Etiket: hes

  • Varto’da ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ Mitingi: JES’e izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    Varto’da ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ Mitingi: JES’e izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Muş’un Varto ilçesinde ‘Doğamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkıyoruz’ şiarıyla miting düzenlendi. Yoğun katılımın olduğu mitingde yapılan konuşmalarda, JES’e izin verilmeyeceği belirtilerek, mücadele vurgusu yapıldı.

    Yürüyüşle başlayan eylemde sık sık, “Varto JES istemiyor”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, “Suyuma, toprağıma, havama dokunma” sloganları atılıyor.

    Varto’da yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı İzmir’den, Kocaeli’ne, Mersin’den Ankara’ya bir çok kentte ve Varto köylerinden yüzlerce yurttaş Varto’da bir araya geldi.

    Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, Varto’nun bu projeyi durduracağına inandığını belirterek, “Varto halkı bu iradededen vazgeçmesin. Mücadelemizi sürdüreceğiz, bu projeyi engelleyeceğiz” dedi.

    Mitingde konuşan yurttaşlarda JES istemediklerini ifade etti.

    İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık’ın mesajı okundu.

    Varto Dernekler Federasyonu (VADEF) Genel Başkanı Özgür Yetiş Aslan da, yaptığı konuşmada, halkın yaşamına, toprağına, suyuna sahip çıkmak için mücadele ettiklerini ifade etti.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Varto’nun toprağının, suyunun kirletilmesine, inancının yok edilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

    CHP İstanbul Milletvekili Doğan Demir, projeye izin vermeyeceklerini söyledi.

    EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca ise, Varto’nun bugün, Dersim, Cudi, Akbelen olduğunu ifade ederek, “Varto sermayeye karşı direnen halkın adıdır. Varto direnecek ve kazanacak” dedi.

    DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, “Dilimiz, kültürümüz, inancımız için direndiysek bugün de doğamız için direniyoruz. Tek bir çivi çaktırmayacağız” diye konuştu.

    DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyya Boz, DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Varto halkının mücadelesini selamlayarak, “Doğanın korumak, yaşamı, kadını korumaktır. Yolumuz açık olsun. Direnerek kazanacağız” diye belirttiler.

    TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Varto’nun direnişin kenti olduğunu vurgulayarak, “Şimdi yaşam alanımızı elimizden almak istiyoruz. Havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkacağız. Kapitalizme, bizi köleleştiren sisteme karşı yeni bir yaşamı inşa edeceğiz. Demokratik kominal yaşamı birlikte kuracağız” dedi.

    SMF adına Hıdır Yıldız, yaptığı konuşmada, Dersim’den Varto’ya Varto’dan Karakaya köyüne kadar bir çok alanda doğa talanı yaşandığını dile getirerek,  JES’e karşı mücadele edeceklerini söyledi.

    Varto Belediye Eş Başkanı Gülbahar Kaya, JES istemediklerinin altını çizerek, “Toprağımız, suyumuz zehirleniyor. Bizler topraklarımızı JES’e teslim etmeyeceğiz” şeklinde ifade etti.

    DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül ve Zeynel Kete, Alevi inancında toprağın mülk olmadığına dikkat çekerek, toprağın, kutsalların kirletilmesine izin vermeyeceklerini belirtti.

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de, örgütlü mücadelenin önemine vurgu yaparak, yaşam alanlarını savunanlara selam söyledi.

    PİRHA/VARTO

  • Antalya’da Varto için adalet çığlığı: Toprağımızı şirketlerin kuşatmasına teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Antalya’da Varto için adalet çığlığı: Toprağımızı şirketlerin kuşatmasına teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Antalya Varto Platformu, Attalos Anıtı önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında Varto’daki jeotermal (JES) ve maden projelerine sert tepki gösterdi. Platform adına açıklamayı okuyan Adnan Özdemir, “Varto’yu rant ve talan düzeninin kurbanı etmeyeceğiz” dedi.

    Antalya’da yaşayan Vartolular, sivil toplum örgütleri ve doğa savunucuları, Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen ekolojik yıkım projelerine karşı Attalos Anıtı önünde bir araya geldi. Platform adına basın metnini okuyan Adnan Özdemir, Varto’nun on altı köyünü doğrudan etkileyecek olan Joetermal Elektrik Santrali (JES) projelerinin bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini vurguladı.

    “DEPREMLE YIKILAN VARTO’YU YENİ FELAKETLERE İTMEYİN”

    Özdemir, Varto’nun Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığını hatırlatarak, JES projelerinin devasa bir sismik hareketliliği barındıran bu bölgede hayata geçirilmesinin bilim dışı olduğunu belirtti:

    “Tarihinde iki büyük depremle sarsılmış bu coğrafyada, rant uğruna halkın tepesine yeni felaket davetiyeleri çıkarmak cinayettir. JES projeleri depremsellik riski taşımaktadır ve biz bu yıkıma izin vermeyeceğiz.”

    EKOLOJİK SÜRGÜNE KARŞI DİRENECEĞİZ”

    Açıklamada, geçmişte değişik nedenlerle göç veren bölgenin şimdi de “ekolojik bir sürgünle” karşı karşıya kaldığı ifade edildi. Özdemir, maden ve HES projelerinin kalan son yaşam alanlarını, suyunu ve havasını zehirlediğini belirterek şunları söyledi:

    “Dün köylerimizi insansızlaştırmaya çalışanlar, bugün JES ve maden projeleriyle bizi yeniden göçe zorlamaktadır. Bu projeler kültürel kimliğimizi ve binlerce yıllık köy yaşamımızı tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Havama, suyuma, toprağıma dokunma!”

    HES’LE BAŞLAYAN MADENLE DEVAM EDEN KUŞATMA

    Platform, dereleri hapseden HES projeleriyle ekosisteme vurulan ilk darbenin, şimdi JES ve ardından açılacak maden sahalarıyla dağları yok etmeye vardığını belirtti. Varto’nun yaylaları ve inanç merkezleriyle bir bütün olduğunu vurgulayan Özdemir, açıklamasını şu sözlerle noktaladı:

    “Varto’yu şirketlerin kuşatmasından kurtaracağız. Köylerimizle, yaylalarımızla ve inanç merkezlerimizle bu kuşatmayı kıracağız. Varto’yu yıkımlara ve sürgünlere teslim etmeyeceğiz!”

    PİRHA/ANTALYA

  • Dersim’de doğa talanına karşı Munzur Çevre Derneği’nden açıklama: Rızamız yok, doğa talanına hayır!- VİDEO

    Dersim’de doğa talanına karşı Munzur Çevre Derneği’nden açıklama: Rızamız yok, doğa talanına hayır!- VİDEO

    PİRHA- Munzur Çevre Derneği, “Dersim’de GES’lere Karşı Örgütlenelim” şiyarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilciliği’nde yapılan açıklamada, “Rızamız yoktur!” denilerek, Dersim doğasını talan eden proje ve faaliyetlere izin vermeyeceklerini vurgulandı.

    Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilciliği, bölgedeki baraj, HES, GES ve maden projelerine karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Suna Çelik okudu. Dernek, doğa talanına karşı halk dayanışmasını büyüteceklerini vurguladı.

    Açıklamada, hemen hemen tüm akarsuların üzerine kurulan baraj ve HES’lerin coğrafyayı “nefessiz bıraktığı” vurgulandı. Munzur ve Peri Suyu üzerinde yapılan barajların Bingöl Yedisu’ya kadar uzandığı, 1965’te yapımına başlanan Keban Barajı ile birlikte Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt’teki verimli tarım arazilerinin, köylerin ve tarihsel belleğin sular altında kaldığı hatırlatıldı ve “Bu acımasız projeler bölgeyi büyük göçe zorladı; Dersim ekonomik ve kültürel yıkıma uğratıldı. Hayvancılık ve tarımsal üretim dramatik biçimde küçüldü” denildi.

    HES’LERE KARŞI DİRENİŞ, GES VE MADEN TEHDİDİ

    Suna Çelik, 1990’larda gündeme gelen 8 HES projesinin, halkın ve demokratik kurumların direnişiyle durdurulduğunu, Munzur ve Pülümür Vadisi’nin sular altında kalmasının engellendiğini hatırlattı. Ancak 2011’de Peri Suyu üzerindeki zincir barajlarla Mazgirt, Nazımiye ve Karakoçan’daki tarım arazilerinin yine sulara boğulduğu, köylülerin arazilerinin zorla kamulaştırıldığı kaydetti.

    Çelik,bugün ise yeni bir saldırının gündemde olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi: “Bu kez GES projeleriyle Pertek’in Demirsaban, Kaçar, Dereli, Günboğazı, Soğukpınar mahalleleri ve Hozat’ın Kardelen köyündeki geniş tarım arazileri hedef alınmakta. Meralara ve otlaklara kurulacak GES’ler hayvancılığı ve arıcılığı bitirecek, yeni bir göç dalgası yaratacaktır” dedi.

    MADEN RUHSATLARI VE MİLLİ PARK TEHDİDİ

    Dersim’in maden sahalarıyla kuşatıldığını belirten Suna Çelik, altın, krom ve diğer metalik maden ruhsatlarının dağları, ormanları, su kaynaklarını ve kutsal mekanları tehdit ettiğini söyleyerek, patlatmalı kazılar ve kimyasal işlemlerle yapılan madenciliğin, toprağı ve suyu olduğu kadar havayı ve canlı yaşamını da kirlettiğine dikkat çekti.

    Meclis’te görüşülen milli park yasası değişikliklerinin, koruma statülerini zayıflatacağına dikkat çeken Çelik, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın sermaye projelerine açılmak istendiği uyarısı yaptı.

    Suna Çelik, açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı:

    “Şirketler para uğruna yaşam alanlarımızı talan ediyor. Barajlarla sulara boğulan coğrafyamız şimdi de GES projeleri, maden sahaları ve yasa değişiklikleriyle geri dönüşsüz bir yıkımla karşı karşıya. Bu politikalara karşı örgütlenecek ve mücadele edeceğiz. Yaşam alanlarımızın talan edilmesine izin vermeyeceğiz. Rızamız yok! GES’lere, madenlere, doğa talanına hayır! Doğamızın talanına karşı yaşasın halk dayanışması!”

    PİRHA/DERSİM

  • Kazdağları’nda ekoloji talanı sürüyor; RES kapasiteleri arttırılmak isteniyor!-VİDEO

    Kazdağları’nda ekoloji talanı sürüyor; RES kapasiteleri arttırılmak isteniyor!-VİDEO

    PİRHA – Ayvacık ilçesi Cemaller, Söğütlü ve Keçikayası köylerinde yapılmak istenen RES kapasite artışı projesine köylüler itiraz etti. RES’lerin yarattığı tahribata dikkat çeken yurttaşlar, “Hayvanlarımız otlayıp, su içemez hale geldi. Tek geçim kaynağımız hayvancılık. Proje devam ederse göç etmek zorunda kalacağız” dedi.

    Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesi Cemaller, Söğütlü ve Keçikayası köylerinde yapılmak istenen Ilgardere rüzgar enerji santrali (RES) kapasite artışı projesine yerel halktan tepki geldi.

    Or Enerji A.Ş. “Kapasite Artışı” kapsamında dördüncü proje için 6 Haziran 2024’te yeniden ÇED süreci başlatmış ve 15 Ağustos 2025’te ÇED olumlu raporunu almıştı. Kapasite artışı projesinin ÇED olumlu kararının iptali için de Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yerel halk ve muhtarlar tarafından dava açıldı.

    “SABRIMIZ KALMADI!”

    Or Enerji AŞ tarafından 17 Şubat’ta keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldı. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği de RES projesine karşı eylem yaptı.

    Kolluk gözetiminde bölgeye giden şirket yetkililerine tepki gösteren köylüler, “Artık sabrımız kalmadı, bu kaçıncı bilirkişi incelemesi?” diye sordu.

    Yoğun yağmura rağmen yurttaşlar, keşif ve bilirkişi heyetini Cemaller köyünün meydanında sloganlarla karşıladı. “Köyümüzde daha fazla RES istemiyoruz” diyen yurttaşlar, Kazdağlarında süre giden ekoloji talanına dikkat çekti.

    “HİÇBİR KAMU YARARI YOK!”

    Çanakkale 2. İdare Mahkemesi hakimi tarafından 11 bilirkişinin yer aldığı heyet huzurunda başlatılan keşifte, ilk beyanları davacılar sundu.

    Davacılar adına Av. Cem Altıparmak konuşarak, yapılmak istenen projede hiçbir kamu yararı olmadığını, ÇED raporunun eksik ve hatalarla dolu olduğunu, meteorolojik verilerin oldukça uzakta olan Ayvalık Meteoroloji İstasyonu’ndan alındığını, salt bu durumun bile ÇED Olumlu kararının iptali için yeterli olduğunu vurguladı.

    Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği adına Süheyla Doğan konuştu. Mevcut projede 4 ayrı ÇED süreci yürütüldüğünü belirten Doğan, bu durumun ÇED mantığına aykırı olduğunu ve kamunun kaynak israfına yol açtığını vurguladı. Doğan, yeni projede planlanan türbinlerin yaşam alanlarına çok yakın olduğunu ve tarım alanları ve meralara yerleştirilmek istenen türbinler nedeniyle köylünün mağdur edileceğini de söyledi.

    Cemaller köyü ve Söğütlü köyü muhtarları ve köylüler de halihazırda kurulmuş olan 3 türbinin köylerindeki tarım ve hayvancılığa zarar verdiğinin altını çizdi. Süt veriminin düştüğünü ve hayvanların düşük yaptığını aktaran köylüler, projenin büyümesiyle birlikte tek geçim kaynaklarının son bulacağını belirtti.

    YÖNETMELİKLERE UYGUN ÇED KARARI!

    Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın avukatı, ÇED Raporu’nun yönetmeliklere uygun olarak hazırlanmış olduğunu söyleyerek davanın reddini talep etti. Bu arada Ayvacık Gazetesi’nden bir basın temsilcisinin fotoğraf çekmesi engellendi ve tüm katılımcılar fotoğraf çekmeme, ses kaydı almama konusunda uyarıldı.

    Müdahil şirket Or Enerji A.Ş’nin avukatı ve aynı zamanda yöneticisi olan şahıs, RES projesinin hiçbir zarara sebep olmayacağını söyledi. Köylüler, bu savunma üzerine itiraz ederek hakime “Bu proje onay alırsa, kepçeleri köye sokmayız, önüne yatarız. Buradan ölümüz çıkar” dedi. Ardından şirket yetkilisi ile köylüler arasında tartışma yaşandı.

    Sonraki aşamada ÇED alanı içerisinde incelemeye geçildi. Yağış nedeniyle yeterince inceleme yapılamadan keşif sonlandırıldı.

    GÖÇ TEHDİDİ!

    Köylüler, basın mensuplarına aktardığı bilgilerde türbinlerin çok gürültü yaptığını, geceleri uyuyamadıklarını belirtti. Hayvanların da türbinlerden ürktüğünü söyleyen köylüler, “Hayvanlarımız eski otlaklarına çıkamıyor, ürküp geri dönüyor. Su içtikleri gölet de türbinlerin yanında kaldı, hayvanlar su içemiyor. Daha fazla türbin yapılırsa tarlalarımız kamulaştırılacak, meramıza el konulacak. Hayvancılık yapamaz hale geleceğiz ve gelir kaybına uğrayacağız. Göç etmek zorunda kalacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ÇANAKKALE

  • Ayten Kordu’dan Mazgirt’in Zerikan mezrasında yapılan baraj gölü için Meclise soru önergesi

    Ayten Kordu’dan Mazgirt’in Zerikan mezrasında yapılan baraj gölü için Meclise soru önergesi

    PİRHA – DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Mazgirt ilçesi Koyunuşağı- Şihik köyü, Gökek- Zerikan mezrasında Limak firması tarafından inşa edilen baraj gölünün, bölge halkı üzerinde tehdit oluşturması sebebiyle sorunu Meclis’in gündemine taşıdı.

    Limak Doğu Anadolu Çimento Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından Mazgirt’in Koyunuşağı bölgesinde inşa edilen baraj gölü bölge halkının yaşamını tehdit etmesi nedeniyle uzun süredir gündemde. Bölgede yaşayan halkın günlük yaşamını, ulaşımını, hayvancılığını ve can güvenliğini doğrudan tehdit etmesi sebebiyle sorun Meclis’in gündemine de taşındı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Dersim Milletvekili Ayten Kordu tarafından verilen önergede Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın cevaplaması istemiyle şu sorulara yanıt istendi:

    1-Mazgirt Koyunuşağı / Şihik köyü sınırları içinde Limak tarafından inşa edilen baraj gölünün etki alanında köylü ulaşımının felç olmasına yol açan mevcut altyapı (sadece büz/boru konması) hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Varsa durum ne zaman tespit edilmiştir ve hangi kurumlar bilgilendirilmiştir?

    2-İşletmeci firma (Limak) bakımından, baraj nedeniyle kapanan veya tehlikeli hâle gelen köy yolları ve hayvancılık geçişleri için köprü/menfez inşa etme yükümlülüğü yasal veya proje şartnamesi kapsamında öngörülmüş müdür? Öngörülmüşse bu yükümlülük yerine getirildi mi; yerine getirilmemişse uygulanacak idari yaptırımlar nelerdir?

    3-DSİ Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporun ve bölge müdürlüğünün EPDK’ya yazdığı bildirimlerin içeriği ve tarihleri nelerdir? Bu bildirimlere ilişkin EPDK ya da Bakanlığınız tarafından resmi bir değerlendirme, denetim veya uyarı işlemi başlatılmış mıdır; başlatıldıysa sonuçları nelerdir?

    4-Mevcut durum acil tehlike arz ettiğine göre Bakanlığınız tarafından bölgede acil tedbir alınması planlanmakta mıdır? Alınacaksa hangi tedbirler ve hangi zaman diliminde uygulanacaktır?

    5-Bu tür altyapı sorunlarının tekrarlanmaması için Bakanlığınızın işletmecilere yönelik denetim, yatırım tamamlama, halkın zararının tazmini ve gölet/baraj projelerinde “ulaşım ve hayvancılık altyapısı”nın garanti altına alınmasına yönelik hangi idari ve hukuki düzenlemeleri veya mevcut düzenlemelerin uygulanmasını öngörmektesiniz? Somut olarak Limak firmasına karşı hangi idari, mali veya hukuki yaptırımlar uygulanmıştır ya da uygulanacaktır?

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, son dönemde Dersim’de artan ekolojik yıkım projelerine tepki göstererek, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, ‘Doğamızı, Yaşam Alanlarımızı ve Geleceğimizi Savunuyoruz’ şiarıyla dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ TİCARİ ÇIKARLAR UĞRUNA SİSTEMATİK OLARAK YOK EDİLİYOR”

    Son dönemde Dersim’in birçok bölgesinde artan maden projeleri, HES inşaatları, orman tahribatı ve çevre kirliliği nedeniyle ekolojik yıkımın derinleştiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda. Dersim’de ekolojik yıkımın planlı, çok yönlü ve kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu projeler yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ihlali boyutundadır. Çünkü temiz suya erişim, sağlıklı bir çevrede yaşama, kültürel mirasın korunması ve geçim kaynaklarının sürdürülebilirliği, temel insan hakları kapsamındadır” dedi.

    “YAŞAMIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ekolojik yıkımın tüm canlı yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Yeşil, “Dersim’in doğası, tarihi, kültürü ve toplumsal hafızası bu saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir. Ayrıca tüm demokratik kurumları, meslek odalarını, çevre örgütlerini ve kamuoyunu Dersim’deki ekolojik mücadeleyle dayanışma göstermeye davet ediyoruz. Bu mücadele yalnızca Dersim’in değil, tüm yaşam savunucularının ortak mücadelesidir. Unutulmamalıdır ki, doğaya yönelik her saldırı insan yaşamına yöneliktir. Dersim’in dağları, nehirleri, ormanları, inanç mekanları ve köyleri, yalnızca bu kentin değil, insanlığın ortak mirasıdır. Bizler bu mirası savunmaya, doğanın ve yaşamın sesi olmaya devam edeceğiz. Yaşamı, doğayı, insanı savunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Tağar Çayı’ndaki HES ve regülatör projesine ilişkin keşif ve bilirkişi incelemesi kararı verildi

    Tağar Çayı’ndaki HES ve regülatör projesine ilişkin keşif ve bilirkişi incelemesi kararı verildi

    PİRHA-Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör için inşaat çalışmasına ilişkin Erzincan İdare Mahkemesi, bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması kararı verdi.

    Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan ve birçok yaban hayvanı ile endemik türe hayat veren Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör için inşaat çalışması başlatılmıştı.

    26 Ağustos’ta Tağar Çayı Koruma ve Yaşatma Platformu’nun çağrısıyla Tağar Köprüsü’nde bir araya gelen yüzlerce kişi, inşaat çalışmasına tepki göstermişti.

    Tağar Çayı üzerinde kaçak şekilde inşasına başlandığı belirtilen ve sonrasında “ÇED Olumlu” kararı verilen Çemişgezek Regülatörü ve HES Projesi’ne karşı açılan davada çevre savunucularının başvurusunu değerlendiren Erzincan İdare Mahkemesi, bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.

    “KEŞİF VE BİLİRKİŞİ İNCELEME KARARI VERİLDİ”

    Avukat Barış Yıldırım, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “İlimiz Çemişgezek ilçesi Tağar Çayı üzerinde kaçak şekilde inşasına başlanan ve müteakiben ÇED olumlu kararı verilen Çemişgezek Regülatörü ve HES projesine karşı açtığımız davada İdare Mahkemesi’nce keşif ve bilirkişi incelemesi kararı verildi” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Uzungöl HES projesine karşı halk eyleme geçti!-VİDEO

    Uzungöl HES projesine karşı halk eyleme geçti!-VİDEO

    PİRHA – Uzungöl ve Taşkıran bölgesini kapsayan HES projesi için yurttaşlar eyleme geçti. Jandarma eşliğinde bölgeye girmek isteyen firma yetkililerine karşı halk, yolu kapatarak engel oldu.

    Trabzon’un Çaykara İlçesi ile Taşkıran Beldesinde yapılmak istenen hidroelektrik santraline (HES) karşı halk ayaklandı. 3 Kasım gecesi eyleme geçen yurttaşlar, sabah da yolları kapatarak ilgili şirketin bölgeye geçişini engelledi.

    Trabzon Uzungöl’de yapılmak istenen Taşkıran HES projesine tepki sebebiyle jandarma da bölgeye yöneldi.

    Derelerin Kardeşliği Platformu, yaptığı açıklamada “Trabzon Uzungöl ve Taşkıran halkının, bölgede yapımı planlanan HES’e karşı doğal yaşam alanlarını korumak için dün gece ateş yakarak başlattıkları doğa nöbeti devam ediyor. HES için çalışma başlatacağını duyuran firma yetkilileri kolluk kuvvetleri korumasında bölgeye giriş yaptı” bilgisini paylaştı.

    Servis edilen videolarda da lastik yakıp araç trafiğini kapatan yurttaşların bekleyişte olduğu görüldü.

    MUHTARLARDAN DESTEK ÇAĞRISI!

    Yöre halkı, 31 Mart yerel seçimin hemen ardından HES projesinin faaliyete geçirilmesine tepki gösteriyor.

    Karara ilişkin sosyal medya üzerinden tepkisini dile getiren halk “Eko sistem bozulmasın, doğamız yok olmasın, bırakın dereler özgür aksın, kırmızı pullu alabalıklarımız yok olmasın” taleplerini dile getirdi.

    Uzungöl, Taşkıran, Köseli ve Demirli Muhtarları da yapılması planlanan HES için 3 Kasım akşamı eylem başlatarak yöre halkına da destek çağrısı yapmıştı.

    Taşkıran Mahalle Muhtarı Hüseyin Alamanoğlu, “Bu bölgede doğanın tahrip edilmesini istemiyoruz. Burada HES yapılmasını istemiyoruz. Bölgemizdeki doğanın katledilmesini istemiyoruz. O nedenle herkesi demokratik hakkımızı kullanmak için buraya davet ediyoruz” çağrısını yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kordu: Tağar Çayı’nın üzerine yapılan kaçak HES inşaatı derhal durdurulmalı!-VİDEO

    Kordu: Tağar Çayı’nın üzerine yapılan kaçak HES inşaatı derhal durdurulmalı!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Çemişgezek ilçesinde Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör inşaatına başlanmasını Meclis gündemine taşıdı. Kordu, “Hukukçular, çevre örgütleri ve yurttaşların itirazlarına rağmen bu suça göz yumulmaktadır. Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı derhal ÇED raporunu iptal edip kaçak HES inşaatını durdurmalıdır” dedi.

    Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan ve birçok yaban hayvanı ile endemik türe hayat veren Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör için inşaat çalışması başladı.

    26 Ağustos’ta Tağar Çayı Koruma ve Yaşatma Platformu’nun çağrısıyla Tağar Köprüsü’nde bir araya gelen yüzlerce kişi, inşaat çalışmasına tepki göstermişti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör inşaatına başlanmasını Meclis gündemine taşıdı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZA DOKUNMAYIN”

    Ayten Kordu, Dersim’de Çemişgezek ilçesinde Tağar Çayı üzerinde yapılan kaçak HES ve regülatör inşaatının ÇED raporu sonuçlanmamasına rağmen kaçak olarak faaliyetine devem ettiğini belirtti.

    Kordu, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Hukukçular, çevre örgütleri ve yurttaşların itirazlarına rağmen bu suça göz yumulmaktadır. Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı derhal ÇED raporunu iptal edip kaçak HES inşaatını durdurmalıdır. Doğal güzellikleri ve tarihi mekânlarıyla öne çıkan Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan Tağar Çayı endemik bitkilerle ve birçok yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.

    Tağar Çayı’nda dünyada nesli tükenen su samuru, alabalık habitatı ile birlikte yaban keçilerinin su ihtiyacını karşılıyor, ayrıca birçok endemik türede can vermektedir. Bu suçtur yasal olarak da insani ve vicdani olaraktan kabul edilemez. Munzur havzasından elinizi çekin. Dağ, taş, her su kenarları, ormanlar, doğa bizim ziyaretlerimizdir. İnancımıza, doğamıza saygılı olmayı öğrenin ve yaşam alanlarımıza dokunmayın.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Çemişgezek’te ÇED raporu olmadan inşaata başlandı- VİDEO
    -Çemişgezek’te HES’e büyük tepki: Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz -VİDEO
    -Av. Barış Yıldırım: Tağar Çayı üzerindeki hukuksuz HES inşaatı derhal mühürlenmeli-VİDEO
    -Avukatlar Dersim’de cübbeleriyle yürüdü-VİDEO

  • Av. Barış Yıldırım: Tağar Çayı üzerindeki hukuksuz HES inşaatı derhal mühürlenmeli-VİDEO

    Av. Barış Yıldırım: Tağar Çayı üzerindeki hukuksuz HES inşaatı derhal mühürlenmeli-VİDEO

    PİRHA- Çemişgezek ilçesinde Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör inşaatına başlanmasına tepki gösteren Avukat Barış Yıldırım, “İdare Mahkemesi’ne inşaat faaliyetleri durdurulması için yürütmenin durdurulması ve iptal talepli dava açtık. Burada yapılması gereken hızlı bir şekilde projenin inşaat faaliyetlerinin durdurulması, çünkü kanun ve yönetmelik son derece açık. Bu kadar hukuksuz bir HES inşaatı Türkiye’de yok” dedi.

    Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan ve birçok yaban hayvanı ile endemik türe hayat veren Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör için inşaat çalışması başladı.

    26 Ağustos tarihinde Tağar Çayı Koruma ve Yaşatma Platformu’nun çağrısıyla Tağar Köprüsü’nde bir araya gelen yüzlerce kişi, inşaat çalışmasına tepki göstermişti.

    Avukat Barış Yıldırım, Çemişgezek ilçesinde Tağar çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör inşaatına başlanmasına ilişkin hukuki sürece dair PİRHA’ya konuştu.

    “İNŞAAT FAALİYETLERİNİN BAKANLIK TARAFINDAN DURDURULMASI GEREKİYOR”

    Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör inşaatı faaliyetlerinin hukuksuz olduğunu vurgulayan Barış Yıldırım, “2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde ÇED olumlu kararı alınmadan projelere ilişkin ihale yapılamayacağı, projelere izin verilemeyeceği ve inşaata başlanamayacağı açıkça belirtiliyor. ÇED Yönetmeliği’nin 19. maddesinde ÇED olumlu kararı alınmadan başlanan projenin inşaat faaliyetlerinin ilgili bakanlık tarafından derhal durdurulması gerektiğini söylüyor. Anayasa’nın 6. ve 63. maddelerinde devletin çevreyi, kültür ve tabiat varlıklarını korumakla yükümlü olduğu ifade ediliyor. Şimdi inşaat çalışmalarının yürütüldüğü saha ülkemizin tarafı olduğu, Bern Sözleşmesi’ne göre kesin koruma altında bulunan yaban keçisi ve su samuru gibi türlerin yüksek miktarda habitat bulduğu bir yer. Yine bölgede 2863 sayılı Kültür ve Tabiatlarını Koruma Kanunu’na göre tescillenmiş ve koruma altına alınmış Urartu Kaya Mağaraları, İn Delikleri, Derviş Hücreleri ve tarihi Tağar Köprüsü bulunmakta” dedi.

    “BU KADAR HUKUKSUZ BİR HES İNŞAATI TÜRKİYE’DE YOK”

    İnşaat çalışmalarının başlamasının ardından 22 Temmuz’da Tunceli Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne başvuruda bulunarak çalışmaların derhal durdurulmasını talep ettiklerini söyleyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çalışmalar durdurulmadığı için biz de kanuni olarak İdare Mahkemesi’ne inşaat faaliyetleri durdurulması için yürütmenin durdurulması ve iptal talepli dava açtık. Burada yapılması gereken hızlı bir şekilde projenin inşaat faaliyetlerinin durdurulması, çünkü kanun ve yönetmelik son derece açık. Bu kadar hukuksuz bir HES inşaatı Türkiye’de yok. Biz tüm hukuksal girişimleri sonuna kadar yapacağız. HES inşaatı hukuksuzdur ve derhal mühürlenerek inşaatın durdurulması gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Çemişgezek’te ÇED raporu olmadan inşaata başlandı- VİDEO
    -Çemişgezek’te HES’e büyük tepki: Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz -VİDEO
    -Tağar Çayı’ndaki HES projesine tepki: Kutsallarımız sermaye ve devlet eliyle yok ediliyor-VİDEO

  • Milletvekili Fırat, Dersim’deki usulsüz HES projesini Bakan Murat Kurum’a sordu

    Milletvekili Fırat, Dersim’deki usulsüz HES projesini Bakan Murat Kurum’a sordu

    PİRHA- Milletvekili Celal Fırat, Dersim’de yapılmaya çalışılan Hidroelektrik Santrali (HES) projesi hakkında TBMM’ye soru önergesi sundu. Fırat, konuyla ilgili Bakan Murat Kurum’a “Bölge halkının tüm itirazlarına ve eylemlerine rağmen doğal yaşam alanlarının yok edilmesindeki ısrarın sebebi nedir?” diye sordu.

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dersim’in Çemişgezek ilçesinde Tağar Çayı üzerindeki santralin, usulsüz biçimde genişletilmesini Meclis gündemine taşıdı.

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, söz konusu santralin uzun süredir ilçeye elektrik sağladığını, belli bir süre sonrasında Boydak Holding’e devredildiğini belirtti. Celal Fırat, ilçe halkının beyanına göre santralin Erzincan İl Özel İdaresi altında ER İnşaat’ın kullanımına sunulduğu, ancak Çemişgezek Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvurulara inceleme dahi yapılmadan takipsizlik kararı verildiğini belirtti.

    HUKUKA AYKIRI YAPILAŞMA!

    Milletvekili Celal Fırat, ER İnşaatın ruhsatsız ve ÇED olumsuz raporuna rağmen eski santrali yıkıp, hukuksuz bir şekilde yeni santral yaptığını vurguladı. Devasa bir yapıyla bölgenin dokusuna aykırı bir regülatör inşa edilmeye çalışıldığını belirten Fırat, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Tağar Çayı’nın tamamı HES projesine aktarmaya çalışılmaktadır. Tağar Çayı’nda nesli tükenmekte olan Su Samurları, Alabalıklar yaşamakta, yine çevresinde yaban domuzları ve dağ keçileri yaşamaktadır. Ayrıca yabani hayvanların yaşadığı mağaralar yer almaktadır. Çay üzerinde 1857 yılında yapılmış olan Yusuf Ziya Paşa Köprüsü’ne de zarar vermektedir. Yine aynı vadide yer alan Urartular zamanından kalan tarihi İn’ler bulunmakta ve HES projesi bunların tamamının yok olmasına sebep olacaktır.

    Doğayı alt üst ederek yapılan ve işletilen HES’ler; ekolojik dengeyi bozarak insan, hayvan, doğa ve bütün canlılar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Çünkü ekosistemdeki bütün canlılara ait olan suyun kullanım hakkı şirketlere verilerek; doğa üzerinde ağır bir tahribatın önü açılmaktadır. HES’lerin ortaya çıkardığı hayati sonuçlara rağmen birçok proje için ÇED raporu dahi istenmemektedir. Hatta Türkiye’nin, doğal kaynakların ve dengenin korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmelere taraf olmasına rağmen buna riayet edilmediği ortadadır.

    “YAŞAM ALANLARININ YOK EDİLMESİNDEKİ ISRARIN SEBEBİ NEDİR?”

    Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:

    “*Tağar Çayı üzerinde çalışma yürüten ER İnşaat’ın yetki belgeleri ve ruhsatları bu işlemleri yapmaya yetkili midir?

    *Yeni kurulan HES konusunda bakanlığınıza bilgilendirme yapılmış mıdır, yapıldıysa eğer yetki bakanlık tarafından mı sağlanmıştır?

    *Bölge halkının tüm itiraz ve eylemlerine rağmen doğal yaşam alanlarının yok edilmesindeki ısrarın sebebi nedir?

    *HES’lerin kontrolsüz bir şekilde özellikle bir bölgede bu kadar yoğun oranlarda inşa edilmesinin doğaya vereceği zarar neden dikkate alınmamaktadır?

    *HES projesinin su canlılarını, tarihi yapıları ve su kaynaklarını ortadan kaldıracağı gibi sebeplerle uygun olmadığı sonucu doğrultusunda projenin iptal edilmesi için bakanlık olarak bir girişimde bulunacak mısınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • Tağar Çayı’ndaki HES projesine tepki: Kutsallarımız sermaye ve devlet eliyle yok ediliyor-VİDEO

    Tağar Çayı’ndaki HES projesine tepki: Kutsallarımız sermaye ve devlet eliyle yok ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in Çemişgezek ilçesinde birçok yaban hayvanı ile endemik türe yaşam alanı olan Tağar Çayı üzerinde yapılan HES projesine İzmir’den tepki gösterildi. Dersimli Dernek yöneticileri “Bu kutsal mekanlar ziyaretgâh alanlarıdır ve bu alanlar yüzyıllardır herhangi bir el değmeden bugüne getirilmiş olsa da bugün sermaye ve devlet eliyle yok edilmektedir” dedi. 

    Dersim’in Çemişgezek İlçesi’nde bulunan, Aliboğazı’ndan doğan, Çemişgezek’e can veren ve birçok yaban hayvanı ile endemik türün yaşam alanı olan Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatına başlanmasına tepkiler yükseliyor.

    Dersim Dernekleri Federasyonu, İzmir Dersim Dernekleri ve Ege Çevre Platformu üyeleri Tağar Çayı’na yapılmaya başlanan HES projesine dair basın toplantısı gerçekleştirdi.İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi’nde yapılan toplantıya İHD yöneticileri de destek verdi.

    Kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan Menemen Dersimliler Derneği Başkanı ve DEDEF Yönetim Kurulu Üyesi Gamze Yentür, bölgeye dair ÇED raporu alınmadan kapasite artışı adı altında Tağar Çayı’nın üzerinde inşaat başlatılmasına tepki göstererek, “Bern Sözleşmesine göre koruma altına alınan dağ keçileri başta olmak üzere su samuru dahil birçok canlıya ev sahipliği yapan Tağar Çayı’nın üzerine yapılan kaçak inşaata son verilmelidir. Sermaye ve onun işbirlikçileri nehirlerimize, ormanlarımıza ve bil cümle yaşam alanlarımıza göz koymuştur. 90’larda köy yakmaları ve boşaltmaları ile bölgemiz mahvedilirken, 2000’li yıllarda ise bölgemiz barajlar ve maden projeleri ile yok edilmeye çalışılıyor” dedi.

    “KUTSAL ALANLAR SERMAYE VE DEVLET ELİYLE YOK EDİLİYOR”

    Yentür, Dersim’de bulunan akarsuların ülkenin su potansiyelinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu ve bölgede 27 HES/baraj projesinin bulunduğunu hatırlatarak, “Dersim coğrafyasının insanı, gerek inancı gereği, gerekse doğa olan ilişkisi ile Dersim’in doğasını korumuştur. Yapılan projelerinden rant elde edilmesinin yanında bölgenin kendine özgün Kürt- Kızılbaş kimliği de bu projeler eliyle yok edilmektedir. Örneğin; yapılan projeler sonucunda geçtiğimiz yıllarda Gola Çetu(Xızır’ın Gölü) sular altında kalmıştır. Dersimlilerin inanç merkezleri adeta doğanın bağrıdır. İnsanlarımız için ziyaretgahlarımız kutsaldır. Kişilerin gidip ibadet ettiği, kurban kestiği, niyaz dağıttığı yerler genelde akarsu kıyılarında bulunan ziyaretgâh alanlarıdır ve bu alanlar yüzyıllardır herhangi bir el değmeden bugüne getirilmiş olsa da bugün sermaye ve devlet eliyle yok edilmektedir” ifadelerini kullandı.

    “ZARAR VEREN HER PROJEYE AYRIMSIZ KARŞI ÇIKACAĞIZ”

    Ülkenin dört bir yanında doğaya zarar veren projelere karşı olacaklarını ifade eden Yentür, şöyle devam etti:

    “Yurdun dört bir yanı yakılıp yıkılıyor tahrip ediliyor ancak bölge illerinde bütün bu ranta ek olarak güvenlik gerekçeleri adı altında bahaneler sunularak tahribat katmerleştiriliyor. Bizler bir kez daha vurguluyoruz, Kaz Dağları’ndan Akbelen’e, Akbelen’den Dersime bütün doğa kardeştir. Yurt genelindeki doğaya zarar veren her projeye karşı ayrımsız karşıyız, karşı çıkacağız. Yaşanabilir sağlıklı ve temiz bir dünya için mücadele edeceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Maden Kanunu’ndaki değişiklik teklifine DEM Parti’den şerh: Kamu yararı yok!

    Maden Kanunu’ndaki değişiklik teklifine DEM Parti’den şerh: Kamu yararı yok!

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin DEM Parti adına Muhalefet Şerhini TBMM’ye sundu. Fırat, “Kanun tekliflerinin istişareyle yapılmasını engelleyen AKP-MHP ittifakı modern demokrasilerin ve hukuk devletlerinin en temel hakkı olan yasa yapma hakkını ortadan kaldırmaktadır” dedi. 

    Halkların Eşitlik Demokrasi Partisi (DEM Parti) 2/1959 Esas Nolu Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine ilişkin Muhalefet Şerhinde bulundu.

    “TOPLUMSAL YARAR VE KAMUSAL NİTELİK GÖZETİLMİYOR”

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat imzasıyla Meclis’e sunulan Muhalefet Şerhinin usule ilişkin değerlendirmesinde şu hususlara dikkat çekildi:

    “7 kanunu ilgilendiren 16 maddelik kanun teklifi, birçoğu sektör oyuncularına avantaj ve kolaylık sağlama olarak değerlendirilebilecek düzenlemeler içermektedir. AKP iktidarının geçmiş dönemlerde de alışılagelmiş uygulamaları 28. Dönemde de devam etmektedir.

    Kanunların komisyon sürecine gelmeden toplumun ilgili kesimlerinin temsilcileri olan odalar, sendikalar, dernekler veya demokratik kitle örgütlerinin görüşleri alınarak yapılması gerekliliğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.

    Kanun tekliflerinin istişareyle yapılmasını engelleyen AKP-MHP ittifakı modern demokrasilerin ve hukuk devletlerinin en temel hakkı olan yasa yapma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Yasa yapma hakkının zayıflatılması, halk egemenliğine yönelik en büyük darbelerden biridir. Çünkü halkın cebinden toplanan vergilerin nerelere harcanacağı ve demokratik-hukuk devletinin nasıl işleyeceğine işaret eden en önemli ilkelerden biri yasa yapma hakkıdır. Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 29 Ocak’ta biz üyelere iletilmiş ve 31 Ocak’ta komisyonda görüşülmesi öngörülmüştür.

    Hükümet, ekonomik çıkarları gözeterek aceleyle hazırlanan kanunları, toplumsal yarar ve kamusal nitelik gözetilmeden toplumun genel çıkarlarına uygun olmayan bir biçimde hayata geçirmekte ve bu durum demokratik süreçlerin göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Sermaye isteği uğruna yapılan bu çabalar, adalet, şeffaflık ve demokratik prensiplere aykırı bir yönetim anlayışının yansımasıdır. Bu kanunların halkın beklenti ve ihtiyaçlarına uygun olmayışı, demokratik katılımın sınırlanması ve sermayenin ayrıcalıklı bir konumda tutulması, ülkenin sosyal dengesizliklerle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.

    Bu kanun teklifi vesilesiyle bir kez daha belirtmek gerekir ki, AKP iktidarının yasa yapım süreçlerinde geliştirdiği bakış açısı ve takındığı tutum antidemokratiktir. Meclis’in adeta bir noter makamı olarak görülmesi her şeyden önce millet iradesine hakarettir. Muhalefetin uyarılarını yok sayan, önerilerini dikkate almayan demokratik anlayıştan uzak bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız.”

    “ÇEVRESEL SORUNLARA NEDEN OLACAKTIR”

    DEM Parti Muhalefet Şerhinin genel değerlendirme bölümünde maden aramalarında yapılan usulsüzlüklere de dikkat çekildi. Maden çalışmada Maden Mühendisleri Odası’nın işin hiçbir tarafında olmadığına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Kanada, Avustralya gibi dünyada madenciliğin en ileri teknolojik seviyede yapıldığı ülkelerde, Meslek Odaları bu düzenlemelerin sürükleyicisi konumunda bulunmaktadır.

    Maden ruhsatlarının hızla ve düşük standartlarda verilmesi, çevresel düzenlemelerin ihmal edilmesine ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmamasına yol açacağı için su kirliliği, toprak erozyonu, habitat kaybı gibi çevresel sorunlara neden olacaktır. Öte yandan hızlı verilen maden ruhsatları, yerel halkın katılımını ve bilgilendirilmesini azaltacağından yerel topluluklar üzerinde olumsuz etkilere sebebiyet verecektir. Ayrıca, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının ihmal edilmesi gibi gerekçelerle maden sahasındaki çalışanların ve çevrede yaşayanların sağlığını tehdit edecektir.

    “SU KAYNAKLARININ AZALMASINA YOL AÇACAKTIR”

    Özetle, baraj gölleri, suni ve tabi göllerin üzerine yüzer GES (Güneş Enerjisi Sistemi) kurulmasının önü açılmaktadır. Ancak, baraj veya göl yüzeylerinde yenilenebilir enerji üretim sistemi kurulurken (yüzer GES), imar planının aranmaması ve sadece DSİ ve sulama birliklerine bu hak tanınırken, belediyelere bu hakkın tanınmaması sorunlu bir yaklaşımdır.

    Güneş panellerinin inşa edilmesi ve bakımı sırasında kullanılan malzemeler veya kimyasallar, su kalitesini olumsuz etkileyecek faktörler arasındadır. Ayrıca, göl yüzeyinin güneş panelleri tarafından kapatılması fotosentezi azaltabilir ve suyun oksijen seviyelerini etkileyebilir. Benzer şekilde paneller su varlıklarının yüzey alanını azaltacak ve rüzgâr geçişinin engellenmesine sebebiyet vereceği için iklimsel etkiler doğuracaktır. Bu durum, göl seviyelerinde düşüşe ve su kaynaklarının azalmasına yol açacaktır. Kaldı ki imar planı yapılmaksızın, doğal alanlar üzerine enerji üretim tesisi kurulması izni verilecek olması kamu yararı taşımamaktadır.

    “NÜKLEER SANTRALLER NÜKLEER FELAKET DEMEKTİR”

    Nükleer Santral projelerinin derhal durdurulması gerektiğine vurgu yapılan DEM Parti şerhinde, Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatının temelinde oluşan çatlaklar nedeniyle tehlikelere de işaret edildi. Bilim insanlarının uyarıları ve kamuoyunun görüşünün dikkate alınması gerektiği ifade edilerek şöyle devam edildi:

    “Toplumun genelini ilgilendiren, gelecek kuşakları riske sokan nükleer santral gibi projeler ve tüm yasal düzenlemeler TBMM`deki salt çoğunluk anlayışı ile asgari demokratik yönetim ilkeleri, saydamlık, açıklık, katılımcılık ve hesap verebilirlik değerleri göz ardı edilerek belirlenemez.

    Rusya ile varılan anlaşma gereğince Akkuyu bölgesinde santral inşaatı için çalışmalar devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali sadece Mersin için değil tüm Türkiye ve bölge için ciddi bir tehdittir. Herhangi bir kaza olmasa dahi santralin yarattığı çevresel etkiler bölgeyi derinden etkileyecektir.

    Akkuyu Nükleer Santrali enerjide dışa bağımlılığı azaltacak bir seçenek de asla değildir. Teknolojide, yakıtta hatta teknik personelde Rusya’ya bağımlı olunması dışa bağımlılığı azaltacak değil arttıracak bir faktördür. Santral enerjiden ziyade askeri stratejik açıdan tercih edilmektedir ki bu durumun da ülke ve bölge barışına hizmet etmeyeceği açıktır. Tersine bölgeyi hedef haline getirecektir.

    Nükleer Güç Santralleri insanlar ve çevre için ciddi risk oluşturan tehlikeli sistemlerdir. NGS’nde radyoaktif maddeler elektriğe dönüştürülmektedir. Nükleer santrallerde hammadde olarak uranyum kullanılmaktadır. Olası bir nükleer felaketin en canlı örneği Çernobil Faciasıdır. Bu faciada bulutlarla taşınan radyasyon uzun vadede özellikle kanser olmak üzere birçok hastalık çeşidi ile insanların ölümüne neden olmuştur. 1986’da Ukrayna’da meydana gelen facianın etkisi hala sürmektedir, bunu anlamak için Karadeniz bölgesindeki kanser vakalarındaki artışa bakmak yeterlidir.

    2011’de Japonya/Fukuşima’da meydana gelen sızıntıda ortaya çıkan radyasyonun bugün tüm dünya denizlerini etkilediği bilimsel verilerle ispatlanmıştır. Yalnızca Mersin Akkuyu’da değil, Sinop’ta, Tekirdağ’da yapımı amaçlanan nükleer santrallerin yapımlarının, hangi ülke ile anlaşmalı yapılıyor olursa olsun, bir an önce durdurulması gerekmektedir.

    Bu vesileyle ifade etmek gerekir ki; uzmanlar, Akkuyu Nükleer Santralinin yer, zemin ve deprem etütlerine göre uygun bölgede olmadığını, 25 kilometre uzaklığındaki aktif Ecemiş fay hattında meydana gelecek bir depremde tam bir felaket yaşanabileceğini, bu durumdan Türkiye’nin yanı sıra, tüm Ortadoğu’nun etkileneceğini belirtmişlerdir.

    Bütün bu anlatımlar, bütün bu örnekler bizlere bir şeyler söylemektedir. Nükleer enerji bir çözüm değil, dünyanın geleceğini, çevresini, doğasını yok oluşa sürükleyen bir felakettir.  Buna kimse izin vermemeli, buna kimse evet dememelidir.”

    “KAMU YARARI TAŞIMAMAKTADIR”

    DEM Parti’nin ilgili maddeler üzerine değerlendirmesi ise şu yönde oldu:

    “Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu’nun (UMREK) sil baştan yeniden yapılandırılması ve meslek odalarının bu yapının sivil ayağını temsil edecek şekilde sistemin merkezinde yer alması ile sorun bir nebze çözüme kavuşabilecektir. Bu şekliyle siyasallaşmış ve iktidarın bir organına dönüşmüş UMREK sağlıklı bir raporlama ve teknik faaliyet yürütemez. Bilimsel çalışmaların kamu yararına bir sonuca ulaşması ve UMREK kodu ile nitelikli raporlama sisteminin hayata geçirilmesi için Yerbilimleri, Maden ve Metalürji Profesyonelleri Birliği’nin (YERMAM) siyasi otoriteden bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

    Dolayısıyla, Maden Kanunu’nda yapılmak istenen ilk üç maddedeki değişiklik geri çekilmelidir.

    Dolayısıyla, tüketim yerinde yapılan ve dağıtım, yerel üretimin en sağlıklı biçimde planlanabilmesi için yerel yönetimlere daha fazla inisiyatif verilmelidir. Şüphe götürmeyecek biçimde kamu malı sayılması gereken su yüzeyinin kullanımı, başta belediyeler olmak üzere kamu kuruluşlarına bırakılmalıdır. Kaldı ki imar planı yapılmaksızın, doğal alanlar üzerine enerji üretim tesisi kurulması izni verilecek olması kamu yararı taşımamaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    Jeoloji Mühendisleri Odası: Deprem bölgesindeki HES ve barajlar zarar gördü!

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 6 Şubat’ta merkez üstü Pazarcık olan depremlerin birçok ildeki baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    Merkez üstü Pazarcık olan depremlerin yarattığı tahribat, gün geçtikçe daha da belirgin hale geliyor. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerin Maraş, Malatya, Antep, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Adana, Kilis ve Urfa’da baraj ve HES’lere de zarar verdiğini açıkladı.

    “JEOTEKNİK ARAŞTIRMALARIN YAPILMADIĞI ANLAŞILMAKTA”

    Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Aktarılan bilgilere göre, Gölbaşı-Malatya arasında Göksu Çayı’nın üzerinde inşa edilen Boztepe Enerji Üretim Pazarlama Tesisinin Regülatör ve İşletme Müdürlüğü’nün bulunduğu bölgede bir kilometreden fazla bir alanın sıvılaşma, yanal yayılma ve heyelandan kaynaklı olarak kullanılmaz hale geldiği açıklandı. Yapılan açıklamanın devamında şu bilgilere yer verildi:

    “Özellikle depremin ardından meydana gelen heyelanın HES inşaatının bulunduğu alana doğru da devam ettiği ve o bölgede de bazı hasarlara neden olduğu görülmektedir. Nehir tipi HES inşaatlarında arzu edilen jeolojik jeoteknik araştırmaların yeterince yapılmadığı, bu heyelan kütlesinin bu tür yapılara olası etkilerinin göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.​

    DSİ Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim AŞ’nin özellikle bu tür alanları gözden geçirmesi ve olası mühendislik problemlerini çözmesi gerekmektedir. Ayıca Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanlığının da tüm enerji tesisleri için bir düzenleme yaparak, mevcut baraj ve HES tesislerin deprem güvenliği açısından yeterliliğini değerlendirmeli, yeterli görülmeyen tesisler kapatılarak deprem güvenliği sağlanana kadar enerji satın alma işlemi durdurulmalıdır. Aksi takdirde gelecekte meydana gelebilecek herhangi bir olası depremde daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalınacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Munzur Vadisi’ndeki son baraj projesi hakkında iptal kararı verildi

    Munzur Vadisi’ndeki son baraj projesi hakkında iptal kararı verildi

    PİRHA-Munzur Vadisi’ne yapımı düşünülen en büyük baraj projesi olan Konaktepe HES ve baraj projesine karşı yıllardır süren davada kararını açıklayan Ankara 10. İdare Mahkemesi, hukuken yürürlükte olan son baraj projesini iptal etti.

    Ankara 10. İdare Mahkemesi, Munzur Vadisi Konaktepe HES ve baraj projesine ilişkin kararını verdi. Mahkeme, hukuken yürürlükte olan son ve Munzur Vadisi’ne yapımı düşünülen en büyük baraj projesini iptal etti. Kararda şu ifadelere yer verildi:

    MAHKEME PROJESİ İPTAL ETTİ

    “Milli park sayılan yerlerde tabii kaynakların işletilmesinin ancak kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk doğması durumunda mümkün olabildiği ve Munzur Vadisi Milli Parkı’nın Mutlak Koruma Zonu’nda inşa edilmesi planlanan Baraj ve HES Projelerinin yapılması hususunda ‘kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk’ bulunduğuna ilişkin 18/04/2011 tarihli Çevre ve Orman Bakanlığı işleminin iptal edildiği ve milli park alanında kalan dava konusu proje için alınması gereken ‘kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk’ kararı açısından tamamlanması gereken ÇED sürecinin tamamlanmadığı anlaşıldığından dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

    “MADENCİLİĞE KARŞI DA GEREKLİ GİRİŞİMLERİ YAPACAĞIZ”

    Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar sonrası Dersim’de basın açıklaması yapılırken; Dersim Barosu Başkanı Avukat Fatma Kalsen, “Artık Dersim coğrafyası açısından HES ve baraj projeleri bir tehdit konusu değil ancak madencilik faaliyetleri noktasında ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu noktada ilerleyen süreçlerde hem baromuz hem de halkımızla birlikte gerekli hukuksal girişimleri yapacağız. Ve umuyoruz ki artık Dersim coğrafyası kendi doğallığı içerisinde varlığını sürdürecektir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dağların sırtında bir köy kütüphanesi ışık saçıyor-VİDEO

    Dağların sırtında bir köy kütüphanesi ışık saçıyor-VİDEO

    PİRHA-Hatay’ın Arsuz ilçesine bağlı Höyük köyünde imece yoluyla kurulan kütüphanede 7’den 70’e yurttaşlar yararlanıyor. Kütüphane çeşitli etkinliklerle de çekim merkezi haline getiriliyor.

    Hatay’ın Arsuz ilçesine bağlı Höyük köyü maden ocakları ve HES projeleriyle tehdit altında. Köy halkı ve ekolojistler doğa talanına karşı mücadelelerine devam ederken, diğer yandan kültür, sanat çalışmalarını da sürdürüyorlar.

    Köy halkı ve köy halkıyla dayanışma içinde olan yurttaşlar Höyük Kültür, Sanat, Doğa ve Dayanışma Derneği’ni kurarken, Hatay Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan çok amaçlı salonun bir bölümünü kendi imkanlarıyla kütüphaneye dönüştürdü.

    Yüzlerce kitabın olduğu kütüphaneye ilişkin bilgi veren köyün gençlerinden Ali, gönüllü yurttaşlar tarafından kitapların toplandığını ve raflarından marangozlar tarafından ücretsiz yapıldığını aktararak, haftanın iki günü açılan kütüphaneye ilgini yoğun olduğunu ifade etti.

    Sadece kendi köylerinden değil, çevre köy ve ilçeden de kütüphaneye gelindiğini dile getiren Ali, kütüphanede resim, müzik, tiyatro ve bağlama atölyelerinin yapıldığını söyledi.

    Diren KESER/HATAY

     

     

  • Dersim’de avcılığa Ankara’dan tepki: Bu katliama söyleyecek sözünüz olsun!-VİDEO

    Dersim’de avcılığa Ankara’dan tepki: Bu katliama söyleyecek sözünüz olsun!-VİDEO

    PİRHA- Ankara’daki demokratik kitle örgütleri, Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcıların yaban hayvanlarını katletmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. “Avcılık spor değil cinayettir” denilen açıklamada ilgili bakanlıklara çağrı yapılarak av faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.

     

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Karakoçan ve Yöresi Yardımlaşma Derneği ile İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Dersim’de devam eden av faaliyetlerine karşı basın açıklaması yaptı. Dersimliler Derneği’nde yapılan açıklamada yaban hayvanlarının katledilmemesi için çağrı yapılırken “Avcılık spor değil cinayettir” mesajı verildi.

    “BU KATLİAMA SÖYLEYECEK SÖZÜNÜZ OLSUN”

    Kurumlar adına ortak basın açıklamasını Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu. “Doğamızdan, kutsallarımızdan, inancımızdan, yaşamımızdan ellerinizi çekin” diyen Kılavuz, şu açıklamayı yaptı:

    “Dersim coğrafyasına barajlar, HES’ler, maden projeleri, orman yangınları ve avcılık faaliyetleri adı altında yapılan çeşitli saldırılar, devletin yürüttüğü özel bir politikadır.

    Dersim’de, devlet tarafından ihale açılıp avcılar getirilerek yaban hayvanları katlediliyor. Avcılık adı altında başlatılan katliama sessiz kalmıyoruz. Canlı cansız cümle cana ikrar veren, ‘taşın bile canı vardır’ diyen düsturumuzla, can alana ‘katil’ diyor, bu katliama sessiz kalan, destek sunan ve teşvik eden sorumluları da kınıyoruz.

    Dersim’in doğası, kutsal mekanları, inanç yerleri, ziyaretleri, nişangâhları, yaban hayatı, yaşam alanları kuşatılmış durumdadır. Doğal ortamları barajlarla, madencilikle, orman yangınlarıyla, türlü saldırılarla yok edilen yaban hayvanları yetmezmiş gibi avcılık adı altında katliamla tehdit edilmektedir.

    İnancımıza göre toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir. Doğadaki her şey birbiri ile ikrarlı ve rızalıkla ilişki hâlindedir; Rêya Hakk coğrafyası ormanlarımız, doğamız, kurdu kuşu börtü böceği ile kutsal mekânlarımız Hakk’ın cemalidir. Aleviler içinde Dersim coğrafyası Herda Derweştir.

    Başta bütün Dersimlilere, inanç kurumları, ekolojistler, insan hakları, hayvan hakları savunucularına, demokratik kamuoyuna sesleniyoruz; bu katliama, devletin bu politikalarına söyleyecek sözünüz olsun. Hepinizi Dersim coğrafyasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Zaman sahipsiz, mekan rızasız mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-İzmir’deki ekolojistler Dersim’deki avcılık faaliyetlerine tepki için sokağa çıkıyor

    2-Önlü, Dersim’de ‘av turizmi’ adı altında hayvanların katledilmesini Meclis’e taşıdı

    3-Munzur Çevre Derneği’nden Dersim’de avcıların katliamına tepki: İzin verenler de sorumlu!

    4-Dersimli yurttaşların, avcılara tepki göstermesini polis engelledi

    5-Dersim’e, yaban hayvanların katletmek için çok sayıda avcı geldi

     

  • Tüm Bel-Sen: Halk can derdinde, AKP Saray yönetimi rant!’-VİDEO

    Tüm Bel-Sen: Halk can derdinde, AKP Saray yönetimi rant!’-VİDEO

    PİRHA-Tüm Bel-Sen, ‘Ekonomik buhran, salgın, yangınlar ve afetler’ başlıklı basın açıklaması yaparak iktidarın bu yönlü politikalarını masaya yatırdı. Genel Başkan Erdal Bozkurt yaptığı açıklamada Yaşananlar doğal afet değil, sermaye ve ortaklarının rant politikasının sonucudur” dedi.

    Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin 2 Ağustos’ta başlamasının ardından sendikalar da bu yönlü taleplerini dile getirmeye devam ediyor. Konuya ilişkin basın açıklaması yapan Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) 4,2 milyon kamu emekçisi ile 2,2 milyon kamu emeklisini yakından ilgilendiren sürece dair görüşlerini belirtti.

    KESK, teklifini 2 Ağustos’ta hükümete sundu. Çalışma Bakanlığı’nın, 12 Ağustos’ta iktidara sunduğu teklif ise emekçilerin tepkisine neden oldu.

    “DEMOKRATİK TİS TALEBİMİZ GÖZ ARDI EDİLİYOR”

    Tüm Bel-Sen Genel Merkez binasında yapılan açıklamada Genel Başkan Erdal Bozkurt, “Teklif diye sunulan şey aslında çalışanları, emeklilerle birlikte yoksulluk ve sefalete itmek, açlıkla terbiye etmenin adıdır” dedi.

    Tüm Bel-Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt, konuşmasının devamında, “TÜİK’in zorlama kalemlerle yazdırdıkları, devletin, ‘şu rakamları çıkartın’ dediği enflasyon rakamlarının dahi çok altında bir rakamla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla bu teklifin kabul edilir bir yanı yok. Bu masanın gerçek bir toplu sözleşme masası olmadığını ifade ettik. Bu yaşananların sevindirici bir de şöyle yanı vardı; işveren güdümüyle büyümüş ‘hormonlu sendika’ dediğimiz sarı sendika da o masada aynı cümleleri kurmuştu. Demokratik bir toplu sözleşme yasasından bahsedildi. Fakat hükümet üzerinden bunların göz ardı edildiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Erdal Bozkurt, konuşmasının devamında ülke genelinde yaşanan afetlere de dikkat çekti. “Yaşananlar doğal afet değil, sermaye ve ortaklarının rant politikasının sonucudur” diyen Bozkurt, şu açıklamayı yaptı:

    “Doğanın ve emeğin sınırsız sömürüsüne dayalı kapitalist ekonomi politikaları sonucu dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de iklim koşullarının değişmesi, ormanlık alanların rant elde edilecek araziler olarak görülerek ve imara açılması, kontrolsüz ve kuralsız madencilik, insanlarımızın ve tüm canlıların yaşam alanlarını ve geleceğini tehdit etmeye başlamıştır.

    Ülkemiz de yıllardır benimsemiş olduğu hatalı kentleşme politikalarının bir sonucu olarak, giderek artan ve görünür hale gelen iklim değişikliğinin etkisi altındadır. Dere yataklarını daraltarak beton kanallara hapsedilip imara açılması, aynı dere üzerinde sayısız HES inşa edilmesi, kapitalist sistemin yarattığı ilkim krizinin etkisini daha da arttırdığını acı bir şekilde deneyimliyoruz. Yangın ve Sel riskini gözetmeden sürdürülen doğaya ve insana yabancı kentleşme, tarım, turizm ve sanayi politikalarıyla felaketlere davetiye çıkarılmıştır.

    Yaşanan felaketlere karşı hazırlık amaçlı en temel sorumluluklarını yerine getirmeyen hükümet, bir yandan yangınlara müdahale amacıyla oluşturulan kriz merkezlerine yangın bölgelerini en iyi bilen, oradaki insan ve canlıları en yakından tanıyan yerel yönetimleri dahil etmeyerek; diğer yandan da yangınlara müdahale ederken gösterilen zafiyetin sorumluluğunu yerel yönetimlere atarak hesap vermekten kaçmak istemektedir.

    Yaşadığımız yangınlara ilişkin siyasi rant elde etmek için çeşitli spekülasyonlar yapılsa da, yangınlar devam ederken Resmi Gazetede yayımlanan 7334 sayılı ‘Turizmi Teşvik Kanunu ile bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ ile, orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufunun Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisine bırakılması; yangını dahi rant ilişkilerine araç eden bir iktidarın insanlarımızın ve canlıların yaşam alanlarını korumaktan ne kadar uzak olduğunu gözler önüne sermiştir.

    Şurası açıktır ki, yaşadığımız bu felaketlerin birinci düzeyde sorumlusu; haftalar öncesinde bu dönemde yaşanabilecek yangın ve sel riskine yönelik acil önlemlere dikkat çeken bilim insanlarına kulak tıkayan; uyarıların tam tersine hiçbir tedbir almayan, ilgili bakanlıklar ve onun bağlı olduğu tek adam rejimidir.

    Tüm Bel SEN olarak, yangın ve sel bölgelerinin acilen afet bölgesi ilan edilmesini, zarar gören tüm vatandaşların kayıpları geri ödemesiz biçimde devlet tarafından karşılanmasını, yapılan tüm uyarılara rağmen gerekli tedbirleri almayarak yangınların ve selin ulusal afete dönüşmesine neden olan sorumluların derhal istifa etmesini ve yargılanmasını istiyoruz.”

    “ORMAN VE İNSAN YAKANLAR MADIMAĞI YAKANLARDIR”

    KESK ve Eğitim Sen kurucularından Milletvekili Kemal Bülbül de basın toplantısında konuşarak “Hiçbir devrimci; can, orman ve insan yakmaz. Orman ve insan yakanlar Madımağı yakanlardır, Gar Katliamını yapanlardır, Konya katliamını yapıp evi ateşe verenlerdir. Bunların da AKP ile politik soydaş oldukları açık şekilde ortadadır” dedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hükümet ve devlet Karadeniz sele gitmiştir Akdeniz’de ise yanmıştır” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sel ve orman yangını mağdurlarına çay atan devlet ne kadar çaresiz, aciz ve pespaye olduğunu da açık bir şekilde ortaya koymuştur. Dolayısıyla doğaya, kadına, insanlığa, kainata karşı işlenmiş bir suç vardır. Biz Alevi toplumu olarak Kerbela yassı içerisindeyiz. Memleket de Kerbela’ya dönmüş durumda. Kerbela’yı kerbela yapan Yezit zihniyetidir. Şu anda iktidarda olan da ırkçı, faşist Yezit zihniyetidir.

    Emekçiler, Kürt halkı, Alevi toplumu, kadınlar, gençlik ve bütün sivil toplum kuruluşları olarak bir araya gelip, insanlığa, doğaya ve her şeye karşı sorumluluğumuzun yapmanın yeri ve zamanıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba: Ortada ciddi bir sorumsuzluk var

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba: Ortada ciddi bir sorumsuzluk var

    PİRHA- CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Çat Barajı’ndan gelen sulama kanalının patlamasının, bölgeye HES onayı veren ve sulama birliklerini arka bahçe olarak gören zihniyetin  ürünü olduğunu belirterek “ortada çok ciddi bir sorumsuzluk ve ihmal var” dedi.

     

    Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Gündüzbey Mahallesi’nde bulunan Çat Barajından gelen ve Keklicek Hidroelektrik Santrali’ni besleyen sulama kanalının patlaması üzerine sular altında kalan Kozluk Mahallesi ve Malatya içme suyu kaynağı olan Kaptaj’da meydana gelen hasarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba yazılı bir açıklama yaptı.

    “HES’E ONAY VERENLER NEREDE?”

    “Doğayı talan eden,rant hırsı ile hareket eden AKP anlayışının sonuçlarını bir gün Rize’de bir gün  Yeşilyurt’ta görüyoruz” diyen Ağbaba, “Malatya’nın içme suyu kaynağının yanıbaşına kim HES projesine onay verdiyse bu işin sorumlusu onlardır.Yerleşim yerlerinin ortasını HES’ler,taş ocakları, maden ocakları ile dolduran AKP,Türkiye’nin geleceği için en büyük sorun olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “İDDİALAR ÇOK CİDDİ”

    Sulama Birliklerini arka bahçe olarak gören zihniyetin yaşanılan son skandalın da sorumlusu olduğunu kaydeden Ağbaba,”Bölge halkının ifadeleriyle ‘sulama kanalında çatlak olduğu ancak çatlağın onarılmadığı, 3 gün su verilmeyen bölgeye su verilmesiyle kanalların patladığı’ belirtiliyor.İddialar çok ciddi.Şayet kanallarda çatlak olmasına rağmen   çözüm bulunmadıysa ortada çok ciddi bir sorumsuzluk ve büyük bir ihmal görünüyor” dedi.

    “İÇME SUYUMUZ BÜYÜK TEHLİKE ATLATTI”

    Malatya içme suyunun karşı karşıya kaldığı büyük tehdidin ardından Malatyalıların büyük bir tehlike atlattığını ifade eden Veli Ağbaba,”Yetkililer tarafından içme suyu ile ilgili gerekli işlemlerin yapıldığı ve suyumuzda sıkıntı olmadığı belirtilmektedir.Ancak,basında yer alan görüntülerden sel sularının içme suyuna ciddi bir şekilde karıştığı görülmektedir.Gerekli tüm önlemler alınarak, suyun temizlenmesi için yapılan işlemler sık sık tekrarlanmalı, kamuoyuna gerekli bilgi akışı sağlanıp kafalardaki soru işaretleri giderilmelidir” dedi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Karadeniz’deki sellerin sebebi: Yarım milyar ton asfalt, 1 milyar ton çimento!

    Karadeniz’deki sellerin sebebi: Yarım milyar ton asfalt, 1 milyar ton çimento!

    PİRHA- Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik, günlerdir Karadeniz’de devam eden aşırı yağışlar sebebiyle oluşan selleri yorumladı. Türkiye’nin araba başına dökülen asfaltta Avrupa birincisi olduğunu söyleyen Algedik, betonlaşma ve HES faaliyetlerine de dikkat çekti.

    Rize ve Artvin başta olmak üzere sağanak nedeniyle birçok dere taştı. Oluşan heyelanlar sebebiyle çok sayıda insan yaşamını yitirirken tarım arazileri ve yollarda da hasarlar oluştu.

    Rize genelinde devam eden sağanak, adeta hayatı durma noktasına getirdi. Çamlıhemşin, Ardeşen, Arhavi ve Fındıklı ilçelerinde çok sayıda cadde ve sokak suya gömüldü. Derelerin taşması sonucu araç trafiği durdu.

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE SEBEP OLAN ETMENLER: ASFALT VE BETON

    Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik, yaşanan sel felaketlerinin nedenlerini PİRHA’ya değerlendirdi. Yoğun yağışlar sonucu oluşan tablonun doğrudan bir ‘iklim krizine’ bağlanamayacağına dikkat çeken Algedik, “Çünkü ‘iklim krizi’ denecek kadar elimizde uzun dönemli veriler yok. Ama şunu biliyoruz; iklim değişikliği hızlandı ve bununla beraber aşırı iklim olaylarının sayısında bir artış söz konusu” dedi.

    Önder Algedik, Türkiye’nin hem iklim değişikliğini hızlandıran hem de felaketlerin önünü açan bir dizi işlem yaptığına işaret ederek şunları söyledi:

    “2002’den bu yana baktığınız zaman Türkiye, yarım milyar ton asfalt, 1 milyar ton çimento döktü. Bu sayede toprağın su ile bağlantısını kesti. Yani sel felaketlerini açık hale getirdi. Dolayısıyla iklim değişikliği açısından sorun; aslında iklimi değiştiren sebeplerle bu sel felaketini getiren sebeplerin aynı olduğunu görüyoruz. O da daha çok asfalt – beton dökmek ve daha çok doğa tahribatı… Zaten bunların sonucunda daha fazla iklim değişikliği ile daha fazla sel felaketi yaşıyoruz. Türkiye araba başına dökülen asfaltta Avrupa birincisi. Çimento üretiminde de dünyada 5. sıralarda.”

    “HES’LER DOĞANIN DENGESİNİ BOZUYOR”

    Karadeniz bölgesinde yaşanan sellere Hidroelektrik Santralleri’nin de (HES) sebep olduğunu anlatan Önder Algedik, “Özellikle HES’lerin yapılma sebebi, suyu regüle edip, enerji elde etmek. Böylesi bir iddiaları var ama bakıyoruz HES’lerin olduğu yerlerde sel felaketleri azalmıyor” dedi. Algedik, HES’lerin amacının sadece “enerji üzerinden sermaye kazanmak” olduğunu söylerken “Suyu regüle etmek, düzenlemek gibi rolleri falan yok. Ama şu var; HES’lerin, doğanın dengesini bozduğu ve iklim değişikliği ile beraber artan döngülerde meseleyi marjinalleştirdiğini herkes biliyor ve görüyor” ifadelerini kullandı.

    “İNCE BİR ZEMİNE BIÇAKLA YARA AÇIYORSUNUZ GİBİ DÜŞÜNÜN”

    Karadeniz özelinde maden ocaklarının etkilerine de değinen Önder Algedik, bölgenin jeolojik özelliğine dikkat çekti. “Madenler doğa açısından korkunç faaliyetler” diyen Algedik, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Karadeniz yamaçlarında kayalık bir yapı üstünde çok ince bir toprak tabakası var. Ve orada ormanlar, bitki örtüsü doğayı tutuyor. Maden için kazmaya başladığınız zaman ince bir zemine bıçakla yara açıyorsunuz gibi düşünün. Böyle bir durumda aslında kanamayı hızlandırırsınız. Yarayı büyütürsünüz. Bu açıdan bakıldığı zaman Karadeniz’in kırılganlaşmasına ve aşırı iklim olaylarına; hatta aşırı iklim olaylarını bir kenara bırakalım, normal meteorolojik olaylara bile zaaflı hale gelmesini sağlıyor. Tüm bu afetlerin önüne geçebilmek adına sorumlu kişi olsaydım, bütün asfalt, beton, enerji ve maden projelerini durdururdum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA