Etiket: eren keskin

  • İHD: Hak savunucularını hedef gösteren iktidar, saldırıların sorumlusudur-VİDEO

    İHD: Hak savunucularını hedef gösteren iktidar, saldırıların sorumlusudur-VİDEO

    PİRHA – İHD Ankara Şubesi, İstiklal Caddesi’ndeki saldırının ardından Zafer Partili Adem Taşkaya tarafından hedef gösterilen Avukat Jiyan Tosun’a ilişkin basın açıklaması yaptı. Saldırı ile ilgili hakikatin açıklanması gerektiğini belirten İHD yönetimi, “Hak savunucularını her seferinde hedef tahtası haline getiren siyasal iktidar, bütün bu saldırıların sorumlusudur” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, 13 Kasım’da İstiklal Caddesi’nde yapılan bombalı saldırıyla ilgili Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Adem Taşkaya’nın, Avukat Jiyan Tosun’u hedef göstermesine ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamada, “İnsan Hakları Savunucularından Elinizi Çekin” pankartı açıldı.

    HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASI GEREKİR”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Doğan, “Bir katliamın aydınlatılması ile ilgili olarak yapılması gerekenler bellidir” diyerek şunları söyledi:

    “Sürekli dezenformasyon yaparak, bilgisi olmayan insanları hedef göstererek, kafa karıştırarak doğru sonuca ulaşamayız. Etkili soruşturma ile hakikatin ortaya çıkması gerekir. İnsan Hakları Derneği kurulduğu 1986 yılından beri bu tarz uygulamalarla çok karşılaşmıştır. Ne yapacağımızı biliyoruz. Hem Türkiye içinde hem de uluslararası camiada güçlü bir dayanışma oluşmuş durumdadır. İktidarın bundan sonra bu tarz uygulamalar noktasında daha dikkatli olmasını, herkes için önleme ve koruma görevini yerine getirmesini bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

    “SUÇ İŞLEMEYE DEVAM EDİYOR”

    Öztürk Türkdoğan’ın açıklamasının ardından İHD Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut, basın açıklamasını okudu. Zafer Partili Taşkaya’nın “asılsız bir paylaşım” yaptığını belirten Turgut şu metni okudu:

    “Paylaşım 3 dakika sonra kaldırılmış olsa da ekran görüntüsü alınıp, çok sayıda hesap tarafından anında yaygınlaştırıldı. Aynı zamanda Jiyan’a, ailesine ve Eş Genel Başkanımız Eren Keskin’e ölüm tehditleri gelmeye başladı. Çünkü telefon numaraları telegram, whatsapp ve hatta oyun gruplarında paylaşılmıştı.

    İnternet erişiminin kesintiye uğratılmasıyla, Jiyan’ın kamusal alanda söz söyleme hakkı da elinden alındı. Bombalı saldırının olduğu saatlerde Jiyan’ın müvekkilleriyde görüşmede olduğu, ardından Küçükçekmece Karakolu’na gittiği biliniyor.

    Jiyan’ın adını Telegram gruplarından alıp paylaştığını söyleyen Adem Taşkaya’ya habercilerin ‘Jiyan Tosun’dan özür dileyecek misiniz?’ sorusu üzerine Taşkaya şu cevabı verdi: ‘Niye özür dileyeyim. Zaten o zihniyette birisi. Art niyetli de değilim. Daha önceden tanımadığım bir kişi. Paylaştım çok kısa sürede de sildim.  Onun suç duyurusunda bulunması gayet doğal hakkı. Gider devlete veririm hesabını.’

    Adem Taşkaya yalnızca attığı tweetle değil, sonradan yaptığı açıklamalarla da Jiyan’ı hedef göstererek suç işlemeye devam ediyor. Bombalı saldırının hemen ardından Jiyan Tosun adının ve telefon numarasının büyük bir hızla gruplarda paylaşılmış olması, aynı zamanda Eş Genel Başkanımız Eren Keskin’in de dâhil edilmesi bunun planlı bir hedef gösterme olduğunu açıkça gösteriyor.

    İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul Başsavcısı şu sorulara cevap vermelidir: Jiyan Tosun’un ve Eren Keskin’in adları, kişisel bilgileri bombalı saldırıdan kısa bir süre sonra neden ve nereden yayıldı? Can güvenliğini tehdit edecek biçimde kişisel veriler kimlerle neden paylaşıldı?”

    “YETKİLİLERİ GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    “Seçimler yaklaşırken yine ülkenin kaosa sürüklenmek istendiğini görmemek mümkün değil. Hak savunucuları hedef haline getirilerek kamuoyunda bir algı yaratılmaya çalışılıyor.

    İçişleri Bakanı’nı, İstanbul Valisi’ni, İstanbul Başsavcısı’nı ve tüm yetkilileri; başta Adem Taşkaya olmak üzere, Jiyan’ı iftirayla hedef haline getiren, Jiyan’ın ve Eren Keskin’in kişisel verilerini paylaşan, yaygınlaştıran, tehdit telefonu eden herkesin ceza alması için etkin bir soruşturma yürütmeye ve üyemiz Avukat Jiyan Tosun’un ve Eş Genel Başkanımız Avukat Eren Keskin’in güvende olması için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz. Hak savunucularını her seferinde hedef tahtası haline getiren siyasal iktidar, bütün bu saldırıların sorumlusudur. Bu hedef göstermelere sessiz kalan, açık tutum almayan muhalefet de bu iftiraların suç ortağıdır.

    Bir kez daha söylüyoruz: İnsan hakları savunucularından elinizi çekin!”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 916. hafta açıklamasında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Dava avukatlarından Eren Keskin dosyaya ilişkin “Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 916. haftasında Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklamaya Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ile dava avukatlarından Eren Keskin de katıldı.

    “CEZASIZLIK SONUCU KAYIPLARIMIZA VE ADALETE ULAŞAMIYORUZ”

    İHD İstanbul Şubesi’nden Leman Yurtsever‘in okuduğu açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Türkiye’de yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen, bu insanlığa karşı suç, yönetenler tarafından yok sayılmaya devam ediliyor. Zorla kaybetme suçunda sistematikleştirilen cezasızlık uygulaması sonucu, kayıplarımıza ve adalete ulaşamıyoruz. Kayıp yakınlarının “sevdiklerimizin biz öldükten sonra bulunmasını istemiyoruz” haykırışı ise 916 haftadır karşılık bulmuyor. Devletin kayıpları bulmama ve sorumluları cezalandırmama geleneği yüzünden, bir babamız daha son nefesini evladının adıyla verdi.

    916. haftamızda; geçtiğimiz günlerde 27 yıllık arayışını bize miras bırakarak aramızdan ayrılan Selahattin Aydemir’in
    bıraktığı yerden, ‘Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’u unutmadık’ diyerek kamuoyu karşısındayız. 35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar.

    “AİLE TÜM YASAL YOLLARA BAŞVURDU”

    Fehmi Tosun; akşam saatlerinde, silahlı ve telsizli sivil polisler tarafından, 34 UD 597 plakalı beyaz Toros bir araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına “Gözaltına alındım, beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca, zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu. Hemen Avcılar Karakolu’na giden Hanım Tosun olanları anlattı, aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Plakayı kontrol eden ve telefonla görüşmeler yapan görevliler “Bizim yapacağımız bir şey yok” dedi.
    Hüseyin Aydemir’in İstanbul Aksaray’da sivil polisler tarafından gözaltına alındığını öğrenen Aydemir Ailesi de, tüm yasal yollara başvurdu.

    Her yerde oğullarını arayan aile, Hüseyin’in polisler tarafından Ankara’ya götürüldüğü, Ankara emniyetindeyken de askeri yetkililerce teslim alındığı bilgisine ulaştı. Tosun ve Aydemir Aileleri tüm yasal yollara başvurdu, ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. İç hukuktan sonuç alınamayınca, dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada; “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2.
    maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti.

    “İKTİDARI, GEREKLİ ADIMLARI ATMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası, İHD avukatı Eren Keskin tarafından Anayasa
    Mahkemesi’ne taşındı. Hükümetin taahhüdüne rağmen cezasızlık geleneğini bozmayan Anayasa Mahkemesi de zamanaşımı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Aile, Fehmi Tosun’un götürüldüğü aracın araştırılması ve tanıkların dinlenerek yeniden soruşturma yapılması talebiyle 31 Mayıs 2022 tarihinde Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedildiğini uluslararası mahkeme önünde kabul eden AKP hükümetini, verdiği taahhüdü yerine getirmeye ve bir an önce gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.

    Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında; adli mercileri, Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle işlenen suça ortak olmaktan vazgeçerek, etkin soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 217 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “ORTADA, HUKUKUN ARAÇ OLARAK KULLANILDIĞI BİR DEVLET SUÇU VAR”

    Okunan açıklamanın ardından söz alan Hanım Tosun ise “Devlet yetkililerine sesleniyoruz. Bir an önce Galatasaray Meydanı’nı açın. Galatasaray Meydanı’nı kapatmak, ağzımızı kapatmak değil. Son kayıp bulunana, devlet hesap verene kadar ne olursa olsun kayıplarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Av. Eren Keskin ise şunları söyledi:

    “Türkiye’deki zorla kaybetme dosyalarında 20 yılda hiçbir delil toplanmadan bütün dosyalar zaman aşımına düşürülüyor. Fehmi Tosun dosyasında aile bütün delilleri en başında savcılığa sunmuş. Tosun’un kaçırıldığı aracın plakası elimizde. Yeniden Küçükçekmece Savcılığına başvurduk. Savcıların yapacağı aslında çok basit bir şey. Söz konusu olay tarihinde bu aracın kime ait olduğunu sormak. Ama aylar geçmesine rağmen hala bir sonuç alamadık. Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve bunun sistematik olması, sadece gözaltına alan polisleri değil soruşturmayan savcıların, dava açılsa bile karar vermeyen mahkemelerin hepsinin sistematik olduğu yani bunun çok açıkça hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    PİRHA-Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapan Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi ile TİHV, gözaltında kayıp suçlarının cezasızlık ile sonuçlandığını belirtti. Av. Gülseren Yoleri, “Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 17-31 Ağustos Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası vesilesiyle Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya gözaltında kaybedilenlerin yakınları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu ile HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü de katıldı.

    “GERÇEKLER ÖRTBAS EDİLDİ, FAİLLER CEZASIZ BIRAKILDI”

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını ise İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu. “Adliyelerin kapıları inkara ve cezasızlığa değil, hakikate ve adalete açılsın” başlıklı açıklamada Yoleri şu ifadeleri kullandı:

    “Bu yılki Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını adalet talebimizden asla vazgeçmediğimizin ifadesi olarak Çağlayan Adliyesi önünde yapıyoruz.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da 17-31 Mayıs tarihleri arasında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

    Buradayız; çünkü yargı makamları gözaltında kaybetme vakalarında maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiledi.

    “ADALETSİZLİĞİ DERİNLEŞTİREN KEYFİYETE SON VERİN”

    Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi. Bu yüzden yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz, cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti.

    Hukuku ve vicdanı yok sayan, suçu ve devlet şiddetini normalleştiren bu zihniyetin karşısına hakikati bilme, travmatik geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma talebiyle çıkıyoruz. Biliyoruz ki; kanamaya devam eden toplumsal yaralarımızın sarılması için, hak ve adalet yokluğunun ülkemizde yarattığı ağır tahribatların telafisi için, bütün bunların kaynağı olan geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.
    Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile; bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    İnsan haklarını ve hukuku yok sayan, kurumları çürüten, adaletsizliği derinleştiren keyfiyetinize son verin. Dört yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırdı. Bu yasağın kaldırılması için yaptığımız hukuki girişimleri boşa çıkarmaktan vazgeçin.

    “GÖZALTINDA KAYBETMEYİ SUÇ OLARAK DÜZENLEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRİN”

    Kayıp yakınlarını ve destekçilerini yargı yoluyla taciz etmeye son verin. Bizi susturmaya çalışmak yerine 6 Ağustos 2019 tarihinden beri kayıp olan Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaçırıldığına dair iddialara cevap verin. 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili davayı fail durumundaki Suudi Arabistan’a devretmenizin gerçek nedenini açıklayın.

    Gözaltında kaybedildiğini kendiniz itiraf etmenize rağmen, TBMM Raporu’na, delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapattığınız Cemil Kırbayır dosyası başta olmak üzere zamanaşımına sürüklediğiniz tüm kayıp dosyalarını yeniden açarak etkin soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin.

    Gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme suçunun TCK’da yer alan insanlığa karsı suç maddesi kapsamına alınmasını sağlayın. Gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.

    Baskı ve yasaklarınız boşuna; bize yaşattığınız cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmek insan ve yurttaş olma sorumluluğumuzun gereğidir. Bu sorumluluğumuzu yerine getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz. İnsan haklarına dayanan, demokratik bir Türkiye talebimizde ısrar edeceğiz.”

    Yoleri’nin ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, TİHV’den Ümit Efe, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da konuşma yaptı. Kitlenin açıklamasının ardından Hanife Yıldız konuşmasındaki “Süslü Sülo” sözleri nedeniyle gözaltına alındı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 889. hafta buluşmasında 41 yıl önce gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sorarken, fail ve sorumluların yargılanması için çağrıda bulundu. Muzaffer Yedigöl, abisi Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini ve mezarını istediklerini kaydetti. 

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumlularının yargılanması için 889 haftadır kamuoyu karşısında. Bu haftaki buluşmada gözaltında kaybedilişinin 41. yılında Nurettin Yedigöl için adalet istendi. Nurettin Yedigöl 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kaybedildi.

    “ABİMİN KEMİKLERİNİ, MEZARINI İSTİYORUZ”

    12 Nisan 1981 tarihinden sonra abisi Nurettin Yedigöl’den bir daha haber alamadıklarını belirten Muzaffer Yedigöl, “Artık yeter, diyorum. Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini, mezarını verin. Babam, abimin kemiklerini bulamadan gözü açık gitti. Annem, oğlunu aramaktan vazgeçmedi, onun da gözü açık gitti. Abimin kemiklerine, mezarına kavuşana kadar aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Abimin işkencede öldürüldüğünü kabul ettik. Bize mezarını verin” dedi.

    “DOSYA, ZAMANAŞIMI KILIFI İÇERİSİNDE KAPATILDI”

    Aile avukatı Eren Keskin ise iç hukukta hiçbir yol alamadıklarını kaydetti. Keskin, “Yedigöl arkadaşlarıyla birlikte siyasi şubede gözaltına alındı. Yoğun işkenceler gördüğüne dair fazlasıyla tanık var. Buna rağmen arkadaşları mahkemeye çıkarılsa da Nurettin Yedigöl’den haber alınmadı. İç hukukta hiçbir şey elde edemedik. Anayasa değişikliğinden sonra darbeciler ile ilgili dosya ayrıldı. O dosyada da zamanaşımından düşüm kararı verildi. Maalesef ki bugüne kadar hiçbir sonuç alınmadı. Nurettin Yedigöl davası da gözaltında kaybedilen diğer insanlarımız gibi zamanaşımı kılıfının içine sokularak, kapatıldı. Hukuk her zaman olduğu gibi büyük bir hak ihlalinin sadece kılıfı oldu” ifadelerini kullandı.

    “TÜM HUKUK YOLLARINI KULLANAN AİLELER ASLA SONUÇ ALAMIYORLAR”

    889. hafta basın metnini ise Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Efe okudu. Efe, sonuçsuz bırakılan dosyalara değinirken, şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir kamu görevlisi yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanarak, kişilerin yaşamına yönelik bir davranışla suçlandığı takdirde cezasız bırakılmamalıdır. Yargılama veya mahkûmiyet zamanaşımına uğratılarak bu tür suçlamalar sonuçsuz bırakılmamalı ve böyle davalara af ve bağışlama gibi koruyucu önlemlerin alınmasına izin verilmemelidir.

    Ancak bu topraklarda kamu görevlileri tarafından gözaltına alınan, işkenceyle sorgulandıktan sonra öldürülen ve bedenleri kaybedilen insanlarımız için hukuk, yasalar, içtihatlar, Anayasa yok hükmünde. Çocukların gözaltında tutulduğunu, çocuklarına işkence yapıldığını sonrasında kaybedildiklerini belirterek, tüm hukuk yollarını kullanan aileler asla sonuç alamıyorlar.”

    “İŞKENCE EĞİTİMİ ALAN GRUP TARAFINDAN SORGULANDI”

    Açıklamasına “889. haftamızda evlatlarına ulaşmak için her yolu her imkanı kullandıkları halde sonuç alamadan aramızdan ayrılan İsmail ve Zeycan Yedigöl’ün bıraktığı yerden Nurettin Yedigöl için adalet istiyoruz” diyerek devam eden Efe, Yedigöl’ün gözaltında kaybediliş sürecini hatırlattı. 12 Eylül askeri darbesinin ardından Yedigöl hakkında yakalama kararının çıkarıldığını kaydeden Efe, şöyle konuştu:

    “Sosyalist kimliğiyle tanınan 26 yaşındaki Nurettin Yedigöl İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül askeri darbesinin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir ev baskınında gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki ünlü işkence merkezi 1. Şubeye götürüldü. Orada Honduras’ta işkence eğitimi alan “K Grubu” tarafından sorgulandı.

    İfade vermeyi reddettiği için ağır işkenceye maruz kaldı. Çok sayıda kişi Nurettin ile aynı yerde tutulduklarını ve onun gözaltına işkence edilerek öldürüldüğüne tanık olduklarına dair savcılığa ifade verdi. Ailesi emniyet müdürlüğüne, askeri savcılığa, sıkıyönetim komutanlığına, Milli Güvenlik Konseyi genel sekreterliğine, cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa başvurarak oğullarının akıbetinin açıklanmasını talep etti. Başvurdukları her yerde Nurettin’in gözaltına alındığı reddedildi. Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili farklı tarihlerde yapılan suç duyurularının sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürüdü. Ancak etkin olmaktan uzak soruşturmaların hepsinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Karara karşı yapılan itiraz da reddedildi.

    “FAİLLER VE TANIKLAR BELLİ OLMASINA RAĞMEN ETKİLİ SORUŞTURMA YAPILMADI”

    Anne Zeycan Yedigöl son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme 10 Aralık 2015 tarihli kararında devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü himayesi altındayken kaybolan kişinin nerede olduğunu ve akıbetini açıklamadığı sürece potansiyel olarak devam eder, tespitinde bulundu. Ayrıca bu tür suçlamalarda yargılamanın zamanaşımına uğratılarak, sonuçsuz bırakılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin tespitlerine, evrensel hukuka ve teamüllere sırtını dönerek, başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Böylece iç hukuk yolları tamamen kapatıldı.

    Ülkenin etkin başvuru yolu bulamayan Zeycan Yedigöl için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Kısacası 41 yıllık süreçte Yedigöl ailesinin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Faillerin ve tanıkların isimleri belli olmasına rağmen etkili soruşturma yapılmadı. Nurettin’in akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlık ile korundu. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Yedigöl ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 190 haftadır bize yasaklanan kayıplarımız ile buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilen yakınları için hakikat ve adalet talebiyle başlattıkları eylemin 883’üncü haftasında 28 yıl önce kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbeti soruldu. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumluların yargılanması için 883 haftadır kamuoyu karşısında olan Cumartesi Anneleri bu hafta buluşmasında 28 yıl önce gözaltında kaybedilen Cüneyt Aydınlar için adalet istedi.

    Oğlunun akıbetini soran Menekşe Aydınlar, “28 sene önce Cüneyt gözaltında kaybedildi. 9 gün gözaltında kaldı. O günden beri haber alamıyoruz. Adalet istiyoruz. Bulunmalarını istiyoruz. Ne yaptılar ise çıkarsınlar. Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “ÖLÜME HAZIR MISIN?” DENİLEREK GÖTÜRÜLDÜĞÜ YERDE KAYBEDİLDİ

    Cüneyt Aydınlar’ın kardeşi Emrah Aydınlar ise abisinin kaybedilme sürecine ilişkin şunları söyledi:

    “Abim Cüneyt Aydınlar 28 yıl evvel gözaltında kaybedildi. Bu süreçte ailecek yaşadıklarımızdan bahsetmek isterim. Abim 1991 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünü kazanıp, İstanbul’a büyük bir umut ve gururla uğurladık. Ailenin ilk çocuğuydu. Gözbebeğimiz Cüneyt’in 1994 yılının Şubat ayında Gayrettepe Siyasi Şube tarafından gözaltına alındığı haberiyle yıkılmıştık.

    28 Şubat’ta “Ölüme hazır mısın?” denilerek, yer gösterme bahanesiyle götürüldüğü Çukurcuma’da kaybedildi. Sonrasında abimi bulmak için yaptığımız tüm hukuki başvuru ve eylemler reddedildi ve engellendik. Daha sonrasında bizler Cüneyt’in geleceği umuduyla beklemeye başladık. Annem 7 sene boyunca kapının önüne koyduğu kanepede bekledi. Ama 28 yıl geçti Cüneyt yok. Cüneyt nerede? Artık annemin konuşacak mecali kalmadı.

    Düğünlerimizde ve cenazelerimizde yanımızda değildi. Yeğenleri onu tanımadan büyüdü. Bu acılar hepimizin. Cumartesi İnsanları’ndan Kiraz Şahin’i de anmak isterim. Bu temelde toplandığımız Galatasaray Meydanı’ndan haklı, hukuk arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi de belirtmek isterim.”

    “KAYIP ETTİRMENİN ZAMANAŞIMI OLMAZ”

    Adalet mücadelelerinden vazgeçmeyeceğini vurgulayan Cüneyt Aydınlar’ın amcası Recep Aydınlar da şöyle konuştu:

    “Yeğenim Cüneyt 23 yaşındayken bundan 28 yıl önce gözaltında kaybedildi. 14 arkadaşıyla beraber yakalanıp, Gayrettepe’ye götürüldü. Gözaltı süresi uzatıldı. Cüneyt’e işkence yapıldı. 2 Mart 1994 tarihinde götürüldüğü Beyoğlu’nda ev ev gezdirildi. Polis, “Elimizden kaçtı” dedi. Mahalleli ise “İnşaattan kurşun sesleri duyduk” dedi. Yorumunu duyarlı insanlara bırakıyorum. Bu olaydan beri Cüneyt’ten haber alamadık. Bu ülkede bir önceki hükümetin suçlarını örtbas etme geleneği var. Bu acı kuşaktan kuşağa yaşatılıyor. Bunu yaşatanların adalet önüne çıkarılmasını temenni ediyoruz. Kayıp ettirmenin, ölümün zamanaşımı olmaz. Adalet mücadelemizin yılmayacağını bir kez daha belirtmek istiyorum.”

    “İÇ HUKUKTA BUGÜNE KADAR HİÇBİR SONUÇ ALINMADI”

    Aydınlar ailesinin avukatı Eren Keskin ise “Cüneyt Aydınlar 20 Şubat 1994 tarihinde 15 arkadaşı ile birlikte İstanbul Bakırköy’de gözaltına alındı. Savcılıkta kaydı var. Bugüne kadar devlet yetkilileri hep Cüneyt Aydınlar’ın kaçtığını söylediler. Ancak o kadar işkence görmüş, yürüyemeyecek durumda ve onlarca polisin olduğu bir ortamda Cüneyt’in kaçması mümkün değil. Cüneyt kayıtlı gözaltına alınanlardan biri. Bugüne kadar Cüneyt’in kaybedilmesiyle ilgili iç hukukta hiçbir sonuç alınamadı” ifadelerini kullandı.

    “CÜNEYT’İ ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Cumartesi Anneleri adına 883’üncü hafta basın açıklamasını İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gönül Sonbahar okudu. Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Cüneyt Aydınlar’ı aramaktan vazgeçmeyeceğiz.

    Gözaltında kaybedilen insanlarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet arayışımızın 883’üncü haftasındayız. Hukuktan arındırılmış bir yargı sisteminin yarattığı adaletsizlik ortamında hakikat ve adalet talebimizde ısrar ediyoruz. Anayasadan, yasalardan ve evrensel hukuktan bahsetmenin hiçbir karşılığının olmadığı koşullarda yılgınlığa kapılmadan hukuku savunmaktan vazgeçmiyoruz.

    Biliyoruz ki insanı çaresizliğe sürüklemeyi amaçlayan bu koşulları aşmanın, barışı, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yakalamanın başka da bir yolu yok. 883’üncü haftamızda Menekşe Aydınlar’ın “28 yıl oldu bilmeye hakkım var. Oğluma, gözbebeğime ne oldu?” sorusunu devleti yönetenlere ve adli makamlara birlikte soruyoruz. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi olan Cüneyt Aydınlar 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy’deki Ömür durağında polisler tarafından gözaltına alındı. Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Burada 7 gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı.

    Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiklerinde aralarında Cüneyt yoktu. Bu kişiler 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna bir açıklama yaptılar. Açıklamada 2 Mart 1994 tarihine kadar Cüneyt Aydınlar ile gözaltında tutulduklarını söylediler. Tanıklar ayrıca yoğun işkence gören Cüneyt’i ağır yaralı, bir ayağı kırık yürüyemez haldeyken “Ölmeye hazır mısın? Ölmeye gidiyorsun” diyen polisler tarafından sürüklenerek bulunduğu hücreden götürüldüğünü ve onu bir daha görmediklerini anlattılar.

    “POLİSLER, ‘ELİMİZDEN KAÇTI’ DEDİ”

    İstanbul Emniyeti Cüneyt’i soran ailesine ve İnsan Hakları Derneği avukatlarına “28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük. Elimizden kaçıp, kayıplara karıştı” cevabını verdi. Cüneyt’ten bir daha haber alınamadı. Bugüne kadar Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini açığa çıkartacak, onu kaybedenleri yargılayarak ceza adaletini sağlayacak idari ve adli süreç işletilmedi. Ailenin başvurduğu tüm yetkili makamlar elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanlarına göre desteksiz ayakta duramayan birinin 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadan polisin firar senaryosunu esas aldı.

    Savcılar olayı soruşturmak yerine Cüneyt hakkında firar ettiği iddiasıyla yakalama kararı çıkardı. Hakimler Cüneyt’i kaybeden polislerin ifadelerini esas alarak haklarında beraat kararı verdi. Cüneyt Aydınlar dosyası evrensel hukuka aykırı olarak zamanaşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı. Gözaltına alınan kişiler devletin koruması altındadır. Yetkililer bu kişileri korumak ile sorumludur. Gözaltına alındıktan sonra akıbeti belli olmayan aradan geçen 28 yıla rağmen kendisinden haber alınamayan Cüneyt Aydınlar’ın yaşamından devletin sorumlu olduğu açıktır.

    Gözaltına kaybedilişinin 28’inci yılında bir kez daha Cüneyt Aydınlar dosyasında maddi gerçeği açığa çıkartacak etkinlikte bir soruşturma, kovuşturma yapılması ve faillerin işledikleri ağır suçla orantılı olarak cezalandırılması talebimizi tekrarlıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Cüneyt Aydınlar ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 184 haftadır bize yasaklanan kayıplarımız ile buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Öztürk Türkdoğan: Gözdağı verilmek isteniyor ancak insan hakkı faaliyetlerime devam edeceğim!

    Öztürk Türkdoğan: Gözdağı verilmek isteniyor ancak insan hakkı faaliyetlerime devam edeceğim!

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşmasında “Ben insan hakları savunucusuyum. Yaptığım yasal ve demokratik faaliyetler iddianamede gerekçe gösterilmiş. İnsan hakları faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğim. Bu hukuksuzluk son bulmalı” sözleriyle savunma yaptı.

     

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan hakkında “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ile sivil toplum örgütleri temsilcileri katıldı.

    “GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENİYOR”

    Öztürk Türkdoğan, duruşmada yaptığı savunmada “Açılan bu davayla insan hakları savunucularına ve derneğimize gözdağı verilmek isteniyor. Hakkımda açılan davanın İçişleri Bakanlığı tarafından açıldığını düşünüyorum. Ben insan hakları savunucusuyum. Yaptığım yasal ve demokratik faaliyetler iddianamede gerekçe gösterilmiş. Ben insan hakları faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğim. Bu hukuksuzluk son bulmalı” dedi.

    “İDDİANAME USULSUZ”

    Avukat Kerem Altıparmak, iddianamenin iade edilmesi gerektiğini belirterek, “İddianamenin kabul edilmesi müvekkilimizin hakkının ihlal edilmesidir. Hazırlanan iddianame usulsüzdür, müvekkilimizin derhal beraat edilmesi gerekiyor. İddianame hazırlanırken ‘kopyala-yapıştır’ şeklinde hazırlanmış” diye konuştu.

    “KANIT VAR MI?”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise “Biz avukatlar olarak hiçbir zaman kendimizi bu kadar savunmasız hissettiğimiz bir süreç hatırlamıyorum” diyerek şu savunmayı yaptı:

    “Biz bu davaya hazırlanarak geldik ve bizi yok sayıyorsunuz. Bugün verdiğiniz bu karar savunma hakkının açık ihlalidir. İçişleri Bakanlığının ‘Biz yapalım yargı arkadan gelir’ sözleri her şeyi net özetliyor. Uluslararası sözleşmelere Türkiye imza atmış ve bütün bu sözleşmeleri ihlal ediyor. Biz bu yargılamada insan hakları savunucusunun silahlı örgüte mensup olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Biz hak savunucularıyız, silahlı örgüte mensup olmasına ilişkin elinizde bir kanıt var mı? Bu durum ifade özgürlüğü ihlali anlamına geliyor, beraat talep ediyoruz.”

    Savunmaların ardından mahkeme heyeti, Türkdoğan’ın yurt dışına çıkış yasağının devamına karar vererek duruşmayı 19 Nisan’a erteledi.

    İDDİANAMEDE YER ALANLAR…

    İddianamede, Türkdoğan’ın İHD Eş Genel Başkanı olarak Garê’ye, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasına, cezaevlerindeki hak ihlallerine ve çeşitli konularda yaptığı açıklamaları, avukat ve gazetecilerle yaptığı telefon görüşmeleri suç sayıldı. Türkdoğan hakkında “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

    Kaynak: MA

  • Keskin’den Aysel Tuğluk tepkisi: ATK, tıp etiği ve vicdandan yoksun kararlar veriyor-VİDEO

    Keskin’den Aysel Tuğluk tepkisi: ATK, tıp etiği ve vicdandan yoksun kararlar veriyor-VİDEO

    PİRHA-Adli Tıp Kurumu’un Aysel Tuğluk hakkında verdiği ‘cezaevinde kalabilir’ raporuna tepki gösteren İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Adli Tıp Kurumu tıp etiği ve vicdandan yoksun kararlar vermeye devam ediyor’ dedi. Keskin, “Aysel Tuğluk bir insan hakları savunucusudur ve gerçekten cezaevinde kalamayacak derecede Alzheimer hastalığı olmasına rağmen bu vicdansız kararlardan maalesef nasibini almış bir arkadaşımız” ifadelerini kullandı.

    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk‘un sağlık durumunun kötüye gitmesi nedeniyle tutukluluğuna itirazlar yükselmeye devam ediyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Adli Tıp Kurumu’nun Aysel Tuğluk hakkında verdiği ‘cezaevinde kalabilir’ raporuna tepki gösterdi.

    “AYSEL TUĞLUK’UN CEZAEVİNDE KALAMAYACAK DERECEDE ALZHEİMER HASTALIĞI VAR”

    İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nin cezaevi verilerine göre 1605 hasta mahpus olduğunu belirten İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Cezaevinde bulunan 1605 hasta mahpusun birçoğu ağır hasta durumunda ama maalesef Adli Tıp Kurumu resmi bir bilirkişi kurumu olarak siyasi iradeye tamamen bağlı gerçekten tıp etiği ve vicdandan yoksun kararlar vermeye devam ediyor. Aysel Tuğluk’ta bu vicdansız kararlardan maalesef nasibini almış bir arkadaşımız. Aysel Tuğluk bir insan hakları savunucusudur ve gerçekten cezaevinde kalamayacak derecede Alzheimer hastalığı var. Daha önce Kocaeli Adli Tıp Kurumu bu hastalığı belgeledi ama maalesef Adli Tıp Ana Bilim Dalı yine aykırı karar vermeye devam ediyor ama avukatları itiraz edecek ve bu mücadele sonuna kadar devam edecek. Hasta mahpusların gerçekten hepsi çok kötü durumda maalesef ölerek tahliye oluyorlar o nedenle bu durumun bir an önce düzeltilmesini istiyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • 17 Şubat’ta duruşması var; İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’e destek çağrısı -VİDEO

    17 Şubat’ta duruşması var; İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’e destek çağrısı -VİDEO

    PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in hakkında açılan bir dava nedeniyle 17 Şubat’ta Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması görülecek. İHD Dersim Şubesi, Keskin’e destek vererek “İnsan hakları savunucularına haksız ve hukuksuz bir şekilde açılan soruşturmaları kabul etmiyoruz. Bütün Dersim emek ve demokrasi bileşenlerinin duruşmada destek vermesini bekliyoruz” dedi.

    28 Temmuz 2019 yılında Dersim’de ‘Munzur Doğa ve Kültür Festivali’ kapsamında gerçekleştirilen ‘Hukuk, İnsan Hakları ve Dersim’ başlıklı panele konuşmacı olarak katılan İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin hakkında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” iddiası ile başlatılan soruşturmanın ilk duruşması yarın saat 10.50’de Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    İHD Dersim Şubesi, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin hakkında açılan davanın duruşmasına katılım çağrısı yapmak için İnsan Hakları Derneği Şube binasında basın toplantısı yaptı.

    “İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINA AÇILAN HUKUKSUZ SORUŞTURMALARI KABUL ETMİYORUZ”

    Uzun süreden beri insan hakları savunucularına yönelik baskı politikalarının olduğunu söyleyen İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz, “Eş genel başkanlarımız Öztürk Türkdoğan ve Eren Keskin hakkında da davalar açılmıştır. Uzun süreden beri bu baskılar devam ediyor, insan haklarını savunmak suç değildir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu önceki dönemde yaptığı açıklamada derneğimizi hedef gösterdi, bu süreç tüm hızıyla devam ediyor. Yarın (17 Şubat) eş genel başkanımız Eren Keskin’in Dersim’de duruşması var. Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nde bir panelde yapmış olduğu konuşmadan dolayı bir dava açılmıştır. Duruşma öncesinde bütün Dersim emek ve demokrasi bileşenlerinin duruşmada destek vermesini bekliyoruz. İnsan hakları savunucularına haksız ve hukuksuz bir şekilde açılan soruşturmaları kabul etmiyoruz” dedi.

    “YAPILAN SUÇLAMA TÜRKİYE’DE HUKUKUN DURUMUNU GÖSTERİYOR”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde terör örgütü propagandası suçlamasıyla yargılanacağını söyleyen Avukat Fatma Kalsen, “Yargılamaya konu fiillere bakıldığında hukukun günümüzdeki içler acısı durumu da görebiliyoruz. Biz Eren Keskin’e atfedilen bu suçlamayla Türkiye’de ki insan hakları savunucularına sindirme ve gözdağı verme politikasının bir sonucu olarak bu tür soruşturmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Eren Keskin’in Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmasına tüm kurumlarımızı ve insan hakları savunucularını bekliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • İHD’den Gergerlioğlu’na düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü!

    İHD’den Gergerlioğlu’na düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü!

    PİRHA-Cezaevinde olduğu dönemde kendisine takdim edilemeyen “Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” Siirt’te yapılan törenle Ömer Faruk Gergerlioğlu’na verildi.

    19. Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri, 12 Haziran’da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. “İnsan Hakları, Adalet ve Özgürlükçü Demokrasi İçin Acil Eylem” temasıyla verilen ödüllere bu yıl milletvekilliği düşürüldükten sonra tutuklanan Ömer Faruk Gergerlioğlu layık görüldü.

    Cezaevinde olduğu için törene katılamayan Gergerlioğlu’nun ödülünü HDP Milletvekili Musa Piroğlu almış, törende de Gergerlioğlu’nun cezaevinden gönderdiği mesaj okunmuştu. Gergerlioğlu’na ödülü Siirt’te düzenlenen törende İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin tarafından kendisine takdim edildi.

    Törende konuşma yapan Gergerlioğlu, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi tarafından verilen ödülün kendisi için çok değerli olduğunu söyledi. Gergerlioğlu “Bu ödülü almak benim için çok büyük bir onur. İnsan hakları alanında çalışmış, büyük emekler vermiş, büyük bedeller ödemiş bir dernekten böyle bir ödülü almak çok daha büyük bir onur” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Avukat Eren Keskin: Alevilerin hakları birçok kez ihlal edildi-VİDEO

    Avukat Eren Keskin: Alevilerin hakları birçok kez ihlal edildi-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Alevilerin bu coğrafyada büyük bir çoğunluğu oluşturmasına rağmen birçok kez haklarının ihlal edildiğini söyleyen İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, “Aleviler kendilerini hiçbir yerde rahat anlatamadılar, örgütlenemediler. Büyük bir ötekileştirmeyle karşı karşıya kaldılar” dedi.

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırılarına maruz kalan toplumlardan biri de Aleviler. Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.

    Türkiye’de nefret suçları ile ilgili kapsamlı bir yasal düzenlemenin eksikliği sistematik bir biçimde bu saldırıların devam etmesine de zemin hazırlıyor.

    Peki nefret suçu kaynağını nereden ve nelerden alıyor? Yargı Alevilere dönük nefret suçuna karşı ne yapıyor? Demokrasiyi ve eşitliği savunan kurum ve kuruluşlar Alevilere dönük nefret suçlarına karşı ne yapıyor? Tüm bu soruları ve daha fazlasını akademisyen, yazar, tarihçi, hukukçu, insan hakları savunucularına sorduk.

    İnsan Hakları Savunucusu ve Avukat Eren Keskin, sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİLERE KARŞI YAPILAN ÖTEKİLEŞTİRME BİRÇOK KEZ NEFRET SUÇUNA DÖNÜŞTÜ”

    Aleviler, Türkiye’de nefret söylemine en çok maruz kalan toplumsal kesimlerden biri. Alevi toplumuna dönük bu dil sizce kaynağını nereden alıyor?

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi ideolojisi Türk ve Sünni Müslüman kimliği üzerine kurulu. Yaşamın her alanı bu Sünni Müslümanlık ve Türklük üzerinden örgütlenmiş. Eğitimde, ailede, tüm toplumsal ilişkilerde Sünni Müslümanlık temel alınıyor. Oysaki bu coğrafya da yaşayan başka inanç kimliklerine sahip insanlar da var. Örneğin bunlardan biri Aleviler. Aleviler Sünni Müslüman değiller. Ama bu coğrafyada çok büyük bir çoğunluk oluşturuyorlar. Buna rağmen birçok kez hakları ihlal edildi. Hak ihlallerine, yaşam hakkı ihlallerine maruz kaldılar. Kendilerini hiçbir yerde rahat anlatamadılar, örgütlenemediler. Büyük bir ötekileştirmeyle karşı karşıya kaldılar. Aslında bu birçok kez nefret suçuna da dönüştü. Aleviler Dersim’de, Maraş’ta kitlesel katliamlara maruz kaldılar. Özellikle Alevi Kürtler. Yaşamın her alanında kendilerini ifade etmekte hayat onlara hep zorluklar çıkardı.

    “DEVLETİ YÖNETENLER NEFRET SÖYLEMİNİ YASAL DÜZENLEME OLARAK HAYATA GEÇİRMEDİLER”

    Hukuksal anlamda nefret söylemine ve eylemine dönük yeterli bir mekanizmanın devrede olduğunu düşünüyor musunuz?

    Türkiye’de maalesef nefret suçları üzerine bir düzenleme yapılmadı. Türk Ceza Kanunu’nun 122’nci maddesinde ‘Ayrımcılık Suçu’ işlenmiş. Ama bu madde hiçbir zaman ötekileştirilen, nefret diline maruz kalan kesimler için yeterli bir madde değil. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi var. Bu maddede ayrımcılığı düzenleyen bir madde. Biz genel olarak gerektiği zamanlarda bu maddeyi dayanak yaparak suç duyurularında bulunuyoruz. Ama bu yeterli değil. Bu konu da birçok kez sözler verilmesine rağmen, devleti yönetenler nefret söylemini, yasal düzenleme olarak hiçbir zaman hayata geçirmediler.

    Bu konuda gerçekten mücadeleyi devam ettirmek gerektiğini belirten Keskin,  “Bu mücadelenin en önemli parçalarından biri de inanç kimlikleri üzerinde her zaman büyük baskı yaşamış olan Alevilerdir” dedi.

    Diren KESER-Diren SATI/ PİRHA

    İlgili Haberler:

    1-Akademisyen Kaya: Alevilere yönelik nefret çok derinlerde, eskiye dayanıyor-VİDEO
    3-Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın: Nefret suçu doğrudan rejimle bağlantılıdır-VİDEO
    4-‘Alevi örgütleri nefret saldırılarına karşı ortak tavır geliştirmeli’-VİDEO
    5-‘Aleviler, tarih boyunca nefret suçuna maruz kaldı’-VİDEO
    6-‘Alevi düşmanlığı bu toplumun genlerinde var; iflah olmaz’-VİDEO

  • Cumartesi Anneleri: Adliye kapılarını artık adalete açın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Adliye kapılarını artık adalete açın-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri gözaltına alındıktan sonra kaybedilmesinin üzerinden 40 yıl geçen Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Yapılan açıklamada, “Adalet talebimizi duyun ve adliyelerin kapılarını artık adalete açın” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 817. hafta eyleminde 1980 yılında 26 yaşındayken İstanbul Saraçhane’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbetini sordu.

    Eylem, koronavirüs nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden yapıldı.

    “40 YIL NE ÇABUK GEÇTİ”

    Abla Cemile Eren konuşmasında kardeşi Hayrettin’in kaybedilişinin üzerinden 40 yıl geçtiğini vurgulayarak “40 yıl ne kadar çabuk geçti, ama bize daha dün gibi” dedi. Cemile Eren, Hayrettin’in gelecek nesillere güzel bir yaşam bırakmak istediğini söylerken “Bunu bir suç saydılar. Anneleri, babaları acılar içinde bıraktılar” ifadelerini kullandı.

    Cemile Eren, Galatasaray Meydanı’nın kendilerine yasaklanmasına ilişkin de konuştu. Eren, “Vicdanları rahat mı? Çocuklarına, torunlarına yaptıkları işkenceyi anlatabildiler mi? Anlatamazlar. Çünkü torunları kendilerinden hesap soracak. Kaç tane anne, kaç tane baba vefat etti. Hepsi evlatlarının özlemleriyle gittiler” diye konuştu.

    “KAYBEDİLEN YÜZLERCE İNSANDAN BİRİYDİ”

    817. hafta eyleminde Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren de söz aldı. “O, kaybedilen yüzlerce insandan biriydi” diyen Faruk Eren “Hakikat ve adalet arayışımızı İnsan Hakları Derneği ve Cumartesi Anneleri ile birlikte sürdürüyoruz. Artık aramızda olmayan annem ve babamızın tek talebi çocuklarının mezarına ulaşmaktı. O mücadeleyi devam ettiriyoruz. Bu mücadele sadece ellerinde yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray’da bekleyen Cumartesi Anneleri ve insanlarının mücadelesi değil, tüm Türkiye’nin mücadelesi olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “VERDİĞİNİZ SÖZÜ TUTUN”

    Kardeşlerden İkbal Eren Yarıcı da, “Bizler terörist değiliz. Kaybettiklerinizin yakınlarıyız” diyerek şöyle devam etti:

    “Cumartesi Anneleri’yiz. Sırtımızı kimseye dayamadık. Sadece birbirimize yaslanarak, sizin kaybettiğiniz sevdiklerimiz için adalet arıyoruz. Eğer biz terörist olsaydık, dönemin başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı annelerimizle görüşme talebinde bulunmazdı. ‘Sizin sorununuz, benim sorunum’ demezdi; ‘sorunlarınızı çözeceğim’ diye söz vermezdi. Bu annelerden biri de benim annem Elmas Eren’di. Annelerimize verdiğiniz sözü tutun. 40 yıl önce gözaltına aldığınız Hayrettin Eren’e ne yaptığınızı açıklayın. Faillerini cezasızlık zırhı ile korumaktan vazgeçip, yargılanmalarının önünü açın.”

    BU TÜR SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise yaptığı konuşmada, Hayrettin Eren’in gözaltına alınması ardından yaşanan hukuki süreci anlattı. Keskin şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti devleti maalesef zorla kaybetme olaylarında cinayet suçunun zaman aşımını uygulamaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmeyi imzalamadığı için maalesef ki bu tür dosyalar zaman aşımı ile sınırlı kalıyor. Oysa bize göre bu tür suçlarda zaman aşımı olmaz.”

    Hafta basın metnini ise Hayrettin Eren’in yeğeni Işık Su Eren okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “12 Eylül darbe koşullarında hakkında arama kararı vardı. 21 Kasım 1980 tarihinde otomobili ile İstanbul Saraçhane’ye gitti. Burada buluştuğu arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Hayrettin, arkadaşı ve otomobili önce Karagümrük Karakolu’na, oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.”

    Hayrettin Eren, Gayrettepe Siyasi Şube’nin bodrum katında ağır işkence altındayken, kapıda bekleyen annesine ‘gözaltında böyle biri yok’ denildiğini belirten Işık Su Eren, annesinin emniyetin bahçesinde duran otomobili gösterip, “Oğlumun arabası burada, kendisi nasıl yok?” diye ısrar etmesi sonucu tartaklanarak dışarı atıldığını söyledi. Yeğen Eren, daha sonra bu arabanın da kaybedildiğini belirtti.

    ÜÇ KUŞAK ADALET ARIYOR 

    Hayrettin’i gözaltına, karakolda ve Siyasi Şube’de gören çok sayıda tanığın olduğunu söyleyen yeğen Eren, ancak buna rağmen inkar edildiğini ifade etti. Sıkıyönetim Savcılığı’na yapılan suç duyurularının da yine sonuçsuz bırakıldığını dile getiren Eren şu bilgileri paylaştı:

    “Aradan geçen 40 yılda hukuk işletilmedi. Hayrettin Eren’in akıbeti gizlendi, onu kaybedenler cezasız bırakıldı. Dosyayı canlandırmak için girişimlerde bulunmayı sürdüren Eren ailesi üç kuşaktır Hayrettin’i ve adaleti arıyor. Demokrasi-adalet reformu diyerek toplumu ve bizleri oylamaktan vazgeçin. Önce adalet arayışını suç sayan zihniyetinizi değiştirin. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Cezasızlığa son vererek, adaleti sağlayacak bütünlüklü politikaları hayata geçirin. Toplumun ve bizim adalet talebimizi duyun ve adliyelerin kapılarını artık adalete açın. Hayrettin Eren’in akıbetini açığa çıkarma ve sorumluların cezalandırılmasını sağlama görevinizi yerine getirin.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Eren Keskin’in evine girdiler; tehdit mesajı bıraktılar

    Eren Keskin’in evine girdiler; tehdit mesajı bıraktılar

    İHD Genel Merkezi, kimliği henüz belirlenmeyen kişi ya da kişilerin “hırsızlık süsü” vererek derneğin Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in evine girdiklerini ve tehdit mesajı bıraktıklarını duyurdu.  

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin derneğin Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in evine girdiklerini duyurdu.
    Dernek tarafından, “Eş Genel Başkanımız Eren Keskin’e Yönelik Tehdit” başlığıyla yapılan açıklamada, “Eş Genel Başkanımız Eren Keskin’in İstanbul Maltepe’deki ikametgâhına 16 Haziran 2020 günü hırsızlık süsü verilerek girilmiş, evdeki eşya dağıtılmış ve hiçbir şey alınmadan evden çıkıldığı anlaşılmıştır. Olay mahalle polis karakoluna intikal ettirilmiş, karakoldan ekipler gelerek olay yeri incelemesi yapmış ve hâlen olayla ilgili kamera kayıtlarının incelenmesi devam etmektedir. Eren Keskin’in annesi ile birlikte (annesi vefat ettiğinden bir süredir evde kalmıyordu) ikamet yeri olan evde yapılan ilk incelemede eve giren kişi veya kişilerin evdeki değerli eşyadan bir yüzüğü yerinden alıp salondaki masanın üzerine bırakarak mesaj vermeye çalıştıkları anlaşılmaktadır” denildi.
    “BASİT BİR HIRSIZLIK OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”
    Olayın “Basit bir hırsızlık” şeklinde değerlendirilemeyeceği vurgulanan açıklamadada şöyle denildi:
    “Olay yerindeki ilk incelemelerden doğrudan doğruya Eren Keskin’e yönelik korkutma ve tehdit amaçlı olduğu anlaşılmaktadır. Eren Keskin Türkiye ve dünyada tanınan saygın bir insan hakları savunucusudur, derneğimizin eş genel başkanıdır. Düşüncelerini açık ve korkusuzca ifade etmesiyle bilinmektedir. Bu nedenle de sık sık ‘yargı tacizi’ olarak nitelendirebileceğimiz soruşturma ve davalara muhataptır. Anlaşılan yargı tacizinin yetmediğini düşünen kimi karanlık çevreler, işi fiziki tehdit boyutuna ulaştırmış durumdadırlar. Eren Keskin’in evine girilmesi olayıyla ilgili gerekli araştırma ve soruşturmanın yapılarak fail veya faillerin bir an önce bulunmasını, olayın basit bir asayiş olayı olarak ele alınmamasını, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyetinin bu olayı çok yönlü soruşturmasını, etkili ve hızlı bir biçimde açığa çıkartmasını beklemekteyiz.”
    “OLAYI AÇIKLIĞA KAVUŞTURMAK TÜRKİYE’NİN ASLİ GÖREVİDİR”
    “Olayı açıklığa kavuşturma Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan asli ödevidir” denilen açıklamada, “Türkiye’nin de üyesi bulunduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın yayınladığı İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Kılavuz İlkelere göre ‘Devlet kurumları ve görevlileri, insan hakları savunucularını ve ailelerini hedef alan tehdit yoluyla gözdağı verme veya misillemede bulunma, mala zarar verme veya imha etme, fiziksel saldırılar, işkence ve diğer kötü muameleler, öldürme, zorla kaybetme veya diğer fiziksel veya psikolojik zarar verme gibi her türlü eylemden kaçınmalıdır. Aynı Rehberin cezasızlıkla ilgili kuralına göre de ‘Bu türden eylemlerin meydana geldiğine ilişkin her türlü iddia, ivedilikle, kapsamlı ve bağımsız bir biçimde ve şeffaf bir şekilde soruşturulmalıdır. Polis ve diğer devlet görevlilerinin ihlallerine ilişkin şikâyetlerin soruşturulması için bağımsız ve etkili denetim mekanizmalarının varlığı ve bu mekanizmaların insan hakları savunucuları için erişilebilir olması bu anlamda elzemdir” ifadeleri yer aldı.
    “GEREKLİ BAŞVURULAR YAPILACAK”
    Açıklamada, “Derneğimiz bu olayla ilgili ulusal ve uluslararası alanda gerekli başvuruları yapacak olup olayın çok yakından takipçisi olacaktır. Siyasi iktidarın Türkiye’deki insan hakları savunucularının korunması konusundaki sorumluluklarını hatırlatıyor, gelişebilecek olumsuzluklardan doğrudan doğruya hükümetin sorumlu olacağını ifade etmek istiyoruz” denildi.
    “EREN KESKİN HEPİMİZİN VİCDANIDIR”
    Açıklamada şunlar kaydedildi:
    “Demokratik kamuoyuna da sesleniyoruz: Eren Keskin hepimizin vicdanıdır. Dolayısıyla ona yönelik bu tehdidin Türkiye’de demokrasi ve insan haklarından yana olan herkese yönelik olduğunu kabul etmek gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle de demokratik kamuoyunu duyarlılığa davet ediyoruz. Türkiye’nin giderek otoriterleştiği bu zor zamanlarda insan hakları savunucuları savundukları ilkelerden taviz vermeden insan hakları ve demokrasi mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”  (HABER MERKEZİ) 
  • ‘Eşitlik varsa adalet vardır’-VİDEO

    ‘Eşitlik varsa adalet vardır’-VİDEO

    PİRHA- İnfaz düzenlemesinin komisyon görüşmelerine başlanırken, infazda eşitlik sağlanması gerektiğine dikkat çeken yazar, siyasetçi ve sanatçılar, infaz adaletinin uygulanmadığı bir af, kamu vicdanında da karşılık bulmayacağını belirterek, “eşitlik varsa adalet vardır” dedi.

    Haberin videosu

    İnfaz kanununda değişiklik öngören 70 maddelik “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçti. Taslakta siyasi düşüncesinden dolayı cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlüler kapsam dışı bırakıldı.

    Birçok kurum, insan hakları savunucusu, sanatçı, siyasetçi ve yazar koronavirüs kapsamında meclis gündemine alınan infaz yasasının cezaevindeki herkesi kapsaması gerektiğine dikkat çeken açıklamalar yapıyor.

    Sanatçı Feryal Öney, kadın katilleri uyuşturucu çeteleri gibi topluma karşı işlenmiş suçlar dışında kalan herkes için infaz eşitliği istiyoruz derken, insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin de, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin darbeciler tarafından yapılmış anayasasındaki 10. Maddesinde kanun karşısında herkes eşittir der. Bu nedenle infazda eşitsiz uygulama her şeyden önce anayasaya aykırıdır demektir” dedi.

    “TWİT ATMANIN ADAM ÖLDÜRMEDEN DAHA TEHLİKELİDİR DENİYOR”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu, “eğitimde, sağlıkta, adliyede adalet diyorsak eğer, cezaevindeki tutsaklar içinde adalet diyebilmeliyiz” diyerek şunları belirtti:

    “Olağanüstü koşullar nedeniyle affın konuşulduğu şu günlerde önemli olan nokta infaz adaletini de sağlayabilmektir. Bu bir lütuf değil, evrensel hukuk kurallarının gereğidir. Twit atmanın adam öldürmeden daha tehlikeli olduğunu kabul ederek düzenleme yapmak isteyenler, bu sese kulak vermelidirler. Hayatlarının hiçbir döneminde karıncayı dahi incitmemiş olan yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler ve birçokları içinde infaz adaleti uygulanmalıdır. İnfaz adaletinin uygulanmadığı bir af, kamu vicdanında da karşılık bulmayacaktır.”

    “ADALETTE AYRIMCILIK OLMAZ”

    Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Sevtap Yokuş da salgın hastalıklar nedeniyle devletin vatandaşları için bir takım önlemler alması zorunlu olduğunu ifade edip, “Bu kapsamda cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlüler içinde bir takım önlemlerin alınması gerekir. Ancak bu önlemler alınırken tutuklu ve hükümlüler arasında yapılacak ayrım anayasanın eşitlik ilkesine içeren 10. maddesine ve iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetine sahip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına, ayrıca sözleşmenin 14 maddesindeki ayrımcılık yasağına aykırılık oluşturacaktır” vurgusunda bulundu.

    Söz yazarı Gülten Kaya, muhalif olmanın ve düşünceyi ifade etmenin suç olmayacağına vurgulayarak, “ adaleti sağlarken adalette eşitliği sağlayamazsınız toplumsal dokuyu onarılmaz biçimde bozmuş olursunuz. Adalette ayrımcılık olmaz. İnsanlık olarak çok ağır zamanlardan geçiyoruz. İki değerli kavramı yeniden hatırlamak zorundayız; vebal ve vicdan. Ben bir yurttaş olarak işin vicdani tarafı gereği infaz yasasında eşitlikten yanayım. Vebal ise sorumluların boynuna” dedi.

    “BİR KİŞİNİN SAĞLIĞI TÜM İNSANLIĞIN SAĞLIĞIDIR”

    Siyasetçi Gülseren Onanç da “eşitlik varsa adalet vardır. Bu zor süreci de eşitlik ve adaletle atlatacağımıza inanıyorum” derken, sanatçı Jülide Kural ise, koronavirüs salgını nedeniyle insanlık gerçek anlamda bir sınavdan geçtiğine dikkat çekip “çünkü bir kişinin sağlığı aslında tüm insanlığın sağlığı anlamına geliyor. Bu yanıyla baktığımızda da cezaevi koşullarını ve salgının boyutları düşünüldüğünde aslında bir infaz yasasının gündeme getirilmiş olması son derece olumludur. Ancak bu infazda mutlak surette bir eşitlik olması gereklidir. Sadece çocuk istismarcıları, kadın katilleri, uyuşturucu çetelerinin dışında kalan tüm mahpuslar için tüm tutsaklar için tahliye söz konusu olmalıdır” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Eren Keskin: Alevilerin hak mücadelesini önemli buluyorum-VİDEO

    Eren Keskin: Alevilerin hak mücadelesini önemli buluyorum-VİDEO

    PİRHA- İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Alevilerin yaşadığı hak ihlallerini PİRHA’ya değerlendirdi. Maraş Katliamı’na ve zorunlu din derslerine de değinen Keskin, zorunlu din dersini Alevi çocuklarını Sünnileştirmek için kullanılan bir araç olarak gördüğünü ifade etti. 

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Alevilerin yaşadığı hak ihlallerini PİRHA’ya değerlendirdi. 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası sebebiyle açıklamalarda bulunan Keskin, Maraş Katliamı’na ve zorunlu din dersine de değindi.

    “ALEVİLERİN HAK MÜCADELESİNİ ÖNEMLİ BULUYORUM”

    Alevilerin yaşadığı temel hak ihlallerine dikkat çeken Keskin, “Türkiye’de resmi ideoloji tek bir kimliği kabul ediyor, Türk ve Sünni Müslümanlık. Bunun dışındaki tüm kimlikler baskı altında ve bunların en başında Aleviler var. Aleviler bu coğrafyada her dönem baskı altında yaşadılar hatta soykırıma maruz kaldılar 1938’de” dedi.
    1938’den bu yana bu ideolojinin güçlenerek devam ettiğini belirten Keskin, İzmir’de evi işaretlenen Alevi aileyi hatırlatarak, şunları söyledi:

    “Ben bu olayın kesinlikle sistemden bağımsız olduğunu düşünmüyorum çünkü şiddet üreterek, halk arasında yeni şiddet alanları oluşturarak insanları yönetmek istiyorlar. Aleviler her zaman bu politikanın kurbanı olmuştur, bu nedenle ben Alevilerin hak mücadelesini son derece önemli buluyorum. Bu coğrafyada eğer demokratikleşme olacaksa bunda Alevilerin hak mücadelesinin çok önemli bir yeri var düşünüyorum.”

    “DEVLETTEN HABERSİZ BU İŞARETLEMELER YAPILABİLİR Mİ?”

    Keskin, “Bu kapılara konulan işaretlerin tam da Maraş Katliamı’nın yıldönümüne yakın bir dönemde yapılıyor olması yeniden bir hatırlatma mı diye düşünüyorum. İki kişinin bile bir araya gelmesine izin vermeyen bir devletten habersiz bu işaretlemeler yapılabilir mi acaba? Yeniden biz varız mı demek istiyorlar bu, bunun anlatımı mı? tartışılması gereken bir konu” diye konuştu.

    Eren Keskin, Maraş Katliamı’nın 41’inci yılına yaklaşırken devletin uyguladığı ayrıştırma politikalarının tüm kesimler tarafından daha güçlü eleştirilmesini talep ettiğini ifade etti.

    “ZORUNLU DİN DERSİ SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASININ BİR SONUCU”  

    Alevilere yönelik baskı ve asimilasyon politikalarına da değinen Keskin, zorunlu din dersini, Alevi çocuklarını Sünnileştirmek için kullanılan bir araç olarak gördüğünü vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Zorunlu din dersleri 12 Eylül askeri darbesini yapanlar tarafından bu coğrafyaya getirildi. Zorunlu din dersi resmi ideolojinin küçük yaşta çocuklara öğretilmesi için kullanılan bir araçtır, çünkü Sünni Müslüman kimliği temel alınıyor. Zorunlu din dersleri de Sünnileştirme politikasının bir sonucudur.” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSİ ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRI”

    İHD eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Okullarda Alevi çocuklar zorunlu olarak başka bir inanç biçimi öğrenmeye zorlanıyorlar, her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı çocuk hakları sözleşmesine aykırı olduğunu düşünüyorum. Sözleşme diyor ki çocuğun üstün yararını koruyacaksın. O çocuğu zorunlu din dersine göndermek demek o çocuğun üstün yararını hiçe saymak demektir. Bunun çok önemli ve tartışılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    Eylem BABAYİĞİT / İSTANBUL  

  • Nedim Şener bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı

    Nedim Şener bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı

    Daha önce Avukat Eren Keskin’i canlı yayında hedef gösteren Gazeteci Nedim Şener, bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı.

    Nedim Şener bu kez IŞİD’e karşı savaşanlarla çektirdiği fotoğraflar nedeniyle Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef aldı. Hedef gösterildiği için Twitter’da trollerin ırkçı saldırısına maruz kaldığını ifade eden Tunç, Şener’e, “İktidar yandaşlığı seni IŞİD’i bile aklamaya sürüklüyor” yanıtını verdi. Şener, daha önce de Avukat Eren Keskin’i hedef göstermişti.

    Son zamanlarda hükümete yakınlığı ile bilinen Gazeteci Nedim Şener, bu kez Sanatçı Ferhat Tunç’u hedef gösterdi. Şener, 2013 yılında çekilmiş bir fotoğrafı paylaşarak Tunç’u Twitter hesabından hedef gösterdi. Şener, “Şu çocuk yaşta terörist haline getirilen çocukların bedeni üzerinden geçimini sağlayan birisin sen” dedi. (HABER MERKEZİ)

    “BENİM SESİM 40 YILDIR BARIŞ VE HAKİKAT İÇİN ÇIKIYOR”

    Nedim Şener’in yaptığı paylaşımlara yanıt veren Ferhat Tunç, “Benim sesim kırk yıldır barış ve hakikat için çıkıyor Nedim. Senin gibilerin ise ölüme, savaşa iştahı kabarıyor. Az söylemişim. Kendi güvencen, ‘özgürlüğün’ için güce teslim olacak; çoluk çocuğun, gencecik bedenlerin ölümüne alkış çalacak kadar kirlisin” dedi.

    “TARİH SENİN GİBİLERİ KİRLİ SAYFASINA BİLE YAZMAYACAK”

    Nedim Şener’in “Kürt düşmanı” suçlamasına da yanıt veren Ferhat Tunç, “Senin gibiler her dönemin Kürt düşmanı. Sadece Kürtlere değil, Türkiye toplumunun da zararınasın. Bugün de seçme-seçilme hakkının gasbına,çoluk çocuğu öldüren bombalara alkış tutmakla görevlisin. Mesleğinin de yüz karasısın.Tarih senin gibileri kirli sayfasına bile yazmayacak Nedim” dedi.

    “YANDAŞLIK SENİ IŞİD’İ BİLE AKLAMAYA SÜRÜKLÜYOR”

    Paylaştığı fotoğraflar için “Onlar, yeryüzünün en kanlı çetesi IŞİD’e karşı hepimizin güvenliğini sağlayan, Rojava’daki gençler. Dünyanın minnet duyduğu gençler” ifadesini kullanan Ferhat Tunç, Nedim Şener’e “İktidar yandaşlığın seni IŞİD’i bile aklamaya sürüklüyor” dedi.

    AVUKAT EREN KESKİN’İ DE HEDEF GÖSTERMİŞTİ

    Suriye’ye başlatılan askeri operasyonun değerlendirildiği bir programa katılan Nedim Şener, kendisine sosyal medya hesabından “Nedim Şener sen nasıl bir Kürt düşmanısın” diye seslenen Avukat Eren Keskin’e hakaret etmiş, “HDP ve PKK’ya yakın bir avukat” diyerek hedef göstermişti. Keskin, Şener’in kendisini hakaret ederek hedef göstermesinin ardından tehditler aldığını söylemişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eren Keskin’in evine polis baskını!

    Eren Keskin’in evine polis baskını!

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in evine polisler baskın düzenledi.

    Polisler, dün gece (22 Ekim 2019, Salı), İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in evine baskın düzenledi.

    Polislerle görüştüğünü dile getiren Keskin, “Bana Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) gitmem gerektiğini söylediler. Ben de onlara geleceğimi söyledim. Niçin çağırdıklarını ben de bilmiyorum. Bugün savcılığa gidip ifade vereceğim. Yargı reformu paketinin çıkarılacağı bu günlerde böyle durumların yaşanması ironik bir durum” açıklamalarında bulundu.

    İHD Genel Merkezi, konuya ilişkin “Gece vakti ev baskını yoluyla gözaltına alma yöntemi Eren Keskin şahsında topluma, savunuculara, aktivistlere yönelik bir baskı yöntemidir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını evrensel insan haklarına hukukuna, kişi özgürlüğü hakkına uygun davranmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • 24 yıldır adalet arayan Besna Tosun: Ben haklıyım, siz suçlusunuz-VİDEO

    24 yıldır adalet arayan Besna Tosun: Ben haklıyım, siz suçlusunuz-VİDEO

    PİRHA- Lice katliamında dedesini, kaybetti, ardından köyü yakılıp boşaltıldı ve İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. İstanbul’da ise babası gözaltında kaybedildi. Besna Tosun, “24 yıldır, bağırıyorum ve hakikate ulaşana kadar bağırmaya devam edeceğim” diyerek hakikat mücadelesi veriyor. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 760. haftasında Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunan binası önünde toplanan kayıp yakınlarına HDP milletvekilleri Musa Piroğlu, Oya Ersoy, Dilşat Canbaz, Züleyha Gülüm Ahmet Şık, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Turan Aydoğan ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, ve TİP milletvekili Erkan Baş destek verdi.

    “ŞİDDETİN DEĞİL BARIŞIN VE HUKUKUN YANINDA OLACAĞIZ”

    Cumartesi Anneleri adına basın metnini İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, 759. buluşmalarındaki polis müdahalesine değinerek, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerinin açıklanması, onları kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılması, hiç kimsenin kaybedilmediği ve yaşam hakkının güvencede olduğu barışçıl bir hukuk devleti istediğimiz için engellenmemiz, suçlanmamız, şiddete uğramamız keyfidir, hukuk dışıdır. Hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Yasaklara, baskılara rağmen demokrasi, barış ve adalet talebimizde ısrar edeceğiz. Ölümü değil, yaşamı savunacağız. Şiddetin değil, barışın ve hukukun yanında olacağız” dedi.

    “GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ”

    760. haftalarında gözaltında kaybedilişlerinin 24. yılında Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’i unutmadık diyerek buluştuklarını söyleyen Yoleri, “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar. Fehmi Tosun akşam saatlerinde silahlı, telsizli sivil polisler tarafından 34 UD 597 plakalı Beyaz Toros araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Gözaltına alındım, beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu” diye konuştu.

    “Tosun ve Aydemir Aileleri tüm yasal yollara başvurdu ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkar edildi” diyen Yoleri, “İç hukuktan sonuç alınamayınca dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. Zaman aşımından takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası İHD avukatı Eren Keskin tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Hükümetin taahhüdüne rağmen cezasızlık geleneğini bozmayan Anayasa Mahkemesi’de zaman aşımı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedildiğini uluslararası mahkeme önünde kabul eden ancak bugüne kadar hiçbir taahhüdünü yerine getirmeyen AKP hükümeti, bir an önce gerekli adımları atmalıdır. Adli mercileri Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle işlenen suça ortak olmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. Fehmi Tosun, Hüseyin Aydemir ve tüm kayıplarımızı aramaktan, 61 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “HAKİKATE ULAŞINCAYA KADAR BAĞIRMAYA DEVAM EDECEĞİM”

    Açıklamanın ardından gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun söz aldı. Tosun, babasının sivil polisler tarafından gözaltında kaybedilişinin 24. yılı olduğunu hatırlatarak, “Sözün bittiği yer demeyeceğim çünkü 24 yıldır sözüm bitmedi. Söyleyecek çok sözüm var. Ben korkmuyorum çünkü suç işlemiyorum. Ne yapıyorsam hukuk çerçevesinde, hukuk kuralları içinde yapıyorum. Sizlerse hukukun dışındasınız ve suç işliyorsunuz. Burada eylem yapmak, düşüncelerimi ifade etmek suç değil, siz bu hakkı ihlal ediyorsunuz. Geçen hafta kötü muamele görmeme hakkımı ihlal ettiniz. Amiriniz bana ‘bağırma’ dedi. Benim babam sizin devletiniz tarafından gözaltına alındı hemde gözlerimin önünde. 24 yıldır, bağırıyorum ve hakikate ulaşana kadar bağırmaya devam edeceğim. Sizler suçlu bir devletin memurları olarak buradasınız. Görevinizi yapmıyorsunuz. Bana ‘görevimi yapıyorum’ demeyin. Size suç işlemeyi öğretiyorlar. Beni korkutamazsınız çünkü 24 yıldır hatta 30 yıldır tüm şiddetinizi yaşadım. 4 gün sonra Lice katliamının yıl dönümü, dedemi katlettiniz. Evimi yaktınız sonra babamı aldınız katlettiniz. Neyle yargılıyorsunuz beni? Ben intikam duygusuyla konuşmuyorum, hakikatin sağlanmasını istiyorum. Bu da sizin göreviniz, görevinizi yapın” diyerek geçen haftaki polis müdahalesine tepki gösterdi.

    “ÇOCUKLAR BABASIZ KALMASIN”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise şunları söyledi:

    “Kızımın söylediği gibi artık yeter diyorum. Suçlu değiliz, haklı olduğumuz için bu meydanlarda direniyoruz. Kimsenin kaybolmasını istemiyoruz. Hiçbir çocuğun babasız büyümesine ben göz yummuyorum. Beş tane çocuğu babasız büyüttüm. Bu ülkede çocuklar babasız kalmasın. İnsanım insanca yaşamak istiyorum. Bu insanları savunmaya devam edeceğim. Hiçbir zaman geri adım atmıyorum. Haklı olduğumuz için haklılığımızdan güç alıyoruz. Meydanlardan, kayıpları aramaktan, hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıpların mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”

    “ONLARIN ÇOCUKLARI OLMAKTAN GURUR DUYUYORUZ”

    Hüseyin Aydemir’in oğlu Aziz Aydemir’in gönderdiği mektubu Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın okudu. Aydemir’in gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Bizler yıllardır bu acıların içinde yaşayan bir halkız. Babalarımızı kardeşlerimizi, çocuklarımızı kaybettik. Emin olun bizler de sevdiklerimizin bulunması için kaybedilmeye hazırız. Bütün kayıplarımızın, faili belli cinayetlerin hesabı soruluncaya dek mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Biz Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun aileleri olarak onları hiç unutmadık unutmayacağız. Onlar gibi onurlu, gururlu babaların çocukları olmaktan gurur duyduk ve ölene dek onları aramaya devam edeceğiz.”

    “FEHMİ TOSUN BİAT ETMEYEN ONURLU BİR İNSANDI”

    Tosun ailesinin avukatı Eren Keskin gönderdiği mektupta ise, “Fehmi Tosun da bu coğrafyada kaybedilen diğer insanlar gibi biat etmeyen, onurlu, aydın bir insandı. Biat etmeyen Tosun, başta çocukları olmak üzere dalga dalga yayılarak mücadelenin devamını sağlıyor. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilmesine ilişkin dosya diğer tüm kayıp dosyaları gibi zaman aşımı gerekçesiyle sonlandırıldı. Anayasa Mahkemesi de ‘zaman aşımı’ gerekçesiyle başvurumuzu reddetti. Dosya yeniden AİHM’e gönderildi. AİHM bugüne dek ayrımcılık suçunu düzenleyen 14. maddeden T.C. Devletini hiç cezalandırmadı. Oysa Fehmi  Tosun Kürt olduğu için kaybedildi. İnsan hakları savunucuları olarak AİHM’i T.C. Devletine karşı 14. Maddeyi uygulamaya çağırıyoruz” ifadeleri yer aldı.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • Anne Morsümbül, yıllarca oğlu ile buluşmanın hayaliyle Galatasaray’daydı-VİDEO

    Anne Morsümbül, yıllarca oğlu ile buluşmanın hayaliyle Galatasaray’daydı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün akıbetini sordu. 36 yıl oğluna kavuşmak için mücadele eden ve 3 yıl önce hayatını kaybeden Fatma Morsümbül’ün vasiyeti üzerine mezar taşına “Yıllarca Galatasaray’a oğlum Hüseyin ile buluşmanın hayaliyle geldim. Bizi söküp atmak istediler, copladılar, yerlerde sürükleyip gözaltına aldılar, vazgeçmedik” yazıldığı belirtildi.

    HABERİN VİDEOSU

    Cumartesi Anneleri 757 haftadır abluka altında kayıplarının akıbetini sormaya devam ediyor. Bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunan binası önünde toplanan Cumartesi Anneleri 39 yıl önce gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün akıbetini sordu.

    Kayıpların fotoğraflarının ve kırmızı karanfillerin taşındığı eyleme bu hafta HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Ahmet Şık ve Ömer Öcalan katıldı.

    Basın açıklamasını okuyan gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun, “Hüseyin Morsümbül’ü unutmadık” diyerek Hüseyin Morsümül dosyası hakkında şu bilgileri paylaştı:

    DOSYADA ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ

    “12 Eylül askeri darbesinin ardından, 18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl’deki evi asker ve polisler tarafından basıldı. Bingöl Lisesi’nde öğrenci olan çocukları Hüseyin gözaltına alındı. ‘Oğlumu nereye götürüyorsunuz’ diyen annesine ‘ifadesi alınacak, kısa bir süre sonra gelir’ denildi.

    Hüseyin geri gelmeyince ailesi Bingöl Askeri Tugay Komutanlığına gitti. Ancak kendilerine ‘Bizde yok’ cevabı verildi. Aile arayışını sürdürünce Hüseyin’in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Oğullarını aramaya devam eden anne ve baba gözaltına alındı. Baba Hanefi Morsümbül ağır işkence gördü. Fatma ve Hanefi Morsümbül askeri savcılığa giderek ifade verdi, sorumlular hakkında şikayetçi oldu ama Hüseyin’in kaybedilmesiyle ilgili hiçbir işlem yapılmadı.

    İHD avukatının 2011 yılında yaptığı suç duyurusu ile Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Hüseyin Morsümbül’ün gözaltında kaybedildiği dönemde görevli dokuz personelin listesi, adresleri ve irtibat bilgileri savcılığa ulaştı. Soruşturma kapsamında savcıya ifade veren dönemin Bingöl İl Merkez Jandarma Bölük Komutanı Durmuş Coşkun Kıvrak, olay tarihinde izinli olduğunu, izin dönüşü masasına isimsiz bir ihbar mektubu bırakıldığını, mektupta Hüseyin Morsümbül’ün gözaltında astsubaylarca dövülerek öldürüldükten sonra alay komutanı ve astsubaylar tarafından arabaya konularak götürüldüğünün yazılı olduğunu söyledi.

    Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirme görevini yerine getirmedi. Olayın üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle dava açmayı gerektirecek yeterli delil elde edilemediği gerekçesi ile ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verdi. 20 Ekim 2015 tarihinde bu karar için Bingöl Sulh Ceza Hakimliğine yapılan itiraz ise henüz sonuçlanmadı.”

    MEZAR TAŞINA VERDİĞİ MÜCADELE YAZILDI

    Hüseyin Morsümbül’ün kaybedilmesinden dönemin Bingöl İl Merkez Jandarma Bölük Komutanı Durmuş Çoşkun Kıvrak, Bingöl İl Alay Komutanı Beşir Akın, Bingöl Jandarma Komutanlığında görev yapan amir ve personeller ile 12 Eylül darbesinin tüm aktörlerinin sorumlu olduğunu vurgulayan Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Üç yıl önce aramızdan ayrılan Fatma Morsümbül 36 yıl oğluna ulaşmak için mücadele etti. Vasiyeti üzerine mezar taşına ‘Yıllarca Galatasaray’a oğlum Hüseyin ile buluşmanın hayaliyle geldim. Bizi söküp atmak istediler, copladılar, yerlerde sürükleyip gözaltına aldılar, vazgeçmedik’ yazıldı. Arkadaşımız Fatma Morsümbül’ün bıraktığı yerden gözaltında kaybedilen oğlunun akıbetinin açıklanmasını istiyoruz!

    FATMA ANANIN DAVASINI BEN SÜRDÜRECEĞİM

    Morsümbül ailesi adına seslenen Ayten Morsümbül “Fatma Ana yok ama ben buradayım. Onun davasını, adalet arayışını ben sürdüreceğim. Sağ olduğum sürece buradayım. Hüseyin’i ben arayacağım, kemiklerini ben isteyeceğim. Onun yerine kemiklerini ben sırtımda taşıyacağım. Polis değil adalet istiyorum ben. Bu annelerin acıları yeter” dedi.

    İHD avukatlarından Eren Keskin de “Coğrafyamız bir soykırım coğrafyası. 1915, 1938 ve 90’lar. Aslında yürütülen politikanın hepsi aynı ve devam etmekte” dedi. Morsümbül ailesinin ifade verdikleri ilk gündem beri bir dosya olduğu zannettiklerini kaydeden Keskin, aileye böyle bir dosyanın olmadığı bilgisinin verilmediğini ve ailenin gördükleri baskıdan dolayı göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti.

    “HÜSEYİN MORSÜMBÜL 2003’TE VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILMIŞ”

    Davayla ilgili bilgi veren Keskin, önce 2011 yılında İçişleri Bakanlığına başvuru yaparak olayla ilgili bilgi istediklerini oradan savcılığa yönlendirildiklerini ve suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti. Savcılıkta nüfus kayıtlarını incelerken Hüseyin Morsümbül’ün 2003 yılında vatandaşlıktan çıkarıldığını gördüklerini dile getiren Keskin, benzer dosyalarda ya kaçtı belgesi düzenleme ya da vatandaşlıktan çıkarma gibi işlemlerin yapıldığını ekledi.

    “2015’TEN BU YANA CEVAP YOK”

    2011 yılındaki başvurularından itibaren dosyanın 4 yıl savcılıkta kaldığını ve bu 4 yıl boyunca hiçbir araştırmanın yapılmadığını ve savcının ek kovuşturmaya gerek olmadığı kararı verdiğini kaydeden Keskin, “Savcının kovuşturmaya yer olmadığı kararındaki birkaç cümlesi önemliydi. Savcı diyor ki ‘İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz.’ Ama tabi ki Türkiye Cumhuriyeti devleti Birleşmiş Milletler zorla kaybetmelere karşı sözleşmeyi imzalamadığı için zaman aşımı maalesef ki uygulanıyor. Savcı sanırım zaman aşımı demeye utanıyor diyor ki ‘üzerinden çok uzun yıllar geçti artık bir delil bulmak mümkün değil.’ Bu karara itiraz ettik. 2015’ten bu yana hala bir cevap gelmedi.

    “HÜSEYİN MORSÜMBÜL’Ü İŞKENCEDE ÖLDÜRDÜLER”

    Hüseyin Morsümbül’ün tanıklarından Yaşar Dayanç’ın mektubu okundu.  Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Hüseyin Morsümbül’ün ailesi Bingöl’de ağabeyimin evine 100 metre mesafede oturuyorlardı. Hüseyin Morsümbül’le aynı mahallede kalıyorduk, okul dağıldıktan sonra mahallede misket oyunu oynardık, futbol oynardık. Mahalle kavgalarında hep beraberdik. Hüseyin Morsümbül’le çocukluk ve gençlik hayallerimizi paylaştık…

    Hüseyin 12 Eylül faşist askeri darbesinin ardından gözaltına alındı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir mezarı bile olmadı. Ben de Ekim 1980’de Kiğı’da gözaltına alındım. Kiğı’da beş gün kaldıktan sonra beni askeri bir arabayla Bingöl jandarma kışlasına getirdiler, soğuk bir hücreye atılar. Bir gece 3-5 nöbetçisi olan asker hücrenin kapısını açtı gözlerim bağlıydı bana şöyle dedi ‘Hüseyin Morsümbül’ü işkencede öldürdüler;’ taş bağlayıp Murat suyuna mı atılar çukur kazıp yerin dibine mi gömdüler bilmiyorum! Ama öldürdüklerini çok iyi biliyorum!

    “KIVRAK, HÜSEYİN SERTKAYA’NIN ÖLDÜRÜLMESİNDEN DE SORUMLU”

    Ben kışladan cezaevine gittikten sonra ağabeyim cezaevinde ziyaretime gelince kendisine ‘Hüseyin’in ailesine söyle Hüseyin’i işkencede katletmişler’ dedim. O dönemde Bingöl jandarma kışlasında yüz başı rütbesinde olan Özel Harp Dairesi’nde görevli yüz başı Durmuş Coşkun Kıvrak Bingöl halkına çok acı çektirdi. Hüseyin Morsümbül’ün insanlık dışı işkencelerle öldürülmesinden ve daha sonra gözaltında kaybedilmesinden Durmuş Coşkun Kıvrak sorumludur. Kıvrak, Hüseyin Sertkaya’nın gözaltında işkence ile öldürülmesinden de sorumludur. Bingöl halkı buna tanıktır.

    “EVLATLARI GELECEK DİYE BEKLER CUMARTESİ ANNELERİ”

    2015 yılında Fatma anneyi ziyaret ettim. Kendi duygularını şu şekilde bana ifade etti ‘Kapı çalındığında acaba o mu duygusuyla kapıya koşuyordum! Her korna sesinde pencereden dışarıya bakıyordum! Her telefon çaldığında onun sesini duyabilirim duygusuyla telefonu alıyordum!’ Hep evlatları gelecek diye bekler bütün Cumartesi Anneleri. Ölümü hiç düşünmezler. Yıllar sonra ölüsüne bile razıyım duygusu başlar. Bir mezar taşı olsun mezarını koklayayım duygusu yakar insanı. Yine de ölümü kabul etmek istemezsin. Nasıl anlatayım dil bu acıyı tarif edemez ki.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD Eş Genel Başkanı Keskin, Kürt askere linç iddialarını gündeme taşıdı

    İHD Eş Genel Başkanı Keskin, Kürt askere linç iddialarını gündeme taşıdı

    İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Sakarya 7. Komando Tugay Komutanlığı’nda askerliğini yapan Kürt bir askerin lince maruz kaldığı yönündeki iddiaları yetkililere sordu.

    İnsan Hakları Derneği  (İHD) Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Kürt bir askerin lince maruz kaldığı yönünde kendisine ulaşan bilgileri gündeme taşıdı. Keskin konuya dair sosyal medya hesabı Twitter’dan paylaşımlarda bulundu.

    Keskin yaptığı ilk paylaşımda “Şu anda, Sakarya 7.Tugay da askerliğini yapan biri aradı. Cezaevinde yatmış bir Kürt askere, linç girişiminde bulunulmuş. Görüştüğümde hala, sloganlar atılıyordu. Asker sağ mı, öldü mü bilmiyoruz. Yetkililerden açıklama bekliyoruz” dedi.

    Keskin, yaptığı ikinci paylaşımda ise “Yeni bilgi, asker yaşıyormuş. Komutanlar, bilgi vermiş” diye yazdı. (HABER MERKEZİ)

  • Özgür Gündem davasında 7 kişiye hapis cezası

    Özgür Gündem davasında 7 kişiye hapis cezası

    KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yönetici ve yazarlarının yargılandığı davanın karar duruşmasında ceza yağdı.

    Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yöneticileri ile yazarlarının gazetede yayınlanan yazılar nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suç işlemeye alenen tahrik” suçlamalarıyla yargılandığı davanın karar duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yazar ve yöneticilerin yargılandığı davada mahkeme heyeti, gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmenleri Avukat Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan’ın da bulunduğu 7 isme 15 yıl 1 ay hapis cezası verdi.

    Duruşmada yargılanan gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ve gazeteci Reyhan Çapan ile gazetecilerin avukatları hazır bulundu. Duruşmayı İrlanda Büyükelçiliği’nden yetkililer de izledi.

    “DÜŞÜNCENİN SUÇ OLDUĞUNA İNANMIYORUM” 

    Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını tekrar ettiğini açıkladı. Ardından savunma yapan gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Avukat Eren Keskin, “İfade ve düşünce özgürlüğünden yanayım. Suç işlediğimi düşünmüyorum. Düşüncenin suç olduğuna da inanmıyorum. Beraatımı talep ediyorum” dedi. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan da savunmasında, “Suç işlediğimi düşünmüyorum” dedi.

    AYŞE ÖĞRETMEN KARARI HATIRLATILDI

    Ardından söz alan gazetecilerin avukatları, müvekkillerinin suç işlemediğini, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında davrandıklarını dile getirerek, beraat talebinde bulundu. Avukat Özcan Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Ayşe Çelik (Ayşe Öğretmen) kararını hatırlatarak, “10-15 gündür bu kararı mahkemelerde tartışıyoruz. Ancak, Ayşe Öğretmen kararının mahkemelerde bir hükmü yok” dedi.

    7 KİŞİYE TOPLAM 15 YIL CEZA

    Mahkeme heyeti verdiği kararında “terör örgütü propagandası” suçlamasını öne sürerek Eren Keskin ve Reyhan Çapan’a 3’er yıl 9’ar ay, Hüseyin Aykol’a 2 yıl 1 ay, Ayşe Batumlu ve Reyhan Hacıoğlu’na 1’er yıl 3’er ay, Tahir Temel ve Hüseyin Güçlü’ye 1’er yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.

    Mahkeme heyeti, ceza alan 7 kişi için “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” karar verirken, bir tek Batumlu ve Hacıoğlu’nun cezalarını erteledi.

    Ayşe Berktay, Celalettin Can, Cemal Bozkurt, Çetin Ulu, Emrullah Kurcan, Nuray Özdoğan, Ergin Atabey ve Özlem Söyler hakkında beraat kararı verdi.

    Mahkeme, Enver Baysal, Filiz Koçali, Hasan Başak, İhsan Yorulmaz, Muzaffer Ayata, Serbest Zan ve Züleyha Yılmaz’ın dosyasını, savunmalarının alınmadığı ve hakkındaki yakalama kararlarının infaz edilmemiş olmasını gerekçe göstererek ayırdı.
    Mahkeme heyeti, ayrıca; Reyhan Çapan, Eren Keskin, Bülent Alp ve Ruhat Kaya hakkında aynı suçlama ile açılan bir başka dosyada basın suçları kapsamında suç tarihinden 4 ay sonra soruşturma açıldığı için düşürülmesine karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)