PİRHA – Hacıbektaş Belediyesi’nin sattığı dergah arazisi nedeniyle Alevi kurumları harekete geçti. ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un, halkı doğru bilgilendirmediğini belirterek “Satış konusunda Alevi kurumlarının bilgisi ve rızalığı yoktur. Davaya müdahil olacağız. Bu olayın peşini bırakmayacağız” dedi.
Hacıbektaş Belediyesi, Hacıbektaş Veli Dergahı içerisindeki bir kısım araziyi (174 Ada 7 Parsel) Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne sattı. 4 Ağustos 2022 tarihinde verilen kararla birlikte 9 milyon 24 bin TL karşılığında söz konusu arazi Hacıbektaş Veli Tekke ve Cami Vakfı’na devredildi.
Dergâh içerisinde yer alan araziye geçtiğimiz yıllarda şadırvan yapılmak istenmiş ancak, Alevi toplumunun tepkileri üzerine geri adım atılmıştı.
Gazeteci Recai Aksu, belediyenin kararı ardından “Bu satış kabul edilemez. Burada kamu yararı yok” diyerek Kayseri 2. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Kayseri 2. İdare Mahkemesi ara kararında dava konusu işlemin sebep ve gerekçelerini belediyeye sordu. Mahkemenin ara kararında ayrıca, dava konusu taşınmazın satışının hangi mevzuata göre yapıldığının açıklanması da istendi.
DERGAH İÇİNE ABDESTHANE Mİ YAPILACAK?
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un girişimi ile satışa sunulan taşınmaz için sadece Belediye Meclis Üyeleri Mustafa İncesu ve Abidin Tunçbilek, karara karşı çıkarak ret oyu kullanmışlardı.
Kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine Belediye Başkanı Altıok, meclis toplantısında “Dergahın içindeki arsa ile ilgili Alevi kurum başkanlarını topladım, bir araya geldik, konuştum, bir şey demediler, karşı çıkmadılar” şeklinde açıklama yapmıştı. Ancak Gazeteci Recai Aksu, Altıok’un ifadesinin aksine, Alevi kurum başkanlarının, olaydan bihaber olduklarına işaret etti. Aksu ayrıca, Hacı Bektaş Veli Dergahının Alevilerin kutsal mekanı olduğunu vurgulayarak, satış işlemini “Serçeşmeye hançer saplamak” sözleriyle eleştirdi.
ALEVİ KURUMLARI, SATIŞTAN 11 GÜN SONRA HABERDAR OLDU!
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, PİRHA’ya yaptığı açıklamada da “Alevi kurumlarının bu işte rızalığı alındı” cümlesinin doğru olmadığını vurguladı. Aslan, Alevi kurumları olarak 15 Ağustos 2022’de Hacıbektaş’ta bir toplantı yaptıklarını ve bu konunun o gün gündeme getirildiğinin altını çizdi. Aslan, Belediye Başkanı Altıok’un yanlış bir karar verdiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“İster 1 m2 isterse 10 m2 olsun, oradaki araziyi devlete satmasını doğru bulmuyoruz. Bu tavır asla kabul edilebilecek gibi değil. Gerekçe ne olursa olsun, belediyenin bir paraya mı ihtiyacı var, bunu bir kenara bırakıp, Alevilerin serçeşmesi olan dergaha ait bir arazinin satışının bu kadar basit, sıradan bir şey olması söz konusu olamaz. “Dergahlarımızı geri istiyoruz” diye sloganlar atıyoruz. “Devletin el koyduğu dergahlarımızı gerçek sahiplerine verin” diye yıllardır mücadelemiz var.
“DAVAYA MÜDAHİL OLACAĞIZ”
Belediye başkanının ifadeleri siyasi ifadeler ve yapmış olduğu hatadan sıyrılmak adına Alevi kurumlarına haksızlık yapıyor. Alevi kurumlarının bu konudan bilgisi olmadığı, sonradan öğrendikleri bir gerçeklik var ortada. Bir grup arkadaşımız konuya dair dava açtı. 2 hafta önce federasyonun avukatına söyledik, davaya müdahil olacağız. Bu olayın peşini bırakmayacağız. Biz buna itiraz etmezsek belediyenin sahip olduğu diğer arazilerin de satılma ihtimali var.
Kültür Bakanlığından, o tekke arazisinin tahsisi konusunda bir girişimde de bulunmak istiyoruz. Yani artık devletin işgal edip, el koyduğu dergahımızın arazisini gerçek sahiplerine verilmesi konusunda da bir girişimimiz olacak. Ama işin özeti şu ki belediye başkanı, topluma doğru bilgi vermiyor. Alevi kurumları, dergah içerisindeki arazinin satılmasını asla ve asla kabul etmez. İtirazımızı belediye başkanına da yaptık.
“ALEVİ KURUMLARININ BİR GÖRÜŞÜNÜ ALMADINIZ”
Belediye Başkanı’na sizin aracılarınızla tekrar seslenmek istiyoruz, orada belediye ait ne varsa özenle, dikkatle korunma ihtiyacı var. Paraya ihtiyacınız varsa başka bir yerden kaynak bulmalısınız. Sayın başkandan ricamız şu, toplumu doğru bilgilendirin. Bu araziyi satmadan önce Alevi kurumlarının bir görüşünü almadınız. Alevi kurumlarının herhangi bir rızalığı yok. Meclis kararı ile araziyi sattıktan sonra Alevi kurumlarının bilgisi oldu. Kurumlarımızı, topluma karşı bu kadar itibarsızlaştırmanın sebebi olamazsınız. Umarım 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimler sonrası o koltuğa hangi arkadaş oturursa otursun, bir an önce bu yanlışın düzeltilmesi için, meclis kararının iptali için bir adım atar. Zaten dava açılmış durumda, ABF de müdahil olacak.”
“DEVLETİN BİR MÜDAHALESİNE İZİN VERMEYİZ”
Mustafa Aslan, satışı yapılan araziye abdesthane yapılacağı söylentilerine karşılık şu cevabı verdi:
“Herhangi bir yapı inşasına zaten izin vermeyiz. 2 yıl önce UNESCO Hacıbektaş Veli Yılı nedeniyle Nevşehir Müftülüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, dergahın içerisinde bir şeyler yapmaya çalıştılar, ona da tepkimizi koyduk. Dergahın herhangi bir yerine devletin bir müdahalesine izin vermeyiz. Gerekiyorsa o dergahın kapısında nöbet tutarız. Şunu da bilmeliyiz ki devlet, söz konusu Aleviler olunca hoyratça, kötü niyetle her türlü uygulamayı yapıyor. Buna da gücümüz oranında izin vermeyiz.”
PİRHA- Kızıl Goncalar dizisinin tanıtımında ”Ahiler çok mülayim görünürler ama her şey beklenir” sözleri tepki çekti. Eleştirilerin ardından özür dileyen yapım şirketi, “Ahiler” kelimesini kaldırarak tanıtımı yeniledi.
Özgü Namal ile Özcan Deniz’in başrolünü paylaştığı ‘Kızıl Goncalar’ dizisinin tanıtımında Özcan Deniz’in “Görev yaptığım yerdeki tarikat vardı ya Ahiler… Onlardan biriyle yolum kesişti. Bunlar yıllarca insanların inançlarını kullandılar. Korku salarak ümit dağıtarak” diyor. Karşısındaki kişi de “Dikkat et, çok mülayim görünürler ama her şey beklenir” ifadelerini kullanıyor.
Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilatı olan Ahilik’in bu şekilde kullanılması, Kırşehir halkının tepkisini çekti. Gelen tepkiler üzerine yapım şirketi Gold Film, tanıtımı yeniledi ve bir özür yazısı yayınladı.
Yapım şirketinin yayınladığı yazılı açıklamada, “Gold Film imzalı Fox’un yeni dizisi ‘Kızıl Goncalar’ın yayınlanan ilk tanıtımında geçen ‘Ahiler’ kelimesinden dolayı tüm kamuoyundan ve Kırşehir halkından özür dileriz” ifadelerine yer verildi.
PİRHA – Pir Haydar Buga, Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu ve yaşadığı iddia edilen İran’ın Nişabur şehri yakınlarındaki Fushenjan/Fuşencan köyüne gitti. Hünkarın doğduğu köy olduğu iddia edilen bölgede kimsenin Hacı Bektaş’ı tanımadığını belirten Buga, “Ya ülkemizde bize aktarılanlar tamamen bir kurgu idi ya da Pir’in bu diyarlarla alakası yoktu” ifadesini kullandı.
Hacı Bektaş Veli’ye ait resmi bir biyografinin olmaması nedeniyle hala nerede doğduğu ve yaşadığı araştırılıyor. Birçok kesim, belgelere dayalı gerçeklerden ziyade Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğu iddiasıyla farklı yaşam hikayelerini savunuyor.
Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga bu kapsamda mevcut tezlerin doğruluğunu araştırmak üzere İran’ın Horasan bölgesine gitti. Pir Buga, kendi söylemiyle ‘mevcut kafa karışıklığını yerinde incelemek üzere’ Nişabur şehrine kadar gittiğini anlattı.
“AMACIMIZ PİR’İN İZİNİ BULMAKTI”
“Hace Bektaş Veli Anadolu’ya nereden geldi?” sorusunu gündeme getiren Pir Haydar Buga, yaptığı geziye dair şunları aktardı:
“Bugüne kadar hep Türkiye’de yazılıp çizilmiş olanları okuduk. Hiçbirimiz, bu yazılanların ne kadar doğru olduğunu araştırma imkanına sahip değildik. Belki gidip araştıranlar olmuştur fakat bunlar da bizlere ulaşmadı/ulaştırılmadı ya da bizim haberimiz olmadı. Ulaşanlar da Eflaki’nin yazılarından anladığımız kadarıyla Horasan bölgesinde Nişabur yakınlarındaki (9 km) Fushenjan/Fuşencan köyünü işaret etmekteydi.
Önceleri bizlere hep Hace Bektaş Veli’nin (1209-1271) Nakşi tarikat şeyhi Ahmet Yesevi’nin (1093 -1166) öğrencisi olduğu, tarihler uyuşmayınca, yani o varsayım tutmayınca onun öğrencisi Lokman Perende’nin öğrencisi olduğu, Anadolu’ya Türklüğü ve İslamiyeti yaymak, bu coğrafyadaki diğer toplulukları Müslümanlaştırmak üzere Nakşi tarikat şeyhi Şeh Ahmet Yesevi tarafından gönderildiği anlatıldı. Bundan dolayıdır ki önce Yeseviliğe sonra Ebu’l Vefai el Bağdadi ya da Ebu’l Vefa el Kürdi üzerinden Vefailik’e bağlandı.
Her zaman kafamızı karıştırmış olan bu belirsizliği yerinde incelemek o bölgede pirin izini bulmak amacıyla uzun bir yolculuğun ardından İran’ın Horasan bölgesinde bulunan Nişabur şehrine ulaştık.
Nişabur’da bizlere burada doğup büyümüş olan Hamit adında bir canımız rehberlik etti. O da bizim heyecanımıza ortak oldu. Çünkü o da bu konuda oldukça meraklıydı. Üstelik Pir’in doğup büyüdüğü yere sadece 9 km uzaklıkta olmasına rağmen Pir hakkında bugüne kadar hiçbir şey duymamıştı.
Kısa bir yolculuğun ardından ana yoldan yaklaşık 5 km uzaklıktaki pirin doğup büyüdüğü, eğitim aldığı söylenen Fushenjan/Fuşencan köyüne vardık.
Önceliğimiz Pir’in doğup büyüdüğü, hatta bazı iddialara göre 40 yaşına kadar burada yaşadığı, eğitim gördüğü yeri bulmaktı. Elbette bulmak öyle kolay olmadı çünkü kimsenin böyle birinden haberi yoktu.
Köyün girişinde küçük bir Farsça tabelada “Hace Bektaş’a gider” diyordu. Bu da belli ki köy halkının dikkatini çekmemiş olmalı ki kimse oralı olmamıştı.
Köyün içinde bir kaç tur attıktan, birkaç kişiye sorduktan sonra bir sokağın başında başka bir tabela belirdi ve yaklaşık köyden 1,5 km uzaklıktaki daha önceleri arkeolojik kazı yapılmış olan alana ulaştık.
Tamamen bir birinden bağımsız 8 bölmeli, toplama taşlar ile yapılmış duvar genişlikleri yaklaşık 1 metre civarında olan yerden yaklaşık 70-80 cm yükseklikte 90 metrekareye yakın bir kalıntıyla karşılaştık. Farslarda çini ve mermer sanatının çok eski bir zanaat olduğunu biliyoruz fakat burada bunlardan eser bile yoktu. Üstelik Hünkar’ın varlıklı bir aileden (Horasan Sultanı İbrâhimü’s-Sânî Seyyid Muhammed ile Nişaburlu Şeyh Ahmed adlı âlim bir zatın kızı olan Hâtem’den (Hatme) geldiğinin söylenmesine rağmen…
Bizler bu çok eski olmayan (bu arkeologların karbon testinden sonra daha net anlaşılır ) yapı içerisinde Pir’e ait hiç bir iz bulamadık ve tekrar köye döndük.
“SİZCE PİR HACE BEKTAŞ VELİ NEREDEN GELDİ?”
Pir Haydar Buga, yaptıkları incelemeler doğrultusunda, bölge halkından kimsenin, Hacı Bektaş Veli hakkında bilgiye sahip olmadığının da altını çizdi. Hünkara dair hiçbir belge ve bulguya ulaşamadıklarını vurgulayan Haydar Buga şöyle devam etti:
“Köy meydanında bir kaç kişiye Pir’i sorduktan sonra kendisinin köyün emekli imamı olduğunu beyan eden Muhammed Emkân ile bu konu hakkında konuştuk. Kendisinin veya bu civarda bu konu hakkında bilgi ve belgeye sahip olan birilerinin olup olmadığı konusunda tabiri caiz ise ince eleyip sık dokuyarak bilgi toplamaya çalıştık. Ne yazık ki Emkân dahil bu köyde (Fushenjan/Fuşencan’da) hiç kimse Pir Hace Bektaş Veli hakkında bilgiye sahip değildi. Bilinenler ise internetten okuduklarıydı. Buna vesile olan da Muhammed Emkân’ın deyimiyle 2017 yılında kendilerinin Hace Bektaş Veli’nin torunları olduklarını söyleyen bir otobüs dolusu insanın, ellerinde haritayla buraya gelip az önce uğradığımız yeri aradıklarını, bir müddet sonrada atalarının yerini bulduklarını söylemeleriydi.
Bu gelişmelerin ardından belediyenin bu alanı kapattığını, asker/jandarma yerleştirip bu yerin koruma altına alındığını, oraya bir tabela asıldığını, hatta o tarafa kimsenin yaklaştırılmadığını, yaklaşık iki yıl sonra da belediyenin tabelayı söktüğünü, jandarmanın gittiğini, o günden bu güne de kimsenin gelip sormadığını söyledi.
Emkan’ın beyanına göre bu köy yaklaşık 2200 yıllık bir köy ve köyde yaşayanların hepsi Farsi’ydi. ‘Burada Türk veya Kürt yoktur en yakın Türkmen ve Moğol Türklerinin köyleri olan RAŞ ABAT köyü, onlar da buradan yaklaşık 40-45 km uzakta olan 6 imamlı Alevilerdir’ diyordu.
Halbuki Pir’in 40 yaşına kadar burada yaşadığı ve buradan Anadolu’ya irşada gittiği iddia ediliyordu. Peki Hünkar’dan önce Nişabur’da yaşamış olan Ömer Hayyam’ı herkesin bilmesi, Hace Bektaş Veli’yi hiç kimsenin bilmemesi, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayışları, Pir’den hiçbir eserin olmayışı, o yaşa kadar evlenmeyişi, aile fertlerinin buralarda olmayışı normal miydi?
İşte bizler bu soruların cevaplarını yerinde arıyorduk fakat bununla ilgili herhangi bir belge ve bulguya ulaşamamıştık. Ya bizim ülkemizde bize aktarılanlar tamamen bir kurgu idi ya da pirin bu diyarlarla alakası yoktu. Sizce Pir Hace Bektaş Veli nereden geldi?”
PİRHA- İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Hacı Bektaş Veli adına Heykeltıraş Esen Kesecioğlu’na yaptırılan Dört Kapı Kırk Makam Heykel Alanı açılışı gerçekleşti. Açılışta konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Ülkenin savaş alanına döndüğü bir dönemde Hacı Bektaş’ın barış fikriyatına ihtiyacımız var” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Hacı Bektaş Veli adına yaptırılan Dört Kapı Kırk Makam Heykel Alanı açılışı gerçekleşti.
Bornova ilçesinde bulunan Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’nda gerçekleşen açılışa projeyi yapan Heykeltıraş Esen Kesecioğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un yanı sıra Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Açılış öncesinde deyişler okundu, deyişlerin ardından Hıdır Gül Dede, gülbenk verdi.
KESECİOĞLU: HACI BEKTAŞ’IN İNSAN OLMA YOLUNA BAKTIM VE ORALARDA GEZİNDİM
Açılışta ilk sözü alan Heykeltıraş Esen Kesecioğlu, projenin kendisine gelmesiyle Hacı Bektaş Veli’nin bir yanında ceylan diğer yanında aslan olan sonsuzca oturmuş imgenin aklına geldiğini ifade ederek, “Ben biraz dolambaçlı bir yoldan gittim. Bu yaşadığımız dünyada Hünkar’ın fikrini öğretisini bilmeye, gönlümüzü barışa açmaya ihtiyacımız var diye düşündüm. Onun kamil insan olma yoluna bakmaya ve oralarda gezinmeyi tercih ettim. Öğrenebildiğimi, bilebildiğimi, gönlümün derininden, hürmetle ve hizmet isteğiyle; heykel, peyzaj ve alan tasarımı kurgusu içinde canlandırıma yoluna girdim. Çalışma arkadaşlarım; ilk alan keşfini yaptığım kentsel tasarımcı arkadaşımdan, son gül demetini diken emekçi arkadaşıma kadar projeye eli değen emeği geçen herkes, gönülden ve hürmetle çalıştı” dedi.
Kesecioğlu, ayrıca Dört Kapı Kırk Makam Heykel Alanı çalışmasına dair bilgi verdi.
ASLAN: HACI BEKTAŞ’IN BARIŞ FİKRİYATINA İHTİYACIMIZ VAR
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ülkede ve bölgede yaşanan savaşlara değinerek Hacı Bektaş’ın barış fikriyatına ihtiyaç olduğunu söyledi. Aslan, “Ülkenin savaş alanına döndüğü bir dönemde Hacı Bektaş’ın barış fikriyatına ihtiyacımız var. Hacı Bektaş’ın barışı simgeleyen aslan ve ceylan figürüne tahammül edemeyenler var. Bu ülkeyi yönetenlerin, tüm renklerin bir arada yaşamasını kendine düstur eden yöneticilere ihtiyacımız var. Hünkarın ışığı bize rehber olsun” diye konuştu.
ALTIOK: HOŞGÖRÜ VE SEVGİ ÇERAĞI HİÇ SÖNMEYECEK
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok ise, Hacı Bektaş’ın diller, ırklar ve cinsiyetler arasında bir köprü kurduğuna ve bir arada yaşamaya katkı sunduğunu söyleyerek, “Hacı Bektaş Nevşehir’e geldiğinde insanları bir araya getirmenin sevgiden geçtiğini biliyordu. İnsanları ayrıştırmadan bir araya getirmiş, diller, ırklar, cinsiyetler arasında köprüler kurmuştur. Aslanla ceylanı nasıl yakınlaştırmış ise insanları da öyle yaklaştırmıştır. Uyandırdığı sevgi ve hoşgörü çerağı bugün olduğu gibi gelecekte de hiç sönmeyecektir. Düşünceleri insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
SOYER: BEKTAŞİLİK FELSEFESİ BÜTÜN ÇAĞLARI VE İNSANLIĞI KAPSAR
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de, “Hacı Bektaş Veli Anadolu kültürünün en büyük düşünürlerinden biridir. Bektaşilik felsefesi bütün çağları ve insanlığı kapsar. 2021 Hacı Bektaş Veli Yılı ilan edilmişti. Bu öğretiyi besleyen anıt yapma çalışmalarımıza başlamıştık. Bu anıt çokluk işinde birlik, birlik içinde çokluğun birliğine bir alan açıyor” şeklinde konuştu.
PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu iddia edilen İran Horasan’daki Nişabur şehrine bağlı Fuşencan köyünde yaptığı gözlemleri, görüşmeleri PİRHA’ya anlattı. Harmancı, “Bölgede yakın dönemde bir Hacı Bektaş Veli mitosu oluşturma çabası söz konusu. Orada bir Hacı Bektaş yok maalesef. Bulamadık, bulan olursa bir gün onun da yeniden peşine düşeceğim. Bu tartışmalı bilgi ve kaynaklara karşın, Hacı Bektaş Veli üzerinden oluşturulan yol güzergahları, hac yolculukları, keramet ve kan soy ağacı bilgileri yeniden ele alınmak durumundadır” dedi.
Türkiye’deki farklı etnik kimlikten (Kızılbaş, Tahtacı, Türkmen, Çepni, Arap) Alevilerin neredeyse tamamı Horasan’dan geldik diyorlar. Bunun gerçekliği ne idi pek araştıran olmadı. Öte yandan Horasan’dan sadece gelen olmamıştı, Horasan’a giden de olmuştu.
Yine başka bir klişe de Horasan’dan gelenlerin Orta Asyalı Türk olduğuydu. Oysa yapılan alan çalışmaları ve tarihsel kaynaklar bunun hiç böyle olmadığını gösteriyor. Horasan’dan Anadolu’ya, örneğin Dersim ve çevresine yerleşen Alevilerin hemen tamamının Kürt/Zaza (Kurmanc-Kırmanc/Kırmançki) oldukları, dahası gelenlerin sadece Alevi olmadıkları, Sünni ve Şafii Kürtlerin de bu göç yollarına düşürüldüğü/düştüğü görülüyor.
Aleviliği, Sünnileştirme/Şialaştırma, Aleviliğin tüm bileşenleri olan farklı etnik kimlikleri Türkleştirme, tarihsel alt yapısının olmadığı, bir çarpıtma ve asimilasyon ile egemen tarih anlayışı oluşturmak istendiği biliniyor.
Bununla birlikte Aleviler için tarihsel-toplumsal ve inançsal yönden güçlü karakterler ve yol önderlerine resmi ideolojinin yeni kimlik kazandırma girişimleri, baskın inanç içerisinde dönüştürme yani Türk-İslam anlayışına uygun profil çıkartma faaliyetleri sürüyor.
2017 yılından bu yana İran’ giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı‘nın da içerinde bulunduğu grubun en son durağı Horasan oldu.
Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu köy olarak anlatılan Nişabur şehrinin Fuşencan köyünde saha çalışması, çeşitli diyaloglar, karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, resmi tarihin işaret ettiği bu yerde bir Hacı Bektaş Veli ile karşılaşamadığını kaydetti.
Harmancı, tartışmalı bilgi, kaynaklara karşın Hacı Bektaş Veli üzerinden oluşturulan yol güzergahları, hac yolculukları, keramet ve kan soy ağacı bilgilerinin yeniden ele alınmak durumunda olduğuna bir kez daha işaret etti.
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN DOĞDUĞU SÖYLENEN KÖYE YOLCULUK
PİRHA- Horasan bölgesindeki Aleviler ve bunun Hacı Bektaş ile ilişkisini yerinde incelediniz. Hacı Bektaş Veli ve Horasan anlatımı tüm Alevi sürekleri arasında biliniyor. Gittiğiniz köyün karakteri nasıldı? Nasıl bir gözlem yaptınız?
HARMANCI: Hacı Bektaş’ı görmek, onun doğduğu topraklara yüz sürmek hepimizin elbette isteğidir. Ben her ne kadar sosyal antropolog olsam da bizim için erenlerimiz, bilgelerimiz saygı duyduğumuz, niyaz etmek istediğimiz kimliklerdir. Yolculuğumuzu Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu yer olarak ifade edilen Nişabur Fuşencan’a çevirdik. Türkiye’de olduğu gibi orada da bizi Hacı Bektaş’a yönlendiren tabelalar var. Fuşencan, yarı şehirleşmeye başlamış Türkiye’deki bir taşra kasabası olarak hesap alınacak bir yer. Köyün içerisinde Hacı Bektaş’ın doğduğu eve gitmeyi belirten bir tabela yok. İnsanlara sorduğumuzda ise çok sıradan bir şekilde ‘bu taraf, şu taraf’ gibisinden öylesine yön gösterdiler. Halbuki İran toplumu öyle değildir; çaya veya yemeğe davet eder, dinlenmek için sizi ağırlar ve böyle yapar. 2 araç ile gittik ve hepimiz köyün sınırları içerisinde farklı yerlerde tarif edilen yeri arıyoruz. Bir süre sonra yeri bulduk.
-Nasıl bir yapı ile karşılaştınız?
Önüne kadar vardığımızda İngilizce, Türkçe ve Farsça tabelayı merak ettim. Hacı Bektaş Dergahı gibi bir ifade kullandıklarını söylüyorlar ama böyle bir şey söz konusu değil, neden dergah desinler ki? Sonrasında alan ile ilgilemeye başladık. Alanda, benim çalışmalarımla da ilişkili olan yüzey araştırması yaptık. Toprakta ne çıktı, hangi malzemeleri kullanmışlar, temel yapısı nasıldır, bina neyin üzerine kurulmuş bunlara bakıyoruz. Tamamen temel kalmış, içerisinde toprak yapılı devşirme taşlar kullanılmış. Hacı Bektaş dediğinizde sonuçta dönemin hükümdarının oğlu ve zengin bir ailede doğmasını bekliyorsunuz veya binası kalıcı olan bir şehir evinden bahsediyoruz.
“HACI BEKTAŞ VELİ’YE AİT HERHANGİ BİR KALINTI VE VERİ İLE KARŞILAŞMADIK”
-Nişabur şehrinin bir dönem başkent olduğu gerçekliği var. Dönemin bir hükümdarının oğlu olarak doğduğu evin böyle birkaç odadan oluşması nasıl açıklanabilir?
Evet. Hacı Bektaş bir hükümdarın oğlu olarak doğmuş. Doğal olarak ben toprağın bütününe baktığım gibi oradaki diğer yapılarla karşılaştırma yapmak istiyorum. Bir orası çıkarılmış ve başka bir yapı yok. Diğer yapılar daha da aşağıda mı kalmış, çıkarılmamış mı diye düşündüm am bölgede tarım yapılmaya başlanmış. Bölge eski Nişabur şehri yani başkent olarak geçiyor ve orada arkeolojik kalıntı olmak zorunda. En azından SİT bölgesi ilan edilir. Bu uluslararası bir durum ve UNESCO çerçevesinde SİT bölgesi olması gerekiyor. Ancak böyle bir şey de yoktur. Hacı Bektaş Veli’ye ait herhangi bir kalıntı veya arkeolojik veriyi güçlendirecek bir veriyle karşılaşmadık.
“KÖYLÜLER HACI BEKTAŞ’I 5-6 YIL ÖNCE ÖĞRENMİŞLER!”
-Peki köylüler Hacı Bektaş Veli’yi biliyorlar mı? Onlar için de toplumsal bir kişilik olarak yaşamlarında yer alıyor mu?
Böyle olunca beraber gittiğimiz canlarla köye giderek daha fazla veriyle karşılaştık, onları değerlendirerek genel bir fotoğraf çektik. Köye gittiğimizde birkaç kişiye Hacı Bektaş’ı sorduk; köylüler bilmediklerini söyleyince çok şaşırdık. Hemen diplerinde Hacı Bektaş’ın doğduğu söylenen ev var ama Hacı Bektaş’tan bihaberler. Biz yaşlarda birine yönlendirdiler. Heyecanla ‘Hacı Bektaş sizin için kimdir, burada ne kadar yaşamış’ biçiminde sorular sormaya başladık. Sorularımıza bizim kitabi bilgilerden bildiğimiz, internetten taradığınızda çıkacak cevaplar vermeleri beni şaşırttı. Bizden farklı bilgiye sahip olmamaları nasıl olabilir? Böyle olunca Hacı Bektaş Veli’yi ne kadar süredir tanıyorsunuz sorusuna ise ‘son 5-6 yıldır tanıyoruz’ cevabı verdiler. Hacı Bektaş Veli’yi oraya gelip gidenlerden öğrendiklerini söylediler. İran’da Nişabur bölgesi, Meşed, İmam Rıza Türbesi ve Hacı Bektaş’ı, doğduğu yer turizm güzergahlarının içerisine konulmuş ve böyle açıklamalar var. Anlıyoruz ki işin içerisinde bir kurgu var. ‘Burayı nasıl keşfettiler’ diye sorduğumuzda ‘Türkiye’den bir otobüsle gelen bir grup ellerindeki haritalardan bu yerin Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu ev olduklarını söylediler’ diye aktardılar. Onlar da bu duruma şaşırmışlar. Hacı Bektaş ile ilgili bilgileri o köylülerin de sonradan öğrendiğini, onu tanımadıklarını sonradan öğrendik. Bizim birinci şokumuz bu oldu.
HACI BEKTAŞ DİYE BİR CAMİ İMAMININ EVİ GÖSTERİLİYOR
-Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu ve burada çokça keramet gösterdiği söylendiği bölgede bilinmemesi yani bir kimlik kazanmaması sizce normal midir?
Sonrasında detaylı konuştuğumuzda bölge halkının Hacı Bektaş Veli ile ilgili hiçbir bilgilerinin olmadığı ortaya çıkıyor. Bahsedilen bu yer de Hacı Bektaş’a ait çıkmıyor. Yerel belediye bunun böyle olmadığını düşünerek Hacı Bektaş tabelasını o yüzden kaldırmış. 7-8 ayrı duvarı olan, 90 metrekare devşirme bir binanın temelleri var. Orada görüştüğümüz kişi ,’hoca’nın evi olarak gösterilen ev burası değil aslında başka bir yer’ dedi. Bahsettiği yer ise köy içerisinde kalan bir yer. O kişi, ‘hoca’ diye adlandırılan birinden bahsediyor, Hacı Bektaş ise bambaşka bir şey. Hacı, Hace, Hoca karışabilir ama onun kafasındaki hoca bizzat imamlık yapmış olan kişi. Hacı Bektaş Veli, Alevi camiasında bir cami hocası olarak bilinmiyor. Yoksa cami imamı olsa Anadolu’ya geldiğinde ünlenir, devletlerin modelleri içerisinde böyle bir kimlik edinirdi.
“DOĞDUĞU YERİN KERAMETİNDE GÜÇLÜ OLMASI GEREKİYOR”
-Bölgede yani Nişanur’da çeşitli tarihlerde yaşamış birçok sanatçıya, bilim insanına, şaire bir kimlik kazandıran, değer biçen İranlı topluluklar, neden Hacı Bektaş Veli’ye bir kimlik kazandırmamış? Hacı Bektaş Veli’nin Horasan’da kaldığı iddia edilen dönemde ayrıca birçok kerametinden bahsediliyor. Oysaki bu kerametler toplum hafızasında yer edinecek ve değerli kılınacak bir yerde dururken?
Hacı Bektaş Veli’nin bölgede bilinmemesine dair şaşkınlığımın temel nedenlerinden biride şu: Elimizdeki Makalat’ta (Hacı Bektaş’ın yazdığı söylenen kitap) bize aktarıldığı kadarıyla Nişabur’da yaşadığı sürede çok önemli kerametleri var. Bu kerametleri sahiplenip sahiplenmemek ayrı bir şey. Ama doğduğu yerin, kerametinde güçlü olduğu yer olması gerekiyor. Örneğin Dersim’e Düzgün Baba ile ilgili bir kerametle giderseniz herkesin ona niyaz ettiğini ve bunu geliştirdiğini görürüz. Yine Denizli’de Sarı İsmail Türbesi’ne gidin aynısını görürsünüz. Önünde bir ağaç vardır ve kimse dalını koparmaz. Bunu kerametlere bağlarlar ve bu yüzden büyümüştür. Toplum onu sahiplenmiş bir pozisyondadır.
Hacı Bektaş Veli’nin piri Lokman Perende kendisini Kur’an okuduğunda gördüğünde ‘Bektaş sen bunu tek başına nasıl okuyorsun’ dediğinde ise Hacı Bektaş, ‘Bir yanımda Ali bir yanımda Muhammed onlar bana öğretiyor’ diyor. Lokman Perende ile konulan bir keramet. Böylesi bir ifade içerisinde Hacı Bektaş Veli’nin bu topraklarda bilinmemesi bana mümkün gelmiyor. Lokman Perende o dönem öğrencilere ders verdiği yerde Hacı Bektaş’tan gidip su getirmesini istiyor. Hacı Bektaş ise ‘neden buradan su çıkarmıyoruz da uzaktan getiriyoruz’ dediğinde Lokman Perende, ‘bunu ancak sen yapabilirsin’ deyince o dönem anlatımlarına göre Hacı Bektaş gülbenk/dua okuyup tapşırdığında (istemek, dilemek, yetiştirmek) koca bir pınar çıkıyor. Bu pınar şimdi unutulabilir mi? Bu aynen Munzur Gözeleri’ni unutmak gibi olur. Nişabur gibi başkentin yanı başındaki çölün ortasındaki susuz bir şehirde bu suyun kimin çıkardığının unutulması düşünülebilir mi? Bu, kerametin sadece bize ait olduğu gösteriyor. Böyle bir şey yaşanmadığı gibi, keramete bağlı herhangi bir kaynaktan da bahsedilmiyor.
Feridüttün Attar gibi hala okunulması gereken bir yazara, Ömer Hayyam gibi bu iki kimliğe İranlı topluluklar çok önem veriyor. Bu iki kimlik ve daha çokça sanatçı Nişabur’da ortaya çıkmış. Ömer Hayyam aynı zamanda bir bilim insanı, matematikçi ve gökyüzü çalışmaları yapmış. Aynı zamanda rubaileri değerli. Mezarı uzun zaman kayıp kalmış ve önem verilmemiş. Ama sonradan bunlar değerli olarak görülmüş. Hacı Bektaş Veli bu kimlikleri ve değerleri olmasına rağmen orada bununla ilgili hiçbir şey yapılmamış. Üstüne üstlük yeni keşfedilmiş gibi; anlıyoruz ki yeni dönemin belgelerine göre yaratılmış bu. Anlıyoruz ki gerçekte Hacı Bektaş Veli orada bulunmamış. Bulunmuş ise toplum buna neden önem, değer vermesin? Neden kendisine ait bir bilgeyi, onların deyimiyle keramet ehli olmuş bir hocaya değer vermesin?
“FUŞENCAN KÜRT KÖYÜ”
-Resmi tarihin Türkleştirme politikasının buradaki etkisi veya müdahalesi sizce nedir?
Üstelik Hacı Bektaş bizde Türk kimlikli biri olarak geçer. Fuşencan bir Kürt köyü. Türkleştirme politikası çok yaygın bir biçimde oluşturuluyor. Hacı Bektaş Veli ile ilgili çalışma yapan Türkiye’deki bir dernek İran’daki Türk konsolosluğu ile birlikte ‘bu mekanı ayağı’ kaldıracağız, önemli bir mekana çevireceğiz’ diyorlar. Ama süreç içerisinde İran yönetimi buna karşı çıkıyor. İşin içerisinde toplum mühendisliği söz konusu.
“HORASAN’DA BİR HACI BEKTAŞ BULAMADIK”
Bu nedenle tutmuyor. Nişabur toprakları bir kere İrani ve Kürdi topluluklar. Yakınlarında neredeyse Türk yok. Köylüler 40 kilometre ötesinde Moğol ve Türkistanlılara ait iki köy olduğunu söylüyor. Onların da Nişabur ile ilişkileri yok. Yani Hacı Bektaş’ı Hacı Bektaş yapacak etnik ifadeler de söz konusu değil. Orada bir Hacı Bektaş yok maalesef. Bulamadık, bulan olursa bir gün onun da yeniden peşine düşeceğim. Ya da bizim gibi insanlar peşine düşmek zorundalar.
PİRHA- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, “Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda biz ceylan olan Alevileri yani devlete biat etmeyen Alevileri devlete biat eden Alevilere yani aslana yedirdik. Bunu söylemek, bunu ima etmek için ceylan ve aslan sembolü çıkartıldı” dedi.
v
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylan kaldırıldı.
Konuya ilişkin Alevi toplumundan tepkiler gelmeye devam ediyor. Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı, Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslanın ve ceylanın kaldırılmasına ilişkin PİRHA’ ya konuştu
“AKP İKTİDARI, BELEKSİZ BİR TOPLUM YARATMAK İSTİYOR”
AKP iktidarının en çok başardığı şeylerden birisinin belleksiz bir toplum özellikle de belleksiz bir muhalif hareket yaratmak olduğunu belirten Mustafa Sazcı, “Alevi Bektaşi toplumu içerisinde yapmış olduğu politikalar ve çalışmaları incelediğimizde tam olarak bunun üzerine oturduğunu düşünebiliriz. Çünkü farklı alanlarda yaptıkları çalışmalarla farklı tartışmalara sebebiyet veriyorlar” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA GİDEN YOL HÜSEYİN GAZİ DERGAHI’NA YAPILAN ZİYARETLE BAŞLADI”
Bugün Hünkâr Hacı Bektaş Veli posteri üzerinden yapılanların seçim öncesinde Hüseyin Gazi Dergahı’na yapılan ziyaretle başladığına dikkat çeken Sazcı, “Hüseyin Gazi Dergahı’nın cem meydanı olan mekânın içerisindeki Hz. Ali’nin, Pir Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin fotoğraflarını kaldırması aklıma geldi. Yerine Arapça tabelaların olduğu, Alevilerin büyük bir kesiminin anlayamayacağı Arapça ifadelerle yazılmış hat sanatı ürünlerini yerleştirmeleri oldu” diye konuştu.
“AKP, ALEVİ BEKTAŞİLİĞİ KENDİ EKSENİNDE DİZAYN ETMEK İSTİYOR”
AKP iktidarının o günlerde aslında Alevi Bektaşiliği kendi ekseninde dizayn edeceğini gösterdiğini ifade eden Sazcı, şunları kaydetti:
“Hüseyin Gazi Dergahı’na yapmış olduğu o ziyaretten sonra ilk olan şey de Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, daha doğrusu resmileşmesi durumu oluştu. AKP iktidarı aslında bu yol içerisinde kilometre taşlarını bugüne kadar döşedi. Buna güçlü bir tepki verdiğimize ben kesinlikle inanmıyorum. Elbette bu tepkiyi vermek için kurumlarımız da ciddi mücadeleler verdiler ancak bu konuda eksik kaldık, bunun da özelleştirişini vermekle yükümlüyüz.”
“HÜNKARIN KUCAĞINDAKİ ASLAN VE CEYLANIN KALDIRILMASI BOŞA YAPILMIŞ BİR MÜDAHALE DEĞİL”
Mustafa Sazcı, “Hünkâr Hacı Bektaşi Veli aslında Anadolu’da kardeşliğin, barışın, eşitliğin, zalime karşı mücadelenin mazlumlarla birliğin semboller haline gelmiş bir Alevi Bektaşi ulusu, bir Alevi piri. Aslında aslan olan Alevilerden kastımız, bugün devletin yanında olan, devlete biat etmiş, devletin kapıkulu askeri gibi davranan ve Alevi Bektaşi toplumu içerisinde bir tartışmaya vesile olan, bugün Alevi toplumun içerisinde bulunduğu birliği beraberliği baltalamaya, bozmaya ve iktidar karşısında ve egemen Sünni anlayış karşısında Alevi Bektaşi geleneğinin yok olmasına vesile olacak çalışmalar yürüten devletli Aleviler, devletin Alevileridir” ifadesini kullandı.
Sazcı, Ceylan Alevilerin ise iktidarın ‘bunlar Ali’siz, bunlar Muhammed’siz, bunlar Allahsız, bunlar kitapsız’ diye karşısına aldığı Aleviler olduğunu söyledi.
Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı şöyle devam etti:
“Ceylan Aleviler; gerçek manada hakikatçı, Alevi Bektaşi yol erkanına sahip çıkan, ocakların rehberleri, pirleri, müritleriyle ve Alevi kurumları ile birlikte bu mücadeleyi yürüten, bu inancı gelecek nesillere taşımakla kendini var eyleyen, aynı zamanda iktidarın zalimliğine, zamanın Yezid’ine karşı mücadeleyi kendine bir görev olarak bilen Hünkar Hacı Bektaş Veli’den aldıkları o felsefeyle barışın, kardeşliğin, dostluğun, eşitsizliğin ortadan kalktığı, cümle cihanı bir nazarla görenlerin o felsefesini yaşatmakla kendilerini yükümlü gören kurumlar, Aleviler oldu. İktidar aslında bize şunu söylüyor: Alevi Daire Başkanlığı kurduk, kendimiz alternatif bir etkinlik yaptık, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda biz Ceylan olan Alevileri yani devlete biat etmeyen Alevileri devlete biat eden Alevilere yedirdik. Bunu söylemek, bunu ima etmek üzere bunu kullandı.”
“ASLINDA TÜM MUHALİF KESİMLERE VERİLMİŞ BİR MESAJDIR”
Sazcı, Alevi Bektaşi toplumu olarak biz kendi sorunlarımızı biliyoruz. Burada verilmek istenen mesaj sadece Bektaşi toplumuna da değil, Türk, Sünni, Hanefi ve erkek kimliğine sahip olmayan diğer toplumsal kesimlere, kadınlara, Alevilere, Kürtlere, azınlık olarak görülen etnik gruplara, inanç gruplarına da gözdağını veriyor. Her geçen gün kullandıkları ithamlar, kullandıkları ifadeler, zaten bunun en açık örneği” dedi.
Mustafa Sazcı konuşmasını şu cümlelerle tamamladı:
“Biz Alevi Bektaşiler iktidarın bu yok saymasına, yapmış oldukları bu hareketlere boyun eğmeyeceğiz. Elbette ki onların aslan ile ceylanın fotoğraflarını kaldırmaları ile biz bu felsefemizi yitirmeyeceğiz.
Sevgi muhabbet kaynar yanar ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir gül açar bağımızda,
Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda,
Aslan ile ceylanlar dost olur kucağımızda.
Hünkarın bu güzel özdeyişi ile güzel felsefeyle mücadelemize devam edeceğiz. Ancak bu mücadeleyi yürütürken elbette ki Hünkarın yaptığı gibi zalime karşı durmaktan da zamanının Yezid’ine ve Muaviye’sine karşı durmaktan da bir adım olsun geri adım atmayacağız. Ancak, o zalimler tarafından zulme maruz bırakılan Kürtlerle de, Romanlarla da, Abdallarla da birliğimizi, beraberliğimizi, ortak mücadelemizi sürdüreceğiz.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Hacı Bektaş Veli portresindeki aslan ve ceylanın kaldırılmasını ideolojik ve teolojik bir saldırı olarak nitelendirerek, “İstedikleri gibi bir Bektaşiliği yaratamadılar. İçlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı Turan Eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylanın kaldırılmasını Alevilere yönelik asimilasyon politikaları çerçevesinde değerlendirdi.
PİRHA’ya konuşan Eser, aslan ve ceylanın kaldırılmasını sembolik bir ideolojik, teolojik saldırı olarak yorumladı.
Alevilere yönelik geçmişten bugüne süren asimilasyon politikalarının devam ettiğini, günümüzde ise AKP iktidarının bu misyonu üstlendiğini söyleyen Turan Eser, “1826’da dergahların işgalinden eksik kalanları AKP iktidarı 21. yüzyılda tamamlama misyonunu üstlenmiş gözüküyor. Nakşi şeyhlerle gökyüzü vahiylerinin takipçisi bir Bektaşiliği yaratmak istediler. Bunu tamamen gerçekleştiremediler. Dolayısıyla eksik kalmış, içlerinde kalmış derin bir ideolojik ukde bu. 21. yüzyılda bunu tamamlamaya çalışıyorlar” diye konuştu.
“DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDEKİ POLİTİKALARI SONUÇ VERMİYOR”
Turan Eser, yüzyıllardır başvurulan Alevileri dönüştürme projelerinin sonuç vermediğini belirterek, şöyle devam etti:
“O kadim portrede aslanla ceylanı alıp bir Ortodoks din adamı, aklın değil vahiylerin takipçisi gibi bir Hacı Bektaş Veli yaratılmaya çalışılıyor. Ama alıcısının olmadığını zaten gördük. Hükümet, devlet aklı Osmanlı’dan bugüne Alevileri, Bektaşilik, Kızılbaşlık, dergahlar, ocaklar üzerindeki dönüştürme projeleri 700 yıllık inkar, asimilasyon, imha politikaları sonuç vermiyor.”
PİRHA-Alevi yurttaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona tepki göstererek, “Aslan ve ceylanı birleştirici gücüne bile katlanamayan bir zihniyet ülkeyi yönetiyor. Bu yapılan kabul edilemez” dediler.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylan kaldırıldı.
Konuya ilişkin Alevi toplumundan tepkiler art arda gelmeye devam ediyor. Sokakta PİRHA mikrofonuna konuşan Alevi yurttaşlar, bunun Alevilere dönük yürütülen asimilasyon politikalarından biri olduğu görüşünde.
“Hacı Bektaş Veli’nin barışı simgeleyen portresinin değiştirilmesi yapılmak istenene dair bize çok şey anlatıyor aslında. Onların elinden gelse bizleri daha çok yok etmeye çalışırlar. Portrelerimizi değiştirdiler. Bizim ziyaretlerimize, cemevlerimize her şeyimize el koymaya çalışıyorlar” diyen yurttaşlar, iktidarın Alevilere yönelik yıpratıcı politikalarla mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdiler.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında yapılan Alevi kadın panelinin ardından bugün sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi oluşturmaya karar verildiği, ayrıca Hacı Bektaşi Veli Anma Etkinlikleri’nin önümüzdeki yıldan itibaren ‘Hacı Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’yı Anma Etkinlikleri’ adı ile yapılması için gereken görüşmelerin gerçekleştirileceği kararının alındığı belirtildi.
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapılan ‘Alevi kadın’ etkinliğinin ardından bugün sonuç bildirgesi yayınlandı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Kadından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleş. O tarafından duyurulan bildirgede, tüm bileşenlerle Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi oluşturmaya karar verildiği, ayrıca Hacı Bektaşi Veli Anma Etkinlikleri’nin önümüzdeki yıldan itibaren ‘Hacı Bektaş Veli
ve Kadıncık Ana’yı Anma Etkinlikleri’ adı ile gerçekleştirilmesi için gereken görüşmelerin yapılması kararının alındığı belirtildi.
“Alevi kadınlar olarak YOL’umuza sahip çıkıyoruz” denilen bildirgede şu ifadeler yer aldı:
“Biz Kadınlar, 17 Ağustos 2023 tarihinde Pirimizin diyarında, Kadıncık Anamızın huzurunda ‘Kadın Kadının Yurdudur’ şiarıyla gerçekleştirdiğimiz ‘Tarihten Bugüne Alevi Kadının Yolculuğu’ panelinde gönüllerimizi birlemenin mutluluğunu yaşadık.
Öncelikle dört bir yana saldığımız peykleri duyup bize mihman olan cümle canlara aşk-ı niyazlarımızı sunuyoruz.
Bir araya gelmemizin nedeni genç bir Kadın Hak Aşığımızın söylediği gibi ‘Aslında Aleviler bugün bunu konuşmamalıydı” cümlesi ile daha açık beyan edilebilir…
Yolumuzda erkek-dişi sorulmaz iken, geldiğimiz süreçte neden sorulduğunu kendi içimizde tartışmaktı amacımız. Felsefesi kadın-erkek eşitliği üzerine kurulmuş olan inancımızın neden bugünlere kadar taşınamadığını irdeledik ve geldiğimiz süreçte Alevi kadınların karşılaştığı engellerin aslında bize ait olmadığını, bu şekilde davranan herkesin Alevi inancının düsturunu değil, Emevi ictihatını örnek aldığını hatırlatmak istedik.
Panelimizde 3 farklı misyondaki canlarımızı dinledik. Kadın akademisyenlerimizin belirttiği gibi ‘Elbette ki bulunduğumuz coğrafyadaki diğer ataerkil kültürlerden izole değiliz ancak bu, bizim dilimize pelesenk olan kadın-erkek eşitliğinin gündelik yaşama yansımaması için bir bahane olamaz!
Kurum temsilcilerimiz, Alevi kurumlarında yöneticiliğe niyet eden kadınların nasıl önce kendi evinde erkekler tarafından veto edildiğinden, bunu aşanların ise kurumlarda nasıl duygusal ve psikolojik taktiklerle caydırılmaya çalışıldığından bahsettiler.
İnanç temsilcilerimiz ise Yol erkanlarındaki hizmetlerde karşılaştıkları eşitsizlikleri ve bu eşitsizliklerle mücadelenin ne kadar elzem olduğunu belirttiler.
“GELECEĞİMİZİ YOLUMUZA UYGUN OLARAK KURMAK İÇİN YOL HARİTASI BELİRLEMEYE KARAR VERDİK”
Bu buluşma vesilesiyle olanı olduğu gibi şeffaf bir şekilde tartışıp analiz etme fırsatı bulduk ve yapılan hataları düzeltmek, eksiklerimizi gidermek, geleceğimizi yolumuza uygun kurmak için bundan sonra neler yapacağımıza dair bir yol haritası belirlemeye karar verdik. Bunu bir başlangıç olarak kabul edip güçlü bir Alevi Kadın örgütlülüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizi sürdürmek ve büyütmek konusunda kararlı olduğumuzu gördük.
Bu kararlılığımızın bir göstergesi olarak tüm bileşenlerimizle Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi oluşturmaya karar verdik.
Ayrıca Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’nin önümüzdeki yıldan itibaren ‘Hacı Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’yı Anma etkinlikleri’ adı ile yapılması için gereken görüşmelerin yapılması kararını aldık.
Biz Alevi Ka dınlar, giderek daha da baskıcı hale gelen İslamcı iktidarın dayattığı rollere, evlere ve karanlığa hapsolmayı reddediyoruz. Yol’umuzu, siyasal islamcı asimilasyon politikalarına teslim etmeyeceğiz. Bize asırlardır zulmedenlere benzemeyeceğiz. Bir yandan inancımızın tanınması için eşit yurttaşlık mücadelemiz sürerken diğer yandan kendi içimizde de eşitliği tekrar kurmanın, uygulamanın ve yaşamanın imkanlarını arayacağız. Bunu da yitik geçmişimizi ortaya çıkartarak başaracağız. Zira “Alevilikte kadının” geçmişini ortaya çıkarmak gibi tarihi bir sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz.
“AMACIMIZ ‘CİNS’ DEĞİL ‘CAN’ OLMAKTIR”
Amacımız erkeklerden bir adım öne geçmek değildir. Amacımız öğretimizde olduğu gibi yaşamın her alanında yan yana olmaktır. Her şeyden önemlisi kendi içimizdeki ve dışımızdaki problemleri erkekler ile birlikte çözmek; yol ve erkanı birlikte yürütmektir. Amacımız cins değil Can olmaktır…
Amacımız dili, dini, rengi, cinsi ne olursa olsun her canlıya ortak nazarla bakılacak Rıza Şehri’ne ulaşmaktır. Böyle bir dünya mümkündür ve bu dünya daha çok kadınların vereceği mücadele ile gerçekleşecektir.
Sonuç olarak;
Yol ‘Can’dır ve kadının yolun dışına itilmesi yolumuzda yaşanan savrulmaların en büyük nedenlerinden biridir. Bu durum üzerimizde oynanan asimilasyon politikalarını başarıya ulaşmasını hızlandıracaktır.
Alevi kadının kuşatılmışlığı hem içimizde, hem de dışımızda yaşanmaktadır.
Bir yandan dışarıdaki baskı, asimilasyon, toplumsal cinsiyetçilik, diğer yandan kendi içimizdeki Erkan hizmetlerindeki eşitsizliğe karşı tüm bileşenlerimizi ve Alevi kadınları omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz.
Cümle Canlara aşk olsun !
PİRHA- Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli’nin portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasına tepki göstererek, “İktidar kendi kafasındaki Aleviliği oturtmaya, kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Aleviler buna tepkisiz kalmamalı” dedi. Ateşoğulları ayrıca okullara imam atanmasına karşı İzmir’de 16 Eylül’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptı.
Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerini ve Alevi gündemlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“SÜNNİ GENÇLERİN BU ETKİNLİKLERE GETİRİLMELERİ YARARLI OLUR”
Etkinliklerde ulaşım ve konaklama sorunlarının çözülmesi gerektiğini ve programların içeriğinin daha derinlikli bir çerçevede hazırlanması gerektiğini belirten Ateşoğulları, bu etkinliklere Aleviliği tanımaları açısından Sünni gençlerin getirilmesinin de yararlı olacağına değindi.
“ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORLAR”
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Hacı Bektaş VeliAnma Etkinliklerinde, Hacı Bektaş Veli portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasını yorumlayan Ateşoğulları, “Onlar kendi kafalarındaki Aleviliği oturtmaya çalışıyorlar. Osmanlıdan beri çok can verilmiş ama ne Osmanlı ne Selçuklu ne de Cumhuriyet o noktaya gelemedi. Aleviliği ortadan kaldırarak kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Her türlü olanakları olduğu için bu cüreti bulabiliyorlar. Bütün suç devletin ama Alevilerin bu gibi durumlara biraz tepkisiz kalmasından da kaynaklanıyor” sözlerini kullandı.
16 EYLÜL’DEKİ MİTİNGE ÇAĞRI
Kamil Ateşoğulları, ÇEDES protokolü kapsamında okullara din görevlilerinin atanmasına toplumun tüm kesimlerinin tepki göstermesi gerektiğinin altını çizdi. Konuya ilişkin 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan büyük mitinge katılma çağrısı yapan Ateşoğulları, şu sözleri dile getirdi:
“Pek de demokratik olmayan cumhuriyeti İslam cumhuriyetine döndürme hesabı içindeler. Bunu çok iyi görüp ona göre tavır almak gerekiyor. Burada Alevi derneklerine büyük görev düşüyor. Genel politikalar çizip, o politikalar içerisinde belli programları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, demokrat tüm kesimlerin bir arada olması gerekir. Bu sebeple herkesin İzmir’deki mitinge katılmasını, Alevilerin Aleviliğe demokratik kesimlerin demokrasiye sahip çıkmaları gerekiyor.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan Kültür Bakanlığı ile Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde dezenformasyon yapılmasına tepki gösterdi. Erdoğan, “Geçmişten günümüze kadar Aleviliğin yaşam felsefesindeki ritüelleri, görselleri belli, önemli ve kutsaldır. Bunlar üzerinde oynanmasını asla kabul etmeyiz” dedi.
Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan yapılan bu değişime tepki gösterdi.
“ALEVİLER KENDİ DEĞERLERİYLE OYNANMASINI ASLA KABUL ETMEZ”
Erdoğan, “Geçmişten günümüze kadar Aleviliğin yaşam felsefesindeki önemli değerleri, ritüelleri, görselleri Aleviler nezdinde bellidir, kutsaldır. Bunlar üzerinde oynanmasını hiçbir Alevi toplumu kabullenmez ve kabul de etmez” dedi.
“Kendi akıllarınca alternatif bir etkinlik yapıp toplumun gözüne şirin görünmek ve hoş tutmak gibi bir girişimleri var” diyen Erdoğan, “Hiç ummadığınız bir biçimde farklı girişimlerde bulunan iktidar yetkilileri, Hacı Bektaş Veli’nin 752 ölüm yıl dönümünde yaşanan bu değişim ve girişimler olumlu şeyler değil” diye belirtti.
Nurettin Erdoğan, “Alternatif bir etkinlik yapıyorsunuz, bu etkinliğin içerisini yine Alevi canlarımızla doldurmaya çalışıyorsunuz. Alevilerle gerçekten kardeşçe yaşamak istiyorsanız öncelikle Alevilerin taleplerini yerine getirmeniz gerekiyor” dedi.
“Doğada iki düşman olarak görsel olan aslan ile ceylan Hünkarım kucağında dost oluyor “şeklinde ifade eden Erdoğan, “Aslanla ceylanın Hünkarımızın kucağında kardeşçe bir arada yaşayabildiği gibi dönemimizde de insanlar ayrıştırmadan ötekileştirmeden kardeşçe bir arada yaşayamaya sahip olabilir” ifadelerini kullandı.
“TEK BİR İNANCI DAYATAMAZSINIZ”
Nurettin Erdoğan, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:
“İktidarların kendi konumlarını, kendi koltuklarını koruma amacına yönelik yapmış oldukları bu gibi girişimler bizim toplumu rahatsız etmektedir. Buna ilişkin biz de Hacıbektaş’ta gereken mesajı gerekli yerlere basın açıklaması ve deklarasyon yayınlayarak Alevi toplumunun neler istediğini, neler istemediğini tek tek açıkladık. Orada genel başkanlarımız da dile getirdi ve ifade ettiler. Elbette ki Anadolu coğrafyasında toplumsal bir yaşam biçimi her türlü etnik yapılanma ve bir inanç biçimi vardır. Bunların özgürce yaşaması gerekir. Yani tek tip bir din anlayışı ile bu ülkeyi yönetemezsiniz, bu ülkede tek bir dini dayatamazsınız. Herkesin inancı kendinedir. İnanç Allah’la kul arasındaki bireysel bir düşünce yapısıdır, bunu kalıplaştırıp dayatamazsınız.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde Birlik Cemi yürütüldü. Ana ve Dedeler tarafından yürütülen cemde, Kadıncık Ana üzerinden Alevi inancında kadının önemine vurgu yapıldı.
60. Ulusal 34. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli Dergahı birinci avluda Birlik Cemi yapıldı.
Ceme, Buca Cemevi Başkanı ve Kureyşan Ocağı evladı Hüseyin Gökçe, Alevi İnanç Kurulu üyesi Baba Mansur Ocağı evladı Narin Gülçiçek, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Baba Mansur Ocağı evladı Erdoğan Sevin Dede, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Seyit Sabun Ocağı evladı Aysel Kılavuz Ana, Döşeme Altı Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Auçan Ocağı evladı Güzelşah Dede katıldı.
Cem yürütülürken Hacı Bektaş Veli Dergahı’na sonradan eklenen camide ezan sesi yükseldi.
Cemde Aysel Kılavuz Ana, Kadıncık Ana’nın ve kadınların Alevi inancındaki önemine dair değerlendirme yaparak, “Kadıncık Ana Hünkarın kucağında Aslan ile Ceylan dost kılan, börtü böceği, kuşu kurdu dost bilen doğa ana… Kadıncık Ana bin tanrılı Anadolu’da bir Alevi tanrıça. Kadıncık Ana Anadolu’dan dünya emekçi kadınlar mücadelesine giden yolun yolcusu” dedi.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkan’ı Mustafa Karabudak, Kültür Bakanlığı ile Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde dezenformasyon yapılmasına tepki gösterdi. Karabudak, “Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan, farklılıkların bir arada, barış içinde yaşamasını temsil eder. Bunu kaldırmak değerlerimizi yok saymak, inanç hafızamızı silmeye çalışmaktır” dedi.
Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.
Ana fatma Cemevi/DAD Ankara Şube Eş Başkan’ı Mustafa Karabudak, yapılan bu değişime yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi.
“OSMANLI’DAKİ İNANÇ KARŞITLIĞI HALA DEVAM ETMEKTEDİR”
Karabudak, “Devletin bu asimilasyon politikalarını canlı tutan, kan taşıyan bunlara izin veren, para ve ikbal uğruna sisteme yedeklenen içimizdeki hainler, gri pasaportlu sözde dedeler yol düşkünleridir” diyerek Alevi toplumu içinde de asimilasyon politikalarına çanak tutanların olduğuna vurgu yaptı.
Mustafa Karabudak açıklamasında şunları söyledi:
“Geçtiğimiz yıl kurulan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerinde, afişlerde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan kaldırılmıştır. Bu durumu Demokratik Alevi Dernekleri olarak biz de kınıyoruz. Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ve ceylan farklılıkların bir arada, barış içinde yaşamasını temsil eder. Bunu kaldırmak değerlerimizi yok saymak, inanç hafızamızı silmeye çalışmaktır. Ama tarihsel sürece baktığımızda Osmanlı’daki inanç karşıtlığı hala devam etmektedir. 1826 yılında II. Mahmut, Bektaşi Tekkelerini kapatırken Hacı Bektaş’ı da kapatmış, postnişin Abdullah efendiyi Amasya’ya sürgün göndererek yerine kayyum olarak Kayserili Nakşıbendi şeyhini atamıştır. Dergahın yanına camii yaptırarak Nakşıbendi tarikatının hizmetine sunmuştur. Devletin asimilasyon politikaları buradan başlamaktadır. Daha sonrasında 1925 yılında tekke ve zaviyeler kanunuyla kapatılıp, 1964 yılına kadar kapalı olan dergah o tarihte vakıflara devredilerek müze olarak yeniden açılmıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahı UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde dergah değil külliye olarak yer almıştır. Alevilerin Serçeşmesinin külliye olarak atfedilmesi bir asimilasyon politikasıdır.
“GRİ PASAPORTLU SÖZDE DEDELER YOL DÜŞKÜNLERİDİR”
Ayrıca daha önce dergahın içinde tadilat ve restorasyonlarda yapılan duvardaki kabartmaların tek tip giyimli insan tiplemeleri bizim inancımızı temsil etmemektedir. Dönem dönem dergahta yapılan cemlere bizim inancımızı tanımayan, insanlığa düşman, kendi siyasi çıkarları için Alevilerden oy devşirmeye gelenleri almaya, tüm bunlara zamanında ciddi tepkiler vermedik. Bu suskunluğumuz bir nevi şu an geldiğimiz noktaya vesile olmuştur.
Devletin bu asimilasyon politikalarını canlı tutan, kan taşıyan bunlara izin veren, para ve ikbal uğruna sisteme yedeklenen içimizdeki hainler, gri pasaportlu sözde dedeler yol düşkünleridir. Hacı Bektaş’ın kucağından aslan ve ceylanı çıkartan zihniyet barışı, farklılıkları ve değerlerimizi yok sayarak adeta bizleri tehdit etmektedir.
Bununla birlikte diğer bir proje olan, ÇEDES projesi, devlet içindeki milliyetçi yapılanma, AKP-MHP faşist iktidarının kullandığı ayrıştırıcı ve nefret diliyle kendinden olmayanı yok saymak ve tehdit etmektir. Aleviler bu süreçte varlık ve yokluk sınavı vermektedir. Siyasal iktidarın amacı bizleri de tekleştirmektir. Buna karşılık yol bir sürek binbir düsturuyla yolu yürütmek için bir arada olmak gibi bir zorunluluğumuz vardır. Biz Aleviler olarak otoasimilasyondan uzak, kendi ötekisini yaratmadan birliğimize dirliğimize sahip çıkıp, yolumuzu yürütmeliyiz.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında bugün ‘Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu’ paneli yapıldı. Panelde konuşan Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Aleviliğin özünde kadın erkek eşitliğine kapı açan öğretilerin olduğuna değindi. Alevilikte can kavramının eşitlik anlamında kıymetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bedriye Poyraz da “Sünni iktidarın Alevilerden nefret etmesinin bir sebebinin de kadın erkek eşitliğini pratikte uygulaması olduğuna işaret etti.
60. Ulusal 34. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında ‘Tarihten Günümüze Alevi Kadınının Yolculuğu’ paneli yapıldı.
3 oturum olarak gerçekleştirilen panelin ilk oturumunda Prof. Dr. Bedriye Poyraz ve Doç. Dr. Ayfer Karakaya Stump, ‘Kadıncık Ana’dan Günümüze Alevi Kadınının Tarihsel Yolculuğu’ konusunu anlattı.
“ALEVİ KADIN KURULTAYINA GİTMEYİ AMAÇLIYORUZ”
Panelin açılış konuşmalarını Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nden Nergiz Güzel ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleso yaptı.
Elif Keleso, büyük bir kadın örgütlülüğü ile Alevi kadın kurultayına gitmeyi amaçladıklarını söyleyerek, “Dönemin kadısına karşı duran Fatma Bacı gibi biz de dönemin siyasal İslamın etkilerine karşı durmaya ve aslımıza dönmeye niyetlendik. Bu yolda bir adım atalım, bir Alevi kadın örgütlülüğü ile bir arada duralım birbirimizle tanış olalım, işi kolay kılalım istedik. Bu panel ilk cemal cemale geldik ama son olmayacak ve biz bu konuda kararlıyız. Amacımız güçlü bir kadın örgütlülüğü ile büyük bir Alevi kadın kurultayına gitmek. Fatma Ana’dan Zeynep Ana’dan Şehriban Ana’dan Kadıncık Ana’dan Güzide Ana’dan alıyoruz. İşte bu yüzden iddialıyız” dedi.
Ardından Kadın Zakirler Yaprak Dengiz, Dilek Odabaş Bakır, Berivan Canbolat deyiş seslendirdiler.
“ALEVİLİK, KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNE KAPI ARALIYOR”
Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Alevi Bektaşi tarihine kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmaları zaviyesinden bakmanın üzerinde durdu. Karakaya, kadın ve erkeğin birlikte ibadet etmesi üzerinden Aleviliğin iki cinsiyet arasındaki eşit olma haline vurgu yaptı. Bu sebepten dolayı Alevilik hakkında gerçek dışı sözlerle karalandığına işaret eden Karakaya şunları söyledi:
Şeriat merkezli İslamın kadına ve kadın cinselliğine bakış açısından dolayı Alevilikteki kadın ve erkeklerin birlikte ibadet etmesini kaygı ile karşılıyor. Alevi Bektaşi geleneğinde kadın ve erkek, kamusal alanda bir arada bulunabiliyor, bunu da cinsellikten arındırarak hepsini can olarak görmek vasıtasıyla yapıyor. Yalnız bununla kadın erkek eşitlenmiyor. Aseksüelleştirerek ibadetlerde ve kamusal alanda bir arada olunmasını sağlıyor bu düşünce. Aleviliği diğer sufilik akımlardan ayıran şeriatın temellerinden addedilen harem selamlık anlayışının olmamasıdır.”
Aleviliğin özünde eşitliğe kapı açan öğretilerinin olduğunu belirten Karakaya, günümüzde bu öğretilerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
“ALEVİLİKTE CAN KAVRAMI EŞİTLİK ANLAMINDA OLDUKÇA KIYMETLİ”
Prof. Dr. Bedriye Poyraz da, toplumsal cinsiyeti tek tanrılı dinler üzerinden ele alarak Alevilikte bunun nasıl yorumlandığına ilişkin konuştu.
Poyraz, Sünni iktidarın Alevilerden nefret etmesinin bir sebebinin de kadın erkek eşitliğini pratikte uygulaması şeklinde yorumlayarak, can kavramının önemine dikkat çekti.
Poyraz, “Can meselesini çok kıymetli buluyorum ve feminizme dost bir kavram olarak görüyorum. Çünkü tek tanrılı dinlerde kadınlar lanetlenip, şeytanlaştırılırken Alevilikte kadına ve erkeğe eşit sorumluluk yükleniyor. Bu çok kıymetli bir konu. Ama bu, Alevilikte kadın ve erkeğin eşit olduğu anlamına gelmiyor elbette. Çünkü Aleviler bu toplumda yaşıyorlar nihayetinde. Eşitliği tespit eden, söyleyen kriterleri uyguladığınızda eşitlikten söz edebiliriz” diye konuştu.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hacı Bektaş Veli’nin öğretisinin günümüzde evrensel bir miras haline geldiğini belirterek, “Çünkü onların dünyasında düşmanlık yok, dostluk var” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesinde Hacıbektaş Belediyesi’ni ziyaret etti.
Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü töreninde konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“Hacı Bektaş Ocağı, bir aydınlanma, bir eğitim ocağıdır. Çünkü kişi akıl ile yükselir, bilgi ile büyür. Bilgi ile büyüyen insan topluma sağlıklı, huzurlu bir gelecek hazırlar.
Bilime ve bilimsel araştırmaya çok önem veren Hacı Bektaş Veli bu konuda nasıl bir yol izleneceğini şöyle anlatır: İlimle araştırmalı, izlemeli, gözlemeli ve arştan yerin altına kadar her ne varsa kendinde bulmalıdır.
“ONLARDAN İLHAM ALMAYA GELDİK”
Biz buraya sadece velilerimizi, yani Anadolu erenlerini anmaya ve onlara şükranlarımızı sunmaya gelmedik. Biz buraya aynı zamanda onları anlamaya, onların rehberliğine başvurmaya, onlardan ilham almaya geldik.
Bir ülkede adalet varsa, biliniz ki, onun etrafında, hukukun üstünlüğü, denetlenebilirliği, hesap verebilirlik, can ve mal güvenliği, şeffaflık, eşitlik, liyakat, özgürlük, emeğin üstünlüğü, nitelikli ve kaliteli eğitim, insan ve doğa hakları vardır.
Çağlar ötesinden, onun söyledikleri bugün kainatın evrensel kurallarına dönüşmüş durumda. Bugün Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediklerinden çok uzaktaysak, o güzellikleri nerede yitirdiysek onları arayıp bulmalıyız.
İlk bakacağımız yer, Ahmed Yesevi’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hallac-ı Mansur’un, Hoca Nasrettin’in, Pir Sultan’ın öğretileridir. Onların aşk ırmağında, sevgi ırmağında yıkanmaktır.”
PİRHA- 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında bu yıl 30’ncusu verilen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün sahibi Avukat Şenal Sarıhan oldu. 4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a verildi.
60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödül törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengül Yılmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve yüzlerce yurttaş katıldı.
Tören, Hacıbektaş Belediyesi Semah Topluluğu’nun semah dönmesiyle başladı.
Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin tarihçesine ilişkin bilgi vererek bu etkinliklerin herkese iyi gelen büyük bir bayramlaşma olduğunu söyledi.
Ardından ödül töreni gerçekleştirildi. 30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Avukat Şenal Sarıhan’a verildi. Sarıhan’a ödülü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu takdim etti.
ONUR ÖDÜLÜ PROF. DR. SIRRI BEKTAŞ’A
4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a Kılıçdaroğlu tarafından takdim edildi.
Ödül töreni Kardeş Türküler’in konseriyle sona erdi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın içinde bulunduğu çamlıkta henüz nedeni bilinmeyen bir yangın çıktı. Kısa süreli paniğe yol açan yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne ev sahipliği yapan Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın çıktı. Dergahın doğusunda kalan çamlık alanda çıkan yangının nedeni bilinmezken, yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.
Kısa süreli paniğe yol açan yangın sonrası dergah girişi polisler tarafından kapatıldı.
PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Uçar, Hacı Bektaş Veli Dergahı ziyareti sırasında yaptığı açıklamada Hacı Bektaş Veli’nin portresinde yapılan değişikliğe tepki göstererek, “AKP iktidarının yapmış olduğu etkinlikte Hacı Bektaş Veli’nin resmine bile müdahale edildi. Osmanlıdan bugüne mevcut iktidarların her biri kendi Alevisini yaratma adına ellerinden geleni yapmışlardır. Bununla mücadele etmeliyiz” dedi.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDP Halklar İnançlar Komisyonu ve Alevi Masası Üyeleri Nesimi Aday, Kemal Bülbül, Ali Kenanoğlu, Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Celal Fırat, Çiçek Otlu, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliğini kapsamında Hacı Bektaş Veli Dergahı’na niyaz oldular.
Dergah çıkışında Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, açıklama yaptı.
“ALEVİNİN YANINDA DURMAK İSTEMEYEN BİR İKTİDAR VAR”
Dünyada eşitliğin, barışın, 72 millete aynı nazarla bakabilmenin, hiçbir halkı ve inancı ayıplamamın felsefesini, öğretisini yaratan Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ve Kadıncık Ana’nın mekanında olduklarını belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Alevi toplumunun yüzyıllardır süren direniş mücadelesinin yanında olduğumuz için, Hacı Bektaş Veli’nin ve Kadıncık Ana’nın ortaya çıkardığı felsefenin bu ülkenin sorunlarına çözüm bulacağına inandığımız için bu öğretinin mücadelesini ve emeğini verenler olarak buradayız” dedi.
Eş Sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar, iki farklı anmanın yapıldığının altını çizerek, “Birinci anmayı gerçekleştirenler Hakk ve hakikat Alevileri, ikincisini gerçekleştirenler de Alevilerin yanında durmak istemeyen devlet aklı ve iktidarın kendisidir. Hacı Bektaş Veli’nin barışı sembolize eden ceylan ve aslanın olduğu resmi AKP iktidarı yapmış olduğu etkinlikte Hacı Bektaş Veli’nin resmine bile müdahale edildi. Osmanlıdan bugüne mevcut iktidarların her biri kedi Alevisini yaratma adına ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır, yapıyorlar da. Bunların farkında olmak ve mücadelesini vermek durumundayız” sözlerini kullandı.
Yapılan açıklamanın ardından Uçar ve beraberindeki heyet Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’u ziyaret etti.
Sonrasında Garip Dede Cemevi’nde lokmalar paylaşıldı.
PİRHA – Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Kültür Bakanlığı ile Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde dezenformasyon yapılmasına tepki gösterdi. Fırat, “Hacı Bektaş’ı da tipik bir şeyhe benzetmeye çalışıyorlar ancak Hacı Bektaş bizim gönlümüzdedir. Vahabi İslam mantığını herkese dayatmaya kalkan, herkesi kendine benzetmeye çalışan bu zihniyeti kınıyorum” dedi.
AKP güdümünde kurulan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı ile organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.
Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, bu dezenformasyonu PİRHA’ya değerlendirdi.
“GEÇEN SENE DE TAYYİP ERDOĞAN CEMEVİMİZDEKİ RESİMLERİ İNDİRMİŞTİ”
Fırat, Hacıbektaş’ın bu topraklarda sevginin yeşermesine vesile olduğunu gördüklerini belirterek, “Hacı Bektaş Veli bu topraklarda kardeşliği, birlik beraberliği, yaşamı savunan bir pirimizi getirip tamamen klasik bir tekke şeyhi gibi toplumun önüne sermesi kabul edilebilir bir mantık değil. Bunu AKP çok yapıyor. Geçen sene Tayyip Erdoğan cemevimize gittiğinde oradaki resimlerimizi indirmişti. Resimlerimizden rahatsızlardı. Günümüzün koşullarında Hacı Bektaş Veli efendimizi biz kesinlikle bu topraklarda sevginin yeşermesine hala vesile görüyoruz” dedi.
“BİZİM DEĞERLERİMİZİ DAHA ÇOK SAHİPLENMEMİZ GEREKTİĞİ KANISINDAYIZ”
Fırat, Hacı Bektaş Veli Dergahı’na binlerce, yüzbinlerce insanın akın akın gelip ziyaretlerini yaptığını, lokmalarını verdiğini, beraber muhabbet ettiğini belirterek Alevi hareketinin de aynı şekilde gelip sorunlara, sıkıntılara yönelik bir çalışma yürüttüğünü söyledi.
Fırat şöyle devam etti:
“Özellikle AKP yıllarca alternatif bir program yaparak halkın, toplumun taleplerini görmezlikten gelip kendine benzeştirerek böyle bir çalışma yürütmeye çalışıyor. Hacı Bektaş Veli’yi de tipik bir şeyhe benzetmeye çalışıyorlar ancak Hacı Bektaş bizim gönlümüzdedir. Bizim için nefestir, her şeydir. Onun özellikle ‘iri olun, bir olun’ kelamlarını, bu coğrafyaya söylemek istediklerini şu an çok iyi anlıyoruz, algılıyoruz. Bizim daha çok değerlerimizi sahiplenmemiz gerektiği kanısındayız.”
“AKP, VAR OLAN ALEVİ HAREKETİNİ DAĞITMA PEŞİNDE”
AKP’nin ötekileştirdiği dilden arınmak mükellefinde olduğunu da söyleyen Fırat, “Vahabi İslam mantığını herkese dayatmaya kalkan, herkesi kendine benzetmeye çalışan bu zihniyeti kınıyorum” dedi.
Milletvekili Fırat, toplumu asimile etmek isteyenlere karşı mücadelelerini sürdürecekelerini belirterek şunları kaydetti:
“Seneye 16 Ağustos’ta geleceğiz, alternatif program yapmayacağız” diye söylemişler. Alevi toplumunun sorunları var. Bunlar: Eşit yurttaşlık, zorunlu din dersleri, cemevleri meselesi, Sivas Madımak Otel’in utanç müzesi yapılması. Bu meselelerimize çözüm üreteceklerse buyursun gelsinler. Alevi hareketi her platformda yıllarca “çözüm üretelim, oturup konuşalım, muhabbet edelim” diyor. Ama onlar kendi Alevilerini yaratmaya gayret gösteriyorlar. Var olan Alevi hareketini dağıtmaya yönelik bir çalışma güdüyorlar. Her toplumun içinde ebu cehiller çıkıyor. Toplumu asimile etmek için hınzır paşalar çıkıyor. Bugün de çıkıyor maalesef. Biz yine mücadelemizi kesinlikle sürdüreceğiz.”
PİRHA-Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan değişiklikle ilgili açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, “AKP’nin yapmak istediğini biz biliyoruz. 72 millete bir nazarla bakan Alevilik inancını da asimile ederek, tekçi zihniyeti dayatmak istiyor. Özü Yezid olanın dilinde Ali olsa ne fayda.” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görselde Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanın kaldırılması, Alevi toplumu tarafından tepki ile karşılandı.
“BU SAYGISIZLIĞI ŞİDDETLE KINIYORUZ”
Konu ile ilgi açıklama yapan ABF, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin Alevileri ve Aleviliği yok saymaya devam ettiğine vurgu yaparak, “Kültür ve Turizm Bakanlığı milyonlarca Alevinin kutsal sembollerinden Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin temsili resminden Aslan ve Ceylan’ı çıkarmış.
Hacı Bektaş Veli, Azerbaycan’dan İran’a, Yemen’den Suriye’ye, Balkanlardan Anadolu’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki on milyonlarca Alevinin ortak inançsal sembolüdür. Bu inanç doğadaki tüm canların eşit ve hoşgörü içinde yaşamasının sembolüdür. Hoşgörü ve adaletin sembolüdür. AKP’nin yapmak istediğini biz biliyoruz. 72 millete bir nazarla bakan Alevilik inancını da asimile ederek, tekçi zihniyeti dayatmak istiyor. Aslan ve Ceylan sembolleri Aleviliğin olmazsa olmazlarındandır.
Bu saygısızlığı şiddetle kınıyoruz. Bu yapılan saygısızlık bir kez daha göstermiştir ki, AKP’nin Alevilere rağmen kurduğu, “Cemevi Başkanlığı’nın” tek amacı bizi köklerimizden koparıp yok etmektir. Hünkarımızı bir kez daha andığımız bu günlerde AKP ve yandaşları bilsin ki hiçbir güç bizi köklerimizden koparamayacak.” diye belirtti.