PİRHA – Her dönem artan kadın katliamlarını Sultangazi’de yaptıkları yürüyüşle protesto eden Nuri Pakdil Anadolu Lisesi’nin kadın öğrencileri, yürüyüşün ardından tepkilerini dile getirerek, “292 kadın öldü. Bunlar bitmiyor. Hala daha o videonun altına saçma sapan yorumlar yapılıyor. Erkekler kendine sahip çıkacak” dedi.
İstanbul’da Semih Çelik isimli erkek, önce Eyüpsultan’da Ayşenur Halil’i yarım saat sonra da Edirnekapı surlarında da İkbal Uzuner’i vahşice katletmişti. Kamuoyunda büyük tepkiler toplayan katliamı ve her dönem artan kadın katliamlarını Sultangazi Nuri Pakdil Anadolu Lisesi’nde okuyan kadınlar, Sultangazi’de yaptıkları yürüyüşle protesto etti. Kadınlar, yürüyüş boyunca ‘yaşamak istiyoruz’ sloganı attı.
“ERKEKLER KENDİNE SAHİP ÇIKACAK!”
Yürüyüşün ardından kadınlar, tepkilerini şöyle dile getirdi:
“Bu kadın her gün, her geçen gün ölüyor. Ve kimse, polisler de dahil ses çıkarmıyor. 292 kadın öldü. Burada bütün kadınların ismi yazıyor ama bunlar bitmiyor. Sokağa çıkamıyoruz. Hala daha o videonun altına ‘kadın o saatte dışarı çıkmasaymış’ gibi saçma sapan yorumlar yapılıyor. Erkekler kendine sahip çıkacak!”
PİRHA – Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önünde Doğu Karadeniz Bölgesindeki tüm maden ruhsatlarının iptal edilmesini isteyen Halkevciler, hazırladıkları dosyayı Bakanlığa iletti.
Reşit Kibar’ın Artvin Cankurtaran’da ağaç kesimine engel olmak isterken silahlı saldırıda katledilmesinin üzerinden bir ay geçti. Kibar’ın katledilmesinin birinci ayında Halkevciler Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önündeydi.
Doğu Karadeniz Bölgesindeki tüm maden ruhsatlarının iptal edilmesi talebiyle bakanlık önüne giden Halkevciler, Artvin halkının taleplerini de içeren bir dosyayı Bakanlığa teslim etmek istedi. Ancak polis Bakanlık önünde açıklama yapılmasına engel oldu. Halkevleri üyelerine polis saldırdı, saldırıda bir kişinin kolu çıktı.
Saldırının ardından Halkevciler, açıklamalarını Bakanlığın karşısında yaptı. Halkevciler, şu talepleri sıraladı:
-“Silah sahibi ve azmettirici Fikret Merttürk tutuklansın.
-Cankurtaran, Cerattepe ve tüm Doğu Karadeniz’de yaşam alanlarımızı yağmalayan tüm maden ruhsatları iptal edilmelidir.
-Murat Kurum istifa etmelidir.
-Cankurtaran ve Karadeniz’deki doğa yağmasının parçası olan tüm kamu görevlileri derhal görevden çekilmeli, doğaya verdikleri tahribat nedeniyle idari ve adli olarak hesap vermelidir.
-Yunus Merttürk’e ait şu an faaliyette olmayan Körfez Taşocağı’na ilişkin Meclis gündemine taşınan iddialarla ilgili Bakanlığınız tarafından açıklama yapılmalıdır. Kamuyu zarara uğratan, görevlerinin gereğini yapmayan kamu görevlileri derhal görevden alınmalı hesap vermelidir.”
Halkevciler açıklamanın ardından hazırladıkları dosyayı bakanlığa iletti.
PİRHA – SOL Feminist Hareket, Bursa’da görev yapan bir imam hatip ortaokulu müdürünün, öğrencilere ve kadın müdür yardımcısına yönelik şiddetini protesto etti. Buket Avcı Güler, “Laikliği, laik, bilimsel, kamusal eğitimi, karma eğitimi, emeğimizin hakkını, eşit işe eşit ücreti mutlaka kazanacağız” dedi.
SOL Feminist Hareket, öğrencilere “Okulda başı açık kız öğrenci istemiyorum” deyip ardından kadın müdür yardımcısına şiddet uygulayan okul müdürünü protesto etti.
Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nda yaşanan olayın ardından Bursa’da laiklik eylemi yapıldı. Yuttaşlar, yürüyüş esnasında “Laiklik için ayağa kalk”, “Fetvalar sizin sokaklar bizim”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Yaşasın feminist mücadelemiz”, “Polonez işçisi yalnız değildir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.
“YARATTIĞINIZ DÜZENE HODRİ MEYDAN DİYORUZ!”
SOL Feminist Hareket adına basın açıklamasını Buket Avcı Güler okudu. “laikliğe, bilimsel ve karma eğitim düşmanlarına karşı buradayız” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:
“Bugün burada yükselen mücadele 22 yıllık karanlığın karşısında direnen kadınların sesi, mücadelesidir. Bugün burada yükselen mücadele karanlığa meydan okuyanların laiklikten ve kazanımlarından vazgeçmeyenlerin mücadelesidir.
Daha birkaç hafta önce kadın öğretmenin kapısını tekmeleyenlere, öğrencilere “başı açık diyen öğrenci istemiyorum” karanlığa, laikliğe, bilimsel ve karma eğitim düşmanlarına karşı buradayız. Mezuniyet töreninde etek boyu kriteri koyanlara, başı açık öğrencileri hedef alanlara karşı buradayız. Yoksulluğa mahkum edilmiş kadınlar için, taşımalı eğitim kaldırıldığı için okula gidemeyen çocuklar için, daha 4 yaşında sübyan mekteplerine, 4-6 yaş Kur’an kurslarına mahkum edilip cemaat-tarikat düzeninin ortasına terkedilen çocuklar için buradayız biz. Bursa’da da ülkenin dört bir yanında olduğu gibi mantar gibi türeyen cemaat tarikat yuvalarına karşıdır mücadelemiz. Daha 2 hafta önce Altınşehir Mahallesi’nden yükselen ses bizim sesimizdir. ‘İstanbul Sözleşmesi bizimdir’ diye haykıranlarız biz! Bu sokaklar tanır bizi ve mücadelemizi.
Her gün ev içi emeği yok sayılanlar için, fabrikalarda emek veren, emekli olsa da geçinemediği için çalışmak zorunda kalan, ama emeğinin karşılığını asla alamayan emekçi kadınlar için buradayız biz! Direnen Barutçu işçileri için, Eker Süt İşçileri için, Fernas işçileri için, Polonez işçileri için buradayız biz! Aylardır taban maaş hakkı için direnen özel sektör öğretmenleri için buradayız! Narin için, HKG için, Aladağ için, kadın cinayetlerinde katledilen kız kardeşlerimiz için buradayız. Yarattığınız düzene hodri meydan diyoruz! Hiçbir kadın yalnız yürümeyecek, hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Laikliği, laik, bilimsel, kamusal eğitimi, karma eğitimi, emeğimizin hakkını, eşit işe eşit ücreti mutlaka kazanacağız.”
“O FABRİKAYA GERİ DÖNECEĞİZ”
Eylemde Polonez işçileri adına Sırma İlhan ile Ayla Erdal da konuşma yaptı. İlhan, “Siz kadınlarla aynı yolda yürümekten çok mutluyuz” dedi.
Ayla Erdal ise “Biz sadece sendikaya üye olduğumuz için işten atıldık. Sadece hakkımızı istedik. Her koşulda 73 gündür mücadele ediyoruz. Zorlu koşullara karşı canla başla direniyoruz. Her ne olursa olsun asla hakkımızdan ve mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. O fabrikaya geri döneceğiz. Polonez işçisi yalnız değildir” şeklinde konuştu.
“MÜCADELEMİZ HER KOŞULDA DEVAM EDECEK”
VELİ-DER (Öğrenci Veli Derneği) adına konuşan Songül Gündoğdu ise şu konuşmayı yaptı:
“Biz veliler olarak bu yıl da okullarda kayıt ücretleri, okulların temizlik problemi, sınıf mevcutları, beslenme sorunu gibi pek çok meseleyle boğuşuyoruz. 22 yıldır ülkemizde önceki iktidarlardan daha farklı, kendi dünya görüşüne göre bir ülke yaratmak isteyen, kendi arzularına uygun bir toplum inşa etmeye çalışan bir iktidar var. Bu amaçlarına ulaşmak için ÇEDES, tarikatlarla yapılan protokoller ve Maarif Modeli gibi çeşitli yöntemler deniyorlar. bizler laikliği, bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz. Bizler ne Aladağ’da tarikat yurdunda yanarak hayatını kaybeden kız çocuklarımızı ne Ensar Vakfı’nda çocuklarımıza yaşattığınız toplu tecavüz iğrençliğini ne Antalya’da cemaat yurdunda boğazı kesilen Mehmet Sami Tuğrul’u ne de Elazığ’da intihara sürüklenen tıp öğrencisi Enes Kara’yı unuttuk. ÇEDES’e, tarikatlara, MESEM’e, Maarif Modeli’ne karşı mücadelemiz her koşulda devam edecek.”
PİRHA – 78’liler Hareketi, 12 Eylül’ün 44. yıl dönümünde Taksim Kazancı Yokuşu’nda eylem yaparak darbecileri protesto etti. 78’liler Hareketi kurucusu Celalettin Can, “12 Eylül, siyasi partisiyle, devlet eliyle sürüyor. Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm” diyerek darbe zihniyetiyle henüz hesaplaşılmadığına vurguladı.
78’liler Hareketi, 12 Eylül darbesinin 44. yılında Taksim Meydanı Kazancı Yokuşu’nda basın açıklaması yaptı.
“12 Eylül tekçi rejimle iç içe sürüyor” pankartının açıldığı eylemde darbe döneminde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
Eylemde, “Gün gelecek, devran dönecek, darbeciler halka hesap verecek” sloganı atıldı.
78’liler Hareketi kurucusu Celalettin Can, yaptığı kısa konuşmada, “12 Eylül, siyasi partisiyle, devlet eliyle sürüyor. Kahrolsun faşizm, yaşasın sosyalizm” diyerek, darbe zihniyetiyle henüz hesaplaşılmadığına vurgu yaptı.
“DARBECİLERLE HESAPLAŞILAMADI”
20 kurum adına ortak basın açıklamasını 78’liler Hareketi İstanbul Temsilcisi Yunus Bircan okudu. Bircan, tekçi darbe rejiminin darbe zihniyetini sürdürdüğünü ifade ederek şu açıklamayı yaptı:
“12 Eylül darbe rejimi tekçi rejimle iç içe sürüyor!
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 44 yıl geçti. Ancak, 12 Eylül darbe rejimi temel unsurlarıyla sürüyor. 12 Eylül, Anayasasını dahi fiilen tanımaz bir siyasi tutumla sürüyor.
Darbeci “devlet ruhu” ve davranışı ile sürüyor.
Siyasi partiler, seçim barajı, YÖK, RTÜK, sendikalar yasalarıyla sürüyor.
12 Eylül devletinin, sözde “yasal” temellerini oluşturan 1980-83 açık darbe döneminde yapılan 600’ün üstünde yasayla, o tarihten günümüze kadar çıkarılan yeni baskı yasaları ve yönetmeliklerle sürüyor.
“İKTİDARI DARBE REJİMİYLE BÖLÜŞTÜLER”
Bu ülke 44 yıldır darbe yasaları ve yönetmelikleri ile yönetiliyor. Özellikle de son 15 yıldır giderek ağırlaşan biçimde bu ülke, gerektiğinde kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, tekçi, benci bir ruhla, kendinden ve çevresinden ötesini görmekten uzak, pragmatik – faydacı bir düşünce ve davranış biçimiyle yönetiliyor.
1983’den 2000’li yıllara kadar kurulan sözde sivil hükümetler, Milli Güvenlik Rejimi çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüştüler.
Toplumun her kesimine dönük resmi şiddet dalgasına karşı, özellikle batıda toplumsal muhalefetten doğru bir direniş ve dayanışma hattı oluşturulamayınca, siyasi arenaya itaatkâr ve tepkileri bastırılmış bir toplum modeli çıktı.
Muhalif kesimlerin parçalı ve birbirinden bağımsız olarak geliştirmeye çalıştıkları yeni örgütlülükler, ölçüsüz ve yok edici şiddet ile karşılaştı.
“İKTİDARLAR 12 EYLÜL REJİMİNİN KALICI OLMASINA BÜYÜK KATKI SUNDULAR”
12 Eylül Rejiminin kapattığı partilerin mirasçıları, 1991’de Kürt muhalefetinin de desteği ile hükümet oldu. “Demokratikleşme” programıyla iktidar olmalarına ve Kürtlerden de destek görmelerine karşın, bu programı askıya aldılar.
Sivil iktidarlar, askerin MGK üzerinden bir nevi hükümet ortağı konumuna itiraz etmemekle, 12 Eylül rejiminin kalıcı olmasına en büyük katkıyı sundular.
Klasik partilerin demokrasiye ihanetinin bedeli ağır oldu; sistemden umudunu kesen seçmenler de Siyasal İslam’a yönelme eğilimi gelişmeye başladı.
“SİYASAL İSLAMIN ÖNÜ ABD TARAFINDAN AÇILDI”
Siyasal İslam’ın önü, 1980’lerin başında Sovyet sistemini kuşatma stratejisini uygulayan ABD tarafından açılmıştı. Darbeciler Türkiye’yi ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikasına eklemlediler. Türk-İslam Sentezi” ismi verilen ve özünde milliyetçi ve İslamcı bir dokuya sahip olan ideolojiyi bütün topluma dayattılar. Artık rejimin, cumhuriyetçi, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu tartışmalı olacaktı. Türkçü ve İslamcı vurgunun güçleneceği bir sürece girilecekti.
TÜRK TİPİ TEKÇİ REJİM
Türkiye’nin 12 Eylül darbesiyle hesaplaşamayışının sonucu, 15 Temmuz darbe girişimi olurken, devamla “Allahın lütfu” olarak tekçi rejimin inşasını kolaylaştırdı. Türk Tipi Tekçi Rejim, 12 Eylül rejiminin siyasal-askeri ve hukuk dışı yasal zemini üzerinde gelişti.
Resmi siyasal muhalefet 44 yıldır ama özellikle son 15 yıldır, tekçi darbe siyasetinin kuralları içinde sözde “sorumlu” muhalefet yapıyor. İktidarın ve muhalefetin darbe karşıtlığı üzerine demokrasi lafızları, tek kelimeyle laf-ı Güzaf…
Türkiye’de 1983’den 2 binlere ve sonrasında, iktidarıyla muhalefetiyle 12 Eylül darbe rejimiyle uzlaştılar…
Sanki 12 Eylül darbesi olmamış, sanki 12 Eylül rejimi temel unsurlarıyla sürmüyormuş gibi bir siyasi tutum içinde oldular.
Bu tutum 2000’li yıllara doğru iktidara hazırlanan Recep Tayip Erdoğan’a 2000’lerin başında iktidar olma olanağı sağladığı gibi, ona geniş bir hareket sahası sağlamaya devam etti.
Açık bir ifadeyle Türkiye’nin resmi siyasal muhalefetinin 12 Eylül rejimi ile uzlaşmasının bedeli Erdoğan ve tekçi rejim oldu.”
“BARIŞ KENDİNİ DAYATIYOR”
Okunan basın metninde savaşa karşı barış vurgusu yapılarak şöyle devam edildi:
“Türkiye, 12 Eylül Darbesiyle de hesaplaşmadan, 50 yıldır süren ve 40 binin üzerinde insanımızın ölümüne yol açan çok daha kanlı savaşa ve çatışma ortamına girdi.
Gelinen noktada savaş ve çatışma ortamı toplumsal ayrıştırma, yoksullukla terbiye etme, kaygı ve korku iklimi eşliğinde, iktidarı sürdürme ve siyaset yapma biçimi olarak sürdürülüyor.
12 Eylül rejimiyle, birleşen “Tekçi rejime” karşın, savaşın ekonomik krizin nedenleri ve sonuçlarının yanı sıra toplumsal kayıplarıyla yüzleşme kendini dayatıyor.
Netice olarak barış kendini dayatıyor.
Meselenin esası şu:
Darbecilerle toplumsal suç ortaklığını reddedelim!
Unutmayalım ki uzaklardan darbeciler gelmez ama darbecilerle ve darbe siyasetiyle toplumsal suç ortaklığını reddeden devrimciler gelir!”
PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi kurumlarının kendi sorunlarını dile getirirken basın açıklaması yapmanın ötesine geçemediğini söyleyerek, “ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirmeleri lazım” dedi.
AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.
AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 2024-2025 eğitim öğretim yılına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMASI LAZIM”
Eğitim öğretim yılı her açıldığında Türkiye’deki sendikalar ve Alevi kurumlarının basın açıklamaları yaparak taleplerini dile getirdiklerini ifade eden Zeynel Kete, “Alevi kurumsal hattı bu konuda basın açıklaması yapmanın ötesine geçemiyor. Mekân ve iktidar arasında bir ilişki vardır o nedenle egemen kesimler mekâna sahip olduklarında iktidarı kendi eline geçirebiliyorlar. Alevi kurumları, net bir şekilde birden çok dil, resmi dil olsun diyemiyorlar. Birden çok resmi dil olduğunda ülkede demokrasi kültürü gelişecek ve Alevilerde kendi taleplerini gerçekleştirecek. ÇEDES ve yeni müfredata ilişkin sadece basın açıklamaları değil Alevilerin sokak gücünü harekete geçirmeleri lazım. Alevilerin Türkiye’deki demokrasi güçleri, veli dernekleri, sendikalar ile alanda ciddi mücadele etmeleri lazım. Eğitim öğretim döneminin başından itibaren bir hafta boyunca okulların önünde demokratik haklarını çeşitli eylemlerle dile getirerek sokak eylemleri ya da sivil itaatsizlik eylemleri yapmaları lazım” dedi.
“MİLYONLARCA KÜRT’ÜN ANA DİLİNİN RESMİ DİL OLMAMASI SADECE KÜRTLERİN SORUNU OLMAMALI”
Bütün Alevi kurumlarının halka hesap vermeleri gerektiğini vurgulayan Kete, “Mevcut Alevi dernek hattı sistemin ret ve kabul ölçüleri içerisinde kendisini örgütlediğinden dolayı üçüncü bir yolla ilgili söylem üretmekten çekiniyorlar. Bu ciddi bir sorundur. Aksi halde sistem de Alevilerin sorununu ciddiye almaz ve Aleviler de sistem içerisinde bir çözüm üretemezler” diye belirtti.
Kete, Alevi dernek hattının öncelikle kendi talepleri konusunda kendi arasında birleşmesi gerektiğini belirterek, “Eğer Aleviler demokratik siyasetin bir öznesi olabilselerdi ülkenin daha demokratik olmasında yol açıcı olabilirlerdi. ÇEDES ve yeni müfredat gibi projeler siyasi partilerin programları değil devlet projeleridir. Bu çerçevede Alevi demokratik hattı cumhuriyet modernitesinin tekçi zihniyetiyle ciddi boyutuyla hesaplaşmalıdır. Yeni eğitim-öğretim döneminde sorunlarını dile getirebilmesi için taleplerini uzun süre öncesinden bir araya gelerek konferanslar, paneller yaparak bunu örgütleyebilir. Kendi arasında birlik sağlamayan yapıların talepleri de karşılanmaz. Milyonlarca Kürt’ün ana dilinin resmi dil olmaması sadece Kürtlerin sorunu olmamalıdır. Böyle talepler öncelikler Aleviler tarafından gündeme getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLER TÜRKİYE’DEKİ VELİLER VE DERNEKLERLE BİR ARAYA GELMELİ”
Alevilere çok önemli işler düştüğünü söyleyen Zeynel Kete, sözlerinin devamında şunları dile getirdi:
“Aleviler artık basın açıklamalarından kurtulup Türkiye’deki veliler ve derneklerle bir araya gelmeli. Aleviler öncelikle kendileriyle ilgili taleplerini güçlü bir şekilde alanda görünür kılmaları lazım. Resmi ideolojiyle hesaplaşmayan bir Alevi dernek hattının söylemlerinin kabul göreceğini düşünmüyorum. Alevilerin, cumhuriyetin daha demokratik bir zemine taşınmasının yolunu açabilecek bütün kesimlerle bir araya gelmeleri gerekiyor. Alevilerin talepleri de retleri de net olması gerekiyor.”
PİRHA- Süleymaniye’de katledilen gazeteciler Gülistan Tara ve Hêro Bahadîn için Mersin’de eylem yapıldı. Eylemde, “Ama bilinmelidir ki hakikatin izini süren özgür basın emekçileri arkadaşlarının kalemini yerde bırakmayacak, her koşulda hakikatin sesi açığa çıkacak” denildi.
Mersin’de Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İl Örgütü ve Kadın Gazeteciler Derneği Türkiye’nin, Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentine bağlı Seyîdsadik ilçesinde 23 Ağustos’ta gerçekleştirdiği SİHA saldırısında katledilen gazeteciler Gülistan Tara ve Hêro Bahadîn için basın açıklaması yaptı. Parti binasının önünde yapılan açıklamada “Özgür basın susturulamaz” pankartı açıldı ve “Jîn, jiyan, azadi”, “Bijî berxwedana çapemenî”, “Kadınlar savaş istemiyor” sloganları atıldı.
Ortak basın açıklamasını Kadın Gazeteciler Derneği yöneticisi Ceren İnan okudu.
KATLİAM LANETLENDİ
Ceren İnan, özgür basın emekçisi Kürt kadın gazetecilere yönelik bu katliamı lanetleyerek sözlerine başladı. Saldırıdan dolayı AKP-MHP ortaklığına işaret eden İnan, “Kürt düşmanı AKP-MHP rejimi sömürgeci ve yayılmacı politikaları ile Kürdistan’ın dört parçasını ilhak etmek istiyor. Kürdistan Federe Bölgesi yönetimi ise bu ilhaka rıza göstererek Kürdistan’ın evlatlarının katledilmesine ortak oluyor. Kürdistan halkı bunu asla kabul etmemiştir, etmeyecektir. KDP bu suçlara ortak olmaktan derhal vazgeçmelidir.
“ARKADAŞLARIMIZIN KALEMİ YERDE KALMAYACAK”
AKP-MHP’nin Kürt halkına ve kazanımlarına yönelik saldırılarla aynı zamanda kadın kazanımlarını hedeflediğini söyleyen İnan, “Gazeteci Nagihan Akarsel yoldaşımız bu saldırılar sonucu Süleymaniye’de katledilmişti. Gazetecilere yönelik bu saldırının hedefi özgür basının sesini kısmak ve Kürdistan’da süren savaş suçlarının dünya kamuoyuna ulaşmasını engellemektir. Ama bilinmelidir ki hakikatin izini süren özgür basın emekçileri arkadaşlarının kalemini yerde bırakmayacak, her koşulda hakikatin sesi açığa çıkacak” sözlerini kullandı.
PİRHA- Üreticilerin yaşadığı ekonomik sorunlar günden güne katlanarak artıyor. Patates fiyatlarının dibi gördüğü Nevşehir’de, üretici alım fiyatlarına tepki göstermek için eylem kararı aldı.
Patates üretiminin yapıldığı Nevşehir’de bu yıl patates fiyatları dibi gördü. Tarlada 4 liradan alıcı bulan patates, üreticiyi ayaklandırdı.
Yerel haber sitesi nevsehirkenthaber’in verdiği bilgiye göre, patates üreticilerinin CHP İl Başkanı Bülent Yumuş ve CHP Derinkuyu İlçe Başkanı Soner Barut’un da katılımıyla düzenlediği toplantıda eylem kararı çıktı.
Bu kapsamda üreticiler, Derinkuyu ilçe merkezinde patates fiyatlarına tepki için 29 Ağustos Perşembe günü saat 14:00’da bir araya gelecek.
Yazıhüyük Belediye Başkanı Birol Demirdelen de üreticilerin eylemine “Patates üreticileri, çiftçilerimiz ve milletvekillerimizin de katılacağı bu eyleme tüm patates üreticileri ve çiftçilerimiz davetlidir” diyerek çağrı yaptı.
PİRHA – İliç’te işten çıkarılan madenciler ve yakınları Anagold’un servis yolunu kapatarak eylem yaptı. Eylem yapan işçiler, “Bu madeni peşkeş çekenler gelip buraya hesap verecekler. Bizim topraklarımız gitmiş bizim canlarımız gitmiş. Biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz, ya topraklarımız geri alınacak ya da maden yeniden çalışacak” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde uluslararası maden tekeli SSR Mining ve yerli ortağı Çalık Holdinge ait Anagold Madencilik’in işlettiği Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta meydana gelen faciada 9 işçi, 10 milyon metreküp siyanürlü toprağın altında kalarak hayatını kaybetmiş, olayın üzerinden henüz 6 ay geçmişken Anagold 187 işçiyi işten çıkarmıştı.
İşten çıkartmaların artacağı ve 3 bin işçinin işine son verileceği söylenen maden sahasında, bugün işten atılan işçiler Anagold’un servis yolunu kapattı.
Aileleri ile maden önünde eylem yapan ve Anagold Madencilik’in önüne yürüyen işçiler ellerinde “Önce topraklarımızı, sonra canlarımızı, en sonunda hayallerimizi çaldınız”, “Nerede devlet, nerede adalet”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Köyümüz harabe halkımız mağdur”, “Siyanürsüz topraklarımızı geri ver” dövizleri taşıyarak “Maden, toprakları terk et” sloganları attı.
Anka’ya konuşan işten çıkarılan bir işçi, “Şu anda en büyük sıkıntı maden yetkililerinin bizi muhatap almaması” dedi.
Bir kadın ise “Bizim meramızı aldılar, işçilerimizi de işten attılar, hakları yok. Biz işçilerimizi geri işe almalarını istiyoruz işe alamıyorlarsa meramızdan çıkıp gitsinler” dedi.
Babası işten çıkarılan bir kadın da “Bize işten çıkarılmalarla ilgili mail gönderdiler, babamı işten çıkarması için bir tane sebep yok ya. Kim biliyor işten niye çıktığını, hiç kimse bilmiyor. Kafasına göre işten çıkarmışlar… İster biber gazı, ister cop biz hakkımızı arayacağız. İlk önce ellerindeki kanı temizlesinler sonra bizi copla dövsünler” diye konuştu.
“BİZDEN OY İSTEYENLER GELİP BURADA HESAP VERSİN”
Gazeteci Hakan Tosun’un kamerasına konuşan işçiler de, işten atmalara tepki göstererek, “Bu olayı kaldırmak devlete düşer. Bizim oy verdiğimiz insanlar gelsin, bizimle burada muhatap olsunlar. Biz insanız ya! Burada 15 senedir bu maden işliyor. Kime ne yapmışız. Bedelini ödeyen biz işçiler oluyoruz hep. Burada ölen biz, emeğini ödeyen biz, çilesini çeken biz, sefasını sürenler onlar. Oy zamanı geliyorlar, gelsinler buraya. Bu madeni peşkeş çekenler gelip buraya hesap verecekler. Bizim topraklarımız gitmiş bizim canlarımız gitmiş. Biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz, ya topraklarımız geri alınacak ya da maden yeniden çalışacak” dedi.
ÇOCUKLARI İLE BEKLİYORLAR
Servis yolunda bekleyen işçiler çektikleri görüntüde, işçi çocuklarını göstererek, “Allah’tan korkun bu çocuklar sabahın 6’sından beri buradalar” diyerek işten atılan işçilerle birlikte bekleyişte olan ailelerini gösterdi.
Olayı duyuran Bağımsız Maden İş Sendikası, “Yıllardır İliç’ten devasa servetler biriktiren Anagold, İliç halkına karşı suç işlemekten vazgeç. Sorumluluktan kaçamazsınız. Atılan işçiler derhal geri alınsın!” diye seslendi.
PİRHA- Adalet mücadelesini Urfa’dan Adalet Bakanlığı önüne taşıyan Emine Şenyaşar, sağlık sorunları nedeniyle ara verdiği eylemini Meclis Başkanlığı önünde sürdürecek.
Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından gerçekleşen saldırıda eşi ve iki oğlunu yitiren, bir oğlu tutuklanan Emine Şenyaşar, 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı adalet mücadelesini 26 Temmuz 2023’de Adalet Bakanlığı önüne taşıdı. Sağlık sorunları nedeniyle bir süredir bu eyleme ara veren Şenyaşar, eylemini Meclis Başkanlığı’nın kapısına taşıma kararı aldı.
Emine Şenyaşar ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Urfa Milletvekilli olan oğlu Ferit Şenyaşar, saat 11.00’de Meclis’te açıklama yaptıktan sonra eylemini kaldığı yerden sürdürecek.
PİRHA-Nazımiye Belediyesi’nin 12 Temmuz’da işten çıkardığı işçiler, 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 4. gününde eylem yaptı. İşçiler sık sık ‘İş, ekmek, özgürlük’ sloganları attı.
Dersim’in, CHP’li Nazımiye ilçe belediyesi, mali durumun kötüleşmesi gerekçesiyle 12 Temmuz’da 15 kişiyi işten çıkardı. İşçiler, işlerine geri dönmek için 17 Temmuz’da belediye önünde direnişe geçti.
Direnişlerine 12. gününde devam eden işçiler,
22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 4. gününde eylem yaptı. ‘İşimizi, ekmeğimizi geri istiyoruz’ pankartı açan işçiler, sık sık ‘İş, ekmek, özgürlük’ sloganları attı. Festival alanındaki kitlede işçilere alkış ve ıslıklarla destek verdi.
PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ‘Uyutma’ adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki gösterdi. Yapılan eylemde katliam yasasının derhal geri çekilmesi gerektiğine vurgu yapılarak, “Hayvanları şiddetten koruyacak, yaşatma odaklı bir Hayvan Hakları Kanunu hazırlanması ve yasalaşması sağlanmalı” talebinde bulunuldu.
AKP’nin hayvanların toplatılmasını ve saldırgan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı olan hayvanlara ötanazi yapılmasını planlayan “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 21 Ağustos Pazartesi günü Meclis Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’nda görüşülecek. Komisyon toplantısı öncesinde ise pek çok kentte yasa tasarısına karşı protestolar yapılıyor.
Mersin’de de sokağa çıkılarak tepki gösterildi. Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ‘Uyutma’ adı altında sokak hayvanlarının katledilmesinin önünü açacak yasa tasarısına tepki göstermek için Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda bir araya geldi. “Katliam yasasını geri çek” pankartının açıldığı eyleme çok sayıda hayvanseverin yanı sıra, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ve Toroslar Belediyesi Abdurrahman Yıldız katıldı.
“ÖTANAZİ DEĞİL KATLİAM”
Platform adına basın metnini okuyan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, söz konusu yasa tasarısıyla ‘ötanazi’ adı altında hayvanlarım katledilmesinin önünün açıldığına işaret etti. Başkavak, “Ötanazi, bir kişinin acısına son vermek amacıyla o kişinin yaşamına son verme uygulaması için kullanılan bir deyim ve canlının mutlaka onayının olması gerekir. Bu nedenle uygulanmaya çalışılan şey ötanazi değil, katliamdır.
Kapalı kapılar ardında kelime oyunları ile kılıflar uydurularak hazırlanan tasarı ile sokaklardaki bütün kedi ve köpeklerin toplanarak bir süre sahiplendirme kılıfı ile bekletilip sonra öldürülmelerini içeren yasa tasarısını tüm kalbimiz, tüm ruhumuz, tüm benliğimizle karşısındayız” dedi.
“BU BİR İDAM VE KIYIM YASASIDIR”
Ardından söz alan Perihan Koca, bu yasa tasarısının kan kokan katliam, idam ve kıyım yasası olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Kan kokan barınaklara hayvanları kedi köpek demeden toplayıp katliamı sıradanlaştırmak istiyorlar. Hayvan örgütlerinden, veteriner hekimlerden uzakta yürüttükleri komisyon toplantısında yangından mal kaçırır gibi bunu komisyondan geçirmeye çalışıyorlar. Çocuklar mı köpekler mi ikilemi yaratarak mağdur ailelerin arkasına sığınıyorlar. Herkes o mecliste çocuk tacizlerini nasıl akladıklarını da çok iyi biliyor. MESEM eliyle çocukları işçileştirdiler, 6 yaşında bir kız çocuğuna tarikat şeyhi tecavüz etti. Bu ülkede panzerlerin altında çocuklar ezildi, o zaman neredeydiniz? O zaman çocukları savunmuyordunuz. Çocuk haklarını savunan da bizleriz. Çocuklar mı köpekler mi gibi bir ikilik yapmanıza izin vermeyeceğiz. Öyle veya böyle bu yasayı geri çektireceğiz. Çözüm istiyorsanız yaşatmaktan yana tavır alın ve bu yasayı geri alın. Bu yasayı uygulamak istiyorsanız da biz sokaktan kedi köpek toplatılmasına izin vermeyeceğiz. DEM Parti, CHP belediyeleri açıklama yaptı; ‘Biz sizin kanlı yasanıza ortak olmayacağız’ dedi. Hadi bakalım hodri meydan! biz yaşamdan yana olanlarız ve o yasayı geri çektireceğiz.”
“YASANIN KARŞISINDAYIZ”
Hoşyar Sarıyıldız, söz konusu yasa tasarısına karşı DEM Partili belediyeler olarak hayvan severlerin yanında olduklarını dile getirerek, “Adına Ötanazi dedikleri katliam yasasına karşı bizler sizlerin yanındayız” dedi.
Son olarak söz alan Abdurrahman Yıldız da “Yasa pazartesi günü görüşülmeye başlanacak. Sokaktaki canlıları yok etmek için bu kadar çaba sarf etmek sadece bizim ülkemizde olabilecek bir şeydi. Siz yasa çıkartsanız da bu iş olmayacak. Ötanazi bir tercihle olur. Bir hayvanın bu tercihi yapması mümkün mü?” diye sordu. Eylem, sloganlarla sona erdi.
PİRHA- Menteşe ve Yatağan ilçelerine bağlı Bayır ve Deştin mahallelerinin ortak sınırında kurulmak istenen entegre çimento fabrikası kurulmak istenmesi tepkilere neden oluyor. Çevreciler “Deştin Çayı özgür akacak” sloganıyla yürüyüş yaparken, 167 sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü, yaşam alanlarına kurulmak istenen çimento fabrikasına karşı olduklarını belirterek imza verdi.
Muğla’nın Menteşe ve Yatağan ilçelerine bağlı Bayır ve Deştin mahallelerinin ortak sınırında kurulmak istenen entegre çimento fabrikasına karşı mücadele sürüyor.
Deştin Çevre Platformu üyeleri sokağa çıkarak “Deştin Çayı özgür akacak” sloganıyla yürüyüş yaptı.
Bu arada 167 sivil toplum kuruluşu, meslek örgütleri bir açıklama yaparak, saldırıların hedefinde olan Deştin Çevre Platformu üyelerinin yanında yer aldıklarını duyurdu.
167 kuruluş şu açıklamayı yaptı:
“Aşağıda imzası olan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri olarak kamuoyuna bütün açık yürekliliğimizle duyururuz ki; kâr hırsıyla gözleri dönmüş bir avuç sermayedarın yaşam savunucuları için yürüttüğü kirli iftira kampanyasını kınıyor, saldırının hedefine konulan onurlu Deştin Çevre Platformu üyelerinin yanında yer alıyoruz.
Ülkemizin her köşesinde ve ilimiz Muğla topraklarında yer altı ve yer üstü varlıklarına göz dikmiş, bu uğurda sularımızı, havamızı kirleten; yaşamımızı yok eden zalimlerin çabaları boşunadır. Çünkü biz yaşam hakkını savunanların, halkın yanındayız…
Türlü maskeler ardına saklanan kalemler, gazeteci kılığına bürünmüşler eliyle yazdırdığınız yazılar, yalan haberler, bu ülkenin onuru olmuş yaşam savunucularına yönelik karalama çabalarınız güneşi balçıkla sıvamaya benziyor.
Deştin-Bayır köylüleri başta olmak üzere binlerce insan çimentonun grisine karşın zeytinin yeşili için on yıllardan beri mücadele vermekte. Ormanın canevine kurulmak istenen çimento fabrikası karşısında hukuk yoluyla haklarını aradıkları mahkemeler son kararı vermiş, çimento fabrikasının doğayı, yaşamı yok edeceğine hükmetmiş ve kapısına kilit vurmuştur.
Hukuk yoluyla defalarca yenilen sermaye, davamızı savunan iki avukatı da dahil ettiği karalama kampanyaları ile bizi birbirimize düşürmeye, 30 yıllık yoldaşlığımızı bozmaya, böylece bu mücadeleyi çökertmeye çalışıyor. Bu oyunu görüyor ve ifşa ediyoruz. Ancak bilin ki karalama kampanyanızın halkın bağrında yer tutmuş arkadaşlarımızla daha da kenetlenmemiz dışında bir etkisi yoktur. Arkadaşlarımızın yaşamı savunmak uğruna katlandıkları fedakarlığa yalnız bizler değil Deştin’in dereleri, Kaz Dağları’nın sincapları, Akbelen’in kuşları tanıktır.
Tekrarlamaktan onur duyuyoruz:
Hepimiz Haluk Özsoy’uz, Nuray Şahbudak, İsmail Şener, Kadriye Tuncaelli, Mustafa Tuncaelli, Ferah Gümüşüz’üz.
Dostların arasında, doğanın tarafındayız…”
İmza veren kuruluşlar:
MUÇEP
Disk Dev Yapı İş
Van Çevder
Dalyan Turizm Kültür ve Çevre Koruma Derneği
Türkiye İşçi Partisi Muğla İl Örgütü
Akdeniz Yeşilleri Derneği
GAS.DER (Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği
Adana Ekoloji Platformu
Birlikte Yaşam Evi Derneği (Datça)
Türkiye Görme Engelliler Derneği Muğla Şubesi
Muğla Yeşil Yaşam Derneği
Yeşil Sol Parti Muğla İl Örgütü
Marmaris Halk Tiyatrosu
2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi
DEM Muğla İl Örgütü
Emek Benim Kadın Derneği
Kalimerhaba Kültür ve Sanat Derneği
İnşaat İşçileri Sendikası
Burhaniye Çevre PLATFORMU
Ekoloji Birliği
İkizdere Dernekler Federasyonu
Validebağ Direnişi
Acıbadem Direnişi
Türkiye Komünist Partisi Muğla İl Örgütü
Ekoloji Birliği Kadın Meclisi
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
Bayır Çevre Komitesi
Yaşam ve Dayanışma Yolcuları
Yeşil Direniş Gazetesi
Karınca Kardeşleri Platformu
Sol Parti Muğla İl Örgütü
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP)
Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DACE)
Bakırtepe Çevre Platformu
Malatya Çevre Platformu
Muğla Karya Kadın Derneği
Mardin ÇEVDER
Yeşilırmak Tozanlı Çevre Platformu
Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi
Marmaris Kent Platformu
Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Ekoloji Meclisi
Marmaris Kent Konseyi
Milas 78’liler
Ayvalık Tabiat Platformu
Samandağ Ekoloji Grubu
İklim Adaleti Koalisyonu
Doğanın Çocukları
İkizköy Çevre Komitesi
Disk Emekli Sen Ege Bölge Temsilciliği
Pir Sultan Abdal Derneği Muğla Şubesi
Tüm Emeklilerin Sendikası Muğla Şubesi
Kemaliye ve Köyleri Çevre Platformu
Milas Kent Konseyi
Artur Çevre Platformu (ARÇEP)
Datçanın Anarşist Kurbağaları
HDK Ekoloji Meclisi
Validebağ Savunması
Güllük Körfezi Koruma Platformu
Dem Parti Ekoloji ve Tarım Komisyonu
Milas Yurttaş İnisiyatifi
Sinop Nükleer Karşıtı Platform (Sinop NKP)
Sinop Nükleer Karşıtı Platform Derneği (SNKPDER)
Milas Disk Sosyal İş
Pir Sultan Abdal Derneği Datça Şubesi
Eko Anarşistler
haberveinsan.com Haber Sitesi
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Muğla İl Temsilciliği (SYKP)
Kdz. Ereğli Çevre Platformu (KERÇEP)
Eskişehir Çevre Derneği (ESÇEVDER)
DİSK/Dev.Maden-Sen. Muğla Temsilciliği
Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu
Eğitim sen Marmaris Temsilciliği
Yeşil Sol Parti
Dayanışma Datça
Diyarbakır Çevre Gönüllüleri Derneği
Dağ Taş Aş Bizim Platformu
Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
KUŞADASI Çevre Platformu
Söke Çevre Platformu (SÖKEÇEP)
Çeşme-Yarımada Çevre Derneği
İkizdere Çevre Derneği
İzmir Yeşil Gelecek Derneği
KESK Ankara Şubeler Platformu
Dalyan Derneği
2021 Tüm Emekliler Sendikası Datça Şubesi
Eğitim SEN Marmaris Temsilciliği
Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ)
Bursa Su Kollektifi
Adaların Atları Platformu
Bodrum Kent Konseyi Çevre ve Ekoloji Meclisi
Bodrum Savunması
Muğla Alternatif Yaşam Atölyeleri (MAYA)
Kırıkhan Kültür Sanat Derneği
Gümüşlük Forum
Aydın Ekoloji ve Yaşam Platformu (AYEP)
Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği
Mimarlar Odası Muğla Şubesi
Pir Sultan Abdal Derneği Marmaris Şubesi
SES Muğla Şubesi
Gökova Sürekli Eylem Grubu
Gökova Ekolojik Yaşam Derneğini (GEYDER)
Kuşadası Kadın Platformu
Emek Partisi Muğla İl Örgütü
Emek Partisi Bodrum İlçe Örgütü
Muğla Su İnisiyatifi (MSİ)
Muğla Tabip Odası
Muğla Verem Savaş Derneği
Fethiye Kent Konseyi
Tüm Emeklilerin Sendikasi
Köyceğiz Çevre ve Doğayı Koruma Derneği
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi
İHD Genel Merkez Afet ve Ekoloji Komisyonu
Tüm Bel-Sen Muğla Şubesi
ÖHD Ekoloji Komisyonu
Ekolojik Savunma Ağı
Zilan Ekoloji
Bodrum Çevre Platformu
Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı (TÜLOV)
Eğitim Sen Bodrum Temsilciliği
Karadeniz İsyandadır Platformu
KESK Muğla Şubeler Platformu
Çeşme Yarımada Çevre Derneği
Memleket Partisi Muğla Teşkilatı
Antalya Vegan Platformu
Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi
Biz LGBTIQ+ İnisiyatifi
Güzelbahçe Çevre Derneği (GÜLDER)
Şezlongsuz Datça inisiyatifi
Özgür Kıyılar Bodrum İnisiyatifi
Tarım Orkam-Sen Muğla Şubesi
Ziraat mühendisleri odası Aydın şubesi
Ziraat mühendisleri odası Muğla şubesi
Datça Demokrasi Platformu
Burgazada Orman Gönüllüleri Platformu
Antalya Ekoloji Ağı
Phaselis İnisiyatifi
Eğitim Sen Köyceğiz Şubesi
Aydın Ekoloji ve Yaşam Platformu
Bodrum Kent Konseyi Dirmil Çalisma Grubu
Gümüşlük Çevre ve Sanat Derneği
Kazdağları İstanbul Dayanışması (KİD)
Datça Kent Konseyi
Datça Kadın Platformu
DEM Parti İzmir İl Örgütü
Türkiye Ormancılar Derneği Muğla Temsilciliği (TOD)
Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği
Çevre Dostu Platformu
İasos Çevre ve Kültür Varlıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği
Bergama Çevre Platformu
Çiğli Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği
Turgutlu Çevre Derneği
Cumhuriyet Halk Partisi Muğla İl Örgütü ve İlçe Örgütleri
Menteşe Kent Konseyi
Cumhuriyet Halk Partisi Yatağan İlçe Örgütü
Datça Kültür Sanat Dayanışması
Sosyal Araştırmalar Vakfı
Mezopotamya Ekoloji Hareketi
Datça Çevre ve Turizm Derneği (DAÇEV)
Muğla Barosu
Atatürkçü Düşünce Derneği Muğla Şubesi
Yeşil Yaşam İnisiyatifi
Bodrum Yurttaş İnisiyatifi
Muğla Karabağları Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği
Mandalya Çevre Platformu
Zonguldak Çevre Koruma Derneği
İzmit Yerel Gündem 21 Geliştirme ve Proje Üretim Uygulama Kooperatifi
PİRHA- Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Necla Yıldız, cezasının bitmesine rağmen 1 yıldan uzun bir süredir infazı erteleniyor. Yıldız, cezaevlerinde sürdürülen hak ihlallerine ve sürece dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Kadın özgürleşmeden toplumun özgürleşmeyeceğini vurgulayan Yıldız, “Kendimize en temiz sayfa olan direnişi seçtik” dedi.
Necla Yıldız, 2016 Mayıs ayında hiçbir delil bulunmamasına rağmen, polisin tanıklara baskı kurarak üzerine ifade verilmesi istenen NeclaYıldız hakkında 9 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezasız verildi. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 2023 Şubat ayında tahliye edilmesi gerekirken cezaevi infaz kurumu tarafından ‘dışarıya çıkamaz, topluma ayak uyduramaz, suç işleyebilir’ iddialarıyla yaklaşık 1 seneden fazla bir süredir infazı yakılıyor, erteleniyor.
Hükümetin neredeyse cezaevlerini kurdeleyle açacağını belirten Yıldız, “Hükümet sipariş ediyor, her yıl cezaevi açılıyor. Düşünsenize neredeyse kurdele açılışı yapılacak ya da açılan cezaevi sayısıyla övünecek bir iktidar zihniyeti var. Haliyle ‘içerde’ durumlar iç açıcı değil. Mafya, çeteler, tecavüzcüler, Hizbullahçılar, balyozcular gibi belirli periyotlarla affedilen bir kesim var. Diğer yandan siyasi tutsak dediğimiz, düşüncelerinden ötürü içeride olan ve asıl baskı, işkenceye tabi tutulan bir kesim var. Söz konusu siyasiler, özelde Kürt, demokrat, muhalif olunca, cezaevinin öğütme değirmeninden geçirilmek isteniyorlar. Ada ile başlayan ve tüm zindanlarda yaygınlaştırılan tecrit koşulları, işkence yöntemlerinin başında gelmektedir. Onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Son iki yıldır cezaevlerinden onlarca arkadaşımızın cenazesi çıktı. Cezaevi demek artık ölümhane demektir. Bulunduğum cezaevinde de süresi dolup bırakılmayan yani esir tutulan onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Yine cezaevi idaresinin negatif yaklaşımı, tacizvari koğuş aramaları var. ‘Zindandan asla çıkamayacaksınız, gün yüzü göremeyeceksiniz’ zihniyetiyle açılan bir sürü mahkeme dosyası var” dedi.
“KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN BAHSEDEMEYİZ”
“Güçlü bir şekilde dalgalanan kadın rengi, toplumun bugününü aydınlatıyor, nefes aldırıyor” diyen Yıldız, şunları kaydetti:
“Hem bilince çıkardık hem de deneyimledik ki kadın özgürleşmeden erkeğin özgürlüğünden ve toplumun özgürlüğünden bahsedilemez. Biz bu fikri yeni keşfetmedik. Biz kadınlar bu düşünceyi, yaşanmışlığı hatırladık sadece. Kafamıza vurula vurula, zihnen ve bedenen öldürüle öldürüle unuttuğumuz bu bilinci hatırlayarak yeniden öğrendik diyelim. Kadının yaşamla, yaşamın özgürlükle bağını ifadelendirilen ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı bir aforizma niteliğindedir Kürdistan ve Orta Doğu’da. Arin Mirkan ve yakın tarihte de Jina Amini ile dünyaya yayılan bir hakikat özdeyişinden bahsediyoruz. Kadının kendini bulması, özgürlüğe meyletmesi açısından gerçekten de oldukça gurur verici, yarınlar için umut aşılayıcı.”
“YARGI ERKEĞİ ÖDÜLLENDİRİYOR”
Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin yüksek olduğunu belirten, çete, mafyalaşma ve tarikatların, cemaatlerin olumsuzluklarına da değinen Necla Yıldız, “İstanbul Sözleşmesi lağvedildi, şimdi anayasa maddesi tartışılıyor, bir sonrası hilafet gündemde. Beri yandan kadınlar iş bulamıyor, ilk olarak işten çıkarılıyor, en ağır işlerde çalıştırılıyor. Söz konusu siyasal bunalımda toplumsal eşitsizlik had safhada. Kadınlar taciz-tecavüzle karşı karşıya. Sistemsel bunalım toplumda da cinnet hali yaratmış durumda. Bu cinnet hakkı da erkeğin endeksinde. Cinnet geçiren erkek figürü, anne-eş çocuk kimi bulursa kendine kurban ediyor. Yargı mekanizması devreye girerek her fırsatta erkeği ödüllendirip kadını ağır uygulamalarla cezalandırıyor” ifadelerini kullandı.
“KENDİMİZE EN TEMİZ SAYFA OLAN DİRENİŞİ SEÇTİK”
Hükümetin 20 senedir ülkeyi yönettiğini ve vicdandan yoksun olduğunu söyleyen Yıldız, şöyle devam etti:
“Geçen sene maddi ve manevi anlamda kahrolduğumuz büyük depremin ardından gelen genel seçimlerin akıbeti de eklenince açıkçası iyice karamsarlaşmıştık. Sonuçta biz de bu dünyanın evladıyız. Nasıl olur da diğer ülkelerde bir sel olur, bir yolsuzluk olur ama sonradan hükümetler kendini bu işin sorumlusu görür ve istifa ederler. Ama ömrümüzün bu iktidarla geçtiği bu ülkede zerre vebal duygusu yok. Vicdan yok, hesap, kitap yok. Şartlar ne olursa olsun toplum aklının muhakkak doğruya hükmedeceği kanaatini taşırım. Hele ki Türkiye’de halkın iradesini gösterebileceği tek alan olarak sandıklar kalmışken. Bizler de içerden ‘büyük değişim rüzgarını hissetmiştik, dolayısıyla beklentimiz bu yöndedir. Olanlar beklentiyi karşılamayınca zindanlar olarak anladık ki süreç iyi gitmiyor. Dolayısıyla kendimize en temiz sayfa olan direniş sayfasını açtık.”
“VAN HALKI BÜTÜN TOPLUMUN DEMOKRATİK REFLEKSİYDİ”
“Ortaya çıkan atmosfer, tüm hile hurdaya rağmen, muhalefetin tüm yetmezliklerine rağmen halkların ortaya koyduğu irade herkesi sarstı kanaatindeyim” diyen Necla Yıldız, “Bence bu geç kalınmış bir tepkiydi. Zira büyük depremin de diğer tüm krizin de sorumlusu olması sebebiyle, iktidar çok önceden hesabını vermeliydi. Ama geç olmuş olsa da neticede amacına ulaşan bir tepkiydi. Kayyum atamalarına karşı Van halkı şahsında tüm Türkiye’nin demokratik refleksi ve ortak irade beyanıyla cesaretli tavır göstermesi taktire şayandı. Her seferinde şunu öğreniyoruz. Devlet aygıtının gücünü eline alan iktidar bu gücü kendi partizanlığı temelinde halkların aleyhine kullanıyor. Dolayısıyla halkların da devlet gücünü takip edip dengede tutması gerekir” diye belirtti.
Yıldız, halkın iradesinin büyüdüğünü belirterek, Kürt sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini kaydetti.
PİRHA-Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanıp Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın tutuklanmasına tepkiler sürüyor. 4. gün eylemlerinde yapılan basın açıklamasında “Kandan ve gözyaşından beslenen bu sistem, Kürt halkının iradesini teslim almaya çalışmaktadır” denildi. Açıklamada, “Hakkari’de kayyım saldırısını geri püskürtemezsek arkası kesilmeyecek bu saldırıların” uyarısı da yapıldı.
Hakkari Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın tutuklanıp belediyeye kayyım atanması birçok ilde protestolara sebep oldu.
Eylemlerin 4. gününde Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Sakarya Caddesinde basın açıklaması yaptı.
Eylemde “Hakkari Van olur, kayyumlar yok olur. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek. Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı ayrıca kayyıma geçit yok. Halkın iradesi gasp edilemez. Her yerde seçim hak, Hakkari’ye yasak” dövizleri de taşındı.
“SALDIRI ARTTIKÇA ATEŞ HARLANMIŞTIR”
Ortak hazırlanan metni Zarife Çamalan okudu. “Halkların kurtuluşu ancak birleşik mücadele ile mümkündür” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Kayyum’a geçit vermeyeceğiz!
Van’da irade gaspına karşı dayanışmayı büyüterek Türk ve Kürt halkları, işçileri, emekçileri, kadınları ve gençleriyle birlikte kazandık. Hakkari’de de başaracağız, kazanacağız! Çünkü halkların iradesi kayyum darbesiyle teslim alınamaz, buna izin vermeyeceğiz.
Kürt halkının yaktığı özgürlük ateşi ne kayyumlar ne baskı ve zorbalıklarla söndürülemez! Dehaklardan beri tarih de tanıktır ki saldırı arttıkça o ateş de harlanmıştır.
Bugün yapılan kayyum darbesi de bundan başka bir sonuç yaratmayacaktır.
İşçi ve emekçileri şovenizmle zehirlemek için devreye sokulan tüm o ırkçı-saldırgan söylemlerin, politikaların da karşılığının olmayacağı günlere doğru gidiyoruz.
Ekmeğimizin küçülmesinin bu düşmanlıkla göz bağlamaktan, köpürtülen yayılmacı savaş politikalarından bağımsız olmadığını dün olduğundan daha net görüyor emekçiler.
Halkların kurtuluşu ancak ve ancak birleşik mücadeleyle mümkündür, hepimiz bunu biliyoruz.
Kandan ve gözyaşından beslenen bu sistem, işçilere, emekçilere, gençlere, kadınlara ve tüm ezilenlere açlığı, yoksulluğu, geleceksizliği vaat ederken Kürt halkının iradesini teslim almaya çalışmaktadır.
Bizler Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bütün bunlara karşı Türk ve Kürt halkları olarak hep birlikte yan yana, omuz omuza örgütlü mücadelemizi büyüterek direneceğiz ve eninde sonunda başaracağız, biz kazanacağız!
Kayyum saldırısına karşı Hakkari halkının yanındayız. Ülkenin doğusu faşist saldırılarla karşı karşıyayken batısı, Güneyi, Kuzeyi asla mutlu olamaz. Hakkari’de kayyum saldırısını geri püskürtemezsek ardı arkası kesilmeyecek bu saldırıların. O nedenle Hakkari halkının sesini ve mücadelesini Ankara sokaklarına taşıyor ve diyoruz ki; “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Yaşasın Türk ve Kürt halkının eşitliği.”
“YÜREĞİMİZLE HAKKARİ HALKININ YANINDAYIZ”
Eylemde söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise önceki dönemlerde atanan kayyumların dahil olduğu usulsüz işlemlere değindi.
Koçak, şunları söyledi:
“Kayyum atanması, Hakkari halkının yok sayılması, iradesinin yerle bir edilmesi demektir. Kayyum, aynı zamanda o halkın hizmet almasının engellenmesi demektir. Kayyum, toplanan paraların keyfe keder harcanması, hırsızlık demektir. Bir ülkede adalet ortadan kalktıysa devlet organizasyonundan bahsetmek mümkün değildir. Artık mafyatik, çete yapılanmasından bahsedilebilir. Yarın hepimizin iradesine de saldıracaklar. Bugün yüreğimizle Hakkari halkının yanındayız. Bugün soruyoruz, daha önce çarşaf çarşaf sergilenen, kayyumların yolsuzlukları hakkında soruşturma yürüttünüz mü?”
PİRHA- Tanzanya’daki demiryolu projesinde haklarını alamayan işçiler, şirketin Üsküdar’daki merkezi önünde eylem yaptı.
Doğu Afrika ülkesi Tanzanya’nın en uzun ve en hızlı tren hattı olacak Darüsselam-Mwanza Demiryolu inşaatı projesinde çalışan işçiler, ücretlerini alamadıkları için eylem yaptı.
Projede çalışan binden fazla işçi, seslerini duyurmak için çalıştıkları Yapı Merkezi Holding’in Üsküdar’daki merkezi önünde toplandı. Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol Sendikası (Dev Yapı İş) üyesi olan işçiler, “Tüm haklarımızı alana kadar direneceğiz” dedi.
Bu arada 2 işçi, Yapı Merkezi Holding’e ait bekçi kulübesinin üzerine çıkarak tinerle kendilerini yakma girişiminde bulundu.
İntihar girişiminin yaşandığı alana çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. İşçiler taleplerini dile getirerek, “Yapı Merkezi bize diyor ki; kendinizi yaksanız da haklarınızı vermeyeceğiz. Bizim emeğimiz olan hakkımızı vermiyorlar. Emeğimizi almak için kendimizi mi yakalım?” diyerek tepki gösterdi.
Polisle yapılan müzakere sonucunda işçiler, intihar girişiminden vazgeçerek bekçi kulübesinden indirildi. İşçiler, eylem alanına geri döndü.
İşçilerin, holding önündeki eylemi ise bugün akşam saatlerine kadar sürecek.
PİRHA- Yerel seçimler sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden işten çıkarılan işçiler, işe deri dönene kadar eyleme devam edeceklerini dile getirdiler. 200’ü aşkın emekçinin işten çıkartıldığının belirtilen İzmir Büyükşehir Belediyesi işçileri, “Buradan Cemil Tugay’a ve CHP yönetimine sesleniyoruz bu haksızlığa dur demek iki dudağınız arasından çıkan bir sözcüğe bakar” diye seslendi.
Yerel seçimler sonrasında İZDOĞA işçileri ile Genel İş üyesi İZENERJİ işçileri 30 günlük deneme sürecini doldurmalarının 10 gün sonrasında ‘Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi’ ve ‘personel fazlalığı’ gerekçesiyle işten çıkarılmıştı.
Emekçiler başkanlık makamının da bulunduğu Egemenlik Evi önünde 10 gündür eylemlerini sürdürüyor.
İşten çıkarılan emekçiler Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde açıklama yaptı. Birçok sivil toplum örgütünün katıldığı ve ‘İşimizi Geri İstiyoruz’ pankartı açıldığı açıklamada, ‘İşimizi Geri İstiyoruz’, ‘Açlıktan Ölmeyiz Biz Bu Yoldan Dönmeyiz’, ‘Bize Ekmek Yoksa Huzur Yok’ sloganları atıldı.
“ORTAK NOKTAMIZ HAKLILIĞIMIZ”
İşten çıkarılan emekçilerin iş başında işten atıldıklarını öğrendiği ifade edilen açıklamada, “Çalıştığımız birimlerde eksik personelle çalışıyorduk, bir çoğumuz çalıştığı şu kısa zamanda bile fazla mesai yapmak zorunda bırakıldık. İşten atılan bir arkadaşımız depremzede, eşi hasta ve tedavi sürecinde ama bu süreçte eşini de bizi de yalnız bırakmıyor. Bir arkadaşımızın bir kaç gün sonra düğünü var. Kimimiz iş başı yapacağı bilgisini aldığında eski çalıştığı yerden tazminatlarını yakarak belediyede işe başladı. Çocuğu yoğun bakımda yatarken işe alındığı haberini alan arkadaşımız var. Direniş alanına gelirken yol parasını karşılayamayan arkadaşlarımız var. Hepimizin hikayesi farklı ortak noktamız haklılığımız” diye belirtildi.
“200’Ü AŞKIN KİŞİ İŞTEN ÇIKARILDI”
İşten çıkarılan emekçi sayısının iddia edildiği gibi 20 değil 200’ü aşkın olduğu bilgisi paylaşılarak, “Söylemek zorundayız ki sürecin başından bu yana yanlış bilgiler kasıtlı olarak kamuoyunda dolaşımı sokulmakta. İşten çıkarılan sayısı iddia edildiği gibi 20 değil, bize ulaşan 150’yi aşkın arkadaşımızın işine son verilmiş durumda. Ve işten çıkarılacakların sayısının binleri bulabileceği konuşulmakta. Bir diğer yanlış bilgi ise işine son verilebilenlerin yalnızca büro personeli olduğu ve herkese başka iş kollarında çalışması için teklifte bulunulduğu yalanı. Oysa bizler işine son verildiğinin bilgisi dahi verilmeden günlerce çalışmaya devam eden arkadaşlarımız var. Üstelik yalnızca büro işçisi değil, içimizde katı atık işçileri, ataması yapılmayan öğretmenler, kapsam dışı 15 mühendis arkadaşımız ve daha çok sayıda farklı işleri üretenlerimiz var” denildi.
CEMİL TUGAY VE CHP YÖNETİMİNE ÇAĞRI
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve CHP yönetimine çağrıda bulunan emekçiler, “Biz hakkımız olanı istiyoruz, seçimlerde aday belirleme süreçleri de buralarda yaşanan kişisel kavgalar da biz emekçilerin gündemi değil, eski yönetimle yeni yönetim arasında yaşanan siyasi çekişmelerde olan biz emekçilere oluyor. Buradan Cemil Tugay’a ve CHP yönetimine sesleniyoruz bu haksızlığa dur demek iki dudağınız arasından çıkan bir sözcüğe bakar. Biz hakkımızın bilincindeyiz, bir araya geldiğimizde güçlü olduğumuzun farkındayız. Yalnızca hakkımızı istiyoruz. Tüm yurttaşların hak ettiği gibi insanca şartlarda çalışıp yaşamımızı kazanmak istiyoruz. Ve uyarıyoruz: Hakkımız olanı, işimizi alana kadar hiçbir yere gitmeyeceğiz! Biz haklıyız, biz kazanacağız!” dedi.
PİRHA- İzmir’de tek AKP’li belediye olan Menemen Belediyesi’nde işçi kıyımı yaşandı. Kod-17 bahanesiyle işlerine son verilen Meta-Su şirketinde çalışan 325 emekçi ve belediye personeli 75 işçi, 3 Haziran’da belediye binası önünde eylem gerçekleştirecek.
31 Mart yerel seçimlerinde AKP’li Aydın Pehlivan’ın kazandığı İzmir’in Menemen Belediyesi’nde işten çıkarılan belediye işçileri eylemlerine devam ediyor.
Menemen Belediyesinde işten atılan işçilerin belediye önünde başlattıkları direniş sürüyor. Direnişteki işçiler, işten atılan tüm arkadaşlarına ve kamuoyuna çağrı yaparak 3 Haziran Pazartesi günü saat 10.00’da Menemen Belediyesi önünde gerçekleşecek eyleme destek sunmaya davet etti.
PİRHA- İnşaat işçilerinin maaşlarını alamadıkları için başlattığı iş bırakma eyleminin 12’nci gününde kazanımla sonuçlandı.
Aydın-Denizli otoyol şantiyesinde Farnas ve İnceoğulları inşaatında çalışan 51 işçi, maaşları ve fazla mesai ücretlerini alamadıkları için başlattıkları iş bırakma eyleminin 12’nci gününde kazanımla sonuçlandı. Barınma ve kötü beslenme koşullarına rağmen kararlılıkla mücadele eden işçilerin maaşları ve fazla mesai ücretleri dün hesaplarına yatırıldı.
İnşaat ve Yapı İşçileri Sendikası (İYİ-SEN), sanal medya hesabından işçilerin kazanımla sonuçlanan eylemine dair şu açıklamayı yaptı:
“Zafer mücadele eden işçinin oldu. Aydın – Denizli otoyol şantiyesinde Farnas ve İnceoğulları inşaat çalışanı 51 işçi arkadaşımızın verilmeyen hakları için başlattığımız eylem 12. gününde kazanımla sonuçlandı. Bu süreçte her türlü olumsuz barınma ve beslenme koşuluna rağmen sendikasına güvenerek kararlılıkla mücadele eden işçi arkadaşlarımızı kutluyoruz. Sendikamız memleketin neresinde olursa olsun inşaat işçisinin hak mücadelesinin içinde olacaktır. Kurulurken dediğimiz gibi sömürü düzeni yıkılacak işçiler eşit ve özgür yaşayacak.”
PİRHA- Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Sekreteri Ali Rıfat Temel, tüm emeklileri 25 Mayıs’ta ülke genelinde yapılacak olan emekli mitinglerine çağırdı. Temel, “AKP hükümeti bu yoksulluğun ve sefaletin sorumlusudur ve çözüm üretmesi gereken de onlardır. Biz hakkımız olanı, emeğimiz olanı talep etmeye devam edeceğiz” dedi
Tüm Emeklilerin Sendikası 25 Mayıs’ta ülke genelinde Emekli Mitingleri düzenleyerek açlığa ve sefalete hayır diyecek. Mitingler; İstanbul, İzmir, Bursa, Antalya, Eskişehir, Tarsus, Burhaniye ve Fatsa olmak üzere 8 bölgede yapılacak.
PİRHA’ya konuşan Tüm Emekliler Sendikası Genel Sekreteri Ali Rıfat Temel, tüm emeklileri ve emekten yana olan herkesi yapılacak mitinglere katılmaya davet etti.
“ALANLARDA, HAKKIMIZ OLANI TALEP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Ali Rıfat Temel, yoksulluğun ve sefaletin sorumlusunun AKP hükümeti olduğunun altını çizdi. Çözümü de AKP hükümetinin üretmesi gerektiğini belirten Temel, şunları söyledi:
“Mitingleri, emeklilerin ekonomik ve sosyal talepleri için yapıyoruz. Türkiye’de 8 bölgede mitingler yapılacak. İç Anadolu Bölgesi için de Eskişehir’de yapılacak. Ankara’yı Eskişehir’e taşıyoruz. Emek ve emekçilerden yana olan tüm duyarlı insanları bekliyoruz. İstanbul, İzmir, Bursa, Antalya, Eskişehir, Tarsus, Burhaniye ve Fatsa olmak üzere 8 bölgede mitinglerimizi yapacağız.
“TASARRAUF ÖNCE SARAYDAN BAŞLAMALI”
Son olarak Tasarruf Genelgesi yayınladılar. Tasarruf edeceklermiş! Emeklilerin yoksulluğu zaten hat safhada, çalışanların yoksulluğu hat safhada. Lojmanlardan tasarruf edeceklermiş, emekçileri taşıyan servislerden tasarruf edeceklermiş. Tasarruflar bunlar olmamalı. Tasarruf önce saraydan başlamalı. Ülkenin ekonomisi biz yönetmedik 21 yıldır, 21 yıldır ülkenin ekonomisini AKP hükümeti yönetti. Bu yoksulluğun ve sefaletin sorumlusu onlardır ve çözüm üretmesi gereken de onlardır. Biz hakkımız olanı, emeğimiz olanı talep etmeye alanlarda devam edeceğiz.
Emekli arkadaşlarımızı ve emekten yana olan herkesi, emek ve demokrasi dayanışmasına davet ediyorum. Mitinglerimiz 13.00 ve 18.00 arasında olacak.”
PİRHA- Mersin Valiliği, Kobané Davası kararının protesto edilmesini engellemek için 21 Mayıs’a kadar eylem ve yürüyüş gibi etkinliklerin yasaklandığını duyurdu.
Kobané Davasında verilen kararların protesto edilmesini engellemek amacıyla ülkenin dört bir yanında eylem ve etkinlikler yasaklanıyor. Dersim, Bingöl, İzmir, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Siirt, Ağrı, Şırnak, Muş, Hakkari, Kars ve Adana’dan sonra Mersin’de de eylem yapma yasağı getirildi.
Mersin Valiliği tarafından yapılan açıklamada, “İlimiz sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyeti kamu esenliğinin sağlanması amacıyla; park/bahçe, genel yollar, STK ve siyasi parti teşkilat binaları önleri, umuma açık ve kapalı alanlarda umuma açık veya/kapalı yer toplantıları, yürüyüş, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, stant/çadır kurma, bildiri dağıtma, afiş asma, yazılama ve bu gibi tüm faaliyetlerin eylem/etkinliklerin yapılmasının ve bu amaçla şehir merkezine gelebilecek olan şahısların ve araçların Mersin İl Merkezine girişlerinin, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunun (11/A) ve (11/C) maddeleri ile 2911 sayılı toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17’nci maddesi hükmü doğrultusunda 16.05.2024 günü saat 17.00’den 20.05.2024 günü saat 23.59’a kadar (4) gün süreyle yasaklanmıştır” ifadelerine yer verildi.