Etiket: hes

  • Artvin’de mahkeme HES’i durdurdu ama şirket durmuyor

    Artvin’de mahkeme HES’i durdurdu ama şirket durmuyor

    Artvin Arhavi’de Kamilet Vadisi ile Pilarget olarak anılan bölgede yapılmak istenen HES’e Rize İdare Mahkemesinin verdiği durdurma kararına rağmen şirket çalışmalarına devam ediyor.

    Arhavi’de Kamilet Vadisi ile Pilarget olarak anılan ve 5 köyü kapsayan bölgede yapılması planlanan hidroelektrik santrali (HES) için Rize İdare Mahkemesi durdurma kararı vermesine rağmen projenin yol yapım çalışmaları sürüyor. Duruma tepki gösteren yöre halkı vadinin öncelikli koruma alanı ilan edilmesini istiyor.

    Evrensel’de yer alan habere göre HES’e karşı dava açanlardan Alican Can, davayı kazandıklarını ancak şirketin hala kaçak olarak çalışmaya devam ettiğini belirterek “Yol çalışmaları ve dökülen malzemeler vadiyi perişan etti” dedi.

    Arhavi Doğa Koruma Platformu Sözcüsü Leyla Öncel ise çalışmaların durdurulmuş olması gerektiğine dikkat çekerek “Müfettişler gittiğinde çalışmadıklarını söylemişler ancak gizlice bir şeyler yapıldığını düşünüyoruz. Çünkü bölgeye kimseyi yaklaştırmıyorlar” dedi.

    Öte yandan ilçeye bağlı 5 köyün bulunduğu Pilarget bölgesinde yapılması planlanan 2 HES projesine de karşı çıkan köylüler, projelerin iptali için mahkemeye başvurdu. Yöre halkı, derelerine HES yapılmasına karşı çıkıp evlerine ve sokaklarına “Heves etme sonu yok” yazılı pankartlar astı.

  • Fındıklı’da doğal sit alanına HES!

    Fındıklı’da doğal sit alanına HES!

    Rize Valiliği, Fındıklı’da birinci derece doğal sit alanına yapılması planlanan HES projesi için ÇED sürecini başlattı.

    Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Fındıklı’da birinci derece doğal sit alanı olan Solarez Deresi’ne yapılması planlanan Gül HES projesi için ÇED sürecini başlattı.

    Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün resmi sitesinde yayınlanan duyuruya göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İSTYAP Enerji A.Ş tarafından Solarez Deresi üzerinde yapılması planlanan HES projesinin ÇED başvurusu dosyasını kabul etti. Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Halkın Katılım Toplantısı’nın 7 Ağustos’ta düzenleneceğini duyurdu.

    FINDIKLI HALKI HES’E KARŞI DİRENECEK

    Birgün’den Dilek Yeğin’in haberine göre proje sahasının tamamına yakınının orman alanı olduğu belirtilen ÇED başvuru dosyasında, orman alanlarında kamulaştırma yapılamayacağından bu alanları kullanmak amacıyla 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun ilgili maddeleri gereği “orman izni” alınacağı ifade edildi. Kesin mülkiyet durumunun ise kati proje çalışmalarına başlanınca tespit edileceği belirtildi. Gül HES projesinin, Fındıklı’daki birinci derece doğal sit alanı olan Çağlayan Deresi ve Havzası’nı da kapsaması dikkati çekti. Solarez Deresi’nde HES istemediğini belirten Fındıklı halkı, HES’e karşı direneceğini ifade ediyor.

  • Trabzon’da HES borusu patladı: 4 ölü, 6 kayıp

    Trabzon’da HES borusu patladı: 4 ölü, 6 kayıp

    Trabzon’un Araklı ilçesinde HES borusunun patlaması sonucu meydana gelen taşkında bir mahalle sular altında kaldı. 4 kişi öldü, 6 kayıp aranıyor.

    Trabzon’un Araklı ilçesinde sağanak sonrası meydana gelen taşkında 4 kişi hayatını kaybetti. Kayıp 6 kişiyi arama çalışmaları ise devam ediyor.

    Olay, 18 Haziran saat 14.00 sıralarında Araklı ilçesi Yeşilyurt Mahallesi’nde meydana geldi. Bölgede şiddetli yağış sonrası bir hidroelektrik santralinin borusu patladı. Yoğun su akışı nedeniyle mahallede taşkın meydana geldi. Meydana gelen taşkın, Yeşilyurt Mahallesi’ni su altında bıraktı, sele kapılan vatandaşlar oldu. Bölgeye jandarma, AFAD, itfaiye, belediye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

    Trabzon Valisi İsmail Vali Ustaoğlu 23.00 sularında yaptığı açıklamada ilçedeki sel ve heyelanda 2 kişinin cesedine ulaşıldığı, 8 kişinin ise kayıp olarak arandığı, 67 vatandaşın da helikopterle güvenli bölgeye taşındığını belirtti.

    ÖLÜ SAYISI 4’E YÜKSELDİ, KAYIP 6 KİŞİ ARANIYOR

    19 Haziran saat 11.16’da ise ölü sayısının 4’e yükseldiği ve kayıp 6 kişinin arandığı açıklandı.

    BAKAN SOYLU VE PAKDEMİRLİ HES İDDİASINI REDDETTİ, “TAMAMEN DOĞAL BİR OLAY” DEDİ

    Trabzon’a gelen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli gece saatlerinde açıklamalarda bulundu. Bakan Soylu yaşamını yitirenlerle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Bunların bir tanesi bir yan köyün imam hatibi, birisi Araklı Belediyesi’nde çalışan vatandaşımız, biri de Çamlıktepe Mahallesi’nde yaşayan mahallemizin sakini ve 7 vatandaşımızın da arama çalışmaları hala devam ediyor. Burada yine daha önce yağan yağmur ve suların oluşturduğu ve o suların oluşturduğu halin ortadan kaldırılması için çalışma yapılması için orada bulunan 3 Büyükşehir personeli, bir Devlet Su İşleri personeli ve yine Çamlıktepe mahallemizden 3 köylümüz, o mahallenin, o köyün sakinleri, 4 te yaralımız var. Yaralılarımız, burada hastanede. Edindiğimiz, aldığımız bilgilere göre de çok büyük bir ağır yaralı durumları söz konusu değil. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun, Allah rahmet eylesin. Arama kurtarma timlerimiz çalışmalarını gece olması itibarıyla durdurdular ve yarın sabah çalışmalara devam edecekler.”

    Bir basın mensubunun, “Olay ilk HES faciası olarak kamuoyuna duyuruldu bu bilgi kirliliğinden dolayı mı?” sorusu üzerine Soylu, “Sayın Bakanımız açıklamış zaten bu tip olaylarda çok doğaldır ilk duyulanın kamuoyuna yansıması ama HES aşağıda, olay yukarıda. Onun için yukardan, çok tepeden kopan bir parçanın sonucu gelmiş bir heyelan. Arkadaşlarımız yukarda bütün detaylı bilgileri ilettiler ve iki ana aks var. İki ana dereden gelen ve bir yerde yoğunlaşan bir heyelan ve ardından sel ve bu olayın zannediyorum HES onun biraz daha aşağısında” diye iddia etti.

    Orman Bakanı Pakdemirli de aynı soruya, “HES bunun doğuş sebebi değil. HES bunun kurbanı olmuş, aşağıda. Yani tamamen doğal bir olay. Yani verilen bilgi kimden alınmışsa tamamen yanlış bir bilgi olmuş” ifadelerini kullandı.

    “DAHA ÖNCE DE OLDU AMA BİR ÖNLEM ALINAMADI”

    Trabzon’un Araklı ilçesinde meydana gelen selde, helikopterle kurtarılanlar yaşadıkları korku dolu anları anlattı.

    Mahallede daha önce de sel ve heyelan yaşandığını anlatan Halim Köse, “Mahallede bu 6’ıncı yıkım. Daha önce gelindi, ama bir önlem alınamadı. Böyle can mı verilmesi gerekiyordu? Bakkalcı arkadaşımız yok, diğer arkadaşlarımız yok, herkes gitti. Olay anında ben evdeydim. Buraya sanki bir bomba düştü. O ara bakkaldaki amcamın oğluna telefon ettim ve ‘çocuklar okulu temizliyorlar, okuldan onları alıp kaçın. Çok büyük bir gürültü var, dere geliyor’ dedim. Bana sadece ‘tamam, çıkıyoruz’ dedi o an telefon gitti. Sonra binanın yıkıldığını gördüm. Sanki tsunami oldu. AFAD’ı, Jandarmayı aradık, ‘geliyorlar’ diyorlar, ama kimse o an gelemedi. Çocuklar okuldan kaçmışlar. Birinin kolu kesik. Arkadaşı onu sırtında 1 kilometre yukarı çıkarıyor. Vatandaş perişan ama derdini kimseye anlatamıyorsun. Önlem alınmalı. Burada hiç tedbir alınmadı” dedi.

    KRİZ MERKEZİ OLUŞTURULDU

    Bu arada Trabzon Valiliği bünyesinde de Araklı Kaymakamlığı’nda kriz merkezi oluşturuldu. Trabzon ve çevre illerden bölgeye takviye AFAD ve diğer kurtarma birlikleri istendi.

    DAHA ÖNCE DE YAŞANMIŞ

    Araklı Belediye Başkanı Recep Çebi, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün bilgilendirmesi ile ilçede vatandaşlara uyarılarda bulunduklarını belirterek daha önce de sel afeti yaşanan mahallede yeni bir afetle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Çebi, “Daha önce de aynı bölgede sel felaketi olmuştu. Yine aynı alana yoğun şekilde yağmur yağdı ve HES borusunda da arıza olunca bölgede felaket oldu. Araçlarımız da daha önceden burada çalışıyorlardı. Onlar da sular altında kaldı. Helikopter çağırdık orada bulunanları kurtarsınlar diye. Vatandaşlarımız yeni yağışlara hazırlıklı olsunlar, dikkatli olsunlar diye uyarılarda bulunuyoruz” dedi.

    Öte yandan, Trabzon’un Araklı ve çevre ilçelerdeki hastanelere doktor, sağlık çalışanı ve ambulans takviyesi de yapıldı. Kentteki diğer hastanelerde görevliler de ilçeye gönderildi.

  • ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    PİRHA- Çanakkele’den Balıkesir’e uzanan Kazdağları Milli Parkı doğal güzellikleri içinde barındırıyor ve farklı iklim koşulları ile nitelikli bir ekosistem oluşturuyor. Bu doğal güzellikler maden aramaları, barajlar, evsel atıklar, derelerin kirliliği ile yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

    Balıkesir ve çevresinde birçok yerde dağlarda maden ocakları, altın arama çalışmaları ve HES yapılmasına ilişkin Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin ile geçimini çifçilik yaparak sağlayan Necdet Küçükçetin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Burhaniye’de ekolojik anlamda çok büyük sıkıntılarının olduğunu aktaran Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin, Madra Dağına, Burhaniye’nin Karadere köyü ile İvrinde’nin köylerine çok yakın mesafede olan bir maden ocağının yapılması gündemde. Çok yakın bir zamanda dünyanın aslında en vahşi altın madeni arama yöntemi olan açık linç yöntemiyle siyanürle altın arama ve ayrıştırma yöntemini kullanarak burada altın çıkartacaklar” dedi.

    “SİYANÜRLÜ SU İÇECEĞİZ”

    Türkiye’nin yaylaları açısından en değerli yerlerinden birisinin Madra Dağı olduğunu kaydeden Engin, Altın madenlerinin faaliyete geçmesi ile birlikte yaşanacak sorunlara dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Madra dağında geçmişten bu güne kadar 12 tane yayla var. Yaylalarımızda şeker, fasulye, sadece bu yöreye özgü Badala, Kozak fıstığı ile Burhaniye başta olmak üzere körfez bölgesini besleyen çok değerli ve doğal tarım yapılmakta. İşte bu yaylalarımızın tamamı altın madenine çok yakın bir mesafede ve etki alanı içerisinde olacak. Bu sadece  yaylalarımızla sınırlı kalmayacak. Düdüklü suyumuz var. Eskiden insanlar evlerinde kullanırlarmış. Ancak özelleştirilince sadece sokaklarımızda var olan çeşmelerimizden akan düdüklü su altın madenleri faaliyete geçerse siyanürlü akacak ve biz siyanürlü su içeceğiz. Burhaniye halkı olarak ne yazık ki bununla ilgili hiçbir şey yapılamıyor. Çünkü maden şirketi ruhsatlandırmasını almış, Avrupa imar ve kalkınma bankasından kredilerini almış. Altının siyanürle ayrıştırılması esnasında gerekli olan suyu özellikle Burhaniye’nin yeraltı su kaynağı ve içme su kaynağından alacaklar. Altı tane doğal yeraltı su kaynağı altın madeni tarafından bu şekilde kirletilmiş olacak.”

    “KÖYLER VE SİT ALANLARI SU ALTINDA KALACAK”

    Siyanürle altın çıkartırken çok fazla miktarda suya ihtiyaç duyulacağını ve bu suyun sadece yeraltı sularından karşılanmayacağını belirten Engin, “Burhaniye’nin Alevi köylerinden olan Tahtacı köyünde Reşit barajı yapılması planlanıyor. Henüz daha faaliyete geçmedi fakat orada su tutulduğu zaman yaklaşık 5-6 köy ve çok verimli tarım arazileri su altında kalacak. Aynı zamanda tahtacı köyünde var olan birinci ve ikinci derecede SİT alanları, eski dönemlere ait taş ocakları, sunaklar ya da birinci, ikinci derece buluntular ne yazık ki su altında kalacak. Turizm Bakanlığı’nın kültürel ve doğal değerlerimizi koruma vakfının belgelerinden öğreniyoruz biz de bunu. Şu aşamada birinci, ikinci derece SİT alanı olduğu için yapılması, şu anda durdurulduysa da orada köylülerin, köy sular altında kaldığı zaman nereye taşınacağına dair plan ve projeler bitirilmiş. Köylü köyünü terk edecek. Yine kredilendirilerek vatandaş, elindeki verimli toprağını alarak başka bir yere göçe zorlanacaktır” diye konuştu.

    “BU BİR İNSANLIK VE YURTTAŞLIK GÖREVİ”

    Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin son olarak yapılan doğa katliamına ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Biz yaşadığımız alanlarımızı savunmak zorundayız yani hepimiz birer yaşam savunucusu olmak zorundayız, çünkü çocuklarımıza bir sözümüz olmalı, yarınlarla ilgili toprağımızı, havamızı, suyumuzu, dağlarımızı, Madra ve Kaz dağlarımızı, çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bulduysak öyle bırakmak durumundayız. Bu bir insanlık görevidir, bu bir vatandaşlık görevidir, bu bir yurtseverlik görevidir, diye düşünüyorum. Ekoloji mücadelesi ve bu mücadelenin içerisinde yer almalıyız.”

    “İNSANLAR İŞSİZ VE KARINLARINI DOYURAMAZ DURUMDA”

    Doğma büyüme Burhaniyeli olan ve yaşamını çiftçilik yaparak geçiren Necdet Küçükçetin ise bölgede tarım alanlarının daraldığını, insanların bölgeyi sadece turzim alanı ve emekli kesimin gelip dinlendiği bir yer olarak gördüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “Bölgelerde verilen tahribatı en iyi gözlemleyenlerden biriyim. Buralar ciddi anlamda tarım bölgesiydi ve İstanbul’u doyuran bir bölgeydi. Çünkü ürettiğimiz birçok ürünü ve üretim fazlalığımızı İstanbul’a gönderirdik. O zaman İstanbul hallerine çalışırdık. Özellikle yazları domates, biber, patlıcan türü sebzelerle her gün 8-10 kamyonu rahat rahat doldurup İstanbul hallerine gönderen bir konumdaydık. Bugün insanlar daha çok bu sahil bandını dinlenmek için tercih ettiğinden dolayı bu tarım arazilerini kaybettik. Bu tarım arazileri kaybedildiği için ve üretim olmadığından dolayı insanlar tarımda para kazanamaz duruma geldiler. Arazilerini sattılar. Tabi satılan araziler bir daha tekrar yerine gelmiyor. İnsanlar şu an işsiz güçsüz kendi arazilerini arar duruma geldiler. Kendi karınlarını doyuramaz noktadalar. Turizm bölgesi zaten genelde emeklilerin, yaşlılıklarını en azından rahat bir hayat geçireyim diye düşündükleri bir alan. Bu anlamda  yerleşik insanlara iş olanağı sağlamayan yatırımlar olduğundan dolayı ciddi anlamda bir ekonomik sıkıntı yaşıyor. Gençlerimiz ciddi göç veriyor. Yaşlıları buraya alıyoruz ama gençlerimizi doğal olarak başka alanlara özellikle de İstanbul’a gönderiyoruz. Herkes kendi çocukları dahil olmak üzere İstanbul da kendilerine yaşam kurmaya çalışıyorlar.”

    “KÖY MERALARI SÜREKLİ İŞGAL EDİLİYOR”

    Balıkesir bölgesinde özellikle dağlarda ve yaylalarda  altın madenleri ile ilgili ciddi sıkıntıların yaşandığına dikkat çeken Küçükçetin, yapılan altın madenleriyle birlikte bölgede yaşayanların yaşadığı sıkıntılara ve sorunlara ilişkin şunları dile getirdi:

    “Yaz sezonunda ovada sıcaktan kaynaklı üretemediğimiz ürünleri Burhaniye’nin yayla köylerinde yetiştirip insanları bir şekilde doyuruyorduk. İşte o ürünlerden de olmaya başladık. Köylümüz ciddi anlamda mağdur olmaya başladı. Hayvancılığımız maden alanları ile çevrilmeye başladığı noktalarda köylülerimiz o alanlarda hayvancılık yapamaz konuma geldi. Köy meraları sürekli işgal ediliyor ve madenciler tarafından köylülerimiz sıkıntı içerisine düşürülüyor. Yaz sezonunda 200 binlere varan bir nüfusa ulaştığımızda beslenme sıkıntımız başlıyor ve fiyatlarımız yükseliyor. Çünkü yaylalarda zaten araziler küçük olduğu için üretim azlığı nüfus fazlalığı arz talep meselesinden fiyatlar yüksek. Bunun için de hem insanlarımız hem de tüketici mağdur oluyor. Bu arazileri korumanın yolu madencilerin kesinlikle gitmesi gerekiyor. Ve bu alanların tekrar köylüye kazandırılması ve buralarda hayvancılığın ve tarımın desteklenmesi gerekiyor. Hiçbir maden bizim yerleşik insanlarımıza bir gelir getirmiyor. Var olan gelirden oluyor insanlar. Doğal olarak onlarda artık köylerini bırakıp şehre gelme noktasına geldiler.”

    “DOĞAL TALANA KARŞI ORTAK MÜCADELE VERİLMELİ”

    Balıkesir bölgesinde Kaz Dağalarına, Madra Dağlarına, yaylarına ve sularının üzerine yapılmak istenen  HES’lere karşı ortak mücadele çağrısında bulunan çiftçi Necdet Küçükçetin son olarak şunları kaydetti:

    “İnsanların bu doğal talana karşı bir arada ortak mücadele vermesi gerekiyor. Bu arazilerin mutlaka korunması gerekiyor, yerel yönetimlerin bu konuda ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. O kadar verimli arazilerimizin içerisinde binaların yükselmesi bizleri çok ciddi anlamda umutsuzluğa sevk ediyor. Bu sadece yerel anlamda bizim değil ülkenin meselesi. Bugün İstanbu’ da Ankara’da büyükşehirlerde tarımın yapılamadığı alanları besleyen bizim gibi alanlar  da tahrip edildiğinde oradaki insanların da bir mağduriyeti, açlığı söz konusu olacak. Buraların korunması tüm Türkiye için önemli ve buraların mutlaka korunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de başta yönetenler olmak üzere yerel yöneticilerin ve halkın duyarlı olması gerekiyor. Bu vahşi saldırıya karşı halkın topyekün bir şekilde mücadele etmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    İsmet SEFER-Ersin ÖZGÜL/BALIKESİR

     

     

     

  • Demirdöven köylülerinin HES’e karşı mücadelesi zaferle sonuçlandı

    Demirdöven köylülerinin HES’e karşı mücadelesi zaferle sonuçlandı

    Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Demirdöven köyünde yapılması planlanan HES için AYM’ye yapılan başvuru yaşam alanı savunucularının lehine sonuçlandı.

    Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Demirdöven köylüleri, vadide yapılması planlanan HES Projesi’ne ilişkin ÇED olumlu kararına zamanında dava açmadıkları gerekçesiyle haklarının gasp edilmesine karşı başlattıkları hukuk mücadelesini kazandı.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Anayasa Mahkemesi, ÇED sürecinden haberdar edilmeyen köylülerin başvurusu üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Gerekçede, ÇED olumlu kararının Artvin merkezindeki valilik ilan panosuna asıldığı, bunun dışında köylülere herhangi bir bildirim yapılmadığı vurgulandı. Bu karar sonrasında ÇED olumlu kararının iptali istemiyle açılan dava Rize İdare Mahkemesi’nde yeniden görülecek.

    NE OLMUŞTU?

    Köy sınırları içinde bulunan vadide 2009 yılında Damla Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi yapılması planlandı. Çevre ve Orman Bakanlığı, projeye ilişkin 2009’da ÇED olumlu kararı verdi. Karar, Artvin Valiliği’nin ilan panosunda 10 gün süreyle ilan edildi. Bu karardan 6 ay sonra haberdar olan köylüler, kararın geri alınması için bakanlığa başvurdu ancak ret yanıtı aldı. Anayasa Mahkemesi, başvurudan 5 yıl sonra köylüler lehine karar verdi.

     

  • Munzur Koruma Kurulu, Dersim’deki kaçak avlanmayı protesto edecek

    Munzur Koruma Kurulu, Dersim’deki kaçak avlanmayı protesto edecek

    PİRHA – Dersim’de son zamanlarda nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ve bölge halkının kutsal saydığı dağ keçilerinin katliamını protesto etmek için Munzur Koruma Kurulu (DEDEF) 3 Şubat Pazar günü Kadıköy- Bahariye Caddesi Süreyya Operası önünde yapacağı basın açıklamasına çağrı yaptı.  

    Munzur Koruma Kurulu (DEDEF) Dersim’de son zamanlarda  nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ve bölge halkının kutsal saydığı dağ keçilerinin kaçak avcılar tarafından  katledilmesini  protesto etmek ve avcılığa dur demek için ‘Dersim’de Avcılık Katliamı Son Bulsun’ şiarı ile  3 Şubat Pazar Günü saat 13.00’te Kadıköy-Bahariye Caddesi Süreyya Operası önünde basın açıklaması yapacak.

    “YETKİLER TARAFINDAN AVCILARA HER İMKAN SAĞLANIYOR”

    Munzur Koruma Kurulu (DEDEF) pazar günü yapılacak olan protesto ve basın açıklamasına ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Dersim Coğrafyası bir yandan barajlar-HES ve madencilik faaliyetleri ile diğer yandan her yıl sistemli bir şekilde yakılan ormanları ile yok edilmek istenirken yeni dönemde ise doğasına karşı yeni bir saldırı  başlatılmış bulunmaktadır. Dersim, gerek endemik bitki çeşitliliği gerekse de yaban hayatı zenginliğiyle Türkiye’nin en bakir  alanlarından birine sahip. Dersim’de yaban hayat, yerli ve yabancı avcıların tehdidi altında özelikle kış aylarının gelmesiyle birlikte yetkililer tarafından  avcılara her imkân tanınıyor, öyle ki sadece askerin girebildiği yasak bölgelere kadar gidip, başta Bevuzar dağ keçileri olmak üzere bir çok hayvanı avlayabiliyorlar.

    Biz Dersimliler ve dostları tarafından kabul edilemez bu durumu protesto etmek için 3 Şubat Pazar Günü saat 13.00’de Kadıköy-Bahariye Caddesi Süreyya Operası önünde buluşuyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Danıştay, Konaktepe baraj ve HES projesindeki acele kamulaştırma kararını iptal etti

    Danıştay, Konaktepe baraj ve HES projesindeki acele kamulaştırma kararını iptal etti

    PİRHA – Danıştay 6. Dairesi, Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisindeki Konaktepe Barajı ve HES projesine ilişkin acele kamulaştırma kararını iptal etti. 

    13.01.2017 tarihli ve 29947 sayılı resmi Gazete’de yayımlanan 2016/9574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi için Bakanlar Kurulu’nca acele kamulaştırma kararı alınmıştı.
    Kararın yürütmesin durdurulması ve iptali talebiyle Avukat Barış Yıldırım tarafından yöre halkı adına 27.01.2017 açılan davalarda Danıştay 6. Dairesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti.
    Danıştay 6. Dairesi de bugün açıklanan kararları ile de acele kamulaştırma kararının iptaline karar verdi.
    Karara ilişkin ayrıca detaylı açıklama yapılacağı öğrenildi.
    Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin 02.11.2018 tarihli kararı ile de Munzur Vadisi Milli Parkı’ndaki tüm Baraj ve HES Projeleri İptal edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahkemeden tarihi karar: Munzur’daki tüm baraj ve HES projeleri iptal edildi-VİDEO

    Mahkemeden tarihi karar: Munzur’daki tüm baraj ve HES projeleri iptal edildi-VİDEO

    PİRHA – Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Millî Parkı’nda planlanan tüm baraj ve HES Projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES Projesi’nin iptal edilmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Karar, dünyanın en nadide Millî Parkı durumundaki Munzur Vadisi Millî Parkı’na hayırlı olsun” denildi. 

    Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin Munzur Millî Parkı’nda planlanan tüm baraj ve HES Projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES Projesi’ni iptal etti.

    Konuya ilişkin Munzur Özgür Aksın Meclisi, Ana Fatma Ziyaretgahı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya Munzur Özgür Aksın Meclisi Bileşenleri ve sanatçı Erdoğan Emir katılım gösterdi.

    Meclis adına açıklamayı yapan Av. Barış Yıldırım, yıllardır devam eden dava süreci hakkında bilgi vererek, şöyle konuştu:

    “Munzur Vadisi Millî Parkı sınırları içerisindeki tüm baraj ve HES Projeleri’ne izin veren Bakanlık kararının iptali amacıyla tarafımca 19/12/2011 tarihinde dava açılmıştı. Açılan davaya Munzur Suyu üzerinde inşası planlanan Konaktepe Barajı ve HES I ile Konaktepe HES II Projesini gerçekleştirmek isteyen Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Mercan Suyu üzerinde 1985 yılında tamamen kaçak inşa edilen Mercan HES’i işleten Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş. davalı (Mülga) Orman ve Su İşleri Bakanlığı yanında müdahil olmuşlardı. Neticeten açtığımız dava 10/10/2013 tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi’nce Üniversite raporları baz alınarak red edilmişti. Red kararının bozulması amacıyla yaptığımız temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 10. Dairesi’nce 06/11/2014 tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmişti. Bozma kararında tüm Projelerin birlikte Çevresel Etki Değerlendirilmesi sürecine tabi tutulması gerektiği belirtilmişti. Müteakiben, Danıştay 10. Dairesi’nin Kararı’nın kaldırılması maksadıyla davalı (Mülga) Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş.’nin yaptığı Karar Düzeltme başvurusu Danıştay tarafından reddedilmişti. Davalı taraf ile HES şirketleri Munzur Vadisi Millî Parkı’ndaki tüm Baraj ve HES Projeleri’nin ÇED’den muaf bulunduğunu aksi halde ise tüm Projeler için tek ÇED süreci işletilemeyeceğini iddia etmekteydiler.”

    ÜSTÜN KAMU YARARI İPTALİ 

    Yıldırım, “Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca Millî Park olarak ilan edilen sahalarda Baraj ve HES dahil tesis inşasının ön şartı Bakanlığın iznidir. Karar Millî Parklar ve Planlama Mevzuatı bakımından emsal niteliktedir. Zira, Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi çerçevesinde bir Millî Parkta kamu yararı açısından tesis inşasına izin verilebilmesi için öncelikle Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci işletilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, Munzur Vadisi Millî Parkı’na projelendirilmiş Baraj ve HES’lere izin verilebilmesi için ayrı ayrı proje bazında değil tüm projeler için toptan bir ÇED süreci işletilmesi gerekliliği belirtmektedir. Karar bu yönüyle ilk niteliktedir” diye konuştu.

    Av. Barış Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Karar ile birlikte Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı da hükümsüz hale gelmiştir. Zira, Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nın Giriş Bölümü’nde Plan’ın Bakanlığın 18/04/2011 tarihli “Üstün Kamu Yararı” kararı gereğince oluşturulduğu belirtilmektedir.

    Bu sebeplerle Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nda öngörülen tüm yapı ve faaliyetler hukuka aykırı hale gelmiştir. Belirtmek gerekir ki; karar halihazırda faaliyette bulunan Mercan HES Projesi için de bağlayıcıdır. Nitekim, Mercan HES’in faaliyetlerinin durdurulması maksadıyla 12/07/2013 tarihinde TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığımız  başvuruya verilen yanıtta:

    “Mercan HES ve Munzur Çayı üzerinde projelendirilen diğer baraj ve HES’lerin kamu yararı ve zorunluluklar yönüyle değerlendirilmesi maksadıyla beş ayrı bilimsel rapor ve bu raporların birlikte ele alındığı bir sentez raporu hazırlattırılmış ve akabinde de 18.04.2011 tarihinde (Mülga) Çevre ve Orman Bakanlığı Olur’u ile “Üstün Kamu Yararı” kararının alındığı, bu karar kapsamında Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme…Planın onaylanarak yürürlüğe girdiği, Uzun Devreli Gelişme Planı revizyonun dayanağı olan “Üstün Kamu Yararı” kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davanın halen devam ettiği…” denilmek suretiyle açtığımız dava sonucu verilecek karara göre işlem tesis edilmesi gerektiği belirtilmişti. İş bu davada da “Üstün Kamu Yararı” kararı iptal edildiğinden derhal Mercan HES’in faaliyetleri durdurulmalıdır.

    “KARAR, DÜNYANIN EN NADİDE DURUMUNDAKİ MUNZUR’A HAYIRLI OLSUN”

    Karar, takriben %20’si endemik 1900’ü aşkın bitki çeşidine; Bern Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan pek çok fauna türüne; güçlü bir yaban hayatı ekolojisine sahip bulunan ve Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alması lazım gelen ülkemizin ve hatta dünyanın en nadide Millî Parkı durumundaki Munzur Vadisi Millî Parkı’na hayırlı olsun…

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk defa, “Üstün Kamu Yararı” kararı bir mahkemece iptal edilmiştir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Bakanlık’tan Artvin Camili’deki HES’i durdurma kararı

    Bakanlık’tan Artvin Camili’deki HES’i durdurma kararı

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, tarım alanlarına, biyoçeşitliliğe ve ekosisteme zarar vereceği gerekçesiyle Artvin’in Borçka ilçesi Camili Köyü’nde yapımı planlanan Camili Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali (HES) projesinin, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini sonlandırması kararı aldı. 

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Artvin’in Borçka ilçesinde çevrecilerin doğaya zarar vereceği gerekçesiyle karşı çıktığı, UNESCO tarafından Dünya Biyosfer Rezerv Alanı ilan edilerek koruma altına alınan Camili köyünde yapımı planlanan Camili Regülatörü ve HES projesinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini sonlandırdı.

    Bakanlık, ÇED sürecini sonlandırma kararında projenin tarım alanlarına, bölgeye has ‘Kafkas Irkı Arı Popülasyonu’na, biyoçeşitliliğe ve doğal yaşlı ormanların yer aldığı ekosisteme vereceği bütüncül zararlar dolayısıyla telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı kanaatine vardı.

    KARAR ÇEVRECİLERİ SEVİNDİRDİ

    Bakanlığın, Türkiye’nin tek biyosfer rezerv alanında HES’i durduran ÇED sürecini sonlandırma kararı çevrecileri sevindirdi. Macahel Vakfı kurucusu Halit Zengin, HES projelerinde şirketlerin ÇED raporu almasının zorunluluk olduğunu hatırlattı, bakanlığın bazen ‘ÇED gerekli değildir’ ya da ‘ÇED olumlu’ kararı verebildiğini söyledi. Zengin, “Bakanlığın verdiği ÇED süreci sonlandırma kararı çok nadir görülen bir durumdur. Bakanlık orada projenin uygulanması için verilmesi gereken ÇED raporunu uygun bulmadı ve onay vermedi. Güzelde bir karar verdi. Emsal olabilecek bir karar. O bölgede yapılabilecek diğer HES’ler için de bu karar emsal olabilecek” dedi.

    Avukat Yakup Okumuşoğlu da “Çevre ve Şehircilik Bankalığı uzun aradan sonra ilk defa doğru bir karar verdi. Macahel bölgesi  UNESCO tarafından Dünya Biyosfer Rezerv alanı ilan edilmiş Türkiye’deki tek biyosfer rezerv alanıdır. Camili’de 8 HES projesi var. Geçmişte, 3 HES için 5 dava açtık.  8 tanesinden 3’ü gündeme gelmişti. Sonuncusu da Camili HES projesiydi. ÇED sürecinin sonlandırılması ile bakanlık bizimle aynı fikirde karar verdi. Bu önemli bir gelişmedir. Bakanlık yetkililerine teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

    CAMİLİ BÖLGESİ NEREDE?  

    Camili havzası, Artvin ili, Borçka ilçesi sınırları içerisinde yer alıyor. Havza, Borçka ilçesine 45 kilometre uzaklıkta, Gürcistan sınırında. Camili; Dünya Bankası ve Küresel Çevre Fonu tarafından belirlenen biyolojik açıdan zengin ve tehdit altında olan dünyadaki 25 karasal ekolojik bölgeden birinde yer alıyor. Camili havzası, Kafkas Ekolojik Bölgesi içerisinde WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından uygulanan ‘Yüksek Koruma Değerli Ormanlar Projesi’ kapsamında WWF tarafından izlenmekte. Ayrıca ‘Karçal Dağları Önemli Bitki Alanı’nın da bir parçası olan ve UNESCO tarafından Dünya Biyosfer Rezerv Alanı ilan edilerek koruma altına alınan Camili havzası Türkiye’nin de tek biyosfer rezerv alanı olma özelliğini taşıyor. Camili, saf Kafkas arı ırkının varlığını sürdürdüğü bir alandır. Ayrıca, en önemli süzülen kuş göç yollarından birisi üzerinde bulunduğu için küresel öneme sahiptir.  Türkiye’nin ilk ve öncü biyosfer rezervi olan Camili de Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi projesi yürütülüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    PİRHA-Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Türkmen Alevi köyü olan Çat Köyü’nde yapılan HES köylüleri mağdur etmeye devam ediyor. HES’in köyün mera alanına yapılması nedeniyle hayvanlarını otlatacak yer bulamayan köylülerin bir kısmı geçim sıkıntısı çekiyor. Sorunlarını ajansımız ile paylaşan köylüler köye geri dönüşler başlamışken tekrar göçlerin başladığını ifade ettiler. 

    Adını iki suyun birleşmesinden, çatışmasından alan Çat Köyü, Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü.

    2014 yılına kadar Aşağı Çat ve Yukarı Çat ismiyle iki mahalleden oluşan köy, 2014 yılında Aşağı Çat’a HES yapılınca aşağıda bulunan aileler Yukarı Çat’a taşındı. HES’in yapılmasının ardından köye ait mera yerinin azalması nedeniyle çoğu köylü artık hayvancılık yapamaz duruma geldi. Mağduriyetlerini PİRHA ile paylaşan köylüler, köye geri dönüşler başlamışken HES yapıldıktan sonra tekrar köyden göçlerin başladığını belirttiler.

    VERİLEN SÖZLER TUTULMADI

    HES’in yapılmasının ardından Aşağı Çat’ın adeta köstebek yuvasına döndüğünü kaydeden Çat Köyü’nün muhtarı Hamzayar Aktaş, kendilerine verilen hiçbir sözün tutulmadığını söyledi. Aktaş, “Neredeyse kendi yerlerimize bizi bırakmayacaklar şimdi. O duruma geldik yani. Dolandırıldık. Cemevimiz yapılacaktı, evlerimiz, yollarımız, mezarlıklarımızın etrafı yapılacaktı, 56 tane ev yapılacaktı. Hiçbiri yapılmadı. Yanı başımızdaki o sular, o güzellikler mahvoldu. Malzemeyi geri toparlamadılar, araziyi de batırdılar, berbat ettiler çevreyi, pislik içerisinde bıraktılar” dedi.

    HES’in yapıldığı yerde bulunan köyün eski mezarlığının da tahrip edildiğini ifade eden Hamzayar Aktaş, bu konu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Suç duyurusundan sonra mezarların önüne duvar örülerek kapatıldığını söyleyen Hamzayar Aktaş, şikayetlerinin savcılık tarafından çok kaile alınmadığını, savcının ‘Bunlar suç teşkil etmiyor’ diyerek takipsizlik kararını yazıp ellerine tutuşturduğunu vurguladı.

    “DOLANDIRILDIK, PERİŞAN OLDUK”

    HES çökeltim havuzunun aşağı tarafında kalan üç-beş tane evin öylece durduğunu ifade eden Hamzayar Aktaş, HES yapıldıktan sonra o evlerde yaşayan insanların başka yerleri olmadığı için İstanbul’a göç emek zorunda kaldıklarını belirtti. Bütün bunları en başından HES inşaatını yapan şirketle konuştuklarını söyleyen Hamzayar Aktaş, şunları kaydetti:

    “Aslında hepsini konuştuk, dedik ki ‘Biz hayvancılıkla geçiniyoruz. Burada Aşağı Çat’ta yaşayan insanlara herkesin hem evini hem ahırını yapacaksınız.’ Anlaşmalara riayet etmediler. O şirketin mümessil müdürü Muharrem Samurcu diye birisi dalaverecinin, dolandırıcının ta kendisi. Hem köyü dolandırdı, hem şirketi dolandırdı. İşçilerin bile paralarını yediler onunla bizim esi muhtar Yüksel Mete. Bütün köylünün arazi paralarını tek başlarına aldılar, mal mülk sahibi oldular, arazi sahibi oldular, ev sahibi oldular hiçbir şeyleri yokken. Biz de böyle dolandırıldık perişan olduk.”

    HES YÜZÜNDEN HAYVANCILIK YAPAMIYORLAR

    Köyün mera alanına yapılan HES yüzünden artık hayvancılık yapamaz duruma geldiklerine dikkat çeken Hamzayar Aktaş, komşu köylerin mera alanlarını kullanmalarına izin vermediklerini belirterek “Hayvancılık öldü. Yerimiz kalmadı. Yani üç beş tane hayvanımız var götürüp nerede otlatacağımızı bilmiyoruz. Şaştık kaldık. Çaresiz kaldık şu anda” dedi.

    “KİMSE HES’E KANMASIN”

    Kimsenin HES’e kanmaması gerektiğine vurgu yapan Hamzayar Aktaş, “Barajdır, şudur budur diye doğayı alt üst ediyorlar. Öyle tatlı giriyorlar, insanlara tatlı, şirin gözüküyorlar, işe başladıktan sonra kendi işlerini yapıyorlar, köylü mağdur osun, perişan olsun, aç kalsın, göç etsin gitsin, ne olursa olsun umurlarında değil” şeklinde konuştu.

    “YAPTIKLARI EVLER ARDAHAN’IN İKLİM KOŞULLARINA UYGUN DEĞİL”

    Köye geri dönüşler başlamışken HES yüzünden tekrar göçlerin başladığını ifade eden Hamzayar Aktaş, köylünün geçim sıkıntısı çektiğini de ekledi. Şu an inşaat halinde olan cemevini de HES’i yapan şirketin yapması konusunda anlaştıklarını ancak şirketin hiçbir sözünü tutmadığını belirten Hamzayar Aktaş, köyde birkaç kişiyle birlikte şirkete karşı dava açtıklarını ve mahkemenin hala devam ettiğini söyledi. Şirketin köylüye söz verip yaptığı evlerin de Ardahan’ın iklim koşullarına uygun olmadığını ifade eden Hamzayar Aktaş, “Yaptıkları evler yayla evleri gibi. Burası soğuk memleket. Kış oluyor, 6 ay karın altında. Bir türlü ısıtamıyoruz o evleri” dedi.

    “EVİMDEN SİLAH ZORUYLA ÇIKARDILAR”

    Köyde yaşayan 70 yaşındaki Rıza Akçay da şirketin kendisini jandarma zoruyla evinden attığını kaydetti. HES’in yapıldığı yerin kendisine ait olduğunu söyleyen Akçay, mağduriyetini şöyle dile getirdi:

    “Beni evimden silah zoruyla çıkardılar. Eşeğime varana kadar çıkardılar. Evdeki eşyalarımı tarumar ettiler. Elimi kelepçeleyip beni attılar arabanın içine. Ailemi de başka bir yere. Üç ay burada çadırda kaldım. Hayvanlarımı zorla çıkardılar içeriden. Evimden hiçbir eşya alamadım. İçeriye giriyorlar hepsini alıyorlar hiç haberim yok ki evimden neyimi aldılar neyimi almadılar. Bana yaptıkları ev de inşaat halinde. Yarım yaptılar. Şimdi inşaatta yatıyorum. Ne boya var, ne sıva var ne de kapı var. Hiçbir şey yok. Hayvanım da bitti. 6 tane hayvanım kaldı 30 hayvan gitti. Koyacak yer yoktu hayvanlarımın çoğunu sattım. Üç tane birine götürdüm, iki tane birine götürdüm dışarıda kaldı hayvanlarım. Körpe danalarım dışarıda kaldı suyun içinde, yağmurun altında. Neler çektim. Ahırımı ve evimin çatısını hayvan satarak kendim yaptım.”

    ZATEN AZ OLAN ARAZİ HES’TEN SONRA DAHA DA AZALMIŞ

    Yıllar önce köyden İzmir’e göç eden ve yazları tatil amaçlı köye gelen Mert Ali Aktaş ise HES’in yapıldığı dere kenarında yerleri olduğunu ancak şimdi HES yüzünden kullanamaz durumda olduklarını kaydetti. Zaten az olan arazinin HES yapıldıktan sonra daha da azaldığını belirten Mert Ali Aktaş, şirketin yapmaya söz verdiği evlerin arasında kendi evinin de olduğunu ancak sadece yüzde 70’inin yapıldığını söyledi. Mert Ali Aktaş, yetkililere de bu konuda duyarlı olmaları konusunda çağrıda bulundu.

    Suay ABAK/ARDAHAN

  • Munzur Çevre Derneği: Baskınlar ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyoruz – VİDEO

    Munzur Çevre Derneği: Baskınlar ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyoruz – VİDEO

    PİRHA – Munzur Çevre Derneği, yaptığı basın toplantısında baskılara tepki gösterdi. Açıklamada, “Yaşam alanlarımıza yönelik yapılan bu saldırılar karşısında çevrenin sesi soluğu olan dernek, kurum ve çevre aktivistleri ev baskınları ve tutuklama furyası ile sindirilmek isteniyor” denildi. 

    Munzur Çevre Derneği, yöneticilerinin 5 Eylül gecesi evlerine yapılan baskınlarına ve Dersim’de devam eden orman yangınlarına tepki göstermek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Salona “Baskılar bizi yıldıramaz,” “Çevre katliamların, Dersim’de orman yangınlarına sesiz kalmayacağız” dövizleri asıldı.

    Topnatıya HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, sanatçı Mehmet Ekici, KARDEF, Bakırtepe Çevre Platformu ve çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda ilk olarak evine baskın yapılan Muznur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen konuştu. Ülkede bir korku furyasının yaratılmak istendiğinin altını çizen Esen, demokratik, çevreci insanların korku furyasıyla korkutup sindirmek istediklerini söyledi. Esen, 5 Eylül gecesi Munzur Çevre Derneği yöneticilerinin ve aynı gece Yeni Demokrasi Gazetesi çalışanlarının da evinin basıldığını hatırlattı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Munzur Çevre Derneği’nin ülkenin her tarafında devam eden talana, ranta karşı çıktığını belirten Esen, Dersim’de devam eden orman yangınlarına değinerek, “Orada bizim atalarımızdan kalan evlerimiz yandı, Kültürümüz, inancımız yandı” dedi.

    Baskıların onları yıldırmayacağını söyleyen Esen, her zaman olduğu gibi yaşam alanlarına sahip çıkmaya devam edeceklerini, “Bu zor süreçte yanan börtü böceğin sesi olacağız”dedi.

    Ana akın medyanın Dersim yangınlarıyla ilgili gerçekleri yansıtmadığını kaydeden Esen, mücadele vurgusu yaparak, “Doğamıza, çevremize sahip çıkacağız” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRATİK MÜCADELE YÜRÜTENLER SİNDİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Ardından HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuştu. Kenanoğlu, konuşmasına Munzur Çevre Derneği yöneticilerine yönelik operasyonları kınayarak başladı.

    Çevre, doğa ve yaşam mücadelesi veren demokratik mücadeleyi sürdüren kesimlere yönelik bir baskı, sindirme ve demokratik mücadeleyi sonlandırmaya yönelik zamanların yaşandığını kaydeden Kenanoğlu, Munzur Çevre Derneği’nin Dersim’de yaşamı yok etmeye çalışanlara karşı bir mücadele yürüttüklerini söyledi.

    Kenanoğlu, mücadele yürütenlerin yanlarında olacaklarını ve mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizdi.

    “BİZİ TEHDİTLERLE YILDIRAMAZSINIZ”

    Basın açıklamasını Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Ali Yıldız okudu. Yıldız, 5 Eylül gecesi üye ve yöneticilerinin evleri çeşitli bahanelerle basılarak keyfi bir şekilde arama yapıldığını söyledi.

    Yapılan baskınların devlet nezdinde bir gövde gösterisi olduğunun altını çizen Yıldız, demokratik eylemlere bile saldırıldığını belirterek, “Bizi baskı ve tutuklama saldırıları ile tehdit edemez ve yıldıramazsınız!” dedi.

    Dersim’de yapılan festivallerin, köy ve yaylalara gidişlerin güvenlik bahanesi ile yasaklandığının altını çizen Yıldız,  Dersim’de bir ay önce askeri operasyon bahanesi ile başlatılan orman yangınlarını valilik ‘çalı çırpı yanıyor ağaçlar değil’ diyerek yalanladığını belirtti.

    “HALK GÜVENLİK GÜÇLERİ TARAFINDAN ENGELLENMEK İSTENDİ”

    Dersim’de yangını söndürmek isteyen halkın, güvenlik güçleri tarafından engellenerek yangın bölgesine geçişlerine dahi izin verilmediğini kaydeden Ali Yıldız, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Orman yangınları sadece Dersim’de değil, Bingöl, Hakkari ve Amed gibi Kürtlerin yaşadığı coğrafyada da çıkarılmış ve yine devletin tutumu aynısı olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde ormanların yakılmasına bir gerekçe sunulamaz. Binlerce hektarlık alana yayılan orman yangınlarını çıkaran da, izleyende egemenlerin ta kendisidir.  Elbette ki tüm bu saldırı ve baskılara rağmen yaşam alanlarını savunanların dayanışması ve direnişi de bitmeyecek.”

    Yaşam alanlarımıza yönelik yapılan bu saldırılar karşısında çevrenin sesi soluğu olan dernek, kurum ve çevre aktivistleri ev baskınları ve tutuklama furyası ile sindirilmek istendiğini söyleyen Yıldız, “Demokratik kitle örgütlerini terörize ederek çevre mücadelesinin meşruluğunu yok ediyorlar ve yaşam alanlarımızı ranta-talana daha rahat açmaya çalışıyorlar. Gölgesini satamadığınız ağaçları kesmenize, topraklarımızı talan etmenize asla izin vermeyeceğiz!” dedi.

    Son olarak Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Mehmet Soylu konuştu. Soylu’da 5 Eylül gecesi evine baskın yapıldığını ve koç başıyla evlerine girildiğini belirterek, evlerinin didik didik arandığını kaydetti.

    PİRHA – İSTANBUL

  • HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    PİRHA – HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Çepni, “Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘’Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur” dedi.

    HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili bir yazılı açıklama yaparak Ordu’da yaşanan sel felaketinden hükümeti sorumlu tuttu.

    “İCRATLARININ SORUMLULUĞUNU KABUL ETMELİDİR”

    Herkesi Ordu halkıyla dayanışmaya çağıran Çepni’nin açıklaması şöyle:

    Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘‘Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur.

    “DOĞANIN KALBİNE BETON HANÇER SAPLAYAN İKTİDARDIR”

    Karadeniz’de kentlerle denizin arasına beton bariyerler ören, sahil yolunu doğanın tam kalbine beton bir hançer gibi saplayan bu iktidardır. Bu yüzdendir ki, yapılan bu yol her defasında denizin öfkesine maruz kalıyor. Su yollarını, doğal yaşam alanlarını inşaat, maden ve enerji şirketlerine teslim eden de bu iktidardır. Bu yapılanlarla bu iktidar ülkeye, insanlara ve doğaya da büyük zarar vermektedir.

    Bu iktidar yıllardır bilim insanlarının, ekoloji mücadelesi yürütenlerin, Karadeniz halkının ve doğanın tüm uyarılarına rağmen, betonlaşmayı, dere yataklarına inşaat kurmayı bırakmadı. Tersine inada bindirdi. HES projeleri ile suyu doğal akışından kopardı, şirketlerin kullanımına sundu. Dereleri ıslah projeleri adı altında, suyu beton kanallara hapsedip doğayla ilişkisini kesti.

    “HÜKÜMET DOĞAL AFET DİYEREK DURUMU GEÇİŞTİRİYOR”

    Bizler, bu iktidarı, maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim ettiği tüm doğal alanlar ve o alanlarda yaşayan tüm canlılar adına bütün bu felaketlerin sorumlusu olarak ilan ediyoruz. Bu felaketler ilk kez yaşanmıyor. Neredeyse her yıl Karadeniz bölgesinde buna benzer, hatta çoğu zaman can kaybına da sebep olan hadiseler meydana geliyor. Fakat hükümet her defasında doğal afet diyerek durumu geçiştiriyor. Tıpkı 301 işçinin yeraltında can verdiği Soma Katliamı’na kader-fıtrat dedikleri gibi.

    “8 KÖPRÜ ÇÖKTÜ”

    8 Ağustos 2018’de Ordu’da, Ünye, Fatsa, Perşembe ilçelerini sel vurdu. 30’dan fazla HES projesi ile suların şirketlere satıldığı, 20’ye yakın HES inşaatının sürdüğü bu bölgede metrekareye 200 kiloya yakın yağış düştü. Sel yaşamı felç etti. Karadeniz sahil yolu trafiğe kapatıldı.

    8 köprü çöktü. İnsanlar çadırlarda, evlerde, işyerlerinde mahsur kaldı. Çaybaşı’nda 30 tondan fazla fındık denize döküldü. Hayvanlar sel sularına kapılarak telef oldu. 500 binden fazla fındık üreticisi zarar gördü. Çöken binalarda insanlar göçük altında kaldı. Ünye’de tekstil fabrikasında mahsur kalan 165 insan ancak helikopterlerle kurtarıldı.

    Bu felaketler Karadeniz’de ilk kez yaşanmıyor. 2 sene önce yine Ordu’da yaşananları hatırlayalım. 3 yıl önce 23 Ağustos 2015’te Hopa, Borçka, Arhavi civarında yaşanan sel felaketinde onlarca insanımız hayatını kaybetmişti. Yüzlerce ev kayarak yıkılmış, atık sular ve çöpler sulara karışmış, salgın hastalık riski oluşmuştu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise buna rağmen bölgeyi afet alanı ilan etmemişti. 2012 yılında ise Samsun’da dere yatağına yapılan TOKİ evlerini de sel vurmuş, 13 kişi hayatını kaybetmişti.

    “HERKESİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yetkilileri uyarıyoruz. Acil yapılması gerekenler şunlardır:

    -Felaketin yaşandığı bölge afet alanı ilan edilmelidir. Kriz yönetimi ile halkın yaraları acilen sarılmalıdır.

    -Sulara atık su karışması, salgın ve bulaşıcı hastalık riskine karşı, bölgeye acilen halk sağlığı ekipleri müdahale etmelidir. Sular klorlanarak önlem alınmalıdır.

    -Gıda, su ve barınma yardımı yapılmalıdır.

    -Bozulan altyapı hızla yenilenmelidir.

    -Mevsimlik işçilere yaşanabilir barınma ve güvenceli yaşam şartları sağlanmalıdır.

    -HES projeleri iptal edilmelidir. Dağları delen tünellerden, sahil yolu, yayla yolu projelerinden vazgeçilmelidir.

    -Ormanları, meraları maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim etmekten; dereleri besleyen alanlara ev ve işyeri yapmaktan acilen vazgeçilmelidir.

    -Ordu halkına tekrar geçmiş olsun diyoruz. Acılarını paylaşıyoruz. Yaraların sarılması ve hayatın hızlıca normale dönebilmesi için herkesi dayanışmaya, destek olmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gırnavuk Şelalesi’nde yapılmak istenen HES projesini köylüler durdurdu-VİDEO

    Gırnavuk Şelalesi’nde yapılmak istenen HES projesini köylüler durdurdu-VİDEO

    PİRHA- Erzincan Tercan’a bağlı Konarlı Köyü’ndeki şelalenin olduğu bölgeye yapılmak istenen HES, köylülerin tepkisi üzerine durdu. Aleviler için kutsal sayılan ibadet yerlerini de barındıran bu bölgede yaşayanlar göçlerinin ardından gelen yalnızlığı ifade ettiler. 

    Erzincan Tercan’a bağlı Konarlı Köyü’nde dağlardan doğru uzanan Gırnavuk yeni ismi ile Konarlı Şelalesi görenlerde hayranlık uyandırıyor.

    Bingöl Yedisu ve Dersim’in Kırdım bölgesinin tam sınırında bulunan şelalede kırmızı benekli alabalık yaşıyor. Çok sayıda gözden akan suyun tek bir suda toplandığı şelale en çok da doğallığı ile dikkati çekiyor. Köylüler bu şelalenin çok bilinmediği için bozulmadığını düşünüyor. Bundan oldukça memnun olan köylüler haklılar da. Çünkü keşfedilmeye başladığı yakın zamanda bu şelale üzerinde Haydar 1 ve 2 regülatör diye bir HES projesi hayata geçirilmek istendi. Halkın ve doğaseverlerin tepkisi üzerine sondaj çalışmaları durdurulan şelalenin bulunduğu alan ayrıca Aleviler için kutsal kabul edilen bir ibadet alanı.

    Biz de yaşamlarının büyük çoğunluğunu bu bölgede geçiren bir aileyi ziyaret ettik.

    Hayvancılık, arıcılık ve makineli tarıma uygun olmadığı için çok az da olsa toprakla uğraşan ailenin evi şelalenin çıktığı karlı dağlara bakıyor. Doğanın tüm güzelliklerini sunduğu bu evin çevresinde görünen dağların tamamına yakını da Aleviler için kutsal olan ziyaretlerle dolu.

    “KİM VAR Kİ KİM GİTSİN ZİYARETLERE?”

    Yaşı 70’i aşkın Fadime Kaplangil, evlendikten sonra bu bölgeye yerleşmiş. Konarlı köyünün eski ismi Şıh köy. Kaplangil, Yaklaşık 20 mezrası bulunan Konarlı’nın Karabaş mezrasında yaşıyor.

    “4 ev var burada. Diğerleri göç etmiş, gitmiş. Buralar dağ başıdır. Zorluk çekiyoruz” diyen Kaplangil bir yandan eskinin o kalabalığını özlerken bir yandan da çilesini unutmak istiyor. Kaplangil, “Kar çoktu eskiden. Hasta olduğunda zor götürebilirdik o zaman. Şimdi iyidir. Araba var, yol var” diyor.

    Şelalenin yakının da bulunan ziyaret olarak kabul edilen Germik’e eskiden gidip kurbanlarını kestiklerini söyleyen Kaplangil, “Su sıcaktır kaynıyor. Lokma pişirip götürdük dağıttık, yemek yedik kalkıp geldik. Eskiden beri bildiğimiz bir yer. Bu dağların çoğu ziyarettir. Kim var ki kim gitsin artık ziyaretlere. Millet dağılmış” ifadelerini kullanıyor.

    “BU BÖLGE ALEVİLER İÇİN KUTSALDIR”

    Torunu Atilla Şeherli de bu köyde yaşıyor. Şeherli, köylerinin sonunda bulunan şelaleye ilişkin şu bilgileri paylaşıyor:

    “Şelale köyün en sonunda bulunuyor. Yukarıdaki kaynak suları ve kar sularının toplanıp belli bir bölgeden dökülmesiyle oluşuyor. Basamak halinde belli bir yerden gelip toplu bir şekilde dökülüyor. Şelalemiz çok fazla bilinmemesi ve doğasının kirlenmemesi en önemli özelliği. Bu yönüyle ön plana çıkıyor.”

    Şelalenin olduğu bölgenin eski bir yerleşim yeri olduğunu söyleyen Şeherli, artık sürü sahibi Koçerlerin yılın 3 ayında bu bölgede yaşadıklarını söylüyor.

    Bu bölgenin Aleviler için kutsal olduğunu da belirten Şeherli, “Şelalenin olduğu bölgede Alevilikte kutsal olan ziyaretlerimiz var. İnsanlar köy kalabalıkken gidip kurban kesiyorlarmış adak diliyorlar. Şu an köyde kimse olmadığı için oralarda ziyaretlerimizde kendi kaderine terk edilmiş durumda” ifadelerini kullanıyor.

    “HALKIN MÜCADELESİYLE HES PROJESİ İPTAL EDİLDİ”

    Köyde yapılmak istenen Haydar 1 ve 2 regülatör diye bilinen HES projesine karşı köy halkı ile birlikte mücadele ettiklerini belirten Şeherli, konuya ilişkin şunları söylüyor:

    “Kar suların çok fazla olması ve şelaleden gelen suyun bir vadide toplanmasından dolayı bu bölgede bir HES yapılmak istendi. Alevilikte önemli olan bir isim de Haydar. Alevilikte kutsal olmasına rağmen böyle trajikomik bir isimle bu bölgede HES yapılmak istendi. Ve köylü halkının duyarlı olmasının insanların doğaya suya sahip çıktıkları için HES projesi iptal edildi. Bunun için köy halkının birlikte hareket etmesi ve köyde basın açıklaması yapması. Tercan’da valilikte bu işin peşine düşmesi. Bu HES projesi gelip ölçümler yapıldı. Sonra sondaj vurmak istedikleri an fark ettik işin ciddiyetini. Bundan sonra Dersim Baro Barış Yıldırım’la irtibata geçtik. Ve Sivas Bölge Mahkemesinden HES’in iptali için dava açıldı. Bu süreç biteli 3-4 sene oldu. Gelip keşifler oldu. Mahkeme süreçlerinin ardından köyümüzün lehine kararlar alındı. Şu anlık ertelenmiş durumda ama ileride tekrar olmayacağı anlamına gelmiyor.”

    Sevim KAHRAMAN

    ERZİNCAN/TERCAN

  • Bingöl Gözeler Köyü’nde en büyük sorun: İşsizlik

    Bingöl Gözeler Köyü’nde en büyük sorun: İşsizlik

    PİRHA-Bingöl’ün Gözeler (İbrayman) Köyü’nde yaşayan Dilek Keser ve Gamze Morsümbül köydeki yaşamlarını, sorunlarını ve seçimden beklentilerini PİRHA’ya anlattı. Köyde en başta gelen sorunlardan birinin işsizlik olduğunu belirten Dilek Keser, seçimlerden sonra işsizliğin biraz olsun azalmasını umduğunu söyledi.

    Gözeler Köyü Bingöl merkeze bağlı bir Alevi köyü. Köyde yaşayan gençler iş olanağı bulamadıklarından yakınıyorlar. OHAL sürecinde halkın tepki verememesinden kaynaklı köyde bir HES projesi başlatılmış ve köylüler de evlerine ekmek götürebilmek için orada çalışmak zorunda bırakılmış.

    Köyde yaşayan Dilek Keser ve Gamze Morsümbül, yaşadıkları sıkıntıları ve seçimden beklentilerini anlattı.

    “KİMLİĞİMDEN VE DÜŞÜNCELERİMDEN DOLAYI DEVLET MEMURU OLAMIYORUM”

    24 yaşındaki Dilek Keser, Bingöl’ün Gözeler Köyü’nde yaşıyor. 2016 yılında Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun olan Keser, şu anda işsiz. Hükümetin Aleviler üzerindeki baskısından dolayı iş imkanı bulamadığını söyleyen Keser, “Devlet memuru olamıyorum kimliğimden ve düşüncelerimden kaynaklı olsa gerek. Devlet bizi beğenmiyor ne yazık ki” diye konuştu. Masalları psikoloji ile harmanlamak istediğini söyleyen Keser, “Değerlerimiz üzerine bir şeyler yapmak istiyorum. Masallar bizim kültürümüz sonuçta. Ama şu an için biraz zamanı var hazır hissetmiyorum kendimi süreçten kaynaklı olsa gerek” diyor. Köyünde ortaokul ve lise bulunmaması sebebiyle öğrencilerin şehir merkezlerindeki yurtlarda kalmak zorunda kaldıklarını ifade eden Keser, aile bağlarının sıkı olması nedeniyle orta okul ve liseyi okurken çok zorlandıklarını da ekledi.

    Bulundukları yerde etnik ve inanç konularında farklılık olduğu için zorlandıklarını kaydeden Keser, bir kadın olarak çok rahat hareket edemediğini, inanç yönünde üzerlerinde baskılar olduğunu belirtti.

    SEÇİMDEN BEKLENTİLER

    Seçim öncesi beklentilerini de dile getiren Keser, şöyle konuştu: “Düşüncelerimizden dolayı yargılanmak istemiyoruz, sahip olduğumuz düşünceler doğrultusunda işsiz kalmak istemiyoruz. Düşünce özgürlüğü var deniliyor ama biz sahip olduğumuz düşünceler nedeniyle işsiz kalıyoruz, diplomalı işsizler olarak kalıyoruz. İş imkanlarının arttırılmasını istiyoruz. Bakınca da Bingöl’de pek iş olanağı yok zaten. Okulda bize ithamlarda bulunurlardı Aleviyiz diye, Sünni Alevi ayrımı vardı. Seçimden tek umudumuz iş olanaklarının arttırılması, düşünce özgürlüğünün getirilmesi, ayrımların yapılmaması.”

    “DÜŞÜNCELERİMİZİ İFADE ETMEKTEN KORKAR OLDUK”

    OHAL ilan edildiğinden beri köylerinde HES projesinin başladığını ve köylülerin OHAL’den kaynaklı bir tepki veremediklerini kaydeden Keser, işsizlikten dolayı köy halkının gidip orada çalışmak zorunda kaldığını belirterek şöyle devam etti: “Böyle bir talanın katliamın bence iş olanağı olarak görülmesi saçmalık ben bu doğanın talan edilmesini istemem ama OHAL çerçevesi içerisinde böyle bir şeyin talep edilmesi bile mümkün değil. Çok fazla haksızlıklar oluyor mesela yetkili bir merciye başvuruyorsun ama dönüş olmuyor. OHAL’de insanlar çok tedirgin yolda rahat yürüyemiyorsun, her iki adımda bir polislerle karşılaşıyorsun. Her yerde silahlı polisler görüyorsun korkar olduk artık. Şuan da yaptığımız konuşmalardan bile tedirgin oluyoruz yarın bir gün bizi de alırlar mı diye düşüncelerimizi ifade etmekten korkar olduk.”

    “OYLARIMIZA SAHİP ÇIKAMAYACAĞIZ”

    Keser, tüm bu olumsuz koşullara rağmen oyunu istediği gibi kullanacağını ifade ederek “Biz düşüncemizden vazgeçmiyoruz ama mührü bastıktan sonra gerisi sanki onlara kalıyormuş gibi. Ne çıkacağını bilmiyoruz. Yani bunu referandumda da gördük İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde Hayır oranı yüksekken bir baktık ki Evet oyu çoğunluktaydı” dedi. Bölge illerinde seçim sandıklarının taşınmasına da değinen Keser, “Oylarımıza sahip çıkamayacağız, tanımadığımız bilmediğimiz kişiler oylarımıza sahip çıkacak nasıl güvenebiliriz. Bu OHAL koşullarında pek güvenilir değil yani” şeklinde ifade etti. 

    “SUSTURULUYORUZ, BASTIRILIYORUZ”

    Gözeler Köyü’nde yaşayan Gamze Morsümbül de Erzincan’da Sosyal Hizmetler Bölümü okumuş. 2 yıl boyunca Tercan’a gidip gelmiş. Tercan’da çok sıkıntılar yaşadığını söyleyen Morsümbül, çektiği sıkıntılardan bazılarını şöyle anlatıyor: “İlk gittiğim sene terörist diye şikayet ettiler. Hoca tarafından derslerden bırakıldık, dönemimiz uzadı. Kürt arkadaşlar dövüldü, yerlerinden edildi. Devlet ellerinde olduğu için normal bakılıyor, bir şey diyemiyoruz susturuluyoruz, bastırılıyoruz.”

    “İŞ OLANAĞI YOK”

    Bingöl’de var olan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nde sosyal hizmet uzmanlarının olması gerektiğini ancak sadece sosyologların olduğunu belirten Morsümbül, zaten Bingöl’de kendi alanında iş olanağı olmadığını ve bu yüzden atanmayı düşünmediğini de ekledi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Artvin’de HES yapımı için acele kamulaştırma kararı

    Artvin’de HES yapımı için acele kamulaştırma kararı

    Bakanlar Kurulu’nun Artvin’deki bazı taşınmazlar için HES yapımı gerekçesiyle aldığı acele kamulaştırma kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Artvin’de bulunan bazı taşınmazlar, hidroelektrik santralleri (HES) yapımı nedeniyle acele kamulaştırılacak. Bakanlar Kurulu’nun acele kamulaştırma kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Buna göre, Artvin’in Şavşat ve Ardanuç ilçeleri sınırları içerisinde kalacak Bayram Barajı ve HES, Bağlık Barajı ve HES ile Meydancık Regülatörü ve HES tesislerinin yapımı için gerekli sahalarda bulunan taşınmazlar tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından acele kamulaştırılacak.

    Kamulaştırılacak taşınmazlar, Şavşat’ın Eskikale, Dereiçi, Dutlu ve Üzümlü köyleriyle, Ardanuç’un Bağlıca ve Anaçlı köylerinde yer alıyor.

  • Munzur Gözeleri’nde baraj ve HES projelerine karşı mücadele çağrısı

    Munzur Gözeleri’nde baraj ve HES projelerine karşı mücadele çağrısı

    PİRHA- Munzur Özgür Aksın Meclisi, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesi ile Ovacık Munzur Gözeleri’nde yaptığı basın açıklamasında, “Dersim’in kültürel ve doğal mirasının en önemli öğelerinden olan Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan Baraj ve HES’ler için alınan Üstün Kamu Yararı kararı olmak üzere Dersim’in kültürel ve doğal mirasına zarar veren proje kararlarına karşı demokratik mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz” dedi.

    Munzur Özgür Aksın Meclisi, 5 Haziran Çevre Günü vesilesi ile Ovacık Munzur Gözeleri’nde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamaya HDP milletvekili adayları Alican Önlü ve Meral Hanbayat’ın yanında çok sayıda kişi katıldı.

    Açıklamayı bileşenler adına  Zeynel Batar dede okudu.

    DERSİM’DE 27 HES, 145 MADENCİLİK PROJESİ

    ” 5 Haziran’da mücadele gününde kutsal ve kültürel değerimiz olan Ovacık gözlerinden kamuoyuna sesleniyoruz” denilen açıklamada,
    “Munzur çayı, insanlığın ortak kültür ve mirasıdır. Hiç kimsenin inanç ve kültürümüzü yok etmeye hakkı asla yoktur ve olamaz. Yüzbinlerce yıldır özgür akan Munzur çayı üzerinde yapılması planlanan baraj projeleri derhal iptal edilmelidir.
    Kapitalizm, parasına para katmak için sözde enerji bahanesiyle binlerce HES projesini, onlarca termik ve nükleer santrali, zehir saçan madencilik çalışmalarını, taş ocaklarını ülkemiz halkının başına ve doğasına bela etmeye, bir kanser virüsü gibi bütün vadilere ve yaşam alanlarımıza saldırıyor.
    Hali hazırda Dersim 27 HES; 145 adet madencilik projesi ile büyük bir tehdit altındadır” ifadelerine yer verildi.

    PERİ VADİSİNDE 9 HES PROJESİ

    “Dünya Kültür Mirası Listesine girmeye layık olan ve aynı zamanda 1. Derece Doğal Sit Alanı kriterlerini fazlasıyla barından Munzur Milli Parkı’na yönelik Baraj ısrarı hukuksuzluğundan bir an evvel vazgeçilmelidir” çağrısı yapılan açıklamada devamla şunlar belirtildi:

    “2003’ten bu yana enerji üreten Mercan Reg. ve HES’in devlet eliyle tamamen kaçak inşa edildiği 2010 yılında tespit edilmesine rağmen anılan HES hali hazırda enerji üretmektedir.
    Ayrıca, ÇED OLUMLU ve/ya ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR KARARI alınmadan inşasına başlanan, 2009 yılında su tutum işlemine gerçekleştirilen,Onaylı İmar Planları bulunmayan Uzunçayır Barajı ve HES kaçak durumdadır. Diğer ilçelerimizde de 15 in üzerinde baraj, HES ve regülatör projesi ile ilimiz, barajlar ile sular altında bırakılarak insansızlaştırılmaya çalışılmaktadır.
    Peri Vadisi’ndeki ekolojik kırım da devam etmektedir. Peri Vadisi’nde altısı baraj tipi toplam dokuz HES projelendirilmişti. Bu baraj ve HES’lerden dersim ili sınırları içerisinde yer alan Seyrantepe, Tatar , Pembelik Barajı ve HES’in inşası tamamlanmıştır. Bu barajlar, İmar Planları yapılıp onaylanmadan kaçak şekilde yapılmıştır.”

    MUNZUR MİLLİ PARKI’NDA MADENCİLİK PROJESİ

    Dersim’deki madencilik projelerine de değinilen açıklamada,  “Dersim’in ekolojik ve kültürel varlık alanları çevre mevzuatına aykırı olarak Maden Arama – İşletme Ruhsatları ile madencilik şirketlerine kiralanmıştır. Madencilik şirketleri , toplam rezerv sahaları çok daha yüksek miktarda olmasına rağmen ÇED sürecinden kaçınmak için faaliyet yürütecekleri alanı etap etap 25 hektarın altında olacak şekilde beyan etmekte ve bu şekilde madencilik faaliyetlerinin olası çevresel sonuçlarına dair veriler elde edilememektedir.Munzur Milli Parkı’nda dahi Madencilik Projeleri bulunmaktadır” diye belirtildi.

    KÜLTÜREL MİRASA ZARAR VEREN PROJELERE KARŞI DEMOKRATİK MÜCADELE ÇAĞRISI

    Açıklamanın sonunda şu çağrı yapıldı:
    “Munzur Özgür Aksın Meclisi olarak halkımızı ve tüm duyarlı kamuoyunu başta Dersim’in kültürel ve doğal mirasının en önemli öğelerinden olan Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan Baraj ve HES’ler için alınan Üstün Kamu Yararı kararı olmak üzere Dersim’in kültürel ve doğal mirasına zarar veren proje kararlarına karşı demokratik mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.”
    Açıklamanın ardından HDP Dersim Milletvekili Adayları Alican Önlü,  Meral Hanbayat Yeşil, CHP Milletvekili Adayı Mesut Coşkun, Baro Başkanı Barış Yıldırım, DEDEF Başkanı Ali Haydar Ben, HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş ve Ekolojist Meral Uç kısa bir konuşma yaparak Munzur’un özgür akması için mücadele edeceklerini söylediler.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    PİRHA –  HDP Milletvekili aday adayı olan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, “HDP, farklı etnik yapıların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin ve yeni bir yaşam umudu olanların partisi olduğu için HDP’den aday adayı oldum” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, HDP’den milletvekili aday adayı olmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Kete, “Bir Alevi piri olarak, Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak HDP’de Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’yi, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP, farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum” ifadelerini kullandı.

    Kete, Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

    -Neden HDP’den milletvekili aday adayı oldunuz?

    Başta Ortadoğu ve Mezopotamya olmak üzere ülkemizde de birçok coğrafyada savaş yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Zulüm, katmerleşerek devam etmektedir. Reya Haq Alevi inancının mensupları olarak şunu diyebiliyoruz: İnancımızın ahlaki ve politik bir inanç olmasından kaynaklı olarak bu saydığımız coğrafyalarda bütün mazlumların, farklı inançta olanların, farklı etnik yapıda olanların rızkını gayretle kazanmaya çalışanların yoğun bir şekilde baskı altında olduğu, zulüm gördüğü bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte de ülkemizde ani bir baskın seçim gündem oldu. Öncelikli olarak şu soruyu sormakta fayda var: Devletin baskıcı ideoloji aygıtları hükümetin elindeyken, her istediğini yaptırırken neden erken seçim?

    Şunu net olarak görüyoruz ki; çok derinlikli bir kriz yaşanıyor. Yönetememe krizi en üst düzeydedir. Bu krize karşı da bizlerin hem bir Alevi piri olarak Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak, HDP’den Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’nin, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum. Bizim inancımızın temel dinamikleri; ahlaki, politik ilkeleri, gelinen aşamada HDP’nin yaşam alanına uygun ve yakın olduğunu biliyoruz. İnancımızla, toplumsallığımızla HDP’nin içerisinde temsil edileceğimize inanıyoruz. HDP’de bir kadın özgürlükçü yapı olduğuna inanıyoruz. Reya Haq inancında ocak örgütlenmesi, toplum ve bileşenlerinin bir üst akla ihtiyaç duymadan kendi rızalıklarıyla yönettikleri bir süreç vardır, böyle özerk bir inançtır. Bunun HDP’de olduğuna inanıyoruz. 72 millete bir nazardan bakarak farklı halkların demokratik bir şekilde kendilerini yönettiklerini ve var ettikleri bir inanç olarak inanıyoruz. Bu inancın da HDP ve bileşenlerinin de 72 millete bir nazardan baktığına inanıyoruz. Ulus-devlet anlayışının dışında her etnik yapının kendisini özgürce ifade edeceğine inanıyoruz. İnancımızın önemli bir mihenk taşı olan cem erkanında her canın kendisini doğrudan diliyle, kültürüyle yaşattığı bir inançtan geldiğimiz için doğrudan bir demokrasi kültürünün olduğuna inandığımızdan dolayı HDP’de aday oldum. Sadece bir partinin, bir zümre ve inancın değil; çeşitlilik olan bir niteliği, bir başka inancı baskı aracı haline getirmeden bütün halkları, kültürlerin, kadınların kendini özgürce ifade edebileceği düşüncesinden dolayı HDP’den aday adayı oldum.

    Harde Dewreş dediğimiz coğrafyada; Ana Sakine’nin, Ana Fatma’nın, Ana Zarife’nin mekanında onların direncinden var olduk. Kültürel ve fiziki soykırım eşiğine uğramış bir halkın inancından bahsediyoruz. Dilimiz yok edilmek üzeredir. Ekolojimiz bir bütün olarak HES’lerle, çeşitli yöntemlerle yok ediliyor. Bu çerçevede hem kendi dilimizi hem de inancımızı HDP’nin içerisinde yaşayacağımıza inanıyoruz. Asimilasyondan uzak bir biçimde kendimizi ifade edebileceğimize inanıyoruz.
    Bugüne kadar mevcut siyasi partiler, Alevilerle ilişkilendiler ve Aleviliği tekçi zihniyet içerisinde asimile ederek ya Türk-İslam ya da Şii Aleviliğine götürüp bağladılar.

    “HDP ÜÇÜNCÜ BİR İTTİFAK”

    -Partiler arasında ‘Milli İttifak’ ve ‘Millet İttifakı’ oluşturuldu. Ancak HDP bu ittifakların dışında bırakıldı, buna yönelik ne düşünüyorsunuz?

    Alevi inancı iktidarlaşmadığı için ve devlete rağmen bugüne kadar geldi. İttifakla kimlerin bir araya geldiğinden ziyade hangi inancın hangi zihniyetin kime hizmet ettiği bizim için esastır. Gelinen aşamada mevcut ittifaklar arasında bahsettiğimiz MHP ve AKP bileşenleri olarak düşündüğümüzde yıllardır Türk-İslam sentezi inancı bu ülkeyi bir şekilde yönetiyordu. Bu 16 yılık süreçte yönetemediklerini ve yönetememe krizinin derinleştiğini seçime gitmek istemeleri ile görünür oldu. Bunlar hiçbir şekilde bizi temsil edemez. Bunu açık ve net olarak biliyoruz. Yine CHP’nin de içinde bulunduğu diğer ittifaklara da baktığımızda çok üst düzeyde ahlaki ve politik ittifaklar olmaktan ziyade süreci kurtarmaya yönelik ve kişilere yönelik karşıtlıktan oluşan bir ittifaktır. Biz de kişilere yönelik karşıtlıktan ziyade ikrarlık ve rızalığı inşa eden bir kültürden geliyoruz. Bu yönü ile HDP’nin üçüncü bir ittifak olduğunu Emek, barış, demokrasi blokunu temsil ettiğini düşünüyorum. Genele hitap eden kişilerden ziyade sistemsel düşünen ve bütüne hitap ettiği için üçüncü bir ittifak olduğunu düşünüyoruz. Bütün Alevilerin bu yönü ile bu ittifaka destek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Gelinen aşamada kilit konumunda bir ittifaktır. Çünkü HDP’nin bileşenleri vardır. HDP tek başına değildir. Türkiyeleşme projesi vardır. Emek, barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren bu mücadelenin hem sanığı hem tanığı hem mahkumu olan Türkiye’nin geneline yönelik yaşanabilir bir ülke olması için mücadele veren bir ittifaktır.

    Zaten bu ittifak olmadan da mevcut kriz aşılmaz. Durum onu gösteriyor. Bu yönüyle de çok üst düzeyde karşıtlık oluşturmaktan ziyade HDP kilit konumundadır, tarihin değişik dönemlerinde emekçiler, Kürtler, Aleviler ülke sorunlarında ciddi görevler almışlardır. Tarihi sorumluluk vardır. Ahlaki politik sorumlulukları vardır. Bu ittifak olmadan bu ittifakın söyledikleri, hakikati ülkeyi kapsadığından dolayı bu görülmeden ülkenin krizi aşılmaz. Kişiler değişebilir ama sorun sadece kişi karşıtlığına indirgeniyorsa mevcut ittifaklar da sorunu çözemez. Böyle düşünüyoruz.

    “BÜTÜN YURTTAŞLARLA HAKİKATI İNŞA EDECEĞİZ”  

    -Eğer milletvekili seçilirseniz nasıl çalışmalarınız olacak? İddianız nedir?

    Bir Reya Haq Alevi inanç mensubu, piri olarak yola ikrar vermiş bir can olarak eğer halkımızın da iradesiyle vekil olursam tabi ki sadece Alevilere yönelik bir projemiz olmayacak. Bugüne kadar çeşitli partilerde biyolojik olarak Alevi olanlar oldu. Ama biz diyoruz ki; sorun Alevilerle değil Alevilikle. Bu çerçevede Aleviliği, mezhep karşıtlığı, din karşıtlığı, kaba materyalist bir anlayış, indirgemeci pozitif bir anlayıştan kurtarmak lazım. Eğer seçilirsek milletvekili olarak söylemlerimiz şu olacak: Hakikat tek yüzlüdür, ortak paydadır. Biz öyle bir hakikat pratiği sergilemeliyiz ki, ülkemizin bir tarafında iktidara bulaşmamış mümin yurttaşlarımızla da bir araya gelebilelim. Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir diyen bir İslami düsturu bize de uyar, bu da hakikattir. Sadece Aleviler değil, bütün inançlarda olan canların ortak hakikati vardır, tek yüzlüdür hakikat. Bu yönüyle kapitalist-modernist anlayış hakikati iki yüzlü yapmıştır. Söylemlerimiz genele yönelik olacak.

    Bir Kürt olmamdan kaynaklı olarak ve bu sorunun içine doğmuş birisi olarak Kürt sorununu iyi biliyoruz. Bir emekçi olarak yıllarca emek, sendika örgütlenmesi içinde mücadele eden ihraç edilen eğitim emekçisi olarak eğitim sorununu iyi biliyoruz, içindeyiz. Hem de bir Reya Haq mensubu olarak ülkenin en önemli sorunu olana Alevi sorununu da içinde olduğumuzdan iyi biliyoruz. Bu yönüyle etnik, emek ve inanç alanında yoğun çalışmalarımız olacak. Karşıtlıktan ziyade bütün mağdurların bir araya gelmesine yönelik çalışmalarımız olacak. İnancımızın tanınmasına yönelik çalışmalarımız olacak. Herkesin düşünce ve kanaat hürriyeti çerçevesinde kendisini ifade edebileceği yine Alevilerin tarihten beri el konulan dergah, ziyaret ve kutsal mekanlarının geri verilmesi konusunda ciddi mücadelelerimiz olacak.

    Bir öğretmen olmaktan kaynaklı tek tipçi, ulusalcı bir eğitim anlayışının dışında bütün farklılıkların ifade edilebileceği demokratik bir eğitim anlayışı ile ilgili çalışmalarımız olacak.

    Daha da önemlisi; ayrıştırarak, bölerek yönetilen bir tarzdan ziyade bütün mağdurların birleşerek, bir araya gelerek ortak bir hat oluşturmaya yönelik çalışmalarımız olacak.

    Kendi yol erkanlarımızın olmazsa olmazı olan cemlerimizin, cıvatlarımızın kendi anadilimizle olması gerektiğine inanıyoruz. Herkesin kendi anadiliyle ibadetini yapması gerektiğine inanıyoruz. Demokratik, laik, bilimsel, anadilde eğitim ile ilgili mücadelemiz olacak. Özgürlükçü bir laiklik anlayışıyla ilgili çalışmalarımız olacak.

    Türkiye genelinde yoğun bir şekilde parçalanan coğrafyalar, ihaleler, HES’ler, ekolojik alanların tahrip edilmesi anlamında çalışmalarımız olacak.

    Kadın özgürlüğü ve temsiliyeti ile ilgili çalışmalarımız olacak. Alevi inancının hakikatçi hattını görünür kılmak zorundayız. Ülkemizde Tahtacı, Çepni, Reya Haq mensubu, Kızılbaş, Bektaşi Alevilerine ve İslamiyet’in demokratik ve toplumcu yönü olan bütün yurttaşlarla hakikati inşa etmeyle ilgili çalışmalarımız olacaktır.

    “SEÇMENLER İRADELERİNİ ÇOK İYİ KULLANMALIDIR”

    Seçmenlere mesajınız nedir?

    Seçmenlere buradan mesajım bir oy denilmesin çünkü bir oyla çok yaşam değişebilir. Ve seçmenlerin öncelikle kendi iradelerini çok iyi kullanması gerekiyor. Bugün tekelleşen bir medya ile karşı karşıyayız. Seçimlerin propagandası eşit bir zeminde yapılmıyor. HDP’nin eş başkanı bir şekilde zindandadır. Merkez medya propagandası dışında derinlikli düşünmelidirler, kendi oylarına sahip çıkmaları gerekiyor ve mutlaka ama mutlaka oylarını kullanmaları lazım. Oylarını kullanırken kime oy vermemeleri gerektiğini, bundan önce yaşanan süreçleri, kendilerine yaşatılanları çok iyi anlamaları lazım. Çünkü iddialar bitmiş, coşku bitmiş ve ülkede yeni bir yaşamın inşa sürecidir. Emek, barış, demokrasi ve hakikat blokuna verilen her bir oy bu ülkenin kendisini yeniden inşa edip zulümden kurtulmak için verilen bir oydur. Bu nedenle oylarına sahip çıkarak mutlaka sandığa gidip oy kullansınlar.

    H. Yaşar SEZGİN-İsmet SEFER

     

  • ‘7’sinden 77’sine burada doğduk burada ölmek istiyoruz’- VİDEO

    ‘7’sinden 77’sine burada doğduk burada ölmek istiyoruz’- VİDEO

    PİRHA- Yıllarca İstanbul’da darphanede çalıştıktan sonra Balıkesir Zeytinli’ye bağlı Mehmetalan köyüne dönen Metin Aktaş yıllarca Kaz dağlarında yapılan maden aramalarına ve HES’lere karşı mücadele yürütüyor. Mehmetalan Muhtarı Metin Aktaş, “Türkiye Afrika’ya dönmesin çünkü bizim Kaz dağlarımız altından daha değerlidir” diyor.

    Türkiye’nin birçok bölgesinde yapılan maden aramaları ve HES çalışmaları doğa, insan, kültür ve inanç katliamlarına yol açıyor. Yapılan maden aramaları ve HES’lerle insanlar yerinden ediliyor. Mezarları, ziyaretleri ve tarihleri sular altında bırakılırken, birçok bitki ve canlının da yok olmasına yol açıyor. Balıkesir Zeytinli’ye bağlı Mehmetalan köyünde yapılmak istenen baraj ve maden arama kazıları ile birçok zeytin ağacı yok edilirken köylü göçe zorlanıyor, akarsularına ve derelerine de el konuluyor.

    Balıkesir Zeytinli’ye bağlı 146 haneli ve 550 nüfuslu Mehmetalan Köyü’ne yapılmak isten baraj ve maden aramalarına karşı ise köy halkı direnmeye devam ediyor. Memedalan Köyü Muhtarı Metin Aktaş köylerine yapılacak barajlara, çevre sorunlarına ve Tahtacı Türkmen Alevi inancına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TÜRKİYE AFRİKA OLMASIN”

    Yıllarca İstanbul’da darphanede altın dökümcüsü olarak çalıştıktan sonra köyünde muhtar olan Aktaş şunları ifade etti:

    “2006 yılında Körfez’e ve köyüme geri döndüğümde bu yörede Küçükkuyu’nun üzerinde altın madeni araması faaliyeti olduğunu duydum. Marmara Çevre Örgütü Edremit Şubesi’ne üye olduktan sonra çevre mücadelesine başladım. Ben yıllarca darphanede altın işiyle uğraştığım için altının üretildiği yerleri de bildiğimden Türkiye Afrika olmasın diye bu işin içine girdim. Biz ‘Kaz Dağlarımız altından daha değerlidir’ sloganıyla bu yollara çıktık ve mücadelemizi hala devam ettirmekteyiz.”

    MADEN ARAMALARI BÖLGEDE TEHDİT OLUŞTURUYOR

    Kaz Dağlarındaki maden çalışmalarına değinen Aktaş maden arama çalışmalarının çevreye ve insanlara verdiği zararı şöyle aktarıyor:

    “Edremit Havran ilçesine bağlı Tepeoba Köyü’nde yapılan maden çalışması Kazdağları’na vurulmuş hançerdir. Marupten ve bakır işletmeciliği adı altında orada hala faaliyetini sürdüren bir maden var. Bazen çıkan küçük yangınları söndürmek için madenler için açılan havuzdan su alınıyor. Bu duruma vicdanımızın sızladığını söylemek durumundayım. Çünkü o havuzda siyanür olmasa da kimyasal maddelerle arındırma yapıldığından o zehirli sularla yangın söndürüldü. Onun için bir dönem Edremit’te anons yapıldı. Havran tarafından gelen kuzugöbeği mantarlarını almayın diye. Çünkü oradaki yangınlar o havuzdan alınan zehirli suyla söndürüldü. Yani biz bunların bilinci içerisindeyiz.”

    EDREMİT KÖRFEZİ’NDE 11 BARAJ PROJESİ

    Köylerinin yanındaki Zeytinli çayına baraj yapılmak istendiğini dile getiren Aktaş bu barajların madenlerin su ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Zeytinli Çayı’nda baraj yapılmak isteniyor. Bu baraj Mehmetalan Köyü’nün gelirinin yüzde 60’ını oluşturan Kirişlik Vadisi dediğimiz bir vadiye yapılmak istenmektedir. Buna rağmen köylünün de şuana kadar zeytin giderinin yüzde 60’ı o vadiden sağlanmaktadır. O baraj yapıldığında benim köyümün gelirinin yüzde 60’ı gidecektir. Bunun dışında bu madenler için barajların yapıldığını biz biliyoruz. Halklarımızı ve köylülerimizi de bu konularda bilinçlendirme aşamasındayız. Çünkü bir ton toprağın madende işlenebilmesi için 3 ton suya ihtiyacı vardır. Onun için bu Edremit körfezindeki bütün akarsuları üzerinden bu hükümetimizin 11 tane baraj projesi vardır. Bunlardan birisi de Mehmetalan Köyü’nün yanındadır. Biz bu madene karşı su elde etmek için yapılan projeler olduğunu biliyoruz.”

    “SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ”

    Maden ve HES çalışmalarının devam ettiğini belirten Aktaş, “Söz konusu. Projeler durdurulmuş ya da iptal edilmiş değil. Şuanda 11 tane körfezde baraj projesi var. Hiçbiri de durdurulmamış. Ama ödenek olmadığından şu anda durağan haldeler. Yani Kazdağları’nın kuzey taraflarında 6 tane maden arama çalışması var” diyen Aktaş şöyle devam etti:

    “Kazdağları’nın her tarafı bizim için birdir. Oradaki maden aramaları da mahkeme kararıyla durduruldu. Ama atalarımız ‘Su uyur düşman uyumaz’ demiş. Biz köy halkı olarak bu baraj yapılacaksa zeytinliklerden yukarıya yapılsın diyoruz. Biz baraj yapımına kökten karşı değiliz. Ancak maden için ve içme suyu için baraj yapılacak yerde zeytinliklerin de sulamaya ihtiyacı var.”

    “BURADA DOĞDUK, BURADA ÖLMEK İSTİYORUZ”

    Yapılacak barajlarla zeytinliklerin yanı sıra köyünde bir kısmının göçe zorlanacağını vurgulayan Aktaş, “Biz burada doğduk, burada büyüdük, burada ölmek istiyoruz. Çünkü Tahtacı Türkmeniyiz. Türkmen inancı Şamanizm’e dayanan bir inançtır. Yani yıllar önce Yavuz Sultan Selim’in Alevileri katledişinde biz kendimizi saklamamışız. Bizim yan köylerimiz var, onlar da Alevi soyundan gelme. Ama Yavuz Sultan döneminde kendilerini asimile etmişler, soyutlamışlar. Ama biz soyutlamamışız” diye konuştu.

    “İBADETİMİZİ KORKUYLA HEP SAKLADIK YILLARCA”

    Türkiye’deki Alevi inancına yönelik yapılan saldırı ve ayrımcılığa da değinen Mehmetalan Köyü Muhtarı Metin Aktaş şunları ifade etti:

    “1400’lü yıllardan beri Toroslara gelmiş Tahtacılarız. Fatih Sultan Mehmet Haliç’e gemileri aşırmak için biz Tahtacılardan destek alıp bu Kazdağları’ndaki köknar ağaçlarından kereste yapıp Haliç’e gemileri aşırmış. O zamanlardan beri biz iç içe yaşamışız. Ama ortaokul dönemimde bize yan köylerden ‘Türkmen Türkmen ben senden ürkmem’ diye ifadelerde bulunurlardı. Bize karşı bilinçaltında beslenmiş bazı şeyler olduğuna inanıyoruz. Bizde bir söz vardır bunu dünya bilir ‘Eline, beline, diline sahip olacaksın.’ Zaten bunların uygulandığı anda her yerde barış olur. Sen bu üç şeyi hayata geçirdiğin an dostluk orada var, kardeşlik orada var, barış orada var. İbadetimizin içerisinde her şey orada gizli. Küskünler bizim ibadetimizde barıştırılır. Kavgalılar bizim ibadetlerimizde barıştırılır. Hakimlik de ibadetimizin içinde, yargı da ibadetimizin içinde. Biz bunları dışa vurmayıp gizlediğimiz için mum söndü gibi söylentiler ortaya çıkıyordu. Bunlar aslı astarı olmayan şeyler. İbadet yaparken yıllar önce elektrik yoktu. Benim köyüme 69 yılında geldi elektrik. Ondan önce gaz lambaları ve fenerlerle yapılıyordu. İbadet yapılırken jandarmaya falan şikayet olduğunda bekçi konurdu, lambaları söndürürmüş. Mum söndü hikayesi bundan belki uydurulmuş olabilir. Korkudan, baskıdan, zulümden dolayı kendini saklamak için yapılmış bir şey.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersimliler açısından değişen bir şey yok; o zulüm, o acı sürüyor’-VİDEO

    ‘Dersimliler açısından değişen bir şey yok; o zulüm, o acı sürüyor’-VİDEO

    PİRHA – 81. yılında Dersim Tertelesi’ne ilişkin duygu ve düşüncelerini  aktaran Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Dersimliler açısından ciddi anlamda bakıldığında değişen hiçbir şey yoktur. O zulüm, o acı yine devam ediyor. Bize karşı geçmişten beri bir kin, öfke ve yok etme politikası var” diyor.

    4 Mayıs 1937 yılında Dersim’de tenkil harekatına dair bakanlar kurulu kararı alınmıştı. Bu karar ile Dersim’e bir harekat başlatıldı ve binlerce kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk dağlarda, derelerde, mağaralarda, köy meydanlarında öldürüldü. O günden sonra 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti. Sağ kalanların bir kısmı ise göç ettirildi. O günden sonra Dersimliler Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bazıları ise yıllar sonra topraklarına geri döndü.

    Dersimlilerin içinde tertelenin etkileri hala bir yara gibi. Hangi Dersimli ile konuşursanız konuşun hala bir şeyin değişmediğini vurgular. Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen de onlardan biri. Esen, bir Dersimli olarak terteleden bahsedildiğinde elinde olmadan duygulanıyor.

    “O ZULÜM, O ACI YİNE DEVAM EDİYOR”

    “Tertele’nin yıl dönümü yaklaşıyor. O günden bugüne neler değişti? Siz bir Dersimli olarak ne düşünüyorsunuz?” diye soruyoruz Esen’e ve bize şöyle yanıt veriyor:

    “Dersimliler açısından ciddi anlamda bakıldığında değişen hiçbir şey yoktur yani. O zulüm, o acı yine devam ediyor. Bize karşı geçmişten beri bir kin, bir öfke, bir yok etme politikası var. Ta Osmanlı döneminden beri. Osmanlı Dersim’e hükmettiği zaman hep yenildiği için Dersim’in barajlarla yok edilmesi politikası o günlere denk geliyor. Biz 37’de, 38’de çok büyük acılar, katliamlar yaşadık. Ne söyleyecek söz var ne yazacak kalem var o acıları. Sürgün edildik. O sürgünden dönen büyüklerimize sorduğumuz zaman hep susuyorlardı. Çünkü çektikleri acıları bizimle paylaşmadılar ki biz bu ülkede barış içinde yaşayalım.”

    “TOPRAĞIMIZIN HEM ÜSTÜ HEM DE ALTI KİRLETİLDİ”

    Terteleden yıllar sonra köylerine geri dönenlerin yaşamı inşa ettiklerini söyleyen Esen, 1993 ve 94 yıllarında köy yakma ve boşaltmaları nedeniyle yine benzer acılar yaşadıklarını da şöyle anlatıyor:

    “Tüm acılara rağmen biz tekrar köylerimize geri dönüp yaşamları inşa ettik. Ama onlar bu yaptıklarıyla yetinmemiş olmalılar ki 93, 94’te öyle bir kin ve nefretle geldiler ki tekrar köylerimiz yakılıp yıkıldı. Hem toprağımızın üstü hem de ne yazık ki toprağımızın altı kirletildi mayınlarla.”

    “NEDEN BU KİN?”

    Dersim’de yapılan ve yeni yapılmak istenen barajlar ve HES projelerini üçüncü bir göç olarak adlandırdığını ifade eden Esen, Dersim coğrafyasının tekrar yangın yerine çevrildiğini de eklemeden edemiyor. Esen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Yani orman yangınlarından tutun acele kamulaştırmalar, baraj projeleri, altın işletmeciliği, kutsal Munzur’un yok edilmesi için her şeyi yapıyorlar. Düşünün diyelim Müslümanlar için kutsal kabe ise herkes saygı gösteriyor, Hristiyanlar için ne ise herkes saygı gösteriyor da biz Alevilerin inancı olan kutsallarımıza neden saygı gösterilmiyor? Ben bu ülkede yaşıyorum vergimi veriyorum, benim paramla Diyanete bir sürü harcamalar yapılıyor. Bizi rahat bırakın. Biz sizden bir şey istemiyoruz ki. Biz istiyoruz ki kutsallarımıza rahat gidelim. Yayla yasakları var. O yasakların içinde bizim kutsallarımız yer alıyor. Kutsallarımıza gidemiyoruz, neden gidemiyoruz? Ben darda kaldığımda, zorda kaldığımda gidip kutsallarımı ziyaret ettiğimde, orada içimi döktüğüm zaman rahatlıyorum. Manevi olarak bir güç alıp geliyorsun ve orayı koruyorsun devamlı. Neden bu kin, öfke neden?”

    “ATALARIMIZIN GÖZYAŞLARINI DÖKTÜĞÜ TOPRAKLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Birlikte mücadelenin önemine vurgu yapan Esen, en zor şartlarda bile umutlarını yeşerttiklerini belirtiyor ve şöyle devam ediyor konuşmasına:

    “Ne olursa olsun biz birlikte mücadele edersek var olabiliriz. Yoksa sonucumuz çok kötü. Ama umudumuz hep vardır. Çünkü zor şartlarda biz yine tohum olup yeşermesini bilmişizdir. Dağıyla, böceğiyle, kurduyla, kuşuyla yani seni tamamen silmek istiyor. O coğrafyadan seni sürüp başka kişileri yerleştirip orayı asimile etmek istiyor ama buna da gücü yetmeyecektir. Biz Dersimliler var olduğumuz sürece atalarımızın ayak izleri olan gözyaşlarını döktüğü o topraklara sahip çıkacağız. Toprak bizim için kutsaldır, çok değerlidir ve baba toprağı hiçbir zaman satılamaz. Toprağımızı seviyoruz, dağlarımızı seviyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    PİRHA-Munzur Çevre Derneği’nin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla düzenlediği dayanışma etkinliğinde konuşan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılında “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenledi.

    Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte salona asılan “Nükleer değil yaşam, yaşam için isyan”, “Munzur özgür aksın, Sinoplu nükleersiz yaşasın”, “Dersim’de HES’lere, Sinop’ta nükleere geçit vermeyeceğiz”, “Ölüm değil yaşamak istiyoruz, nükleer enerjiye hayır…!” yazılı pankartlar dikkat çekti.

    Etkinliğe çeşitli yöre ve çevre dernekleri, doğaseverler, İstanbul çevre konseyi, siyasi oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları destek verdi.

    Çevre ve yaşam mücadelesinde ölümsüzleşenler için saygı duruşuyla başlayan etkinlikte Munzur Çevre Derneği’nin Çernobil faciasıyla ilgili hazırladığı sinevizyon gösterildi.

    “RADYASYONLU BULUTLARIN TEĞET GEÇTİĞİNİ SÖYLEYEREK DALGA GEÇTİLER”

    Sinevizyonun ardından konuşan Munzur Çevre Derneği başkanı Hatun Esen, aradan 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil faciasının etkilerinin hala devam ettiğine dikkat çekti. Diğer ülkelerin radyasyona karşı önlem aldığını kaydeden Esen, Türkiye’yi yönetenlerinse radyasyonlu bulutların teğet geçtiğini söyleyerek insanlarla insanlarla dalga geçtiklerini belirtti. Çernobil faciasından Karadeniz’in kıyı kentlerinin çok etkilendiğini ifade eden Esen, neredeyse her evden bir kişinin hayatını kaybettiğini de ekledi.

    “NÜKLEER YAPMAYIN MUM IŞIĞINDA KALMAYA RAZIYIZ”

    Çernobilden sonra gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde nükleer santralleri durdururken Türkiye’ye yöneldiklerini hatırlatan Esen, ülkemizde enerjiye ihtityaç olduğu için yapılmak istenen üç nükleer santrale dikkat çekti. Esen “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    “ATIKLAR İÇİN TOROSLARI DÜŞÜŞNÜYORLAR”

    Türkiye’de insan ölümlerinin kolaylığına işaret eden Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemizde insan ölümleri o kadar kolay ki taş ocaklarında ölüyoruz, çöp konteynırı patlamalarında ölüyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi Mersin’de, Sinop’ta nükleer santral yapıyorlar. Mersin’de kurulacak nükleer santral 60 yıl sonra işlevini yitirdiği zaman atıklarını nereye atacaksınız? Onun için de Torosları düşünüyorlar.”

    “BÜTÜN DERELERİMZE KELEPÇELER VURULUYOR”

    Türkiye’de doğal yaşam alanlarına saldırıların arttığını kaydeden Esen, “Kıyılarımız birilerine peşkeş çekiliyor, ormanlarımız yok oluyor. Akan bütün derelerimize kelepçeler vuruluyor. Vadilerimiz HES’lerle yok ediliyor. Sur, Hasankeyf, Dersim Sinop, Mersin her yer yok oluyor. Biz biliyoruz ki yolumuz uzun, mücadelemiz zor. Ama biz sesimizi yükselteceğiz, buna geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞE DEVAM VURGUSU

    Çevre mücadelesinde hayatlarını kaybeden Büyüknohutçu çiftini de unutmayarak onlara selam yollayan Esen, direnişe devam vurgusu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Bizler coplansak da gözaltına alınıp içeri atılsak da doğamıza, taşımıza, mahallemize, sokağımıza yönümüzü çevirerek yaşam alanlarımızı koruyacağız. Lokal direnişleri genel direnişlere çevirirsek kazanırız.”

    SİNOP’TA YAPILACAK MİTİNGE ÇAĞRI

    22 Nisan’da Sinop’ta nükleere karşı yapılacak mitinge katılımın önemli olduğunu söyleyen Esen, egemenlerin yarın öbür gün nükleer santralden sonra nükleer silah üretmek istediklerini söyleyebileceklerine de dikkat çekti.

    Esen’in ardından sahneye çıkan Musa Baki Zazaca ve Türkçe söylediği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

    “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEZ”

    Baki’nin arkasından kısa bir konuşma yapan İstanbul Çevre Konseyi Başkanı Şeyma Dumrul, İğneada, Akkuyu ve İnceburun’da kurulmak istenen nükleer santrallere değindi. Bakanların nükleer santraller için mantıklı bir açıklama yapamadıklarını belirten Dumrul, amaç enerjide Türkiye’yi dış ülkelerden bağımsız hale getirmekse nükleer santrallerin değil güneş santrallerinin konuşulması gerektiğini kaydetti. “Yeşil Türkiye Projesi” adı altında Cumhurbaşkanının 23 milyon haneye mektup gönderdiği ve bunun maliyetinin de yurttaşların ceplerinden çıktığını belirten Dumrul, “Mektupta halka demişler ki ‘Çevreye daha duyarlı olun.’ Onlara şunu söylemek lazım ‘Gölge etme başka ihsan istemez.’ Siz olmazsanız bu halk yeterince çevreci, yeterince çevreye duyarlı.” ifadelerini kullandı.

    “BİZ BURADAYIZ ÇÜNKÜ TÜRKİYE BİZİM”

    Canlı ağaçların kiralanması kararının meclisten geçtiğini kaydeden Dumrul, havanın, suyun her geçen gün daha fazla kirlendiğini, ormanlık alanların her geçen gün sermayeye peşkeş çekildiğini hatırlattı. Dumrul hükümete şöyle seslendi: “Şuan buradaysak demek ki umut var. Her şeyden önce bu ülkenin kadınları var. Yaptığınız çevre kıyımlarına sessiz kalmayacağız. Biz buradayız çünkü Türkiye bizim.”

    “NÜKLEER SANTRAL BİR SİYASİ MESELEDİR ENERJİ MESELESİ DEĞİL”

    Dumrul’un arkasından söz alan Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, hazırladığı sunum ve görsellere nükleer santrallerin ne kadar zararlı olduğunu anlattı. Küçük, Türkiye’de zaten nükleerin var olduğunu vurguladı. Ortada OHAL, faşizm, baskı ve katliamların olduğunu söyleyen Küçük, OHAL’in demokratik haklar kullanılmasın ve insanlar fikirlerini söylemesin diye var olduğunu kaydetti. Sinop’ta bir salonda ÇED toplantısı düzenlenirken çevrecilerin alınmayarak taşımalı sistemle AKP’li köylülerin getirildiğini ve nükleerin etkilerinin anlatıldığını ifade etti. Bunu yaparken OHAL’den destek aldıklarını işaret eden Küçük, “Mersin’de yapılacak toplantıya katılım da böyle engellendi. Nükleer santral meselesi bir siyasi meseledir. Bir esir alma meselesidir. Enerji meselesi değil.

    Güneş enerjisi santralleri ile rüzgar tribünlerinin zararlarına da değinen Küçük, Hasankeyf’in üzerinin toprakla kapatıldığını ve bunu yapmak için de ekolojik bomba kullanıldığının söylendiğini kaydetti.

    Küçük’ün arkasından sahneye çıkan sanatçı Ayla Yılmaz türkülerini seslendirdi.

    “SİYASET SADECE ANKARA’DAN KARAR VERMEK DEĞİLDİR”

    Yılmaz’ın arkasından HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş söz alarak Mersin’de milletvekilliği yaptığı kısa dönemde nükleerle mücadeleye destek verdiğini belirtti. HDP’nin toplumun kendi siyasetini kurduğu bir siyaseti benimsediğini ifade eden Küçükkeleş, siyasetin sadece Ankara’dan karar vermek değil toplumun her alanında söz söylemek olduğunu vurguladı. İnsanların bu coğrafyada yaşayan canlılardan tek farkının konuşabiliyor olması olduğunu kaydeden Küçükkeleş, bu yaşamda eşit olmanın ve doğaya bakabilmenin başarılabildiği zaman daha yaşanılabilir bir dünyanın kurulabileceğine işaret etti.

    “İNSANLIK AYAKTA KALMAYA DEVVAM EDECEK”

    “Hiçbir yağmur, yağarken hangi insanın cebinde ne kadar parası olduğuna bakmadı. Hiçbir toprak, üzerinde gezen canlının ne kadar sarayı, ne kadar köşkü olduğuna bakmadı” diyen Küçükkeleş, insanlığın bir vicdanı olduğunu ve insanların ellerini vicdanlarına koyduğu takdirde vicdanlarının insanlığın doğru olduğunu söyleyeceğini ifade etti. Hayata ve vicdanlarına sahip çıktıklarını söyleyen Küçükkeleş, bu coğrafyada kurulan kalelerin bir gün yıkılacağını ancak insanlığın ayakta kalmaya devam edeceğini vurguladı.

    Küçükkeleş’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Mehmet Ekici seslendirdiği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.