Etiket: ihraç

  • Kılıçdaroğlu yönetiminden örgütlere müdahale: 26 ilde yönetimler görevden alındı!

    Kılıçdaroğlu yönetiminden örgütlere müdahale: 26 ilde yönetimler görevden alındı!

    PİRHA- CHP Merkez Yönetim Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Parti Sözcüsü Müslim Sarı, 26 ilde örgüt yönetimlerinin görevden alındığını, 7 il başkanı hakkında kesin ihraç istemiyle disiplin sürecinin başlatıldığını açıkladı. Boşalan bazı illere ise yeni görevlendirmeler yapıldı.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), 21 Mayıs’ta “mutlak butlan” kararı sonrasında genel başkanlık görevini üstlenen Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki Merkez Yönetim Kurulu (MYK), örgüt yapılanmasına ilişkin önemli kararlar aldı.

    Toplantının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Müslim Sarı, MYK’nin ağırlıklı gündemini il ve ilçe örgütlerinin mevcut sürece ilişkin tutumlarının oluşturduğunu belirtti. Sarı, partinin kurumsal yapısının korunmasının öncelikli hedef olduğunu vurgulayarak, bu doğrultuda disiplin ve örgütlenme alanında çeşitli kararların hayata geçirildiğini söyledi.

    26 İLDE YÖNETİMLER GÖREVDEN ALINDI

    MYK kararı doğrultusunda Ağrı, Aksaray, Amasya, Batman, Bilecik, Bolu, Çanakkale, Denizli, Dersim, Diyarbakır, Eskişehir, Hakkari, Iğdır, Kars, Kırıkkale, Manisa, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Samsun ve Sivas il örgütleri görevden alındı. Düzce, Niğde ve Osmaniye’de ise il yönetimleriyle birlikte merkez ilçe yönetimleri de görevden el çektirildi. Sinop’ta yalnızca il başkanının görevine son verildi.

    7 İL BAŞKANI DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ

    Parti yönetimi ayrıca, kurumsal ilkelere aykırı davrandıkları gerekçesiyle 7 il başkanı hakkında tedbirli kesin ihraç istemiyle disiplin süreci başlattı.

    Haklarında disiplin süreci başlatılan il başkanları şunlar oldu:

    Ali Osman Horzum (Denizli), Nail Kızıl (Muğla), Talat Yalaz (Eskişehir), Aykut Cem Yalçınkaya (Sinop), Özcan Dağıstanlı (Düzce), Onur Ulaş Demir (Kars) ve Berkay Gündoğan (Dersim).

    6 İLE YENİ İL BAŞKANI ATANDI

    MYK kararıyla Batman’a Yılmaz Özkanat, Çanakkale’ye Koray Ak Kılıç, Mardin’e Mahmut Duyan, Osmaniye’ye Rıza Tekerek, Niğde’ye Tevfik Caymaz ve Dersim’e Kemal Özcan il başkanı olarak görevlendirildi.

    ÇERÇEVE YASA DEĞERLENDİRMESİ

    Basın toplantısında gündemdeki siyasi gelişmelere de değinen Parti Sözcüsü Müslim Sarı, Kürt sorununun çözümüne yönelik süreç kapsamında tartışılan yasal düzenlemeler hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

    Sarı, gündemde tek bir çerçeve yasa niteliğinde düzenleme bulunduğunu belirterek, bu konuda yetkili kurumların gerekli doğrulamaları yapmasının ardından sonraki adımların atılmasının daha doğru olacağını söyledi. Son dönemde konuya ilişkin farklı yorumların kamuoyunda kafa karışıklığı yarattığını ifade eden Sarı, sürecin belirli bir planlama doğrultusunda ilerlemesi gerektiğini dile getirdi.

    HABER MERKEZİ

  • KESK’liler Ankara’dan seslendi: KHK’ler iptal edilsin!-VİDEO

    KESK’liler Ankara’dan seslendi: KHK’ler iptal edilsin!-VİDEO

    PİRHA-KHK ile kamu görevlerinden ihraç edilenlerin görevlerine dönmesi talebiyle Ankara’ya yürüyen KESK üyelerinin Meclis’e yürümesine izin verilmezken, KESK’liler Madenci Parkı’nda oturma eylemi başlattı.

    Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilenlerin işlerine iadesi için Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından 14 Ekim’de Diyarbakır’dan Ankara’ya başlatılan yürüyüş dün tamamlandı. Ankara’ya ulaşan KESK’liler, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Merkezi’nin önünde toplanarak Meclis’e yürümek istedi. KESK’liler, polis tarafından abluka altına alındı.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Ablukaya ve gazetecilerin görüntü almasına tepki gösteren ve kendisi de ablukada kalan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “15 Temmuz 2016 yılında OHAL’de KHK’yle ihraç edilen kamu emekçileri, aradan 9 yıl geçmesine rağmen hala görevlerine iadesi edilmediler. Neden iade edilmediklerini ise arkadaşlarımız hala bilmiyor. Son arkadaşımız görevine dönünceye kadar bu mücadeleye devam edeceğiz” dedi. Yapılan görüşmelerin ardından abluka kaldırıldı.

    “NİYE İHRAÇ EDİLDİLER?”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, darbe girişimi sonrası bu ülkede 125 bin kamu emekçisi ihraç edildiğini hatırlatarak, şunları dile getirdi:

    “Hiçbir darbe döneminde, darbelerini başarılı olduğu dönemlerde dahi bu kadar kamu emekçisi ihraç edilmemişti. Darbe süreçlerinde kimse bu kadar etkilenmemişti. Hiçbir darbe süreci 10 sene boyunca kurumların kapatılmasıyla devam etmemişti. 125 bin kamu emekçisi ihraç edildi. Niye ihraç edildiler? İhraç sebepleri, bu ülkede emekçinin hakkını almak için yapmış olduğumuz eylemlere katılmaktı. Bu ülkede barışın tesis edilmesini talep etmekti. 8 Mart’larda kadına yönelik şiddetin son bulmasını talep etmekti. Nitelikli anadilde eğitim talebiydi.

    Barışın inşa edilmesi, o ülkede yaşayan halkların, emekçilerin ortak yaşamı ve gönüllü birlikteliğiyle kurgulanabilir. Bunun için demokratik uygulamaların tekrar tesis edilmesini gerekir. KHK ihraçları dönemi sonrasında bu ülkede seçilmiş belediyelere kayyumlar atandı. KHK ihraçlarıyla başlayan hukuksuzluk kayyumla da durmadı. Dergiler, gazeteler televizyonlar kapatıldı. Haber alma hakkımız ortadan kaldırıldı. Torba yasalarla emeklilik haklarımız elimizden alındı. Bugün emekli olamayışımız tesadüf değil. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılarak kadına yönelik şiddet meşrutiyet kazandı.”

    Açıklamanın ardından oturma eylemine geçen kitle, eylemlerini saat 17.00’a kadar sürdürecek.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Dersim Şubeler Platformu:İhraçlar derhal görevlerine iade edilmelidir-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu:İhraçlar derhal görevlerine iade edilmelidir-VİDEO

    PİRHA-KESK Dersim Şubeler Platformu, ihraç edilen üyelerinin işlerine geri dönmesi talebiyle basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir taraftan Kürt sorununun barışçıl yollarla çözüleceğini söyleyip bir taraftan barış ve demokrasi mücadelesi verdiği için ihraç ettiğiniz KESK’lilerin görevlerine iadesini engelleyemezsiniz. Dolayısıyla iktidarı tutarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, ihraç edilen üyelerinin işlerine geri dönmesi talebiyle Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, ‘İşimizi geri alacağız, hukuksuzluğa karşı alanlardayız’ pankartı açıldı. Açıklamayı platform adına Eğitim Sen Dersim Şube Yöneticisi Nebi Toylak okudu.

    “İHRAÇLAR KONUSU, MİLYONLARIN SORUNUDUR”

    AKP iktidarının yeni bir rejimin inşası için 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirdiğini belirten Nebi Toylak, “Açlığa ve sefalete mahkûm edilen bu kamu emekçilerinin ise pasaport ve seyahat özgürlükleri ellerinden alınmış, özel sektörde dahi çalışmaları engellenmiş, sosyal ölüme terk edilmek istenmiştir. Nitekim ihraç edilen yüzlerce ihraç kamu görevlisi maruz bırakıldıkları yoğun stres ve sosyal güvenlik haklarının ellerinden alınması nedeniyle ağır hastalıklara yakalanmış, kimileri bu hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. İntiharlar yaşanmış, aile bütünlükleri bozulmuş, işçi cinayetlerinde onlarcası yaşamını yitirmiştir. Barışa dair en çok sözün kurulduğu bugünlerde dahi Barış Akademisyenlerinin büyük çoğunluğunun hala görevlerine iade edilmemiş olması iktidarın sürece dair samimiyetsizliğinin bir başka göstergesidir. 9 yılı aşkındır arkadaşlarımızın görevlerine iadesi için kesintisiz bir mücadele yürütüyoruz. İhraçlar konusu aileleriyle birlikte milyonların sorunudur” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZ GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİDİR”

    İhraçlar konusunun rejimin karakterinin değişip değişmeyeceğinin göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Toylak, “Bir taraftan siyasallaşan yargı eliyle ihraçların işe iadesini engellerken diğer taraftan demokrasi vaat ederek toplumu kandıramazsınız. Bir taraftan Kürt sorununun barışçıl yollarla çözüleceğini söyleyip bir taraftan barış ve demokrasi mücadelesi verdiği için ihraç ettiğiniz KESK’lilerin görevlerine iadesini engelleyemezsiniz. Dolayısıyla iktidarı tutarlı ve samimi olmaya davet ediyoruz. Toplumsal barışı sağlamanın ve demokratik standartları yükseltmenin asgari gereklerinden biri olarak görevlerine iade edilmeyen, hukuksuzca ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin geriye dönük haklarıyla birlikte görevlerine derhal iade edilmesidir. Bir gün dahi gecikmeksizin gereği yapılarak arkadaşlarımız görevlerine iade edilmelidir. KESK olarak tüm arkadaşlarımız görevlerine dönünceye kadar mücadele etmeye ve savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, karanlığa karşı aydınlığı savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklama ‘KESK’li ihraçlar onurumuzdur’ sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan KHK’lerin iptal edilmesi çağrısı-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan KHK’lerin iptal edilmesi çağrısı-VİDEO

    PİRHA- KHK’lerle yapılan ihraçlara tepki gösteren KESK Dersim Şubeler Platformu, “Tüm ihraçlar, hiçbir ayrıma uğramaksızın görevlerine iade edilmeli; uğradıkları maddi ve manevi kayıplar eksiksiz biçimde telafi edilmelidir. Bu büyük hukuksuzluğu planlayanlar, uygulayanlar ve sessiz kalarak sürdürenler adalet önünde hesap vermelidir” diye belirtti. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ve ihraçların hala yürürlükte olmasına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Seyit Rıza Meydanı’nda düzenlenen açıklamaya Emek Partisi (EMEP) Dêrsim İl Örgütü, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi( DEM Parti) Dersim İl Örgütü,  yerine kayyım atandıktan sonra grevden alınan Dersim Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak, İnsan Hakları Derneği ( İHD) Dersim Şube Yöneticileri ve çok sayıda kişi katıldı. Açıklamada “Adil ve onurlu bir gelecek, KHK’ler ve ihraçlarla yaratılan kötülükle yüzleşerek gelecektir” pankartı açıldı. Açıklamayı Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın okudu.

    “İKTİDAR ELİYLE YÜRÜTÜLEN CEZALANDIRMA PROJESİDİR”

    Aşkın,  OHAL’in, yalnızca geçici bir önlem değil, hukukun askıya alındığı, keyfiliğin kural hâline getirildiği kalıcı bir rejimin başlangıcı olduğunu ifade etti.  Aradan geçen 9 yıla rağmen  kararnamelerin yol açtığı yıkımın hala sürdüğünü vurgulayan Aşkın, “Bu tabloyu derinleştiren bir diğer gerçeklik ise, iktidarın KHK’li ihraçları nasıl meşrulaştırmaya çalıştığıdır. KHK’li ihraçlar, iktidarın söyleminde bir ‘güvenlik tedbiri’ olarak sunulsa da, gerçekte iktidar eliyle yürütülen bir cezalandırma ve toplumsal dizayn projesidir. Bu uygulamalar, hukuka değil, siyasi sadakate dayanmaktadır. Muhalif olanı susturmayı, eleştireni tasfiye etmeyi hedefleyen bu kararlar kamusal vicdanın da derin biçimde zedelenmesine yol açmıştır. Bu şiddetin toplumsal ve bireysel düzeyde yarattığı tahribatın boyutları ise her geçen gün daha görünür hâle gelmektedir. Dokuz yıl boyunca ihraç edilenlerin yaşadıkları, yalnızca bir meslekten değil; hayattan, güvenceden ve gelecekten ihraç edilmenin ağır hikâyesidir. İşsiz bırakılan, çevresinden dışlanan, sosyal ölümle baş başa kalan on binlerce insan; yalnızlaştırılmakla kalmamış, adeta bir suçlu gibi sürekli damgalanmıştır. Kimi ekonomik yıkımla boğuşmuş, kimi çocuklarına ekmek götürememiş, kimi ise yıllar boyunca kendini savunma şansı bile bulamamıştır” diye konuştu.

    “BİR DAHA BÖYLESİ BİR UTANÇLA SINANMAMALI”

    “Bugün mahkemelerden çıkan iade kararlarının dahi uygulanmaması, bu rejimin hukuk tanımazlığını ve yargıyı tamamen etkisizleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır” diye belirten Aşkın, “KHK’ler derhal ve koşulsuz olarak iptal edilmelidir. Tüm ihraçlar, hiçbir ayrıma uğramaksızın görevlerine iade edilmeli; uğradıkları maddi ve manevi kayıplar eksiksiz biçimde telafi edilmelidir. Bu büyük hukuksuzluğu planlayanlar, uygulayanlar ve sessiz kalarak sürdürenler adalet önünde hesap vermelidir. KHK’ler bir daha asla uygulanmamalı; bu ülke bir daha böylesi bir kötülükle, böylesi bir utançla sınanmamalıdır” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş CHP’den ihraç edildi

    Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş CHP’den ihraç edildi

    PİRHA- CHP’nin eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş partiden ihraç edildi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş, sosyal medya hesabında CHP’nin DEM Parti ile görüşmesini eleştirdiği için “kesin ihraç” istemiyle disipline sevk edilmişti.

    CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın “kesin ihraç” istemiyle disipline sevk edildiğini açıklamıştı.

    Yücel, kararın MYK toplantısında oybirliğiyle alındığını söylemişti.

    LÜTFÜ SAVAŞ NE DEMİŞTİ?

    Lütfü Savaş sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Bugünün CHP’si DEM’lenmekle meşgul. Parti olarak, terör ile bağ kuran ve terörden siyasi rant devşirenleri her kim olursa olsun ya da hangi oluşum olursa olsun savunamayız” ifadelerini kullanmıştı.

    İHRAÇ KARARI 

    Eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın CHP’den ihraç edildiği bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tedavi hakkı engellenen Nuriye Gülmen’in gönderdiği mektuplar da engelleniyor

    Tedavi hakkı engellenen Nuriye Gülmen’in gönderdiği mektuplar da engelleniyor

    PİRHA-Tedavi hakkı engellendiği için Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı dört mektup hakkında el koyma kararı verildiğini dile getiren tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen, “Benim için meseleyi tedavi hakkından çıkarıp ifade özgürlüğüne dönüştürdüler. Uğradığım muamele, tedavinin engellenmesi, rahatsızlığımın kötü huylu bir hastalıktan kaynaklanma ihtimali, teşhisin ve tedavinin gecikmesi. Bunların hiçbirinin önemi yok. Yaşananlar dışarı “sızmasın” yeter” dedi.

    11 Ağustos 2020 tarihinde ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan ve 10 yıl hapis cezası verilen KHK ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen, tedavi hakkının engellenmesine ilişkin Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) yazdığı mektuplarına el koyulmasına ilişkin 4 yıldır tutuklu bulunduğu Silivri Hapishanesi’nden yazdı.

    “MEKTUP ENGELLEMELERİ BİRDEN BİRE ÇOK FAZLA ARTTI”

    Yazdıkları mektuplar hakkında verilen çizme ve el koyma kararlarının kendileri için çok can yakıcı bir hal aldığını belirterek sözlerine başlayan Nuriye Gülmen, “Tahmin edersiniz, burada pek çok hak gaspıyla karşılaşıyoruz. Gücümüz yettiğine hepsine cevap üretmeye, haklarımızı korumaya çalışıyoruz. Hukuki başvurular yapıyor, dilekçeler yazıyor, idareyle tartışmalar yürütüyor, fiilli eylemler yapıyoruz. En net sonucu eylemlerimizle alıyoruz. Hukuki başvurularla sonuç almak mucize mertebesine yükseldi. Ülkenin hukuki vasatını düşünün, burada durum o vasatın da altında. Hapishane müdürleri kendi cumhuriyetlerini ilan etmişler, her biri Cumhurbaşkanının karikatürü. İnfaz Hakimlikleri hapishaneye bağlı idari birimler gibi iş görüyorlar. Hiçbir başvurumuzdan olumlu sonuç alamıyoruz. Hakkımızda açılan soruşturmalar hızla cezaya dönüşüyor. Mektuplarımızla ilgili alınan kararlar da böyle. Mektup engellemeleri birdenbire çok fazla arttı. Başına yazdığımız hemen her mektup engelleniyor. Hapishanedeki uygulamaları anlattığımız her satırımız çiziliyor” dedi.

    “4 AY İÇERİSİNDE 9 TANE MEKTUBUM ENGELLENDİ”

    Bu yıl içerisinde Haziran-Ekim ayları arasında dokuz tane mektubunun engellendiğini ifade eden Nuriye Gülmen, “Arkadaşlarım açısından da durum aşağı yukarı aynı. Engellemeler, “Yeni açılan hapishanelerle” ilgili yazdığımız mektupların hepsine çizerek gönderme kararı verilmeye başlamasıyla birdenbire arttı. Biz bu mektupları yaklaşık iki yıldır yazıyoruz. Fakat birden düğmeye basılmış gibi engelleme kararları gelmeye başladı. “Kurumda muhafaza” mektuba el koyulduğunun başka bir ifadesi. Çizerek gönderme kararında ise güya “sakıncalı” kısımlar çiziliyor. AYM çizerek gönderme uygulamasını haberleşme hürriyetini bütünüyle engellemeden sakıncayı bertaraf etmenin bir yolu olarak öneriyor fakat çizme kararları amacını aşarak mektup içeriğini anlamlı bir bütün olmaktan çıkarıyor. Çizilen mektuplarımın hepsinde içeriğin yarıdan fazlası, hatta dörtte üçü çıkarılmış oluyor” diye belirtti.

    “TEDAVİ HAKKIM ENGELLENDİĞİ İÇİN YAZDIĞIM 4 TANE MEKTUBUMA EL KOYULDU”

    Tedavi hakkı engellendiği için Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı dört mektup hakkında el koyma kararı verildiğini söyleyen Gülmen, “Bu yılın ağustos ayında, yaklaşık altı aydır devam eden rahatsızlığımla ilgili Çam ve Sakura Hastanesi’ne gittim. İlk muayenede sorun yaşamadım. Asker dışarıda bekledi, kadın doğum polikliniğinde muayene oldum. Biyopsi yapılmasına karar verildi. Fakat sonra dört kez aynı işlem için gitmeme rağmen işlemi yaptıramadım. (Bu hastanede daha önce rahimden ameliyat olmuş ve defalarca kontrole, muayeneye gitmiştim. Askerin içeri girmesi sorununu hiç yaşamadım.) 2, 16, 23 ve 27 Ağustos tarihlerinde sevkten sorumlu askerlerin hepsi söz birliği etmişçesine aynı şeyi söylediler. “Doktor çık derse de çıkmayacağım”. Tartışmalar… Tartışmalar. Nasıl bir irade ve sinir savaşı verdiğimi anlatmam zor. İşin bu kısmı için sayfalarca yazmak gerekir. Sonuç olarak biyopsi yaptıramadım. İkinci gidişimden sonra yaşadıklarımı ilgili kurumlara yazmayı, suç duyuruları yapmaya, bir çözüm bulmak için yollar aramaya başladım. Yazdığım kurumlardan biri de bu dernekti. Daha önce benzer sorunlar yaşayan bir arkadaşım bu derneğin yazışmalar yaptıklarını, hastaneyle iletişime geçtiklerini, bilgilendirici broşürler gönderdiklerini filan anlatmıştı. Ben de hastanede yaşadığım sorunu ayrıntılarıyla anlattım. Hangi doktorun odasına saat kaçta muayene olmak için girdim, nasıl tartışmalar yaşandı, askerin tavrı nasıldı, doktor ne dedi vs. Hepsini yazdım. Bu mektubum kişileri hedef gösterdiğim, kişi ve kuruluşları paniğe sevk etme ve gündem yaratma amacı güttüğüm gerekçesiyle engellendi” diye ifade etti.

    “MESELEYİ TEDAVİ HAKKINDAN ÇIKARIP İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE DÖNÜŞTÜRDÜLER”

    Daha önce de mektuplarının engellendiğini ama hiçbirinde Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı mektupla ilgili kararı aldığında hissettiği gibi hissetmediğini vurgulayan Gülmen, yazısının devamında şunları dile getirdi:

    “Herhangi bir duyguyla, kelimeyle tarif edemiyorum. Karar geldikten sonra aynı derneğe kendilerine yazdığım mektubun engellendiğini haber veren bir mektup daha yazdım. Bu mektubum da engellendi. Bu kez, hiçbir şey yazmadan disiplin kurulunun kararını ve benim karara ilişkin İnfaz Hakimliği’ne yaptığım itirazı gönderdim, bu da engellendi. İşin “trajikomik” yani kendi kararlarının gönderilmesinin kişi ve kurumlarda panik yaratma potansiyeline sahip olduğunu kabul etmeleri. Kararı göndermemi de bu gerekçeyle engellediler. Benim için meseleyi tedavi hakkından çıkarıp ifade özgürlüğüne dönüştürdüler. Uğradığım muamele, tedavinin engellenmesi, rahatsızlığımın kötü huylu bir hastalıktan kaynaklanma ihtimali, teşhisin ve tedavinin gecikmesi. Bunların hiçbirinin önemi yok. Yaşananlar dışarı “sızmasın” yeter. Ben de bu yaptıklarının teşhir olması için elimden geleni yapıyorum. Somut mektuba ilişkin tek içeriğe, bilgiye, ifadeye yer verilmiyor. Neden sakıncalı bulunduğu açıklanmıyor, hangi ifadenin sakıncalı olduğu belirtilmiyor. Tam bir “ben yaptım oldu” anlayışı. İnfaz Hakimlikleri onayıp geçiyor. Şimdiye kadar hiçbir itirazımdan sonuç alamadım.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    PİRHA-2017 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edildikten 6 yıl sonra görevine iade edilen Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, yeniden ihraç edildi. Üniversite, Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesi talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. 

    15 Temmuz 2016’da darbe girişimin ardından KHK ile binlerce kamu emekçisi mesleklerinden ihraç edildi.
    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden de toplam 6 Barış İmzacısı akademisyen Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. Bu akademisyenlerden biri de Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş’tı.

    2017 yılında KHK ile ihraç edilen akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, verdiği hukuk mücadelesi sonrasında görevine 8 ay önce iade edilmişti. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Psikoloji Bölümünde Yardımcı Doçent olarak çalışan Gözde Özdikmenli Karataş, 2017 yılında Barış Bildirisi’ni imzaladığı için Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkarılmıştı, 2023 yılında Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararı ile görevine başlamıştı.

    Ancak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi yeniden ihraç talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme Gözde Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesine karar verdi.

    Özdikmenli Karataş, üniversitedeki görevinden ikinci kez ihraç edildiğini bu sabah öğrendi.

    “MÜCADELEYE DEVAM”

    Gözde Özdikmenli Karataş, sosyal medya hesabından “Yarın son dersime girip Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ndeki görevimden ayrılmak zorunda bırakılıyorum. Sekiz ay da olsa tekrar akademiye dönmek güzeldi. Mücadeleye devam” dedi.

    PİRHA/MUĞLA

    İLGİLİ HABERLER

    KHK ile ihraç edilen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi; 6 yıl hiç kolay geçmedi

  • Eğitim Sen: Barış Akademisyenlerine yargı eliyle eziyet ediliyor

    Eğitim Sen: Barış Akademisyenlerine yargı eliyle eziyet ediliyor

    PİRHA-Eğitim Sen, “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” başlıklı bildiriyi imzalamış olmaları sebebiyle Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edilen akademisyenlerin görevlerine iadelerinin, mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımaması nedeniyle etkilenmesine ilişkin açıklama yayınladı. Açıklamada, “‘Bu Suça Ortak Olmayacağız!’ bildirisine imza attıkları için yıllardır türlü hukuksuzluklara ve eziyete maruz kalan barış akademisyenlerinin görevlerine iade süreci, mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımaması nedeniyle yılan hikâyesine dönmüş durumda” denildi. 

    Barış Bildirisi’nin 11 Ocak 2016’da açıklanmasının ardından, imzacılar hakkında üniversitelerde soruşturmalar açıldı, akademisyenler KHK’larla ihraç edildi. AYM’nin kararlarına rağmen mahkemeler konuya ilişkin bir adım atmıyor. Eğitim Sen, konuya ilişkin açıklama yayınladı.

    “YÜRÜTÜLEN SÜREÇ HUKUKİ DAYANAKLARDAN YOKSUN”

    Eğitim Sen’in açıklamasında, “Anayasa Mahkemesi kararlarının hukuka aykırı biçimde mahkemeler tarafından tanınmaması ve siyasi iktidarın bu hukuksuzluğu destekleyen tavrı, barış akademisyenlerinin görevlerine iade sürecini doğrudan etkilemiştir” diyerek şu ifadelere yer verildi:

    “Hatırlanacak olursa Anayasa Mahkemesi’nin ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisini ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendiren kararına ve imzacı akademisyenler hakkında açılan ceza davalarında verilen “beraat kararlarına” rağmen, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, ‘kurum kanaati’ gibi hukuki hiçbir geçerliliği olmayan yapay gerekçelerle imzacı akademisyenlerin maruz kaldığı hukuksuzluğu ve eziyeti ‘meşru’ gören red kararları vermiştir.
    Bunun üzerine OHAL Komisyonu kararlarına karşı Ankara’da yetkili kılınan idare mahkemelerine açılan davalarda da mahkemelerin kurumlardan istediği bilgi ve belgelerden de yürütülen sürecin hukuki dayanaklardan yoksun olduğu her defasında gözler önüne serilmiş, buna rağmen mahkemeler farklı kararlar verebilmişti.

    “AKADEMİSYENLERİN ÇOĞU HALA İHRAÇ DURUMUNDADIR” 

    Buna rağmen belirtmek isteriz ki akademisyenlerin çoğu, haklarında mahkemeden olumsuz karar çıktığı için ya da henüz mahkeme kararı verilmediği için hala ihraç durumundadır.

    Ayrıca görevlerine iade edilen akademisyenler hakkında da göreve başladıkları üniversitelerin mahkemeye yaptıkları itirazlar nedeniyle istinaf mahkemesinden yürütmenin durdurulması kararları çıkmış ve akademisyenlerin ikinci kez görevlerinden ihraç edilmelerine neden olunmuştur.
    Söz konusu kararlara karşı yapılan itirazlara dair verilen yürütmeyi durdurma kararlarının gerekçelerinde, sosyal medya paylaşımları gibi hukuki hiçbir karşılığı olmayan dayanaklar ileri sürülmüş olsa da artık doğrudan Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan gerekçeler ileri sürülmeye başlanmıştır.
    Ankara 13. Bölge İdare Mahkemesi olağan işleyişin tersine, görevlerine iade edilen akademisyenlerin dosyalarını hızla görüşmektedir. Verdiği yürütmeyi durdurma kararlarında ise ‘kopyala yapıştır’ gerekçelerle, Anayasa Mahkemesi’nin bildiriyi imzalama eylemini ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendiren kararının altını boşaltmak istemektedir.

    “HUKUKSUZ BİÇİMDE İHRAÇ EDİLEN TÜM ÜYELERİMİZ GÖREVE İADE EDİLENE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Şöyle ki Ankara 13. Bölge İdare Mahkemesi, kamu görevlilerinin siyasi iktidara sadakatle itaat etmelerini zorunlu görmektedir. Verdiği yürütmeyi durdurma kararlarının gerekçelerinde akademik özgürlüğü yok saymakta, kamu görevlilerinin düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran ve seyahat özgürlüğünden çalışma özgürlüğüne en temel hak ve özgürlükleri yok sayan ihraç uygulamasıyla disiplin cezası alarak kamu görevinden çıkarılmayı eşitleyen bir tavır içerisine girmektedir. Kısacası doğrudan bildiriyi imzalama eylemini yeniden suç olarak tarif etmektedir.

    Böylelikle süreç en başa dönmüş ve akademisyenler bir kez daha mahkemelere yıllardır anlatmak zorunda kaldıkları en temel hukuk ilkelerini bir kez daha açıklamak zorunda bırakılmıştır. Ancak daha vahimi, haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen herkes gibi barış akademisyenlerine de yıllar içerisinde yaşatılan eziyetin yükü, ikinci kez ihraç uygulamasıyla ağırlaştırılmıştır.

    Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki hiçbir üyemizi bu eziyetin karşısında yalnız bırakmayacağız. Bizlere yaşatılan bu hukuk garabetini, uluslararası platformlarda ısrarla anlatmaya devam edeceğiz. Haksız ve hukuksuz ihraç edilen tüm üyelerimiz görevlerine iade edilene kadar tüm gücümüzle mücadele edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • KHK ile ihraç edildiği üniversiteye geri dönen akademisyene oda verilmedi

    KHK ile ihraç edildiği üniversiteye geri dönen akademisyene oda verilmedi

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun’a mahkeme kararıyla göreve iade edilmesine rağmen oda verilmedi. Coşkun bunun üzerine masasını fakülte bahçesine kurdu

    Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamındaki Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) görevden ihraç edilen Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, işe iade edildi.

    Evrensel’den Damla Kırmızıtaş’ın haberine göre, üniversite yönetimi akademisyene oda vermedi. Bunun üzerine akademisyen masasını fakülte bahçesine kurdu.

    “İŞ BULAMADIĞI İÇİN İNTİHAR EDEN AKADEMİSYENLER VAR”

    İşe iade edilmeden önce yaşadıkları zorlukları anlatan Coşkun “Bu süreçte hem para kazanmamız hem de akademik çalışmalarımıza devam etmemiz gerekiyordu. Ne yazık ki bu süreç akademik çalışmalarımı yavaşlattı. Bunun ötesinde iş bulamadıkları için Mehmet Fatih Tıraş gibi intihar eden akademisyenler oldu. Çoğu meslektaşımız hâlâ üniversitelerine dönemedi. İdare mahkemelerinin kararlarında da iadeden çok ret kararları var. Muhtemelen bana da istinaftan ret kararı çıkacak. Mahkemeler de çok çelişkili kararlar veriyorlar. Çünkü bu siyasi olarak kullanılıyor” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile ihraç edilen Nazife Onay: Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi-VİDEO

    KHK ile ihraç edilen Nazife Onay: Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi-VİDEO

    PİRHA-2017 yılında 686 No’lu KHK ile İstanbul’da Zuhal Ortaokulu’ndan ihraç edilen Öğretmen Nazife Onay, “Eğitim-Sen içerisinde yaptığımız eylem ve etkinlikler, basın açıklamaları, yürüyüşler, 4+4+4 sistemi ve parasız eğitimi istediğimiz için bu cezalar bize verildi. Biz o zaman savunduklarımızı mesleğimize geri dönsek de savunacağız ve istediklerimizin suç olduğunu düşünmüyoruz. Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    2017 yılında 686 No’lu KHK ile İstanbul’da Zuhal Ortaokulu’ndan ihraç edilen Öğretmen Nazife Onay, yaşadıklarını anlattı.

    “İHRAÇ EDİLDİKTEN SONRA HİÇBİR GEREKÇE SUNULMADI”

    İhraç edildikten sonra kendisine hiçbir gerekçenin sunulmadığını söyleyen Nazife Onay, “Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın yaptığı açlık grevinin ardından OHAL Komisyonu kuruldu ve OHAL Komisyonu’nun bize verdiği ret kararının ardından biz mahkemeye başvurabildik. Mahkemeye başvurduğumuzda öğrendim ki ihraç edilmeme 2013 yılında hakkımda açılan dava, kurum kanaati ve ihraç edildikten sonra işimi geri istediğim için açılan dava gerekçe gösterildi. Baştan sona hukuksuz bir süreç işletildi ve hiçbir yasal dayanağı olmayan bir ihraçtı. Şu anda dosyam istinafta fakat bu süreçte 10 yıl süren bu dava 16 Haziran’da sonuçlandı. İstanbul’da 55 kişi yargılanıyorduk, 39 kişiye ceza verildi bunlardan birisi de benim. Bu dava açıldı diye ihraç edilmiştik ama henüz bir ceza almamıştık. Şimdi ihraç olduk işe geri dönmemizin şartı, bu dosyanın nasıl sonuçlanacağına bağlı ve bize ceza verildiği için işe geri dönme yolumuz kapatılmış oldu. Bizim dışımızda gelişen ve bizim bedelini ödediğimiz bir süreç yaşandı” dedi.

    “SAVUNDUKLARIMIZI MESLEĞİMİZE GERİ DÖNSEK DE SAVUNACAĞIZ”

    ‘Eğitim-Sen içerisinde yaptığımız eylem ve etkinlikler, basın açıklamaları, yürüyüşler, 4+4+4 sistemi ve parasız eğitimi istediğimiz için bu cezalar bize verildi’ diyen Onay sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hakkımızda örgüt üyeliği isteniyor, benim hakkımda CD’den bile bahsedilmemişken diğer dosya arkadaşlarıma 55 No’lu CD’de adınız geçiyor denilmişti ama avukatlarımız tarafından istenmesine rağmen 10 yıldır ortada bir CD yok. Ortada olmayan bir CD ile 39 kişiye ceza verildi. Bu bizim işe geri dönüşümüzü de etkileyecek ve aslında sendikal faaliyetler yargılanıyor. O yüzden örgütlenmenin de önüne geçilmek isteniyor. Şu anda da siyasi baskılardan kaynaklı insanlar sendikalara üye olamıyor. Bize verilen bu cezalarla aslında bu amaca hizmet ediyorlar. Biz o zaman savunduklarımızı mesleğimize geri dönsek de savunacağız ve istediklerimizin suç olduğunu düşünmüyoruz. Bugüne kadar yaptığımız hiçbir şeyi inkâr etmedik ama siyasi iktidar sürece göre önüne çıkan herkesi suçlu ilan edebiliyor. Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi, umarız bu karar istinafta bozulur. Ülkede hukukun olduğuna dair umut istiyoruz.”

    Kamil Murat DEMİR/PİRHA

  • İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi. 

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi.

    İki eğitimcinin görevlerine iade edildiği bilgisi Mülkiyeler Birliği tarafından duyuruldu. Birliğin dijital medya hesabından yapılan paylaşımda, iadelerin sevinçle karşılandığı belirtilirken, ihraç edilen tüm hocaların da görevlerine iade edilmesi talep edildi.

    Mülkiyeler Birliği’nden yapılan açıklamada, “Fakültemizden ihraç edilen sevgili hocalarımız Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci’nin görevlerine iade edilmelerinin sevincini yaşıyoruz. Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımızın görevlerine iade edilmelerini talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi: Zulme karşı susmaktansa direnmeyi tercih ettim

    KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi: Zulme karşı susmaktansa direnmeyi tercih ettim

    PİRHA-17 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra KHK ile ihraç edilen felsefe öğretmeni Nursel Tanrıverdi, 20 Şubat 2017’den beri Bakırköy Meydanı’nda “İşimizi geri alacağız” eylemi yapıyor. Tanrıverdi, “Bizim için çok zor bir süreç oldu, sivil ölüme terk edildik bize karşı düşman hukuku uygulandı” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    Özel okullar başta olmak üzere kapatılan kurumlarda görev yapan çok sayıda çalışan, işinden oldu. Aynı zaman diliminde ihraç olan binlerce kişinin mağduriyeti, bundan sonraki süreçte benzer acılar ve zorlukları da beraberinde getirdi. Toplumun adeta ötekisi haline getirilen KHK’liler, ne güvenceli bir iş edinebildi ne de ihraç edildiği kurumalardan haklarını aldı.

    17 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 7 Şubat 2017’de 686 No’lu KHK ile ihraç edilen felsefe öğretmeni Nursel Tanrıverdi 20 Şubat 2017’den beri 6 yıldır her pazartesi günü Bakırköy Meydanı’nda “İşimizi geri alacağız” eylemi yaparak sesini duyurmaya çalışıyor. Direnişinin 300 haftasını geride bırakan ve bu sürede gözaltına alınan, tutuklanan ve hakkında sayısız dava açılan Nursel Tanrıverdi, PİRHA’ya konuştu.

    “ZULME KARŞI SUSMAKTANSA, DİRENMEYİ TERCİH ETTİM”

    Binlerce emekçiye dayatılan “KHK zulmüne” karşı susmaktansa, direnmeyi tercih ettiğini vurgulayan Nursel Tanrıverdi, “15 Temmuz’un ardından OHAL ilanıyla KHK’ler yayınlanmaya başladı.Önce Aktif Eğitim-Sen kapatıldı ve üyesi olan 20-30 bin üzerindeki öğretmen bir anda işten atıldı. Sonrasında ise hızla üyesi olduğumuz KESK hedef alındı ve 5 bine yakın emekçi peş peşe çıkarılan kararnamelerle işinden ihraç edildi. O süreçte toplam 150 bin kamu emekçisi işten atıldı. Biz o dönemde KESK Şubeler Platformu öncülüğünde Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanlarında üçer saat oturma eylemleri, basın açıklamaları, bildiri dağıtımları ve imza standı açmak şeklinde direnişler başlattık. Daha sonra polis saldırıları ve kaymakam yasakları getirildi. O dönem sistematik olarak gözaltına alınmaya başladık. Daha sonra KESK, direnişi seçim sonrasına bırakmamızı önerdi ama seçimden sonra da bir şey yapılmadı. Biz ise bir öğretmen arkadaşımla birlikte, ‘Biz bitti demeden, bitmez’ diyerek 5.5 yıldır her pazartesi saat 14.00-14.30 arasında Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda işimize geri dönme talebiyle direnişimize devam ediyoruz” diye belirtti.

    “İŞTEN ATILMALAR SİYASİ BİR KARAR”

    OHAL Komisyonu’nda 100 bine yakın başvurudan 90 bine yakınının sonuçlandığını ve hala çok sayıda dosyanın komisyonda beklediğini belirten Tanrıverdi, “Geçen sene dosyamı inceleyen komisyonun kurum kanaatini, Bakırköy’de yaptığım direnişi ve hakkımda açılan davaları gerekçe göstererek ret cevabı verdi. Açılan davaların hepsinden beraat etmeme rağmen yine de ret cevabına dayanak yapıldı. Bunların hepsi göstermelik kararlar birçok dosyada sadece ‘kurum kanaati’ ile ret kararı veriliyor. Komisyondan ret cevabını aldıktan sonra işe iade mahkemesine başvurdum 3 Haziran’da duruşmaya gidip ifade verdim ama hâkim beni dinlemek bile istemedi, o yüzden de çıkacak karar konusunda iyimser değilim işten atılmaların tamamen siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum” dedi.

    “SİVİL ÖLÜME TERK EDİLDİK”

    Maaşlı çalışan insanlar olduklarını ve çektikleri krediler olduğu için ihraç edilmeleriyle birden “dımdızlak” ortada kaldıklarını ifade eden Tanrıverdi, “Eğer sizi destekleyecek birileri yoksa vay halinize. Çünkü KHK’li olmanız sebebiyle başka hiçbir işte çalışamıyorsunuz. Özel okul ve dershanelerde de çalışamıyorsunuz Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvuru yaptığınızda ‘KHK’lı olduğunuz için buralarda çalışamazsınız’ deniliyor. Aslında fiili olarak meslekten men edildik. Evli ve çocuğu olan arkadaşlar için çok zor bir süreçti ve bu dönemde intihar eden, kalp krizi geçiren ve iş cinayetlerinden ölen arkadaşlarımız oldu. Bizim için çok zor bir süreç oldu sağlık hakkından yararlanamıyoruz, yurtdışı yasağımız var. Sivil ölüme terk edildik bize karşı düşman hukuku uygulandı” diye ifade etti.

    “ALANDA DİRENİRKEN SADECE KENDİ İŞİMİZİ İSTEMEDİK”

    Tanrıverdi, işine geri dönmek adına yaptığı direniş sürecinde 2018-2019 yılları arasında 9 ay içinde 5 kez tutuklandığını belirtti. 5 kez alana yaklaşmama cezası aldıklarını da aktaran Tanrıverdi “O alanda iki öğretmenin 5 kez ceza alınsa yatarı bile olmayan bir suçtan, yani 2911’den hapis yatması tüm demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin, sosyalistlerin ve devrimcilerin sorunudur. Bize yeterli destek verilmiş olsa ve bize sahip çıkılsa 5 kere tutuklanmazdık. O günlerdeki sessizlik bugün ülkede tüm bu baskıların yaşanmasının sebebidir. Her şey iktidarın baskısıyla açıklanamaz. Biraz da kendimize bakmamız gerekiyor. Yıllarca hatırlattığımız gibi sarı öküzü vermeyeceklerdi. Alanda direnirken sadece kendi işimizi geri istemedik. ‘İşimizi geri alacağız’ sloganı aynı zamanda bir stratejidir. İçinde hem talep, hem umut hem de bu direnişi 300 hafta sürdürmemizi sağlayan kararlılığımız ve bilincimiz var. Onun için Bakırköy Direnişi sadece 150 bin KHK’linin işe dönme talebini dile getirmez. İşten atılan işçilerin, baskı altındaki gazetecilerin, konserleri yasaklanan sanatçıların,  tutuklu avukatların, Boğaziçi direnişinin, Çorlu tren katliamı ailelerinin, Gülistan Doku’nun, Şenyaşar ailesinin, istismara uğrayan çocukların, kadın cinayetlerinde katledilen kadınların da sesi olmuştur. Adaletsizliğe uğrayan tüm halk için adalet istemeye de devam edecektir” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    PİRHA-375 No’lu Kanun Hükmünde Kararname ile 1 Ağustos 2022’de mesleğinden ihraç edilen okul öncesi öğretmeni Pelin Akbaş Yeşil, 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini belirtti. Yeşil, “Bu haksız ve hukuksuz ihraçlar ilk olmadığı gibi bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacaktır. Keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    Özel okullar başta olmak üzere kapatılan kurumlarda görev yapan çok sayıda çalışan, işinden oldu. Aynı zaman diliminde ihraç olan binlerce kişinin mağduriyeti, bundan sonraki süreçte benzer acılar ve zorlukları da beraberinde getirdi. Toplumun adeta ötekisi haline getirilen KHK’liler, ne güvenceli bir iş edinebildi ne de ihraç edildiği kurumalardan haklarını aldı.

    Evli ve 5 yaşındaki bir çocuk annesi 37 yaşındaki Pelin Akbaş Yeşil, 1 Ağustos 2022’de 375 No’lu KHK ile ihraç edildi.

    Okul öncesi öğretmeni olan Pelin Akbaş Yeşil, 15 Temmuz 2016’dan bu yana çıkarılan KHK’ler ile yaklaşık 140 bin kamu emekçisinin ihraç edilerek açlığa terk edildiğini vurguladı ve OHAL bahanesiyle birlikte keyfi işten atmalar yaşanırken kamu emekçilerinin iş güvencesinin tamamen ortadan kalktığını söyledi.

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM YARGILANMA SÜRECİMDE DELİL OLARAK KULLANILDI”

    2016 yılında Hatay’da yaklaşık 1000 kişi ile birlikte KHK hukuksuzluğuyla açığa alınanlar arasında yer aldığını ifade eden Pelin Akbaş Yeşil, “O dönemde Eğitim-Sen Hatay Şubesi’nin yürütme kurulundaydım ve Hatay Şube, tüm Türkiye’ye örnek olan bir direniş sergiledi ve hepimiz görevlerimize döndük. Eylül 2019’da Eğitim-Sen Genel Merkezi’nin, Hatay Şubesi yöneticilerinin tamamını keyfi ve asılsız suçlamalarla görevden aldığı ve yerine kayyum atadığı yöneticilerden biri de bendim. AKP iktidarı işimize, emeğimize, ekmeğimize göz dikmiş pervasızca saldırılarını sürdürürken, ilk ihracımı yıllarca iş güvencemiz, geleceğimiz, ekonomik ve demokratik haklarımız, bilimsel, parasız eğitim ve sağlık hakkımız, eşitlik ve adalet için mücadele ettiğim, emek harcadığım sendikam tarafından yaşadım. Bu ihraç daha sonra 2020 yılında ‘sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle örgüt üyeliği iddiası’ ve ‘sendikal eylemlere katılma’ yaşadığım haksız ve hukuksuz gözaltı, ev hapsi, mesleğimden ikinci kez açığa alınma, yargılama sürecinde iddianameme delil olarak eklendi” diye belirtti.

    “HAKSIZ, HUKUKSUZ VE KEYFİ BİR ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLDİM”

    1 Ağustos 2022 tarihinde 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini vurgulayan Yeşil, şunları dile getirdi:

    “İhracımda bahsi geçen 375 No’lu KHK’nın geçici 35. Maddesi, bakanlıklara keyfilik tanıyan, istediğini istediği gibi bir disiplin soruşturması süreci geçirmeden ya da tamamlamadan atabilirsin rahatlığı veren bir maddeydi ve geçerliliği 31 Temmuz itibariyle sona erdi. Bu geçici maddenin geçerliliği sona ermeden hemen önce 6000 kişi kamudan hukuksuz ve keyfi bir biçimde ihraç edildi. Bugün gasp edilen sadece 14 yıllık mesleğim değildir. Gasp edilen ailemin ve benim gece gündüz çalışarak harcadığımız emeğimiz, alın terimiz ve geleceğimizdir. Bizlere KPSS’de hiç kimse soruların cevaplarını vermedi, hiç kimse atanmamız için torpil yapmadı, kendi emeğimiz ile elde ettik mesleğimizi. Bugün hala devam eden keyfi ve hukuksuz uygulamalarla mesleğimden ihraç edildim bu kararı kabullenmek mümkün değildir” dedi.

    “SİVİL ÖLÜME TERK EDİYORLAR”

    Haksız ve hukuksuz ihraçların ilk olmadığını ve bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacağını belirten Yeşil, “Bugün beni mesleğimden, öğrencilerimden, okulumdan uzaklaştıranlar, halkımıza da gözdağı vermeye çalışmıştır. Emek, demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi verenlerin, onların yanında olup destekleyenlerin cezalandırılma aracı olan bu ihraçlar, toplumu korkutma, yıldırma, sindirme politikasının bir parçasıdır. Haksız, hukuksuz ve keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz. İşimi, öğrencilerimi ve ekmeğimi geri istiyorum. İhraç edilirken sadece MEB’den atmıyorlar, mesleğinizi özel sektörde de yapmanıza imkan tanımıyorlar. ‘Ağaç kökü yesinler’ diyerek sivil ölüme terk ediyorlar. İhraç edilmem öncelikle büyük bir haksızlık hissi yarattı ve bu durum psikolojik etkiler yarattı. Sadece benim de değil ailem de bu süreçten etkilendi. 5 yaşındaki kızım, ‘Anne neden okula gitmiyorsun diye soruyor,’ eşim de ekonomik krizden etkilendi aylarca işsiz kaldı, ailece ekonomik olarak sıkıntılı süreç yaşadık, yaşıyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • AYM, KHK’li öğretmen Engin Karataş’a kesilen para cezalarını hak ihlali saydı

    AYM, KHK’li öğretmen Engin Karataş’a kesilen para cezalarını hak ihlali saydı

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, Bodrum’da bir okulda sınıf öğretmeniyken KHK ile 2016’da ihraç edilen Engin Karataş’a işine dönmek için yaptığı eylemler nedeniyle kesilen para cezalarının hukuka aykırılığına vurgu yaparak, cezaların hak ihlali olduğuna karar verdi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Bodrum’da bir okulda sınıf öğretmenliği yaparken ihraç edilen Engin Karataş, ihraç edilmesinin ardından eylemlere başlamış ve okulunun önünde gerçekleştirdiği eylemlerle yaşadığı hukuksuzluğu protesto etmişti.

    Karataş’a yaptığı eylemlerden dolayı birçok kez soruşturma açılmış ve idari para cezaları verilmişti. Karataş, OHAL Komisyonu’na da başvurmuş ancak son iki yıldaki ‘İşimi istiyorum’ eylemleri gerekçe gösterilerek talebi reddedilmişti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Karataş’ın işine dönmek için yaptığı eylemler nedeniyle kesilen para cezalarının hukuka aykırılığına vurgu yaparak cezaların hak ihlali olduğuna karar verdi.

    “30 BİN TL’YE YAKIN PARA CEZALARI KESİLDİ”

    Karataş söz konusu Anayasa Mahkemesi kararını ve yaşadığı süreci şöyle anlattı:

    “Eylem yaptığım 4 yıllık süreçte neredeyse her gün para cezaları kesiyorlardı. Başlarda eylemlerimin yasa dışı olduğunu belirtip soruşturmalar açtılar. Ancak ben anayasal haklarım kapsamında bu eylemlerimi gerçekleştiriyordum. Bundan dolayı bir süre sonra bundan sonuç alamayınca para cezaları kesmeye başladılar. Her gün kesiyorlardı. Yaklaşık 30 bin TL’yi buldu bu cezalar. Ben 3 yıl boyunca eylem yaptım. Başta her gün yapıyordum. Daha sonra haftada bir yapmaya başladım. Ardından ise eylemlerimi sonlandırdım. Kiralar çok yüksek olduğu için Bodrum’dan ayrılmak zorunda kaldım. Muğla’nın küçük bir köyüne yerleştim. KHK’li olduğum için iş bulamadım. Eğitim-Sen üyesiyim. Sendika her ay bana belirli bir yardımda bulunuyor. Bununla geçinmeye çalışıyorum.

    “KESİLEN PARA CEZALARI NEDENİYLE İCRAYA VERİLDİM, BANKA HESAPLARIMA EL KONULDU”

    Söz konusu para cezalarını ödemem mümkün değil. Bu cezalar kesildikten sonra banka hesaplarıma el konuldu. Bankada bir miktar param vardı. Ona da el konuldu. Öyle öğrendim bu cezalar sonucunda beni icraya verdiklerini. Bu para cezalarına karşı ilk başta yerel mahkemelere başvuruda bulunduk. Ancak mahkeme ret kararı verdi. Ardından AYM’ye gittik ve orası beni haklı bularak lehime karar verdi. Demokratik haklarımı kullandığımı, yaptığım eylemlerin sonucunun para cezası gibi bir hukuki yaptırım doğurmadığını belirtti. Şimdi bu dava yerel mahkemeye gidecek ve oradan bozulacak. Bana kesilen 5 para cezası için başvuru yapmıştık. Bu kararın nihai sonucuyla birlikte emsal göstererek diğer para cezalarını da iptal ettirebileceğim.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

  • KESK İzmir’in KHK eylemi 219. haftasında sürüyor-VİDEO

    KESK İzmir’in KHK eylemi 219. haftasında sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerine son verilen kamu emekçilerinin, işlerine geri dönmek için başlattığı oturma eylemi 219. haftasında devam etti.

    KESK İzmir Şubeler Platformu ve Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube’nin KHK ihraçlarına karşı başlattığı oturma eylemi 219’uncu haftasında sürdü.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 2 Nolu Şubesi’nin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu emekçileri için başlattıkları oturma eylemini 219’uncu haftasında devam ettirdi. “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakkı ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartının açıldığı açıklamada, sık sık “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Hak, hukuk, adalet” ve “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.

    KRİZE DİKKAT ÇEKTİ

    Açıklamada söz alan Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube eski başkanı Hasan Ali Kılıç, “Ders araç ve gereklerini karşılayamayan öğrenciler, yurtlarda yer bulamayan öğrenciler, geçinemeyenlerin mücadeleden başka yolu yoktur. 6 yıldır hukuksuzluğun bir kaç boyutunu ifade etmeye çalıştık. Seçilen vekiller barış istedikleri için şu an tutuklular. Onlarca belediyeye kayyım atandı, halkın iradesi gasp edildi. Doğanın talanı, kadın cinayetleri hala devam ediyor. Bizim ekolojik, demokratik ve kadın özgürlükçü duruş sergilemesi lazım. Yoksa asla haklarımızı elde edemeyiz” diye belirtti.

    “İŞİMİZE GERİ DÖNECEĞİZ”

    Basın açıklamasını okuyan Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Veysel Beyazdam da, tüm ülkenin hukuksuzluk garabetine gömüldüğünü belirterek, “Ortaya çıkan görüntü devletin zor aygıtlarını kullanarak hak arayışlarının engellenemeyişidir. Bedeni ve ruhu yakan gerçek, kahrından yaşamını yitiren arkadaşlarımızdır. Tüm ülkeyi saran çoklu çürümüşlük kokusunu Anadolu coğrafyasının kültürel zenginliği olan rengarenk çiçeklerle gidereceğiz. Ve ağzımızdan dökülen ‘Haklıyız, Kazanacağız, İşimize Geri Döneceğiz’ sözleri, en güzel zafer halaylarıyla taçlanacak. Elbet bu çoraklık, çok yakın bir zamanda yeşerecektir” dedi.

    “MAZLUMUZ DİYENLER ZALİM OLDU”

    Fiili meşru mücadeleyle toplumun vicdanındaki KHK yarasına merhem olacağını söyleyen Beyazadam, “Ülke insanı için zaten zor olan yaşam koşulları ihraç arkadaşlarımız için daha yakıcı hissedilmektedir. ‘Zulüm ile abad olunmaz’ diyen dünün mazlum geçinenleri bugünün en büyük zalimi durumundadırlar. Bu toplum bu yükü daha fazla kaldırmaz. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin bileşeni olarak yönetenlere diyoruz ki; gelin bu toplumu daha fazla germeyin. Toplumsal huzurun ve barışın ilk adımı olarak işlerinden ihraç ettiğiniz arkadaşlarımızı işlerine iade edin. KHK’leri iptal edin. Akli, vicdani ve ahlaki olanı da budur. Zaten önünde sonunda olacağı da budur. Tüm emek ve demokrasi güçlerini de bu uğurda mücadele etmeye davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Tezcan Karakuş Candan yalnız değildir-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Tezcan Karakuş Candan yalnız değildir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ı devlet memurluğundan ihraç etmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Tezcan Karakuş Candan şahsında verilen hukuksuz karar Mimarlar Odası ve muhalif kesime gözdağı verme girişimidir” denildi.

    İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ı devlet memurluğundan ihraç etti.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ı devlet memurluğundan ihraç etmesine tepki göstererek Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu. Açıklamada, ‘Tezcan Karakuş Candan yalnız değildir’ pankartı açıldı.

    “HAK GASPLARINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Saray rejiminin muhalif kesimlere yönelik haksız ve hukuksuz saldırılarının devam ettiğini vurgulayan Tekin, “Şimdi de Ankara’da kamusal alanların hukuksuzca ranta açılması başta olmak üzere kentin ve kentte yaşayan yurttaşların aleyhine birçok düzenlemeye karşı davalar açılarak, yargı kararıyla iktidarın dinmek bilmeyen rant hırsına dur diyen Mimarlar Odası hedef seçildi. TMMOB yöneticisi ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan şahsında iktidarın kendisine muhalif olan tüm kurum ve kişilere gözdağı verme girişimidir” dedi.

    Tekin şöyle devam etti:

    “Bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da kentlerimizin, doğanın, emeğin saray rejimi tarafından rant politikalarına teslim edilmesine sessiz kalmayacağız. Tarihimize, kültürümüze, kentlerimize, yaşamımıza sahip çıkma ve geleceğe aydınlık bir ülke bırakma mücadelemiz kapsamında başta Mimarlar Odası olmak üzere tüm demokrat kurum ve kuruluşlarla kol kola mücadeleye devam edeceğiz, hak gasplarına izin vermeyeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • AVF, Hüseyin Gazi Vakfı hakkında ihraç işlemi başlattığını duyurdu

    AVF, Hüseyin Gazi Vakfı hakkında ihraç işlemi başlattığını duyurdu

    PİRHA- Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) yaptığı yazılı açıklamayla, bileşenleri olan Hüseyin Gazi Vakfı hakkında ihraç kararı aldıklarını duyurdu. AVF, “Vakıf yönetimi tarafından Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti hakkında tarafımıza en ufak bilgi dahi verilmemiştir. İnanç ritüellerimizin fütursuzca istismar edilmesine sessiz kalan Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı yönetimini kınıyoruz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem’in 10’uncu gününde Ankara Mamak’ta bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ne gitmesi ve cemevinin dizayn edilmesine ilişkin tepkiler yükselirken, Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) bir açıklama yaptı.

    AVF yaptığı yazılı açıklamayla, federasyonlarının bileşeni olan Hüseyin Gazi Vakfı hakkında ihraç kararı aldıklarını bildirdi.

    AVF yönetimi, federasyonlarının bileşeni olan Hüseyin Gazi Vakfı yöneticilerinin ziyaret hakkında kendilerine hiçbir bilgilendirme yapmadıklarını ve inanç ritüellerinin istismar edilmesine sessiz kaldıklarını belirterek, vakıf hakkında ihraç kararı aldıklarını açıkladı.

    “İNANÇ RİTÜELLERİMİZİN FÜTURSUZCA İSTİSMAR EDİLMESİNE SESSİZ KALAN VAKFI İHRAÇ EDİYORUZ”

    Yazılı açıklama şöyle:

    “Sayın Cumhurbaşkanımızın,

    20 yıllık iktidarı süresince ilk defa bir cemevini ziyaret etmesi, Alevilere saldırılarının yapıldığı bir dönemde son derece önemli olduğu gibi toplumu kucaklayıcı ve birleştirici bir ziyarettir. Bu anlamda bu ziyareti önemsiyoruz.

    Bu ziyaretin öncesi ve sırasınca yaşananlar ise bizleri ziyadesiyle üzmüştür.

    Öncelikle federasyonumuz bileşeni olduğu halde, başından itibaren vakıf yönetimi tarafından Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti hakkında tarafımıza en ufak bilgi dahi verilmemiştir.

    Alevi – Bektaşî toplumunun yüzyıllar boyunca geliştirdiği, yaşadığı zulüm ve baskılara rağmen bugünlere getirdiği yüce değerleri, basit çıkar hesaplarıyla ayaklar altına alan, Alevi – Bektaşî toplumunun en kutsal değerlerinden olan, ‘Muharrem / Matem’; ve inanç ritüellerimizin fütursuzca istismar edilmesine sessiz kalan Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı yönetimini kınıyor ve Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı hakkında federasyonumuzun yönetim kurulunun aldığı karar gereği ihraç işlemlerine başladığımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir’e 5 yıl sonra ‘Göreve dönemezsin’ dedi

    OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir’e 5 yıl sonra ‘Göreve dönemezsin’ dedi

    PİRHA-OHAL İnceleme Komisyonu, KHK ile kamudaki görevinden ihraç edilen Öğretmen Songül Tunçdemir’in başvurusunu 5 yıl sonra karara bağladı. Hakkında ‘ret’ kararı verilerek göreve dönmesine izin verilmeyen Tunçdemir, “Bu ülkede hak ve hakikat mücadelesi vermek çok zor biliyoruz. Amaçları bizleri yıldırmak, baskı altına almak. Ama pes etmeden hakkımızı elde edene kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Binlerce kişi tutuklandı. Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile de 204 medya kuruluşu kapatıldı ve 125 binden fazla kamu emekçisi görevinden ihraç edildi. Bu süreci yaşayan birisi de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönemler Malatya ve Kartal Şube Başkanı, Alevi Aktivist ve KHK ile mesleğinden ihraç edilen öğretmen Songül Tunçdemir. Aradan geçen 5 yılda OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir‘e “Göreve dönemezsin” dedi.

    Tunçdemir, 5 yıllık süreci ve OHAL İnceleme Komisyonu’nun sonucunu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİ VERDİĞİMİZDEN DOLAYI İHRAÇ EDİLDİK”

    686 No’lu KHK ile kamudaki görevinden ihraç edildiğini hatırlatan Tunçdemir, şöyle konuştu:

    “15 Temmuz sözde darbe girişimini kendilerinin deyimiyle fırsata çevirerek kendi darbesini yaratan siyasal iktidar, bu darbe girişiminden biz sorumluymuşuz gibi oklarını bu ülkenin aydınlarına, Alevilere, Kürtlere, solculara, kısacası demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlere yöneltti. Ben de bir Alevi olarak bundan nasibimi aldım ve bir gece yarısı yayınlanan 686 No’lu KHK ile kamudaki görevimden ihraç edildim. Suçumuz hiçbir zaman söylenmedi ama bize gönderdikleri iki satırlık yazıda bizleri terör örgütleri ile irtibatlı olmakla suçluyorlardı.

    Toplamda 125 bin kişinin içinde benim de üyesi olduğum KESK’in 2 bin 400 üyesi de ihraç edilmişti. KESK üyeleri olarak “Biz neden ihraç edildik?” sorusunu kendi kendimize sorduğumuzda hepimizin ortak paydasının “muhalif olmak”, “kadın cinayetleri olmasın” demek, “eşit yurttaşlık istemek”, “barış istemek”, “analar ağlamasın” demek, “eşit işe eşit ücret” istemek, “demokratik, laik, bilimsel eğitim istemek.” Yani yasal çerçevede demokrasi mücadelesi vermek olduğunu gördük.

    “ADİL YARGILANMA HAKKIMIZ GASP EDİLMİŞTİ”

    Biz OHAL ile birlikte gördük ki tüm bunların hepsi suç sayılıyor. Yani insanca yaşayabilme ve çocuklarımıza güvenli bir gelecek inşa etme mücadelesi vermek suçmuş. Üstelik gücümüzü devletin anayasasından ve altına imza attığımız uluslararası sözleşmelerden aldığımız halde.

    Mesele sadece işten atılmamız değildi aslında, bin bir imkansızlıklar içinde, hakkımızla elimize aldığımız diplomalarımızın iptal edilmesi ve kendi mesleğimizi icra etme yasağının getirilmesi, resmi kuruluşlarda çalışma yasağı, sigortalı işte çalışma yasağı. Sigortasız işçi çalıştırmak yasak zaten. Bu tamamen kendilerinin de söyledikleri gibi ‘ağaç kökü’ yesinler zihniyeti ile uyuşan bir yasak. Ne kadar sosyal güvencemiz varsa hepsine ambargo koydular. Pasaportlarımızı elimizden alarak yurt dışı yasağı getirdiler. Hangi kuruma gitsek sistemdeki adımız kırmızı renkle yazılıydı. Bizi terörist ilan ettiler ya, akrabalarımız, oturduğumuz mahallenin sakinleri, hatta bir çok tanıdık insan bizden çekinir oldu. Ne de olsa fişlenmiştik. Oysa masumiyet karinesi var, suçu ispat edilene kadar her insan masumdur. Adil yargılanma ve kendimizi savunma hakkımız gasp edilmişti.”

    “KİMSENİN SOKAĞA ÇIKAMADIĞI ZAMANLARDA SOKAKLARDAYDIK”

    Tunçdemir, haklarını aramak için OHAL döneminde de sokaklara çıktıklarını vurgularken, “İstanbul da yaşayan KHK’liler ile bir araya gelerek haftanın 4 günü Bakırköy, Kadıköy ve Kartal da direniş başlattık. Kimsenin sokağa çıkamadığı zamanlarda sokağa çıkmaktan başka çaremiz kalmamıştı çünkü. O zamana kadar vermiş olduğumuz mücadeleyi baz alarak KHK direniş alanı oluşturduk. Ve işimizi geri istemekle birlikte OHAL döneminde yaşanan tüm haksızlıklara karşı çıktık. 69 hafta boyunca eylemlerimiz devam etti, 69. haftadan itibaren direniş alanımıza yüzlerce polis yığarak gözaltılar yaptılar ve nihayetinde bizleri hareket edemez hale getirdiler.

    Sayısal olarak az olduğumuzdan bu baskılar karşısında daha fazla direnemedik. O zamana kadar sendikanın dayanışması ve geçici küçük işler sayesinde hayatımızı idame ettiriyorduk fakat artık daha fazla çalışmamız gerekiyordu. 2018 de 70 günlük bir cezaevi sürecim oldu, benim için hazırladıkları iddianamede suçumun demokrasi mücadelesi vermek olduğunu gördüm. 5. duruşmada beraat aldım fakat Malatya Cumhuriyet savcısı yeniden yargılanmam için istinafa başvurdu. İstinaftaki heyet dosyanın kapanmasını öngördü fakat heyet üyelerinden biri şerh koyunca dosya bir üst mahkemeye taşındı. Yani dosyam hala kapanmadı” ifadelerini kullandı.

    “OHAL İNCELEME KOMİSYONU 5 YIL ARADAN SONRA ‘RET’ KARARINI AÇIKLADI”

    OHAL İnceleme Komisyonu’nun 5 yıl sonra kararını açıkladığını belirten Tunçdemir, görevine iade edilmedi. Tunçdemir, Türkiye’de hak mücadelesi vermenin zor olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

    “Normalde OHAL döneminde yaşanan hukuksuz uygulamaların OHAL bitince iptal edilmesi ve haklarımızın tekrar verilmesi gerekiyordu. Ama AKP bu dönemde bu uygulamaları yasallaştırdı. Bir de direkt mahkemeye başvurulması gerekiyorken OHAL İnceleme Komisyonu kuruldu. Sadece 2 yıllık bir görev süresi verildi bu komisyona, yine inceleme bitmedi ve bu süre toplam 7 kez uzatıldı. Üstelik “önce mahkemeye gelin, sonra komisyona başvurun, komisyon karar versin sonra yine mahkeme gelin” denildi. Yani baştan sona bir oyalama süreci başladı. Ben de tam 5 yıldır komisyonun sonucunu bekliyorum. Nihayetinde ret geldi. Bakanlık teftiş kurulunu aradım, tebligatları biriktirip aylık gönderiyorlarmış. Tebligatı bekliyorum ki sendikam Eğitim Sen’in görevlendirdiği avukatlar dava açsın. Hakkımızdaki suçlamalar ile ilgili resmi olarak bilgilendirilmedik. Komisyonun göreve kabul kararları da var fakat ret kararlarında yine açıklayıcı bir bilgi olmuyor.

    “BIKMADAN, PES ETMEDEN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Bir de benim açımdan şöyle bir durum var. Yeni bir düzenleme geldi, KHK ile ihraç edilenlerin mahkeme yoluyla yurt dışı yasağı kaldırılabiliyor. Pasaport almak için girişimlerde bulundum fakat önce dava dosyamın kapanması gerekiyormuş.
    Nedense bizim aleyhimize olan durumlarda siyasi iktidar çok refleksli davranıyor ama lehimize olan durumlarda oyaladıkça oyalıyor. Mesela bir gece yarısı sorgusuz sualsiz, aniden, üstelik sadece bir ihbar üzerine seni işinden atıyor, gözaltına alıp tutuklayabiliyor ama sen hakkını aramaya kalkarsan önüne ne kadar engel varsa çıkartıyor. Binlerce insanın hayatını karartan bu uygulamalar, komisyondan idare mahkemesine kadar hep belirsizliklerle dolu. Bu ülkede hak ve hakikat mücadelesi vermek çok zor biliyoruz. Amaçları bizleri yıldırmak, baskı altına almak. Engeller ile dolu ama bıkmadan, pes etmeden hakkımızı elde edene kadar mücadele edeceğiz.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • KHK ile ihraç edilen Akademisyen Nuriye Gülmen’e 10 yıl hapis cezası

    KHK ile ihraç edilen Akademisyen Nuriye Gülmen’e 10 yıl hapis cezası

    PİRHA-KHK ile görevinden ihraç edilen Akademisyen Nuriye Gülmen’e yargılandığı davada 10 yıl hapis cezası verildi.

    İstanbul’un Okmeydanı semtinde bulunan İdil Kültür Merkezi’ne yönelik polis baskınında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden ihraç edilen Akademisyen Nuriye Gülmen’in de aralarında bulunduğu 4 kişinin yargılandığı dava İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    “Örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılanan Gülmen ile Yasemin Karadağ duruşmada hazır bulundu. Mahkeme, Gülmen’e 10 yıl ve Karadağ’a 12 yıl hapis cezası verdi. Karar sonrasında Gülmen ve Karadağ duruşma salonunda oturma eylemi başlattı.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK ile ihraç edildikten sonra işine dönen engelli yurttaş, şimdi de sürgün edildi!

    KHK ile ihraç edildikten sonra işine dönen engelli yurttaş, şimdi de sürgün edildi!

    PİRHA – KHK ile ihraç edildikten sonra mahkeme kararıyla işine geri dönen Mithat Tokur, şimdi de “sürgün” edildiğini öğrendi. Engelli yurttaş Tokur, “Gözdağı vermek istiyorlar ancak açıkça söyledim; gemileri yaktım. Yasalar ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar direneceğim” diyerek verilen karara tepki gösterdi.

    36 yıl boyunca memurluk yapan Mithat Tokur, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmişti. Tokur, ihraç olmadan önce Türkiye İş Kurumu’nda şef olarak çalışıyordu.

    Tokur, işine geri dönmek adına yıllarca verdiği hukuk mücadelesi sonuç vermiş, 25 Şubat’ta ise yeniden işbaşı yapmıştı. Mithat Tokur, şimdi yeni bir “yıldırma” politikası ile karşı karşıya olduğunu ifade ederek İş-Kur’un, “baskı ve zulüm’de sınır tanımadığını” ifade etti.

    PİRHA’ya konuşan Mithat Tokur, İş-Kur yönetiminin, mahkemeye başvurarak “Emirleri idareden değil, örgütten alıyor” diye suçlamada bulunduğunu aktardı. İlgili mahkemenin, suçlamayı reddettiğini belirten Tokur, şimdi de evinden çok uzak bir semte “sürgün” edildiğini belirtti.

    İŞ-KUR YÖNETİMİ, ISRARLA MEVCUT SENDİKAYI TANIMADI!

    Mithat Tokur, söz konusu kararın ardından yürüme (Ortopedik) engelli olduğuna işaret ederek “Engellilik durumu devam ettiği sürece kurumlarca isteği dışında memurun yeri değiştirilemez” yasasını hatırlattı. İş-Kur yönetiminin, sendikal tercihler konusunda da baskı uyguladığını söyleyen Tokur şunları aktardı:

    “Bordroda sendika aidatı kesilmemişti. Bizler işsizken sendikanın yatırdığı küçük meblağlarla ekmeğimizi aldık. Ben de bordroda sendika aidatını göremeyince hukuk servisine giderek ‘KESK üyesiyim ve istifa etmedim. Mart ayında aidatı ödemeyi atladınız Nisan’da bari bu ödemeyi kesin’ dedim. Bunun üzerine bana yeniden üye kayıt formu verdiler. Ben de ‘Sendikadan istifa etmedim. Mahkeme kararı da açık, eğer tereddüt ediyorsanız hukuka sorun’ dedim. Nisan bordrosunda sendika ödemesinin yine olmadığını gördüm. Bunun üzerine sendika aidatımın kesilmesi, hesaba yatırılması yönünde dilekçe sundum. Verilen olumsuz cevapla birlikte aynı tarihte tayin yazıldı. Yapılanın bir alt görev olduğunu da kendilerine belirttim.”

    “GEMİLERİ YAKTIM, DİRENECEĞİM”

    Mithat Tokur, önceki işyerine tek vasıta ile gidebildiğini ancak yeni görevlendirme yerinin evine çok uzak olduğunu da vurguladı. Tokur, sürgün kararına karşı mücadele yürüteceğini belirterek şunları söyledi:

    “Şimdi iki araç değiştirmem gerekiyor ve çok da zamanımı alıyor. Ayaklarımdaki engelden dolayı bu adrese otobüsle, dolmuşla gidip gelmem sıkıntılı. Bunu bilerek yapıyorlar ve benim üzerimden yeni gelecek olanlara da gözdağı vermek istiyorlar. Engelli bireylerin kendi istekleri dışında tayininin yapılamayacağı yoruma dahi açık olmayan net bir madde ile belirtilmiş, ancak bunu bile bile yaptılar. Beni emekli olmaya zorluyorlar ama açıkça söyledim; gemileri yaktım. Yasalar ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar direneceğimi söyledim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABER: KHK’li Mithat Tokur’un hukuk mücadelesi sonuç verdi!