Etiket: hacı bektaş veli

  • Hacı Bektaş portresinin dezenformasyonuna Alevi aydınlardan tepki: Sünniciliğin sefaleti!

    Hacı Bektaş portresinin dezenformasyonuna Alevi aydınlardan tepki: Sünniciliğin sefaleti!

    PİRHA – Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona Alevi aydınlardan tepki geldi. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, yapılanlara karşılık “İnsan sureti çizmeyi günah sayan bir Sünniciliğin sefaleti olarak ifşası anlamına geldiğini söyleyebiliriz” dedi. Yazar Ali Yıldırım ise ““Hacı Bektaş’ın aslan ve ceylanını çalmışlar” diyerek tepki gösterdi. 

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güdümünde kurulan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görsel, Alevi toplumunun tepkisine neden oldu.

    Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanı kaldıran hükümet yetkilileri, yeni bir Hacı Bektaş Veli portresi yaparak “alternatif anma etkinliklerini” yeni bir boyuta taşıdı!

    Söz konusu görsel, Hacıbektaş Belediyesi başta olmak üzere birçok alanda sergilenirken toplumun tepkisi de gecikmedi.

    “SÜNNİCİLİĞİN SEFALETİ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Hacı Bektaş görseli üzerindeki dezenformasyona dair yazı kaleme aldı. İlgili resimde Hacı Bektaş’ın kucağındaki av ve avcı olan iki canlının; arslan ve ceylanın önemine vurgu yapan Yalçınkaya, şu eleştiride bulundu:

    “Yani resim adeta şunu söyler; ceylan ile arslan yan yana değilse, orada Hacı Bektaş da Hacı Bektaş olmazdı.

    Ceylan ve arslan resimden atılmış.

    Teslim taşı da elbette hemen yok edilmiş.

    Resmin doğayla birlikteliği tümüyle kesilmiş, arkaya anlamsız bir beyaz fon yerleştirilmiş.

    Resimdeki çok renklilik kaldırılarak ölü bir iki renge sıkıştırılmış bütün anlam; canlıya karşı ölü.

    Sol eldeki tırnaklar özellikle belirgin hale getirilerek Hacı Bektaş’ın kimi Sünni tasvirlerdeki gibi, kirli, pasaklı, yıkanmayan, tırnaklarını kesmeyen bir meczup olduğu hissi verilmiş.

    İri gözler küçültülmüş ve sakatlanmış. Gözler küçülürken gözbebekleri şaşılaştırarak komikleştirilmiş. Sol göz kapağı düşürülmüş, gözlerin özellikle asimetrik olmasına uğraşılmış.

    Gözde sürme olduğu düşünülebilecek vurgu kaldırılmış, “ne o öyle sürmeli, erkek mi olur, öyle ya? Zaten bu Aleviler Ali ve Hüseyin’e de sürme çekmiyor mu?”

    Kaşlar birbirine bir yayın iki ucu gibi yaklaştırılarak yüze sert, savaşçı, saldırgan bir anlam katılmış.

    Sakal çember sakala yaklaştırılmış ve özellikle çember sakallı temsiline uygun olarak siyaha boyanmış.

    Bakanlığın Hacı Bektaş temsiline baktığımızda ne görüyoruz peki? En fazlasından bir meczup, bir hayalet; yüzünde kötülüğün ve ölümün rengini taşıyan bir fani ya da bir sosyal medya kullanıcısının yorumuyla “Coca-Cola’nın Noel babası!”

    Peki bu simgesel operasyonu nasıl ve neye yormalıyız? Kuşkusuz bu soruyu farklı düzlemlerde yanıtlayabiliriz. Örneğin bu operasyonun apaçık ceddimiz diye kutsadıkları padişahları “gavur” ressamlara boy boy portre yaptırırken, insan sureti çizmeyi günah sayan bir Sünniciliğin sefaleti olarak ifşası anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

    Bu operasyon Aleviler açısından ne söylemek istiyor bize? Yine en kolay yanıtı en başta verebiliriz: Daha dün nasıl bir siyasal ziyarette Zülfikar ve Ali temsilleri cemevinin duvarlarından indirilmişse, bugün bir ileri adım daha atılmakta ve Alevilerin kendi kendilerini nasıl sembolize etmeleri gerektiği, o sembolleri ortadan kaldırarak değil, dönüştürerek gösterilmekte yani Alevilere nasıl bir dine sahip olmaları gerektiği işaret edilmektedir ama unutulmamalıdır ki işaret edenin arkasında devlet gücü yani zor kullanma tekeli bulunmaktadır! Tıpkı Sayın Bakan’ın müjdesinde olduğu gibi; devlet artık iki ayrı tören istemiyor; törenin nasıl yapılacağını Alevilere öğretmek istiyor; göstere göstere.”

    “HIRSIZLIK OLAYI MIDIR, BASİT BİR UNUTKANLIK MIDIR?”

    Yazar Hamit Sayar da “Hacı Bektaş Veli’nin yüzlerce yıldır kucağında tuttuğu aslan ve ceylanı, devletin bu yılki törenleri için yaptırılan tablolarda yok!” diyerek yaşananları şu sözlerle eleştirdi:

    “Alevi İslamcı Sn. Şeyh Nasreddin Eskiocak’a soruyorum, ‘Hacı Bektaş’ın doğaya hükmetmesi, vahşi hayvanları barış içerisinde kucağında buluşturması sizleri neden rahatsız ediyor? Bu hırsızlık olayı mıdır, basit bir unutkanlık mıdır? Yoksa bilinçli olarak gerçekleştirilen bir tavır mıdır?”

    “DEVLET ADIM ADIM KENDİ ALEVİLİĞİNİ DİZAYN EDİYOR”

    Yapılan karalamaya yönelik bir tepki de Yazar Ali Yıldırım’dan geldi. “Hacı Bektaş’ın aslan ve ceylanını çalmışlar…” diyen Yıldırım şu ifadeleri kullandı:

    “Devletin bu yılki resmi Hacı Bektaş törenleri için bakanlıkça yaptırılan tablolarda aslan ve ceylan buharlaşmış, yok olmuş.

    Bakanlık Hacı Bektaş’ın doğaya hükmetmesini, vahşi hayvanları barış içerisinde kucağında buluşturmasını uygun bulmamış. Hacı Bektaş’ı sıradan bir tekke şeyhine çevirmiş.

    Bu hırsızlık olayı basit bir unutkanlık eseri değil. Bilinçli olarak gerçekleştirilen bir tavır.

    Görülüyor ki devlet adım adım kendi Aleviliğini dizayn ediyor, oluşturuyor. Aleviliğin içi boşaltılarak bir ceset haline getiriliyor.

    Bu durumda, Aleviliğimizin elimizden çalınmasına karşı fikri nöbet tutmaya başlamanın zamanı gelmiş de geçiyor bile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF: Bizim Yezid sofralarında yerimiz yoktur

    ABF: Bizim Yezid sofralarında yerimiz yoktur

    PİRHA- ABF, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 12 Ağustos tarihinde yapacağı Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri’ne katılım için Alevi kurumlarına yazı gönderildiğine işaret ederek, “Biz Alevileri yakarak, keserek, katlederek bitiremeyeceğini anlayan Ebu Süfyan soyu, tıpkı Mervan gibi sinsi oyunlarla yolumuza saldırıp, yola zarar vermek istiyor. Alevi kimliğimize ve yolumuza sahip çıkmak hepimizin en önemli görevidir. Bizim Yezid sofralarında yerimiz yoktur” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 12 Ağustos tarihinde yapacağı Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri’ne katılım için Alevi kurumlarına yazı göndermesine dair yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, Alevi-Bektaşilerin Serçeşme olarak kabul ettiği Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri’ni bu yıl Hacıbektaş Belediye Başkanlığı ve Alevi-Bektaşi kurumları ortaklaşa olarak 16/17/18/19 Ağustos 2023 tarihleri arasında düzenleyeceklerine dair hatırlatmada bulunuldu.

    Dernek kurum başkanlarına gönderilen genelgede şunlar ifade edildi:

    “AKP’nin Alevi inancı ve kimliğini asimile etme ve baskılama çalışmalarının en önemli araçlarından biri haline gelen ve yine AKP tarafından KÜLTÜR ve TURİZM Bakanlığı altında kurulmuş olan ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR ve CEMEVİ BAŞKANLIĞI, alternatif bir etkinliği 12 Ağustos 2023 günü düzenliyor.

    AKP tarafından düzenlenen bu Alternatif Anma Etkinliği’ne tüm Alevi Bektaşi kurumlarına ve İL KÜLTÜR TURİZM müdürlükleri tarafından gönderilen yazılar ile katılım sağlamamızı İstiyorlar. Bu yazıların birçok bileşenimize gönderildiği, sizlerden gelen telefonlardan biliyoruz. AKP’nin düzenlemiş olduğu anma etkinliğine özellikle; dede, baba, zakir ve demek/vakıf yöneticilerimiz ile üyelerimiz davet ediliyor.

    Başta Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbelâ’da katledilen canlarımız olmak üzere Bezm-i Elest’ten bu yana yapılan tüm katliamlara ve haksızlıklara karşı duruşun ve haykırışın simgesi olan Yas-ı Matem günlerindeyiz.

    İbadetlerimizi yapıp oruçlarımızı tuttuğumuz, İmam Hüseyin’in şahsında Ehlibeyte, Ehlibeytte temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineleyip, Ebu Süfyan soyuna ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ettiğimiz bu günlerde YEZİD sofrasına oturmak bize yakışmaz.

    Biz Ali’ye selman olanlar, Yas-ı Matem ayında, Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin’den miras kalan HÜSEYNİ DURUŞU sergilemek zorundayız.

    Biz darağacında bile zalimin zulmüne karşı duran Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın torunları, yolumuza sahip çıkmak zorundayız. Zamane Yezid’lerinin karşısında durmak, zulmün karşısında mazlumların avazı olmak yolumuzun gereğidir.

    Biz Alevileri yakarak, keserek, katlederek bitiremeyeceğini anlayan Ebu Süfyan soyu, tıpkı Mervan gibi sinsi oyunlarla yolumuza saldırıp, yola zarar vermek istiyor. Alevi kimliğimize ve yolumuza sahip çıkmak hepimizin en önemli görevidir.

    Bizim Yezid sofralarında yerimiz yoktur. Hiçbir bileşenimiz 12 Ağustos 2023 tarihinde Hacı Bektaş İlçesinde düzenlenecek olan bu etkinliklere katılım sağlamayacak ve katılım sağlayan üyeleri hakkında disiplin maddeleri işletilecektir.

    Varma Yezid’in yanına, kokusu siner canına…”

    PİRHA/ANKARA

  • Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    Aşık Kamber Nar’ın üçüncü şiir kitabı çıktı: İnatla aşıklık kültürü yaşasın istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Kamber Nar’ın 3. şiir kitabı ‘Aşık Kamberî Hayatı ve Şiirleri’ çıktı. Yeni kitabına dair konuşan Kamber Nar, “İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız geleneği bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık, bir yerlere götürmemiz lazım” dedi.

    Aşık Kamber Nar’ın yaşam hikayesi ve şiirlerinin yer aldığı “Aşık Kamberî hayatı, şiirlerinden seçmeler” kitabı yayımlandı. Nilay Yanalak Karasu tarafından derlenen kitap için Sivas Belediyesi de destekçi oldu.

    Kamber Nar, şiirlerinin yer aldığı üçüncü kitap hakkında PİRHA’ya konuştu. Aşık Nar, kitap içeriğini ise “Son zamanda yaşadığımız pandemi ile ilgili şiirler, onun da ötesinde sosyal içerikli, güncel sorunları anlatan, nasihat veren, yol gösteren şiirler yer alıyor” sözleriyle özetledi.

    “İNATLA BU KÜLTÜR YAŞASIN İSTİYORUZ”

    Şiirlerinde hece vezni kullandığını ve daha çok 11’li ve 8’li hecelerle yazdığını belirten Nar, şiirlerine dair şu açıklamayı yaptı:

    “Şiir tekniğimiz halk ozanlığı geleneği şeklindedir. Ağırlıklı olarak bizim yöremizin, yani Pir Sultan’dan bu tarafa kafiyeli, uyumlu bir şekilde şiirlerimi yazıyorum. Sırf kitap çıkarmak adına değil, bir şey vermek, gelecek nesiller bu kitabı okuduğunda ‘Kamber Nar ne güzel yazmış. Bugünkü konulara parmak basmış’ denilmesi lazım.
    3. kitabım 5-6 yıllık bir birikimin eseridir. Kitabımın içeriğinde taşlama da var. İsim vermeden taşlıyoruz ama kimi taşladığımızı okuyucu kitabı eline aldığı zaman anlar. Ya da bir yanlış gördüğümüzde onu şiirimizle eleştiririz. Bu kitapta Hacı Bektaş’ta yarışmada 1. olan bir şiirim de yer alıyor. ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ifadesini içeren bir şiir yarışması yapılmıştı, orada birincilik alan şiirim de bu kitapta var.
    Şimdi ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum ama bu kitaplar kalıcıdır. Örneğin bu son çıkan kitabımız 81 ilin kütüphanelerine dağıtılmış. Sivas Belediyesi ve oradaki akademisyenlerin oluşturduğu bir grup tarafından bu işe imza atılmış. Dolayısıyla biz gittikten sonra mutlaka araştırmacılar çıkacak ve kitaplarımızdan faydalanacaklardır. Önemli olan ozanlık geleneğini yaşatmak adına bir çalışmaya imza atmak. Ayrıca şiirlerimin birçoğunu da ben müziklendirdim. 45 şiirimi seslendirip müziğini yaptım. Amacımız bu kültürün yaşaması… Ben bu saatten sonra şöhret olup para kazanacak değilim. Emekli bir insanım, gezip tozabilirdim de ama sürekli Ozanlar Derneğini açık tutuyorum ki bu kültür yaşasın. İnatla bu kültür yaşasın istiyoruz. Çünkü bizi yaşatan, duygularımızı, sorunlarımızı anlatan, haksızlığa karşı çıkan, gümbür gümbür türküsünü söyleyen ozanlarımız bugünlere getirdi. Biz de o bayrağı aldık bir yerlere götürmemiz lazım.”

    “BELEDİYELER BİRAZ DA BU KİTAPLARA PARA HARCASIN”

    Kamber Nar, Sivas Belediyesi tarafından 58 Sivaslı ozanın hayatının ve şiirlerinin yer aldığı kitap hazırlandığını belirterek şu mesajı da paylaştı:

    “Parti gözetmeksizin bütün belediyelerin bu kültüre hizmet vermesini umuyorum. Sivas’ın 58 ozanının kitabını çıkarttılar. Bunlar içerisinde Ruhsati de var, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu, Ali Kızıltuğ da var. Ali Kızıltuğ’un yaşarken bir kitabı yoktu ama belediye çıkarttı. Bu nedenle komisyonda yer alan akademisyenlere teşekkür ediyorum. Bütün belediyelerin bu konuya el atması gerekir. Bu çok da maliyetli değil. Sivas’ta evet biraz fazla ozan var. Ona rağmen kitaplar çıkarıldı. Tabii unutulanlar da vardır illaki ama diyelim ki bir ilde 10 aşık, ozan var, 10 kitap çıkarırsın. Belediyelerde nice paralar harcanıyor biraz da bu kitaplara harcansın diyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ertuğrul Günay, Cemevi Yasasını eleştirdi: Son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayış-VİDEO

    Ertuğrul Günay, Cemevi Yasasını eleştirdi: Son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayış-VİDEO

    PİRHA – Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AKP’nin Alevi politikalarını eleştirerek “Alevilik gibi bir inancı sanki kültür alanının bir folklorik koluymuş gibi Kültür ve Turizm Bakanlığında bir daire başkanlığına bağlamak son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayıştır” dedi.

    Cemevlerinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ardından tepkiler de genişliyor. 26 Kasım’da yayınlanan Resmi Gazete’de ise cemevlerinin kimi temel giderlerinin nasıl karşılanacağı ve cemevi inşası konusundaki prosedürler de netleşti.

    Alevi örgütleri, torba yasanın ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin geri çekilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruya hazırlanırken muhalefetten de tepkiler gelmeye devam ediyor.

     “HAKSIZ VE HATTA HADSİZ BİR ANLAYIŞ”

    60. ve 61. Hühümet dönemlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı görevi yürüten Ertuğrul Günay da cemevleri konusunda alınan kararları eleştiren isimlerden oldu. Hükümetin Alevi politikalarını eleştiren Günay “Alevilik gibi bir inancı veyahut da herhangi bir inancı, sanki kültür alanının bir folklorik koluymuş gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bir daire başkanlığına bağlamak son derece yanlış, haksız ve hatta hadsiz bir anlayıştır” ifadelerini kulandı. Ertuğrul Günay, Kültür Bakanlığı’nın görevinin “Bütün kültür varlıklarına ayrım yapmaksızın sahip çıkmak ve onların kendisini koruması, geliştirmesi konusunda yardımcı olmaya çalışmaktır” diye de ekledi.

    “YETERİ KADAR EŞİTLİKÇİ OLAMADIK”

    Ertuğrul Günay, cemevleri hakkında alınan karara ilişkin “Olayın boyutlarının, büyüklüğünün fark edilmeden yapılmış bir düzenleme” diyerek şu yorumda bulundu:

    “Aleviliğin milyonlarca inananı var. Büyük ölçüde bütün dinler evet birbirleriyle ilişkilidir. Dinler birbirinden etkilenir elbette. Alevilik, İslamiyet içinde bir alan, dal gibi gözüküyor ama öncesi ve sonrasıyla belki daha özgün yanları da olan bir büyük inançtır. Bu inancın ne olduğu, nasıl olacağı, nasıl geliştirileceği inananları ilgilendirir. Onun dışında devlet, bütün inançlara karşı eşit mesafede saygılı, bütün inançlara karşı onların haksızlığa uğramaması konusunda koruyucu ama bununla sınırlı bir görev seçmelidir kendisine. İnancı tarif etmek, inancın ibadethanesinin şöyle olması veya böyle olması konusunda birtakım yönlendirmelerde bulunmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. Ama bizim baştan beri sadece Alevilikle ilgili değil, başka bazı inançlar veya farklı etnik kökenlerle ilgili bir eksiğimiz var. Cumhuriyetin 100. yılının tam eşiğindeyiz ve evrensel anlamda çoğulcu olamadık. Ve yeteri kadar eşitlikçi olamadık. Evet Cumhuriyet her yurttaşın önüne kendisini geliştirmek konusunda bir kapı açtı ama bu hukuken biraz böyle oldu. Fiiliyatta ise bu konuda sınırlamalar oldu.”

    “DERDİMİZ, BİR ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRMEK OLMALI”

    Sizin inançlarınız, etnik kökenleriniz çoğunluktan farklıysa hep birtakım sınırlar önünüze geldi. Hep söylemeye çalışıyorum, Cumhuriyetin 100. yılına girerken bizim derdimiz bir iktidar değiştirmek değil, bir zihniyet değiştirmek olmalı. Çoğulculuğu içselleştirmeliyiz. Eşitlikçiliği içselleştirmeliyiz. Devlet inançlara, etnik kökenlere karşı kör olmalı ve insanları bu ülkeye kattıklarıyla yetenekleri, bilgisi, eğitimi, gayreti ile değerlendirmeli. O yüzden ben bu yasanın seçim eşiğinin de gelmesi tabii ayrı bir tartışma konusu…

    10 yıl önce bu konuda bir çalışma olmuştu, keşke o zaman sonuçlansaydı. Ben de o hükümetin içindeydim ve ben de bu konuda bazı adımlar attım. Örneğin 1993’ün Temmuz ayında o vahim olay yaşandıktan sonra Sivas’ın Madımak Otelinde benim bakanlığıma kadar 15 yıl boyunca otelin altında bir kebapçı dükkanı vardı. Utanç verici, yüz kızartıcı bir duyarsızlıktı. Onu çıkarmaktan başlayarak Anadolu’da hangi inanca mensup olursa olsun bütün inanç merkezlerine gereken saygıyı, kaynağı ayırarak bir takım gayretler göstermeye çalıştım. Onun ötesinde de bütünüyle devletin hükümetin birtakım çalıştaylarla eşit yurttaşlığı inşa etme konusunda arayışları oldu. Keşke sonuçlansaydı o tarihlerde ve böyle netameli bir seçim eşiğinde bir yeni çekişme, çatışma konusu olmasaydı. Ben, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda olması gerekene işaret eden bir iptal kararı vermesini çok temenni ederim. Çünkü insanların inancını sanki kültürel, folklorik bir alanmış gibi bir daire başkanlığının altına hapsetmek doğru değil. Bırakalım inananlar inandıkları gibi kendi özel, özgür kurumlarını kursunlar. Devlet başka inançlara nasıl saygılı ise aynı saygıyı, desteği oraya da göstersin.”

    “DERGAHLARIN İADESİ KONUSUNDA BİR TALEP OLMADI”
    Ertuğrul Günay, devlet himayesinde olan ibadethanelerin Alevi toplumuna iadesi hakkında da konuştu. Günay, “Bakanlık yaptığınız dönemde, kimi ibadethanelerin Alevi toplumuna iadesi konusunda herhangi bir tartışma söz konusu oldu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:
    “Böyle bir tartışma ve talep olmadı. Zaten bunlardan yanlış bilmiyorsam Hacı Bektaş Veli Dergahı doğrudan Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgiliydi. Hem Hacı Bektaş hem Konya’daki Mevlana, hepsi bizim inancımızda, toplumumuzda, hayatımızdaki önemli yerler. Buralar çok bakımsızdı. Ben eski yıllarda da buraları ziyaret ederdim. İçeri girdiğiniz zaman ağır bir rutubet kokusu, bir takım bakımsızlıkların izleri görünürdü. Hiç ayrım yapmaksızın hepsine ama Anadolu’da kalan ve bizim restorasyon imkanımız içerisinde kiliseler de dahil olmak üzere, vakıflar eliyle camilere ve bakanlığımıza bağlı olan bu tip merkezlere sınırsız kaynak ayırmaya çalıştık. Ben Hacı Bektaş’ın, bunu hayatımda hep iftihar olarak hatırlarım, yerdeki halısından, tavandaki sönmüş ampulüne kadar tüm kalem işlerini hepsini pırıl pırıl yapmaya özen gösterdim. Aynı şeyi Mevlana’ya da Yunus Emre’ye ait mekanlarda da yapmaya çalıştık.
    Mevlana ve Hacı Bektaş’ta cüzi bir giriş ücreti alınıyordu. Buna itirazlar oldu. Ben Ağustos ayında yani yoğun ziyaretin olduğu ayda bunu tümüyle kaldırmıştım. Zaten rakam da sembolikti. Devlet de oraya önemli kaynaklar ayırıyordu. Gelenlerin bağış gibi bir katkısı vardı. Onun ötesinde bir talep olmadı.”

    “ELBETTE DAHA FAZLASINI YAPMAK LAZIM”
    Örneğin Elmalı’daki Abdal Musa Dergahını da ziyaret etmiştim. Orada da benzer sorunlar vardı. Orayı hatta bakanlığım bittikten sonra da takip ettim. Elbette daha fazlasını yapmak lazım. Bu mekanları o inancın inananlarının kullanmasına daha büyük imkanlar vererek açık hale getirmek gerekiyor. Hacı Bektaş’ta bir kez dergahta semah dönülmesine imkan verdik o bile bayağı bir çekişme, tartışma konusu oldu ki bizim ne hakkımız var yani inananların gelip kendi inanç merkezlerinde semah yapma imkanının her zaman olması gerekir. Benzer şey Anadolu’da bazı kiliselerde de oldu. Bunları aşacak bir çoğulculuğa, bir eşit yurttaşlığa dilerim ki Türkiye Cumhuriyet 100. yılında kavuşmuş olur.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • HDP’li Özen: Bu saldırı tüm Alevilere yapılmış bir saldırıdır-VİDEO

    HDP’li Özen: Bu saldırı tüm Alevilere yapılmış bir saldırıdır-VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Zeynel Özen, cemevleri ile ilgili yasaya karşı Ankara’da yapılmak istenen açıklamaya polisin sert müdahalesini kınadı. Mecliste konuşan Özen, Alevi kurum yöneticilerinin saldırılar nedeniyle yaralandığını belirterek “Bu saldırı tüm Alevilere yapılmış saldırıdır” dedi.

    Alevi kurum temsilcileri ve yurttaşların, cemevleriyle ilgili yasaya karşı Ankara’da yapmak istediği basın açıklaması sebebiyle maruz kaldıkları şiddet Meclis’te dile getirildi.

    İstanbul HDP Milletvekili Zeynel Özen, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak, eylemlerde birçok kişinin fiziksel saldırıya uğradığını belirtti.

    “ALEVİLER ANAYASAL GÜVENCE İSTİYOR”

    Zeynel Özen, AKP’li Mustafa Elitaş’ın “Bu Aleviler niye protesto ediyor?” sözlerine ise şu sözlerle yanıt verdi:

    “Sayın Elitaş dedi ki: ‘Cemevleriyle ilgili 5 madde getiriyoruz, bu Aleviler niye protesto ediyor?’ Sayın Elitaş, sağır sultan da duydu, Alevilerin talebi, cemevlerinin ibadet yeri sayılması. Anayasal güvence istiyor. Aleviler tuğla, para, çimento peşinde değil, anayasal güvence istiyor.

    Bugün, Alevi örgütlerinin yaptığı eyleme polis saldırısı oldu, bu polis saldırısında gaz kullanıldı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ile Alevi Dernekleri Federasyonun Genel Başkanı Celal Fırat Dede yaralandı; hastanede. Ben bu polis şiddetini kınıyorum. Bu saldırı tüm Alevilere yapılmış bir saldırıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • 7 Alevi çatı örgütünden, #AlevilikTorbayaSığmaz, #AlevilerEşitYuttaşlıkİstiyor” başlıklı Hastang çalışması!

    7 Alevi çatı örgütünden, #AlevilikTorbayaSığmaz, #AlevilerEşitYuttaşlıkİstiyor” başlıklı Hastang çalışması!

    PİRHA – Alevi çatı örgütleri, AKP iktidarı tarafınca cemevlerinin bakanlık bünyesine alınması ve Alevilik hakkında tarifler yapılmasına karşın 7-8 Kasım’da Ankara’da yapacakları eylem ve etkinliklere ilişkin sosyal medya üzerinden çalışma başlattı.

    Cemevlerinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda torba yasa içerisinde gündeme getirilip Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanması ve AKP-MHP çevresince Aleviliğin tanımlamasına tepkiler sürüyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri yaşananlara tepki olarak eylem kararı aldı.

    Yedi Alevi çatı örgütü, yaptığı açıklamada 7 Kasım’da bütün Yol önderleri ile bir araya gelip durum değerlendirmesi yapacaklarını açıkladı. Örgütler, 8 Kasım’da ise itirazlarını dile getirmek adına Meclis’e gideceklerini belirterek “Sözümüzü söylemek, Yol’a sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YASANIZI GERİ ÇEKİN”

    Alevi kurumları sosyal medya üzerinden çalışma başlattı. “#AlevilikTorbayaSığmaz, #AlevilerEşitYuttaşlıkİstiyor” başlıklı Hastang çalışmasına dair şunlar dile getirildi:

    “Kadıdan, hacıdan, hocadan fetva almayız; rehberimiz, pirimiz, mürşidimiz vardır.

    Bizim ibadetimiz CEM, İbadethanemiz CEMEVLERİDİR

    Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, zalim vicdanlara; durmadan usanmadan, bıkmadan yüksek sesle anlatmaya devam edeceğiz. ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR!

    Ülkenin her geçen gün krize sürüklendiği, adaletin mumla arandığı, emeğin görülmediği bir düzende inancımızı torbaya sokanlara, sözümüz birdir.

    Alevilik Torbaya Sığmaz, Yasanızı Geri Çekin.

    Kimsenin şüphesi olmasın ki; bu yol sahipsiz değildir! Kadimde Şahı Merdan Ali’nin uyandırdığı delil, elden ele, günümüze kadar sönmeden devam etmektedir. Alevilik şunla bunla açıklanamaz! Alevilik Aleviliktir.

    7 Kasım Pazartesi saat 10.00’da Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasında Analar, Pirler, Dedeler, Babalar, inançsal yol önderlerimiz ile 8 Kasım Salı günü saat 10.00’da tüm Alevi kurumları ile TBMM’de sözümüzü söylemek, yola sahip çıkmak adına çağrıda bulunuyoruz.

    #AlevilikTorbayaSığmaz

    #AlevilerEşitYuttaşlıkİstiyor”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >7 Alevi kurumundan Alevilere çağrı: 8 Kasım’da Meclis önünde olalım

  • Aleviler Hacı Bektaş Veli Dergahında bir araya geldi-VİDEO

    Aleviler Hacı Bektaş Veli Dergahında bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA –Alevi çatı örgütleri tarafından bugün ve yarın (17-18 Eylül) yapılacak çalıştayın açılışı yapıldı. Kurum yöneticileri, Hacı Bektaş Veli Dergahını ziyaret ederek toplu fotoğraf verdi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı için toplanıldı.

    Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütleri Hacıbektaş’ta bir araya geldi. Yedi Alevi çatı örgütü tarafınca organize edilen iki günlük çalıştay öncesinde kurum yöneticileri, Hacı Bektaş Veli Dergahını ziyaret etti.

    Saat 10:00’da Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezi’nde başlayan çalıştay öncesinde kurum yöneticileri ve yönetim kadroları, 09:30’da Hacı Bektaş Veli Dergahında buluştu.

    Pirin huzuruna çıkan kurum yöneticileri, sonrasında toplu fotoğraf çektirerek birliktelik mesajı verdi.

    YENİ DÖNEM İÇİN YOL HARİTASI HAZIRLANACAK

    2 gün sürecek çalıştay sonucunda, gelecek sürece dair hak kazanımları, Alevilerin yaşadıkları sorunlar ve son süreçte AKP iktidarının hayata geçirmek istediği Alevi politikalarına karşılık tartışmalar yürütülecek. Çalıştay sonucunda Alevi toplumunun izleyeceği yol haritası da belirlenmiş olacak.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Dertli Divani: İnançlar, siyasi yapıların malzemesi olmamalı-VİDEO

    Dertli Divani: İnançlar, siyasi yapıların malzemesi olmamalı-VİDEO

    PİRHA- “Hacı Bektaş Veli Dergâhı bizim Serçeşmemizdir” diyen Yol yürütücüsü Ozan Dertli Divani, dergahın müze statüsünden kurtarılıp Alevi toplumunun iradesine teslim edilmesi gerektiğini söyledi. Alevilerin kutsal mekanlarının siyasete alet edilmemesini vurgulayan Dertli Divani, “Alevi öğretisine hiçbir siyasetin gölgesi düşmemeli” dedi. 

    Yol yürütücüsü Ozan Dertli Divani, Hacı Bektaş Veli Türbesinin Alevilere iade edilmemesine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “Hacı Bektaş Veli Dergâhının bizim Serçeşmemizdir” diyen Dertli Divani, “Orası bizim hem inanç merkezimiz, hem de bütün müşküllerimizi çözdüğümüz en üst kurulumuz, gönülleri birleyip cem olduğumuz, erkanları yürüttüğümüz kutsal bir mekân” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRETİSİNE HİÇBİR SİYASETİN GÖLGESİ DÜŞMEMELİ”

    Dertli Divani, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın müze statüsünden kurtarılıp Alevi toplumunun iradesine teslim edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Alevilerin kutsal mekanlarının siyasete alet edilmemesini vurgulayan  Dertli Divani, “Alevi öğretisine hiçbir siyasetin gölgesi düşmemeli. Zaten etik siyaset yapanlar da böyle düşünürler, olaylara böyle yaklaşırlar. İnançlar, kültürler, halkın yarattığı değerlerdir, buna toz kondurmamamız gerekiyor. Bugün sizin en yakın durduğunuz siyasi yapıda yarın yan çizebilir size hak ettiğiniz değeri vermeyebilir, sizin kabul görmeniz gerektiği noktada sizi reddedebilir. Bundan dolayı inanç yapılanmaları özerk olmalı” diye belirtti.

    “1, 2 CEMEVİ YAPIP KULLANIMIMIZA SUNMALARI BİR İHSAN DEĞİL”

    Dertli Divani, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Toplumun önde gelen canları, insanları, rehberleri, piri, zakiri, ozanı, aşığı kılı kırk yararak, attığı her adımı ölçerek, biçerek hesap etmesi gerekir. Politik sözler, vaatler bu kültürel değerleri imhaya yöneliktir. Bizim paraya pula ihtiyacımız yok. Düşünsel ve inançsal anlamda kendimizi ifade ettiğimiz biçimde kabul görelim, başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok.

    Yüzyıllar boyu dedelerini, pirlerini, aşıklarını, sadıklarını, hizmet ehillerini bu toplum rıza lokmalarıyla muhannete muhtaç etmemişler, bugün de etmiyorlar. Onların bize 1,2 cemevi yapıp kullanımımıza sunmaları bir ihsan değil. Bunun kat kat fazlası bizim hakkımız ama bizler laik ve demokratik sistemin o hassas dokuları zedelenmesin diye bunların da artık yapılmasına gerek yok diye düşünmemiz gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Cumhurbaşkanının, cemevleri konusundaki tutumunu doğru bulmuyoruz’-VİDEO

    ‘Cumhurbaşkanının, cemevleri konusundaki tutumunu doğru bulmuyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Alevi sorununa ilişkin tutumunu eleştirdi. Mevcut soruna “İhtiyaç meselesi olarak bakmamak gerekir” diyen Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Osmanlı fetvalarında katilleri motive eden bu kirli politik anlayışla hareket eden sayın Erdoğan’ın tavrı yanlıştır, taraflıdır” sözleriyle eleştirdi.

    AKP’li yetkililerin, cemevlerini dolaşması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da Hüseyin Gazi Türbesi’ne gitmesiyle başlayan tartışmalar sürüyor.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Eylül’de İstanbul’da yaptığı konuşmada “Allahsız, Muhammedsiz, Alisiz Alevilik olmaz. Sadece sapkın zevklerin üzerine bina edilmiş Alevilik de, Müslümanlık da, Türklük de, Kürtlük de olmaz” sözleri Alevi kamuoyunda eleştiri ile karşılandı.

    “HER İNANÇ, GELENEK VE GÖRENEKLERİNİ KENDİ KARŞILASIN”

    Garip Dede Dergahı Vakfı ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, Erdoğan’ın konuşmasına karşılık video mesaj paylaştı. “AKP iktidarının, cemevi ziyaretlerine ilişkin meseleyi artık ihtiyaç meselesi boyutunda görmemek gerekiyor” diyen Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmaların incitici olduğunu söyledi.

    Celal Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ayrıştırıcı bir üslup kullandığını belirterek “Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bir yerleri fethetmenin mantığı da yok! Basit bir sözle bu hakkı Alevilere vermek lazım. Türkiye’de yaşayan her inanca ne veriliyor ise veyahut da her inanç kendi gelenek ve göreneklerini Avrupa’da olduğu gibi kendileri karşılasın” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİ SAPKINLIKLA SUÇLAYIP KİTLENİZİ COŞTURAMAZSINIZ”
    Celal Fırat konuşmasının devamında ‘Anlayış eksikliğiniz hoşgörüyü yok ediyor Sayın Erdoğan’ başlıklı bir metin okudu. “Aleviler hiçbir inançsal eylemini Sünniliğe göre ispatlamazlar” diyen Fırat, şunları söyledi:
    “Sayın Erdoğan kitlesini coşturmak adına Alevileri sapkınlıkla suçlamıştır. Sayın Erdoğan, Sünni İslam’ın emir, tavsiye ve yasaklarına uymayan, namaz kılmayan, oruç tutmayan Alevileri sapkın göstermiş ve tanımlamıştır. Osmanlı fetvalarında hakim olan gericileri, yobazları ve katilleri motive eden bu kirli politik anlayışla hareket eden sayın Erdoğan’ın tavrı yanlıştır, taraflıdır. Alevilerin temel kabullerine, inancına, davranışlarına ve toplumsal değer yargılarına sevgi, hoşgörü ile değil anlayış eksikliği ile yaklaşan Sayın Erdoğan’a Alevi toplumunun cevabı şudur:
    Anadolu coğrafyasında bizler hiçbir zaman silinememiş Hacı Bektaşi Veli, Pir Sultan Abdal, Yunus Emreler, Mevlanalar ve nice Alevi eren ve evliyası kadın toplulukların hoşgörüsüyle Şah-ı Merdan Ali’yi bu toplum, yaşamlarına dahil etmiştir. Ve bu toplum Ali’ye olan aşkını sözle, sazla anlatarak baş köşesine koymuştur. Bu sevgi sizin tanımınıza göre dinsel veya ırksal bir cümle değildir. Anadolu topraklarında yaşayan halkların sevgide buluşmasıdır. Bu sevgi dünyadaki birçok anayasadan daha özgürlükçü daha insancıl ve adildir. Barışı öğütleyen Alevileri sapkınlıkla suçlayıp kendi kitlenizi coşturamazsınız. Bizler şunu çok iyi bilmenizi istiyoruz; Aleviler inancını vahabi İslam mantığına göre teyit etmezler. Aleviler hiçbir inançsal eylemini Sünniliğe göre ispatlamazlar. Aleviler hizaya gelmezler ve en önemlisi Alevi toplumunun, sizin emir tavsiyelerinize ihtiyacı yoktur.

    Bu nedenlidir ki Aleviliğin tanımını kirli bir terim haline getiremezsiniz. Siz bu davranışınızla Aleviliğe karşı önyargı ve ayrımcılığı çoğaltmaktasınız. Farklılıklara karşı tehdit algısını arttırarak Alevilere gözdağı veriyorsunuz.”

    “ALEVİLERİN FARKLI OLMA HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR”
    Celal Fırat, Alevi toplumuna da çağrıda bulunarak şöyle devam etti:

    “Eşit, özgürlükçü, laik değerleri temel alan bir anayasa ile yönetilmesini istediğimiz ülkemizin Cumhuriyet anlayış ve geleneğinin bittiğine maalesef bu sözlerle bir kez daha şahitlik ediyoruz. Sayın cumhurbaşkanının, ‘yeni devletimizi kurduk’ sözleri çok inançlı çok dinli ve çok kültürlü bir devlet anlayışının bittiğinin göstergesidir. Yeni kurulan bu devlet Alevilerin farklı olma hakkını, eğitime erişimini, kamusal alanda görünürlüğünü elinden almıştır. Toplumun farklı olana karşı gösterdiği hoşgörü kültürünü tamamen yok etmiştir.
    Bu sürecin temel kaynağı din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. İnsan gerçekliği üzerine kurulmuş sosyal, kültürel, siyasi adaleti sağlaması gereken devlet insanları, tanrı karşısındaki eylemlerini düzenleme bu görevleri tanımlama ve uygulamasına kalkışmıştır. Devlet adamları, siyasi parti mensupları, dinin gölgesinde kalarak akla, mantığa ve çağa uygun olmayan fetvaları meşrulaştırmışlardır. Devletin her yanlışını kutsayan, hak ihlallerine göz yuman din adamları, devletin gücünden yararlanarak farklılıkları yok saymışlardır.
    Geçmişte olduğu gibi bugün de dönüştürülmek istenen, eşitsizliklerden kurtarılamamış, kamusal, siyasi, sosyal, ekonomik alanda ise özgür olmayan tek toplum Alevilerdir denilebilir.

    “CUMHURBAŞKANININ CEMEVLERİ KONUSUNDAKİ TUTUMUNUN DOĞRU BULMUYORUZ”
    Biz Aleviler olarak sadece şunu sormak istiyoruz; özgür bireylerin onayları ile oluşan toplumsal sözleşme olan bir Cumhuriyet Anayasası var. Bizler ‘bu anayasa toplumsal bir sözleşmedir’ diyoruz. Bu sözleşmenin parçası olan bireyler olarak özgür, eşit bir statü, hak ve adaletin sağlanmasını, bu kavramların vatandaşlık tanımı içine alınmasını istiyoruz. Hükümetin, Alevileri susturmak için pratik çözüm üretmesini ise şeyhülislamlık kurumunun devlet içinde geleneğinin devamına bağlıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi ve Cemevi Daire Başkanlığı ya da Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı gibi bir birim oluşturulması da bu geleneğin bir tekrarıdır. Dolayısıyla cumhurbaşkanının, cemevleri konusundaki tutumunu doğru bulmuyor, geçici idari düzenlemelerle eşit vatandaşlık hakkı sağlanamaz diyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi. Suzan Saka, Alevi örgütlerinin ortak taleplerinin her alanda dile getirdiklerini dile getirerek, “Bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız” dedi.

    AKP-MHP ittifakı Alevi kurumlarına yönelik ilgisini arttırıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmalı Hüseyin Gazi Cemevi ziyareti sonrası Kültür Bakanlığı’nın Alevi kurumlarının etkinliğine alternatif olarak düzenlediği etkinliğe katılarak, “Ülkemizdeki 1585 cemevinin tamamı ziyaret edilerek Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın 8 bin 740 talebi belirlendi. 5 bin 600’ü hızla karşılandı. Diğer taleplerle ilgili olarak İçişleri, Kültür ve Adalet Bakanlığımız çalışma yapıyor” dedi.

    Alevi çatı örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneleri (AKD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, ortak bir açıklama yaparak, “Alevileri asimile etmeyi hedefleyen devletin tutumu hiç bir dönemde, bu dönemde olduğu kadar gözü kara ve ideolojik bir hal almadı! Alevi toplumunun hükümetten ve Cumhurbaşkanından beklentisi nettir; İçimize oynamak değil, farklı kanatlarımızın ortak mutabakatıyla oluşturulmuş olan ortak taleplerimizin karşılaması, 85 milyon insanıyla anayasal hak ve yurttaşlık eşitliğimizin sağlanmasıdır. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki, betonla, çimentoyla, içimizden ayartılacak olanlara sağlanan dünyalıklar uğruna inancımızla oynanmasına, taleplerimizin saptırılıp geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BELEDİYENİN ABDALLARIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMALIDIR”

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda izlenimleriniz neler oldu?

    Açıkçası çok uzaktan gelip de Hacı Bektaş Veli kültür ve sanat etkinliklerine katılmak benim için çok onure verici bir şeydi. Özellikle buradaki Alevi örgütlenmelerinin içerisinde yer almak, onlarla beraber hareket etmek gurur vericiydi. Çok mutlu oldum.

    Aynı zamanda buradaki toplumu görürken, izlerken, onların hünkara olan bağlılığını, her sene düzenli gelen özellikle Abdalları ilk defa görüyorum. Kendilerini çok büyük şaşkınlıkla ve gıptayla izledim. Çoğu sokaklarda kalıyor ve onlara falan hiç takılmıyorlar. O kadar itikatlılar. O anlamda hoşuma gitti.

    Hacı Bektaş Belediyesi’nin bu anlamda buraya gelen ve maddi imkanları olmayıp da özellikle Abdal olan Alevilere yer ve yurt sağlaması gerekiyor. Sağlıklı koşullarda ziyaretlerini gerçekleştirmeleri için daha düzenli ve organize bir çalışmaya ihtiyaç var.

    “ALEVİLERİN ORTAK TALEPLERİNİ HER YERDE DİLE GETİRİYORUZ”

    -Avustralya’dan Türkiye nasıl gözüküyor?

    Türkiye’de Alevi inancı tanınmıyor. Yüzyıllardır hem asimilasyona hem de katliama uğrama hali devam ediyor. Yurt dışında yaşayan Alevi örgütlerinin temel mücadele alanlarından biri ve bu hak mücadelesinin bir parçasıyız.

    Bizler yaşadığımız ülkelerde demokratik anlamda haklarımız olduğu için kendi derdimizi, meramımızı anlatabiliyoruz veya resmi mercilerle görüşebiliyoruz ve Türkiye’deki yaşanan herhangi bir hak ihlali, Aleviler olsun, Kürtler olsun, LGBT+’lar olsun, kadın hareketi olsun, bu anlamda tavrımızı netleştiriyoruz. Ama tabii Türkiye’de devlet zaten ötekilleştirmeye çalıştığı ırksal ve inançsal gruplara doğal olarak yaşam hakkı vermiyor. Yaşam hakkı vermediği için de Alevilerin buradaki Alevi örgütlenmelerinin varlığı çok önemli ve onların kazanmış olduğu örgütlenmeleri sonucunda belki bizler bugün Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’na geliyoruz ve Alevilerin ortak taleplerini dile getiriyoruz.

    Bunlar zaten insan hakları talebi. En başta eşit yurttaşlık istiyoruz. İkincisi Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir diyoruz. Üçüncüsü laik bir eğitim, laik bir devlet istiyoruz. Sivas Katliamı başta olmak üzere diğer katliamlarla devletin yüzleşmesi gerektiğini ısrarla belirtiyoruz. Çünkü yüzleştiğin zaman barışırsın, yüzleştiğin zaman acıları sarmak için bir nebze de olsa elini uzatırsın. Ve tabii ki Sivas Madımak Oteli’nin de utançlık müzesi olmasını istiyoruz. Bütün bunlar hem Türkiye’deki hem yurt dışındaki Alevi örgütlerinin ortak talepleridir.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    -AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve Alevi sorununa olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aleviler uyanık olmak zorundalar. Özellikle Alevilerin haklarını savunan Alevi örgütleriyle hareket etmek durumundalar. Çünkü şunu biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir geleneğe sahip. Şu an Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini seçime yönelik bir yatırım olarak düşünüyorum. Alevi örgütlerine, hem Türkiye’de hem de yurt dışında bu anlamda Alevilerin kafasını açmak ve onlara liderlik yapmak açısından tabii ki çok önemli vazife düşüyor.

    Alevilik başlı başına bir inanç olarak gören bizler kendi inancımızı, kendi kültürümüzü yaşayacağız ve bunun için de mücadele edeceğiz diyen bizler hükümetin ve diğer muhalefet partilerinin bazılarının dışında bırakarak bu tür söylemlerine kanacaklarına inanmıyorum. Sonuçta bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız.

    “KENDİMİZİ ÖTEKİ HİSSETMİYORUZ”

    -Avustralya’da Alevi kurumsallaşması ve hakları ne durumda?

    Öncelikli olarak Avustralya sosyal bir devlet. Aynı zamanda da çok kültürlü bir ülke. Tabii ki orada da ırkçılıklar var ama benim gözlemlediklerim ve çıkarımlarımdan aldığım sonuca baktığımda Avrupa’ya göre ırkçılığın daha az olan ülkelerden biri. Dolayısıyla ben orada kendimi hiçbir zaman bir göçmen olarak hissetmedim. Kendi göçmen hissiyatımın dışında hissetmedim. Çünkü on beş senedir orada yaşıyorum. Aksanlı bir İngilizce konuşuyorum ve ben şu an orada Victoria hükümetine bağlı olmamakla beraber, beraber çalışan çok kültürlü bir kurumda Türkçe konuşan görevli olarak yer alıyorum.

    Oradaki partilerle ilişkilerimiz iyi. Zaten bir toplum örgütü, biz demokratik kitle örgütüyüz ve aynı zamanda da cemevimiz var, Hallacı, Mansur Cemevi. İşçi Partisi’yle yakın ilişkilerimiz var zaten. Kendimizi öteki hissetmiyoruz orada. Bu çok önemli. Ötekilerin ülkesi, ötekiler yönetiyor, ötekiler yönetmeli. Evet, bir sürü halk var ve başka halkları tanıma fırsatımız oldu. Hacı Bektaş Veli’nin söylediği işte yetmiş millete bir nazarda bakmayı orada yaşıyoruz, orada görüyoruz.

    “ORTAK ŞİARIMIZI GENİŞLETMEK DURUMUNDAYIZ”

    -Yakın zamanda seçim olacak. Seçimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

    AKP topluma yoğun bir baskı uyguladı ve devam ediyor. Geziyi hepimiz hatırlıyoruz, dokunmadığı kesimler kalmadı. Bütün kesimlerin Türkiye’deki bu durumdan AKP seçmenleri de dahil olmak üzere rahatsız. Özellikle ekonomik anlamda ciddi sıkıtılar yaşanıyor. İşsizlik çok yüksek.

    Türkiye özellikle kadınlar için, çocuklar için can güvenliği yok. İstanbul Sözleşmesi’nin anayasadan kaldırılmasıyla da iyice artan şiddet söz konusu. Bunların tekrar kazanılması mücadeleyle olacak. Gökten hiçbir şey zembille inmiyor, inmeyecek de. Dayanışmak zorundayız ve ortak şiarımızı genişletmek durumundayız.

    Diren KESER-Rohat EMEKÇİ/PİRHA

  • Alevi örgütlerinden Erdoğan’a çağrı: Hacıbektaş’ta alternatif etkinlik kararından dönmesini istiyoruz

    Alevi örgütlerinden Erdoğan’a çağrı: Hacıbektaş’ta alternatif etkinlik kararından dönmesini istiyoruz

    PİRHA- 7 Alevi çatı örgütü, Alevilerin Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın 13 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta alternatif etkinlik düzenlemesine tepki göstererek, Erdoğan’ın bir an önce bu kararından dönmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, “Hüseyin Gazi Dergahı’nda Alevilerin değerlerini hiçe sayan sayın Cumhurbaşkanının, şimdi de Alevilerin geleneksel hale getirdiği anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ortak bir yazılı açıklama yaparak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hacıbektaş’ta Alevilere alternatif bir etkinlik düzenlemesinin kabul edilemeyeceğini bildirdi.
    Alevi örgütleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Alevilerin Hünkarı Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı 13 Ağustos’ta ziyaret edeceğini hatırlatarak, “Alevilerin değerlerini hiçe sayan Cumhurbaşkanının Alevilerin geleneksel hale getirdiği ve tarihleri değişmeyen anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur” dedi.
    7 Alevi örgütün ortak yaptığı açıklama şöyle:
    “30 Temmuz 2022 tarihinde Ankara’da Cemevlerimize yönelik saldırılar ile başlayan süreç, boyut değiştirerek devam etmektedir. Saldırının arka planı aydınlatılmadan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Dergahımıza yaptığı ziyaret Alevi kamuoyunda ve genel kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmıştır.
    Dergahlarımızı, Cemevlerimizi tanımayan ve anayasal güvence altına almamakta direnen, Alevilerin taleplerine kulaklarını kapatan, ayrımcı ve ayrıştırıcı politikalarını ısrarla sürdüren AKP hükümetinin başında bulunan Cumhurbaşkanının şimdi de Alevilerin Hünkarı Hacı Bektaş Veli Dergahımızı 13 Ağustos 2022 tarihinde ziyaret edeceği açıklanmıştır.
    “ALTERNATİF ETKİNLİK KABUL EDİLEMEZ, YOL YAKINKEN KARARINDAN DÖNMESİNİ İSTİYORUZ”
    Hüseyin Gazi Dergahı’nda Alevilerin değerlerini hiçe sayan, Hünkarın portresine bile tahammül edemeyen ve sadece pirlerimizin, analarımızın, babalarımızın oturabileceği posta oturan sayın Cumhurbaşkanı, şimdi de Alevilerin geleneksel hale getirdiği ve tarihleri değişmeyen anma etkinliklerine alternatif bir etkinlik koyması kabul edilemez bir durumdur.

    Bu açıdan bu ziyareti de Hüseyin Gazi Dergahı ziyaretinde olduğu gibi samimi bulmuyoruz. Yol yakınken kararından dönmesini istiyoruz.

    Çok istiyorlarsa her yıl 16-17 Ağustos tarihlerinde Hacı Bektaş Belediyesi ve Kültür Bakanlığı tarafından organize edilen ve bu yıl “59’ncu Ulusal ve 33’ncü Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri” kapsamında yapılacak resmi protokol törenine katılabilirler. Bu anmaya gelirken de başta dergahlarımızın Alevilere devrini içeren kararı ve dile getirdiğimiz taleplerimizin somut çözümleri ile gelmelerini talep ediyoruz.
    TÜM ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE HACIBEKTAŞ’TA OLAĞANÜSTÜ TOPLANTI 
    Değerli halkımız ve değerli basın.
    Alevi kurumları olarak, son süreçte yaşanan gelişmelerle birlikte, bakanlığın gençlik ve Kerbela projelerini de görüşeceğimiz olağanüstü bir toplantı kararı aldık. Bu açıdan bütün Alevi kurumlarımızı 15 Ağustos 2022 tarihinde, saat 15.00″te Hacıbektaş”ta olağanüstü toplantıya çağırıyoruz.
    16 Ağustos saat 11:00’de üç koldan “Dergahımızı İstiyoruz” şiarıyla yapacağımız yürüyüşümüze tüm canlarımızı bekliyoruz. Saygılarımızla.”

     

    PİRHA/ İSTANBUL 

  • Sünni kökenli Eğitimci-Yazar Temeltaş, saldırıya uğrayan Ana Fatma Cemevine üye oldu-VİDEO

    Sünni kökenli Eğitimci-Yazar Temeltaş, saldırıya uğrayan Ana Fatma Cemevine üye oldu-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da cemevlerine yapılan saldırılara karşı Demokratik Alevi Derneğine (DAD) üye olan yurttaşlar, “Tarihten bugüne kadar tüm Alevi katliamları kendiliğinden gelişmiş olaylar gibi lanse edildi. Onların oynadıkları kartın boşa çıkarılması gerektiğini düşünüp üyeliğimizi yapıyoruz” dedi.

    Ankara’da 3 cemevi ve bir de derneğe yönelik yapılan saldırılara bireysel tepkiler de yükseliyor. Yurttaşlar, saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi’ne giderek üye oluyor.

    “YOL YÜRÜYEN İNSANLARIN YANYANA GELMESİ GEREKİYOR”

    Uzun yıllardır Mamak ilçesinde yaşayan Mahmut Gülenay isimli yurttaş, saldırıları kınayarak toplumun böyle günlerde birlik olması gerektiğini ifade etti. Gülenay, Alevi itikadı ile büyüdüğünü belirterek DAD üyeliğine yol açan sebepleri şu sözlerle anlattı:
    “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde de aktif olarak çalıştım. Cemevleri ile hiçbir zaman irtibatımı kesmedim. Çünkü ben bir Alevi çocuğuyum. Aynı zamanda Mamak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyesiyim. DAD’ın henüz Alevi Bektaşi Federasyonu çatı kurumuna entegrasyonu yapılmadı. Gönlümde Alevi kurumlarının birlik ve beraberlik içerisinde örgütlenip kurumsal bir yapıya dönüşmelerini diledim. Mevcut sistemin yapısı olan ‘Alevileri böl, parçala, yönet’ taktiğini içtenlikle kınıyorum. Muharrem ayında İçişleri bakanının 81 ile Muharrem ayı aktivitesi talimatı vermesi ve aynı zamanda Ağustos ayında dergahımız olan Hacı Bektaş Veli törenlerinin organize edilmesi tamamen bir asimilasyon politikasıdır. Bunları dolaylı olarak yaşam tarzımıza müdahale olarak görüyorum. Cemevlerinin statüsünün henüz kabul edilmediği, halen dernek boyutu ile göründüğü, Hacı Bektaş Veli dergahımızı halen müze olarak görüldüğü, Madımak Katliamı’nın henüz kabullenilmediği bir süreçte Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması gerekirken, Hacı Bektaşi Veli dergahımız müze yapılıyor.

    Yani inancımız tamamen devlet politikasının böl-parçala yöntemleri ile karşı karşıya. Bugün birçok cemevimize saldırı manidardır. Bunun bir anlamı var. Öyle sanıyorum ki artık ‘Aleviyim’ diyen, bu inançta yürümek isteyen, Yol bir Sürek binbir itikatı ile yürüyen insanların yan yana gelmesi gerekiyor. Tarihten bugüne kadar Maraş, Çorum, Malatya, Madımak Katliamı olsun her ne kadar kendiliğinden gelişmiş bir olay gibi lanse edilmiş olsa da bu tamamen organize bir yapının vermiş olduğu bir durumdur. Dolayısıyla organize olmadan aynı anda 4 cemevine saldırının yapılması mümkün değildir.”

    “REAKSİYON GÖSTERİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORDUM”

    Saldırıların ardından DAD’a üyelik yapan bir diğer isim ise Eğitimci-Yazar Nalan Temeltaş oldu. Mamak’tan uzak bir semtte yaşadığını belirten Temeltaş, saldırının hemen akabinde cemevine destek vermeye geldiğini ifade etti. Nalan Temeltaş, Sünni kökenli olduğunu da belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Cemeviyle daha önceden de irtibatım zaten vardı. Çeşitli etkinliklerine de katılmıştım. Önceden çeşitli sivil toplum örgütlerinde de yer almıştım. Dolayısıyla zaten bir duyarlılık taşıyordum. Alevi değil, Sünniyim. Cemevine bugün özellikle bilhassa üye olmak istedim. Bir reaksiyon gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Türkiye biliyorsunuz tüm dünyanın da birlikte olduğu bir ekonomik krizi, kötü yönetilmesi ile biraz daha katmerli yaşıyor. Bu ekonomik krizin sonuçlarında en kolay ne yapabilirsiniz? Eğer organize bir şey yapmak istiyorsanız DNA kodlarına geri dönersiniz. Bu DNA kodları ise Türkiye için sınıfsal, kimliksel ya da dini inanç kökenli olur. Aleviler ile ilgili zaten ellerinde böyle bir kart var. Bunu neden şimdi kullanıyorlar, buna henüz o kadar vakıf değiliz. Pasif bir düşünce gibi görünebilir ama onların oynadıkları kartın boşa çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Şu anda da bir sivil itaatsizlik eylemi olarak üyeliğimi yapıyorum. Çeşitli şekillerde yapılacak reaksiyonlara zaten katılacağım. Yurttaş olarak bana düşen sorumluluğu yerine getirmiş olduğumu düşünüyorum.”

    “ÖZELLİKLE SÜNNİ AİLELERE ÇAĞRI YAPIYORUM”

    Nalan Temeltaş, son olarak yurttaşlara, Alevi kurumlarına destek olunması konusunda çağrıda bulunarak “Herhangi bir şeyden korkmalarına gerek yok. Çünkü burası son derece sağlıklı ilerleyen, kendi inancını, felsefesini gayet güzel işleyen bir kurum. Ben özellikle Sünni ailelere çağrı yapayım. Lütfen buraya gelin ve üye olun. Alevi olmanız gerekmiyor.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • İçişleri Bakanlığı’ndan valilere genelge: Aşure etkinliklerinde en geniş katılım sağlanacak!

    İçişleri Bakanlığı’ndan valilere genelge: Aşure etkinliklerinde en geniş katılım sağlanacak!

    PİRHA – İçişleri Bakanlığı 81 ilin valiliklerine gönderdiği genelge ile Muharrem ayında oruç açma lokmalarına vali ve kaymakamların da katılmasını istedi. Bakanlık genelgesinde ayrıca Hacı Bektaş Veli’yi Anma programlarına katılmak isteyenlere destek olunması gerektiği de belirtildi.

    İçişleri Bakanlığı, Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri ile Muharrem ayının aynı döneme denk gelmesi sebebiyle 81 il valiliğine genelge gönderdi. Genelgede, Hacı Bektaş Veli’yi Anma programlarına katılmak isteyenlere destek olunması istenirken, Muharrem ayında Yas-ı Mateme ortak olma ve oruç açma lokmalarına vali ve kaymakamların da katılımıyla cemevi yöneticileri, vakıf veya derneklerdeki halk ve kanaat önderleriyle birlikte olunması istendi.

    Bakanlığın valiliklere gönderdiği genelgede, her yıl Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen programlara başta çevre illerden olmak üzere ülke genelinden katılım sağlamak isteyenlere destek olunması, Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda 15 Ağustos 2022’de icra edilecek etkinlikleri daha da anlamlandıracağı belirtildi.

    BAKANLIK GENELGESİNDE KERBELA ÜZERİNDEN ‘İSLAM’ VURGUSU!

    Bakanlık genelgesinde Muharrem ayı “paylaşmanın, şükretmenin, bereketin adı” olarak tarif edilirken “Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin Efendimizle birlikte çoğu Ehl-i Beyt’ten yetmiş iki Müslümanın hakikat, hürriyet, izzet ve mukaddesat uğruna şehit olduğu Kerbela, tüm İslam âleminde olduğu gibi milletimizin de derin ve ortak acısıdır” denildi.

    Genelgede, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Kerbela’da katledilmesinin yıl dönümünde tutulan ve 29 Temmuz 2022 akşamı Muharrem ayı orucu ile ilgili Vali ve Kaymakamlardan şu hususlara dikkat edilmesi istendi:

    “Cemevi, vakıf veya derneklerle irtibat kurularak Muharrem ayındaki Muharrem orucu açma lokmalarına ortak olunmasına ve yas-ı matem katılımına yönelik davetlere imkânlar ölçüsünde katılım sağlanacak ve cemevi, vakıf veya derneklerdeki vatandaşlar ve kanaat önderleri ziyaret edilecek. Muharrem ayının ilk günlerinde Vali ve Kaymakamların ev sahipliğinde cemevi yöneticileri, vakıf veya derneklerdeki vatandaşlar ve kanaat önderleri ile oruç açılacak. Muharrem ayı içerisindeki şükür ve paylaşmanın ifadesi olan ‘Aşure Etkinliklerinin’ de en geniş katılımla gerçekleştirilmesi sağlanacak.”

    PİRHA/ANKARA

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Muhabbet Cemi gerçekleştirdi-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Muhabbet Cemi gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi, Muhabbet Cemi yürüttü.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi, Muhabbet Cemi yürüttü. Muhabbet Cemi, Hacı Bektaş Veli ocağı yol yürütücüsü Süleyman Demir, Gülçin Akça, Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Hayri Aslandoğan ve Akın Gülyurt tarafından yürütüldü.

    Zakir Hayri Aslanboğa Kaygusuz Abdal’la ilgili yaptığı bilgilendirmede, ülkenin en ünlü şairlerinden olan Kaygusuz Abdal Alanya Sancağı beyinin oğlu ve asıl isminin ise Gaybî’ olduğunu ifade ederek, “Alevilik inancında genelinde ikrar cemi tekrar aynı bedende ikinci kez de doğmak anlamındadır. Bu yerine getirilir ve hak yolunda kabul edilir. Elmalı Tekke köyündeki Pir Abdal Musa dergahında yıllarca hizmet eder aynı zamanda bu yolda pişer. 4 kapı 40 makamdan geçer. Abdal Musa Kaygusuz Abdalı bir gün yanına çağırır ve Kaygusuz Abdal’a bir posta iki kişi oturmaz der ve onu gözcü olarak Mısır’a görevlendirir ve 40 tane derviş verilir. Finike Limanı’nda Mısır’a doğru yolculuk yapar ve orada dört tane Alevi dergâhı kurar” diye konuştu.

    Ardından yol hizmetkarı Süleyman Demir ise Kaygusuz Abdal’la ilgili şunları ifade etti:

    “Anadolu’da dört dergahtan birincisi Hacı Bektaş Veli Dergahı, ikincisi Ruşenler Köyü /Yunanistan Evros İli, Russa Köyü) yakınında bulunan  Seyit Ali Sultan Dergahı, üçüncüsü Abdal Musa Dergahı, dördüncüsü ise Mısır’da Nil kenarında Kasrü’l-ayn Dergahı. Bu dergahta yetişen aşıklar, sadıklar, saz ehli, söz ehli, muhabbet ehli dervişler dergahlarda bütün çevredeki toplumu eğiterek Anadolu Aleviliğini öğretiyorlar.”

    12 Hizmet tamamlandıktan sonra yol hizmetkarı Zakir Süleyman Demir, Mustafa Sazcı, Hayri Aslandoğan ve Akın Gülyurt ‘un söylediği deyişler ve nefeslerin ardından lokma gülbengi ve lokmaların pay edilmesi ile cem erkanı tamamlandı.

    PİRHA/ANTALYA

  • Selçik’te 14. Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali yapılacak!

    Selçik’te 14. Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali yapılacak!

    PİRHA – Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesine bağlı Selçik Köyü’nde, “14. Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali” düzenlenecek.

    Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenecek olan “14. Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali” 23 Temmuz saat 19:00’da başlayacak.

    Hacı Bektaş Veli’nin “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” sözünü rehber edinerek Selçik Köyü’nde düzenlenecek olan etkinlikte; Anadolu erenlerinden, köyde türbesi bulunan Sarı Dede Sultan (Sarı Selçuk Dede) anılıyor.

    Her yıl geleneksel olarak düzenlenen Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali’nde bu yıl, Mercan Erzincan, Caner Gülsüm, Naciye & Cevahir Çokbilir, Üryan Eroğlu ve birçok müzisyen de sahne alacak.

    Semahların dönüleceği festivalde gelen konuklara geleneksel pilav ikramı da yapılacak. Festival kapsamında köy gençlerinin aralarındaki bağın kuvvetlenmesi, köy ile bağlarının daha güçlü hale gelmesi için bir hafta boyunca panel, gençlik toplantıları, voleybol turnuvası, sportif faaliyetler, sinema günleri, müzik dinletileri gibi etkinliklere yer verilecek.

    “GENÇLİĞİN YOZLAŞMADAN, BU KÜLTÜRÜN İÇERİSİNDE YETİŞMESİNİ İSTİYORUZ”

    Festivalin devamlılığı konusunda duyuru yapan Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği yönetimi, “Yöre halkının maddi ve manevi destekleriyle bugünlere gelen etkinliğe tüm canların katkı sunmaları ve festivale katılımları bu etkinliğin geleceğe taşınmasında önemli rol oynamaktadır. Festivale birçok siyasi parti, vakıf, dernek ve sivil toplum örgütü temsilcileri katılım sağlamaktadır” ifadelerini de kullandı.

    Selçik Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Metin Süleyman Özdemir; “23 Temmuz’da tüm canları, tüm gönül dostlarımızı, Anadolu Erenleri’nden Sarı Dede Sultan etrafında toplanmaya ve dostluk kazanında pişen lokmaları birlik içinde paylaşmaya, köyümüze davet ediyoruz. Bizler Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Yunus Emre’nin, Pir Sultan Abdal’ın kültürüyle bezenmiş Anadolu coğrafyasında bu tür kültürel etkinliklerin geleceğe taşınmasını ve gençliğin yozlaşmadan, bu kültürün içerisinde yetişmesini istiyoruz. Festivalimizde dili, dini, ırkı, rengi, inancı, siyasi görüşü ne olursa olsun tüm insanların birbirlerine karşı saygı duymaları gerektiğini anlatmaya çalışarak, sevgi ve saygıda birleşmeye davet ediyoruz. Ozanların dilinden, telinden dökülmüş olan özlü sözleri konuklarımızla buluşturmaya çalışıyoruz. 14. Sarı Dede Sultan’ı Anma ve Kültür Festivali’mizin birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde geçmesi için tüm canları 23 Temmuz Cumartesi günü köyümüze davet ediyoruz.” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    Onur Şahin: Alevi gençlere kamp düzenleyen devlet, eğer samimi ise Aleviliği tanısın-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, hükümetin veya devletin artık daha incelikli asimilasyon politikaları uyguladığını ifade ederek “Hacıbektaş Gençlik Kampı” projesini eleştirdi. Şahin, “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak” dedi. 

    AKP hükümetinin, 19-23 Ağustos arasında yapmayı planladığı ‘Hacıbektaş Gençlik Kampı’na ilişkin çabaları sürüyor. Alevi toplumu ise gençlik kampının bir tür asimilasyon projesi olduğunu ifade edip, iktidarın bu baskısını sert dille eleştiriyor.

    “İNCELİKLİ ASİMİLASYON PROJELERİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, devletin son yıllarda asimilasyon projesinde baskıdan daha çok rızaya öncelik verdiğinin altını çizdi. Şahin, devletin daha incelikli asimilasyon projeleri uyguladığını ifade ederek gençlere yönelik projeye dair şunları söyledi:

    “Eskiden olduğu gibi şimdi baskı ya da katliamdan ziyade bu tür projeler geliştirmek, kendine yandaş kazanmak, işbirlikçi örgütler, inanç önderleri kazanabilmek gibi çaba gösteriyorlar. Tabii buna karşı bizim örgütlü duruşumuz çok önemli. Gençlerin, Hacıbektaş’a, inanç önderlerimizin ise Kerbela’ya götürülmesi projeleri de devletin bu incelikli asimilasyon projeleri ile bağlantılıdır. Devlet her zaman kendisine benzetmek ister. Her zaman yok edemediğini kendisine benzetmek istemiştir. Alevileri de aynı şekilde yok edemeyip, asimile edemediyse kendi belirlediği çizgide hareket etmelerini, inanmalarını, düşünmelerini sağlamaya çalışıyor. Yani bu projelerle bağlantılı devletin, Alevilere dönük politikalarının geneline baktığınız zaman böyle bir durum ortada.”

    “DEVLET, HER TOPLULUĞA BİR GÖMLEK BİÇMEYE ÇALIŞIYOR”

    Onur Şahin, siyasal iktidarın yürüttüğü projelere karşı “örgütlü bir duruş geliştirmek” durumunda olduklarını vurguladı. Özellikle Alevi kurumlarının bu konuda kamuoyunu aydınlatıcı, güçlü çıkışlar yapması gerektiğini söyleyen Şahin, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kurumlarda bugüne kadar düzgün çalışmalar yapıldı. Bunların devamı da gerekiyor. Tabii sadece Alevi örgütlerinin değil, bu konudaki kanaat önderlerinin, yazarların, aydınların da duyarlılık göstermeleri gerekiyor. Bunun dışında devlet, her zaman her topluluğa bir gömlek biçmeye çalışıyor. Alevilere, Kürtlere tüm ezilen kesimlere bir gömlek biçmeye çalışıyor. Devlet, Aleviler konusunda çok hassas ise Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçsin. Devlet zorunlu din derslerine, eğitimde dinselleşmeye son versin. Eğer samimiler ise Aleviliği tanısın. Ama bu konularda hiçbir çalışma göstermeyip halen köylere cami yapıp, Alevilerin kutsal mekanlarına el koyuyorsunuz. Halen Alevileri asimile etme çabasındasınız ve sonra da böyle projeler geliştiriyorsunuz. Bunların hiçbiri samimi değil. Bunlar asimilasyon projeleridir. Devlet şu an görevini yapıyor ancak bizim de örgütlülük seviyemizi daha üste çıkarmamız gerekiyor. Şimdi örgütlü gücümüzle bunları püskürtebiliyor, teşhir edebiliyoruz ancak örgütlülüğümüz eğer zayıflarsa biz bu konuda zorluk çekmeye başlayabiliriz. Ona karşılık birliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”

    “DEVLET, ALEVİLİĞE DÖNÜK TANIM GETİRMEMELİ”

    Yapılması planlanan ‘Gençlik Kampı’nın içeriğine de değinen Onur Şahin “Devletin, Alevilere dönük olumsuz bakışını ya da Alevilere biçtiği rolü onlara dayatacaklardır” dedi.

    Alevi dergahlarındaki “işgal” durumuna dikkat çeken Şahin şunları kaydetti:

    “Hacı Bektaş Dergahı dahi şu anda Alevilerin elinde değil. Oranın Aleviler tarafından idare ediliyor olması lazım. Bu bir utançtır ama gençler oraya götürülecek ve Alevileri, diğer ezilen kesimleri yok sayan bir resmi ideoloji gençlere dayatılacak. Dolayısıyla da bu tarz ideolojiler angaje edilmeye çalışılacak, ileride bu gençler kazanılmaya, belli yerlerde görevlendirilmeye çalışılacaktır. Devlet bugüne kadar bu şekilde çalışmıştır. Hatırlıyoruz, 12 Eylül döneminde birçok Alevi, Kur’an kurslarına gönderildi, dini eğitimlerden geçirildi, sonra memleketlerine gönderildi ve orada asimilasyon politikalarına katkı sunuldu. Şiacılar da aynı şekilde oldu. İran’a gidenler, orada eğitim alıp memleketine dönenler oldu ve ardından bunu aşılayıp dernekleşmeler oluştu. Bunların büyütülmesi şimdi söz konusu. Kısacası iyi niyetli bir proje değil. Asimilasyona hizmet eden bir proje. Devlet artık Alevilerin inancını nasıl yaşayacaklarına karışmamalı. Devlet, Aleviliğe dönük tanım getirmemeli. Tabii ki son dönemdeki şehirleşmeden kaynaklı olarak çoklu tanımlar ortaya çıkabilir. İnsanlar, Aleviliği farklı şekillerde yaşayabilir. Devletin görevi ise ‘Sen inancını bu şekilde yaşayacaksın, Alevilik budur’ demek değildir. Vatandaşın tercih edip inandığı şekilde yaşayabilmesini sağlamaktır. Ama devlet buna saygı duymuyor. ‘Siz benim belirlediğim sınırlar içerisinde inanıp, düşüneceksiniz’ diyor. Bu kabul edilebilir bir anlayış değil. Demokratik bir devlet anlayışına da uymamaktadır.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!
    >Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!
    >Bülbül’den, AKP’nin Alevilere yönelik etkinliklerine tepki: Oyunlardan vazgeçin!
    >Doğan’dan hükümetin Alevi gençlik kampı ve Kerbela planına tepki: Böyle bir önceliğimiz yok!
    >ADFE Başkanı Fırat: Devletin 300 dedeyi Kerbela’ya yollaması kotalı asimilasyondur
    >AKD Genel Başkanı Kurt: İçişleri Bakanlığı’nın inancımıza yön vermesi doğru değil
    > 7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

     

  • ‘Alevi gençlik devşirilmek isteniyor, iktidarın asimilasyon politikasına teslim olmayalım’

    ‘Alevi gençlik devşirilmek isteniyor, iktidarın asimilasyon politikasına teslim olmayalım’

    PİRHA-AKP hükümetinin, 19-23 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirmeyi planladığı “Hacıbektaş Gençlik Kampı”na ilişkin konuşan DAD Gençlik Meclisi üyesi Asil Benler, gençlik kampının Alevilere yönelik asimilasyon politikasının devamı olduğuna dikkat çekti. Benler, “Bu ‘gösteri’ ile gençlik devşirilmek istenmektedir. Pir Nesimi’nin egemenlerin ‘talim ettiği(öğrettiği) yola minnet eylemeyip’ kendi Yol’unun hakikatini talim ettiğini, tekrar hatırlamak gerekir” dedi.

    AKP hükümeti Aleviler üzerinde planladığı projelerini hayata geçirmeye çabalıyor. İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, 19-23 Ağustos 2022 tarihlerinde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde gençlik kampı düzenliyor. “Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Hacıbektaş Gençlik Kampı” ismiyle duyurulan, 400 gencin katılımıyla, 5 gün süreceği planlanan programın ilk günü İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayacak. 7 dakikalık Hacı Bektaş Veli tanıtım filminin ardından ise protokol konuşmalarıyla ilk gün sonlanacak.

    Program ikinci gününde Hırka Dağı ziyareti, İstiklal Marşı, protokol konuşmaları, şiir dinletisi, “semah gösterisi”, ağaç dikim etkinliği ile sona erecek. Üçüncü gün Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Kadıncık Ana Türbesi ziyaret edilecek. Dördüncü gün Göreme ziyareti yapılacak. Beşinci gün ise kamp tamamlanarak, dönüşe geçilecek.

    AKP hükümetinin gençlik kampının düzenlenmesine Alevi gençleri tepki gösterdi.

    Konuya ilişkin Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Gençlik Meclisi üyesi Asil Benler, PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLİK, PROJELERLE ERİTİLMEK İSTENİYOR”

    PİRHA: İktidarın “Hacıbektaş Gençlik Kampı” çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    ASİL BENLER (DAD): Öncelikle iktidarın daha önce ‘Alevi Açılımı’ adı altında hayata geçirmeye çalıştığı kendi Alevisini yaratma girişimlerinin tutmadığını, Alevi toplumsallığının inançlarına yönelik geliştirilen bu pragmatik istismar etme çabalarını teşhir edip kabul etmeyerek tavır aldığını hepimiz hatırlıyoruz. Bu asimilasyon politikalarının o günden bu yana çeşitli tonlarda devam ettiği de biliniyor.

    Güncelde ise geçmiş ‘Alevi Açılımlarında’ düştüğü çıkmazlardan dersler çıkaran iktidarın daha sistematik, daha planlı ve daha kapsamlı bir asimilasyon konsepti ile toplumsallığımıza yöneldiği görülebiliyor. Başta gençlik ve kadınlar olmak üzere Pirlere, Analara ve çocuklara kadar yediden yetmişe tümden Rêya Haq/Hak Yol Alevi toplumsal gerçekliğini hedefleyen bir yönelim içerisinde olunduğunu vurgulamak gerek.

    Ülkenin içerisine sürüklendiği çoklu kriz durumunu, demokrasiye duyarlı hale gelerek düzeltme kabiliyetini gösteremeyen ve bunu çoktan yitirerek baskı politikalarını gün geçtikçe artırarak otoriterleşen iktidar bloğu ömrünü uzatmak, nefes almak ve içerisine düştüğü politika üretememe durumunu tersine çevirmek adına; halkların demokratik mücadelelerini zayıflatıp ezilenlerin, emekçilerin, kadınların ve ekolojistlerin özgürlük ve eşitlik taleplerini bastırarak kendine kalıcı bir iktidar alanı yaratmak istiyor. Bu temelde başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere tüm ötekileştirilenlere, ezilenlere karşı asimilasyon politikalarına da hız vermiştir. Toplumsal muhalefetin hemen hemen her kesimi yasaklamalar ve çeşitli baskılarla susturulmaya çalışılmaktadır. Genel hatlarıyla böylesi bir kaotik düzlemde seyreden siyasi sürecin, açığa çıkardığı Alevi asimilasyonunu hedefleyen müdahale ve politikalarını bu anlamda özet olarak hatırlamakta fayda var.

    Valiler ve kaymakamlar aracılığı ile ibadet statüsünde kabul edilmeyen cemevlerimize maddi vaatlerle göz boyamak adına ziyaretler yapıldı. Yine ibadethane olarak görmedikleri cemevlerimizin çatısının akmasını, boyasının eskimesini dert edinir gözükmeye çalıştılar. Bu ziyaretlerde Alevilerin ‘cemevlerimizi ibadethane olarak tanımalısınız’ talebini işiten tüm devlet yetkilileri ‘bu konu beni aşar’ diyerek, kendi ajandalarında bulunan asimilasyon hedeflerinin dışında kalan, asıl demokrasi kapsamındaki hak talepleri konularını konuşmaktan dahi kaçındılar.

    Daha sonrasında gündemleştiği gibi resmi elektrik faturalarında cemevlerimiz ‘ticarethane’ statüsünde görülmekteymiş. Bu bir inanca yapılabilecek en büyük hakarettir denilebilir. Dini sermaye haline getirip araçsallaştıran muktedirlerin, Alevilik gibi doğal toplumsal özellikler ve özgürlükçü komünal değerler ile karakterize olmuş bir inancı bu şekilde nitelendirmesi, Aleviliği de ‘sermaye’ olarak kullanmak istediklerinin göstergesiydi. Diyanet ve Üniversite işbirliği ile sözümona ‘Gençlik Merkezleri’ açıldığını  gördük. Kullanılmayan camilerden günde beş vakit ezan dinletilmeye başlandı. Yine yangınlar, baraj ve maden projeleri, kadın cinayetleri ve tacizleri, Kürtçe’ye sosyal yaşamın hiçbir alanında tahammül etmeme, kayyum politikaları gibi daha da sıralanabilecek çok kapsamlı yönelimlerin hedefi haline gelmiş Dersim gerçeği söz konusudur.

    Tüm bu olan biteni anlatmakta ki kastımız, 300 Alevi Dedesini Kerbela’ya götürme ve Alevi Gençlerine dair bakanlıklar tarafından yapılması planlanan kamp projelerini genel bir asimilasyon hedefiyle tümden bağlantılı olarak işleyen bir yere oturtabilmek içindir. Asimilasyon hedefli bir konseptin yürürlükte olduğunu bu yüzden vurguladık. Tanınmayan bir inançtan, hakaretlere uğrayan bir toplumsallık olan Alevi gerçekliğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla egemenlerin, bizleri yok sayma statüsünde tutarak kurmak istediği her ilişki ve diyalog doğal olarak art niyetlidir ve söz konusu biz ezilenlere kaybettirmeyi hedeflemektedir. Alevilerin varlığı kabul edilmiyor, talepleri duyulmak istenmiyor ve özgün tarihsel gerçekliği inkarcı ve tekçi zihniyet kalıpları ile kasıtlı bir şekilde görmezden gelinerek çarpıtılıyor. Alevi varlığı ve hak mücadelesine karşı bu şekilde ‘kör, sağır, dilsizleri’ oynayanlara tavrımız net ve duruşumuz sağlam ve Pir Sultanca, Seyid Rızaca olmalıdır. Bu projelerle Alevilik, iktidar İslamı içerisine çekilerek eritilmek isteniyor. Bu yönelimi olabildiğince teşhir etmeli ve tutum takınmalıyız. Artık Alevilerin hak talepleri mücadelesinde simgeleşen bir slogan haline gelmiş olan “Devletin Alevisi Olmayacağız!” söylemini belki de en gür sesle söylemenin gerekli olduğu bir dönemden geçmekteyiz.

    “OLDUKÇA DERİN BİR MANİPÜLASYONLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    -Hacıbektaş Gençlik Festivali içeriğinde Alevilik üzerinden eğitimler ve atölyeler düzenlenecek. Üç bakanlığın birleşerek hazırladığı içeriklerin niteliğini nasıl öngörüyorsunuz?

    Osmanlı geleneğinden bu yana çok uzunca bir süredir, başta Yol öncülerimizden olan Hace Bektaşi Veli’nin biyografik yaşamını çarpıtmak olmak üzere, daha sonrasında ise Bektaşi dergahının zapt edilmesiyle devam eden oldukça derin bir tarihsel müdahale ve manipülasyon ile karşı karşıyayız. Günümüzde dahi Bektaşi dergahı üzerinde geliştirilmek ve kalıcı kılınmak istenen devlet tahakkümü bilinmekte. Bu açıdan tarih ve değer görülen şahsiyetler çarpıtılarak ve özünden çok farklı karşıt yönlere çekilerek oradan dönem ihtiyaçlarına göre yer yer dincilikler ve yer yer milliyetçilikler üretilmek isteniyor. Fakat çok iyi bilmekteyiz ki “72 millete bir gözle bakmayı” öğütleyen Hace Bektaş Veli’nin yaşamından milliyetçilik çıkartılamayacağı gibi, “Her ne ararsan kendinde ara. Mekke’de Kudüs’te Hac’da değil!” deyişinden anlaşılacağı gibi dinciliklerde çıkarılamaz. Çünkü bu çabalara en büyük cevap, verdiğimiz örneklerde de görüldüğü gibi bizzat Hace Bektaş Veli’nin oldukça berrak ve hümanistce olan felsefesinin ta kendisi olmaktadır.

    ‘GÖSTERİ’ İLE GENÇLİK DEVŞİRİLMEK İSTENMEKTEDİR’

    Bu gerçeklik ulu orta yerde durmasına rağmen, vurguladığımız gibi Osmanlı’dan bu yana büyük çarpıtma ve tarih uydurmaları ile milliyetçilik ve dincilik argümanları tekrardan, sembolleşen isim ve inanç mekanlarımız kullanılarak üretilmeye çalışılıyor. Güncel ‘gençlik kampının’ bu alanda yapılmak istenmesi, bu açıdan önemli görülüyor iktidarca. Kamp programı olarak basına paylaşılan içeriğe baktığımızda tekrar milliyetçilik ve dincilik üretimleri ile derin bir asimilasyonun hedeflediğini çok net görebiliyoruz.

    Açıklanan programda ibadet ritüellerimizden olan Semah’ın ‘gösteri’ olarak adlandırılması bu anlamda çok şey ifade etmekte ve artık gizli olmayan amaçları birkez daha ortaya sermektedir. Kampla ve içeriğinde ki eğitim programlarıyla dert edindikleri olay Aleviliği öğretmek veya yaşatmak değil, tam tersine ‘gösteri’ yapmaktır. Bu ‘gösteri’ ile gençlik devşirilmek istenmektedir. Yeniçerilik misyonuna çekilmek istenmektedir.

    Bu açıdan, Aleviler için oldukça önemli bir yeri olan bu inanç merkezinin asimilasyon politikaları dahilinde araçsallaştırılmaya çalışılmasına karşı daha güçlü tavır takınılması gerektiğini düşünüyorum. Sonrasında ise gençlik ve gelecek arasındaki toplumsallığı var kılan diri ve canlı bağların koparılmaya çalışıldığını görerek, bu politikaya karşı söz söylenmesi, tutum belirtilmesi ve örgütlenerek demokratik siyaset araç ve yöntemleri ile mücadele edilmesi gerekmektedir.

    Alevi toplumsal varoluşunun iktidar geleneği tarafından inkar edildiği yerde, bu kamp eğitimlerinin de ancak inkarı ve inkarla göbekten birbirine bağlı olan iktidarı büyütmek amaçlı yapıldığını görmek gerekiyor. Bu açıdan inkar ve eğitimin yan yana getirilişinde, asıl meselenin inkara ve iktidara kazandırmak olduğunu görebiliyoruz. ‘İnkar olandan kaçalım, inkar birgün parelenir’ demiş Yol öncülerimiz. Asıl niyeti ‘bağcıyı dövmek’ olan bu politikalarla, gençliği kontrol altında tutup, toplumsallığımızın kendini yeniden ve özgür koşullarda üretmesi engellemek isteniyor. Kerbela’ya götürülmek istenen ‘Dedeler’ gerçeği de birbirini tamamlamaya çalışan bir denklemin gerçekleşmesine hizmet ediyor. Alevi toplumsallığının enerjisi, gençliği kontrol altına alınarak eritilmek, hafızası ise bu ‘dedeler’ eliyle ele geçirilip manipüle edilmek isteniyor. Enerji ve hafızası yok edilmiş bir toplumun gerek fiziken gerekse de kültürel olarak varoluşsal temelde yaşayabilmesi söz konusu olamaz.

    “ASİMİLASYONUN AĞLARINA DÜŞMEMELİYİZ”

    – Çağrı kurumunuza da geldi mi? Çağrıya nasıl yanıt vereceksiniz? Çağrı gelen gençlere nasıl bir tutum almalıdır?

    Kurumumuza ve Gençlik Meclisimize herhangi bir çağrı yapılmadı. Açıkçası yapılacağını da düşünmüyoruz. Çünkü Demokratik Alevi Dernekleri ve henüz yeni sayılabilecek Gençlik Meclisimiz kendi perspektifini Rêya Haq/Hak Yol Alevi toplumsallığının tarihsel hakikatine dayandırarak oluşturmuştur. Bu perspektif bizlere gerek tarihi gerekse de günceli okumada Hak ve Nehak olanı ayırt etmemizde oldukça kolaylık sağlamaktadır.

    Alevi felsefesinin komünal ruhundan feyz alarak, Rıza toplumsallaşması(ahlaki-politik toplum) inşası temelinde demokrasiyi hedefleyen, ekolojiyle ikrarlı bir yaşam örmeye çalışan ve kadın özgürlüğünü başat ilke olarak kabul edip, tüm bu çıkarsamalardan yola çıkarak kurulmuş ve hali hazırda örgütlenerek mücadele eden bir derneğiz.

    Gençlik Meclisimiz de bu açıdan yörüngesini bu komünaliteyi yaşamsal kılmak adına oluşturmuş olan inşa çabasının somut hallerinden biridir. Gençlik, kapitalist modernitenin sömürü düzeni ve toplum karşıtı olan vahşi çarkları içerisinde eritilmeye çalışılan hedef konumunda tutulmakta. Yine muhalif politik örgütlenmeler ve toplumsal dile gelişlerde içerisinde kendi özgün meclisleri ile örgütlenmediği takdirde iradesini tam olarak açığa çıkaramadığı gibi, oluşan içsel iktidar alanlarında enerjisi bastırılıyor. Tüm bu sebep ve hedeflerden yola çıkarak ‘Meclisleşme’ yöntemi ile örgütlenmenin, biz Alevi Gençlerinin kendi potansiyellerini açığa çıkarmasında en uygun yöntem olacağına inandık. Çünkü meclisleşme, gençliğin kendi kararlarını alabildiği, yaşamın her türlü ayrıntısı ve idamesi hakkında politika üretebildiği özgürlük alanlarıdır. Yine tarihsel, kültürel ve toplumsal değerlerimizi koruma ve yaşatmada kendi öz eğitimimizi sağlayabileceğimiz bir örgütlenme modelidir. Herkesin rızalığı ile katıldığı ve özneleşerek söz sahibi olduğu bir gerçeklik bu. Dolayısıyla inancımızın cem-civat kültürü ile tarihsel uyumada sahip bir model aynı zamanda.

    Rêya Haq/Hak Yol Alevi gençliği inanç, toplumsallık ve kültürel açıdan varlığını devam ettirebilmek ve özgürlüğünü sağlayabilmek adına bahsettiğimiz meclisleşme yöntemini önüne alarak örgütlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu temelde örgütlenen gençlik, muktedirlerin ayartma ve toplumdan koparma gibi yönelimlerine tenezzül etmeyip, karşı koyabilecek inisiyatifi de açığa çıkarabilecektir. Kendi iradesini örgütleyebilen gençlik, asimilasyon politikalarının ağına düşmeyeceği gibi, tüm dış müdahalelere de kapalı olacaktır.

    Tüm bunlar göz önünde ve bilinmekteyken bize davet geleceğini düşünmüyoruz. Davet gelse dahi kabul etmeyeceğimiz çok açık. Tüm Alevi gençlerinin de bu tutuma sahip olması gerektiğine inanıyoruz. Gençliği asimile edilen bir toplumun özgür geleceğini düşünmek ham hayal olur. Gençlik, yönelimi itibariyle geleceğin özgür kılınması veya tersinden tutsak alınması konusunda toplumsallığın kader tayin eden  konumunda durmaktadır. Bunun bilinciyle talibi olduğumuz Yol’un, ikrar-sevgi-rızalık üçgeniyle kurduğu felsefeye bağlı kalarak, itikatinden şaşmamalı ve inkarın ve asimilasyonun ağlarına düşmemeliyiz.

    Sonuç olarak; Pir Nesimi’nin egemenlerin ‘talim ettiği(öğrettiği) yola minnet eylemeyip’ kendi Yol’unun hakikatini talim ettiğini, Hace Bektaş Veli’nin aynı hakikat ilimi ile gidilmeyen Yol’un karanlığa çıkacağını vurguladığını, Pir Sultan’ın bugünle benzer politikalara karşı ‘Şaha gidelim’ dediğini ve Pir Seyid Rıza’nın ‘yalan ve hilelere karşı diz çökmediğini’ tekrar tekrar hatırlamak gerekir.

    Helin YILMAZ-Diren KESER/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Cemevini tanımayan AKP, Alevi gençleri kampa, dedeleri Kerbala’ya götürüyor!
    >Mat’tan AKP’ye tepki: İnancı kabul etmeyen devlet aklı Ana/Dedeleri Hacca götürüyor
    >Ocak evlatlarından asimilasyonculara uyarı: Dersim’den ellerinizi çekin!
    >Doğan’dan, AKP’nin kampa ve Kerbela’ya götüreceği gençlere, dedelere çağrı: Tevessül etmeyin!
    >Bülbül’den, AKP’nin Alevilere yönelik etkinliklerine tepki: Oyunlardan vazgeçin!
    >Doğan’dan hükümetin Alevi gençlik kampı ve Kerbela planına tepki: Böyle bir önceliğimiz yok!
    >ADFE Başkanı Fırat: Devletin 300 dedeyi Kerbela’ya yollaması kotalı asimilasyondur
    >AKD Genel Başkanı Kurt: İçişleri Bakanlığı’nın inancımıza yön vermesi doğru değil
    > 7 Alevi çatı örgütünden devlete/hükümete uyarı: Alevilere yönelik iç asimilasyondan vazgeçin!

     

  • Okmeydanı Cemevi, 22-23-24 Temmuz tarihlerinde Hacı Bektaş Veli Dergahında

    Okmeydanı Cemevi, 22-23-24 Temmuz tarihlerinde Hacı Bektaş Veli Dergahında

    PİRHA-Okmeydanı Cemevi, Hacı Bektaş Veli Dergahına 22-23-24 Temmuz tarihlerinde ziyaret gerçekleştirecek. Gezi kapsamında lokmalar pay edilecek, cem yürütülecek. 24 Temmuz Pazar günü düzenlenecek Kapadokya gezisinin ardından sonlanacak geziye katılmak isteyenlerin cemevi ile iletişime geçmesi gerektiği ifade edildi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, 22-23-24 Temmuz tarihlerinde Hacı Bektaş Veli Dergahına ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.

    Nevşehir’e Okmeydanı Cemevi önünden 22 Temmuz Cuma günü saat 21.00’de hareket edileceği belirtilen duyuruda, 23 Temmuz Cumartesi günü lokmalar pay edilecek, cem yürütülecek. 24 Temmuz Pazar günü Kapadokya gezisinin ardından İstanbul’a dönülecek. Duyuruda ayrıca geziye katılmak isteyenlerin cemevi ile iletişime geçmesi gerektiği kaydedildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Alevilik hümanisttir, enternasyonalisttir’-VİDEO

    ‘Alevilik hümanisttir, enternasyonalisttir’-VİDEO

    PİRHA – Kureşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin Dede, ‘72  Millete bir nazarla bakmak’ sözünü yorumladı. Aleviliğin hümanist bir inanç biçimi olduğunu vurgulayan Engin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Alevilik felsefesinin yanında daha geride kalır. Ancak Aleviliği kirletmeye çalışıyorlar. Alevilerin en çok sahiplenmesi gererken nokta Aleviliğin hümanist, enternasyonalist, laiklik özüdür” dedi.

    Pir Hacı Bektaş Veli’nin “72 Millete bir nazarla bakmak” sözü, Alevi toplumunca inancın temel kuralları arasında sayılır. Fikirleri ile Anadolu’nun kültürel yapısını derinden etkilemiş olan Hacı Bektaş Veli’nin, farklı olanı ötekileştirmeme üzerine kurduğu söylemin manasını Musa Kazım Engin’den dinledik.

    “ALEVİLİĞİN HÜMANİST DÜŞÜNCEYE SAHİP OLDUĞUNUN GÖSTERGESİ”

    ‘72 millete bir nazarla bakmak’ kavramının Alevilik haricinde başka bir inançta kural olarak var olmadığının altını çizen Musa Kazım Dede, şu yorumu yaptı:

    “Biri Yahudi sever öbürü ise Yahudi düşmanıdır. Fransız ırkı, Cezayirliyi aşağılar. Öbürü ‘Biz Amerikalıyız’ der Kızılderili’yi aşağılar. Emperyalist sömürgeciler Afrika’ya gider ‘siyah derililer’ diyerek renginden dolayı aşağılar. Aleviliği bütün bunlardan ayıran en temel, en karakteristik özellik Hünkâr Bektaş Veli’nin şu sözünde saklıdır: 72 Millete bir nazardan bakınız.

    Dili, dini, ırkı, rengi, cinsi ne olursa olsun iyiler iyidir. Peki hangi iyiler? Hangi renkten olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun hangi cinsten olursa olsun… Yani cinsiyet sorgulaması, renk sorgulaması yok. Çekik gözlüymüş, siyah deriliymiş, Kızılderili’ymiş öyle bir problem yok. İnsanı sadece insan olduğu için anlayan, insan olduğu için ona dergâhın kapılarını arkasına kadar açan bir inançtan bahsediyorum.

    72 millete bir gözle bakmak aynı zamanda Aleviliğin ne kadar büyük bir hümanist düşünceye sahip olduğunun en temel göstergesidir. 72 millete bir nazar ile bakmak Aleviliğin daha sonra bir takım sol literatürlere girmiş olan enternasyonalist anlayışın kitabını yazmak demektir. Evet enternasyonalizm bir üstün ırka inanmayan hiç kimsenin kimseden üstün olmadığını savunan, bütün dünya halklarının hangi renkten, hangi milletten, hangi cinsten olursa olsun eşit olduğunu, eşit olması gerektiğini savunan modern terminolojiye göre tanımlanmış bir tanımdır. Alevilik tamı tamına % 100 enternasyonalistir. Aynı zamanda Alevilik %100 hümanisttir. Bugün Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ne yazıyorsa daha da fazlası Alevilikte vardır. Yani İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Alevilik felsefesinin yanında daha geride kalır. Kötü değildir ama bizim felsefemiz o kadar yüce, o kadar geniş, o kadar büyük, o kadar hacimlidir ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, modern, eşitlikçi, adaletli dünya insanlarına gerçekten güzel bir anlayış sunmasına rağmen bizim felsefemizin yanında çok daha geride kalır.”

    “72 MİLLETE BİR NAZARLA BAKMAYAN IRKÇI OLUR”

    Musa Kazım Engin Dede, Hacı Bektaş Veli’nin, insan yetiştirmede benimsediği ilkelerin toplumda ne derece karşılık bulduğunu da ifade etti. Engin, Alevi inancında eşitlik ve ahlak temelli söylemlerin öncelikli kurallar olduğunun altını çizerek, “Peki, 72 millete bir nazarla bakmış mıyız gerçekten?” sorusunu da şu cümlelerle cevapladı:

    “Evet bakmışız. İşaretini nereden göreceğiz? Bunu dergâhta görüyoruz. Bakın Arap Alevi var, Kürt Alevi var, Türk Alevi var, Acem Alevi var, Türkmen Alevi var, Arnavut Alevi var, Ermeni Alevi var, Makedon Alevi var, Roman Alevi var, Abdal Alevi var, Çingene Alevi var. Onlar hiç bizim yanımızda Çingene olduğu için rahatsızlık duymuyorlar. Biz de onların Çingene olmalarından rahatsızlık duymuyoruz. Abdallardan biz hiç rahatsız olmayız niye? Çünkü benim felsefem bana bunu öğretmiş, bunu vermiş. Benim felsefem bana ‘böyle bakacaksın’ demiş. ‘İyiler iyidir’ demiş. Ben bütün o olumsuzluklar içinde sadece iyisini seçerim. Rengine, ırkına, cinsine, kökenine, soyuna bakmam.

    Tersinden de konuşalım. 72 millete bir nazarla bakmazsak ne olur? Faşist olur. Tek kelimeyle bunu söylüyorum. 72 millete bir nazarla bakmayan ırkçı olur. Başka milletlerden, halklardan kendini ya da sevdiği herhangi bir topluluğu daha üstün görmeye başlar. Daha üstün görmeye başlamak faşizmin temel karakteridir. Faşizm üstün ırk teorisine dayanır. O yüzden Hitler, üstün Alman ırkını yaratmak için Almanya’da bütün Çingeneleri, Romanları öldürmüş. ‘Üstün Alman ırkı, safkan Alman ırkı yaratacağım’ diyerek insan hareleri oluşturmuşlar. Onun dışında kalan bütün etnik kimlikleri farklı düşüncede veya etnik yapıda olanları gaz odalarına doldurup yok etmişler. Faşizm derken bunları uygulamalı olarak görmüşsün zaten. Aynı faşist anlayışlar ülkemizde de Maraş Katliamı’nda, Dersim’de,  Koçgiri Katliamı’nda önümüze çıktılar. Ne dediler? ‘Zo diyenleri temizledik şimdi Lo diyenleri temizleyeceğiz’ dediler. ‘Lo’ diyenler kimdi? Kürtlerdi. ‘Zo’ diyenler kimdi? Ermenilerdi. ‘Ermenileri hallettik şimdi sıra Kürtlere geldi’ dediler.

    “ALEVİLERİN EN ÇOK SAHİPLENMESİ GEREKEN NOKTA, ALEVİLİĞİN HÜMANİST ÖZÜDÜR”

    Halbuki biz bu ülkede kardeşçe yaşayamaz mıyız? Bu ülkede birbirimize hoşgörüyle bakmak için illa birbirimizi boğazlamamız mı gerekiyor? Alevilik bütün bunları aştığı için Aleviliği kirletmeye çalışıyorlar. Alevilerin en çok sahiplenmesi gereken nokta Aleviliğin hümanist özüdür, enternasyonalist özüdür ama en fazla da laiklik özüdür. Şöyle bir cümleyle bunu noktalamış olalım;

    ‘Bismi Şah ya Hakk ya Xızır. Vakitler hayrola, hayırlar fet ola, mazlumlar abat ola, zalimler berbat ola. Hakk erenler yolumuzu yolsuza, arsıza, hırsıza, namussuza, pirsize, ikrarsıza ve nursuza düşürmeye. Yolu sevgiden, yolu kardeşlikten, yolu dostluktan, yolu gerçekten insandan geçen herkesle bizi kardeş eyleye. Irkları, renkleri, kimlikleri, kültürleri saygıyla kucaklayanlardan eyleye ve her daim bizi anlımız ak, başımız dik eyleye. Namerde muhtaç eylemeye, çocuklarımızı yobazın şerrinden, zalimin zulmünden koruya. Dil bizden, nefes Piri Salih Abdal Musa’dan, Hünkâr Bektaşi Veli’den ola. Gerçek erenlerin demine devranına Hü’ diyor teşekkür ediyorum.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN/PİRHA

     

  • ’72 Aleme bir nazardan bakmak, demek Alevi fikriyatına daha uygundur’

    ’72 Aleme bir nazardan bakmak, demek Alevi fikriyatına daha uygundur’

    PİRHA – Pir Zeynel Kete, Hacı Bektaş Veli’ye ait olan “72 millete bir nazarla bakmak” sözünü yorumladı. Kete, “‘72 Aleme bir nazardan bakmak’ demek Alevi fikriyatına daha uygundur. Bu mana ile Aleviler sadece kendi hakları söz konusu olduğunda bu cümleyi kullanmaları eksik kalır. Tekçi zihniyetin zulmüne uğramış, dili, dini, rengi ne olursa olsun yanında olmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “72 millete bir nazarla bakmak” hoşgörü insanı Hacı Bektaş Veli’nin adeta dünyaya hangi pencereden baktığını da tarif eden bir söz. İnsan odaklı felsefesinin, ne derece algılanıp hayat bulduğu ise tartışılması gereken en önemli husus olsa gerek.

    Hacı Bektaş Veli’nin eşitlik, sevgi, paylaşım ve hoşgörü üzerine söylediği sözler, 750 yılın ardından Anadolu coğrafyasını da aşarak Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından da değerli bulundu.

    ALEVİ İNANCI FARKLILIKLARIN İKRARLI BİRLİĞİNİ ESAS ALIR”

    Hacı Bektaş Veli’nin, hümanist öğretisini kendisine rehber edinen Alevi toplumu, “72 millete bir nazarla bakmak” sözüne dair nasıl bir okuma yapıyor? Konuyu Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete ile konuştuk. Alevi kültürünü Anadolu’ya yayan Hacı Bektaş’ın ‘Hoşgörü’ odaklı sözüne dair Pir Zeynel Kete “Ben ‘72’ kavramını ‘millet’ ile eş tutulmasının Aleviliğin kapsamını daralttığına inanıyorum” açıklamasını yaptı. Kete, ‘Millet’ kavramının Aleviliğin ‘Hakk’ kavramını daralttığını söyleyerek şu cümlelerle devam etti:

    “ ‘72 millete bir nazardan bakmayan, medresede müderris olsa da halka karşı asidir’ söylemi Alevilerce sıkça söylenir.

    Bence ‘millet’ kavramı yerine ‘72 Alem’ kavramını kullanmak Hakk Yol Alevi perspektifine, Rıza Toplumu perspektifi ile daha çok uyumludur.

    Aleviler birey, toplum ve doğa ile ikrarlı bir ilişkiyi esas alırlar. Doğa ve bireyi ‘millet’ kavramı içine hapsetmek bana tekçi bir zihniyet gibi geliyor. Ya da kadim kelamları tercüme edenlerin, tekçi zihniyetin rıza toplumuna karşı bir sapmanın izlerini taşır.

    Arapça bir kelime olan ‘millet’ kavramı daha çok ‘benzer özellikleri olan topluluk, aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında duygu, düşünce, dil, tarih, gelenek birliği olan insan topluluğu veya ulus’ şeklinde sözlüklerde yer alır. ‘Ulus’ kavramı modern bir kavramdır ve kapitalist modernist anlayışta uluslaşma çoğu zaman tekleştirme, savaş ve katliamla özdeştir. Alevi inancı farklılıkların ikrarlı birliğini esas alır. Cümle can Hakk’ın varlık deryasıdır. Yedi iklim, dört köşede, on sekiz bin alemde nakşeyleyen, insana bahşeyleyen Hakk kavramı cümle canı, bütün kainatı kapsar.

    Geleneksel kültürü yaşayanlar ‘72 millet’ ya da ‘72 fırka’ kavramı yerine ‘72 Halk’ kavramını kullanırlar. Hakk Yol Alevi perspektifine bakıldığında, bu kavram inancın kemaleti ile uyuşmaz. Her ne kadar dilde ve yazında dolaşımda olsa da bu kavram daha çok Şia ve dinci bir kavram gibi geliyor bana.

    ‘Eşref oğlu al haberi

    Bahçe biziz gül bizdedir

    Biz de mevlanın kuluyuz

    72 dil bizdedir’

    Deyişinde geçen ‘72 dil’ kavramı; farklı halkları, kültürleri, sürekleri tarihsel toplum değerleri ile kabul ediyor. Farklılıkların ikrarlı ve rızalığı esas alan yaşamı savunmak Alevi inancının demokratik, komünal yaşamının gereğidir. Alevi inancında her sürek bir derya gülüdür. Her gül bahçede, kendi mekanında, doğal ortamında, kökleri ile var olur.

    ‘Gül alırlar

    Gül satarlar

    Gülden terazi yaparlar

    Gülü gül ilen tartarlar’

    Deyişi, her farklılık bir candır, hakkın aynasıdır, varlık deryasıdır. Gül alıp gül satmak, farklılıkların yaşam alanını genişletmek, çoğaltmak, renkliliği arttırmak, korumak anlamına gelir. Buradaki terazi, farklılıkların rızalığıdır, birbirlerinden razı olmalarıdır. Rıza şehrinde kurulan terazi kar ve zarar üzerine kurulu değildir. İkrar ve rızalık esastır.

    “ALEVİ HAKİKATİNİN KAPSAMA ALANI ‘MİLLET’ KAVRAMINI AŞAR”

    Pir Zeynel Kete, ‘72 millet’ kavramının toplum nezdinde sadece söylemde kaldığına işaret ederek “Manasına uygun pratik sergilemede eksik kalınmıştır” diye de ekledi. Pir Kete, ‘72 halk’ kavramının daha kapsayıcı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Dil kavramı kültür kavramının başat öğesidir. Bir toplumun kazandığı zihniyet, ahlak, estetik ve duygu dünyasının birikimidir. Bu mana ile ‘72 millet’ kavramının yerine ‘72 halk’ kavramı daha kapsayıcıdır. Hatta bir çok kişi ya da yazar, ‘73 Alem’ kavramını kullanır. ‘72 fırka’ ya da ‘millet’ kavramının Emevi ve Şialar tarafından Hariciler için kullanıldığı söylenir. Bir aşağılama, yoldan çıkanlar için Hariciler için kullanıldığı söylenir.

    ‘73 Alem’ Rıza toplumu sürekleri için kullanılır. Bütün farklılıkların tekleşmeden, farklılıkların birlenmesi, karşılıklı bir birini var etmesi manasına gelir. Alevi toplumsal hafızasında 73 sayısı unutulsa da, daha çok 72 sayısı yerleşmiştir. Halk kavramı Alevi fikriyatına daha uygundur.

    ‘72 millet’ olarak literatüre girmiş ama Alevi hakikatinin kapsama alanı ‘millet’ kavramını aşar durumdadır. ‘72 Aleme bir nazardan bakmak’ demek Alevi fikriyatına daha uygundur. Bu mana ile Alevilerin sadece kendi hakları söz konusu olduğunda bu cümleyi kullanmaları eksik kalır. Tekçi zihniyetin zulmüne uğramış, dili, dini, rengi ne olursa olsun yanında olmaları gerekiyor.

    Özellikle binlerce yıllık Alevi hakikatini dernek hattına yerleştiren zihniyet, ‘72 millet’ kavramını söyler ama manasına uygun pratik sergilemede eksik kalınmıştır.

    Ulus devlet anlayışının zulmüne uğrayan komün toplumlar; devlet dışı kalmış inançlar, etnik yapılar, aşiretleri tekleştirme, Alevi fikriyatında yoktur. Örneklendirirsek Kürtlere yönelik tekleştirme siyaseti 1924 Anayasası ile resmiyet kazanmıştır. Aynı anayasa Alevileri de makbul vatandaş kabul etmiyor.”

    “ALEVİLER, FARKLILIKLARI TEKLEŞTİRME ANLAYIŞINI RET EDER”

    Pir Zeynel Kete, son olarak Alevilik “Zulme karşı mazlumun yanında yer edinmenin en güzel ifadesidir” diyerek şunları kaydetti:

    “Aleviler, farklılıkları tekleştirme, katliama tabi tutma anlayışını ret eder. Günümüzde farklılıklarından dolayı soykırıma, katliama, sürgüne, uğramış halkların yanında olacağının da bir ikrarıdır. Günümüzde tekçi ulus devlet anlayışında zulme uğrayan farklı klan, kabile, aşiret, halk gibi toplumsal formların varlığı, birliği, dirliğini yaşamaları Aleviler açısından Hakk’ın emri rızasıdır. Hakk önce bir zerre idi sonra 18 bin alemde görünür oldu. Bundandır Mansur ‘Enel Hakk’ dedi. Bu hakikat tekçiliğe karşı direnmenin Mansurlaşmak anlamına geldiğini ifade eder.”

    Eren GÜVEN / ANKARA