Etiket: gazi katliamı

  • PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PSAKD: Gazi Katliamı Alevilere yönelik katliamdı, hesabını mutlaka soracağız!

    PİRHA- Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir katliam olduğunu belirten PSAKD, katliamın hesabını mutlaka sorarak davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

    İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla elamanlarının saldırması sonucu resmi verilere göre 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı.

    28. yılına giren Gazi Katliamına dair açıklama yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Gazi Katliamının Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam olduğuna vurgu yaparak, tıpkı Madımak Katliamı’nda olduğu gibi Gazi katliamında da sorumluluğu bulunan devlet yetkililerinin milletvekilliği ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildiği ifade edildi.

    “SALDIRGANLAR ORTAYA ÇIKARILMADI”

    PSAKD Genel Merkezi’nin Gazi Katliamının 28. yılına dair açıklaması şöyle:

    “İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan ve Alevilerin gittiği kahvehanelere, bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırması sonucu bir Alevi Dedesi olan Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır toplam 25 kişi yaralandı. Daha sonra saldırganlar saldırı sırasında içinde bulundukları taksiyi gasp ederek taksi şoförünü öldürdüler. Bu saldırganların kim oldukları asla ortaya çıkmadı ya da çıkarıl(a)madı. Gazi Mahallesi halkı devlet destekli bu kontrgerilla saldırısından sonra protesto için mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis Gazi halkının üzerine ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaşımız daha hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıyı protesto etmek ve Gazi halkının yanında olmak için binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne geldi. Halk tekrar yürüyüşe geçti. Burada emniyet güçleri korkunç bir şekilde halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti. Bunun üzerine İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde halkımız yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. 15 Mart’ta Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkımıza ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.

    “ALEVİ YOK ETMEYİ HEDEFLEYEN KATLİAMDI”

    12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Bizler Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta ve daha bir çok yerde yaşadık. Devlet bugün de Maraş merkezli 11 ili nerdeyse haritadan silen depremde yapılması gerekenleri yapmayarak, rant ve daha fazla kar siyasetiyle depremin katliama dönüşmesinden sorumludur. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Ama Alevileri yok etmeyi hedefleyen bu inkarcı ve gerici anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacaktır. Aleviler dün olduğu bugün de zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZI ANIYORUZ, HESABINI SORACAĞIZ”

    İşte tam 28 yıl önce Gazi ve Ümraniye halkı bu direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zulmün karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.

    Katliamı başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çete mensupları hiçbir zaman bulun(a)madı. Hedef gözeterek birçok canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tip raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi. Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi.

    Ancak egemenler ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 28. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye katliamlarını unutmadık unutturmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • CANLI / Gazi Katliamı 28. yılında

    CANLI / Gazi Katliamı 28. yılında

    Gazi Katliamı’nın 28. yılında hayatını kaybedenler anılıyor.

  • ABF: Gazi ve Ümraniye Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız

    ABF: Gazi ve Ümraniye Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu, Gazi Katliamının yıldönümünde yaşamını yitirenlerin anılacağını belirterek “28. Yılında Gazi ve Ümraniye Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız.” açıklamasını yaptı.

    1995 Yılında Alevilerin çoğunlukta olduğu Gazi Mahallesi’nde yapılan katliamın üzerinden 28 yıl geçti. İstanbul geneline yayılan olaylar sonucunda resmi verilere göre 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASININ SON BULMASINI İSTİYORUZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu, katliamda yaşamını yitirenler için 12 Mart’ta yapılacak anma töreninin detaylarını paylaşarak yazılı açıklama yaptı. “28. Yılında Gazi ve Ümraniye Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Söz konusu Alevi katliamları olunca usulen yargılamalar, cezasızlık politikaları ve hatta katilleri ve onları savunanları ödüllendirme anlayışının en son örneğidir Gazi katliamı.

    Alevi katliam davalarında toplumunun yanan yüreklerine bir kez olsun su serpilmedi tıpkı Gazi davasında olduğu gibi biz kaybettiklerimizle kaldık.

    Yarın Gazi Mahallesi’nde kaybettiğimiz Can’larımızı anmak için 12:30 Gazi Cem Evi önünde buluşuyoruz.

    ‘Bin kez kırdılar dallarımızı, bin kez budadılar.

    Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz.’

    Gazi ve Ümraniye Katliamın’da katledilen Can’larımızı saygıyla anıyor, gerçek faillerin yargılanması ve cezasızlık politikasının son bulmasını istiyoruz.

    GaziKatliamınıUNUTMADIK!!!”

    PİRHA/ANKARA

  • 12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    PİRHA-Gazi katliamının 28. yılı dolayısıyla 12 Mart Platformu tarafından Gazi Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Can Tv Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin, “12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı” dedi.

    12 Mart Platformu Gazi katliamının 28. yıl dönümü dolayısıyla Gazi Cemevi’nde panel düzenledi. “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam. Gazi ve 1 Mayıs Şehitleri onurumuzdur” pankartının da açıldığı panele Veli Büyükşahin, Nuray Sancar, Özge Karbo, Gülümser Seyitcemaloğlu ile Ergin Engin konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ DÜNDEN BUGÜNE KALE OLABİLDİ”

    Panelde ilk olarak konuşan moderatör Özge Karbo 12 Mart’ın Türkiye tarihinde yer edinen olaylarına değinirken, “12 Mart Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri. 12 Mart darbesi ile Gazi katliamının yaşandığı tarihtir. Gazi dünden bugüne kale olabildi. 28. yılındayız Gazi katliamının. Devrimci ve halkçı hareketin yükselmesinden korkan devlet, ırkçılığı körükleyerek, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Seçim sürecine iki ay kaldı. Raydan çıkmış iktidara karşı mücadeleyi büyüterek bu sürece giriyoruz. Katledilen yoldaşlarımızı unutmayacağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz” dedi.

    Karbo’dan sonra söz alan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş ise “12 Mart bu ülkedeki ilk katliam değil. Bugün Gazi ne kadar ablukaya alınırsa alınsın, burada yaşayan halkların dinamikleri hiçbir zaman bastırılamayacaktır. Sadece katliamlar değil, bir de onlardan sonra sergiledikleri tiyatrolar da söz konusu. Hiçbir zaman baskılara teslim olmayacağız. Eğer birliğimizi sağlarsak hiçbir güç inancımıza ipotek koyamayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “GAZİ RUHUNU UNUTTURMAMAMIZ GEREKİYOR”

    Gazi katliamında hayatını kaybeden Sezgin Engin’in abisi Ergin Engin ise “Devlet nezdinde bir kaleydi Gazi. Ama görüyorum ki kalemizi yeterince savunamamışız. Değerlerimizi anlatamamışız. Salonun hınca hınç dolu olmasını isterdik. Gazi ruhunu unutturmamamız gerekiyor. Gazi direniştir” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi’nden Nuray Sancar, deprem sürecine değindiği konuşmasında “Bu halk her zaman küllerinden doğmayı bildi. Tarihimiz katliamlar ile dolu. Türkiye’de yaşayan halklar sürekli devlet ile uğraşmak zorunda kaldı. 10 ili etkileyen depremlerde insanlar enkazlardan seslerini duyuramadı. ‘Devlet var mı?’ diye seslendiler. Devlet 72 saat sonra alana yağmacı kovalamak için paramiliter kuvvetler ile girdi. Orada insanlar göz göre göre katledildi aslında. Devlet başından beri tekçi, Sünni, Türk ve eril bir yapıydı. Devlet, farklılıklara tahammül etmeyen bir devlet. Bu yapının, emekçilerin, yoksulların dostu olması beklenemez. İnsanlar omuz omuza verdiler ve deprem bölgesinin ihtiyacını karşıladılar. Dayanışma yaşatır ama örgütlenme değiştirir” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET DEPREM BÖLGESİNDE YOKLUĞUYLA VARDI”

    Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin de deprem sürecindeki eksikliklere dikkat çekerken, şöyle konuştu:

    “Depremde binlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan etkilendi. Yüzyıllardır bulunduğu topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. İş makinalarını getirip Üryan Hızır Ocağı’nın evini yıktılar. Öyle bir ortam var ki bölgede cenazelerinizi kaldırabiliyorsanız eğer şanslı hissediyorsunuz kendinizi. Büyük bir dramın yaşandığı süreçten geçiyoruz. Bu süreç şunu gösterdi: Devlet orada aslında yokluğuyla vardı. Gönderilen yardım malzemelerine el koydular. Çadırların üzerine kendi logolarını yapıştırdılar. Toplum büyük bir seferberlik içerisine girdi. Alevi örgütleri, siyasi partiler, yurttaş inisiyatifleri vardı orada.

    12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı. Bu ülkenin tarihinde bütün etnik gruplar bir çok katliam yaşamış. Ulus devletler kendi içerisindeki kimlikleri bastırarak yol alır. Bunu milliyetçilik ya da liberalizmle yapar. Milliyetçilik bunu kanlı yapar. Liberalizm ise benimseterek yapar. Depremde bile ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Bazı köylere hiçbir şey verilmedi. Ben tanık oldum. O köyler ya Alevidir ya solcudur ya da HDP’lidir.”

    “GAZİ DİRENİŞİ DEVLETİ GERÇEKTEN ÇOK KORKUTTU”

    Panelde son olarak söz alan Proleter Devrimci Duruş üyesi Gülümser Seyitcemaloğlu ise “Gazi’nin direniş ruhunu anlatmamız gerekiyor. Gazi’de ilk anda Alevi-Sünni çatışmasına yönlendirmeye çalıştılar ama “Katiller karakolda” denilerek doğru hedef belirlendi. Günlerce çok büyük bir direniş sergileniyor. Daha sonra devlet talepleri kabul etmek zorunda kalıyor. Olayların direniş yüzünü anlatmazsak gelecek kuşaklara bu ruhları aktaramayız. Sadece acı aktarırız ve bunu kaldırmakta zorlanırlar. Gazi direnişi gerçekten çok korkuttu devleti. Devleti, saldırıları teşhir edelim ama direnişlerimizi de anlatalım. Marx’ın dediği gibi tarihin lokomotifi direnişlerdir” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi ve Ümraniye katliamları paneli: Devlette cezasızlık kültürü var-VİDEO

    Gazi ve Ümraniye katliamları paneli: Devlette cezasızlık kültürü var-VİDEO

    PİRHA-Gazi ve Ümraniye katliamlarının 28. yılı dolayısıyla AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Avukat Efkan Bolaç, “Devlette cezasızlık kültürü var. Devlet için bir suç işliyorsan mutlaka seni koruyor. Bir şekilde Sünni-Alevi çatışmasını körüklemek istediler. Ama Gazi halkı faili doğru olarak tespit ederek, karakola doğru yürüyüşe geçti. Polisler hiçbir şey söylemeden insanların üzerine ateş açmaya başladılar” dedi.

    Gazi ve Ümraniye katliamlarının 28. yıl dönümü yaklaşırken, Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı bugün bir panel düzenledi. “Gazi’den Ümraniye’ye adalet istiyoruz” başlığıyla düzenlenen panel Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde gerçekleştirildi.

    Gazeteci Dilek Odabaş Bakır’ın moderatörlüğünde yapılan panelde Gazi Şehit Aileleri’nden Cemal Poyraz, Müşerref Bingöl, TAYAD’lı aileler, Avukat Keleş Öztürk, Av. Efkan Bolaç, dönemin Gazi Mahallesi Muhtarı Nevzat Altun, Yazar Bülent Felekoğlu ile 12 Mart Platformu adına Ali Dursun Ağdoğan konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ MAHALLESİ’NE YÖNELİK BASKI 28 YILDIR SÜRÜYOR”

    Açılış konuşmasını yapan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Gazi ve Ümraniye şehitlerini saygıyla anıyorum. Unutmayacağız. Unutturmayacağız. Unutursak başka katliamlar da yaşatacaklar. Deprem sürecinde de alanlardaydık. İnsanları ölüme terk edildiler. Birbirimizin Hızır’ı olduk” dedi.

    Dönemin mahalle muhtarı Nevzat Altun katliamın yaşandığı güne ilişkin bilgiler verirken, şunları söyledi:

    “Gazi Mahallesi sisteme muhalif olanların yerleştiği bir yer. Burada kolluk güçlerine güven hiç yoktu. Her insana düşman olarak bakıyorlardı. 1995’te kahvehaneler, iş yerleri tarandı. Emniyet güçleri ise tepki gösteren halkın önüne geçti. Gazi halkı, şehitlerine sahip çıktı. Emniyet güçlerinin bir kısmı olayların büyümesini istiyordu. 28 yıldır asıl sorumlular ortaya çıkmadı. Gazi Mahallesi’ne yönelik baskı 28 yıldır hala sürüyor.”

    “HALA ADALET ARIYORUZ”

    Gazi Şehit Aileleri’nden Cemal Poyraz ise dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in sözlerini hatırlatırken, şöyle konuştu:

    “Çocuklarımızı vurdurtan bence bellidir. Tansu Çiller ne demişti zamanında? “Bu devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” demişti. 28 senedir acı çekiyoruz. Hala adalet arıyoruz. Bu nasıl adalettir? Bilinçli olarak davamızı Trabzon’a sürdüler. Hangi hukuk devletinden bahsediyoruz?”

    Gazi Şehit Aileleri’nden Müşerref Bingöl de Maraş merkezli depremlere değinerek, “On binlerce insanın hayatını kaybettiği bugünlerde kendi acımdan bahsetmeyi doğru bulmuyorum. Yaşanılan her felakette acımızı diri tutuyoruz. 12 Mart’ta herkesi alanlara bekliyoruz” dedi.

    TAYAD’lı Aileler adına yapılan konuşmada “28 yıl boyunca Gazi halkı şehitlerine sahip çıkarak bugünlere geldi. Aleviler tarihin her döneminde katledilmiştir. Halklar ise zalimin zulmüne boyun eğmemiştir. 12 Mart’ta oligarşi Alevi ve Sünnileri birbirine kırdırmak istemiştir. Ama halklar buna izin vermemiştir. Gazi’nin devrimci ruhu yitirilmemiştir. Depremler konusuna geldiğimiz zaman ise gerekli önlemler alınmayarak halklar bilinçli olarak katledilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “CEZASIZLIK SÜRECİ HEP DEVAM ETMİŞTİR”

    Avukat Keleş Öztürk de Gazi Katliamı’na ilişkin açılan davalara dair konuşurken, şunları kaydetti:

    “Devletin cezasızlık süreci hep devam etmiştir. Her dönem kendi görevlilerini korumuştur. Gazi katliamı üç, beş kişinin yaptığı bir katliam değildir. Yaşananlar devletin planıydı. Faillerin ortaya çıkarılmasına yönelik bir çabası da olmadı. Katliama tepki gösterenler gözaltına alındı, tutuklandı. Tepki gösterenler cezalandırıldı. Burada 20 polise dava açıldı. Ümraniye’de ise hiç kimseye dava açılmadı. Takipsizlik verildi. Sonuç olarak bir devlet organizasyonuydu ve fail de doğrudan devletti. Bunu unutmamak gerekiyor.”

    “ADALETİ DEVLET BİZE BAHŞETMİYOR, DİRENEREK ALACAĞIZ”

    Dönemin tanıklarından Avukat Efkan Bolaç da devletin cezasızlık politikasına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

    “Devlette cezasızlık kültürü var. Devlet için bir suç işliyorsan mutlaka seni koruyor. Bir şekilde Sünni-Alevi çatışmasını körüklemek istediler. Ama Gazi halkı faili doğru olarak tespit ederek, karakola doğru yürüyüşe geçti. Polisler hiçbir şey söylemeden insanların üzerine ateş açmaya başladılar. Ortada bir çete vardı. Dönemin iktidar ortaklarına baktığımızda zaten bir katliamın çıkmaması şaşırtıcı olurdu. Cenazeler teslim edilmezken, insanlar sürekli provoke ediliyordu. Nihayetinde talepler kabul edildi. Asker geldiğinde, o da polisten farksızdı. Cenazeler morgdan alınıp, mezarlığa götürülürken yine insanlara saldırdılar. Ne ölümüz, ne de dirimize saygıları vardı. 15 Mart’ta bir haber daha geldi. Ümraniye’de de insanlar öldürüldü.

    Şu anda da benzeri bir provokasyonun yapılmasının zemini var. Demokratik bir alanın açılmasını istemiyorlar. Maraş depremlerinde de gördük ki, devlet yoktu. İnsanlarımız katledildi. Devleti hiçbir zaman yanımızda görmedik, hissetmedik. Adalet her şeyin temelidir. Bunu bize devlet bahşetmiyor. Bunu ancak direnerek alacağız. Devletin ceberut bir yüzü var. Ne yaparsak kendimiz yapacağız. Yürüyecek yine biziz. Bir arada olduğumuz sürece bizi belki de provoke edemeyecekler. Dayanışma içerisinde olmalıyız.”

    “YENİ BİR CUMHURİYET İNŞA EDEBİLİRİZ”

    12 Mart Platformu adına konuşan Ali Dursun Ağdoğan ise “Devletlerin tarihi katliamlar tarihi. Devletin karşısındaki güç toplumun kendisi. Bu ülkede bu kadar çok katliam işleniyorsa toplum olarak bizim de suçumuz var. Katliamın amacı toplumu bölmekti. Katliam bir direniş ve ayaklanmaya dönüştü. Gösterilen direniş bu zamana kadar taşınamadı ne yazık ki. Bu nedenle AKP-MHP gibi faşistler tarafından yönetiliyoruz. Demokratik bir toplum yaratabiliriz. Koşulları yavaş yavaş oluşuyor. Toplumu bölmeden tüm kesimler ile birlikte yeni bir cumhuriyeti inşa edebiliriz” ifadelerini kullandı.

    Panelde son olarak konuşan araştırmacı, yazar Bülent Felekoğlu da şunları dile getirdi:

    “İnancımız tarih boyunca rıza toplumlarını örgütlemeye çalışmıştır. Bizi nereye sürerlerse orada bir nur açığa çıkarıyoruz. Çünkü bu iman etme tarzımızın bir sonucu. Yüzyıldır devşirme İslam, devşirme Türklük ve devşirilmiş sermaye ile mücadele ediyoruz. Bugün halkları bir araya getirmeye çalışan ruhumuz var. Dünya bizi görüyor. Bir eşikteyiz. Savunmamızı güçlendirmekle mükellefiz. Toplumların vicdanları sayesinde bu dünya çarkı pervaz ediyor.”

    “GAZİ KATLİAMI’NI BU DEVLETİN KONTRGERİLLASI YAPTI”

    Konuşmacıların ardından söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz ise “Gazi katliamını bu devletin kontrgerillası yaptı. Deprem bölgelerinde bile Alevileri ölüme terk ettiler. Burada bile ayrımcılık yaptılar. Demokratik bir toplumu yaratamadığımız sürece bu böyle devam edecek. Gereken çabayı harcamak zorundayız” dedi.

    Panelin ardından yapılan açıklamada lokmaların deprem bölgesine gönderileceği ifade edilirken, Zeynal Odabaş’ın yargılandığı davanın 7 Mart Salı günü Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde görülecek duruşmasına da katılım çağrısı yapıldı. Etkinlik, Grup Yorum’un seslendirdiği ağıt ile sona erdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gazi ve Koçgiri katliamlarında yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    Gazi ve Koçgiri katliamlarında yaşamını yitirenler Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma yaptı. Program dahilinde yapılan panelde konuşan Nergiz Güzel, “Bizim direniş hattımız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler her zaman katledildiler. Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman mazlumun ve direnişin yanında oldular” dedi.

    DAD Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma düzenledi. Tüm Bel-Sen toplantı salonunda yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Alevilerin Cumhuriyet öncesi eşit yurttaşlık sözleri yerine getirilmemiş, bunun yerine katliamlarla karşılaşmışlardır. Koçgiri’ye gelen Sakallı Nurettin Paşa, 1915 Ermeni Katliamını kast ederken ‘Zo’ları bitirdik şimdi sıra Lo’lara geldi’ demesiyle burada tek din tek millet tek dil zihniyetinin öne çıktığını görüyoruz. Koçgiri’den başlayan katlı katliam süreği Zilan, Dersim daha sonra Çorum, Maraş, Madımak, Gazi şeklinde devam etmiştir. Buradan katledilen canları bir kez daha anıyoruz.”

    Karabudak’ın konuşması ardından İmam Rıza Ocağına mensup Dede Mustafa Erdem çerağ uyandırdı. Katliamda yaşamını yitirenler için dara durulduktan sonra ise DAD Genel Merkez Yöneticisi Sevgi Kişin Sazan modarötörlüğünde panel düzenlendi.

    “DİRENİŞ HATTINIZ KERBELA’DA BAŞLAMIŞTI”

    DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, Gazi Katliamı’na dair sunum yaparak şunları aktardı:

    “Gazi Katliamı sürecinde herkesin söyleminde ‘Biz hep öldürüldük’ vardı. Biz zaten Sivas Koçgiri’de katledildik, Dersim’de katledildk ve bir şekilde hep öldürülüyoruz. Doğal olarak halk o dönemde geri adım atmadı. Bizim direniş hattınız Kerbela’da başlamıştı. Sisteme uymayan Aleviler, bu sistemle hiçbir zaman ilişkilenmedikleri için her zaman hem mazlumun hem direnişin yanında oldu.”

    Gazi katliamı sonrasında ki sürece de değinen Güzel, “Tansu Çiller başta olmak üzere birçok isim, her zamanki gibi yine bizleri tehdit etti. Resmi rakamlara göre Gazi Katliamı’nda 300 kişi yaralandı. Yapılan otopsilerde 7 kişinin polis mermisi ile katledildiği açıklandı. Yapılan suç duyurularında ise mahkeme 8 günlük bir araştırma sonucu birçok isim hakkında ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ deyip sonuçlandırdı. O yıllarda devletin mantığı Kürdistan’da başka Gazi’de başka değildi. Yaşadığımız katliamların amacı hep aynıydı. Halen daha baskı altında yaşıyoruz. Bunun için de bugün bizler bu karanlığın içinden çıkmak için direneceğiz” dedi.

    “1921’DE NE YAŞADIKLARINI SAKLIYORLARDI”
    Sinemacı Medet Dilek ise Koçgiri Katliamı’nın 101 yılı sebebiyle sunum yaptı. 5 adet belgesel çalışması yaptığını ve bunların içerik olarak toplumsal travmalara denk geldiğini söyleyen Dilek, şunları aktardı:

    “Katliamlar tarihine sinema ile göz atma olayına yoğunlaştım. ‘Taş düğmeler’ belgeselim Koçgiri travmasını anlatan bir çalışma. Bu konuyu tercih etmemin sebebi sinema dili olarak güçlü olduğundan dolayı konuyu yeğledim. Aslında büyüklerimiz de Koçgiri’yi pek anlatmazlar. 1921’de ne yaşadıklarını saklıyorlardı. Topal Osman’ın girdiği köylerdeki kişiler dahi yaşananları anlatmadılar. Birisi konuşmak isterse eşi engelliyordu. ‘Neden yaraları kaşıyorsunuz’ diyenler oldu. Stockholm Sendromu altında kıvranmış bir durumda kendi tarihini aşırı bir şekilde anlamama, anlatma çabasına girmeyip bir karşı duruş sergilemeyi yeğlemiyor. Dersim Katliamının kayıt altına alınması söz konusu olmuştur, ancak Koçgiri bu tarihsel dönemi maalesef yakalayamadı.”

    Yapılan konuşmalar ardından Zakir Hıdır Çelebi, okuduğu ağıtlar ile katliamda yaşamını yitirenleri andı.

    Anma programı, çerağların sırlanması ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi ‘Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları’ başlıklı anma yapacak!

    DAD Ankara Şubesi ‘Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları’ başlıklı anma yapacak!

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” başlıklı anma programı düzenliyor.

    DAD Ankara Şubesi, 19 Mart saat 14:00’te “Koçgiri’den Gazi’ye Alevi Katliamları” konulu anma düzenleyecek.

    Tüm Bel-Sen toplantı salonunda yapılacak anmada Sinemacı Medet Dilek, 6 Mart 1921’de başlayıp, 17 Haziran 1921’e kadar süren Koçgiri Katliamı hakkında, DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergis Güzel de, Gazi Katliamı’na dair sunum yapacak.

    PİRHA/ANKARA

  • 27. yılında Ümraniye Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı-VİDEO

    27. yılında Ümraniye Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı-VİDEO

    PİRHA-Ümraniye Katliamı’nın 27. yıldönümünde hayatını kaybedenler, 1 Mayıs Mahallesi’nde düzenlenen yürüyüş ile anıldı. Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada, “27 yıl öce başlatılan ve 27 yıldır tekrar ettiğimiz katiller bulunsun, adalet önünde hesap versin” denildi.

    15 Mart 1995 günü gerçekleştirilen Ümraniye Katliamı’nın 27. yıldönümünde, hayatını kaybedenler 1 Mayıs Mahallesi’nde düzenlenen yürüyüş ile anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde bir araya gelenler, 30 Ağustos İlkokulu’na kadar yürüyüş gerçekleştirirken, burada basın açıklaması yaptı.

    Yürüyüşe, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.

    Yürüyüş sırasında sık sık anons yapan polis, İbrahim Kaypakkaya’nın fotoğrafının bulunduğu flamaların kaldırılmasını istedi. Uyarılara rağmen yürüyüş 30 Ağustos İlkokulu’na kadar devam etti. Burada yapılan açıklamayı ise katılımcı kurumlar adına PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya okudu.

    Gülsev Kaya, üzerinden 27 yıl geçen Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi katliamlarının, yaşayanların ve yaşatanların hafızalarında durduğunu belirterek, “Unutmadık, affetmedik” dedi.

    Provokasyonlarla amaçlanan Alevi Sünni çatışması çıkarmak ve bunun üzerinden Türkiye’de adalet, eşitlik mücadelesi yürüten devrimcileri, sosyalistleri ve tüm toplumsal dinamikleri sindirmek ve baskı altına almak olduğunun altını çizen Gülsev Kaya, “Bu denenmiş yöntemler dönemsel farklılıklar arz etse de özde değişiklikler bulunmamaktadır. Bazen Alevi-Sünni, bazen Kürt-Türk çatışmaları ile bu süreç uzun süredir tekrarlanmaktadır. Gazi ve Ümraniye sonrası benzeri olayları Roboski’de, Diyarbakır’da, Suruç’ta ve Ankara’da yaşadık. Gazi ve Ümraniye de olduğu gibi tüm yaşananların üzerinden geçen süre içinde bu katliamların sorumluları bulunmadı. Kerbela, Koçgiri, Dersim, Sivas, Malatya, Ortaca, Maraş katliamları da, bu katliamlara sessiz kalanları da unutmayacağız, unutturmayacağız” diye belirtti.

    “KATİLLER BULUNSUN ADALET ÖNÜNDE HESAP VERSİN”

    Gazi ve Ümraniye Katliamı davalarının göstermelik mahkemeler ve göstermelik soruşturmalarla sonuçlandırıldığını dile getiren Gülsev Kaya, şunları ifade etti:

    “Yitirdiğimiz canların yakınları başta olmak üzere kamuoyu vicdanında bu sonuçlar kabul görmedi, görmeyecek. Hukuk sistemi adeta bu davalarda tiyatro oynattı. Ancak üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen yeni tanıklar yeni görüntüler yeni bilgiler ile Ümraniye Katliam davası yeniden açıldı. Dün Anadolu Adliyesi’nde görülen duruşmada avukatların kovuşturmanın genişletilmesi talebiyle dava 19 Eylül 2022’ye ertelendi. Talebimiz bu davada bellidir. 27 yıl öce başlatılan ve 27 yıldır tekrar ettiğimiz katiller bulunsun, adalet önünde hesap versin.

    Mart ayı tarih olarak katliamların yaşandığı aydır. Halepçe’de Kürtlerin yaşadıkları yerlerde kimyasal silah kullanılarak binlerce Kürt katledilmesine, İstanbul’da üniversite öğrencilerinin üzerine bombalar atılmasına, bu ülkede adalet eşitlik diyen devrimcilerin katledilmesine tanıklık ettik kanlı Mart ayında.

    “TÜM TOPLUM ZAPTURAPT ALTINA ALINMAK İSTENİYOR”

    Bugün her şey tek tipleştirilerek, inancımız, dilimiz ve kimliğimiz üzerinde kurulmaya çalışılan baskı politikaları ile tüm toplum zapturapt altına alınmak isteniyor. Barışı savunanlara, savaşa karşı çıkanlara, en demokratik hakkını arayanlara ve haklarını kullananlara karşı gözaltı, tutuklamalar ile talepler bastırılmakta, tüm toplum abluka altında açlık ve yoksulluğa terk edilmektedir.

    “BİR OLMALIYIZ”

    Zam, zülüm ve yoksulluk karşısında daha iyi bir yaşam için örgütlenmek isteyen işçilerin grevleri yasaklanmakta, sanatçılar gazeteciler gözaltına alıp tutuklanmakta. Kısacası yaşanan krizin faturası yoksul emekçi halka çıkarılıyor. Doğanın talanı, gençliğin geleceksizleştirilmesi, kadınlara yönelik sistematik şiddet, işçi sınıfının haklarının yok sayılması, hapishanelerde hasta tutsaklar başta olmak üzere tüm tutsaklara yönelen hak gaspları, tedavi hakkının engeli ve infaz yakmalar bu düzen sürsün diyerek hukuksuz hukuklarına kan taşımak içindir. Ekmek, yağ kuyrukları, benzine günde beş kere gelen zam ve daha önümüzdeki dönem onlarca kat artarak gelecek olan zam deryasında bizi boğmaya hazırlandıklarını görmek ve bunun için bir olmak durumundayız.

    “HALKLARIN EŞİT VE KARDEŞÇE, İNANÇLARIN VE DİLLERİN ÖZGÜRCE BİR ARADA YAŞAMINI SAVUNMAKTAYIZ”

    Siyasi olarak emperyalistlerin dünyayı saran sosyal, siyasi, ekonomik krizleri ile yönetememe krizi daha da büyüyor, derinleşiyor. Emperyalistler arası hegemonya dalaşının yeni sahası Suriye’den sonra Rusya-Ukrayna savaşıyla ortaya çıktı. Bu çatışma ve savaşların faturası dolaysız olarak bölge halkına, işçi ve emekçi yığınlara kesilmektedir. Şimdiden bu savaşın sonuçları vahşet düzeyinde yaşanmaya başladı. Bizler her yerde ve her zaman Halkların eşit ve kardeşçe, inançların ve dillerin özgürce bir arada yaşamını savunmaktayız.

    Katliam, baskı ve yasaklar karşısında sessiz kalamayız. Mücadele etmeksizin baskı ve katliamlardan kurtulamayız. Demokrasi, özgürlük ve adalet mücadeleyle yaratılacak ve kazanılacaktır. Bu sebepledir ki bulunduğumuz her alanda örgütlenmeli ve saldırılara karşı her alanda örgütlü mücadele etmeliyiz. Özlem duyduğumuz her türlü şey mücadeleyle gelecektir. Öyleyse baskı ve katliamlara set olmak için şimdi daha güçlü ve birlikte mücadele edelim.”

    Açıklamanın ardından hayatını kaybedenler için çiçekler bırakıldı.

    PİRHA /İSTANBUL

  • Ümraniye Katliamı davası: Avukatlar, ‘kovuşturmanın genişletilmesi’ talebinde bulundu

    Ümraniye Katliamı davası: Avukatlar, ‘kovuşturmanın genişletilmesi’ talebinde bulundu

    PİRHA-15 Mart 1995 günü İstanbul Ümraniye’de yapılan katliamın yeniden görülen davasında avukatlar, kovuşturmanın genişletilmesi talebinde bulundu. Bir sonraki duruşma 19 Eylül’e ertelendi. Aileler ve avukatlar, katliamın yıl dönümü olan 15 Mart’ta İHD İstanbul Şubesi’nde açıklama yapacak.

    12 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliam Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto edilirken, 15 Mart 1995 günü polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sonra yeniden görülüyor.

    DAVA 19 EYLÜL 2022 GÜNÜNE ERTELENDİ

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmaya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Avukat Gülizar Tuncer, “Polisler gelmiyor zaten. Bir kısmı ölmüş. Bir kısmı İstanbul dışında. Zaten uzun süredir talimatla ifadeleri alınıyordu. Olayı takip eden avukatlar, müdahiller, aileler, yaralılar katıldı. Bu celsede tevsii tahkikat talebinde (kovuşturmanın genişletilmesi) bulunduk. Dava da 19 Eylül 2022 tarihine ertelendi” diye konuştu.

    Katliamda yakınlarını kaybeden aileler, dava avukatları ile birlikte Ümraniye Katliamı’nın yıl dönümü olan 15 Mart’ta İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde saat 13.00’te basın açıklaması yapacak.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nda yitirilenler anıldı: Yüreğimizde acı ve öfke var!-VİDEO

    Gazi Katliamı’nda yitirilenler anıldı: Yüreğimizde acı ve öfke var!-VİDEO

    Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler yüzlerce kişi tarafından yapılan yürüyüş ve açıklamayla anıldı. Aileler, 27’nci yılında yüreklerinde hala acı ve öfkenin olduğunu belirterek, sorumluların yargılanması çağrısını yineledi.

    İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995’te 22 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın 27’nci yıldönümünde yaşamını yitirenler için anma etkinliği düzenlendi.

    12 Mart Platformu’nun çağrısıyla yüzlerce kişi Gazi Cemevi’nde bir araya geldi. Anma cemevi önünden Eski Postane’ye doğru yürüyüşle başladı. Yürüyüşte, “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” pankartı yer alırken, kitle “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “ Gazi şehitleri onurumuzdur”, “Gazi halkı burada katiller nerede”, “Gazi için adalet herkes için adalet”, “Katiller halka hesap verecek” sloganları atıldı.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyan yüzlerce kişi, Eski Postane’nin önüne kadar yürüdü. Burada hayatını kaybedenlerin isimleri kitlesel olarak söylendi ve ardından bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    “ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI YARATILMAK İSTENDİ”

    Ardından aileler adına açıklamayı Sezgin Can Engin, katliamın 27’nci yılında yüreklerinde acı ve öfkenin olduğunu ifade etti. Engin,  katliamda yaşamını yitirenlere olan vefa borcunu yerine getirmek için anma yaptıklarına vurgu yaparak, “Bu baskılar Gazi halkı için yeni değil. Gazi halkı bu saldırılara alışık ama alışık olmak demek kanıksamak demek değildir. Halkları birbirine kırdırtmak istediler. Alevi Sünni çatışmasını yaratmaktı. Gazi halkı provokasyonu yapanı, yaptıranı, nedenin de biliyordu. Amaç Gazi’deki devrimci muhalefeti sindirmek ve tüm devrimci demokratik halka gözdağı vermekti. Bu saldırılar sadece Alevi ve Sünnilere değildi. Saldırılar tüm halkaydı” dedi.

    “KATİLLER CEZALANDIRILMADI”

    Engin, katliamında dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Hanefi Avcı, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisini sorumlu olduğunu hatırlatarak, yargılanmalarını talep etti. Engin, “Gazi halkının zalime ve zulme direnişi; sokağa çıkma yasağına, katliamlara, devletin, polisin sergiledikleri vahşete karşı, 18 şehit ve yüzlerce yaralıya rağmen sürmüştü. 18 şehit yüzlerce yaralaya rağmen sürmüştü. Ümraniye’de katliamı protesto etmek isteyen kitleye saldırı oldu ve katlettiler. Vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen katiller cezalandırılmadı” diye belirtti.

    CEZAEVLERİ, KAYYIMLAR, ASİMİLASYON POLİTİKALARI, KADIN CİNAYETLERİ

    Engin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koçgiri, Maraş’ta,a Sivas’ta, Dersim’de, Roboski’de, Cizre’de, Gezi’de, Suruç’ta, Ankara Garı’nda aynı zihniyet Türkiye halklarına reva görülmüştür.

    Bu katliamlara ve baskılara direnenler tutsak ediliyor, ağır tecrit altına alınıyor ve insan onuruna yakışmayan muameleye maruz kalıyor. Bugün ülke hala yoğun bir tecrit altında. Bu tecride direnenler bedenlerini ölümsüzlüğü yatırdılar. Cezaevleri ölüm evlerine dönüştürüldü. Kürt halkının ana dil hakkı gibi en doğal hakkının bile yok sayılıp, siyasi temsilcilerinin cezaevlerine iktidarın hırsı ile esir ediliyor. Kayyım ile Kürt halkının iradesi yok sayıldı. Asimilasyon politikaları devam etmekte. Kadın cinayetleri arttı. Okullarda zorunlu din dersi Alevileri ve diğer inanç gruplarına zulüm uygulanmakta. Hukuksuzluğun en derini yaşatılmakta.”

    KATLİAMIN YAŞANDIĞI YERE KARANFİLLER BIRAKILDI

    Açıklamanın ardından katliamın yaşandığı yere karanfil bırakıldı. Kitle daha sonra taranan kahvehanenin önüne doğru yürüdü. Burada da karanfil bırakan kitle, daha sonra Gazi Mezarlığı’na giderek yaşamını yitirenleri mezarı başında andı. Kitlenin Gazi Cemevine dönmesinin ardından lokmalar paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Beyazıt, Halepçe ve Gazi Katliamlarını unutmadık unutmayacağız!’-VİDEO

    ‘Beyazıt, Halepçe ve Gazi Katliamlarını unutmadık unutmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Gazi, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, mart ayında tarihe kara lekeler olarak geçmiş katliamların yaşandığı vurgulandı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Gazi, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu. Mart ayında tarihe kara lekeler olarak geçmiş katliamlar yaşandığını söyleyen Tekin, “12 Mart 1995’te Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de Beyazıt Katliamı ve yine 16 Mart 1988’de Halepçe, bahsedilen katliamlara örnektir” diye belirtti.

    “GAZİ KATLİAMI, TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNE KARA BİR GÜN OLARAK GEÇTİ”

    12 Mart 1995 yılında, İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen katliamın Türkiye siyasi tarihine kara bir gün olarak geçtiğini belirten Tekin, “Olaylar esnasında katliam emrini veren dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Amiri Necdet Menzir, Mehmet Ağar ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, daha sonra yargılanacakları yerde ödüllendirildiler. Açılan davalarda yapılan otopsi işlemleri sonucu, 17 kişinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yargılanan polislere verilen hapis cezaları, daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu. 2002 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi, öldürülen 22 kişi için tazminat ödemeye mahkûm etti. Öte yandan, Gazi Katliamı’nın Alevi inancından yurttaşları hedef alarak bir mezhep çatışmasını kışkırtmak amaçlı düzenlenmiş bir özel harekât operasyonu olduğu, yine çeşitli defalar gündeme getirilmiştir. Halka karşı işlenmiş suçları soruşturmak üzere, yalnızca halka karşı sorumluluk taşıyan, gerek gördüğü her kişi ve kurumu sorgulama yetkisine sahip, parlamento dışından siyasi partilerden ve demokratik kurumlardan temsilcilerinde içinde yer alacağı, gerçekleri araştırma ve soruşturma komisyonu kurulması talebimizi bir kere daha yineliyoruz” dedi.

    “AKTÖRLER DEĞİŞSE DE KATLİAM ZİHNİYETİ DEVAM ETTİ”

    7 öğrencinin hayatını kaybettiği Beyazıt Katliamı’nın 43 yıldır aydınlatılmadığını vurgulayan Tekin, “Askeri darbeye giden yolun yapı taşlarından biri olan bu katliam, daha sonra Sivas, Maraş ve Malatya’da kitlesel kıyımlara kadar vardırılmıştır. Aktörleri ve saldırı tarzı değişse de, katliam zihniyeti, cezasızlık kültürüyle birleşerek kendini yeniden üretmeye devam etmektedir. 10 Ekim Ankara Gar ve Suruç Katliamlarında yine aynı faşist şiddet sarmalı kullanılarak kitlelerin politik mücadeleleri zayıflatılmaya çalışılması, günümüzde de bu zihniyetin devam ettiğinin acı örnekleridir. Beyazıt katliamını ortaya çıkaracak devlet kurumlarından ciddi bir bilgi verilmedi, deliller gönderilmedi! Katliam sırasında bombacıyı yakalamak isteyen polisleri engelleyen Reşat Altay’ın Susurluk olayının faillerinden, Abdullah Çatlı ile fotoğrafları ortaya çıktı. Bir şekilde bu devran değiştiğinde bu katliamların failleri açığa çıkacaktır. Yaşıyorlarsa yargılanacaklar. Yaşamıyorlarsa bile faili oldukları ilan edilip lanetlenecektir” diye belirtti.

    “HALEPÇE KATLİAMI, KÜRT HALKINA UYGULANMIŞ BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Halepçe Katliamı’nın Kürt halkına karşı uygulanmış bir insanlık suçu, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olduğunu ifade eden Tekin, “34 yıl önce Saddam diktatörlüğü, Irak’ta ki Kürt coğrafyasında ulusal özgürlük mücadelesini boğmak için 5 bini aşkın insanı kimyasal silahlarla katletti. Bugün Saddam diktatörlüğü olmasa da Kürtlere karşı katliamcı zihniyet farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Halkımızın yıllardır devam eden geleceğini özgürce belirleme ve bölge halklarıyla barış içinde yaşamaya dayalı mücadelesi, emperyalizm ve işbirlikçi bölge gericilikleri tarafından boğulmaya çalışılmaktadır. Ancak bize dayatılan bu acılı tarihi değiştirecek güç, halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacaktır” diye konuştu.

    19 Mart’ta Dersim’de yapılacak Newroz’a çağrı yapıldıktan sonra açıklama sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Gazi Cemevi önünde toplanan kitlenin yürüyüşüne izin verilmiyor-VİDEO /YENİLENDİ

    Gazi Cemevi önünde toplanan kitlenin yürüyüşüne izin verilmiyor-VİDEO /YENİLENDİ

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 27. yılı dolayısıyla yapılacak anma için Gazi Cemevi önünde toplanan kitlenin yürümesine polis izin vermiyor. 

    27 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle Gazi Cemevi önünde toplanmaya başladı. Yüzlerce kişinin toplandığı Gazi Cemevi önünden yürümek isteyen kitleye polis izin vermiyor.

    Katliamda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya gelen kitle sloganlarla bekleyişini sürdürüyor.

    Yapılan görüşmeler sonrasında kitle yürüyüşe geçti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Ankara Şubesi: Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir

    DAD Ankara Şubesi: Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Gazi Katliamı’nın 27. yıldönümünde yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Gazi Katliamı, devletin katliamcı geleneğidir unutmak ihanettir” denildi.

    Türkiye’nin en karanlık dönemleri olarak kabul edilen 90’lı yılların olaylarından biri de Gazi Katliamı. 27 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumlular hala cezalandırılmadı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Gazi Katliamı’nın 27. yıldönümünde yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bundan 27 yıl önce Kürtlerin Alevilerin yoğun yaşadığı, aynı zamanda devrimci demokratların siyasi politik faaliyet yürüttüğü, gecekondu yerleşim bölgesi olan Gazi Mahallesinde devletin baskı zulüm ve katliamcı politikaları bir kez daha yüzünü gösterdi” denildi.

    “GAZİ MAHALLESİ’NDE DEVLETİN KATLİAMCI POLİTİKALARI BİR KEZ DAHA YÜZÜNÜ GÖSTERDİ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi: “12 Mart 1995’te bir kahvehanenin taranmasıyla Alevi dedesi olan Halil Kaya katledilirken, yaklaşık 30 kişi de yaralanmıştı. Buradan başlayan provokasyon, Gazi’deki olayları ateşlemişti. Buradaki amaç geçmişte Çorum’da, Maraş’ta, Malatya’da olduğu gibi Alevi Sünni çatışması yaratmak, Alevileri Kürtleri, sindirmek, katletmek ve göz dağı vermekti. Gazi ve Ümraniye’de yaklaşık olarak beş gün süren saldırıda 23 canımız katledildi, 600 kişi yaralandı. Devlet Güvenliğinin üst düzeyde olduğu Gazi Mahallesi gibi bir yerde kahvehaneyi tarayanlar bulunamamıştır. Daha sonrasında uzun namlulu silahlarla cenazeye katılan kitlenin üzerine ateş açanlar, bu emri verenler ne hikmetse tespit edilememiş, sadece toplam 20 polise dava açılmıştır.

    Dava güvenlik gerekçesiyle 1200 km uzaklıktaki Trabzon’a taşınmıştır. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinde basit bir cinayet davası olarak görülen davada 20 sanıktan 18 tanesi tahliye olmuş, sadece iki polis ceza almıştı. Sekiz yıl süren davada ceza alan polislerin de aldıkları ceza affedilmiş, iki yıl kadar süren hapisten sonra görevlerine geri dönmüşlerdir. İç hukukta üstü kapatılan dava, AİHM’e taşınmış, orada da dava seyrinin yavaş ilerlediği, sorumluların uygun ve yeterli soruşturma yapmadığı, cezaların hafif olduğu gibi gerekçelerle her ölüm için para cezasıyla bitirilmiştir. Gazi katliamı da Dersim, Ortaca, Maraş, Malatya, Sivas ve Çorum katliamları gibi hukuken takibi mümkün değildir, dosyaları kapanmıştır. Fakat İnsan katletmenin, can almanın zaman aşımı olmaz. Cumhuriyet dönemindeki  Koçgiri’den Gazi’ye kadar tüm katliamların gerçek suçluları, katliamı organize eden devlet zihniyeti açığa çıkarılmalı, Tarih önünde İnsanlığa hesap vermelidir. Katliamın 27. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gazi Katliamı 27 yıldır hala karanlıkta, adalet talebi sürüyor!

    Gazi Katliamı 27 yıldır hala karanlıkta, adalet talebi sürüyor!

    PİRHA-Türkiye’nin en karanlık dönemleri olarak kabul edilen 90’lı yılların olaylarından biri de Gazi Katliamı. 27 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumlular hala cezalandırılmadı.

    İstanbul’da 12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sularında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.

    Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü öldürdü.

    Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.

    Bu arada, Ankara’da Gazi katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis gösteriye saldırdı, 36 kişi yaralandı.

    ÜMRANİYE’DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi’deki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokaklara çıktı. Polis orada da silah kullandı. Kalabalığa ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.

    HASAN OCAK KAYBEDİLMİŞTİ

    Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

    Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.

    KATLİAMIN SORUMLULARI YARGILANMADI

    Gazi katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesini polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.

    Gazi Katliamı, aradan geçen 27 yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakılan bir dosya oldu. Olay sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nın 27. yılında katledilen canlar anılıyor

    Gazi Katliamı’nın 27. yılında katledilen canlar anılıyor

    PİRHA – Gazi Katliamı’nın 27. yılında anma programı belli oldu. Anma programı her yıl olduğu gibi katliamın yapıldığı alana karanfiller bırakılıp mezar ziyaretleri yapılacak ve ardından basın açıklamasıyla son bulacak. Anmadan sonra cemevlerinde lokmalar dağıtılacak. 

    12 Mart 1995 yılında önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı ve Gazi Katliamı’nı protesto etmek isteyen halka ateş açılması sonucu 5 kişinin öldürüldüğü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’ndeki katliamda yaşamını yitirenler anılacak.

    Gazi ve Ümraniye şehit aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkının çağrısıyla yapılacak anma programı şöyle:

    *11 Mart Cuma saat 10.00’da Gazi Şehitler Cemevi’nde yapılacak buluşmanın ardından Alibeyköy ve Okmeydanı’ndaki şehit mezarlarına karanfil bırakıldı.
    *11 Mart Cuma saat 20.00’de şehit aileleri, Avukat Keleş Öztürk, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, CHP Milletvekilli Ali Şeker ve HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun katılacağı panel gerçekleştirilecek.
    *12 Mart Cumartesi saat 13.00’te Gazi Cemevi’nde toplanılarak eski postaneye yürüyüş yapılacak.
    *Saat 13.30’da eski postane önünde şehitler anısına karanfil bırakılacak ve basın açıklaması yapılacak.
    *Saat 14.00’te Gazi Mezarlığı’na yürüyüş gerçekleştirilecek ve 15.00’te burada anma ve basın açıklaması.
    *Saat 16.00’da Gazi Cemevinde lokma dağıtılacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

  • Av. Kazmaz: Gazi Katliamı davası gerçekler ortaya çıkana kadar bitmeyecek

    Av. Kazmaz: Gazi Katliamı davası gerçekler ortaya çıkana kadar bitmeyecek

    PİRHA-Gazi Katliamı davasının avukatlarından Remzi Kazmaz, katliamın yirmi yedinci yılında paylaştığı mesajında “Bu dava gerçekler ortaya çıkana kadar asla bitmeyecek. Bir gün mutlaka ülkemizdeki karanlık güçler hukuk karşısında hesap verecek” ifadelerine yer verdi.

    Gazi Katliamı’nın 27’inci yıl dönümüne ilişkin bir mesaj yayımlayan dava avukatlarından Remzi Kazmaz, katliam faillerinin yıllardır adalet önüne çıkarılmadığını kaydetti.

    Açıklamasında ‘Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ diyen devlet adamlarının dediğinin olduğunu ve duvar yıkılmasın diye faillerin korunduğunu belirten Kazmaz, mahkeme sürecine dair yapılması gereken her şeyin yapıldığını ancak yine de sonuç alınamadığını vurguladı.

    “DUVAR YIKILMASIN DİYE FAİLLER KORUNDU”

    Kazmaz‘ın mesajı şöyle:

    Çeyrek asır geçti ama failler hala adalet önüne çıkartılamadı. Gazi katliamı da faili meçhul kaldı. ‘Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ diyen devlet adamlarının dediği oldu. Duvar yıkılmasın diye failler korundu. Gazi Katliamı davası ile ilgili söylenmesi gereken her şey söylendi; mahkemelerde, meydanlarda, ülkenin her yanında…

    Yazılması gereken her şey yazıldı; mahkeme dosyalarında, kitaplarda, medyada…Yapılması gerekenler fazlasıyla yapıldı; Ankara’da, Avrupa’da, dünyada

    12 Mart 1995 tarihinde ve ondan öncesi, Gazi Mahallesi üzerine iktidar tarafından muhalif bir mahalle-ilçe olması nedeniyle sürekli bir baskı, gözaltı, yıldırma politikası izleniyordu. Nihayet, önceden tasarlanan oyun, 12 Mart 1995 saat 20.00 sularında sahneye kondu. İsmet Paşa caddesi üzerinde yer alan Öntaş ve Doğu Kıraathanelerinin taranması ile başlayan olaylardan sonra bu işyerlerini tarayanların izine rastlanılamamış, kim, neden, nasıl sorularına bugüne kadar cevap alınamamış. Bu saldırıda öldürülen Alevi dedesi Halil Kaya’nın katilleri hakkında hiçbir dava bile açılmamıştır.

    Kahve taranması ve Halil Kaya’nın öldürülmesine karşı halk sokağa çıkmış, protesto yapılmış, büyük bir kitle yürüyüşe geçmiştir. Araya giren yetkililer, sanatçılar, akil adamlar halkın tepkisini yumuşatarak büyük olayların çıkmasını önlemiştir. Halk, maktül Halil Kaya’nın cenazesini alarak Gazi Cemevi’ne getirmiş, sabahki cenaze töreni için evlerine geri dönmüştür. Sokak sakinleşmiş, olaylar bitmiştir.

    “KİTLE ÜZERİNE UZUN NAMLULU SİLAHLARLA ATEŞ AÇILDI”

    Aynı gece saat 04.30 sularında iki panzer cemevinin önünde bulunan ve cenaze merasimi için hazırlık yapan gruba doğru yönelmiş, aynı anda panzerlerin bulunduğu yerden grubun üzerine yoğun bir şekilde otomatik silahlarla ateş edilmeye başlanmıştır. Mehmet Günday, açılan bu ateş sonucu ölüyor ve 10 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanıyor. Bu olay, oynanan oyunun ikinci perdesidir. Yani, kahvelerin taranmasıyla ulaşılmak istenen amaca ulaşılamamış, bunun üzerine cemevi önünde toplanan kalabalığa ateş açılmak suretiyle bu gerginlik tırmandırılmıştır. Bu olaylardan sonra öfkeye kapılan ve tahrik olan halk, tekrar protestoya başlamıştır. 15 bine yaklaşan kitle protestolarını sürdürürken, kitle üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açılmış, bu açılan ateş sonucu Reis Kopali Ali Yıldırm, Zeynep Poyraz, Mümtaz Kaya, Dilek Sevinç, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Hasan Ersüzer ve Dinçer Yılmaz aldıkları kurşun yarasıyla hayatlarını kaybetmişlerdir.

    “İLK DURUŞMADA ‘DAVANIN DURMASINA’ KARAR VERİLDİ”

    Davanın ilk duruşmasında kimseye söz hakkı verilmeden ‘’Davanın Durmasına’’ karar verildi.

    Ardından, dünyada hiçbir yerde görülmeyen şey oldu, davanın hakimi, davadan çok ilginç bir çekilme kararı vererek davanın tekrar durmasına neden oldu. Uzun uğraşlardan sonra, Rize Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararla tekrar Trabzon Ağır Ceza’da devam etti.

    Adil yargılanmanın en temel ilkelerinden biri olan ‘’makul süre’’ tarih olmuş, dava parçalara ayrılmıştı.

    Alevi Dedesi Halil Kaya’nın öldürülmesi, İstanbul DGM Savcılığı’na gönderilmiş, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzil hakkında şikayet nedeniyle ihmal fezlekesi düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildi, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından haklarında takipsizlik kararı verildi.

    Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, basit bir cinayet davası olarak görülen davada, zaten 20 sanıktan 18’i tahliye olmuş, ardından hemen beraat edilmişti. Geriye sadece 2 sanık kalmıştı. Adem A. Ve Mehmet G. Yani, 5 gün süren ve toplam 23 kişinin öldüğü Gazi Katliamı davasında sadece 2 polis memuru ceza almıştı.

    “HANEFİ AVCI TANIK OLARAK DİNLENMELİYDİ”

    Dava devam ederken, ‘’Susurluk Çetesi’’ olarak adlandırılan olay meydana gelmiş, Başbakanlık tarafından yapılan soruşturmada Meclis Araştırma Komisyonu, ifade veren Hanefi Avcı’nın tanık olarak dinlenilmesi talebi reddedildi, hukuk devleti açısından tarihi bir fırsat kaçırıldı. Eğer Hanefi Avcı’yı bu davada tanık olarak dinletebilseydik, Gazi Davasının karanlıkta kalan bütün yanları aydınlığa çıkabilirdi. Ama defalarca mahkemeye bu konuda birçok talebimiz oldu ancak her seferinde reddedildi.

    Örneğin keşif asıl mahkeme tarafından yapılmayarak Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’ne tevdi edilen keşif bir hakimle yapılmış, 2 saatte tamamlanmıştır. Yani 5 gün süren, 23 kişinin hayatını kaybettiği, 600’den fazla kişinin yaralandığı bu katliam, 2 saatte bitirilebildi. Yani dağ fare doğurdu.

    Örneğin uzun namlulu silahlar kimler tarafından kullanıldı? Maktüllerin üzerinde kullanılan mermi çekirdeklerinin hangi silahlardan atıldığı…

    Bu taleplerimiz asla yerini bulmadı. Polis tapelerindeki telsiz konuşmaları hep silinmişti.

    Sonuçta bu yaşananları, dosya ile ilgili hukuka aykırılığı anlatmak imkansız, biz bunları yaşayarak gördük. Bir büyük katliam davasının hem tanığı olduk hem de mağduru olduk. Gazi Mahallesinde başlayan Trabzon yollarında devam eden ve 8 yıl süren bu dava Karadeniz’in azgın dalgalarında kayboldu. Haklı davamızda mağdur olduk.

    Nitekim Yargıtay’daki hukuk mücadelesi de olumlu sonuçlanmadı. Bu davada, Adem A. adlı sanık, Fevzi Tunç Reis Kopal ve Dilek Sevinç’i öldürmekten 3 yıl hapis cezası aldı. Mehmet G. Adlı sanık da Mümtaz Kaya’yı öldürmekten 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Yani 23 kişinin ölümü ve 600 kişinin yaralanması sonucu yapılan yargılamada sadece iki kişi ceza aldı ama o cezalar da affedildi çünkü sanıklar tekrar işlerine döndü.

    Anılan davada Zeynep Poyraz ve Sezgin Engin’i öldüren sanıklar beraat etmişlerdir.

    “DAVA, ADALETİN TECELLİSİ YÖNÜNDEN EKSİKTİ”

    Biz hukukçular olarak, keşke kol kırılsa da yen içinde kalsa. Ülkemizde meydana gelen bu dava hem soruşturma hem de kovuşturma yönünden eksik, hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksikti ve doyurucu değildi. Nitekim bu insanlık davası için gidilmesi gereken her yere gitmek, yapılması gereken her şeyi yapmaktı. Biz de öyle yaptık ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gittik çünkü olaylardan sonra izlenen yargısal sürecin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu tarafımızca görülmüştü.

    AİHM, 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, ‘’Sorumluların, uygun ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların görece hafif olduğu, dolayısıyla sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Ayrıca etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı bu nedenle 13.maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmıştır. Karar ile, ihlallerin yanı sıra her ölüm olayı için 30 bin Euro paranın başvuruculara ödenmesi hükmü yer almıştır. Nitekim bizim söylediklerimizi el oğlunun mahkemesi söyledi, keşke Türk Mahkemelerinde bu kararı alabilseydik de hukuk devleti hiç yara almamış olsaydı.

    “BU DAVA GERÇEKLER ORTAYA ÇIKANA KADAR ASLA BİTMEYECEK”

    Bu davanın kara kutusu, o dönemin Emniyet Müdürü Yardımcısı Hanefi Avcı’dır. Çağırın dinleyin veya Susurluk Raporu’nun 20 sahifesindeki ifadelerine bir göz atın, gerçekler orada kısmen yazılı. Neden hala dinlenmiyor Hanefi Avcı? Eğer Gazi Katliamı ile ilgili gerçekler ortaya çıkarsa, bu ülkedeki diğer faili meçhullerin de teker teker ortaya çıkmasından korkan egemen ve karanlık güçler mi bu gidişatın yönünü kesiyor?

    Ama bu dava gerçekler ortaya çıkana kadar asla bitmeyecek. Bir gün mutlaka ülkemizdeki karanlık güçler hukuk karşısında hesap verecek.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, 27’inci yılında Gazi Katliamı’nı konuştu-VİDEO

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, 27’inci yılında Gazi Katliamı’nı konuştu-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde 27 yıl önce gerçekleştirilen katliama ilişkin Gazi Cemevi’nde forum düzenleyen HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, katılımcılar ile o dönem yaşananları konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, “27’inci yılında Gazi Katliamı’nı konuşuyoruz” başlığıyla İstanbul Gazi Cemevi’nde bir forum düzenledi.

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi’nden Nergiz Güzel’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen forum kapsamında birçok katılımcı söz alarak 27 yıl önce yapılan Gazi Katliamı’na ilişkin konuştu.

    “ALEVİLER OLARAK ASİMİLASYONA VE KÜLTÜR SOYKIRIMINA UĞRADIK”

    Gazi Katliamı’ndan sonra devletin bölgedeki baskısının arttığını ifade eden Güzel, “Aleviler olarak asimilasyona ve kültür soykırımına uğradık” dedi.

    HDK Halklar Meclisi’nden Seda Berze ise şöyle konuştu:

    “Anadolu, halkların dostça yaşadıkları bir coğrafya olabilecekken egemenlerin müdahalesiyle karşılaştı. Gerilime, şiddete, nefret söylemine ihtiyacımız yok. Bunların olmadığı bir ülke hayal ediyoruz. Farklılıklarımızla yan yana dostça yaşadığımız ittifaklar kurmalıyız.”

    Demokratik Alevi Derneği’nden (DAD) Mehmet Güzel ise konuşmasında, Dersim Nazımiye’de bulunan Düzgün Baba Cemevi önünde silahlı kişilerce çektiği fotoğrafı paylaşan Nazımiye Kaymakamı’na tepki gösterdi.

    HDK Halklar Meclisi’nden Meryem Fehime de söz alarak, “Biz egemenleri yeni tanımıyoruz. Kıyım kültürüyle kendi tebasını diri tutuyor. Biz affetmiyoruz. Yüzleşmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Konuşmasına Ukrayna’daki savaşa değinerek başlayan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ise “Yaşama hakkının kutsallığı üzerinde ortaklaşmamız gerekiyor” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ümraniye Katliamı duruşması ertelendi; ‘Katliamın esas sorumlusu devlettir!’-VİDEO

    Ümraniye Katliamı duruşması ertelendi; ‘Katliamın esas sorumlusu devlettir!’-VİDEO

    PİRHA- 23 yıl sonra görülmeye başlayan Ümraniye Katliamı davasının duruşması bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 4 Kasım’a ertelenen duruşma sonrasında açıklama yapan şehit aileleri, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusu devletin kendisi olduğuna vurguda bulunarak, devlet eliyle gerçekleştirilen katliamların hesabını sormaya devam edeceklerini belirttiler. 

    15 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki saldırıları Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto eden gruba polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı.

    Bugün Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eeden duruşma 4 Kasım 2021 tarihine ertelendi.

     Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, şehit ailelerinin yanı sıra HDP Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen, PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Hüsnü Korkmaz, Gaziosmanpaşa Cemevi Başkanı Hıdır Çam, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin de katıldı.

    Gazi-Ümraniye Şehit Aileleri adına açıklamayı okuyan Kibar Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olacaklarını kaydederek, devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceklerinin altını çizdi.

    “ÜMRANİYE, TIPKI MARAŞ, SİVAS KATLİAMLARI GİBİ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

     Poyraz, 26 yıl önce12 Mart 1995 günü, Gazi Mahallesi’nde bulunan bir pastane ile yakınındaki kahvehanelere bir taksi içinden otomatik silahlarla ateş edilerek özel olarak hedef seçilen Halil Kaya adlı Alevi Dedesi’nin öldürüldüğünü ve açılan ateş sonucu ise, Gazi Mahallesi’nde toplam 17 canın yaşamını yitirdiğini hatırlattı.

    Poyraz, “Gazi Mahallesi’nde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kalabalığa açılan ateş sonucu ise 5 canımız yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştır. Tarihe “Gazi-Ümraniye Katliamı” olarak geçen bu katliamlar da tıpkı Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlıkla sonuçlandırıldı” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN ESAS SORUMLUSU DEVLETTİR”

    Yaptıkları suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandırılarak, itirazların reddedildiğini dile getiren Poyraz, yeniden yargılamaya devam edilmekte olan Ümraniye Katliamı davasının cezasızlıkla sonuçlandırılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Poyraz, cezasızlık politikasının temel nedeninin bu katliamların esas sorumlusunun devletin kendisi olduğuna işaret ederek, “Nitekim Gazi Katliamı’nın devlet eliyle gerçekleştiğini dönemin Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı açıkça itiraf etmiş ve olayları ilk başlatan ve kahvehanelerle pastaneyi tarayan grubun “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da içinde yer aldığı bir kontrgerilla ekibi olduğunu söylemiş ve sonraki günlerde yaşanan saldırılarla ilgili olarak da Kaymakamlıkta aralarında Korkut Eken ve Hüseyin Kocadağ ile Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz gibi Özel Harekatçılardan oluşan bir “karargah” kurulduğunu ve saldırıların bunlar tarafından organize edildiğini söylemiştir” diye belirtti.

    “AĞAR, ALEVİLERE VE KÜRTLERE YÖNELİK POLİTİKALARIN SORUMLULARINDANDIR”

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesine değinen Poyraz, “şunları kaydetti:

    “Alevi halkının yine karanlık bir geleceğe mahkum edilmek istendiğini göstermektedir. Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi katliamının gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı.”

    “İFŞALAR, ALEVİLER AÇISINDAN BÜYÜK VE CİDDİ BİR TEHLİKEYE İŞARETTİR”

    Sedat Peker’in açıklamalarının kendileri açısından geçmişe dair bildiklerinin tekrarı olduğunu söyleyen Poyraz, bunun gelecek açısından büyük ve ciddi bir tehlikeye işaret olduğuna dikkat çekti.

    Poyraz, Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin aileleri olarak katliamın sorumlularının cezalandırılması için bu davaların ısrarlı takipçisi olmaya devam edeceklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:

    “Son dönemlerde gündeme gelen ifşaatlar da mevcut siyasi iktidarın yalnızca baskı ve şiddet politikalarını devreye sokarak hak ve özgürlük mücadelesi veren toplumsal muhalefete saldırmakla yetinmeyeceğini, daha büyük saldırı planları ve iç savaş hazırlıkları yaptığını ortaya koymuştur. Bizler, yaşadığımız süre boyunca Gazi- Ümraniye Katliamı’nın ve devlet eliyle gerçekleştirilen diğer katliamların hesabını sormaya devam edeceğiz. Ancak bizler bununla yetinmeyerek, bundan sonraki süreçte olası katliamların önüne geçmek için de mücadele edeceğiz. Bu nedenle herkesi katliamların yaşanmayacağı bir ülke için birlikte mücadele edeceğiz.”

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Gazi Ümraniye avukatlarından Sevim Akat ise bu katliamların arkasında özel birimlerinin olduğunu hatırlatarak, “Gazi davasından çok çaba harcadık. Yargılananlar beraat etti. Yine Ümraniye davasında takipsizlik kararı verildi. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının olmayacağını ifade ediyoruz. Yargı gerekli sorumluluğunu yerine getirmedi. Bu olay,  dosyada sanık olan gösterilen polislerin işi olabilecek kadar basit değil. Dönemin emniyet müdürü, içişleri bakanı dinlenmedi. Bu olayların takipçisi olacağız. Katliamların arkasından özel birimlerin olduğu biliniyor” diye konuştu.

    “KURULUŞUNDAN BU YANA DEVLET-MAFYA İLİŞKİSİ SÜRÜYOR”

    Açıklamada söz alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Alevilerin tarihinin katliamlar tarihi olduğunu dile getirerek, “Bizim tarihimiz katliamlar tarihidir. Devletin kuruluşundan beri mafya-devlet ilişkisi devam ediyor. Tüm katliamlarda devlet ya göz yumuyor, ya da kendisi katlediyor. Hiçbir sorumlu yargılanmadı. AKP-MHP iktidarı bunun araştırılmasını reddetti. Devlet bu katliamların sorumlusudur” ifadelerini kullandı.

    Bir diğer HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise organize çete başı Sedat Peker’in açıklamalarının, katliamlar planlı bir şekilde işlendiğine yönelik ifşalar olduğuna işaret ederek, “Bunun araştırılması, açığa çıkarılması gibi bir dertleri yok. Bu çete anlayışından hesap soracak birlikteliği geliştirmek gerekiyor. Hakikatlerin araştırılması ve toplum nezdinde mahkum edilmesi açısından bu mücadeleyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Alevi toplumunun yüz yüze kalmış olduğu katliamlarla, hep konuşur olduğumuz Alevilerin adalet talebini hatırlatmak, söylemek için buradayız. Yarına dair söz söyleyen herkesin bu katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor. Biz bu katliamları tabi ki unutmayacağız. Buna dair söz söylemeye devam edeceğiz, bununla yüzleşeceğiz. Toplumun bununla yüzleşmesi için çabalayacağız” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • AABK Eşit Başkanı Mat: 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti?

    AABK Eşit Başkanı Mat: 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti?

    PİRHA-Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in 1993’te evinin önünde bombalı saldırıda yaşamını yitiren gazeteci Uğur Mumcu ile Kürt iş insanları cinayetlerinde Mehmet Ağar’ı işaret etmesinin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat bir açıklama yaptı. Mat, “Aleviler olarak biz de Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ediyoruz” dedi.  

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Youtube üzerinden yayınladığı videoyla, 1993’te evinin önünde bombalı saldırıda yaşamını yitiren gazeteci Uğur Mumcu ile Kürt iş insanlarına yönelik cinayetlerle ilgili eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve eski MİT’çi Korkut Eken’i işaret etti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya üzerinden  ‘Hesap soruyoruz’ başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Hüseyin Mat, “Devletin çetelerin ve mafyanın kendi içinde yaşanan çıkar çatışması sonucunda ortada dolaşan iddialarından hareket edip, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de Alevilere yönelik yapılan katliamların arkasında hangi güçlerin olduğunu yeniden gündem getirerek, gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz” dedi.

    “ÇEKİN TUĞLAYI YIKILSIN DUVAR, ATINDA KİM VARSA KALSIN”

    Aleviler olarak Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ettiklerini söyleyen Mat şunları söyledi:

    “Derin devletin, çetelerin, mafyanın kendi içinde yaşanan çıkar çatışması sonucunda ortada dolaşan iddiaların kapsamında, 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti? 90’lı yılların derin devletinin katil aktörleri kimlerdir? Aleviler olarak biz de Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ediyoruz. Daha sağlam bir duvar örülecekse; kirlenmiş, şaibeli, çürük, tehlike teşkil edecek duvarın yıkılmasıyla ancak mümkün olabilir. Çekin tuğlayı yıkılsın duvar. Altında kim varsa kalsın. Devlet, derin devletin hesabını vermek zorundadır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AABK Örgütlenme Sekreteri’nden CHP’ye: Nedir bu katillere olan sevdanız?

    AABK Örgütlenme Sekreteri’nden CHP’ye: Nedir bu katillere olan sevdanız?

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, CHP’lilerin, Muhsin Yazıcıoğlu anmasına katılmalarını eleştirdi. Çankaya, “Peki, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, Çorum, Sivas, Maraş, 7 TİP’li öğrenciyle nice katliamın sorumluları olan bu insanları saygıyla anarken hiç mi vicdan muhasebesi yapmaz, hiç mi içleri sızlamaz? Bu nasıl bir aymazlıktır?dedi.

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile Ankara İl başkanı Ali Hikmet Akıllı’nın, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm yıldönümü sebebiyle mesaj paylaşıp mezar ziyaretinde bulunmalarına tepkiler sürüyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, “İktidar olmak adına her ilkede ödün mü?” başlıklı yazısı ile eleştirilerini dile getirdi. Çankaya, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir yerlere mesaj vermek için, elinde sol, sosyalist, Alevi ve Kürtlerin kanı olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ölüm yıl dönümünde ‘saygıyla yâd ediyor’, Ankara il başkanı Ali Hikmet Akıllı ve il yönetimi de mezarını ziyaret ediyor” dediği mesajda şunları ifade etti:

    “BU NASIL BİR AYMAZLIKTIR?”

    “Yetmiyor, daha önce de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 1960’lardan sonra sayısız devrimci, Alevi, Kürt’ün ölüm emrini veren, Maraş katliamı, Sivas Ali Baba, Çorum katliamlarında Amasya, Çorum, Tokat, Sivas, Kayseri, Maraş illerini Altın Hilal olarak adlandırıp, ‘Bu şehirler Türklüğün köklerinin güçlendiği topraklardır. Bu topraklarda komünist ideolojiye, Kızılbaşlara karşı milliyetçi, bir uyanış söz konusudur ve bir temizlik yapılması gereklidir’ diyen Alpaslan Türkeş’i saygıyla anıyor, parti yöneticilerin bir kısmı da koroya katılıyor.

    Yine Kemal Kılıçdaroğlu 19 Aralık 2020’de, yani Maraş Katliamının başladığı bir tarihte katliamın baş sorumlusu Türkeş’in evini ziyaret edip Türkeş’in eşiyle görüşüyor.

    Peki, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, Çorum, Sivas, Maraş, 7 TİP’li öğrenciyle nice katliamın sorumluları olan bu insanları saygıyla anarken hiç mi vicdan muhasebesi yapmaz, hiç mi içleri sızlamaz? Bu nasıl bir aymazlıktır?

    Partinize onlarca yıldır destek ve oy veren, katkı sunan, sol, sosyalist, devrimci, Alevi ve Kürt’ün katillerine yolladığınız ‘selam’, gösterdiğiniz ‘saygı’ yaşamını yitirenlere karşı saygısızlık değil midir?

    Görülen o ki, siz bu kesimlerin oylarını, özellikle de Alevilerin oylarını cepte keklik sandığınız için, onların katillerini salt koltuk sevdanız için yanınıza almak istiyorsunuz. Ancak artık şunu bilmeniz gerek. Bizler geçmişin katillerini, emir verenleri, katliamları gerçekleştirenleri unutmadığımız gibi bunlara methiye düzenleri, katillerin yanında duranları asla unutmayacağız. Asla katilleri de, onlara koltuk çıkanları da affetmeyeceğiz.”

    “NEDİR BU KATİLLERE OLAN SEVDANIZ?”

    Mehmet Ali Çankaya, CHP’nin milliyetçilik, muhafazakarlık ve tutuculuk konularında MHP ile yarıştığını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Nedir bu katillere olan sevdanız?

    Görmüyor musunuz? 12 Eylül öncesi kendini sosyal demokrat gösterip umut vermeye çalışan CHP, 12 Eylül sonrasında ise “iktidar olamam” psikolojisiyle giderek milliyetçi sağa doğru kaymaya başladı.

    Bilmelisiniz!

    Çıkış yolunu arayan, yüreği soldan olan milyonlarca insan CHP’den umudunu kesmiş durumdadır. Partinizin ve sizin izlediğiniz statükocu politikalar, kitleleri ezen, baskı altına alan, özgürlüklere zincir vuran devlet aklıyla birebir örtüşüyor. Hatta kimi kesimlere göre ‘milliyetçilik, muhafazakarlık ve tutuculuk’ konularında MHP ile yarışıyor, zaman zaman daha geri politikalar üreten bir konuma düşüyorsunuz. Yine milyonlara göre partinizin asla ‘sol, ‘soldan, emekten, özgürlüklerden yana’ bir parti olmadığı, buna karşın baskıcı sistemi koruyan, merkeziyetçi, halktan kopuk ve başından beri bir ‘devlet partisi’ olduğu çokça dillendiriliyor. Partiniz soldan, eşitlik, özgürlükleri savunmak yerine ‘sağcı, ülkücü, milliyetçi ve muhafazakar’ siyaseti savunan bir parti haline geldi.

    Kendisi de bir Alevi olan Kılıçdaroğlu’nun hem de 19 Aralık Maraş katliamının yıldönümünde Alevilerin acısını, yasını, yaşadıkları travmaları yok sayarak Alparslan Türkeş’in Seval Türkeş’i ziyaret etmesi, olsa olsa bir akıl tutulması, ya da Alevileri hiçe sayması, aptal yerine koyması demektir.

    Zaten, anlaşılan o ki, 365 gün içinde katliamın başladığı gün yapılan bu ziyaret tesadüf olamaz, değildir de. Değildir, çünkü bu, giderek sağa kayan ve oradaki yerini güçlendirmek isteyen CHP politikasının bugünkü bir sonucudur.

    Biz Aleviler olarak diyoruz ki: Bizi yok sayan(lar)ı biz de yok sayarız.

    Elinde halkımızın kanı olan katillerin elini tutanlar, bize dostluk eli uzatamaz.

    Ya bir an önce silkelenir, sol ilklere, halk kitlelerine bağlı kalırsınız, ya da bu halk size gereken dersi ilk sandıkta verecektir!”

    PİRHA/ANKARA