Etiket: Erzincan

  • İliç davası yarın devam edecek

    İliç davası yarın devam edecek

    PİRHA- İliç’te yaşanan maden faciasının sorumluları hakkında açılan davanın görülen duruşmasında tutuklu yargılanan Iaın Ronald Guılle dinlendi. Mahkeme davaya yarın devam edilmesine karar verdi. 

     

    Erzincan’ın İliç ilçesindeki SSR Mining ve Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait altın madeninde meydana gelen faciada 9 işçi toprak altında kalarak yaşamını yitirmişti. Faciaya ilişkin, 5’i tutuklu 43 şirket çalışanın “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” ve “çevreyi taksirle kirletme” suçlarından yargılandığı davanın ilk duruşma Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

    Duruşmaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve TİP milletvekilleri ölen işçilerin aileleri katıldı.

    Duruşmaya, tutuklu sanık Iaın Ronald Guılle, bazı tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları ve müşteki yakınları katıldı. Tutuklu sanıklar Ali Rıza Kalender, Selçuk Çiftlik ve Ömer Ardıç ise duruşmaya bağlı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) üzerinden katıldı.

    Avukatların, daha büyük bir duruşma salonu talebi, UYAP ve SEGBİS sisteminin taşımasının mümkün olmadığından ve uzun süre alacağından reddedilerek, bundan sonraki celseler için uygun ortam ve fiziki şartlar sağlandığı takdirde mevcut duruşma salonun haricinde yapılabileceği yönünde karar verildi.

    İstanbul Barosu adına katılma talebiyle Avukat Ümit Altaş, TTB Çevre Komisyonu ve Dev Maden Sen avukatı duruşmaya katılım talebinde bulundu.

    Mahkeme, taleplere dair kararı sanıkların savunmasından sonra vereceğini söyledi.

    Duruşmada tutuklu sanık Iaın Ronald Guılle, dinlendi. Ölümlerden sorumlu olmadığını belirten  Guılle, tahliye ve beraatini istedi.

    Savcı, baroların, derneklerin ve sivil toplum örgütlerinin katılma taleplerini reddini, ailelerin katılma taleplerinin kabulünü istedi.  İstanbul ve Erzincan Barosu, siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, dernek ile talepte bulunanların dosyada mağdur, suçtan zarar gören olarak görülmediğinden, taleplerin reddine ayrı ayrı karar verildi.

    Davanın görülmesine yarın devam edilecek.

    DAVA SÜRECİ

    İliç Cumhuriyet Başsavcılığınca, Çöpler köyündeki maden sahasında 13 Şubat 2024’te Adnan Keklik, Kenan Öz, Ramazan Çimen, Uğur Yıldız, Abdurrahman Şahin, Fahrettin Keklik, Mehmet Kazar, Şaban Yılmaz ve Hüseyin Kara’nın toprak altında kalarak hayatını kaybettiği, İsa Taşdelen ve İshak Demir’in yaralandığı toprak kaymasına ilişkin hazırlanan iddianamede, Kanadalı SSR isimli şirketin global projeler başkan yardımcısı, Anagold firmasının ülke müdürü, operasyon başkan yardımcısı, yatırım projeleri müdürü, şirket mühendisleri ve diğer çalışanların arasında bulunduğu 43 sanık yer alıyor.

    Sanıklardan 12’sinin “asli kusurlu”, 31’inin ise “tali kusurlu” olduğu tespiti yapılan iddianamade, tüm sanıkların “Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçundan 2 yıldan 15’er yıla kadar, altın madenini o dönem işleten şirketin Kanadalı 3 yöneticisinin ayrıca “Çevreyi taksirle kirletmek” suçundan 2 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DEM Partili Kordu, İliç’te kapasite artırımının iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı

    DEM Partili Kordu, İliç’te kapasite artırımının iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, İliç’te işletilen madenin kapasite artışı ve açık ocak genişleme projelerine ilişkin iptal kararı verilmesini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, “Danıştay tarafından kesinleşen mahkeme kararı doğrultusunda mevcut Çöpler bölgesinde halen faaliyet yürüten Maden şirketleri üzerinde idari olarak gerekli uygulama yapılacak mıdır veya uygulama ilgili herhangi bir planınız var mıdır?” diye sordu. 

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Erzincan’ın İliç Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından işletilen ve 9 işçinin yaşamını yitirmesine sebep olan Çöpler Kompleks Madeni’ne ilişkin kapasite artışı ve açık ocak genişleme projelerine dair açtığı davayı kazandı. Anagold Madencilik tarafından İliç’te işletilen madenin kapasite artışı ve açık ocak genişleme projelerine ilişkin verilen iptal kararı Danıştay tarafından onandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, İliç’te işletilen madenin kapasite artışı ve açık ocak genişleme projelerine ilişkin iptal kararı verilmesini Meclis gündemine taşıyarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “HUKUKİ SÜREÇLER SONUCUNDA MAHKEMELER TARAFINDAN KAPASİTE ARTIŞI İPTAL EDİLMİŞTİR”

    İliç’te madenin kapasite artışının çevresel ve sosyal etkileri göz ardı edilerek yürütülmek istendiğini belirten Ayten Kordu, şunları dile getirdi:

    “Ancak hukuki süreçler sonucunda mahkemeler tarafından iptal edilmiştir. 2021 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen “Çöpler Kompleks Madeni 2. Kapasite Artışı ve Flotasyon Tesisi Projesi”ne ilişkin ÇED olumlu kararı ile 2023 yılında Erzincan Valiliğince verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararları, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından açılan davalar sonucu iptal edilmiştir. Mahkemeler, projelerin çevresel ve teknik etkilerinin yetersiz değerlendirildiğini belirlemiş, bu doğrultuda verilen kararları hukuka aykırı bulmuştur. Son olarak Danıştay, ilgili kurumların temyiz taleplerini reddederek mahkeme kararlarını kesinleştirmiştir.

    “ALINAN KARARLARIN ETKİN BİR ŞEKİLDE UYGULANMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIMAKTADIR”

    Hukuki süreçlerin tamamlanmasına rağmen ilgili idarelerin nasıl uygulayacağının belirsizliğini koruduğunu vurgulayan Kordu, “Özellikle Erzincan İliç’te yaşanan çevresel tahribat ve 9 madencinin hayatını kaybettiği felaket göz önüne alındığında, bu kararların etkin şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır. ÇED süreçlerinin bilimsel esaslara dayanması, halkın katılımının sağlanması ve çevresel etkilerin önlenmesi adına, bakanlığınızın bu konudaki tutumu hayati önemdedir. Çevresel etkileri göz ardı eden uygulamaların bakanlık tarafından devam ettirilmesi, benzer sorunların tekrar yaşanmasına sebep olma riskini taşımaktadır. Bu nedenle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından konuya ilişkin alınacak önlemler büyük bir elzemdir. Bu anlamda çevre ve halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bu tür projelerde bilimsel ve hukuki kriterlere uygun hareket edilmesi gerektiği açıktır.”

    “İPTAL KARARLARINA RAĞMEN İLİÇ’TE FAALİYETLERİN DEVAM EDİLMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?”

    Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un cevaplaması için şu soruları yöneltti:

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, Danıştay tarafından onanan İliç madenine ilişkin iptal kararlarına rağmen maden sahasında faaliyetlerin devam etmesine göz yummasının sebepleri nelerdir?

    -Danıştay tarafından kesinleşen mahkeme kararı doğrultusunda mevcut Çöpler bölgesinde halen faaliyet yürüten Maden şirketleri üzerinde idari olarak gerekli uygulama yapılacak mıdır veya uygulama ilgili herhangi bir planınız var mıdır?

    -TMMOB’un başvuruları üzerine başlatılan hukuki süreçle 2021 ve 2023 yıllarında iptal kararları verilmesine karşın madenin faaliyetlerine devam etmesinin çevresel sonuçlarına ve yaşanan can kayıplarına ilişkin Bakanlık tarafından herhangi bir inceleme yapılmış mıdır?

    -ÇED süreçlerinde bilimsel kriterlerin tam anlamıyla değerlendirilmesi ve kamu yararının korunması adına bakanlığınızın aldığı tedbirler nelerdir?

    -Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasının ardından bölgedeki madencilik faaliyetlerinin çevresel etkileri yeniden değerlendirilecek midir?

    -ÇED raporları hazırlanırken bağımsız bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine yer verilmesi adına Bakanlığınızın herhangi bir çalışması bulunmakta mıdır?

    -Türkiye genelinde benzer ÇED süreçleriyle yürütülen maden projelerinin denetimleri artırılacak mıdır?

    -Erzincan Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” kararına ilişkin denetim yapılmış mıdır? Benzer kararların verilmemesi adına bir düzenleme planlanmakta mıdır?

    -Çöpler Kompleks Madeni ve diğer maden sahalarında çevresel denetimlerin sıklığı ve içeriği hakkında bilgi verebilir misiniz?

    -ÇED süreçlerinde kamuoyunun ve konunun uzmanı ilgili kurumların daha etkin katılımını sağlamak adına bakanlığınız tarafından yeni düzenlemeler yapılacak mıdır?

    -13 Şubat 2024’te tarihinde gerçekleşen İliç Maden Faciası öncesinde felaketin geleceğini rapor eden ve hukuki süreçlere başvuran TMMOB gibi konunun uzmanı ilgili meslek odalarının madencilik projelerine yönelik yaptığı itirazlar bakanlık tarafından nasıl değerlendirilmektedir?

    -Maden Faciasının gerçekleştiği yerdeki liç yığınlarını taşıma işlemleri halen devam etmekte midir? Eğer devam ediyorsa, halen taşınması gereken ne kadar malzeme bulunmakta ve taşınan malzeme hangi alanlara yönlendirilmektedir?

    -Taşınan liç yığınları geçici depolama alanlarına mı, yoksa kalıcı depolama alanlarına mı yapılmaktadır? Kalıcı depolama alanları varsa, bu alanların tam lokasyonu nedir? Örneğin, eski ana ocak gibi spesifik bir alan var mıdır?

    -Liç taşıma işlemleri dışında, maden sahasında cevher çıkarma, işleme veya diğer ilgili faaliyetler sürdürülmekte midir? Özellikle, diğer maden sahalarından gelen malzemelere yönelik bir işlem veya oksitli faaliyetler yapılmakta mıdır? Eğer böyle faaliyetler sürdürülüyorsa, bu faaliyetlerin kapsamı nedir ve hangi mevzuat ve yasal düzenlemelere dayanılarak gerçekleştirilmektedir?

    -Erzincan İliç bölgesinde yeni bir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve izin süreci başlatılmış mıdır? Eğer süreç başlatıldıysa, hangi aşamaya gelinmiştir ve mevcut durum nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    Ali Adil Atalay: ‘Alevilere selam verilmez’ denilen yıllarda yayıncılığa başladım-VİDEO

    PİRHA – Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay, yazım dünyasında nasıl yer aldıklarını PİRHA’ya anlattı. Atalay, ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim ve yola çıktım” diyerek 53 yıllık mücadelesini aktardı.

    Can Yayınları’nın kurucularından Ali Adil Atalay ile Alevi yayıncılığının dününü ve bugününü konuştuk. Fatih ilçesindeki tarihi Milas Han içerisinde yer alan Can Yayınları da bir çok yayınevi gibi dar bir mekanda, binlerce kitaba ev sahipliğini yapıyor.

    1972 yılında kurulan Can Yayınları, özellikle Aleviliğe dair yayınları ile yazım dünyasında öne çıkıyor.

    Ali Adil Atalay, yayıncılık alanında imza attığı birçok başarıya ek olarak Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin yapıldığı 16 Ağustos 2024’te Yaşayan İnsan Hazinesi Hizmet Ödülüne de layık görüldü. Şiir ve tarih içerikli elliden fazla kitap kaleme alan ‘Vaktidolu’ mahlası ile bilinen Ali Adil Atalay ile mütevazi ofisinde bir araya geldik.

    Çalışma masasının başında asılı duran paslı ve bir hayli eski olan makası işaret ederek hayat hikayesini anlatmaya başlayan Atalay, “1934 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Bizmişen köyünde, bir ahırda doğdum. Annem göbek bağımı ne ile keseceğini şaşırmış olmalı ki orada bulduğu hayvanların yelesini kırptıkları paslı makasla göbeğimi kesti. 2 yaşında da yetim kaldım. 91 yıldır bu makas da benim elimde” diyerek hayata geliş hikayesini özetledi.

    “ALEVİLER, ALEVİ OLDUKLARINI SAKLIYORDU”

    Ali Adil Atalay, yetim kaldıktan sonra dedesinin yanında büyüdüğünü belirtti. “Cemlerde dedemin dizinde oturdum hep. 1955 yılına kadar da köyümde kaldım” diyen Atalay, Yaşamının sonraki dönemine dair şöyle devam etti:

    “7 yaşında aşık olmuştum. Elim kalem tutar tutmaz şiir yazmaya başladım. İlk yazdığım şiirlerden birisini bir köylüme okumuştum ve sonrasında beni aforoz etti; kara sevdaya düştüğümü söylemişti. Neyse eşimle evlendiğim vakit o şiirleri yaktık.

    Gençken çok kitap okurdum. Çocukken adeta kendimi bir deryanın içerisinde bulmuştum. Divriği’de yaşayan ablamın yanına gitmiştim. O zamanlar eniştemde Fuzuli’nin ‘Saadete ermişlerin bahçesi’ adlı kitabını gördüm ve ‘bana satacaksın’ dedim. Kitabın Kazım Çavuş’a ait olduğunu söyledi. Koşarak hemen onun yanına gittim. 12 kuruşa satın aldım o kitabı ve gelip enişteme gösterdim. ‘Satacağını bilsem öküzün tekini verirdim’ demişti. Bu eniştem zaman oldu İstanbul’a gelip para kazandı fakat gidip de bir yayınevinden ‘Bektaşiliğin iç yüzü var mı?’ diye soramadı. Aleviler, Alevi olduklarını saklıyordu.”

    CAN YAYINLARI’NA EVRİLEN SÜREÇ!

    Dede ve babasının dedelik yapmadığını, ancak kendisinin 1985 yılına kadar hizmet yürüttüğünü söyleyen Ali Adil Atalay “Fakat hiç ‘dedeyim” demedim” diye de ekledi. Ağuiçen Ocağına mensup olduğunu söyleyen Atalay, İstanbul’da ilk olarak nakliyecilik yaptığını, aynı yıllarda ‘Gerçekler’ adlı gazetede köşe yazarlığı yürüttüğünü de anlattı. Atalay, yayınevi açma sürecine dair şunları aktardı:

    “1970 yılında gazetede ‘Canlar’ köşesini yazıyordum. Bu münasebetle Can Yayınları’nı 1972’de kurdum. Yayınevini kurmadan kısa bir süre önce Kemaliye’ye gittim. Ezanın Türkçe okunduğu dönemlerdi. Tanıdığım birisini gittiğim bir ortamda sordum. Yaşlıca birisi ‘Kafir Kızılbaş, bugün günlerden nedir?’ diye sordu. ‘Cuma’ dedim. O da ‘Aradığın kişi camidedir’ dedi. Biraz büyük olsaydım ‘Evet ben Kızılbaşım, sen de Yezit’sin. Peki sen neden camide değilsin?’ diyebilirdim. Bu olay çok ağrıma gitmişti, 3 saatlik yol boyunca ağlamıştım.

    Bu yaşıma kadar zalimlere bile beddua etmedim. ‘Alevilere selam verilmez, kestiği yenilmez, ana bacı bilmez, mum söndürürler’ denirdi. Ben o yıllarda ‘Mum Söndü’ piyesine de gitmiştim. Eğer ben para için bu işe başlamış olsaydım ‘Biz mum söndürürüz’ diye bir kitap yazardım ve binlerce satardım. ‘Ben bu kutuyu açmalıyım’ dedim!

    Gazete köşesinde Ehlibeyt’i, Kerbela şiirlerini yazdığım için Gümüşhacı Köyü’nden her gün mektup alıyordum. Ayrıca 1968 yılında Karaca Ahmet Sultan Derneği’ni kurdum. 1985 yılına kadar da oranın yönetiminde yer aldım. Sonrasında ise Alevi-Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı kuruculuğu ve başkanlığını yaptım. Dedem ‘Çalışmak en büyük ibadettir’ demişti, bende halen çalışıyorum. Ankara’da Gençlik Parkı’nda güvercinin ağzından bir şans kağıdı çekmiştim. Tevfik Fikret’in ‘Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara / Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş atıl bağır / Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır’ şiirini muska gibi cebime koydum.”

    “MUM NASIL SÖNÜYOR ÖĞRENECEKLERDİ!”

    Ali Adil Atalay, 1997 yılına kadar Can Yayınları’na çok büyük bir ilginin olduğunu söyledi. Okur oranının o dönem daha yoğun olduğuna işaret eden Atalay, şöyle devam etti:

    “Adeta kitap yetiştiremiyordum. 25 kitabı bir set yaparak satıyordum. Eşim ve oğlum, bir günde 300 set hazırlamaya yetişemiyordu. İzmit’ten 3 tır kağıt getirtiyordum. Ancak gün geldi bir günde 750 set, 17800 kitap dolandırıldım. Ancak hiç üzülmedim. ‘O kitaplar okunacak, mum nasıl sönüyor, selam neden verilmiyor, kestiği neden yenilmiyor bunları öğrenecekler’ dedim.

    İlimdir başımızın tacı. Bir uçağı yapıp gökyüzünde uçurmak, Aya gitmek de benim nazarımda bir keramettir. ‘Benim dedem uçtu’ diyenlerden değilim. Alevilik için çok uğraştım. Sokaklarda dahi Aleviliğe dair konuşurdum, bana ‘Kafir Kızılbaş’ derlerdi, ben de onlara ‘Yezit oğlu Yezit’ derdim. 1985 yılına kadar İstanbul’daki evimin üstünde cem yaptım. Dış kapıyı dahi kapatmazdık. Mikrofana da hacet yoktu ama sonrasında ceme gitmedim. Çünkü cem yoktu, olanlar da gösteri cemiydi.”

    “ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ KARARINI TASVİP ETMİYORUM”

    Ali Adil Atalay, devlet eliyle hazırlanan Alevi Ansiklopedisi konusunda da görüşlerini aktardı. “Nerede çarpık bir söz varsa orada kalabalık toplanır” diyen Atalay, eleştirisini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu durum en güzel asimilasyondur! Paranın olduğu yerde Allah olmaz. O sebeple bu yapılanları tasvip etmiyorum. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı başkanıydım, İzzettin Doğan adeta sil baştan yaptı. Başkanlığı kendi rızamla bırakmıştım, İzzettin Doğan ise bana ‘Başkanlığı neden bıraktın?’ dedi. Ben de ‘Yönetim de burada, ne dışlandım ne de oy kaybettim. Kendi rızamla ayrıldım ki koltuğun değişmesini sizlere öğretmek için’ dedim. Kişiler, sırf ‘Başkanım’ kelimesi için başkanlık yapar, o da yoksa maaş için başkanlık yapar, onlar da yoksa tehdit yürütebilmek için başkanlık yapar. Ağaç, baş yukarı, insan ise baş aşağı büyür. Tevazuya inen yücelmiştir, benlikte olan şeytanlaşmıştır.”

    “VİCDANIM MÜSTERİH İSE CENNETTEYİM”

    Ali Adil Atalay, son olarak Can Yayınları’nın bugününe dair de değerlendirme yaptı. Atalay şunları söyledi:

    “Ağaç hakkında bir şiirim var. Demişim ki; ‘Bin yıl yaşasam dikerdim ilmek / Kağıt, kalem, ağaç.’ Kalem ağaçtan oluyor mu? Oluyor. Kağıt ağaçtan oluyor mu? Oluyor. İlim ise kağıt ve kalemin üzerinde mi? Evet. Ben de ‘Bin yıl yaşasam okurdum’ demişim ve okuyorum. Zaman buldum kitap bulamadım, kitap buldum zaman bulamadım. 1990’lı yıllar benim için altın yıllarıydı ama paraya önem vermedim. Dolandırıldığım para ile burası satın alınırdı, kirada oturmazdım. Ama mutluyum. Vicdanım müsterih ise cennetteyim.

    İsmim Adil Ali hem Vaktidolu

    Dinim insan, mezhebim vicdan yolu

    Bu dünyada her fikre saygım var

    Aşksız geçen bir an bile bana dar.

    Bu dörtlük bana yetiyor, benim hayatım bu. Başta insanım. Gerçekler isimli gazeteyi çıkardığımız dönemde yazar bulamıyorduk. Komünistlik Evrensel Beyannamesine imza atanlar Alevi yazarları oldular. ‘Alevilik benle başlayıp benle bitti’ diyenler oldu. Bunların hepsini boşa dinledim. Bugün 650. kitap baskıya veriliyor. Bunların hiçbirisinde kırmızı çizgimin dışına çıkan kitap bulamazsınız. Bir ferdin, bir dinin ya da mezhebin aleyhinde kitap bulamazsınız. Ben sadece gerçekleri, tasavvufun özünü yazarım. Güruh-u Naci’den bugüne kadar Aleviliği anlatırım. Çünkü bunları dedemden aldım!”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • ‘Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır’-VİDEO

    ‘Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır’-VİDEO

    PİRHA – Alevi inancında ‘Dar’ erkanının günümüze yansımasını değerlendiren Dede Binali Doğan, “Gerçeği yaşamak ve yaşatmanın” zorluklarına vurgu yaptı. Doğan, “Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık” dedi. 

    Baba Mansur Ocağı’na mensup Dede Binali Doğan, Davut Sulari’nin “Battal Gazi diyarına uğradım /Diyar aynı diyar da eller değişmiş” dizeleriyle yaşamdaki değişime işaret ediyor.

    Binali Doğan, değişimin hayatın her alanında sürdüğünü belirterek “Yıllardır her ceme başladığımda zamanda geri dönmek istiyorum. Gerçek erenleri ve o sadık cem ehli talipleri özlüyorum” diyor. Dede Doğan, Alevi inancındaki değişimi olumsuz görerek, cem erkanlarında yitirilen ritüellerin üzerinde de duruyor.

    Erzincan’ın Çayırlı İlçesinin Boz Ağa köyünde 1955 yılında dünyaya gelen Binali Doğan, son 20 yıldır İstanbul’un Zeytinburnu ilçesindeki Erikli Baba Dergahı‘nda hizmet yürütüyor.

    Dede Binali Doğan ile unutulmaya yüz tutmuş bir erkan olan ‘Dar Cemi‘ni konuştuk.

    “ARINMAK, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK”

    Dar kültürü için “Alevilerin olmazsa olmazıdır” diyerek söze başlayan Binali Doğan, bunun önemli bir kavram olduğu üzerinde durdu. Günümüz tartışmalarında bireylerin, birbirini bilinçsizce “düşkün” ilan ettiğine değinen Binali Doğan, “Öncelikle belirtmek gerekirse dar; arınmak, ölmeden önce ölmektir. Dar, er meydanıdır. Dar, aslında kişinin kendini ele vermesidir. Şimdi günümüzde biri, bir başka kişiyi suçlayıp, düşkün ilan edebiliyor, ancak bu doğru değildir. Darın hakimi pirdir. Evet pirlerin de bazı hatalarından dolayı dara kaldırılması olasıdır ama o piri ancak kendi piri dara kaldırabilir. Dar aslında rızalık üzerinedir” diye belirtti.

    “KİŞİNİN, KENDİNİ VİCDAN MUHASEBESİNE KOYMASI”

    Dar ritüelinin bir başkasını suçlamak anlamına gelmediğinin altını çizen Binali Doğan, Dar Cemi‘nin işleyişine dair şunları söyledi:

    “Dar, aslında bir kişinin, günahlarından arınmak ve kendini vicdan muhasebesine koymak, halkın huzurunda meydana çıkıp, kendisini arındırmak olayıdır. Çünkü bütün inançlarda yaşadığımız hayattan dolayı sorgulanacağımız, günahlarımızdan, sevaplarımızdan dolayı orada bir durum değerlendirmesi; yani mahkeme-i kübra dediğimiz bir olayın olacağına inanılır. Onun için Alevi inancında ‘Ölmeden Önce ölünüz’ denir. İşte dar olayı ölmeden önce ölme olayıdır. Dara çıkan can, ‘Günahkarım günahımdan bezarım/Özüm dara çektim sor güzel pirim’ der.”

    “DÜŞKÜNÜN ÇULUNDAN DAHİ OTURULMAZ”

    Binali Doğan, Dar erkanının bazı durumlarda arınmanın ötesinde bir işleyişi olduğunu da belirtti. Doğan, “düşkünlük” terimine de açıklık getirerek şöyle devam etti:

    “Bazı durumlarda Yol’a uymayan, yani Yol’un dışına çıkan, ikrara bağlılığını yitiren, Yol’da hata eden, suç işleyenlerin de darlık durumu olur. Mesela bir cem bağladığımız zaman önce o cem ehlinden, mekanda bulunan insanların birbirinden razı olmaları istenir. Eğer o anda birbirleriyle sorunu olan veya cem adabına uymayan birinin cem içerisinde olması halinde talep üzerine o can dara alınır, sorgusu yapılır. Kişinin hatası veya suçu orta yere konur ve oradaki halk tarafından değerlendirilir. Bunun tabii ki asıl kararını pir verecektir ama oradaki canlara da bu durum sunulur. Halkın da fikri alınarak kişi, hatasından dönerse ya bağışlanır ya da ona bir sitem verilir. Belli bir zaman içerisinde toplumun içerisine, cemlere girmeme, kurbanlarının katılmaması, lokmasının yenmemesi; hatalar işlemişse eğer çulundan dahi oturulmaz ve irtibat kesilir. Alevilikte her şey rızalık üzerinedir. Dara duran can mürvet, bağış dilemektedir.

    “Dar gel doğru söyle/Günahların beyan eyle/Hazır cemaat fark eylesin.”

    Çünkü orada bir halk mahkemesi kurulmuştur. Karşısında kişiye savunmasını yapar, affını diler, ardından konunun değerlendirilmesi yapılır ve karar verilir. Eğer düşkün ilan ediliyorsa o kişi, halkın ve cemin içerisine giremez. Daha sonrasında ise tekrar dar divanı kurulur. Kişi kurbanını keser, erkan uygulanır, tekrar o can, Yol’a alınır. Yani darda, Yol’da düşkünlüğü de icap eden davalar olduğu zaman Yol’dan düşer ama burada marifet, Yol’u alabilmektedir. Yani bir pirin maksadı, talibi kaybetmek değil, onu tekrar Yol’a kazandırmaktır.”

    “SÖZ KONUSU OLAN, ÖZÜNÜ ARINDIRMAK”

    Binali Doğan, günümüz mahkemelerinin henüz toplum hayatında bu denli yer etmeden önce Dar erkanının daha yoğun olduğunu ifade etti. Doğan, “Günümüz mahkemelerinde suçlu, kabahatini örtme, kendini kurtarma çabasındadır. Ama dar divanında özünü arındırmak gayreti söz konusudur. Suçlu, divana varmamak için suçunu burada itiraf etmek durumundadır. Diğer mahkemelerde ise avukatın güçlü olursa farklı yollarla kişiyi cezadan kurtarabilir ama dar öyle değildir” diye konuştu.

    “AĞLATTIĞIN VARSA GÜLDÜR, DÖKTÜĞÜN VARSA DOLDUR”

    Binali Doğan dede, cem hizmetlerinin bir parçası olan ‘dara çıkarmak’ ve ‘dardan indirmek’ hakkında da bilgi verdi. Doğan şunları ifade etti:

    “Dara çıkmak, görgü cemlerinde ‘ölmeden önce ölmek’ olayının gerçekleştiği, dört canın bir kefene girdiği ve yaşadığı toplumdan rızalık alarak dar divanında durmasıdır. Orada pir, ‘ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur’ der. Yani kişi, yaptıklarından sorumludur. Davacı olan bir can olduğu zaman o dava görülür. Eğer bir hak ödenmemiş ve mağdur kişi razı edilmemiş ise o birey dardan inemez. Ayrıca o bireyin görgüsü de yapılmaz. Çünkü o dardadır, yani halen duruşma anındadır. Pir huzuru Hakk divanıdır. Dar anında sorulan soruların cevabını verebilmek için özünü arındırmak ve sorumlu olduğu konularda cevap verebilmek ve kendi müdafaasını yapabilmek durumunda olunduktan sonra dardan inilir ve kişinin görgüsü yapılır.”

    “BU ZAMANDA O DAR İŞLEYİŞİNİ YAPMAK ZOR”

    Günümüzde Dar erkanının neden işlemediğine cevap veren Binali Doğan, geçmişteki dar deneyimlerini de anlattı. Binali Doğan, yakın zamanda yürüttüğü bir görgü cemine de değinerek şunları kaydetti:

    “Dar kolay değildir; sadakati, ikrarı, dürüstlüğü gerektirir. Günümüzdeki dar, özellikle kendini kurtarma ve bir başkasını suçlama hevesiyle işleniyor. Mesela ‘ben şunu dara kaldırdım. Şu dedeyi düşkün ilan ettim’ gibi konuların hakimi pirdir.
    Bir talibin kimliği piri, mürşidi, rehberi ve müsahibiyledir. Erkana girmeyen, pirine teslim olmayan, kalkıp da bir başkasını dara kaldırma, suçlama yapamaz. Talepte bulunabilir ama kişinin ancak pirinden bunu talep edebilir. Nasıl ki bir davayı, bir suçu hakime götürüyor ve dosyan oluşuyorsa, burada da pirler huzurunda karar verilir. Bir kişinin müşkülünü ancak kendi piri çözer. Eğer suçlu ise ve düşkünlük icap ediyorsa pir ona göre karar verir ama karar merci hep pir makamıdır. Bu işler öyle kolay değildir. Hassas konulardır, Yol’umuzun gereğidir ama doğruluğu, dürüstlüğü hakkı temsil etmelidir.

    Yakın zamanda Erikli Baba Dergahı’nda 2 dede ile birlikte bir divan oluşturduk ve görgü cemi yaparak gerçek bir dar yaptık. İnsanlar, kurban ve lokmaları ile gelip dar ve didar oldular. Nihayetinde görgü cemlerini de yaptık ama itilaflı konularda bugün dara kaldırmak, bu davayı görmek gerçekten güç. Çünkü darın özünü bilen, darın bir başkasını suçlamak olmayıp, arınmak olduğunu talep eden, gerek dara maruz kalan insanların o anlayışta olmadıklarını bildiğim için bu zamanda o dar işleyişini yapmak zor.

    Bir zamanlar dedeler kurulunda dar divanındaydım. O günün şartları ile yaşı en küçük dede bendim, şimdi en yaşlı dede ben kaldım. Eskiyi, gerçeği yaşamak, yaşatmak çok zor. Ama bunu yaşatmak tabii ki mümkündür. Olması gereken de budur. Bu yönde önce talibin gerçekten Yol’a talip olması gerekir. Eğer Yol’a talipse bu yolun gereğini yapmak durumunda olduğunu doğruluğun, dürüstlüğün, hakkın, hukukun olduğu, her şeyden önce buna talip olmak… Kişi kendi zaaflarından, benliğinden arınabilmeli. Bunu sağladığımız zaman o dar kendiliğinden gelişecektir.”

    “ZAMANIN BİZİ GETİRDİĞİ NOKTA BU”

    Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık. Belki o günün pirlerinin yaptıklarını bugün işleyemiyoruz. Belki de o yeterlilikte değiliz ama günün talibi de o talip değil. İşte zamanın bizi getirdiği nokta bu. Biz yine de doğru bildiğimizi yaşatmak ve söylemek durumundayız. 20 yılda ancak 4 görgü cemi yapabildim. Çünkü herkesin vebalini alabilmek, o sorumluluğu yüklenebilmek pek kolay değil. Alevilikte olan ama günümüzde işlenmesi kolay ya da zor olan gerçekleri yazmak, geçmişten günümüze bunları aktarmak gayreti içerisindeyim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • Ergan köyünde yapılmak istenen maden ocağının ÇED raporu iptal edildi

    Ergan köyünde yapılmak istenen maden ocağının ÇED raporu iptal edildi

    PİRHA- Erzincan’ın Ergan köyü merasında yapılmak istenen kalker ocağı ve santral projesine karşı köylülerin Erzincan İdare Mahkemesi’nde açtığı davada “ÇED gerekli değildir” kararı iptal edildi.

    Türkiye’nin dört bir tarafı madencilik projeleriyle çevrilmiş durumda ve doğa her geçen gün daha fazla tahrip ediliyor.

    Erzincan’ın Ergan köyü merasında yapılmak istenen kalker ocağı ve santral projesine karşı köylüler iptal davası açmıştı, Erzincan İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. İdare mahkemesi projeyi hukuka aykırı bularak “ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti.

    PİRHA/DERSİM

  • İliç’te işten çıkarılan madenciler ve yakınlarından Anagold şirketine tepki: Hesap verin!- VİDEO

    İliç’te işten çıkarılan madenciler ve yakınlarından Anagold şirketine tepki: Hesap verin!- VİDEO

    PİRHA – İliç’te işten çıkarılan madenciler ve yakınları Anagold’un servis yolunu kapatarak eylem yaptı. Eylem yapan işçiler, “Bu madeni peşkeş çekenler gelip buraya hesap verecekler. Bizim topraklarımız gitmiş bizim canlarımız gitmiş. Biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz, ya topraklarımız geri alınacak ya da maden yeniden çalışacak” dedi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde uluslararası maden tekeli SSR Mining ve yerli ortağı Çalık Holdinge ait Anagold Madencilik’in işlettiği Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta meydana gelen faciada 9 işçi, 10 milyon metreküp siyanürlü toprağın altında kalarak hayatını kaybetmiş, olayın üzerinden henüz 6 ay geçmişken Anagold 187 işçiyi işten çıkarmıştı.

    İşten çıkartmaların artacağı ve 3 bin işçinin işine son verileceği söylenen maden sahasında, bugün işten atılan işçiler Anagold’un servis yolunu kapattı.

    Aileleri ile maden önünde eylem yapan ve Anagold Madencilik’in önüne yürüyen işçiler ellerinde “Önce topraklarımızı, sonra canlarımızı, en sonunda hayallerimizi çaldınız”, “Nerede devlet, nerede adalet”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Köyümüz harabe halkımız mağdur”, “Siyanürsüz topraklarımızı geri ver” dövizleri taşıyarak “Maden, toprakları terk et” sloganları attı.

    Anka’ya konuşan işten çıkarılan bir işçi, “Şu anda en büyük sıkıntı maden yetkililerinin bizi muhatap almaması” dedi.

    Bir kadın ise “Bizim meramızı aldılar, işçilerimizi de işten attılar, hakları yok. Biz işçilerimizi geri işe almalarını istiyoruz işe alamıyorlarsa meramızdan çıkıp gitsinler” dedi.

    Babası işten çıkarılan bir kadın da “Bize işten çıkarılmalarla ilgili mail gönderdiler, babamı işten çıkarması için bir tane sebep yok ya. Kim biliyor işten niye çıktığını, hiç kimse bilmiyor. Kafasına göre işten çıkarmışlar… İster biber gazı, ister cop biz hakkımızı arayacağız. İlk önce ellerindeki kanı temizlesinler sonra bizi copla dövsünler” diye konuştu.

    “BİZDEN OY İSTEYENLER GELİP BURADA HESAP VERSİN”

    Gazeteci Hakan Tosun’un kamerasına konuşan işçiler de, işten atmalara tepki göstererek, “Bu olayı kaldırmak devlete düşer. Bizim oy verdiğimiz insanlar gelsin, bizimle burada muhatap olsunlar. Biz insanız ya! Burada 15 senedir bu maden işliyor. Kime ne yapmışız. Bedelini ödeyen biz işçiler oluyoruz hep. Burada ölen biz, emeğini ödeyen biz, çilesini çeken biz, sefasını sürenler onlar. Oy zamanı geliyorlar, gelsinler buraya. Bu madeni peşkeş çekenler gelip buraya hesap verecekler. Bizim topraklarımız gitmiş bizim canlarımız gitmiş. Biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz, ya topraklarımız geri alınacak ya da maden yeniden çalışacak” dedi.

    ÇOCUKLARI İLE BEKLİYORLAR

    Servis yolunda bekleyen işçiler çektikleri görüntüde, işçi çocuklarını göstererek, “Allah’tan korkun bu çocuklar sabahın 6’sından beri buradalar” diyerek işten atılan işçilerle birlikte bekleyişte olan ailelerini gösterdi.

    Olayı duyuran Bağımsız Maden İş Sendikası, “Yıllardır İliç’ten devasa servetler biriktiren Anagold, İliç halkına karşı suç işlemekten vazgeç. Sorumluluktan kaçamazsınız. Atılan işçiler derhal geri alınsın!” diye seslendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Zini Gediği’nde katledilen Aleviler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen Aleviler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi katliamın 86. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’nden, Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği’nde katledilen insanların sadece sayıdan ibaret olmadığını, hikayeleriyle hatırlanmasını istiyoruz. Çünkü o insanların hayalleri, umutları ve geleceğe dair planları vardı o yüzden o insanların hatırlamak gibi bir sorumluluğumuz var” dedi. Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ise 1924 Anayasası ile Kürtler ve Alevilerle ilgili soykırım kararı verildiğini vurguladı.

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’in düzenlediği anma programına Zini Gediği İnisiyatifi, Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.

    Anma, çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.

    “ZİNİ GEDİĞİ’NDE KATLEDİLEN İNSANLARI HATIRLAMAK GİBİ BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR”

    Zini Gediği, Dersim, Gazi, Roboski’de yaşananların çok ağır olduğunu söyleyen Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, “Katliamları unutturmak isteyenin zulmü altında hatırlamanın ağır yükü altında katliamları hatırlamak emek istiyor. Biz de buna hafıza emeği diyoruz. Unutturmama borcunu dayanışma ve birlikte iyileşme çabasıyla birleştirmek istiyoruz. Aslında yapmak istediğimiz bu travmatik halden kurtulmak. Zini Gediği’nde katledilen insanların sadece sayıdan ibaret olmadığını, hikayeleriyle hatırlanmasını istiyoruz. Çünkü o insanların hayalleri, umutları ve geleceğe dair planları vardı o yüzden o insanların hatırlamak gibi bir sorumluluğumuz var” dedi.

    “KATLİAMCI ZİHNİYETE KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ GEREKİYOR”

    Zini Gediği Katliamı’nın Dersim, Gazi ve Maraş Katliamlarından farklı olmadığını belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, “Acılarımız ortak ama iktidarlar bize yaşatılan katliamları unutmamızı istiyor. Katliamcı zihniyete karşı birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Kaç yıl geçerse geçsin katliamları unutmayacağız” diye ifade etti.

    “KATLİAMLARI UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    1924 Anayasası ile Kürtler ve Alevilerle ilgili soykırım kararı verildiğini vurgulayan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ise “Zini Gediği’nde ve Dersim’de katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz. Biz kimliğimizi, dilimizi, inancımızı, kültürümüzü koruduğumuz zaman toprağa düşenlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Bize yaşatılan katliamları unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    “HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Zini Gediği Katliamı’nın Cumhuriyet döneminde yaşanan katliamlardan sadece birisi olduğunu ifade eden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bugün burada olmak ve hafızayı tekrarlamak çok önemli. Bugün Alevilerin inancına saldıranlar bir taraftan Kürtlerin diline saldırıyor. O yüzden ezilenlerin hep birlikte mücadele etmekten başka şansı yok” diye belirtti.

    “ÖRGÜTLENEREK BİR OLMAMIZ GEREKİYOR”

    Türkiye’nin genetik kodlarında Alevileri ve Kürtleri katletme zihniyetinin olduğunu ve günümüzde de bu zihniyetin devam ettiğini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da “Bizlerin örgütlenerek bir olmamız gerekiyor. Aksi halde geçmişte yapılanlar gelecekte de yapılacaktır” dedi.

    “KATLİAMLARA KARŞI DİZ ÇÖKMEDİK BUNDAN SONRA DA DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”

    DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bize yaşatılan katliamlara karşı şimdiye kadar diz çökmedik bundan sonra da diz çökmeyeceğiz. Biz Dersim Dernekleri Federasyonu olarak hem Türkiye hem de Avrupa’daki Alevi kurumlarıyla bir araya gelerek Dersim Katliamı’yla ilgili bir anıt yapmak istiyoruz.”

    Anma, konuşmaların ardından lokmalar pay edildikten sonra sona erdi.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Erzincan’da Zini Gediği’ne götürülerek katledilen 97 Alevi bugün anılacak

    Erzincan’da Zini Gediği’ne götürülerek katledilen 97 Alevi bugün anılacak

    PİRHA- Zini Gediği İnisiyatifi, 86. Yılında Zini Gediği Katliamı’nı protesto ederek, katledilen Alevileri anacak. Anma bugün saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde yapılacak.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan dağlık bir köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan 97 Alevi yurttaş saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere o dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

    Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti.

    Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Mollaköy Kum Ocağı: Yıllardır o tozu yuttular

    Mollaköy Kum Ocağı: Yıllardır o tozu yuttular

    PİRHA-Erzincan’a bağlı Mollaköy beldesinde uzun yıllardır faaliyet gösteren Erzincan Perlit Maden İşletmesi’nin genişleyen kum ocağının, hem çevreye hem de halk sağlığına yönelik tehlikeleri gündeme taşıyan bir belgesel çekildi. “Mollaköy Kum Ocağı Kapatılsın” adlı belgesel, köydeki tarımsal üretimi baltalayan, doğayı tahrip eden ve köy halkını ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa bırakan bu soruna dikkat çekiyor.

    Yaklaşık bin 500 kişinin yaşadığı Mollaköy’de geçim kaynağı büyük ölçüde tarım. Buğday, arpa, şeker pancarı, yonca gibi ürünlerin yetiştirildiği belde, kum ocağının genişlemesiyle ciddi tehdit altında.

    Köy halkı, ocağın yakın çevrede yarattığı toz salınımının tarım arazilerine zarar verdiğini, kayısı ağaçlarının kesildiğini ve bitkilerin tozla kaplanarak fotosentez sürecinin kesintiye uğradığını belirtiyor. Bu durum, verim kaybına ve çiçeklerin döllenme sürecinin azalmasına yol açıyor.

    KUM OCAĞININ GENİŞLEMESİ SAĞLIK SORUNLARININ ÇOĞALMASINA NEDEN OLDU

    Yönetmen Ender Atıcı, 1969 yılında faaliyetlerine başlayan kum ocağının 2022 yılından itibaren genişleyerek köyün dörtte birine yayıldığını söylüyor. Bu genişlemenin köyün yerleşim ve tarım alanlarına olan yakınlığı nedeniyle büyük sorunlar yarattığını vurgulayan Atıcı, ocağın genişlemesiyle birlikte köyde yaşayanların yoğun toza maruz kaldığını özellikle rüzgârlı ve fırtınalı günlerde taş kırma ve eleme işlemleri sırasında ortaya çıkan tozun, köy halkının solunum sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Belgeselde görüşülenlerin çoğunun da KOAH, kronik nefes darlığı gibi hastalıklarla boğuştuklarını ifade ediyorlar.

    Belgeselde, bu sağlık sorunlarıyla doğrudan etkilenen köy halkının günlük yaşamlarını ele aldığını söyleyen Atıcı, “Röportajda köylüler, özellikle kamyon ve tır trafiğinin yoğun olduğu bölgede nefes almanın bile zorlaştığını, solunum yolu hastalıklarının hızla yayıldığını dile getiriyor. Uzmanlara göre, aktif sulama yapılmadığı için havadaki tozlar sürekli olarak yayılıyor ve yerleşim alanlarına ulaşıyor. Maden sahipleri ise, maliyeti gerekçe göstererek, gerekli sulama işlemlerini yapmıyorlar” diye konuştu.

    TARIMSAL TAHRİBAT VE EKOLOJİK HASAR 

    Kum ocağının genişlemesi, yalnızca insan sağlığını değil, bölgedeki tarımı ve doğal yaşamı da tehdit ettiğine dikkat çeken Atıcı, “Mollaköy’ün en önemli geçim kaynaklarından biri olan tarım, toz salınımı nedeniyle ciddi zararlar görüyor. Kayısı ağaçlarının kesilmesi ve diğer bitkilerin tozlarla kaplanması, mahsul verimliliğini düşürüyor. Bitkilerin solunum süreçleri bozulduğu için çiçeklerin döllenme oranları azalıyor ve bu da ürünlerin miktarında ciddi bir düşüşe yol açıyor” diyor.

    Ayrıca, köy çevresindeki ekosisteme büyük zarar veriliyor. Doğal yaşam alanları daralıyor, yerel fauna ve flora tehlike altında kalıyor. Kum ocağı nedeniyle ormanlık alanlar ve su kaynakları üzerinde de tahribat oluştuğu, su kaynaklarının kirlenme riskine maruz kaldığı belirtiliyor. Uzmanlar, kum ocağı gibi tesislerin yaşam alanlarından, ormanlardan ve su kaynaklarından uzak konumlandırılması gerektiğini vurgulasa da bu uyarılar göz ardı ediliyor.

    Ender Atıcı bu belgeseli çekme nedenini, yıllardır köyde bu toza maruz kaldıkları ve artık onların sesi olmak istediği için çektiğini söylüyor. Belgeselin ardından bir nebze de olsa yoldan geçen kamyonların hızlarını azalttığını, sulamayı daha da sıklaştırdıklarını belirten Atıcı, yine de daha yoğun tedbirlerin alınması gerektiği uyarısında da bulunuyor.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Zini Gediği’nde katledilenler, 8 Ağustos’ta Kılıçkaya köyünde anılacak

    Zini Gediği’nde katledilenler, 8 Ağustos’ta Kılıçkaya köyünde anılacak

    PİRHA-Zini Gediği İnisiyatifi, 86. yılında Zini Gediği Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anacak. Anma 8 Ağustos Perşembe  saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde yapılacak.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan dağlık bir köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan 97 köylü, saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildi.

    Zini Gediği İnisiyatifi, 86. yılında Zini Gediği Katliamı’nda yaşamını yitirenleri 8 Ağustos Perşembe günü saat 16.00’da Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anacak.

    “KATLEDİLEN ATALARIMIZI ANACAĞIZ”

    Zini Gediği Katliamı’nın 86. yılı nedeniyle yapılacak anma programına ilişkin Zini Gediği İnisiyatifi, yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Zini Gediği’ne getirilenlerin tümü yargısız infazla kurşuna dizildi. Cesetler kurda, kuşa yem edildi. Bu ıssız dağlarda 97 köylü katledilirken, aileleri de bilemedikleri bir yolculuğa; sürgüne zorlanmışlardır. Bu kırımı hatırlatmak, katledilen atalarımızı anmak üzere, sizleri 8 Ağustos’ta, saat 16:00’da, Erzincan Kılıçkaya’daki etkinliğe davet ediyoruz.”

    PİRHA/ ERZİNCAN

  • Milletvekili Kordu, Dersim’deki yollarda yaşanan ölümlere dikkat çekti!

    Milletvekili Kordu, Dersim’deki yollarda yaşanan ölümlere dikkat çekti!

    PİRHA – Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yol güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle yaşanan ölümlü kazalara dikkat çekti. Milletvekili Kordu, yola düşen kaya parçaları için önlem alınmadığını belirtirken, virajlı yollara da bariyer koyulmamasının nedenlerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’na sordu.

    Dersim’de dağ ve tepelerden otoyollara düşen kaya parçaları, insan yaşamını büyük tehlikeye sokuyor. 7 Temmuz’da Dersim- Erzincan karayolunun 40’ıncı kilometresinde dağdan kopan kaya parçasının seyir halindeki otomobile isabet etmesi sonucu Deniz Doğan hayatını kaybederken iki kişi de ağır yaralanmıştı.

    Kent genelinde otoyollardaki güvenlik eksikliği nedeniyle Dersim Milletvekili Ayten Kordu, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına taşıdı.

    “SÖZ KONUSU KAZALAR ÖLÜMCÜL OLMAYABİLİRDİ”

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki virajlı yollarda bariyer olmaması ve risk barındıran kayalık bölgelerin çelikle örülmemesi nedeniyle ölümlerin yaşandığına dikkat çekti. Kordu, konuya ilişkin hazırladığı soru önergesinde şu hususlara dikkat çekti:

    “Bu risklere rağmen mevcut yolların yeterli bakımı yapılmadığı gibi bu zor coğrafyadan geçen yolların daha kullanışlı ve güvenlikli hale getirilmesi, yüksek maliyetler gerektirdiği gerekçesiyle sürekli ötelenmektedir.

    Özellikle dar viraj olan yerlerde koruyucu bariyerlerin olmayışı, kayalık alanların çelikle örülmemesi nedeniyle sıklıkla kazalar yaşanmakta, uçurum ve engebeli olan noktalarda taşların yuvarlanması nedeniyle ölümcül kazalar yaşanmaktadır.

    Son olarak 07.07.2024 tarihinde Dersim- Erzincan karayolunun 40’ıncı kilometresi, Zagge mevkisinde dağdan kopan kaya parçasının seyir halindeki otomobile isabet etmesi sonucu Deniz Doğan (24) hayatını kaybederken O.T. ile A.K. (20) ise yaralanmıştır. Oysa burası çelikle örülmüş olsaydı böyle bir ölümlü kaza yaşanmayacaktı.

    Yine Munzur Vadisi boyunca su yatağını takip ederek Ovacık’a bağlanan 59 kilometrelik Dersim-Ovacık yolu zaten normal koşullarda bile yetersizken, özellikle yaz aylarında aşırı artan trafiği ciddi endişelere ve kaza riskinin artmasına sebep olmaktadır. Oldukça dar olan Ovacık yolunun büyük bölümü sert virajlardan oluşuyor, tepelerden yola sürekli kayalar düşme riskiyle karşı karşıyadır. Örneğin 21.04.2023 tarihinde Dersim-Ovacık (Pulur) karayolunun 40. kilometresi Tornava bölgesinde özel bir araç, bariyer olmadığı için Munzur Çayı’na uçması sonucu Azat Demiral (21), Mehmet Can Demiral (22) ve Baran Aslan Taş’ın (22) yaşamını yitirmiştir. Bununla birlikte, 20.03.2023 tarihinde Tunceli-Pülümür Karayolu’nda sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu otomobilin Pülümür Çayı’na uçması sonucu araçta bulunan iki kişi hayatını kaybetti. Oysa her iki kazanın olduğu yolun güvenlik bariyerleri yapılmış olsaydı, söz konusu kaza ölümcül olmayabilirdi.

    “KAMU GÖREVLİLERİN İHMALİ SÖZ KONUSU MUDUR?”

    Milletvekili Ayten Kordu, konuya ilişkin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Dersim- Erzincan karayolunun 40’ıncı kilometresi, Zagge mevkiinde gözle görülür bir şekilde söz konusu riske rağmen uçurumlu alanın çelikle örülmemesinin gerekçesi nedir? Söz konusu kazada kamu görevlilerin ihmali söz konusu mudur?

    07.07.2024 tarihinde Dersim- Erzincan karayolunun 40’ıncı kilometresi, Zagge mevkisinde dağdan kopan kaya parçasının araca çarpması sonucunda, 1 yurttaşımızın ölümüne ve 2 yurttaşımızın da yaralanmasına neden olan kaza ile ilgili gerekli önlemleri almayan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    Dersim’de yollara kaya düşmelerinin önlenmesine yönelik uçurumları alanların çelikle örülmemesi, uçurumlu bölgelerde bariyerlerin yapılmamasının gerekçesi nedir? Bu alanlarda yol güvenliğinin sağlanmasına yönelik bir çalışmanın yapılmamasının gerekçesi nedir?”

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç’te son işçinin de cenazesine ulaşıldı

    İliç’te son işçinin de cenazesine ulaşıldı

    PİRHA-İliç’te meydana gelen maden ocağı faciasında toprak altında kalan son işçinin de cenazesine ulaşıldı.

    Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında 13 Şubat’ta Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde liç yığının kayması sonucu 9 işçi toprak altında kaldı.

    İki işçinin 5 Nisan ve 19 Nisan’da, iki işçinin de 4 Mayıs’ta, 4 Haziran’da da bir işçinin daha cenazesine ulaşıldı. Liç kaymasından 116 gün sonra ise 3 işçinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Dün yapılan çalışma sonucunda toprak altında kalan son işçinin de cansız bedenine ulaşıldı.

    İşçilerin kimliğinin DNA testi sonucunda belirleneceği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç’te bir işçinin daha cenazesine ulaşıldı

    İliç’te bir işçinin daha cenazesine ulaşıldı

    PİRHA-Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde milyonlarca ton kimyasalın altında işçilerden birinin daha cansız bedenine ulaşıldı.

    Yerli iştiraki Çalık Holding olan Kanadalı maden şirketi Anagold’a ait maden ocağında 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kaymasında 9 işçi milyonlarca ton kimyasalın altında kalmıştı. Dört işçinin cansız bedenine nisan ve mayıs aylarında ulaşılmıştı.

    Toprak altında kalan dört işçi için arama çalışmaları sürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erzincan’da 4.1 şiddetinde deprem

    Erzincan’da 4.1 şiddetinde deprem

    PİRHA- Erzincan’da 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

    Erzincan’da, saat 01.30’da 4.1 büyüklüğünde deprem oldu. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre, merkez üssü Tercan ilçesi olan deprem yerin 15.67 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç’te siyanürlü toprak altından çıkarılan otomobilde bir cansız beden bulundu

    İliç’te siyanürlü toprak altından çıkarılan otomobilde bir cansız beden bulundu

    PİRHA-Maden faciasının yaşandığı Erzincan İliç’te siyanürlü toprak altından, içerisinde bir kişinin cansız bedeninin bulunduğu otomobil çıktı. Araçta ikinci bir kişinin olup olmadığı araştırılıyor.

    Erzincan-İliç’te 13 Şubat’ta Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü toprağın kayması nedeniyle dokuz işçi göçük altında kalmıştı. 5 Nisan tarihinde dokuz işçiden biri olan Uğur Yıldız’ın cansız bedenine ulaşılmıştı.

    Munzur Press’in haberine göre; bugün bir gelişme daha yaşandı. Erzincan’ın İliç İlçesi’nde Anagold Altın Madeni Bölgesi’nde içerisinde bir kişinin bulunduğu bir otomobil bulundu.

    Sabırlı Deresi bölgesinde bulunan otomobille ilgili çalışma başlatıldı. Bölgeye gelen cumhuriyet savcısı inceleme başlatırken, AFAD ekipleri de bulunan otomobilin çıkartılması çalışmalarını sürdürüyor.

    Bulunan otomobilin içerisinde bulunan bir cansız beden çıkarıldı. Araç içerisinde ikinci bir kişinin olup olmadığına ilişkin çalışmalar ise devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç’teki maden faciasında toprak altında kalan Uğur Yıldız’ın cansız bedenine ulaşıldı

    İliç’teki maden faciasında toprak altında kalan Uğur Yıldız’ın cansız bedenine ulaşıldı

    PİRHA-Erzincan İliç’te Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta kimyasal içeren toprağın altında kalan 9 işçiden Uğur Yıldız’ın cansız bedenine ulaşıldı. Yıldız bugün saat 16.00’da Erzincan’ın Otlukbeli ilçesi Avcıçayırı Köyü’nde toprağa verilecek.

    Erzincan İliç’te 13 Şubat’ta Çöpler Altın Madeni sahasında siyanürlü liç yığının göçmesi sonucu toprağın kaymasının üzerinden 53 gün geçti, dokuz işçilerden birinin cansız bedenine bugün ulaşıldı.

    Liç yığını altında kalan 9 maden işçisinden 53 gün haber alınamamıştı. Bugün yapılan arama kurtarma çalışmalarında göçük atlıda kalan 35 yaşındaki Uğur Yıldız’ın cansız bedeni bulundu.

    Olayın ilk gününden itibaren başlatılan arama kurtarma çalışmalarında dün, önce Uğur Yıldız’ın da içerisinde bulunduğu kamyona ardından ise akşam saatlerinde Yıldız’ın cansız bedenine ulaşıldı. Uğur Yıldız’ın cansız bedeni kurtarma ekipleri tarafından toprak altından çıkarılarak otopsi yapılmak üzere gece saatlerinde Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma hastanesine getirildi. Yıldız’ın cenazesi burada yapılacak işlemlerin ardından yakınlarına teslim edilecek. Uğur Yıldız´ın cenazesi bugün saat 16.00’da, Erzincan’ın Otlukbeli ilçesi Avcıçayırı Köyü’nde yapılacak tören ile toprağa verilecek.

    NE OLMUŞTU?

    Kanadalı SSR ve Çalık ortaklığındaki Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen siyanürlü liç yığını 13 Şubat saat 14.28’de çöktü. Yaklaşık 10 milyon metreküp pasa 200 metrelik yamaçtan vadiye aktı. 9 işçi geniş bir alana yayılan pasanın altında kaldı.

    Ayrıca olay sonrası başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan 8 şirket yetkilisinden 6’sı tutuklandı. Tutuklanan 6 kişinin Baş Mühendis Murat Bayraktar, Mühendis Şenol Demir, Vardiye Amiri Soysal Doğan, Saha Sorumlusu Abdülkadir Cansız, Saha Yetkilisi Hüseyin Üstündağ ve Şirket Vekili Jain Ronald Guille olduğu belirtildi. İki kişi ise adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.

    Faciadan 5 gün sonra, 18 Şubat’ta SSR Madenciliğin Başkan Yardımcısı ve Türkiye Müdürü Cengiz Demirci de gözaltına alındı. Demirci çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç maden katliamıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı: İşçiler risk altında

    İliç maden katliamıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı: İşçiler risk altında

    PİRHA-Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta dokuz işçinin liç yığını altında kaldığı katliamın bilirkişi raporunda, “Göçükle birlikte bu alanda çalışan veya yaşayan kişilerde ağır metal toksisitesi açısından daha fazla risk” oluşturduğu tespiti yapıldı. Buna rağmen, görüntülerde, 9 işçiyi kurtarmak için liç toprağını tahliye eden taşeron işçilerin maskesiz ve korumasız çalıştığı gözlendi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta dokuz işçinin liç yığını altında kaldığı maden katliamına yönelik hazırlanan İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilen bilirkişi raporu soruşturma dosyasına girdi.

    Raporda, Anagold Türkiye Müdürü Cengiz Yalçın Demirci’nin de bulunduğu yetkililer “kusursuz” bulunurken Kanadalı yetkili Iain Ronald Guille ve mühendislerin olduğu 9 kişi de “asli kusurlu” bulundu.

    Raporda, Anagold Madencilik firmasının “kasten veya taksirle çevreyi kirletme suçu” işlediği belirtildi. Sabırlı deresine akan liç yığının toprak ve yeraltı sularında kirliliğe sebep olacağına işaret edilirken firmanın da “asli kusurlu” olduğu ifade edildi.

    “ZEHİRLİ KİMYASALIN FIRAT HAVZASINA KARIŞMA RİSKİ BULUNMAKTADIR”

    Raporda siyanürün oluşturabileceği riskler, “toprağa, suya ve havaya karışması sonucu” insan sağlığı üzerinde ciddi etkilerine vurgu yapılırken şu ifadelere yer verildi:

    “21 Haziran 2022’de siyanür solüsyonu borusunun patlaması sonucunda tonlarca kimyasalın çevreye yayılma riski de düşünülürse, göçükle birlikte bu alanda çalışan veya yaşayan kişilerde ağır metal toksisitesi açısından daha fazla risk taşımaktadır. Topraktaki siyanür ve ağır metal konsantrasyonlarından birinin dahi sınır değerleri aşması durumunda, toprağın bertaraf edilmesi gerekmektedir. Kayma ile beraber toprak içeriğinde bulunan solüsyondaki başta siyanür olmak üzere çok sayıda zehirli kimyasalın Fırat Havzası’na karışma riski bulunmaktadır.”

    İŞÇİLER LİÇ SAHASINDA ÇALIŞIYOR

    Katliamın meydana geldiği günden bu yana, arama-kurtarma ve yığın liç toprağının taşınma işlemi kısa süreli ara verilse de şu an devam ediyor. Maden ocağının sahibi Anagold Madencilik 19 Şubat’ta çalışanlarına 1 Nisan’a kadar idari izin verdiğini duyurmuştu. Taşeron şirket Çiftay’ın işçileri ise şu an yığın liç sahasında çalışıyor.

    Öte yandan sanal medyada yayınlanan görüntülerde, işçiler maden ocağının içine kaymış olan liç yığınının başka bir yere taşınması için çalışırken görüntülendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    PİRHA – TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu(İKK), İş Cinayetleri İle Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hükümetin sorumluluklarına dikkat çekti. İş cinayetleri ve meslek hastalıklarının tamamen önlenebilir olduğunu belirten TMMOB, “İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!” vurgusunu yaptı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu, İş Cinayetleri İle Mücadele Günü sebebiyle açıklama yaptı. “İş cinayetleri kaza değildir” vurgusunun yapıldığı yazılı açıklamada, işveren kesimin ihmallerine vurgu yapıldı.

    Siyasal hükümetin, iş cinayetleri konusunda kayıtsız kaldığına değinen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, şu açıklamayı paylaştı:

    “3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da kömür ocağında meydana gelen ve 263 emekçinin hayatını kaybettiği grizu patlamasının üzerinden 32 yıl geçti.

    Yine madenlerde, inşaatlarda, tarımda, ormanda, kimya sanayiinde, taşımacılıkta, tersanelerde, ticaret ve büro işyerlerinde iş cinayetlerini, işçi ölümlerini, katliamları konuşuyoruz.

    Ne yazık ki, insana, emekçiye, doğaya düşman olan düzen, emekçi ve doğa katliamı sürüyor.

    Özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, kuralsızlaştırma, denetimsizleştirme politikaları, çalışma, çalışma saatlerinin uzatılması/mesai saatlerinin uzatılması, çalışma ortamının düzensizliği, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, etkin bir denetim sisteminin kurulmaması sonucunda meydana gelen ölümler, meslek hastalıkları, sakat kalma her geçen gün artıyor.

    Sermaye sınıfının temsilcisi siyasi iktidar, her iş cinayetinin ardından; ‘kader, fıtrat, kader planı, acı çekmeden güzel öldüler, bu mesleğin kaderinde var’ şeklinde açıklama yapmayı uygun gördü. Çünkü ölenler ne kendi evlatlarıydı ne de yakınıydı. Onların insan ve insan emeğine karşı kayıtsız tutumları iş cinayetlerini her geçen gün artırıyor.

    Analar, babalar kendilerinden önce evlatlarını toprağa koyuyor, binlerce çocuk yetim kalıyor, kadınlar hayat arkadaşlarını kaybediyor…

    İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak gören işverenler, iş cinayetlerini kader diye dayatanlar, uyguladığı politikalarla ihmalkar davranan iktidar/siyasi irade bu cinayetlerin sorumlusudur.”

    “9 BİN ÖLÜM GİZLENMİŞTİR”

    13 Şubat’ta Erzincan İliç’teki altın madeni işletmesinde yaşanan ölümlere de dikkat çekilerek “ağır metallerin toprağa ve suya karışması ve bir çevre katliamının yaşanması da söz konusu” denildi. Madenler konusunda “Yıllardır, rutin değişmiyor” diyen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, her gün 5 emekçinin, iş cinayetleri nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Açıklamanın devamında iş kazalarındaki oranlara dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ya göre, meslek hastalıklarına bağlı ölümler, iş cinayetlerinin 6 katından fazladır. SGK’nin 2022 verilerine göre, ülkemizde 589.000 iş kazası meydana gelmiş, 953 meslek hastalığı tespit edilmiştir. İş kazalarından kayıt altına alınabilen ölüm sayısı bin 517 iken meslek hastalıkları kaynaklı ölüm sayısı ise 8’dir. Bu sayılar gösteriyor ki; Ülkemizde yılda en az 200-300 bin meslek hastalığı ve meslek hastalıklarından kaynaklanan 9 bin ölüm gizlenmiştir.

    İş cinayetlerinde her yaştan emekçi yaşamını kaybetmektedir. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında 1 gün okulda, 4 gün işyerinde ‘eğitim’ de olan “öğrenci” lerinde işyerlerinde yaşamını kaybettiği haberlerine rastlamaktayız. Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz’ Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalıştırılırken işyerlerinde ölüme gönderilen çocuklardan bazıları… Açıkça ifade ediyoruz; MESEM bir eğitim projesi değildir, tamamen denetim dışı bırakılan ucuz çocuk işçilik projesidir.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, işçi katliamlarını, doğa katliamlarını sadece seyrediyor. Önlemek gibi bir kaygıları çabaları olmadığı gibi yaptıkları uygulamalarla deyim yerindeyse teşvik ediyorlar. Aynı şekilde Milli Eğitim Bakanlığı da çocuk ölümlerini seyretmeye devam ediyor.

     “YENİ CİNAYETLER YAŞANMAMASI İÇİN”

    2012 yılında T.B.M.M ‘de kabul edilen ve büyük iddialarla yürürlüğe konulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hiçbir sorunu çözmemiş, sadece işçi sağlığı ve güvenliğini piyasalaştırmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) olarak adlandırılan ticari kuruluşlara havale edilmiş, OSGB’ler de ücret karşılığı hizmet verdikleri işyerlerini hoşnut tutmanın çabasındadırlar.

    Son yıllardaki seçimler nedeniyle seçim öncesi sermayeyi rahatsız etmemek için seçimler öncesi denetim yaptırılmamaktadır. Son olarak 31 Mart yerel seçimleri öncesi denetimler tamamen durdurulmuş durumdadır. Denetlenen işyerlerinde yürürlükte olan iş mevzuatı nedeniyle idari işlem uygulanmamakta yalnızca süre verilmektedir. İş cinayetleri sonrası, işverenler caydırıcı ceza ile karşılaşmamakta mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları günah keçisi ilan edilmektedir. Güvenlik ve yargı makamları genellikle işveren/işveren vekili olmayan iş güvenliği uzmanları, ölen ve ölemeyen çalışanlar ölümlerin sorumlusuymuş gibi davranmaktadırlar.

    Ölmek değil, yaşamak istiyoruz!

    İş sağlığı ve iş güvenliği değil, işçi sağlığı ve iş güvenliği öncelikli olmalıdır.

    Bu ölümler kaza değil resmen cinayettir.

    İş cinayetleri ve meslek hastalıkları tamamen önlenebilir.

    İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin sağlanması için Devlet ve İşverenler Yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

    Ölümleri önlemeyen, görmeyen bir sistemi yok edip her şeyi sil baştan yeniden kurgulamak düzenlemek ve yeni bir sistem kurmak gerekir.

    Artık yeter diyoruz.

    Son sözümüz de kendimize…

    Bu ölümleri ancak ve ancak işçiler, emekçiler, sendikalar, meslek örgütlerinin birlikteliği ve örgütlü mücadelesi önleyebilir. Yeni cinayetler yaşanmaması için hiçbir iş cinayetini unutmayacağız!

    Sorumluları, affetmeyeceğiz! Ve mutlaka bizlerden çalınan yaşamların ve emek sömürüsünün hesabını soracağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • İliç’teki maden faciası nedeniyle iki mühendis tutuklandı

    İliç’teki maden faciası nedeniyle iki mühendis tutuklandı

    Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan facia nedeniyle açılan soruşturma kapsamında iki mühendis tutuklandı. 

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik’e ait altın madeni ocağında tonlarca siyanürlü liçin kayması ve dokuz işçinin göçük altında kalmasına dair Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma sürüyor.

    Bu kapsamda maden ocağını işleten şirkette idareci pozisyonunda çalışan mühendis İ.T. ve K.M.A. ifade işlemleri için adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusu sonrası nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen İ.T. ve K.MA. tutuklandı.

    TUTUKLU SAYISI 8’E ÇIKTI

    Soruşturma kapsamında daha önce altın madeni ocağını işleten Anagold’un Kanadalı yöneticisi J.R.G’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklanmıştı, üç kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mehmet Ali Çankaya’nın yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    Mehmet Ali Çankaya’nın yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi Anayasa Suçlar Masası’nda hakim karşısına çıktı. Çankaya’nın yurt dışı yasağı kaldırılarak, duruşma 18 Mart’a ertelendi. 

    İstanbul’da 12 Şubat günü İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınıp, yurt dışına çıkış yasağı konularak serbest bırakılan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi Anayasa Suçlar Masası’nda hakim karşısına çıktı. 

    Çankaya verdiği ifadede şunları söylediğini kaydetti:

    “Avusturya ve Avrupa’da yıllardır Alevi davasında mücadele ettiğimi, bu davanın bizler açısından haklı ve hukuksal bir dava olduğunu belirttim. Yapılan suçlamaların asılsız olduğunu, anayasal hiçbir suç işlemediğimi, bir Alevi kurum önderi olarak Fransa’da Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yapılan saldırıda katledilen Kürt Alevi sanatçının taziyesine katıldığımı ifade ettim. Üzerime atfedilen diğer suçlamaları da kabul etmediğimi belirttim. Dava sonunda yurt dışı yasağım kaldırıldı ve davanın ikinci duruşması 18 Mart 2024 tarihine ertelendi.

    NE OLMUŞTU?

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Viyana’ya uçmak üzere gittiği İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı.

    Havalimanında tutulan ve sonrasında sosyal medya paylaşımları ile yaptığı konuşmalar gerekçesiyle nöbetçi savcılığa sevk edilen Çankaya yurtdışı çıkış yasağı konularak serbest bırakılmıştı. Çankaya’nın yaklaşık 40 yıldır Avusturya Viyana’da yaşıyor.

    PİRHA/ERZİNCAN

    İLGİLİ HABERLER

    Mehmet Ali Çankaya yurtdışı çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı
    Mehmet Ali Çankaya gözaltına alındı