Etiket: Erzincan

  • İliç’te yapılması planlanan keşifte bilirkişiler AKP’li; keşfin ertelenmesi talep edildi

    İliç’te yapılması planlanan keşifte bilirkişiler AKP’li; keşfin ertelenmesi talep edildi

    PİRHA-Erzincan İliç Anagold Altın Madeni kapasite artırım ÇED iptal davasında 5 Ekim’de yapılması planlanan keşifte bulunacak bilirkişilerin AKP’li, akademik yeterliliklerinin olmaması ve altın madeni savunucusu olduğu için yapılacak keşfin ertelenmesini talep eden Sedat Cezayirlioğlu ve gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, anayasal suç işlendiğini kaydetti.

    Türkiye’nin dört bir tarafı madencilik projeleriyle çevrilmiş durumda ve doğa her geçen gün daha fazla tahrip ediliyor.

    Erzincan İliç’te siyanür sızıntısına yol açan Çöpler Altın Madeni’nin kapatılması için yapılan çağrılar devam ederken, Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler bölgesinde, atık havuzundan siyanür sızdığı şikâyetinin ardından 21 Haziran 2022’de faaliyetine son verilen altın madeni, üç ay sonra 23 Eylül’de yeniden açılmıştı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), İliç’te Anagold Madencilik tarafından işletilen altın madeninin kapasite artışı için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararına karşı açılan davanın duruşması 30 Kasım’da Erzincan İdare Mahkemesi’nde görülmüştü.

    Erzincan İliç Anagold altın madeni kapasite artırım ÇED iptal davasında 5 Ekim’de yapılması planlanan keşifte bulunacak bilirkişilerin AKP’li, akademik yeterliliklerinin olmaması ve altın madeni savunucusu olduğu için yapılacak keşfin ertelenmesini talep eden Sedat Cezayirlioğlu ve gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “KEŞFİN ERTELENMESİNİ TALEP ETTİK”

    5 Ekim’de yapılması planlanan keşifte bulunacak bilirkişilerin AKP’li ve akademik yeterliliklerinin olmaması, altın madeni savunucusu olduğu için bilirkişi heyetinde bulunan 13 kişiden 7’sine itiraz edildiği için keşfin ertelenmesinin talep edildiği belirtilen açıklamada, “Keşif bilirkişilerinden Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Serhat Vançelik 2007-2017 yılları arasında 10 yıl Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü yapıp AKP hükümetine yakın olduğundan başta bu bilirkişiyi kabul etmedik. Eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in Anagold madeni soruşturma dosyasında firari  FETÖ’cü Savcı Bayram Bozkurt ile Anagold şirketi arasındaki rüşvet alışverişinin eski AKP’li Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in oğlunun avukatlık bürosu vasıtasıyla yapıldığı bilgisi 2009 yılında Adalet Bakanlığı kayıtlarına girmişti. Diğer yandan Kanada-Amerikan altın madeni Anagold şirketine Çalık holdingin %20 ortak olması ve Çalık holdingin de AKP iktidarına yakın olması nedeniyle, AKP’li halk sağlığı uzmanı bilirkişi Prof. Dr. Serhat Vançelik’in vereceği raporun tarafsız olmayacağı belli olduğundan itirazımızla birlikte Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden İlhan Cihaner’in hazırladığı soruşturma dosyasının da celbini talep ettik. Diğer yandan mahkeme “hidrojeolog“ bilirkişi ataması gerekirken, “hidrolik mühendisi”  bilirkişi atamış olduğundan bu bilirkişiye, Danıştay bozmasına aykırı olarak öğretim üyesi vasfını taşımayan Meteoroloji Mühendisi ve Jeoloji Mühendisine, koşulsuz altın madeni propagandacısı Maden mühendisi Prof. Dr. İbrahim Alp’e, özel şirket sahibi ve maden şirketlerine iş yapan Çevre Mühendisi Prof. Dr. Okan Tarık Komesli’ye, sismoloji alanında yeterli çalışması olmayan ve akademik sıfatı sismolog değil jeofizikçi olan bilirkişi Prof. Dr. Nafiz Maden’e itirazlarımızı bildirerek, keşfin ertelenmesini talep ettik” denildi.

    “TÜRKİYE TARİHİNDEKİ EN YIKICI ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞ TEHDİDİDİR”

    Akkuyu ve Akbelen davalarında olduğu gibi İliç davasında da görünüşte bir yargılama yürütüldüğü vurgulanan açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Siyasi  iktidarın kontrolünde olan ve AKP’li avukatların hakimliğe devşirilmesiyle oluşturulan yargı, şirketlerin davayı kazanması için yasaları uygulamamakta ve anayasal suç işlemektedirler. İliç Anagold Madeni Türkiye’nin geleceğini yok etme kapasitesine sahip bir madendir. Prof. Dr. Naci Görür Anagold altın madeninin üzerinde olduğu Yedisu fay zonuyla ilgili uyarılarını en son üç gün önce yapmış ve burada her an 7’den büyük bir deprem beklediklerini belirtmiştir. 21 Haziran tarihinde, sömürgeci Kanada ve ABD’ye ait çöpler altın madeninde siyanür borusu patlamış, Fırat’a ve doğal ekosistemlere 80 kg siyanür karışmış ve davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı maden sahasını 88 gün kapatmak zorunda kalmıştır. Hiçbir deprem, doğal afet, fırtına ve dolunun olmadığı 21 Haziran’da sakin yaz gecesinde siyanür borusunu patlatan Anagold Madeni, her an 7’den büyük bir deprem olacağı kesin olan Yedisu fay zonu üzerinde, Fırat nehrine karışmak üzere atık havuzunda bekleyen 66 milyon ton sülfürik asitli, siyanürlü atığıyla ve depremde etrafa dağılmak üzere bekleyen siyanür boruları içindeki siyanürüyle; Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en yıkıcı ve aktif çevre, ekoloji ve halk sağlığı tehdididir.”

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kent Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Naci Görür, önemli uyarılarda bulundu. Dersim ve çevresindeki deprem riskine dikkat çeken Görür, “Maraş’taki depremler, önemli miktarda stresi Malatya ve Ovacık faylarının içine transfer etmiş olabilir. Eğer öyle olursa beklenenden daha erken deprem olabilir. Bu işin şakası yok. Önlem alalım. Önlem, bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol” dedi.

    Dersim Kent Koruma Kurulu ve TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu ortaklığında düzenlenen Dersim Kent Sempozyumu’na Prof. Dr. Naci Görür, konuşmacı olarak katıldı.

    “HALK İLE YÜZLEŞMEYE GELDİK”

    Özellikle 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanı kaybettikten sonra hak ettiği farkındalığı bulan ve önemli gündem maddesi olan deprem gerçeğini, bugün de Tunceli’ye gelip anlatmak istediklerini belirten Bilim Akademisi Kurucu Üyesi, Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bilim insanları olarak bizler de halk ile yüzleşmeye, insanlarımıza sorunu anlatmaya karar verdik. Çok enderdir ki herhangi bir kent deprem tehdidi altında olmasın. Hangi fay dolmuş, kayaları kırma gücüne erişmişse çat diye kırılır. Orada deprem üretir. Deprem dediğimiz de budur” dedi ve olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üç fay zonunu tek tek anlattı.

    “TUNCELİ, NAZİMİYE FAY ZONUNUN İÇİNDE”

    Dersim’in, Bingöl Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar giden Doğu Anadolu Fayı’na yakın olduğunu ve Nazimiye, Ovacık, Malatya faylarının etkisinde olduğunu söyleyen Görür, şunları aktardı:

    “Bakın Tunceli çok güzel, cennet gibi bir yer. Buraya gelirken ben Elazığlı olarak Dersim türküsünü de söyledim; ‘Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde.’ Burası hepimizin gönlünde ama unutmayın bu bölge Türkiye’nin tektonik yönden en hareketli olabileceği, zamanı gelince en tehlikeli olabileceği bir yer. Nedenini de söyleyeyim. Tunceli’nin kendisi Nazımiye dediğimiz fay zonunun içinde. Nazımiye Fayı Kuzeybatı-Güneydoğu yönlüdür. Güneydoğu yönüne doğru gelir. Karakoçan fayıyla birleşir. Bu birinci fay.

    Şimdi bu fayın bir özelliği var. Bu düşey hareketleri daha fazla bunun. Ama bu fay hakkında bugüne kadar tarihi dönemde bu deprem, şu fayın üzerindedir diye doğru dürüst bilmiyoruz. Ve bu fayın deprem üretme periyodu da yeterince bilinmiyor. Yani ne kadar zaman aralıklarla deprem üretir? Bilmiyoruz.”

    “OVACIK FAYININ ETKİSİ İNANILMAZ FAZLA OLUR”

    Deprem durumunda önemli etkileri olabilecek ikinci fayın, Dersim’in batı ve kuzeybatısında yer alan Ovacık Fayı olduğunu ve bunun da Erzincan’ın batısında Kuzey Anadolu Fayı’yla birleştiğini ifade eden Görür, bu fayın incelendiğini ve yılda 1,4 milimetre hareket hızı olduğunu, bu hız 2 milim olsa bile, bunun bin yılda 2 metre harekete tekabül ettiğini, bu durumun da 7 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söyledikten sonra Ovacık Fayı ile ilgili şu bilgilerin altını çizdi:

    “Yani Ovacık Fayı her 2500 senede bir 7 ve üzeri deprem üretebilir. Bu fay 3-4 koldan ibaret ve bu kollardan biri üzerinde çalışmalar yapıldı. Orada 6 bin senede 3 tane deprem tespit edildi. Demek ki Ovacık fayı çok yavaş hareket eden bir fay. 7’nin üzerinde deprem üretmesi için 2000-2500 seneye ihtiyaç var. En son deprem milattan sonra 54 yılında oluşmuş. 2023 yılında olduğumuza göre demek ki bu fay üzerinde yeni bir deprem olabilmesi için birkaç yüz sene ya var ya yok. Bu fayın Tunceli’ye etkisi çok inanılmaz şekilde fazla olur.”

    “MALATYA VE OVACIK FAYLARINDA DEPREM DAHA ERKEN OLABİLİR”

    Olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üçüncü fayın, Dersim’in batısı ve güneybatısında yer alan Malatya Fayı olduğunu söyleyen Görür, “Malatya fayı daha yavaş. Yılda yaklaşık bir milimetre hareket ediyor, onun da tekerrür periyodu 2000-2500 sene oluyor. Çünkü orada yapılan araştırmada 10 bin sene içerisinde 4 tane deprem bilimsel olarak tespit edilmiş. Bu da büyük bir deprem üretebilir. Fakat bir şey var dikkat etmemiz gereken. Faylar böyle düzenli olarak dolmaz. Yani stres doldu doldu illa da 2500 sene geçince de hemen deprem üretir diye düşünürsünüz. Bu doğru değil. Çok hızlı, daha erken doldurulabilir ve deprem öne çekilebilir” dedi.

    Antep ve Maraş’ta olan 7.7 ve 7.6 gibi depremlerin önemli miktarda stresi Malatya fayının içine enjekte etmiş, transfer etmiş olabileceğini ve hatta Ovacık fayına da bu transferin gerçekleşmiş olabileceğini vurgulana Görür, “Eğer öyle olursa o fay deprem üretmek için tekerrür periyodunun dolmasını beklemeden deprem üretebilir” diyerek uyardı ve Malatya Fayı’la ilgili şu önemli notu düştü:

    “Şimdi bir de Malatya Fayı’nın bir özelliği var. En son deprem milattan önce 900-500 yılları arasında olmuş. Yani milattan önce 500 yıl geçmiş. 2023 yıl da şimdi geçmiş, yani son depremden beri, en az 2500 yıl geçmiş. Malatya fayının deprem üretme periyodu ise 2475 yıldır. Bu durum beni endişelendirdi.”

    “NE KADAR FAZLA YIKIM VE ÖLÜM OLURSA BİLİN Kİ TOPLUM O KADAR BOZULMUŞTUR”

    “Bu ülkenin bilim insanları olarak öngörülerimiz doğrultusunda bir uyarı yapıyoruz. Yani illa şu olacak bu olacak gibi bir iddiamız da yok ama uyarıyoruz. E siz de bu uyarıları, bilimin bu uyarılarını dikkate alıp önlem alın diye uyarıyoruz” diyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ne kadar fazla yıkım ve ölüm olursa, bilin ki o toplum o kadar tefessüh etmiştir. O kadar bozulmuştur. Ahlak dışı birtakım hareketler o kadar yaygındır. Yani bu gerçekten öyle. Güneydoğu’da deprem büyüktü tamam. Çok doğru. Yerbilimci olarak biz biliyoruz. Ama bu kadar ölüm ve yıkımın nedeni, orada yapılan hırsızlık, arsızlık, demirden, çimentodan, şundan bundan çarpma ve olmayacak yerlere bina yapmaktır. Rant uğruna yapılmayacak şeyleri yapmış olmaktır. Herkes bunu biliyor. Bütün dünya da biliyor.

    Tuncelilinin cennet gibi ülkesi var. Zemini sağlam. Yapısını, temelini bütün bu tehlike analizlerini, parametrelerini bu zemine uygun çıkartıp ona göre de hayatını idame ettirsin. Deprem geldiği zaman minimum zarar verir. Ama siz hazırlanmazsanız olmaz. O zaman hepimiz çok üzülürüz. Bu işin şakası yok. Yani bunu yapalım, önlem alalım. Önlem de bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

  • Zini Gediği’nde katledilen 97 Alevi anısına ‘Ateş Çemberi’nde semah dönüldü-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen 97 Alevi anısına ‘Ateş Çemberi’nde semah dönüldü-VİDEO

    PİRHA- 8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Kılıçkaya köyünden Zini Gediği’ne götürülerek kurşuna dizilen 97 Alevi anılıyor. Kılıçkaya köyünde ‘Zini Gediği Anma Mekanı’ ve ‘Ateş Çemberi’ olarak inşa edilen yerde katledilenler anısına deyişler okunup semah dönüldü.  

    Dersim Katliamı’nın yapıldığı dönemde 8 Ağustos 1938’de, herhangi bir sebep belirtilmeden köylerinden askerler tarafından toplanan 97 Alevi yurttaş, iple birbirine bağlı olarak götürüldükleri  Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizilerek katledildiler.

    97 Alevinin sebepsiz yere katledilmelerinin acısı dinmiyor. Katliamda yakınlarını kaybedenlerin oluşturduğu Zini Gediği İnisiyatifi öncülüğünde 97 can için, 7 Ağustos’ta Zini Gediği’ne kilometrelerce yürüyüş yapılarak, katledildikleri yerde gülbenkler okunup ağıtlar yakıldı, 8 Ağustos’ta ise Kılıçkaya köyünde bir panel düzenlenerek, katledilenler anıldı, kayıp yakınlarının talepleri dile getirildi.

    Zini Gediği İnisiyatifi, 97 Alevinin anısına 8 Temmuz 2014’te,  ‘Zini Gediği Anma Mekanı’ ve ‘Ateş Çemberi’ inşa etmişti.

    Dün de ‘Ateş Çemberi’nde yakılan ateşle ve deyişler eşliğinde dönülen semahla katledilen canlar anıldı.

    Zini Gediği İnisiyatifi Sözcüsü Erdal Kılıçkaya, sosyal medya hesabından “Zini Gediği’nde katledilen canlar anısına yapılan “Ateş Çemberi”nde yaktığımız ateşle atalarımızı andık. Anılarına saygıyla.” dedi.

    Kılıçkaya Sema Kaygusuz’un “Yüzünde Bir Yer” romanından şu alıntıyı da paylaştı:

    “Bundan yetmiş küsur yıl önce, henüz bir kıvılcım, ateşin dibindeki kızgın taş, yanmaya başlar başlamaz çıtırdayan kuru dallar denli yalın bir niteliğin vardı. Bir dağ yamacındaki gümüşkırı kayaçların gözüyle bakıyordun olan bitene. Bir mekândın orada. Mekâna yayılan tinsellik sen içre kalıcı bir ruh haliydi. O gün hem kendini yanan alev, hem de ateşte ısınan insandın.”
    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • 1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA- Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 85. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Kürt ve Alevi coğrafyasında katliamın insansızlaştırma, demografik değişim ve asimilasyon ile devam ettiği vurgusu yapılan anmada devletin katliamlarla yüzleşmesi çağrısında bulunuldu.

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği İnisiyatifi, Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Ayten Kordu ve Celal Fırat, Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Başkanı Özkan Tacer’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Zini Katliamı’nda katledilenler 85. yılındaki anma programında  ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Pir Mehmet Gazi’nin verdiği gülbenklerle katledilenler anılarak çerağlar uyandırıldı. Katliamda yaşamını yitirenler anısına gerçekleşen 1 dakikalık saygı duruşu sonrasında program başladı.

    Zini Katliamında yaşamını yitirenlerin isminin okunduğu anmada katılımcılar hep bir ağızdan ‘burada’ dediği anma etkinliğinde Kırmanci ağıtlar okundu.

    KILIÇKAYA: SÖZ KONUSU FİZİKİ BE KÜLTÜREL İMHAYDI

    Zini Gediği İnisiyatifi Sorumlusu/Sözcüsü Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği Katliamı’nda katledilenler için inşa edilen iki anıtın saldırıya uğradığını ve köy içinde yapılan ateş çemberinin dereye atıldığını belirterek, “Yıllarca yasaklı bölge ilan edildiği için insanlar yakınlarının kemiklerini yıllar sonra buldular. Kurda kuşa yem olmuşlardı. Aileleri zorunlu sürgüne gönderildi. Söz konusu olan fiziki ve kültürel imhaydı. Bu kırımı hatırlatmak, Türkiye’yi iktidarıyla, toplumuyla ve geçmişi ile yüzleşmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    ŞÜKRÜ ASLAN: HAFIZAYI OLUŞTURMALIYIZ

    Anmada söz alan Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan, katliamı belgelemenin dışında mekan ve hafıza oluşturmanın ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Zini Katliamını yerinde gördüğümüzde amacımız bir hafıza mekanı kurmaktı. Kılıçkaya köyü ve katliamın olduğu yerde iki hafıza merkezi tasarladık. Katliamda yaşamını yitirenler için doğal taşlardan bir yapı oluşturduk ve beton kullanmadık. Bütün kemikleri toplayıp içerisine koyduk. Yüzleşmek o kadar önemli ama ona müsaade edilmedi. Arşivlerin açık olduğu, dilekçeye cevap alınabilen bir ülke olsa katliamda yer alan askerlerin ismini dahi öğrenebiliriz. Onların çocuklarını yüzleşmeye davet etmek gerekir. Yasak mıntıkanın en önemli özelliği; toplu katliamların tamamı yasak mıntıkada yapılıyor. Yasak olduğu için kimse giremiyor ve cenazeler kurda kuşa yem oluyor. Bu ülke bu katliamı bir sorun görmeye devam ettikçe nasıl ileriye gidecek? Bizim mezar taşlarımızın hikayesi artık anadilinde yazılıyor. Hafızamızı orada görünür kılıyoruz. Onların artık hikayeleri ve mezar taşları var. Ama bu yeterli değil, daha fazlası yapmamız gerekiyor. Katliamı sadece belgelemek dışında mekan ve hafızayı topluma götürmemiz gerekiyor. Bizler belki göremeyeceğiz ama bu ülke katliamlarla yüzleşecektir” diye konuştu.

    AYTEN KORDU:ALEVİLER VE KÜRTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER VAR

    Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, faşizmin Aleviler ve Kürtlere yeni katliamlar yaşatmak istediğini belirterek, “Dersim’de soykırımda yaşamını yitirenleri anıyoruz. Biz buna tertele ve soykırım dedik. Zini Gediği’de 38’in bir kırımıdır. Mezarı olmayan çok insanlarımız var, çok azı açığa çıkarıldı. Faşist zihniyetin katliamın üstünü örtme çabaları bizleri şaşırtmıyor. Katliam ve asimilasyon projesinin devamı olarak bunlar devam ediyor. Faşizm devam ettikçe biz Kürtleri- Alevileri bekleyen tehlikeler olacaktır. Mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz. Dersim ve Kürt coğrafyasında soykırımlar gerçekliği var” dedi.

    CELAL FIRAT: CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI ALEVİLERE ÇOKÇA KATLİAM GETİRDİ

    Cumhuriyetin ilk yüzyılında Alevilerin çoklu soykırımlara maruz kaldığını söyleyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, “Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara maruz kaldık. Halkları düşmanlaştırdılar. Katliamlarla karşı karşıya gelen halkaların bir arada olması lazım. Bu coğrafyada ziyaretlerimiz, inancımız farklık imliklere büründürülmek isteniyor. Erdoğan bu arşivleri açmak ile mükelleftir. Katledilenler için bir taş koymamıza dahi karşı olan bir Yezit zihniyet var. Savaş politikalarıyla insanları katlederek, coğrafyamızı yakarak büyük devlet olunmaz” ifadelerini kulandı.

    MAÇOĞLU: TOPLUM HAFIZAYI UNUTMAZ!

    “38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır” diyen Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ise, “38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır. Türkiye halkları birlikte yaşamayı seçti. Katliamları görüldüğü her alanda birbiri ile buluşması, acılarını paylaşması ve bir hafıza oluşturması lazım. Sistem kendisi gibi düşünmeyene yöneliyor. Çıban başı demesinin de sebebi budur. Emin olabiliriz; gelecekte bu katliamla yüzleşip özür dileyecekler. Bu toplum o hafızayı unutmaz, o hafızayı dirileştirir. Karşımıza geçip yüzüme, gözümüzün içine bakacaklar. Katliamlar gören toplumlarla ortaklaşmamız lazım. Toplumun vicdanı kurumadan onların vicdanı kuruyacak” şeklinde konuştu.

    MUSTAFA ASLAN: İKTİDAR, ALEVİLİĞE ALENİ SALDIRIYOR

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKP iktidarının Aleviliğe yönelik saldırıların aleni ve asimilasyon hedefli olduğunu dile getirerek, “Bu ülkede gözyaşı ve kan döküldü. Devleti yönetenleri biz Alevilerin iyi tanıması gerekiyor. Alevileri katlettiler, yeniden döndüler. Alevilerin yaşam alanlarını, ormanlarını ve inancını yok etmeye çalışıyorlar. O günün işbirlikçileri ile bugünün işbirlikçileri değişmiyor. AKP iktidarının diğer iktidarlardan farkı ise saldırılarını aleni yapıyor ve Alevilere Aleviliği katletmek için kullanıyor. Alevilerin köyleri taş ocakları ile nefes almada bile zorlanıyor. Dergahlarımıza, ocaklarımıza ve yolumuza sahip çıkmak gerekiyor. Akbelen katlediliyor, Cudi yok ediliyor. Acıları ayrıştırmaya değil, birleştirmeye ihtiyacımız var” diye belirtti.

    CUMA ERÇE: YA YÜZLEŞECEĞİZ YA ÇÜRÜYECEĞİZ

    Tarihle yüzleşmenin ancak bilmekle mümkün olacağına vurgu yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, “Tarihle yüzleşmek ancak bilmekte geçiyor. Coğrafyanın her yerinde kan var. Bütün acılar arasında bir köprü kurmak zorundayız. Akbelen’le Cudi, Madımak ile Zini Gediği arasında köprü kurmak durumundayız. Ya çürüyeceğiz yada yüzleşeceğiz. Katliamcılar yaptıklarını haklı görüyorlar, arkasındalar ve savunuyorlar. Hiçbir katliamı yanlışlıkla yapmış değiller, hepsi planlı. Biz bu katliamları ülke sınırlarının dışına taşımalıyız” dedi.

    MUSA KULU: ALEVİ VE KÜRT COĞRAFYASI HEDEFLENDİ

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu da, coğrafyadan Raa Haq inancının ve toplumsal hafızasının yok edilmesinin planlandığını ifade ederek, “Zini Gediği’nde talipten pire, çocuktan kadına herkes katledildi. Bu topraklardan Alevilerden, Kürtlerden ve toplumsal hafızadan silinmek istendi. Kürt ve Alevi coğrafyasını devlet eli geçirdi. Çetin bir ceviz vardı, Raa Haq coğrafyası idi. Ondan eser bırakmayacaklardı. Bunun üzerine soykırımı kurguladılar. Coğrafyası insansızlaştırıp inancını asimilasyona tabi tuttular. Ama toplum artık hafızasına, inancına, coğrafyasına sahip çıkıyor” diye konuştu.

    ÇANKAYA: DİRENEREK KAZANABİLİRİZ

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise “Bu coğrafyayı Alevisizleştirdiler. Alevisizleştirerek, Kürtleri sürgün etmenin projeleri tuttu. Geçmişte Erzincan denilince Aleviler akla gelirdi. 85 yıldır yaşlılarımız inancını gizlice yaşadılar. Yalnız sözlerle bu sorun çözülmez. Kurduğumuz mekanları devlet başka bir inanç merkezlerine benzetmek istiyor. Bizim görevimiz direnerek kazanmaktır” diyerek mücadele çağrısında bulundu.

    KAYIP YAKINALRININ TALEPLERİ

    Anmada kayıp yakınlarının talepleri şöyle sıralandı:

    – Dereye yuvarlatılan Ateş Çember’i derhal yerine konmalıdır.

    – Kılıçkaya Köyü’nde, Zini İnisiyatifi tarafından “Anıt Mekanı” olarak projelendirilen yer için bütçe temin edilmelidir.

    – Devlet, kollektif travmalardaki sorumluluğunu açıkça üstlenmelidir.

    – Devlet kollektif travmaları tanıdığını, tören, anıt, müze vb. projelerle somutlaştırmalıdır.

    – Zini Gediği ve diğer kayıplarla ilgili arşivler mutlaka açılmalı ve bu konu siyasi hesaplar için istismar edilmemelidir.

    – Mal ve can kaybı olanların, yerinden edilmişlerin maddi kayıpları , gerçek kayba orantılı bir şekilde tazmin edilmelidir.

    – Zini Gediği ve diğer kayıpların ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmalıdır.

    – 38 süreci ve sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde, kamuoyundan özür dilenmelidir.

    – Meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımı, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmelidir.

    – Ve en önemlisi ihlâllerin bir daha tekrar etmeyeceğine dair kamuoyuna garanti verilmelidir.

    – Taleplerimiz kabul edilmediği sürece, ne kayıp canlarımızın ne de biz kayıp yakınlarının ruhu huzur bulmayacaktır.

    – Acımıza ortak olan ve bu anmaya katkı sunan herkese selam ve hürmetle.

    Anma Sanatçı Erdoğan Emir’in söyledi eserler sonrasında lokmaların paylaşılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Çankaya, Ali Baba Ziyareti’ni anlattı: İnancımıza sahip çıkmak insanlık görevimiz -VİDEO

    Çankaya, Ali Baba Ziyareti’ni anlattı: İnancımıza sahip çıkmak insanlık görevimiz -VİDEO

    PİRHA-Erzincan Refahiye ilçesinin Pusans köyünde bulunan Ali Baba Ziyareti’nde 60-70 yıl önce köylüler, perşembe günleri mumlar yakıp, lokmalar getirerek niyaz olurlardı. Ancak şimdi ise burada eskisi gibi ritüeller yapılmıyor. AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “Kırsal alanlarda Alevilerin yaşadığını ve ibadet yerlerinin olduğunu belirterek, “Alevi inancının kaybolmaması için çalışmamız gerekiyor, bu bizim insanlık görevimiz” dedi.

    Erzincan Refahiye ilçesinin Pusans köyünde bulunan Ali Baba Ziyareti’nde 60-70 yıl önce köylüler perşembe günleri mumlar yakıp, lokmalar getirerek niyaz olurken, devletin asimilasyon politikalarıyla birlikte ziyarette artık eskisi gibi inançsal ritüeller yapılmıyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Ali Baba Ziyareti’ni anlattı.

    “ALEVİLER BURAYA GELİP İBADETLERİNİ YAPIYORLARMIŞ”

    Ardıç ağacının dibinde taşlarla örülmüş bir ziyaret olduğunu belirten Mehmet Ali Çankaya, “Geçmişte Aleviler buraya gelip ibadetlerini yapıyorlarmış. Duvarla örülen yerde dervişin bir mekânı var, orayı zamanında altın aramak için tahrip etmişler. 60-70 yıl önce burada Perşembe günleri mumlar yakıp, lokmalar getirerek niyaz olurlarmış. 1 yaşına giren çocukların dişleri çıktığında hedik yaparlarmış ve Ali Baba Ziyareti’ne gelerek bunu kutlarlarmış” dedi.

    Çankaya, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Kırsal alanlarda Alevilerin yaşadığını ve ibadet yerlerinin olduğunu dile getirerek, Alevi inancını gençlere sevdirmememiz gerekiyor. Alevi inancının kaybolmaması için çalışmamız gerekiyor, bu bizim insanlık görevimiz.”

    PİRHA/ERZİNCAN

  • 64 yıl aradan sonra Erzincan’ın Pusans köyünde cem tutuldu-VİDEO

    64 yıl aradan sonra Erzincan’ın Pusans köyünde cem tutuldu-VİDEO

    PİRHA- Erzincan Refahiye’ye bağlı Pusans köyünde 64 yıl sonra ilk kez cem yapıldı. Köylülerin yoğun ilgi gösterdiği cemde çerağlar uyandırılarak lokmalar paylaşıldı.

     

    Refahiye’de 64 yıl aradan sonra Pusans köyünde cem tutuldu.  64 yıl aradan sonra bir araya gelen Aleviler, inançlarını, yollarını gençlere, çocuklara aktarmak için gereken çabayı göstereceklerini kaydettiler.

    Erzincan’ın Refahiye  ilçesinde Pusans köyünde 1959 yılından sonra cem tutulmamış. Pusans köyünden Nuri Turgay adlı yurttaşın yıllarca koruduğu bu cem mekanı 64 yıldır erkan görmemiş.

    Pusans ve çevreden çokça yurttaşın yoğun katıldığı cemi Pir Memet Gazi yürüttü. 12 hizmetin yürütüldüğü cemde çerağlar yakılarak lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/ERZİNCAN

     

     

  • Danıştay, İliç’teki altın madeni için mahkemenin kapasite artışı kararını bozdu

    Danıştay, İliç’teki altın madeni için mahkemenin kapasite artışı kararını bozdu

    PİRHA-Erzincan İliç’te Anagold Madencilik tarafından yapılması planlanan “2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi Projesi” için Erzincan İdare Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar Danıştay tarafından bozuldu.

    TMMOB tarafından, İliç’teki altın madeni işletmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2021 yılında verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının iptali istemiyle dava açılmıştı. Erzincan İdare Mahkemesi de hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermişti.

    Erzincan İdare Mahkemesi’nin kararına karşı Danıştay’a temyiz isteminde bulunan TMMOB’nin temyiz istemi kabul edilerek, idare mahkemesi kararı bozuldu.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyonu ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri verilen karara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan okudu.

    “VERİLEN KARAR ERZİNCAN, BÖLGEMİZ VE ÜLKEMİZ İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ”

    Danıştay’ın bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı sonucuna vardığını belirten Uğur Beycan, “Söz konusu karar Erzincan, bölgemiz ve ülkemiz için son derece önemlidir. Uluslararası bir sermaye grubunun yürüttüğü sömürge madenciliği faaliyetinin yarattığı çevresel tehdidin dahi uydurma raporlar ile görünmez kılınmaya çalışılmasına karşı bir set çekilmiştir. Danıştay kararı gereği yeni bir bilirkişi heyetinin belirlenmesi ve keşfin yapılması gerekmektedir. Ayrıca, şirketin yürütmekte olduğu kapasite artırımına yönelik çalışmaların durdurulması gerekmektedir” dedi.

    “İLİÇ’TEKİ ALTIN MADENİ SADECE FAALİYET BÖLGESİ VE ÇEVRESİNİ ETKİLEMEYECEKTİR”

    Altın madeni işletmesinin mevcut halinin yarattığı tehdit daha önce çok defa kendisini göstermişken bir de kapasitenin artırılmaya çalışılmasının asla kabul edilemeyeceğini vurgulayan Beycan, şöyle devam etti:

    “2018 yılında yaşanan asit tankeri kazası ve 21 Haziran 2022 tarihinde meydana gelen siyanür sızıntısı gelecekte yaşanacak ve sonuçları ölçülemeyecek düzeyde olacak olan faciaların habercileridir. Şubat ayında yaşadığımız ve yıkıcı sonuçları hala devam etmekte olan depremlerin Erzincan İliç altın madenini ne düzeyde etkilediği de belirsizdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi İliç altın madeni, büyük depremler üretme potansiyeline sahip bir fay hattının hemen yakınında bulunmakta hatta işletme sınırları içerisinde de fay bulunmaktadır. Onlarca şehri dolanan Fırat Nehri’nin hemen yanı başındaki tehdit sadece faaliyet bölgesi ve çevresini etkilemeyecektir.”

    “ÇOK GEÇ OLMADAN İLİÇ’TEKİ ALTIN MADENİ İŞLETMESİ KAPATILMALIDIR”

    TMMOB ve çeşitli kurum ve kuruluşlarca yürütülmekte olan hukuksal mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını ifade eden Uğur Beycan, “Erzincan ve çevresindeki iller başta olmak üzere, Fırat Nehri’nin geçtiği şehirlerin ve tüm ülkemizin Erzincan İliç’teki sömürge madenciliğine ve bu faaliyetin yarattığı yaşamsal tehdide dur demesi gerekmektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi ortaya çıkan somut çevresel etkiler ve riskler göz önünde bulundurularak, bilimsel ve hukuksal açıdan birçok sorun barındıran ÇED olumlu kararının ve telafisi imkansız zararlara neden olacağı açık olan kapasite artırımı işleminin acilen iptal edilmesi, durdurulması ve işletmenin kapatılması hayati öneme sahiptir. Çok geç olmadan Erzincan İliç altın madeni işletmesi kapatılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Erzincan’da siyanür ve sülfürik asit atmosfere veriliyor!-VİDEO
    -Erzincan İliç’teki altın madeninin siyanür borusu patladı: 20 ton siyanür çevreye yayıldı
    -TMMOB’den İliç’te siyanür sızıntısına tepki: İşletme gecikmeden kapatılmalı-VİDEO
    -‘Siyanürlü maden projesi geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacak’-VİDEO

  • Yeşil Sol Parti Erzincan Milletvekili adayları, köyleri ziyaret etti-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Erzincan Milletvekili adayları, köyleri ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Erzincan Milletvekili adayları Haydar Polat ve Dilber Demir, seçim çalışması kapsamında köylere giderek yurttaşları ziyaret etti.

    14 Mayıs’ta yapılacak seçimler yaklaşırken, Erzincan’da Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor.

    Yeşil Sol Parti Erzincan Milletvekili adayları Haydar Polat ve Dilber Demir, seçim çalışması kapsamında Derebük, Ocakbaşı, Karacalar, Bulanık, Otluk ve Çayıryazı köylerine giderek yurttaşları ziyaret etti.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı

    Usta Ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı

    PİRHA- Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, mersiyeleri topluma kazandıran ve ölümsüzleştiren usta ozan Ali Ekber Çiçek’in Hakk’a yürümesinin bugün 17. yılı. 26 Nisan 2006’da Hakk’a yürüyen Ali Ekber Çiçek, Kaz Dağları eteklerindeki Tahtakuşlar Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandırıp ölümsüzleştiren bu büyük usta Ali Ekber Çiçek, 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu. Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Türk Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.

    Türk Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa sırlandı.

    Dillerden düşmeyen, pek çok sanatçının repertuvarına almak istediği “Haydar Haydar”, “Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”, “Derdim Çoktur Hangisine Yanayım” gibi birçok türkü, Ali Ekber Çiçek sayesinde halk müziğinin klasikleri arasına girdi. Yine klasikler arasındaki “El Vurup Yaremi İncitme Tabip” ve “Yolumuz Gurbete Düştü” gibi birçok türküyü de Ali Ekber Çiçek derledi.

    “LEYLEĞİ KUŞA ÇEVİREREK OKUYORLAR”

    Hayatı 2003 yılında “Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın” adlı belgesele konu olan Ali Ekber Çiçek, bir röportajında “Türk Halk Müziği tekrar popüler oldu, ancak ben bu gelişmeyi hazırcılığa bağlıyorum. Şimdi şöhret olmuş kişiler benim 40-50 yıl önce yazdığım parçalardaki ezgilerin üzerine güfte yapıp söylüyorlar. Bir de bu okuduğum parçalarda leyleği kuşa çevirerek okuyorlar” demişti.

    “Irgat kendi tarlasında canını ortaya koyar, başkasına gelince oyalanır. Biz ırgat değiliz, her yer bizim tarlamız diye bakarız. Sazı elime aldığımda kainat benimle yek vücut olur. Ruhumuz, felsefemiz, varlığımız, benliğimiz neyse onu lisana getiririz. 6,5 milyar insanın hepsine sesleniriz çünkü biz oyuz.” İfadelerinin sahibi de usta ozanımız Ali Ekber Çiçek’tir.

    “Haydar Haydar” eseri, Alevi-Bektaşi inanç ve felsefesinin anlatımına derinlik kazandıran bu örneklerden biridir. Ve inancın uluslararası alanda tanınmasında da bu eserin katkısı büyüktür.

    Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefesleri, deyişleri, devriye, şathiye ve mersiyeleri bizlere kazandıran ve ölümsüzleştiren bu büyük ustanın devri daim olsun diyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erzincan Yalınca Köyü Cemevinden coşkulu Gağan kutlaması-VİDEO

    Erzincan Yalınca Köyü Cemevinden coşkulu Gağan kutlaması-VİDEO

    PİRHA- Erzincan’da bulunan Yalınca Köyü Cemevi, Gağan’ı kutladı. Gağan kutlamasının temsili karakteri olan Kalo Gağan ve Fadikê’nin davul zurna eşliğinde canlandırıldığı performansta lokmalar pay edilerek halaylar çekildi.

    Yalınca Köyü Cemevi, Alevilerde yeni yılı temsil eden geleneksel Gağan bayramını köy içerisinde hane hane dolaşarak coşkuyla kutladı. Çok sayıda kişinin katıldığı etkinlik Gağan’ın temsili karakteri olan Kalo Gağan ve Fadikê’nin davul zurna eşliğinde canlandırıldığı performans ile başladı.

    Haneleri gezen Kalo Gağan ve Fadikê karakterleri kapısını çaldığı her evden un, şeker gibi lokmalar topladı. Köylülerin coşkuyla karşıladığı Gağan kutlamasında davul zurna eşliğinde halaylar çekildi.

    Kırmanck diyaloglarla halkla buluşan Kalo Gağan ve Fadikê karakterleri renkli görüntüler ortaya çıkardı. Köylülerin coşkuyla karşıladığı Gağan kutlaması çok sayıda kişi çektiği halaylar sonrasında lokmaların pay edilmesi ile son buldu.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Ozan Özkani: Bir de geriye baktım ki bu işte 50 yıl olmuş-VİDEO

    Ozan Özkani: Bir de geriye baktım ki bu işte 50 yıl olmuş-VİDEO

    PİRHA – Süleyman Özkan, “Kültürümüzün simgesi” olarak ifade ettiği bağlama yapımı için 50 yıl emek verdi. Enstrüman olarak bağlamanın dünü ve bugününü değerlendiren Özkan “Bağlamayı çoban değneği gibi tutan sanatçılarımız var, onlara kızarım. Bağlama bir gönül aletidir, ihtimamla koruyup gezdireceksin” diye konuştu.

    Mamak ilçesi, Tuzluçayır semtinde küçük bir atölyede bağlama imalatı yapan Süleyman Özkan, zanaatında 50 yılı geride bıraktı. Bağlama imalatının yanı sıra müzik icracısı da olan Özkan, “Ozan Özkani” mahlası ile şiirler yazıp beste de yapmakta.

    Bütün tahsilini Ankara’da yaptığını belirten Süleyman Özkan, aynı zamanda kamudan emekli. “Bağlama yapım işine kamudaki görevime başlamadan evvel başlamıştım” diyen Özkan, Malatyalı Mehmet Ali Alpay usta ile tanışma ve ardından gelen serüveni şu sözlerle anlattı:
    “Babam Hasan Özkan da aşıktır. Doğdum ve onun güzel nağmeleri ile büyüdüm. Zaman içinde başka güzel üstatları da tanıdık. Babam Hasan Özkan’ı çevresindeki insanlar çok severlerdi. Bir gün bir topluluk içinde benden birkaç yaş büyük bir dost ile diğerleri babamdan söz ediyorlardı. Babamın birçok enstrüman çaldığından bahsediyorlardı. Sonra bana dönüp ‘Süleyman sen ne çalıyorsun?’ diye sordu. O anda çok üzüldüm.

    Babam, daha evvel bizi bağlama çalıp öğrenmemiz konusunda zorlamıştı. ‘Bu bizim kültürümüz’ şeklinde sözleri olmuştu.

    O gün arkadaşımdan o soruyu alınca çok utandım. Ardından eve gittim, defteri bir kenara attım ve bağlamayı elime aldım. Ama bağlamayı bir türlü tutamıyorum; sürekli kucağımdan düşürüyorum. Babam da aletlerine çok özen gösteren biri. Eski bağlamalarda kılıf yoktu, siyah bir bezin içinde, altını düğümle bağlayıp asarlardı. Bağlamasını indirip çalmaya çalışıyordum ama akort sürekli bozuluyor. Yapayım derken telini kırıyorum. Bu arada babam bakıyor ki sazın kılıfının altındaki düğüm değişmiş. Bağlamanın telini kırdığımda Mehmet Ali Alpay ustanın yanına değiştirmek için koşuyordum. İşte böylece bir serüven başladı. Böyle gidip gelirken ağaç işlerine de zaten ilgim vardı. Bu arada bağlamanın nasıl yapıldığına dair de bir merakım oluştu.”

    “İLK BAĞLAMAMI DUVARA ASTIM VE SEVİNÇTEN BİR HAFTA UYUYAMADIM”

    Süleyman Özkan, ilk bağlamasını yapma sürecini ise şu sözlerle anlattı:
    “Eskiden kışlık yakacakları ardiyelerden kütük halinde alırdık. O ara kömürlüğe indim bir küçük çam kütüğü buldum. Onu babamın keseriyle şekillendirdim. Ardından Mehmet Ali Alpay’ın dükkanına giderek bir takım aletlerle tıraş ettim. Erzincanlı Hüseyin Tavşancı isimli daha eski bir usta vardı. Mehmet Ali Alpay da dükkanını ondan satın almıştı. Benim bu yapmaya çalıştığım bağlamaya şöyle bir bakıp ‘Ulan oğlum sen daha evvel bu işi yaptın mı?’ diye sordu. İlk defa yaptığımı söyleyince ‘aferin sende iş var’ deyince bana da bir şevk geldi. Artık o gün o mesleğin içinde kendimi buldum. Kısacası ilk bağlamam çam kütüğünden, budakları olan bir enstrüman oldu. Bitiminde onu yatak odamda başucuma astım ve sevinçten bir hafta uyuyamadım.
    Bir arkadaşım, yaptığım bağlamayı kendisine satmam konusunda ısrar etti. Ben de satın almasın diye çok yüksek rakamlar söylüyorum ancak hemen parayı önüme koydu ve sazı kapıp gitti. Bunun üzerine çok üzüldüm. Sonrasında Mehmet Ali Alpay, beni kendi yanına çağırıp ‘Gel sen bu işi beceriyorsun, bana yardım et’ dedi. Ardından iş büyüdü, çevre genişledi ve o arada yüksekokulu da bitirmiş oldum. Bu arada araştırmacı yanım da vardır. Kim daha güzel yapıyor diye bilimsel yanlarını da araştırarak halen çalışmalarım devam ediyor. Bir de geriye baktım ki bu işte 50 yıl olmuş.”

    BİLİMSEL ÇALIŞMANIN ÖNEMİ!

    Süleyman Özkan, günümüz bağlama imalatında yeni teknikler geliştiğine de vurgu yaparak bilimsel çalışmanın önemine değindi. Özkan “Yeni buluşlara açık olan, bilimsel çalışanlar bu enstrümanı şüphesiz ki daha güzel yapıyor. Evvelden reçineden olan komalak cila kullanırdık. İspirto katıp kıvamına getirir elimizle günlerce sürerdik. Bu cilayı oyma teknelere kullanırdık. Şimdi ise yaprak tekneler daha çok gündeme geldi. Onlar da ise komalak cila uygun düşmüyor. Araştırmalar sonucunda polyester cila daha uygun oluyor. Tabii polyester cilanın zahmeti tozu daha çok” diye konuştu.

    “BAĞLAMA BİR GÖNÜL ALETİDİR”
    Süleyman Özkan, enstrüman olarak bağlamaya günümüzde verilen değeri de yorumladı. “Bu bir kültür meselesi” diyen Özkan, “Doğadan harcı alıp onu kendi amacımıza göre dönüştürüyoruz. Bağlamayı çoban değneği gibi tutan sanatçılarımız da var, onlara kızarım. Bağlama bir gönül aletidir, ihtimamla koruyup gezdireceksin. Çünkü o bağlamaya bir yığın emek verilmiştir. Bağlama kültürümüzün simgesidir. Bin yıllardır Anadolu’nun kültürünü yansıtır” dedi.

    “TAM HAKKINI VE DEĞERİNİ BULMUYOR”
    Özkan bağlamanın gerekli kıymeti bulmadığını da ifade ederek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
    “Bağlama genelde Alevilerin kullandığı bir müzik aletidir. Yeni gençlerimizde çok iyi icra edenler var. Ben bağlamayı kutsuyorum ancak tapmıyorum. Günümüzde değersiz bir eşya gözüyle bakanlar da var. Yani sözün özü tam hakkını ve değerini bulduğunu zannetmiyorum. Bağlama için emek vermiş birçok dedelerimiz, ozanlarımız, üstatlarımız var. Eski çağlardan günümüze bu güzel kültürü getirmişler ancak devletin belli bir politikası var. Var etmeye değil yok etmeye çalışıyorlar.
    Bizim her şeyimizde bağlama var. O nedenle bu bağlama cenaze erkanlarında da olabilir. Bizler her şeyimizi bağlamayla çalıp dile getiriyoruz. Aslında bağlama geniş, evrensel bir çalgıdır. Dünya enstrümanı haline gelebilir, geliştirilebilir. Bu da bilimsel olarak çalışmalar sonucunda gerçekleştirilebilir. Benim de bu konuda tasarladığım birkaç projem var. Örneğin sazın gövdesinden dahi ses ararlar. Neşet Ertaş da uzun sap kullanırdı. La sap… O da kendi atalarından gördüğü melodileri göğüse 5-6 perde atarak çalardı. Şimdi ben çalışmalarımda o göğüsteki sesleri sapa topladım. Enstrümanda genetik değişiklik yaptım. Ama henüz piyasaya bundan bir tane sunamadım. Ama bu düşüncemi açtığımda karşı çıkan bazı dostlarım da var. Ama zaten güzellik, karşı çıkmalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Metalürji Mühendisi Küçük: Çöpler Altın Madeni, İliç’te büyük yıkıma sebep oldu-VİDEO

    Metalürji Mühendisi Küçük: Çöpler Altın Madeni, İliç’te büyük yıkıma sebep oldu-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’nin dört bir tarafı madencilik projeleriyle çevrilmiş durumda ve madencilik projeleriyle birlikte doğa her geçen gün daha fazla tahrip ediliyor. İliç’te kimyasallar kullanılarak yaşam alanlarının yok edildiğini belirten Metalürji Mühendisi Cemalettin Küçük, “İliç’te sülfirik asit tankları kentin içerisinde devrildi, siyanür sızıntısı yaşandı ve kapasite artırımı ile birlikte bundan sonraki süreçte daha büyük tehlikeler yaşanacak” dedi.

    Türkiye’nin dört bir tarafı madencilik projeleriyle çevrilmiş durumda ve madencilik projeleriyle birlikte doğa her geçen gün daha fazla tahrip ediliyor.

    Erzincan İliç’te siyanür sızıntısına yol açan Çöpler Altın Madeni’nin kapatılması için yapılan çağrılar devam ederken, Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler bölgesinde, atık havuzundan siyanür sızdığı şikâyetinin ardından 21 Haziran 2022’de faaliyetine son verilen altın madeni, 23 Eylül’de yeniden açılmıştı.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Amerika ve Kanadalı Anagold Madencilik ile Çalık Holding’in ortağı olduğu Çöpler Altın Madeni’nin insanlar, hayvanlar ve çevre için nasıl bir tehdit oluşturduğunu Metalürji Mühendisi Cemalettin Küçük ile konuştuk.

    “KAPASİTE ARTIRIMI İLE BİRLİKTE DAHA BÜYÜK TEHLİKELER YAŞANACAK”

    Erzincan İliç’te bulunan Çöpler Altın Madeni projesinin Türkiye ve Avrupa’da ki en büyük proseslerden bir tanesi olduğunu belirten Cemalettin Küçük, “Fırat Havzası’nın tam ortasında bitki örtüsünün kaldırılması, toprak sıyırması, patlatmaların yapılması, madencilik faaliyetinin yürütülmesi, pasanın taşınılıp depolanması, platasyon işleminin yapılması, kavurma kalsinasyon işleminin yapılması ve atık havuzunda depolama gibi 9-10 çeşit büyük prosesin olduğu büyük bir tesis” dedi.

    “ÇÖPLER ALTIN MADENİ İLİÇ’TE BÜYÜK YIKIMA SEBEP OLDU”

    “Toprağın, havanın ve suyun yani kısacası bütün yaşam alanlarının kimyasallar kullanılarak yok edilmesi söz konusu” diyen Küçük şöyle devam etti:

    “Hiçbir şekilde kimyasallar kullanılmasa bile çok yoğun bir şekilde bir yıkıma sebebiyet vereceği ortaydayken bu saatten sonra altın işletmeciliği halk sağlığını etkiler mi, çevreyi kirletir mi tartışmalarının olması doğru değil. Uşak’ta, Gümüşhane’de, Bergama’da, Volkan Dağları’nda, Kütahya’da altın madenciliğinin yaşadık ve bütün bunlar yaşanmışken her yerde hayvanlar ve insanlar zehirlenmişken, sağlık sorunları ortaya çıkıp, coğrafyalar yıkılıp, sular kirlenmişken bu projelere dur denilmesi lazım. Çöpler Altın Madeni İliç’te büyük bir yıkıma sebebiyet verdi. Bölgede arıcılık, tutulum peyniri ve cevizler bitmiş durumda. İliç’te sülfirik asit tankları kentin içerisinde devrildi, siyanür sızıntısı yaşandı ve kapasite artırımı ile birlikte bundan sonraki süreçte daha büyük tehlikeler yaşanacak. İliç, Fırat Havzası’nın ortasında olduğu için sadece orada yaşayanlar değil bütün bölge etkilenecek” dedi.

    Cihan BERK/ERZİNCAN

  • ‘Siyanürlü maden projesi geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacak’-VİDEO

    ‘Siyanürlü maden projesi geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacak’-VİDEO

    PİRHA-TMMOB tarafından, İliç’te Anagold Madencilik tarafından işletilen altın madeninin kapasite artışı için verilen ÇED Olumlu Kararı’na karşı açılan davanın duruşması Erzincan İdare Mahkemesinde görüldü. Duruşma sonrasında Makina Mühendisleri Odası Erzincan Temsilciliği’nde yapılan açıklamada, “ÇED olumlu kararının ve telafisi imkânsız zararlara neden olacağı açık olan kapasite artırımı işleminin acilen iptal edilmesi, durdurulması ve işletmenin kapatılması hayati öneme sahiptir” denildi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından, İliç’te Anagold Madencilik tarafından işletilen altın madeninin kapasite artışı için verilen ÇED Olumlu Kararına karşı açılan davanın duruşması Erzincan İdare Mahkemesinde görüldü. Mahkeme tarafından verilen karar 15 gün içerisinde açıklanacak.

    Duruşma sonrasında Makine Mühendisleri Odası Erzincan Temsilciliği’nde açıklama yapıldı. Açıklamaya, TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, Metalürji Mühendisi Cemalettin Küçük, Türkiye Barolar Birliği Çevre Komisyonu’ndan Gökhan Halis, Elif Özer, Barış Yıldırım, HDP PM Üyesi İbrahim Kasun, Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Özen Meral Uç, EMEP Erzincan İl Başkanı Haydar Polat, Sivas-Erzincan Tabip Odası, Erzincan Ziraat Odası Başkanı Tamer Geyik ve Sedat Cezayirlioğlu katıldı. Açıklamayı TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül okudu.

    “ÇED OLUMLU KARARI TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLARA NEDEN OLACAK”

    Siyanürlü maden işletmeciliğine ilişkin projenin  çevre ve insan sağlığı üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacağını belirten TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “Ortaya çıkan somut çevresel etkiler ve riskler göz önünde bulundurularak, bilimsel ve hukuksal açıdan birçok sorun barındıran ÇED olumlu kararının ve telafisi imkânsız zararlara neden olacağı açık olan kapasite artırımı işleminin acilen iptal edilmesi, durdurulması ve işletmenin kapatılması hayati öneme sahiptir. Bu proje faaliyete başladığı yıllardan itibaren buradaki doğal çevrenin tahribata uğramasına, tarımsal faaliyetlerin hayvancılığın zarar görmesine yol açan yürütülen sömürge madenciliği ile ülkemizin kaynaklarının yabancı şirketlere aktarılmasına yol açan bir projedir. Siyanürlü altın işletmeciliği niteliği itibari ile çevre açısından çevre ve insan sağlığı açısından göze alınamayacak riskler barındıran, risk unsurunun ön planda olduğu bir yöntemdir” dedi.

    “ÇED SÜRECİNİN YÜRÜTÜLME BİÇİMİ HUKUKA AYKIRI”

    ÇED sürecinin yürütülme biçiminin hukuka aykırılıklar ve ihlallerle dolu olduğunu vurgulayan Gül, şöyle devam etti:

    “ÇED Raporunda, çevresel etki değerlendirmesi sürecinin temelini oluşturan çevresel süreçlere katılım hakkının göz ardı edilmiştir. Faaliyetin parçalanarak çevre mevzuatına ve çevresel etki değerlendirmesi ile hedeflenen amaca aykırı biçimde farklı ÇED süreçlerine konu edilmiş ve böylece de etkilerinin sınır değerlerin altında gösterilmiştir. Pek çok etki değerlendirme dışı tutulduğu, bilimsel ve teknik terminolojiden uzak, güvenirliği olmayan bir rapora dayalı bu süreç bütünüyle hukuka aykırılık taşımaktadır. Umuyoruz ve diliyoruz ki mahkeme tüm bu hukuksuzluklar karşısında kamu yararını, bilimsel ve teknik esasları daha fazla göz ardı edemeyecek ve tüm toplumu ilgilendiren bu davada sermayeden yana değil bilimden, hukuktan ve halktan yana karar verecektir. Ne karar verilirse verilsin bu sürecin takipçisi olmaya; bilimi ve tekniği, emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ERZİNCAN

  • İliç’te siyanür sızdıran maden şirketinin önünde protesto: Fırat siyanür akmasın-VİDEO

    İliç’te siyanür sızdıran maden şirketinin önünde protesto: Fırat siyanür akmasın-VİDEO

    PİRHA-Doğa severler, Erzincan İliç’te doğaya siyanür sızdıran maden şirketinin İstanbul’da bulunan binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada maden kapasite artışının gerçekleştirilmemesi ve ÇED olumlu kararının iptal edilmesi talep edildi. Polis, şirket binası önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, basın metni sokağın başında okundu.

    Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler bölgesinde, atık havuzundan siyanür sızdığı şikayetinin ardından 21 Haziran 2022’de faaliyetine son verilen altın madeni, 3 ay sonra yeniden açılmıştı. Madendeki kapasite artışının yapılmaması ve ÇED olumlu kararının iptal edilmesi için doğa severler bugün Çalık Holding’in İstanbul Zincirlikuyu’daki binası önünde bir araya gelerek açıklama yaptı.

    “BASRA KÖRFEZİ’NE KADAR BİR ALANI TEHDİT ETMEKTEDİR”

    Polis bina önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, doğa severler açıklamayı binanın bulunduğu sokağın başında okudu. Aslı Kahraman Eren‘in okuduğu basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Erzincan İliç’te çöpler altın madeni alanının genişletilmesini istemiyoruz. Türkiye’nin ikinci en büyük altın madeni sahası olan Erzincan’ın İliç ilçesinde faaliyet gösteren Çöpler Altın Madeni alanı 3 kat daha genişletilmek isteniyor. 66 milyon ton siyanürü buharlaştırarak atmosfere verecek olan, doğamızı ve sağlığımızı hiçe sayan bu kapasite artışını istemiyoruz. Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni 2010 yılından beri, Kanadalı Anagold Şirketi ve Türk ortağı Çalık Holding ile beraber yürüttüğü vahşi altın madenciliği faaliyetleri ile kadim coğrafyamızı yaşanmaz hale getirmektedir. Basra Körfezi’ne kadar etkisi olabilecek bir alanı tehdit etmektedir.

    Karadeniz sınırlarındaki tüm şehirleri etkisi altına alan ve kazanın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen etkilerinin devam ettiği, kanser oranlarının artışına sebep olan Çernobil vakasının ikinci versiyonu Fırat havzası üzerinde, yaşanan siyanür kazaları ve aktif siyanür kullanımı ile İliç’te de yaşanacaktır! Çöpler Altın Maden sahası Kaz Dağları’ndaki 350 bin ağacın katledildiği altın
    maden sahasının üç katı büyüklüğünde! 1.746,52 hektar gibi büyük bir alanı kaplayan Çöpler Altın Madeni Kompleksi, Ekim 2021’de onaylanan Çed (Çevre Etki Değerlendirme) raporu ile ikinci kez kapasite artırımı izni almıştır!

    “ÇED OLUMLU KARARI İPTAL EDİLMELİDİR”

    TMMOB’un ÇED Olumlu kararının iptali davasının 13 Nisan 2022’de keşif ve bilirkişi incelemesi olmuştu, bugün 30 Kasım 2022 saat 10.30’da şu anda bu iptal davasının duruşması görülüyor Erzincan İdari Mahkemesi’nde. Bizler doğa ve yaşam savunucuları olarak Çed olumlu kararının iptal edilmesini ve kapasite artışının asla gerçekleşmemesini istiyoruz ve bu talebimizi Anagold madenciliğin Türk ortağı Çalık grubunun Holding binası önünde de yüksek sesle bir kez daha konunun muhatabına haykırmak için bulunuyoruz!

    Anagold Şirketi’nin Ankara ana merkez ofisi binasında da benzer bir eylem bu saatler itibariyle yapılmaktadır. Bugün Erzincan’da Çed olumlu kararının iptal davası görülen kapasite artışı gerçekleşirse sülfürik asit kullanımının yıllık 9 bin tondan 122 bin tona, siyanür kullanımının ise yıllık 7 binden 11 bin tona çıkarılacaktır! Şu anda 197 futbol sahası büyüklüğündeki siyanür ve sülfürik asitli atık havuzu 600 futbol sahası büyüklüğüne ulaşacaktır!

    “KAPASİTE ARTIŞINA İZİN VERİLMEMELİDİR”

    Türkiye’nin en büyük su toplama havzasına sahip Fırat Nehri’ni besleyen Karasu’nun yanı başındaki maden hali hazırdaki büyüklüğü ile bile su kaynakları için açık bir tehdit unsuru iken daha da büyütülmesi düşünülmemelidir! On Binlerce insanın hayatını kaybettiği 1937 Erzincan depremini yaşayan bölgenin birinci dereceden deprem bölgesi iken, fay hattına bu kadar yakın bir alanda bu çaplı bir kapasite artışı olası bir depremi büyük bir felakete dönüştürmek demek olacaktır, bu kapasite artışına izin verilmemelidir!

    Geçtiğimiz yaz aylarında yaşanan siyanür sızıntılı kazalar da gösterdi ki Çöpler Altın Madeni tüm Fırat’ı ve dolayısıyla Fırat Nehri’nin ulaştığı sınırlarımız dışındaki tüm bölgeyi tehdit etmektedir! Uluslararası bir eko kırım suçu işlenen bu madenin değil kapasite artışına gitmesi, tamamen kapatılması, doğa ve yaşam için bir tehdit olmasının önüne geçilmesi gerektiğini buradan madenin Türk ortağı Çalık grubuna bir kez daha haykırıyoruz!

    Doğa ve yaşam savunucuları bu insan hakları ihlali sayılacak suçun durdurulması için sonuna kadar mücadele edecektir! Bugün Erzincan İdari Mahkemesi’nin de bu suça ortak olmamak için adaletli bir karar vermesini umuyoruz! Fırat siyanür akmasın, İliç madenin yuttuğu bir kasaba olmaktan kurtulsun, üzerinde kuş bile uçmayan siyanürlü atık havuzları sonsuza dek kapatılsın tüm mücadelemiz bunun içindir.”

    DOĞA DERNEKLERİNDEN DESTEK

    Açıklamaya destek veren kurumlar ise şöyle:

    “Ar-Çep, Ar-tur Çevre Platformu, Bakırtepe Çevre Platformu, Biga Ekoloji Ve Yaşam Platformu, Burhaniye Çevre Platformu, Burhaniye Ekoloji Gönüllüleri, Disder Doğa İçin Sanat Derneği, Divriği Yaşam ve Doğa Platformu, Doğanın Çocukları, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi, Ekoloji Derneği, İkizdere Dernekler Federasyonu, İklim Adalet Koalisyonu, İliç Doğa ve Çevre Platformu, Karakoçan Dayanışma İnisiyatifi, Kazdağları Ekploji Platformu, Kazdağları Kardeşliği, Kemaliye ve Köyleri Çevre Platformu, Malatya Çevre Platformu, Marmaris Ekolojik Mücadele, Munzur Çevre Derneği, Tarlabaşı Dayanışma, Türkiye Geneli Doğa ve Çevre Platformu, Validebağ Direnişi, Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği, Yaşam ve Dayanışma Yolcuları, Yeryüzü Ekoloji Kolektifi”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • İliç’te doğaya siyanür sızdıran maden şirketinin binaları önünde açıklama yapılacak

    İliç’te doğaya siyanür sızdıran maden şirketinin binaları önünde açıklama yapılacak

    PİRHA-Erzincan’ın İliç ilçesinde siyanür sızıntısı nedeniyle 16,4 milyon lira ceza kesilip faaliyeti durdurulan ama daha sonra tekrar açılan madenin İstanbul ve Ankara’daki şirket binaları önünde yarın saat 10.30’da basın açıklaması yapılacak. 

    Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler bölgesinde, atık havuzundan siyanür sızdığı şikayetinin ardından 21 Haziran 2022’de faaliyetine son verilen altın madeni, 3 ay sonra yeniden açılmıştı.

    Havuzdan sızan siyanürün Fırat nehrine karıştığı iddia edilirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 16,4 milyon lira ceza kestiği madeni işleten Anagold firması ‘gerekli iyileştirmeleri’ yaptıklarını ve yeniden faaliyete başlamak için onay aldıklarını duyurmuştu.

    Madendeki kapasite artışının yapılmaması ve ÇED olumlu kararının iptal edilmesi için doğa severler yarın Çalık Holding’in İstanbul Zincirlikuyu’daki binası ile Anagold Madenciliğin Ankara Çankaya’daki binası önünde saat 10.30’da bir araya gelerek, açıklama yapacak.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Çiftay maden işçileri aylardır promosyon haklarının ödenmesini bekliyor

    Çiftay maden işçileri aylardır promosyon haklarının ödenmesini bekliyor

    PİRHA-Aylardır banka promosyon haklarının ödenmesini bekleyen Erzincan’ın İliç ilçesinde faaliyet gösteren Kanada merkezli Anagold şirketine bağlı taşeron Çiftay Altın maden işçileri yaptıkları açıklamada “İşverenimiz Çiftay İliç Şantiyesi Müdürlüğü yönetimi ve üst işverenimiz Anagold’a sorunları daha da büyütmeden hakkaniyet ölçüleri içerisinde görüşerek çözümlemeye davet ediyoruz”  ifadelerini kullandı.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde altın madeni faaliyeti yürüten Kanada merkezli Anagold şirketine bağlı taşeron Çiftay Altın maden işçileri, yazılı bir açıklama yaparak banka promosyon haklarının ödenmesi için başlattıkları mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti.

    “NE KADAR, NE ZAMAN PROMOSYON ALACAĞIZ BELLİ DEĞİL”

    Bazı işçilerin, işten çıkarılma tehdidine maruz bırakıldığının belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Erzincan İliç ilçesindeki Anagold Altın Madeni şirketinin alt işvereni olan Çiftay Madencilikte çalışan 900 işçiyiz. Aylardan bu yana sabırla banka promosyon hakkımızın ödenmesi için işveren yetkililerimizle görüşmeler yaptık. Ancak bugüne kadar net bir gelişme kaydedilmedi. Ne kadar, ne miktar promosyon alacağız ve ne zaman ödenecek hala belli değil. Başka kurum ve işletmelerle kıyaslandığında bize teklif edilen bedellerin çok düşük olduğuna ilişkin itirazlarımız sonucunda birkaç haftadan bu yana en son üç yıllığına toplam 6 bin 250 lira rakamları telaffuz edildi.

    Bu rakamın çok yetersiz olduğu ve kabul etmemekte kararlı oluşumuz üzerine bugünden başlayarak bazı arkadaşlarımız işten atılmaya kalkışıldı. Öncelikle hakkımızı her aradığımızda işten atılma tehdidini kabul etmeyeceğimizi, bu haksız ve orantısız dayatmalar karşısında işyerindeki tüm arkadaşlarımızla birlikte tüm yasal karşı koyma hakkımızı kullanacağımız konusunda kararlı olduğumuzun bilinmesini isteriz.

    Ayrıca hak ve nefaset ölçülerinde başta promosyon hakkımız olmak üzere tüm alacaklarımızın peşini bırakmamakta tüm işçiler, İliç halkı ve tüm emek dostlarıyla mücadele etmekte kararlıyız. İşverenimiz Çiftay İliç Şantiyesi Müdürlüğü yönetimi ve üst işverenimiz Anagold’a sorunları daha da büyütmeden hakkaniyet ölçüleri içerisinde görüşerek çözümlemeye davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’nin ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası Erzincan’da anlatıldı

    HDP’nin ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası Erzincan’da anlatıldı

    PİRHA-HDP’li heyet, ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası kapsamında Erzincan’da Alevi kurumlarını ziyaret etti. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5 Mayıs itibari ile başlattığı ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyasını sürdürüyor. HDP, söz konusu çalışmayla birlikte Alevilerin taleplerinin yer aldığı bir de kitapçık hazırladı. Ülkenin dört bir yanına geziler düzenleyen HDP’liler, yurttaşlara kampanyalarını anlatmaya devam ediyor.

    HDP Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir ve HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen Erzincan’da, ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyası kapsamında Erzincan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şubesi, Erzincan Dersimliler Derneği, Yalınca Köyü Cemevi, Geçit Beldesi Cemevi ve Ulalar Cemevi’ni ziyaret ettiler.

    Erzincan’da yapılan ziyaretlerde Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası anlatılıp, Alevi gündemi değerlendirildi.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Fırat Nehri’ne siyanür sızdıran maden şirketi faaliyetlerine yeniden başladı

    Fırat Nehri’ne siyanür sızdıran maden şirketi faaliyetlerine yeniden başladı

    PİRHA-Erzincan’ın İliç ilçesinde faaliyet gösteren ve havuzundan sızan siyanürün Fırat Nehri’ne karıştığı belirtilerek  3 ay önce faaliyetine son verilen Anagold firması faaliyetlerine yeniden başladıklarını duyurdu.

    Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler bölgesinde, atık havuzundan siyanür sızdığı şikayetinin ardından 21 Haziran 2022 tarihinde faaliyetine son verilen altın madeni 3 ay aranın ardından yeniden açıldı. Havuzdan sızan siyanürün Fırat Nehri’ne karıştığı iddia edilirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 16,4 milyon lira ceza kestiği madeni işleten Anagold firması gerekli iyileştirmeleri yaptıklarını belirterek, yeniden faaliyete başlamak için onay aldıklarını duyurdu.

    ŞİRKET, FAALİYETLERİNE DEVAM ETTİĞİNİ DUYURDU

    Anagold Madencilik’ten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Çöpler Madeni, ilgili bakanlıklar ve kamu kurumları tarafından belirlenen gerekli iyileştirme girişimlerini tamamladığına dair resmi onayları aldı. Bu iyileştirmeler, 21 Haziran’da meydana gelen olayın olası tekrarlamasını önlemek için ek koruma sağlamak üzere tasarlandı. İstenilen iyileştirilmelerin tamamlanmasıyla Anagold Madencilik, 21 Haziran’daki döküntüye yol açan koşulları ele aldı. Çöpler Madeni’ne 23 Eylül 2022 itibariyle yeniden faaliyete başlaması için onay verildi. Çöpler maden ekibi, yeniden faaliyete başlama döneminde ilgili Bakanlıklar ve Kamu Kurumları ile yakın temasta bulunmaya devam edecek.

    Çöpler Madeni, madenciliğin zirve noktası olarak kabul edilen ulusal ve uluslararası standartlara sahip üretim teknikleriyle 12 yıldır faaliyet gösteriyor. Madenimiz, açıldığı günden bu yana dünya standartlarındaki en üst seviye yönetmelikler ve yönergelere uyumlu bir şekilde çalışıyor. Aynı zamanda halihazırda üst seviyede olan çalışma sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerimiz; yaşanan olay sonucunda insan ve çevre sağlığı açısından daha da iyileştirildi. Bu kapsamda tüm kontrol sistemimiz, olaydan önceki sisteme kıyasla daha da hassas hale getirildi. Ayrıca şiddetli yağış gibi olağandışı durumlarda yüzeydeki suyu toplamak için 2.100 m3’lük yağmur suyu (yüzey suyu) toplama havuzu inşa edildi. Tüm girişimler, Bakanlık temsilcilerinin gözetimiyle ve görüşleriyle tamamlandı. Anagold Madencilik, diğer ülkelerdeki maden sahalarında olduğu gibi Çöpler bölgesinde de Türkiye ve uluslararası mevzuatlar ve standartlar çerçevesinde, insan sağlığına ve çevresel sürdürülebilirliğe uygun şekilde faaliyetlerini sürdürüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 84. Yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Ülkenin her tarafında katliamların yaşandığını vurgulayan Alevi kurum başkanları, katliamlar yaşanmasının nedenin tekçi, ırkçı anlayış olduğunu vurguladılar. 

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Zini Gediği İnisiyatifi, HDP Erzincan İl Örgütü, EMEP Erzincan İl Örgütü, CHP Erzincan İl Örgütü, PSAKD Erzincan Şubesi, Eğitim-Sen Erzincan Şubesi ve Erzincan Dersimliler Kültür Derneği katıldı.

    Anma programında ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Program Kureyşan Ocağı’ndan Derviş Erdemin okuduğu gülbeng ile başladı.

    Zini Gediği İnisiyatifi adına anma programının açılış konuşmasını yapan Kenan Düzgünkaya, “8 Ağustos 1938’de herhangi bir sorgulama ve yargılama olmadan köylerinden toplanan 100’e yakın insan aç, susuz bir halde saatlerce yürütülerek Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildi” ifadelerini kullandı.

    “TARİHİMİZİN KATLİAMLAR TARİHİ OLMASI TESADÜFİ DEĞİL”

    Ülkenin her tarafında katliamların yaşandığını vurgulayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Katliamlar yaşanmasının nedeni tekçi, ırkçı anlayış. Bu topraklar içerisinde herkes Türk ve Sünni olacak, bunun dışındaki bütün kimlikleri tanımayan bir devlet üst aklı var. Tarihimizin katliamlar tarihi olması tesadüf bir durum değil, artık katliamları anmaktan başka bir şey yapamaz durumdayız” dedi.

    “BİZİ YOK SAYAN TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Bu topraklarda yaşanan katliamların tek nedeninin kendi dışında herkesi yok sayan anlayış olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Tekçi, inkârcı anlayış bu ülkede 84 yıldır iktidarda ve iktidarda olmaya da devam ediyor. 84 yıl önce inancından dolayı katledilen atalarımıza saygıdan dolayı kendi inancımızdan ödün vermeyeceğiz, kimseye benzemeyeceğiz ve kimseye de benzeşmeyeceğiz. Biz bugün kendi inancımızdan uzaklaştık, bizi yok sayan tekçi, ırkçı anlayışa karşı birlikte mücadele etmeliyiz” diye belirtti.

    “ÖRGÜTLENMEDİĞİMİZ SÜRECE KATLİAMLARI YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Örgütlenmedikleri sürece katliamları yaşamaya devam edeceklerini söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de, “Niçin katlediliyoruz, niçin sürekli baskıya, şiddete, ayrımcılığa uğruyoruz sorularının yanıtını bulmak zorundayız. Çünkü biz bu zihniyetin değişiminden yana olanlarız” diye konuştu.

    Anma, konuşmaların ardından lokmalar pay edildikten sonra sona erdi.

    PİRHA/ERZİNCAN

     

  • Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan Kılıçkaya köyünde anılacak-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan Kılıçkaya köyünde anılacak-VİDEO

    PİRHA-1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anılacak. Zini Gediği Katliamı’nın Dersim Katliamı’nın bünyesinde gerçekleşen katliamlardan birisi olduğunu söyleyen Hasan Ali Düzgünkaya, “Mağduriyetimizle alakalı adaletin yerine getirilmesi ve devletin özür dileyip anıt mezar yapılması için engellemelerin yapılmamasını istiyoruz” dedi.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan bir dağ köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan yaklaşık 100 köylü, saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

    Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti. Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde saat 16.00’da anılacak. Anmaya, Alevi kurum temsilcileri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve çok sayıda yurttaş katılacak.

    “ADALETİN YERİNE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Zini Gediği Katliamı’nın Dersim Katliamı’nın bünyesinde gerçekleşen katliamlardan biri olduğunu söyleyen Hasan Ali Düzgünkaya, “Çevre köylerden toplanan insanlar Kılıçkaya’da bulunan ahırda toplanarak Zini Gediği’ne götürülerek katlediliyor. Mağduriyetimizle alakalı adaletin yerine getirilmesi ve devletin özür dileyip anıt mezar yapılması için engellemelerin yapılmamasını istiyoruz” dedi.

    PİRHA/ERZİNCAN