Etiket: gazi katliamı

  • Mersin’de Halepçe, Beyazıt ve Gazi katliamlarında yitirilenler unutulmadı: Cezasızlık politikalarına son verilsin -VİDEO

    Mersin’de Halepçe, Beyazıt ve Gazi katliamlarında yitirilenler unutulmadı: Cezasızlık politikalarına son verilsin -VİDEO

    PİRHA-Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Halepçe, Beyazıt ve Gazi Katliamlarının yıldönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Katliamlarda yaşamını yitirenleri, Berkin Elvan’ı ve Kemal Kurkut’u bir kez daha anıyor; soykırım ve katliamlarla yüzleşilerek cezasızlık politikalarından vazgeçilmesini haykırıyoruz” denildi.

    Özgür Çocuk Parkı’nda gerçekleştirilen açıklamaya demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve yurttaşlar katılım gösterdi. Açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Zeynep Kaya, Mart ayının baharın müjdecisi olmasının yanı sıra katliamların gerçekleştiği bir ay olduğunu vurguladı.

    HALEPÇE SOYKIRIMINDA KATLEDİLENLER İÇİN ADALET TALEBİMİZ SÜRÜYOR”

    16 Mart Halepçe Katliamı’nın yıldönümüne dikkat çeken Kaya, Saddam rejiminin 1983-1991 yılları arasında Kürtlere karşı yürüttüğü arındırma politikası sonucunda iki yüz binden fazla Kürdün katledildiğini belirtti. Kaya, “Türkiye’de Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününün ‘Kürt Soykırımı Günü’ olarak tanınmasını talep ediyoruz. Soykırım suçu, BM Roma Statüsü’nde ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacı ile işlenen öldürme, bedensel veya zihinsel zarar verme, fiziksel varlığı ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirme, yani göç ettirme, grup içinde doğumları engellemek amacı ile tedbirler alma ve gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletme olarak tanımlanmaktadır. Bizler, nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın, soykırıma karşı olduğumuzu yineliyor, Türkiye’nin Kürt Soykırımı’nı tanıması için mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz” dedi.

    SOYKIRIM VE KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMELİ”

    Mart ayının Türkiye’de de katliamların yaşandığı bir ay olduğunu hatırlatan Kaya, Beyazıt Katliamı’na ve Gazi Katliamı’na değindi:

    16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleşen Beyazıt Katliamı’nda öğrenciler Abdullah Şimşek, Baki Ekiz, Cemil Sönmez, Hamit Akıl, Murat Kurt , Hatice Özen ve Turan Ören yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. Bombayı Abdullah Çatlı temin etmişti. Failler ve ihmal edenler cezasız kaldı.

    12-15 Mart 1995 tarihlerinde yaşanan Gazi ve Ümraniye Katliamlarında toplam 23 kişi öldü, 408 kişi yaralandı. Olayda genellikle Alevilerin yaşadığı mahallelere saldırılar düzenlendi, protestolar sırasında da halk üzerinde ateş açıldı. Katliam talimatının JİTEM kurucusu Veli Küçük tarafından verildiği ortaya çıkmasına rağmen, sorumlular cezasız kaldı.

    Kaya, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
    Halepçe Soykırımında, Beyazıt, Cizre Newroz ve Gazi Mahallesi katliamlarında yaşamını yitirenleri, Berkin Elvan’ı ve Kemal Kurkut’u bir keza daha anıyor; soykırım ve katliamlarla yüzleşilerek, cezasızlık politikalarından vazgeçilmesini haykırıyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarları başında anıldı- VİDEO

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler mezarları başında anıldı- VİDEO

    PİRHA- 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamda yaşamını yitirenler için mezarları başında anma yapıldı. Anmada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, cezasızlık politikalarının yeni katliamların önünü açtığını ifade ederek adalet, hakikat ve yüzleşme mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

    12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler için İstanbul Gazi Mahallesi’nden Postanhane Kavşağı’na kadar yürüdü.

    Adalet vurgusunun öne çıktığı yürüyüş boyunca katledilenlerin isimleri okunarak, “Yaşıyor” denildi.Yürüyüşün ardından katleledilenlerin anısına karranfil bırakıldı.

    Ardından kitle mezarlığa yürüdü.

    Mezarlıkta yapılan anmada ilk olarak şehit yakını Cemal Poyraz söz aldı. Poyraz konuşmasında, 12 Mart 1995’te yaşanan saldırının planlı bir katliam olduğunu belirterek, gece saatlerinde kahvehanelerin taranmasıyla halkın sokağa döküldüğünü söyledi. Katliamın sorumlularının belli olduğunu ifade eden Poyraz, dönemin başbakanı Tansu Çiller, emniyet müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’i sorumlu tuttu. Poyraz, geçmişte Maraş ve Çorum gibi katliamlarda da benzer bir cezasızlık politikası izlendiğini belirterek birlik ve dayanışma çağrısı yaptı.

    Ardından Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren tarafından gülbeng okundu.

    Daha sonra Alevi kurumları adına konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Gazi Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen katliamla yüzleşilmediğini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını söyledi. Aslan, Türkiye’de yaşanan diğer katliamlarda olduğu gibi Gazi Katliamı’nda da adaletin sağlanmadığını vurgulayarak adalet mücadelesinin süreceğini ifade etti.

    Aslan konuşmasında, bugün de inkâr ve asimilasyon politikalarının sürdüğünü belirterek, Alevilere ve farklı halklara yönelik ayrımcılığın devam ettiğini söyledi. Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Aslan, bölgede yaşanan katliamlara karşı dayanışma çağrısında bulundu.

    Anmada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’nin katliamlar tarihiyle yüzleşmediğini belirterek, Alevilere yönelik saldırıların Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamı ile sürdüğünü söyledi. Beştaş, cezasızlık politikalarının yeni katliamların önünü açtığını ifade ederek adalet, hakikat ve yüzleşme mücadelesinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

    Konuşmaların ardından anma programı, Gazi Cemevi’nde verilen lokmanın ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Gazi Katliamı’nın 31. yılında dair açıklama yaptı: Huzurlarında dardayız!

    DAD Gazi Katliamı’nın 31. yılında dair açıklama yaptı: Huzurlarında dardayız!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Gazi Katliamı’nın 31. yılına dair yaptığı açıklamada, ” Bu insanlık suçunun otuz birinci yıldönümü vesilesiyle katilleri ve efendilerini bir kez daha lanetliyor, şehitlerimizi saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor, demokratik mücadelemizi daha da büyütme sözümüzü yineliyoruz” dedi.

    Türkiye’de 90’lı yılların katliamlarından biri de Gazi Katliamı. 31 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı. Halkın adalet talebi ise sürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Gazi Katliamı’nın 31. yılına dair yazılı açıklama yaptı.

    “KATİLLER CEZASIZ BIRAKILDI”

    Yapılan açıklamda, “Gazi katliamı tarihsel acılarımızdan biri olsa da direniş tarihimizin ve toplumsal hafızamızın önemli sacayaklarından birini de teşkil etmektedir” denilerek şunlar ifade edildi:

    “Karanlık fakat adresi bilinmekte olan güçler tarafından planlı, organize biçimde gerçekleştirilen bu saldırılar Gazi Mahallesindeki dört kahvehane ve bir pastanenin silahlı saldırıya uğraması, bir canımızın katli ve onlarcasının yaralanmasıyla başlamıştı.

    Halkımızın bu saldırı ve katliamı protesto hakkını kullanmasıyla provokasyonun ikinci safhası devreye konulmuş ve resmi kolluk güçleriyle sürdürülmüştür. Halkımızın Gazi ve 1 Mayıs Mahallesinde, Ankara’da, pek çok il ve yerleşim biriminde süren protestolarına vahşet boyutunda ve ekranlardan canlı yayın izletilen saldırılar gerçekleştirilmiş, hedef gözeterek, planlı ve organize biçimde gerçekleştirilen bu saldırılarda yirmi iki canımız katledilmiş, yüzlercesi yaralanmış ve gözaltına alınmıştır.

    ZAMANAŞIMINA UĞRATILDI

    Faili meçhul ilan edilen fakat halkımızın nazarında faili hep belli olup bilinen katliamlar silsilesinin bu halkasında da hukuki süreç tiyatral biçimde işletilmiş, failler açığa çıkarılmamış, adalet tecelli etmemiş, birkaç kişi hakkında göstermelik hükümler verilmiş, sözde ceza verilen iki polisin cezaları önce ertelenmiş, sonra ise affa uğratılmıştır. Yapılan suç duyurularıyla açılan dava ise beraatle sonuçlandırılmış, sonraki süreçlerde ise zaman aşımına uğratılarak dosya kapatılmıştır.”

    “HUZURLARINDA DARA DURUYORUZ”

    Katiller ve organize edenlerin cezasız bırakıldığına işaret edilen açıklamada, “Aleviler ve vicdan sahibi tüm halklarımızdan insanlarımızın nazarında ebediyen mahkûm olmuştur. Dahası bu insanlık suçu da halkımızın demokratik mücadele ve direnişine güçlü bir gerekçe olmuştur. Bu insanlık suçunun otuz birinci yıldönümü vesilesiyle katilleri ve efendilerini bir kez daha lanetliyor, şehitlerimizi saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor, ikrarımıza sadık kalma ve demokratik mücadelemizi daha da büyütme sözümüzü yineliyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Gazi Katliamı 31. yılında: Gazi halkı burada, katiller nerede?-VİDEO

    Gazi Katliamı 31. yılında: Gazi halkı burada, katiller nerede?-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler yürüşle anıldı. Yürüyüşte katledilenlerin fotoğrafları taşınırken, sık sık “Gazi halkı burada, katiller nerede?” diye soruldu.

    12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler için İstanbul Gazi Mahallesi’nde yürüyüş yapıldı.

    Gazi Cemevi önünde bulunan Gazi Şehitleri Anıtı önünde başlayan yürüyüşe, katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Kezban Konukçu, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile birlikte CHP, DEM Parti İl, ilçe örgütleri, sol ve sosyalist siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Anma programı başlamadan önce bir polis memurunun şehit ailelerinden bir yakına küfür ederek hakaret etmesi üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Duruma müdahale eden emniyet amiri söz konusu polisi alandan uzaklaştırarak gerginliğin büyümesini engelledi.

    Program kapsamında katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Analar, dedeler ve pirler tarafından çerağ uyandırılarak katledilenler için gülbengler okundu.

    Anmaya katılan kitle Eski Postane yönüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca sık sık “Gazi halkı burada, katiller nerede?”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür” ve “Gazi’nin hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler Gazi Şehitleri Anıtı önünde anılıyor-VİDEO

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler Gazi Şehitleri Anıtı önünde anılıyor-VİDEO

    PİRHA –12 Mart 1995’te yaşanan ve Türkiye tarihine Gazi Katliamı olarak geçen saldırılarda yaşamını yitirenler için Gazi Mahallesi’nde anma programı başladı. Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı, Gazi Cemevi önünde bulunan Gazi Şehitleri Anıtı önünde toplanmaya başladı.

     

    Sabah saatlerinden itibaren anıt önünde bir araya gelmeye başlayan yurttaşlara, Alevi kurum temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri de katıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin yer aldığı bir pankart anıt önüne asılırken, anma programı okunan deyişler ve türküler ile başladı.

    12 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde çoğunluğu Alevi yurttaşların bulunduğu kahvehanelere bir taksiden silahlı saldırı düzenlenmiş, saldırıda Halil Kaya yaşamını yitirirken çok sayıda kişi yaralanmıştı. Saldırının ardından mahalle halkının protesto için sokağa çıkması üzerine Emniyet’in müdahalesiyle olaylar büyümüş, birkaç gün süren Gazi ve ardından Ümraniye’de süren protestolarda 22 kişi katledilmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.

    Katliamın 31. yıl dönümünde düzenlenen anma kapsamında yurttaşlar Gazi Şehitleri Anıtı önünde toplanmaya devam ederken, anma programının ilerleyen saatlerde yapılacak konuşmalar ve yürüyüşle devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı 31 yıldır aydınlatılmadı: Katliamı yapanlar hesap vermedi!

    Gazi Katliamı 31 yıldır aydınlatılmadı: Katliamı yapanlar hesap vermedi!

    PİRHA-Türkiye’de 90’lı yılların katliamlarından biri de Gazi Katliamı. 31 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı. Halkın adalet talebi ise sürüyor. 

    İstanbul’da 12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sıralarında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.

    Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü katletti. Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.

    Bu arada, Ankara’da Gazi Katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis eyleme saldırdı, 36 kişi yaralandı.

    ÜMRANİYE’DE DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi Mahallesi’ndeki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokağa çıktı. Polis burada da halka ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.

    HASAN OCAK KAYBEDİLDİ

    Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

    Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.

    DÖNEMİN YETKİLİLERİ YARGILANMADI

    Gazi Katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesi’ni polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.

    Gazi Katliamı, aradan geçen 30 yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakıldı. Katliam sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat: Hatırlamak adaletin ilk adımıdır-VİDEO

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat: Hatırlamak adaletin ilk adımıdır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’nın 31’inci yıl dönümünde yaptığı konuşmada, katliamın unutulmadığını vurgulayarak “Bugün yalnızca geçmişi anmıyoruz, adalet talebimizi bir kez daha dile getiriyoruz. Hatırlamak adaletin ilk adımıdır” dedi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat 12 Mart 1995’te gerçekleşen Gazi Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü vesilesiyle Meclis’te konuştu.

    Fırat, bundan 31 yıl önce İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde, Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı bölgede kahvehanelere yönelik silahlı saldırılar gerçekleştirildiğini hatırlattı. Bu saldırılar sonucu masum insanların hayatını kaybettiğini belirten Fırat, yaşananların ardından mahalle halkının acılarını ve öfkelerini dile getirmek için sokağa çıktığını ifade etti.

    Ancak protestolar sırasında güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaşıldığını dile getiren Fırat, olayın faillerini ortaya çıkarmak yerine saldırıya tepki gösteren yurttaşların hedef alındığını söyledi.

    Konuşmasında toplumsal hafızanın önemine dikkat çeken Fırat, şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca geçmişi anmıyoruz. Aynı zamanda adalet talebimizi bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz. Zulüm yalnızca yaşandığı anda değil, unutulduğu anda büyür. Hatırlamak ise adaletin ilk adımıdır.”

    HABER MERKEZİ

  • ‘Kızımı gözümün önünde değil, adaletsizliğin ortasında kaybettim!’-VİDEO

    ‘Kızımı gözümün önünde değil, adaletsizliğin ortasında kaybettim!’-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz, kızının öldürüldüğü geceyi ve sonrasında yaşadıkları acıyı gözleri dolarak anlattı. Cemal Poyraz’ın anlatımı, sadece bir katliamın değil; bir mahallenin, bir ailenin ve bir babanın hafızasında hala yaşayan derin bir yarayı ortaya koyuyor. “Zeynep boşuna gitmedi” diyen Cemal Poyraz, yıllardır süren adalet arayışlarının sonuçsuz kaldığını vurguluyor.

    12 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde kimliği belirsiz kişilerin mahalledeki kahvehanelere ve bir cemevine silahlı saldırı düzenlemesiyle başlayan olaylar günler süren protestolar ve polis müdahalesiyle Türkiye tarihine “Gazi Katliamı” olarak geçti. Çoğu Alevi yurttaşlardan oluşan mahallede güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Aradan geçen yıllara rağmen katliamın sorumlularına dair adalet talebi ise hala sürüyor.

    O gün hayatını kaybedenlerden biri de Zeynep Poyraz’dı. Babası Cemal Poyraz, kızını kaybettiği geceyi ve sonrasında yaşadıkları acıyı yıllar sonra hala aynı ağırlıkla anlatıyor.

    BİR AKŞAM HABERİNDE BAŞLAYAN KABUS

    1995 yılının Mart ayında sıradan bir akşam, Gazi Mahallesi’nde yaşayan binlerce insan için bir kabusa dönüştü. O akşam işten evine dönen Cemal Poyraz da, birçok insan gibi televizyonun karşısında akşam haberlerini izliyordu. Haberlerde mahallelerinde silahlı bir saldırı olduğu söyleniyordu.

    Cemal Poyraz o anı şöyle aktarıyor:

    “Ben Zeynep Poyraz’ın babasıyım. 1995’te biz işten geldik. Akşam haberlerini dinledik. Gazi’ye bir saldırı olmuş akşam saat sekiz buçukta. Yaralılar var. Kahvede Halil Kaya isminde birisi öldürülmüş.”

    Yaralılar arasında tanıdıkları olabileceğini düşünen Poyraz ve çevresindekiler hemen dışarı çıkıyor ve Poyraz gerişini şöyle anlatıyor:

    “Biz kalktık çıkmaya. Zeynep’im ben de gelirim dedi. Ben de dedim ki kızım bak sen gelme biz gideriz. Ama ‘ben çocuk değilim’ dedi, gelmek zorundayız.”

    Kızı Zeynep’in kararlılığı karşısında onu yalnız bırakmak istemeyen Cemal Poyraz, birkaç araç dolusu insanla birlikte Gazi’ye doğru yola çıkıyor. Ancak mahalle girişleri kapatıldığını görüyorlar.

    “İki araba dolu gittik ama Gazi’ye giriş kapalıydı. Döndük karayolları üstünden öyle Gazi’ye geldik,” diyor Cemal Poyraz.

    KAHVEDE KANLAR İÇİNDE BİR BEDEN

    Mahalleye vardıklarında karşılaştıkları manzara saldırının vahametini gözler önüne seriyor. Cemal Poyraz şöyle anlatıyor:

    “Bir kahvenin önüne geldik. Halil Kaya’yı öldürmüşler. Masanın üstünde, sandalyenin üstünde yatıyor. Kanlar içinde. Üstüne gazete atmışlar. İnsanlar bağırıyor, çağırıyor. Mahalle sakinleri durumu anlattılar. Bir grup taksiyle gelmişler, üç kahveyi ve Cemevi’ni taramışlar. Kahvedeki Halil Kaya’yı öldürmüşler. Sonra karakola doğru gitmişler. Cenaze ve yaralılar ortada bekliyordu; sağlık ekipleri korkudan gelemiyordu. Sonra geldiler cenazeyi ve yaralıları götürtüler.İnsanlar sokaklarda ateş yakmış bekliyordu ancak herkesin içinde derin bir tedirginlik vardı. Zeynep’e gidelim kızım dedim. O da ben burada kalayım dedi. Petrol ofisinin orada arkadaşlarıyla şarkılar söylüyordu, halay çekiyorlardı.Dedim ki bak efendi efendi getirdim seni. Efendi efendi gidelim kızım. Beni kırma. O da beni kırmadı birlikte eve döndük.”

    EVE DÖNÜŞ SONRASI YENİDEN SALDIRI

    Cemal Poyraz eve döndükten sonra yaşananları şöyle aktarıyor:

    “Biz eve gelirken, bizden sonra saat dört dört buçukta iki panzer, iki sivil araç, o zamanın beyaz Toroslarıyla geliyorlar. Gazi Cemevi’ndeki yaralıları bekleyen insanları tarıyorlar. Mehmet Gündüz katlediliyor.”

    O gece yaşananları hala anlamakta zorlandığını söyleyen Cemal Poyraz, “İnsanlar işten gelmiş, yorgun. Kahvede maç izliyor. Kimin aklına gelir ki gelip kahveleri tarayacaklar? Eve geldik, yattık. Sabah altıda kalkmamız gerekiyordu. İki saat uyuduk” diye belirtiyor.

    Cemal Poyraz aslında kızını tekrar mahalleye gitmekten alıkoymak istiyordu, “Ben Zeynep’i götürmedim. Gitmesini istemiyordum. Politik biriydi, biliyordum gideceğini” diyerek endişesini dile getiriyor.

    Ancak onlar evden çıktıktan sonra Zeynep yeniden mahalleye gidiyor. Arkadaşlarını arıyor, olup biteni öğrenmek istiyor ve tekrar Gazi’ye dönüyor.

    BİR HAYAT KURTARMAYA ÇALIŞIRKEN VURULDU

    Çatışmalar devam ederken Zeynep Poyraz bir görme engelli kadını kurtarmaya çalışıyor.
    Cemal Poyraz o anı şöyle aktardı:
    “Zeynep gözü görmeyen bir kızı rampa yukarı çıkarıyormuş. Onu kurtarmaya çalışırken arkadan kurşunlanıyor.”

    Yaralandığında arkadaşlarına söylediği sözler, o anın trajedisini gözler önüne seriyor:
    “Zeynep diyor ki ‘Arkadaşlar, yoldaşlar siz beni bırakın. Siz uzaklaşın. Ben ölüyorum, sizi de öldürürler.’”

    Arkadaşları onu bırakmıyor ve bir araç bulmaya çalışıyor. Bir dükkanın önündeki arabayı almak istiyorlar ancak onlara verilmiyor.
    “Kapıyı zorladılar. Arabayı zorla aldılar. Zeynep’i hastaneye götürdüler” diyor Cemal Poyraz.

    Ancak tüm çabalara rağmen Zeynep Poyraz hastanede yaşamını yitirdi.

    Cemal Poyraz kızının ölüm haberini bir telefonla alıyor:
    “Bana telefon geldi. ‘Cemal amca Zeynep yaralı’ dediler. Sonra ‘Zeynep’i kaybettik’ dediler.”

    Hastaneye gittiklerinde yaşadıkları başka bir travmaydı:
    “Hastanede isyan ediyorduk. Birisi geldi ‘Zeynep’e dokunmasınlar’ dedi.”

    CENAZEYİ BİLE VERMEK İSTEMEDİLER

    Poyraz ailesi için mücadele bununla da bitmedi. Cenazeyi almak istediklerinde polis engel çıkardı. Baba Poyraz o anda şöyle haykırıyor: 
    “Polis dedi ki biz Gazi’ye cenaze götürtmeyiz. Nereye götürürseniz götürün. Dedim ki siz öldürdünüz çocuğumu. Cenazesi bana aittir. Siz kimsiniz?”

    Aileler direndi ve cenazeler Gazi’de defnedildi.
    “Direndik. Gazi’ye defnettik. Her birini bir şehit olarak kabul ettik.”

    “MEZAR TAŞLARINI BİLE GÖZALTINA ALDILAR”

    Katliamdan sonra yaşanan baskılar cenazelerle de bitmedi. Cemal Poyraz, mezar taşlarının bile polis tarafından alındığını anlattı:
    “Hasan Ocak’la Zeynep Poyraz’ın mezar taşlarını yapıyorduk. Bir gittik ki polis mezar taşlarını gözaltına almış. Mezar taşıyla senin ne işin var kardeşim? Savcılığa başvurarak mezar taşlarını geri aldık.”

    “BİZ VURANI DEĞİL, VURDURANI ARIYORUZ”

    Cemal Poyraz’a göre asıl mesele tetikçiler değil, emri verenler:
    “Bizim derdimiz sadece vuran değil, vurduranı arıyoruz.”

    Ancak yıllar geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığını belirten Poyraz, “Bu devlette aradığımız adaleti bulmak mümkün değil” diyerek tepkisini dile getiriyor.

    Yıllar geçmesine rağmen bir baba için acı hala aynı tazelikte. Ama Cemal Poyraz kızının mücadelesiyle gurur duyuyor:
    “Zeynep boşuna gitmedi. Çocuğum onurlu bir dava uğruna gitti. Onurla ve gurur duyuyorum.”

    Ve sözlerini şu uyarıyla bitiriyor:
    “Bu katliam ne ilk ne de son. Bu suskunluk devam ettikçe daha çok acı yaşayacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nda katledilenler mezarları başında anıldı-VİDEO

    Gazi Katliamı’nda katledilenler mezarları başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilenler mezarları başında anıldı. Anmalarda yapılan konuşmalarda, adaletin sağlanamadığı vurgulanarak, adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin sürdürüleceği ifade edildi.

    İstanbul’da 12 Mart 1995’te başlayan ve Gazi ile Ümraniye’de yaşanan katliamlarda yaşamını yitirenler, katliamın 31. yıl dönümünde mezarları başında anıldı.

    Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkının katılımıyla Alibeyköy ve Okmeydanı Mezarlığı’nda gerçekleştirilen anmalarda katledilenler için gülbenk okunup çerağ uyandırıldı, saygı duruşunda bulunuldu.

    Anmaya, ABF Örgütlenme Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Habibler Cemevi Başkanı Gökay Önay ile Gazi ve Ümraniye Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları katıldı.

    İlk anma Alibeyköy Mezarlığı’nda gerçekleştirildi. Katliamda yaşamını yitiren Feyzi Tunç’un mezarı başında yapılan anmada, Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren Dede gülbenk okuyarak çerağ uyandırdı. Ardından Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “KATLİAMLARIN FAİLLERİ YARGILANMALI”

    Burada konuşan ABF Örgütlenme Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığını vurgulayarak, “Bu ülkede herkesin arzusu laik ve demokratik bir anayasa önünde tüm yurttaşların kardeşçe yaşayabilmesidir. Ancak bu faili meçhul cinayetleri ve katliamları işleyenlerin bir gün mutlaka yargılanması ve hesap vermesi gerekir” dedi.

    Konuşmasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere de değinen Odabaş, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerek, “Bir yıldır Suriye’de Aleviler başta olmak üzere Kürtler, Süryaniler ve Ezidiler gibi birçok halk katliamlarla karşı karşıya. Oradaki mazlum halkların da yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Devirleri daim olsun” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMLARIN TEKRARI OLMAMASI İÇİN MÜCADELE SÜRECEK”

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise konuşmasında Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de yaşanan katliamları hatırlatarak, “Bugün yanı başımızda Suriye’de de öteki görülen halklara yönelik saldırılar yaşanıyor. Bu katliamları şiddetle kınıyoruz. Bir daha yaşanmaması için mücadelemizi büyüteceğiz ve her yıl olduğu gibi bir araya gelmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    OKMEYDANI’NDA ALİ YILDIRIM ANILDI

    Anmanın ikinci bölümü Okmeydanı Çıksalın Mezarlığı’nda gerçekleştirildi. Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Ali Yıldırım’ın mezarı başında yapılan anmada yine Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren Dede gülbenk okuyarak çerağ uyandırdı, bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    Habibler Cemevi Başkanı Gökay Önay yaptığı konuşmada Türkiye’de adalet ve demokrasinin eksikliğine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bu ülkede adaletin, hukukun ve demokrasinin olmadığı gerçeğini yaşıyoruz. Halkımıza yapılan bu zulmü bulunduğumuz her yerde haykırmaya devam edeceğiz. Adalet gelene kadar şehitlerimizi her yıl anmaya ve mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

    “BU DAVA DEMOKRASİ VE ADALET DAVASIDIR”

    Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş da konuşmasında katliamın faillerinin bilindiğini ancak adaletin hâlâ sağlanmadığını vurguladı.

    Karataş, “Sevgili canlar, yine 31. yılında Alican’ın mezarı başındayız. Ali can, öncelikle sizden özür diliyoruz. Onurlu mücadelenize rağmen failleri bilinen bu katliam hâlâ meçhul durumda. Ama şunu çok iyi biliyoruz; bu katliamı yapanları ve bu zihniyeti tanıyoruz” dedi.

    Karataş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Senin şahsında tüm Gazi ve Ümraniye şehitlerimiz bilsin ki bu dava demokrasi, hukuk ve adalet davasıdır. Türkiye demokratikleşene kadar bu mücadele devam edecektir. Tüm halkların birleşerek bu zulme karşı duracağına ve bu ülkenin demokratikleşmesi için mücadeleyi sürdüreceğine inanıyoruz.”

    Anma, katledilenlerin anısına yapılan duaların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA ve DAKB: Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır!

    FEDA ve DAKB: Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 12–15 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde yaşanan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, katliamın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması çağrısı yaptı. Açıklamada, toplumsal barışın ancak katliamlarla yüzleşilmesiyle mümkün olacağı vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde 12–15 Mart 1995 tarihlerinde yaşanan, Alevi ile Kürt toplumunu hedef alan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, katliamın devletin karanlık mekanizmalarında planlandığı ve paramiliter güçler aracılığıyla gerçekleştirildiği vurgulandı.

    “DEVLETİN DEĞİŞMEYEN ALEVİ DÜŞMANLIĞININ DÖNEMSEL UYGULAMASI”

    Açıklamada, Gazi Katliamı’nın devletin Alevilere yönelik tarihsel düşmanlığının ve asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Bununla birlikte saldırının, o dönem gelişen Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı da hedeflediği ifade edildi. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin hem genel toplumu hem de Alevi toplumunu etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, halkların birleşik mücadelesinin büyümesinin devlet tarafından tehdit olarak görüldüğü kaydedildi. Bu nedenle devletin, kanlı çeteler aracılığıyla Gazi Katliamı’nı gerçekleştirdiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB açıklamasında ayrıca, devletin asimilasyon politikalarının günümüzde de farklı araçlarla sürdürüldüğü ileri sürüldü. Son dönemde yayımlanan ve kamuoyunda “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemeye dikkat çekilen açıklamada, bu genelge ile öğrencilere Sünni İslam inancının dayatıldığı savunuldu. Açıklamada, bunun “dindar ve kindar nesil yetiştirme” politikasının bir parçası olduğu ve Alevi inancının yok sayıldığı kaydedildi. Bu politikalara karşı çıkan ve demokratik, laik ve anadilde eğitim talep eden kişilerin ise gözaltına alındığı ifade edildi.

    “GAZİ’DE KAYBETTİKLERİMİZİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Katliamın yıldönümünde yapılan açıklamada, Türkiye’de barış ve demokratik toplumun inşası için asimilasyoncu politikalardan vazgeçilmesi gerektiği vurgulandı. Gazi’de yaşamını yitirenlerin saygı ve özlemle anıldığı belirtilen açıklamada, onların anısının demokrasi, barış, adalet ve eşitlik mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biri olduğu ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, katliamların, soykırım politikalarının, inkarın, ayrımcılığın ve şiddetin olmadığı bir gelecek istediklerini belirterek, adalet ve eşitlik temelinde birlikte yaşamın sağlanması için mücadele ettiklerini vurguladı.

    Açıklamada ayrıca, Gazi Katliamı başta olmak üzere toplumsal katliamlarla yüzleşilmesi ve adil yargılamalar yapılması çağrısında bulunuldu. Yapılan kıyımların tüm yönleriyle aydınlatılmadan ve adalet sağlanmadan toplumsal vicdanın rahatlamayacağı ifade edildi. Açıklamada son olarak, “Gazi’de kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız. Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır” diye belirtildi.

    HABER MERKEZİ

  • Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 31’inci yıldönümünde AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde panel yapıldı. Panelde Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

     

    Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Başta Alevi toplumu olmak üzere demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler katliamda yaşamını yitirenleri anarken, katliamı yapanların açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması çağrılarını sürdürüyorlar.

    AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi tarafından panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü ABF Örgütlenme Sekreteri Zeynal Odabaş yaparken, panele DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Avukat Cemal Yücel ve Gazi Şehitleri Aileleri katıldı.

    Alevi kurum, siyasi parti ve yöre derneklerinin yönetici ve üyelerinin katıldığı panele, yurttaşlar yoğun katılım gösterdi.

    Katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan panelde yapılan konuşmalarda, Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin’de mart ayı katliamları anıldı- VİDEO

    Mersin’de mart ayı katliamları anıldı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayındaki katliamlarda yaşamını yitirenleri anarak, benzer katliamların yaşanmaması için adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayında yaşanan katliamlarla ilgili Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Katliamları unutmadık, unutturmayacağız, hesap soracağız” yazılı pankartın açıldığı açıklamada Halepçe, Gazi Mahallesi, Beyazıt katliamları ile newroz ve Gezi olaylarında yaşamını yitirenler anıldı.

    Ortak basın açıklamasını İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci okudu.

    “HALEPÇE’DE KÜRTLERE KARŞI SOYKIRIM YAPILDI”

    Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi tarafından 26 Mart 1987 yılından 7 Haziran 1989 yılının sonuna kadar Kürtlere karşı Enfal Harekâtı yürütüldüğünü hatırlatan Gazi İnci, Kürtlere karşı asimilasyon ve imha politikalarının uygulandığını kaydetti. Katliamda iki yüz binden fazla Kürdün katledildiğini belirten İnci, “Enfal Harekâtı kapsamında Kürtlere yönelik kimyasal silah kullanma, toplu infaz, havadan bombalama ve yerinden göçertme gibi acımasız yöntemlere başvurulmuş ve bunun sonucunda 4 bin 500 köy yakılıp yıkılmış, 1 milyondan fazla kişi mülteci durumuna düşmüştür. Tarihe ‘Halepçe Katliamı’ olarak geçen bu saldırı sonucunda 5 binden fazla kişi katledildi ve 10 binden fazla kişi de yaralandı. Bunun yanında Halepçe ve çevresine kimyasal silahlarla saldırılmasından dolayı bugüne kadar 43 bin 753 kişinin öldüğü, 61 binden fazla kişinin de sakat kaldığı tahmin ediliyor” dedi.

    İnci, Türkiye’nin Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Halepçe Soykırımı Günü” olarak tanımasını talep etti.

    “BEYAZIT KATLİAMI İÇİN ÖNLEM ALINMADI”

    Türkiye’de de mart ayında birçok katliamın yapıldığına dikkat çeken İnci, bunlardan biri olan Beyazıt Katliamına ilişkin, “İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. Bombalı ve silahlı saldırıda olayla ilgili daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadı. Yargılamalar sırasındaki itiraflarda bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği yer aldı. Hem Abdullah Çatlı hem de ihmal sebebi ile yargılana polisler, cezasızlık politikasının sonucu olarak beraat etti” sözlerini kullandı.

    “FAİLLER KORUNDU”

    12-15 Mart 1995 tarihinde ise gerçekleşen, toplam 23 kişinin yaşamını yitirdiği, Gazi Katliamının ardından çıkan olaylarda 17 kişinin daha öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin yaralandığını söyleyen Gazi İnci, “Katliamın Ergenekon davası sanıkları ile bağlantıları ortaya çıktı, davadaki bir gizli tanık tarafından ‘katliam talimatının JİTEM kurucusu Veli Küçük tarafından verildiği, 10 kişilik bir kontrgerilla timi tarafından gerçekleştirildiği’ açıklandı ama failler korundu, göstermelik cezalarla katliamın üstü örtüldü, gerçek sorumlular yargılanmadı, cezalandırılmadı” diye konuştu.

    GEZİ’DE VE NEWROZDA KATLEDİLENLER ANILDI

    11 Mart 2014’te Gezi Parkında Berkin Elvin’in katline ve 21 Mart 2017’da Diyarbakır newrozunda Kemal Kurkut’un  polis tarafından öldürülmesine de değinen İnci, şu ifadeleri kullandı:

    “Gezi protestoları sırasında kafasına gaz kapsülü gelmesi sebebi ile uzun süre yoğun bakımda kalan 13 yaşındaki Berkin Elvan yaşamını yitirdi. Bu dosyada yargılanan polis ise her türlü ceza indirimden faydalanarak cezasızlık zırhı ile korundu. Maalesef bu coğrafyada çocuklar devlet koruması altında değil, devlet tehlikesi altında.

    21 Mart 2017’da Diyarbakır Newroz kutlamalarında polis tarafından üzerine ateş açılan Kemal Kurkut yaşamını yitirdi. Emniyetin Kemal hakkındaki ilk açıklamasında canlı bomba olduğu ile ilgili yalan bir algı yaratılmıştı. Daha sonra Dicle Haber Ajansı muhabiri Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğrafları paylaşmasıyla olayın gerçek yüzü ortaya çıktı, Kemal hiçbir neden yokken katledilmişti. Fail polis memuru cezasızlıkla korundu. Bu görüntüleri paylaşan muhabir Abdurrahman Gök hakkında ise örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından kovuşturma başlatıldı, propaganda suçundan ceza verildi.”

    Bir daha benzer olayların yaşanmaması için adaletin tesis edilmesi gerektiğinin altını çizen İnci, mücadelenin büyütülmesi gerektiğine de vurgu yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Gazi ve Ümraniye Katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Gazi ve Ümraniye Katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Diyarbakır Şubesi, Gazi ve Ümraniye katliamlarında yaşamını yitirenleri andı. Şube Eşit Başkanı Ayfer Artan, Alevilere yönelik katliamların halen sürdüğünü belirterek “Bugün Suriye’yi konuşmamızın temel sebebi, aslında kendimizi ne kadar güvencesiz olduğumuz ile ilgilidir” dedi.

    Alevilere yönelik Gazi ve Ümraniye Mahallelerinde 12 Mart 1995’te yapılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti. 22 yurttaşın öldürüldüğü katliamın yıldönümünde, yurdun birçok yerinde yaşamını yitirenler için anma etkinlikleri düzenlenmekte.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde de Gazi ve Ümraniye katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı.

    “ETNİK TEMİZLİK PLANI!”

    PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, anma programında yaptığı konuşmada, Suriye’deki katliamlara da değinerek şunları söyledi:

    “Özellikle bugün Suriye’de yapılan katliamların bir örneği de bundan tam 30 yıl önce yine devletin ve dünyanın gözü önünde, İstanbul Gazi Mahallesi’nde ve Ümraniye’de yaşanmıştır. 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca, özellikle Alevi canlarımız katledildi, yüzlercesi yaralandı. Dünyanın gözleri önünde canlı yayınlarda izlenerek katlediliyorduk. Tıpkı Madımak’ta, Halepçe’de olduğu gibi, bugün de Suriye’de binlercemize yapıldığı gibi iş başındalar.

    Suriye’de gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra Alevilere yönelik sistematik ve bilinçli bir şekilde katliam sürüyor. Aslında bu bir katliam değil, soykırımdır. Alevi köyleri kuşatma altında, halk ölümle tehdit ediliyor. Özellikle Alevi halkı hedef gösteriliyor ve saldırılar şu an doruk noktasına ulaşmış durumda. Suriye’deki ‘Güvenli Bölge’ politikaları ‘Esad artıkları’ söylemleri ile aslında Alevileri ve diğer azınlıkları ve inançları hedef alan bir etnik temizlik planıdır.

    Bugün Suriye’yi konuşmamızın temel sebebi aslında kendimizi ne kadar güvencesiz olduğumuz ile ilgilidir. Bugün Suriye’de yaşanan katliamın tüm coğrafyaya yayılması korkusuyla ilgilidir. Şunu da çok iyi bilmekte yarar var. Tarihsel süreç içerisinde bizler hep katledildik ama mücadelemizi bir sonraki kuşak için de bedel ödeyerek, yanarak, yakılarak, gerekirse asılarak devam ettirmişiz. Biliyoruz ki yine bahar gelecek.”

    “TOPLUMDAKİ YERİMİZİ KENDİMİZ TAYİN ETMELİYİZ”

    Ayfer Artan, Sivas Katliamı sanıklarının serbest bırakılmasını da eleştirerek konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bütün ilerici tutsaklar şu an cezaevinde! 30 yıldan fazla tutsak edilenler var ancak bugün insan yakanlar serbest bırakıldı. Bu toplumdaki yerimizi bizler kendimiz tayin etmeliyiz. Hiçbir emperyal gücün bizi tayin edecek, tanımlayacak noktada değiliz. Kendi kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz. Bunun için de daha çok örgütlü olmamız gerekiyor. Daha çok örgütlenmemize önem vermeliyiz. Mücadele azmimizi, direngenliğimizi her daim sıcak tutmalıyız. Hiçbir katliamı unutmayacağız.

    BU ÇÖZÜM SÜRECİNDE NE KADAR YER ALIYORUZ?

    Şu an ülkede bir çözüm süreci mevcut. Biz Aleviler, bu çözüm sürecinde ne kadar yer alıyoruz? Bu ülkede demokratik toplum inşa etmenin yolu aslında Aleviler için çok önemli olan ‘72 millete aynı nazardan bakarız’ felsefesinden geçmektedir. Bir olacağız diri olacağız.”

    Anma programı, PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde bağlama eğitim gören öğrencilerin müzik icrasıyla devam etti. Gazi ve Ümraniye Katliamında yaşamını yitirenler için deyişler okunup, semah dönüldü.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • 15 Mart Platformu, Gazi ve Ümraniye’de katledilenleri andı-VİDEO

    15 Mart Platformu, Gazi ve Ümraniye’de katledilenleri andı-VİDEO

    PİRHA – 15 Mart Platformu, 1995 yılında Gazi ve 1 Mayıs Mahallesinde yapılan katliamlarda yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada, Suriye’de devam eden Alevi katliamına da vurgu yapılarak “Bu hükümet, Alevilerin düşman olduğunu her fırsatta ortaya koymaktadır” denildi.

    12-15 mart 1995’te Gazi ve 1 Mayıs Mahallelerinde yapılan katliamlar 30. yılında protesto edildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi önünde başlayan yürüyüşe çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı yürüyüşte “Katil HTŞ işbirlikçi AKP. Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz. Katil ABD, Ortadoğu’dan defol” sloganları atıldı. Yürüyüş, katliamda 5 kişinin yaşamını yitirdiği 30 Ağustos İlkokulu’nun önünde son buldu.

    “DEVRİMCİLERLE GÜÇLÜ BAĞI OLAN GAZİ SEÇİLDİ”

    Kurumlar adına ortak basın açıklamasını Engin Gürbüz okudu. Gürbüz, şu açıklamayı yaptı:

    “Bundan tam 30 yıl önce 12 Mart 1995 yılında devlet yine ezilenlere, emekçilere yönelik saldırılarından  birisini gerçekleştirdi. Hedefte yine devrimcilerle bağı güçlü olan emekçiler vardı. Bu yüzden saldırmak için Gazi Mahallesi’ni seçti. 30 yıl önce Gazi’deki bu saldırı, emekçileri yıldıramamış, aksine onları devrimcilerin öncülüğünde büyük bir direnişe sevk etmiştir. Gazi’deki bu direniş yankısını tabi ki de ilk olarak kendisi gibi olan politik mahallelerde bulmuş ve en başta da 1 Mayıs Mahallesi emekçileri 15 Mart günü sokakları kuşatarak Gazi’nin sesine ses katmıştır. Bu eylemler devletle göğüs göğüse bir çarpışmaya kadar gitmiş ve Gazi’de 17, 1 Mayıs Mahallesi’nde de İsmihan Yüksel, Hasan Puyan, Genco Demir, İsmail Baltacı ve Hakan Çubuk devlet tarafindan katledilmiştir. Tüm bu başkaldırılar içerisinde bulunup eylem dalgasını büyüten devrimcilerden onlarcası gözaltına alınmış, devletin zindanlarına atılmıştır. İşte Hasan Ocak da bu eylemlerin içerisinde yer alan, bu eylemlerin büyümesi için gerekli devrimci sorumluluğu üstlenen ve en öne çikan devrimcilerden birisidir.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ 

    Bugünün devlet, iktidar eliyle kendi çaresizliğine derman olabilmek için, Suriye’li emekçilerin ve  ezilenlerinin üzerine saldıran çeteleri besleyip onlara destek olmaktadır. Devletin desteklediği  çetelerin hedefinde, en başta Kürtler ve Aleviler vardır. Arap ve Sünni bir devlet kurmak isteyen bu  güçler, elbette Kürtleri ve Alevileri teslim alarak onları sindirmeyi hedeflemektedir. Özellikle son  haftalarda HTŞ eliyle Suriye’deki Alevilere yönelik katliamlar hat safhaya çıkmış durumdadır. Binlerce  insan, kadın, çocuk, yaşlı demeden HTŞ’li çetelerin hedefi durumunda kalmıştır. Bu katliamın en büyük ortağı ise AKP iktidarının ta kendisidir. Suriye’deki bu katliamlara karşı çıkmak elbette bu topraklardaki demokrasi güçlerinin ertelenemez sorumluluklarındandır. Bunun en geçerli yolu ise, o çeteleri besleyen, destekleyen bugünkü AKP iktidarına ve devlete karşı mücadele etmektir.”

    Basın açıklaması ardından yaşamını yitirenler adına alana karanfiller bırakıldı. Anmanın son bulması ardından kolluk güçleri, basın metnindeki ifadeleri gerekçe gösterilerek Engin Gürbüz’ü gözaltına aldı. Gürbüz kısa süre sonra serbest bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de katliamlar lanetlendi: Hafızamız en büyük direnişimizdir!-VİDEO

    Dersim’de katliamlar lanetlendi: Hafızamız en büyük direnişimizdir!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Emek ve Demokrasi Platformu, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” dedi. 

    Dersim Emek Ve Demokrasi Platformu, Gazi Mahallesi, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını lanetledi, hayatını kaybedenleri andı ve katliamcı zihniyetlere karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.

    Sanat Sokağı’nda gerçekleşen açıklamayı kurumlar adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.

    “HAFIZANIN SİLİNMESİNE İZİN VERMEK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Tarih boyunca yaşanan katliamlarda devletin cezasızlık politikasının sürekliliğine işaret eden Ateş, “Beyazıt’ta, Halepçe’de, Gazi’de, Qamişlo’da yaşananlar, faillerin korunması ve adaletin sağlanmamasıyla bir “devlet geleneği” hâline getirilmek istenmiştir. Mart ayında gerçekleşen bu katliamlar, farklı coğrafyalarda yaşanmış olsa da, ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetinin ortak bir parçasıdır. Bu nedenle, bu katliamları anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün ve yarın için ortak bir mücadeleyi büyütmektir. Ancak biliyoruz ki hafızanın silinmesine izin vermek, suça ortak olmak demektir. Unutulan her katliam, tekrar yaşanma riskini içinde barındırır. Katliamları unutmamak, unutturmamak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek, geçmişin olduğu kadar bugünün ve geleceğin de mücadelesidir” dedi.

    “HAFIZAMIZ EN BÜYÜK DİRENİŞİMİZDİR”

    Ateş, “Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” diyerek şöyle devam etti:

    “Katliamların sorumluları tetiği çekenler ya da bombayı yerleştirenlerle sınırlı değildir. Onları koruyan, davaları sürüncemede bırakan, delilleri karartan, toplumun hafızasını yok etmek için çabalayan tüm mekanizmalar bu suçun bir parçasıdır. Adaletsizlik yalnızca mahkemelerde değil, medyada, siyaset sahnesinde ve eğitim sisteminde de örgütlü bir biçimde yeniden üretilmektedir. Bu yüzden adalet arayışımız hukuki olduğu kadar toplumsal bir mücadeledir. Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Unutmayı reddetmek, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de mücadelesini vermektir. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir.”

    “HAFIZAYI KORUMAK, ÖZGÜR GELECEĞİ İNŞA ETMENİN ÖNEMLİ ADIMI”

    Katliam faillerinin korunması ve adil yargılamaların yapılmamasının yeni katliamların önünü açtığını ifade eden Ateş, “Maraş, Çorum ve Sivas’ta cezasız bırakılan katiller, Gazi başta olmak üzere birçok katliama zemin hazırlamıştır. Gerçek sorumlular yargılanıp hesap verene kadar mücadelemiz sürecektir. Bir kez daha vurguluyoruz: Adalet, unutmayanların ve unutturmayanların mücadelesiyle kazanılır. Hafızayı korumak, yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak değil, aynı zamanda adil ve özgür bir geleceği inşa etmenin en önemli adımıdır. Unutmak, faillerin yeniden güç kazanmasına ve adaletsizliğin kök salmasına hizmet eder. Ancak bizler, halkların hafızasını, ortak mücadelesini ve dayanışmasını büyüterek bu düzene karşı koymaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    PİRHA/DERSİM

     

     

     

  • Bursa Alevi Kadın Platformu: Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!-VİDEO  

    Bursa Alevi Kadın Platformu: Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!-VİDEO  

    PİRHA-PSAKD Bursa Şubesi Alevi kadın platformu, 12 Mart 1971 yılında Gazi Katliamı’nın 30. yılını ve Suriye’de Alevilere karşı gerçekleştirilen saldırıları protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada, “30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler” diyerek “Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” ifadesinde bulunuldu.

    Bursa Pir Sultan Abdal Şubesi (PSAKD), Alevi Kadın Platformu, Gazi Katliamı’nın 30. Yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamanın ardından basın açıklamasını PSAKD Bursa Şubesi Kadın Platformu adına Mudanya Alevi Kültür Derneği (AKD) Başkanı Saniye Akaltun okudu.

    Açıklamanın yapıldığı yere çok sayıda kadın katıldı.

    “EMNİYET GÜÇLERİ 15 YURTTAŞI KATLETTİ”

    Kontrgerillalar tarafından sivil halka ateş açıldığı ve çok sayıda insanın katledildiği Gazi Katliamı’yla ilgili konuşan Mudanya Alevi Kültür Derneği Başkanı Saniye Akaltun, o dönemde yaşanan saldırılar hakkında şöyle konuştu:

    “Bugün Suriye’de yapılan katliamların bir örneğini de bundan 30 yıl önce yine Devletin ve dünyanın gözleri önünde İstanbul Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de yaşamıştık. 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırısı sonucu Dede Halil Kaya öldürülmüş, 5’i ağır olmak üzere 25 kişi yaralanmıştı. Halk bu kontrgerilla saldırısının üzerine mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis hedef alarak ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaş daha devlet kurşunuyla hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıları protesto etmek ve Gazi halkına destek olmak amacıyla, çoğunluğu Alevi on binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne akın etti. Emniyet güçleri tekrar canice halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti.”

    “DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE, CANLI YAYINLARDAN İZLENEREK KATLEDİLİYORDUK”

    Yapılan saldırıların bugün Suriye’de Alevilere yapıldığını söyleyen Akaltun, “İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde başta Aleviler olmak üzere, yüzbinlerce yurttaş, yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. Dönemin emniyet teşkilatı adeta halka karşı silahlı cephe oluşturmuştu.  15 Mart günü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkın üzerine ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.  Dünya’nın gözleri önünde canlı yayınlardan izlenerek katlediliyorduk. Tıpkı Madımak’ ta olduğu gibi, tıpkı bu günlerde Suriye’de binlercemize yapıldığı gibi!” diye konuştu.

    “YÜZYILLAR BOYUNCA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BÜTÜN KATLİAMLARA RAĞMEN ALEVİLERİ YOK ETMEYİ BAŞARAMADI”

    Devletin geçmişten bu yana Dersim’de, Çorum’da, Maraş’ta Alevileri katlettiğini buna rağmen Alevileri boyun eğmediğini belirten Akaltun, “12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Biz Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Ortaca ve Sivas’ta defalarca yaşadık. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Bizi imha etmeyi hedefleyen bu inkarcı, gerici ve barbarca anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı, başaramayacak. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacak. Aleviler dün olduğu gibi bugün de ilerici, devrimci ve laiklerle omuz omuza, zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler” ifadesinde bulundu.

    “SALDIRIYI GERÇEKLEŞTİREN KONTRAGERİLLA ÇETELERİ ŞİMDİ SURİYE’DE İŞ BAŞINDA”

    Katliamda adı geçen kolluk güçlerinin göstermelik cezalarla cezalandırıldığını belirten Akaltun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.  Bu ve tüm katliamları başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çeteleri şimdi Suriye’de işbaşındalar. Biz onların kimler olduklarını çok iyi biliyoruz. Onlar korkaklığın, kahpeliğin, hainliğin mirasçılarıdır. Biz ise dostluğun, dayanışmanın, onurlu direnişin sembolü Pir Sultanların, Şah Kalenderlerin mirasçılarıyız. Dönemin birçok devlet yetkilisi görevlerini yargı sürecinde de sürdürdü. Hedef gözeterek onlarca canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tıp raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi.”

    “BU KATLİAMIN HESABINI MUTLAKA SORACAĞIZ”

    30 yıl geçmesine rağmen katliamı ve katledenleri unutmayacaklarının altını çizen Akaltun,

    “Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan yetkililer milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi. Tıpkı Madımak katilleri gibi.  Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 30. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” diye belirtti.

    PİRHA/BURSA

  • Mamak’tan Alevi katliamlarına tepki: Alevilere yönelik katliamlar sürüyor-VİDEO

    Mamak’tan Alevi katliamlarına tepki: Alevilere yönelik katliamlar sürüyor-VİDEO

    PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Alevilere dönük katliamları protesto etti. Yapılan açıklamada, ” Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz!” denildi.

    Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’deki Alevi katliamı ve Gazi Katliamının yıldönümü sebebiyle Hacı Bektaş Veli Parkı’nda bir araya geldi. Hacı Bektaş Veli Parkı’ndan başlayan yürüyüşün ardından Tuzluçayır Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirildi.

    Basın metnini kurumlar adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube Başkanı Rukiye Kara okudu.

    “ALEVİLER SİSTEMATİK MEZHEPÇİ VE GERİCİ SALDIRILARIN HEDEFİ OLMUŞTUR”

    Alevilere yönelik katliamların sürdüğünü, görmezden gelindiğini belirten Kara, “Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. 1978 Maraş Katliamı’nda, yüzlerce Alevi öldürülmüş ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. 1993 Sivas Katliamı’nda, Pir Sultan Anmaları sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 33 canımız yakılarak katledilmiştir. 1995’ de Gazi Mahallesi’nde devlet eliyle Alevi yurttaşlar saldırıya uğramış ve birçok insan hayatını kaybetti. Bugün ise Suriye’de ABD-İsrail destekli cihatçı çeteler, Alevi köylerini kuşatıyor, kadınları tecavüz tehditleri ile sindirmeye çalışıyor, gençleri işkenceyle kaybediyor, köyleri talan ediyor” dedi.

    “BU ZULÜM, EMPERYALİSTLERİN BÖLGEYİ YENİDEN YAPILANDIRMA PLANININ BİR PARÇASIDIR”

    “Suriye’deki iç savaş, Alevi toplumu için büyük bir tehdit oluşturmuş” diyen Rukiye Kara şunları ekledi:

    “İŞİD ile El Nusra gibi radikal gruplar, Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirmiştir. Son dönemlerde Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilere yönelik saldırılar yaşanırken, Hama, Humus ve birçok köyde HTŞ’nin sebep olduğu katliamlara tanık olmaktayız.

    Bu zulüm, emperyalistlerin bölgeyi yeniden yapılandırma planının bir parçasıdır. AKP iktidarı ise cihatçı çeteleri besleyerek bu kanlı plana ortak olmaktadır. Katliamlar karşısında Dışişleri Bakanlığı’nın ‘güvenlik tehdidi’ söylemi, Alevilere yönelik mezhepçi saldırıları gizlemeye yöneliktir.”

    CİHATÇI-MEZHEPÇİ SALDIRGANLIĞA KARŞI ALEVİ HALKININ YANINDAYIZ

    “Türkiye bu katliamların neresinde?” diye soran Rukiye Kara, şunları kaydetti:

    ” Colani’yi ‘istikrar figürü’ gibi sunmak zulmü aklamaktır! Suriye’deki ‘güvenli bölge’ politikaları, Alevilere ve azınlıklara yönelik etnik temizliğin adıdır. Medya ve uluslararası kurumlar bu vahşeti görmezden gelerek gerçeği çarpıtıyor. Haykırıyoruz! Colani ve onu destekleyenler bu katliamların sorumlusudur!

    Herkese çağrımızdır: Masum insanların katledilmesine sessiz kalmayın! Zulmü onaylamayın! Colani’yi meşrulaştırmayın! Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz! Susarsak, bu vahşetin suç ortağı oluruz!

    Bölgemizde halkların kardeşliğinin ve barışın tesisi, yoksul emekçi halkın emperyalizme, işbirlikçi iktidarlara ve cihatçı çetelere karşı ortak mücadele ve dayanışmasını örgütlemekten geçmektedir. Cihatçı-mezhepçi saldırganlığa karşı alevi halkının yanındayız.”

    Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PİRHA-Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümüne dair açıklamada bulunan PSAKD Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir” dedi.

    12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 30 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklamada bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz” dedi.

    Aktaş, Gazi Katliamı’nın 30’uncu yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    GAZİ MAHALLESİ, İKTİDARLARIN HEDEFİNE MARUZ KALAN BİR YER

    “12 Mart 1995 akşamı Alevilerin yoğun olarak gittikleri kıraathanelere, İsmetpaşa Caddesi boyunca ilerleyen bir taksinin içindeki tetikçiler tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı. Onlarca insanın yaralandığı ilk saldırıda Halil Kaya isimli yaşlı bir insanımız hayatını kaybetti.  Egemen güçlerin “1000 operasyon yaptık’ dediği 90’lı yıllarda sistematik bu politikalardan payına düşeni fazlasıyla alan mahallede halkın kabaran öfkesi, 12 Mart akşamı kitlesel olarak sokağa çıkmasıyla karşılığını bulacaktı. Alevi hassasiyetinin diri, politik duyarlılığın güçlü olduğu ve kuruluşundan beri sol-demokratik muhalefetin varlık gösterdiği Gazi mahallesi, iktidarların çeşitli bahanelerle saldırganlığına maruz kaldı.

    YOK ETMEK İSTEDİKLERİ DAYANIŞMA BİLİNCİ, ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜ

    12 Mart 1995’e gelene kadar gözaltılar, gözaltında katledilmeler, işkence ve yaygın tutuklamalarla örülü çok yönlü saldırılara muhatap olan mahallede yılların getirdiği bir birikim söz konusuydu. Devleti zor araçlarıyla tanıyan, barınma, elektrik, su ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını imece usulü dayanışmayla sağlayan yoksul bu gecekondu mahallesinde halkın dağıtılamayan örgütlülük düzeyine cevap; sivil-resmi güçlerin birbirini koşullayan pratik üzerinden kullanıldığı katliamla verildi. Gazi halkı o gün haklı olarak saldırının ardından taranan kıraathaneler ile Cemevinin önünde toplanarak yaşanan kontrgerilla saldırısından egemen güçleri sorumlu tuttu. Tam da yok etmek istedikleri dayanışma bilinci ve kültürüyle yoğrulan halkın tepkisi 12 Mart akşamı ete kemiğe büründü, halk yaralarını sarmak için yan yana geldi. Sokağa çıkan insanlar ‘artık yeter’ diyor, katillerin kim olduğunu bilerek tepkisini dile getiriyordu.

    “MARAŞ’I, SİVAS’I DENEYİMLEYEN HALKIN MAHALLESİNİ SAVUNMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİ KALMAMIŞTI”

    12 Mart akşamı başlayan operasyonel yönelim sonrasında Susurluk kazası ile ortaya saçılan çete-polis-siyaset üçgeniyle birlikte değerlendirilmeli. Hiç kuşkusuz ki Gazi’de katleden Susurluk devleti, direnen halktı. Kontrgerilla saldırısının ardından cadde üzerinde toplanan mahalle halkına panzer ve resmi araçlardan açılan ateş sonucu Mehmet Gündüz’ün hayatını kaybetmesi gerçekleşen saldırıların organize olduğunun ilanıydı. Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını deneyimleyen Alevi halkımızın bu noktadan itibaren mahallesini savunmaktan başka bir seçeneği kalmamıştı. Süren katliamın son bulması, cenazelerin verilmesi, yaralıların tedavilerinin yapılması, sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve saldırı amaçlı mahallede bulunan kolluk kuvvetlerinin geri çekilmesini talep eden, mahallesini savunan halkın bu taleplerine verilen cevap; yeni Maraş’lar ve Sivas’lar yaratma tehdidiyle halkın daha çok kanının dökülmesiydi. Mahallenin her bir sokağı katliamcıları durdurmaya çalışan halkın direnişine tanıklık ederken, canlarımızda ardı ardına toprağa düştü. Sezgin Engin, Dilek Şimşek, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, Hasan Gürgen… Katliamın bilançosu ağırlaşırken korku ve teslimiyet değil, dalga dalga büyüyen direniş gelişmelere rengini veriyordu.

    SİVAS’I YAKANLAR, GAZİ’DE KURŞUNLAR YAĞDIRDI

    2 Temmuz 1993 Sivas ve Gazi katliamları arasında devamlılık ilişkisi vardır. Mahalle halkının katliam için harekete geçen resmî güçlere karşı günlerce cansiperane direnmesinin nesnel faktörlerinin başında Sivas’ta gerçekleşen katliam sonrası büyüyen duyarlılık olduğunu vurgulamalıyız. 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal etkinliğinde, Sivas Madımak Oteli’nde 8 saat boyunca kuşatılan, gerici-faşist odaklar tarafından hunharca katledilen 33 insanımız acısı Gazi’de yaşayan halkın yüreğini yakıyor, 2 yıl önce Sivas’ta Alevilere yönelik örgütlenen katliamın 2 yıl sonra kendi mahallelerinde tekrarlanacağı öngörüsü, genç-yaşlı halkın günlerce direnmesini koşulluyordu. Halkın öngörüsü ne yazık ki topyekûn saldırganlıkla somut bir vaziyet aldı. Dünyanın gözü önünde, Sivas’ta yakarak katledenler, Gazi ve Ümraniye 1 Mayıs mahallelerinde kurşunlar yağdırarak, sokakları işkencehaneye çevirerek katletti.

    SİVAS’TA ÖRGÜTLENEN KATLİAM RESMİ KUVVETLER ELİYLE HEDEFE ULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORDU

    Gazi, 2 Temmuz 93’te gerici-faşist odaklar üzerinden Sivas’ta örgütlenen katliamın 2 yıl sonra bu defa resmi kuvvetler eliyle hedefine ulaştırılması aşamasıydı. Gazi’de yaşayan halkın inançsal ve toplumsal kimliği neden hedef seçildiğini açıklar. Mahallede özellikle Sivas’tan göç eden Alevilerin genel toplam içinde en kalabalık orana sahip olması dikkate değerdir. 2 Temmuz 93 tarihinde kışkırtılan güruhların örgütlü katliamına dönüşen ‘Alevi nefreti’ hangi bakış açısının ürünüyse, 12 Mart 95 tarihinde Gazi’de halka yönelen sistematik saldırı aynı bakış açısıyla örtüşüyordu. Her iki bağlantılı katliam mevcut toplumsallığın muhalif karakterini zayıflatma ve korku paradoksu altında teslimiyet göstermesinin istendiği projenin 90’lı yıllara uyarlanan yüzüdür.

    GAZİ’DE BAŞLAYAN DİRENİŞ PROTESTOLARA DÖNÜŞTÜ

    12 Mart akşamı Gazi’de başlayan katliam saldırısı ve halkın direnişi, önce İstanbul’un diğer mahallelerini etkisi altına aldı, sonra ülke genelinde büyük protesto yürüyüşlerine dönüştü. 15 Mart günü Ümraniye-1 Mayıs Mahallesinde katliamı protesto eden mahalle halkının üzerine Gazi’de olduğu gibi ateş açıldı, burada 4 insanımız katledildi. 12-15 Mart 95’ günleri arasında sokaklarda kurulan barikatların ardından duyulan tok ses; ‘ölmek var, dönmek yok!’ şiarıydı. Pir Sultan Abdal’ın “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” sözü halkın bilinç öğelerine yön veriyordu.

    “22 POLİS’TEN 18’İ DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT ETTİRİLDİ”

    Dönemin iktidarı gerçekleri çarpıtıp teyakkuz halinde Alevilere saldırırken, beklemediği oranda büyüyen halkın direnişini bastıramamanın zorunluluğuyla geri adım attı, 3. günün ardından katlettiği insanların cenazelerini ailelerine teslim etti ve aracılar vasıtasıyla halkın patlayan öfkesini soğutmanın yollarını aradı. 19 kişinin katledildiği, 427 kişinin yaralandığı Gazi katliamı sonrası açılan davalar ‘cezasızlık’ politikasına hizmet etti. Katliamın gerçek faili dönemin iktidarı kullandığı tetikçileri koruyan tavrını mahkeme safhası boyunca devam ettirdi. Halkı katleden polis memurları hakkında açılan dava ‘güvenlik’ gerekçesiyle İstanbul’da görülen ilk duruşmanın ardından Trabzon’a kaçırıldı. 5 yıl süren davanın duruşmalarına katılmak için Trabzon’a giden aileleri taşıyan otobüslere yönelik taşlı-sopalı saldırılar yaşandı. Haklarında dava açılan 20 polis memurundan 18’i “delil yetersizliği” iddiasıyla beraat ettirildi. Yargılanan, 5 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan, 2 polis memuruna kamera kayıtları ve mağdurların teşhisine rağmen 6 yıl 8 ay ile 3 yıl 9 ay gibi mahkumiyet cezaları verildi. Yargıtay, ceza alan bu 2 sanık hakkında “Haklarında adam öldürmeyle ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozma kararı verdi. Tekrar eden dava sonucunda göstermelik cezalar verilen 2 sanıkta aklandı.

    DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ HAKKINDA YARGILANMA İSTEĞİ TALEP BULMADI

    Yakınlarını kaybeden aileler ve Alevi kurumları, Gazi-Ümraniye katliamının gerçek sorumluları olarak gördükleri dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in yargılanmalarına dönük talepleri karşılık bulmadı, sürecin her aşamasında adaletsizlik dayatıldı.

    GAZİ MAHALLESİ İKTİDARLARIN GÖZÜNDE “POTANSİYEL TEHDİT UNSURU” OLARAK GÖRÜLDÜ

    Sonraki yıllarda da Gazi mahallesi iktidarların üzerinde mutabık kaldığı ‘potansiyel tehdit unsuru’ olarak görülmeye devam etti, ‘toplum mühendisliği’ kapsamında ‘sopanın’ gösterildiği başlıca alanlardan biri oldu. Türkiye yakın tarihini irdelendiğinde iktidar kliklerinin Gazi üzerinden Alevi nefretini güncelledikleri görülür. Bununla birlikte sol-sosyalist muhalefete dönük tasfiye içerikli politikalar ağırlıkla mahallenin hedef tahtası hali getirildiği dezenformasyon zemini üzerinden pratik geçerlilik kazandı.

    30 YILA RAĞMEN MUHALİF KARAKTERİYLE DURMAYI SÜRDÜRDÜ

    Aradan geçen 30 yıl kaçınılmaz olarak mahallede yapısal farklılaşmaya yol açtı. 30 yıl önce gecekondu yoğunluklu ve demografik açıdan daha homojen bir yerken, bugün kentleşme olgusuna göre kabuk değiştiren ve ciddi anlamda nüfusu artan bir semt haline geldi. Artık Gazi dediğimizde bir mahalleye değil, dört mahallenin toplamına vurgu yapıyoruz. Ancak konjonktürün doğurduğu handikaplara, kuşatma siyaseti ve yozlaştırma saldırılarına rağmen bugünde muhalif karakteriyle anılması gerektiğine not düşmeliyiz. Mahallemiz hak ve özgürlükler mücadelesinde egemenleri rahatsız eden, muhalefet alanına güç veren aktif tutumunu konuşturmasını bildi, çoğu zaman ön açıcı oldu.

    “KARANLIĞI DAYATANLAR TARİHİN BU EVRESİNDE AYDINLIĞA ULAŞMAMIZI ENGELLEYEMEZ”

    Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz. Güncelde emperyal müdahaleler sonucu Suriye’de iktidara taşınan selefi İslamcı çetelerin Alevilere karşı gerçekleştirdiği katliamlara tanıklık ederken; geçtiğimiz günlerde Sivas katliamı davasından hükümlü olarak cezaevinde bulunan katillerin serbest bırakıldığını öğrendik. Yaralarımızı kanatan, karanlığı dayatanlar tarihin bu evresinde aydınlığa ulaşmamızı engelleyemez. Hak ve haklı olmanın ışığıyla yürüyüşümüz devam ediyor.”

    Aktaş, konuşmasının sonunda şunları aktardı:

    “30. yılında Gazi-Ümraniye katliamında kaybettiğimiz Halil Kaya, Hasan Gürgen, Ali Yıldırım, Mehmet Gündüz, Dinçer Yılmaz, Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek, Sezgin Engin, Genco Demir, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Hakan Çabuk, Hasan Ersizer, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı ve Hasan Puyan’ı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’nın araştırılması için önerge verdi

    Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’nın araştırılması için önerge verdi

    PİRHA-Milletvekili Celal Fırat Gazi Katliamının katillerinin açığa çıkarılması ve tüm yönleriyle araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi hazırladı. Fırat, “Bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim” dedi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’na dair Meclis araştırma önergesi hazırladı. Milletvekili Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na ilettiği önergede, Gazi Katliamı’nın bütün ayrıntıları ile incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü ’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırma sürecinin başlatılması gerektiğini işaret etti.

    Celal Fırat, 13 Mart’ta yaklaşık 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yapmış ancak yine Emniyet güçleri kitlenin üzerine ateş açmış, gösteriler sonunda o gün 15 kişi daha hayatını kaybetmişti.  22 kişinin yaşamını yitirdiği katliamda hukuki açıdan çok yetersiz kalan bu davada olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri iddianamede sanık olarak gösterilmemiştir. Onlar hakkında takipsizlik kararları verilmiştir” şeklinde konuştu.

    “22 KİŞİDEN 7’Sİ POLİS KURŞUNUYLA ÖLDÜRÜLDÜ”

    Milletvekili Celal Fırat, Meclis’e sunduğu teklifinin gerekçe bölümünde ise şu ifadelere yer verdi:

    “12 Mart 1995 akşamı İstanbul Gazi Mahallesi’nde içerisinde Alevilerin bulunduğu 3 kahvehane ve 1 pastane kimliği belirsiz kişilerce taranmıştı. Kahvehanelere yönelik saldırıda Dede Halil kaya hayatını kaybetmiş ve 5’i ağır 25’de kişi yaralanmıştı. 4 gün boyunca süren olayların sonucunda yaşamını yitiren 22 kişiden 7’sinin polis kurşunuyla öldüğü otopsi raporlarında kesinleşmişti. O dönem olayın sorumlusu hiçbir üst düzey yetkili açılan davada yargılanmadığı gibi olayların başlangıcını tertipleyen ve şiddetin devamında sorumluluğu bulunan kimseler açığa çıkarılmamıştı.

    GÖSTERİLERDE HALKA ATEŞ AÇILMASI SONUCU 15 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

    Bu saldırı sonrası çok sayıda Alevi yurttaş, Gazi Mahallesi’nde toplanmış, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna doğru yürümüş, Polislerin grubun üzerine ateş açması sonucu bir kişi yaşamını yitirmiş ve birçok kişi de yaralanmıştı. 13 Mart’ta yaklaşık 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yapmış ancak yine Emniyet güçleri kitlenin üzerine ateş açmış, gösteriler sonunda o gün 15 kişi daha hayatını kaybetmişti.

    İDDANEMEDE ADI GEÇENLER HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİR

    Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etmiş, ertesi gün bölgeye askeri birlikler sevk edilmiş, 15 Mart’ta olaylar Ümraniye’ye sıçramış, Mustafa Kemal Mahallesi’nde beş kişinin ölmesi ve 20’den fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. 22 kişinin yaşamını yitirdiği bu olaylar sonucunda Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20 sanık polis hakkında dava açılmıştır. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığınca çok acele ve deliller fazla incelenmeden, hızlıca hazırlamış olduğu soruşturmada birçok eksik hukuki değerlendirmeler ve yetersiz bir inceleme ile sağlıksız bir iddianame hazırlanmıştır. Hukuki açıdan çok yetersiz kalan bu davada olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri iddianamede sanık olarak gösterilmemiştir. Onlar hakkında takipsizlik kararları verilmiştir.

    AİHM, YETERLİ SORUŞTURMA YAPILMADIĞI YÖNÜNDE KARAR VERMİŞTİ

    Ülkemizde meydana gelen bu dava hem soruşturma hem de kovuşturma yönünden hem de hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksik olması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmış, AİHM’in 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, “Sorumluların, uygun ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların görece hafif olduğu, dolayısı ile sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmış, ayrıca, etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı, bu nedenle 13. Maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmış, ihlallerin yanı sıra, her ölüm olayı için 30.000 Euro paranın başvuruculara ödenmesi hükmüne yer verilmişti.

    GAZİ MAHALLESİ KATLİAMI, TÜRKİYE TARİHİNDE KARANLIK BİR OLAYLARDAN BİRİDİR

    Bütün bu süreçlere rağmen, bu olayların başlangıcını planlayanlar, devamında onlarca insanın katledilmesinde sorumluluğu olanlar, azmettirenler, gerçeklerin araştırılmaması için her türlü engeli çıkaran, kirli, derin ve karanlık yapılar hiçbir zaman tespit edilememiş ve tarihin karanlık sayfalarında gizli kalması için devlet erkinin azami gayreti sarf ettiği gözlemlenmiştir. 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinde insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli karanlık olaylardan biridir. O dönem olayın sorumlusu hiçbir üst düzey yetkili açılan davada yargılanmadığı gibi olayların başlangıcını tertipleyen ve şiddetin devamında sorumluluğu bulunan kimseler açığa çıkarılmamıştır.”

    Fırat, “Tüm bu nedenlerle, bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim” ifadesinde bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Gazi Katliamı’nın 30. yılında: Toplumsal barış için katiller hesap vermeli-VİDEO

    Gazi Katliamı’nın 30. yılında: Toplumsal barış için katiller hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümünde Alevi kurumlarının öncülüğünde yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Anmada, katledilenler anısına yapılan anıt açılırken, adalet sağlanıncaya kadar mücadele edileceği vurgulandı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yılı dolayısıyla yapılacak anma için Gazi Cemevi önündeyüzlerce yurttaş toplandı. Katledilenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrası çerağ uyandırıldı.

    Ardındında 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde katledilen 22 kişi için yapılan anıt açıldı. Katledilenlerin aileleri yapıkları konuşmada adalet çağrısında bulundu.

    “MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Aleviler olarak birlik beraberlik içinde bir yaşamı savunduklarını ifade ederek, “Birlik, beraberlik isteyenlerin yolu Gazi Katliamı’ndan geçiyor. Bu ülkenin adaleti, hukuku için mücadele edeceğiz” dedi.

    “BARIŞ İÇİN ÇALIŞMALIYIZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, demokratik toplumunun inşasında Alevi toplumuna önemli bir misyon düştüğünü belirterek, “Katliamların hesabını sormak ve demokratik bir gelecek için üzerimize düşeni yapmalıyız” diye konuştu.

    “HESAP VERENE KADAR DİRENECEĞİZ”

    ABF Genel Başkanı, Alevilerin katledilmediği günün kalmadığını ifade ederek, “Katliamı yapanlar hesap vermedi. Biz adalet mücadelesini vereceğiz, ta ki gerçek katillerin adalet önünde hesap verene kadar direneceğiz. Suriye’de bir kırım yaşanıyor. Türkiye ve uluslararası kurumlar ve devletler sessiz kalıyor” diyerek Suriye’deki Alevi katliamını kınadı.

    “TOPLUMSAL BARIŞ VE YÜZLEŞME İÇİN KATİLLER HESAP VERMELİ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, katillerden hesap sorulması için 30 yıldır mücadele ettiklerini vurgulayarak, “Katliamlarla yüzleşilmek isteniyorsa katliam anıtlarının merkezlere konuşması gerekiyor. Toplumsal barış ve yüzleşme için katillerden hesap soralım, demokratik bir anayasa yapalım. Bunun yolu açıktır. Biz bunları yapmazsak katliamlar yaşanmaya devam edecek. Biz birlikte yaşamayı savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “ELBET BİR GÜN HESAP VERECEKLER”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Yezidin ortadan kalkmak için birlik olunması gerektiğinin altını çizerek, “Aleviler olarak yan yana gelmeliyiz. Bir birimizin Hızır’ı olalım, barışın türkülerinin gelmesi için bir birimizin elinden tutmalıyız. Bu Yezid karşısında neden yan yana gelmiyoruz, bu acılar karşısında neden el ele vermiyoruz? diye sormamız lazım. Bu sorumluluk hepimizin. Ülkede, ortadoğu’da demokratik bir coğrafya oluşana kadar mücadele edeceğiz. Elbet bir gün hesap verecekler” şeklinde ifade etti.

    “ÖRGÜTLENECEĞİZ, BİRLEŞECEĞİZ VE KAZANACAĞIZ”

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, hiçbir zaman bağımsız, adil yargının işlemediğini dile getirerek, “30 yıl geçti ama adalet sağlanmadı. Suriye’de Alevileri ‘Esadçı’ diye yaftalayarak katledilyorlar. Bunu yapanları, göz yumanları kınıyorum. Bu ülkede bizler demokrasi güçleri ve halklar olarak, hep birlikte eşit koşullarda bir arada yaşamak istiyoruz. Ama tek adam iktidarı adım atmazken, gerici bir sistem kurmak için hızlıca hareket ediyor. Her ay 150-200 işçi fabrikalarda, iş yerlerinde katlediliyor. Bizler buna karşı örgütleneceğiz, birleşeceğiz ve kazanacağız” ifadelerine yer verdi.

    “BARIŞ OLSUN, KATLİAMI YAPANLAR HESAP VERSİN DİYE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, katliamın üzerinden 30 yıl geçmesine karşın acıların taze olduğuna dikkat çekerek, “Unutmayacağız. Bizler sizlerin bize bıraktığı mirası yaşatacağız. Bizi acılarımızın ortak yanı sorumluların açığa çıkmamasıdır. Bugün yine Suriye’de katliam yaşanıyor. Katliama ses çıkarmıyorlar, birde halkı suçluyorlar. Bizler bu acılar bir daha yaşanmasın diye, barış olsun, katliamı yapanlar hesap versin diye mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.

    Konuşmaların ardından yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca katledilenlerin isimleri okunup “Yaşıyor” denildi.

    Yürüyüş sonunda katledilenlerin mezarlarına karanfiller bırakıldı. Yapılan basın açıklamasında gerçek faillerin yargılanmadığı vurgulanarak, daalet mücadelesine devam edileceği dile getirildi.

    PİRHA/İSTANBUL