PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye hapishanelerinde artan hak ihlallerine dikkat çekerek, özellikle hasta mahpusların yaşadığı ağır koşulların yaşam hakkını tehdit ettiği belirtti. İHD Dersim Şubesi hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılmaları çağrısı yapıldı.
İHD Merkezi Hapishane Komisyonu’nun 2025 yılı verilerine göre, cezaevlerinde 335’i ağır olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Bu mahpuslardan 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediği, buna rağmen ölüm riski altında tutulduğu belirtildi.
İHD Dersim Şubesi, hapishanelerde yaşanan ağır hak ihlallerine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.
“HASTA MAHPUSLARIN TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR”
Nurşat Yeşil, açıklamada yüksek güvenlikli ve kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan hapishanelerde giderek kurumsallaşan tecrit uygulamalarına dikkat çekerek, “Mahpusların günde 23 saate varan sürelerle tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Sosyal temas, havalandırma ve iletişim hakları ciddi bir biçimde kısıtlanıyor. Bu uygulamalar ulusal ve uluslararası hukuk açısından da işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir” dedi.
Yeşil, ayrıca hasta mahpusların tedaviye erişim hakkının engellendiği, hastane sevklerinin geciktirildiği, kelepçeli muayene dayatmasının sürdüğü ve Adli Tıp Kurumu’nun taraflı raporlarının tahliyelerin önünde engel oluşturduğu da aktardı.
“YETKİLİLERİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Yeşil, basın açıklamasında taleplerini şöyle sıraladı:
– Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı, tedavi haklarına engelsiz erişimleri sağlanmalıdır.
– Hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına son verilmelidir.
– “Kuyu tipi” ve yüksek güvenlikli hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalar derhal kaldırılmalıdır.
– Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız ve tarafsız çalışması sağlanmalı, hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
– Mahpusların sağlık, iletişim ve insanca yaşam hakları güvence altına alınmalıdır.
– İnfaz ertelemelerine gerekçe yapılan keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir.
Yeşil son olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek kamuoyunu duyarlılığa, yetkilileri ise sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği, bir çok kentte hasta mahpus Mehmet Emin Çam için basın açıklaması gerçekleştirdi. Ağır hasta mahpus Çam’ın sağlık durumunun kritik seviyeye geldiğine dikkat çekilen açıklamalarda, acil tahliye çağrısında bulunuldu.
Türkiye’de hasta mahpuslar cezaevlerinde ölüme terk ediliyor. Her gün hak ihlali haberlerinin geldiği cezaevlerinde, ağır hasta mahpuslar ölümle tehlikesiyle yaşamlarını idame ettiriyorlar. Türkiye’de Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla başlayan süreçte toplumun en büyük beklentisi, “iyi niyet adımı” olarak hasta mahpusların tahliye edilmesiydi. Ama aradan geçen 1 yılı aşkın sürede halen hiçbir adım atılmadı.
İHD’nin verilerine göre, cezaevlerinde en az bin 412 hasta tutsak bulunuyor. Bunlardan 335’inin durumu ağır, 230’u ise günlük yaşamını tek başına idame ettirecek durumda değil, 105’inin ise desteğe ihtiyacı var. Geçtiğimiz günlerde adı hasta tutsaklar listesinde bulunan Mehmet Edip Taşar, cezaevinde yaşamını yitirdi.
İHD, benzer durumların tekrar yaşanmaması ve sağlık durumu kritik seviyeye gelen Mehmet Emin Çam için tüm Türkiye şube ve temsilciliklerinde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.
DERSİM
“MEHMET EMİN ÇAM ACİLEN TAHLİYE EDİLEREK, DIŞARIDA TEDAVİ EDİLMELİDİR”
İHD Dersim Şubesi’nin Sanat Sokağı’nda gerçekleştirdiği açıklamayı Hüseyin Yaşar Sezgin okudu. Sezgin, Batman T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan 74 yaşındaki Mehmet Emin Çam için acil tahliye çağrısında bulunarak şunları ifade etti:
“74 yaşındaki Çam, 18 Mart 2026’da Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldıktan sonra ertesi gün tüberküloz şüphesiyle Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilmiş; kısa süre sonra yeniden hapishaneye götürülmüştü. Ailesi, 25 Mart’ta Çam’ın tekrar hastaneye götürüldüğünü ancak sağlık durumunun ağırlaştığını, ayakta duramadığını, konuşmakta zorlandığını ve zaman zaman hafıza kaybı yaşadığını aktardığını” belirtti.
Sezgin, Mehmet Emin Çam’ın durumunun kritik olduğunu vurgulayarak, “Çam’ın beyninin sağ tarafında tümör bulunuyor, ömür boyu kan sulandırıcı kullanıyor ve ciddi beyin damarı tıkanıklıkları sebebiyle her an inme veya beyin kanaması riski taşıyor. Ayrıca ileri derecede kalp hastası olan Çam, daha önce kalp krizi geçirmiş, beş damarının tıkalı olduğu tespit edilmiş ve yalnızca iki damara müdahale edilebilmişti. Böbreklerinde kistler bulunan, iki kez böbrek ameliyatı geçiren mahpusun felç nedeniyle sol kol ve bacağında güçsüzlük bulunuyor. Görme ve işitme kaybı yaşayan Çam’ın son haftalarda öksürürken ağzından kan geldiği de bildirildiğini” söyledi.
Tüm bu hayati risklere rağmen, Adli Tıp Kurumu 3 Aralık 2025’te Çam için “Cezaevinde Kalabilir” raporu verdi. Çam’ın infaz erteleme talebinin ise 10 Mart 2026’da reddedildiğini söyleyen Hüseyin Yaşar Sezgin, Çam’ın hapishane koşullarında yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdüremeyeceğini belirterek, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi ile Anayasa’nın 17. maddesine işaret etti.
Sezgin, devletin mahpusların yaşamını koruma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatarak Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumları Mehmet Emin Çam ile tüm hasta mahpusların derhal serbest bırakılması için sorumluluk almaya çağırdı.
ANTEP
İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, Batman T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan 74 yaşındaki ağır hasta tutsak Mehmet Emin Çam’ın durumuna dikkat çekmek için Antep’te basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Çam’ın hafıza kaybı yaşadığı, tek başına ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve hayati riskinin arttığı vurgulanarak acil tahliye çağrısı yapıldı.
Şube yöneticisi Fatma Güner tarafından okunan açıklamada, Çam’ın çoklu kronik hastalıklarına rağmen hapishanede tutulmaya devam edilmesinin yaşam hakkı ihlali olduğu belirtildi.
İHD, devletin tutsakların sağlığını koruma yükümlülüğü olduğunu belirterek uluslararası sözleşmeleri hatırlattı. Açıklama şu çağrıyla son buldu:
“İnsan Hakları Derneği olarak süreci yakından takip ediyor ve gerekli girişimlerde bulunduğumuzu kamuoyuna bildiriyoruz. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumları ivedilikle Mehmet Emin Çam ve bütün hasta mahpusların serbest bırakılması için sorumluluk almaya çağırıyoruz.”
PİRHA – İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, hasta mahpus Hatice Onaran’ın hayatının risk altında olduğunu aktardı. Onaran hakkındaki infaz erteleme başvurusunun derhal kabul edilmesi gerektiğini belirten hak savunucuları, “Onaran’ın tahliyesinin sağlanması hem iç hukuk hem de Türkiye’nin taraf olduğu mahpusların haklarını güvence altına alan uluslararası sözleşmeler gereğince zorunludur” dedi.
İnsan hakları savunucusu Hatice Onaran, “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet” iddiasıyla 2024 yılının Ekim ayından bu yana Hapishanede tutulmakta. 4 yıl 2 ay hapis cezası verilen Onaran’ın, hasta ve yoksul mahpuslarla sürekli dayanışma içerisinde olduğu, mahpusların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına dönük destek verdiği ifade edilmekte.
Hatice Onaran’ın mahkûmiyet kararına gerekçe yapılan eylemler arasında aralarında eski eşinin de olduğu 10 hasta mahpusa en düşük 200, en yüksek 450 TL miktarlarda para yatırmış olması gösteriliyor.
“YAŞAMI TEHDİT EDEN BİR DURUM…”
İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishane Komisyonu, Gebze Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan Hatice Onaran için basın açıklaması yaptı. Gebze Adliyesi önünde bir araya gelen İHD İstanbul Şube üye ve yöneticileri, Onaran’ın para yardımlarının “terörün finansmanı” olarak yorumlanamayacağını vurgulayan hak savunucuları Onaran’ın sağlık durumuna da dikkat çekti.
Meselenin yalnızca hukuki bir tartışma olmadığını belirten İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, Hatice Onaran’ın sağlık durumunun hayati risk taşıdığına vurgu yaptı. Birçok ilde eş zamanlı yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Onaran’ın kolon kanseri öyküsü bulunmaktadır ve %79 oranında engelli raporuna sahiptir. Hapishaneye konulmasının ardından düzenli tedavi ve kontrolleri aksamış; sağlık durumu kötüleşmiştir. Son yapılan PET taramasında karın bölgesinde yeni lezyonlar (nodüller) tespit edilmiştir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı bünyesinde Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer’in ön değerlendirmesine göre, kanserin nüksettiği ve mevcut hapishane koşullarının yaşamı tehdit eden bir durum oluşturduğu belirtilmiştir.
Kesin tanı amacıyla 5 Ocak 2026 tarihinde biyopsi yapılmıştır. Ancak hastaneye sevk ve geri dönüş koşulları, kanser hastası ve ağır engelli bir kişi açısından son derece ağır ve insan onuruna aykırıdır. Hatice arkadaşımız, hapishaneye bir saatten fazla uzaklıktaki Kocaeli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiş; biyopsi sonrası ağrı içinde olmasına rağmen kelepçeli biçimde bekletilmiş ve ring aracında tutulmuştur. Bu koşullar, ağır hasta bir mahpus için kabul edilemezdir.”
“ONARAN’IN HAYATI RİSK ALTINDADIR”
Hatice Onaran ile ilgili infazın ertelenmesi yönünde ikinci kez yapılan başvuruya henüz bir cevap alınmadığı da aktarıldı. İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından Adalet Bakanlığı ve hapishane idaresine yapılan başvurulara da olumlu bir cevap verilmediği belirtilerek şöyle devam edildi:
“Birleşmiş Milletler’in Mahpuslara Muameleye İlişkin Asgari Standart Kuralları (Nelson Mandela Kuralları) açık hüküm içermektedir:
Kural 24: Mahpusların sağlık hizmetlerinden toplumla eşit standartlarda ve ayrımcılık olmaksızın yararlanması devletin sorumluluğundadır.
Kural 27: Cezaevleri acil durumlarda derhal tıbbi bakım sağlamalı, uzman tedavi gerektiren durumlarda mahpuslar uygun sağlık kurumlarına sevk edilmelidir.
Hatice Onaran’ın tutulduğu hapishanede yeterli sağlık altyapısı bulunmamaktadır. Hastaneye sevk koşulları ise kanser tedavisi gören bir hasta için uygun değildir.
Yetkili makamların gerekli önlemleri almaması halinde yaşam hakkının ihlali söz konusu olabilecektir. Bu nedenlerle hasta mahpus Hatice Onaran’ın hayatı risk altındadır.
Hatice Onaran hakkında gerçekleştirilen infaz erteleme başvurusunun derhal kabul edilmesi; gerekli sağlık raporlarının ivedilikle alınması ve tahliyesinin sağlanması hem iç hukuk hem de Türkiye’nin taraf olduğu mahpusların haklarını güvence altına alan uluslararası sözleşmeler gereğince zorunludur.”
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 582’nci hafta açıklamasını Ankara Sakarya Meydanı’nda gerçekleştirdi. Bu hafta yapılan açıklamada, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Mehmet Tahir Avcı’nın yaşam hakkının ciddi tehlike altında olduğu vurgulanarak, acil tahliyesi talep edildi. Basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Kezban Kalın okudu.
Kezban Kalın, İnsan Hakları Derneği’nin tespitlerine göre Türkiye hapishanelerinde en az 1.412 hasta mahpus bulunduğunu, bunların 335’inin ağır hasta olduğunu belirtti. Kalın, “Bu mahpuslardan 230’u tek başına yaşamını sürdürememekte, 105’inin sürekli desteğe ihtiyacı bulunmakta. Hapishane koşullarında yaşamaları mümkün olmayan bu mahpusların tedavileri aksamakta, buna rağmen tahliyeleri sağlanmamaktadır” dedi.
Hasta mahpus Mehmet Tahir Avcı’nın epilepsi, kalp ve şeker hastalıkları bulunduğunu aktaran Kalın, Avcı’nın ağır sağlık sorunlarına rağmen cezaevinde tek başına tutulduğunu söyledi. Kalın, “Mehmet Tahir Avcı, 09 Mayıs 2025 tarihinde Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden ameliyat tarihi almış olmasına rağmen sevki, ‘jandarma personel ve araç yok’ gerekçesiyle iptal edilmiştir” dedi.
Kezban Kalın, Avcı’nın geçmişte sağlık hizmetine erişimde ayrımcı ve onur kırıcı muamelelere maruz bırakıldığını, Nusaybin’de yakalanma sürecinde şarapnel yarası nedeniyle karaciğer hasarı yaşadığını, kelepçeli muayeneye zorlandığını ve nefret söylemine maruz kaldığını belirtti. Kalın, “İki kez kalp krizi geçirmiş, stent takılmış, iki koroner damarı tıkalı ve ameliyat beklemektedir. Epilepsi, diyabet ve kalp hastalıklarının birlikte seyri, unutkanlıkla birleşince tek başına kalması tıbben uygun değildir. Buna rağmen tek başına tutulmaya devam edilmesi insan onuruyla bağdaşmayan kötü muameledir” dedi.
Hasta mahpusların yaşam hakkının korunması gerektiğini vurgulayan Kalın, 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca Mehmet Tahir Avcı’nın infazının geri bırakılması çağrısında bulundu. “Avcı için kardiyoloji, nöroloji ve endokrinolojiyi kapsayan kesintisiz bir tedavi planı oluşturulmalı; kelepçeli ve ayrımcı muayene dâhil tüm onur kırıcı uygulamalara son verilmelidir. Bildirilen aşağılayıcı davranışlar hakkında etkin soruşturma yürütülmelidir” diye konuştu.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, açıklamasında tüm yetkili kurumlara çağrıda bulunarak, “Bu açık yaşam hakkı ihlali derhâl giderilmelidir. Olası tüm olumsuzlukların sorumluluğu bu ihmale göz yuman ve sürmesine izin verenlerdedir” dedi.
Açıklamanın sonunda inisiyatif üyeleri, “Mehmet Tahir Avcı’ya özgürlük, hasta mahpuslara adalet!” sloganları attı.
PİRHA-İHD Dersim Şubesi, hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısı yaparak oturma eylemi gerçekleştirdi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısı yaparak Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Dersim Şube Yöneticisi Hüseyin Yaşar Sezgin okudu. Açıklamada, ‘Yaşamı savunuyoruz, hasta mahpuslar serbest bırakılsın’ pankartı açıldı.
Açıklamaya, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ve Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
“YAŞANAN İHLALLER SİSTEMATİK BOYUTA ULAŞTI”
Türkiye’de hapishanelerde insan hakları ihlallerinin her geçen gün daha da derinleştiğini belirten Hüseyin Yaşar Sezgin, ” Özellikle hasta mahpuslara yönelik uygulamalar açıkça yaşamı hedef alan bir nitelik kazanmış durumdadır. İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi olarak gözlem heyetlerimiz, komisyonlarımız ve derneğimize yapılan başvurular sonucu elde ettiğimiz bilgiler, yaşanan ihlallerin sistematik boyuta ulaştığını açıkça göstermektedir. Sürgün sevkler, mahpusların en temel haklarına yönelik ihlallerden biridir. Ayrıca son dönemlerde giderek yaygınlaşan bir başka uygulama ise henüz hüküm giymemiş mahpusların, kamuoyunda “kuyu tipi hapishaneler” olarak bilinen S, Y ve Yüksek Güvenlikli Hapishanelere sevk edilmesidir. Bu kurumlarda ağırlaştırılmış tecrit, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan açık bir işkence yöntemi haline gelmiştir. Mahpuslar 23 saatini tek başına geçirdikleri hücrelerde tutulmakta, sosyal, kültürel ve fiziksel etkileşimleri sistematik olarak engellenmektedir” dedi.
“TECRİT UYGULAMALARI KALDIRILMALIDIR”
Sezgin, İHD Dersim Şubesi olarak taleplerini ise şu şekilde açıkladı:
-Ağır hasta, yaşlı ve engelli mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır.
-Hapishane koşullarında tedavi edilemeyecek durumda olan hiçbir mahpus içeride tutulmamalıdır.
-Sürgün sevk uygulamaları derhal durdurulmalı
-Mahpusların ailelerine ve yargılandıkları şehirlerdeki kurumlara yakın hapishanelerde tutulmaları sağlanmalıdır.
-Sağlık hizmetine erişim koşulları evrensel insan hakları normlarına uygun hale getirilmelidir.
-Mahpuslar ayrımcılığa maruz kalmadan, insanca muamele görerek tedavi hakkına kavuşmalıdır.
-Tecrit uygulamaları ve ağırlaştırılmış izolasyon politikaları kaldırılmalıdır.
-Mahpusların sosyal yaşam hakları engellenmemeli; iletişim, spor, kültür ve insani etkileşim olanakları sağlanmalıdır.
-Kuyu tipi hapishaneler (S, Y, Yüksek Güvenlikli) kapatılmalıdır!
PİRHA- Hasta mahpuslara ilişkin basın açıklaması yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Türkiye’de barışın önünü açmak başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform süreci kaçınılmaz bir ihtiyaçtır” diyerek, hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara son verilmesi için yetkili mercilere çağrıda bulundu.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, hasta mahpusların güncel durumuna ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Hapishanelerde yaşam hakkı tehlikede. Hasta mahpuslara özgürlük. İnfaz yakmalara son” yazılı pankartın açıldığı eyleme çok sayıda STK temsilcisi ile hasta mahpusların aileleri katıldı.
Basın açıklamasını platform adına İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Sekreteri Fatoş Sarıkaya okudu. Sarıkaya, Türkiye’deki hapishanelerde uygulanan ağır tecrit, keyfi infaz uygulamaları, hasta mahpusların yaşam hakkının ihlali ve özellikle ağırlaştırılmış müebbet rejimiyle hapishanelerin bir ihlal merkezine döndüğünü dile getirdi.
“EN AZ BİN 412 HASTA MAHPUS VAR”
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün istatistiklerinden referans veren Sarıkaya, Mayıs 2025 itibari ile hapishanelerde 409 bin 617 mahpus bulunduğunu, bu sayının Türkiye’deki tüm hapishanelerin kapasitesi olan 299 bin 924’ten yüzde 36 daha fazla olduğunu belirtti.
İHD’nin hasta mahpuslara ilişkin verilerine de değinen Sarıkaya, şunları aktardı:
“Tespit edilebildiği kadarıyla 161 kadın ve bin 251 erkek olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Ağır hasta olarak tarif edebileceğimiz 335 mahpus bulunuyor. Bunlardan 230’u tek başına yaşamını devam ettiremiyor ve 105’inin de desteğe ihtiyacı bulunuyor. 188 mahpusun ise hastalıkları nedeniyle sürekli olarak kontrol edilmesi gerekiyor. 515 mahpusun hastalıkları belirtilmesine rağmen değerlendirme için gereken detaylar olmadığından ve 2 mahpusunda ne gibi hastalıkları olduğuna dair bilgi edinilemediğinden 517 mahpusun durumlarının ağır olup olmadığına dair değerlendirme yapılamıyor.”
10. YARGI PAKETİ ELEŞTİRİSİ
İnfazı dolmuş, tahliye edilmesi gereken birçok mahpusun, hapishane idarelerinin veya İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarıyla tahliye edilmeyerek özgürlüklerinden alıkonulduğunu söyleyen Sarıkaya, “Özellikle hapishanelerdeki hak ihlallerinin giderilmesi adına gündeme gelen 10. Yargı paketi ile hasta mahpuslar tahliye edileceği ve infaz yakmaların son bulacağını beklerken Kanun teklifinde olumlu hiçbir değişikliğin olmadığını, özellikle birçok anayasal hakkı ihlal eden İdari Gözlem Kurulunun kaldırılmasına ilişkin bir düzenlemenin olmadığını, infaz hukukunu bürokrasiye boğan hükümler olduğunu görüyoruz. Hasta mahpusların tedaviye erişimlerinin önündeki engeller kaldırılmalı, hapishanede kalması yaşamı için ağır tehlike barındıran mahpuslar koşulsuz, derhal tahliye edilmeli. Ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı ve infaz erteleme kararları bağımsız sağlık kurulları tarafından verilmeli. Adli Tıp Kurumu’nun tek otorite olması uygulamasına son verilmeli, bilimsel ve tarafsız kurulların görüşleri esas alınmalı” dedi.
“AYRIMCI VE KEYFİ UYGULAMALARA SON VERİLSİN”
Son olarak Türkiye’de barışın önünün açılması için başta hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform sürecinin kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunun altını çizen Fatoş Sarıkaya, “Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Tüm kamuoyunu ve yetkilileri hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye, demokratik hukuk devleti mücadelesine destek olmaya ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA – Hasta tutuklu Enver Yanık’ın serbest bırakılması için İHD İzmir Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı. Enver Yanık’ın Wernicke Korsakoff hastası olduğuna vurgu yapılırken “Dosyası katalog bir suç olmadığı gibi delil karartma durumu da olmayacağı için bir an evvel daha sağlıklı koşullara kavuşabilmesi sağlanmalıdır” denildi.
Hasta mahpus Enver Yanık’ın ailesi ve arkadaşları, İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
‘Adil yargılama haktır. Wernicke Korsakoff hastası Enver Yanık’a özgürlük’ pankartının açıldığı basın toplantısında Yanık’a yönlendirilen suçlamaların asılsız olduğu vurgulandı.
“DOSYADA ADİL YARGILANMA HAKKI İHLALİ VAR”
Basın açıklamasını okuyan Şükriye Yanık, Enver Yanık’ın 20 yıldır süren bir dosya kapsamında 07 Ekim 2024’te tutuklandığını belirtti. Yanık, şunları aktardı:
“2005 yılında başlayan bu dosya süresince Yanık, sabit ikametgahında yaşamış ve son 15 senedir de İzmir’de eşi ile birlikte yaşamaktadır. Bu süre zarfında birçok yayınevinde sigortalı olarak çalışmıştır. Duruşmaları takip etmiş, 15 yıl içinde yurtdışı gezileri yapmış ve her seferinde geri dönmüş olmasına rağmen, ilk derece mahkemesi kararı verip Yanık hakkında yakalama çıkartmış ve kendisini tutuklamıştır. Yüzü aşkın sanıklı, 18 çuvaldan oluşan dosya, mahkemeye yeni atanan mahkeme heyeti tarafından daha dosya incelenmeden karara çıkarılmıştır. Dosyada adil yargılanma hakkı ihlali vardır. Bunlar şu şekildedir:
Yanık’ın o dönem kaldığı ev ile ilgili aramaya ilişkin birçok çelişki mevcuttur. Dosyada tanık olan kişinin evi, Yanık’ın sürekli kaldığı ev olarak lanse edilmiştir. Yanık, o adreste dahi yakalanmamış, o adreste başka kişiler ve tanık olan kişi kalmıştır. Politik dava dosyalarında somut delil olmadıkça uydurma gerekçeli tanıklar ve gizli tanıklara bu dosyada da başvurulmuştur. Tanık olarak gösterilen kişi, davadaki aleyhe tek delildir. 10 yeri (ülkü ocakları, MHP ve AKP binaları) bombaladığı iddia edilen Yanık için tek delil bir tanık beyanıdır ki beyan şu şekildedir: tanık sürekli olarak ‘duydum – bana bizimkiler yaptı’ gibi ifadeler kullanmıştır. Yani herhangi bir görgü veya doğrudan bilgiye sahip değildir. Başkaca bir delil veya yan delile de dayanmayan soyut beyanlardan ibaret bilgiler vermektedir. Ne bir kamera kaydı, ne bir bombalamaya ilişkin direkt görgü, ne bir bomba benzerliği ne de başkaca bir somut delil, hiçbiri dosyada bulunmamaktadır.”
20 GÜN İÇİNDE 18 ÇUVAL BELGE, İNCELENİP ONANMIŞ!
Şükriye Yanık, Enver Yanık’ın yargılanma sürecinin somut delilerden uzak olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Dosyadaki deliller ile bırakalım ağırlaştırılmış müebbet cezasını vermek, herhangi bir suç için dahi bu deliller yeterli değildir. Yanık’ın dosyası, ilk derece mahkemesinin kararından sonra istinaf aşamasında dosya kaydı yapılır yapılmaz 20 gün içinde 18 çuval belge, bilgi jet hızıyla incelenip onanmıştır. Dosyası şu an Yargıtay’dadır. Türkiye’de adil yargılanma hakkı ihlalleri oran olarak %76,8’e yükselmiştir. Bu demektir ki ülkede adil yargılanan insan neredeyse yoktur.
Enver Yanık, 96 ölüm orucu direnişçisi ve gazisidir. Ölüm orucu sonrası Wernicke Korsakoff olması nedeniyle ağır hafıza sorunları yaşamaktadır. 1999 Ulucanlar Katliamı’nı bizatihi yaşamış ve katliam sonucunda AHİM kararı ile devlet ona tazminat ödemekle yükümlendirilmiştir. Katliam sonrası hidrosefali hastası olmuş, vücudunda katliamdan kalma iki kurşun, fiziksel bozukluklar ve eğrilikler gibi onlarca sorunu vardır. Yine Yanık, 19 Aralık 2000 hapishaneler katliamını yaşamıştır. 2003 yılında hastalıkları nedeniyle hakkında yapılan kampanya ve ATK raporu ile serbest kalmıştır. Nitekim Ekim 2024’te tutuklandığı ilk haftalarda bayılmış, hastanelik olmuş, şekeri, tansiyonu yükselmiş ve en son kalpte sorun yaşamıştır.”
“HASTA TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILSIN”
Şükriye Yanık, ülkedeki hasta tutsak sayısının 1517, bunların 651’inin ağır hasta tutsak olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Buradan tüm kamuoyunu ve Adalet Bakanlığı ile Yargıtay üyelerini adil yargılanma hakkı için harekete geçmeye çağırıyoruz. Enver Yanık adil yargılansın ve 20 senedir ülkeden gitmemiş bir hasta tutuklunun derhal salıverilmesini talep ediyoruz. Yanık’ın dosyası katalog bir suç olmadığı gibi delil karartma durumu da olmayacağı için bir an evvel daha sağlıklı koşullara kavuşabilmesi sağlanmalıdır. Adil yargılanma haktır. Hasta mahpuslara özgürlük, Enver Yanık’a özgürlük.”
PİRHA – CİSST çalışanı Helin Akyol, hasta mahpuslar sorununun derinleştiğine işaret ederek bugüne kadar derneklerine bin civarında başvuru yapıldığını söyledi. “Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulması insan onuru açısından zedeleyicidir” diyen Akyol, ATK tarafından verilen “hastanede kalabilir” raporlarının tartışmalı olduğunu vurguladı. Akyol, hapishanelerde süre giden verem ve uyuz hastalıklarına da dikkat çekti.
Türkiye’de yıldan yıla artan cezaevi sayısı beraberinde hukuka aykırı uygulamaları da çoğaltmakta. Cezaevi inşa etmeyi gelenek haline getiren iktidar, diğer yandan tutukluların haklarını ise törpülemekte.
Cezaevlerinden sık sık duyulan işkence sorununun yanı sıra hasta mahpusların içerisinde olduğu durum ise en can yakıcı mesele haline geldi. İnsan hakkı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği mesele, aynı zamanda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin de (DEM Parti) başat gündemlerinden.
Geçmişte HDP ile AKP Hükümeti arasındaki çözüm sürecinde de sıklıkla duyduğumuz hasta mahpuslar meselesinin, şimdiki İmralı Heyeti ile AKP-MHP Hükümeti arasında devam eden görüşmelerde de öncelikli gündem olduğu öngörülüyor. Hasta mahpuslar sorunu can almaya devam ederken süreç, temel hukuk kurallarının adeta tanınmaması yolunda ilerliyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) de konuya dair çalışma yürüten kurumlardan biri. CİSST, Ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu 16 madde, ağır hasta mahpuslar için cezanın infazına geçici olarak ara verilmesine işaret eder. Yani 16. maddede “mahpusun tahliyesi ya da affı” vurgusu yapılmaz.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) çalışanı Helin Akyol, hasta mahpusların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çekti. Akyol, hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığının özellikle altını çizdi. CİSST’in “sıfır ayrımcılık” politikasını benimsediği için bütün mahpus gruplarıyla çalıştığını belirten Helin Akyol, dernek çalışmalarına dair şu özeti geçti:
“Politik ya da adli tutuklu ya da hükümlü gibi ayrım yok. Bütün mahpus grupları bu bağlamda CİSST’in kapsamına giriyor. Bir mahpus danışma hattımız var ve çok aktif çalışan izleme araçlarımızdan biri. Hem mahpus yakınları hem açık hapishanede bulunan mahpuslar arayabiliyor. Ayrıca avukatlar da arayabiliyor. Bunun dışında mahpuslara düzenli olarak avukat ziyaretleri de yapıyoruz. Bunların haricinde araştırmalar yapıp sıklıkla meclise soru önergeleri veriyoruz.”
HÜKÜMETİN, İNSAN HAKKI ÖRGÜTLERİNE YAKLAŞIMI?
Türkiye’de insan hakkı örgütlerinde faaliyet yürütenlerin sıklıkla gözaltına alınıp, tutuklandığı gerçeği de söz konusu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Canı çıkasıca İHD” diyerek hedefe koyduğu örgütler ise hasta mahpuslar sorununun, günümüzde daha da derinleştiğine vurgu yapmakta. Helin Akyol da cezaevlerinde yaşananlara ilişkin derneklerinin hazırladığı rapor ve önerilere dair hükümetin tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:
“Kendimizi dinletebiliyor muyuz ya da dinliyorlar mı bunun etkisini ölçmek çok mümkün değil. Aslında soru önergeleri verdiğimizde bazen cevaplar alabiliyoruz ya da çok gündemleştirdiğimiz bir meseleyi, örneğin hapishanelerdeki elektrik faturasının ticarethane statüsünden çıkarılması gibi meselelerde bize doğrudan cevap verilmese de bazen olumlu sonuçlandığını görebiliyoruz. Kimi durumların sonuçlanmadığını da görebiliyoruz açıkçası.
HASTA MAHPUS BAŞVURUSU BİN CİVARINDA!
Şu anda hapishanelerdeki mahpus sayısı 400.000’i geçti. Türkiye’nin toplam kapasitesi 299.000 bu da kapasitenin yaklaşık % 34 üzerindeyiz demek. Bu kalabalığın hasta mahpuslara bir yansıması var. Tabii sadece hasta mahpuslara değil, aslında mahpusların sağlık koşullarına bir yansıması var. Bu demek oluyor ki hapishaneler kalabalıklaşıyor, kalabalık da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Buna nazaran personel sayısı da yetersiz hale geliyor. Örneğin mahpusun sağlık çalışanına ulaşması daha da zorlaşıyor. Bütün bunlar zaten hasta olan mahpusu ağır hasta konumuna sokarken hasta olmayan mahpusun da sağlık koşullarını ciddi şekilde tehdit ediyor. CİSST’e bu zamana kadar yaklaşık 7000 civarı mahpus temas kurmuşsa bunların bini hasta mahpustur. Bu çok ciddi bir oran. Sadece bu kurumları bilip ulaşan mahpus sayısı bu. Tahmin edersiniz ki hasta mahpus sayısı, bize ulaşandan çok çok daha yukarı.
Gözlemimiz şu yönde; mahpuslar dışarıda tedavi olsaydı hastalıkları belki de bu kadar ilerlemezdi. Mahpusların çoğunun hastalığı içeride başlıyor ve sürekli gecikmeli tedavi şikayeti alıyoruz. Bütün mahpuslardan, ilaçlara erişemediklerini, hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler alıyoruz. Haliyle bu zaten sağlıklı bir mahpusu da hasta konumuna sokacaktır. Dışarıda bizlerin de yaşadığı çok ciddi bir sağlığa erişim sorunu var. Hastanelerden randevu alamamak çoğu zaman ilaca erişememek gibi sorunları bizler de yaşıyoruz. Bu sorunlar hapishanelerde daha da derinleşiyor. Çünkü mahpusların ekonomik durumu olmayabilir, ailesiyle teması olmayan mahpusların doğrudan dışarıdan bir ekonomik geliri de olmayabiliyor. Bazı medikal malzemeler, ameliyatlar da ücretli. Ekonomik durumunuzun olmaması durumunda bu hizmetlere erişmek mümkün olmayabiliyor. Bu noktada sürekli önleyici sağlık tedbirlerini vurguluyoruz. Hasta olduktan sonra ne yapılacağından önce aslında çözmemiz gereken şey, önleyici sağlık tedbirleridir. Mahpusu baştan hasta etmemek, hastalığı tedavi edecek koşullar tabii ki çok önemli ama mahpusu, hastalığı taşıyan süreci de durdurmak lazım. Düzenli tedaviyi sağlamak lazım.”
“ATK, HEKİM GÖRÜŞLERİNİ YOK SAYIYOR!”
Helin Akyol, hasta mahpuslar gündemiyle birlikte sıklıkla duyulan ‘Adli Tıp Kurumu’ meselesine de değindi. “Burada 16. maddeden bahsetmek istiyorum” diyen Akyol, şöyle devam etti:
“Bu madde çokça yanlış biliniyor aslında. 5275 sayılı kanunda yer alıyor ve bu maddeden ağır hasta mahpuslar faydalanıyor, ‘hayatını içeride idame ettiremeyecek mahpuslar’ diye de belirtiliyor. Fakat maddeye başvurmak sırasında şöyle sorunlar oluyor; bir Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) onayından geçiliyor. ATK, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlar içerisinde. Yani personel atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor. Bu da aslında ATK’yi bağımsız bir kurum olmaktan çıkartıyor. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum. Bunun yerine tam teşekküllü hastane heyetlerinden alınan raporların nihai rapor sayılması gerekir. Buradaki doktorların da Mandela Kurallarına göre, bu kurallar etiği, kritikleri çerçevesinde raporları değerlendirmesi gerektiği vurgusu yapılıyor. Çünkü ağır hasta mahpuslarda şu durumla çok karşılaşıyoruz; hastane heyetinden ‘hapishanede kalamaz’ raporu alsa da ATK, ‘hapishanede kalabilir’ raporu veriyor. Basına yansıyan haberlerde görülüyor, % 90 üzerinde engeli olan bir mahpus, ‘hapishanede kalabilir’ raporu alabiliyor. Hayatını tek başına idame ettiremeyen bir mahpusun hapishanede tutulması aynı zamanda bağımsız yaşama ilkesine de aykırıdır. Örneğin bu mahpusun bakım yükümlülüğü kime kalıyor? Bu mahpuslar için çalışan ayrı bir personel de yok. Sadece R Tipi hapishanelerde hasta mahpuslar için bakım personeli bulunmakta ama zaten R Tipi sayısı mevcuttaki hasta ve engelli sayısını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum; bizler zaten R Tipi gibi engelli ya da hasta mahpusu ayrıştıran, izole eden kurumlar yerine bütün kurumların engelli ve hasta mahpuslara göre dizayn edilmesini istiyoruz.”
Helin Akyol, hasta mahpusların dışarıda tedavilerine devam etmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulmasının insan onuru açısından da “zedeleyici” bir durum olduğunu söyleyen Akyol, şu cümlelerle devam etti:
“O yüzden bizim talebimiz ağır hasta mahpusların tedavilerine dışarıda devam etmesi ve hapishanelerin sağlık bakımından koşullarının bir an önce insan haklarına uygun standartlara getirilmesi. Önleyici sağlık tedbirlerinin hapishanede ciddi şekilde uygulanması gerekiyor. Örneğin bizim bir temizlik kiti kampanyamız var. Aslında yeni bir kampanyada değil, pandemi zamanında çıktı diyebilirim. Bazı bakım ve kişisel temizlik ürünlerinin kit halinde mahpusa verilmesi, devlet tarafından karşılanmasını söylüyoruz. Her yerde bunun önemini dile getiriyoruz. Ekonomik gücü olmayan ya da kantinde olmadığı için alamayan mahpuslar var. O yüzden temizlik kiti meselesinde çağrıda bulunmak istiyoruz. Temizlik kiti kampanyamızın yasal bir formata uygun hale getirilip yasaya sokulmasını talep ediyoruz.”
Hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığını söyleyen Helin Akyol, hapishanelerde doktor bulunmamasını da eleştirdi. Akyol, şunları söyledi:
“Bu durumda ATK’nin ‘hapishanede kalabilir’ raporu verdiği ve hayatını kaybeden birçok mahpus olduğunu görüyoruz. Ya da ATK’nin tam ölümün sınırında serbest bıraktığı, çıkar çıkmaz hayatını kaybeden birçok mahpus görüyoruz. Bu mahpuslar hayatta olabilirdi. Bu zamana kadar ATK’nin değil hastane heyetlerinin verdiği raporlar baz alınsaydı, düzenli ve nitelikli tedaviye ulaşabilseydi bu mahpuslar bugün hayatta olurlardı. O yüzden daha fazla ölümün yaşanmaması için bir an önce ATK raporlarının nihai karar olarak sayılmamasını talep ediyoruz.
Diğer bir sorunda hapishanelerde 7/24 doktor bulunmaması. Birçok hapishanede aile hekimliğine bağlı olarak gelindiği için nüfusu az hapishanelerde yarım gün ya da haftanın 2 günü doktor olabiliyor. Doktorların bu sürede bütün mahpuslara bakması mümkün olmuyor. Hasta mahpus, doktora erişemiyor, bu çok ciddi bir sorun. 1. basamak sağlık hizmetine ulaşamamaları sebebiyle hastaneye sevk de yazılmamış oluyor. Bir de doktora ulaşamamadan kaynaklı ilaçların geç yazdırılması durumu oluşuyor. Her gün düzenli ilaçlarını kullanması gereken kronik hastalar için bu durum ciddi bir hayati risk barındırıyor. Bu nedenle de hapishanelerde yaşamını yitiren mahpuslar olduğunu görüyoruz.
Verem, uyuz gibi kronikleşmiş sorunlar da var. Uyuz öyle bir hastalık ki Osmanlı döneminde bile hapishane üzerine yazılan romanlara bakarsanız uyuzluğa dair anlatıları görürsünüz. Yıl 2025 uyuz halen hapishanelerde kronik bir sorun ve çözülmüş değil. Bu hastalık, önlemi alınamayacak bir hastalık değil. Kalabalıklaşmanın getirdiği kronik rahatsızlıklardan…”
PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, İnsan Hakları Haftası kapsamında hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla dernek binası önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, sesleri duyulmayan hasta mahpusların sesini duyurmak adına dayanışma kartları gönderdiklerini söyledi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 10 -17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nın son gününde İHD dernek binası önünde hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnsan hakları savunucuları daha sonra Sıraselviler’deki PTT Şubesinden hasta mahpuslara kart gönderdi.
“TÜRKİYE, CEZAEVLERİ AÇISINDAN BİRİNCİ SIRADA”
İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan hakları haftası bağlamında bir haftadır etkinlikler düzenlediklerini dile getirerek, cezaevinde bulunan mahpusların karşı karşıya kaldıkları sorunların hala devam ettiğini vurguladı. Cezaevleri açısından Türkiye’nin birinci sırada olduğunu belirten Gülseren Yoleri, şunlara dikkat çekti:
“Biz insan hakları savunucuları olarak hapishanelerin boşaltılması ve tutuksuz yargılanması talebimizi yineliyoruz. Adalet Bakanı hapishanelerde yaşanan sorunlara ve yaşam hakkı ihlallerine dair bir veri açıkladı. Bu verilerde 378 bin 657 mahpus tutsak bulunuyor. Yine Adalet Bakanı, 5 Aralık 2024 tarihinde açıkladığı bir veride 709 mahpus yaşamını yitirdiğini belirtti. Ve yaşamını yitirenler sağlığa erişemeyerek, tecrit altında tutuldukları için yaşamlarını kaybettiler. Sağlığa ve yaşam hakkına erişim için bugüne kadar sorumluluklarını hep hatırlattık. Bizler hep mahpuslar için sağlıklı ve koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini söyledik. F, Y ve S Tipi gibi uygulamalar tecridi giderek artırdı. Tecridin bir işkence yöntemi olduğunu ve bunun da tüm mahpusların yaşamının tehlikeye girmesine yol açtığını gösteriyor. Sesleri duyulmayan hapishanelerdeki hasta mahpusların sesini kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Onların seslerini duyurmak adına onlara dayanışma kartları göndereceğiz” dedi.
PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta mahpuslar için birkez daha eylem yaptı. F Oturması 662. hafta basın açıklamasında mahpus 75 yaşındaki Süleyman Sabri Mavi’nin durumuna dikkat çekilerek “Ağır hasta mahpus Süleyman Sabri Mavi ve bütün ağır hasta mahpuslarının serbest bırakılarak, sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz” denildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F Oturması eylemi 662. haftasında devam etti.
İHD İstanbul Şube binası önünde biraraya gelen yurttaşlar, hasta mahpusların fotoğraflarını taşıyarak “Hasta mahpuslar, serbest bırakılsın. Tedavi haktır engellenemez” sloganlarını attı.
“HAPİSHANELER ÖLÜM EVLERİNE DÖNÜŞTÜ”
662. hafta basın açıklamasını İHD üyesi Mukaddes Şamiloğlu okudu. Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerindeki artışa sikkat çeken Şamiloğlu, özellikle tedavi ve sağlığa erişimde yaşanan sorunların can almaya devam ettiğini söyledi. Mukaddes Şamiloğlu, hapishaneler için “ölüm evi” denildiğini belirterek “Ağır hastalıklarına rağmen, ancak ölümüne günler kala serbest bırakılan ve tahliye edildikten sadece günler sonra hayatını kaybeden mahpuslar ise bu acı gerçeğin başka bir yüzünü oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, uzun yıllar boyunca hapiste kalanların neredeyse tamamının, tedavi ve sağlık hakkına erişimde yaşanan sorunlar nedeniyle ilerleyen birçok hastalığı var. Ancak bırakalım tedavi maksadı ile serbest bırakılmayı, birçoğu cezasını tamamladığı halde serbest bırakılmamakta, yaşamlarına açıkça kastedilmektedir” şeklinde konuştu.
Mukaddes Şamiloğlu, Van F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan yüzde 96 engelli 75 yaşındaki ağır hasta mahpus Süleyman Sabri Mavi’nin durumuna dair şu bilgileri paylaştı:
“Süleyman Sabri Mavi; tutuklanması sırasında akut kanamalı duodenal ülser, biremi, kronik hepatit c, diyabet ve kalp hastası olup, yaşa bağlı unutkanlık sorunları yaşarken, tutuklama amacıyla gözaltına alındığı sırada kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılmış, infaz ertelemesi başvurusu sonrası gönderildiği hastanede ayrıca, prostat, hipertansiyon, görme kaybı, kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı ve bağlı nefes darlığı ile yürümede zorlanma sorunları yaşadığı tespit edilmiştir.
Avukatı Medya Çallı’nın komisyonumuza verdiği bilgiye göre; Tutuksuz yargılandığı davada, hakkında verilen 8 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay tarafından onandığı için evinden gözaltına alınan ve bu sırada kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılan 75 yaşındaki Mavi, 12 Ağustos’tan bu yana Van F Tipi Hapishanesi’nde tutuluyor. Sağlık durumu hapiste kalmasına uygun olmadığı için infaz erteleme başvurusu yapıldı. İnfaz erteleme başvurusu üzerine 8 Ekim 2024 tarihinde götürüldüğü Van Bölge Araştırma Hastanesi, Mavi’nin prostat, nefes darlığı, görme kaybı, kalp hastalığı, yürümede zorlanma, hipertansiyon, kronik akciğer hastalığı olduğunu tespit etti ve raporladı. Mavi, ardından rapor için Adli Tıp Kurumu’na götürüldü, ancak bir ayı aşkın bir zamandır raporu çıkmadı.
Oğlu ise; babasının, yüzde 96 engelli olduğunu, tutuklanmadan önce düzenli tedavi ve bakımla yaşamını sürdürebildiğini, tek başına ve hapishane koşullarda yaşamını sürdürmesinin mümkün olmadığını belirtiyor ve babasının infaz ertelemesi talebinin kabul edilerek, bir an evvel serbest bırakılması için destek istiyor.
Ağır hasta mahpus Süleyman Sabri Mavi ve hasta mahpusların serbest bırakılarak, sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz. Süleyman Sabri Mavi serbest bırakılsın! Hasta mahpuslar serbest bırakılsın! Tedavi haktır engellenemez!”
Basın açıklamasının ardından hak savunucuları Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’nun tutuklanma kararı protesto edildi.
PİRHA – 661. F Oturması’nda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumları paylaşılarak kadın hasta mahpusların serbest bırakılması istendi.
İnsan Hakları Derneği(İHD)İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 661. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi.
“Tedavi haktır engellenemez”, “Hasta kadın mahpuslar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumları paylaşıldı.
Açıklamayı Komisyon Sözcüsü Meral Nergis Şahin ve İHD İstanbul Şube Sekreteri Oya Ersoy okudu.
Açıklamada, bütün hasta kadın mahpusları temsilen Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol’un sağlık durumlarını paylaşırken 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesi ile hapishanelerde tutulan kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik cinsiyet ayrımcılığı içeren politika ve uygulamalara dikkat çekmek, hasta, yaşlı, engelli, küçük çocuğu bulunan kadın mahpusların yeterli tedavi ve bakıma erişebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasını ve serbest bırakılmalarını istemek üzere buluşulduğu dile getirildi.
“YÜZDE 90 ENGELLİ MUHLİSE KARAGÜZEL’İN İNFAZI 2 KERE ERTELENDİ”
Açıklamanın devamında şunlar yer aldı:
“Muhlise Karagüzel; Halen Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesinde tutulan Karagüzel; Barış annesi olarak faaliyetlerini sürdürürken 2019’da tutuklandı. Karagüzel, tutuklandıktan sonra 3 kez üst üste kalp krizi geçirdi ve kalp, şeker, diyabet, hipertansiyon, astım boyun ve bel fıtığı hastalıkları vardır, kan şekeri çok yükseldiği için günde 4 defa insülin iğnesi yapılmakta, Şeker yüksekliği gözlerine ve böbreklerine zarar vermiş olduğu için şiddetli ağrılar çekmekte, astım hastalığına bağlı olarak da nefes almakta zorlanmak da ve uyuyamamaktadır. %90 engelli raporu bulunan Karagüzel için diyet beslenme gerekmesine rağmen bu ihtiyacı karşılanmamakta bu da sağlık sorunlarını arttırmaktadır. Son olarak Tedavi olabilmesi için infazı 2 kez ertelenen ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta mahpuslar listesinde yer alan Muhlise Karagüzel, Muş Savcılığı’nın hakkında yakalama kararı çıkarması ardından Diyarbakır’da oğlunun evinde gözaltına alınarak, adliyeye getirildi. Buradaki işlemlerin ardından Karagüzel kalan 1 yıla yakın cezasının infazı gerekçesiyle Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. Karagüzel, hakkında yapılan infaz erteleme başvurusunun reddedilmesi ardından yakalama kararı çıkarıldı.
Hanife Arslan; Halen T tipi hapishanesinde tutulan 80 yaşında ağır hasta bir mahpustur. Hanife Arslan Koah, mide ülseri, diyabet, kalp ve yüksek tansiyon hastası olup, eklemlerde sıvı azalmasına bağlı yoğun ağrı ve ileri düzeyde hareket güçlüğü çekmektedir, geçirdiği Covid-19 sonrasında akciğerlerinde oluşan hasar nedeniyle de nefes almakta zorlanmaktadır. Bu hastalıklarına eklenen yaşlılığa bağlı sorunları ile olumsuz hapishane koşullarında yaşamını sürdürmeye çabalayan Hanife Arslan, kişisel bakımını dahi başkalarının yardımı ile yapabilmektedir.
Besra Erol; Halen Elazığ Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan Besra Erol 65 yaşındadır, bel fıtığı, siyatik, yüksek tansiyon ve yüksek göz tansiyonu olup, bel fıtığı nedeniyle dışarıdayken 2 defa ameliyat olmasına rağmen sürekli ağrı çekmekte, yürümekte zorlanmakta ve görme kaybını tamamen kaybetme riski ile karşı karşıya bulunmaktadır.
“55 KADIN MAHPUS YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR”
Muhlise Karagüzel, Hanife Arslan ve Besra Erol gibi kadın hasta mahpus listemizde yer alan Hatice Onaran, Tenzile Acar, Özge Özbek, Fatma Tokmak, Aysun Şahin, Hatice Yıldız, Bese Özer, Diren Yaşa, Fadime Coşar, Fatma Demir, Eylem Baş, Güneş Tekin, Havva Ak, Mesude Pehlivan, Saime Afşin, Seval Yaprak, Şükran Avşar, Yasemin Karadağ, Zeliha Bulut, Dilek Öz, Elif Yaş, Laleş Çeliker, Süreyya Bulut, Burcu Çınar, Cemray Baş, Deniz Tepeli, Derya Moray, Gönül Erdoğan, Helin Öncü, İpek Ciğredaş, Lorin İnanç, Nazlı Çatpınar, Nihal Altuntaş, Nurhan Yılmaz, Özlem Taşdemir, Özlem Yavuz, Selma Üstündağ, Serpil Cabadan, Sevgi Saymaz, Songül Yıldırım, Şivekâr Ataş, Şükran Aydın, Türkan İpek, Yeliz Türkmen, Hazine Alçı, Jiyan Erdinç, Kamile Kayır, Ruhşan Bozan, Felek Gün, Dilan Saruhan, Delal Tekdemir, Melek Akgün, Fadime Çelebi, Leyla Aygün, Zeynep Genlioğlu’ da dâhil 55 kadın mahpus ağır hastalıkları ile Marmara bölgesi hapishanelerinde yaşam mücadelesi veriyor.”
PİRHA – İHD İstanbul Şube, mahpuslara para göndermesi sebebiyle tutuklanan İHD Hapishane Komisyonu Üyesi Hatice Onaran için eylem yaptı. Mahpuslara para göndermenin suç olamayacağını vurgulayan Av. Gülseren Yoleri, “Mahpuslar ekonomik olarak da yıpratılmaya, yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır” dedi.
Hatice Onaran, cezaevindeki tutuklulara para gönderdiği gerekçesiyle 10 Ekim 2024’te tutuklanarak Gebze Kapalı Kadın Hapishanesine gönderildi.
Skolyoz ve kolon kanseri hastalıkları olan Hatice Onaran’ın yüzde 79 oranında engelli raporu da mevcut.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube, hasta mahpus Hatice Onaran’ın serbest bırakılması için eylem düzenledi. Dernek binası önünde yapılan eylemde “Hatice Onaran yalnız değildir” sloganı atılırken, İHD olarak maddi ve manevi desteğin süreceğine vurgu yapıldı.
“YARGI BASKISINA SON!”
Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Cezaevlerinde kalanların ciddi oranda ekonomik desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Avukat Gülseren Yoleri, “Çünkü devlet, bu konuda mahpusları desteklemiyor. Adalet Bakanlığını uyarıyoruz. 60 yaşında olup kolon kanseri olan Hatice Onaran derhal serbest bırakılsın” çağrısını yaptı.
Gülseren Yoleri, “İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı baskısına son!” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Hatice Onaran; hapishanedeki yakını ve derneğimize yardım başvurusunda bulunan birkaç mahpusa insani bir duyarlılıkla, 450 lira gibi cüzi miktarda bir parayı hapishane idaresi hesabına yatırdığı için ‘Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet’ suçlamasıyla 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Bu karar insan haklarına, hukuka, akla ve vicdana aykırıdır!
Mahpuslara para yatırmak ve mahpusların hesabına yatırılan paranın nasıl harcanacağı ‘Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmelik’ ile düzenlenmiştir.
Birincisi; Mahpuslara elden para verilmez, mahpus adına cezaevi idaresine yatırılır. Yönetmeliğin 5. Maddesine göre; ‘Banka ve posta aracılığıyla gelen veya ziyaretçiler tarafından hükümlü ve tutukluların nam ve hesabına yatırılan paralar, idarece görevlendirilecek bir personel tarafından alınarak kaydedilir. Müdürü bulunan kurumlarda, hükümlü ve tutuklular hiçbir şekilde yanlarında nakit para bulunduramaz.’
İkincisi; Mahpus adına cezaevi idaresi hesabına yatırılan para da mahpuslara elden verilmez. Bakanlıkça belirlenen haftalık limit dahilinde elektronik para ödeme sistemi ya da cezaevi idaresi hesabından doğrudan kantin hesabına aktarılır.
Yönetmeliğin 8. Maddesine göre; “Müdürü bulunan kurumlarda kalmakta olan hükümlü ve tutukluların yapacakları harcamalar, nakit hareketi olmaksızın tutulan kayıtlar üzerinden gerçekleştirilir. Hükümlü ve tutuklular, Bakanlıkça belirlenen haftalık limit dâhilinde, nakit hareketi olmaksızın, elektronik para ödeme sistemi bulunan kurumlarda bu sistem aracılığıyla, diğer kurumlarda doğrudan emanet para hesabından kantin hesabına aktarılan para üzerinden harcama yaparlar. Emanet para hesabında para bulunmaması ya da mevcut paradan daha fazla tutarda alışveriş yapılmak istenmesi veya bakanlıkça belirlenen haftalık limitin aşılması durumunda ihtiyaç istem formu işleme konulmayarak kendisine bilgi verilir.”
“MAHPUSLAR, YALNIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”
Gülseren Yoleri, mahpuslar adına cezaevine yatırılan paranın kullanım tasarrufunun tamamen idarenin yetkisinde olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kullanımı yönetmelikçe belirlenmiş olan mahpuslara yatırılan paranın ‘Terör Örgütünün Finansmanı’ olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırılığı su götürmez bir gerçektir.
Çalışma arkadaşımız Hatice ONARAN ile ilgili verilen mahkûmiyet kararının gerçek amacı; mahpusların hapishanede ekonomik ve sosyal haklarından mahrum bırakılmasıdır. Hapishanelerde artan hak ihlalleri ve tecridin ağır etkileri ile mücadele eden mahpuslar ekonomik olarak da yıpratılmaya, yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır. İçme suyu ve temizlik malzemelerini dahi parayla satın almak zorunda olan mahpuslara ekonomik desteği engellemek için akıl almaz yollara başvurulmaktadır.
Terörün Finansmanı Yasası, uzun süredir hapishanelerdeki mahpuslara para yatıran ailelere, vasilere, avukatlara, yakınlarına ve insan hakları savunucularına yönelik yargısal baskı aracı olarak kullanılmaktadır.
Yargı; Türkiye’nin taraf olduğu ‘BM Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’ ve 7262 sayılı kanunu, devletin sırf uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından (Moody’s, Standard and Poor’s, Duff & Phelps, Fitch IBCA ve Thomson Bankvvatch gibi) aldığı kırık notları düzeltmek ve sıcak para sıkışıklığını aşmak için amacına aykırı bir şekilde kullanılmasına alet edilmektedir.
Normalde çetelerin kara para işlemlerini ve DAİŞ gibi örgütlerin ekonomik kaynaklarını kısmak için getirilen düzenlemelerin; mahpuslara para yatıran ailelere, vasilere, avukatlara, yakınlarına ve insan hakları savunucularına yönelik yargı baskısı olarak kullanılması açık manipülasyondur.
Sevgili üyemiz Hatice Onaran gibi binlerce kişiye haksız bir şekilde dava açarak, uluslararası kredi kuruluşlarına biz devlet olarak ‘terörün’ finasmanıyla mücadele ediyoruz bizim kredi notumuzu yükseltin mesajı vermeye çalışanlara, bu uygulamaya çanak tutan uluslararası kurumlara sesleniyoruz; İnsan hakları savunucuları olarak bu konuda manipülasyonu engellemek ve gerçekleri açığa çıkarmak üzere her türlü girişimde bulunacağımızın ve üzerimize düşeni yapacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Mahpusların temel ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması gerektiğini ve mahpuslarla dayanışmanın suç olmadığını savunan bizler, bugün üyemiz Hatice Onaran ile dayanışmak amacıyla, para gönderiyoruz.”
ADALET BAKANLIĞINA UYARI!
Basın açıklamasında Adalet Bakanlığı’na uyarıda bulunan Gülseren Yoleri, “60 yaşında, yüzde 79 engelli raporu olan ve kolon kanseri tedavisi gören ağır hasta mahpus Hatice Onaran, kanunlara uygun biçimde para yatırma işlemi gerçekleştirdiği için hayati riski olan hastalıkları dikkate alınmadan hapishaneye konulmuş ve 34 gündür Gebze Kapalı Kadın Hapishanesi’nde tutulmaktadır. Hatice Onaran’ın, hastalıklarının tedavi ve takibi yanında özel beslenme ve hijyenik bir ortamda yaşama ihtiyacı bulunmaktadır. Bu koşullar hapishane koşullarında sağlanamayacağından kanser hastalığının nüks etmesi, yayılması ihtimali güçlenmektedir. Hatice Onaran hakkındaki hukuksuz karar derhal düzeltilmeli, hastalık durumu ve hapishane koşullarının sağlığına olumsuz etkileri de göz önüne alınarak derhal serbest bırakılmalıdır” diye ekledi.
Okunan basın metni ardından Hatice Onaran’a PTT aracılığı ile para gönderildi.
PİRHA – İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle açıklama yaptı. 2023 yılında hapishanelerde en az 6639 ihlal tespit edildiğini hatırlatan İHD Hapishane Komisyonu “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun” vurgusunu yaptı.
İnsan Hakları Derneği, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle cezaevlerinde tutulan hasta mahpuslara dikkat çekti.
Hasta haklarına ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin 1981 yılında yayınladığı Lizbon Bildirisinde vurgu yapılırken, Eylül 1995’te ise Bali’deki 47. Dünya Tabipler Birliği Kurultayında bu bildiri değişikliğe uğradı. Son olarak Şili’de Ekim 2005’te 171. Konsey Oturumunda karar gözden geçirilip düzeltildi. Ülkemizde ise 1998’de, 26 Ekim “Hasta Hakları Günü” olarak kabul edildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, Lizbon Bildirgesinde, her insanın ayrımcılık görmeksizin yeterli tıbbi bakım hakkına sahip olduğu vurgusunu hatırlattı. Açıklamada, bildirgede; nitelikli tıbbi bakım hakkı, seçim yapma özgürlüğü, kendi kaderini belirleme hakkı, hastanın isteğine karşın yapılan girişimler, bilgilendirilme hakkı, gizlilik hakkı, onuruna ve özel yaşamına saygı talep etme hakkı gibi hakların tanımlandığı da aktarıldı.
67.154 MAHPUS, KAPASİTENİN ÜZERİNDE TUTULMAKTA!
İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu, hasta mahpusların hakları bakımından Lizbon Bildirgesi’nin yol gösterici nitelikte olduğunu vurguladı. “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun!” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye cezaevlerinde 1 Ekim 2024 tarihi itibari ile 404 açık ve kapalı hapishanelerde 362.422 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Ayrıca 0-6 yaş arası 706 çocuk anneleriyle birlikte hapishanelerde tutulmaktadır. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre toplam 404 açık ve kapalı hapishanelerin kapasitesi 295.268 kişiliktir. Bu duruma göre 67.154 mahpus, kapasitenin üzerinde tutulmaktadır. Türkiye hapishanelerinde Nisan 2022 yılında yapmış olduğumuz tespitlerimize göre, 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu sayının çok daha fazla olduğunu biliyoruz, ancak; Adalet Bakanlığı bu konuda da ilgili verileri kamuoyu ile paylaşmamaktadır.
“AĞIR HASTA MAHPUSLAR TAHLİYE EDİLMİYOR!”
İHD’ye gelen başvurular ve mahpuslar ile yapılan görüşmelerden sağlık hakkı açısından hapishanelerde yaşanan temel sağlık sorunlarının çok boyutlu ve çeşitli olduğu görülmektedir. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor. Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar. Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır. Mahpuslar hastane odalarında yatağa kelepçelenmekte, diş çekimleri ve tahlil için kan alımı esnasında dahi kelepçeler çıkartılmıyor. Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.
Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların ‘güvenlik’ gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.
BİR YILDA EN AZ 6639 İHLAL!
Son yıllarda ağır tecrit koşullarının uygulandığı S, Y ve Yüksek Güvenlikli olarak tanımlanan yerlerde mahpusların tek başlarına tek kişilik hücre tarzı odalarda günde 22,5 saat tutulmaları, beraberinde hem fiziksel ve psikolojik sorunları ortaya çıkarmaktadır. Atak geçirmesi riski yüksek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan mahpusları tek kişilik yerlerde tutulması vb. maddi problemleri içeren uygulamalar hasta mahpusların yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açabilecek uygulamalar arasında yer almaktadır.
İHD Merkezi Hapishane Komisyonu olarak hazırlamış olduğumuz 2023 yıllık raporunda bir yıl içinde “Sağlık hakkı” başlığı altındaki tespit edilen tüm sorunlara dair en az 6639 ihlal tespit edilmiştir.
“HASTA MAHPUSLARIN ACİLEN İNFAZLARI DURDURULMALI”
Mahpusların sağlık hakkı kapsamında; halen hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekkülü herhangi bir hastane raporuna istinaden derhâl salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır. Adli Tıp Kurumu sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının ve kolluk güçlerinin takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki ‘toplum güvenliği bakımından tehlike’ kriteri kanundan çıkarılmalıdır.
Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.”
PİRHA – İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, dün sabah saatlerinde tutuklu olduğu Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nde hayatını kaybeden ALS hastası Abdulkadir Kuday ve hasta mahpusların durumuna dair konuştu. Keskin, hasta mahpusların yaşadığı zulmün toplumda yok sayıldığını belirterek “Bugün Abdulkadir Kuday öldü. Aslında insanım diyen herkesin sosyal medyasında bir numaralı gündemi bu olması gerekirken Türkiye’nin bugün bir numaralı gündemi Murat Boz’un verdiği konser” dedi.
Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmeyen ALS hastası tutuklu Abdulkadir Kuday, dün sabah saatlerinde hayatını kaybetti. Kuday, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 2014 yılında tutuklanmıştı. Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalanan Kuday felç kalarak, yürüyemez hale gelmişti.
Abdulkadir Kuday’ın avukatları ile DEM Parti milletvekilleri, Kuday’ın tahliyesi için geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı başta olmak üzere birçok yere başvuruda bulundu. Ancak başvurular yanıtsız kaldı.
Kuday’ın, “Son günlerimi çocuklarımın arasında ailemin yanında geçirmek istiyorum” dediği belirtildi.
EREN KESKİN: BU İNSANLARIN HİÇBİRİ CEZAEVLERİNDE KALABİLECEK DURUMDA DEĞİL
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Abdulkadir Kuday ve hasta mahpusların durumuna dair PİRHA’ya konuştu.
Keskin, cezaevlerinde çok büyük bir zulüm uygulandığını, tecrit politikasının cezaevlerindekilerin hayatlarının her alanına müdahale ettiğini dile getirdi. Keskin, cezaevlerindeki sorunların en büyüğünün ise hasta mahpuslar olduğunu kaydetti.
Keskin, İHD’nin verilerine göre cezaevlerinde neredeyse 2000’e yakın durumu acil, ölümcül hastalıkları olan hasta mahpusun yer aldığını ifade ederek, “Özellikle bu insanların, tahliye olabilmeleri için tek bir kurum var rapor verebilecek olan. O da Adli Tıp Kurumu. Adli Tıp, tamamen siyasi iradeye bağlı bir resmi bilirkişi. Maalesef ki siyasi iradeye uygun ve tıp etiğinden yoksun kararlar veriyor. Bizim bu röportajı yaptığımız gün, İHD olarak çok fazla mücadele ettiğimiz, cezaevinden bırakılması gerektiğini defalarca dile getirdiğimiz Abdulkadir Kuday’ın da ölüm haberini aldık. Bu insanların hiçbiri cezaevinde kalabilecek durumda değiller” dedi.
“AĞIR KALP HASTASI FATMA TOKMAK’IN DA NE OLACAĞI BELLİ DEĞİL”
1996’dan bu yana müvekkili olan ağır kalp hastası Fatma Tokmak’ın durumuna değinen Keskin, bilirkişi olan Adli Tıp için de şunları söyledi:
“Bir dönem haftada bir kanı değiştirildi. Nefes darlığı çekiyor, kalp hastalığı olduğu daha önce de Adli Tıp raporuyla tespit edilmiş. Tutukluyken de böyle bir tespit var, rapor var. Ama buna rağmen örneğin Fatma Tokmak ile ilgili Türkiye İnsan Hakları Vakfı, sağlık dosyaları üzerinden çok detaylı bir araştırma yaparak cezaevinde kalamaz raporu verdi. Ama maalesef aynı raporlar üzerinden Adli Tıp, tüm raporları reddediyor ve cezaevi raporu veriyor. Yani Fatma Tokmak’ın da yarın ne olacağı belli değil. Böyle birçok hasta mahpus var. Bu maalesef ki bir sistematik. Çünkü devlet şu an da bunu istiyor. Zulüm etmek istiyor. Yani bu güvenlikçi politikaların cezaevlerindeki bir sonucudur.”
“KÖTÜLÜĞÜN ÖRGÜTLENİP SIRADANLAŞMASININ EN SOMUT ÖRNEĞİ”
Hasta mahpusların yok sayıldıklarına da dikkat çeken İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Burada tabii bir vicdanı da tartışmak gerekiyor. Hem hukuk vicdanı diye bir şey vardır. Hem de insani vicdan diye bir şey var. Bu insanların artık az bir ömürleri kaldığı çok net ortada. Bu kadar ölümcül hastalıklı mahpusların hiç olmazsa son günlerini aileleri ile geçirmelerinin nasıl bir sakıncası olabilir? Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Bu büyük bir kötülük. Kötülüğün örgütlenip sıradan hale getirilmesinin en somut örneği.
“BİR NUMARALI GÜNDEM ABDÜLKADİR KUDAY OLMASI GEREKİRKEN, MURAT BOZ KONSERİ KONUŞULUYOR”
Maalesef bu konuda büyük bir vicdansızlık hüküm sürüyor. Maalesef bu kadar önemli bir konu yine toplumun büyük bir kesiminin gündeminde değil. Yok sayıyorlar bütün bu olayları. Bugün Abdulkadir Kuday öldü. Aslında insanım diyen herkesin sosyal medyasında bir numaralı gündemi bu olması gerekirken, Türkiye’nin bugün bir numaralı gündemi Murat Boz’un verdiği konser. Bu bile benim için yeterli” diye konuştu.
PİRHA – 653. F Oturması’nda vücudunun dörtte üçü yanmış olan ve 10 yıldır tek kişilik hücrede tutuklu olan hasta mahpus Zerdeşt Oduncu’nun serbest bırakılması istendi. Yapılan eylemde “Zerdeşt Oduncu, 10 yıldır tek kişilik hücrede tutulmakta, yetersiz tedavi, yetersiz beslenme ve yetersiz bakım nedeniyle sağlık durumu her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır” denildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 653. haftasında hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi.
“Tedavi haktır engellenemez”, “Zerdeşt Oduncu serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, Antalya S Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olan ve vücudunun dörtte üçü yanan hasta mahpus Zerdeşt Oduncu’nun sağlık durumu paylaşıldı.
“YETKİLİLERİN, İNSAN HAKLARINI SAVUNUR OLMASINI BEKLİYORUZ”
Açıklama öncesi konuşan İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Hatice Onaran, hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri başta olmak üzere, çığlıkları duyulmayan hasta mahpusların sesleri olmaya çalıştıklarını belirtti. Onaran, geçen hafta hapishanelerde hasta mahpuslarla ilgili yaşanan hak ihlallerini de sıralayarak “Geçtiğimiz hafta insan haklarının çöpe atıldığını gördük. Her kim olursa olsun herkesin adil ve hak ettiği şekilde yargılanmaya hakkı vardır. Tüm yetkililerin insan haklarını savunur olmasını bekliyoruz. Bu da çağrımızdır” dedi.
“ENFEKSİYON NEDENİYLE SAĞLIĞI DAHA DA BOZULDU”
Basın açıklamasını komisyon adına, Siyasetçi Musa Piroğlu okudu. Piroğlu, hasta mahpus Zerdeşt Oduncu’nun, uzun süreli açlık grevleri nedeniyle akciğerlerinde hasar oluştuğunu ve hala iyileşmediğine dikkat çekerek, “Tekirdağ F tipi Hapishanesindeki bir olayda vücudunun dörtte üçünde oluşan ağır yanık yaraları da halen iyileşmemiş, yakın zamanda gelişen enfeksiyon nedeniyle sağlığı daha da bozulmuştur” dedi.
10 YILDIR TEK KİŞİLİK HÜCREDE TUTULUYOR
Oduncu’nun yakınlarının anlatımlarını da paylaşan Piroğlu, şunları kaydetti:
“Rahatsızlıkları nedeniyle günlük yaşamını sürdürürken başkasının yardımına ihtiyaç duyar hale gelen Zerdeşt Oduncu, 10 yıldır tek kişilik hücrede tutulmakta, yetersiz tedavi, yetersiz beslenme ve yetersiz bakım nedeniyle sağlık durumu her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.
Komisyonumuza verdiği bilgide annesi de; “Yanık yaraları iyileşmedi, tam tedavi olmadığı için yaraları yeniden açıldı, hatta iltihap kaptı. Bu durum oğlum için ölümcül sonuçlara yol açabilir deniyor, ama tedavisi yapılmıyor. Bu bir işkence. Avukatlarının cezaevi idaresi ile yaptıkları görüşmeler de sonuç vermedi. Oğlumun yanındaki hücrelerde biri kalp hastası olan iki hasta tutuklu var ve hiçbirisi tedavi için doktora götürülmüyor. Cezaevi idaresinin tutumu nedeniyle yetersiz beslenme sorunu yaşanıyor. Ailesi olarak tedavisini yapsınlar yapmıyorlarsa, cezasını ertelesinler biz tedavisini yaptıralım” demiştir.”
Açıklama, “Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın”, “Zerdeşt Oduncu Serbest Bırakılsın”, “Tedavi Haktır Engellenemez”, “Tecrit Öldürür Dayanışma Yaşatır” sloganlarıyla son buldu.
PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu eylemlerinin 641. haftasında ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi ve tahliye edilmesi istendi.
İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 641. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi. “Tedavi haktır engellenemez”, “Serdal Yıldırım serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, ağır hasta ve engelli mahpus Serdal Yıldırım’ın durumuna dikkat çekildi.
“TEDAVİ HAKKININ ENGELLENMESİ RUTİN BİR HALE GELMİŞTİR”
Hapishanelerde tedavi hakkının engellenmesinin rutin bir hale geldiği belirtilen açıklamada, “Yakın zamanda haberlere yansıdığı üzere, basit bir müdahale ile giderilebilecek ancak mahpusun beslenmesini bozan bir diş rahatsızlığı için bile mahpusun hastaneye sevk talebi 4 aydır cevaplanmayarak, ciddi sağlık sorunlarının oluşmasına sebep olunmaktadır. Merkezi infaz politikasından kaynaklanan ve tedavi hakkına erişimi ortadan kaldıran bu uygulamalar sürdürülmekte, hiçbir yetkili sorumluluk üstlenmemektedir” denildi.
“HAPİSHANEDE KALAMAZ RAPORUNA RAĞMEN TAHLİYE EDİLMEDİ”
Yüzde 98 engelli raporu bulunan, belden aşağısı felçli, mide ülseri nedeniyle yeterli beslenemediği için aşırı kilo kaybeden, sırt omurlarına takılan platinlerin bakım verildiği sırada düşürülmesine bağlı kayması nedeniyle sürekli ağrı çeken ve hareket edemediği için vücudunda açılan yatak yaralarından kaynaklı ağır enfeksiyon sorunu yaşayan Serdal Yıldırım’ın; sevk edildiği Adli Tıp Kurumu(ATK) tarafından ayrı ayrı 5 defa ‘hapishanede kalamaz’ raporu verilmesine rağmen, ‘güvenlik tehdidi’ yaratacağı iddiası ile serbest bırakılmadığı, bu durumun yaşamına ağır risk oluşturduğu ifade edildi.
Serdal Yıldırım’ın 2012 yılında geçirdiği trafik kazası nedeniyle belden aşağısının felç kaldığı ve kaza sonrası gerçekleştirilen ameliyatla sırt omurlarına platin takıldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Tekerlekli sandalyede yaşamını devam ettiren Serdal Yıldırım, tutuksuz olarak yargılandığı davasında kesinleşen cezasının infazı amacıyla 2018 yılında tutuklanmış ve halen Metris R tipi Hapishanesi’nde tutulmaktadır.
“MUTLAKA AMELİYAT EDİLMESİ GEREKİYOR”
Serdal Yıldırım bu hapishanede iken, ranzadan sedyeye alınırken düşürülmüş, belindeki platin yerinden oynadığı için sırt üstü yatamaz hale gelmiştir. Sırt üstü yatamadığı için ve sürekli ağrısı olduğundan yeterince uyuyamamaktadır. İstanbul Baltalimanı Kemik Hastanesinde yapılan muayenesinde “mutlaka ameliyat olması gerek” denilmiş, ancak hapishane koşullarında ameliyat sonrası yeterli bakım ve tedavi yapılamayacağı için ameliyat olamamaktadır.
“HAPİSHANEDE ÖLÜME TERKEDİLDİ”
Serdal Yıldırm’a yeterli bakım ve tedavi sağlanması ve infaz ertelemesi için Cezaevi İdaresi, İnfaz Savcılığı ve ATK’ya avukatı Vedat Ece tarafından başvurular yapılmış, yanı sıra ise 4 Temmuz 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş, son çare olarak 20/1 sayılı genelge doğrultusunda ceza affı için Cumhurbaşkanı’na başvuru yapılmış, ancak olumlu bir sonuç alınamamıştır. Yakınları tarafından, politik nedenlerle hapiste bulunması nedeniyle ayrımcılığa uğradığı ifade edilen Serdal Yıldırm, denetimli serbestlik hakkından da yararlandırılmayarak, hapishanede ölüme terk edilmiştir.
641’inci F OTURMASI kapsamında bu hafta; “AĞIR HASTA MAHPUS SERDAL YILDIRIM ve BÜTÜN HASTA MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILARAK SAĞLIK VE YAŞAM HAKLARININ KORUNMASI için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz.”
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 509. Hafta eyleminde hasta tutsakların serbest bırakılması için çağrı yaptı. Yapılan açıklamada, “Cemil İvrendi’nin kendisini zorlayan ve riskli hastalıkları için tetkik ve tedavileri eksiksiz olarak yapılmalı, bunların yanı sıra hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıkları için Adli Tıp Kurumuna tekrar sevki yapılmalı, daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliyesi sağlanmalıdır“ denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. 509. Hafta açıklamasında hasta mahpusların yaşadıkları sorunlar dile getirildi.
Açıklama metnini, İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı okudu.
Bu hafta açıklama metninde Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan Cemil İvrendi’nin yaşadığı sağlık sorunları ele alındı. Avukat Ömer Faruk Yazmacı, “60 yaşında olan Cemil İvrendi, 1994’ten bu yana olmak üzere 30 yıldır hapishanededir ve bu süre zarfında 17 farklı hapishanede kalmıştır. Siirt E Tipi Kapalı Hapishanesinde kaldığı 2002 yılında, tesadüfen kalp yetmezliği hastalığı olduğu teşhis edilmiş ve aynı yıl Diyarbakır Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yatırılmış, Aort kalp kapakçığı çürüdüğü için açık kalp ameliyatı olmuş ve yapay kalp kapakçığı takılmıştır. Bundan ötürü COUMADİN isimli kan sulandırıcı ilacı kullanıyor ve ve ayda bir tetkik yapılarak ilacın dozunun belirlenmesi gerekiyor. 30 Mayıs 2003, 30 Mayıs 2010, 26 Mayıs 2014 ve 28 Kasım 2018 tarihlerinde İstanbul ATK’ya götürülmüş ancak olumlu sonuç alınmamıştır. Ayrıca kendisine 2006 yılında hiper tansiyon, yüksek kolesterol, astım hastalıkları tanısı konulmuş, bu hastalıkları için de sürekli ilaç kullanmak zorundadır” dedi.
“YARALARI SÜREKLİ OLARAK İLTİHAPLANMAKTA”
Yazmacı, hasta tutuklunun yaralarının sürekli olarak iltihaplanmakta ve batikon pansumanı yaparak yaşama tutunmaya çalışmakta olduğunu belirterek, “2007 yılında sağ kalçasının üst iç kısmında anal fistül denilen rahatsızlık nedeniyle meydana gelen yara patlamış. 2008 tarihine kadar devam eden bu kanamalar nedeniyle Erzurum’da ameliyat olmuş. Eskişehir Hapishanesinde iken yaranın kötüleşmesi sonucu 2015 yılında Eskişehir Osman Gazi Üniversitesinde, Eylül 2017 yılında fenalaşması sonucu Eskişehir Devlet Hastanesi’nde yine ameliyat olmuş bu ameliyattan sonra 11 gün hastanede kalmıştır. Daha sonra Tarsus T Tipi Hapishanesine sevk edilmiş ve burada 18 Mayıs 2018’de yaranın patlamasıyla birlikte tekrar ameliyat edilmiş ancak yarası kapanmamıştır. Bu hastalık nedeni ile toplam 12 kez ameliyat olmuştur. Deprem nedeniyle Türkoğlu L Tipinden, Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilmiştir. Yarası sürekli olarak iltihaplanmakta ve batikon pansumanı yaparak yaşama tutunmaya çalışmaktadır. 2023 yılı içerisinde 3 defa 2024 yılı içerisinde 1 defa olmak üzere, yarası 4 defa apse yaparak patlamıştır” diye ekledi.
“İVENDİ’NİN HAPİSHANE KOŞULLARINDAN KAYNAKLI OLARAK HASTALIĞI İLERLEMEKTE”
Tahliyesine az kalmış olan Cemil İvrendi’nin koşullu salıverilme hakkının engellenmemesi gerektiğini belirten Ömer Faruk Yazmacı, şunları söyledi:”
“Kalp, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve anal fistül olmak üzere 4 kronik hastalığı yaşamını zorlaştırmaktadır. Hapishanede kaldığı süreç içinde de hem Anal Fistül hem de Coumadin ilacı için dozaj ayarlanmış kontrollerine gitmesi konusunda büyük zorluklar yaşamaktadır. Hapishane koşullarından kaynaklı olarak hastalığı ilerlemektedir. 30 yıldır hapishanede olan Cemil İvrendi’nin 8 Mayıs itibari ile cezası 5 ayın altına düşmüş ve denetimli serbestlik için dilekçe vermiş olmasına rağmen henüz cevap verilmemiş olup başvurunun olumsuz sonuçlanacağını düşünmektedir. Nedenine gelince 2021 yılı başından itibaren hasta mahpuslar da olmak üzere mahpusların denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hakları İdare ve Gözlem Kurulları tarafından engellenmektedir.
Cemil İvrendi’nin kendisini zorlayan ve riskli hastalıkları için tetkik ve tedavileri eksiksiz olarak yapılmalı, bunların yanı sıra hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıkları için Adli Tıp Kurumuna tekrar sevki yapılmalı, daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliyesi sağlanmalıdır. Tahliyesine az kalmış olan Cemil İvrendi’nin koşullu salıverilme hakkı engellenmemelidir.”
PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, F oturması eyleminde bu hafta PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi yöneticisi hasta mahpus Eren Odabaş’ın sağlık durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılmasını istedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla 632. hafta F Oturma eylemini yaptı.
Bu hafta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi yöneticisi hasta tutuklu Eren Odabaş’ın sağlık durumu kamuoyu ile paylaşıldı. Komisyon adına açıklamayı İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu. Keskin’in okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bu hafta; halen Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde (YGC) tutulan hasta mahpus, Eren Odabaş’ın durumunu paylaşıyoruz. Hasta mahpus Eren Odabaş; bacağında oluşan Desmoid Tümör ve kalp sinyal bozukluğu ya da kalp iletim bozukluğu da denen ve kalbin her an durma riski taşıması anlamına gelen Uzun QT Sendromu (LQTS) hastası olup, tedavisi devam ederken 10 Şubat 2024 tarihinde tutuklanmıştır. Bu süreçte rutin kontrol ve tedavileri kesilmiş, bu durum hastalıklarının hızla ilerlemesine ve hayati riske neden olmuştur.
“ODABAŞ’IN YAŞAMI RİSK ALTINDA!”
Hakkında somut bir delil olmadığı ve sadece bir gizli tanık ifadesine dayanılarak tutuklandığı belirtilen Eren Odabaş; 2016 yılından bu yana bacağındaki tümör nedeni ile tedavi görmekte olup, son BT raporunda; lenflerinde (koltukaltı ve kasıklarda) nodül büyümesi, tümörde büyüme ve aynı bölgede kemik büyümesi görüldüğü ve hayati riskinin olduğu belirtilmiştir. Tedavisi Çapa Onkoloji Ana Bilim Dalı’nda yürütülen Odabaş, tutuklandıktan sonra Sincan’a gönderilmiş, İstanbul dışında bir hapishaneye sevk edilmiş olması ve hastane değişikliği, tedavi sürecinin kesilmesine neden olmuştur.
“YETKİLİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”
Ankara Şehir Hastanesi Onkoloji hekimleri ile Ankara Tabip Odası hekimlerinin değerlendirmesine göre Eren Odabaş’ın, ilk teşhisi koyan merkezde tedavi görmesi gerekiyor. Ancak İstanbul’a getirilmesi talebi halen kabul edilmedi. Sağlık durumundan dolayı; Eren Odabaş’ın adli kontrol uygulanarak tutuksuz yargılanması veya İstanbul’da bir hapishaneye getirilmesi yönündeki taleplerinin acilen değerlendirilerek kabul edilmesi, sağlık ve yaşam hakkının korunabilmesi bakımından hayati önemdedir. 632. F Oturması kapsamında bu hafta; Hasta mahpus Eren Odabaş ve bütün hasta mahpusların serbest bırakılarak sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz.
“EŞİM KEYFİ NEDENLERLE TUTUKLU”
Açıklamanın ardından konuşan Eren Odabaş’ın eşi Özge Odabaş, “Eren beraat ettiği iddialarla tekrardan tutuklandı. Aynı iddiaları tekrar tekrar daha ne kadar önümüze getirecekler bunu merak ediyorum.” diyerek duruma tepki gösterdi. Odabaş, devamında şunları dile getirdi:
“Eşimin sağlık durumu kötüye gidiyor. Ağrıları başladı, oturamıyor, yatamıyor. Tümörün üstüne oturamadığı için ortopedi doktoru ‘cezaevinde kalamayacağı uygundur’ görüşü belirtti. Bunun peşine heyete çıkılmasına karar verildi. Fakat tam iki haftadır heyet raporu bekliyoruz. Cezaevinde kalamayacağına dair Çapa onkolojinin Mart’ta verdiği bir rapor var. Bu tümör nadir bir tümördür ve ilk merkezde tedavisi devam etmelidir. Tüm bunlar göz önünde bulundurularak eşimin tahliye edilmesi acil ihtiyaçtır. Zaten hukuki olarak da ihtiyacımız olan budur. Hukuki olarak baktığımızda eşimin şu anda hiç gözaltına alınmamış, 88 gündür hiç içeride kalmıyor olması gerekirdi. Fakat ne yazık ki hukuk bu şekilde işlemiyor. Tamamen keyfi kararlarla şu anda tutuklu. Bu nedenle acilen tahliyesini talep ediyorum.”
PİRHA – DEM Partili bütün milletvekilleri, hasta mahpus Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi ve Adli Tıp Kurumuna sevk edilirken gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvuruda bulundu.
Abdulalim Kaya, 2020 yılının Ekim ayında prostat hastalığı nedeniyle ameliyat olmuş ve taburcu olduktan sonra henüz dikişleri dahi alınmadan 14 Ekim 2020 tarihinde hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle Bursa H Tipi kapalı hapishanesine götürülmüştü. Hapishaneye götürüldüğünde kontrolleri süren ve idrarını tutamaz halde olan Kaya; burada tek kişilik odaya konulmuş ve 60 gün boyunca tek başına tutulmuştu.
Kaya’nın, ağır hasta olması sebebiyle 4 Ocak 2021 tarihinde cezasının infazı 6 aylığına geri bırakılmış ve Siirt’e dönerek tedavisine devam etmişti. Kaya’ya ayrıca 28.10.2021 tarihli %91 engelli raporunu da verilmişti.
Abdulalim Kaya’nın prostat hastalığının yanı sıra, bir kulakta yüzde seksen, sol gözünde yüzde elli görme kaybı ve katarakt bulunmakta. Bir böbreği iflas etmiş olan Kaya’ya ayrıca demans teşhisi de konulmuştu.
12.10.2022 tarihinde Siirt Eğitim ve Araştırma hastanesi tarafından verilen rapora göre Kaya’nın hastalıklarının teşhisleri yapılarak %93 engellilik raporu düzenlenmiş. Bu raporda “hayatını yalnız devam ettiremeyeceği, cezasının infazı sırasında sürekli bakım ve tedaviye ihtiyaç duyacağı, infazına cezaevi koşullarında devam edemeyeceği, hükümlünün hastalığı kesin bir şekilde hayati tehlike arz etmekte olup, bu durumun düzelip düzelmediği ile ilgili kontrol muayenesinin 2 yıl sonra yapılması sağlık kurulumuzca uygun” yazıldığı öğrenildi.
“GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME SÜRÜKLEMEK”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri de Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi için İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na yazılı açıklamayla birlikte başvuru yaptı. Kaya’nın şu anda yürüyemeyip kişisel ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamadığına dikkat çeken DEM Partililer, şu detayları paylaştı:
“Ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşamaz bir hale gelen Kaya ile ilgili Adli Tıp Kurumu 11 Mart 2024 tarihinde yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu vermiştir. Bu rapor için İstanbul ATK’ya sevki de mahpus için tam bir işkence halini almıştır. Oğlu İsmail Kaya 26 Nisan 2024 günü (bugün) basına verdiği bilgide ‘Bir ay önce de babamı İstanbul’a götürmüşler. Babam cezaevi çıkışından İstanbul’a kadar hem kelepçeli hem de gözleri bağlanmış şekilde götürülmüş. Babam bize dedi ki; ‘Bir saniye bile gözlerimi açmadılar. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Bir askere ‘Biz neredeyiz şu an?’ dediğimde, ‘Amca sen İstanbul’dasın’ dedi. Artık hiçbir cezaevi babama bakmıyor. Konuştuğumuz cezaevi yetkilileri ‘Sizden daha sıkıntılı bir durumdayız. Siz gelip bir saat bakıp gidiyorsunuz ama biz günde on defa uğruyoruz. Ölmüş mü kalmış mı diye. Neden bu adama bunu yapıyorlar anlamış değiliz’ dediler.’ şeklinde durumu aktarmıştır.
Abdulalim Kaya’nın kelepçeli ve gözleri bağlı bir şekilde sevklerinin yapılması işkencedir. Hasta mahpusların sağlık kuruluşlarına sevki, tedavi ve muayene usulleri ulusal mevzuatta ve uluslararası sözleşmelerde belirtilmiştir. Hastalığı nedeniyle hapishanede tutulması bile göz göre göre ölüme sürüklemek anlamına gelen ağır hasta ve yaşlı bir mahpusun ATK sevklerinin acı çekmesine yol açacak şekilde adeta zulmederek yapılması hiçbir surette kabul edilemez.
Resmi kayıtlara göre 80, fakat gerçek yaşı 87 olan Abdulalim Kaya, kalp, böbrek, prostat, işitme ve görme kaybı, demans gibi ağır hastalıkları bulunan ve hayatını cezaevinde tek başına idame ettiremeyecek kadar hasta bir mahpustur ve cezaevinde kalması hayatı için ciddi tehlike arz etmektedir. Abdulalim Kaya’nın mahpusluğu tam bir zulüm halini almıştır.
Kaya’nın hastalığının İnfaz Kanunu’nun 16/6. maddesi bağlamında ağır bir hastalık olduğu ortadadır. Hatta İnfaz Kanunu’nun 16/2. maddesi bağlamında artık hastalıkları mahpusun hayatı için tehlike teşkil etmektedir.
Adli Tıp Kurumu raporlarının bu gerçeği ortaya koyduğunu söylemek mümkün değildir. Adli Tıp Kurumu’nun son zamanlarda verdiği kararlar herkesin malumudur. Pek çok ağır hastaya ancak terminal döneminde veya ölüm döşeğindeyken ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdiği acı tecrübelerle öğrenilmiştir.
Tüm bu sebeplerle, artık yürüyemeyen, banyo, tuvalet gibi kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan, ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşmaz bir hale gelen Kaya’nın infazının ertelenmesi ve mart ayı içerisinde ATK sevkinde gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için ivedilikle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşülmesini ve mahpusun infazının ertelenmesini, arz ve talep ederiz.”
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 488. Hafta basın açıklamasında hasta tutuklu Abdulmenaf Aytaç’ın durumunu aktardı. Yapılan açıklamada “Tahliye edilmeyen Abdulmenaf Aytaç, daha fazla cezalandırırcasına ailesinin yaşadığı il olan Çanakkale’den Erzurum H Tipi Kapalı hapishanesine sürgün edildi” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek için basın açıklaması yaptı.
İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi önünde yapılan 488. Hafta basın açıklamasında hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar dile getirildi. Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevinde tutulanların ağır bir yaşam savaşı verdiğine vurgu yaptı.
“MAHPUS’UN KRONİK RAHATSIZLIKLARI BULUNMAKTA”
Bu hafta Erzurum H Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta tutuklu Abdulmenaf Aytaç’ın durumu aktarıldı.
Açıklamayı, İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı okudu.
70 yaşında olan Abdulmenaf Aytaç’a açılan dava sonucunda 27 Mayıs 2023 tarihinde tutuklanarak önce Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildiğini belirten Yazmacı, şunları söyledi:
“Şu anda dosyası İstinaf mahkemesinde olup tutuklu statüsündedir. Çanakkale’de iken siyasi mahpus koğuşu olmadığı gerekçesiyle önce tek kişilik odaya konuldu. Aile tarafından yapılan itiraz ve İHD’ye yapılan başvurularla yapılan görüşmeler sonucunda tek kişilik odadan alındı ancak bu kez daha da fazla cezalandırırcasına ailesinin yaşadığı il olan Çanakkale’den uzak olan Erzurum H Tipi Kapalı hapishanesine yaklaşık 2 ay sonra kendi isteği dışında sürgün edildi.
Mahpusun kronik rahatsızlıkları bulunmaktadır. Şeker, tansiyon, kolesterol gibi kronik hastalıkları var ve bunun yanı sıra prostat rahatsızlığı bulunmaktadır. Bu hastalıkları için sürekli olarak ilaçlar kullanmak zorundadır. Boğazında bulunan tiroid bezleri, kanser şüphesi nedeniyle ameliyatla alındı ve bunun için de ömür boyu ilaç kullanmak zorundadır.”
“AİLESİ ZİYARET ETMEKTE ZORLANMAKTA”
Yazmacı, hasta tutuklu Abdülmenaf Aytaç’ın yaşının ilerlemiş olması ve hastalıkları nedeniyle sağlık durumunun iyi olmadığını vurgulayarak, “Baston desteği ile yürüyebilmektedir. Şu anda hapishanede kendine bakabilecek durumda olmadığı için ancak arkadaşlarının desteği ile yaşamını devam ettirebilmektedir. Ayrıca unutkanlık sorunu da başlamıştır. Ayrıca denge sağlamakta zorlanmaktadır. 2022 yılında zatürre hastalığı geçirmiş olup, sistik hastalığı teşhisi de konulmuştur. 01.12.2022 tarihinde yapılan tetkikler sonucunda da karaciğerinde kistler tespit edilmiştir. Aynı tarihte on iki parmak bağırsağı astarındaki iltihaplanma ve mide zarında olan iltihaplanma meydana geldiği de teşhis edilmiştir.
Abdulmenaf Aytaç’ın hem yaşı hem de sağlığı nedeniyle moral desteğine ihtiyaç olmasına rağmen mesafeden kaynaklı olarak ve maddi olarak da büyük külfetten kaynaklı, ailesi ziyaretine gitmekte zorlanmaktadır. Bu durum da sağlığını psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Ailesi son ziyarette mahpusun güçsüzleştiği, yürümekte zorlandığını gözlemlemiştir.
İlerlemiş yaşı, sağlık sorunları nedeniyle hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusun tetkik ve tedavilerinin yapılmasını, ailesinin yanında bakımının yapılabilmesi tahliyesinin sağlanmasını ve bu süreç içinde de ailesine yakın bir yere sevk edilmesini talep ediyoruz” diye ekledi.