PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’nin, ABF’de görev alan yönetim, denetleme, disiplin kurulu asil ve yedek üyelerinin görevlerinden istifa etmelerine karar verdiklerini açıklamasının ardından ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız sert tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, kararın Doğan Demir tarafından alındığını belirterek, “Bir AKP operasyonuyla karşı karşıyayız” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yönetim Kurulu, yazılı bir açıklamayla ABF’de görev alan yönetim, denetleme, disiplin kurulu asil ve yedek üyelerinin görevlerinden istifa etmelerine karar verdiklerini bildirdi.
“DOĞAN DEMİR ALEVİ KURUMLARINI YEZİT ANLAYIŞINA TESLİM ETMEK İSTİYOR”
AKD’nin kararına ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız, “AKD, ABF’nin olmazsa olmaz bir bileşenidir ve lokomotifidir “diyerek, şunları belirtti;
“Doğan Demir Alevi kurumlarını yezit anlayışına teslim etmek istiyor. Bu bir AKP operasyondur. Dostum dediği Davutoğlu’ndan sonra şimdi de Süleyman Soylu ile bu süreci yürütüyor. Alevi toplumunu ve büyük bedeller ödeyerek oluşturdukları kurumlarını, bu kişinin anlayışına teslim etmeyeceğiz.”
“ŞUBELER CİDDİ ANLAMDA RAHATSIZ”
Karar sonrası AKD şubelerinden telefonlar geldiğini ve alınan kararı doğru bulmadıklarını söylendiklerini ifade eden Yıldız, “ Şubeler ciddi anlamda rahatsız. Kurumuzdaki yöneticilerin istifa etmesi söz konusu değildir. Gündemin bu kadar yoğun olduğu ve “Adalet” arayışının yükseldiği bir zamanda bu tür adımların yezit zihniyetine hizmet ettiği herkes tarafından görülmektedir” dedi.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez, yazılı bir açıklama yaparak, ABF’de görev alan yönetim, denetleme, disiplin kurulu asil ve yedek üyelerinin görevlerinden istifa etmelerine karar verdiklerini duyurdu. AKD açıklamasında, ABF’nin mevcut yapısının Alevilerin birikmiş çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bulmaktan uzak, ideolojik temelli sen-ben kavgasına sürüklendiğini, yeni bir çalışma üretemediğini iddia etti.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkez Yönetim Kurulu, yazılı bir açıklamayla ABF’de görev alan yönetim, denetleme, disiplin kurulu asil ve yedek üyelerinin görevlerinden istifa etmelerine karar verdiklerini bildirdi.
‘ABF’NİN İTİBARI KALMADI’ SUÇLAMASI
ABF’nin yalnızlaştırıldığını, itibarının kalmadığını, mali kaynakların çar çur edildiğini, ABF’nin borç bataklığına çekildiğini öne süren AKD, açıklamasında “Alevi kurumlarının bir kuvvet olduğunu anlayan siyasi oluşumların yapılarımıza sızmaya başlaması örgütlerimizin zayıflamasına ve giderek ana eksenlerinin kaymalarına neden olmaya başladı” suçlamasında bulundu.
AKD’YE GÖRE ABF ALEVİLİĞİ SİYASALLAŞTIRMIŞ!
ABF üzerinden yürütülmeye çalışılan Aleviliğin siyasallaştırıldığı, bazı marjinal siyasi yapılara eklemlendiği de iddia edilen açıklamada, ABF’nin mevcut yapısının Alevilerin birikmiş çözüm bekleyen sorunlarına çözüm bulmaktan uzak ideolojik temelli sen-ben kavgasına sürüklendiği öne sürüldü.
AKD BÖLGESEL ŞUBE BAŞKANALRIYLA TOPLANTI YAPACAK
AKD Yönetim Kurulu, saydığı gerekçeler üzerine ABF’de görev alan yönetim, denetleme, disiplin kurulu asil ve yedek üyelerinin görevlerinden istifa etmelerine ve mevcut ABF oluşumundaki yerlerinin değerlendirilmesi ve örgütsel geleceklerinin tartışılmasını sağlamak amacıyla bölgesel şube başkanları ile toplantılar yapılmasına karar verdiklerini açıkladı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – İstanbul Okmeydanı’nda cemevi bahçesinde beklerken polis kurşunuyla hayatını kaybeden Uğur Kurt’un ölümüne sebep olan sanık polise verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının para cezasına çevrilmesine Aleviler sert tepki gösterdi.
İstanbul Okmeydanı Cemevi bahçesinde polis kurşunuyla hayatını kaybeden Uğur Kurt’u öldüren sanık polise, ‘taksiren ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Hapis cezası, 12 bin 10 TL adli para cezasına çarptırıldı. Alevi kurum temsilcileri sosyal medya hesaplarından verilen cezaya sert tepki gösterdi.
Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Uğur Kurt’un eşinin duruşma çıkışı söylediği sözleri paylaşarak, “Hakim senin çocukların da babasız kalsın! Gencecik bir insanı katletmek 12.000 TL adaletiniz batsın” diyerek tepki gösterdi.
“MAHKEME BİR KEZ DAHA UĞUR KURT’U ÖLDÜRMÜŞTÜR”
Okmeydanı Cemevi Dedesi Baba Mansur Ocağından Pir Eren Yıldırım ise, “Adaletiniz batsın” diyerek şunları belirtti:
“Uğur Kurt’un öldürülmesinin cezasının 1 yıl 8 ay olduğunu, bunun da 12 bin 10 TL ile ödenebileceğini söyleyen adalet bugün cinayete ortak olmuştur. Caminin içine ayakkabıyla girdiler, diye kıyameti koparanlar cemevimizde öldürdükleri Uğur Kurt’un katilini bugün serbest bıraktılar. İnsan canına kıyılmasının bedeli 12 bin lira olamaz; Uğur Kurt’un katlinin bedeli bu değil, bebeğinin babasız büyümesinin bedeli bu olmamalıdır. Uğur Kurt’un acısına dayanamayarak amansız kanser hastalığına yakalanan anne ve babasının bedeli bu olmamalıdır. Uğur Kurt’u öldüren katillere gereken cezayı vermeyen mahkeme bugün bir kez daha Uğur Kurt’u öldürmüştür. Cemevi avlusunda öldürüldü, anne ve babası kanser oldu, çocukları yetim kaldı, hâkim katile 12 bin lira karşılığında serbestsin dedi, binlerce kez yazıklar olsun.”
Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir ise, “Adaletiniz batsın, gencecik bir insanı öldürmenin bedeli 12.000 TL” ifadesini kullandı.
PİRHA- Alevi Kültür Derneklerine bağlı Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi’ne AKP’li Sultangazi Belediyesi’nin verdiği yıkım kararı, Alevilerin büyük tepkisi sonucu kaldırıldı. AKD Genel Başkanı Doğan Demir’in İçişleri Bakanlığı’na konuyu taşıması sonucu yıkım kararı kaldırıldı.
ALEVİLERİN TEPKİSİ SONUÇ VERDİ
İstanbul’da kaçak yapıldığı iddiasıyla yıkım kararı verilen Alevi Kültür Derneklerine bağlı Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi’ne yıkım kararının dün tebliğ edilmesinin ardından Alevilerin sert tepkisi sonucu geri adım atıldı.
Konuya ilişkin PİRHA’ya açıklama yapan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, İçişleri Bakanlık müsteşarıyla görüştüğünü, müsteşarın Bakan Soylu’nun “Kesinlikle cemevinin yıkılmasına izin verilmeyecek” dediğini aktardığını söyledi.
Demir, “Dün Sultangazi Şubemize ait Cemevimizin yıkım kararı İçişleri Bakanlığıyla yaptığımız görüşmelerden sonra kaldırılmıştır.
Ülkemizin böylesi hassas bir süreçten geçtiği günlerde tam da referandum sonrası kendini bilmez bir belediye başkanının verdiği bu karar toplumu derinden sarsmıştır. Alevilerin ibadet merkezi olan cemevlerimiz ile ilgili bunca yasal sorun yaşanırken bir de yapılan yerlerin yıkım kararının umarım sonuncusu olur. Bu nedenle yapacağımız açıklamalarda daha sorumlu davranmamız gerektiğinin bilincindeyiz” dedi.
ALEVİLER SERT TEPKİ GÖSTERMİŞTİ
Dün yıkım kararının tebliğ edilmesinin ardından Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş PİRHA’ya yaptığı açıklamada, yıkım kararına tepki göstererek, Sultangazi Cemevi’nin halkın imece usulü ile kurduğu bir cemevi olduğunu söylemişti.
“BİR TUĞLA DÜŞÜRTMEYECEĞİZ”
Beş yıldır imara aykırı denilerek yargılandıklarını hatırlatan Odabaş, “180 bin TL para cezası kesildi. İstanbul’da bir sürü imara aykırı cami hatta emniyet müdürlüğü var. Ama söz konusu Aleviler olunca imara aykırı denilerek Alevilerin inançlarının yargılandığı gibi cemevine de yıkım kararı çıkarıyorlar. Bu kararları tanımıyoruz. Biz burada kurban kestik, cem olduk, dara durduk. Bu sebeple burası bizim kutsalımızdır. Buradan bir tuğla bile düşürtmeyeceğiz. Buradaki yıkım Alevlerin inançlarını yok saymaktır. Biz bu ülkede barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Bu kararın referandum sonucuyla alakalı olduğunu söyleyen Odabaş, şu tepkiyi vermişti.
“Bu karar bir yıl önce alınmış, ancak referandum sonunda bildirilmiştir. Bu bir tahriktir. Referandumda ‘Evet’ çıkmasıyla Alevilere verilen bir mesajdır. Bu bilinçli yapılan bir bildiridir. Aleviler olarak bu oyuna gelmeyeceğiz. İnanç yerimizi yıktırmayacağız” diye konuştu. Verilen yıkım kararını kınayan Odabaş, Alevilere de çağrıda bulundu: Bütün canlara, inançlarına sahip çıkmaya çağırıyorum.”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Muhittin Yıldız da sosyal medya üzerinden yıkım tebliğ kararına tepki göstermişti. Yıldız, “Yezit zihniyeti Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’ne yıkım kararı çıkarmışlar. Bu zihniyet geçmişte Karacaahmet Dergahı’nıda yıkmak için uğraşmışlardı. Manidar olan yanı referandum sonrasına bırakılması. Bu kararı kınıyoruz” ifadesini kullanmıştı.
Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ise tepkisini sosyal medyadan şu sözlerle dile getirmişti:
“Bu mantık, bu zihniyet bizi çok tehlikeli sulara götürür. Referandum biter bitmez Sultangazi Pir Sultan Cemevi’ne yıkım kararı göndermek, resmen bir tahriktir, bir provokasyondur. Şiddetle kınıyorum.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir gündeme ve Aleviliğe dair pek çok konuda PİRHA’nın sorularını yanıtladı.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir ile gündeme ve Aleviliğe dair pek çok konuda konuştuk. “Referandum seçiminden nasıl bir sonuç bekliyorsunuz sorumuza “Hayır çıkmasını temenni ediyorum. Aleviler için değişen bir şey yok bu ülkede. 18 maddelik bu anayasa taslağı içerisinde Aleviler yok, Kürtler yok, azınlıklar yok, insan hakları, demokrasi, özgürlükler yok. Tabi ki Aleviler Hayır diyecekler” yanıtını verdi.
AKP hükümetinin 7 Haziran milletvekili seçiminin ardından uyguladığı şiddet politikasını eleştiren Demir, “Umarım bu OHAL bir an önce biter. Bu referandumda hayır çıkar. Türkiye rahat bir nefes alır” dedi.
AKD Başkanı Doğan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfedaresyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker’in Maraş Katliamı protestosu sırasında yaptığı konuşmadan dolayı hapis cezası almasını “Turgut Öker’in aldığı ceza Alevilere kesilmiş bir cezadır” şeklinde değerlendirdi.
Adıyaman Cemevi’nde Vali ve komutan ile birlikte bazı yetkililerin cemevinde posta oturmasıyla ilgili de sorularımız yanıtlayan Demir, yetkililerin karşısında semah dönülmesinin, cem yapılmasının doğru olmadığını ifade etti.
İşte Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ile PİRHA’nın yaptığı röportaj…
PİRHA-16 Nisan’da rejim değişikliğini öngören referanduma gidiliyor. Siz bu referandum sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir sonuç çıkacak, kanatiniz nedir?
Doğan Demir- Tabi temenni ediyoruz ki hayır çıksın. Şuan gördüğümüz kadarıyla hayır Türkiye’nin her bölgesinde önde gidiyor. Türkiye’de olağanüstü bir şey çıkmazsa tahminlerimiz, yaptığımız çalışmalar, dışarıdan gözlemlerimiz hayır’ın çok önde olduğunu gösteriyor. Bizim için, aleviler için değişen bir şey yok bu ülkede. Daha önce biliyorsunuz referandum vardı. O referandumda da Alevilerle ilgili hiçbir çalışma, hiçbir iyileşme olmadı. Bu sefer de 18 maddelik bu anayasa taslağı içerisinde de Aleviler yok, Kürtler yok, azınlıklar yok, insan hakları yok, demokrasi yok, özgürlük yok. Hal böyle olunca da Alevilerin bu işe evet demesi doğru olmaz. Zaten böyle bir şey de beklenemez. Dolayısıyla bu hükümet 15 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Ama maalesef iş Alevilere gelince hem sağır hem kör oluyorlar.
AKP hükümeti 7 Haziran seçimlerinden sonra şiddet politikasına sarıldı. Türk milliyetçiliğini vurgulamaya, MHP’yi yanına çekmeye çalıştı ve diğer muhaliflere inanılmaz bir şiddet politikası uyguladı. Darbe girişimi oldu, gazeteciler, yazarlar tutuklandı, televizyonlar kapatıldı, dergiler, dernekler kapatıldı. Binlerce insan, kamu çalışanı işsiz. Bunların içinde de Aleviler çoğunlukta. İktidarın bu tavrını nasıl değerlendireceksiniz?
Yani hoş olmayan bir şey. Hükumet bir öç alma noktasına doğru gitti. 7 Haziran’dan sonra Türkiye’de o barış sürecinin bitmesi, yeniden Türkiye’de kaos ortamının doğması, insanların katledilmesi, ölmesi, çocuklarımızın gencecik yaşta ölmesi gibi. Dolayısıyla darbeden sonraki süreçte de hükumet muhalif olan herkesi de bir şekilde görevden aldı, uzaklaştırdı. Biraz araştırdık 3 bin civarında Alevi var. Bu şu demektir: “Biz sizin burada çalışmanızı istemiyoruz, devlet kadrolarında istemiyoruz.” Umarım bu OHAL bir an önce biter. Bu referandumda hayır çıkar. Türkiye bir nefes alır ve hükümet de haksız ve hukuksuz yere ihraç ettiği, cezaevine attığı insanları bırakır, herkes rahat eder.
Biliyorsunuz AABK Onursal Başkanı Turgut Öker Maraş Katliamı protestosu sırasında yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanına ‘Yezit’ dediği için yargılandı. 11 ay 20 gün ceza aldı ve birkaç gün sonra da Gezi direnişi sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın davası sonuçlandı. Onu öldürmekten yargılanan polise de 7 ay gibi bir ceza verildi. Bunu nasıl yorumlayacaksınız?
Bu Türkiye’nin ayıbıdır. Türkiye’de adaletin olmayışının kanıtıdır. 19 yaşında bir genci öldürüyorsunuz, katil 7 ay ceza alıyor. Ama Maraş katliamının protestosunda kendi canlarını anmaya giden bir konuşmadan dolayı Turgut Öker ceza alıyor. Dolayısıyla bu Türkiye’de adaletin olmayışıdır. Hukukun işlemeyişidir. Turgut Öker’in aldığı ceza Alevilere kesilmiş bir cezadır.
Alevilerin itirazına AİHM’nin karalarına rağmen Türkiye’de zorunlu din dersleri uygulaması okullarda devam ediyor. Daha geçtiğimiz gün İstanbul Bahçelievler’de bir okulda din dersi öğretmeni Aleviliğe hakaret etti. Adeta nefret suçu işledi. İtirazlara rağmen iktidar din dersini zorunlu olmaktan çıkarmıyor. Alevi çocukları sünni öğretiyle baş başa kalıyor. İktidarın bu inatçı tutumuna ne diyeceksiniz?
Bu bir devlet politikası haline gelmiş. Dolayısıyla bu inatçılık Türkiye’yi ayrıştırıyor. İnsanların inançlarıyla dalga geçiliyor. İnançları yok sayılıyor. Yani Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ülkede varlığı demek, 6 milyon dolar bütçesinin olması demek, 142 bin, 145 bin personelinin olması demek, Alevileri yok sayması demektir. AİHM kararları var, Yargıtay kararları var. Ama ne hikmetse hükumet AİHM karalarına rağmen bunu görmemeye özen gösteriyor. Avrupa’nın birçok bölgesinde Alevilik inanç olarak kabul ediliyor, ayrı bir din olarak kabul ediliyor. Türkiye’de 15- 20 milyon Alevi yaşıyor ve çocuklarımıza hala zulüm yapılıyor. Din derslerinde çocuklarımıza maalesef farklı uygulamalar var. Dışlanıyor çocuklar.
Zorunlu din dersinin kaldırılmaması konusunda Alevi kurumlarının eksikliği var mı?
Bu konuda yoktur. Şöyle yoktur biz Alevi kurumları zaman zaman eksik yapabiliyoruz. Belki eksikliklerimiz var. Eleştirilecek taraflarımız mutlaka vardır ama şu çok nettir ki 25 yıldır demokratik Alevi hareketi Türkiye’de örgütlü bir şekilde bütün bu antidemokratik uygulamalara, bütün bu haksızlıklara karşı bir şekilde mücadele veriyor. Bütün eksiklerimize rağmen. Dolayısıyla biz, bize düşen her şeyi hem hukuki anlamda, hem eylem anlamında, hem söylem anlamında yerine getiriyoruz.
Zorunlu din dersine karşı AKD olarak bir eylem planınız olacak mı?
Sorun yalnızca AKD’nin sorunu değil, sorun bütün Alevilerin sorunu. Biz bu tür toplumsal çalışmayı yaparken asla kendimize pay çıkarmak için bir şey yapmıyoruz. Bütün Alevi kurumları, hatta sadece Türkiye değil Avrupa’daki Alevi kurumları ortaklaşa bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Bu mücadeleyi ise zaten yıllardan beri veriyoruz. Hukuki anlamda veriyoruz. Sonuç alamadık. Alır mıyız? Umarım alırız.
Bazı Cemevleri Alevilik dersleri başlattı. Ama her cemevinde yok. Sizce bu bir eksiklik mi? Her cemevinde, her Alevi Kültür Derneği’nde Alevilik dersleri verilmeli mi sizce?
Tabi verilmeli. Özellikle kent kültürüyle birlikte yozlaşan bir toplum var biliyorsunuz. Alevi çocukları da bu yozlaşmadan mutlaka nasibini alıyor. Kirli bir siyasi gelişme, kirli bir konjonktür var. Sosyal anlamda baktığınız zaman Türkiye farklı bir noktaya gidiyor. O yüzden mutlaka bütün cemevlerinde, biz birçok yerde bütün cemevlerimizde hemen hemen neredeyse cemevlerimizin olduğu bölgelerde bu tür çalışmaları yapıyoruz.
Yeterli mi peki?
Değil tabi. Yeterli desek yanlış olur. Değil. Ama özellikle son zamanlarda oluşturduğumuz İnanç Kurulu’yla birlikte cenaze erkanından tutun da çocuklarımızın eğitimine kadar, Aleviliği öğretene kadar bir çalışma başlattık. O devam ediyor.
Cemevlerine hala ibadethane statüsü verilmedi. Bütün çabalara ve AİHM’nin, Yargıtay’ın kararlarına rağmen AKP iktidarı bu konuda diretiyor. Buna ne diyeceksiniz?
Onların ibadethane olarak kabul edip etmemesi bizim çok umurumuzda değil. Çok net bir şekilde bizim ibadethane yerlerimiz cemevleridir. Biz zaten her koşulda bütün Türkiye’deki hukuki statünün olmayışına rağmen, bütün mevzuatın kapalı olmasına rağmen birçok yerde cemevlerimizi zaten yapıyoruz. Şu an Türkiye’de tahmin ediyorum üç bin civarında bir cemevi var. Bizim 102 şubemiz var, 80 civarında AKD’nin cemevi var. Türkiye’de ve bu her geçen gün artarak devam ediyor. Dolayısıyla AK Parti 1 Kasım seçimlerinde cemevlerinin hukuki statüsünü koymuştu seçim bildirgelerine. Biz buna çok sevinmiştik. Biraz da benim emeğim var bu işte. Ancak ne olduysa başbakan değiştikten sonra onu raftan indirdiler aşağı ve bunu daha sonra konuşuruz deyip salladılar bir tarafa. Hatta ben geçen gün bakan müsteşarı bir dostumuzla sohbet ederken de “Ya şu kararnameleri çıkarıyorsunuz, bir dünya kararname, şuradan bir iki tane de Aleviler için çıkarın be kardeşim söyleyin cumhurbaşkanına. Cemevlerinin hukuki statüsünü, şu dergahlarımızı, zorunlu din derslerini çıkarın bunları” dedim. Ama maalesef bir türlü yanaşmıyorlar.
AKP hükümeti neden Alevilerin taleplerine kulak tıkıyor?
Onu çözmüş değilim. Tahmin ediyorsam anlayışla alakalı bir şeydir. Objektif baktığın zaman, mantıklı bir insanın baktığı şekliyle baktığın zaman bunu görmemek körlüktür, duymamak sağırlıktır. Yani siz hem belediyeler eliyle buna AK Parti de dahil, MHP, CHP, HDP’li belediyeler eliyle bir şekilde cemevlerine katkı sunuyorsunuz, bazen arsa tahsis ediyorsunuz. Hukuki olmamasına rağmen inşaatına katkı sunuyorsunuz ama kabul etmiyorsunuz. Bu tam bir tezattır.
Çatışmalarda yaşamını yitiren askerler cemevlerine getirilince komutanlar, valiler, diğer devlet yetkilileri cemevlerine ayak basmıyor. Bu sizin içinizi acıtıyor mu?
Acıtmaz mı? İnsan olan herkesin içini acıtıyor. En son hatırlarsınız Tokat’ta bir askerimiz şehit olmuştu. Alevi bir vatandaşımız. Ben onunla ilgili bir basın açıklaması yapmıştım. Türkiye’de müthiş ses getirmişti. Askeri yetkililer Alevi köyüne Cemil Çiçek’in geleceğini, ama burada protesto edileceği için “Bu cenaze merasimini biz kasabada yapalım. Cemevinde yapmayalım camide yapalım” teklifi vardı. Ben onun üzerine hemen acil bir şekilde bütün yetkilileri aradım. Aklınıza gelebilecek kim varsa, kime ulaşabilirsem hem hükümet yetkilileri hem AK Partilileri aradım, bu rezilliği ortadan kaldırın diye. Bir basın açıklaması yapıldı internet sitelerine düştü, gazetelere ve ulusal basına düştü. Arkasından vazgeçtiler ve cenazeyi köyden kaldırmak zorunda kaldılar. O cenazeye kimse gitmedi hükumet yetkililerinden. Sadece o ilin mülki amirleri gittiler. Tabi bu bir ayıptır, günahtır. Bu bir rezaletten başka bir şey değildir.
Aynı vali, aynı komutanlar, aynı devlet yetkilileri cenazede cemevine gitmiyor ama başka bir zaman cemevlerine gidiyor, ziyaret ediyorlar ve karşılarında da cem yapılmasını ya da semah dönülmesini istiyorlar. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?
Bu tamamen ikiyüzlülüktür başka bir şey değil. Başka bir şey söylemeye gerek yok. Tamamen ikiyüzlülük.
Peki buna fırsat veren cemevi yönetimlerine ne diyeceksiniz?
Fırsat veren çok cemevi yok. En son Adıyaman’da bize bağlı olan bir şubemizde oldu.
Evet, Adıyaman cemevinde bir Hızır Cemi yapıldı. Görüntüler PİRHA’ya ulaşmıştı ve bunu haber yaptık. Orada vali, kaymakam, komutan, ülkü ocakları başkanları gelmişler, konuk olmuşlar cemevine. Dedeler karşılamışlar. Yetkililerin posta oturdukları görüldü. Karşılarında semah dönüldü. Buna ne diyeceksiniz? Doğru bir şey mi bu yapılanlar?
Doğru bir şey değil. Böyle bir haber alınca hemen oradaki şube başkanı arkadaşlarımı da aradım. Dedelerimi de aradım. Hem Bozkurt Dedeyi hem Ali Büyükşahin dedemi aradım. Bu tamamen spontane gelişen bir olay. Ali Büyükşahin dedemiz cem salonunda vali bey gelince “gel sayın valim otur” diye bir boşluğa düşmüş. Sonra bir semah çalışması başladıktan sonra herhalde jetonu düştü arkadaşlarımızın, hata yaptıklarını anladılar en azından bana yansıtılan tarafı böyle. Sonra cemi durduruyorlar. Ondan sonra vali beye “Efendim siz kalkabilirsiniz. Daha sonra biz cemimize yeniden başlayacağız” diyorlar. Orada sadece bir semah dönülmesi var tabi. O da hoş bir şey değil. Ancak siz haber yapabilirsiniz. Bu sizin göreviniz. Fakat bunun üzerinden kurumları yıpratmanın çok doğru olmadığı inancındayım. Dedelerimiz hata yapabilirler. Biz kurum başkanları da zaman zaman hata yapabiliyoruz. Biz de zaman zaman dilimize hakim olamıyoruz, insanları kırıp döküyoruz, zaman zaman sert tavırlar gösteriyoruz. Dolayısıyla valinin posta oturmasının doğru olmadığı kadar, böylesi bir sorun konusunda herkesin kendini Alevilerin sahibiymiş gibi görmesi ve yargılaması da doğru değil.
PİRHA’nın yargıladığını mı düşünüyorsunuz?
Sizin için söylemiyorum. Hayır siz haber yapmışsınız. Haber yapabilirsiniz, bu sizin göreviniz, hakkınız. Biz size niye böyle bir haber yaptınız demiyoruz. Ancak sizin yaptığınız haber üzerinden gelen eleştiriler çok ağır. Ali Büyükşahin dedemin Alevi toplumuna verdiği emeği kimse inkar edemez. Yani dedemiz eli öpülecek bir dede. Garip Bozkurt dedemiz yine öyle. Bir boşluktan hata yapmış olabilirler. Bunun karar mercii biz değiliz. Yargılamak bizim görevimiz değil. Varsa bir sorun onu dedeler kendi içlerinde çözerler.
Ama PİRHA’ya son derece tepki geldi Adıyaman’daki cemevinden, dedelerden, oradaki gençlerden. Keşke tepki vermek yerine “hatamızı anladık” diye bir açıklama yapsalardı. Çünkü bir ay sonra dedeler yeniden PİRHA’yı suçlayıcı çok sert bir açıklama yaptı.
Sorun PİRHA değil ama. Arkadaşlarımız orada bence biraz duygusal davranıyorlar. Sorun PİRHA’nın yaptığı haber değil. Biraz önce söyledim siz haberi objektif yapmışsanız sorun yok. Bizim tek derdimiz şu: Yanlı haber yapılmaması. Yani yandaş medya diyoruz ya. Herhalde PİRHA’yı öyle sandılar. O yüzden Alevilerin kendi içerisinde de zaman zaman ufak tefek sıkıntıları olur. Mutlaka ayrışma olur. Mutlaka fikir ayrılıkları olur.
Ama sizin bir eleştiriniz olmadı mı cemevi yönetimine? Neden böyle bir tepki veriyorsunuz demediniz mi?
Ben PİRHA’daki arkadaşlarıma gerekli bilgileri söyledim tabi. Oturup beraber konuştuk. Dedelerim beni iki sefer aradılar. Bu işin aslının astarının ne olduğunu öğrendim ben. Böyle bir eksikliğin olduğunu onlar da zaten kabul ediyorlar.
AKD İzmir Karşıyaka Şubesini kapattınız, feshettiniz. Neden peki?
Aldığımız karar demokratik bir karar sonuna kadar arkasındayız. AKD 25 yıldır bu ülkede hizmet ediyor. 25 yıldır bu ülkede demokratik anlamda örgütleniyor, bu ülkede kurulan birinci kurumlardan biri. Benden önce emeği geçen bir sürü arkadaşım var. Hiç hakları ödenmez. Biz şubeleri kapatmak için ya da insanları ihraç etmek için bu görevi almadık. Ancak kurumlarda bir hiyerarşik yapı var. Biz bu kurumları tüzükle yönetiyoruz, hiyerarşik yapıyla yönetiyoruz. Son 4 yıldır bu kurumda genel başkanlık yapıyorum. Genel Merkez ve Karşıyaka Şubesi’yle biz bir türlü son iki buçuk üç yıldır hiyerarşik yapıyı sağlayamadık. Şimdi sizin bir kurumunuz kendi genel merkezinizi yok sayarsa, genel başkanına küfür eder hakaret ederse, kamuoyunda rencide ederse, defalarca uyarmanıza rağmen bu tekrar devam ediyorsa ve “Biz genel merkezi tanımayız genel merkez üzerinde bir kurumuz” derse buna bir müdahale etmemiz gerekiyordu.
Bu yaptığınız sizce gerçekten demokratik bir karar mı? Sizden farklı düşünebilirler. Bir de Alevilikte rızalık diye bir şey var.
Kesinlikle demokratik. Şöyle söyleyeyim Karşıyaka’da üç bine yakın üyemiz vardı. Her gelen başkan üç yüz, beş yüz tane üye yapmış. Birçoğu naylon. Üyelik vasfını yerine getiremeyen. Diyorlar ya arkadaşlarımız üç bin üyesi olan dernek diye. Doğru faal üç bin de üyesi var.
Diğer şubelerden en önemli farkı neydi? Sizi ne rahatsız etti?
Bu söylediğim şeyler, hiyerarşik yapıya uymayışları, Alevi örf adet, gelenek ve göreneklerine, kurumsal işleyişe hizmet etmedikleri için. Orada artık tutulamayacak bir alan olduğu için son yaptıkları kongrede de ihraç ettiğimiz bir arkadaşımızı hukuki olmayan bir şekilde hazirun listesinde ismi olmayan bir arkadaşımızı getirip tekrar hazirun listesine eklemişler. Genel merkezin hukuki dayatması yoksa biz kimsenin aday olup olmamasına karışmayız.
Daha önceki başkan da sanıyorum görevden alındı. Değil mi?
Doğrudur. Bu arkadaşlarımızın devamı burası. Aynı kadro zaten. Biz onları görevden aldıktan sonra tekrar aday oldular. Biz “siz niye aday oldunuz” falan demedik. Kazandılar, güzel de çalışıyorduk beraber. Bakın size şöyle bir şey söyleyeyim: AKD 70 bine yakın üyesi olan bir kurumdur. Siz üç ayda bir işinize gelmedi diye olağanüstü kongre toplarsanız ve her seferinde kurumu 300-400 yüz milyar borca koyarsanız, her seferinde insanları kavga ettirirseniz, bunun inançla bir ilgisi yok. Siz Karşıyaka’da düğün salonuyla ilgili süreci biliyorsunuz. Bu arkadaşlarımız seçildiği gün ben gittim kendilerini tebrik ettim. Bu arkadaşlar bütün yönetim kurulunun ricası ve rızalığıyla beni zorla belediye başkanına gönderdiler. Belediye başkanına gittim “Burayı yıkamazsın” dedim “Yıkarım” dedi. “Seni dinlemem” dedi.
Neden yıktı?
Gerekçeler çoktur. Rest çekerek “Madem beni dinlemiyorsun ne halin varsa gör” deyip çıkıp gelip arkadaşlarımla oradaki yönetim kuruluyla istişare edip o günden beri de düğün salonu yıkılana kadar belediye başkanıyla ne telefon görüşmem ne de yüz yüze görüşmem oldu. Bütün ısrarlarıma, CHP Genel Merkezi’ne genel başkana bir sürü insana “ya şurayı yıkmayın” ısrarlarıma, çabalarıma rağmen, oradaki yönetim kurulundaki arkadaşlarım ve şube başkanı başta olmak üzere benim Hasan Karabağ’la işbirliği yaptığımı burayı yıktırdığımı söylediler. Hatta Hasan Karabağ’ın yaptığı basın açıklamasına karşılık ben gidip siyah çelenk koydum belediyenin önüne. Protesto ettim. Ama hala arkadaşlarımız benim Hasan Karabağ’la işbirliği yapıp düğün salonunu yıktırdığımı söylüyorlar. Hiçbir kurumun genel başkanı kendi kurumuna düşman değildir.
Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’na başvurmuşlar. Dara çıkmaya hazırız demişler. Size bir teklif geldi mi İnanç Kurulu’ndan?
Hiç önemli değil. Bu onların sorunu. İhraç ettiğim insanlarla dara durmam. Çok net. Herkes haddini bilecek. Kurumu rencide edeceksiniz, kurumun genel başkanına sabah akşam küfür edeceksiniz, hakaret edeceksiniz, kurumu küçük düşüreceksiniz, sonra gelip karşıma oturup dara çıkalım. Öyle bir şey yok.
İnanç Kurulu sizi davet ederse…
İnanç Kurulu davet ederse giderim. O adamlarla dara durmam. Yalnız dara durdururlarsa giderim.
Kapattığınız şubeye yakın yerde yeni şube açmışsınız. Kendinize yakın kişileri getireceğiniz söyleniyor. Neden peki?
Biz orayı kapatırken feshederken bütün bu olumsuzlukları göz önünde bulundurarak, arkadaşlarımızla saatlerce tartışarak bu işi yaptık. Bizim derdimiz orayı kapatmak, orayı rencide etmek ya da tamamen devre dışı bırakmak falan değildi. Zaten orada mevcut bir şubemiz var. Mal varlığı var. Bizim o şubeyi feshetmemizin nedeni mevcut üye yapılanmasını yeniden yapmak. Şubeyi aynı adres üzerine kurduk. O yönetici arkadaşlarımız önümüzdeki günlerde gidecekler oraya. Zaten bütün mal varlığı genel merkezin. Yine herkes gelecek orada üyeliğini yapacak. Şu an sadece orada yapmıyoruz biz bütün şubelerimizde böyle bir güncelleme yapıyoruz.
Ama kapatılan dernekte burslar veriliyormuş. Peki o çocuklar ne olacak şimdi?
Geçen hafta saymanımızla konuştuk. Bankada paraları vardı. Biz onları bloke ettik mevcut şubenin üzerine. Ama ona bile yalan söylüyorlar. Bizim parayı çekip yediğimizi söylüyorlar. Para hesapta duruyor. O bloke olarak hesapta duruyor. Burs verilen çocukların listesini alacaklar burslarını vermeye devam edecekler. Para bizim paramız değil, para o şubenin parası. Biz yeni kurduğumuz şubeye vereceğiz aracını, parasını, mal mülkü ne varsa arkadaşlarımız devam edecekler.
Bu konuda hiç hatanız, hiç eksikliğiniz olduğunu düşünüyor musunuz?
Hayır hiç düşünmedim. Bu konuda çok tartıştık arkadaşlarımla. Böyle bir karar almamız gerekiyordu. Demokratik Alevi Hareketi’nin Türkiye’de örgütlü olan üç dört tane kurumu var. Bir kurum kendini genel merkezin üstünde görüyor ve bütün şubelere hükmeder duruma geliyorsa, sürekli oralarda bir alan yaratmaya çalışıyorsa bu çok doğru bir yöntem değil. Biz tüzükle yönetiliyoruz.
Somut olarak ne söyleyebilirsiniz? Aleviliğe aykırı ne yaptılar?
Çok şey var. Anlattığım o kadar çok şey var ki. Şimdi kamuoyunda bunların çok tartışılmasını istemeyiz.
Tartışılsın bence, söyleyin. “Aleviliğe karşı şunu yaptılar” diyebilir misiniz?
Hiç gerek yok. Gerekçelerin hepsi duruyor. Oradaki yapılan cemlerden tutun cenaze hizmetlerine kadar. Oradaki hizmetten tutun da insanları ayrıştırmalarına kadar, genel merkezle olan diyaloglarına kadar biraz önce anlattım hepsini. Genel başkana, genel merkez yöneticilerine hakaretler, küfürler, iftiralar; arkasından Genel merkez ne derse desin biz bildiğimizi yaparız” dediler ve öyle yaptılar seçimleri. Size çok basit bir şey söyleyeyim. Zeynel Odabaş canımız gözaltına alındığında, 16 gün gözaltında kaldığında bütün Alevi kurum başkanlarına biz bir çaba içerisine girdik “Ne yaparız?” diye. Ben İçişleri Bakanı’ndan randevu aldım, gittim görüştüm. Durumu anlattım. Gerekli bilgileri aktardıktan sonra çıktım geldim. Hayatımda Süleyman Soylu ile bir sefer görüşmüşüm. Zeynel Odabaş için gidip görüşmüşüm. Bu benim doğal hakkım. Ben kurumun genel başkanıyım. Yarın Mehmet Bozkurt’un başına bir şey gelse ben onun için de giderim. Çünkü benim görevim bu. Ben sırf cem yapmak için gelmedim ki bu kuruma genel başkanlık yapmak için, semah dönmek için ya da çocuklara bağlama çalmak için gelmedim. Biz bu ülkede hak ihlalleriyle ilgili de ya da gözaltılardan tutun da ihraçlarla ilgili de görüşüyoruz. Dosya yapıp gönderiyoruz hükümete. Bu bizim hakkımız değil mi? Bunu ben yapmayacağım kim yapacak? Ben hayatımda bir sefer Zeynel Odabaş için İçişleri bakanıyla görüşmüşüm bir daha yüzünü bile görmemişim ve ben bunu kendi sayfamda paylaşmışım. Ben gizli bir şey yapmıyorum ki. İki ay sonra bu arkadaşlarımız eski genel başkanımız dahil olmak üzere benim o resmimi koyup millete bana küfür ettiriyor. Bu Alevilik mi? Benim bütün örgütten rızalığım vardır.
Bakanla görüşmeniz kamuoyuna yansımadı. Bakan Soylu ile fotoğrafınızı ben de gördüm facebooktan.
Ben kendi sayfamda ve genel merkezimizin sayfasında paylaştım. Gidip gazetelere falan vermedik tabi.
Peki bir yazılı açıklama yaptınız mı? Yani ne görüştüğünüze dair, nasıl bir sonuç aldığınıza dair açıklamanız olmadı mı?
Tabi genel merkez sayfamızda var zaten. Paylaştığımızı zaten söylemişiz.
Basına pek yansımadı bu. Yoksa haber yapardık biz.
Basına gerek yok ki. Basın bize gelip sorsa “Niye görüştünüz?” diye zaten anlatırız. Bütün Alevi kurumları biliyordu. Zeynal canımız çıktıktan sonra da yaptığımız basın açıklamasında sayın bakana derdimizi anlattığımızı söyledik.
Bakan ne dedi? Tavrı nasıldı? Çok sayıda muhalif, Aleviler tutuklanıyor. Sadece Zeynal Odabaş’ı mı konuştunuz?
O zaman sadece Zeynel Odabaş gündemimizdeydi. Zeynel Odabaş üzerinden randevuyu talep ettik.
Randevuyu kolay aldınız mı?
Aldım yani. Aradım. Sağ olsun döndüler bize hemen. Bir gün sonra gittim görüştüm sayın bakanla, hatta müsteşar da oradaydı.
Pek kolay randevu verip, kolay kolay geri dönmüyorlar. Size nasıl kolay randevu verdiler?
Bizim şansımıza denk geldi. Tabi biraz ısrar ettim. Daha önce başbakanla da biz bütün kurumlar adına randevu talep etmiştik. Başbakan bizi genel merkeze yönlendirmişti. Arkadaşlarımız genel merkeze gitmenin doğru olmadığını söylediler. Bunun üzerine biz içişleri bakanından randevu talep ettik. Dolayısıyla bunu yayınlayıp benim orada pazarlık yaptığımı, benim ihale kovaladığımı, benim bilmem ne yaptığımı söylüyorlar. Ben de diyorum ki “Ben dört yıldır bu kurumda genel başkanlık yapıyorum. Bir tek çetrefilli işim, bir tek ihale aldığım, bir tek devlet kurumundan yana bir belediyeden iş aldığım ya da herhangi bir gizli işim olduğunu ispat ederlerse yarın sabah istifa ederim.
Sizin kadar diğer Alevi kurum başkanları AKP hükümetiyle ya da diğer partilerle çok görüşmüyor. Yani çok iletişim içine girmiyorlar. Siz neden giriyorsunuz?
Ben hiçbir şekilde hiçbir zaman AKP hükümetiyle ilişki içerisine girmedim.
Yani yetkililerle. Bakan olsun, milletvekili olsun.
Ben dört yıldır görev yapıyorum. Dört yıl içerisinde yanılmıyorsam ya bir ya da iki bakanla görüşmüşüm. Dört yılda. Biz biliyorsunuz Baki Düzgün’le bir silahlı saldırıya uğramıştık. O zaman Davutoğlu başbakanken ziyaretimize gelmişti. T.C. başbakanı aramış “Sizi ziyarete geleceğim, geçmiş olsuna” gelme mi diyeceksiniz? “Gelin buyurun, dedik sayın başbakanım, buyurun gelin.” Geldi, oturduk. İki tane başkan yardımcımla beraber Alevilerin sorunlarını tartıştık, konuştuk. Arkasından seçim dönemi tam da AKP hükumeti bir ekip oluşturmuştu bu Alevi hak talepleriyle alakalı. Yani benim hükumetle uzaktan yakından bir ilgim alakam yok. Ama ben kiminle ne görüşüyorsam örgütümle paylaşıyorum. 17 yıldır CHP’nin üyesiyim. CHP’de yöneticilik yaptım, bu kuruma gelmeden önce. Ben kendi partime bile mesafeliyim.
Genelde MHP ve ülkü ocaklarından insanların, AKD’ye bağlı dernek ya da cemevlerine gittikleri yönünde bir algı var. Basına da yansıyor. Neden?
Öyle bir şey yok. Tüm Alevi kurumları her siyasi partiden belediyelerle görüşüyoruz. Yani orada MHP’lisi de var, AKP’lisi de var, CHP’lisi de var. Dolayısıyla biz mutlaka belediye başkanlarıyla bir şekilde muhatap olmak zorunda kalıyoruz. İşte genel merkez yöneticileri ile vekillerle muhatap olmak zorundayız. Bize bir sürü insan geliyor. Yani işi olan, belediyelerde iş imkanı doğurmaya çalışan, farklı farklı sorunları olan biz mecbur kalıyoruz. Telefon açıyoruz, görüşüyoruz, gelip gidiyoruz. Ancak AKD üzerinde bilinçli bir yıpratma var.
Ama neden bir yıpratma olsun?
Benim tavrımdan dolayı. AKD 25 yıldır bu kurumda hizmet ediyor. Ancak 25 yıllık süreç sonunda eski alışkanlıklarını bırakmayan eski genel başkanlar, hepsi için söylemiyorum ama bir kısım genel başkanlar, genel merkez yöneticilerinin bir kısmı içine sindiremedi. “Bu dükkan bizim bura babamızın malı, burayı biz yöneteceğiz” dediler. Şimdi hal böyle olunca da dört yıldan beridir sürekli uğraşıyorlar. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı MHP’li. Bize üç tane cemevi yapıyor. Ben cemevi açılışına gidiyorum. Temel atma törenine gidiyorum. Ben oluyorum MHP’li. AKP’li belediye Afyon Belediye Başkanı ikinci cemevini yapıyor bize. Sürekli gidip geliyoruz, cemevi temel atma törenine ya da inşaatına. Biz oluyoruz Ak Partili. Böyle bir dünya yok.
Karşıyaka’daki ekiple bir uzlaşma yoluna girer misiniz? Tekrar görüşmeyi düşünür müsünüz? Çünkü onların bir açıklaması vardı. Size çağrıları da vardı.
Karşıyaka bizim 102 şubeden bir tanesiydi. Şuan zaten orada kurduğumuz yeni bir şubeyle devam ediyoruz. Dolayısıyla biz bugüne kadar hiçbir zaman aldığımız kararları tersine çevirmedik. Çevirmeyiz de. Karşıyaka’daki arkadaşlar kurum temsilcisi olarak bizim muhataplarımız değiller. Ama insan olarak düşman falan değiliz.
Ama çok sert davranmadınız mı? Sert davrandığınızı düşünmüyor musunuz?
Hayır. Asla. Biz gereğini yaptık. Doğrusunu yaptık.
Ama Alevilik inancıyla gerçekten bağdaştı mı bu davranışınız ve kararınız?
Kurum yönetiyoruz ama. Bunun Alevilik inancıyla bir alakası yok. Bu kurumsal bir iç işleyişle alakalı. Bazı şeyler tıkandıysa, kangren olduysa kesmeniz gerekiyor. Biz çok radikal bir karar aldığımızı biliyoruz. Kararımızın sonuna kadar arkasındayız.
21 Mart’ta hükumet Ankara’da bir Nevruz Cemi düzenledi Dede Kargın Derneği ile beraber. Hz. Ali’yi kullanarak referandum öncesi böyle bir şey yapılması doğru muydu?
Hayır doğru değil. Bana geldiler arkadaşlarımız. Bütün kurumlara davetiye göndereceklerdi.
Gittiniz mi?
Gitmedim. Hatta bırak gitmeyi ben birileri gibi yapmadım. Sadece eleştirmedim aynı zamanda telefonla arayıp konuştum. “Arkadaşlar bu yaptığınız doğru değil. Yani Hz. Ali’nin doğum yıldönümünde eğer Alevileri kucaklamak istiyorsanız bunun yöntemi farklıdır. Bu şekilde olmaz. Siz bir konferans salonunda panel yapıp arkasından tiyatro seyreder gibi cem yaparsanız, burada Aleviler olmaz. Biz buraya gelmeyiz” çok netti tavrımız. Şunu yapabilirsiniz dedik: Bir cemevinde, örneğin Hüseyin Gazi Türbesi’nde akşam Alevi ritüellerine uygun, dedelerimizin yürüteceği bir ceme sayın cumhurbaşkanı istiyorsa buyursun gelsin. Ama biz kesinlikle bir konferans salonunda hem panel, hem cem, tiyatro seyreder gibi kimseye seyrettirmeyiz. Sağ olsun bütün Alevi kurumları da bu konuda çok dik durdular. Bu doğru bir yöntem değil. Çünkü siz 14 yıldır hep Alevileri görmezden gelmişsiniz. 14 yıl sonra her ne hikmetse arada böyle bir duygularınız mı pekişiyor, yoksa çıkarlarınız mı bir yerlerde pekişiyor? Bu tam tersi insanları daha çok ayrıştırıyor. Çünkü inançlarını farklılaştırıyorsunuz. Oysa hiç bunu yapmasalardı, hiç gerek duymasalardı sadece Hz. Ali’nin doğum yıl dönümünde bir basın açıklaması bile yapsalardı, bu daha makbule geçerdi. Ama öyle topyekün “Hadi gelin Aleviler biz sizin için şunu yapıyoruz” demenin sakıncalı olduğunu zaten hep beraber gördük.
Alevi kurumları, Alevilik mücadelesi veriyor. Siz peki AKD olarak Alevilik konusunda Alevi toplumu için yeterince mücadele ediyor musunuz? Bir özeleştiri veriyor musunuz?
Mutlaka yapamadıklarımız vardır. Mutlaka eksiklerimiz vardır. Her şeyi yapıyoruz desek çok doğru değil bu. Koşullar, imkanlar neye elveriyorsa, ne yapmamız gerekiyorsa mutlaka onu biz yapıyoruz. Hem de fazlasıyla yapıyoruz. Sadece ben değil bütün Alevi kurum genel başkanları, kurum başkanlarımız çoğu zaman evimize gitmiyoruz. Yani ben ayda yirmi, yirmi beş gün Türkiye’yi gezen bir adamım. Kurumları bir arada tutmaya çalışıyoruz. İnsanları kaynaştırmaya çalışıyoruz. Hukuksal olarak hak mücadelesi vermeye çalışıyoruz. Mutlaka bunları yaparken yetişemediğimiz, yetmediğimiz, eksik bıraktığımız yanlarımız vardır. Eleştirmeye kalksak tabi ki eleştirilecek yanlarımız yok mu? Vardır. Biz normal koşullarda şurada oturuyoruz, sohbet ediyoruz, sanki hiç birimize ihtiyacımız yokmuş gibi davranıyoruz ama başımıza bir şey geldiği zaman, dara düştüğümüz zaman bu PİRHA’nın, Tv10’un, Yol Tv’nin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bütün eksiklerine rağmen, eleştirdiğimiz yanları da çoktur.
PİRHA’da haberleri okuyor musunuz?
Sürekli okuyorum.
Nasıl buluyorsunuz?
İyi buluyorum. PİRHA, Tv10’dan sonra bir boşluğu doldurmaya çalışsa da o boşluk şuan dolmuş değil. Ama her şeye rağmen bir Alevi haber ajansının sürekli haber yapması, bilgilendirmesi bizim için önemli. Ben mutlaka günde beş, altı sefer twitter’da paylaştıklarına bakıyorum, fırsat buldukça okuyorum ne oluyor diye.
İhtiyaç duyuyor musunuz PİRHA’ya girmek için. Bakalım bugün ne var diye?
Tabi mutlaka bakıyorum. Çünkü ihtiyaç. Biz ulusal basından bir şey alamıyoruz. Biliyorsunuz yandaş ve yalaka bir medya oluştuğu için. Tekdüze bir medya var şimdi. Birileri katlediliyor kimse görmüyor. Birisi öksürüyor bütün basın veriyor. Böylesi bir ülkede biraz önce dedim ya herkes kendince ışık olmaya çalışacak.
PİRHA- Alevi Kültür Derneği’nin kapatılan Karşıyaka Cemevi Şube Başkanı Mehmet Bozkurt, AKD genel merkezinin kararını PİRHA’ya değerlendirdi. İnanç kurulunda pirlere ve dedelere gittiklerini belirten Bozkurt; “İnanç kurulunda maruzatımızı dilimiz döndükçe anlattık. Dara durmak istediğimizi söyledik, ‘dar’ın tek taraflı olmayacağını ve genel merkezi de çağırıp bir karara varacaklarını’ söylediler. Biz onların kararına bağlı ve sadık kalacağız” dedi.
Yakın zamanda genel kurulunu yaparak yeni yönetimini belirleyen AKD Karşıyaka şubesi genel merkez tarafından kapatılmıştı. AKD genel merkezi yaptığı yazılı açıklamada, kapatmaya gerekçe olarak genel kurulda tüzüğün açıkça ihlal edildiğini belirtmişti.
“İHRAÇ EDİLMEN GEREKİYOR DENDİ”
Sözlerine Yamanlar cemevindeki 1.5 yıllık yönetimi zamanında AKD genel merkezi tarafından rahat yüzü verilmediğini belirten Bozkurt, “Alevilerin derdi örgütlenip, güçlenmek iken, Doğan Demir kendi yönetebileceği ve şahsını makamında tutabileceği örgütleri güçlendirip diğerlerini ise küçültüp kontrol etmeye çalışıyor. Yönetime geldiğimiz günden beri bizi siyasete malzeme edip yaptırımlar uygulayarak bizi halktan uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu çabaları halk tarafından boşa çıkarılınca da inancımızda ve tüzükte de olmayan yöntemlerle şubeyi dağıtmaya çalışıyor” diye belirti.
Üyeliği düşürülen ve disipline sevk edilen Bozkurt, disiplin kurulunun kendisinin ihracı ile ilgili hiçbir şeyi açıklayamadığını belirterek, “Disiplin kuruluna neden ihraç edildiğimi sorduğumda ‘özür dileriz ama ihraç edilmen istendi onu yapıyoruz’ cevabı verildi. Disiplin kurulunda olan başkan İstanbul Maltepe belediyesinde meclis üyesi, diğeri Buca’da kantin müdürü. Şimdi soruyorum meclis üyesi ve kantin şefini disiplin kuruluna getirip iş ve siyasi rantla bağlarsan disiplindeki işleyişi ve hakkaniyeti nasıl sağlar?” diye çağrıda bulundu.
“DOĞAN DEMİR’İN YANLIŞLARINA DUR DEDİK”
Genel kurul kararı alındığını ve AKD’nin kurula müdahale ettiğini belirten Bozkurt; “AKD genel merkezi yine siyasetle olan işbirliğini devam ettirdi. Genel kurul kararı alındığı zaman Doğan Demir buradaki ilçe başkanı ve Bayraklı Belediyesi ile birlikte liste oluşturdular. Seçim günü Bayraklı Belediyesinin Başkanı korumaları ve güçleriyle seçime dahil olmalarına rağmen 273 oy farkla yönetimi aldık” dedi. Seçimin iptalinine gidilmesi dahil hiçbir hukuki açık bulunmayınca tek çare olarak şubenin feshedildiğini belirten Bozkurt “Düşünün ki; 3000 üyesi, arabası, parası olan ve öğrencilere burs ile ders veren bir aktif kurumu işlevsiz ve atıl diye fesh ediyorsun. Aynı gün ise işlevsiz ve atıl dediğin derneğin yerine başka bir şube açıyorsun. Hemde aynı yerde ve aynı mahallede. Peki buna kim inanır? Burada Doğan Demir’in bizim halkla bütünleşmemizden ve inancımızı sahiplenmemizden olan rahatsızlığını görüyoruz. Asıl rahatsızlığı ise 60 delegemizin genel merkez seçimlerinde Doğan Demir’e dur diyecek bir örgüt olmasıdır. Çünkü biz; çıkar ve menfaat gözetmeden haklının yanında olması gereken bir tutumun takipçiyiz. İşte bu yüzden bizden kurtulmanın başka yolunu bulamadığından bizleri tasfiye etti” diye belirtti.
“HALK BİZE VE ŞUBEMİZE SAHİP ÇIKTI”
İzmir Alevi Kültür Derneği adında yeni bir dernek açtıklarını belirten Bozkurt; “Yeni derneğimizi açmadan önce üyelerimizle durum değerlendirme toplantısı yaptık. Bütün üyelerimiz hizmetlerimizin, yeni oluşacak derneğimizin takipçisi ve destekçisi olacaklarını belirttiler. Biz hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edip hizmet veriyoruz. Genel merkez işlevsiz ve atıl dediği şubenin tekrar peşine düşmüş durumda. Ne istiyorsunuz bizden? Bizleri insanlarımızla başbaşa bırakın” diyerek tepkisini dile getirdi. Genel merkezin kendilerinden kurtulduğununu dile getiren Bozkurt “Biz 16 öğrenciye burs veriyorduk. Her ayın belli günü hesaplarına para yatıyordu. Düşünün bu ayda öğrencilerin bu parada gözleri ve beklentileri var ama siz şubenin parasına el koyuyorsunuz. Burada çalışan 4 tane emekçi insanımız var. Genel merkez bu paraya el koyarken, emek ve hizmet eden bu 4 candan helallik alma ihtiyacını duymadı mı? Çalışan sigortalı canımızın işine son verilip ve hakkı teslim edilmeden bu yapılan emeğe ne kadar saygıdır Doğan Demir ve GYK” diye seslendi.
“KİMSENİN DEĞİL KENDİMİZİN ALEVİSİ OLACAĞIZ”
Bütün bu yapılanların haksız ve mesnetsiz olduğunu düşündükleri için hukuki itirazların yapıldığını belirten Bozkurt; “Derneğimizin işlevsiz ve atıl olmadığı, faaliyet raporları ve genel kurula katılan üye sayısının açık olduğu evraklarla hukuki itirazlarımızı yaptık. Sanırım kısa sürede yürütmeyi durdurma kararı çıkar. Bugün de birbirimizi daha fazla sahiplenme, daha fazla safları sıklaştırma ve yan yana durma ihtiyacı dururken ne yazık ki Doğan Demir bizi birbirimize düşürmenin yolunu tercih ediyor. Böylesi seçim arefesinde, olağanüstü süreçlerde bizi bizlerle uğraştırmaya çalışıyor. Bizler burada bize ihtiyaç hissedilmediği an, halkın bizi sahiplenmediği an onurlu insanlar olarak görevi sahiplerine yani asil üyelere bırakmayı biliriz. Bu yolun sevdalıları, gönüllüleri olarak emek ediyoruz ve emek ederken de birilerinin değil kendi Alevimiz olacağız” diye vurguladı.
“DOĞAN DEMİR ABF’NİN HİÇ BİR KARARINA UYMUYOR”
Bozkurt, Doğan Demir’in çatı örgütü olan ABF’nin hiçbir kararına uymadığını belirterek “ABF’nin hiçbir kararına uymuyor ama kendi şubelerinin kendisine biat etmesini istiyor. Ama siz federasyonla hiçbir kararda olmayacaksınız, yan yana durmayacaksınız ama kendi şubelerinizi kendi yaptığınız haksızlıklara katkı koymaya zorluyorsunuz. Bu Alevilikle, hakkaniyetle bağdaşacak bir tutum değil. Biz bu tutumu kınıyoruz ve protesto ediyoruz” dedi.
“PİRLER VE İNANÇ KURULUNA GİDECEĞİZ”
İnanç kurulunda pirlere ve dedelere gittiklerini belirten Bozkurt; “İnanç kurulunda maruzatımızı dilimiz döndükçe anlattık. Onlarda bu işin takipçisi olacağının sözünü verdiler. Dara durmak istediğimiz zaman ise dar’ın tek taraflı olmayacağını ve genel merkezi de çağırıp bir karara varacaklarını söylediler. Biz onların kararına bağlı ve sadık kalacağız. Umarım genel merkezde bu çağrıya kulak verecektir” dedi.
“HAK ETTİĞİMİZ YERİ BULACAĞIZ
Bozkurt son olarak şunları belirti; “İsmimizin bu tür olaylarla anılmasından üzgünüz ama bize de başka bir şans bırakmadılar. Oysa bizim görevimiz Alevi toplumunun örgütlülüğünü nasıl geliştireceğimiz, sivil toplum örgütleri ile nasıl daha fazla yan yana duracağımız, ülkenin geleceğini nasıl belirleriz diye dururken onun bunun Alevisini yaratmaya çalışıyoruz. Bunun bir an önce son bulmasını diliyorum. Ben Karşıyaka şubesinin hak ettiği yer ve yönetimiyle beraber kendi haline bırakılacağı günleri diliyorum, bekliyorum.”
PİRHA-AKD Genel Merkezi tarafında kapatılan AKD Karşıyaka Şube Başkanı Mehmet Bozkurt, “İnanç merkezimizi derneğimizi siyasete kapattık. Bu da çıkarcıların işine ters düştü. O yüzden derneği kapattılar” dedi.
1995 yılında Hacı Bektaşi Veli Kültür Dernekleri olarak kurulan ve 2008 yılında Alevi Kültür Derneği (AKD) Karşıyaka şubesi olarak isim değişikliğine giden 3 bin üyesi bulunan dernek AKD Genel merkezi tarafından kapatıldı.
Hiçbir gerekçe gösterilmeden, hatta yönetim kurulu üyelerine dahi bilgi verilmeden genel merkez tarafından kapatılan Karşıyaka Şubesi Türkiye’de Alevi üyesi en çok olan dernekler arasında üçüncü sırada yer alıyor.
Derneklerinin AKD Genel merkezi tarafından kapatılmasına ve derneğin banka hesabındaki parasına el konulmasına tepki gösteren AKD Karşıyaka şube başkanı Mehmet Bozkurt PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“3 BİN ÜYESİ OLAN TÜRKİYE’NİN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK DERNEĞİYDİK”
“Derneğimiz Alevi Kültür Derneğine bağlı 3 bin üyesi olan Türkiye’nin üçüncü büyük derneğiydi” diyerek sözlerine başlayan kapatılan AKD Karşıyaka şube başkanı Mehmet Bozkurt, “Gençlik, kadın, inanç ve danışma kurulları yapılarak üyelerimiz ile ilişkileri olan üyelerimizle birlikte çalışmalar yaparak derneği yönetiyorduk. Yaklaşık 300 öğrenciye her hafta sonu satranç, matematik, semah, saz ve halk oyunları kursları veriyorduk.16 üniversite öğrencisine burs veren, üyelerin katkılarıyla geçinen, mülkiyeti İzmir büyük şehir belediyesine ait bir şubeydik” ifadelerini kullandı.
“BAZILARININ ÇIKARINA TERS DÜŞTÜĞÜMÜZ İÇİN KAPATILDIK”
Bilindiği gibi birçok Cem evi ve dernekler siyasetten yönetildikleri için çıkarcılar bundan yararlanarak inanç merkezlerimizi kullanıyor ve istismar ediyorlar, ifadelerini kullanan Bozkurt, “Ben dernek başkanı olarak 1 yıl önce seçildiğim yönetimimle birlikte inanç merkezimizi derneğimizi siyasete kapattık. Bu da çıkarcıların işine ters düştü. AKD genel başkanı Doğan Demir hiçbir gereç göstermeden beni ihraç ederek başkanlığımı düşürdüler. Yöneticiler şubeyi olağan üstü seçime götürdü.
Bizde bu seçime listemizle yeniden girdik. Diğer liste ise AKD genel başkanı Doğan Demir ve CHP’li Bayraklı Belediye başbakanı Hasan Karabağ’ın destekleriyle genel merkezin ve belediyenin bütün imkanlarını kullanmasına rağmen seçimi kaybettiler. Bizim liste 300 oy ile seçimi tekrar kazandı. Daha önce Cem evimize belediye tarafından tahsis edilen düğün salonu CHP’li Bayraklı Belediye başbakanı Hasan Karabağ tarafından yıkılmıştı. Karabağ, Doğan Demir’ide yanına alarak halkın değerleriyle ve inancıyla oynayarak derneğimizin feshini hiçbir gerekçe gösterilmeden dernekler masasına vermişler. Bize bu bilgiye genel merkez denetleme kurulu başkanı Coşkun Aksoy ve genel merkez yönetim kurulu üyesi Nebi Yaşar bildirdi” dedi.
“İZMİR ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ’Nİ KURDUK”
Bozkurt, “Derneğin feshi ile birlikte halkın lokmalarıyla biriktirdiğimiz, Üniversite öğrencilerine burs için ayırdığımız banka hesabımızda bulunan 53 bin TL ye el koydular. 60 bin TL değerinde aracımıza ise tedbir koydular. Kapatılan şubeye Yamanlar AKD şube ismi vererek, bütün üyelerimizi tesviye ederek, kapatılan derneğin mal varlığına el koyarak, bu paraları kurdukları yeni şubeye aktardılar. Bizde üyelerimizle ve canlarla bir araya gelerek İzmir Alevi Kültür Dernekleri adı altında yeni bir dernek kurduk ve üye kayıtlarına başladık. Örgütlü gücümüz ve halkın desteğiyle verdiğimiz mücadelede başarıya ulaşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
“KAPATMA TÜZÜĞÜMÜZE UYGUN”
AKD Genel başkanı Doğan Demir ise derneği kapatma gerekçelerini şöyle açıkladı, “Kamu kurumu içişleriyle alakalı genel merkezimizin inisiyatifine bağlı bir şekilde böyle bir karar aldık. Şubede 3 bin üye bulunmakta bu üyeler sadece seçimden seçime derneğe gelip oy kullanıyorlar. Bunun önüne geçmek içinde daha önce karar aldığımız gibi Türkiye genelinde bulunan bütün şubelerde üye yapılmalar incelenecek ve gerekli karar verilecektir. Bu sadece Karşıyaka şubemiz ile alakalı bir durum değil.”
Ayrıca yapılan genel kurulda dernek üyeliği ihraç edilen Mehmet Bozkurt’un yeniden aday yapılarak başkan seçilmesinin zaten kongrenin iptal edilmesi anlamına gelir diyen Demir “Biz kongreyi iptal etmek yerine mevcut derneği kapatarak, Yamanlar şubeyi açtık yeni yönetimi atadık. Karşıyaka şubesinin hesabında bulunan parayı ve derneğin mallarını yeni açtığımız şubemize devredeceğiz. Genel merkez tüzüğünde olduğu gibi genel merkez böyle bir karar alabilir” açıklamalarında bulundu.
OHAL ile birlikte ve son dönemde hızla artan sosyal paylaşımlar gerekçe gösterilerek gözaltı, tutuklama, ihraç ve işten atılmalar gündemdeki yerine korumaya devam ediyor.
İfade özgürlüğünün bu denli baskı altına alındığı bu dönemdeki son olay ise İzmir’in Aliağa ilçesinde yaşandı. İzmir Aliağa Cemevi Dedesi Baba Mansur Ocağından Pir Gökmen Savak çalıştığı İzmir Aliağa Belediyesi’nden sosyal medya üzerinden MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi eleştirdiği için keyfi olarak işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya.
CHP döneminde açılan sekreter ve dedelik ile ilgili iki kadrodan dedelik hizmetleri bölümünde taşeron işçi olarak çalışmaya başlayan Pir Gökmen Savak MHP döneminde de işe devam ettiklerini ve zor zamanlar yaşadıklarını söyledi. MHP’li Belediye’nin keyfi şekilde kendisini işten attığını dile getiren Savak, “Mevcut belediye başkanının bize karşı çok fevri çıkışları var. Söylemlerimizi beğenmiyor. Kendi işçisi olarak da gördüğü için bize telefonla tebliğ edildi belediye muhasebesinden, ‘belediyedeki işinizden çıkarıldınız’ diye. Gerekçe olarak da, ‘Devlet Bahçeli ile ilgili sosyal medyadaki paylaşımım’ gösterildi” dedi.
“HAKARET ETMEDİM”
Pir Gökmen Savak sosyal medya hesabı üzerinden yazdıklarının hiçbir şekilde hakaret içerikli olmadığını söyledi. Savak şu ifadeleri kullandı. “Sayın Devlet Bahçeli’ye hakaret içerikli paylaşım yayınladığıma dair söylentiler kesinlikle yalan ve sansasyonel bir eylemdir. Yaptığım paylaşım gayet uygar ve etiktir. Şu anda benim sayfamda da hala mevcuttur. Dileyen kişiler bakabilirler. İnsanların kalbine giremeyen zavallılar bu seferde yaptıkları haksızlıkları meşrulaştırma yoluna gidiyorlar.”
Daha çıkışının verilmeyip hakkında hukuki bir soruşturma yürütülmediğini de söyleyen Savak, “Geri adım atılma söz konusu. Fakat bu oyalama politikası ise eğer tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.
“MÜCADELE EDEN DEDELER AYRIMCILIĞA UĞRUYOR”
Yaşanan hukuksuzluk ve son dönemde halka yönelik baskı ve sindirme politikalarını kınayan Savak, ardından da Alevi dedelerinin düştüğü durumu şu sözlerle anlattı:
“İçimiz o kadar acıyor ki. Artık düşünemiyoruz, konuşamıyoruz. Ekonomik ve hukuksal anlamda artık hukukun H’si kalmadı. Halkı terbiye etmeye, kısıtlamaya çalışıyorlar. Alevi toplumunun ekonomik sıkıntıları ve dedelerin düştüğü durum çok acı. Bu tür insanlara peşkeş çeken, umreye giden dedeler bolluk içinde yaşarken, akıntıya karşı duran bir şekilde mücadele eden ekonomik anlamda cemevleri veya dergahlardan uzaklaştırılmaya çalışılan Alevi dedesi olarak ben de bu şekilde bir tehdit ile karşı karşıyayım.”
AKD BAŞKANI DOĞAN: KEYFİ BİR UYGULAMADIR
Gökmen Savak’ın da üyesi olduğu Alevi Kültür Derneklerinin Genel Başkanı Doğan Demir PİRHA’ya verdiği görüşte konuya ilişkin şunları söyledi:
“Tabii eleştirmek başka hakaret etmek başka. Paylaşımını daha görmedim. Belediye Başkanını aradım fakat ulaşamadım. MHP Genel Başkan Yardımcısını arayıp durumu bildirdim. Varsa böyle bir sıkıntının giderilmesi konusunda haber bekliyorum. Bizim kültürümüzde kimseye hakaret etmek yoktur. Sonuçta eleştirebilir ama hakaret etmek doğru değildir. Zaten hakaret içeren bir şey yoksa keyfi bir uygulamadır. Son zamanlarda Türkiye’de bu tür nedenlerden dolayı çok sayıda insan işten atılıp, açığa alınıyor. Tam bir kaos ortamı doğmaya başladı. Oradaki dedemizin de sosyal paylaşımdan dolayı eğer sadece eleştirdiği için işten çıkarılıyorsa bu biraz düşündürücü. Belediye Başkanı ile mutlaka bunu görüşeceğim. İşin doğrusu neyse onu yapacaklar. Amaç bir siyasi parti ile Alevileri karşı karşıya getirmek değil. Burada arkadaşımız eksik, bir hata yaptıysa bile bu işten atılma gerekçesi olmamalı. İnsanların ekmeği ile oynamak çok doğru değil. Burada da dedemizin de kendine çok dikkat etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sonuçta Alevi dedesinin kendisini bu konuda masaya yatırması, varsa bir eksiğimiz onu da bizim gidermemiz gerekiyor.”
Alevi Bektaşi Federasyonu Örgütlenme Genel Sekreteri ve Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş’ın serbest bırakılması için başlatılan özgürlük nöbet eylemi 6. gününde devam ediyor.
Bugün saat 16.00’da Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir destek ziyaretinde bulunacak. Halk da nöbete destek ziyaretlerin gerçekleştirirken, sanatçılar saz ve sözleriyle nöbettekilere türkülerle eşlik ediyor.
Alevi kurumları temsilcileri hemen her gün Özgürlük nöbetindekilerle dayanışma ziyaretini gerçekleştirirken, bugün Maraş Katliamı’nın yıldönümü nedeniyle Maraş’taki anma için yapılacaklara ilişkin son bir yol haritasının belirleneceği de bildirildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Örgütleme Sekreteri ve İstanbul Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş’ın dün sabaha karşı evi basılarak gözaltına alınmasına tepki gösteren ABF yöneticilerinin, Alevi dernekleri temsilcilerinin ve Alevi yurttaşların katıldığı basın açıklamasında Zeynal Odabaş’ın serbet bırakılması istendi.
Basın açıklamasına ayrıca KHK ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş ve HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş ve sanatçı Pınar Aydınlar da katılarak destek verdi.
“BİZ KORKUYU KERBELA’DA TOPRAĞA GÖMDÜK”
Basın açıklaması öncesi konuşan Alibeyköy Cemevi Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül, “Bizleri sindirmeye, korkutmaya yönelik bu gözaltıyı kınıyoruz. Bizi korkutamazlar. Biz korkuyu Kerbela’da toprağa gömdük. Gücümüzü Hz. Hüseyin’den aldık. Zalimin zulmüne ses çıkarmamak zulme ortak olmaktır” dedi.
“İNANÇ MÜCADELESİ YAPAN İNSANI GÖZALTINA ALAMAZSINIZ”
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir de Zeynal Odabaş’ın alevilik adına, inanç özgürlüğü için mücadele ettiğini hatırlatarak, hukuksuz gözaltı işleminin sona erdirilmesini istedi. Alevilerin hiç bir örgütle ilişkilerinin olmadığını söyleyen Doğan, “Sıra Alevilere mi geldi? kaygısının giderek yükseliyor” dedi. “Bu ülkenin muhaliflerini, inanç özgürlüğü için mücadele eden insanlarını gözaltına alamazsınız” diye seslenen Doğan, “OHAL nedeniyle can güvenliğimiz kalmadı. Hak mücadelesi veren insanlara karşı yapılan haksız uygulamalara son verilsin” diye konuştu.
“ODABAŞ’IN AİLESİ KORKUTULDU, BİLGİ VERİLMEDİ”
Daha sonra Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri adına Genel Başkan Muhittin Yıldız basın açıklamasını okudu. Yıldız, ” ABF Genel örgütlenme sekreterimiz ve AKD Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi başkanımız Zeynal Odabaş, her türlü hukuk kuralları çiğnenerek gözaltına alınmıştır. Gözaltı sırasında ailesi korkutulmuş ve kendilerine bilgi verilmemiştir” dedi.
“GÖZALTI ALEVİ TOPLUMUNA YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”
“Zeynal Odabaş, hayatını Alevi Hak Mücadelesine adamış bir canımızdır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:
“Yolu Hak Muhammed Ali, Şiarı Şah Hüseyin gibi zalime boyun eğmeden yaşamaktır. Bu nedenledir ki Zeynal Odabaş’ın verdiği Alevi Hak mücadelesi hiçbir merci tarafından tutsak edilemez ve yargılanamaz. Türkiye ve dünya kamuoyu şunu bilmelidir ki; Aleviler ülkenin içinden geçen bu şiddet ve korku Odabaş nezdinde bu şiddet ve kaos ortamının bir parçası olarak gösteremezsiniz. Hükümete açık uyarımızdır; Bu Alevi toplumuna ve Alevi kurumlarına yapılmış bir saldırıdır. Başından beri Alevileri yok sayan, iftiralar atan, tehdit eden bu zihniyeti iyi tanıyoruz ve asla bunun karşısında ne sineceğiz, ne de hak mücadelemizden vazgeçeceğiz. Derhal Zeynel Odabaş’ın serbest bırakılmasını ve bu korku, şiddet, hukuksuzluk politikalarınıza Alevi Bektaşi Federasyonu olarak son verilmesini istiyoruz.” (N.M)
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’in Maraş Katliamı’nın 37. yılında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiası ile hakkında açılan dava kapsamında Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi’nde dün ifadesi alındı.
İfade vermeye gelen Öker ile dayanışmak amacıyla Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı (ABF) Muhittin Yıldız, Britanya Alevi Bektaşi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil, Fransa ABF Başkanı Erdal Kılıçkaya, Avusturya ABF Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Başkanı Gani Kaplan, Alevi Kültür Dernekleri (AKD)Başkanı Doğan Demir, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Alevi Kurumları eski ve yeni yöneticileri Zeynel Odabaş ve Ercan Geçmez, HDP 25. Dönemi Milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Çilem Küçükkeleş ile bir çok Alevi temsilcisi katıldı.
YILDIZ: BİZ ALEVİLER 38 YIL ÖNCE HUNHARCA KATLEDİLDİK
Mahkeme çıkışı Alevi kurumları adına açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız, “Maraş katliamının sorumluları halen bulunamadı. Katliamı protesto etmek için Maraş’a giden Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker hakkında, yaptığı konuşma nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hakaret davası açılmıştır. Biz Aleviler 38 yıl önce Maraş’ta hunharca katledildik. Maraş’tan bugüne Sivas’tan Erzincan’a Çorum’dan ve Gazi’ye sayamadıklarımızı eklersek ve Maraş’tan bugüne 38 yıldır bu katliamlar devam etmektedir. Öker hakkında açılan davayı biz, Alevilerin sesini kesmeye yönelik bir girişim olarak görmekteyiz” diye konuştu.
KAPLAN: HAKARET OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUZ
Açıklamanın ardından konuşan Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, “Öker’in sözlerinde bir hakaret olduğunu düşünmüyorum ve arkadaşlarımın içerde çok iyi Alevice bir savuma verdiler” dedi. Kaplan, Maraş katliamının 38. yıl anmasını yapmak için bölgedeki valiliğe bildireceklerini ve bu konuda gereken tedbirleri almaları gerektiğini belirteceklerini söyledi.
DEMİR: KORKMUYORUZ
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir de, “Biz mahkemelere gelmekten korkmuyoruz. Bizim derdimiz kimseye hakaret etmek aşağılamak değil. Bizim derdimiz tamamen toplumumuzun değerlerini, inancını korumak yaşamak ve yaşatmaktır. Kimseye biat etmeyeceğiz, hakkımızı sonuna kadar demokratik yollarda arayacağız” dedi.
MAT: MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ
Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat ise şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret etmedik, bir tarihsel süreci ve katliamcı zihniyeti ifade ettik. Katliama maruz kalan Aleviler, canlarından olanlar Aleviler, mağdur olanlar Aleviler ama nedense yargılananlar ve suçlu kabul edilenler yine Alevilerdir. Biz Avrupa’daki ve Türkiye’deki tüm Aleviler birlik içinde olacağız. Tüm bu haksızlıklara karşı Pir Sultan, Seyit Rıza gibi dik duruşumuzla mücadele edeceğiz.”
ÖKER’DEN ALEVİLERE TEŞEKKÜR
Turgut Öker ise davaya destek için gelen herkese teşekkür ederek, “Benim en mutlu olduğum gösterge, bugün Avrupa’nın bütün federasyon başkanlarının burada olması. Bizim özlem duyduğumuz, bu birlik… Hangi koşul altında olursa olsun yolumuza, inancımıza sahip çıkmak ve bizi yok edenler karşısında yiğitçe direnmek bizim asli görevimiz.” diye konuştu.
Mahkeme kararı ile tekrarlan AKD ‘nin 11.Olağan Genel Kurulu ve yeni yönetim seçimini, genel başkanlık görevi devam eden Doğan Demir’in listesi kazandı.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) 11. Olağan Genel Kurulunu Ankara’da gerçekleştirildi. Doğan Demir ve Engin Gündük’ün aday olduğu seçimi mevcut Genel Başkan Doğan Demir kazandı.
4 sandıkta kullanılan oy verme işlemleri sonucu Doğan Demir 304, Engin Gündük 222 oy aldı. 9 oyun da geçersiz sayıldığı olağan genel kurulda mevcut Genel Başkan Doğan Demir 4.defa yeniden Genel başkan seçildi.