Etiket: direniş

  • İzmir’de Gezi’nin 10. yılı açıklaması: Gezi ruhu bitmedi-VİDEO

    İzmir’de Gezi’nin 10. yılı açıklaması: Gezi ruhu bitmedi-VİDEO

    PİRHA- Gezi Direnişi’nin 10’uncu yıl dönümü İzmir’de hatırlatılırken, Gezi ruhunun bitmediği ve direnişe devam edileceği vurgusu yapıldı.

    Gezi Direnişi’nin 10’uncu yıl dönümüne ilişkin İzmir’de açıklama yapıldı.

    İzmir’de Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapıldı. “Gezi tutukluları serbest bırakılsın” pankartı açılan açıklamada “Biz Geziciyiz siz gidici”, “Gezi’de yitirdiklerimize söz biz kazanacağız” ve “Seçimle değil devrimle gidecek” dövizleri taşındı.

    Açıklamada sık sık “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, ” 15’inde bir fidan Berkin Elvan”, “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Her yer Taksim her yer direniş”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Devrim şehitleri ölümsüzdür” sloganları atıldı.

    Açıklamaya kentte bulunan siyasi parti, kurum, sendika ve meslek odalarının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “PUSULAMIZ GEZİ’DİR”

    Grup adına basın metnini okuyan Maden Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yöneticisi Kemal Çakmak, Gezi’nin onuncu yılında,  şehir şehir dalga dalga yayılan, yasaklara, hukuksuz cezalara, baskıya, ranta, talana, yalana, tüm ayrıştırma politikalarına karşı yan yana durdukları o şanlı direnişten hala ilk günkü gibi gurur duyduklarını vurguladı. Çakmak, “Bilsinler ki bizim pusulamız Gezi’dir. İnsanca, özgür, adil, refah içinde, demokratik bir yaşam talebimiz ve hak arayışımız hep sürecek. Onuncu yaşında da, Gezi’yi hep genç kılan, bizi hep ayakta tutan, tüm hayallerimiz gerçek olana kadar dilimizden düşmeyecek olan sloganıyla anıyoruz. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Direnen köylülere şafak baskını; 11 köylü darbedilerek gözaltına alındı-VİDEO

    Direnen köylülere şafak baskını; 11 köylü darbedilerek gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- Muğla’nın Deştin Köyü’nde kurulması planlanan çimento fabrikasına karşı direnen 11 köylü gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan ikisi 18 yaşından küçük oldukları gerekçesiyle serbest bırakıldı. Köylülerin direnişi devam ediyor.

    Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Deştin Köyü’nde ‘Muğla Çimento’ tarafından kurulmak istenen çimento fabrikasına karşı köylülerin direnişi devam ediyor. Köy halkı, inşaat alanına giden yolu kapatarak inşaat kazanın geçişini engellemeye çalışmıştı. Köylülerin nöber eylemine sabaha karşı jandarma müdahele etti. Müdahele esnasında 11 kişi darbedilerek gözaltına alındı.

    “BİZİM ÖNÜMÜZDE SÜRÜNMESİ GEREKEN İNSANLAR SÜRÜNSÜN”

    Darbedilerek gözaltına alınan, daha sonra serbest bırakılan 16 yaşındaki gencin annesi “Benim 16 yaşındaki çocuğum çadır nöbetinde yerlerde süründü. Jandarma kafasına bastı. Niye bize sahip çıkmıyorlar? Neden benim çocuğum yerlerde sürükleniyor. Bir insanın kafasına basmak nedir?” diyerek tepki gösterdi.

    “BİZİ ZEHİRLEMEK İSTİYORLAR”

    Direniş nöbetimde gelini gözaltına alınan Kevgire Şener “ Hani şiddet yoktu. Gösterin bize. Gelimi burada 10 kişi bekliyor. Biz burada şiddeti de gördük tekmeyi de gördük.  Şirketin derdi bizleri zehirlemek. Topraklarımıza çimento fabrikası yapmak istiyorlar. Meydan onların oldu” diyerek, eyleme devam edeceklerini söyledi.

    PİRHA/MUĞLA 

  • Özen: Maraş Katliamı’nda direndi, ‘25 Aralık Mehmet Mengücek’i Anma Günü’ ilan edilsin!

    Özen: Maraş Katliamı’nda direndi, ‘25 Aralık Mehmet Mengücek’i Anma Günü’ ilan edilsin!

    PİRHA – Milletvekili Zeynel Özen, 25 Aralık’ın Mehmet Mengücek’i Anma Günü ilan edilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına kanun teklifi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 25 Aralık’ın, Maraş Katliamı sürecinde mücadele yürüten Mehmet Mengücek’i Anma Günü ilan edilmesi hakkında TBMM’ye kanun teklifi verdi.

    “OLAĞANÜSTÜ BİR DİRENİŞ SERGİLEMİŞTİ”

    Milletvekili Özen, kanun teklifinin “Genel Gerekçe” bölümünde 1978 yılının 19-26 Aralık tarihleri arasında 7 gün süren Maraş Katliamı’nda resmi rakamlara göre 111 kişinin yaşamını yitirdiğini, Alevilere ait yüzlerce ev ve işyerinin ise yakılıp yağmalandığını belirtti.

    Zeynel Özen, Mehmet Mengücek’in Maraş Katliamı’nda gösterdiği direniş sonucu kadın ve çocuklar olmak üzere birçok kişinin hayatını kurtardığını vurgulayarak şu ifadelere yer verdi:

    “19 Aralık’ta başlayıp 26 Aralık’a kadar aralıksız devam eden saldırıların ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Kahramanmaraş’ta toplu olarak gömülen birçok kurbanın bugün mezar yerleri bile belli değildir. Katliamlar her zaman savunmasız insanları, toplulukları hedef alır. Katliamlarda ayakta ve hayatta kalmanın yolu ise direnmektir. Maraş Katliamı’nın boyutlarının daha da büyümesinin önündeki en büyük engel bir kısım canların bu katliama karşı savunmasız insanları korumaları ve katillere karşı direnmeleridir.

    Maraş Katliamı’nda gösterdiği direnişte başta kadın ve çocuklar olmak üzere birçok kişinin hayatını kurtaran Mehmet Mengücek’tir. Mehmet Mengücek, katliamın olduğu günlerde Pazarcık’ın Yolboyu Köyü’nün muhtarıdır. Üstelik aynı tarihlerde (22 Aralık’ta) köyde kız kardeşinin düğünü varken, Maraş merkezde katliam haberini duyması üzerine insanları kurtarabilmek için Karamaraş Mahallesi’ne gitmiştir. Karamaraş Mahallesi’nde katliamcıların girişini 3 gün boyunca engelleyerek olağanüstü bir direniş sergilemiş ve bu uğurda can vermiştir. 25 Aralık 1978 tarihinde ebediyete intikal etmiştir.

    Bu kanun teklifi ile; Maraş Katliamı’nda hayatlarını kaybedenlere yönelik toplumsal farkındalık yaratmak ve yüzlerce canın hayatını kurtarırken can veren bu katliamdaki mazlumların simge isimlerinden Mehmet Mengücek’in hatırlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle bu kanun teklifi ile; 25 Aralık’ın Mehmet Mengücek’i Anma Günü olarak ilan edilmesi öngörülmüştür.”

    PİRHA/ANKARA

  • İran’daki direnişe üç dilden destek: Beraye Azadi-VİDEO

    İran’daki direnişe üç dilden destek: Beraye Azadi-VİDEO

    PİRHA-  Ahura ve Praksis müzik grupları, İran’daki direnişi konu alan ‘Beraye Azadi’ şarkısını 3 dilde seslendirerek direnişe destek mesajı verdi. Ahura müzik grubundan Zilan Yıldız, Mahsa Amini şahsında kadınların direnişin öznesi olduğunu kaydederken, Yasemin Belli ise bir mücadelenin sonucu olarak ‘Jin. Jiyan, Azadi’ sloganının evrenselleştiğine dikkat çekti. 

    İran’da Jîna Eminî’nin Rehber Devriyeleri (Gaşti İrşad) tarafından katledilmesinin ardından “Jin, jiyan, azadî” sloganıyla başlayan ve ülke geneline yayılan direniş devam ediyor. İranlı müzisyen Shervin Hajipoor’un Mahsa Amini ve kadın direnişine ilişkin yazdığı  “Beraye Azadi” adlı şarkı bir marş haline gelirken, dünyanın çeşitli yerlerindeki müzisyenler bu şarkıyı seslendirerek destek mesajları veriyor.

    Çalışmalarını İzmir’de sürdüren müzik grupları Ahura Ritim Topluluğu ve Praksis de, İran ve Rojhilat’taki direnişi konu alan şarkıyı yeniden düzenleyerek kaydetti. Çekim ve kurguyu FimxDC’nin üstlendiği şarkıyı video klip ile birlikte yayınladı. Kürtçe ve Türkçe seslendirilen şarkı ile ilgili üç dilde açıklama yayınlayan müzik grupları, İran’da kadınların öncülüğünde başlayan protestolara Türkiye’den müzikli bir selam gönderdiklerini belirtti.

    “İRAN’DAKİ MÜCADEYİ SAHİPLENMEK VE SANATA YANSITMAK İSTEDİK”

    Ahura müzik grubundan Zilan Yıldız, Türkiye’de kadınların farklı koşullarda da olsa İran’dakinden farklı şeyler yaşamadığını dile getirerek, İran’daki toplumsal mücadeleyi sahiplenmek adına çektikleri klibin öyküsünü, “Parça üç dilli olarak yapıldı. Ahura zaten çok dilli müzik yapan bir grup. Genelde bu coğrafya ve yakın çevredeki halkların dillerinden halk ezgileri söylemeye, icra etmeye çalışan bir grup. Praksis de protest müzik yapan bir grup. İki grubun tarzı birleştiğinde böyle bir şey çıktı ortaya. Hem çok dilli, bu coğrafyada bulunan birçok kişinin anlayabileceği dilden, aynı zamanda o protest ya da mücadele ruhunu yaşatabilen bir şarkı çıktı. Zaten İran’da bu şarkıyı yapan Shervin Hajipour isimli bir sanatçı bestelemiş, söz yazmış. Onun ana temasını ve Farsça sözlerini kullanarak geri kalan kısımlara Kürtçe ve Türkçe sözler yazıldı, bu şekilde icra edildi ve klip çekildi” diyerek anlattı.

    “KADIN ÖZGÜRLEŞİRSE YAŞAM DA ÖZGÜRLEŞECEKTİR”

    Yıldız, ‘Jin jiyan azadi’ sloganının bugüne kadar süregelmiş bütün kadın mücadelelerinin ortak sözü olduğuna vurgu yaparak, “İran’da Mahsa Emînî’nin öldürülmesinden sonra insanlar dayanıştılar ve mücadele büyüdü. Kadınlar bulunduğu her alanı daha güçlü hale getiriyor, güzelleştiriyor. Bir kadın eline kaşık aldığında çok güzel bir yemek yapabilir, eline bir enstrüman aldığında ya da bir fırça aldığında sanatı da aynı derecede güzelleştirebilir. Kadının bunları yapabilmesi için daha fazla alana ihtiyacı var, yani bize yeterli bir alan açılmadığı için istediğimiz şeyleri özgürce yapamıyoruz. Bir kadına alan açıldığı, özgürleşebildiği kadar yaratıcılığı da üreticiliği de özgürleşecektir. Dolayısıyla yaşamı da buna bağlı olarak özgürleşecektir” dedi.

    ‘JİN JİYAN AZADİ’ TÜM TOPLUMA MÜCADELE SİNYALİ VERİYOR

    Ahura müzik grubundan Yasemin Belli ise, ‘Jin jiyan azadi’ sloganın bir mücadelenin ürünü olarak ortaya çıktığını kaydetti. Bunun slogan olmaktan öteye geçtiğini ve toplumsallaştığını sözlerine ekleyen Belli, “Kürtçe  jin ve jiyan kelimeleri yaşamın aslında kadından doğru yola çıktığını anlatıyor. İkisinin sonuna bir özgürlük kelimesi ekleniyor. Bu üç kelime yan yana gelince doğduğumuz andan itibaren hayatta kalma mücadelesinin de özeti haline geliyor. Kadınlar toplumsal baskıya karşı daha fazla ses çıkardıkları için, daha fazla mücadele etme ihtiyacı hissettikleri için bu slogan kadından doğru yola çıkmış ama ne sadece Türkiye coğrafyasındaki halkları ilgilendiriyor ne de sadece kadınları ilgilendiriyor. Toplumun bütün kesimlerine özgürlük için mücadele etmek gerektiğini ve bunun da kadınlarla birlikte yürütülebilecek bir mücadele olabileceğinin sinyalini veriyor. Ne sadece kadınların mücadelesi ne de sadece erkeklerin mücadelesi, toplumu var eden, yarısı olan kadınların bir bütün olarak mücadele etmesi gerektiğinin anlamı üzerinden bakabiliriz bu slogana” dedi.

    “MÜCADELE YOĞUNLAŞTIKÇA SANAT DAHA DA POLİTİKLEŞİR”

    “Politik sanat mı üretilmeli? Yoksa sanatın kendisi mi politik olmalı?” tartışmasına katkı sunan Belli, mücadelenin yoğunlaşmasıyla sanat eserlerinin de politikleşeceğini kaydederek, “Var olduğumuz andan itibaren ürettiğimiz her sanat eseri aslında bir politik eserdir. Bu dönemde üretilen sanat ürünlerinin daha fazla politik olmasının sebebi de bu dönemdeki isyanın, mücadelenin daha fazla olmasıdır. Biz sanat aracılığıyla daha fazla insana ulaşma imkânını kullanarak mücadele ettiğimiz hangi alan olursa olsun sesimizi daha fazla insana bu şekilde ulaştırabiliyoruz” şeklinde konuştu.

    “MÜCADELEYE MÜZİKLE DESTEK VERDİK”

    Müziğin iyileştirici ve değiştirici bir etkisi olduğu gibi empati değerlerini de yüksek tutan bir yerde olduğuna işaret eden Yasemin Belli, şöyle devam etti:

    “Sayfalar dolusu bir metinle bunu duyurabilirdik ama karşıdakinin bu mücadeleyi hissetmesi noktasında sanatın ve özellikle müziğin bütünleştirici ve iyileştirici bir etkisi var. Biz bu şarkı sözlerinde ya da mücadele için söylenen ve hala üretilme noktasında olan bütün eserler için aynı zamanda iyileştiğimizi de söyleyebiliriz. Orada olsak biz de o mücadelenin bir parçası olacaktık. Şu an farklı bir coğrafyadayız ama oradaki duyguları algıladığımızı ve onların mücadelesine destek verdiğimizi müzik aracılığıyla da iletmiş oluyoruz. Bu onların yanında olduğumuzun güzel bir mesajı oluyor.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    NOT: Ahura ve Praksis müzik gruplarının ‘Beraye Azadi’ klibini aşağıkaki linkten izleyebilirsiniz.

  • İran’da rejim güçlerinin saldırısına karşı direniş büyüyor

    İran’da rejim güçlerinin saldırısına karşı direniş büyüyor

    İran ve Rojhilat kentlerinde rejim güçlerinin saldırılarına karşı direniş büyüyor.

    İran ve Rojhilat kentlerinde Jîna Emînî’nin katledilmesi sonrası başlayan protestolar 42’nci gününde devam ediyor. Mahabad, Bokan, Piranşar, Serdeşt, Bane, Seqiz, Diwander, Dêwlan, Kamyaran, Sine, Kirmaşan ve İlam başta olmak üzere birçok kentte protesto eylemleri büyüyor.

    Mahabad’ta dün yapılan eylemlerde devlete ait birçok kurum ve banka ateşe verildi. Kentin kaymakamlık binası bir süre halkın denetimine geçti. Rejim güçleri protestoculara ateş açtı. Bazı kişilerin hayatını kaybettiği belirtildi.

    Bane kentindeki protesto gösterilerine de İran rejim güçleri ateş açtı. 2 kişi hayatını kaybederek, birçok kişi de yaralandı.

    Diwander kentinde, dün katledilen 2 yurttaşın katledilişlerinin kırkıncı günü nedeniyle protesto gösterileri gerçekleştirildi.

    Loristan’ın Xuremawa kentinde Niker Şakeremi isimli yurttaşın katledilişinin kırkıncı günü nedeniyle protesto gösterileri yapıldı. Rejim karşıtı sloganlar atılan eylemlere rejim güçleri saldırdı. Birçok noktada protestocular ve rejim güçleri arasında çatışma yaşandı. Birucêrd ile Miyandwaw kentlerinde de protesto gösterileri aralıksız bir şekilde devam etti.

    Yine Tahran başta olmak üzere İran kentlerinde de büyük protesto gösterileri düzenlendi. Kerec, Meşhed, Erak, Şuş, Zahîdan ve daha birçok İran kentinde gerçekleştirilen protesto eylemlerinde çatışmalar yaşandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İBB’den işten çıkarılan işçilerden açıklama: Boyun eğmeyeceğiz!-VİDEO

    İBB’den işten çıkarılan işçilerden açıklama: Boyun eğmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- İBB’den işten çıkarılan işçiler ve akademisyenler Saraçhane Parkı’nda direnişlerinin 44. gününde bir araya geldi. Burada yapılan açıklamada, işe iade, güvenlik soruşturmaları ile işten çıkartılmaların son bulması ve kamuoyu önünde özür dilenmesi karşılanana kadar direnişin süreceği belirtildi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işten çıkarılan, aralarında barış akademisyenlerinin de bulunduğu işçiler, belediyenin karşısındaki Saraçhane Parkı’nda direnişlerinin 44. gününde bir araya geldi.

    Açıklamaya, Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul İşçi Komisyonu, İşçi Emekçi Birliği ve Kaldıraç da katıldı.

    Veysi Altıntaş’ın okuduğu açıklamada, işe iade, güvenlik soruşturmaları ile işten çıkartılmaların son bulması, kamuoyu önünde özür dilenmesi karşılanana kadar direnişin süreceği belirtildi.

    Açıklama şöyle:

    “İBB’den siyasi temsiliyeti de olan bir heyet talep ettiğimiz halde, meseleyi tekniğe indirgeyen 2 bürokratla muhatap kılındık. İlk resmi görüşmenin ilk anından itibaren İBB temsilcileri, haklılığımızı, maruz kaldığımız muamelelerin yanlışlığını, süreci çok kötü yürüttüklerini, İBB’nin yeterince ilkeli davranmadığını, iyi niyetimizin ve çözüme yönelik irademizin farkında olduklarını net bir şekilde kabul ettiler. İBB heyeti her görüşmede güvenlik soruşturması sürecinin hukuka ve anayasaya aykırı olduğunu, masumiyet karinesinin çiğnendiğini ve uygulamanın siyasi saiklerle başlatıldığını itiraf ettiler.

    “AVUKATLARIMIZLA TANE TANE ANLATTIK”

    Zaman kazanma kaygısıyla hareket ettiklerini bilmemize rağmen meseleyi her boyutuyla ele alma girişimlerine karşı çıkmadık ve teknik olarak da açmaz olarak tarif ettikleri her konuda nasıl bir yol izlenebileceğini uzman avukatlarımızla birlikte tane tane anlattık. Ancak her defasında İBB heyeti toplantılara hazırlıksız geldi, bir sonraki toplantıda cevaplanmasını talep ettiğimiz konulara yanıt hazırlamadı, gayri ciddi bir tavırla toplantı yer ve saatini değiştirme teşebbüslerinde bulundu ve işçilerin kendini ifade etme girişimlerini toplantıyı terk etme tehdidiyle bastırmaya çalıştı.

    “BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Önceki hafta cuma günü yaptığımız görüşme sonuçsuz kaldığı halde 4. görüşme için randevu vermekten bile imtina etti. Özetle, bugüne kadar yaptığımız 3 görüşmede, İBB tarafının iradesi tatmin edici bir çözüm ile masaya gelmedi. Bunun yalnızca bir işe iade yahut bir yerlerde iş bulunması meselesi olmadığını, hiçbir kabahati olmayan haysiyetli yurttaşlara yapılan muamelenin telafi edilmesinin belki bundan daha önemli olduğunu ne kadar anlatsak da karşı tarafa geçirmedik. Ancak bu tür ayak oyunlarını iyi tanıyoruz. Ve bunun karşısında nasıl mücadele edilmesi gerektiğini de iyi biliyoruz. Bu nedenle bugün burada gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz ki, direnişimiz, “İşe iade, güvenlik soruşturmaları ile işten çıkartılmaların son bulması, kamuoyu önünde özür dilenmesi” karşılanana kadar çok farklı zeminlerde sürecek! Asla yılmayacak ve bu zorba iradeye asla boyun eğmeyeceğiz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • IŞİD’in gerçekleştirdiği Ezidi katliamının 8. yılı

    IŞİD’in gerçekleştirdiği Ezidi katliamının 8. yılı

    PİRHA- 3 Ağustos 2014’de IŞİD tarafından Ezidilere yönelik yapılan katliamın 8. yılı. IŞİD’in Şengal’e yaptığı saldırılarda 2 bin 213 Ezidi katledildi, 390 binden fazlası yerinden edildi, 7 bini kaçırıldı.

    Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte ortaya çıkan IŞİD çeteleri, Kürt coğrafyasında farklı etnik kimlik ve inançlara dönük soykırımlar gerçekleştirdi. Musul’u ele geçiren IŞİD, daha sonra kendisine biat etmeyen Ezidiler başta olmak üzere Şebek ve Kakaî Kürtlerini, Şiileri ve Türkmenleri hedef aldı.

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidîlerin ana yurdu olan Şengal’e saldırdı. IŞİD’in saldırıları sonucu Ezidiler, 74’üncü kez soykırıma maruz kaldı. IŞİD, Şengal’in dört tarafındaki köylere saldırarak, katliama başladı. IŞİD’in büyük bir güçle 2 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırması sırasında KDP peşmergelerinin Şengal’den kaçmaları geride kalan Ezidilerin kaderini belirledi.

    BİNLERCE EZİDİ KATLEDİLDİ, KAÇIRILDI, KÖLE PAZARLARINDA SATILDI

    IŞİD saldırılarında 2 bin 213 Ezidi katledildi. 390 binden fazla Ezidi yerinden edildi. 7 bin Ezidi kaçırıldı. 4 bini kurtarılırken, kadınlar köle pazarlarında satıldı. 3 bin kadın ve çocuğun akıbeti hala bilinmiyor. Belirli aralıklarla açılan 12 toplu mezarda, Ezidilerin cenazelerine ulaşıldı.

    68 dini mekan yağmalandı. 150 bin insan açılan koridorda mahsur kaldı. Ezidi köylerinde ve Şengal dağlarında korkunç bir trajedi yaşandı.

    Katliamla birlikte hızla örgütlenen Ezidiler, 2014’te Şengal Direniş Birlikleri’ni (YBŞ) kurdu. Yine Kuzey Suriye’den gelen YPG güçlerinin yardımıyla açılan koridorda binlerce Ezidi, Kuzey Suriye kentlerine geçirildi.

    EZİDİLERE SOYKIRIM UYGULANDI

    Ezidilerin bir kısmı ise Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’a göç etmek zorunda bırakıldı. İşgalin ardından başlatılan operasyon 13 Kasım 2015’te sona erdi. İçinde Ezidilerin de bulunduğu Kürt güçleri, Şengal’i özgürlüğüne kavuşturdu.

    Şengal savunma birliklerinin koruduğu bölgeye, katliamın yaşandığı tarihten bu yana 8 bin aile geri döndü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 15 Haziran 2016 tarihinde Ezidilere ilişkin bir rapor yayımlandı.

    Raporda, IŞİD’in Ezidilere yönelik soykırım suçunu işlediği vurgulandı. Raporda, 400 bin Ezidi’nin öldürüldüğü, köleleştirildiği veya diğer insanlık dışı suçlara maruz bırakılarak yok edilmeye çalışıldığı da kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK’li emekçilerin Bakırköy’deki direnişi 279. haftasında: Biz kazanacağız-VİDEO

    KHK’li emekçilerin Bakırköy’deki direnişi 279. haftasında: Biz kazanacağız-VİDEO

    PİRHA- KHK ile görevlerinden alınan kamu emekçilerinin Bakırköy’deki direnişleri 279. haftasında da devam etti. Yapılan açıklamada hak ihlallerine dikkat çekilerek, KHK’lerin iptal edilmesi istendi. 

    Bakırköy’de OHAL gerekçesiyle çıkarılan KHK’larla işlerinden atılan kamu emekçilerinin direnişi 279. haftasında devam ediyor. Basın açıklamasını bu kez Ömer Sarsılmaz yaptı. Doğa katliamını anlatan Sarsılmaz, KHK’liler, tutuklular, adalet isteyen herkes için adalet taleplerini yineledi. KHK’lerin iptal edilmesini isteyen Sarsılmaz, “Eninde sonunda, biz kazanacağız” dedi.

    Sarsılmaz açıklamasına şöyle devam etti:

    “Brezilya donanmasına ait gemide 900 ton asbest olduğu ancak Çevre ve Şehircilik bakanlığı 9 ton olduğunu söylüyor. Halkımıza yalan söylemektedirler. Erzincan İliç’te altın madeni halkımızı zehirliyor. Şenyaşar ailesi ve Gülistan Doku ailesi adalet beklemektedirler. Sibel Balaç, Gökhan Yıldırım 200 günü aşmış ölüm orucuna devam etmektedirler. Tek istekleri adil yargılanmaktadır. Hasta tutsaklar ölüm burun burunadır. Devletin onları koruması asli görevidir. Fabrikalardan işçiler bahanelerle işten çıkarılmakta, açlığa mahkum edilmektedirler. Yoksulluğa engel olmalıyız. KHK’la hukuksuzdur.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • DİSK alanlara çıktı: Emeğimiz, haklarımız için yaşasın 15-16 Haziran direnişimiz! -VİDEO

    DİSK alanlara çıktı: Emeğimiz, haklarımız için yaşasın 15-16 Haziran direnişimiz! -VİDEO

    PİRHA- 15-16 Haziran direnişinin 52. yılında Türkiye’nin dört bir yanında DİSK’liler hakları için alanlara çıktı. Ankara ve Mersin’de yapılan açıklamada, “Fakirden çalıp, zengine veriyorlar. Bu durumda bizlerin, işçi sınıfının, insanca bir yaşam için, haklarımızı almamız için örgütlenmemiz gerekiyor. Bir olmamız, birlik olmamız, güçlü olmamız gerekiyor” denildi.

    DİSK, 15-16 Haziran direnişinin 52. yıl dönümünde Türkiye’nin bir çok kentinde alanlara çıktı.

    DİSK, Ankara’da Ulus Meydanı’ndaki heykelin önünde basın açıklaması yaptı. Eyleme Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın yanı sıra CHP’li ve HDP’li il yöneticileri de katıldı.

    ‘Yaşasın işçilerin birliği!’, ‘İnadına sendika, inadına DİSK’, ‘Direne direne kazanacağız’ sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını DİSK İç Anadolu Bölge Sorumlusu Tayfun Görgün okudu.

    “HİÇBİR BASKI BİRLEŞEN İŞÇİLERİ DURDURAMADI”

    Bundan 52 yıl önce Türkiye işçi sınıfının tarihinin yeniden yazıldığını dile getiren Görgün, 15-16 Haziran 1970’te bir araya gelen, omuz omuza veren işçilerin bu tarihi yazdığını kaydetti.

    15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin işçi sınıfının sendikal haklarını ve DİSK’i savunduğu şanlı bir direniş olduğunu vurgulayan Görgün, “O dönemin hükümeti, patronların isteği doğrultusunda DİSK’i yok etmek istiyordu. Böylece işçileri daha ucuza çalıştırmak istiyor, işçi sınıfına kölelik dayatıyorlardı. Ancak hiçbir baskı ile DİSK’i yok edemediler. İşçi sınıfını DİSK’ten koparamadılar. İşte bu nedenle dönemin hükümeti Sendikalar Kanunu’nda değişiklik yaparak DİSK’i ortadan kaldırmaya kalkıştı. Tüm tepkilere ve uyarılara rağmen Yasa Meclis’e getirilince DİSK direniş kararı aldı. İki gün boyunca İstanbul ve İzmit’te on binlerce işçinin iş bırakarak katıldığı genel direniş ve yürüyüşler yapıldı. Ne polis copları ne askeri panzerler… Hiçbir şey durduramadı birleşen işçileri” diye konuştu.

    “FAKİRDEN ALIP ZENGİNE VERİYORLAR”

    Yılın ilk 6 ayında resmi enflasyon yüzde 21’den 73’e fırladığına dikkat çeken Görgün, “Dar gelirlinin, asgari ücretlinin gıdadaki, mutfaktaki enflasyonu yüzde 130’a yaklaştı. Bu yılın ilk 5 ayında asgari ücretlinin 5 bin lirası yüksek enflasyon nedeniyle eridi gitti. Ülkeyi yönetenler ise bu geçim sorunlarına çare üretmek yerine, rakamlarla mücadele ediyor. Hiç kimsenin inanmadığı bir enflasyon rakamı açıklayarak bizleri daha düşük ücretlere mahkûm etmek istiyorlar. Enflasyonu olduğundan düşük göstererek emeğimizi daha da ucuzlatmak istiyorlar. Bunun adı hırsızlıktır! Fakirden çalıp, zengine vermektir” dedi.

    “BİR OLMAMIZ, BİRLİK OLMAMIZ, GÜÇLÜ OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Mersin’de DİSK Genel-İş’e bağlı işçiler yürüyüş düzenleyip, açıklama yaptı. Açıklamaya Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri destek verirken açıklamayı DİSK Genel-İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy okudu.

    Artan enflasyona, yoksulluğa, zamlara işaret eden Göksoy, “Bizlerin, işçi sınıfının, insanca bir yaşam için, haklarımızı almamız için örgütlenmemiz gerekiyor. Bir olmamız, birlik olmamız, güçlü olmamız gerekiyor. Örgütlenmemizin, haklarımızı savunmamızın önüne çıkan engelleri omuz omuza aşmamız gerekiyor” dedi.

    İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN TALEPLERİNİ SIRALADILAR

    İnsanca yaşamak istediklerini söyleyen Göksoy, taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Hayat pahalılığı karşısında işçi sınıfının yaşadığı gelir kaybını telafi etmesinin en önemli yolu, sendika ve grev hakkıdır. Bu hakların kullanımın önündeki tüm yasal ve fiili engeller derhal kaldırılmalıdır

    -Başta asgari ücret olmak üzere tüm ücretler ve emekli maaşları artırılmalıdır.

    -Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, temel tüketim mal ve hizmetleri vergi ve kesintiden muaf tutulmalıdır. Tüm fiyatları doğrudan etkileyen akaryakıt üzerindeki vergi yükü düşürülmelidir.

    -Enflasyon karşısında eriyen ücretler üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır. Kâr ve faiz gelirlerinin vergilendirildiği, çok kazananın çok vergi verdiği adil bir vergi politikası benimsenmelidir.

    -Yoksulluğu yenmek için güvenceli istihdam şarttır! Bugün başta belediyeler olmak üzere birçok iş kolunda çeşitli isimler altında devam eden tüm güvencesiz istihdam biçimlerine son verilmelidir. Kadrolu, güvenceli bir iş herkesin hakkıdır, belediye şirket işçilerine kadro verilmelidir. Emeğimiz, ekmeğimiz ve haklarımız için Yaşasın 15-16 Haziran Direnişimiz!”

    PİRHA/ANKARA-MERSİN

  • 15-16 Haziran direnişi 52. yılında

    15-16 Haziran direnişi 52. yılında

    PİRHA- Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 52 yıl geçti. 

    Türkiye işçi sınıfı açısından tarihi bir öneme sahip olan “15-16 Haziran İşçi Direnişi” 52’inci yıldönümünde.

    1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve bazı bağımsız sendikalar işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeye ve ilgi odağı olmaya başlamıştı.

    1967 yılında sınıf sendikacılığını savundukları için Türk-İş’ten ihraç edilen sendikalıların Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurulmasıyla direnişinin ilk kıvılcımı yakıldı. DİSK çatısı altında örgütlenen işçilerin eylemi o dönem gittikçe büyüdü.

    1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ortak imzasıyla kabul edilirken, yasa11 Haziran 1970’te onaylandı.

    POLİS KURŞUNUYLA 200 KİŞİ YARALANDI, 3 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan yasanın onaylanması büyük tepkiyle karşılandı. Belki de Türkiye tarihinin en büyük işçi direnişinin fitili ateşlenmiş oldu.

    15 Haziran 1970’de 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçiyle başlayan işçi direnişi, bir gün sonrasında 168 fabrikayı ve 150 bine yakın işçiye ulaştı.

    İstanbul merkezli direniş kısa bir sürede Kocaeli’nin tamamına yayıldı. Türk-İş’in örgütlü olduğu birçok fabrikadan da direnişe katılım oldu. 15 Haziran’da İstanbul ve Kocaeli’nde fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenleyerek, kent merkezlerine doğru yürüyüşler gerçekleştirdi. 16 Haziran’da polis işçilere müdahale etti. Polisin açtığı ateş sonucunda 2 işçi ve bir esnaf yaşamını yitirdi, 200 kişi de yaralandı.

    Eylemler devam ettiği sırada ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK Kurucu Başkanı Kemal Türkler başta olmak üzere birçok sendikacı tutuklandı.

    Meclis’ten geçen yasa Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Bunun üzerine yasa 9 Şubat 1972 tarihinde iptal edildi.

    DİSK kapatılırken birçok yöneticisi ve birçok işçi önderi tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Sendikal örgütlenmeyi daha da zorlaştıracak işyeri barajı, il barajı, bölge ve ülke barajları konuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • EnerjiSA işçilerinden Güler Sabancı’ya mektup: Haklarımızı alana kadar direneceğiz

    EnerjiSA işçilerinden Güler Sabancı’ya mektup: Haklarımızı alana kadar direneceğiz

    PİRHA- Sendika değiştirdikleri için işten atılan EnerjiSA işçileri, dört haftadır sürdürdükleri direnişlerini anlattıkları mektupları Güler Sabancı’ya yollayarak, “Bu mektuplarda sadece bizim sözlerimiz yok. Ailemizin, çocuklarımızın kelimeleri, yaşadıkları sıkıntılar var” dedi.

    TES-İŞ sendikasından ayrılıp DİSK/Enerji-Sen’e geçmelerinin ardından hukuksuz şekilde işten atılan EnerjiSA işçileri, dört haftadır sürdürdükleri direnişlerini anlattıkları mektupları Güler Sabancı’ya gönderdi.

    Yazdıkları mektupları atmak için PTT Yenişehir Şubesi önünde buluşan işçiler, ardından Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Tek tek söz alan işçiler, dört haftadır süren direnişlerini ve taleplerini mektuplarla Güler Sabancı’ya anlattıklarını ifade etti. Dört haftadır direnişleri boyunca hiçbir muhatap bulamadıklarını da ifade eden işçiler, yazdıkları mektuplara cevap alana kadar mücadelelerine devam edeceklerini söyledi.

    “HAKLARIMIZI ALANA KADAR DA DİRENİŞİMİZ DEVAM EDECEK”

    İşçiler açıklamalarında, “Bu mektuplarda sadece bizim sözlerimiz yok. Ailemizin, çocuklarımızın kelimeleri, yaşadıkları sıkıntılar var. Biz gerçek patronumuz olan Güler Sabancı’ya bu mektupları gönderdik. 25 gündür direniyoruz. Haklarımızı alana kadar da direnişimiz devam edecek” dedi.

    Konuşmalarının devamında, ‘Bunun Ankara ayağı olduğu gibi İstanbul ayağı var. İstanbul ayağı olduğu gibi Almanya ayağı var’ diyen işçiler İstanbul’a Sabancı Holding’in kulelerine yürüyeceklerini belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Adıyaman’da kadınlar, maden şirketinin iş makinelerini durdurdu

    Adıyaman’da kadınlar, maden şirketinin iş makinelerini durdurdu

    Kömür’de gece yarısı maden ocağı için yol açmaya çalışan şirket, kadınların direnişiyle karşılaştı. İş makinalarını durduran kadınlar, “Kabul etmiyoruz, izin vermeyeceğiz” diyerek açılan yolu geri kapattı.  

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Adıyaman’ın Kömür Beldesi’nin kuzey kesiminde yer alan Malê Berdıh (Serintepe) Mahallesi’nin kırsalında MEDOS Madencilik Şirketi, mermer ocağı yapımı için şantiye yolu yapmak istiyor. Malê Berdıh sakinleri ise, yapılmak istenen ocağa karşı 3 gündür direniyor. Mahalleliler, dün ve önceki gün iş makinalarını durdurarak, çalışmaların önüne geçti. Sabah erken saatlerde mahalleye gelen iş makinaları yurttaşlar tarafından bir kez daha engellendi. Çalışmalara dün gece gizlice başlayan şirketin 100 metreye kadar yol yaptığını gören mahalleliler, iş makinalarını durdurdu ve şirket çalışanları geri çekilmek zorunda kaldı.

    Direnişe öncülük eden kadınlardan İsmihan (İsê) Arslan adlı kadın, elindeki sopayı yere vurup, “Kabul etmiyoruz, izin vermeyeceğiz” diyerek, mahallede mermer ocağı yapılmasına tepki gösterdi.  Mahallelilerin bölgedeki nöbeti sürerken, kadınlar öncülüğünde şirketin açtığı yol, halk tarafından taşlarla kapatıldı.
    NE OLMUŞTU?
    Malê Berdıh Mahallesi’nin kırsal kesimlerinde 2016 yılında maden ocakları açılmak istenmiş, mahalleli 4 kez maden için açılması planlanan yol çalışmasını engellemişti. 2022’de ise MEDOS Maden Şirketi’ne “ÇED olumlu” kararı verildi. Kararla birlikte şirket çalışmalarına başladı. HDP’li Kömür Belediyesi kendi sınırları içinde yol çalışması yapan şirketin suç işlediğini belirterek, Adıyaman Savcılığı’na suç duyurusunda bulunurken, mahallelilerin direnişi üzerine şirket çalışanları geri çekilmek zorunda kalmıştı.


    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Başaran Aksu: İktidar, artan direnişler karşısında ya daha da otoriterleşecek ya da seçime gidecek

    Başaran Aksu: İktidar, artan direnişler karşısında ya daha da otoriterleşecek ya da seçime gidecek

    PİRHA- Son süreçte yükselen işçi direnişlerini değerlendiren Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, Ocak ayından bu yana gerçekleşen eylem dalgasının ekonomik krizin derinleşmeye devam etmesiyle birlikte yayılacağını söyledi. Aksu, “Siyasi iktidar ve sermayedarlar, artan direnişler karşısında ya daha da otoriterleşecek ya da seçime gidecek” dedi ve ekledi: Direnişlerin arkasında 40 yıl boyunca yürütülen vahşi sömürü ve vahşi çalışma rejiminin etkisi var.

    2022 yılına girilmesiyle birlikte her kaleme fahiş oranlarda zamlar gelirken var olan ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Buna bağlı olarak birçok iş yerinde işçiler hem ücretlerin arttırılması hem de çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle direnişler gerçekleştiriyor.

    Migros, Yemek Sepeti, Banabi, Farplas, Scotty, Hepsi Burada, Yurtiçi Kargo, Trendyol, Digiturk, Çimsataş, Divriği Maden, Uzel, Tüvtürk, Lila Kağıt… Ve daha nicesi…

    Bazı iş yerinde eylemler kazanım ile sonuçlanırken diğer yerlerde ise direnişler hala devam ediyor. Genel olarak sendikaların olmadığı alanlarda gerçekleşen işçi eylemlerinin hayat pahalılığı, ücret yetersizliği ve olumsuz çalışma koşulları ile birlikte artacağı öngörülüyor.

    Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, son süreçte yükselen işçi direnişlerini değerlendirdi. Ocak ayından bu yana gerçekleşen eylem dalgasının ekonomik krizin derinleşmeye devam etmesiyle birlikte yayılacağını söyleyen Aksu, siyasi iktidar ve sermayedarların artan direnişler karşısında ya daha da otoriterleşeceklerini ya da seçime giderek halkın öfkesini kontrol altına alacaklarını dile getirdi.

    “İŞÇİ ZEMİNLERİNDE DİRENİŞ DİNAMİĞİ HER ZAMAN VARDI” 

    Türkiye’de hem sol hem de sağ örgütlerin toplumun işçi ve emekçi kesimiyle irtibatının oldukça zayıflamış durumda olduğunu ifade eden Aksu, sol ve sağ örgütlerin işçileri, emekçileri uzaktan gözlemlediğini söyledi.

    İşçi sınıfının dinamizminin dünden bugüne kesintisiz devam ettiğini dile getiren Aksu, “2008 krizinden sonra Anadolu’daki Organize Sanayi Bölgeleri’nde enerji havzaları ve hizmet sektörü zeminlerinde direniş görmeyen il, bölge kalmadı. 2015 yılında metal işçileri Türkiye’nin en büyük ağır sanayi işletmelerini işgal etmişlerdi. ‘Metal Fırtına’ dediğimiz bir direnişe imza atmışlardı ve ardından da OHAL koşullarında ve pandemi sürecinde kesintisiz bir şekilde yine direnişler devam etti. Türkiye’nin dört bir tarafında sendikalaştıkları için işten atılma, ücretler, haysiyet talepleriyle başlayan direnişler çoban ateşi gibi birbirine seslendiler, birbirleri ile iletişim içerisinde var oldular. Yani işçi zeminlerinde direniş dinamiği her zaman vardı” şeklinde konuştu.

    “DİRENİŞLERDE 40 YILDIR DEVAM EDEN VAHŞİ SÖMÜRÜ DÜZENİNİN ETKİSİ VAR”

    Bugün yaşanan işçi direnişlerinin 40 yıllık neoliberal politikaların somut sonucu olarak karşımıza çıktığını belirten Aksu, sözlerine şöyle devam etti:

    “24 Ocak kararları ve 12 Eylül ile birlikte uygulamaya geçirilen rejim, bu ülkede uluslararası ve yerli tekeller lehine bir değişim, dönüşüm yarattı. Türkiye’de güvencesizlik yaygın bir norm haline geldi ve insanlar mülksüzleştirildi. Toprağına, bedenine, tüm birikimlerine yönelik örgütlü sistematik bir gasp edilme yaşanıyor. Şimdi işçi direnişleri ücret talebi olarak görülse de bu direnişlerin arkasında 40 yıl boyunca yürütülen vahşi sömürü ve vahşi çalışma rejiminin etkisi var. İşçi ve emekçi kesimin aslında haysiyet, adalet, eşitlik ve onlar nezdinde de bir özgürlük talebi var. İşçiler, emekçiler kendi ailelerinin tarihinden öğrendiler. Kendilerini kimin sömürdüğünü, soyduğunu biliyorlar artık, farkındalar. Kendilerini kimin bu hale düşürdüğünü, hangi ilişkilerle bu noktaya geldiklerini ve bu ilişkiler etrafında kimlerin hangi tarafı tuttuğunun farkındalar. Çünkü bu hikayeyi kendi dedesi, annesi, babası ve kendi gerçekliğinde yaşadı. Kendi aile tarihi içerisinde, bu sömürü ilişkilerinin yaratmış olduğu tahribatlardan, acılardan, bedellerden ve kaybettiklerinden öğrendi, gördü.”

    “İŞÇİLER ‘ASGARİ ÜCRETE DEVASA ZAM’ YALANLARIYLA KALDIRILMAYA ÇALIŞILDI”

    Sarı sendikaların, işçi ve emekçi kesimler tarafından değil işverenler tarafından yönetildiğini, onların hiyerarşik ilişkisine tabii olduğunu vurgulayan Aksu, işçilerin bu durumu gördükleri için sendikalarla ilişki kurmadan direnişe geçtiğini aktardı.

    Ağustos ayından itibaren ekonomik krizin giderek derinleşmeye başladığını, dövizde ciddi dalgalanmaların yaşandığını, zamların art arda gelmeye başladığını, enflasyonun çok fazla yükselmeye başladığını ifade eden Aksu, şunları dile getirdi:

    “Bunların hemen akabinde de asgari ücret tartışmaları başladı. Yetkililer asgari ücrete yapılacak zamla bunların telafi edileceğini söyledi. Daha yaz aylarında asgari ücrete yapılacak zamlar konuşulmaya başlandı. Normalde asgari ücret zam tartışmaları Eylül’de başlardı. İlk kez bu kadar erken başladı. 2 yılda bir yapılan MESS sözleşmeleri ile asgari ücret zam görüşmeleri çakıştı. Yaklaşık 500 bin işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesi sürecinde işçilerin politize olmasında etkili oldu. İşçilerin hareketlenmeye başladığını gören sarı sendikalar, bir an önce asgari ücret zam oranını belirleyelim, uzatmayalım telaşına düştüler. Ve asgari ücret zam oranı yine ilk kez Aralık ayının sonunda değil ortalarında açıklandı. ‘Çok yüksek bir asgari ücret zammı verildi’ alkışları eşliğinde açıklandı. Hemen ardından doğalgaza, elektriğe ve birçok kaleme korkunç zamlar geldi. İşçiler bu ucuz oyunlarla aldatılmaya, kandırılmaya çalışıldılar.”

    “İŞÇİLER KENDİLERİNE DAYATILAN BU SEFALETE KARŞI EYLEMLERLE KARŞILIK VERİYOR”

    Gerçek enflasyon oranlarının yüzde 100’ü çoktan geçtiğini belirten Aksu, kimsenin TÜİK’in verilerine inanmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

    “İnsanlar pazara, markete gittiğinde, faturalarını gördüğünde gerçekliği birebir yaşıyorlar. İşçiler kendilerine dayatılan bu sefalete karşı iş yavaşlatma ile iş bırakma ile karşılık veriyor. Biz zaten böyle olacağını Eylül ayında söylemiştik. Ocak-Şubat gibi işçi sınıfı tavrını grevlerle, işgallerle, eylemlerle ortaya koyacak, demiştik. Aynı süreçte metal işçilerine yapılan zammın da tarihi zam olduğu söylendi. Ancak Mersin’deki metal işçileri fabrikalarını işgal ederek bunun bir yalan olduğunu, gerçekliği olmadığını göstermiş oldu. Hemen ardından da maden işçileri, Yemek sepeti, Migros, Trendyol, Scotty, Antep’te 30 küsur fabrika, gemi söküm işçileri ve çorap üretim tedarik zincirindeki tekstil işçileri, Adidas, Nike, Hummel gibi uluslararası markalara köle koşullarında üretim yapan işçiler ayağa kalkmaya başladılar. Haysiyet, adalet, eşitlik taleplerini ücret şemsiyesi altında ifade ettiler, ediyorlar. Önemli bir kısmı başarılı oldu. Başarılı olamayanlar da en azından dinlenebileceklerini gördüler. Tekrar deneyecekler.”

    “TARİHTE HİÇBİR DÖNEMLE KARŞILAŞTIRILAMAYACAK KOŞULLAR VAR”

    Tarihsel olarak bakıldığında işçi direnişlerinin belki de sönümleneceğini aktaran Aksu, “Çünkü işçiler çıkar, vurur, geri çekilir ve değerlendirirler. Ancak yaşadığımız dönem kendine özgü koşullar taşıyor. Tarihte hiçbir dönemle karşılaştırılamayacak koşullar var. İşçiler, emekçiler, çiftçiler, esnaflar artık şunu görüyor; iktidar zayıflıyor. Ve bu iktidar yapısı içerisinden Akşenerlerin, Davutoğullarının, Saadetlerin ve benzeri olan o mahallelerden aktörler de çıkıyor. İktidarın kendi içerisinde de bir bütünlüğe sahip olmadığını, içeride de birbiriyle kavgalı aktörler olduğunu görüyor. Böyle dönemler işçilerin, emekçilerin taleplerini daha sık dile getirdiği, daha yüksek sesle dile getirdiği zamanlardır” dedi.

    “ARTAN DİRENİŞLER KARŞISINDA YA DAHA DA OTORİTERLEŞECEKLER YA DA SEÇİME GİDECEKLER”

    Mart ayında açıklanacak yeni enflasyon rakamları karşısında hem kamuda hem özel sektörde verilen ücretlerde ciddi bir erime olacağını kaydeden Aksu şu cümleleri kurdu:

    “Birincisi, buralarda ciddi bir huzursuzluk var, ciddi bir gerginlik var. İkincisi, kamuda çalışan taşeron işçileri hem kadro istiyorlar hem de asgari ücretin altında olan ücretler için ek protokol istiyorlar. 450 bin işçiyi ifade ediyor bu durum. Üçüncüsü metal işçilerinin sözleşmesinin aslında büyük bir yalan olduğunu Mayıs, Haziran aylarında işçiler daha da hissedecekler. Çünkü geçinemiyorlar daha da geçinemeyecek hale gelecekler. Dördüncüsü ve önemli bir faktör ise, çiftçilerdir. Yükselen yakıt, gübre, işçilik fiyatları karşısında ve tekellerin onlara dayattıkları düşük ücretler karşısında çiftçiler artık isyan edecek duruma geldiler. Mart ayı itibarıyla gübre, çapa süreçleri başlıyor ve buradanda bir hareketliliğin yükseleceği öngörülüyor. Çünkü çayda, tahılda, fındıkta, kayısıda taban ürün fiyatları da açıklanacak. Dolayısıyla bunun karşı itirazları da gündeme gelecektir. Yine esnaf büyük bir dar boğazda.

    Bu değişik dinamiklerin bir direniş oluşturması mümkün. Bunun karşısında egemenlerin, sermayenin, siyasi iktidarın iki seçeneği var. Biri faşizan-otoriter bir yaklaşım geliştirebilirler. Erdoğan’lı ya da Erdoğan’sız. İkincisi ise daha liberal bir seçenek. Sonbahara bir seçim tarihi vererek halkın taleplerini bu seçim takvimi etrafında şekillendirmek ve öfkelerini oraya yönlendirmek olacaktır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaparak, “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız” dedi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaptı. Açıklamanın yapıldığı salona ‘İşçi sınıfının fiili meşru mücadelesinin gönüllü avukatlarıyız’ yazılı pankart asıldı. Basın açıklamasını avukatlar adına ÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz okudu.

    Avukatlar yaptıkları açıklamada, işçi sınıfının yanında olduklarını vurgulayarak, tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazır olduklarını belirttiler.

     “İŞÇİ SINIFININ KAZANILMIŞ HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Pandemi ile derinleşen ekonomik krizin bugün Türkiye coğrafyasının geniş bir kesimini temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz bir hale getirdiğini ifade eden Yılmaz; “Pandemi sürecinde patronlar ücretsiz izin uygulamaları, kısa çalışma ödenekleri ve türlü diğer teşviklerle korunurken emekçiler can güvenlikleri dahi olmaksızın, üstelik geçmişi dahi aratacak bir güvencesizliğin içine itildiler. İktidar, doğal alanları sermayeye peşkeş çekerek, her türlü kayıtdışılığı göz göre teşvik ederek, iş cinayetlerini cezasızlık politikaları ile ödüllendirerek, işçi sınıfının kazanılmış haklarını sözde yargı içtihatları ve yasal anlamda yok hükmündeki genelgelerle iğdiş ederek her geçen gün sermayeye yeni birikim alanları yaratmaktan geri durmuyor” şeklinde konuştu.

    “DİRENEN TÜM İŞÇİLERE SELAM OLSUN”

    Bu karanlık tablo karşısında insanca bir yaşam ve onurlu bir gelecek için direnmekten başka bir yol olmadığını vurgulayan Yılmaz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Bizler işçi ve emekçilerin hakları için başlattıkları süregelen bu onurlu ve coşku dolu eylemleri selamlıyoruz! Bugün eşitlik isteyen, insanca çalışma koşulları ve yaşam koşulları talep eden herkesi heyecanlandıran direnişlerin yaygınlığı, aslında Türkiye’de derinleşen bu sömürü koşullarının da açık bir göstergesi.

    Trendyol’da kendilerine reva görülen yok hükmündeki zamma karşı isyan eden ve kazanımları ile bütün işçi sınıfına, emekçilere, hepimize umut olan Trendyol emekçilerine selam olsun!

    BBC Türkçe’de grev silahına sarılarak haklarını kazanan basın emekçilerine, Alpin Çorap’da iş bırakarak kazanan çorap işçilerine selam olsun!

    Gebze’de kurulu Farplas’da devletin kolluk kuvvetleri ile kolkola girmiş patrona karşı hem çalışma şartlarının iyileştirilmesi hem de sendikal örgütlenme hakkı için fiili ve meşru mücadeleyi büyüten işçilere selam olsun!

    Mersin’de insanlık dışı barınma koşulları altında, her gün iş cinayeti riski ile çalışırken üstüne üstlük ücretleri gasp edilen ve hakları için iş bırakan Akkuyu Nükleer Santral işçilerine selam olsun!

    Aksa Jeneratör’de örgütlenme haklarını kullandıkları için işten atılan ve direnişe geçen işçilere selam olsun!

    Çimsataş’da, Oppo’da, Kayı İnşaat’da, Şişli Belediyesi’nde, İzmir’de kurulu Polibak Fabrikası’nda, Kızılay Afyon Maden Suyu Fabrikası’nda, Beks Çorap’da, Urfa’da kurulu Lila Kağıt’da, İstanbul Finans Merkezi Şantiyesi’nde, Eskişehir Kıraç Metal’de, Antep’de Sevinçler Sağlık Ürünleri, Melike Tekstil, Zafer Tekstil‘de ve  Kartal Halı’da, Esenyurt Migros Depo’da, Hopa Limanı’nda, Mersin Tarsus Hali’nde üretimden gelen gücünü kullanarak insanca bir yaşam için fiili meşru mücadeleyi yükselten tüm işçi ve emekçilere selam olsun.

    Aras Kargo’da, Sürat Kargo’da, Yurtiçi Kargo’da, Hepsi Jet’de, Scotty’de ve elbette Yemek Sepeti’nde günlerdir meydanları doldurarak mücadeleyi büyüten kargo işçilerine selam olsun.”

    “TÜM İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN GÖNÜLLÜ AVUKATLIĞINI ÜSTLENMEYE HAZIRIZ”

    Mücadeleyi büyütmekte ısrar eden tüm emekçilerin taleplerine sahip çıktıklarını söyleyenÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz, “Bizler bu coğrafyada avukatlık yapmaya başladığımız günden bu yana, avukatlık mesleğinin ifa yerinin adliye koridorlarıyla mahkeme salonlarıyla sınırlı olmadığının bilinciyle hareket ettik. Bir kez daha bilinsin isteriz ki direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız. Sermayenin hukuku karşısında sınıfın hukukunu yaratmanın mücadelesini vermek için bu kavgada üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Bugün hepimize dayatılan bu sefalet koşullarından kurtulmanın tek yolunun birlikte mücadele etmek olduğunun bilinciyle direnen dostlarımızın taleplerini sahipleniyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ÇİMSATAŞ işçileri: Sefalet zammını kabul etmiyoruz-VİDEO

    ÇİMSATAŞ işçileri: Sefalet zammını kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- ÇİMSATAŞ işçilerinin eylemleri 4. gününde devam ederken, PİRHA’ya konuşan işçiler insanca yaşamak ve çalışmak için direndiklerini belirterek, “Taleplerimiz insani taleplerdir. İşverenin daha insanca bir yaşam için taleplerimizi kabul etmelidir” dedi. Ulusal ve uluslararası sendikalara da seslenen işçiler, dayanışma çağrısında bulundu.

    Mersin’deki Çukurova Holding’e bağlı Çukurova İnşaat Makinaları Sanayi ve Ticaret A.Ş.(ÇİMSATAŞ), Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ile Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş Sendikaları arasında imzalanan Toplu İş Sözleşme’ni (TİP) kabul etmeyen işçiler, 12 Ocak’tan bu yana iş bırakma eylemi yapıyor. TİS’i kabul etmeyen işçilerden 12’si işten çıkarılırken, işçilerin fabrika önündeki bekleyişi sürüyor.

    “İNSANCA YAŞAYACAK ÇALIŞMA ORTAMI İSTİYORUZ”

    PİRHA’ya konuşan işçilerden Mustafa Yalçın, çalışma koşullarının zorluğuna dikkat çekerek, “İşverenden taslağın revize edilmesini istediklerini ancak taleplerimiz kabul edilmedi. Bizler yüzde 27,4’lük zammı kabul etmediğimiz için greve çıktık. Gelen zamla birlikte bile asgari ücretin altında kalan ücretlerimizin iyileştirilmesini, insanca yaşayacak çalışma ortamı istiyoruz. Bu sorunlarımızı anlatmaya bir günümüz yetmez. Hazırladığımız taslakta sosyal haklar, bayram paraları, ücret zammı gece vardiya farkı, tamamlayıcı sağlık sigortasının tüm aileyi kapsaması gibi taleplerimiz var” dedi.

    “ULUSLARARASI SENDİKALARDAN DESTEK BEKLİYORUZ”

    Bir çok sorunlarının olduğunun altını çizen Yalçın, işverenin kendilerine mesaj attığını ve bir mesai boyunca 5 milyon TL kaybının olduğunu söylediğini aktararak, “Bizlerde üretimden gelen kardan payımızı istiyoruz. Sendikalarında sesimizi duymalarını ve haklı mücadelemizde yanımızda olmalarını bekliyoruz. Uluslararası alanda faaliyet yürüten sendikalarında grevimize destek vermeleri çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    İşçilerin tek yumruk ve tek ses olduğunu vurgulayan Yalçın, “Hakkımızı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

  • HDP: İnsanlığın zaferini selamlıyoruz

    HDP: İnsanlığın zaferini selamlıyoruz

    PİRHA- ‘1 Kasım Dünya Kobanê Günü”ne dair açıklama yayınlayan HDP, “HDP olarak 7’inci yıl dönümünde Kobanî’de filizlenen umudu, insanlığın zaferini, IŞİD karanlığını yırtarak geleceği aydınlatan direniş meşalesini ve dünya halklarının onunla enternasyonalist dayanışmasını selamlıyoruz. Biliyoruz ki; IŞİD yenilmiş olsa da onun zihniyeti halen varlığını sürdürüyor, karanlık ile aydınlık arasındaki bu tarihsel hesaplaşma devam ediyor” dedi.

    IŞİD barbarlığına karşı Kobanî’de sergilenen destansı direnişin ve kazanılan zaferin üzerinden 7 yıl geçti. Ortadoğu’dan başlayarak bütün dünyayı karanlığa boğmaya çalışan saldırılara karşı Kobanî halkı 133 gün boyunca sergilediği eşsiz direniş tüm dünya halklarının takdirini topladı.

    IŞİD barbarlığına karşı farklı inanç ve haklardan direnişçilerin katılımı ile enternasyonal bir boyut kazanan Kobanê direnişi, dünyaca ünlü isimlerin çağrısıyla bu direnişe destek için 1 Kasım tarihi “Dünya Kobanê Günü” ilan edildi.

    “IŞİD ZİHNİYETİ VE ARKASINDAKİ KARANLIK GÜÇLER KAYBETTİ”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) da, “Dünya Kobanê Günü” vesilesiyle açıklama yayınladı.

    Ortadoğu’dan başlayarak bütün dünyayı karanlığa boğmaya çalışan saldırılara karşı Kobani halkı 133 gün boyunca sergilediği eşsiz direnişle 21’inci yüzyılda özgürlüğün tarihini yeniden yazdığının altı çizilen açıklamada, “IŞİD’e karşı mücadele özgürlükle barbarlığın, karanlıkla aydınlığın, demokrasiyle despotizmin kaçınılmaz hesaplaşmasıydı ve kazanan insanlığın ortak değerleri, kaybeden ise IŞİD zihniyeti ve arkasındaki karanlık güçler oldu” denildi.

    “KOBANÎ’DE FİLİZLENEN UMUDU, İNSANLIĞIN ZAFERİNİ, SELAMLIYORUZ”

    IŞİD’in vahşeti karşısında uluslararası ve bölgesel güçler bir bir yenilgiye uğrarken, Musul gibi kentler bir günde düşerken; Kürt halkı bütün imkansızlıklarına rağmen inancın, direncin, özgürlüğe adanmışlığın nelere kadir olduğunu tarihe not düştüğünün vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:

    “Yüreği Kobanî halkıyla atan dünyanın eşitlik ve özgürlük isteyen bütün insanları an be an bu mücadeleye şahitlik etti, hayranlık duydu. Kobanî direnişi aynı zamanda insanlık vicdanını ayaklandırdı, ne zulme ne de buna karşı gösterilen bu direnişe hiç kimse seyirci kalamadı. Nobel Barış Ödülü sahipleri, akademisyenler, aydınlar, yazarlar ve demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere harekete geçen yüzbinlerce insanın çağrısı ile 1 Kasım 2014’te Dünya Kobanî ile Dayanışma Günü ilan edildi.

    HDP olarak 7’inci yıl dönümünde Kobanî’de filizlenen umudu, insanlığın zaferini, IŞİD karanlığını yırtarak geleceği aydınlatan direniş meşalesini ve dünya halklarının onunla enternasyonalist dayanışmasını selamlıyoruz. Biliyoruz ki; IŞİD yenilmiş olsa da onun zihniyeti halen varlığını sürdürüyor, karanlık ile aydınlık arasındaki bu tarihsel hesaplaşma devam ediyor. IŞİD ortakları Kobanî’den intikam alma arzusuyla yanıp tutuşuyor, IŞİD’in başaramadığını başarmak istiyor. Bugün AKP iktidarının Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırı tehditleri, partimize yönelik Kobanî’yle dayanışma protestoları gerekçe gösterilerek 6 yıl sonra başlatılan kumpas davası işte bu intikamın dışavurumudur.

    Dün IŞİD başaramadı, bugün de onunla aynı hevese kapılanlar başaramayacaktır. Kobanî’de filizlenen ve bir halklar-inançlar bahçesine ve dayanışmasına dönüşen bu tarihsel zafer yaşamaya ve dünya halklarına ilham olmayı devam edecektir. Bir kadın devrimi olarak hayat bulan Kobanî devrimi tekçiliğe, erkek egemen zihniyete karşı güçlenerek varlığını sürdürecektir.

    1 Kasım Dünya Kobanî ile Dayanışma Gününü kutlarken, karanlığa, işgale, zorbalığa karşı mücadelede hak ve hakikatin, direnen halkların yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Kobanî ve Kuzey Doğu Suriye halklarına yöneltilen yeni saldırı tehditlerine karşı da tüm dünyadan aynı duyarlılığı bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Uğur Tekstil’de direniş sonuç verdi: 300 işçi işe geri alınacak

    Uğur Tekstil’de direniş sonuç verdi: 300 işçi işe geri alınacak

    Uğur Tekstil Fabrikası’ndan Kod-18 gerekçesiyle çıkarılan 300 işçinin tüm talepleri kabul edildi. Fabrika yönetimi ile yapılan ikinci görüşmede işçilerin geri alınması ve toplu sözleşme yapılmasında anlaşma sağlandı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Tekstil İşçileri Sendikası, yetki aldıkları Uğur Tekstil’de Kod-18 ile işlerine son verilen 300 işçi ile fabrika yönetimi arasında yapılan ikinci toplantının olumlu geçtiği, işçilerin tüm taleplerinin kabul edildiğini açıkladı. Sözlü olarak yapılan anlaşma sonucunda işten çıkarılan tüm işçilerin Ekim ayı sonunda yeniden işbaşı yapacağı belirtildi.

    DİSK Tekstil Sendikası’nın almış olduğu yetkiye yapılan itiraz geri çekilerek toplu sözleşme süreci başlatılacak. Ayrıca işveren tarafından yönetim kadrosunun da yenileneceği belirtildi.

    DİSK’e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası, Uğur Tekstil’de 10 Eylül tarihinde sendikal yetki aldı. Yaklaşık 300 işçinin çalıştığı fabrikada, fabrika yönetimi sendikayı tanımadı ve 3 Ekim’de KOD-18 gerekçesiyle bütün işçilerin işine son verdi. Kararın ardından DİSK Tekstil İş Bölge Temsilciliği ve işten çıkarılan onlarca işçi Urfa 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Uğur Tekstil Fabrikası önünde nöbet eylemi başlattı. Nöbetin üçüncü gününde işveren işçiler ile görüşmeyi kabul etti. 6 Ekim tarihinde görüşmelerin ilki yapılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    PİRHA – Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın katı dini kurallarına karşı kadınlar direnmeye devam ediyor. Başkent Kabil’de sokağa çıkan kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi.

    Taliban’ın ele geçirdiği Afganistan’da endişeli bekleyiş sürerken, direnişler de var.

    Taliban’ın geçmişine ve yakın zamanda yaptığı açıklamalara bakıldığında, kadınların yaşam haklarını tehdit eden birçok kanun çıkaracakları belirtiliyor. Bu durum kadınları endişelendiriyor.

    Kabil’den görüntüler aktaran gazeteci Farnaz Fassihi’nin Twitter’da yayınladığı videoya göre yüzlerce kadın Kabil’de sokağa çıktı. Kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdiler.

     

    Taliban’ın katı kuralları ve özgürlükleri tamamen kaldıran uygulamaları nedeniyle Kabil Havalimanı’ndan birçok kadın ve çocuk Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

    (HABER MERKEZİ)
  • Çekmeköy Mağdurları İBB önünde: İmamoğlu sesimizi duy, İSKİ evlerimizi neden yıktı?-VİDEO

    Çekmeköy Mağdurları İBB önünde: İmamoğlu sesimizi duy, İSKİ evlerimizi neden yıktı?-VİDEO

    PİRHA- Çekmeköy Deresi (Soğuk Su Deresi) Islah Çalışması Projesi kapsamında ev yıkılarak mağdur edilen Suna Duman ve diğer mağdurlar, İBB önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polisin engellemesi üzerine Saraçhane Parkı’na gitmek zorunda kalan yurttaşlar, AKP döneminde İSKİ tarafından yıkılan evlerini geri istediler. Dere ıslahının korsan ve kaçak yapıldığını belirten mağdurlar, Ekrem İmamoğlu’nun seslerini duymasını istediler. 

    İstanbul’da 5 mahalleden oluşan Çekmeköy’de Farabi Sokak Serindere’de ıslah çalışmasının mağdur ettiği insanların direnişi sürüyor.

    Çekmeköy Deresi Islah Çalışması Projesi kapsamında Farabi Sokak’taki evi yıkılarak mağdur edilen Suna Duman ile diğer mağdurlar ve kendilerine destek veren çevreciler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması yapmak üzere bir araya geldi.

    Ancak polis burada açıklama yapılmasına izin vermezken, mağdurlarla polis arasında tartışma yaşandı. Mağdurlar, kamusal alanda açıklama yapmalarının bir sakıncası olamayacağını belirtirken, polis izin vermemekte diretti.

    Polisin engellemesi üzerine Saraçhane Parkı’na geçildi. Burada “İBB, İSKİ’nin eski suçuna ortak olma”, “Evimi neden yıktınız”, “İSKİ beton lobisi için çalışıyor, halkın su faturası zamlanıyor”, “Projesi olmayan dere nasıl yarılır, evlerimizi yıkan İSKİ projen nerede?” yazılı pankartlar açan Çekmeköy Farabi Sokak Mağdurları burada bir açıklama yaptılar.

    SUNA DUMAN: EKREM BAŞKAN EVLERİMİZ NEDEN YIKILDI?

    1129 gündür evini isteyen ve bir kulübede direnen Suna Duman, “Benim evi neden yıkıp 5 katlı bina diktiler. Adalet arıyorum” diyerek tepki gösterdi. Duman, “Neden dere bandında olmadığımız halde evlerimiz yıkıldı? Ekrem başkana soruyorum. 16 milyonun içinde ben yok muyum. Evimizi istiyoruz. Neden İSKİ’yi durdurmuyor. Burada bir rant hırsızlığı var. Bir kadın olarak sokaktayım. Yeter artık adalet istiyorum” dedi.

    “HER ŞEY KAÇAK, HER ŞEY KORSAN”

    Bir başka mağdur yurttaş ise Ekrem İmamoğlu’na seslenerek, “Ortada çok büyük bir adaletsizlik var. Koskoca İBB 6 yoksul gecekondu sahibinin sorununu çözemiyorsa istifa et. Tam iki sene sabrettik. Ekrem başkanın işi çoktur dedik., haberi yoktur dedik. ama haberinin olduğunu artık biz biliyoruz. Ama sen suç işleyenlere çanak tuttun. Suç işleyenler senden cesaret alarak korsan bir dere yapıyorlar. Üstüne bir de korsan peyzaj yapıyorlar. İSKİ bu dereyi hangi projeye göre evlerimizin dere bandında kaldığına karar verdi. Biz bu projeyi istiyoruz İSKİ vermiyor. İBB’ye dilekçe yazıyoruz cevap vermiyor. Üç senedir üç tane mahkeme bu projeleri istiyor ama proje yok. Her şey kaçak” diye konuştu.

    “İSKİ DERELERİ BETONA BOĞUYOR”

    Açıklamayı ise mağdurlar adına Doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya okudu.

    Karakaya, “Bir gün uyandığımızda elimizde doğal dere kalmamış olabilir. İSKİ dereleri betona boğuyor. Bu yanlıştır. İklim krizini, su krizini yaşadığımız bu günlerde su kaynaklarımızı yok ediyor. Buna dur dememiz lazım. Eğer beton lobisini durdurmazsak dereler, doğa, biz, siz kaybedeceksiniz. Hepimiz kaybedeceğiz. Sadece beton lobisi kazanacak.” dedi.

    Suna Duman’ın evinin dereye uzaklığının 26,5 metre olduğunu belirten Karakaya, İSKİ ve İBB yetkililerinin gelmediğini, korsan bir ıslah ve peyzaj olduğuna dikkat çekti.

    Karakaya, “Evlerin yıkılmasından iki yıl sonra Ağustos 2020’de dere ıslahının fiili kısmı başladı. İnşaat tabelası bile yoktu. Durumu yargıya taşıdık. Dere bitti. Ama hala İSKİ mahkemeye proje sunamadı. Ortada proje yok” ifadelerini kullandı.

    Mağdurlar, “Bizi perişan ettiniz, bu işin arkasını bırakmayacağız” diye bağırdı.

    NE OLDU?

    İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından AKP döneminde dere ıslah çalışması başlatıldı. Çekmeköy’de Köy-içi deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi.

    Çekmeköy Merkez Mahallesi’ne bağlı Farabi Sokak’taki evler, 2 Ağustos 2018  tarihinde su havzası alanı olduğu gerekçesiyle yıkılmıştı. Mahallede 30 yılı aşkın süredir yaşayan ancak belediye tarafından evleri yıkılan aileler, çadırlarda yaşamaya başlamıştı. Belediye görevlileri çadırları da zorla sökünce, aileler konteynerlere sığınmıştı.

    Dere çalışmasıyla ilgili tabelada yapı çalışmalarıyla ilgili yer alan bilgiler şöyleydi:
    “Çekmeköy Köy İçi Deresi Peyzajlı Dere Islahı ve Peyzaj Projelendirme İşi; İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, İSKİ, İstanbul Ağaç ve Peyzaj. En son aylar önce İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu bir video paylaşarak derenin taştığını söyleyip, burada çalışmalara başlanacağını belirtti. Ancak dere 30 yıldır taşmamıştı. Doğal bir dere olan Soğuk Su deresi kokmayan ve bugüne kadar mahallelinin herhangi bir konuda şikayetçi olmadığı dere.

    Çekmeköy’de doğal dere olan Soğuk Su deresinin (Köy içi) ıslah çalışmaları tepkilere neden oldu. Mağdurlar, 30 yıldır kadar taşmayan, kokmayan derenin ıslah edilme çalışmalarının kaçak olduğunu vurguluyor.

    Evinin yıkılmasına karşı direnen Dersimli Suna Duman, 2 Ağustos 2018 yılından bu yana 6 metrekarelik barakada adalet nöbeti tutuyor.

    Çekmeköylüler, “Durup dururken kendi halinde akan bir dereyi neden kuruttunuz?” diye soruyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • KESK Mersin Şubeler Platformu: Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun

    KESK Mersin Şubeler Platformu: Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun

    PİRHA-  KESK Mersin Şubeler Platformu, Rize’nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere Vadisi’nin Cengiz İnşaat’ın yağmasına açılarak, taşocağı ve diğer yıkım projeleriyle yok edilmesinin önünü açan çalışmalara karşı açıklama yaparak, “Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun” çağrısında bulundu.

    Lice’den Salda Gölüne, Bergama’dan Cerattepe’ye, Mersin Akkuyu’dan Kazdağılarına, İkizdere’den Milas Akbelen Ormanlarına kadar doğa katliamına yol açan projeler bir bir hayata geçirilmeye çalışılırken, başta kadınlar olmak üzere yurttaşlar ve çevreciler doğanın katledilmesine karşı mücadele yürütüyor.

    Mersin KESK Şubeler Platformu da, bir açıklama yayınlayarak, doğa katliamına dikkat çekti.

    Yapılan açıklamada, “Doğa karşısında kendini iktidar olarak gören erk zihniyetinin yaşadığı çevre ile uyumlu yaşamak yerine hakim olma, gücü tahkim kılma arayışı ekolojik tahribatları doğurmakta ve buda iklim değişikliğine ve insanlık dahil tüm canlıların binyıllarca etkisi altında kalacağı ekolojik değişimlere sebep olmaktadır” denildi.

    “DOĞA VARSA BİZ VARIZ”

    Açıklamanın devamında tüm dünyanın ekolojik dengenin yıkımının bir sonucu olan pandemi İle uğraşırken, iktidarın, ‘Orman Kıyımına’ devam ettiği vurgulanarak, “Unutmayalım ki doğa varsa biz varız. Son olarak İkizdere Vadisi inatla talan edilmek isteniyor. Jandarmanın himayesinde iki haftadır eşi görülmemiş bir şekilde köylüye ve doğaya zulüm yapılmaktadır. Dozerler yüzlerce ağacı ve dereyi yok ederek ilerlemekteler. Cengiz’in talanını durdurmak için köylülerin direnişleri jandarmanın baskısıyla engelleniyor” diye belirtildi.

    “DOĞA TALANINA KARŞI MÜCADELE EDENLER İLE DAYANIŞMAYA”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin çevre ile tek ilişkisinin rant üzerinden kurulduğunun dile getirildiği açıklamada şunlara yer verildi:

    “İktidar için çevre para ettiği sürece değer kazanıyor. AKP su kaynaklarının sınırsızca sömürülmesine izin veriyor. Orman alanlarının talanının önünü açıyor. Derelerimiz, ormanlarımız, sit alanlarımız, madenlerimiz çevresel etkileri düşünülmeyen, sadece kar odaklı politikalara alet ediliyor. Kıyılar, ormanlar, meralar, yaylalar; enerji tekellerine, maden firmalarına, turizm yatırımcılarına, yandaş inşaat şirketlerine birer birer tahsis ediliyor. İktidar bu yandaş şirketler eliyle taş ve mermer ocaklarıyla, tuğla fabrikalarıyla, demir madenciliğiyle ve çimento üretimiyle de dağı, taşı, doğayı yiyip bitiriyor.

    Bir holdingin çıkarlarını ülkenin doğal varlıklarından ve halkın yaşama hakkından daha önemli görenlere karşı el birliği ile sizleri İkizdere’de ve ülkemizin dört bir yanında doğa talanına karşı mücadele edenler ile dayanışmaya davet ediyoruz.

    SUSMAYACAĞIZ! YAŞAM ALANLARINDA KARAR HALKIN OLACAK!

    Saray rejimi ve rant ortağı beşli çetenin memleketin kaynaklarına verdiği tahribat, 19 yıllık yağma ve talan öyküsü, belki ciltler dolusu kitaba sığacak kadar kapsamlı bir konu. Fakat bizler İkizdere’de suyuna, toprağına sahip çıkan ve doğa talanına karşı direnen halkın haklı mücadelesinin yanındayız!

    Doğa talanını yapanlardan, yaptıranlardan, izin verenlerden, susarak ekolojik suça ortak olanlardan hukuki, siyasi ve ahlaki bakımlardan hesap soracağız.”

    PİRHA/MERSİN