Etiket: figen yüksekdağ

  • İmralı Heyeti: Yüksekdağ ve Demirtaş, sürece özgür şartlarda katılmak istiyor-VİDEO

    İmralı Heyeti: Yüksekdağ ve Demirtaş, sürece özgür şartlarda katılmak istiyor-VİDEO

    PİRHA- İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti. Sancar,  Demirtaş ve Yüksekdağ’ın “sürece özgür şartlarda katılmak istediklerini” söyledi .

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti. Heyet dün de HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmişti.

    Buldan ve Sancar, ziyaret sonrası cezaevi önünde açıklama yaptı. Pervin Buldan, Figen Yüksekdağ’ı oldukça sağlıklı ve moralli gördüklerini belirterek, Yüksekdağ başta kadınlar olmak üzere kadınların 8 Mart’ını kutladığını ifade etti. Yüksekdağ’ın daha özgür 8 Martlarda buluşma temennisinde bulunduğunu söyleyen Pervin Buldan, Yüksekdağ’ın kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin çok kıymetli olduğunu belirttiğini ifade etti.

    “BÖLGE AÇISINDAN BARIŞ ÖNEMLİ”

    Yürütülen sürece dair Figen Yüksekdağ’ın görüşlerini ve önerilerini aldıklarını ifade eden Pervin Buldan, şunları söyledi:

    “Bu konuda da kendisinin oldukça coşkulu olduğunu ve süreci çok yakından takip ettiğini belirtmek istiyorum. Sayın Öcalan’ın başlatmış olduğu bu süreci hem desteklediğini, hem yanında olduğunu ve bu sürecin ne kadar kıymetli olduğunu belirtti. Figen Yüksekdağ, hem Türkiye açısından hem bölge açısından barışın ne kadar elzem olduğunun altını önemle çizdi. Bu sürecin yanında olduğunu ve sürecin gelişmesi için de elinden gelen her şeyi, her türlü katkıyı sunacağını da belirtti. Tüm Türkiye halklarını ve kadınları bir kez daha selamladığını belirtmek istiyorum.”

    “BARIŞ ORTAMI OLUŞTURMAK GÜVENİ ARTIRIR”

    Dün Edirne’de Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret ettiklerini ve bundan dolayı uzun bir görüşme yaptıklarına dikkat çeken İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar da şöyle konuştu:

    “Bugün de sevgili Figen Yüksekdağ arkadaşımızla görüştük. Fikirlerimizi karşılıklı paylaştık. Her iki arkadaşımızın ve içeride haksız hukuksuz yere yıllardır tutulan diğer dostlarımızın arkadaşlarımızın cezaevinde bulunması ve onları cezaevinde ziyaret etmemiz bu sürecin ruhuna uygun değil, adaletin gereklerine uygun değil, hukuksuzluğun da açık bir göstergesidir. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, barış ve demokrasi sürecine inançları tamdır. Bu sürece özgür şartlarda katılmak istiyorlar. Bütün imkanlarıyla bu sürecin barış ve demokrasi yolunda ilerlemesi için çalışmak istiyorlar. Bu ziyaretleri bir daha cezaevinde gerçekleştirmek istemiyoruz. Hukuksuzluklara son vermek, barış ortamı oluşturmak güveni arttırır.”

    “KALICI BARIŞ İÇİN HUKUKSAL GÜVENCELER SAĞLANMALI”

    Sürecin kalıcı bir barışa evrilmesi için hukuksal güvenceler ve demokratik mekanizmaların acilen işlenmesi gerektiğini belirten Sancar, “Cezaevlerinde değil, hayatın bütün alanlarında barış mücadelesini Figen Yüksekdağ arkadaşımızla, Selahattin Demirtaş arkadaşımızla ve diğer bütün şu an içeride bulunan haksız yere içeride tutulan arkadaşlarımızla birlikte yürütmek istiyoruz. En kısa zamanda bu yönde somut adımların atılması ve sonuçların ortaya çıkması gerekiyor. Bu talebi bir kez daha sizler aracılığıyla bütün kamuoyuna, iktidara ve bütün aktörlere iletmiş olalım. Özgür şartlarda barış mücadelesini çok daha güçlü bir şekilde yürüteceğimize inancımız tamdır. Arkadaşlarımızın inancı da bu yöndedir. Umutları da, moralleri de bu nedenle güçlüdür” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

     

  • İmralı Heyeti, Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etti!

    İmralı Heyeti, Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etti!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’dan sonra HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’ı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti. Heyetin ziyaret sonrası cezaevi önünde açıklama yapması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

     

  • DEM Parti Mersin’den Yüksekdağ ve Demirtaş için özgürlük çağrısı- VİDEO

    DEM Parti Mersin’den Yüksekdağ ve Demirtaş için özgürlük çağrısı- VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’la birlikte 7 HDP’li vekilin 4 Kasım 2019’da hukuksuzca gözaltına alınıp tutuklandığı operasyonun yıldönümünde DEM Parti Mersin İl Örgütü, “DEM Parti’ye yönelik yapılanlar siyasi darbedir, tutsaklar derhal serbest bırakılsın!” mesajı verdi.

    HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’la birlikte 7 HDP’li vekilin 4 Kasım 2019’da hukuksuzca gözaltına alınıp tutuklandığı operasyonun yıldönümünde DEM Parti Mersin İl Örgütü Basın açıklaması düzenledi. 9 yıldır sebepsiz yere tutsak edilen siyasiler adına iradelerine sahip çıkmak için sokağa çıkan yurttaşlar, “Siyasi tutsaklar onurumuzdur” sloganları eşliğinde seslendi.

    KUŞ: DEM PARTİYE YÖNELİK YAPILANLAR SİYASİ DARBEDİR

    Açıklamada DEM Parti’ye yönelik yapılan operasyonun bir darbe olduğunu dile getiren DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, “Aralarında o dönem HDP Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da olduğu 12 milletvekili arkadaşımız gözaltına alınmış, 9 milletvekili arkadaşımız hukuksuz bir şekilde tutuklanmıştır. Akabinde gerçekleştirilen operasyonlarda MYK üyelerimiz, birçok partili yoldaşımız 6-7 Ekim Kobani olayları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Nitekim bu darbeyle birlikte tutuklanan ve tutuklulukları siyasi saiklerle halen devam eden Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında AİHM tarafından defalarca kez serbest bırakılması yönünde karar verilmiş olmasına rağmen bu karar uygulanmamıştır” dedi. Operasyonun halkın iradesine yönelik bir saldırı olduğunun ve HDP’li belediyelere kayyım atandığının altını çizen Kuş, “Şimdiye kadar 10 belediyemiz kayyım darbesiyle gasp edilirken bu darbe siyaseti muhalefet belediyelerine yönelik saldırılarla devam etmektedir” sözlerine yer verdi.

    “KAYYIM SİYASETİNDEN VAZGEÇİLMELİ, SİYASİ TUTSAKLAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”

    Başlatılan Barış sürecine rağmen DEM Partili Belediyelere yönelik kayyım rejiminde ısrarcı olduğunun altını çizen Kuş, “Kayyım siyasetinden vazgeçilmesi, belediyelerin gerçek sahiplerine iade edilmesi, Kobani Kumpas davasından tutuklu bulunan Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere bu davadan tutuklu tüm tutsakların derhal serbest bırakılması sürecin gerekliliğidir. 4 Kasım HDP’ye yönelik gerçekleştirilen siyasi darbenin ve Batman, Mardin ve Halfeti’ye yönelik gerçekleştirilen kayyım darbesinin yıldönümünde tüm il ve ilçe örgütlerimiz basın açıklamaları ve yürüyüşlerle protesto etkinlikleri gerçekleştirmelidir” çağrısı yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- Sosyalist örgütler tarafından Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da yapılan Çalıştay’ın sonuç bildirgesi açıklanırken, “Özgürlükler için mücadeleyi büyütmede kararlıyız” denildi.

    Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)  “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da çalıştay gerçekleştirdi.

    Makina Mühendisleri Odası’nda iki gün süren Çalıştay’ın sonuç bildirgesinin okunması ile sona erdi.

    “ÖZGÜRLÜKLER İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Örgütlenmeden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Özlem Gündüz‘ün okuduğu sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “DEM Parti, EHP, EMEP, SMF, TİP ve TÖP olarak düzenlediğimiz ‘Demokrasi ve Barış İçin Buluşuyoruz, Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz’ başlıklı çalıştayımızı 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştirdik. Çalıştayda, Türkiye’de anayasal düzenin bugünkü durumu, hak ve özgürlüklerin geleceği, yerel yönetimlerden parti kongrelerine uzanan kayyum uygulamaları, otoriterleşme ve temsil krizinin boyutları, Türkiye’deki yönetim deneyimleri ve yeni dönemde barış arayışlarının imkanları üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttük. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çalıştayın sonuç metni aşağıdaki gibi şekillenmiştir.

    Bugün anayasal bir düzenin varlığından söz edilemeyen Türkiye, KHK’ler ve torba yasalarla yönetilen bir hukuksuzluk rejimine sürüklenmektedir. Siyasal iktidarın hukuk tanımaz tutumu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamaması, yargı üzerinde kurduğu fiili denetim, adalet duygusunu bütünüyle zedelemektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu gibi siyasi tutsakların özgürlüklerinin gasp edilmesi ve devam eden gözaltı-tutuklamalar, grevlerin yasaklanması, toplu sözleşme hakkının fiilen ortadan kaldırılması, hasta tutsaklara yönelik ihlaller, umut hakkından söz edilmemesi ve yaşam hakkını tehdit eden uygulamalar, bu düzenin adaletsizliğini her gün gözler önüne sermektedir.

    Kayyum uygulamaları halkın seçme ve seçilme hakkının açık ihlalidir. İktidarın seçimle kazanamadığı belediyelere kayyum atayarak el koyması, halkın iradesinin gaspıdır. Bu gasp ve beraberinde gelen tutuklamalar, HDP / DEM Parti’nin kazandığı yerel yönetimlerden başlamış; CHP’nin kazandığı yerel yönetimlere kadar genişleyerek devam etmiştir. Kayyum atamaları, yerelin sosyal ve kültürel dokusunu yok saymakta, halkı kendi kentine yabancılaştırmaktadır. Aynı anlayışla basın özgürlüğüne yönelen saldırılar, Tele1 örneğinde olduğu gibi medya kurumlarının kayyuma devredilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün açık biçimde ortadan kaldırıldığını göstermektedir.

    Siyasal iktidar son yıllarda çıkardığı yasalar, eğitimin müfredatı yanında tüm boyutlarına ve düzeylerine yönelik müdahaleler ve 11. Yargı Paketi gibi hazırlığı yapılan yargı paketleri ile tek merkezli, hukuk dışı, cinsiyetçi ve keyfiyete bağlı bir yönetim inşa etmektedir. ‘Hukuk arkadan gelir’ anlayışıyla yürütülen bu fiili yönetim biçimi, toplumsal hakları gasp eden ve doğayı, emeği, halkı hedef alan politikaları kalıcılaştırmaktadır. Ekolojik yıkıma, köylülerin ve emekçilerin mülksüzleştirilmesine ve sermaye ile işbirliğine dayanan bu düzenin otoriter ve faşizan karakteri gün geçtikçe güçlenmektedir.

    Ekonomik alanda ise 12’inci Kalkınma Planı, OVP (orta vadeli program) ve bütçe politikalarıyla işçilerin, üretici köylülerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, küçük esnafın ve yoksul halkın yaşam koşulları daha da ağırlaşmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, güvencesiz çalışma ve sefaletin derinleştiği bu günlerde, biliyoruz ki ekmek ve adalet mücadelesi, barış mücadelesinden ayrı değildir. Emek, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağı apaçıktır.

    Bugün içinde bulunduğumuz ağır siyasal ve ekonomik koşullarda, Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle iktidarın hala “barış” olarak adlandıramadığı bir süreci yaşıyoruz. Elbette silahların devreden çıkması, toplumsal ve siyasi olarak çözüm olanaklarının geliştirilmesi için zeminin oluşması önemlidir. Ancak baskıcı, yasakçı, sansürcü ve keyfi politikalarıyla malul siyasi iktidarın, siyasi haklar, cezaevleri ve siyasi tutsaklar bakımından adım atmaması, Kürt halkının anadilinin kullanımı dahil Kürt sorununun demokratik, eşit haklara dayalı barışçı çözümü için gerekliliklerin gündeme bile gelmemesi bu sürecin, demokratikleşmeye değil, demokrasisiz bir barışa doğru evriltilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    Bizler biliyoruz ki; sahici barış, hukukun ve adaletin tesis edilmesi ve demokrasi mücadelesinin birlikte yürütülmesi ile mümkündür. Kayyum kararlarının geri çekilmesi, hasta tutsakların serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için hiçbir yasal engel yoktur; yalnızca siyasi irade eksiktir. Bizler, Kürt sorununun eşit haklara dayalı çözümünü ve ülkenin demokratikleşmesini temel alan bir barış hattını önemsiyoruz. Emek, demokrasi ve barış güçleri olarak bugün bu hattı birlikte örmek, demokratik hakları ve siyasal özgürlükleri kazanmak bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.

    İktidarın siyasal, ekonomik ve toplumsal düzeyde uyguladığı politikaların tekabül ettiği hattın ve bir bütün olarak muhalefeti dağıtmaya ve daraltmaya yönelik politikalarının farkındalığıyla; ekonomik, demokratik haklar, siyasal özgürlükler için mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Emperyalist güçlerin bölgedeki savaş politikalarına ve halkların kendi kendilerini yönetmesine saygı duymayan, kadın düşmanı, doğa ve çocuk düşmanı, halk sağlığını görmezden gelen, tek mezhep ve inancı hâkim kılmaya çalışan anlayışlara karşı; bölgede ve ülkede halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan bir barış hattını güçlendirmeye devam edeceğiz.

    Barış ve demokrasi mücadelesi, iktidardan beklentiyle ve bekleyerek değil; ancak halkın kendi özgücüyle, birleşik mücadelesiyle kazanılabilir.  Demokrasinin güçlenmesi yerelden yükselen bir örgütlenme ve halkın bizzat kendi kendini yönettiği, denetim yetkisine sahip olduğu bir yerel demokrasi anlayışı ile mümkün olabilir. Bu nedenle barış ve demokrasi mücadelemizi, yerel talepler ve yerelin mücadele güçleriyle birlikte büyütmekte kararlıyız. Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı çözümü, bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

    Emek ve demokrasi güçleri olarak; partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve gençlik inisiyatiflerinin, inanç örgütlerinin, ekoloji ve köylü hareketlerinin, doğasını, suyunu, toprağını ve varlığını savunan tüm halk örgütleri ile demokrasi ve barışı esas alan siyasi yapıların özgünlükleriyle dahil olduğu ortak-birleşik bir mücadele hattında buluşması gerekliliği her zamankinden daha açıktır. Bugün değiştirici ve dönüştürücü gücü açığa çıkaracak olan, halkın örgütlülüğü ve birleşik mücadelesidir.

    Bu inançla, çağrımız; barışın, demokrasinin ve özgürlüğün ortak mücadele imkanının güçlendirilmesi ve büyütülmesi için bu sorumluluğu duyan tüm toplumsal ve siyasal kesimlere; tarihin, an’ın ve geleceğin dönüştürücü gücünedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • GADEV Kitap Fuarı’nda Figen Yüksekdağ’ın kitabı imzalandı!

    GADEV Kitap Fuarı’nda Figen Yüksekdağ’ın kitabı imzalandı!

    PİRHA- GADEV Kitap Fuarı’nda HDP’nin tutuklu Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Halkların Susturulamayan Yüreğinde Sınırsız Savunmalar” kitabı imzalandı.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve ESP Eş Genel Başkanı Sezgin Uçar tarafından HDP tutuklu Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ adına imzalanan “Halkların Susturulamayan Yüreğinde Sınırsız Savunmalar” kitabına ilgi yoğun oldu.

    Burada kısa bir açıklama yapan Celal Fırat, “Halkların iradesini zindana sığdırmak isteyen anlayış, fikirleri ve hakikati susturamaz. Özgürlüğü savunanların kalemi, adaleti arayanların sesi ve barışı isteyenlerin yüreği her koşulda yaşamaya devam eder. Bizler, halkların eşitliğini ve kardeşliğini savunan her sözün, her mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz. Ne zulüm hakikati karartabilir, ne de tutsaklık düşünceleri zincirleyebilir. Demokrasi, adalet, özgürlük ve barış mücadelesi; halkların onurlu yaşamı için yolumuzu aydınlatmaya devam edecek” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Figen Yüksekdağ’ın ‘Sınırsız Savunmalar’ kitabı için Dersim’de imza günü-VİDEO

    Figen Yüksekdağ’ın ‘Sınırsız Savunmalar’ kitabı için Dersim’de imza günü-VİDEO

    PİRHA-HDP tutuklu eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabı için Dersim’de imza günü gerçekleştirildi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabı için Dersim’de imza günü gerçekleştirildi. Etkinliğe, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri çok sayıda yurttaş katıldı.

    İmza günü etkinliğinde Figen Yüksekdağ’ın “Sınırsız Savunmalar” kitabını Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni imzaladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Figen Yüksekdağ’ın cezavinden mesajı: Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız

    Figen Yüksekdağ’ın cezavinden mesajı: Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız

    PİRHA-DEM Parti heyeti bugün Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’la görüştü.  Figen Yüksekdağ, görüşmenin ardından sosyal medya hesabından bir yazı yayınladı. Yüksekdağ, yaptığı paylaşımda “Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var” ifadelerinde bulundu.

    Yüksekdağ, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

    “DEM Parti İmralı Heyeti ziyareti vesilesiyle öncelikle demokratik kamuoyuna, halklarımıza, kadınlara selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

    Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var.

    Tarihin bu kritik anında sayın Öcalan’ın inisiyatif üstelenerek yol alma çabası çok değerli ve belirleyicidir.

    Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız. Nerede olduğumuz fark etmez. İçerde, dışarıda ya da farklı görüşlerde olabiliriz. Bu üzerimize düşen görevi yerine getirmeye engel değildir.

    Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız.

    Barışın öznesi doğrudan Türkiye halkları, emekçiler, özgürlük güçleri ve kadınlardır. Tam da bu nedenle bütün toplumsal dinamikler, halkların kardeşliği ve barış için inisiyatif almalıdır.

    Demokratik haklara, ekmeğin ve emeğin güvencesine giden yol bugün bu inisiyatifi almaktan geçiyor.

    Biz kadınlar, Kürt sorununda demokratik çözüm hareketinin geliştirilmesi için gereken özveri ve çabayı göstermekte tereddüt etmeyeceğiz. Bu çabaya ortak olan herkes ile dayanışma ve iş birliği içerisinde olacağız.

    Dileğimiz sayın Öcalan’ın sağlıklı çalışma koşulları sağlanarak, bir barış ve çözüm odağı olarak rolünü en etkin şekilde gerçekleştirebilmesidir. Somut ve pozitif yaklaşımlar tarihsel sorunun çözümünde en belirleyici aşama olacaktır.

     

    Umuyorum ki halklarımızın baharını, barışı ve kardeşliği birlikte karşılayacağız.

    Selam ve Sevgilerimle.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İmralı heyeti ile görüşen Yüksekdağ: Omuzumuza ne düşerse yerine getiririz-VİDEO

    İmralı heyeti ile görüşen Yüksekdağ: Omuzumuza ne düşerse yerine getiririz-VİDEO

    PİRHA- İmralı Heyeti’nden Sırrı Süreyya Önder, Figen Yüksekdağ’ın ziyaret sırasında “Sürecin tam olarak yanı başında, omuzumuza ne düşerse seve seve yerine getirmeye hazır bir şekilde bekliyoruz” dediğini paylaştı. Önder, “Halkın vicdanı her zaman olduğu gibi doğruyu işaret ediyor. Ama güvercin kasaplarına, cevaz vermemek lazım” ifadesini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk, bugün Kocaeli Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile görüştü. Heyet, ayrıca HDP eski Milletvekili Semra Güzel ile görüştü.

    YÜKSEKDAĞ: OMUZUMUZA NE DÜŞERSE YERİNE GETİRİRİZ

    Görüşme sonrası konuşan Önder, “Figen Başkanımızla görüştük. Sağlıkları ve moralleri iyiydi. Semra vekilimizle de görüştük. Bütün kamuoyuna selamları var. Sürece dair yarın kendi hesabından bir açıklama da yapacak. Ama size iletmemizi istedi ki ‘sürecin tam olarak yanı başında, onlara ne düşerse, omuzumuza ne düşerse seve seve yerine getirmeye hazır bir şekilde bekliyoruz’ dedi. Onun dışında 5 sene önce tahliye olmuştum. Yine burada konuşmuştuk. 10 yıl bu ülke ağır bir zaman kaybetti. Yerine konulması imkansız olan 2 şey yitip giden canlar ve zamandır. Bu çatışmalı süreçte hayatını kaybeden, sağlığını kaybeden bütün şehitler ve gaziler bütün ülkemizin onurudur. Onlara verebileceğimiz en büyük armağan bu çatışmalı süreci sonlandırmak, bunu bir barışla taçlandırmak olacaktır. Ondan sonra hayatta olan herkese destek, hayatını kaybedenin geride bıraktığı bir yoldaş olmak hepimizin toplum olarak boynumuzun borcudur. Bu ciddiyette ve samimiyetteyiz. Bu konuda yüreği yanan, bedel ödeyenler de bizleriz. Hepsinin acısının yüreğimizde hissediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HERKESE DERDİMİZİ ANLATMAYA, ÖNERİLERİ DİNLEMEYE HAZIRIZ”

    Önder, “Barışa gelince; barış çocuklarımızın gözüne bakarak kurmak olduğumuz bir şeydir. Çocuklar hiçbir dahillerinin olmadığı bir çatışmalı mirası hak etmiyor. Sorumluluğumuz, onlara barış içinde bir ülke bırakmak. Çok spekülatif tartışmalar oluyor. Silah kadar zarar veren bir dil bu. Ülke bölünecek, çift dil, çif bayrak falan… Gündemimizde ne böyle bir şey var, ne tartıştık, ne de iması yapıldı böyle bir şeyin. Böyle bir şey yok. Kurmaya çalıştığımız barıştır. Kuşkusunu gidermek isteyen herkesle görüşmeye, derdimizi anlatmaya, önerilerini ve uyarılarını dinlemeye de hazırız. Tek ricam bu toksit dilin bir kenara bırakılması” diye konuştu.

    “GÜVERCİN KASAPLARINA CEVAZ VERMEYELİM”

    Önder, “Söyleyeceksen hayır söyle’ Bu kadar şeffaf ve açık süreç yürütüyoruz. Ama iki anahtarı var bunun. Bir ciddiyet, diğeri samimiyet. Herkesten bunu asgari olarak beklemek hakkımız. Bu mesele ne Ahmet beyin, ne Pervin hanımın ne de benim derdim. Bu hepimizin derdi. Hepimizden olumlu katkı bekliyoruz. Biz dilimizi değiştirmeyeceğiz. Bu şekilde saldırgan dil kullanarak karşı gelebileceğimiz maksimum nokta bu. Samimiyeti halk takdir edecek. 1 haftadır yollardayız. Yolda barışı talep eden, boynumuza sarılan, elinizi çabuk tutun diyen, zaman zaman uyaran… Bu konuda halkın vicdanı doğruyu işaret ediyor. Güvercin kasaplarına, bir gözle iki ölüm bakanlara cevaz vermemek lazım.  Bu da hepimizin sorumluluğu” diye kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Eş Genel Başkanlarından, Demirtaş’a ve Yüksekdağ’a ziyaret

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarından, Demirtaş’a ve Yüksekdağ’a ziyaret

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, HDP’nin Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı cezaevinde ziyaret etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’de tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile görüştü.

    Eş Genel Başkanlar, dün de Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı ve eski HDP Amed Milletvekili Semra Güzel’i ziyaret etti.

    DEM Parti, ziyarete ilişkin sanal medyadan şu paylaşımda bulundu:

    “Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, rehin tutulan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı cezaevinde ziyaret etti.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatimoğulları: Narin’in katledildiği köyde Hizbul kontranın silah deposu mu var?

    Hatimoğulları: Narin’in katledildiği köyde Hizbul kontranın silah deposu mu var?

    PİRHA – 1. Merkezi Örgütlenme Konferansında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Savaşa karşı barış harekatını örgütlemek, konferansımızın ana hatlarından biridir” diye belirtti. Hatimoğulları, Narin Güran cinayetine de değinerek “Hizbul kontranın o köyde bir silah deposu mu var, bütün bu sorular yanıt bekleyen sorulardır” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Özgürlük için Örgütleniyoruz” şiarıyla Ankara’da düzenlenen 1. Merkezi Örgütlenme Konferansında konuştu.

    Hatimoğulları, DEM Parti olarak başlattıkları Ekmek ve Adalet kampanyasının detaylarına değinerek şu konuşmayı yaptı:

    “Yaptığımız buluşmalarda biz bir kez daha gördük ki üreticiler, çiftçiler, işçiler, emekçiler artık dolmuş durumda. Bıçak ilikte. Gerçekten insanlarda o kadar büyük isyan, bu iktidara, kapitalist sisteme karşı, bu sermaye düzenine, ezen ve sömüren anlayışa karşı büyük bir tepki olduğunu yaptığımız çalışmalarda bir kez daha gözlemledik. Tabii burada temel sorun belki konferansta konuşacağımız konulardan biri eylemin, grevin neden birbiriyle bakışamadığı, ortaklığa dönüşemediği, ortak eyleme toplumsal muhalefete dönüşemediği. Bu konuda DEM Parti olarak bütün siyasetçilerin ve emek alanında örgütlenen her kesimin bir muhasebe yapmaya ihtiyacı var. Bizim DEM Parti olarak konferansta üzerinde konuşacağımız konulardan biri bu.

    “DARBELERE RAĞMEN BUGÜN YİNE ÖRGÜTLENİYORUZ”

    Bugün alanlarda, meydanlarda emekçiler, işçiler haykırılıyorsa, bugün DEM Parti gördüğü bütün baskılara rağmen cezaevinde çok sayıda arkadaşımızın olmasına rağmen, başta Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş gibi bir çok seçilmiş arkadaşımız hapishanede olmasına rağmen hala ayaktaysak demek ki bu ülkenin Türkiye’nin ve Kürdistan halklarının umudu olan yine bizleriz. Bu çok kıymetli bir şey. Bizler darbelere rağmen, örgütlülüğümüzün zaman zaman zayıflamasına rağmen hala bu salonda örgütlenme konferansı gerçekleştirebiliyor ve seçimlere girip belediyeler kazanabilen bir siyasi partiyiz.

    Yine önümüzdeki dönemde örgütlenme akslarımızdan en önemlisi olan parti paradigmamız ve sol sosyalist hareketlerin ve Kürt özgürlük hareketinin birikmelerine bakarak savunduğumuz önemli konulardan biri Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi ve barış. Savaşa karşı barış harekatını hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamikleriyle hem bölge dinamikleriyle, uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır.

    “YOL HARİTASINI ÇİZECEĞİZ”

    Bu salon ezcümle bütün ezilen ve sömürülenlerin, işçilerin, emekçilerin haklarını savunan bir salon, bir bileşke. Ve bizler bu mücadeleyi yürütürken şunu asla unutmamalıyız. Cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza, İmralı tecridinden dolayı aylardır, yıllardır kendisinden haber alınamayan Sayın Öcalan’a, bu topraklardan kalkan İHA ve SİHA’larla katledilen gazetecilere, siyasetçilere bu topraklarda katledilen bütün siyasetçilere, yargısız infazda katledilenlere ve bizlerin aynı zamanda Narinlere ve çocuklara karşı çok büyük sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumlulukla ve bu bilinçle bizim elbette mücadelenin tıkanan bütün damarlarını tek tek nasıl açabileceğimizin yol haritasını hep birlikte bulmak ama sadece bulmak sadece tanımlamak değil aynı zamanda buradan nasıl bir eylem hattıyla çıkacağımızı konuşmak gibi tarihsel bir görev ve sorumluluğumuz var.

    “KADINLARA DÜŞMAN BİR İKTİDAR”

    Acımız çok büyük, biz küçük bir çocuğu koruyamadık. Bu ülke çocukları koruyamayan bir ülke, bu iktidar kadınları ve çocukları koruyamayan, korumak istemeyen, onlara düşman bir iktidar. O köy adeta bir sır küpüne döndü. Ailenin açıklamalarından tutalım iktidar vekilinin açıklamalarına, 19 gün boyunca Narin’in bedenine canlı ya da cansız ulaşılamaması, en son gayet profesyonel bir destek alınarak Narin’in bedeninin o derenin içine gömülmesi ve delillerin kaybedilmesi. Bütün bunları Kadın Meclisimizde değerlendirirken bunun salt magazinel, onun bununla ilişkisi vardı, gördü görmedi üzerinden medyada yürütülen tartışmaları yanlış bulduğumuzu ifade ettik. Türkiye’nin ana gündemlerinden birine dönüşen bu sorunda sadece bir ailenin mahremini korumak için bu kadar seferberlik olmaz. O köyün ne anlama geldiğini, o köyde hizbul kontranın nasıl örgütlendiğini, hizbul kontranın o köyde bir silah deposu mu var, bütün bu sorular yanıt bekleyen sorulardır.

    Narin’i korumayan, kadınları korumayan, işçilerin, emekçilerin, yoksulların açlığını kendine dert edinmeyen, en son 108 milyon insanın verilerini çaldıran, ”çalındı ne yapalım” diyecek kadar utanmaz bir açıklama yapabilen, istifa etmeyi asla düşünmeyen bu iktidar artık bu ülkeyi yönetme ehliyetini tamamen kaybetmiştir. AKP-MHP ortaklığı, Ergenekon’la kurdukları ortaklıklar, Jitem ittifakı ile yönetme ehliyetini çoktan kaybetmiştir. Bizler buradan hareketle mücadelemizi büyütmeliyiz. Bütün nesnel koşullar gösteriyor ki, ülkenin içinden geçtiği sosyo kültürel durumu yaratan, çürüme, savaş siyaseti yürüten, tamamen muhaberata İHA ve SİHA’ya dayalı bir dış siyaset yürüten bu iktidar bu ülkeyi yönetemez. Kadınları ve çocukları korumayan bunu ısrarla vurguluyorum çünkü bu kamusal bir görevdir, bu görevi yerine getirmeyen, bunu normalmiş gibi anlatan bu iktidara karşı bizlerin başarıya ulaşmasının koşulları pekala fazlasıyla oluşmuştur. Bunun için değerli arkadaşlar, bu konferansımızın böylesi bir dönemde gerçekleşmesine de önem atfetmeliyiz.

    “YENİDEN BİR YAPILANDIRMANIN İÇİNE GİRİYORUZ”

    Bizler bütün bu mücadeleleri bir yandan kendimizi örgütleyerek bir yandan kampanyalarımızı yerelden merkeze kadar mahalle mahalle örgütleyerek yerelden merkeze yeniden bir yapılanmanın içine giriyoruz. Biz bu yeniden yapılanmayı sağlarken sadece DEM Parti değil aynı zamanda bizim dışımızdaki bütün kesimlerle bütün muhalif hareketlerle hep birlikte olacağımız bir demokratik güç birliğine ihtiyacımız var. Bu tespitleri yaptıktan sonra faşizmin, otoriter rejimin bu ülkede kendisini derinleştirmeye çalıştığı ama yapamadığı, toplumsal rıza alamadığı bir dönemde birlikte mücadele etmenin, ittifak politikalarını güçlendirmenin tam da zamanı.

    Burada bu örgütlenme konferansımızda özetle söyleyecek olursak emeğin bu kadar yok sayıldığı, yoksulluğun bu kadar derinleştiği bir yerde DEM Parti bu alanı kendi ana alanı olarak görerek buradan örgütlenmeye devam edecek. Savaş karşıtı mücadele ve Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesi için verilen mücadele bu dönemde partimizin ana hatlarından biriydi. Ama bunun altını bu konferansta bir kere daha çizeceğiz. İttifak politikalarımızı nasıl güçlendireceğimizi yine bu konferansta konuşacağız, önümüzdeki dönemin açılması açısından bunun altını çizmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    PİRHA – “Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük için buluşuyoruz” forumunda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Özgürlük ve eşitliğe inan herkes öne çıkar, sözünü söylerse karanlığı dağıtabiliriz. Kadınlar özgürse toplum da özgür olacak” dedi. Siyasetçi Sebahat Tuncel ise “Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz” dedi. 

    DEM Parti Kadın Meclisi, Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda “Kobane’den Gezi’ye Adalet ve Özgürlük İçin Kadın Buluşması” gerçekleştirdi.

    ‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yapılan buluşmaya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, HDP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, DEM Parti Eğitim Politikaları Komisyonu Eş Sözcüsü İlknur Birol, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu, Çiçek Otlu, Özgül Saki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu(KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzelgündüz, Kırkyama Kadın Derneği’nden Tülay Korkutan, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve çok sayıda kadın katıldı.

    “BU İKTİDARI DURDURACAK OLAN BİZ KADINLARIZ”

    Buluşmada ilk olarak konuşan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Bugüne kadar sokakları terk etmeyen kadınlar olarak bu buluşmada gereken cevabı veriyoruz” diyerek konuşmasına başladı.

    Türkoğlu, iktidarın biat eden kadınlar yaratmaya çalıştığını ama kadınların biat etmediğini ifade ederek, “Cezaevlerinde esaret altında tutulmaya çalışılan arkadaşlarımız var onlara söz verdik. Figen Yüksekdağ şahsında bir söz var ‘son sözü direnenler söyler’ iktidar sona doğru gidiyor onunda son sözü var bizimde son sözümüz var. Bu tarihsel iki davanın son sözünü bizler kuracağız. Bu mücadeleyi bitirmek istiyorlar ama bizler mücadelemizle, eylemlerimizle sözümüzü özgürlük olarak kuracağız. 100 yıllık inkar politikası ile makul Kürt, kadın yaratma konusunda birçok kodları yerle bir ettik. İktidar intikam alır gibi hukuku araç olarak kullanarak düşman hukuku inşa etmeye çalıştı. Ne Kobane kumpas davası, ne Gezi Direnişi davası ne de Hakkari’ye atanan kayyım bir birbirinden bağımsız değil. Hem Kobane hem Gezi hem kayyım bu ülkenin barışını tehdit eden bir şey. İktidar halklar, kadınlar, emekçiler konusunda güvenlik problemi haline gelmiştir. Bu iktidarı durduracak olan biz kadınlarız. Daha çok mücadele ederek özgürlüğü, eşitliği, adaleti hayata geçirebiliriz. Bütün arkadaşlarımızın özgürlüğü için mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Özgürlük, eşitlik, barış için daha çok bir araya gelmek zorundayız. Son sözü biz kadınlar söyleyeceğiz, son sözü direnenler söyleyecek” dedi.

    “ÖNE ÇIKIP SÖZÜMÜZÜ SÖYLERSEK KARANLIĞI DAĞITABİLİRİZ”

    Ardından söz alan Gültan Kışanak, Hakkari’de kayyım atanmasının demokrasi krizinin olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Kışanak, “Bu ülkede adım adım krizlerle demokrasinin ortadan kaldırıldığını gördük ama olması gereken daha güzel bir yaşamı kurmaktı. Krizi adım adım büyütüyorlar. Türkiye krizler ülkesi haline geldi. Sürekli krizleri konuşuyoruz. Oysa bu topraklar fırsatlar coğrafyası. Ancak fırsatlar içerisinde eşitlik, özgürlük yokluğu yaşıyoruz. Bu ülkede biz kadınlar ve özgürlük eşitliğe inanan herkes öne çıkar sözümüzü söylersek karanlığı dağıtabiliriz. Mesele Sebahat’ın, Figen’in, Selahattin’in cezaevinde tutulması değildi aslında dışarıyı teslim almak istiyorlardı. Başta kadınlar olmak üzere kısmi eksikler yaşansa da toplum teslim olmadı ve direndi bu bize moral verdi. Kadın mücadelesini güçlendiren kadın yoldaşlarımıza teşekkür etmek istiyoruz. Görevimiz bitmedi. Bu bizim için başlangıç diğer arkadaşlarımızı aramıza alana kadar yürüyeceğimiz yolumuzun başlangıcı. Bu davalar üzerinden meydan meydan gezilerek kötü politikalarına meşruiyet  kazandırmaya çalıştılar ama başarmadıklarını söylemek isterim” diye konuştu.

    “KADINLAR ÖZGÜRSE BÜTÜN TOPLUM ÖZGÜR OLACAK”

    Kışanak, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

    “Adalet, özgürlük mücadelemizi birlikte sürdüreceğimize inanıyorum. Kayyım meselesi, seçme seçilme hakkının ötesinde bir durum. Yerel demokratik belediyecilik gelişince kadınlar nefes alıyor. Kayyım kadınları nefessiz bırakıyor. Demokrasi bir bütündür ya vardır ya yoktur. Batıya demokrasi var, Doğu’ya yok olmuyor. Erkeğe demokrasi var kadına yok olmuyor ya hepimiz için vardır ya da yoktur. Haksızlığa karşı ortak refleksle adaleti ve özgürlüğü savunmalıyız. Kadınlar özgürse bütün toplum özgür olacak. Hayat bütün. Bölmeye, parçalamaya gerek yok. Kadınlara güveniyorum.”

    “DERDİMİZ VAR DERDİMİZİ ANLATIYORUZ”

    Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel de cezaevindeki kadın tutukluların selamlarını getirdiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Tuncel, “Gülsüm anne 10 yıldır adalet arıyor. Halise anne oğlunun cenazesini aldı ama hapse attılar. Bu hak mı? çocuklarımız genç yaşta toprağa düşmesin özgür gelecek kuralım diye mücadele ediyoruz. Batı’da Gezi, Kürdistan’da Kobane direnişi vardı. Devlet Kürtlerin ve Türklerin birlikte mücadele etmesini engellemek istiyor. Kobane’de Gezi’de bir cezalandırma davası. Hala bu ülkede çözülmemiş sorun var adı Kürt sorunu. Kürt sorunu var olduğu sürece bunları konuşmaya devam edeceğiz. Kayyım bir soykırım politikasıdır. Kürt olup da hakkında dava açılmamış kimse var mıdır? Konuşacağız efendim. Biz konuşarak bu sorunu çözeceğiz. Bağımsız yargı olmadığı sürece verilen karar taraflıdır bu kararları tanımıyoruz. Yargılamada mahkeme başkanına da dedim Kürtleri yurttaşlıktan çıkartmışsınız anayasa Kürtlere uygulanmıyor. Kayyım meselesi siyasi mesele hukuki mesele değil. Kürt halkına karşı yapılan zulümdür. Bu ülkede milyonlarca terörist varsa bu iş bitmiş demektir. Kayyım zihniyetine karşı hepimizin durması gerekiyor. Biz Kürtler mücadele ediyoruz bedel ödüyoruz derdimiz var derdimizi anlatıyoruz ama anlatmayalım diye dört duvarın arasına koyuyorlar. Biz hakikati birlikte örmek zorundayız.”

    “BİZ KADINLAR MASAYI KURACAĞIZ”

    Tuncel’in konuşmasına şöyle devam etti:

    “Baskı, faşizm var. Bundan korkup kenara mı oturacağız? O zaman devlet başarılı olur. Oturmayacağız, çıktığımızdan beri sözümüzü kuruyoruz. Mücadele devam ediyor. Kadın katliamının, kadına yönelik şiddetin doğrudan Kürt sorunu ile bağlantısı var. Bizim dönemimizde kadın katliamları azalmıştı çünkü erkeği de kadını da değiştiriyorduk. Her gün kadınlar çocuklar katlediyorlar, çürüme var. İktidar yaşamı çürütüyor, sorun bu. Birlikte mücadele etmek zorundayız. Derdimiz çok ama oturup ağlayacak değiliz. Cezaevinde eylem var, tutsaklar görüşe çıkmıyor, telefon görüşüne çıkmıyor. Kürt sorunu çözülsün ve Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük sağlansın diye. İmralı tecridi barışın tecrididir. Tecridi sadece Kürtlerin meselesi olarak gördüğümüz sürece çözülmeyecek. Diyalog yoksa savaş olur. Biz konuşmayı savunduğumuz için yargılanıyoruz. Masayı kurun masayı niye devirdiniz. Gelin masayı yine kuralım. Biz kadınlar diyalog masasasını kuracağız. Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz.”

    “ASLA BOYUN EĞENLERDEN OLMADIK”

    Ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın gönderdiği mesaj okundu.

    Mesaj şu şekilde:

    “Sevgili Kadınlar, Değerli Yoldaşlar, Dostlar. Öncelikle kadınların mücadele birliğini, bilincini ve dayanışmasını geliştirme yolundaki çabalarınızı, kararlılığınızı selamlıyorum. Kadının yaşam ve özgürlüğünün katledildiği, eril faşist düzende ya boyun eğecek ya da direnişle, örgütlenmeyle yeni yollar açılacak. Günümüz ve tarihimiz şahittir ki asla boyun eğenlerden olmadık. Gittikçe zifiri karanlığa dönüşen ve bütün gerici, faşist karakteri kadına karşı yaklaşımda sivrilen mevcut rejim, şüphesiz ki; yine en çok düşmanlık güttüklerinin, binlerin iradesi karşısında yenilecektir. Sokaklarda, yakalı meydanlarda, direniş halaylarında büyütülmüş değerlerin ve haklı bir kavganın paydaşlarıyız. Bazılarımızın payına bu değerleri ve mücadeleyi zindanlarda savunmak, büyütmek düşüyor. Jin Jiyan Azadi haykırışları hiç susmadığı ve zılgıtlar eşliğinde kadınların kurtuluş yolunu çınlattığı sürece bu pay başımız gözümüz üstüne. Biz tutsak kadın siyasetçiler; içeride de dışarda olduğu gibi görevimizi yaptık, yapıyoruz. Bizlerin özgürlük davasını sahiplenen, dayanışma gösteren tüm yoldaşlara, dostlara, demokratik kamuoyuna, esas olarak da kadın hareketinin bütün bileşenlerine sevgilerimizi, selamlarımızı gönderiyoruz. Daima umutla, dirençle kalın.”

    “GEZİ VE KOBANE DAVALARI İKTİDAR HUKUKUN VE ADALETSİZLİĞİ İLE MALULDÜR”

    Ardından Gezi Davası’ndan tahliye edilen Mimar Mücella Yapıcı’nın gönderdiği mesaj okundu.

    Yapıcı, “Hepimiz biliyoruz Gezi ve Kobane davaları iktidar hukukun ve adaletsizliği ile maluldür. Dünyanın belki de en haklı direnişleri olan gezi ve Kobane’de onlarca canımızı kaybettik ve onlarca arkadaşımız hala haksız ve hukuksuz olarak tutsak. O nedenle hiçbirimiz özgür değiliz. Bugün Gezi’den, Kobane’den, Galatasaray Meydanı’ndan, Plaza de Mayo’dan, İran’dan, Filistin’den velhasıl dünyanın her yerinden yükselen barış ve adalet isteyen çığlıklarımız bir gün barışa, adalete ve daha güzel bir dünyaya ulaşmak için en büyük gücümüz olacaktır.”

    Program, yapılan forum ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki kadın tutukluların yaptığı resim sergisi açıldı-VİDEO

    Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki kadın tutukluların yaptığı resim sergisi açıldı-VİDEO

    PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi öncülüğünde “Direnişimiz elden ele” adlı serginin açılışı yapıldı. Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bulunan kadın tutukluların cezaevinde yaptıkları resimlerden oluşan sergide konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, “İyi ki kadın yoldaşlığını ve kadın dayanışmasını yükseltiyoruz. Mutlaka kazanacağımıza inanıyorum. Mutlaka tecriti yıkacağız. Ve bu resimleri yapmış olan kadın yoldaşlarımızı da özgürlüğüne kavuşturacağız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi öncülüğünde “Direnişimiz elden ele” şiarıyla Kadıköy’de bulunan BEKSAV binasında kadın tutuklular için resim sergisinin açılışı gerçekleştirildi.

    Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bulunan kadın tutukluların cezaevinde yaptıkları resimleri Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Kadın Komisyonu aracılığıyla gönderdiği resimlerin açılış sergisi gerçekleştirildi. BEKSAV’ın bahçesinde kurulan resim sergisine DEM Parti milletvekili Çiçek Otlu ve Cengiz Çiçek, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı, BEKSAV Başkanı Canan Kaplan, Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) Genel Sözcüsü Tanya Kara, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ve çok sayıda kadın örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    Resim sergisinde DEM Parti İstanbul Kadın Meclisi Sözcüsü Aygül Sincar ve Çiçek Otlu kısa bir konuşma yaptı.

    “BURADA CEZAEVİNDEKİ KADIN ARKADAŞLARIN RUHLARINI GÖRÜYORUZ”

    Açılışta ilk sözü alan DEM Parti İstanbul Kadın Meclisi Sözcüsü Aygül Sincar, “Burada cezaevindeki kadın arkadaşların ruhlarını görüyoruz. Şunu da görüyoruz cezaevindeki kadın arkadaşların dışarıyı bizim için renklendirdiklerini, hislerini, düşüncelerini, kendilerini ifadelerini de görüyoruz. Kadın arkadaşlar dört duvar arasında da olsalar yine de haklı bir mücadeleden dolayı güçlerini de görüyoruz. Bu da bize güç veriyor”diye konuştu.

    “BU RESİMLERİ YAPMIŞ OLAN KADIN YOLDAŞLARIMIZI ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTURACAĞIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu da açılışta söz alarak şunları ifade etti:

    “Belki bugün en çok tartıştığımız konu olan hapishanelerdeki tecriti kırmanın, yıkmanın bir aracı oluyor bu resimler. Ve bizimle içerinin ve dışarının köprüsünü kurmuş oluyoruz. Bu anlamda da çok değerlidir. Şu anda Kobane Kumpas Davası’nda yargılanmış olan HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da resmi var. Faşizme inat nasıl özgürlüğü yükselttiğini sadece o mahkeme salonlarında göstermedi. Aynı zamanda hapishanedeki özgür, sosyalist kadını yaratmanın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu düşleri büyütmenin fotoğrafıdır bunlar. O yüzden de biz dışarıdakiler olarak içeridekilerle her türlü köprüyü kurmanın o içerideki tecriti yıkmanın araçlarını kullanmalıyız. Onlar içeriden bize resim yollamışlarsa bizde dışarıdan onlara bu dünyanın kelimelerini yollayacak şekilde mektuplar yollamalıyız, görüşlerine gitmeliyiz, onların ihtiyacı olan kitapları göndermede ihtiyacı olan paraları maddi anlamda göndermeliyiz. Ancak böyle tecriti yıkabiliriz ancak böyle damarlarımızın birbirine bağlı olduğunu gösterebiliriz. İyi ki varız. İyi ki kadın yoldaşlığını ve kadın dayanışmasını yükseltiyoruz. Mutlaka kazanacağımıza inanıyorum. Mutlaka tecriti yıkacağız. Ve bu resimleri yapmış olan kadın yoldaşlarımızı da özgürlüğüne kavuşturacağız.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hukuk örgütlerinden Kobane Davası kararına tepki: Kürt halkının yanındayız-VİDEO

    Hukuk örgütlerinden Kobane Davası kararına tepki: Kürt halkının yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da hukuk örgütleri, Kobane Davası’nda çıkan karara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Siyasi iktidarın kullanışlı aparatı haline gelen ‘yargı’ kararını tanımıyoruz. Kürt halkının meşru ve haklı mücadelesi, yüzlerce yıllık hapis cezaları ve tutsaklık ile sindirilemeyecek kadar köklü ve örgütlüdür. AKP- MHP iktidarının Kürt halkına ve Kürt halkının dostlarına karşı işlediği suçlara karşı Kürt Halkının ve dostlarının yanındayız” denildi.

    Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane davasında karar açıklandı. Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve Ayla Akat Ata’nın tutukluluk süreleri göz önüne alınarak tahliye edilmelerine hükmedildi.

    Hukuk örgütleri, Ankara’daki Sıhhiye Adliyesi önünde konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Adalet İçin Hukukçular, Demokrasi İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube, Hukukçu Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Ankara Şube, Toplumsal Hukuk adına ortak açıklamayı, ÖHD Ankara Şube Eş Başkanı Avukat Çiğdem Kozan okudu.

    “HUKUKUN EN TEMEL İLKELERİ YARGILAMA BOYUNCA İHLAL EDİLMİŞTİR”

    Kobane Davası’nın karar duruşmasında yüzlerce yıl hapis cezaları verilerek; Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Aynur Aşan, Dilek Yağlı, Bülent Barmaksız , Günay Kubilay, İsmail Şengül , Nazmi Gür, Pervin Oduncu’nun tutukluluk halinin devamına karar verildiğini hatırlatan Çiğdem Kozan şunları söyledi:

    “Başından beri kurgu ve talimatlar ile hukuk dışı şekilde, tamamen siyasi saiklerle oluşturulan bu dosyada yapılan göstermelik ‘yargılama’ boyunca evrensel hukuk kuralları dahi yok sayılmıştır. Cezaevi kampüsünde bir duruşma salonunda yüzlerce kolluk mensubunun duruşma salonunda bulunması ile ‘tecrit’ altında bir yargılama gerçekleştirilmiştir. Yine sadece bu davaya bakan bir özel heyet oluşturulmuş doğal hakim ilkesi yok sayılmıştır. AKP ve MHP temsilcileri tarafından, karar baştan itibaren kamuoyuna duyurulmuş, bütün dava süreci boyunca yargıya talimat verilmiş ve yargının değil siyasetin takvimi işletilmiştir. AİHM Büyük Daire Demirtaş ve Yüksekdağ kararları uygulanmamış yok sayılmıştır. Kumpas dosyasının figüranı olan kurgulanmış gizli tanıklar ise avukatlardan ve siyasetçilerden kaçırılmış mahkeme heyeti tarafından gizlice dinlenmiştir. İfade etmek gerekir ki yargılama bu şekilde salt gizli iftiracı tanıklar üzerinden yürütülmeye çalışılmış, tanık beyanları ile bir siyasi parti ve siyasetçiler kriminalize edilmeye çalışılmış ve yargı tacizine maruz bırakılmıştır. Zarara uğramayan kamu kurumları dahi müşteki sıfatıyla dosyaya dahil edilerek binlerce müşteki yaratılmış ve HDP’ye karşı büyük Türkiye davası algısı oluşturulmuştur. 3.530 sayfa iddianame oluşturulmuş devamında ise 5.267 sayfalık mütalaa verilmiştir. Bu denli kapsamlı bir davada esas hakkındaki savunmaya hazırlanabilmek için ise yalnızca 3,5 aylık bir süre verilmiş ve kesintisiz devam ettirilen duruşmalarla kötü muamele yasağını da aşan bir yargılama yapılmıştır. Savunmalar sırasında da savunma süreleri kısıtlanmış savunmalara gün sınırı koyulmuştur. Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, çelişmeli yargılama ilkesi gibi hukukun en temel ilkeleri yargılama boyunca ihlal edilmiştir.”

    “KÜRT HALKI ÜZERİNDEN SİYASİ SOYKIRIM POLİTİKASININ YANSIMASIDIR”

    Yargılamanın hukuki olmadığı gibi vicdani de olmadığını belirten Kozan, “Sonuç olarak faşizan organizasyonu korumak adına ahlakla olan bağı tamamen kopartılan ve toplumun ahlaki-politik alanını daraltan düşman ceza hukuku pratiklerinin en ağırından biri gerçekleştirilmiştir.
    HDP’li siyasetçiler hakkında verilen karar meşru bir yargılamanın sonucu değil, siyasi iktidarın Kürt halkı üzerinde siyasi soykırım politikasının yansımasıdır.
    Kürt halkının yıllardır inkar edilen kimliğine karşı yasal statü taleplerini kriminalize eden siyasi iktidar; halkın meşru taleplerinin intikamını, hukuka aykırı siyaseten yürütülen yargılamalar üzerinden yargı eli ile almak istemektedir” dedi.

    “DEMOKRASİYE KARŞI İŞLENEN ŞUÇLARA YENİ BİR SAYFA EKLENMİŞTİR”

    Çiğdem Kozan, siyasetçilere verilen yüzlerce yıllık hapis cezalarının bir mahkemenin değil AKP- MHP iktidarının siyasi kararından ibaret olduğunun altını çizerek, “Kürt halkına, halkların birlikte mücadelesine ve demokrasiye karşı işlenen suçlara bugün Kobane kumpas dosyası ile yeni bir sayfa eklenmiştir.
    Asimilasyon politikalarına karşı direnen Kürt Halkının, siyasi ve toplumsal statü taleplerine siyaseten çözümsüz kalan iktidar, inkar ve imha politikasını sürdürme çabasındadır. Yüzlerce yıl hapis cezaları verilerek yok etme, etkisiz bırakma tavrı devam ettirilmektedir.
    Kamuoyunda Kobane davası olarak bilinen bu kumpas davası ‘Kobane düştü düşecek’ söylemine karşı, Kobane’nin barbar IŞID çetelerine karşı düşmemesinin bir intikamıdır.
    Siyasi iktidarın kullanışlı aparatı haline gelen ‘yargı’ kararını tanımıyoruz. Kürt halkının meşru ve haklı mücadelesi, yüzlerce yıllık hapis cezaları ve tutsaklık ile sindirilemeyecek kadar köklü ve örgütlüdür. AKP- MHP iktidarının Kürt halkına ve Kürt halkının dostlarına karşı işlediği suçlara karşı Kürt halkının ve dostlarının yanındayız’ diye belirtti.

    “TÜRKDOĞAN: KARAR UMARIM İSTİNAFTAN DÖNECEKTİR”

    DEM Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan ise “Bir garabet dava ile karşı karşıyayız. Umuyorum ki istinaftan dönecektir bu dava. Seçim meydanlarında bu dava ile ilgili iftiralarda bulundunuz. Arkadaşlarımızı niye içeride tutuyorsunuz. Sizler söz konusu olduğunuzda adalet aklınıza geliyor da muhalefet söz konusunda olunca niye adalet aklınıza gelmiyor. Adalet sizlere de lazım olacak” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül: Kobane Davası’ndaki cezalar siyaset yapma hakkına verilmiştir-VİDEO

    Bülbül: Kobane Davası’ndaki cezalar siyaset yapma hakkına verilmiştir-VİDEO

    PİRHA- Kobane Davası’nda siyasetçilere verilen hapis cezalarına tepki gösteren 27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu ceza siyaset yapma hakkına verilmiştir. Kürt sorununda inkar, şiddet ve nefret tutumunda ısrar edileceği görülüyor. Daha fazla dayanışma, cesaret, siyaset, demokratik bilinç ve mücadele gerekiyor” dedi. Bülbül ekledi: Kürtlerin, dostlarının, devrimcilerin ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına müdahale eden gayri hukuki bir AKP zihniyeti söz konusu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında verilen cezalara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Bülbül, 2014 yılında Kürt halkına yönelik başlatılan çökertme planının devamında böyle bir davanın üretildiğini belirterek; Kürtlerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına AKP eliyle müdahale edildiğini söyledi.

    “BU DAVA HUKUKİ OLMAYAN BİR SUÇ SÜRECİDİR”

    Kobane Davası’nın kendi başına bir suç süreci olduğunu ifade eden Bülbül, “Kobane kumpas davası, ‘Türkiye’de barışçıl, demokratik yönden Kürt sorunu çözülsün, hapishaneler boşaltılsın ve demokratik bir Türkiye olsun’ diyen Kürt siyasi aktivistlere dönük hukuki olmayan bir suç sürecidir. 2014 yılında Kürt halkına ve HDP’ye yönelik başlatılan çökertme planının içerisinde böyle bir dava üretildi. Böyle gayri hukuki bir dava dünya tarihinde görülmemiştir. Bu cezaları verenler, hukuki, ahlaki, insani ve siyasi yaşama kast eden bir zihniyet içerisindeler. Kürtlerin, dostlarının, devrimci ve sosyalistlerin siyaset yapma hakkına müdahale eden gayri hukuki bir AKP zihniyeti söz konusu” diye konuştu.

    “SİYASET YAPMA HAKKINA CEZA VERİLDİ”

    Bülbül, siyaset yapma hakkına karşı suç işlenerek cezaların verildiğini sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti:

    “Bu cezanın kendisi insan hak ve özgürlüklerine ve siyaset hakkına karşı suçtur. Seçimin ardından bir yumuşamadan, karşılıklı görüşmeden, yeni anayasa ve eğitim programından bahsediliyordu. Görüldü ki bunlar kimilerinin uydurduğu bazı fantezilerin ilerisine geçmeyen bir yerde. Kürt sorununda inkar, şiddet ve nefret tutumunda ısrar edileceği görülüyor. Bir Alevi aktivist olarak bu cezaları kınıyorum ve hukuki olmadığını ifade ediyorum. Mücadelemiz meşru ve demokratik zeminde adalet ve özgürlükler için devam edecek. Ceza verilen ve rehin olarak tutulan arkadaşlarımıza sevgilerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Görülüyor ki daha fazla dayanışma, cesaret, siyaset, demokratik bilinç ve mücadele gerekiyor.

    “MEYDANLARDA BİRLEŞMELİYİZ”

    Yezit zihniyeti AKP tarafından cezalandırılsak da suçsuz olduğumuzu tüm Türkiye halkları biliyor. Bu ceza aklımıza, bilincimize, kültürümüze, siyaset yapma hakkımıza ve dayanışma duygumuza verildi. Bunların esaretinden kurtulup sokaklarda, meydanlarda birleşmeli ve mücadele etmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yüksekdağ: Yerel seçimler bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir

    Yüksekdağ: Yerel seçimler bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir

    PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, yerel seçimlerde yılmadan hakikati göstermek için çalışmalar yürütülmesi gerektiğini belirtti. Dersim’de ortaya çıkan ittifakı selamlayan Yüksekdağ, “Yaylım ateşi altındaki bir halkın iradesiyle birleşme tavrı bu tarihsel rolün alamet-i farikasıdır” dedi.

     

    2016 yılından bu yana Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ yerel seçimlere ve Kobani Davasına dair sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA-Uzun zamandır cezaevindesiniz, belki biraz da suskun görünüyor olabilirsiniz. Birçok kişi Figen Yüksekdağ’ın neler yaptığını merak ediyordur. Bu süreçte neler yaşıyorsunuz, nasılsınız? Kendinizi yalnız hissetme durumunuz var mı?

    Figen Yüksekdağ: Tutukluluk süremiz yedi yılı aştı; elbette aktif siyasi faaliyet yürüten birisi açısından uzun bir süre. Tam da bu nedenle normal bir tutukluluk olarak değerlendirmiyoruz, siyasi rehine hukuku işletiliyor bizler için. Yani özel hukuk, savaş hukuku uygulamasıyla yüz yüzeyiz. Bütün bu süre boyunca sistematik biçimde hapishane ve yargı şiddetine maruz bırakıldık. Siyasi mücadelemizi neredeyse her gün mahkeme ve SEBGİS salonlarında verdik. Büyük mücadeleler ve kazanımlarla sembolize olan bir dönemin intikamını tutsak HDP-DEM’li siyasetçilerden almaya çalıştılar, hala da bu saldırganlık devam ediyor. Bizler de hem tarihi bir dönemin hem de güncel demokratik siyasetin gücünü, dirayetini, azmini korumak için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz. Tabii bizim payımıza düşen görev ve duyarlılıklarla birlikte toplumun ve temel politik dinamiklerin demokratik siyasete, onun gücüne, birikimine, mücadele çizgisine ne düzeyde sahip çıktığı, duyarlılık seviyesinin ne olduğu da önemlidir.  Maalesef bu noktada iyi ve yeterli bir politik düzey ortaya konulamadı.

    “AKTİF SİYASETİN MERKEZİ DEM PARTİ YÖNETİMİ VE KADIN MECLİSİ’DİR”

    7 buçuk yıl önce bir siyasi darbeyle gelen, seçilmiş halk temsilcilerinin tutuklanarak rehin alınması saldırısı konusunda yeterli ve birleşik tepki verilmemesi, bu yönelimin sürgit devamına yol açtı. Demokratik birikim ve mevzilerin kaybedilmesi, aşındırılması bir yanıyla rutinleşti ve demokratik siyasetin darlaşıp iddiasızlaşmasına sebep oldu. Biz tutsak siyasetçilerin kendi durumumuzdan çok dert ettiğimiz sorun budur. Diğer yandan biz tutsak kadın siyasetçilerin aktif mecralarda sesimizi daha fazla duyurma, daha görünür olma marjımız oldukça dar. Dışarıda aktif siyaset yaparken de benzer sıkıntılar yaşıyorduk; şimdi bir de hapiste olunca sınırlar, olanaksızlıklar, beşe-ona katlıyor. Hiçbir zaman bu duruma teslim olmadık ama arada bir sitem ettiğimiz, isyan ettiğimiz de yalan değil. Buna karşın gereken her durumda aktif sorumluluk alıp söz söyledik. Halklarımız, kadınlar ve partimiz adına pozitif etki yaratma enerjimizi sonuna kadar kullandık. Aktif siyasetin merkezi DEM Parti yönetimi ve Kadın Meclisi’dir. Bizler siyasi rolümüzü bu ana ekseni güçlendirmek, etkisini arttırmak biçiminde tarif ediyoruz. Bundan sonra da koşullar el verdiğince aynı rolü üstleniriz.
    Temel hatlarını belirttiğim böylesi bir anlayış çerçevesi içerisinde düpedüz bir yalnızlaşma durumu yaşamıyorum elbette. Zaten siyasi iktidar yıllardır beni, bizleri yalnızlaştırmaya, özellikle de kadın siyasetçileri toplumun ve kamuoyunun hafızasından silmeye çalışıyor. Kendini yalnız hissetmek onların bu niyetine yol açmak olacaktır. Hapislik şartlarında ne kadar kolektif düşünürsen o kadar çoğul ve kalabalıksındır. Ben de öyle yapıyorum.

    “SADECE BİZLERİ HAPİSTE TUTMAK AMACIYLA DEVREYE KONMUŞ BİR KUMPASLA YÜZ YÜZEYİZ

    Kobani Davası’yle ilgili siyasi iktidarın size karşı maskeli bir yargılama yaptığını ve yüzünü göstermeye cesaret edemediğini söylemiştiniz. Kobani Davası’nda çıkacak karara yönelik düşünceleriniz neler?

    Figen Yüksekdağ: Siyasi iktidar mahkeme heyetleri ve yargı aracılığıyla bizimle hesaplaşıyor. Hiçbir zaman doğrudan, dürüst, mert bir siyasi yüzle karşımıza çıkmadılar. Baştan sona yalan ve kumpas üzerine kurulu bir davayla rehin alma siyasetini sürdürüyorlar. Kobanê davasının hiçbir aşamasında hukukla, hukukçularla muhatap olmadık. Karşımızda daima AKP, MHP, HÜDAPAR yani gerici faşizan koalisyonun şahikası olan Cumhur İttfakı vardı. Onlar tarafından seçilerek, özel olarak atanmış savcı ve heyet üyeleri de kimliklerini asla gizlemediler. Baştan beri yargı makamı gibi değil, özel savaşın infaz timi gibi çalıştılar. İddianame savcısı MHP’nin  yargıdaki kadrolu elemanı olarak hareket etti. İddianame daha bize ve mahkeme heyetine ulaşmadan MHP sözcüsü içeriğini paylaştı, son olarak da yine aynı savcıdan Sinan Ateş suikasti faillerinin serbest bırakılmasını istedikleri kamuoyuna yansıdı. Yine önceki heyet başkanı dolandırıcılık çetesi kurma ve yönetmekten gözaltına alındı. İtirafçı olması ve istifa etmesi karşılığında serbest bırakıldı. Sayamayacağımız kadar çok hukuk rezaleti eşliğinde, sadece bizleri hapiste tutmak amacıyla devreye konmuş bir kumpas tezgahıyla yüz yüzeyiz.

    “TARİHİN HÜKMÜ VE HALKLARIMIZIN, KADINLARIN ÖZGÜRLÜK, ADALET MÜCADELESİ ASIL SONUCU BELİRLEYECEKTİR”

    19 Aralık 2023’te duruşmaya yüz yüze katılmak için Ankara’ya gittim, fakat davanın ilk gününden bu yana maskesini çıkarmayan heyet başkanının yüzünü yine göremedim. Pandemi bile geçmiş bitmiş ama iktidarın bize yönelik maskeli özel muamelesi bir türlü bitmemişti. Bu durumu 90’lı yılların derin devlet, özel savaş zihniyetine benzetiyorum. O yıllarda gözaltına alınanlar uzun sorgularda işkenceci polisleri görmesin diye gözleri bağlanarak kapatılırdı. Şimdi yargı kurumu siyasi iktidarın şiddet aygıtı olarak çalışıyor ve gayrimeşru işler yapanlar yüzünü kapatıyor. Aslına bakarsanız yargı kurumunun ve özel mahkeme heyetlerinin tamamı bir maske. Siyasi iktidarın verdiği işleri yapan ve saray şürekasının yargı kılığına girmek için yüzüne taktığı bir maske.
    Gerçek böyle olunca Kobanê davasından hukuki bir sonuç, adil bir karar beklemiyorum. Zaten yok hükmünde, zorlamayla üretilmiş iktidarın elinde kılıç gibi kullanılan bir davadır.  Artık sonuç aşamasına geldi ve ağır hapis kararlarıyla sonuçlandırma isteklerini gizleyemiyorlar. Bizler açısından verecekleri hüküm de hükümsüzdür. Tarihin hükmü ve halklarımızın, kadınların özgürlük, adalet mücadelesi asıl sonucu belirleyecektir.

    “SİYASİ İRADE ARAÇSALLAŞTIRILMAMALI”

    -Önümüzde yeni bir seçim süreci var, DEM Parti’li seçmenler Genel seçim sonrası CHP’ye karşı güven eksikliği yaşıyor diyebiliriz. DEM Parti’nin yerel seçim sürecinde nasıl bir strateji uygulaması gerekiyor?

    Figen Yüksekdağ: DEM Parti seçmeni bakımından belirleyici olan siyasi iradesinin araçsallaştırışmaması ve hakkının teslim edilmesidir. Bütün seçim süreçlerinde kilit ve belirleyici olan, bunun karşısında demokratik taleplerine saygı ve güven verici cevaplar isteyen bir toplumsal yapıdan bahsediyoruz. Bu sosyolojik gerçekliği seçim taktiklerine basamak olarak görürseniz sadece siyasal değil sosyal yabancılaşmaya da yol açarsınız. 2023 genel seçimleri sonrasında muhalefetin DEM Parti ile kurduğu ilişki böyledir. İstanbul başta olmak üzere batı metropollerinde DEM tabanı kendi iradesini de görmek istiyor. Doğal ve adil olan budur. Milyonlarca Kürdün ve her inançtan, ulustan emekçi sınıflardan DEM seçmeninin yaşadığı metropollerde yerel seçilmişler belirlenirken bu toplumsallığı dışta tutamazsınız. Eğer böyle bir demokratik uzlaşı gelişirse güven tesis edilebilinir.

    “TATMİN EDİCİ KENT UZLAŞISI OLMADIĞI TAKDİRDE DEM PARTİ’NİN BATI’DA KENDİ ADAYLARIYLA SEÇİME GİRMESİ CİDDİ BİR İHTİYAÇTIR”

    DEM Parti’nin batıda kendi adaylarını çıkararak aktif bir seçim faaliyeti yürütme ihtiyacı da, hakkı da vardır. Eğer demokratik ve tatmin edici bir kent uzlaşısı sağlanamazsa DEM’in batıda kendi adaylarıyla seçim yarışına girmesi ciddi bir ihtiyaçtır. Tabanımızda bu yönlü taleplerin ağırlığı ise sır değildir. Kitlemizi aynı hedef etrafında kenetlemek partinin genel, güncel gelişim stratejisi bakımından da hayati önemdedir. Sonuçta nihai kararı delegelerimiz, parti yönetim kurumlarımız ve DEM kolektifi verecek. Her durumda halkımız partisinin iradesi etrafında en sağlam şekilde birleşmelidir. Gerek iktidardan, gerekse de bir kısım muhalefetten gelen tasfiye operasyonlarına duruşuyla ve siyasi faaliyete katılımıyla cevap vermelidir. Yerel seçim stratejisinin öncelikli hedefi iki kez kayyum atanarak gasp edilen belediyeleri geri almaktır. Tepeden siyasi darbeyle atanan kayyumları halkımız demokratik direnişiyle ve seçimle görevden alacaktır.  Seçimle iş başına gelmeyen, halkın iradesini hiçe sayan ve siyasete karşı yılmadan bıkmadan toplumsal hakikati göstermeliyiz. Yerel seçimler bu bakımdan bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir. Başta belediyelerine el konulan Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının bu irade sınavından başarıyla geçeceğine inanıyorum.

     

    -DEM Parti, EMEP, SMF, TİP, EÖC ve Partizan 31 Mart yerel seçimlerine Dersim’de ittifak olarak gireceklerini kamuoyuna açıkladılar. Bu kararı asıl değerlendiriyorsunuz?

    Figen Yüksekdağ: Doğru olan da halkçı, emekçi, kadın özgürlükçü temelde güç birliğinin sağlanmasıydı, bu noktaya gelinmesi memnuniyet vericidir. Dersim devrimci-demokratik mücadele, halkların ve inançların eşit yurttaşlık, özgürlük hareketi bakımından önemli ve tarihsel bir merkezdir. Bu ağırlığın yüklediği sorumluluğa uygun davranmak önceliklidir. Diğer yandan kamuoyunca bilindiği gibi DEM Parti’nin, yani önceki dönemde HDP’nin kayyum saldırısıyla elinden alınan belediyelerinden birisidir Dersim. Belediye eşbaşkanları hala tutsak. Eşbaşkanlardan birisi olan Nurhayat Altun’la 7 buçuk yıldır burada birlikte yatıyoruz. Bu kadar saldırıya maruz kalan, ödediği bedel bitmeyen bir partinin kayyum darbesine yanıt vermek ve adaleti, halk iradesini, yeniden tesis etmek gibi bir isteği ve hakkı vardır. Bütün emekçi solun, demokrasi güçlerinin bu doğal hak ve iradeye saygı duyarak yanında durması, karşısına çıkmaması gerekir. Adil ve etik olan budur. Dersim emek özgürlük ve demokrasi güçlerinin, sosyalist hareketinin reel siyaset rüzgarına kapılmadan dönemsel ve taktik beklentileri esasa ikame etmeden tarihsel rolüne uygun tutum geliştirmesi gerekiyor. Yaylım ateşi altındaki bir halkın iradesiyle birleşme tavrı bu tarihsel rolün alamet-i farikasıdır.

    Dilan MORSÜMBÜL/PİRHA

  • Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    PİRHA- Kobani Davası yargılamasında avukatlar, dosyada yer alan gizli ve açık tanıklara dair taleplerini reddeden mahkeme heyetine, “Sizin hasmınız mıyız?” diye sordu.

    İŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırısı sonrasında yaşanan halk protestoları gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın 37’nci duruşmasının ikinci oturumu görülmeye başlandı.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam eden yargılamanın bugünkü duruşmasına tutuklu siyasetçilerden bir kısmı ve avukatları katıldı.

    “YALAN BEYANLARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPTINIZ”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberde, Ayla Akat Ata’nın avukatı Çiğdem Kozan, savunmasına üçüncü gününde devam etti. Heyetin dünkü duruşmada savunmaya kısıtlama getirmeye çalışması nedeniyle savunma biçimini değiştirmek zorunda kaldığını, bu durumun da kendisini kısıtladığını dile getirerek sözlerine başlayan Kozan, müvekkiline dönük 6-8 Ekim olayları ile ilgili doğrudan bir suçlama olmadığını, gizli ve açık tanık beyanlarında da bu bağlamda bir iddia bulunmadığını söyledi.

    Kozan, “Protestolar sırasında müvekkilim milletvekili ve partinin herhangi bir yönetim biriminde yer almıyor. O zaman bu dosyaya neden dahil edildi? Bu durum tam da davanın neden siyasi bir dosya olduğu görüşünü ortaya koyuyor” diye ekledi.

    Kozan, “Bu dosya tanık beyanları ile açıldı. Tanık beyanları dışında hiçbir şey yok. Gerçi birbiri ile çelişiyorlar ama bu durumlara rağmen gizli tanıklar gizli dinlendi. Bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu hukuk garabetidir. Yalan söylediği açık olan tanıkların beyanlarını esas alarak tutuklama gerekçesi yaptınız” diye konuştu.

    “MÜVEKİLLERİMİZ DEDİKODU NEDENİYLE YARGILANIYOR”

    Avukat Kozan, devamında dosyada yer alan gizli tanıklardan Ulaş’ın beyanları üzerinde durdu. Bu tanığın beyanlarını ne şekilde elde ettiğine dair bir açıklamada bulunmadığını belirten Kozan, Ulaş’ın emniyet aşamasında verdiği beyanlarda, müvekkili Ata’nın KCK yönetim kadrosunda yer alan Sabri Ok ve PKK’nin üst yönetimi ile ilişkisinin olduğuna dair anlatımlarda bulunduğuna dikkat çekti.

    Kozan, savunmasına şöyle devam etti: “Gizli tanık Ulaş, ‘dedikodu, siyasetin ilkel halidir. Eğer bir konuda dedikodu var ise, bu gerçeğin yarısıdır’ diyor. Müvekkilimiz dedikodu nedeniyle yargılanıyor. Ancak mahkeme, ‘siz bize dedikodu mu anlatıyorsunuz?’ demiyor. Tanık anlatımlarında kahve dedikodularını anlatıyor. ‘2015 yılı sonunda Cihan Ekin adında birinin üzerinde bulunan ve polis tarafından yakalanan bir hafıza kartında tüm kadro isimleri yer alıyordu’ şeklinde beyanda bulunuyor. Biz bu isimlerinin yer aldığı listenin getirilmesini istedik. Bizim dosyamızda da kadro iddiası var. Ancak siz bunu araştırmıyorsunuz. Çünkü bu liste gelseydi, gerçek ortaya çıkacaktı. Bu gelseydi tüm tanık beyanları yalanlanacaktı. Ancak bunu dosyaya kazandırmadınız.”

    “BİZ KARŞIMIZDA BAĞIMSIZ BİR MAHKEME GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Avukat Kozan, tanık Kerem Gökalp’ın, siyasetçileri birebir tanımadığını ve herhangi bir yerde karşılaşmadığını söylediğini hatırlatarak, “Bu kadar yüksek bir konumda olduğunu dile getiren bir kişi, ‘kadro’ iddiası ile suçlanan müvekkillerimizi tanımıyor! Mahkemenin soruları üzerine, “Hiçbirini kampta ya da bir eğitim çalışmasında görmedim” şeklinde yanıt veriyor. Bunun yanı sıra duruşma salonunda bulunan kimseyi orada görmediğini söylüyor. Ancak mahkeme ısrarla, ‘size isimleri söyleyelim’ şeklide tanığa soruyor. Biz bağımsız bir mahkeme görmek istiyoruz karşımızda” dedi.

    “AİHM KARARINA AYKIRI”

    Dosyada yer alan ML adlı gizli tanığın beyanları üzerinde de duran Kozan, ML’nin dinlediği sırada yanında kimsenin olup olmadığının sorulması gerektiğini, avukatların da bu usulü yerine getirmek üzere sorduğunu, ancak iddia makamının bu duruma itiraz ettiğini ve mahkemenin de bunu kabul ettiğini belirtti.

    Bu durumun hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kozan, bu nedenle ML’nin verdiği beyanının esas alınamayacağını söyledi. Kozan, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği kararlara aykırı olduğunun altını çizerek, “Bu beyanları bir soruşturma veya kovuşturmadan kurtulmak, kaçmak için yapıyor olabilir. Ayrıca bu beyanları nereden verdiğini, bir cezaevinde mi yoksa bir mahkeme salonunda mı verdiğine dair sorularımız da yanıt bulmadı. Bu tür soruları mahkeme sürekli engelledi. Mahkeme, “Biz bunları denetleriz” dedi. Biz de savunmanın bir taraftarıyız. Bizim de denetlememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “BİZ SİZİN HASMINIZ MIYIZ?”

    Dosyada yer alan bir diğer gizli tanık olan Seher’in mahkeme tarafından gizli olarak dinlendiğini belirten Kozan, tanığın Ata’nın 6-8 Ekim olaylarını etkilediğine dair bir tanıklığının olmadığını ifade ettiğini söyledi. Dosyada yer alan 225… adlı gizli tanığa da işaret eden Kozan, “Bu tanık bir mahkemede mi dinlendi, hala bilmiyoruz. Yanında bir hakim var mıydı? Bu merakımız karşılanmadı. Hatta ‘bu merak konunuz olarak kalacak’ demiştiniz. Biz sizin hasmınız mıyız? Aynı sırada okuduk, siz hakim oldunuz, biz avukat olduk. ‘yanımda bir hakim var’ deseydi ne olacaktı? Bu tür durumlar aslında yanlarında bir hakimin olmadığını gösteriyor. Bir tanık cezaevinde, polis merkezinde dinlenemez. Buralarda mı dinlendi bilemiyoruz” diye konuştu.

    GÖRÜŞMEYE JANDARMA ENGELİ

    Duruşma esnasında mahkeme heyeti, bu yöndeki talep üzerine Sebahat Tuncel’in salonda bulunan kardeşi ile görüşmesine izin verdi. Heyet, 3 dakika ile sınırlı tuttuğu görüşmenin temassız olmasını istedi. Jandarma erlerinin kardeşi ile 10 metre uzaklıktan görüşmesini dayattığı Tuncel duruma tepki göstererek, bu şekilde görüşmeyi reddetti. Jandarma erleri ise bu şekilde talimat aldıklarını ileri sürdü. Salondaki siyasetçiler ve avukatlar da duruma tepki gösterdi. Tuncel ve kardeşi, görüşmeden ayrıldı.

    Duruşma savunmalarla devam ediyor.

    (MA)

     

  • HDP’li eski 8 milletvekilinin yargılandığı dava ertelendi

    HDP’li eski 8 milletvekilinin yargılandığı dava ertelendi

    PİRHA-HDP’li eski 8 milletvekilinin 3 ayrı suçlamadan yargılandığı davanın duruşması, avukatların mazeret bildirmesi ve vekillerin duruşmaya katılmaması nedeniyle ertelendi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP eski Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ve Çağlar Demirel ile eski milletvekilleri Altan Tan, Ahmet Yıldırım, Ertuğrul Kürkçü, Mehmet Ali Aslan ve Saadet Becerikli hakkında, görevi yaptırmamak için direnmek, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlamalarıyla açılan davanın duruşması Silvan Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Siyasetçilerin katılmadığı duruşmaya, avukatlar da mazeret bildirdi.

    Mahkeme heyeti avukatların mazeret dilekçelerini kabul ederek, Kocaeli 1 Nol’u Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Figen Yüksekdağ’ın savunmasının alınması için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine karar verdi. Heyet, eski vekiller Saadet Becerikli ve Ahmet Yıldırım’ın ifadelerinin alınması için haklarında çıkarılan yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi. Yurt dışında yaşamını sürdüren Ertuğrul Kürkçü’nün ifade işlemleri için yazılan yazıya gelecek cevabın beklenmesi kararı alan mahkeme, duruşmayı 22 Şubat 2024’e erteledi.

    (MA)

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yüksekdağ ve Demirtaş’ı haklı buldu

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yüksekdağ ve Demirtaş’ı haklı buldu

    AİHM, tutuklu Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıkları gerekçesiyle yaptığı başvuruda Türkiye’yi mahkum etti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıkları gerekçesiyle yaptığı başvuruyu karara bağladı.

    Euronews’in aktardığına göre; AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetti.

    AİHM, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz süreçleriyle ilgili “hak ihlaline” uğradıkları kararı verdi. AİHM’den yapılan açıklamada, Yüksekdağ ve Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıklarını gerekçesiyle başvuruda bulunduğu belirtildi.

    Demirtaş ve Yüksekdağ’ın “özellikle cezaevi yetkililerinin avukatlarıyla yaptıkları görüşmeleri izlemelerinden ve avukatlarıyla paylaştıkları belgelere el koymalarından şikâyet ettiği” bildirilmişti.

    Söz konusu bu tedbirlerin 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi ardından çıkarılan bir kararname kapsamında uygulandığının belirtildiği açıklamada, “Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fırkasına (tutukluluğun hukuka uygunluğunun hızlı bir şekilde incelenmesi hakkı) dayanmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    PİRHA – HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere ilişkin konuştu. Özdoğan, “4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaa 13 sayfada özetlenmiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Geçmiş dönem eş genel başkanları, milletvekilleri ve MYK üyeleri tutuklu yargılandığı Kobanî Davasının 49. duruşma periyodu 12-13-14 Nisan tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsünün duruşma salonunda yapıldı.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere dair HDP Genel Merkezinde basın açıklaması yaptı.

    “HUKUKSUZ VE SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLEN BİR DAVA”

    Nuray Özdoğan, AİHM’in, Figen Yüksekdağ’a ilişkin verdiği kararına da işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararını Figen Yüksekdağ hakkında da tekrar etti. Bu karar neden önemli, çünkü davanın tümüyle hukuksuz ve dayanaksız olduğunu ve siyasi saikle yürüdüğünü gösteriyor. Hükümetin yaptığı itirazlar da reddedildi ve 4 Nisan itibariyle Figen Yüksekdağ Şenoğlu kararı kesinleşti. Peki, bu kararda ne diyordu AİHM yüksek mahkemesi? HDP’li milletvekillerin siyasi ifade özgürlüklerini kullandıkları için susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla tutuklandığını tespit etti. Mahkeme aynı zamanda, başvurucuları kriminalize etmek amacıyla kullanılan ceza yasalarının uluslararası makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamadığını tespit etti.

    Mahkeme, başvurucuların eylemlerinin siyasi söylemler ile bazı yasal toplantılara katılmaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Demirtaş Türkiye (no. 2) kararına atıfla bir kez daha serbest seçim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin 5 Şubat 2017 tarihli memorandumuna atıfla, HDP’li vekillerin özgürlüklerinden alıkonulmasını da “Meclis’teki tartışma ortamının sınırlandırılması için yargı tacizine başvurulması” olarak nitelendirdi. Mahkeme; başvuranın yaklaşık 6-8 Ekim tarihleri arasında işlendiği iddia edilen bir suça karıştığı şüphesinden ziyade, başvuranın tutukluluk halini devam ettirerek böylece başvuranın siyasi faaliyetler yürütmesinin engellendiğini belirtmiştir. Yargı makamlarının, muhalefet liderlerinden biri olan başvuranın davranışlarına, diğer HDP milletvekillerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının davranışlarına ve daha genel olarak muhalif seslere sert tepki verdiği tespitini yapmıştır. Türkiye’deki yargı makamları için yapıyor bu tespiti.

    “AİHM’İN KARARINA GÖRE DAVA DÜŞÜRÜLMELİYDİ”

    Başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı, sadece binlerce seçmeni Meclis’te temsil edilmekten mahrum bırakmamış, aynı zamanda halkın tamamına tehlikeli bir mesaj göndererek özgür demokratik tartışmanın kapsamını önemli ölçüde azaltmıştır”, demiştir. Mahkeme, yetkililerin başvuranın tutukluluk haline ilişkin olarak ileri sürdüğü amaçların sadece -demokrasi açısından tartışılmaz ciddi bir mesele olan- gizli bir amaca yönelik bir kılıf olduğu sonucuna varmıştır. AİHM Büyük Daire de -Demirtaş kararında olduğu gibi- 4 Nisan kararıyla Türkiye’deki HDP vekillerine ve başkalarına yönelik bu davaların siyasi saikle yürütüldüğünü açıklayarak tespit etmiştir. Bu karar Kobanî Davası öncesi mahkeme heyetine sunulmuştur ve mahkeme heyetine de duruşmada yeniden açıklanmıştır. Hukuka uygun işleyen bir yargı sürecinde bu aşamada AİHM’nin kesinleşen iki kararına göre tüm yargılananların serbest bırakılması, davanın düşürülmesi gerekirdi. Mahkeme bu konudaki talebimizi yine eski ezber gerekçeleri ile reddetmiştir.

    “ERDOĞAN YARGIYA MESAJ VERMEYE DEVAM ETMİŞTİR”

    Gelinen duruşma periyodunda ise iktidarın seçim çalışmalarını mahkeme salonlarına taşıdığını gösteren somut olaylar yaşanmıştır. Yakın zamanda partimize yönelik siyasi lincin devamı niteliğindeki HDP Kapatma Davasının görüldüğü Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından aranarak baskı altına alınmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. 5 Nisan’da da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Demirtaş hüküm giymesi gerekirken henüz hükmünü almadı, asıl hüküm giydiğinde o zaman bunları konuşamayacak” sözlerini sarf ederek yargıya mesaj vermeye devam etmiştir. Deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat günü dahi duruşma yapmaya çalışan mahkeme heyeti, kendince kaybettiği zamanı telafi etmek ve siyasetin takvimine yetişebilmek adına bu periyottaki duruşmada en faşizan dönemlerde dahi görülemeyecek şekilde hukuku ruhen de şeklen de ayaklar altında alan bir pratik sergilemiştir.

    “İNSANİ TUTUMDAN DA UZAKLAŞMIŞ BİR MAHKEME HEYETİ”

    Mahkeme kurduğu ara kararlarla, savcılık makamı da sunduğu mütalaayla 2023 seçimlerine taraf olduklarını, olacaklarını açıkça belli etmişlerdir. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süresince defalarca ceza usul ve kanun hükümlerini çiğneyen mahkeme, gelinen aşamada yargısal makam niteliğini tümden kaybetmiştir. Türkiye’nin demokrasi tarihi ve hukuk düzeni adına bu durum üzücü ve utanç vericidir. Mahkeme heyeti bu periyotta yargısal tüm süreçleri askıya almıştır. Tek motivasyonunun cezaya giden süreci kısaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmı depremzede olan ve yakınlarını kaybeden yargılananların deprem felaketinin yaşandığı tarihte duruşmaya ısrarla çağrılmalarına dair eleştiriye ve depremin insani ve kentsel yıkıma dair değerlendirmelere dahi “Bizi ne ilgilendirir, geçin bunları” diyecek kadar insani tutumdan da uzaklaşmış bir mahkeme heyeti görülmüştür. Hukuk ve temel haklar insana dairdir, insan içindir. Bunlar çiğnendiğinde düşülecek nokta şu an mahkemenin düştüğü nokta gibi utanç verici bir nokta olur.

    “TARAFSIZ BİR YARGILAMANIN HİÇBİR UNSURUNA YER VERİLMEDİ”

    Mahkeme, bir kararla oldubittiye getirip bu aşamadan sonra sorgu ve savunma almayacağını söyledi ve buna gerekçe olarak da gerçek dışı sebepler ortaya sundu. Duruşma tutanaklarında kişisel yorum ve değerlendirmelerine yer veren heyet hasmane bir tutum izlemeye devam etti. Yargılananlara ve savunma avukatlarına yönelik tarafgir bir tutum içinde olduğunu gösterdi. Adil ve tarafsız bir yargılamanın hiçbir unsuruna yer vermedi. 14 Nisan Cuma günü ise mahkeme, bu periyotta iktidara verecekleri belgenin son günü olması nedeniyle, hız ve telaşla kararlar veriyor. Mahkeme duruşma başladığında bizlerin ve yargılananların söz taleplerini kesin olarak reddetti, söz kurmalarına izin vermedi. SEGBİS sistemi tarafımıza kapatıldı, yargılananların ve avukatların itirazları kayda dahi alınmayacak kadar pervasız bir tutum izlendi. Savcılık makamı yargılananların itirazları arasında hızlıca mütalaasını okumaya başlamıştır. Yargılanan siyasetçiler ve savunma avukatları mütalaadan önce kendilerine söz verilmemesi üzerine duruşma salonunu terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “İKTİDAR PARTİSİNİN RUH VE DÜŞÜNCE DÜNYASININ TERCÜMESİ”

    Savcılık makamı boş salonlara mütalaayı okumuştur, mütalaasını özetlemiştir. Tahminimizce 4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaayı 13 sayfada özetlemiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur. Müvekkillerimize siyasi faaliyetleri nedeniyle müebbet hapis cezaları istenmiş, tutuksuz yargılananların tutuklanması talep edilmiş, savunma ve sorgu hakları için aylardır gösterdiğimiz çabamızı ve mesleğimizi ifa etme çabamızı örgütsel tavır olarak değerlendirmiştir. Hukuk dernekleri, barolar ve avukatların adil ve tarafsız yargılamaya dair uyarılarını kriminalize etmeye çalışmış, siyasi manipülasyon içeriği yüksek bir mütalaa okumuştur. Seçim sürecinin en büyük manipülasyon aracı olması beklenen bu mütalaa, savunmanlara ve yargılananlara iletilmeden önce dün akşam basına özel özetinin ve bilgi notunun hazırlandığını da kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

    Dava 3 Temmuz’a bırakılmıştır. Savcılık makamı dün itibariyle mütalaasının özetini kamuoyuyla paylaşmıştır ama bizimle paylaşmamıştır. Öncelikle kamuoyuna, basına servis etmiştir. Müvekkillerimizin, siyasetçilerimizin, geçmiş dönem eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin haksız ve hukuka aykırı olarak tutuklanmaya devam etmeleri, serbest seçim hakkının ihlali olduğu gibi, AKP-MHP iktidarının kendisini sürdürmesinin garantisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aysel Tuğluk ve Figen Yüksekdağ koronaya yakalandılar

    Aysel Tuğluk ve Figen Yüksekdağ koronaya yakalandılar

    Cezaevinde tutulan Kürt siyasetçiler Aysel Tuğluk, Figen Yüksekdağ ve Laleş Çeliker koronavirüse yakalandı.

    Kandıra 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan demans hastası Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve Laleş Çeliker, koronavirüse (Covid-19) yakalandı. Siyasetçilerin karantinada tutulduğu belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)