 4 Mayıs 2024, saat 13:00’da Dersim’de katledilen canlarımızı merkezi olarak Köln Katedrali önünde birlikte anacağız. Demokrasiden, insan haklarından yana olan herkesi, insanlığa karşı işlenmiş bu soykırımı kınamak, hesabını sormak ve hunharca katledilen canlarımızın hatırası önünde saygıyla eğilmek için Köln DOM’a çağırıyoruz. Niyazınızı, çırağınızı yanınıza alın, hep beraber Dersim’in çığlığı olalım.
PİRHA- Son zamanlarda tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini gazeteci Veli Haydar Güleç’e sorduk. Asıl tartışılması gerekenin devletin yaptığı kötülük olduğunu belirten Güleç, “Devletin Dersim’deki zulmüne karşı başkaldırının ismidir. Diğer yönü devlete boyun eğmeyişin bir sembolüdür. Boyun eğmemiştir, diz çökmemiştir ve zaten bunu ifade ederek idam sehpasına gitmiştir. Onu bugün, bu noktada önemli kılan şey direnişidir” dedi.
Seyit Rıza, 1863’te Ovacık’a bağlı Lertik/Ağdat (Dumantepe) köyünde doğdu. Batı Dersim Şıx Hesenan (Şeyh Hasan) aşiretinin Yukarı Abasan kolundan olan Seyit İbrahim’in altı oğlundan biridir.
Seyit Rıza, Dersim Katliamı’ın yaşandığı 1937’nin yazında daha fazla kan dökülmemesi adına barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a doğru yola çıktı. Tarihler 10 Eylül 1937’yi gösterdiğinde Seyit Rıza ve yanında bulunanlar tutuklandı ve Elazığ’a sevki yapıldı.
Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimat üzerine, düzmece bir mahkemeyle, 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 5 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdam edilebilmeleri için 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı 54’e indirilirken, oğlu 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşı ise 21’e yükseltildi.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden tam 86 yıl geçerken, mezar yerleri dahi henüz bilinmiyor. Dersimliler ise 86 yıldır seyitlerinin ve yakınlarının mezar yerlerini arıyor.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı sonrasında Dersim’in coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 50-60 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirdi.
Dersimliler ve dostları her 15 Kasım’da ve Dersim Katliamı’nın kararının verildiği tarih olan 5 Mayıs’ta ‘hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik’ diyorlar. Her yıl sadece Dersim’de ve Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde anmalar yapılarak bellek taze tutuluyor.
Son zamanlarda tartışma konusu edilen, geçmişte de dönem dönem pozisyonu tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini, dosyamızın üçüncü bölümünde Gazeteci Veli Haydar Güleç’e sorduk.
“SEYİT RIZA DEVLETE KARŞI BOYUN EĞMEYİŞİN BİR SEMBOLÜDÜR”
Seyit Rıza’nın, Dersim için çok şey ifade ettiğini, onu öncelikle Dersim’in hafızası olarak görmek gerektiğini vurgulayan Güleç, “Çünkü devletin Dersim’deki zulmüne karşı başkaldırının ismidir. Diğer yönü devlete boyun eğmeyişin bir sembolüdür. Boyun eğmemiştir, diz çökmemiştir ve zaten bunu ifade ederek idam sehpasına gitmiştir. Onu bugün, bu noktada önemli kılan şey direnişidir. Daha da ötesi gidip idam sehpasında sandalyeyi kendi ayağıyla itmiş, kendi idamını kendisi gerçekleştirmiştir. Bu sırf bizi değil o gün o idam seremonisinde yer alan devletin önemli isimlerini de çok etkilemiştir. İhsan Sabri Çağlayan anılarında onun idam sehpasına yürüyüşünü anlatırken ne kadar gerildiğini, bir anda nasıl saygıyla yaklaştığını ifade ediyor” dedi.
“BÜTÜN HALKLARIN TARİHİNDE ÖNEMLİ İSİMLER VARDIR”
Seyit Rıza heykelinin bugün o meydanda, Dersim’de yaşanan zulmün, devletin Dersim’de gerçekleştirdiği soykırımın hafızası olarak durduğunu, bu anlamda Dersim ve Kürt halkı için çok önemli bir isim olduğunu belirten Güleç, bu önemi tarihsel figürlerden örneklerle şöyle açıkladı:
“Bütün halkların tarihinde önemli isimler vardır ve o isimler hep yaşamıştır. Direnişleriyle, düşmana karşı dik duruşlarıyla hep var olmuşlardır. Tarih onları hep yazdı, yazıyor. Bakarsınız Emiliano Zapata Meksika için çok önemli bir isimdir. Devrimin önemli liderlerinden bir tanesidir. Bir köylüdür aynı zamanda. Okumuş, yazmış değil ama giderseniz Meksika’nın her yerinde Emiliano Zapata’nın heykellerini görürsünüz. Hallac-ı Mansur Aleviler için çok önemli bir isimdir. Doğruları söylediği ve doğrular konusunda geri adım atmadığı için derisi yüzülmüştür. Yine Nesimi aynı şekilde doğruları haykırmıştır.
William Wallace İskoçya için çok değerli bir isimdir. İskoç halkının özgürlük mücadelesinde İngilizlere karşı savaşmıştır. Bedelini çok ağır ödemiştir ama o ödediği bedelin karşılığında bugün hala yaşıyor. Onu asan İngilizlerin ismi yok ortada ama onun ismi hala yaşıyor. İskoçya’da gururla anılıyor. Buna benzer birçok isim var tarihte. Seyit Rıza’da bunlar gibidir.”
“SEYİT RIZA’NIN İTİBARINI KİMSE DÜŞÜREMEZ”
Seyit Rıza’ya dönük bir itibarsızlaştırma, onu küçültme, yok sayma, bir şekilde toplum gözünde küçük düşürmeye yönelik çabalar olduğunun altını çizen Güleç, “Bu kimseye bir şey kazandırmaz. Seyit Rıza’nın itibarını kim ne yaparsa yapsın, kim ne söylerse söylesin toplumun nezdinde hiç kimse onun itibarını küçültemez. Bu itibar büyüktür ve hep yaşayacaktır. Küçük hesaplar peşinde koşan, kendince farklı alanlarda kendilerini var etmeye çalışan kimi kişiler, topluluklar bunu yapabilirler ki yapıyorlar ama bunu yaparak aslında kendilerine zarar veriyorlar, Seyit Rıza’ya değil. Çünkü Seyit Rıza’yı yıpratabilecek bir durumları yok onların” değerlendirmesinde bulundu.
“BİR HEYKEL AYNI ZAMANDA BİR HAFIZADIR”
Seyit Rıza’nın duruşuyla, söylemiyle zaten toplumda olması gereken yerde durdurduğunu ve bundan sonra da duracağını söyleyen Güleç, sözü heykele getirerek şunları ekledi:
“Herkesin heykeli dikilmez. Önce bunu görmeleri lazım. Bir heykel aynı zamanda bir hafızadır. Sadece heykel olarak bakmamak lazım ona. Dünyanın neresine giderseniz gidin heykeller size bir hafızayı gösterir, anlatır. O heykellerin mutlaka bir anlamı vardır. Seyit Rıza’nın heykeli de bu anlamda önemlidir. Seyit Rıza’nın heykeline bakan herkes aslında bir şeyi görüyor. Dersim’de yaşanan soykırımı görüyor. Dersim’de bir soykırım yaşanmıştır. O heykel, o soykırımın hafızasıdır aynı zamanda, yani sadece bir birey olarak düşünmemek lazım. O bir toplumun tümünün, orada yaşanan bütün acıların ortak hafızasıdır. Herkesin böyle görmesi, böyle bakması lazım. Seyit Rıza’nın Kürt kimliğini yok sayan, onu o kimlikten azade tutmaya çalışan bir yaklaşım var işin içerisinde. Seyit Rıza Kürt’tür. Seyit Rıza Alevi’dir. Seyit Rıza Yol önderidir. Hem etnik kimliğiyle hem de dinsel kimliğiyle önemli bir isimdir. Buna böyle bakılması lazım.”
“DEVLETİN EN TEPESİNDEKİ İSİM, DERSİM’DE KATLİAM YAPILDIĞINI İTİRAF ETTİ”
Seyit Rıza’yı itibarsızlaştırma çabalarının toplumda bir karşılığı olmayacağının, toplumun bu tür şeylere itibar etmediğinin altını çizen Güleç, “Çünkü toplum bir gerçekle yüzleşmiş, bir gerçeği yaşamış. Kim nasıl bakarsa baksın, istedikleri kadar anti propaganda yapsınlar. Bakın birileri İngiliz işbirlikçisi dedi. Birileri devlete karşı başkaldıran şakiler dedi, şu dedi, bu dedi ama döndük, dolaştık yıllar sonra, aradan geçen 80 küsur yıllık sürecin akabinde bir şeyle yüzleştik. O da şuydu; Bir devletin en tepesindeki isim Dersim’de katliam olduğunu itiraf etti. Devlet Dersim’de katliam yapmıştır dedi. Siyasi hesaplarla ya da başka saiklerle söylenmiş olabilir. Hiç önemli değil ama bir itiraftır bu. İkincisi Dersim’de yaşananları bir tek Dersimliler anlatmadı. Dersim’de o katliamın içerisinde bizzat yer alan devletin kendi memurları, kendi çalışanları da kendi anılarında burada yaşanan kötülüğü bir şekilde anlatmak zorunda kaldılar” şeklinde konuştu.
“ASIL TARTIŞMAMIZ GEREKEN DEVLETİN YAPTIĞI KÖTÜLÜKTÜR”
Hafızayı tartışmak yerine devletin yaptığı kötülüğü tartışmak ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden bu sorunun nasıl çözüleceğinin masaya yatırılması gerektiğini ifade eden Gazeteci Veli Haydar Güleç, son olarak şunları kaydetti:
“Tartışmamız gereken budur. Devletin yaptığı kötülüktür. O kötülüğü tartışabilirsek ben inanıyorum ki Dersim halkı Seyit Rıza’ya da onun gibi bu yolda bedel ödemiş bütün Yol önderlerine de aynı şekilde sahip çıkacaktır. Bir heykel üzerinden hiç kimse şunu da düşünmesin. Tabii ki keşke herkesin heykeli dikilebilse ama sorun sadece bir heykel dikmek sorunu değil. Önemli olan oraya sahip çıkabilmek. Orada yaşanan zulme karşı, bu zulmün, bu soykırımın sonuçlarını ortaya çıkarmak önemli. O hafızayı da bu şekilde düşünmek lazım, bu şekilde bakmak lazım.”
PİRHA- Son zamanlarda tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini Demokratik Alevi Dernekleri eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk. Kulu, “Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır” dedi.
Seyit Rıza, 1863’te Ovacık’a bağlı Lertik/Ağdat (Dumantepe) köyünde doğdu. Batı Dersim Şıx Hesenan (Şeyh Hasan) aşiretinin Yukarı Abasan kolundan olan Seyit İbrahim’in altı oğlundan biridir.
Seyit Rıza, Dersim Katliamı’ın yaşandığı 1937’nin yazında daha fazla kan dökülmemesi adına barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a doğru yola çıktı. Tarihler 10 Eylül 1937’yi gösterdiğinde Seyit Rıza ve yanında bulunanlar tutuklandı ve Elazığ’a sevki yapıldı.
Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimat üzerine, düzmece bir mahkemeyle, 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 5 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdam edilebilmeleri için 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı 54’e indirilirken, oğlu 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşı ise 21’e yükseltildi.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden tam 86 yıl geçerken, mezar yerleri dahi henüz bilinmiyor. Dersimliler ise 86 yıldır seyitlerinin ve yakınlarının mezar yerlerini arıyor.
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı sonrasında Dersim’in coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 50-60 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirdi.
Dersimliler ve dostları her 15 Kasım’da ve Dersim Katliamı’nın kararının verildiği tarih olan 5 Mayıs’ta ‘hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik’ diyorlar. Her yıl sadece Dersim’de ve Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde anmalar yapılarak bellek taze tutuluyor.
Son zamanlarda tartışma konusu edilen, geçmişte de dönem dönem pozisyonu tartışma konusu edilmeye çalışılan Seyit Rıza’nın Dersim için ne ifade ettiğini, dosyamızın bu ilk bölümünde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eski Eş Genel Başkanı Musa Kulu’ya sorduk.
“SEYİT RIZA İŞBİRLİĞİNİ REDDETİĞİ İÇİN İDAM EDİLDİ”
Seyit Rıza’yı tartışmaya açmak, itibarsızlaştırmak, onu bir halk önderi olmaktan çıkarmak kimin işine gelir? diye soran Kulu, “Bununla ne elde etmek istediklerini, amaçlarını iyi irdelemek gerekiyor. Seyit Rıza Hakk ve hakikatini kendi coğrafyasında, kendi kimliği ve inancıyla yaşamak isteyen biridir. Devlet bir şey yaptı. Dersim Katliamı’nı hayata geçirmek için, önce toplumun ‘ri sıpi’ (beyaz yüzlü) dediğimiz önderlik yapan, adalet ve vicdan sahibi, topluma karşı sorumluluk taşıyan insanları itibarsızlaştırarak yahut da düşürerek, işbirlikçi yaparak işe başlamak istedi. İşte Seyit Rıza bunu reddeden bir yerde durur” dedi.
“SEYİT RIZA, BU TOPLUMDA VİCDANINA, ADALETİNE, AHLAKINA GÜVEN DUYULAN KİŞİDİR”
Devletin, toplumda diz çökmeyen, sisteme, zulme, boyun eğmeyen Seyit Rıza ve arkadaşlarını, onun gibi toplumda vicdani, ahlaki, politik, kendi inancına ve kimliğine sahip çıkaran insanları asarak, bir toplumun hafızasını, inancını, kültürünü, direncini kırmak istediğine dikkat çeken Kulu, “Seyit Rıza ile ilgili itibarsızlaştırmada bulunan, onu işbirlikçi, hain yahut da düşman göstermeye çalışanlar 1937-38’den önce devletle iş tutanlardır. Bugün Seyit Rıza’nın itibarsızlaştırması üzerine söz kuran her birinin geçmişi çok kirlidir. Seyit Rıza, bu toplumda vicdanına, adaletine, ahlakına güven duyulan kişidir” değerlendirmesinde bulundu.
“SEYİT RIZA İNANCIN VE KİMLİĞİN SEMBOLÜDÜR”
Gerek Alişer, Zarife, Hasan Hayri gerek Nuri Dersimi veyahut da her bir rehberimiz için itibarsızlaştırma politikası güdenlerin vicdan ve ahlakının sorgulanması gerektiğini vurgulayan Kulu, şunları ifade etti:
“Eğer birileri, bir kelam yazıyorsa kime ve neye hizmet ettiğine bakacaksınız. Onlar Kürt ve Alevi hakikatini ortadan kaldıran sistemin sadece işbirlikçileridir.
Seyit Rıza Dersim için bir öncü. Barışı, kardeşliği, beraber yaşama ve birbirine saygıyı sembolize eder. Biz de biliyoruz, dünya da biliyor. Atatürk Seyit Rıza’yla görüştü. O biat istedi. Seyit Rıza biz günahsız, Osmanlı’yla da barış içinde yaşamaya çalıştık. Özerklik ve kendi kimliğimizle, inancımızla yaşamak istiyoruz, dedi. Mustafa Kemal ‘Hayır. Siz Türk ve Müslüman olacaksınız’ dedi. O da ‘ben sizin önünüzde boyun eğmem’ dedi.
Seyit Rıza bir sembol. Hikmetinden değil duruşuyla, vicdanıyla, ahlakıyla, kendi inancı ve kimliğine bağlılığıyla bizim için semboldür, rehberdir.”
PİRHA-Dersim Katliamı öncesinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Ankara’da anıldı. DAD Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi’nde yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke, “Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.” dedi.
86 yıl önce Dersim’in önde gelen isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan bir mahkeme sonrasında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.
Mezar yerleri hala bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşları DAD Ankara Şubesi/Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği tören ile anıldı. Anmaya HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu ve HEDEP İnançlar Komisyonu üyeleri de katıldı.
Çerağların uyandırılması ve saygı duruşuyla başlayan anmada, DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke açıklama metnini okudu.
“BU TOPRAKLARIN ÇOK KİMLİKLİ Bİ YAPISI VARDI”
Melahat Teke, idam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını, 1937-38 süreçlerinde Dersim’de yitirilen tüm canları anarak, “Evet, halklarımızın vicdanına sesleniyoruz çünkü Dersim halkını soykırıma uğratan ve uğratmakta olan zihniyet ve muktedirlerden bir beklentimiz yoktur. Çünkü dünden bugüne, tüm çağrılarımıza, en demokratik hak taleplerimize aynı tekçi-ittihatçı zihniyet ve fiillerle karşılık verildiğini görmekte, yaşamaktayız. Bu mana da halklarımıza sesleniyor, gerek Dersim meselesinin, gerekse bu topraklarda yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm travmaların ancak halklarımızın özgürlükçü, eşitlikçi birlikteliği ve ortak mücadelesiyle aşılabileceğine inanıyoruz.
Bilmekteyiz ki Mezopotamya ve Anadolu insanlık için önemli gelişmelerin ilk ortaya çıktığı, en erken tarihlerden bu yana pek çok halkın bir arada yaşadığı coğrafyalardır. İşte bu nedenle Anadolu kavimler kapısı olarak anılmıştır. Bu toprakların hem kadim halkları hem de göçlerle gelen kavimleri nedeniyle çok kimlikli ve çok kültürlü bir yapısı vardı” dedi.
“KÜRT VE ALEVİ KİMLİĞİ NEDENİYLE ÇOK KİŞİ KATLEDİLDİ”
“Dersim hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, on binlerce insanımızın katledilmesine ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır” diyen Teke, şunları vurguladı:
“Dersim, elde kılıç gelen Osmanlıyla ilk olarak 16’ncı yüzyılın başlarında karşılaşmış, bilmedikleri, tanımadıkları bu gücün kıyımına uğramış, sonrasında yüzyılları kapsayan bir kuşatma ve süreklilik arz eden seferlerle yıkıma, açlığa, yoksulluğa maruz kalmıştır. Dersimlinin yaptığı şey, her canlının yaptığı gibi yaşamını ve yaşam alanını savunmaktan ibaretti.
Kurtuluş Savaşı sürecinde Dersim’e de heyetler gelmiş, gitmiş, bir şeylerin değişeceği, Kürtlere vaat edilen özerklik temelinde ortak vatanda ortak yaşam olacağı söylenmiş fakat düze çıkar çıkmaz Müslüman Kürt kardeşin de diğer halkların akıbetine uğratıldığı görülmüştür. 1937-38 süreci öncesi çeşitli girişim ve görüşmelerle uzlaşmaya ve silah teslimine ikna edilen Dersim ise hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, makro düzeyde planlanan, on binlerce insanımızın katli ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır.
Uçak filolarının, zehirli gazların ve on binlerle ifade edilen askeri güçlerin kullanıldığı bu saldırıda, cenazelerimize çoğu zaman bir toplu mezar dahi nasip edilmeyerek ya nehirlere dolduruldu, ya da güneş altında bırakılarak kurda kuşa yem edildi.”
“BUGÜNE KADAR MEZAR YERLERİ DAHİ AÇIKLANMADI”
Teke, Dersim ileri gelenlerinden Seyit Rıza ve yoldaşlarının savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edildiğini belirterek, “Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi hala bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. 1937-38’de yürürlüğe konulan politika ve fiiller halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte olup toplumsal varlığımızı yok etmeye odaklı bu zihniyet; göçertme, asimilasyon, yoksullaştırma ve gereğinde fiziki tasfiye biçiminde sürdürülmektedir.
Dersim, kadim Kürt varlığının özgün bir rengidir, Raa Haq/Alevi Yolunun yoğunlaştığı bir coğrafyanın, tarihsel-toplumsal bir halk gerçekliğinin adıdır, ortak vatan gerçekliğinin bir ağacıdır ve bu toprakların hiçbir halkı için tehdit değildir. Tartışılamaz olan toplumsal haklarımızla, halk gerçekliğimizle bu ülkenin parçasıyız. Ortak vatanda demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi yarınlara olan inancımız tamdır.
“DERSİM MAZLUMLARINI SAYGI VE KEDERLE ANIYORUZ”
15 Kasım 1937’de, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli şahsında tüm Dersim mazlumlarını saygı ve kederle anıyor, huzurunda dara duruyor, yüzleşme çağrımızı ve taleplerimizi yineliyoruz:
-Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.
-Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.
-Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.
-Asimilasyon, göçertme ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.
-Dersim halkından özür dilenilmeli, toplumsal haklarımız tanınmalı, anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır” dedi.
“KÜRTLER HER ZAMAN İHANETE UĞRADI”
Anmada HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç da, “Toprağa düşen Dersimlilerin önderi, Kürtlerin tarihi önderi Seyit Rıza’yı ben de huzurlarınızda saygı ile anıyorum. Elbette Dersim gibi olaylar Kürtlerin tarihinde defalarca vardır. Kürtler her zaman karşısındakilerin ihanetine uğramışlardır. Kürt halkı bütün renkleriyle, Seyit Rıza gibi önderleri asla unutmayacak” diye konuştu.
Yazar Ali Balkız ise, “Bu topraklarda yaşıyoruz, bu güzel topraklarda yaşıyoruz. Bu güzel topraklarda halklar kardeşçe yaşıyorlar ama halkların bir arada ve birlikte yaşamalarını istemeyen kişiler, kurumlar onlar birbirine düşsünler biz saltanatımızı sürdürelim hevesinde ve amacındalardır” ifadelerini kullandı.
Anma deyişlerin okunması ve lokmaların dağıtılması ile sonlandı.
PİRHA-İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Ağıtların yakıldığı, çerağların uyandırıldığı anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.
Bundan tam 86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.
Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı (DAD) Musa Kulu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“86 YIL ÖNCE İDAM EDİLEN SEYİTLERİMİZ İÇİN BİR ARADAYIZ”
86 yıl önce idam edilen seyitler için bir arada olduklarını söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Dünyada ve ülkemizde barışın olması için çerağ uyandıracağız” dedi.
Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan da, “Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katledilen on binlerce masum için çerağlarımızı uyandırıyorum. Bize bu katliamı yapanlar bizden özür dilesinler biz de onları affedelim” diye konuştu.
Dersimli müzisyenler Raber Diler ve Erdoğan Emir ağıt okuduktan sonra çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.
PİRHA- İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları İstanbul Kadıköy’de basın açıklaması ile anıldı. Ortak açıklamada, Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması talep edildi.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), idam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını İstanbul Kadıköy’de basın açıklaması ile andı.
Anmaya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF), Alevi Kültür Dernekleri(AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’ndan (HBVAKV) İbrahim Karakaya, Zeynel Şahin, Zeynal Odabaş, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(HEDEP) Milletvekili Keziban konukçu, Munzur Çevre Derneği, Karakoçan Dernekler Federasyonu (KARDEF), KAYY-DER Kültür Derneği, Dersimli yazarlar platformu, Avrupa Yakası Dersimliler Derneği, Munzur Eğitim ve Sağlık Vakfı, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) ile çok sayıda kişi katıldı.
Ortak basın açıklamasını Dersim Dernekler Federasyonu(DEDEF) Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Bilir okudu.
“BU KATLİAM TESELLİSİ OLMAYAN VE KABUL EDİLEMEZ BİR YARA OLARAK KANIYOR”
Bilir, 1937/38 Dersim Tertelesi’nde, Dersim toplumunun önderlerinin 1935’de TBMM’de çıkarılan ‘Tunceli Kanunu’nun uygulamalarına karşı çıktıkları için tutuklanarak, sonucu önceden belli olan sözde yargılamadan sonra Elazığ Buğday Meydanı’nda asılarak idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Alîyê Mirzê Silî, Fındık Ağa, Hesen Ağa, Hesenê Îvraîmê Qijî, Resik Uşen ve Uşenê Seydî’ yi unutmadıklarını belirterek şunları söyledi:
“Yine aynı tarihlerde kurşunlanan, süngülenen, bombalanan, uçurumlardan atılan, yakılan, zehirlenen, idam edilen, mezar hakları bile çiğnenen, sürgün edilen on binlerce mazlum insanımızın acılı hatıralarını yüreğimizin en derinliğinde hissediyoruz. Bu katliam, Dersimlilerin belleğinde, tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yara olarak günümüzde dahi kanamaya devam etmektedir.”
“DEVLET, DERSİM HALKINA KARŞI TARTIŞMASIZ BİR SOYKIRIM UYGULAMIŞTIR”
Dersim halkına karşı soykırım uygulandığına dikkat çeken Bilir, şöyle devam etti:
“Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki başta Seyit Rıza olmak üzere, halk önderlerimizi hileyle katledildikten sonra devlet, başsız ve çaresiz kalan Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir sürgün, kırım, müsadere ve saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulamıştır. Toplumu tektipleştirici devlet iradesi, 1937’den başlayarak Dersim’in farklı kimliğini yok etmeye ve bunu başarabilmek için de yerel önderliklerin imhasına yönelmiştir. 4 Mayıs Hükümet kararıyla Dersimde köy boşaltmaları ve sürgünler başlatılmış, direnenler yakılıp bombalanmış, çocuklar, bilhassa da kız çocukları ailelerden kopartılarak subay olmak üzere Türk ve Sünni ailelere kültürel kıyım için evlatlık verilmişlerdir. Mağaralara sığınan kadın ve çocukların zehirli gazlarla katledilmesinin yanı sıra, köylerinden toplanan masum insanlar ayırımsız kurşuna dizilmiş veya uçurumlardan atılmışlardır. Bu uygulamalarla sadece Dersim’e karşı değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı suç işlenmiştir. Bugün başta bizlere ve bütün demokratik kamuoyuna; insanlığa karşı işlenmiş bu suçun teşhir edilmesi ve bütün insanlık huzurunda lanetlenmesini sağlamak sorumluluğu düşmektedir.”
Dersim’de gerçekleştirilen soykırımın başlıca sorumlusunun farklı olma hakkını düşman olarak kodlayıp yok eden ırkçı ideoloji olduğunu söyleyen Ali Rıza Bilir, “Onun günümüzdeki devamı ise, aynı uygulamayı 86 yıl sonra bile sürdüren mevcut siyasal iktidardır. Bugünkü iktidar o günlerden aldığı mirası, baraj ve HES’ler, madenler, köy boşaltmaları, arazi tahsisi ve inanç yerlerinin tahribatı ile devam ettirmektedir” dedi.
1937/1938 tarihlerinin Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihi olduğunu vurgulayan Bilir, şunları kaydetti:
“15 Kasım 1937 tarihinde Dersim’in önde gelenleri, seyitleri idam edildi. İdam edilenlerin mezar yerleri belli değil. Dersim 86 yıldır, yaralarını sarmaya, inkar edilmişliğini aşmaya, eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve tabii atalarının mezar yerlerini bulmaya çalışıyor. Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ilerde benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.”
TALEPLER SIRALANDI
Dersim kurumları, her inanç ve ulustan halkları Dersim halkı ile birlikte ortak mücadeleye çağırdıklarını söyleyerek taleplerini ise şöyle sıraladı:
“-Arşivler Açılsın, “Dersim” ismi iade edilsin.
-Dersim halkından özür dilensin.
-Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
-Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
-Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
-Munzur’daki Baraj projeleri iptal edilsin.
-Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın.”
Açıklamaların ardından ağıtlar okundu, lokmalar pay edildi.
PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği, 86 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı. Anmada konuşan dernek başkanı Nurşen Çığlık, “Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki başta Seyit Rıza olmak üzere halk önderlerinin hileyle katledilmesi, tesellisi olmayan bir yara olarak günümüzde dahi kanamaya devam etmektedir” dedi.
15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları Mersin’de anıldı. Mersin Dersimliler Derneği’nin Özgür Çocuk Parkı’nda yaptığı anmaya Mersin Cemevi Başkan Yardımcısı Baki Erdoğan ile İnanç Kurulu üyeleri, Demokratik Alevi Dernekleri Yönetim Kurulu üyeleri ve çok sayıda demokratik kitle temsilcisi katıldı.
“Hiçbir şeyi unutmadık, hiçbir şeyi affetmedik” yazılı pankartın açıldığı anmada Seyit Rıza ve arkadaşları için ‘dar’a duruldu.
“KATLİAMIN ACISI İLK GÜNKÜ GİBİ”
Anmada yapılan basın açıklamasını Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık okudu.
Katliamın tesellisi olmayan büyük bir acı yarattığını belirten Çığlık, “İdam edilişlerinin 86. Yılında Seyit Rıza ve yoldaşları Aliye Mirze Sili, Fındık Ağa, Hesene İvrame Qiji, Resik Uşen ve Uşene Seydi’yi unutmadık. Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki başta Seyit Rıza olmak üzere halk önderlerini hileyle katledildikten sonra başsız ve çaresiz kalan Dersim halkına karşı eşine az rastlanır bir sürgün, kırım, müsadere ve saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulanmıştır. Bu katliam Dersimlilerin belleğinde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yara olarak günümüzde dahi kanamaya devam etmektedir” diye konuştu.
“KATLİAMLARLA DERSİM’İN KİMLİĞİ YOK EDİLMEK İSTENDİ”
Devletin, 1937’den başlayarak Dersim’in farklı kimliğini yok etmeye ve bunu başarabilmek için de yerel önderliklerin imhasına yöneldiğini kaydeden Nursen Çığlık, “4 Mayıs hükümet kararıyla Dersim’de köy boşaltmaları ve sürgünler başlatılmış, direnenler yakılıp bombalanmış, çocuklar bilhassa kız çocukları ailelerinden kopartılarak başta subay olmak üzere Türk ve Sünni ailelere pay edilmiştir. Mağaralara sığınan kadın ve çocukların zehirli gazlarla katledilmesinin yanı sıra köylerinden toplanan masum insanlar ayrımsız kurşuna dizilmiş veya uçurumlardan atılmışlardır” dedi.
“KATLİAMIN SORUMLUSU IRKÇI İDEOLOJİDİR”
Nurşen Çığlık, Dersim’de gerçekleştirilen soykırımın başlıca sorumlusunun ırkçı ideoloji olduğunu vurgulayarak, mevcut iktidarın da bu uygulamaları sürdürdüğüne değindi.
Çığlık, şunları söyledi:
“Dersim 86 yıldır yaralarını sarmaya, inkar edilmişliğini aşmaya, eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve atalarının mezar yerlerini bulmaya çalışıyor.
– Arşivler açılsın, Dersim adı iade edilsin.
– Dersim halkından özür dilensin.
– Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alına çocukların listesi açıklansın.
– Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
– Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
– Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin.
– Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın.
Açıklamanın ardından Seyit Rıza ve yaşamını yitirenler için lokmalar palaşıldı.
PİRHA- HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmesine ve Dersim Katliamı’na ilişkin Meclis Başkanlığı’na soru önergesi sundu. Fırat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir? 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?” diye sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmesine ve Dersim Katliamı’na ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi.
Fırat soru önergesinin gerekçesini şöyle açıkladı:
“Tarihte “Dersim kırımı”, “Dersim katliamı” ya da Dersimlilerin deyimiyle “Dersim Tertelesi” diye adlandırılan ve 1937-1938’de yaşananlar hafızalardan silinmek istenmektedir.
Bundan 86 yıl önce, resmi söylemle Dersim isyanın önderi sayılan Abbasan aşiret lideri Seyit Rıza ve oğlu Resik Uşen, Kureyşan Ocağı Piri Uşenê Seydi, Demenan aşiret liderleri Aliye Mirzê Sili ve Hesen Ağa, Yusufan aşiret lideri Fındık Ağa ile Kureyşan Ocağı mensubu Hesenê İvraime Qıji Elâzığ Buğday Meydanında 15 Kasım 1937 yılı gece yarısı idam edilmiştir.
Resmî açıklamalara göre 13 bin 160, tanıkların ve bağımsız araştırmacıların anlatım ve tespitlerine göre ise 70 bin insanın öldürüldüğü bu katliamdan sorumlu olanlar hukuk önünde yargılanmamış ve Dersim halkının acıları hafiflememiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2011 yılında yaptığı “Dersim’de adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor… 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor…’’ açıklamayla katliamı en üst makamdan tanıdığını ifade etmiştir.
Seyit Rıza 5 Eylül 1937 tarihinde Erzincan Valisi’yle görüşmeye giderken pusu kurularak esir alınmış ve savunma hakkı dahi verilmeden acele bir yargılamayla Elazığ’da idam edilmiş ve oğlu ve yoldaşları ile birlikte bilinmeyen bir yere defnedilmiştir.
1937/1938/1939 yıllarında Dersim coğrafyasında yaşanan bu katliamın birçok karanlık yönü vardır ve hakikatler ortaya çıkmamıştır. Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması bu karanlık tarih sayfalarının açılmasına vesile olabilecek bir adımdır.”
Milletvekili Celal Fırat, bu bağlamda; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:
1. Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir?
2. 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?
3. Dersim Katliamı’nda öldürülenlerin toplu mezar yerleri nerelerdedir?
4. 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’den kaç yurttaşımız hangi illere sürgün edilmiştir? Bunların ne kadarına geri dönüş imkânı sağlanmıştır?
5. Dersim’de isyan ettiği iddiasıyla tutuklanan 58 kişiden 7’si idam edilmiş, diğer 51 kişinin akıbeti nedir?
6. Dersim Katliamı mağdurlarının zararları tazmin edilecek midir?
7. Kamuoyunda ‘Dersimin kayıp kızları’ olarak bilinen çocukların memur ve subaylara verilmesi ile ilgili kayıtlar neden açıklanmamaktadır?
8. Dersim Katliamı’na ilişkin mahkeme kayıtları ve arşivler kamuoyuna neden açıklanmamaktadır?
9. Dersim Katliamı yıllarında el konulan, tarihsel kültürel varlıklara ilişkin bir kayıt tutulmuş mudur? Bunlar varislerine iade edilecek midir?
10. Dersim’de 1937/38/39 yıllarında yaşanan bu katliamın bütün gerçekliği ile ortaya çıkarılması için kapsamlı bir çalışmanız olacak mıdır?
PİRHA-Dersim Katliamı öncesinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Dersim’de anıldı. Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Seyit Rıza ve arkadaşları duysun sesimizi; Çocuklarınız, torunlarınız olarak buradayız ve baktığımız yer yerde sizi, sizin direnişinizi görüyoruz. Siz bu devletin önünde diz çökmediniz, biz de çökmedik. Yolumuz sizin yolunuzdur. Unutmadık, unutmayacağız” dedi.
86 yıl önce Dersim’in önde gelen isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.
Mezar yerleri hala bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla yapılan anmaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu da katıldı.
Anma çerağların uyandırılması ve saygı duruşuyla başladı. Anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 86 yıl önce idam edilen Pir Seyit Rıza ve arkadaşları Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, mezar yerlerinin hala açıklanmadığına dikkat çekerek, Dersim halkının dilinin, kültürünün ve inancının yok sayıldığını belirtti. Kulu, yok saymaya ve asimilasyona karşı mücadele edeceklerini ifade etti.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Dermeği Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, Koçgiri ile başlayan Alevi Kürt soykırımının Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve Dersim Katliamı’yla devam ettiğini söyledi.
“Sel Harekatı” olarak adlandırılan Dersim Katliamı’nın inançsal, kimliksel, tarihsel hedef aldığını dile getiren Kaya, “Şu anda gelecek yüzyılda ülkemizde halkların, inançların, mazlumların ve bütün ötekilerin birlik içinde ayağa kalkarak ortak vatanda barışı, kardeşliği tesis etmemiz her birimiz için tarihsel bir sorumluluktur” dedi.
Kaya, son olarak, “Arşivler açılsın, hakikatler ortaya çıksın, seyitlerimizin mezar yerleri açıklansın, ailelerine teslim edilsin, hakikatle yüzleşilsin” şeklindeki taleplerini sıraladı.
“SİZ BU DEVLETİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEDİNİZ, BİZ DE ÇÖKMEDİK”
Açıklamanın ardından konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, 15 Kasım’ı ‘kara gün’ olarak değerlendirerek başladığı konuşmasında, şunları ifade etti:
“Cumhuriyet kurulurken kimse kimseye sen Kürt müsün, Alevi misin diye sormadı. Beraber savaşlara girince de “Siz Alevisiniz ve sizin bizim savaşımızda yeriniz yok” demediler. Ama nasıl ki dışarda savaş bitti, ülke kurtuldu, dış düşmanlardan kurtuldular, bu defa da Kürtleri ve Alevileri düşmanlaştırdılar. Bizimle savaşmaya başladılar ve hala da bizimle savaşıyorlar. Sesimizi yükseltelim. Kürdistan’da tek bir hakikat var, o hakikat biziz, sadece bizde de değil, dağımızda, taşımızda, ağacımızda, suyumuzdadır o hakikat. Bugün bu hakikate sahip çıkalım. İdamdan sonra, ‘Dersim kendi kendini idare ediyor, böyle olmaz’ dediler. Devlet bir plan yaptı ve bu plan dahilinde memleketimize gelerek kadınlarımızı, çocuklarımızı, yaşlılarımızı, pirlerimizi öldürdüler. Ziyaret yerlerimizi bombaladılar. Cumhuriyetin bu yüzyılında insanlık ne kadar kötülük gördüyse Dersim halkı hepsini gördü. Ama biz de bırakmadık, vazgeçmedik. Dilimizi, ziyaretlerimizi, pirlerimizi bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız.
Seyit Rıza ve arkadaşları duysun sesimizi; çocuklarınız, torunlarınız olarak buradayız ve baktığımız yer yerde sizi, sizin direnişinizi görüyoruz. Siz bu devletin önünde diz çökmediniz, biz de çökmedik. Yolumuz sizin yolunuzdur. Unutmadık, unutmayacağız.”
HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, Seyit Rıza’yı, yoldaşlarını ve katliamda yaşamını yitiren onbinleri anarak başladığı konuşmasında, şunları dile getirdi:
“Cumhuriyet’in 100’üncü yılındayız. cumhuriyetin demokratikleştirilmesi Türkiye’deki katliamlardan yüzleşmekle geçer. Katliamlarla yüzleşilmelidir, sorumluları da yargılanmalıdır. Dersim isminin iade edilmesini istiyoruz. Dersim’in kayıp kızlarının nerelere verildiği konusunda araştırmalar yapılmalıdır.
Mezar yerlerimizin açıklanmasını istiyoruz. Bu ülkede hafızayı silmek için mezarlarımız verilmiyor. Bu mezarlıksızlık politikası hala devam ediyor. Bunun somut örneği Cumartesi Anneleridir. Hala oturarak evlatlarının mezar yerlerini istiyorlar. Bu zihniyete karşı mücadele hep devam ediyor. Aleviliğimize ilişkin yapılan saldırılara karşı da dilimizi konuşmak, inancımızı sürdürmek, ziyaretlerimizde çıralarımızı uyandırmak, analarımız ile pirlerimizle hakikat yolunda yürümeye devam etmektir.”
PİRHA – Milletvekili Sinan Çiftyürek, TBMM’ye verdiği soru önergesi ile 15 Kasım 1937 yılında idam edilen Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerlerini sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, TBMM’ye verdiği soru önergesinde 15 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerlerini sordu.
“Seyit Rıza ve Dava Arkadaşlarının Mezar Yerleri Açıklansın” diyen Milletvekili Sinan Çiftyürek, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi kaleme aldı.
Çiftyürek önergesinde “Darağacına götürülürken 74 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek, 16 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin’in yaşı ise büyütülerek kayıtlara geçirildi. İdamlar sonrası cenazeler ailelere teslim edilmeyerek bilinmeyen bir yere defnedilmiş, aradan geçen 86 yıla rağmen mezar yerlerinin açıklanmasına dair devlet yöneticileri tarafından herhangi bir açıklama yapılmamıştır” ifadeleri yer aldı.
“HANGİ NEDENLERLE AÇIKLANMAMAKTADIR?”
Milletvekili Sinan Çiftyürek, Cevdet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:
“Seyit Rıza ve onunla birlikte idam edilen dava arkadaşlarının mezar yerleri nerededir?
Seyit Rıza, oğlu ve beş dava arkadaşının mezar yerlerinin açıklanmamasının gerekçesi nedir?
İstiklal Mahkemelerinin tutanak ve kayıtları kamuoyuna hangi nedenlerle açıklanmamaktadır? Bu belgelerin açıklanmasına dair Cumhurbaşkanlığı tarafından planlanan herhangi bir çalışma mevcut mudur?”
PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), Seyit Rıza’nın idam edilişinin 86. yılına ilişkin açıklama yaptı. Aradan geçen 86 yıla rağmen Seyit Rıza’nın ne ile suçlandığının bilinmediğine işaret eden İHD, “Dersim Soykırımını ‘Tanı, af dile, tazmin et” amaçlı bir çalışma yapılmalıdır” diye belirtti.
İHD, Seyit Rıza’nın idam edilişinin 86. yılında yazılı açıklama paylaşarak “Dersim Soykırımını tanı, soykırımla yüzleş, onarıcı adaleti sağla” ifadelerini kullandı.
“DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”
İHD açıklamasında İktidar ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin sorumluluk alması gerektiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:
“15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza (74 yaşında), oğlu Resik Hüseyin (16 yaşında) ve toplam 7 kişi (bazı rivayetlere göre 11 kişi) yürürlükteki hiçbir hukuk kuralına uyulmadan, Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek, oğlu Resik Hüseyin’in yaşı büyütülerek; adeta yargısız infaz yoluyla Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmişlerdir.
Dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattığı bilgiler ile sonradan bir parti liderine söyledikleri Dersim’de iddia edildiği gibi bir isyanın olmadığını doğrulamaktadır.
1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik’in kurulması; adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulmasının hedeflendiği görülmektedir.
5-22 Aralık1936 tarihlerinde yapılan Umumi Müfettişler Toplantı Tutanaklarından geçen “Kürtlüğün ve şekavetin [haydutluğun] merkezi sayılan Dersim, (…) Türkiye Cumhuriyeti camiasının fethedilmiş ayrılmaz bir parçası haline girmiştir. Bölge asayişinde %99 nispetinde salah vardır” belirlemesi de Dersim’de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinin arka planı hakkında yeterince açıklayıcı bilgiyi vermektedir.
1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımın’da 13.160 Dersimlinin kadın, çocuk dahil öldürüldüğü; 11.818’inin sürüldüğü resmi kayıtlarda yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Bugün bile Dersim’in toplam nüfusunun 86,500 olduğu düşünülürse 86 yıl önce adeta bir soykırım yaşandığı daha da berrak hale gelmektedir.
Aradan geçen 86 yıla rağmen Seyit Rıza’nın ne ile suçlandığı ve nasıl bir yargılamanın yapıldığı açıklanmadığı gibi mahkeme tutanakları da tıpkı Maraş Katliamı davasında olduğu gibi “Devlet Sırrı” denilerek kamuoyuna açıklanmamıştır. Üstelik Seyit Rıza’nın nereye defnedildiği de halen saklanmaktadır.
2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Dersim Soykırımı hakkında konuşmuş; Jandarma Genel Komutanlığı’nın hazırladığı Dersim Raporunu göstermiş ve yukarıda ifade edilen bilgileri doğrulayarak dönemin CHP’sini suçlamıştır. “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” “Dersim yakın tarihimizdeki en acı en trajik olaylardan biridir. Dersim aydınlatılmayı bekleyen bir faciadır” demiş ancak; özrün yerini bulması için hiçbir somut adım bugüne kadar atılmamıştır.
İnsan Hakları Derneği olarak;
İktidara, TBMM’ye ve TBMM’de grubu bulunan siyasi partilere sesleniyoruz:
Dersim Soykırımını “Tanı, af dile, tazmin et” amaçlı bir çalışma yapılmalıdır.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesi için özel bir kanun çıkarılmalı, gerçekleştirilen hukuka aykırı yargılama tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır.
Dersim halkından özür dilenmeli, Dersim ismi iade edilmelidir.”
PİRHA-Dersim’de 1938 yılında sistematik bir soykırım yaşandığını belirten Akademisyen, Dr. İsmet Konak, “Dersim Katliamı’nın sorumluları Mustafa Kemal, Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya, Kazım Doğan ve Abdullah Alpdoğan’dır. Bu isimlerin hepsinin yargılanması gerekiyordu adaletin yerini bulması için. Bugün baktığımızda Mustafa Kemal kutsanmıştır, heykelleri yapılmıştır” dedi.
Dersim’de 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’ında idam edilmesinin üzerinden 86 yıl geçti.
Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda kendilerine savunma hakkı verilmeden Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Akademisyen, Dr. İsmet Konak, 1937 yılından Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesini ve 1938 yılında binlerce insanın katledildiği Dersim Katliamı’nı anlattı.
“GÜNÜMÜZE KADAR KATLİAMLAR DEVAM ETTİ”
15 Kasım 1937 yılında katledilen yedi seyidi anarak sözlerine başlayan İsmet Konak, “O dönemin mahkeme başkanı Hatemi Semih, bu dava Tunceli’nin Dersim’e karşı yürüttüğü siyasi ve tarihi bir davadır demişti. Hukuki bir dava değildi ve devlet aklı veya sistem Dersimlilerle, Kürtlerle bir hesaplaşmaya girmişti. Tabi ulus devletin yürüttüğü tenkil ve tedip politikasının bir parçasıydı. 20. yüzyıl tek başına Dersim Katliamı ile sınırlı değildi. Koçgiri, Zilan ve Dersim’de katliamlar yaşandı ve günümüze kadar hep katliamlar devam etti. Bu açıdan Türk ulus devleti kıyma makinesi gibidir ve bütün farklılıkları bu kıyma makinesinde öğütüyor. Amaç Kürt halkının varlığını tanımamak ve Kürt kültürünü, kimliğini ve dilini yok etmek. Dersim Katliamı’nda da böyle bir amaç güdüldü” diye belirtti.
“1938 YILINDA SİSTEMATİK BİR SOYKIRIM YAŞANDI”
15 Kasım’da Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının asılmasıyla hiçbir şeyin bitmediğini söyleyen İsmet Konak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Devlet aklı o dönemde demişti ki Dersim müşkülesi hallolmuştur, ama bitmedi ne oldu? 1938 yılında sistematik bir soykırım yaşandı, kolektif bir şiddet vardı. Bu şiddette kimler vardı ona bakmak lazım. Dersim Katliamı’nın sorumluları Mustafa Kemal, Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya, Kazım Doğan ve Abdullah Alpdoğan vardı. Bu isimlerin hepsinin yargılanması gerekiyordu adaletin yerini bulması için ama bugün baktığımızda Mustafa Kemal kutsanmıştır, heykelleri yapılmıştır. Bu durum tam bir yüz karasıdır. Dersim Katliamı’nın faillerinden Sabiha Gökçen, 1956 yılında Milliyet Gazetesi’nde Halit Kıvanç’a verdiği röportajda bize bütün canlıları öldürün emri verildi diyor. Yine Sabiha Gökçen Ağustos 1937 yılında Tan Gazetesi’nde Ahmet Emin Yalman ile yaptığı röportajda savaş meydanında bomba ile canlı öldürmek bana hiç acıma hissi vermiyor diyor. Bu aslında ulus devletin nasıl vahşileştiğini bize yansıtıyor.
“DERSİM KATLİAMI’NIN FAİLLERİNDEN DİĞERİ DE KAZIM ORBAY’DIR”
Dersim Katliamı’nın faillerinden diğeri de Kazım Orbay’dır. Kazım Orbay, 1938 yılının yaz mevsiminde gerçekleşen soykırımı idare eden komutanlardan birisiydi, o zaman birçok emri o vermişti. Zaten sık sık telgraflarla dönemin başbakanı Celal Bayar’ı bilgilendiriyordu. Kazım Orbay’ın Dersim Katliamı’ndan zenginleştiği söyleniyor. Dersim Katliamı’ndan sonra Besime ve Emine isimli iki kız çocuğunu evine hizmetçi olarak götürüyor. İki kız sık sık Kazım Orbay’ın eşi tarafından dövülüyormuş, sebebi de Türkçe bilmemeleriymiş. Kazım Orbay’ın iki kız çocuğunu evine hizmetçi olarak götürmesi bize birçok şeyi hatırlatıyor. Dersim Katliamı’nda gördüğümüz uygulamaların hepsini (tecavüz, yakma, köleleştirme, kafa kesme) Türk-İslam tarihinde birçok katliamda görüyoruz.”
PİRHA- 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılı. PİRHA’ya konuşan DAD Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bir inancı, bir kültürü sonraki kuşaklara aktarmanın önemini vurguladı. İncesu, ekledi: Bugün biz kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında yeni bir yol bulmamız gerekiyor.
Dersim’de 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’ında idam edilmesinin üzerinden 86 yıl geçti.
Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda kendilerine savunma hakkı verilmeden Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
“BİR İNANÇ, BİR TOPLUMSALLIK ADINA GİTTİLER VE BEDELLERİNİ ÖDEDİLER”
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılına dair PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, “Geçmişten, tarihten bugüne gelen sürece baktığımızda tekçi zihniyetin bize dayattığı asimilasyoncu, katliamcı sistemle birlikte bütün pirler, seyitler şahsında yoldaşları ve dava arkadaşları darağacına gittiler. Bir inanç, bir toplumsallık adına gittiler ve bedellerini ödediler” dedi.
“BİZ KENDİ HAKİKATİMİZE DAHA YENİ ULAŞIYORUZ”
Şimdi kendilerine düşen görevin, bu toplumsallığı darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bu inancı, kültürü sonraki kuşaklara aktarmak olduğunu vurgulayan ve ‘bu konuda yeterli miyiz’ sorusunu yönelten İncesu, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Kendi adıma söyleyeyim, biz bugüne kadarki süreç içerisinde kendimizi tanıdıktan sonra hep resmi ideolojinin bize verdiği şeylerle eğitildik. Tabi bu bizim suçumuz mu? Eğitim politikasından ekonomisine kadar devletin bütün aygıtları bize bu resmi ideoloji temelinde yaklaştı. Bizim kimliğimizi, kişiliğimizi, dilimizi dahi unutturarak getirdi bize. Ne zaman ki bu konuda gözümüz açıldı, Alevi canların geçmişten bugüne kadar verdiği mücadeleye dokunup hissettiğimiz andan itibaren, tarihsel gerçekliğin bu olmadığının farkına vardığımızda da, biz kendi gerçek Raa Haq dediğimiz bu yola; evet biz yanlış yapmışız, yanlış yerdeymişiz. Biz kendi hakikatimize daha yeni ulaşıyoruz.”
“TOPLUMSAL HAFIZAMIZ TAPTAZE DURUYOR”
Bu hakikate ulaşmaya geç kalındığını ama bunun sadece kendilerinin suçu olmadığını, devlete de, ebeveynlere de bu konuda doğru eleştiri yapmak gerektiğini ifade eden İncesu, “Evet kendilerini gizlediler. Kimliklerini gizlediler. ‘Oğlum Türkçe öğren’ yani şehre gideceksin lazım olacak, dendi. Bunun gibi bir sürü şey” dedi.
İlkokul’da evlerinde Zazaca (Kırmancki) konuştukları için ertesi gün sınıfta meşe ağacıyla dayak yediklerini hatırlatan İncesu, “Biz böyle süreçlerden geliyoruz. Dolayısıyla toplumsal hafızamız taptaze duruyor. Yaşadıklarımızın hepsi gözümüzde bir şerit gibi gidip geliyor. Onun için biz kendi tarihsel köklerimize, tarihsel gerçekliğimize dönmeliyiz ve bu tarihsel gerçekliğimizin peşrevinde de doğru soruyla, doğru yerde, doğru zamanda söz kurarak bu mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“İNANCINI KAYBEDEN TOPLUMLAR BAŞKALAŞIRLAR”
İncesu, Dersim’in kendisi için ne ifade ettiğini ise şöyle dile getirdi:
“Eğer bir can girdiği toprağı bilmezse, kültürü bilmezse o can süreç içerisinde kendini de, kimliğini de, doğasını da unutur. Her can bulunduğu, doğduğu, büyüdüğü topraklara dönmelidir. Oranın kültürüyle, oranın inancıyla, doğasıyla haşir neşir olursa geçmişini unutmaz. Dilini kurtaran toplumların geleceği vardır. İnancını kaybeden toplumlar ise başkalaşırlar, başka bir topluluğa dönüşürler.”
“ONLAR BU YOLUN HAKİKATİNİ SÜRDÜLER”
Dersim’in Alevi Raa Haq inancının kutsal yeri ve 12 ocağın burada örgütlü olduğunu, onlar bu mücadeleyi vermemiş olsaydı bugün kimsenin kendine Alevi diyemeyeceğini söyleyen İncesu, “Onlar ki bu yolun hakikatini sürdüler, bedellerini ödediler, geri dönmediler ve biz de bugün onların mirası üzerinden kendimizi var etmişiz. Onun için Dersim coğrafyası bu anlamda önemlidir, değerlidir. Yeter ki bunu bilelim. Biz bunların tüm bu tekçi anlayışlarına, asimilasyoncu, katliamcı politikalarına bugüne kadar nasıl direndiysek, bugün de kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında bizim yeni bir yol bulmamız gerekiyor” diye belirtti.
PİRHA- İzmir’deki Alevi kurumları ve Dersim dernekleri öncülüğünde, idam edilişinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak.
86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyid Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.
15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşları için İzmir Dersim Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, Dersim Dernekleri Federasyonu ve Alevi Bektaşi Federasyonu İzmir Bileşenleri öncülüğünde anma gerçekleşecek.
15 Kasım Çarşamba günü Seyit Rıza ve idam edilen arkadaşları kitlesel olarak anılacak. Karşıyaka İskelesi önünde gerçekleşecek anma saat 18.30’da başlayacak.
PİRHA-3’üncü Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması etkinliğinin ikinci gününde ‘100. Yılında Cumhuriyet Tarihine Dersim’den Bakış’ konulu panel düzenlendi. Dersim Katliamı’nın Dersim’e bir kimlik biçme amacıyla yapıldığını belirten eski İHD Elazığ Şube Başkanı Cafer Demir, “Türkiye devleti soykırım yaptı, uluslararası ceza mahkemesinde yargılanması gerekiyor. Dersimlilerden, resmi olarak özür dilenmelidir” dedi.
3’üncü Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması etkinliği ikinci gününde ‘100. Yılında Cumhuriyet Tarihine Dersim’den Bakış’ konulu panel düzenlendi. Panele Dersim’deki siyasi parti ile sivil toplum örgütleri temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“DİLİMİZE, KÜLTÜRÜMÜZE VE İNANCIMIZA SAYGI GÖSTERMİYORLAR”
Cumhuriyet döneminde kendilerine adaletli davranılmadığını söyleyen yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Bütün Kürdistan coğrafyasında yaptığı katliam ve asimilasyon politikasından imtina etmedi ve bugünde aynı çizgide devam ediyorlar. Dilimize, kültürümüze ve inancımıza saygı göstermiyorlar” diye belirtti.
“1937-1938 YILI DERSİM TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASIDIR”
Dersim tarihinde 1937-1938 yılının dönüm noktası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bülent Bilmez, “Bana yüzyıllık Dersim tarihini yaz deseniz 30-40 yılı 1937-1938’e ayırırım. Dersim cumhuriyetin bir parçası değildi ve parçası yapılmak istendiğinde de asimilasyon üzerinden değil de kesilip atılması gereken bir çıban olarak bakıldı” dedi.
“DERSİMLİLERDEN ÖZÜR DİLENMELİDİR”
Dersim Katliamı’nın Dersim’e bir kimlik biçme amacıyla yapıldığını belirten eski İHD Elazığ Şube Başkanı Cafer Demir ise şunları söyledi:
“Cumhuriyet kurulduktan sonra cumhuriyeti kuran kadro devletin tapusunu cebe indirmiştir. Kürtler hak talebinde bulunduğunda dönemin başbakanı İsmet İnönü, bu ülkede sadece Türk ulusu haklar talep etme hakkına sahiptir, başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur demişti. Türkiye devleti soykırım yaparak uluslararası ceza mahkemesinde yargılanması gerekiyor. Dersimlilerden, resmi olarak özür dilenmelidir.”