Etiket: eren keskin

  • İHD ve THİV 10 Aralık resepsiyonu düzenledi: Pes etmeyenlerin şarkısını söylüyoruz

    İHD ve THİV 10 Aralık resepsiyonu düzenledi: Pes etmeyenlerin şarkısını söylüyoruz

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi ve THİV, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70’inci yıl dönümü dolayısıyla resepsiyon düzenledi. Resepsiyona HDP milletvekilleri, HDK eş başkanları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70’inci yıl dönümü dolayısıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) resepsiyon düzenledi.

    Resepsiyona Hakların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Hakların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Başkanı Onur Hamzaoğlu, HDP Muş Milletvekili ve HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ile insan hakları savunucuları katıldı.

    MAHPUS İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI ANILDI

    Resepsiyonda konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, resepsiyonu Osman Kavala’nın işletmecisi olduğu Cezayir Restaurant’ta yaptıklarını hatırlatarak, Osman Kavala, İHD eski yöneticilerinden Hasan Ceylan ve İHD Malatya Şube Başkanı Gönül Öztürkoğlu’nu andı ve THİV Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı kürsiye davet etti.

    FİNCANCI: MÜCADELEMİZİ 70’Lİ YILLARDAN DEVRALDIK

    Fincancı konuşmasında, mücadelenin çeşitli zorluklar içerdiğini ama pes etmediklerini belirtti. Fincancı ayrıca, “Bugün zorluklarla birlikte mücadeleyi inadına güçlü kılmak gerekiyor” dedi. İHD’nin 1986’da, THİV’in 1990’da kurulduğunu hatırlatan Fincancı, İHD ve THİV’in mücadelesinin Cumartesi Anneleriyle, 70’li yıllarda gelişen mücadeleyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

    “BİATSIZ GÜNLERDE GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE”

    İHD Eş Başkanı Eren Keskin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yetersiz bulduklarını söyleyerek konuşmasına başladı. Keskin konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Bize dayatılan, tüm dünyada ve özellikle Orta Doğu coğrafyasında kapitalist, emperyalist, faşist baskılara karşı, biat etmeden kendi sözümüzü söylemek üzere bir aradayız. Bize yasakladıkları her kelimeyi, her cümleyi kullanmaya devam ederek, buradayız. Biatsız günlerde bir arada olmak dileğiyle.”

    EFE: PES ETMİYORUZ DİYENLERİN ŞARKISINI SÖYLEYECEĞİZ

    THİV İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe ise, konuşmasında Fransa’daki sarı yelekliler protestolarına değindi. “Dünyanın birçok yerinde asla pes etmiyoruz diyen bir şarkı yükseliyor” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “En yakınımızdaki sevgili arkadaşlarımızın tutuklanacaklarını, öldürüleceklerini bilmemize rağmen o şarkının ritmini yüreğimizden, beynimizden ve vücudumuzdan hiç eksik etmedik. Asla pes etmeyeceğiz diyorum.  Evrensel Beyanname’nin, 70’inci yıl dönümünde.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD Eş Başkanları yeniden Türkdoğan ve Keskin

    İHD Eş Başkanları yeniden Türkdoğan ve Keskin

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’n 19. Olağan Genel Kurulu bugün ikinci gününde devam etti. Tek listeyle gidilen seçimde Öztürk Türkdoğan ve Eren Keskin yeniden  Eş Genel Başkan seçildi. 

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2 gün süren 19’uncu Olağan Genel Kurulu, seçimlerin yapılmasıyla sona erdi. Yapılan oylama sonucunda İHD’nin mevcut Eş Genel Başkanları olan Öztürk Türkdoğan ile Eren Keskin yeniden başkan seçildi.
    İHD’nin yeni yönetimine, Kerem Altıparmak, Ceren Erol, Zeynep Gürcan, Hatice Kapusuz, İlhan Kılıç, Mürsel Tonguç Salmanoğlu, Mehmet Zeki Tangüner, Cengiz Akdemir, Mustafa Vefa ve Ekrem Bilek seçildi.
    İHD ASİL ÜYELER
    İHD’nin yeni yönetiminde 35 asil, 20  yedek Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi belirlendi. Buna göre, Öztürk Türkdoğan, Eren Keskin,  Kerem Altıparmak, Necla  Şengül, Rıdvan Konak, Ceren Erol, Osman İşçi, Nilay Nayman, İsmail Boyraz, Hüseyin Küçükbalaman, Zeynep Gürcan, Nuray Çevirmen, Gülseren Yoleri, Selahattin Okçuoğlu, Hatice Kapusuz, Hayrettin Pişkin, M. Raci Bilici, Abdüsselam İnceören, Rahşan Bataray Saman, Abdullah Zeytun, İlhan Kılıç, Mürsel Tonguç Salmanoğlu, Yasemin Dora Şeker, İlhan Öngör, Hatice Kalpaklı, Mehmet Aker, Mehmet Zeki Tamgüner, Cengiz Akdemir, Mustafa Vefa, Büşra Demir, Medeni Aygül, Selçuk Delibaş, Servet Akbudak, Ekrem Bilek ile Murat Melet asil MYK üyesi seçilirken, H. Feray Salman, Elçin Aktoprak, Emrah Kırımsoy, Ali Rıza Yurtsever, Zafer İncin, Zeynep Ceren Boztoprak, Hanım Tosun, Abdurrahman Kızılay, Selçuk Binici, Şükran Dağcabir, Rümeysa Denizkaya, Kasım Kalkan, Abdullah Aydın, Yüksel Aslan Acer, Ercan yılmaz, Gurbet Yavuz, Leyla Yavuz, Gençağa Karafazlı, Sait Çağlayan ile Hasan Yalçın ise yedek MYK üyesi seçildi.
    İHD ONUR KURULU İLE DENETLEME KURULU ÜYELERİ 
    İHD Onur Kurulu’nda ise, Hüsnü Öndül, Reyhan Yalçındağ Baydemir, Sevim Salihoğlu, Kadir Arıkan, Mithat Can yer aldı. İHD Onur Kurulu yedek üyeleri ise Şevket Akdemir, Meral Çıldır, Avni Kalkan, Tülay Kılıçdeniz, Leman Yurtsever yer aldı.
    Yine yeni belirlenen Denetleme Kurulu üyelerinden M. Ali Oral, İlyas Kara ile Ali Ekber Kaypakkaya, asil üye seçilirken, Ali Aydın, Mustafa Yurtsever ve Ebru Demir Denetleme Kurulu’nun yedek üyeleri olarak belirlendi.

    İHD Kongre sonuç bildirgesinde ayrımsız genel af için kampanyaların tüm şubelerde demokratik kitle örgütleriyle birlikte yürütülmesi kararı alındı.

    Ayrıca şunlar ifade edildi:

    -10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla insan hak ve özgürlükleri konusunda emek veren, mücadele yürüten aktivistlerin İHD Genel Merkezi tarafından ödüllendirilmesi,

    -İHD Genel Merkez’de ve şubelerde danışma kurulları oluşturulması,

    -Cezaevlerinde tecrit işkence ve kötü muameleye ilişkin gelişmeleri içeren detayların sonuç bildirgesinde yer verilmesi,

    -Çocuk koruması, çocuk katılım politikalarının oluşturulması.

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

     

     

  • İHD’nin 19. Olağan Genel Kurulu başladı – VİDEO

    İHD’nin 19. Olağan Genel Kurulu başladı – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu Ankara Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında başladı. Kurul iki gün sürecek. Kurulda konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, iktidar ne kadar kendini yaşatmaya çalışırsa çalışsın, halklar kazanacak” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği’nin 19. Genel Kurulu başladı. Ankara HBVAKV binasında iki gün sürecek genel kurula HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, HDP MYK Üyesi Eren Keskin, Eş Başkan Mehmet Bozgeyik ve MYK üyeleri, Halkevleri Genel başkanı, CHP Milletvekilleri ve çok sayıda kişi katıldı. Genel kurulun yapıldığı salona ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek,’ ‘Tecrit işkencedir, tecride son’ ‘Bu toprakların barışa ihtiyacı var, hemen şimdi barış’ ‘İhraçlar işlerine iade edildin’ ‘Ağır hasta mapuslar serbest bırakılsın’ dövizleri asıldı.

    Kurulda konuşan Eş Genel Başkan Öztürk Türdoğan, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 70’inci yılında maalesef Türkiye ve dünyada insan haklarının araçsallaştığı bir dönemi yaşıyoruz. 32 yıl sonra yeniden katı ve otoriter dönemde insan haklarını savunuyoruz. İnsan haklarını savunmaya devam edeceğiz. 32 yıldır insan haklarını ve demokrasiyi hatırlatmaya nasıl devam ettiysek bundan sonra da, mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. Görev yaptıkları 2 yıl boyunca OHAL rejiminde bir süreç geçirdiklerini hatırlatan Türkdoğan, “OHAL’in uygulandığı dönemde Türkiye rejimi değişmiş, otoriter başkanlık rejimi getirilmiştir. AKP, Türk ulus devletinin resmi ideolojisini yaşatmaya devam etmektedir” diye konuştu.

    “HALKLAR KAZANACAK”

    2013 yılında başlayan diyalog sürecini 2015 yılında sona erdiğini anımsatan Türkdoğan, şunları dile getirdi: “Türkiye hem içeride hem de dışarıda savaş içerisindedir. Özellikle Suriye’de Türkiye eliyle bir savaş yapılmaktadır. Bu savaş ile birlikte yeniden tekçiliğe dayalı otoriter bir rejim süreci yaşıyoruz. Tüm bunlara karşı demokrasi güçlerinin mücadelesi önemlidir ve bu noktada da her zaman yanlarında olduğumuz demokrasi güçlerinin yanında olmaya devam edeceğiz. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, iktidar ne kadar kendini yaşatmaya çalışırsa çalışsın, halklar kazanacak.”

    GEÇMİŞLE YÜZLEŞEN BİR ANAYASA

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tutumunu da eleştiren Türkdoğan, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Irak ve Suriye’de gerçekleştirdiği insan hakları ihlaline ilişkin siyasi baskı oluşturulmamıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları kurumunu korumaktan aciz olmuştur. Türkiye, Ortadoğu’daki Efrin’den ve Şehba’dan geri çekilmeli, iyi ilişkiler kurmalıdır. Türkiye Anayasal, sosyal siyasal kriz içerisindedir. Gerçek bir çözüm süreci ile birlikte yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Anayasa talebimiz geçmişle yüzleşme ile ele alınmalıdır. Özellikle Ermeni ve Dersim Soykırımının kabul edilmesi noktasında ısrarımız devam edecektir.”

    “TECRİT SONA ERDİRİLMELİ”

    Türkdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Siyasi iktidar OHAL’i 3 yıllığına uzattı. Türkiye hale OHAL ile yönetiliyor. Önceden hiç değilse 3 ayda bir Meclis karar veriyordu şimdi ise 3 yıl OHAL var. Bu dönemde devam eden silahlı çatışmalarda, işkencelerde artış yaşanmıştır. Cezaevlerinde de işkenceler üst aşamaya ulaşmıştır. İHD olarak bu dönemde işkence ve kötü muameleye yönelik mücadelemizi bu dönemde daha fazla sürdürdük. İmralı hapishanesinden bahsetmeden olmaz. Abdullah Öcalan katı bir tecrit altında. Katı tecridin sona erdirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Siyaset yapma hakkı, toplantı gösteri hakkında çok fazla ihlal vardır ve bu baskı yargı eliyle yapılmaktadır. DBP’li 94 belediyeye el konulması, seçilmişlerin cezaevlerine atılması Kürt halkının iradesine yönelik yapılmıştır. Seçilmiş belediye başkanlarının serbest bırakılması gerekir. Milletvekillerinin tutuklu olması kabul edilemez. Leyla Güven’in hala tutuklu bulunması ayrımcılık ve ötekileşmenin devam ettiğini gösterir.”

    “MÜCADELEYİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Ardından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin söz aldı. Keskin, insan hakları mücadelesinin her zaman yitirilenlere karşı bir borç olarak nitelendirdiklerini belirterek, “Hiç bitmeyecek bir mücadele. Hepsinin ismini anamam ama daha geçen Genel Kurul’da birlikte olduğumuz Muhterem’e, Musa amcaya, Vedat Aydın’a olan borcumuzu unutabilir miyiz? Hiçbir zaman bu mücadeleyi bırakmayacağız. Biz hep çok zor bir süreç yaşıyoruz” dedi.

    “DERİN YAPI İLE AKP UZLAŞTI”

    Keskin, şunları söyledi: “Her dönem zordur ama bu sefer ki biraz farklı. Türkiye’de her zaman şunu çok iyi bilirdik; bir görünümdeki devlet bir de gerçek devlet vardı. Biz o zamanlar insan hakları ihlalinin en fazla yaşandığı Kürdistan’a giden tek kurumduk. Gerçekten bugün hala akademisyenler 90’lar üzerine çalışma yapabiliyorlarsa İHD sayesindedir. İHD’nin raporları sayesindedir. O zaman her hak ihlali için gittiğimizde şöyle bir şeyle karşılaşırdık: Bakanlar bize; ‘Bizim de haberimiz yok’ derlerdi. Ama şimdi durum böyle değil. O dönem derin devlete biat eden hükümetler vardı. Ama şimdi AKP ile birlikte şekillenen bir yapı var. Özelikle cemaatin tasfiyesinin ardından bu derin yapı ile Erdoğan ve AKP ciddi bir uzlaşmaya gitti. Biz bu derin uzlaşmayı çok net tespit etmek zorundayız. O nedenle işimiz biraz daha zor. İnsan hakları mücadelesin en güzel yanı şu; Biat etmemek insana ciddi bir konfor sağlıyor. Ben haklıydım demek insana ciddi güç veriyor. Biz zor zamanlarda dahi biat etmedik. Tüm kurumları kapattılar. Bizi kapatamadılar. Bizim böyle bir gücümüz var. Askeri darbeye kafa tutan tek kurumuz. O nedenle gücümüzü bilelim. Çok zor bir süreçteyiz. Özellikle ifade özgürlüğünün yerlerde sürüklendiği başka bir süreç yaşamamıştık. Daha önce yaşadığımız bir baskı da ekonomik baskı. İnsanlar işlerinden atıldı, bir çok dergi gazete kapandı. O yüzden farklı bir süreçteyiz. Kesinlikle geçmişle hesaplaşmadan yeni bir sürece girmemiz mümkün değil. Bu yüzyılın ilk büyük suçu bu coğrafyada işlendi. 1915 Ermeni, Süryani, Hıristiyan  halkları katledildi. Cumhuriyet’ten bahsediyoruz. Bu bir devrim değil. O yüzden bu Cumhuriyet’in handikaplarını yaşıyoruz. Bu totaliter yapı halkı da dayattığı resmi ideolojisi ile kendisine benzetmiş durumda.”

    “ÇİFTE STANTARTI ELEŞTİRİYORUZ”

    Muhalefet örgütlerinin de kendi içinde çifte standart bakış açısı ürettiğini söyleyen Keskin, “Örneğin İstanbul’da geçtiğimiz yaz bir kadın şort giydiği için saldırıya uğradı. Bütün kadınlar ayağa kalktık. Ama çok yakın bir dönemde çırılçıplak bedeni teşhir edilen Ekin Wan’a karşı aynı tepki gösterilmedi. Biz İHD olarak bu çifte standardı da eleştiriyoruz. Egemene hala benzediğimizi kabul etmek zorundayız. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Kendi içimizde demokratikleştirmemiz gerekiyor. Kurum olarak ben ne kadar ‘militar bir yapının karşısındayım’ tüm bunları cevaplandırırsak kendi demokratikleştiririz” ifadelerini kullandı.

    Genel kurul konukların konuşmalarıyla devam ediyor. Cebrail ASLAN – ANKARA

  • Av. Eren Keskin ve Av. Fikret İlkiz baro başkanlığına aday oldu

    Av. Eren Keskin ve Av. Fikret İlkiz baro başkanlığına aday oldu

    PİRHA – Avukat Eren Keskin ve Avukat Fikret İlkiz, İstanbul Barosu Başkanlığı’na adaylıklarını açıkladı.

    İstanbul Barosu’nda seçim gündemi sürüyor. Ekim ayı içerisinde Haliç Kongre Merkezi’nde yapılacak Genel Kurul’da başkanlık için şu ana kadar 10 isim adaylığını açıkladı. Avukat Eren keskin ve Avukat Fikret İlkiz başkanlığa aday olduğunu duyuran son iki isim oldu.

    Av. Eren Keskin, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar grubunun adayı olarak seçimlerde yarışacak. Keskin’in adaylığı Özgürlükçü Demokrat Avukatlar’ın resmi Twitter hesabından duyuruldu. Paylaşımda, “21-22 Ekim 2018 tarihinde yapılacak olan İstanbul Barosu seçimlerine insan hakları, kadın hakları, avukat hakları, emekçi hakları, demokrasi ve özgürlükler mücadelesine yol arkadaşımız Avukat Eren Keskin’in başkan adaylığında katılıyoruz. Tüm meslektaşlarımızı, tüm renklerimizle birlikte ses vermeye, birlikte yol yürümeye çağırıyoruz” denildi.

    Av. Fikret İlkiz ise yaptığı açıklamasında; “İstanbul Barosu Başkanlığına aday olmamın nedeni avukatlık mesleğine ve savunmanın gücüne olan inancımdır. İstanbul Barosu Başkanlığına aday olmam bağımsız bir karardır. Bu kararı İstanbul Barosu geleneklerinin geleceğe taşınabilmesi amacıyla aldım. Geleceği birlikte kurmak için beraber yola çıkalım. Savunmanın gücü, hukuk ve adalet için tüm meslektaşlarımın ve tüm grupların desteğini istiyorum ve mücadelemizin başarısı için olmazsa olmaz bir destek olarak görüyorum” dedi.

    Baro başkanlığı için adaylığını, mevcut Başkan Av. Mehmet Durakoğlu, Av. Hasan Kılıç, Av. Başar Yaltı, Av. Talat Canbolat, Av. Cem Kaya Karatün, Av, Kaptan Yılmaz, Av. M. Gökhan Ahi, Av. Çiğdem Koç açıkladı. (HABER MERKEZİ)

  • İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Sultan Ahmet Meydan’ında, 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 32. yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    İnsan haklarına yönelik ihlallerinin devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “İnsan, Hakları ile İnsandır, Mücadeleye Devam” pankartı açıldı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, “Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur”, “İşkencesiz Bir Dünya Mümkün” dövizleri taşındı. “İnsan Hakları ile İnsandır” sloganı atıldı.

    “İNSAN HAKLARI HERKES İÇİN VARDIR”

    Basın açıklaması öncesi söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Herkes farklı ve herkes eşittir. İnsan hakları ayrımsız herkes için vardır. Kimse insan haklarından vazgeçemez. İnsan hakları devredilmez, bölünmez, evrensel haklar bütünlüğü ve özgürlüğüdür. Devletlerin, siyasal iktidarların toplumu bölerek belli kişilere yapılan ayrımcılığı ve tanınan hakların diğer kesimlerde esirgenmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

    “DÜŞÜNCESİ ÖZGÜR OLMAYAN İNSAN KENDİSİNİ GERÇEKLEŞTİREMEZ”

    En önemli sorununun insan hakları ihlali ve yaşam hakkı ihlallerinin olduğunu belirten Yoleri, “Bütün dünyada böyle ama Türkiye’de de bu böyle malesef. İhlal edilen bir diğer hak ise düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Çünkü düşüncesi özgür olmayan insan kendisini gerçekleştiremeyen insandır. Bu nedenle düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşam hakkı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube adına Avukat Leman Yurtsever yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU HALEN SÜRÜYOR”

    İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu. Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” diyen Yurtsever şöyle devam etti:

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder. 2013-2015 dönemi barış ve çözüm süreci başarılamadığı yani gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirilemediği için yeniden silahlı çatışma ve savaş ortamı yaşanmış ve bunun sonucunda resmi ideolojiyi savunanlar ile mevcut siyasi iktidar kendisini yaşatmak için daha otoriter bir rejime yönelmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklik referandumu ile Türkiye daha otoriter bir rejime yönelmiştir. Kaldı ki bu referandum OHAL ortamında gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden beri kesintisiz olarak sürdürülen OHAL koşullarında gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda Türkiye yeni rejimine geçmiştir. Bu seçimde manipülasyon yapıldığına dair bulgular ve manipülasyona zemin hazırlayan yasal alt yapı uzun süre tartışılacaktır. Bu rejim tek kişi yönetimine dayalı anti demokratik karakteri ağır basan bir rejimdir. Bu rejimi adlandırmak bu zamanın işi değildir. Ancak şunu belirtebiliriz ki rejimin karakterinin anti demokratik olduğu kesindir.”

    “KAPİTALİZM DEVLETLERİ OTORİTER YÖNELİMLERE SEVK ETMİŞTİR”

    Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır” diyen Yurtsever şunları kaydetti:

    ”Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha korumacı ekonomi politikaları ve daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta aciz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının araçsallaştığını göstermektedir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    İnsan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüklerini belirten Yurtsever, 32. yılda şu tavsiyelerde ve taleplerde bulundu:

    -Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    -Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    -İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    -Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi ve insan haklarından yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    -Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihi incelendiğinde Osmanlı Devletinden beri devam eden parlamenter demokratik sistemin inşası ve demokratikleşmesi mücadelesinin tek kişi yönetimi ile kesintiye uğraması oldukça büyük bir geriye gidiştir. Siyasi iktidarın resmi ideolojiyi bu şekilde var edemeyeceğini anlaması ve her gelişmiş ülke gibi sorunlarla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    -Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    -Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    -Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    -Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    -Siyasi iktidar yaklaşık 2 yıldır süren OHAL’i uzatmayarak kaldıracağını ilan etmiştir. Ancak Meclis’e sunulan yasa teklifi ile OHAL’in kalıcı hale geleceği endişesi bulunmaktadır. OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    “ÜLKEMİZDEKİ OTORİTER SİSTEM DEĞİŞMEDİ”

    Basın açıklaması okunduktan sonra söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şube Temsilcisi Ümit Efe ise, “Ülkemizde yaşanan otoriter sistem değişmedi. Demokratik hak ve özgürlükler adına insan hakları savunucularının umutlarını güçlendirecek bir gelişme yaşanmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı işkencesiz bir dünya için temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dünya için mücadele etmektedir” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEDİK VE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Efe’den sonra söz alan Avukat Eren Keskin de, “Bugün yeni bir süreç yaşıyoruz insan hakları mücadelesinde. Geleceğimiz, anılarımız, özlemlerimiz, taleplerimiz her şey ama her şey sadece bir kişinin dudağının ucunda yer almaktadır. Bu bizim için yeni bir süreç. Bizde bu yeni sürece karşı yeni mücadeleler geliştireceğiz. O nedenle insan hakları derneği hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmedi ve etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    ‘Eren Keskin’le olmak eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek’- VİDEO

    PİRHA- Hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin’e destek için insan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri İHD’de bir araya geldi. 

    İnsan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri, hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan Eren Keskin’e destek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi.

    Hakkında 143 dava olan Keskin’e bu ceza 2014-2016 yılları arasında Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevi nedeniyle verildi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya gazeteciler Ümit Kıvanç, Tuğrul Eryılmaz, Yasemin Çongar, Murat Çelikkan, oyuncu Nur Sürer, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Ümit Efe, Müzisyen Eylem Aktaş, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Demokratik Kadın Hareketi sözcüsü Kıvılcım Arat ve 78’liler Girişimi’nden Nimet Tanrıkulu ile Eren Keskin’in müvekkilleri ve hak savunucuları katıldı.

    “KESKİN’E ‘KAÇ GİT BU ÜLKEDEN’ DİYORLAR”

    Toplantıda ilk sözü alan avukat Özcan Kılıç, Keskin’e açılan davalara ilişkin bilgilendirme yaptı.

    Kılıç, “Eren Keskin örgütün neredeyse merkez komite üyesi olarak ana davada yargılanıyor. Para ve hapis cezalarıyla Keskin’e ‘kaç git bu ülkeden ya da kaybol’ diyorlar. Türkiye’de 25 yıldır böyle alışkanlık oluştu, ceza alan birçok insan palyatif çözümle yurt dışına gidiyor. Devlet de buna alıştı. Fakat bu defa sert kayaya çarptılar. Çünkü Erdoğan’ın avukatları davaları sonlandırmak için, baroya da Keskin’in avukatlığını bitirmek için baskı yapıyorlar. Yargıtay’da cezalardan biri onanırsa, sonu yok, diğerleri de ardı ardına infaza girecek” dedi.

    Kılıç konuşmasının ardından 7 Mayıs günü görülecek duruşmaya da katılım çağrısı yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin de yıllarca hak mücadelesi yürüttüğü için cezalar aldığını hapis yattığını ifade etti.

    “AVRUPA ÜLKELERİ NEDEN SESSİZ?”

    Keskin, dava konusu olan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevini neden yaptığını anlatarak yaşananları şöyle değerlendirdi:

    “Musa Anter’e, Burhan Karadeniz’e, Ferhat Tepe ve onlar gibi birçok kendimi borçlu hissettiğim için, bu gazete onların olduğu için, dayanışma amacıyla ismim oraya genel yayın yönetmeni olarak yazıldı ama bu işi hiç yapmadım ve gazeteye de gitmedim. Benim hiçbir zaman inanmadığım ancak onların barış süreci dediği zamana kadar gazetenin hiçbir davası yoktu ancak sonrasında davalar ardı ardına geldi. Üç yıl adım yazılıydı gazetede. Baskıdan dolayı arkadaşlara beni değiştirin, dedim çünkü 85 yaşında bakmak zorunda olduğum annem var.

    Ana davada müebbet ile yargılanıyorum, yurtdışına çıkış yasağım, 105 bin kesinleşmiş para cezam ve 12 yıl hapis cezam var. İnsanın yazmadığı yazılardan müebbet ceza oranında ceza alması hiçbir hukuk vicdanına uymaz. Türkiye şu anda tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor. Türkiye hukuk devleti değil ama AB ülkeleri neden sessiz kalıyor?

    “TEK DÜŞÜNCEM ANNEM VE KEDİLERİM”

    Yurtdışına gitmeyeceğim, ifade özgürlüğü mücadelesine devam edeceğim. Tek düşüncem annem ve kedilerim. Bu haksızlığı kabul etmiyorum. O nedenle mücadeleme devam edeceğim.

    Ahmet Altan ‘Cezaevinde ölmeye hazırım siz hazır mısınız’ demişti. Kendileri yatmasın diye bütün bir toplumu ateşe atıyorlar ama bu coğrafyada her gün, her an, her şey değişebilir.”

    “EREN KESKİN’İN UĞRADIĞI SALDIRI HEPİMİZE KARŞIDIR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de Keskin’e verilen cezaların kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

    “Eren Keskin insanlara karşı borcunu ödemek için burada, biz de Eren Keskin için buradayız” diyen İHD’nin Eski Genel Başkanı Akın Birdal ise şu şu ifadelere yer verdi:

    “Eren Keskin gerçek bir insan hakları savunucusu. Tecavüze uğramış kadınların, sokak çocuklarının, emekçilerin, ötekileştirilmişlerin, dışlananların savunucusu ve bir hukuk insanı. Bu baskı hepimize yönelik baskıdır. Onun susturulmak istenmesi bizim susturulmak istenmemizdir.

    Eren Keskin kimseyi; dili, dini, ırkı reddedilenleri yalnız bırakmadı. Toplumun haber alma hakkının kanalları kapatıldı. Eren Keskin’in bugün uğradığı saldırı hepimize karşıdır. Susmayacağız. Yitirdiklerimize karşı nasıl sorumluluğumuz varsa yaşayanlara da onları diri tutma sorumluluğumuz var. Biz Eren Keskin’le beraber olacağız. Onu yalnız bırakmayacağız. Eren Keskin’le olmak demek eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek.”

    Konuşmaların ardından katılımcılar söz aldı. Müvekkilleri, sanatçı, siyasetçi, LGBTİ üyeleri Eren Keskin’le ilgili anılarını paylaşarak, Keskin’in mücadelesini geleceğe taşıyacaklarını vurguladılar. Açıklamaya katılanların konuşmaları Keskin’in duygusal anlar yaşamasına neden oldu. (HABER MERKEZİ)

  • Eren Keskin ve Reyhan Çapan’a 7.5’ar yıl hapis

    Eren Keskin ve Reyhan Çapan’a 7.5’ar yıl hapis

    Özgür Gündem Gazetesi eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ile Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan’a 7.5’ar yıl hapis cezası verildi.

    KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesi eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ve gazetenin Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan’a TCK 301. ve TCK 299. maddeden ayrı ayrı 7.5 yıl ceza verildi. Gazetenin yazarı Ayşe Batumlu, muhabiri Ersin Çaksu ve eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol’a verilen cezalar da ertelendi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesi eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Avukat Eren Keskin ile gazetenin Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan hakkında TCK 301. maddeden açılan davanın karar duruşması İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    21-22- 25 Kasım 2015 tarihli haber ve yazılar gerekçe gösterilerek açılan davada Çapan ve Keskin, “Türklüğü, Cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama” gerekçesi ile cezalandırıldı.

    Çapan ve Keskin’in katılmadığı duruşmada avukatları hazır bulundu. Duruşmada mahkeme Çapan ve Keskin’e, ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Çapan ve Keskin’in birden fazla suçu işlediklerini ileri süren mahkeme heyeti, cezayı yarı oranında arttırarak, ayrı ayrı 2 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti “Sanıkların geçmişi ve sosyal ilişkilerini” göz önünde bulundurarak, cezada indirime gitmedi.

    AYRI AYRI 5 YIL 3 AY HAPİS

    İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla Özgür Gündem gazetesi eski Eş Genel Yayın Yönetmeni Avukat Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin Yazı İşleri Müdürü Reyhan Çapan ve gazetenin muhabiri Ersin Çaksu hakkında açılan davanın karar duruşması da görüldü. Keskin, Çapan, Çaksu ve Aykol’un katılmadığı duruşmada avukatları hazır bulundu. Mahkeme hakimi, Keskin ve Çapan’a ayrı ayrı 3 yıl hapis cezası verdi. Bu cezada 1/6 oranında artırım yapan mahkeme heyeti cezayı 3 yıl 6 aya çıkardı. 3 yıl 6 aylık cezayı da 1/2 oranında arttıran mahkeme, 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

    ÇAKSU VE AYKOL’UN CEZASI ERTELENDİ

    Mahkeme, Çaksu’ya da aynı suçtan 1 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Cezada 1/6 oranında indirim yaparak, 11 ay 20 gün hapis cezası verdi. Gazetenin Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol ise aynı suçtan 1 yıl hapis cezası aldı. 1/6 oranında artırım yapılarak 1 yıl 2 ay hapse, bu da 1/4 oranında artırım yapılarak 1 yıl 6 ay 15 gün hapis cezasına dönüştürüldü. Burada da 1/6 oranında indirim yapan mahkeme 1 yıl 3 ay 12 gün hapis cezası verdi. Çaksu ve Aykol’un cezası ertelendi.

    Özgür Gündem gazetesi yazarlarından Avukat Ayşe Batumlu’nun bir yazısına dair açılan davada da ceza çıktı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasında Batumlu’ya “Suç işlemeye tahrik” gerekçesi ile verilen 5 aylık ceza ertelendi.

    KESKİN: İSYAN EDİYORUM

    Keskin, mahkeme kararına karşı sosyal medya hesabı Twitter’den da “Bugün Özgür Gündem gyy nedeniyle, Hakkımda toplam 7,5 yıl hapis cezası verildi. İsyan ediyorum” paylaşımı yaparak tepki gösterdi. Hakkında 143 dava olan Keskin’e, bu güne kadar 355 bin 920 TL para cezası verilirken, bunun 105 bin 920 TL’si onaylandı. Yargıtay’da ise onaylamayı bekleyen 250 bin TL para cezası ve 5 yıl hapis cezası bulunuyor.

  • Aynı 90’lı yıllar gibi: Bir kadın sivil polislerce sokak ortasında kaçırıldı

    Aynı 90’lı yıllar gibi: Bir kadın sivil polislerce sokak ortasında kaçırıldı

    PİRHA- 3 Mart sabahı Mine Kaynak adlı bir kadın sivil polislerce, arandığı ve emniyete götürülüp ifadesi alınacağı gerekçesiyle bir arabaya bindirildi. İfade vermek adına zorla bindirildiği arabada saatlerce taciz ve tehdit ile tutulduğunu iddia eden Kaynak, uzun bir süre hiçbir emniyette bulunamadı.

    Avukatlar Mine Kaynak’ın gözaltına alındığını ve dosyasında gizlilik kararı olduğu için 24 saat bilgi verilmeyeceğini söyledi. Fakat gözaltına alınan kişinin ailesine emniyetçe mutlaka haber verilmesi gerekirken, Mine Kaynak’ın ailesinden herhangi birisi aranmadı buna dair. Üstelik, emniyet merkezleri de hiçbir emniyette olmadığı bilgisini verdi.

    Aradan saatler geçtikten sonra, 3 Mart’ta saat 14.00 civarı kendisine ulaşılan Kaynak’ın gözaltına alınma şekli şöyle anlatıldı:

    “Sabah 5-6 civarı sivil polislerce emniyette ifadesi alınacağı gerekçesiyle sivil bir arabaya alınmak istenmiş. Sivil polis olduğunu iddia eden kişiler önce kimliklerini göstermemiş. Arkadaşlarının ısrarı üzerine kimlik gösterince o da arabaya binmiş ama herhangi bir emniyete götürülmemiş. Öğlen saat 12:00-13:00 sularına kadar arabada tutulmuş. Araba sürekli seyir halindeymiş. Birçok hakarete, tehdide, aşağılamaya, sözsel ve fiziksel tacize maruz bırakılan Kaynak, “Kendisini emniyete götürüp adam gibi ifade almalarını ya da kendisini bırakmalarını” söylemiş. Bir ara arabanın kapısını açıp arabadan atlamaya kalkan Kaynak’a polisler engel olmuşlar.”

    Fakat uzun süre sonra kendilerini polis olarak tanıtanların Kadıköy’de bir yerde Kaynak’ı arabadan attıkları ifade edildi.

    İHD: OLAYIN TAKİPÇİSİYİZ

    İnsan Hakları Derneği konuya yakından takip ediyor. Avukatlar Eren Keskin, Leman Yurtsever ve Zeynep Ceren Boztoprak ile toplantı yapıldı. Avukat Eren Keskin’in öncülüğünde İstanbul Emniyetine suç duyurusu yapılması ve dava açılması konusunda adımlar atıldı. Av. Eren Keskin davayı üstlendi ve Mine Kaynak’ın haklarını savunmak adına gerekeni yapacaklarını duyurdu. İHD avukatları, OHAL ile birlikte bu tarz usulsüz gözaltı ve korkutma, sindirme olaylarının arttığını, daha önce de bu tarz vakalarla karşılaştıklarını, yasal bir zemini olmasa da yasalmışcasına güvenlik görevlilerinin insanları bu şekilde alıkoyma hakkını kendilerinde bulduklarını vurguladı.

    YURTTAŞLARI KAÇIRAN KAMU GÜVENLİK TİMİ

    Bu arada, TBMM Genel Kurulu’nda müftülere nikah yetkisi veren ve kabul edilen düzenlemenin görüşüldüğü sırada soru üzerine söz alan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara’da yurttaşları kaçırarak işkence eden ve kendisine Kamu Güvenlik Timi (KGT) diyen örgüt hakkında açıklamalarda bulunmuştu. KGT’nin gerçekleştirdiği iddia edilen kaçırma olaylarının araştırıldığını dile getiren İçişleri Bakanı Soylu, örgütü “Adı sanı olmayan zıpırık bir şey” diye tanımlamıştı.

    Süleyman Soylu’nun KGT’nin araştırılacağını anlatırken kullandığı “arkadaşlar” benzetmesi ise dikkati çekmişti. Soylu, işkenceci tim hakkında, “Bu konuda arkadaşlarımız gerekli tahkikatları yapıyorlar. Kimdir bunlar, nedir? Ve bu arkadaşlara da ulaşacaklar” şeklinde konuşmuştu. (HABER MERKEZİ)

  • 24 yıldır soruyoruz: Cüneyt Aydınlar’a ne oldu?-VİDEO

    24 yıldır soruyoruz: Cüneyt Aydınlar’a ne oldu?-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 675. haftada 20 Şubat 1994 yılında gözaltında kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu. 

    Eylemlerinin 675. haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri 20 Şubat 1994 yılında gözaltında kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin açıklanmasını istedi. Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eylemde “Failler belli kayıplar nerede?” pankart açılarak pankartın üzerine kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.

    CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Hilmi Yarayıcı’nın destek verdiği eyleme kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    “SUYUNU BİLE KENDİ BAŞINA İÇEMEZ DURUMDAYDI”

    Eylemde ilk olarak İHD adına Cüneyt Aydınlar’ın gözaltında kaybedildiğini araştıran avukat Eren Keskin söz aldı. Cüneyt Aydınlar’ın 1994 yılında arkadaşlarıyla birlikte gözaltına alındığını ancak arkadaşlarıyla birlikte DGM’ye (Devlet Güvenlik Mahkemesi) çıkartılmadığını kaydeden Keskin, Cüneyt Aydınlar’ın arkadaşlarıyla konuştuklarını, arkadaşlarına ve Cüneyt Aydınlar’a ağır işkenceler edildiğini ancak Cüneyt Aydınlar’ın suyunu bile kendi başına içemez durumda olduğunu aktardıklarını belirtti.

    “HİÇ BİR KAYIP ORTAYA ÇIKARILMADI”

    Görgü tanıklarının Cüneyt Aydınlar’ın yer gösterme amacıyla Cihangir’deki mahallelerde dolaştırıldığını ve tek başına ayakta duramayan Cüneyt Aydınlar’ın iki kişi tarafından bir inşaata götürüldüğünü ardından silah sesleri duyulduğunu söylediklerini ifade eden Keskin, devlette devamlılığın söz konusu olduğuna vurgu yaptı. Cüneyt Aydınlar’ın ‘beyaz toroslar’ döneminde kaybedildiğini hatırlatan Keskin, Türkiye Cumhuriyeti tarafından hiçbir kaybın ortaya çıkarılmadığını da ekledi.

    “DEVLET POLİTİKASI OLARAK DEVAM EDİYOR”

    Keskin’in arkasından söz alan CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, zorla kaybedilme ve işkencenin devlet politikası olarak devam ettiğini, AKP’nin 2002 yılında iktidara gelirken işkenceye karşı sıfır tolerans ancak şimdi ise sonsuz tolerans dediğini kaydetti. “Gözaltı merkezlerinde ve tüm cezaevlerinde işkence bir pratik haline getirilmiş durumda” diyen Tanrıkulu, Galatasaray Meydanı’nın bir hafıza meydanı olduğunu, bu yaşananların hesabının hukuk içerisinde ve adil bir biçimde bir gün mutlaka sorulacağını ifade etti.

    “KAYIPLAR MEZARLIĞINA SON VERMESİ LAZIM”

    Aydınlar ailesi adına konuşan Recep Aydınlar, Cumartesi Anneleri eyleminin her bir haftasının suç duyurusu niteliğinde olduğunu belirtti. Ülkedeki hukukçuların FETÖ davalarında nasıl çalıştıklarını bildiklerini ancak ‘beyaz toroslar’ davasında hiçbir aşama kaydedilmediğini vurgulayan Recep Aydınlar, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu devletin fıtratında ne yazık ki yaşatmak gündem olmadı. Bu ülkenin kayıplar mezarlığına son vermesi lazım. Siz bunun vebalinin altındasınız. Kayıp akıbetlerini çözmek ve hukukun atağa geçmesini bekliyoruz.”

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında kayıplara Karşı Komisyon adına açıklamayı cumartesi insanlarından Hatice Onaran okudu.

    Onaran, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların akıbetlerinin açığa çıkartılması, bu insanlığa karşı suçtaki cezasızlığın son bulması talebiyle 675 haftadır Galatasaray’da olduklarını hatırlattı.

    Onaran, 675 haftadır Galatasaray’dan devlete, zorla kaybetme suçlarında maddi gerçeği açığa çıkartacak etkinlikte soruşturma-kovuşturma yapma ve failleri işledikleri ağır suçla orantılı olarak cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirme çağrısı yaptı.

    “BİLMEYE HAKKKIM VAR: GÖZBEBEĞİME NE YAPTINIZ?”

    Menekşe Aydınlar’ın, “24 yıl oldu. Bilmeye hakkım var; oğluma, göz bebeğime ne yaptınız?” sorusunu devleti yönetenlere ve adli yetkililere birlikte sormak için buluştukları aktaran Onaran Cüneyt Aydınlar’ın kaybedilme sürecini anlattı:

    “Diyarbakırlı Cüneyt Aydınlar üniversite eğitimi için 90’ların  başında İstanbul’a geldi. 23 yaşındaki Cüneyt, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 3.sınıf öğrencisiydi. 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy, İncirli’de bulunan Ömür Durağı’nda Terörle Mücadele polisleri tarafından gözaltına alındı. Aynı operasyonda gözaltına alınan ondört kişi gibi Cüneyt de Gayrettepe’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette yedi gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra, 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı. Ancak emniyette birlikte gözaltında tutulduğu 14 kişi, mahkemeye sevk edildiklerinde aralarında Cüneyt yoktu.

    Bu kişiler 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada; Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde gözaltına alındığını ve 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını, Cüneyt’in başına geleceklerden Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nin sorumlu olduğunu söylediler. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise Cüneyt Aydınlar’ı soran ailesine oğullarının yer gösterme esnasında ellerinden kaçtığını söyledi. Terörle Mücadele Şubesinde görevli polisler, 28 Şubat 1994 tarihinde Cüneyt Aydınları’ın yer göstermek için götürdükleri Beyoğlu Çukurcuma’da “Dur” ihtarına uymayarak kaçtığına ve arkasından koşmalarına rağmen onun firar ettiğine dair bir tutanak düzenlediler.

    Ailenin başvurusu üzerine İnsan Hakları Derneği avukatları olayı araştırdı ve yapılan araştırma sonrasında, İHD İstanbul Şubesi, 25 Mart 1994 tarihli basın açıklaması ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinin gözaltına aldığını kabul ettiği Cüneyt Aydınlar’ı kaybettiğini duyurdu.”

    DOSYA ZAMANAŞIMI GEREKÇE GÖSTERİLEREK KAPATILDI

    Bugüne kadar Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini açığa çıkartacak, onu kaybedenleri yargılayarak ceza adaletini sağlayacak idari ve adli bir süreç işletilmediğini söyleyen Onaran, ailenin başvurduğu tüm yetkili merciler, elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre desteksiz ayakta duramayan birinin 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadan polisin firar senaryosunu esas aldığını vurguladı.

    Savcılar olayı soruşturmak yerine, Cüneyt Aydınlar hakkında firar ettiği iddiasıyla yakalama kararı çıkardığını hatırlatan Onaran, “Hakimler Cüneyt Aydınlar’ı kaybeden polislerin ifadelerini esas alarak haklarında beraat kararı verdi. Cüneyt Aydınlar dosyası evrensel hukuka aykırı bir biçimde zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı” dedi.

    “FİRAR DEĞİL, GÖZALTINDA KAYIP”

    Onaran, Aydınlar Ailesi’nin ‘Cüneyt firar etmedi, gözaltında kaybedildi. Biz onun için Galatasaray’dayız. Cüneyt’i bulana kadar, onu kaybedenler adil bir yargı önünde hesap verene kadar burada olmayı sürdüreceğiz’ diyen sesi devleti yönetenler ve adli makamlar nezdinde karşılık bulmadığını söyledi.

    Onaran, “Gözaltında kaybedilişinin 24. yılında Cüneyt Aydınlar’ın gerçek akıbeti açıklanana ve failleri yargılanana kadar bu dava bizim için kapanmayacak!  Cüneyt Aydınlar için adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriyeli kadınların başarı hikayesini anlatan ‘Eşik’ belgeselinin galası gerçekleşti – VİDEO

    Suriyeli kadınların başarı hikayesini anlatan ‘Eşik’ belgeselinin galası gerçekleşti – VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Dilek Gül Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan ve yaşadıkları birçok zorluğa rağmen başarıya ulaşan Suriyeli kadınları anlattığı ‘Eşik’ belgeselinin galası yoğun bir katılım ile dün akşam gerçekleşti.

    HABERİN VİDEOSU

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan İMC TV muhabiri Dilek Gül Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suruyeli göçmen kadınların başarı öyküsünü anlattığı ‘Eşik’ belgeseli dün akşam Fransız Kültür Merkezin’de galası gerçekleşti. Yoğun katılımın gerçekleştiği galaya CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Evrensel Genel Yayın yönetmeni Fatih Polat, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Göhan Durmuş, İnsan Hakları Aktivisti Eren Keskin, birçok sivil toplum örgütü ve gazeteci katıldı.

    Belgesel bitiminde gerçekleşen söyleyişi de söz alan İnsan Hakları Aktivisti Eren Keskin, “OHAL gerekçe gösterilerek bir devlet operasyonu ile kapatılan İMC TV çalışanları işsiz kaldılar. Ama yine vazgeçmediler. Ortadoğu halklarının yaşadığı savaşı, mağduriyetleri, özellikle kadınların yaşadıkları mağduriyetleri anlatmak isteyen bir film yaptılar” dedi.

    “HER ZAMAN DİRENENLER KAZANACAK”

    Bu filmde aslında savaş nedeni ile mağdur edilen, iyi durumda olan ve başarı göstermiş kadınların yaşam hikayelerinin anlatıldığını belirten Keskin, “Göç etmek zorunda kalan kadınların göç ettikleri coğrafyalarda olduğu gibi bizim coğrafyada da devletin baskıları ile nasıl mücadele ettiklerinin tanığıyız. Malasef özellikle Ortadoğu’yu dünya egemenleri belirliyorlar. Ancak şunu biliyoruz ki her zaman direnenler kazanacak. Kürt halkı, Orta Doğu Halkı ve kadınlar direniyor. Bu filimde bunun bir göstergesidir” şeklinde konuştu.

    Belgeselin galası belgeselde başarı hikayeleri anlatılan kadınların söyledikleri şarkının ardından soru cevap ile son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • İHD Adana Şube’den ‘Barış ve Vicdan’ paneli: 90’lı yılları aratan hukuksuzluklar var

    İHD Adana Şube’den ‘Barış ve Vicdan’ paneli: 90’lı yılları aratan hukuksuzluklar var

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, “Barış ve Vicdan” konulu paneli Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenledi.

    Panele İHD Eş Başkanı Eren Keskin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu konuşmacı olarak katılırken, panele CHP Adana Milletvekili İbrahim Özdiş, HDP MYK Üyesi Asiye Kolçak, CHP Adana İl Başkanı Ayhan Barut, Adana Barosu Başkanı Veli Küçük ile çok sayıda yurttaş dinleyici olarak katıldı.

    Panel İHD faaliyetlerini anlatan sinevizyon gösterimi ile başladı. Gösterim ardından panel saygı duruşu ile devam ederken İHD Adana Şube Başkanı İlhan Öngör, açılış konuşması yaparak ülkenin barışa çok ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçtiğini dile getirdi.

    “YARGILAMA 90’LARI GERİDE BIRAKTI” 

    Panelde ilk olarak söz alan İHD Eş Başkanı Eren Keskin, İHD’nin kuruluş sürecini anlatarak, ilk olarak cezaevinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgilendiklerini dile getirdi. 90’lı yıllarda ciddi hak ihlallerinin yaşandığını ifade eden eden Keskin, 90’lı yılları arayan hukuksuzluklarla ve hak ihlalleriyle karşılaştıklarını anlattı. Keskin, “Barışın ve demokrasinin neden uzağındayız. Türkçü ve islamcı zihniyet dayatıldı. Bizler bunu kabul etmedik. Bu nedenle baskıya maruz kalıyoruz. Hatta daha baskıcı hale geldik. Hukuk dışı o yargılamalar 90’ları geride bıraktı. Daha önce yargılamalar devam ederken tutuklama yapılmıyordu şimdi ise daha ifadeye vermeye giderken tutuklama korkusu var. Düşünce ve ifade özgürlüğünün bu denli zorlaştığı süreç yaşamadık. Yüzlerce gazeteci tutuklandı. İktidarı eleştiren herkes tutuklanıyor. Sabit bir suç unsuruna rastlanmazsa bile kişisel kanaatlerine ya da Cumhurbaşkanı’nın talimat ile muhalefet edenler tutuklanıyor” dedi.

    “HUKUK CUMHURBAŞKANI’NA BAĞLI”

    Hukukun bağımsızlığını yitirdiğini savunarak “Hukuk Cumhurbaşkanı’na bağlıdır. Cumhurbaşkanı ne derse o oluyor” diye anlatan Keskin, OHAL ilanı ile birlikte her alanda hak ihlallerinin taban yaptığını dile getirip, kendisine yüzlerce dava açıldığını hatırlattı.

    Keskin’in ardından CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu söz aldı. İnsan hakları çalışmasını bir ibadet olarak tanıdığını belirten Bekaroğlu, bir insan hakları savunucusu olarak mücadele ettiğini dile getirdi. 12 Eylül ve 90’ları aratan bir dönemi yaşadıklarını ifade eden Bekaroğlu, 12 Eylül döneminde cezaevinde sağlık görevlisi olduğunu ve o dönemde yapılan yargılamalarda asker yargıçların delil aradığını ve bu şekilde karar verildiğini anlattı.

    “DELİL OLMADAN YARGILAMA YAPILIYOR, KARAR VERİLİYOR”

    Bekaroğlu, “Şu anda bile delil yok. Delil olmadan karar veriliyor” dedi.OHAL ile birlikte Meclis’in devre dışı bırakıldığını ifade eden Bekaroğlu, “Parlamento ne denetleme nede yasama görevini yerine getiremiyor. Giderek karamsarlığa iten bir dönem yaşıyoruz” dedi. “Her an herkes terörist olabilir” diyen Bekaroğlu, “Onlara muhalif ve karşı olanlara her an terörist olabilir. Bunun zemini de yapılmış durumda. Şu anda bu karanlık durumu yaşıyoruz” şeklinde konuştu. Bekaroğlu, bu karanlık duruma karşı bir araya gelerek mücadelenin önemine değindi.

    “ADALET OLMADAN BARIŞ TESİS EDİLEMEZ”

    Son olarak ise HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş söz aldı. Beştaş, her iktidar döneminde adaletsizlik ve barışın tesis edilmediğini ve bunun sebebinin devlet politikası olduğuna değindi. AKP hükümeti döneminde kadına yönelik şiddet ve saldırıların artığını söyleyen Beştaş, Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden barış ve adaletten söz edilemeyeceğini söylediği konuşmasına şu sözlerle devam etti:

    “Türkiye de şu an bir adalet yoktur. Eş Genel Başkanlarımız tutuklu, milletvekillerimiz belediye başkanlarımız tutuklu. Bize ve halka savaş açtılar. HDP’ye savaş açıldı. Bu tutuklamaların sebebi budur. Her alanda dayanışmayı büyümemiz gerekir. Türkiye’de her alanda adaletsizliğin yaşanıyor. Adalet olmadan barış içinde yaşanmaz.”

    Diren KESER/MERSİN