Etiket: direniş

  • Direnen Özsüt işçileri kazandı

    Direnen Özsüt işçileri kazandı

    Uzun süredir maaşları, tazminatları ve hak edişleri ödenmediği için direnişe geçen Özsüt işçilerinin mücadelesi kazanımla sonuçlandı. Özsüt’ün bütün iş yerlerinde çalışan işçilerin alacakları ödendi.

    Özsüt patronları tarafından uzun süredir maaşları, tazminatları ve hakedişleri gasp edildiği için direnişe geçen Özsüt işçilerinin mücadelesi kazanımla sonuçlandı. Özsüt bünyesinde çalışan bütün işçilerin alacakları ödendi.

    Günlerdir direnişte olan ve hak edişleri ödenmediği için bazı şubelerde iş bırakma hakkını kullanan Özsüt işçileri, geçtiğimiz günlerde yaptığı basın açıklamasıyla Özsüt patronunu uyarmış ve süre vermişti.

    Bugün saat 19.30’a kadar tanınan sürenin sonunda Özsüt bünyesinde çalışan bütün işçilerin alacakları ödendi.

    İşçiler direnişlerinin kazanımla sonuçlanmasını Kadıköy Özsüt şubesi önünde halaylarla kutlarken, “Direne direne kazandık”, “Direnen işçiler yenilmezler”, “Özsüt işçisi yalnız değildir” sloganları attı.

  • ‘Kürsü bizim’ etkinliğinde buluşan işçiler: Mücadeleye devam edeceğiz

    ‘Kürsü bizim’ etkinliğinde buluşan işçiler: Mücadeleye devam edeceğiz

    PİRHA- “Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız” şiarıyla bir araya gelen işçiler, mücadeleye devam edeceklerini vurguladı. 

    Bugün İstanbul Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde işçiler ‘Kürsü Bizim’ etkinliği düzenlendi. “Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız” sloganı ile gerçekleşen etkiliğe İzmir, Kocaeli ve çeşitli ilçelerden işçiler ve işçi temsilcileri de katıldı.

    İş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan etkinlik sinevizyonlarla devam etti.

    Metal, tekstil, mobilya, güvenlik, otomotiv, plastik sanayi, inşaat, gıda işçileri ve birçok alanda çalışan işçiler de taleplerini dile getirmek için kürsüde konuşma yaptı.

    İŞÇİLER İNSANLIK DIŞI BİR YAŞAMA MAHKUM EDİLİYOR

    Açılış konuşmasını belediye işçisi olan Ali Ekber Erarslan yaptı. Erarslan bu etkinliğin yapılmasının amacının işçilerin içinde bulduğunu koşullar olduğunu belirterek, “İnsanca bir yaşam için ayakta kalmaya çabaladıkça her gün biraz daha yaşamın dışına itiliyor, yaşamdan kovuluyor, insanlık dışı bir yaşama mahkum ediliyoruz” dedi. İşsizlik sorununa da değinen Erarslan, “Emek gücümüzden başka satacak bir şeyimiz olmayan biz işçiler için işsizlik demek; yaşamın dışında itilmek, açlığın ve sefaletin girdabında yok olup, gitmek demektir” diye ekledi.

    İşçilerin bir araya gelerek ve mücadele ederek zafere ulaşacaklarını söyleyen Erarslan, “Ardımızda sınıfımızın mücadele deneyimi birikimi ve bilinciyle dolu koca bir tarih var. Kazanmamızın ve zafere yürümemizin ön koşulu sınıf bilincimize ve komite konsey örgütlenmemize olan güvenimizdir” diyerek “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

    “TALEPLERİME HİÇBİR GERİ DÖNÜŞ OLMADI”

    696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile getirilen “taşeron düzenlemesi” kapsamında işten çıkarılan işçilerden biri olan ve 484 gündür Zeytinburnu Belediyesi önünde eylem yapan Kenan Güngördü de kürsüde konuşma yaptı. KHK ile ihraç edilen işçilerin yaşadığı sorunlara ve hak taleplerine hiçbir geri dönüşün olmamasını belirten Güngördü, KHK ile ihraçların hukuka aykırı olduğunu, işlerine geri dönene kadar eylemlerine devam ederek mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.

    Etkinlik metal ve tekstil işçilerinin konuşmalarıyla devam etti. Temsilciler konuşmalarında sık sık işçilerin örgütlü olmaktan korkmamaları gerektiğine vurgu yaptı.

    “MÜLTECİLER UCUZ İŞÇİ OLARAK KULLANILIYOR”

    Etkinlikte göçmen işçilere uygulanan ağır iş yükü politikaları ve linç için STK üyesi Ferhat Bayat da konuşma yaptı. Mülteci işçilerin ucuz işçi olarak kullanılmasının hukuksuz olduğunu belirtti. Çalışma saatlerinin yoğunluğuna ve verilen ücretin azlığına değinen Bayat, “Dünyanın bütün işçileri kardeştir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    Grevde olan Sibaş işçilerini temsil için Gamze Nihal İyidoğan, sendikaya üye oldukları için işten çıkarıldıklarını, yasak ve baskılara rağmen fabrika karşısında direniş çadırı kurduklarını ve talepleri karşılanana dek eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

    Grevde olan Özsüt işçileri de hakedişlerini alana kadar eylemlerini sürdüreceklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ODTÜ’de rektör yardımcısı istifa etti

    ODTÜ’de rektör yardımcısı istifa etti

    ODTÜ’de ruhsatsız yurt yapımına karşı günlerdir devam eden direnişin ve yönetime tepkilerin ardından rektör yardımcısı istifa etti.

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) ruhsatsız yurt inşaatı için Kavaklık’ta çok sayıda ağacın kesilmesinin ardından öğrenci ve üniversite bileşenleri ayağa kalktı. Büyüyen tepki ve üniversite yönetimindeki tartışmaların ardından rektör yardımcısı Prof. Dr. Meliha Altunışık istifa etti.

    ODTÜ’de mühendislik fakültesi, fen edebiyat fakültesi, enformatik enstitüsü, eğitim fakültesi ile iktisadi ve idari bilimler fakültesi de üniversite yönetimine sorunların çözümüne ilişkin çağrıda bulundu. Fakültelerin ortak talepleri polisin yerleşke dışına çıkarılması ve yurt faaliyetine son verilmesi.

    Polisin en kısa zamanda yerleşkeden çıkarılması gerektiğini belirten fen edebiyat fakültesi akademisyenleri, polisin ne zaman çıkacağına ilişkin bilginin kamuoyu ile paylaşılmasını, KYK yurdunun yapımının ODTÜ’nün hem ekolojik hem de sosyal çevre ve iklimine vereceği zarar dolayısıyla durdurulmasını, var olan sürecin şeffaf bir şekilde paylaşılarak katılımcı bir tutumun benimsenmesini talep etti. Eğitim fakültesi bileşenleri de kesim yapılan bölgenin ODTÜ geleneklerine uygun yeniden ağaçlandırılmasını, kararların şeffaf bir şekilde, üniversitenin bütün iç paydaşlarının katılımıyla alınmasını önerdi.

    İktisadi ve idari bilimler fakültesi bileşeni akademisyenler de yönetime tepki göstererek “Yerleşkemize polisin girmesi tüm fakültemizde büyük tepki oluşturmuştur. Polisin yerleşkeden çıkması ve Rektörlük ve Emniyetle imzalanan bir protokol varsa bunun hemen geri çekilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    “HERHANGİ BİR AÇIKLAMA YAPMAYACAĞIM”

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, ODTÜ bileşenleri, son dönemde üniversite içinde birbiri ardına gelen olaylar ve artan gerilimin ardından rektör Verşan Kök ve yönetiminin istifasını talep ederken yönetimden ilk istifa geldi. Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve rektör yardımcısı Prof. Dr. Meliha Altunışık’ın istifa ettiği duyuruldu. Rektör Kök, istifaya ilişkin “Üniversitemiz Rektör Yardımcısı, Prof. Dr. Meliha Altunışık, kendi isteği ile 15 Temmuz’dan itibaren rektör yardımcılığı görevinden ayrılmaktadır. Rektör yardımcılığı görevine 16 Temmuz 2019 tarihinden geçerli olmak üzere Prof. Dr. Tülin Gençöz atanmıştır” dedi. Altunışık, herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.

  • SİBAŞ’tan atılan 51 işçi işe iade davasını kazandı

    SİBAŞ’tan atılan 51 işçi işe iade davasını kazandı

    Söke’de faaliyet gösteren SİBAŞ fabrikasından atılan ve 190 gündür nöbet eylemi sürdüren 77 işçiden 51’i işe iade davasını kazandı.

    Aydın’ın Söke ilçesinde faaliyet gösteren SİBAŞ turşu fabrikasındaki işlerinden çıkarılan işçilerin işe iade edilmeleri talebiyle açtıkları davanın karar duruşması görüldü.  Söke 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada işe iade kararı çıktı. Kararı duyan işçiler, sevinçlerini paylaştı.

    77 işçiden 51’inin işlerine geri dönme kararı verilirken, diğer işçilerin duruşması 20 Eylül’e ertelendi.

    “DİRENDİK VE KAZANDIK”

    9 yıldır SİBAŞ’ta posta başı olarak çalışan Meral Yıldız, “Mutluyuz, direndik ve kazandık. Mahkemesi ertelenen arkadaşlarımız için de inşallah aynı kararı verilir. Davamızın peşini bırakmayacağız, biz hep tazminat değil insanca çalışmak istediğimizi, işi geri alana kadar direneceğimizi söyledik. Direniş çadırımızda verdiğimiz mücadele işe girene kadar devam edecek” dedi.

    SİBAŞ’ta direnen işçilerden Halime Ulutaş da açtığı davayı kazanan işçilerden biri oldu. Ulutaş direnişlerinin 190. gününde mahkemeden çıkan karardan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Adliye önünde desteğe gelenlere de teşekkür eden Ulutaş, “Çok mutluyuz, duygularımı tarif etmem çok zor. İşçi kazandı, hak mücadelesi kazandı. İşimize geri dönebilmemiz için önemli bir adımdı mahkeme kararı, işimize geri dönene kadar mücadelemiz sürecek. Her şey çok güzel olacak” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    Aydın’ın Söke ilçesinde kurulu SİBAŞ Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş’de Tek Gıda İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesi ile işten çıkarılan işçiler, 28 Aralık’tan bu yana fabrika önündeki direniş çadırında işe iade talepleri için bekliyordu. Defalarca çadırları sökülen, direniş alanlarına çöp dökülen işçilerden 51’i,direnişlerinin 190. gününde işe iade davalarını kazandı. (MA)

  • ‘Çorum’da Allah Allah diyerek insanları diri diri yaktılar’-VİDEO

    ‘Çorum’da Allah Allah diyerek insanları diri diri yaktılar’-VİDEO

    PİRHA – Çorum Katliamı tanıklarından Yazar Gazi Eke, “Devlet, karşı devrimci gösteri biçiminde olayları planladı. Askerler ‘Allah Allah’ nidalarıyla köy bastı. Çorum’da adeta bir vahşet yaşandı. Yaşlı kadınlar işkence sonrasında benzinle yakıldı. Vatandaşların karnı yarılıp, kafa derileri yüzüldü” dedi.

    Cihat çağrıları eşliğinde Mayıs 1980’de Çorum’da başlayan ve Temmuz’a kadar sürdürülen saldırıların perde arkasında neler vardı? Dönemin tanıklarından Yazar Gazi Eke PİRHA’ya anlattı.

    MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın Dev-Sol üyelerince Ankara’da öldürülmesinin ardından Çorum merkezde harekete geçen gericiler, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın, Kana kan intikam” sloganları atarak yürüyüşe geçmişti.

    “DEVLET, SALDIRILARI KARŞI BİR AYAKLANMA BİÇİMİNDE ÖRGÜTLEDİ”

    Yazar Gazi Eke, “Devlet, sol hareketler, Alevi ve demokratlar da 28 Mayıs’tan önce hazırlık yaptı” diyerek o günlere dair şunları söyledi:

    “Devletin hazırlık yaptığı şuradan belliydi: 8-10 Eylül’den itibaren mahallelere bildiriler dağıtıldı. Bunlar milliyetçi ve dinci bildirilerdi. ‘Aleviler size saldıracak, kendinize sahip çıkın’ diye… Dolayısıyla Maraş olaylarından sonra bir hazırlık olduğu biliniyordu. Özellikle devlet, bu saldırıyı karşı devrimci bir ayaklanma biçiminde örgütledi. Milliyetçi güçler de Gün Sazak’ın ölümünü de buna dahil etti. Sazak’ın ölümünün bu olaylarla ilgisi yok. Bakıyorsunuz Gün Sazak Çorumlu değil, Eskişehirli. İlişkisi var mı, yok. Nitekim arabalarla Ankara’dan, İstanbul’dan, Yozgat’tan, Alaca’dan, Eskişehir’den ve çeşitli yerlerden Çorum’a gelenler oldu. Yekün bir hazırlık olduğu görülüyordu. En başından itibaren ‘Toplumsal olaylar var, bu toplumsal olaylara biz müdahale edemeyiz’ gibi göstermeye çalıştılar. Yani şöyle diyeceklerdi: ‘Bizler toplumsal olaylara karşı bir şey yapamadık.’ Ama bunu diyemediler. Yekün bir hazırlık direnişte somutlandı, sonuçlandı. Direniş içerisinden halk komiteleri, silahlı milisler ile örgütlü bir yapı ortaya çıktı. Dolayısıyla saldırılar geri püskürtüldü. Bu olayların Alevi-Sünni meselesi ile bir ilgisi yok. Genel olarak devrimci demokrat güçler ile toplumsal muhalefet birleşerek yekün bir direniş ruhu oluşturdu.

    Örgütlü bir direnişle karşılaştılar. Kimi mahallelerde % 60 Alevi % 40 Sünni vatandaş yaşıyordu. Özellikle olayların olduğu dönemde Sünnilerin ayrıştırılması için paramiliter güçlerin çalışmaları oldu ve bunu başaramadılar. Alevi-Sünni birlikteliği korundu. Şu anda da baktığımızda bu oranlarda bir değişiklik yoktur. % 40 Sünni, % 60 Alevi…”

    “ALLAH ALLAH DİYEREK SALDIRDILAR”

    Eke, askerlerin katliam sürecinde İbrahim Kaypakkaya’nın köyüne “Allah Allah” sözleriyle saldırdığını da söyleyerek,28 Mayıs’tan önce demokrat, ilerici, Alevi olarak bilinen insanların kaçırılıp, öldürülme olaylarıyla birlikte dükkanların yağmalanması, hırsızlık olayları oldu. Çorum olayları içerisinde İbrahim Kaypakkaya’nın köyüne gece saldırı düzenlendi. Köylülere sorduğumuzda olayı şöyle anlatıyorlardı: Gece ‘Allah Allah’ nidalarıyla köye girmeye çalışıyorlar, köylüler, faşist grupların geldiğini sanıyorlar. Bakıyorlar ki askerler, Karakaya köyüne ‘Allah Allah’ diyerek saldırıyor. O gün dört kişi yaralanıyor. Ardından da büyük bir tutuklama süreci gerçekleştiriliyor” dedi.

    “BARİKAT İÇİ ÇATIŞMALARDA DA KADINLAR CİDDİ ROL ALDI”

    Gazi Eke, Çorum direnişinde kadınların da rol üstlendiğine değinerek şöyle devam etti:

    “Özellikle saldırılar gece oluyordu. Gündüzleri pek de çatışma olmuyordu. Dolayısıyla geceleri erkekler, gündüzleri de ağırlıklı olarak kadınlar nöbet tutuyordu. Özellikle Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde ve barikatlar içerisinde yiyecek ve içecek teminini kadınlar organize etti. Kadınlar bir fiil direnişin içerisinde bu şekilde yer aldı. Kadınlar aynı zamanda çatışmalarda da yer alıyordu. Kadınlar olmasaydı gündüz nöbette kim bekleyecekti? O kadar insanın ihtiyacını kim karşılayacaktı? Kadınların ağırlıkta olduğu yerlerde, özellikle barikat içi çatışmalarda da kadınlar ciddi rol aldı.”

    İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILDI

    Çorum’da adeta bir vahşetin yaşandığına da vurgu yapan Eke, “Yaşlı bir kadının evini çeviriyorlar. Kocası kaçıyor. Kadını alıp bir sürü işkenceye maruz bırakıyorlar. Sonrasında da benzin döküp yakıyorlar” dedi. Eke, aynı süreçte işlenen cinayetleri şu sözlerle anlatı:

    “Hıdırlık katliamında bir şahsın karnı yarılıyor. Ayrıca bir vatandaşımız, yanan sacın üzerine koyularak yakılıyor. Yine genç bir çocuğun kafasına poşet sarıp yakıyorlar. Yine Alevi köyünden bir şahsın kafa derisini yüzüyorlar. Bu şekilde resimlerle anlattığım bir kitabım mevcut.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • Tanıklar, Çorum Katliamı’nda yaşananları anlatıyor-1/VİDEO

    Tanıklar, Çorum Katliamı’nda yaşananları anlatıyor-1/VİDEO

    PİRHA – Yazar İsmail Hardal, 39 yıl önce Çorum’da yaşanan Alevi Katliamı’nın perde arkasını anlatarak, “Soykırım yöntemleri aynen uygulandı. Kadınların memeleri kesildi, cinsel organlarına çeşitli metal gereçler sokuldu. Yakılan fırınlara atılan insanlar oldu” dedi. Hardal ayrıca Alevi soykırım yöntemlerinin de araştırılması gerektiğine işaret etti.

    Maraş Katliamı sonrasında planlanan Çorum Katliamı’nda neler yaşanandı? Tanıklardan Yazar İsmail Hardal anlattı.

    12 Eylül askeri darbesine götürülen süreçte onlarca Alevi yurttaş katledildi, yüzlercesi ise yaralandı.

    28 Mayıs – 4 Temmuz 1980 tarihleri arasında gerçekleşen Çorum Katliamının aynı zamanda bir direniş olduğunu ifade eden dönemin tanıklarından İsmail Hardal,Katliam girişimine karşı Çorum’da bir direniş var. Ama yer yer bu direniş çerçevesini aşan durumlar da söz konusu. Çorum’da yaşanan cephe savaşlarında faşist güzergahlar aşılıyor, faşizm bozguna uğratılıyordu. Yani direnişi aşan, aslında ayaklanmayı da içeren bir çerçeve var” dedi.

    EGEMEN GÜÇLERİN KATLİAMDAKİ PARMAĞI NE OLDU?

    Katliama giden süreçte yaşadıklarına ilişkin konuşan Hardal, dönemin egemen güçlerinin söz konusu tarihlerde hazırlık içerisinde olduğunu ifade ederek, “Bizler o dönemdeki örgütlülük düzeyimizle katliamın hazırlık sürecini algılamaya çalıştık. Buna ilişkin de ciddi önlemler almaya çalıştık. Önlemlerimizden bazıları; yalnız gezmemek, okula yalnız gitmemek, mümkün olduğu kadar güvenliği elden bırakmamak gibi hazırlıklardı” dedi.

    “HALKIN DİRENİŞİ DEMOGRAFİK YAPIYI KORUDU”

    Hardal’ın dikkat çektiği bir diğer konu da Çorum Katliamı’nı diğer katliamlardan ayıran noktalardı. “Saldırılar sonrası özellikle demografik yapı değiştirilememiştir” diyen İsmail Hardal şöyle devam etti:

    “Çorum öncesi gerçekleştirilen katliamlarda ağırlıklı olarak planlanan program hayata geçmiştir. Yani egemen güçlerin planları hayat bulmuş ve katliamlar gerçekleştirilmiş, amacına ulaşmıştır. Yani hem bölgesel ekonomik düzeyden, hem de nüfus değişiminde amaçlanan noktaya ulaşılmıştır. Fakat Çorum’da bu gerçekleşmemiştir. Çok kitlesel bir göçten ziyade tekil göçler olmuştur. Ekonomik yapı çok fazla değişmemiştir. Bunun nedeni de Çorum’daki direnişin özüdür. Mesela Çorum Alevileri ile diğer bölgelerdeki Alevilerin davranışlarına bakarak bunu görebilirsiniz. Çorum’daki sosyalist hareketler ile diğer bölgedeki sosyalist hareketlerde bu farklılığı görebilirsiniz. Çorum’daki Aleviler kendi öz güvenlerine daha fazla sahiptir. Bunun nedeni direnmektir. Çorumda’ki sosyalist hareket diğer bölgedeki sosyalist hareketten daha özgüvene sahiptir. Mücadelenin bütün biçimlerine hazır bir donanıma kavuşmuştur. Dolayısıyla direnmenin getirdiği bir kültür ve özgüven şekillenmiştir. Bu diğer bölgelerdeki Alevilere yönelik farkındalıkla kendini gösterir.”

    DİRENİŞTE KADINLARIN ROLÜ NE OLDU?

    Hardal, katliam sürecinde kadınların nasıl bir rol oynadığını da anlatarak şöyle devam etti:

    Çorum direnişinde gözaltına alınan kadınlar vardı. Bu kadınlar ağırlıklı olarak sosyalist hareketin içerisindeki kadın yoldaşlarımızdı. Bu insanlar biraz da cephe gerisinde çok önemli roller oynadılar. Cephe gerisi dediğim şey şuydu: Barikatlarda durma, barikatlarda duran insanlara yemek pişirme, yemek hazırlama, yemeği barikatlara ve daha ileri noktalara taşıma. Ağırlıklı olarak Çorum’daki ortak hareket noktasından sadece savaşı ön plana çıkarmamak gerekiyor, arka cephe planına da dikkat etmek gerekiyordu. Çünkü bu insanların yemek yemesi, uyuması lazım. 28 Mayıs ile 12 Eylül’e kadar olan süreci düşünün. O dönemde egemenlik sağlamışsınız ve bu egemenlik cephedeki unsurlarla alakalı değil, cephe gerisi ile alakalı. Mesela nöbetleri kadınlar da tutuyor. Yaşlı kadınların da bu konuda çok fazla emeği vardır. Bir eve girdiğiniz zaman hemen sana yemek verir, seni korur, gereken hürmeti yapar, güvenliğini de sağlayabilirlerdi. Dolayısıyla Alevi kadın hareketi diyebileceğimiz unsurlar da vardı ama sosyalist hareketin etkisi daha çoktu. Direniş sadece cephesel bir direniş değil, silahlı kitlesel bir direniş de aynı zamanda. Kadroları değil, kitle silahlanmıştı. Dolayısıyla halk komiteleri bunu organize edebilecek durumdaydı.”

    “PARAMİLİTER GÜÇLER CAMİLERİ KULLANDI”

    Çorum Katliamı’nda yapılan provokasyonları da anlatan Hardal, çatışmaların olduğu günlerde camilere makinalı silahların yerleştirildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Özellikle 4 Temmuz’da inanç merkezleri üzerinden provoke etmeye başladılar. Ulu Cami’den çıkan kitleye ‘komünistler, Kızılbaşlar, Alaattin Camisi’ne saldırdı, Alaaddin Camiisini yakıyorlar’ diye provoke ettiler. Sünni, cahil olan kesimler, faşist hareketin kontrolünde olan Sünni kitlelerin büyük çoğunluğunu bu olayların içerisine sürüklediler. Söylenenlerin tam tersi bir durum söz konusu oldu. Alaattin Camisine paramiliter güçler otomatik silahlar yerleştirdi. Camiyi kendi amaçları dışında kullandılar. Otomatik, üç ayaklı silahlar yerleştirdiler. Paramiliter güçler, çatışmalarda insanların bir kısmını öldürdü. Devletin yaptığı otopside ortaya çıktı. Sağlık emekçileri bunları kayıtlara geçirdi. Normalde bunlar kapatılmak istendi fakat sağlık emekçileri ‘cami de bu silahın ne işi var?’ diye sordular. ‘Ölenlerin bu camide ne işi var?’ diye sorup tutanaklara geçirdiler. O propagandanın tam tersine faşist hareketler, paramiliter güçler camileri kullandılar. Hastaneleri faşistler işgal ettiği için yaralı insanlar hastanelere götürülemedi. Çünkü yaralı götürülenlerin hepsi hastanede öldürülüyordu. Onun için alternatif sağlık birimleri oluşturuldu. Mesela halk komitesinin en büyük başarılarından biri alternatif yaşam alanları oluşturuldu, doktorlar temin edildi, alternatif sağlık ocakları oluşturuldu. Devletin hiçbir sağlık kurumuna insanlar gönderilmedi, yaralılar cephe girişindeki alternatif sağlık ocaklarında tedavi edildi.”

    “EGEMEN GÜÇLER SOYKIRIM YÖNTEMLERİ UYGULADI”

    Bir çok Alevi katliamında olduğu gibi Çorum’da da soykırım yöntemlerinin uygulandığını söyleyen Hardal, özellikle kadınların cinsel saldırıya maruz kaldıklarını söyleyerek kimi insanların da fırınlarda yakıldığını anlattı.

    Hardal’ın aktarımları şöyle:

    “Çorum’da da soykırım yöntemleri aynen uygulandı. Mesela yakalanan kadınların memeleri kesildi, cinsel organlarına çeşitli metal gereçler sokuldu. Yakılan fırınlara atılan insanlar oldu. Önce işkence ediyorlar, işkence sonrasında öldürüyorlar, daha sonra da yakıyorlar. Kadınların yakılması onların anlayışında vaciptir. Alevi hareketinin Alevi soykırım yöntemlerini çok ciddi araştırması gerekiyor. Mesela Alevi soykırımı gibi bir kampanya yapmaları gerekiyor. Fakat Alevi hareketi o noktanın çok çok gerisinde bir konumda.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • Kaplan: Çorum’da faşist yapı örgütlü direnişle karşılaşmıştı-VİDEO

    Kaplan: Çorum’da faşist yapı örgütlü direnişle karşılaşmıştı-VİDEO

    PİRHA – 57 Alevi yurttaşın öldürüldüğü Çorum Katliamı’na dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Tüm katliamların altında Alevlerin şehirlere inip ekonomiye ortak olmalarından kaynaklı durum söz konusudur. O zamanki devlet, Alevileri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu” yorumunu yaptı.

    Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, 39 yıl önce yapılan Çorum Katliamı’na ilişkin konuşarak, “O zamanki devlet, Alevleri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu” dedi.

    “O ZAMANKİ DEVLET YÖNETİCİLERİNİN İŞİNE GELMEDİ” 

    Alevilerin ekonomide pay almasının derin devlet tarafından hazmedilemediğini ifade eden Kaplan şöyle devam etti:

    “Özelikle şunu belirteyim: Çorumlular, ‘Çorum Katliamı’ demek istemiyorlar. Özellikle ‘katliam’ kelimesinden uzak kaçıyorlar. ‘Çorum direnişi’ diyorlar. Çünkü 29 Mayıs’ta başlayıp 3 Temmuz’a kadar süren halkın direnişi var. İki tarafın da kayıpları var. Oradaki faşist yapı, örgütlü bir halkın direnişi ile karşılaştı. Maraş Katliamı’nı incelediğinizde örgütlü yapıda bulunan mahallelerde fazla kaybın olmadığını gördük. Yine 78’de Sivas olaylarını da biliyorum. Orada örgütlü yapı, gelen faşist yapıları püskürtmüştü. Bir kayıp da olsa acıdır, katliamdır. O zamanlar Anadolu’da çok şey denendi. Anadolu’da Kürt, Alevi, Sünni, o zamanki sol yapılanma, devrimci direniş Alevi-Sünni çatışmasıyla alevlendirilmeye çalışıldı. Ancak bunların hepsinin altına baktığımızda gerek Çorum’u inceleyin, gerek Malatya’yı,  gerekse Maraş’ı… Hepsinin altında Alevilerin şehirlere inip ekonomiye ortak olmalarından kaynaklı bir durum söz konusu. Pastaya ortak olma hali var.

    Çorum’a baktığınızda, köyden gelen insanlar şehre yerleşmiş, sanayide rol almış. Sivas’ta yine keza düne kadar hiç teması olmayan toplumlar şehir merkezi inişte komşu olmaya başladılar. Maraş için de öyle. O zamanki devlet, Alevleri ne merkezde ne de ekonomi ve sanayide istemiyordu. O zamanki devlet yöneticilerinin işine gelmedi.”

    “SİVAS’TA YAKANLARIN İÇERİSİNDE KADINLAR YOKTU!”

    Kaplan, “Alevler tarih boyunca mazlumdan, direnenden yana olmuştur” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Devletin derin aklı Alevi-Sünni çatışmasını körükleyerek, camilere bomba atıp yaktılar. Ama tarih boyunca hiçbir cami Anadolu Alevileri tarafından yakılmamıştır. Hatta inanç gereği camilere saygı duymuşlardır. Kişi, neye inanırsa inansın o inanılan merkezler bizim için de kutsaldır. Tıpkı bizim cemevlerimizin de kutsal olduğu gibi. Çorum’un üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen tıpkı 26 yıl önce Sivas Katliamı’nda olduğu gibi Çubuk’ta Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılanlar da öncekilerin bir benzeridir. O gün de ‘yakın’ diye bağıranlar vardı. Sivas’ta yakanların içerisinde kadınlar yoktu. Katliamın üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini gördük.”

    “ANADOLU HALKI TEMİZDİR”  

    Kaplan, Çorum Katliamı’nın üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen parlamentodaki milletvekillerinin dahi halen nefret söylemi içerisinde olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Katliamın müsebibi olan partilerin bugün milletvekilleri de Dersim üzerinden kin ve nefret söylemlerine devam ediyor. Bunca yıl geçmesine rağmen hiç bir şeyin değişmediğini, nefretlerini halen koruduklarını görüyoruz. Milletvekili suç işliyor halk hedef gösteriliyor.

    40 yıldır ülkede bir savaş sürüyor. Bu savaş dünyanın hangi ülkesinde yapılırsa yapılsın sonucu iç savaştır. Bizim Anadolu toplumuna bıraktığımızda barış, kardeşlik içinde yaşayan bir topluluk görürsünüz.

    Evet bu ülkede bir linç kültürü hakimdir. Birilerinin vasıtasıyla, yani siyasiler ortaya girince bu gerçekleşiyor. Yoksa Anadolu’ya bakın; bugün örneğin Kürtlerle Türkler arasında 6 milyonun üzerinde evlilik gerçekleşmiş. Bunu ne Suriye’de görebilirsiniz  ne İran’da, ne de Irak’ta… Dünyadaki etnik kökenleri araştırın. İngilizlerle İrlandalılar arasında böyle bir evliliği, böylesi bir ilişkiyi göremezsiniz. Hangi kesimden olursa olsun maalesef ülkeyi yönetenler, emperyalistler gelecekte çıkarı olanlar, halkları kirletmekten de kaçınmıyorlar. Ama Anadolu halkı temizdir.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • KHK ile işten atılan Türkan Albayrak, direnişinin 200. gününde gözaltına alındı-VİDEO

    KHK ile işten atılan Türkan Albayrak, direnişinin 200. gününde gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- KHK ile işten atılan kamu emekçisi Türkan Albayrak bugün direnişini devam ettirdiği İstanbul Sarıyer Kaymakamlığı önünde eyleminin 200. gününde polis tarafından gözaltına alındı. Albayrak sağlık kontrolünün ardından serbest bırakıldı. 

    5 Ağustos 2018’de Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğü’ndeki işinden Güvenlik ve Arşiv Araştırması sebep gösterilerek tazminatsız atılan Türkan Albayrak, tekrar işe alınması talebiyle 3 Eylül’de Sarıyer Kaymakamlığı önünde direniş başlatmıştı.

    Türkan Albayrak, bugün Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğü önünde yaptığı açıklamada AKP hükümetinin herkesi işten çıkardığını ve sorgusuz sualsiz işlerinden atıldığını söyledi. Albayrak açıklamanın ardından “işimi geri istiyorum” diye bağırdı.

    EYLEME HDP’Lİ VEKİL MUSA PİROĞLU DA DESTEK VERDİ

    Türkan Albayrak’ın yaptığı tek kişilik eyleme İstanbul HDP Milletvekili Musa Piroğlu da destek verdi.

    Piroğlu yaptığı açıklamada, ‘’işçileri sudan gerekçelerle gözaltına alıyorlar. AKP ve saray, işçileri işten atmayı bir sistem haline getirmiş durumda. Herkesi direnişimi sahiplenmeye çağırıyorum’’diye konuştu.

    Açıklama yapıldığı sırada polisin müdahalesine maruz kalan kalan Türkan Albayrak ve kendisini yalnız bırakmayan Deniz Aydın, darp edilerek göz altına alındı.

    Sarıyer karakoluna götürülen Türkan Albayrak ve Deniz Aydın akşam saatlerinde doktor kontrolünün ardından serbest bırakıldılar.

    TÜRKAN ALBAYRAK’IN İŞTEN ATILMA SÜRECİ

    5 Ağustos 2018’de Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğü’ndeki işinden Güvenlik ve Arşiv Araştırması sebep gösterilerek tazminatsız atılan Türkan Albayrak, tekrar işe alınması talebiyle 3 Eylül’de Sarıyer Kaymakamlığı önünde direniş başlatmıştı.

    AKP hükümeti tarafından işten atılıp yine işe alınıp, tekrar aynı hükümet tarafından üçüncü kez işten atılan Türkan Albayrak, Türk Telekom’da haklarını aradığı ve tacize karşı çıktığı için 2004’te işinden atılmış, mahkemeye başvurarak işini geri kazanmıştı.

    2005 yılında da Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde işe başlatılan Albayrak, sendikaya üye olduğu için 2010 yılında tekrar işten atıldıktan sonra bu kez sadece mahkeme yolunu seçmemiş, Paşabahçe Hastanesi önünde çadır kurarak 118 gündür direnmiş ve işini tekrar kazanmıştı.

    KHK ile işten atılan 54 yaşındaki Türkan Albayrak, hükümetin ‘benden ölmemi istiyor’ demesine direnişle yanıt vereceğini söyleyerek Sarıyer Kaymakamlığı önünde direnişe geçmişti.

    Önder ÖZDEMİR/İSTANBUL

    gözalti

     

  • 297 Gün süren Flormar Direnişi sonlandırıldı

    297 Gün süren Flormar Direnişi sonlandırıldı

    PİRHA – 297 Gündür fabrika önünde devam eden Flormar Direnişi, yönetimin sunduğu teklifin kabul edilmesiyle sona erdi.

    Sendikaya üye oldukları için işten atılan ve 297 gündür Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan fabrika önünde devam eden Flormar işçilerinin direnişi, işverenin sunduğu teklifin kabul edilmesiyle sona erdi.

    Flormar avukatları tarafından, Petrol-İş Sendikası avukatına 297 gün süren direniş boyunca ilk defa yazılı bir teklif ulaştırılırken, Flormar tarafından işçilerine 12 maaş sendikal tazminat, boşta geçen süreler için de 4 maaşlık ödeme teklif edildi. Flormar’ın yazılı teklifini olumlu bulan işçiler, söz konusu talepler etrafında karşı bir teklifin iletilmesini konuştu.

    İşçilerle yapılan toplantıya 73 işçi katılırken, direniş oylamasında 73 işçinin 20’si teklife ‘Hayır’ dedi. Böylece 297 gündür mücadele eden Flormar İşçileri’nin direnişi 12 maaş sendikal tazminat, boşta geçen süreler için de 4 maaşlık ödeme sonucunda son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • Leyla Güven: Tecrit kalkana kadar eylemim sona ermeyecek

    Leyla Güven: Tecrit kalkana kadar eylemim sona ermeyecek

    Cezaevinden tahliye edilen HDP Milletvekili Leyla Güven, tecrit uygulaması kaldırılana kadar açlık grevine devam edeceğini söyledi.

    80 gündür açlık grevini sürdüren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, dün görülen davanın 5’inci duruşmasında tahliye edildi.

    Eylemini evinde sürdüren Leyla Güven, Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu. Açlık grevine Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlayan Güven, eyleminini tecrit uygulaması kalkana kadar sürdüreceğini söyledi. Güven, “Devlet İmralı’ya siyasi bir heyet ve avukatları göndermek yerine, daha önce tahliyemi engellediği gibi bu defa benim tahliye edilmem için resmen mahkeme heyetine talimat vermiştir” dedi.

    “AÇLIK GREVİ KİŞİSEL KARARIM”

    8 Kasım’da başlattığı açlık grevi eylemi kararının kişisel kararı olduğunu dile getiren Güven, “Dolayısıyla tarih gelip çatmıştır. Kendi adıma, ne siyasal partime, ne eş başkanı olduğum DTK’ya, hiç kimseyle paylaşmadan, bireysel olarak, bir Kürt kadını olarak bu eylemi başlatmak istedim. Başlatırken, nasıl ki 12 Eylül faşizmi ortamı karanlık kılmaya çalışıyordu, arkadaşlar büyük ölüm oruçları ve farklı eylemlerle orayı aydınlattılar. Orayı meşaleye çevirdiler, ben de kendi adıma böyle bir eylemi o zeminde başlatmak istedim” dedi.

    “DİRENİŞ DEVAM EDİYOR”

    Cezaevlerinde 249 tutuklunun, Erbil’de, Galler’de ve Starsbourg’ta açlık grevi eylemlerinin sürdürüldüğünü söyleyen Güven, “Şu anda dünyanın birçok yerinde ve zindanlarda devam eden açlık grevi, ateşten bir çember oluşturdu. Bu çemberle biz Öcalan’ın etrafında bir halka oluşturmaya çalıştık. Evet, bizim açımızdan onun tecrit edilmesi, bizim tecritimiz sayılır. Onun karşısında gelişen her türlü antidemokratik uygulamayı biz kendimize yapılmış sayarız. Dolayısıyla zindanlarda direniş devam ediyor” diye konuştu.

    “TECRİT UYGULAMALARI BİTENE KADAR EYLEM SÜRECEK”

    Tahliye edilmesinin siyasi karar sonucu olduğu değerlendirmesinde bulunan Güven, şunları söyledi:

    “Devlet adım atıp, İmralı’ya siyasi bir heyet ve avukatları göndermek yerine, daha önce tahliyemi engellediği gibi bu defa benim tahliye edilmem için resmen mahkeme heyetine talimat vermiştir. Onlar zannetmiştir ki; ben dışarı çıkınca bu eylem bitecek. Ben buradan açıkça söylüyorum; Kürt halkına, bütün dünya halklarına bu eylem Sayın Öcalan üzerindeki bütün tecrit uygulamaları kalkmayana kadar asla sona ermeyecektir. Ben dışarıda arkadaşlarım içeride bu eylemi sürdüreceğiz. Biz kendi gücümüze inanıyoruz, hiç bir egemenin insafına muhtaç değiliz. Biz kendi irademizle, kendi özgür benliğimizle bunu başlattık ancak kendi irademizle sonlandırırız. Onların dayatmaları ile bu mümkün değil.”

  • Petek Mobilya işçileri fabrika önünde nöbet tutuyor-VİDEO

    Petek Mobilya işçileri fabrika önünde nöbet tutuyor-VİDEO

    PİRHA-Arnavutköy Petek Mobilya işçileri fabrika önünde nöbet tutuyor. Patronlarının Düzce Fatih Ahşap firmasından senetle 3 milyon liralık borç aldığını ve firmanın da borcunu tahsil etmek için fabrikadaki makinelere haciz getirdiğini belirten işçi Alican Erol, “Karakol ve savcılık yardımcı olmuyor. Sesimizi hiç kimseye duyuramadık. Bu kadar kolay olmamalı. Patron malı kaçırıyor ama kimse bir şey yapmıyor” dedi. 

    İstanbul Arnavutköy’de bulunan Petek Mobilya fabrikasının işçileri 5 aydır maaş alamıyor. 2018’de maaşlarını alamadıkları için 2 ay iş durdurma eylemi yapan işçiler 2 ayın sonunda patron ile anlaşmaya gitmiş ve fabrika satılacağı taktirde işçilerin parasının ödeneceğine dair söz verilmişti. Bunun ardından 1 Ocak 2019’da işe başlama kararı alan işçileri bu kez de fabrikaya gelen haciz mağdur etti.

    PATRON İŞÇİDEN MAL KAÇIRIYOR

    Durumları hakkında bize bilgi veren fabrika işçisi Alican Erol, patronlarının fabrikaya gelmemeleri şartıyla çalışıp fabrikanın tedarikçiye olan borcunu ödediklerini ancak patronlarının kendilerini sahte senetle kandırarak onlardan mal kaçırdığını kaydetti. Tedarikçiye olan borçları ödendikten sonra işçilere ‘fabrika satılınca borçlarınızı alacaksınız’ sözü verildiği bilgisini veren Erol, aradan 15 gün geçtikten sonra patronlarının Düzce’de bulunan Fatih Ahşap firmasından senetle borç aldığını ancak patronlarının borcu 40 bin lira iken 3 milyon liralık senet imzaladığını belirtti. Bunun üzerine Fatih Ahşap firmasının borcunu tahsil etmek için icra yoluna gittiğini aktaran Erol, patronlarının sahte senet imzaladığını ifade ederek “Patron işçiden mal kaçırıyor. Karakol ve savcılık yardımcı olmuyor. Sesimizi hiç kimseye duyuramadık. Bu kadar kolay olmamalı. Adam malı kaçırıyor ama kimse bir şey yapmıyor” dedi.

    “DİRENİŞTE SADECE EKMEK YENDİ”

    Fabrikanın mallarını almak için önce 4 tır geldiğini ardından bu tırların sayısının 20’ye yükseldiğini söyleyen Erol, işçilerin fabrika önünde günlerdir eylem yaptıklarını belirtti. 5 aydır maaş alamayan işçilerin bazılarının bankalarla hacizlik olduğunu, bazılarınınsa çocuklarını bile okula gönderemediklerini ekleyen Erol, “Dün işçi arkadaşlardan birinden 50 lira alındı ve dünkü direnişte sadece ekmek yendi” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • TARİŞ direnişçileri kararlı: Eylemi sonlandırmayacağız-VİDEO

    TARİŞ direnişçileri kararlı: Eylemi sonlandırmayacağız-VİDEO

    PİRHA – İzmir Çiğli’de TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda DİSK/Gıda-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan 7 işçinin fabrika önünde başlattıkları direniş 28. gününde. İşçiler, patronların tüccar mantığında olduğunu belirterek, sendikal haklarını ve işe iade edilene kadar fabrika önünde direnişlerini sürdüreceklerinin vurguladılar. 

    İzmir Çiğli Organize Sanayi’de bulunan TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda DİSK/Gıda-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan 7 işçinin fabrika önünde başlattıkları direniş 28. gününde devam ediyor. Fabrika önünde açtıkları ‘Atılan işçiler geri alınsın, sendika hakkımız tanınsın’ pankartının  önünde her sabah saat 06.00’da oturmaya başlıyorlar. İşçilerden önce gelip onlar çıktıktan sonra evlerine giden direnişçi işçiler hakları verilinceye kadar oturma eylemine devam edeceklerini söylüyor.

    Öte yandan TARİŞ direnişçilerine destekler de devam ediyor. Önceki gün eski CHP Milletvekili Zeynep Altıok ziyaret ederken, CHP İzmir Milletvekili Kani Beko da mecliste işçilerle birlikte yaptığı konuşmada, “Ne işçiler, emekçiler ne de onların sözcüsü olarak karşınızda olan bizler haklarımızdan, taleplerimizden ve bunları dile getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Aksini düşünenler çok yanılırlar” diyerek TARİŞ direnişini anlattı.

    PİRHA olarak TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası önünde eylem yapan işçilere mikrofon uzattık. 18 yıldır çalıştığı işinden çıkarılan 51 yaşındaki İlhan Sarıoğlu, çıkarılmadan önce sendikalaşma hareketlerinin olduğunu, fabrikada toplamda çalışan 150 kişiden 120 kişinin sendikaya üye olduğunu kaydetti.

    Sarıoğlu, Temmuz’da çıkış kağıtlarının ellerine geçtiğini ancak zam yapılırsa işçilerin sendikadan ayrılacaklarını düşünüp çıkışlarının ertelendiğini söyledi.

    “SENDİKA HAKKIMIZ TANINSIN”

    Kasım ayında 7 arkadaşıyla birlikte işten çıkışlarının verildiğini belirten Sarıoğlu, “Arkadaşlarımızdan 60 tanesi neden işten çıkarıldığımıza dair iş verenden açıklama beklediler ve fabrikayı terk etmediler. Fakat hakkınızda işlem yapılmayacak denildi, bizler de onlara güvenerek dışarıya çıktık ve hep beraber göz altına alındık” dedi.

    İşten çıkarılma sebeplerinin sadece sendikaya üye olmaları olduğunu söyleyen Sarıoğlu, annesinin de bu şirketin ortağı olduğunu, aslında annesinden bu şirketin ona kalacağını söyledi.

    İşverenin fabrikayı tüccar mantığıyla bir kişinin malıymış gibi yönettiğini kaydeden Sarıoğlu, “Sendika hakkımız tanınsın, işten çıkarılan arkadaşlar işe iade edilsin” talebinde bulundu.

    Direnişlerinin sonuna kadar devam edeceklerini söyleyen İlhan Sarıoğlu, umutlu olduklarını söyledi.

    “İÇERİDEKİ İŞÇİLERE MOBİNG UYGULANDI”

    İşçilerden destek olduğunu fakat tepkisel olarak hala bir destek göremediklerini belirten Sarıoğlu, şunları söyledi:

    “İşçilere ilk hafta çok baskı yapıldığını biliyoruz. Hatta işçilere telkinde bulunulduğunu, sendikadan çıkmaları için baskılar uygulanmış. Bir iki hafta işçiler selam bile vermedi, sonradan daha iyi oldular. Sendikamızın sayısı şu anda içeride oturum hakkına yeterli. Sadece iş verenin gelip oturmasını bekliyoruz. İçeride bir mobing uygulandı. ”

    SARIOĞLU: TARİŞ, KÖYLÜNÜN ORTAK MALI

    Son olarak İlhan Sarıoğlu, patrona seslenerek şunları söyledi:

    “Burasını babasının çiftliği olarak görmesin. Burası köylünün ortak bir malı. Sermayesi köylünündür kendi cebinin değildir. Atılan işçilerin tekrar işe alınıp sendikanın tanınmasını talep ediyoruz.”

    DİSK/Gıda-İş Sendikası Ege Bölge Başkanı Gürsel Köse de her gün sabah işçilerle beraber oturup akşam onlarla evine gidiyor. Çalışan işçilerin sendikalı olmak için illada bir nedenin olması gerekmediğini, bunun anayasal bir hak olduğunu belirtti.

    Köse, “Eylemde olan işçiler iş yerine bir zarar vermediler, makinasını kırmadı, üretime zarar vermedi. sadece anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldu” dedi.

    “BURANIN PATRONU ZEYTİN ÜRETİCİ KÖYLÜLER”

    İşçilerin suçluymuş gibi kapının önüne konulduğunu ve bunların şirketin ortağı olduklarını belirten Köse, “Buranın patronu zeytin üreticisi köylüler. Burada yönetime seçildikten sonra noterden imza sirküleri alınıyor ve yönetim, burada mal edinme, mal satın alma, işçi çıkarma ve alımında genel kurulda yetki aldığı için bunu kullandı.”

    Burada haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe  izin vermeyeceklerini söyleyen Gürsel Köse, “Atılan işçiler geri alınsın, işçilerin sendikal hakları tanınarak üye oldukları sendika yöneticileriyle masaya oturup buranın çalışma koşulları birlikte belirlesinler diye taleplerimiz var” dedi.

    Buradaki işçilerin demokratik hakkını kullandığını belirten Köse, “Buradaki zulüme, Flormardaki, Gripinde mağdur olan tüm işçilere hiç kimse gözlerini kapatmasınlar” dedi.

    Türkiye’de yaşanan ekonomik krizi de değerlendiren Köse, “Yaşanan krizin faturasını işçilere, emekçilere ödettirmek ahlaki değil. Bu krizi yaratanlar faturayı ödemeli” diye konuştu.

    Semra ACAR/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • 568 gündür eylem yapan Konuk: Sokağa çıkın – VİDEO

    568 gündür eylem yapan Konuk: Sokağa çıkın – VİDEO

    PİRHA- KHK ile işinden ihraç edilen ve işine geri dönmek için 568 gündür iş yerinin önünde eyleme devam eden Mahmut Konuk, KHK ile işine son verilen tüm emekçileri iş yerleri önünde işlerine geri dönmek için mücadeleye çağırdı.

    KHK ile ihraç edilen SES Eski MYK üyesi sağlıkçı Mahmut Konuk, “Hiçbir haklı gerekçeleri olmadan, yalan söyleyerek, sahtekarlık yaparak, bizim ekmeğimize, işimize son verdiler, el koydular, çocuklarımızın nafakasına alın terimize 40 yıllık emeğimize el koydular” dedi.

    “Biz bunların yakasına yapışacağız” diyen Konuk, “Gücümüz ne tankla, topla, silahla, sopayla bunlara saldıracak gücümüz yok. Biz yüreğimizle, vicdanımızla bunların karşısında durmaya devam edeceğiz bizi hiçbir şekilde susturamazlar” ifadelerini kullandı.

    Şimdilik haftanın 2 günü de Yüksel direnişine destek veren Konuk, KESK sokakta olduğu sürece KESK’ in düzenlediği bütün eylemlere katıldı.

    “Yasada yazılı olan yol şu işten haksız bir şekilde atıldığınızda idare mahkemesine oradan üst mahkemeye Danıştay’a başvuruyorsunuz olmadı anayasa mahkemesine olmadı, AHİM’e başvuruyorsunuz. Biz o süreçlerin tamamını tükettik” diyen Konuk, 12 Eylül hukukunun bile kalmadığını vurguladı.

    “OHAL BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERİ ENGELLİYOR”

    Konuk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Burada 1915 hukukundan söz edebiliriz. Yani düşman bellediklerini hiçbir hukuk yolu bırakmadan yok etmek hukuku uygulanıyor. Ermenilere yaptıklarının aynısını Pontus Rumlarına yaptıklarının aynısını muhalif bellediklerine yapıyorlar. Hiçbir hukuk yolu bırakmıyorlar. Anayasa mahkemesi, yüksek yargı organlarının yöneticileri hepsi teslim olmuş durumda. Cumhurbaşkanının muktedirin karşısında cübbelerinin olmayan düğmeleri olmayan cübbeyi ilikleyenlerden bir direniş, bir hukuki duruş beklemek mümkün değil. Ya da onun çağrısı üzerine seçim bölgesine gidip çay bahçelerinde çay toplamak bir hukuk adamının kendi içine sindirebileceği bir şey değil.

    Danıştay başkanımın KHK’lar OHAL bireysel özgürlükleri engellemiyor sözü abesle iştigaldir. Anayasa Mahkemesi’nin biz haklar hakkında biz yetkili değiliz demesi abesle iştigaldir. O zaman Uganda Anayasa Mahkemesi mi yetkili diye sormamız lazım.

    AHİM bile Türk siyasal iktidarına teslim oldu. 2 nedenle 1.Suriye’den gelen göçmenler kapıyı açarım üzerinize salarım diye tehditte bulundu. 2 biz burada canlı bombalarla uğraşırken siz rahat mı duracaksınız dedi demesinin üzerinden 2 gün sonra Almanya’da, Fransa’da Avrupa’nın değişik kentlerinde canlı bombalar patladı. Avrupa teslim oldu. Bir gerekçeyle AHİM olduğunu unuttu, devletler mahkemesi olduğunu düşündü o da teslim oldu.

    Dolaysıyla bizim önümüze bir komisyon kurulmuş, bu utanç verici bir durum. Bizi işten atan, hiçbir sorgu hiçbir gerekçe, göstermeden işten atan siyasal iktidar bir komisyon kuruyor ve bütün hukuk mercileri o komisyonun vereceği kararı bekliyor. Binde bir haksız yere işten atılmış olan bazı arkadaşlar işe geri dönüyor o komisyonun kaç yıl süreceği incelemesinin süreceği belli değil. O komisyon da ‘sen başvurmadım, bu yolu tüketmedin’ demesinler diye başvuruda bulundum ve o komisyondan hiçbir umudum yok.”

    “ÇOCUKLARIMIZIN NAFAKASINI GASP ETTİNİZ”

    Konuk, “Bu da olmadığı içinde ben fiili meşru mücadele yolunu seçtim Japonların bir atasözü var, ‘Taşı delen suyun şiddeti değil, damlaların sürekliliğidir’. Ben o ilke ile hareket ediyorum. Damlalar sürekli akacak, taş delinecek, o taş delininceye kadar ben damla olarak o taşın üzerine tıp, tıp, tıp dökmeye devam edeceğim ve onların yakasına yapışmaya devam edeceğim ve siz hırsızsınız, bizim ekmeğimizi çaldınız, çocuklarımızın nafakasını gasp ettiniz demeye devam edeceğim. ‘Siz yağmacısınız, talancısınız, zorbasınız, haramisiniz, diktatörsünüz, kölecisiniz firavunlaşma yolunda ilerliyoruz’ demeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

    “SOKAĞA ÇIKIN”

    “Sokağa çıkın. Sokağa çıkan, insan sayısı artsın, işyerlerinize gidin işyerlerinizin önünde oturma eylemine devam edin” sözleriyle mücadeleye çağrı yapan Konuk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben gidip anayasa mahkemesi önünde kendimi zincirlemesini de bilirim. Ama o tür eylemleri yapmıyorum niye bilerek yapmıyorum İhraç edilen her arkadaşın yapabileceği bir iş yapıyorum. Ben iş yerimin önünde gidip ben ekmeğimi çaldınız diye basın açıklaması yapmak en doğal insani bir haktır alıp götürüyorlar yarım sat sonra serbest bırakıyorlar. Eskiden olduğu gibi işkence ile baş edecek durumda değiller. Şimdilik avukatlar gözaltı işlemi yapmıyor, savcılar gözaltı işlemi yapmıyor, tutuklama yapmıyor. Çünkü yaptığınız işin bir anayasal hak olduğunu onlarda biliyorlar. Sahtekarlıkla kabahatler kanununa sokarak kabahatler kanununun içinde imiş gibi yaparak yapıyorlar. İşinden atılmış ekmeği çalınmış bir insana kabahatler kanunundan ceza yazmak ne yazar.

    Herkese diyorum ki çıkın sokağa çıkmaya devam edin. Ben ısrarla herkesin yapabileceği bir işi yapmaya çalışıyorum. Yoksa daha ekstrem işler yapabiliriz. Meclisin önüne gidip kendimizi kilitlemek gibi ya da anayasa mahkemesi önünde Danıştay önünde bu tür şeyler aklımdan geçmedi değil, ama bunları bilerek yapmadım. Mahmut Konuk ‘fevri, bireysel eylemler yapıyor’ demesinler diye. Herkesin yapması gereken işi yaptım herkese bunu öneriyorum.

    “AYM SAHTEKARLIK YAPIYOR”

    Hiç bakmadım hiç ilgilenmiyorum, arttığını biliyorum 40-50 bin olmuştur herhalde. Kesinleşen birkaç tanesi hakkında anayasa mahkemesine dava açtık. Anayasa mahkemesi olumlu görürse ki açıkça anayasal bir hakkı kullanmayı kabahatler kanuna sokarak sahtekarlık yapıyorlar.

    Eğer Anayasa Mahkemesi’nde bir parça hukuk kalmışsa, bir parça hukuk namusu kalmışsa, bunu düzeltirler düzelmezse de AİHM yoluna gideriz.

    Oradan çıkar çıkmaz ayrı ben ödemeyeceğim. Benim zaten ödeyecek bir paramda yok,  ev bana ait değil, evimde götürebilecekleri, çalabilecekleri malzemede yok. Ben ödemeyeceğim.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Üçüncü havalimanı direnişine polis baskını; yüzlerce gözaltı var-VİDEO

    Üçüncü havalimanı direnişine polis baskını; yüzlerce gözaltı var-VİDEO

    İş cinayetlerine, servis kazalarına ve insanlık dışı çalışma koşullarına isyan eden Üçüncü Havalimanı işçilerinin dün başlattığı iş bırakma eylemi gece saatlerinde polis ve jandarma baskınıyla bastırılmak istendi. Baskında aralarında çok sayıda işçi ve sendika yöneticisinin de olduğu 400’e yakın kişi gözaltına alındı.

    Gece saatlerinde polis ve jandarma tarafından eylem yapan işçilere düzenlenen operasyonda çok sayıda işçi ve İnşaat-İş yöneticisinin gözaltına alındığı aktarıldı.

    “ZORLA BASKIYLA ÇALIŞTIRIYORLAR”

    İnşaat-İş Sendikasının Twitter hesabından yapılan paylaşımlara göre jandarma ekipleri saat 03.00 sularında koğuşlara baskın düzenledi. Kapılar kırılarak düzenlenen baskında elinde isim listesi olan jandarma ve polisin özellikle eyleme öncülük eden işçileri gözaltına aldığı belirtildi.

    Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, gözaltına alınan işçilere ilişkin “Saat gece 3’te 30’arlı biçimde gözaltılar yapıldı. Direnişin öncüsü olan arkadaşlarımız gözaltına alındı. Bizler gözaltıların serbest bırakılmasını istiyoruz. Kaymakamla yapılan toplantı direnişi bitirmemiz yönündeydi. Ama biz işçilerin talepleri karşılanmadan işçilerin direnişi bitirmeyeceğini söyledik. Bugün zorla baskıyla çalıştırıyorlar arkadaşlarımızı, ama iş barışı olmadan bu şantiyede insanca çalışma koşulu beklenemez. Bu süreci örgütleyeceğiz.” açıklaması yaptı.

    HDP’Lİ VEKİLLER DE ORADAYDI

    Sezgin Kartal’ın aktardığına göre şafak baskınıyla yaşanan gözaltılar üzerine 3. Havalimanı inşaat alanına Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Serpil Kemalbay, Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen, Züleyha Gülüm ve Erkan Baş ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Ali Şeker geldi.

    Burada gazetecilere açıklama yapan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, gözaltı sayısının 300 ila 400 arasında olduğu bilgisini paylaştı.

    400’E YAKIN İŞÇİ GÖZALTINDA

    HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm de aralarında sendika yöneticilerinin de olduğu 400’e yakın işçinin gözaltına alındığını söyledi.

    Diğer işçilerin tehdit edildiğini de belirten Gülüm, ‘şantiye alanında adeta sıkıyönetim ilan edilmiş’ dedi.

    Kenanoğlu ayrıca, gözaltına alınan işçilerin üç ayrı jandarma karakolunda tutulduklarını aktardı.

    HDP İstanbul Milletvekili Erkan Baş ise yüzlerce işçinin gözaltında olduğunu söyledi. Çevre karakollara hukukçuların gittiğini belirten Baş, “Sadece 1 karakolda 200’ün üzerinde gözaltında işçi var” dedi. İşçi eylemi için “İşçilerin köle koşullarından kurtulmak için hak aramasından daha doğal bir şey yok” diyen Baş, “Burası köle kampına benziyor” ifadesini kullandı.

    ŞİRKET GÖRÜŞMEDEN ÇEKİLDİ

    Dün sabah erken saatlerde başlayan eylem kısa sürede yaygınlaşarak kitleselleşmişti.  Eylemin kitleselleşmesi üzerine şirket yetkilileri bölgeye kolluk kuvvetlerini çağırdı. TOMA’larla şantiyeye giren jandarma ekipleri işçilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Eylemin saldırıya rağmen devam etmesi üzerine şirket yetkilileri işçilere görüşme çağrısı yaptı. Yapılan görüşmede şirkete 15 maddelik talep listesi iletildi. Taleplerin insani olduğunu söyleyen ve karşılanacağını ifade eden şirket yönetimi bunun protokole çevrilmesine itiraz etti. İşçi temsilcilerinin ısrarı üzerine “Ne yaparsanız yapın” diyen şirket yetkilileri görüşmeden çekildi. (HABER MERKEZİ)

  • Temizlik işçisi Kılıç, CHP Genel Merkezi önünde süresiz açlık grevi başlattı

    Temizlik işçisi Kılıç, CHP Genel Merkezi önünde süresiz açlık grevi başlattı

    PİRHA – CHP İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işten atılan temizlik işçisi Mahir Kılıç, işinin iadesi için CHP Genel Merkez önünde sürdürdüğü oturma eylemini süresiz açlık grevine dönüştürdü. 

    Çalıştığı CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne kadro davası açtığı gerekçesiyle işten çıkarılan 258 işçiden biri olan Mahir Kılıç, İzmir’de başlattığı eylemini geçtiğimiz haftalarda CHP Genel Merkezi önüne taşıdı. 37 gündür Ankara CHP Genel Merkez önünde oturma eylemi yapan Kılıç, eylemini süresiz açlık grevine dönüştürdüğünü duyurdu.

    Kılıç her sabah CHP Genel Merkez önünde sabah 11.00’de basın açıklamasını yaparak oturma eylemine başlıyor. Kılıç oturma eyleminin 37. günü süresiz açlık grevinin ise 2. gününde olduğunu belirterek, “Onurumla çocuklarımın geleceği için direniyorum” dedi.

    CHP’nin işçi kıyımı yaptığını söyleyen Kılıç, “CHP şu anda faşist AKP ile aynı çizgide olduğunu kabul ediyor. Aydın Büyükşehir belediyesi’nde arkadaşlarımız da direniyor, onlar da aynı sorunları yaşıyor” dedi.

    CHP önündeki eylemine devam edeceğini vurgulayan Kılıç, çocuklarının geleceğini almadan gitmeyeceğini söyledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Novamed’de kadın direnişi kitaplaştırıldı: Bir Kadın Grevi

    Novamed’de kadın direnişi kitaplaştırıldı: Bir Kadın Grevi

    Novamed’li kadınların bir yılı aşkın süren hak arama mücadelesi “Bir Kadın Grevi” adı ile sosyolog Feryal Saygılıgil tarafından kitaplaştırıldı. Kitap, Almanya merkezli Fresenius Medical Care’e (FMC) bağlı olarak 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyet sürdüren Novamed’te, Petrol-İş Sendikası’na üye 83 kadın işçinin direnişini anlatıyor.

    Sosyolog Feryal Saygılıgil’in “Bir Kadın Grevi: Serbest Bölge’de Kadın Olmak” isimli çalışması Güldünya Yayınları’ndan çıktı.

    Kitap, Almanya merkezli Fresenius Medical Care’e (FMC) bağlı olarak 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyetini sürdüren Novamed’te, Petrol-İş Sendikası’na üye 83 kadın işçinin direnişini anlatıyor.

    NOVAMED’Lİ KADINLARIN 448 GÜNLÜK DİRENİŞİ

    Kadın işçiler maruz kaldıkları saldırıları bertaraf etmek, sendikalaşma haklarını savunmak için 26 Eylül 2006’da greve çıkmıştı.

    Düşük ücret verilmesi, hamileliğin takvime bağlanarak sıraya konulması, tuvalete gitmenin önce yasaklanması, sonra dakikalara bağlanması, kadınların aybaşı dönemlerinin sorun olması gibi nedenlerle 83 kadının başlattığı direniş, 448 gün sürmüş ve üç yıllık toplu iş sözleşmesi imzalanarak sonlanmıştı.

    Bir yılı aşkın süren grev kadınların direnişini ve örgütlenme deneyimlerini, hak arama mücadelelerini gelecek kuşaklara aktarmak açısından önemliydi. Saygılıgil de kitabında bu önemli deneyime mercek tutuyor.

    “Patriyarkaya Yaklaşım”, “Sınıf Analizinin ve Deneyiminin Önemi”, “Emek, Görünmeyen Emek”, “Sermaye ile Patriyarka Birlikteliği”, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadın İşçilerin Durumu”, “Türkiye’de Kadının İşgücü Piyasasındaki Durumu”, “Kadın İşçi Sendika İlişkisi” gibi konuların ele alındığı kitapta, serbest bölgelerde çalışan kadınların örgütlenme deneyimleri, direniş stratejileri de aktarılıyor.

    Fabrikada kadın olmaktan meslek hastalıklarına, vardiyalı çalışmaktan işçilerin hayallerine kadar pek çok konuya mercek tutan Sosyolog Saygılıgil direnişi kitaplaştırma sürecini ise kitabın girişinde şu cümlelerle aktarıyor:

    “Petrol-İş Kadın Dergisi’nde Novamed’de çalışan kadınlarla yapılmış bir röportaj çıkmıştı. Oraya giderek grevdeki işçilerin deneyimlerini belgelemeyi, onlarla sohbet etmeyi çok istiyordum. Sinemacı Güliz Sağlam ile birlikte işçilerle görüşmek için Antalya Serbest Bölgesi’ne gittik.

    “Grevin 141’inci günüydü ve iki gün boyunca grevdeki kadınlarla sohbet ettik, çekim yaptık. Bu çekimlerden on iki dakikalık, Novamed Direnişi isimli bir belgesel hazırladık. Novamedli grevci kadınların deneyimini doktora tezim olarak belirlemem de bu sürece dayanmakta. Böylece hem yazılı hem de görsel olarak Antalya Serbest Bölge’de yaşanan bu önemli deneyimi aktarabilecektim.

    Bu arada Türkiye’deki diğer Serbest Bölgelerde yaşananları, çalışma koşullarını da merak etmeye başlamıştım. Serbest bölgelerde çoğunlukla kadın işçilerin çalıştırıldığını, yedek işgücü ordusu, ucuz işgücü olarak görüldüklerini, dünyadaki pek çok yerde Serbest Bölgelerde işgücünün kadınlaştığından haberdardım.

    “Acaba Türkiye’de nasıldı? Çalışma koşulları ne durumdaydı? Kadın işçilerin deneyimlerinden ne sonuçlar çıkarabilirdim? İşte ilk bu sorularla çalışmaya başladım.”

    (Gazete Karınca)

  • Flormar, 120 işçiyi 25/2 maddesi kapsamında işten çıkardı; duruşma 14 Eylül’de-VİDEO

    Flormar, 120 işçiyi 25/2 maddesi kapsamında işten çıkardı; duruşma 14 Eylül’de-VİDEO

    PİRHA -Türk-Fransız sermayeli kozmetik üreticisi Flormar, uluslararası belgelerde yer alan ‘Sendikalaşmayı destekliyorum’ maddesinin altına imza atmasına rağmen 120 işçiyi işten çıkardı. İşçiler, iş kanununun 25/2 nolu maddesi ile işten çıkarıldı. Açılan davanın duruşması, 14 Eylül’den Kasım’a kadar 8 iş mahkemesi salonunda gerçekleşecek.

    Türk-Fransız sermayeli kozmetik üreticisi Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Flormar’da, sendikalaştıkları gerekçesiyle işten çıkarılan çoğu kadın 12o işçinin 15 Mayıs’tan bu yana fabrika önünde sürdürdükleri eylem devam ediyor.

    İşveren, kararlılıkla direnen işçilerin içerideki arkadaşlarıyla temaslarını kesmek için tel örgü ve brandanın ardından fabrikanın önüne iki otobüs çekti. İçeride kalan işçiler ise kapalı cezaevinde gibi çalışmak zorunda kalıyor.

    İşveren 120 işçiyi iş kanununun 25/2 nolu maddesi ile işten çıkardı, bu fesih sonucunda işçi herhangi bir tazminata hak kazanamadığı gibi iş güvencesi hükümlerinden ve işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor. Yasanın, “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller” başlığı ile sıralanan gerekçeleri ile işten çıkarılan işçiler; soğuk, yağmur, sıcak demeden işlerini geri istiyor.

    “FABRİKADA 5 KİŞİNİN YAPMASI GEREKEN İŞ 1 KİŞİYE YAPTIRILIYOR”

    PİRHA’ya konuşan direnişçi bir işçi, “Fabrikada adaletsizlik çok fazlaydı. Dur demek için sendikaya üye oldum. 25/2 den atıldım. Bu madde hırsızlığa kadar gidiyor. Bu haksızlığa dur demek için buradayım. Bizi fabrikada gece attılar, imzalamamamız için kâğıt verdiler. Direk kâğıtları yere attım. İmzalamadık içeride kalan arkadaşlarımız şu an çok ağır koşullarda çalışıyor. 5 kişinin yaptığı işi tek kişi yapıyor. İçeride çalışan arkadaşlarımızın durumu biz grevcilerden daha zor” diye konuştu.

    “ŞİKAYETİMİZ DEĞERLENİRMEYE ALINMADI BİLE”

    Petrol- İ yöneticisi Şivan Kırmızıçiçek ise “Atılan arkadaşlarımızın yüzde 80’ni kadın. Atılan arkadaşlarımızdan 2 yıl 5 yıl, 10 yıl çalışan da vardı. Hiçbir sosyal hakları yoktu güvenceleri yoktu. Evlerine bir lokma götürmek için sendikamıza üye oldular ama işveren bunu tanımıyor istifa etmeleri yönünde zorlanıyorlar. Bu süreçte bir engelli arkadaşımız vardı bu baskılardan dolayı hastaneye kaldırıldı, yoğun bakımda kaldı. Şu an sol tarafı felç. Biz kapıda beklediğimiz için işveren şikâyet ediyor, polis, kaymakam geliyor bize baskı yapıyor. Biz de suç duyurusunda bulunduk. 2.5 ay geçti şikâyetimiz değerlendirilmedi, dava konusu bile olmadı.

    25/2 MADDESİ NEDİR?

    İş yasasında işverenlere işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller nedeniyle iş sözleşmesini (haklı nedenle ve derhal) sona erdirme hakkı 25/2. madde kapsamında tanınıyor. Bu fesih türü sonucunda işçi herhangi bir tazminata hak kazanamayacağı gibi iş güvencesi hükümlerinden ve işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor.

    İşverenler işçileri işe almamak için 25/2 den işten atarak işçilerin bir daha hiçbir yerde çalışmamaları için bu maddeyi yürürlüğe koyuyor. İş müfettişlerinin incelemesine geçen örneklerden bir tanesinde, işverenlerin işçilere bir daha iş bulamayacaksınız ifadeleri var. Flormar işçilerinin ilk mahkemesi geçtiğimiz yıl Eylül ayında yapılmış, 12 işçinin işten çıkarılması mahkemeye taşınmıştı. Yargıtay işvereni haklı görerek çıkartılan işçiler için yasadışı eyleme katılmak ifadesini kullanmıştı.

    MAHKEME 14 EYLÜL’DE BAŞLIYOR

    12 işçinin çıkarılmasından sonra Flormar’da 120 işçi daha işten çıkarıldı. 8 mahkemeye taşınan davada işverenin, mahkemede işçilerin yasadışı eylem yaptığı ve işverene saygısızlık yapıldığı yönünde ifadeleri yer alıyor. İşçi avukatları işçinin demokratik hakkını kullandığını, bu hakkın yasal olduğuna dair dava dilekçelerini mahkemeye sundular. Davanın duruşması, 14 Eylül’den Kasım’a kadar 8 iş mahkemesi salonunda gerçekleşecek.

    …..

    1961 YILINDAN 2018’E MÜCADELE DEVAM EDİYOR

    Grev ve toplu sözleşme talebinin yasalarda yer bulması 1960’lara kadar uzanıyor. 1960 darbesi sonrası yönetime el koyan askeri cunta, toplusözleşme ve grev hakkını açıkça tanımasına karşın, gerekli diğer yasal düzenlemeleri hayata geçirmedi. Bu hak ilerleyen yıllarda işçilerin fiili mücadelesiyle somutluk kazandı. Yasal düzenlemenin olmaması nedeniyle hakkın fiilen kullanılmasının engellenmesine tepki gösteren işçiler, 1961’de Saraçhane Mitingini düzenledi. Mitinge yaklaşık 200 bin işçi katıldı. Bu mitingle işçiler hem örgütlenme haklarına sahip çıktıklarını ifade etti hem de grev ve toplusözleşme taleplerini haykırdı.

    86 gündür grevi devam eden Flormar işçileri de sendika haklarından dolayı işten çıkarılmalarını Flormar önünde protesto ediyor ve işten çıkarılma gerekçesi olan 25/2 maddesini mahkemeye taşıdı.

    Rohat EMEK/GEBZE

     

  • Belediye işçisi Mahir Kılıç direnişi CHP Genel Merkezi önüne taşıyor

    Belediye işçisi Mahir Kılıç direnişi CHP Genel Merkezi önüne taşıyor

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki işlerine son verildiği için 183 gün açlık grevi yapan Konak Direnişçileri’nden Mahir Kılıç, Karşıyaka Belediyesi’yle imzaladığı işe dönüş protokolünün uygulanmaması nedeniyle CHP Genel Merkezi önünde açlık grevine başlayacak.

    Konuyla ilgili İleri’ye konuşan Kılıç, gelinen noktada durumlarının hafife alındığını belirterek, direnişi CHP Genel Merkezi önüne taşıyacağını söyledi.

    ‘EN UFAK BİR IŞIK GÖRMÜYORUM’

    Kılıç, 73 gün önce imzalanan protokolün ardından ailesine bir üyenin daha katıldığını ve dolayısıyla sorumluluklarının arttığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Protokolün uygulanacağına dair en ufak bir ışık görmüyorum. Ama buradan Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ve Yardımcısı Ali Hıdır Köseoğlu’na seslenmek istiyorum.

    Belki beni oyaladığınızı ya da kandırdığınızı düşünebilirsiniz ancak sadece kendinizi kandırdığınızı zamanı geldiğinde öğreneceksiniz. Ben Akpınar’la konuştuğumda onu samimi sanmıştım. Şimdiyse yanıldığımı anlıyorum.”

    O PROTOKOL

    14 Mayıs’ta Karşıyaka Belediye Başkan Yardımcısı Ali Hıdır Köseoğlu, bazı kurumların temsilcileri ve Mahir Kılıç arasında imzalanan protokolde, Kılıç ve diğer direnişçilerin belediyede işe alınma başvurularının derhal işleme konulacağı belirtiliyor.

  • Malatya’da köylüler madene karşı direnişe geçti

    Malatya’da köylüler madene karşı direnişe geçti

    Malatya’nın Doğanşehir ilçesindeki bir Alevi köyü olan Dedeyazı’da yaklaşık 10 yıldır işleyen maden ocağı sürekli el değiştirerek belirli aralıklarla devam ediyordu. Yıllardır doğalarını tahrip eden madene karşı mücadele eden halk, mahkeme tarafından verilen 2 yürütmeyi durdurma kararına rağmen rahat nefes alamadı. İşlemeye devam eden madenler halkın yine tepkisine neden oldu. Etha’da yer alan habere göre, halk eyleme başladı.

    Halk köye, “Vahşi madenciliğe hayır”, “Doğasını hor kullanan geleceğini kör görür”, “Dedeyazı’da doğa katliamlarına, yıkıma ve talana hayır”, “Suyuma, ormanıma, toprağıma, havama dokunma”, “Dedeyazı’da madene hayır” yazılı pankartlar astı.

    TARIM ALANLARIMIZ YOK EDİLİYOR

    Firma yetkililerinin “Bu köyü başınıza yıkarız” diyerek tehdit ettiği köylüler, “Tarım arazilerimiz yok ediliyor, çocuklarımız dinamit seslerinden korkuyor. Gürültü ve tozdan evlerimizde oturamıyoruz” diyerek madene tepki gösterdi. Köylüler, ayrıca içme suyu bulmakta zorlandıklarını da belirtti. Köylüler, “Yaşam alanlarımızı teslim etmeyeceğiz, 300 yıllık köyümüzden ayrılmayacağız” dedi.

    İLGİLİ HABERLER

    Dedeyazı köylüleri direniyor

  • Zeynep Yerli, KHK ile ihraç edilmişti, görevine iade edildi: Bu, tüm direnişçilerin zaferidir

    Zeynep Yerli, KHK ile ihraç edilmişti, görevine iade edildi: Bu, tüm direnişçilerin zaferidir

    KHK’lerle ihraç edilen ve işi geri almak için bir yıldır Ankara Defterdarlığı önünde eylem yapan Zeynep Yerli, görevine iade edildi. Yerli, “Bu, tüm direnişçilerin zaferidir” dedi. 

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından 110 bin 778 kişi kamu görevinden ihraç edildi. KHK’lerle ihraç edilen ve işi geri almak için bir yıldır Ankara Defterdarlığı önünde eylem yapan Zeynep Yerli, görevine iade edildi.

    Yerli, “Bu, eylem yapan tüm direnişçilerin zaferidir. Dediler sen yolu açtın, arkadan biz geleceğiz. Onlar daha coşkuluydu. Benim içim buruktu, arkadaşlarım da iade edilmediği için. Semih Özakça ilk arayanlardandı. Korkuya yenilirseniz, iktidarın kuklası olursunuz” dedi.

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ‘ın haberine göre, Ankara Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü’nde görevliyken 22 Kasım 2016’da ihraç edilen Zeynep Yerli, Mart 2017’de Ulus’taki işyerinin önünde iş arkadaşı Cemal Yıldırım ile birlikte “İşimi geri istiyorum” diye eyleme başladı. Yerli, 6 Haziran tarihli OHAL Komisyonu kararında, “Başvurucunun terör örgütleriyle irtibatını gösteren herhangi bir bilgi belge elde edilemediği ve bu nedenle kamu görevine iadesinin yerinde görüldüğü” bildirildi.

    Yerli’nin söyleşisi söyle:

    – İhraç kararını nasıl öğrendiniz?

    22 Kasım 2016 günü 16 yıldır çalıştığım Ankara Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü’ne her zaman olduğu gibi geldim. O gün yanımda olan bir arkadaşıma telefon geldi. Yukarı çıktı. Tekrar yanıma geldi ‘Abla metanetli ol’ dedi. ‘Ne oldu?’ dedim. Yeni bir KHK çıkmış dedi. Ben tabii üstüme alınmıyorum hiç. Önce “Cemal Yıldırım” dedi. Çok iyi arkadaşımdır. “Cemal ne yapmış” diye sordum. “Abla sen de varsın” deyince “Hadi ordan ne diyorsun” dedim. Ben değilimdir, mümkün değildir diye kabullenmek istemedim. Sisteme bakınca onun şokuyla kapının önüne çıktım. Bir sigara içtim. Sonrasını hatırlamıyorum, bayılmışım. Ben evinden işine, işinden evine giden, süslenen, çocuklarıyla gezen tozan biriydim. Aktif politik bir yapım yoktu. Amirlerim dahil bütün daire “mümkün değil” dedi. O günü hastanede geçirdim. Eve geldiğimde herkes şaşkınlık içindeydi.

    – Çocuklarınız bu durumdan nasıl etkilendi?

    17 ve 14 yaşlarında iki kızım var. Ben iki günümü hatırlamıyorum. İğne yapılmıştı. Çocuklarım içe kapandı, tırnak yemeye başladı. Küçük kızım kronik ürtiker oldu, ellerinde kaşıntı / yaralar çıktı. Büyük kızımın tırnakları yok denecek kadar kayboldu. “Benim annemin suçu ne? Benim annem FETÖ’cü olamaz. Benim annem Atatürkçü’dür” dediler hep. Ben bu şekilde 3-4 gün sinir krizi geçirmişim. Doktor, “böyle bilinci kapalı kalabilir, beyin kanaması geçirebilir, ölebilir” demiş. Tansiyonum 3’e düşüyor, bir anda 16’ya çıkıyor. Sinir krizlerinde polis eşliğinde bağlı şekilde hastaneye götürülmeyi hiçbir eş görmek istemez.

    – Bu süreçte para kazanmak için başka işlerde çalıştınız mı?

    Bu süreçte de hep sıkılıyorsun, bunalıyorsun. Kimseden para istemiyorsun. Ankara Belediyesi’ne bağlı BELMEK’in kursları vardı. Arkadaşlarım, “Yemek becerilerin var, biraz daha toparlanmana yardımcı olur” dediler. Belediye’ye gittim. TC’mi yazınca sakıncalı yazıyordu. Belediyedeki yemek kursuna dahi giremedik. Bir tokat da ordan geldi. Süleyman Soylu ihraç olanlar “ağaç kabuğu yesin” diyor. Sakıncalı kelimesi beni kamçılayan bir olay oldu. Ağrıma gitti, dokundu. Bunun üzerine kendi el becerilerimle yaptığım kapı süslerini satmaya başladım. Ev hanımı Zeynep bir tarafa gitti. Eylemci bir Zeynep, arkasından üretken bir Zeynep oluşmaya başladı.

    – Peki, somut olarak neden ihraç edildiniz, size bir gerekçe bildirildi mi?

    Hayır. Kurum amirlerim, “Bizim bilgimiz yok, çocuklarımın üzerine yemin ederim” dediler. 2013 yılında 4+4+4 düzenlemesi çıktığı zaman ben sosyal medyada Penguen ve Cumhuriyet gazetesi haberini beğenip paylaştım. Maliye Bakanlığı’nda ben dahil 7 kişi olarak BİMER’e şikâyet edilmişiz. CHP propagandası yaptığımız iddia edilmiş. Böyle bir soruşturma geçirdik. İşyerinden herhangi bir ceza verilmedi. Ancak Erdoğan’a hakaret ettiğimiz iddiasıyla 7 bin 500 adli para cezası aldım, bu da ertelendi. Bunun dışında bir neden bulamadım.

    – Eylem yapmaya nasıl karar verdiniz?

    5 ay evden çıkamadım. Her gün bayılıyordum. Psikolojik tedavi görmeye başladım. İlaç kullandım. Bir gün şubat ayında Yüksel Caddesi’nde Nuriye Gülmen’in başlattığı eyleme gittim. Orada Acun Karadağ, Semih Özakça , Veli Saçılık vardı. Akşam onların basın açıklamasını, ürkek, korkak bir şekilde uzaktan izledim. Ben, hep bunlar neden başıma geldi diye düşünürken onlar açıklamasında “bizler” vurgusu yapması beni sarstı, kendime getirdi. Daha sonra Cemal, işyeri önü eylemi düşündüğünü söyledi. Ben de gelirim dedim. Pazartesi oldu, gidemedim, korktum. Cemal’i arayıp, “Cemal ben gelemedim, korktum” dedim. O dönem korktuğumdan utandığım bir dönemdi. İçimde kocaman bir öfke vardı. Yargı yolu kapanmıştı. Cemal’in eyleminin 7. haftasında ben de dahil oldum.

    – İlk anda ne hissettiniz, ailenizin tepkisi ne oldu?

    Ben ilk eyleme çıktığımda bacaklarım titreyerek, nefes alamayarak yüzümde büyük bir korku ile çıktım. Çocuklarım istemedi. İleride onlar elbetteki soracaklar, bu kadar haksızlığa, hukuksuzluğa karşı anne sen ne yaptın diye? O zaman benim onlara verebileceğim bir yanıtım olmalı. Çocuklarım ikna oldu. Ailem de iş arkadaşlarım da yanıma gelerek destek verdi. Bu eylem bana haksızlığa karşı nasıl direnileceğini öğretti. Ürkek ve korkak Zeynep yok şimdi.

    – Gözaltına alındınız mı eylem süresince?

    Afrin harekâtı yapıldı. Ankara Valiliği eylemlere yasak getirmeye başladı. İlk gözaltımda korktum. Zangır zangır titriyorsun. 20 kez alındım, bir yerden sonra alışıyorsun, saymayı bırakıyorsun. Gözaltına alınıyorsun, idari para cezası kesiyorlar. İdari para cezalarının tahsil edildiği yerde çalıştım. Yere tükürene de ‘fuhuş yapana da’ işini geri isteyene de aynı cezayı kesiyorlar.

    – Göreve iade kararını nasıl öğrendiniz?

    6 Haziran’da sabah kapı çaldı, kızım açtı. “Postacı seni çağırıyor” dedi. Postacımız değişmiş. Sarı büyük zarf aldım. Olumsuz bir şeylere o kadar şartlanmışım ki hiçbir şey anlamadım. Üç avukatıma fotoğrafını çekip attım. Aradı, “Abla sen işe iade edilmişsin” dedi. “Hadi canım sen de” dedim. Eylem yapanların görevine dönmeyeceği algısını oluşturdular. Oysa herkes eylem yapsaydı bir değil binlerce kişi göreve iade edilecekti.

    – Göreve iadenizle ilgili ne hissediyorsunuz?

    Bu, eylem yapan tüm direnişçilerin zaferidir. Dediler sen yolu açtın, arkadan biz geleceğiz. Onlar daha coşkuluydu. Benim içim buruktu, arkadaşlarım da iade edilmediği için. Semih Özakça ilk arayanlardandı. “Abla bu hepimizin zaferi” dedi. Nasıl oldu bilemiyorum ama direne direne olduğunu gördüm.

    – Diğer ihraç edilenlere nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?

    Korkmasınlar. Pasif bir siyasi kimliği olan Zeynep Yerli, iktidarın üstüme yıktığı suçu, üstüme oturtamadım. Hazmedemedim. Haklılığıma inandığım için sokağa çıktım. Korkularına yenik düşerlerse iktidarın bir parçası olurlar, kabullenmiş olurlar. Hepimiz korkuyoruz. Ama korkumuzu cebimize koyup eyleme çıkıyoruz. Çarşaf çarşaf KHK listelerine isimlerimiz yazılarak ihraç edilirken, niçin OHAL Komisyonu kararı ile iade ediliyoruz. İade kararını neden Resmi Gazete’de yayımlamıyorlar. İadeyi itibarımızı neden vermiyorlar? Ben iade edildim ama bir buçuk yıllık haklarım ne olacak? l