Etiket: eren keskin

  • ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ paneli: Yüzleşme olacaksa masada varız!-VİDEO

    ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ paneli: Yüzleşme olacaksa masada varız!-VİDEO

    PİRHA – ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panelde “hakikatle yüzleşme” vurgusu yapıldı. Hak savunucusu Eren Keskin, konuşmasında “Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz” diye belirtti. ABF yöneticisi Aydın Deniz ise “yeni barış sürecinde hakikatlerle yüzleşilmeli” vurgusunu yaptı.

    Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, barış arayışlarının sürdüğü yeni sürece dair ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel yaptı.

    Yas hakkının sistematik olarak inkâr edildiğine ve ‘ötekinin ölüsü’ olma kavramlarının üzerinde durulduğu panel, Kadıköy Moda Sahnesi’nde yapıldı.

    “İNKAR VE SOYKIRIM DEVAM EDİYOR”

    Panelin açılış konuşması İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin yaptı. Konuşmasına Emine Ocak’ı anarak başlayan Keskin, şunları söyledi:

    “Aile olarak Hasan Ocak’ı bulmak adına çok büyük çaba sarf ettiler. O nedenle Emine annenin coğrafyamızda, özellikle gözaltında kayıplar mücadelesinde önemli bir payı var.

    Ölüye Saygı İnsiyatifi olarak 2019’da çalışmalara başladık. Garzan mezarlığına yapılan saldırı ardından bir araya geldik. 2015’te bu mezarlık havadan bombalandı ve zarar verildi. 2017 yılında bir babanın çığlığıyla bu zalimliği gördük. Bu büyük acıyı görüp yakından hissedenler olarak toplantılara başladık. Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz.
    Aslında 1990’lı yıllar bu politikanın en şahlandığı bir dönemdi. Vedat Aydın derisi yüzülerek katledildi, bunu kimse konuşmadı. İşte biz bunları konuşup unutturmamak istiyoruz. Biz soru sormadığımız için kötülükler devam ediyor. İşte bugün bu inisiyatif bunun için var. Merak edin, araştırın ‘bizim ölümüze ne oldu?’ diye sorun. En başından beri ölüye saygısızlık üzerinden oluşturulmuş bir hukuk sistemi var.

    Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan itibaren ölülere, kimliklere, inançlara saygısızlık üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Bunun değişmesi için de 1915’ten itibaren tartışmaya başlamamız gerekiyor. Umarım bu çalışmamız derinleşir.”

    “TOPLUMLARA AYRILAN MEZAR BOYUTLARI DAHİ FARKLI!”

    İki oturum şeklinde yapılan panelin ilk bölümünün moderatörlüğünü Murad Mıhçı, yaptı. “Önemli bir dönemde böyle bir çalışmayı yapıyoruz” diyen Mıhçı, farklı kesimlerin acısını birleştirmek istediklerini ifade etti. Mıhçı, şu konuşmayı yaptı:

    “Alevi bir arkadaşın acılarını dinlediğimizde aslında bir Ermeninin acısına yakın olduğunu gördük. Garzan’daki mezarlığın kaldırarak İstanbul Kilyos’ta kaldırıma gömüldüğünü gördük. Yas hakkının olması lazım. Bir Hristiyan ile Müslümana ayrılan mezar ölçülerinin dahi farklı olduğunu biliyor muydunuz?” diye konuştu.

    “SUÇA ORTAK OLMAYIP, SES ÇIKARMAMIZ LAZIM”

    Panelistlerden Besna Tosun da Cumartesi Annesi Emine Ocak’ı anarak konuşmasına başladı. Babası Fehmi Tosun’un 30 yıl önce sivil polisler tarafından gözaltına alınıp kaybedildiğini belirten Tosun şu konuşmayı yaptı:

    “Bu ülkede kaç insan, nasıl kaybedildi bilmiyoruz. Topluma bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ülkede yakınlarını arayan insanlar dahi kaybedildi. Hukuki olarak bu suçtan ceza alan tek bir kişi dahi olmadı. Devlet, hem cezasızlıkla korudu hem de sanıkları beraat kararlarıyla ödüllendirdi. İnsanlığa karşı bir suçu görmezden gelmek, de suçtur. Bugünkü iktidar da bu suçu işlemekte, failler korunup, ödüllendiriyor. Bitmeyen bir yasa devam ediyoruz. Bu devlet için öldürmek yetmedi, toplu mezarları tahrip edip kemikleri mavi torbalara koydular. Travmalarımızı sürekli tetikliyorlar. Devlet, bu ülkede kimin yas hakkının olduğuna kendisi karar veriyor. Devlet, mezar hakkını dahi elimizden aldı. Devlet, bu suçu işlerken bireyi değil, toplumu hedef alıyor. Bu suçu görmezden gelmek, ortak olmak demektir. Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’na çıktığında ilk talepleri çocukların cenazelerinin alınması değildi, ‘göz altında kaybetmeler dursun ve sonrasında çocuklarımız bize verilsin’ deniliyordu. Ne yapabiliriz sorusunu boşluğa değil, kendimize sormalıyız. Bizler 30 yıldır hakikati bilme hakkına sahip çıkıyoruz.”

    “AİLELER, ÖFKELERİYLE YAŞIYOR”

    Konuşmasına “40 yıldır bu ülkede bir savaş hali var. Terörle mücadeleyi cenazeler üzerinden de yaptılar” diyerek başlayan gazeteci Erdoğan Alayamut, hafızayı kaybetme üzerine bir politika yürütüldüğünü söyledi. Alayamut, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “En trajik katliamlardan birisi Zilan’dır. Binlerce cenaze ortada yok mesela. 90’lı yıllarda öldürülen gerillaların bir çoğunun da dini vecibeleri yerine getirilmedi, aileleriyle vedalaşmalarına izin verilmedi. Ancak devlet politikası 2000’li yıllardan sonra mezarlıklara da yöneldi. Bu yıllardan sonra mezarlıklara da dokunmaya başladılar. Mesela Mersin’de bir gerilla cenazesini takip etmeye gittiğimizde bizi almamışlardı. Bir devlet, cenazenin yasının tutulmasına engel oldu, camiye dahi götürülmesine izin verilmemişti. Aile, kendi olanakları ile evinde cenazesini yıkamıştı.

    2015-2020 yılları arasında ağır bir mezarlık tahribatı var. Garzan mezarlığına bir savaş harekatı gerçekleşti. Dini değerler dahi akıllarına gelmedi, camiyi dahi bombaladılar. Kalan kemikler de kaçırıldı. Kilyos’ta bir kaldırıma üst üste gömdüklerini gördük. Burada sadece cenazelere eziyet edilmedi, ailelere de eziyet edildi. Aileler yas yaşayamayıp, öfkeleriyle yaşıyor. Hakikatlerle yüzleşilmeden barışın gerçekleşemeyeceğini düşünüyorum. Topyekun ses çıkarmamız gerekiyor. Aksi halde Garzan’dan daha büyük bir felaketle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum.”

    “YÜZLEŞME OLACAKSA MASADA VARIZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Aydın Deniz de Alevilerin de ‘öteki’ toplumlar gibi yok sayıldığını vurguladı. Toplumun önde gelen şahsiyetlerin mezar yerlerinin halen bilinmediğini söyleyen Aydın, konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “Bir zihniyetin devamlılığı esas oluyor. Devletler değişiyor ancak zihniyet hep aynı devam ediyor. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz ve devlet her zaman kendisine bir öteki yaratıyor. Kendisine biat etmeyen kim varsa düşman hukuku üzerinden ötekileştiriyor. O örneklerde en çok mağdur olan bir toplum da biz Alevileriz. İnancı yok sayılan bir toplumumuz. Ermenilerin, Kürtlerin acısını hissedebilen; empati yapmaya bile gerek duymayan bir yerde duruyoruz. Çünkü biz de dönem dönem bunlara maruz kalan bir toplumuz.

    Dersim Katliamı’nda, Maraş Katliamı’nda Aleviler katledildi ve birçok cenazeye halen ulaşamıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılıydı, Gazi Mahallesi’nde bir devrimci arkadaşın cenazesinde devlet zorluk çıkardı ve o canımızın cenazesi üç gün boyunca Hakk’a uğurlanamadı. Saldırılar yapıldı. ‘Bize bir can teslim edilmişse ve toprak da emanetini bizden istiyorsa buna engel olamazsınız’ deyip ancak valilikten izin alabilmiştik.

    Bu sorunları ortaklaştırma konusunda eksiklerimizin olduğu doğru. Bu inisiyatif içerisinde ABF’nin de olması önemlidir. Özellikle bu son barış sürecinde, inşa edilecek barışın kalıcılaştırılması için hepimize düşen birçok sorumluluk var. Bu süreçte biz, izleyen değil masada olmak istiyoruz. ‘Eğer demokratikleşme olacak, bir şeylerle yüzleşilecekse biz bu masada olmak istiyoruz’ dedik.

    Gezi’de ölenlerin hepsinin Alevi olması bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu toplumda direnç gösteren bir toplum Aleviler. Hepimiz aynı acıları yaşıyor ve yan yana duruyoruz. Kardeşçe yaşama fırsatını birlikte sağlamalıyız.”

    İlk bölümde panelistlerin sunumları ardından Etnomüzikolog Maral Civanyan, Ermeni sanatçı Gomidas’a ait bir ezgiyi seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul’da ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel düzenlenecek!

    İstanbul’da ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel düzenlenecek!

    PİRHA – Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, 26 Temmuz’da ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel düzenleyecek.

    Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, Türkiye’de barış arayışlarının sürdüğü yeni süreçte önemli bir panelin hazırlığını yapıyor.

    ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panelde, yas hakkının sistematik olarak inkâr edildiğine ve ötekinin ölüsü’ olma kavramları üzerinde durulacak.

    İnisiyatif olarak, 26 Temmuz saat 10:00’da Kadıköy Moda Sahnesi’nde yapılacak panelde, tarihsel ve güncel ihlallere karşı bir kez daha adalet çağrısında bulunulacak.

    Panelin açılış konuşması İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin tarafından yapılacak.

    İki oturum şeklinde yapılacak panelde Murad Mıhçı, Erdoğan Alayumat, Aydın Deniz, Besna Tosun, Zozan Vargün, Elif Bulut, Şebnem Korur Fincancı, Burcu Çelik ve Hakan Tahmaz gibi isimler, sunum yapacak.

    Panelde ‘Yaşanan çatışmalarda ölülere ne oldu?’. ‘Çatışma zeminlerinde farklı kesimlerin ölüleri neden ve nasıl hedef haline geldi?’ ‘Kayıplar ve bitmeyen yas.’ ‘Barış inşasında yas hakkı.’ ‘Ölüye saygı ve adalet nedir ve nasıl mümkün olabilir?’ ‘Ölüye saygı ve barışın toplumsallaşması neden ortaklaşmalı?’ başlıkları değerlendirilecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD’nin 39. yıl açıklamasına homofobik engel: Polis gökkuşağını yasakladı-VİDEO

    İHD’nin 39. yıl açıklamasına homofobik engel: Polis gökkuşağını yasakladı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği’nin, 39. kuruluş yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yapıldı. Eylemde, ’39 Yıldır homofobinin, transfobinin karşısında’ yazılı dövizin açılmasına izin verilmezken gökkuşağı renkleri de polis engeline takıldı.

    İnsan Hakları Derneği, 39. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.
    Yapılan eylemde “39 Yıldır insan haklarının hafızası ve savunucusuyuz” pankartı açılırken “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır. İnsan haklarıyla insandır. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın. İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz. 39 Yıldır homofobinin, transfobinin karşısında” dövizleri de hazırlandı. Ancak kolluk güçleri, homofobi, transfobi içerikli dövizlerin yasak olduğunu iddia etti.

    İHD Yöneticileri, polisin yasaklama kararına karşılık tüm dövizleri ters çevirdi.

    39. YILDA YASAK VE ENGELLEME

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, polis engelini kınayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Derneğimiz, darbe koşullarında kuruldu, ‘idam cinayettir’ diye başladık ve halen devam ediyoruz. Darbe anlayışı bu coğrafyada hiç bitmedi. Beyaz Toroslar denilen dönemin en ağır ihlallerini belgeleyen tek örgütüz. Vedat Aydın olmak üzere birçok yönetici ve üyemiz katledildi. Her zaman yargılandık ve bu yargılamalar halen devam ediyor. Ancak biz vazgeçmedik. Bugün yeni bir süreç var. İHD olarak kendi temel ilkelerimize göre yaklaşımlarımızı mücadelemizi devam ettiriyoruz. Biz o nedenle ne kayıpları aramaktan, ne faili meçhul cinayetlerin faillerini sormaktan, ne kadın cinayetlerine karşı, erkek egemen devlete karşı tavrımızdan vazgeçmeyiz. Bugün yeni bir yasaklamayla karşılaştık. Homofobi, transfobiden bahsetmenin yasaklandığı bir günü yaşıyoruz. Bugün bu dövizlerimizi açmamıza yasakladılar. O nedenle elimizdeki dövizleri ters çeviriyoruz.”

    İHD İstanbul Şube yöneticilerinden Cüneyt Yılmaz da polis yasağını kınayarak, “Eylem başlamadan önce bir pankartın açılamayacağını söylediler. Bu pankartta ‘İnsan Hakları Derneği 39 yıldır homafobi ve transforminin karşısında’ yazıyordu. Bu dövizi açamayacağımızı söylediler. Derneğimizin tüzüğünde bununla ilgili maddeler olduğunu kendilerine söyledik. İHD olarak çalışmalarımızı ve bu yönlü sürdürüyoruz. Yaptığımız görüşmede pankartı ters tutacağımızı söyledik ancak ‘Onu da yapamazsınız’ dediler. Biz de bu durumu protesto ettik. Homofobi ve transfobi, bu coğrafyada can alıyor. Hastalık olarak nitelendiriliyor. Dövizlerimizi gösteremedik ama ben buradayım, yüzüm açık, kimliğim açık ve burada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMELİ, KAYYIM POLİTİKALARINA SON VERİLMELİ”

    Ardından basın metni okundu. Metnin Kürtçesini Hasan Yaviç, Türkçesini ise Jiyan Tosun okudu.

    “İnsan hak ve özgürlüklerini savunmaya devam ediyoruz!” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “İnsan Hakları Derneği, 17 Temmuz 1986 tarihinde aralarında mahpus aileleri, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenlerin olduğu 98 insan hakları savunucusunun imzasıyla ‘İnsan hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak’ amacıyla kuruldu. Kuruluşundan bu yana 23 İHD üye ve yöneticisi faili meçhul cinayetler sonucu yaşamını yitirirken, yüzlercesi fiili saldırılar sonucu yaralandı. Tüm bu baskılar İHD’yi insan hak ve özgürlüklerini savunma kararlılığından alıkoymadı.

    Coğrafyamızın en önemli demokrasi ve insan hakları sorunlarının başında Kürt meselesinin çözümü gelmektedir. Kürt meselesinin çözümü konusunda devlet ve siyasal iktidar halen güvenlikçi politikalarda, ret ve inkâr siyasetinde ısrar etmektedir. Bu politikalarda ısrar bir yandan demokrasi ve insan hakları ortamının kötüleşmesine ve toplumsal barışın yara almasına neden olurken; öte yandan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomisinde derin tahribatlara yol açmaktadır. Seçilmiş Kürt belediye eş başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyım atanması politikası devam ettirilmektedir. 2024 yılı 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler sonrası 10’u Dem Partili, 3’ü CHP li olmak üzere 13 belediyeye kayyım atanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onlarca CHP’li belediye başkanı siyasi operasyonlarla gözaltına alınmış, tutuklanmış ve görevden alınmışlardır. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ve önceki genel sekreterlerimizden Nazmi Gür’ün de aralarında bulunduğu 108 kişinin yargılandığı Kobani Davasında verilen ve toplamı 400 yılı geçen hapis cezalarıyla Coğrafyamızda yargının bir kez daha, muhaliflere karşı susturma ve cezalandırma aracı olarak kullandığını göstermektedir. Son aylarda aynı anlayışla CHP’li belediye başkanları ve siyasetçileri siyasallaşmış yargının hedefi olmaktadır.

    “DEVLET BARIŞ İÇİN SOMUT ADIM ATMALI”

    Türkiye’nin, Kürt meselesini kabulü ile yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratikleşebilmesi için demokrasi ve insan hakları sorunlarını gerçek bir çatışma çözüm süreci ile çözmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Başta Kürt Halkının Barış talebi ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm toplum kesimlerinin insan haklarına dayalı taleplerini kabul edecek siyasi iradeye ihtiyaç vardır. 1 Ekim 2024 tarihinde başlayan Kürt Meselesinin barışçıl yollarla çözümü konusunda önemli gelişmelere tanıklık etmekteyiz. 30 PKK militanı silahlarını yakarak imha etmiş ve barışa hazır olduklarını beyan etmişlerdir. Silah bırakan militanların sivil siyasete ve demokratik yaşama katılmaları için siyasal ve hukuksal adımların ivedilikle atılması gerektiğini bir kez daha devlete hatırlatıyoruz. Silahlarını imha eden grubun kimlik bilgileri ve yakılan silahların envanteri (İnsan Hakları Derneği- İHD), (Özgürlükçü Hukukçular Derneği-ÖHD) ve (Türkiye İnsan Hakları Vakfı-TİHV) temsilcilerine teslim edilmiştir. Sivil Toplum Örgütlerinin barış süreçlerine aktif katılımı konusunda bu envanter teslimini oldukça önemsediğimizi ve süreç içerisinde daha fazla sivil toplum örgütünün yasal dayanaklarla sürece üçüncü göz olarak dahil olmaları gerektiğini belirtiyoruz.
    Tüm bu gelişmelere karşın devlet henüz barış ve süreç konusunda söylem düzeyini aşan somut bir adım atmamıştır.

    “İNSAN HAKLARI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Ortaya konulacak yeni toplumsal sözleşme; Türkiye’nin temel sorunlarından olan Kürt Meselesi, Alevilerin talepleri, toplumsal cinsiyet eşitliği, yerinden yönetime dayalı yönetim modeli, anadilinde eğitim-öğretim ve anayasal vatandaşlık gibi somut önermeleri içerecek şekilde hazırlanmalıdır. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekmektedir.

    İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 39 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin insan haklarına dayalı demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi ısrarla sürdürülecektir. İHD’nin kuruluşunun 39. Yılında ısrarla insan hak ve özgürlüklerini ve barış hakkını savunmaya devam ediyoruz; iyi ki İHD var diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu tamamlarken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. İstanbul Tabip Odası’nda yapılan toplantıya siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

    Saygı duruşuyla başlayan kongrede, şubenin faileyetlerini içeren sinevizyon gösterimi yapıldı.

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Temsilcisi Ümit Efe, yaptıkları konuşmalarda, insan hakları mücadelesinin önemine dikkat çekerken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    Tek listeyle gidilen kongre, hatıra fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Colani ve Mazlum Abdi’nin yaptığı anlaşma Türkiye’yi rahatsız etti’-VİDEO

    ‘Colani ve Mazlum Abdi’nin yaptığı anlaşma Türkiye’yi rahatsız etti’-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği panelde konuşan Avukat Eren Keskin, silahların sustuğu dönemde ‘geçiş dönemi adaleti’nin sağlanması gerektiğinin altını çizerek, “Süreç başladı, peki hasta mahpusların durumu ne olacak?” diye sordu. Araştırmacı-Yazar Faik Bulut ise, Colani ve Mazlum Abdi’nin anlaşmasının Türkiye’yi rahatsız ettiğini belirterek, “Türkiye’nin artık uzlaşmaktan başka bir seçeneği yoktu” dedi.

    İHD Mersin Şubesi, “Ortadoğu’daki son gelişmeler, savaş, barış” konulu panel düzenledi. Panelin kolaylaştırıcılığını İHD MYK Üyesi Hakkı Demir yaparken, İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin ve Araştırmacı-Yazar Faik Bulut konuşmacı olarak katıldı.

    İHD Mersin Şube Eş Başkanları Zümeyra Oğuz ve Gazi İnci açılış konuşması yaptı.

    “ROJAVA’DAKİ DURUM SÜREÇTE ÖNCELİKLİ BİR NOKTAYA TAŞINDI

    Araştırmacı-Yazar Faik Bulut, Ortadoğu’daki dengelerin hızlıca değiştiğini belirterek, şunları ifade etti:

    “Amerika’nın bilgisi dahilinde, İngiltere’nin planı çerçevesinde Şam düştü. Suriye ordusu direnmiş olsaydı çok büyük bir kayıp olacaktı. HTŞ gidip Şam’a oturdu. Türkiye’nin esas derdi Kürtlerin Rojava’daki askeri ve siyasi varlığını ortadan kaldırmaktı. Türkiye HTŞ üzerinden bu işi halledelim düşüncesindeydi. Avrupa özellikle de İngiltere Şam’a akın etti. Fransa, NATO, Amerika gidip Colani’yle görüştü. Bu böyle olunca Batı Colani’yle görüşürken şartlarımız var dedi. Geniş bir ittifak kurması istendi. Amerika’da Türkiye’ye giderek Kürtlere uzlaşmaya bakın dedi. Türkiye HTŞ’yle görüştüğünde ‘SDG’yi halledin ya da biz operasyon yapacağız” diye konuşuldu. Tüm bunların üstüne İngiltere ve Amerika devreye girdi; Türkiye’nin Kürtlerle ilişki kurmasını istedi. Türkiye ister istemez bunu yapmak zorunda kaldı.

    Devletin uzlaşmaya yanaşmayan tarafı kayyım atayarak, operasyon yaparak “terörle mücadele” yürütmek istedi. Uzlaşmacı kanadı ise Bahçeli’yi ikna ederek, Kürtlerle ilişki kurmasını sağladı. Süreçte böyle gelişti ve İmralı görüşmelerine yansıdı. O görüşmelerin içinde Rojava’daki durum öncelikli bir noktaya taşındı. Centkom aracılığıyla Şam’da Mazlum Abdi ve Colani görüştü. Uluslararası güçlerin dahiliyetinde anlaşmaya varıldı. Türkiye’nin bunu yeterince içine sindirdiğini düşünmüyorum.”

    Barış sürecin gelişmesinde dış etkenlerin olduğunu aktaran Bulut, “Türkiye’nin artık uzalşmaktan başka bir seçeneği yoktu. Öcalan sıradışı bir yol izledi. Bundan sonra demokratik hukuk temelinde sorunun çözümü önemlidir. Sürecin desteklenmesi gerekiyor. Sürece dahil olma durumunun daha fazla olacağını düşünüyorum. Öcalan, bu öneriyle Kürtlerin birliğini sağladı. Ortak mücadele etme bakımında önemli görüyorum. Bu mücadele aynı zamanda Türkiye’nin elinden silahı aldı” dedi.

    “ESAD GİTTİĞİNDE ALEVİLER SEVİNDİ”

    Suriye’nin en örgütsüz kesimin Aleviler olduğunun altını çizen Bulut, “Baba ve Esad iktidarı ele geçirdiğinde azınlıklar ittifakı yaptı. Çok geçmedi öyle olmadığı anlaşıldı. Esad Emevi Camii’ne gitti Sünni oldu. Aleviler o dönemden bu yana örgütsüz. Beşar Esad cihatçılara karşı tek dayanağı olarak Alevileri kullandı. Aleviler’de Esad yönetiminde cefa gördüler. Gittiğinde sevindiler. Gelenlerde cihatçı ve adam kesmeye müsaittirler. Colani geldi, Suriye’nin hepsine huzur getirmeyeceği görüldü. Katar gazetesi çok net bir şey ortaya koydu; Cİhat için İdlib’de çağrı yapanlar, Türkiye’nin desteklediği örgütler, Özbek, Uygur cihadistler Alevi kıyımı yaptılar. İş kötüye gidince Amerika ve İngiltere harekete geçti ve SDG devreye girdi” diye konuştu.

    “SDG’NİN DAHA AKTİF OLDUĞU BİR DÖNEMDE AZINLIKLAR DAHA RAHAT OLACAK”

    Kuzey Doğu Suriye halkının Alevi katliamına ses yükselttiğine dikkat çeken Bulut, “SDG Alevi katliamına karşı askeri müdahale yerine anlaşarak Alevileri korumaya çalıştılar. Anlaşmanın birinci maddesine bakarsanız her kimlik ve inancın barış içinde yaşamasını içeriyor. Türkiye bu anlaşmadan memnun kalmadı. Türkiye bu anlaşmayı bozmak istiyor ama uluslararası güçler bunu engelliyor. Okuduğum gazeteler Mazlum Abdi’nin ‘kimsesizlerin sesi’ diyerek azınlıkların temsilcisi ilan ettiler. Bu yol kolay bir yol değil. İngilizlerin Alevileri ve Kürtleri ihmal etme durumu değişti. Dolayısyla Aleviler daha iyi bir durumda olacaklar. SDG’nin daha aktif olduğu bir dönemde azınlıklar daha rahat olacaklar” şeklinde konuştu.

    “BARIŞ SÖZCÜĞÜ İLE ORTAYA ÇIKAN HER SÜRECİ DESTEKLİYORUZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, yeni bir sürecin yaşandığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Aslında Kürt meselesi bir uluslararası bir meseledir. Dört parçaya ayrılmış haklarını savunmuş halkın direniş tarihidir. Bahçeli’ye bir vahi inmedi. Görüşmelerin merkezinde Rojava’daki gelişmelerin etkisi oldu. Sürecin nereye evrildiğini bilmiyoruz. Hala kayyım atanıyor, siyasetçiler, gazeteciler ve binlerce insan cezaevinde. Barış sözcüğü ile ortaya çıkan her süreci destekliyoruz. Savaşta da bir değişim yaşandığı bir dönemde silahlar tabiki sussun. Ama sustuğu dönemde geçiş dönemi adaletinin sağlanması lazım. Acılarımızın telafi edilmesi gerekiyor. Herkesin kendi noktasında o kadar çok talebi varki. İktidar ve muhalefet anı akılda hareket ediyor. Devlet aklı muhalefete de işlemiş durumda. Resmi ideolojinin bu kadar içselleştiği bir ortamda ne kadar sonuç alabiliriz şüphesini taşıyorum. Kürtlerin her dört parçada verdiği mücadele Bahçeli’yi bu noktaya taşıdı. Kürtlerin iç barışının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

    BUGÜN NE YAŞIYORSAK 90’LAR YETERİNCE KONUŞULMADIĞI İÇİNDİR

    İfade ve örgütlenme özgürlüğü yasalarda olmasına rağmen kullandırılmıyor. Buradaki tüm hak ihlallerine AB ortak olduğunu düşünüyorum. Mülteci meselesinden dolayı görmezlikten geliyorlar. Dünyada bir insan hakları krizi var. Savaşlar, sığınmacı hareketini arttırıyor. Buda milliyetçilik, ırkçılık Avrupa’da artıyor. Bugün ne yaşıyorsak 90’lar yeterince konuşulmadığı içindir. Bugün o günleri yüksek sesle dillendirmeliyiz. Bu coğrafyada yüzde 15-20 biat etmeyen bir topluluk var. Çok haklı olduğumuz halde yeteri düzeyde karşılık bulmuyor.

    HASTA MAHPUSLARIN DURUMU NE OLACAK?

    2 bine yakın hasta tutsak var. Neden bırakılmıyorlar. Süreç başladı, peki hasta mahpusların durumu ne olacak? Peki muhalefetin derdin de mi, hayır. Sendikaların gündeminde mi, hayır. Suriye’deki savaşa ayrılan parayı bir sendika söyledi mi?

    Kadınların katledilmelerini siyasetin nefret dilinden ayrı değerlendiremeyiz. Kürdistan’da verilen bir mücadele sonucu İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Ama iktidarın siyasi tavrı değişmesinin ardından imza çekildi. İstanbul Sözleşmesi’nin imza çekilmesinin ardından şiddet ve katliamı arttı. Kadının barışa ihtiyacı var. Barışın içini doldurarak talep edenin Kürt halkı ve annesi olduğunu söylemeliyim. İçinin doldurulması gerekiyor. 90’ıncı maddeye uyulsa bile birçok şey değişir. Bu kadar basit. Ama göreceğiz. Umutsuz bakmamak gerekiyor. Acılar son bulsun, yaşanan acılarında telafisi olsun. Bu süreçte bizlere çok büyük görev düşüyor. Birliğe ve beraber mücadeleye çok ihtiyaç var. Öcalan’ın alanının açılması gerekiyor.”

    Panel soru-cevapla sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    PİRHA- 94 gündür tutuklu bulunan ve “Örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu’nun ilk duruşması, yarın İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İnsan Hakları Derneği (İHD) başta olmak üzere çok sayıda sivil toplum örgütü çağrı yaptı.

    Nimet Tanrıkulu, 26 Kasım 2024’te sabah saatlerinde evine düzenlenen bir polis operasyonuyla gözaltına alındı. Aynı dosya kapsamında aralarında siyasetçiler ve sendikacıların da bulunduğu 12 kişi daha gözaltına alındı. Tanrıkulu ve sekiz kişi, 29 Kasım’da Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Diğer dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    FEMİNİST, KÜRT VE ALEVİ BİR MÜCADELE İNSANI

    Tanrıkulu, 30 yılı aşkın süredir insan hakları, kadın hakları ve barış mücadelesi veren bir isim. Feminist, Kürt ve Alevi kimliğiyle tanınan Tanrıkulu, 12 Eylül darbesi sonrasında gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi ve Barış İçin Kadın Girişimi gibi örgütlerin kurucuları arasında yer alan Tanrıkulu, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın da aktif bir üyesi. Alevi derneklerinde de yöneticilik yaptı.

    “30 YILDIR İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VEREN BİR İSİM”

    Yarınki duruşma öncesinde İHD İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması düzenlendi. Açıklamada, “Hak savunuculuğu yargılanamaz, Nimet Tanrıkulu’na özgürlük” pankartı açıldı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Tanrıkulu’nun tutukluluğunun hukuk dışı olduğunu vurgulayarak, “Nimet, 30 yıldır insan hakları mücadelesi veren bir isim. Onun tutuklanması, aslında bir insan hakları savunucusunun, feministin, Kürt ve Alevi kimliğinin yargılanmasıdır” dedi.

    Keskin, Tanrıkulu’nun sosyal medya paylaşımları ve katıldığı etkinliklerin suçlama konusu yapıldığını belirterek, “Seyit Rıza, Deniz Gezmiş gibi isimlerin fotoğraflarını paylaşması veya kadın hakları çalıştaylarına katılması gibi eylemler, tamamen sivil ve meşru faaliyetlerdir. Bunların suç olarak gösterilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Keskin, Tanrıkulu’nun Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) yaptığı bir konuşmanın da suçlama konusu yapıldığını, ancak daha önce bu konuda Diyarbakır Adliyesi’nde “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet son derece hukuksuz bir şekilde yargılanıyor. Biz yarın bu hukuk dışı yargılamanın son bulmasını istiyoruz ve serbest bırakılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İDDİANAME AKIL VE HUKUK DIŞI”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, 20 kurumun imzaladığı ortak metni okudu. Yoleri, Tanrıkulu’nun uluslararası düzeyde tanınan bir insan hakları savunucusu olduğunu belirterek, “İddianamedeki suçlamalar akıl ve hukuk dışıdır. Nimet Tanrıkulu’nun tutukluluğu, Türkiye’nin iç hukukuna ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır” dedi.

    Yoleri, Tanrıkulu’nun daha önce benzer iddialarla Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturulduğunu, ancak “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Bu yargı tacizi bir an önce son bulmalı” diye konuştu.

    TÜRKİYE ÇAPINDA ÇAĞRILAR

    İHD’nin İstanbul’daki açıklamasının yanı sıra, Şanlıurfa, İzmir, Adana, Hatay ve Van gibi birçok kentte de Tanrıkulu’nun serbest bırakılması talebiyle eylemler düzenlendi. Şanlıurfa’da İHD ve 78’liler Girişimi, “Nimet Tanrıkulu serbest bırakılsın” pankartı açarken, İzmir’de Eski Sümerbank önünde yapılan açıklamada “İnsan hakları savunucuları yargılanamaz” denildi.

    İmzacı Kurumlar:

    • İnsan Hakları Derneği (İHD)
    • 78’liler Hareketi
    • Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
    • Barış Vakfı
    • Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)
    • Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)
    • Diyarbakır Barosu
    • Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD)
    • Hak İnisiyatifi Derneği
    • Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
    • İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
    • Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED)
    • Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
    • Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD)
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)
    • Türk Tabipler Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu
    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)
    • Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
    • Yurttaşlık Derneği

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1040’ıncı buluşmasında 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sorarak, “Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 104O’ıncısında gözaltında kaybedilen, katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde, 1994 yılında İstanbul’da gözaltına aldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cüneyt Aydınlar’ın akıbeti soruldu.

    İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Oya Ersoy, 27 Şubat’ta İmralı Heyeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına işaret ederek, çağrının “barışa giden meşakkatli yolun başlangıcı olması”nı istedi.

    CÜNEYT AYDINLAR’IN HİKAYESİ

    Oya Ersoy,  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi olan Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy’deki Ömür Durağı’nda polisler tarafından gözaltına alındığını ve Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldüğünü aktararak, “Burada 7 gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra, 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiklerinde, aralarında Cüneyt yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İHD avukatlarına, ‘28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçıp kayıplara karıştı’ cevabını verdi. Cüneyt’ten bir daha haber alınamadı” diye konuştu.

    “YOĞUN İŞKENCE GÖRDÜ”

    Oya Ersoy, Cüneyt Aydınlar ile birlikte gözaltına alınan kişilerin, 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, Aydınlar ile 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını aktardıklarını paylaşarak, “Tanıklar ayrıca, yoğun işkence gören Cüneyt’in; ağır yaralı, bir ayağı kırık, yürüyemez haldeyken ‘ölmeye hazır mısın, ölmeye gidiyorsun’ diyen polisler tarafından sürüklenerek bulunduğu hücreden götürüldüğünü açıkladılar. Ailenin ve İHD’nin başvurduğu yetkili merciler, Cüneyt Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili hemen, etkin ve tarafsız bir soruşturma süreci başlatmadı. Cüneyt’in kaybedilmesini önlemek ve sonrasında onu kaybedenleri cezalandırılmak için, kendi yetkileri dahilindeki gerekli önlemleri almadı” dedi.

    Oya Ersoy, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre desteksiz ayakta duramayan birinin, 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadı. Tanıkların beyanlarını değil, polisin dayanaktan yoksun firar senaryosunu esas aldı. 31 yıldır Aydınlar Ailesi’nin evlatlarının gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçekleri bilme ve onun akıbetini öğrenme hakları ihlal edildi. 1040. haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Cüneyt Aydınlar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de, “Cüneyt Aydınlar bu devletin kayıtlı gözaltında kaybıdır ve işkence ile katledilmiştir” dedi.

    Açıklamanın ardından, Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da kadınlar tarafından düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ gerçekleştirildi. 4 oturumda gerçekleşen kurultayda kadın, çocuk, emek, örgütlenme ve Türkiye’deki şiddetin farklı boyutlarda nasıl işlendiği hakkında konuşmalar yapıldı.

    Emekçi Kadınlar (EKA) tarafından 15-16 Şubat arasında düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ 1’inci gününde biraraya gelindi. Çok sayıda kadının katıldığı Şişli Tiyatrosu’nda Tevgera Jinen Azad Aktivisti (TJA) Sebahat Tuncel, Av. Eren Keskin, Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel dışında alanında uzman kadınlar konuşma yaptı.

    1’inci oturumda ‘Kadın Emeği’ üzerine ‘Kriz ve Kadın Emeği’, ‘İşçi Kadının Sorunları ve Mücadelesi’, ‘İşçi Kadının Örgütlenme Sorunları ve Deneyimleri’ hakkında konuşuldu. 2’nci oturumda ise ‘Genç Kadın’ konulu başlığı altında ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’, ‘MESEM ve Genç Kadın İşçiler’ konusu ele alandı. 3’üncü oturumda da ‘Şiddet’ sorunu üzerinde ‘Devlet Şiddeti’, ‘Ulusal Baskı ve Şiddet’ ve ‘Sava, Faşizm ve Şiddet’ meseleleri üzerine konuşma yapıldı.

    “TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİ KAPİTALİZMİN, GERİCİ İDEOLOJİLERİN KALESİ HALİNE GELMİŞ”

    Kadınların eğitim sıralarından, kampüslere ve sokaklara taştığını ifade eden Devrimci Öğrenci Birliği Özge TOPCİ ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’ hakkında söz aldı. Topci, okullardaki eğitim sisteminin çürüdüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Nasıl ki yaşamdan uzaklaştırılmak istenip bir var olma mücadelesi veriyorsak. Eğitimde de kadınlar olarak gerici ağlara takılmama ve eğitimden soyutlanmama mücadelesi veriyoruz. Öyle ki bu mücadele sıralardan kampüsleri aşıp sokaklara taşmış durumda. Kadınların eğitim mücadelesini aktarmaya sıralardan başlamak isterim. Türkiye’de eğitim sistemi kapitalizmin ve gerici ideolojilerin kalesi haline gelmiş, burjuvazi ve onun ideolojik aygıtları tarafından genç nesilleri haliyle genç kadınları bir şekillendirme paniğine düşürmüş durumdadır. Bu bağlamda liselerdeki eğitim sistemi sadece bir bilgi aktarma alanı olmaktan çıkmış olup, ideolojik bir savaş alanı haline de gelmiştir. Uygulanan eğitim politikalarıyla okullar sürekli gelişen bir eğitim yuvası halinden çıkmış olup eğitim sistemindeki çürümeye bir ışık tutmuştur.

    “KADINLARIN YÜZDE 65’İ HAYATININ BİR DÖNEMİNDE FİZİKSEL ŞİDDETE UĞRUYOR”

    Emekçi Kadınlar adına konuşma yapan Delal Erol, şiddetin Çok Yönlü Yansımaları konusunu hakkında bilgi verdi. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alındığını belirten Erol, “Sadece Türkiye’deki kadın üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki kadınların yüzde 65’i hayatının bir döneminde fiziksel şiddete uğruyor.  Yüzde 55’i psikolojik şiddet gibi devasa oranlarda ekonomik ve cinsel şiddet verileri devam ediyor. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alıyor. Erkeklere verilen güç öfke boşaltmak, kadınları kontrol etmek veya cezalandırmak hakkını kendinde görmek gibi düşünce kalıpları, kadına olan şiddeti normalleştiren, artıran etmenler arasında. Toplumsal ilişkiler içerisinde incelenmesi gereken bir sorunlu ve kaynağını erkek egemen zihniyeti sisteminden alan bir sistem sorunudur” diye konuştu.

    “OKUL TÜRLERİ SERMAYENİN İHTİYACI DOĞRULTUSUNDA ÇEŞİTLENDİRİLİYOR”

    Türkiye’deki okul türlerinin sermayenin ihtiyacına göre çeşitlendirildiğine değinen Eğitim Emekçisi Feray Aytekin Aydoğan, “Mesleki eğitimi ve mesleki okullardan bahsederken şuradan başlamak gerekiyor. Dünyada da Türkiye’de de mesleki okullarının ve mesleki eğitimin çıkış süreci sınıfsaldır. Eşit bir eğitim olmasını okul türleri ayrışması olmasını ret der ve çocukların orta eğitimde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, yönlendirilmesini, desteklenmesi ancak meslek tercihlerinin yüksek öğretim sürecinde olması gerektiği, çocukların akademik gelişme hem de psikolojik gelişmesi açısından ancak yükseköğretim yaşında bir meslek tercihinde bulunabileceği bilimsel bir gerçeklik olarak savunulur. Ancak okul türleri sermayenin ihtiyacı doğrultusunda çeşitlendirilmiştir. Türkiye’de liselerdeki okul türlerinin oluşması aynı hikayeye dayanıyor. Sermaye erken yaşta ucuz iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Türkiye’deki mesleki okullarının eğitim hikayesi böyle başlıyor” ifadesinde bulundu.

    “KÜRT SORUNU ŞİDDETTEN ÇIKIP MÜZAKERE İLE ÇÖZÜLMELİ”

    Kürtlerin savaş ve şiddet ortamından çıkıp barış ve müzakere için mücadele ettiğine, bunu yaparken terörist ilan edildiğini dile getiren Sebahat Tuncel ise şöyle konuştu:

    “Bir kimliğin, bir inancın yok sayılması en büyük şiddettir. Kürt meselesi olunca sağcısı da solcusu da orta yolcusu da aynı yerde birleşiyor. En son İmamoğlu bile Kürt kökenli demişti. Mahkemede belirtmiştim; biz cumhurbaşkanı olabiliriz, başbakan olabiliriz, memur olabiliriz; sadece Kürt olamıyoruz. Ne zamanki Kürt olduk o zaman bunlar terörist oldu deniliyor. Kürtlüğün varlığını kabul etmek demek Kürtleri en temel insani hakkı olan haklarının iadesi anlamına gelir. 1924 Anayasası’nda bu yana Kürtlerin yok sayılması ve Kürtlere karşı inkar ve asimilasyon dediğimiz bir politikanın devreye koyulmasıdır. Kürtlerin paradigması demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşam kurmak istiyor. Kürt sorunu bir savaş ve şiddet zemininden çıkarılıp diyalog ve müzakereyle çözülmesini istiyor. Yıllardır Kürt hareketi, Abdullah Öcalan, Kürt gençleri ve kadınları bunun mücadelesini sürdürüyor.

    “KİMSENİN HİZMETÇİSİ DEĞİLİZ DİYEN KADINLAR DA BU ÜLKEDE”

    Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel, ‘Savaş, Faşizm ve Şiddet’ hakkında konuştu. Devletlerin, dinlerin bin yıllardır kadınları itaat ettirmeye, hizmet ettirmeye yönelik politikalar geliştirdiğine değinen Yücel, yaptığı konuşmada şu açıklamayı yaptı:

    “Her gün yeniliyoruz ama o yenilgilerden öğrenip mücadeleye devam ediyoruz. Hala da yazamaz, okuyamaz, resim yapamaz, felsefeden anlamaz, aşık olamaz denildi bizim için. Bütün sınıflar, bütün dinler kutsal aileleri de dahil bütün baskıcı devletler bin yıllardır birbirinden öykünerek, birbirinden sık dokuyarak kendilerine itaat etmek, hizmet etmek ve susmasını istediler. En çok da susmamızı istediler. Bizler susmuyoruz, korkmuyoruz, bunun sloganlığını yapıyoruz, eylemlerini yapıyoruz. Kimsenin hizmetçisi değiliz diyen kadınlar da bu ülkede; harekete geçtiler, sokağa çıktılar ve isyan ettiler. Kimileri tarihini yazmadılar kimileri de eksik yazdı. Kadın özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olmuş bu uğurda ölümsüzleşmiş tüm kadınları saygıyla anıyor ve bugünün özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olan bütün kadınlara hoş geldin diyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin’de ‘Ortadoğu’da Savaş ve Barış’ paneli: Barış dilini hakim kılacağız – VİDEO

    Mersin’de ‘Ortadoğu’da Savaş ve Barış’ paneli: Barış dilini hakim kılacağız – VİDEO

    PİRHA- 11 Ocak Cumartesi günü ‘Ortadoğu’daki Son Gelişmeler, Savaş ve Barış’ konulu panel düzenleyeceklerini duyuran İHD Mersin Eş Başkanı Zümeyra Oğuz, “Türkiye’de yeni bir süreç başlıyor. Bizler de sürece bu panelle katkı sunalım istedik” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi 11 Ocak Cumartesi günü ‘Ortadoğu’daki Son Gelişmeler, Savaş ve Barış’ başlıklı bir panel gerçekleştiricek. Saat 14.00’te MBB Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak panelde Araştırmacı-Yazar Faik Bulut ve İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin konuşmacı olarak yer alacak.

    “MERSİN’DE BARIŞ DİLİNİ HAKİM KILACAĞIZ” 

    İHD Mersin Şube Eş başkanı Zümeyra Oğuz, Ortadoğu’da uzun yıllardır süren kaos ve savaş ortamının etkilerinin Türkiye’ye de sirayet ettiğini belirtti. Ülkede yeniden bir barış sürecinin başladığını dile getiren Oğuz, bu sürece hak savunucuları olarak katkı sunmak amacıyla bu paneli düzenlediklerini söyledi.

    Zümeyra Oğuz, şu ifadeleri kullandı:

    “Yoğunca tartışılan Kürtlerin bu ülkedeki gerçekliği ve yine savaşın yol açtığı yıkıma dair Abdullah Öcalan’a Meclis tarafından çağrıda bulunuldu. Bu coğrafyada en çok ihtiyaç duyduğu barışı tartışacağımız ve barışı bütün dillerde söyleyeceğimiz bir sürece girmiş bulunmaktayız. Mersin’de ne yapabilirizi tartışırken bir panelle bu sürece katkı sunacağımızı düşündük ve Ortadoğu’daki savaşları, ülkemizdeki barışı tartışacağımız bu paneli düzenleme kararı aldık. Ortadoğu konusunda derin birikime sahip Faik Bulut ve insan hakları alanında duayen olarak kabul edilen Eren Keskin konuşmacı olarak yer alacak. 11 Ocak Cumartesi günü Mersin’de barış dilini hakim kılacağımız, barışı derinlikli tartışabileceğimiz, savaşın yıkıcılığını ifade edebileceğimiz bir panel gerçekleştireceğiz. Ve bu panele tüm kesimleri bekliyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenlendi. Etkinlikte konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, örgütlenme özgürlüğünün büyük baskı altında olduğunu belirtti. Keskin, “Barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenledi.

    Etkinliğe, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Halkların Demokratik Kongresi(HDK), Hafıza Merkezi, LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu(LİSTAG), Uluslararası Af Örgütü, Munzur Çevre Derneği, Emek Partisi, Eğitim Sen, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve çok sayıda kişi katıldı.

    “ONURSUZ BİR BARIŞI KABUL ETMİYORUZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açılış konuşmasını yaparak şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz yıldan daha kötü durumdayız. Hatice Onaran mahpuslara para gönderdiği için tutuklu ve bu tutuklama akıl dışı. Nimet Tanrıkulu’nun tutuklanma gerekçesi de akıl dışı. Nimet 35 yıldır insan hakları mücadelesi içerisinde ve saçma sapan bir şey yüzünden tutuklu. İstanbul Sözleşmesinin ardından devletin kullandığı şiddet yayılıyor ve en önce kadınlar, çocuklar bu şiddete maruz kalıyor. Örgütlenme özgürlüğümüz büyük baskı altında. Bütün sivil topluma inanılmaz bir baskı geliyor. Bir taraftan da barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz. Sayımız çok az ve buna rağmen LGBTİ+ hareketi ve insan hakları hareketi var. Buna rağmen mücadelemize devam edeceğiz.”

    “İNADINA MÜCADELE EDECEĞİZ”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, hapishanelerdeki insanların imhasının hedeflendiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Bir yandan nefret saldırılarının arttığını görüyoruz. Suriye’deki gelişmeler Aleviler ve Kürtleri yok etme üzerinden gidiyor. Ciddi sorunlarla karsi karsiyayiz. Mülteci gruptan hak savunucusu olan arkadaşlarımızın vatandaşlıkları ellerinden alındı. Ya da ajanlıkla suçlanıyor, tutuklanıyor, kaybedilmekle yüz yüze kalıyorsunuz. Ekonomik krizin yansımalarını dahi hapishanelerden hissediyoruz. Aileler ekonomik yoksunluk nedeniyle görüşe bile gidemiyorlar. Hapishanelerde elektrik su bile para ile veriliyor. Filistin ile dayanışma gösteren insanlar bile tutuklanıyor. Her yerde akıl dışı gelişmeler var. Tam da bu sorunların küreselleştiği yerde inadına dayanışma, ısrarla mücadele etmenin kritik aşamada olduğu bir yerdeyiz. İnadına mücadele edeceğiz.”

    “İŞKENCESİZ, SINIRSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYAYI YARATACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    TİHV adına söz alan Bilal Yıldız ise Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’ya selam göndererek, “Mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı hapishanelerden geri alacağız. İnsan hakları ihlallerinin kat be kat arttığı bir yıldayız. Çok yoğun işkence ve kötü muamele tablosu hakim Türkiye’de. Bu mücadele insan hakları çalışmalarının kazanımlarıdır. Ve bu mücadelede yer alan arkadaşlarımız şuan tutuklu. Hem ülkede hem dünyada savaşın devam ettiği bir yıl yaşadık. İşkencesiz sınırsız ve sömürünün olmadığı bir dünyayı yaratacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

    “BU MÜCADELE HER ZAMAN SÜRECEK”

    Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak da “Arjantinli Plazo De Mayo anneleri mücedele ettiler ve kazandılar. Biz de Cumartesi Anneleri olarak bu mücadelenin her zaman süreceğini söylüyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı. 

    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.

    Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.

    CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR

    78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTILARI KINIYORUZ”

    SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.

    “KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.

    TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU

    Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:

    “Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

    “İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”

    Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:

    “Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD, İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderdi: Bu hukuksuz kayyum kararından dönün- VİDEO

    İHD, İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderdi: Bu hukuksuz kayyum kararından dönün- VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nin hukuk dışı kayyım kararlarının geri çekilmesi ve halkın iradesine saygı gösterilmesi talebiyle İçişleri Bakanlığı’na bir mektup gönderdi. Öncesinde dernek binasında açıklama yapan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Kayyum politikası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt meselesinde uyguladığı çözümsüzlük politikasının bir devamıdır. Yerine kayyum atanan ve tutuklanan tüm belediye başkanlarının yanındayız” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, hukuk dışı kayyım kararlarının geri çekilmesi ve halkın iradesine saygı gösterilmesi talebiyle dernek binası önünde açıklama yaptı. Açıklamanın ardından Sıraselviler Postanesi’nden İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderildi.

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin dernek binası önünde bir konuşma yaptı.

    “BU HUKUKSUZ YETKİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI TARAFINDAN SÜREKLİLİK ARZ ETTİ”

    Keskin, kayyım atanan ve tutuklanan tüm belediye başkanlarının yanında olduklarını dile getirerek, “Biz bugün İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nin aldığı kararla tüm şubelerimiz olarak, İçişleri Bakanlığı’na alınan Kayyum kararları ile ilgili bir mektup gönderiyoruz. İçişleri Bakanlığı’na bu hukuksuz karardan dönmesi için bir çağrı yapıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasalarında belediye başkanlarının görevden alınması gibi düzenlemeler vardı. Bu düzenlemeler, belediye başkanlarının görevleri dahilinde işledikleri suçlarla ilgiliydi. Ancak maalesef 15 Temmuz 2016’da meydana gelen darbe girişimi sonrası sonrasında Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmeler ve iç hukukuyla çelişen yasal düzenlemeler yapıldı. Bunlardan biri de İçişleri Bakanlığı’na belediye başkanlarına kayyum atanması ile ilgili verilen yetkiydi. Son derece hukuksuz, demokratik işleyişe aykırı bir yetki ve maalesef İçişleri Bakanlığı tarafından da bir süreklilik arz etmeye başladı. İlk, bildiğimiz gibi Hakkari Belediyesi ile başladı, daha sonra Batman Mardin ve Halfeti belediyeleri ile devam etti” dedi.

    “KAYYUM ÇÖZÜMSÜZLÜK POLİTİKASININ DEVAMIDIR”

    “Bu belediye başkanları bizim yakından tanıdığımız insan hakları mücadelesi veren arkadaşlarımız” diyen Keskin, “Maalesef hukuksuz bir şekilde bölge halklarının iradesine darbe vurularak belediye başkanları hakkında kayyum kararı verildi. Biz insan hakları savunucuları olarak bu coğrafyanın temel meselelerinden birinin Kürt meselesi olduğunu çok yakından biliyoruz. Bu meselenin barışçıl çözümler dışında başka hiçbir şekilde çözülebileceğine inanmıyoruz. Kayyum politikası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt meselesinde uyguladığı çözümsüzlük politikasının bir devamıdır” diye belirtti.

    “BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    Eren Keskin şöyle devam etti:

    “Bazı çevreler diyorlar ki neden haklarında soruşturma olan kişiler aday gösteriliyor insan hakları alanında çalışan demokratikleşme, sivilleşme, Kürt meselesi konusunda devletten farklı düşünen kimse yoktur ki hakkında soruşturma olmasın hepimiz cezaevine girmek üzereyiz ya da adli kontrollüyüz. Bu da durumun ayrı bir yanı. O nedenle bu tür yaklaşımları da bu hukuksuz eylemin destekçisi olarak görüyoruz. Biz sonuna kadar İçişleri Bakanlığı’nın bu kayyum atama kararına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Tutuklanan ya da hakkında Kayyum atanan tüm belediye başkanlarımızın yanındayız.”

    Açıklama sonrası Sıraselviler Postanesi’nden İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderildi. Ayrıca dernek binasına “Kayyumlara hayır! Halkın iradesine saygı gösterin” yazılı pankart asıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ATK, ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın tahliyesini engelliyor-VİDEO

    ATK, ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın tahliyesini engelliyor-VİDEO

    PİRHA-656. F Oturmasında Ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın sağlık durumu paylaşıldı. Açıklamada, sağlık sorunları sebebiyle tahliye olması yönünde verilen rapora rağmen ATK’nin aksi yönde verdiği raporla Tokmak’ın tahliyesinin engellendiğine vurgu yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 656. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi.

    “Tedavi haktır engellenemez”, “Fatma Tokmak serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Fatma Tokmak’ın durumuna dikkat çekildi.

    Açıklamayı İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “SAĞLIK VE YAŞAM HAKKI TEHLİKEYE ATILMAKTADIR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Fatma Tokmak; Kalp, Astım ve Hipertansiyon hastası olup, bu tabloya eklenen kadın hastalıkları, diş hastalıkları, vücutta yaygın morarmalar, şişlikler, yoğun ağrılar ve sık sık yaşadığı baygınlıklar nedeniyle hapishane koşullarında yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen, infaz erteleme talepleri kabul edilmemekte, sağlık ve yaşam hakkı tehlikeye atılmaktadır.

    “ATK AKSİ YÖNDE RAPOR VEREREK TAHLİYESİNİ ENGELLEDİ”

    2006 yılında, var olan hastalıkları ile hapishanede kalamayacağı gerekçesiyle serbest bırakılan Tokmak, cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine ve henüz tedavisi devam ederken 2010 yılında yeniden tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’ne konulmuştur. Tutuklanmasının ardından sağlık sorunları daha da ağırlaşan Tokmak için yapılan başvuru üzerine, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından 23 Temmuz 2014’de hazırlanan raporda; bu hastalıkları ile hapiste tutulmasının yaşamına risk oluşturduğu gerekçesi ile tahliye edilmesi gerektiği tespitinde bulunulmuş, ancak Adli Tıp Kurumu (ATK), aksi yönde verdiği raporuyla Tokmak’ın tahliyesini engellemiştir.

    “TOKMAK, HASTALIKLARI NEDENİYLE HAPİSHANEDE YAŞAMINI SÜRDÜREMEZ”

    Covid 19 pandemi sürecinde tedavi ve kontrolleri daha da aksatılan Fatma Tokmak’ın durumu her geçen gün daha da kötüye gitmiştir. Son süreçte hastalıkları daha da ilerlemiş, ağrıları artmış, göğsünde ve kollarında morarmalar, şişlikler ortaya çıkmış, sık sık baygınlık yaşamaya başlamıştır.

    Ceza aldığı yargılama sırasındaki hukuksuzluklara dair yapılan başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmesine rağmen, yeniden yargılama talebi kabul edilmeyen ve tahliyesi engellenerek hukuka aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılan Fatma Tokmak, hastalıkları nedeniyle hapishanede yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen serbest bırakılmayarak, yaşam hakkı tehlikeye atılmakta, maruz bırakıldığı hukuksuzluk derinleştirilmektedir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Fehmi Tosun’a ne oldu?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Fehmi Tosun’a ne oldu?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 1021. Hafta eyleminde 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi. Açıklamada, “Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1021. haftada devam etti.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi.

    1021. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    “FEHMİ TOSUN ZORLA ARACA BİNDİRİLEREK GÖTÜRÜLDÜ”

    Sebla Arcan, 1021. haftada, inkar ve cezasızlık politikalarına karşı üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi’ne eşlik ettiklerini belirterek açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun, Lice’nin Licok köyünde yaşıyordu. Köylerinde yaşama olanakları yok edilen Tosun Ailesi İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltı sonrası, iki arkadaş birlikte evden ayrıldı ve bir daha geri dönemedi. Fehmi Tosun, aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault marka bir araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle birlikte evin bahçesine doğru ilerlerken, kendisini gören eşi ve çocuklarına “Beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar yanına koşunca Fehmi Tosun zorla araca bindirilerek götürüldü.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKÂR EDİLDİ”

    Hanım Tosun, hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Eşini kaçıran aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Ancak, polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra “Bizim yapacağımız bir şey yok” diyerek olaya müdahale etmediler. Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurarak, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak, Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    “AİLE, AYM’DEN DE SONUÇ ALAMADI”

    İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir dedi. AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı Fehmi Tosun dosyasında etkin bir soruşturma yapılmasını sağlama yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. İdari ve yargısal yollarının tamamını tüketen aile, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.

    “ZAMANAŞIMININ ARKASINA SAKLANMAYIN”

    Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilişinin 29.yılında, adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Tosun ailesinin avukatı ve İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açıklama sonrası şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybetme sistematik olarak işleniyor. Fehmi tosun dosyası bir çok dosyadan farklı. Fehmi tosun beni öldüreckler deyip delil bıraktı ve plaka vardı. Kızı Besna tanıktı mahkeme bunu kabul etmedi. Sadece kaçıranlar değil savcılar hakimlerde suçlu. Uluslararası hukuku eleştirmek gerekiyor AİHM sağcı aimadan çok etkilendi. Bu politikaya karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    “CEZASIZLIK ALGISINI BÖYLE Mİ YIKACAĞIZ?”

    Besna Tosun, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e seslenerek “Hesap sormak için buradayız. 29 yıl önce anneler için oturup oturup giderler demişti biz buradayız senin katil olduğunu söylemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi. Tosun, Recep Tayyip Erdoğan’a da seslenerek “Sayın Cumhurbaşkanı cezasızlık algını yıkmalıyız dedi jitem dosyasında beraat kararı onaylandı. Cezasızlık algısı böyle mi yıkacağız? Toplumun güvenlik ve adalet algısını yıkmak boynumuzun borcu dedi evet boynunuzun borcu. Katiller yargılanmadıysa toplum sustuğu içindir. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Annelere karşı hepimizin borcu var. Bunlar insanlığa karşı işlenen suçlar. İnsanlığa karşı işlenen suçun tanığıyım dinlenmedim bile. 6 yıldır diyalog kurmaya çalışıyoruz, cezalık algısını böyle mi yıkacağız?” diye konuştu.

    1021. Hafta buluşması Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Devletin kullandığı şiddet politikası çok içselleştirildi’ – VİDEO

    ‘Devletin kullandığı şiddet politikası çok içselleştirildi’ – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hiyerarşinin en üstünde olan iktidar gücünün topluma yaşattığı her şeyin bir şiddet biçimi olduğunu söyledi. Keskin, devletin kullandığı şiddet politikasının çok içselleştirildiğini de belirterek “Bir gün bile daha barış için genel grev yapılmadı bu coğrafyada. O nedenle evet bizim bir iktidar sorunumuz, iktidarın şiddeti sorunumuz var ama bizim bir muhalefet sorunumuz da var” dedi.

    Şiddet; kavramsal bir alandan çıkıp yaşamın her alanına nüfus etmiş durumda. Kadına, çocuğa, ağaca, suya, toprağa, hayvana, iktidarlar tarafından öteki görülen kimliklere, Aleviye, mülteciye, işçiye, emekçiye, emekliye, gence, öğrenciye, öğretmene, doktora yönelik şiddet tırmanmış durumda. Peki şiddet neden bu kadar arttı ve toplumun önemli bir kısmı tarafından normalleştirildi? Bu normalleşmede iktidarın payı nedir? Muhalefet neden şiddete karşı ses çıkarmıyor, toplumsal muhalefet neden alternatif üretmiyor?

    Konuya dair İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin sorularımızı yanıtladı.

    “ŞİDDET DEYİNCE AKLIMA İLK GELEN İKTİDARLARIN ŞİDDETİ”

    PİRHA: Şiddet nedir? Şiddetin “iktidar” olgusuyla ilişkisini nasıl okumalı?

    EREN KESKİN: Aslında bunu hiyerarşi ile tanımlayabiliriz. Bu dünyada da örneklerini çok sayıda gördüğümüz gibi hiyerarşinin, militarizmin, emperyal güçlerin ve sömürgeci güçlerin kullandığı ve esas olarak tüm dünyaya yayılan bir şiddet var. Ama maalesef esas sorun kendi yarattıkları hukukla bu şiddetin üzerini örtüp hatta bu şiddeti meşrulaştıran bir yapının varlığıdır. Bana göre şiddet deyince aklıma ilk gelen iktidarların şiddetidir. Ve iktidarlar, bu şiddeti kullanırken kendilerince bir ‘normal’ yaratıyorlar. Bu normali yaşamın tüm alanlarında bize dayatıyorlar. Bu da bir şiddet. Örneğin ırkçılık, homofobi, transfobi, erkek egemenliği bütün bunlar bu şiddeti araç olarak kullanıp ve yarattıkları hukukla da bu şiddetin üzerini örten, hukuku bir kılıf olarak kullanan bu güçler, bize aynı zamanda nasıl davranmamız gerektiğini de öğretiyorlar. Ve tüm toplumlara yayılıyor. Ki bunun örneklerini kendi coğrafyamızda da genel olarak tüm dünyada çok net görüyoruz. Bir şiddet var ve bu şiddetin meşrulaştırılması var. Devletler tarafından kullanılan şiddetin, bu meşrulaştırılan şiddet de her toplumda önce kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+’lara dönüyor. Hiyerarşik ilişkilerden, hiyerarşinin en üstünde olan iktidar gücünün topluma yarattığı her şey bir şiddet biçimi.

    “COĞRAFYAMIZDA ŞİDDET ÇOK İÇSELLEŞTİRİLMİŞ”

    -Şiddet olgusunun sıradanlaşması ile karşı karşıyayız. Yaşam alanından, doğayı koruyana, kadından çocuğa yönelik ortaya çıkan bir şiddet sarmalı içindeyiz. Bundan yola çıkarak şiddetin sosyal, toplumsal ve ekonomik yansımaları var mıdır?

    Şiddetin meşrulaştırılmasının en yoğun olduğu bir süreci yaşıyoruz. Aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan öncesine gitmek gerekiyor. Çünkü bu devletin kuruluşunun hemen öncesi büyük bir şiddet olayına dayanıyor. 1915 Soykırımı ve bu soykırımı gerçekleştiren zihniyetin, kurduğu bir cumhuriyetten söz ediyoruz. Yani ittihatçı anlayışın kurduğu bir cumhuriyetten söz ediyoruz. Daha sonra birçok katliamlar ve bir soykırım daha yaşandı. 1938 Dersim Soykırımı, o arada meydana gelen Kürdistan’daki katliamlar, ardından askeri darbeler, 12 Eylül ve bugüne kadar yaşadığımız her şey şiddetin meşrulaştırılması ve devlet tarafından kullanılan bu şiddetin hem ‘meşrulaştırılması’ hem de konuşulmasının yasaklanması aslında bütün toplumu biçimleyendir. O nedenle bizim Türklük Sözleşmesi diye tabir ettiğimiz de bu. Çünkü bu coğrafyada kuruluşla birlikte iki kimlik sadece kabul edilmiş. Türklük ve Sünni Müslümanlık. Bunun dışındaki tüm etnik kimlikler, inanç kimliği, cinsel kimlikler ya yok edilmiş ya da yok edilmeye çalışılıyor, asimile ediliyor. Bu da bir şiddetin türü zaten. Ve maalesef coğrafyanın halkı tarafından çok içselleştirilmiş bir şiddet bu. Yani bugün kendilerine ‘sağdayım ya da soldayım’ diyenlerin de bir kısmı dahil olmak üzere devlet gibi düşünüyorlar aslında. Çok içselleştirilmiş bir resmi görüş var. Bizim coğrafyamızda şiddetin, toplumsallaşması böyle gelişmiş.

    Bugün siz devletin bize dayattığı kırmızı çizgiler ki bu Kürdistan meselesidir, Ermeni Soykırımı’dır, Kıbrıs’ta yaşanan durumdur, Türkiye’nin oradaki varlığıdır. Bütün bu konularda farklı bir görüş ileri sürdüğünüzde hem devlet tarafından suçlanırsınız hem de toplumun büyük bir bölümü tarafından suçlanırsınız. Ki bu şiddeti en ağır yaşayan kesimlerden biri de LGBTİ+ bireyler. Onlar da bu şiddet çok meşrulaştırıldığı için sadece heteroseksüel cinsiyet kimliği normal kabul edildiği için bu homofobik ve transfobik şiddetin çok yoğunlaşmasına sebep oluyor. Devletin kendi kullandığı dil ve uygulamalarıyla meşru hale getirdiği şiddet, toplumun büyük bir bölümü tarafından satın alınmış durumda. O nedenle zaten karşı tarafa büyük bir tahammülsüzlük var ve hemen şiddetle karşı koymak var. Bu gerçekten çok sosyolojik bir durum.

    “YAŞANAN ŞİDDET EKONOMİNİN DE FELÇ OLMASINA NEDEN OLUYOR”

    -Son yıllarda artan şiddeti -kadınlara, çocuklara, ekolojistlere, işçilere- nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu coğrafyada biz her zaman şiddetten şikayet ettik. Eskiden sosyal medya diye bir şey yoktu ve yaşadığımız şiddeti herkes görmüyordu, herkese ulaşmıyordu. Ama artık sosyal medya diye bir şey var ve burada yaşanan şiddet, dünyanın öbür ucundan da anında öğrenilebiliyor. Ama maalesef buna karşı çıkış noktasında eksik ve yetersiz bir toplumsal yapı var. Mesela bu şiddet, aynı zamanda ekonominin de felç olmasına neden oluyor. Çünkü Türkiye’nin son derece güvenlikçi ve savaşçı, çözüme yaklaşmayan bir Kürt politikası var. Bu Kürt politikası nedeniyle hem savaş devam ediyor hem de Türkiye, Suriye’nin bir bölümüne girmiş durumda. Ve orada birçok cihatçı yapı, Türkiye tarafından besleniyor. Çok büyük bir para aktarılıyor oraya. Ve çok ilginçtir ki genel olarak sendikalar bile bunu dile getirmiyorlar. Şimdi bugün işçi ve emekçinin bu kadar kötü durumda olması, ekonominin bu kadar berbat durumda olmasının en büyük nedeni Türkiye’nin yürüttüğü savaş politikasıdır. Ama bu coğrafyanın içinde konuşulmuyor. İşçiler bile bunu söylemiyorlar. Tam tersine hiç gündemlerinde yok. Yine aynı yere geliyoruz. Devletin kullandığı bu şiddet politikası çok içselleştirilmiş durumda.

    “BİR GÜN BİLE BARIŞ İÇİN GENEL GREV YAPILMADI BU COĞRAFYADA”

    -Şiddetin önüne geçmek için toplumsal muhalefet ne yapmalı?

    Toplumsal muhalefet derken kendilerine muhalifim diyenler arasında da çok büyük farklar var. Mesela Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı, Kıbrıs’ta yaşanan durum söz konusu olduğunda devlet gibi düşünen ama solcuyum diyen de var. Muhalefetin ne olduğunu önce konuşmak gerekiyor. Tabii ki bana göre muhalefet, Türkiye devletinin resmi politikalarının bütün kırmızı çizgilerine muhalif olmak demek ama bu bizim coğrafyamızda çok zor. O zaman yapmamız gereken şu, bütün bu şiddete karşı çıkabilmek için uzun vadede tabi ki resmi ideolojiye tavır almak ama kısa vadede de ortaklıklarımızı ön plana çıkararak bir mücadele geliştirmek. Ben bunun da Türkiye’de çok eksik olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kürt meselesi bir turnusol gibi orada duruyor. Yani siz Kürt meselesi konusunda farklı bir fikir ileri sürdüğünüzde başka konularda sizinle yan yana olanlar hemen farklı bir tavır içerisine maalesef girebiliyorlar. Onun için bizim coğrafyamızda muhalefet gerçek anlamda gelişmiyor. Yani böyle bir sorunumuz var. Mesela bugün İsrail-Filistin meselesinde İsrail’in korkunç bir şiddet üreten devlet politikasına karşı İsrail’de yüzbinler yürüyüş yapabiliyor ama bizim coğrafyamızda böyle bir yürüyüş yapılmıyor. Yani bir gün bile daha barış için genel grev yapılmadı bu coğrafyada. O nedenle evet bizim bir iktidar sorunumuz, iktidarın şiddeti sorunumuz var ama bizim bir muhalefet sorunumuz da var.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hasta mahpus Aslan’ı, işkence sonrası hastane yerine hapishaneye götürmüşler!-VİDEO

    Hasta mahpus Aslan’ı, işkence sonrası hastane yerine hapishaneye götürmüşler!-VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 654. F Oturması’nda ağır hasta mahpus Fevzi Arslan’ın acilen serbest bırakılmasını dile getirdi. Yapılan açıklamada yetkililere seslenilerek “Önlenebilir her ölüm bir cinayettir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, F oturumunun 654. haftasında hasta tutukluların durumuna bir kez daha dikkat çekti.

    “Tedavi haktır engellenemez” pankartının açıldığı eylemde, ağır hasta mahpus Fevzi Arslan’ın durumu aktarıldı.

    Basın açıklamasını İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME TERK EDİLDİ”

    Metris R Tipi Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Abdülkadir Kuday’ın 2 Ekim’de yaşamını yitirdiğini hatırlatan Eren Keskin, “Yürüme, yeme ve konuşma yetilerini dahi kaybetmiş, yatağa bağlı halde hapiste tutulan Abdülkadir Kuday’ın, cinayetten farksız ölümünü durdurabilmek için, tedavi ve yaşam hakkının korunması adına defalarca açıklama yaptık, ilgili bakanlıklara ve kurumlara yazılar yazarak tedavi ve sağlık hakkı korunsun, hapishanede bu sağlanamıyorsa tedavi maksadıyla infazı ertelensin ve serbest bırakılsın dedik. Avukatları ve ailesi tarafından Adalet Bakanlığı’na, İnfaz Savcılığına, Adli Tıp Kurumu’na dilekçeler verilerek önce tedavi için serbest bırakılması, artık iyileşme umudu kalmadığında ise yakınlarının yanında ölümü karşılaması, yakınlarıyla vedalaşabilmesi için serbest bırakılması istendi. Ancak verilen dilekçeler her defasında reddedildi ve Abdulkadir Kuday, veda hakkı dahi tanınmadan göz göre göre ölüme terk edildi.

    Defalarca hatırlattık, hatırlatıyoruz! Yasalar gereği, devlet mahpusların sağlık ve yaşam haklarını korumak için gerekli önlemleri almak zorunda. Önlenebilir her ölüm bir cinayet, sorumluluklarını yerine getirmeyen tüm yetkililer bu suçun failidir. Hapishanelerde tedavi ve sağlığa erişim sorunlarının acil çözümü, bu sağlanamıyorsa ayrımsız bütün hasta mahpusların tedavi maksadıyla serbest bırakılmalarının önündeki engellerin kaldırılması için yetkilileri göreve çağırıyoruz.” dedi.

    “YETKİLİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    Keskin, 654. F Oturması’nda Adana Suluca Y Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan hasta mahpus Fevzi Arslan’ın sağlık durumuna dair şunları paylaştı:

    “56 yaşındaki Fevzi Arslan; beyin hasarına bağlı olduğu söylenen şiddetli baş ağrısı, uykusuzluk, ailesini tanımayacak ve yemek yemeyi unutacak seviyede unutkanlık, sol ayak parmaklarında hissizlik ve hızla ilerleyen yürüme güçlüğü nedeniyle yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyar hale gelmiş olmasına rağmen, yeterli tedavi ve bakım sağlanmayarak sağlığı ve yaşamı tehlikeye atılmaktadır.

    Oğlu açıklamasında; ‘Babamın sağlık sorunları tutuklandıktan sonra ortaya çıktı. Gözaltında iken ağır işkenceler yapılmış, öldü diye morga bile bırakmışlar. Ama hastane yerine hapishaneye götürmüşler. Sağlık sorunları artınca da tedavi edilmedi, şikayetleri ‘psikolojik’ denilerek verilen ilaçlarla geçiştirildi. Babam unutkanlık nedeniyle görüşlerde zaman zaman bizi dahi tanımıyor. Acıktığında yemek yemeyi, yıkanmayı unutuyor. Yürümekte zorlanıyor, tuvalete gidebilmek için bile bir yere ya da birine tutunması gerekiyor. Çekilen MR sonuçlarını özel doktora gösterdik. Beyin erimesi var, beyin küçülüyor, acil tedavi edilmesi gerekiyor dediler ama tedavisi yapılmıyor. Son 2 aydır ağız içi araması dayatıldığı için hastaneye götürülmüyor.  Babam adeta ölüme terk edildi ve düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ölümü an meselesi, çünkü beyin her geçen gün küçülüyor her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaşıyor. Babamın tedavisi için destek bekliyoruz’ demiştir.

    Keskin, açıklamanın sonunda hasta mahpus Fevzi Arslan ve bütün ağır hasta mahpusların serbest bırakılarak, sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkilileri göreve çağırdı

    PİRHA/İSTANBUL

  • Keskin: Cezaevlerinde çok büyük zulüm uygulanıyor, bir numaralı gündem olmalı- VİDEO

    Keskin: Cezaevlerinde çok büyük zulüm uygulanıyor, bir numaralı gündem olmalı- VİDEO

    PİRHA – İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, dün sabah saatlerinde tutuklu olduğu Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nde hayatını kaybeden ALS hastası Abdulkadir Kuday ve hasta mahpusların durumuna dair konuştu. Keskin, hasta mahpusların yaşadığı zulmün toplumda yok sayıldığını belirterek “Bugün Abdulkadir Kuday öldü. Aslında insanım diyen herkesin sosyal medyasında bir numaralı gündemi bu olması gerekirken Türkiye’nin bugün bir numaralı gündemi Murat Boz’un verdiği konser” dedi.

    Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmeyen ALS hastası tutuklu Abdulkadir Kuday, dün sabah saatlerinde hayatını kaybetti. Kuday, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 2014 yılında tutuklanmıştı. Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalanan Kuday felç kalarak, yürüyemez hale gelmişti.

    Abdulkadir Kuday’ın avukatları ile DEM Parti milletvekilleri, Kuday’ın tahliyesi için geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı başta olmak üzere birçok yere başvuruda bulundu. Ancak başvurular yanıtsız kaldı.

    Kuday’ın, “Son günlerimi çocuklarımın arasında ailemin yanında geçirmek istiyorum” dediği belirtildi.

    EREN KESKİN: BU İNSANLARIN HİÇBİRİ CEZAEVLERİNDE KALABİLECEK DURUMDA DEĞİL

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Abdulkadir Kuday ve hasta mahpusların durumuna dair PİRHA’ya konuştu.

    Keskin, cezaevlerinde çok büyük bir zulüm uygulandığını, tecrit politikasının cezaevlerindekilerin hayatlarının her alanına müdahale ettiğini dile getirdi. Keskin, cezaevlerindeki sorunların en büyüğünün ise hasta mahpuslar olduğunu kaydetti.

    Keskin, İHD’nin verilerine göre cezaevlerinde neredeyse 2000’e yakın durumu acil, ölümcül hastalıkları olan hasta mahpusun yer aldığını ifade ederek, “Özellikle bu insanların, tahliye olabilmeleri için tek bir kurum var rapor verebilecek olan. O da Adli Tıp Kurumu. Adli Tıp, tamamen siyasi iradeye bağlı bir resmi bilirkişi. Maalesef ki siyasi iradeye uygun ve tıp etiğinden yoksun kararlar veriyor. Bizim bu röportajı yaptığımız gün, İHD olarak çok fazla mücadele ettiğimiz, cezaevinden bırakılması gerektiğini defalarca dile getirdiğimiz Abdulkadir Kuday’ın da ölüm haberini aldık. Bu insanların hiçbiri cezaevinde kalabilecek durumda değiller” dedi.

    “AĞIR KALP HASTASI FATMA TOKMAK’IN DA NE OLACAĞI BELLİ DEĞİL”

    1996’dan bu yana müvekkili olan ağır kalp hastası Fatma Tokmak’ın durumuna değinen Keskin, bilirkişi olan Adli Tıp için de şunları söyledi:

    “Bir dönem haftada bir kanı değiştirildi. Nefes darlığı çekiyor, kalp hastalığı olduğu daha önce de Adli Tıp raporuyla tespit edilmiş. Tutukluyken de böyle bir tespit var, rapor var. Ama buna rağmen örneğin Fatma Tokmak ile ilgili Türkiye İnsan Hakları Vakfı, sağlık dosyaları üzerinden çok detaylı bir araştırma yaparak cezaevinde kalamaz raporu verdi. Ama maalesef aynı raporlar üzerinden Adli Tıp, tüm raporları reddediyor ve cezaevi raporu veriyor. Yani Fatma Tokmak’ın da yarın ne olacağı belli değil. Böyle birçok hasta mahpus var. Bu maalesef ki bir sistematik. Çünkü devlet şu an da bunu istiyor. Zulüm etmek istiyor. Yani bu güvenlikçi politikaların cezaevlerindeki bir sonucudur.”

    “KÖTÜLÜĞÜN ÖRGÜTLENİP SIRADANLAŞMASININ EN SOMUT ÖRNEĞİ”

    Hasta mahpusların yok sayıldıklarına da dikkat çeken İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Burada tabii bir vicdanı da tartışmak gerekiyor. Hem hukuk vicdanı diye bir şey vardır. Hem de insani vicdan diye bir şey var. Bu insanların artık az bir ömürleri kaldığı çok net ortada. Bu kadar ölümcül hastalıklı mahpusların hiç olmazsa son günlerini aileleri ile geçirmelerinin nasıl bir sakıncası olabilir? Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Bu büyük bir kötülük. Kötülüğün örgütlenip sıradan hale getirilmesinin en somut örneği.

    “BİR NUMARALI GÜNDEM ABDÜLKADİR KUDAY OLMASI GEREKİRKEN, MURAT BOZ KONSERİ KONUŞULUYOR”

    Maalesef bu konuda büyük bir vicdansızlık hüküm sürüyor. Maalesef bu kadar önemli bir konu yine toplumun büyük bir kesiminin gündeminde değil. Yok sayıyorlar bütün bu olayları. Bugün Abdulkadir Kuday öldü. Aslında insanım diyen herkesin sosyal medyasında bir numaralı gündemi bu olması gerekirken, Türkiye’nin bugün bir numaralı gündemi Murat Boz’un verdiği konser. Bu bile benim için yeterli” diye konuştu.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor’ – VİDEO

    ‘Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor’ – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği adına, KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından 2915 kişi ile yapılan “İnsan Hakları Algısı” kamuoyu araştırmasının sonuçları, İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısıyla açıklandı. Araştırma sonucunda toplum üzerinde güvensizlik ve korku iklimi yaratıldığına vurgu yapıldı. Araştırmada ayrıca Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Sadece Alevi değil siyasi tercihinden dolayı da ayrımcılığa uğradıklarını belirtiyorlar. 

    İnsan Hakları Derneği adına KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından yapılmış olan “İnsan Hakları Algısı” kamuoyu araştırmasının sonuçları, İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısı ile açıklandı.

    Açıklamaya, KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi’nden temsilciler, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD Genel Merkezi’nden Tuğba Kahraman ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri katıldı.

    ERDEM: ALEVİLER, SİYASİ TERCİHİNDEN DOLAYI DA AYRIMCILIĞA UĞRUYOR

    Toplantıda ilk olarak KONDA’dan Aydın Erdem söz aldı. Erdem, yapılan araştırmada izledikleri yöntemleri aktardı. Toplam 2915 kişi ile görüştüklerini belirten Erdem, “Bunlar, Türkiye nüfusunun genel düşüncesi olarak tarif edebileceğimiz şeyler. Biz bu araştırma vesilesiyle çok fazla kişiye ulaştık. Bunlar tek başına bir anlam ifade etmez. Burada en dramatik olan örgütlenme hakkının çok az tercih edilmesidir” dedi.

    Erdem, insan hakları ihlali verilerini de değerlendirerek “Alevilerin yüzde 74’ü din ve mezheplerinden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Sadece Alevi değil siyasi tercihinden dolayı da ayrımcılığa uğradıkları belirtiliyor” dedi.

    EN ÇOK HAK İHLALİNİ YAPAN GRUP SİYASETÇİLER

    Erdem, insan haklarını ihlal eden gruplara dair konuşarak en çok hak ihlalini siyasetçilerin yaptığını belirtti. Erdem, “Keşke bundan 15 yıl öncesine baksaydık da polisleri de bu listede görebilseydik” ifadelerini kullandı. Erdem, son olarak “Bu insanların algısını ölçen bir araştırma, toplumun perspektifini belirlemez” dedi.

    “TOPLUM, EN ÇOK SİYASETÇİLERİN İNSAN HAKLARINI İHLAL ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR”

    Araştırmanın sonucunu ise İHD Genel Merkez’den Tuğba Kahraman okudu. Kahraman’ın okuduğu metinde şu ifadeler yer aldı:

    “Toplum, en çok siyasetçilerin insan haklarını ihlal ettiğini düşünmektedir. Toplumun yarısından fazlası siyasetçilerin insan haklarını ihlal ettiğini düşünmektedir. Ancak burada dikkat çekici olan ‘Sizce en fazla kimler/hangi gruplar insan haklarını ihlal ediyor?’ sorusuna herhangi bir yanıt vermeyenlerin oranının yıllar içinde artmış olmasıdır. İfade ve düşünce özgürlüğü kapsamında bugün gelinen noktada, toplum üzerindeki otoriter siyasi baskı mekanizmasının yaratmış olduğu çekinceyi ortaya koymaktadır.

    “YARGIYA GÜVEN OLDUKÇA DÜŞÜK”

    Toplumun büyük bir kesimi devletin güç kullanmasını kabul edilebilir bulmaktadır. Devletin güç ve şiddet kullanımını onaylama eğiliminin arttığı görülmektedir. Yargı ve kolluk kuvvetleri aracılığıyla uygulanan şiddet pratiğinin toplum tarafından içselleştirildiği ve normalleştirildiğinin göstergesidir. Toplum genelinde hukuk kurumu ve yargıya güven oldukça düşük çıkmıştır. Toplumun yüzde 65’i hukukun ve yargının işleyişinden memnun değilken, yüzde 67’si de mahkemeye düşerse adil karar çıkmayacağından korktuğunu belirtmiştir. Üstelik bu oran yıllar içinde de yükselmiş görünmektedir.

    “TOPLUM ÜZERİNDE GÜVENSİZLİK VE KORKU İKLİMİ YARATILMIŞTIR”

    Bu kamuoyu araştırması verileri ışığında görüyoruz ki üzerinden geçen üç yıl boyunca hükümet ortaya koyduğu insan hakları eylem planını hayata geçirememiş, adalete erişim, adil yargılanma, eşitlik, özgürlük, şeffaflık, temel hak ve özgürlükler alanında kazanımlardan ziyade toplum üzerinde güvensizlik ve korku iklimi yaratılmıştır.”

    KESKİN: EN DİKKAT ÇEKEN KONU ŞİDDETİN İÇSELLEŞTİRİLMESİ

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de açıklama sonrası söz alarak araştırmaya dair şunları söyledi:

    “Bence burada ortaya çıkan şey, Türkiye Cumhuriyeti’nin devletinin altına imza attığı bütün uluslararası sözleşmelerin ihlal ettiğini gösteriyor. Devlet bu sözleşmeleri uygulamıyor ve Avrupa Birliği tarafından denetlenmiyor. Bana en dikkat çeken konu bu raporda, şiddetin bu kadar içselleştirilmiş olması oldu. Biz bunu iki gün önce net olarak yaşadık. Maalesef genç polis kadın öldürüldü. Uluslararası Sözleşmelere imza atan bir devlet o suçluya bu işkenceyi yapamaz. Ayrıntılı işkencenin gösterilmesi topluma ve bunu desteklemesi. Hatta bu yanlıştır diyenlerin de tehdit edilmesi. Bu içselleştirilen şiddet kocadan eşine yöneliyor. Çocuğuna yöneliyor. Şiddetin bu kadar içselleştirilmiş olmasını gözler önüne seriyor herkes buna çok dikkat etmeli.”

    YOLERİ: OLDUKÇA İSABETLİ TESPİTLER

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise “Siyasetin Türkiye’de her şeyin üstünde bir etki yarattığını gösteren bir araştırma. Bir diğeri de insan hakları korunması noktasında ‘devletten beklenti’. Devlet korumalı diye söylemiyor. Bu oldukça önemli. Biz her açıklamamızda devlete sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Bu nedenle oldukça isabetli tespitler olduğunu da söylemek mümkün” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul: Azizi ve Muhammed’e verilen idam cezalarını kaldırın-VİDEO

    İHD İstanbul: Azizi ve Muhammed’e verilen idam cezalarını kaldırın-VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi, Gazeteci Pexşan Azizi ve aktivist Şerife Muhammed’e idam cezası verilmesine ilişkin yaptığı açıklamada İslam Cumhuriyeti yetkililerine seslenerek “İdam devlet eliyle işlenen bir cinayettir. Pexşan Azizi ve Şerife Muhammed’in hakkında verilmiş idam cezalarını kaldırın” dedi.

    İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi, İran’da 4 Ağustos 2023 tarihinde gözaltına alınan, 11 Aralık’ta tutuklandıktan sonra 23 Temmuz’da İran rejimi tarafından idam cezası verilen Gazeteci Pexşan Azizi ve aktivist Şerife Muhammed için Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı İnsan Hakları Derneği(İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “ULUSLARARASI TOPLUM YETERLİ DUYARLILIK GÖSTERMİYOR”

    Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından Jin, Jiyan, Azadi sloganları eşliğinde yayılan protesto hareketleriyle beraber, idam yöntemine başvurunun İran rejiminin rutin uygulaması haline geldiğini belirten Keskin, “Ne yazık ki ne Türkiye medyası ne Ortadoğu medyası ne de Avrupa, İran’ın bu sistematik suçlarına karşı yeterince duyarlı davranmamaktadır. Uluslararası toplum da bu suça karşı yeterli duyarlılığı, göstermemektedir. En vahim olanı, Türkiye Cumhuriyeti siyasi iktidarının, bu suçlu rejimin liderlerinden biri kaza sonucu öldüğünde yas ilan ederek, insanlığa karşı işlenen suçların failleriyle, diplomatik ve siyasi dayanışma, sergilemiş olmasıdır” dedi.

    Keskin, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “İran’da en son 23 Temmuz 2024 tarihinde Pexşan Azizi ve Şerife Muhammed isimli Kürt kadınlara hakkında idam cezası verilmiştir. Bu idam cezalarının gerekçesi asıl olarak söz konusu kadınların Kürt siyasi hareketine mensup oluşlarıdır.

    AZİZİ: SUÇUMUZ ‘JİN JİYAN AZADİ’Yİ BİRLEŞTİRMEKTİR

    Şu anda cezaevinde olan ve idam kararının uygulanmasını bekleyen Pexşan Azizi’nin kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptığı mektubunda şöyle söylediğini öğrendik: “Şerife Muhammed ve ben idam sırasında bekleyen diğer kadınlar, sadece özgür ve onurlu yaşam arayışı nedeniyle mahkum edilen ilk ve son kadınlar değiliz, olmayacağız. Ancak can verilmeden özgürlük de gerçekleşmez. Özgürlüğün bedeli ağırdır. Suçumuz Jin, Jiyan, Azadiyi birleştirmektir.”

    “İDAM CEZALARINI KALDIRIN”

    Pexşan Azizi’nin de mektubunda belirttiği gibi ifade özgürlükleri engellenerek yargılanan ve idama mahkum edilen bu kadınların, idam cezasının durdurulması gerekmektedir. Bizler insan hakları savunucuları olarak, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin, bu idamların engellenmesi yönünde diplomatik kanalları kullanmaları gerektiğini düşünüyoruz. Aynı şekilde tüm dünya insan hakları savunucularını bu konuda tavır almaya çağırıyoruz. İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine sesleniyoruz, idam devlet eliyle işlenen bir cinayettir. İdam cezalarına son verin. Pekşan Azizi ve Şerife Muhammed’in hakkında verilmiş idam cezalarını kaldırın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşunun 38. Yılı sebebiyle basın açıklaması yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, konuşmasında “Geçmişte mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar, bugün İHD’ye karşı duruyorlar” diye belirtti. Keskin ırkçılığın geliştirilmeye çalışıldığına dikkat çekti. 

    Hak mücadelesi alanında 38. yılına giren İHD, Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

    “İyi ki İHD var. Geçmişten geleceğe insan hakları, barış ve demokrasi mücadelemiz sürüyor” çağrısıyla yapılan basın açıklamasında “İnsan haklarıyla insandır. Herkes farklı herkes eşit. Anadilde eğitim haktır. Tecrit öldürür dayanışma yaşatır. Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın” dövizleri taşındı.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. İHD’nin, bütün öteki olanların sesi olduğunu ifade eden Yoleri, şunları söyledi:

    “Karanlığa karşı mücadeleye devam ediyoruz.
    Bugün halen ifade ve düşünce özgürlüğümüz tehlike altında. Bugün adalet arayanların çığlıkları, bu ülkede adalet olmadığını söylüyor bize. Ekonomik ve sosyal hakların gasp edilmesi, bu ülkede yaşayan herkesi derin bir yoksulluğa düşürmüş durumda. Pek çok soruna karşı mücadele eden derneğimizin, bu sorunların önlenmesi noktasında sorumluluk üstlenenlere karşı sesini duyurmaya çalışıyoruz. İnsan Hakları Derneği, insan haklarının korunması için kurulmuş olsa da devam eden süreç içinde, yaşadığımız evrenin, canlı cansız bütün varlıklarının hak öznesi olarak kabul edilmesi ve korunması noktasında bir felsefeyi de geliştirip, mücadelesine devam etmektedir.
    Kadın cinayetlerinden söz ederken örneğin İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında keyfen çekinilmesinin ardından artan cinayetlerden, çocuk istismarlarından da bahsediyoruz.
    Bu ülkede neden insan hakları mücadelesi olması gerektiği için tüm bunları söyledim.
    İyi ki İHD var ve susturulanlara karşı kişilere ses olan bir yapıda. Herkes için özgür bir gelecek istiyoruz.”

    EREN KESKİN: İYİ Kİ İHD VAR

    Gülseren Yoleri’nin konuşmasının ardından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin söz aldı.

    “İnsan Hakları Derneği, bir grup cesur ve aydın tarafından kurulmuştu. O dönem askeri bir anayasa yapılmıştı ve kendilerinin sivil olduğunu söyleyen kişiler o anayasayı değiştiremediği gibi daha da militar yaklaşımlarla bugün davranmaya devam ediyor. O nedenle insan hakları savunucularının işi gerçekten çok zor. Coğrafyamızda savaş süreçlerini yaşıyoruz. Bu savaşlar nedeniyle insanlar kendi coğrafyalarını terk etmek zorunda kalıyor. Maalesef ki ırkçılık geliştirilmeye çalışılıyor. Maalesef bir dönem mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşı duruyorlar. O nedenle ben de iyi ki İHD var diyorum.”

    ÜMİT EFE: İHD BİR KARARLILIĞIN DEVAMIDIR

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe de İHD’nin 38. yaşını kutlayarak şunları söyledi:

    “38. Yaşımız kutlu olsun. 38 yıl boyunca işkencehanelerden, darağaçlarından geçildi, sokaklarda yerlerde sürüklenenler, kaçırılıp öldürülenler, kemikleri tesadüfen bulunanlar oldu ama insan hakları savunucuları, demokrasi ve özgürlüğün, insan haklarına dayalı bir geleceğin oluşması için ısrarla mücadele etti. Bu alanda başlayan mücadeleyi sahiplenen insanlar, bu dernek, bir kararlılığın devamıdır. İnsan hakları konusunda geçmişteki o kötü koşulların aynısını bugün yaşıyoruz. Mücadele kararlılığımızı tekrarlarken, ‘İyi ki İHD var’ diye yeniden cümlelerimizi kurarken İHD’ye ihtiyaç duyulmayacak bir dönem için kararlılığımızı herkesle paylaşıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL