Etiket: iktidar

  • CHP, TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağıracak

    CHP, TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağıracak

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile Grup Başkanvekilleri Özgür Özel ile Engin Özkoç’un imzasını taşıyan Olağanüstü Oturum talebi dilekçesi TBMM Başkanlığına sunulacak.

    Dün akşam (27.02.2020) Suriye ordusu tarafından İdlib’e doğru ilerleyen TSK’ya yönelik gerçekleşen saldırıda 33 asker yaşamını yitirdi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün akşam MYK üyeleri ile kurmaylarını olağanüstü toplantıya çağırmıştı. Bugün gerçekleşen Merkez Yönetim Kurulu Toplantısı sonrasında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla Grup Başkanvekilleri Özgür Özel ile Engin Özkoç’un imzasıyla CHP, TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağıracak.

    Dışişleri Bakanından, Milli Savunma Bakanına kadar iktidar yetkililerinin milletvekillerini bilgilendirmesini isteyen CHP, Suriye politikasında bugün itibari ile uygulanacak kararları da iktidarın, milletvekillerine anlatmasını isteyecek. Olağanüstü toplantı talep dilekçesi saat 12.30’da TBMM Başkanlığına sunulacak.

  • Ferhat Tunç’a verilen hapis cezası onandı

    Ferhat Tunç’a verilen hapis cezası onandı

    PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç hakkında sosyal medya hesapları üzerinden “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla verilen 2 yıllık hapis cezası onandı.

    Sanatçı Ferhat Tunç hakkında “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla verilen 1 yıl 11 ay 12 gün hapis cezası onandı. Sosyal medya hesapları üzerinden “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında hapis cezası kararını istinaf mahkemesine taşıyan Tunç’un talebi reddedildi. İstanbul Bölge Adliyesi, Tunç hakkında verilen hapis kararını onadı.

    İKTİDARIN SANATÇIYA DÜŞMANLIĞINI KOLLAYAN YARGI VAR”

    Kararı değerlendiren Tunç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şiiri, müziği yasaklayan bir ülkeden sanatçıları ötekileştirmeyen yepyeni bir Türkiye’ye kavuştuk” sözlerini hatırlatarak şunları söyledi:

    “Bu, Erdoğan’ın dünkü sözleri. Bugünse İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, hakkımda ‘örgüt propagandası’ iddiasıyla verilen 2 yıllık hapis cezasını onadı. Şaşırmadım. Halihazırda iktidarın muhalif düşünceye, sanata ve sanatçıya düşmanlığını kollayan bir yargı sistemi olduğunun farkındayız. Hakim, savcı yok; iktidarın muhalif avcıları var. Kırk senedir neden sanat yaptığımın, nasıl yaptığımın farkındayım ve hiçbir karar bu kararlılığımı durduramaz. Böyle kararlar bireysel değil. Hepimizin hakkı, hukuku için daha çok mücadele etmeliyiz. Sadece bu ülkenin bunu hak etmediği için üzgünüm.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • YÖK kuruluş yıl dönümünde protesto edildi-VİDEO

    YÖK kuruluş yıl dönümünde protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- YÖK kuruluşunun 38. yılında protesto edildi. İstanbul’da yapılan eylemde gelinen süreçte bilimden uzak, iktidara yakın üniversiteler yaratılmaya çalışıldığına dikkat çekildi. 

    Haberin Videosu

    Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) kuruluşunun 38. yılında Türkiye’nin birçok ilinde protesto edildi. İstanbul’daki protesto eylemi her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul Üniversitesi (İÜ) Beyazıt Kampüsü önünde yapıldı.

    Eyleme İÜ öğürencilerinin yanı sıra farklı üniversitelerden çok sayıda öğrenci katıldı. “Üniversite şirket, hapishane, şantiye değildir. Geleceğimiz için mücadeleye” yazılı pankartının açıldığı eylemde “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler özgürleşecek” sloganı atıldı.

    Eyleme farklı üniversitelerden desteğe gelen öğrenciler kendi üniversitelerindeki rantı anlattı.

    “EŞİT VE BİLİMSEL EĞİTİMİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Öğrenciler adına ortak basın metnini Özlem Özdemir okudu. 38 yıldır üniversitelerin YÖK eliyle bilim ve politikadan uzaklaştırılarak bugün de tek adama teslim edildiğini ifade eden Özdemir, şunları dile getirdi:

    “Biz her daim eşit, parasız ve bilimsel eğitim hakkımız için mücadele ederken; bize öğrencilerin hak ve özgürlüklerini kısıtlamak, üniversitelerdeki özgür düşünce ortamına ket vurmak hedefiyle soruşturmalar açıldı. Hocalarımız KHK’lerle üniversitelerden ihraç edildi. Tüm bunlarla bilimden uzak, iktidara yakın üniversiteler yaratmaya çalıştılar. Bunlara rağmen, üniversitelerde itiraz eden öğrencileri hiç bir dönem durduramadılar, durduramayacaklar. Biz, hiçbir sınıfsal ayrıma izin vermeden eşit eğitim alma hakkımızı, gericiliğe karşı bilimsel eğitimi, cinsiyetçiliğe karşı eşitliği, ırkçılığa karşı kardeşliği, baskılara karşı özgürlüğümüzü savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir Barosu: Halkı mehter penguen medyasına mahkum ettirmeyeceğiz

    İzmir Barosu: Halkı mehter penguen medyasına mahkum ettirmeyeceğiz

    İzmir Barosu, internetten radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın yapan tüm kuruluşların RTÜK’ten yayın lisansı almak ve lisans için ücret ödemek zorunda bırakılmasına tepki göstererek, halkı “Mehterci Penguen Medyasına” mahkum etmeyeceklerini söyledi. 
    İzmir Barosu Başkanlığı 1 Ağustos tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik uyarınca internetten radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın yapan tüm kuruluşların RTÜK’ten yayın lisansı almak ve lisans için ücret ödemek zorunda bırakılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
    “SANSÜR İHTİYACINI YENİ BİR ALANA TAŞINMANIN ARACI OLUYOR”
    Baro açıklamasında, halkı “Mehterci Penguen Medyasına” mahkum etmeyeceklerini belirterek, söz konusu düzenlemeyi haklı kılan hiçbir hukuki gerekçenin olmadığını söyledi. İnternet ortamı, radyo ve televizyon yayınları gibi belli sayıda frekansın kullanılmak zorunda olduğunu belirtilen açıklamada, “Yönetmelik bu haliyle, hukuki bir düzenlemeyi hedeflememekte, yalnızca iktidar sahiplerinin sansür ihtiyacını yeni bir alana taşımanın aracı olmaktadır. RTÜK’ün yakın tarihte üstlendiği rol ile tekelleşmiş ve iktidarın sesi haline gelmiş konvansiyonel medyanın durumu bir arada değerlendirildiğinde, bu düzenlemenin amacının her türlü muhalif görüşü ve alternatif hayat şeklini sindirmek, baskı altına almak olduğu görülecektir” denildi.
    “AYMAZ SALDIRIYI ŞİDDETLE REDDEDİYORUZ”
    Bugünden sonra internet üzerinden yayıncılık yapan alternatif haber kanalları ile kültürel içerik üreten tüm yayıncılar sansür, para cezaları, içerik engellemeleri ve lisans iptali gibi yaptırımlara karşı savunmasız kaldığı vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Boğulmak istenen, bireysel özgürlükler, ifade hürriyeti, alternatif siyasi ve kültürel yaşamdır. Hukuki düzenleme kılıfı ile özgürlüklerimizin son kırıntılarına yapılan bu aymaz saldırıyı şiddetle reddediyoruz. Biliyoruz ki, yurttaşlar, kendilerine reva görülen bu totaliter üçüncü dünyacı dayatmayı en kısa sürede hükümsüz kılacaktır.”
  • Tahmaz: Rızalık olmadan toplumsal huzur ve barış sağlanamaz-VİDEO

    Tahmaz: Rızalık olmadan toplumsal huzur ve barış sağlanamaz-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de anayasa yapımın yukarıdan aşağıya doğru yapıldığını toplumun sorunlarını yansıtan demokratik bir tarzda yapılmadığı için her defasında değişmeye açık olduğunun altını çizen Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, evrensel değerler çerçevesinde rıza mekanizmasının yaratılmasıyla demokratik bir anayasa yapılabileceğini kaydetti. 

    Türkiye’de anayasa yapım sürecini ve bugün tartışılan ‘demokratik anayasa’ tartışmalarını Pir Haber Ajansı’na değerlendiren Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, 1921-1923 Anayasası’nın Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesine bağlı olarak şekillendiğini hatırlatarak, “Diğer ülkelerden farklı olarak; bir devlet kuruldu ve bu devlete bir ulus yaratılmaya çalışıldı o ulus yaratılırken de bize de bir elbise yani yukarıdan aşağıya anayasa giydirildi” dedi.

    “ANAYASA TOPLUMUN TALEPLERİNİ KARŞILAMIYOR” 

    Türkiye’nin kuruluşunda yapılan anayasanın Cumhuriyet’in yapısına, sosyalist, etnik, kültürel yapısına denk bir anayasa olmadığını kaydeden Tahmaz, 12 Eylül’den sonra anayasada 20’ye yakın değişiklik yapıldığını belirterek Türkiye’de anayasaların neden çok sık değiştirildiğini şöyle açıkladı:

    “İki nedenle değişiyor. Yukarıdan aşağıya bir devlet empoze eden, ideoloji empoze edene bir sistem empoze ediliyor. Bu yukarıdan aşağıya yapılan anayasa, toplumun isteklerini, sorunlarını yansıtan demokratik bir tarzda yapılmadığı için her defasında değişmeye açık oluyor.

    Türkiye’de sürdüregelen rejim kendi içerisinde değişiklikler yapsa bile toplumu dinamikleriyle ayak uyduran, onları kapsayan bir tarzda yapmayıp devletin bekası için tehlike görüyor. Bir devlet var bu devlete bir toplum yaratma fikrinden uzaklaşılamadığı için toplumsal kesimleri kaplayan bir şey olmuyor. Anayasa tartışma sürecine herkes katılır ama anayasanın teknik yapım yanı vardır. Yani Anayasa hukukçuları vardır, bu konuda ulusal ve uluslararası tecrübeye sahip akademik çevreler vardır. İktidarlar kendi ihtiyaçları üzerine bunu yapar. Üniversitelerden, hukuk fakültelerinden görüş almamıştır. Böyle bir kültür olmayınca hiçbir zaman anayasa işlevliliği kazanmıyor, oturmuyor ve sürekli yamalı bohça gibi yama yapılıyor. Nitekim en son Başkanlık sistemi de tartışılmaya başlandı.

    “TÜRKİYE’DE İKTİDARLAR KENDİ İHTİYAÇLARINA GÖRE ANAYASA YAPIYOR”

    Anayasayı yaparken toplumun büyük bir kesiminin benimsediği bir şey olmalı. Kriterler vardır; evrensel kabuller vardır, bunlar tartışma konusu olamaz. Bunlardan biri yaşam hakkı. Temel haklardan biri herkesin özgürce kendi istediğince yaşama hakkıdır, eğitim alma hakkıdır. Bunları tartışma konusu yapmadan bir yolunu bulmak gerekir. Türkiye’de bu olmadığı için siyasi iktidarlar kendi ihtiyaçlarına göre anayasa yaptığı için kurullar da oturmuyor, işleyişler de oturmuyor ve anayasa da işlemiyor. Aslında Türkiye’de 12 Eylül’den sonra 12 Eylül’le hesaplaşmak için bütün demokrasi güçleri 35 yıldır bunu söylüyor. Bu anayasa Türkiye’ye dar gelen bir anayasa. Türkiye’nin son 20 yıldır yaşadığı sosyal ve siyasal değişimi dikkate aldığımızda Türkiye’nin üzerine oturduğu toplumsal dinamiklerden Alevilerden, Kürtlerden yükselen talepleri dikkate aldığımızda yeni bir anayasa yapmaktan kaçınmanın Türkiye’nin kendine oynamaktan başka bir şey olmadığı çok açık.

    AKP de iktidara geldiğinde en büyük vaadi anayasa yapmaktı ama o da vazgeçti kendi ihtiyacına göre düzenlemelere gitti. Kürt mücadelesinin geldiği eşik, bölgesel gelişmeler Türkiye’nin 2018 Anayasasıyla yürüme şansının olmadığını çok açık ortaya koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde herşeyi Ankara’dan çözen merkezi bir devlet sistemi var. Şimdi bunların sürdürülebilme ihtimali kalmamıştır. Hükümet burada kendi iktidarını, geleceğini tehlikede gördüğü için direniyor ama sürekli tartışma konusu.”

    “KÜRTLER ‘TAMAM’ DEMEDİ”

    Yerel yönetimlerin, yerel demokrasinin geliştirilmesinin Türkiye’nin gündeminde olduğunu belirten Tahmaz, “En önemli özelliği de yerel demokrasinin güçlendirme dorosundaki Kürt siyasal hareketinden ve demokrasi güçlerinden gelen temel taleptir. Kürt sorunun çözümünün anahtarı olabilecek birkaç maddeden biridir. Keza kısmen kalktı gibi görünsede uygulamada tam da öyle değil. Alevi mücadelesinin, özellikle 12 Eylül sonrası hızla zorunlu din dersi eğitimine karşı geliştirdikleri mücadele. Sadece Aleviler değil, Alevilerle birlikte bütün demokrasi güçlerinin eğitim sistemine karşı yürüttüğü mücadele var. Buradan baktığımız zaman tabi ki Türkiye önce bunları Alevi açılımı, Türk açılımı, Kürt çözümü diyen iktidar hepsinden teker teker vazgeçti. Hükümet vazgeçebilir ama bu talepleri dillendiren kesimler vazgeçmedi. 2015 yılında iktidar çözüm sürecini bitirdiğinde, masayı devirdiğinde Kürtler, ‘Tamam madem öyle boynumuzu büküyoruz’ demedi. Talepler ve mücadele devam ediyor” diye konuştu.

    “6 Mayıs diye ifade ettiğimiz tarihte Abdullah Öcalan yeniden demokratik siyasetle sorunları çözme, olumlu barış çağrısı ve çözüm çağrısı bu sorunun çözümün bugün ne kadar yakıcı hale geldiğini gösterdi” diyen Hakan Tahmaz şöyle devam etti:

    “Bunun ilerleyebilmesi için şu anda Türkiye’nin öncelikli sorunu, normalleşmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin normalleşebilmesi için atması gereken kritik iş var. Bunlardan birisi güvenlik politikasıyla Türkiye’nin her gün daha fazla dar boğaza düştüğü gerçeği. Bu geçmişten farklı olarak hem içeride hem dışarıda. Bugün Türkiye’de ne tartışıyoruz; Türkiye Amerika ile mi anlaşacak yoksa Rusya’la mı anlaşacak. Biz Barış Vakfı olarak diyoruz ki;  Kimle anlaşacağına bişey demiyoruz ama önce Kürtlerle anlaşalım. Kürtlerle anlaşırsak Amerika, Rusya, Almanya karşısında daha güçlü olur. Kendi içinizde evinizde huzur sağlayamadığınız zaman komşunuzla daha zor olur. Onun için önce güvenlik politikasının terk edilip yeniden müzakere yapılmalı.”

    “TÜRKİYE’DE TERÖR TANIMI YENİLENMELİ”

    Artık Türkiye’de terör tanımın yenilenmesi gerektiğini ifade eden Tahmaz, “Çok fazla birşeye ihtiyaç yoktur. Avrupa normlarına uygun bir yeni terör tanımı yapılmalı. İktidarın siyasallaşmış yargının istediğini terör tanımına sokup FETÖ, PKK ya da dış mihraplar dediği ortamda ne anayasa tartışılabilir ne de Türkiye tartışılabilir. Yargının bugünkü siyasallaşmış haline son verilebilmesi için bu yasanın netçe değiştirilmesi gerekir. Avrupa Birliği de terörle mücadele yasasında yeni bir düzenleme istiyor” dedi.

    Son 10 yıldır Türkiye’nin uluslararası sıralamada gerilerde olduğuna dikkat çeken Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Türkiye’nin zaman kaybetmeden yüzünü normalleşmeye çevirmesi gerektiğini kaydetti.

    Tahmaz, anayasa yapım sürecinde demokratik kanalların olduğunu hatırlatarak, “Anayasayı meclis yapar bu doğrudur ama Anayasa’yı ‘meclis, ‘biz biliyoruz, herşeyi biz yaparız’ diyerek yapamaz. Toplumun çeşitli kanalları vardır. Türkiye’nin Anayasa hukukçuları, Türkiye’nin 50 yıllık geleceğini düşünerek demokratik bir ülke yaratma temelli birşey yapması gerekir. Bunların içinde Kürt siyasal hareketi de var. Bugün temel sorunlardan biri Kürt siyasal hareketinin taleplerini içermek, Alevileri içermektir. Onlarca kez Aleviler çalıştaylar yaptı, metinler çıkarttılar, Kürtler Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kararlarıyla başka partiler kararlarıyla öneriler açıkladı. Bunları sentezleyecek bişey yapmalı” diye konuştu.

    “RIZA OLMADAN DEVLETİN KURUMSALLAŞMASI OLAMAZ”

    Rızalık kavramına dikkat çeken Tahmaz, anayasanın yapılması için evrensel değerlerin önemine vurgu yaparak demokratik bir anayasa için uzlaşanların birlikte olması gerektiğini söyledi. Tahmaz, “Bu anlamda bir rızanın olması gerekir. Rıza mekanizmasının yaratılması gerekir. Bu rıza mekanizması yaratıldığında yapılacak anayasanın 5 maddesine birisi çekince koyabilir, onay vermeyebilir. Yani 100 madde yazılacaksa bütün herkes üzerinde anlaşamayabilir ama bunların evrensel değerlerle çelişmeyen bir ölçüde olması, bu rıza olmadan devletin kurumsallaşması olmaz. Bu rıza olmadan toplumsal huzur ve barış sağlanamaz. Bu açıdan Kürtleri şu anda bölgede yaşanan gelişmeleri de dikkate aldığımız zaman öncelikli mesele Kürt ve Alevi dinamiği kesimini ve diğer farklı kesimlerin taleplerini içeren bir anayasa yapılmalı ve bunun için de Türkiye’nin epey bir çaba sarf etmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

    Yeni anayasa tartışmalarına iktidarın uzak olduğunu söyleyen Tahmaz, “Ancak yeni iktidarlar yaratmak için gelecek iktidarın nasıl olması gerektiğini bugün tartışarak, politik çerçevesini belirleyebiliriz. O nedenle Millet itikafının da sorumlu olduğunu söyledim. Yani Cumhur irtifakına karşı olmak çok kıymetlidir ama onun yerine ne koyacağımızı belirlememiz gerekiyor. Çünkü burada bir tehlike vardır. Onun yerine ne koyacağından mütabakat kılmadığın zaman Türkiye toplumunun alışkanlıkları, siyasal yönelimleri, bagajları gelenin gideni arattırdığı siyasal bir süreç olabilir. Bugün AKP ve MHP ittifakından çok çekiyoruz ama ondan beterine mahkum olmamak için bugünden tartışmak gerekir” dedi.

    “ÖCALAN’IN ONURLU BARIŞ, DEMOKRATİK SİYASET VURGUSU ÖNELİDİR”

    6 Mayıs’ta PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının önemli olduğunu kaydeden Hakan Tahmaz, “Öcalan’ın üçüncü yol vurgusu onurlu barış, demokratik siyaset, statükocu milliyetçiler, tek adam rejimi ya da  Cumhur İtifakı karşısında yeni bir odak. Burada en dinamik bunu taşıyabilecek Kürt siyasal hareketi ya da HDP burada bir öznedir. Bu özne olma özelliğinden koruması çok önemlidir. O nedenle 3 yol çağrısının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘Çocukları istismar edenler ve sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalı’

    ‘Çocukları istismar edenler ve sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalı’

    PİRHA -Veli- Der Bergama Şubesi ve İzmir Eğitim Sen şubeleri, İzmir Bergama Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, Türkiye’de özellikle son yıllarda çocuklara yönelik istismar vakalarında artışın yaşandığı vurgulanarak, cemaat yurtlarında veya kurumlarda yaşanan istismar iddialarında etkin soruşturmanın yürütülmediği belirtildi.

    Veli- Der Bergama Şubesi ve İzmir Eğitim Sen şubeleri, İzmir Bergama Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamayı  Eğitim- Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılınç okudu. Açıklamada, “Çocuk istismarı suçunu işleyenler en ağır şekilde cezalandırılmalı, çocuk istismarlarını önlemeye yönelik somut adımlar atılmalı” denildi.

    2017 yılında Dikili Özel Miyase Yılmaz Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda hizmetli olarak çalışan Ö.F.E’nin yurtta kalan 9 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiası üzerine açılan dava için eğitimciler Bergama Adliyesi önünde bir araya geldi.

    “Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi, Dikili’de de yaşananların asıl sorumlusu, kamusal, bilimsel ve laik eğitimi adım adım tasfiye ederek, okullarımızı, yurtlarımızı köy okullarını, yurtları kapatarak cemaatlere teslim eden Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidardır” denilen açıklamada, Dikili davasının bu yönüyle önemli bir örnek teşkil ettiği vurgulandı.

    “GERİCİ MÜFREDAT PROGRAMLARI İSTİSMARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR”

    Türkiye’de özellikle son yıllarda çocuklara yönelik istismar vakalarında ciddi artışın yaşandığı vurgulanan açıklamada, siyasi iktidarın çeşitli şekillerde destek verdiği, teşvik ettiği farklı cemaatlerce kurulan kimi dini vakıf ve derneklerin yurt ve kurslarında bugüne kadar çok sayıda cinsel istismar iddialarının gündeme geldiği belirtildi.

    İktidarın, çocuklara yönelik olarak okul, yurt ve kurslarda yaşanan istismar vakalarının üzerini örtme çabalarının ve bunun da çocuklara yönelik istismar ve cinsel saldırılarının artmasının nedenleri arasında olduğu kaydedilen açıklamada, eğitimde gerici müfredat programlarının yaygınlaşması ve cemaat yurtlarına tanınan ayrıcalıkların, çocuklara yönelik istismar vakalarının ve diğer ihlallerin önünü açtığı vurgulandı.

    “ÇOCUK HAKLARI İKTİDAR TARAFINDAN İHLAL EDİLİYOR”

    İktidara yakın cemaat yurtlarında veya kurumlarda yaşanan istismar iddialarında etkin soruşturmanın yürütülmediği vurgulanan açıklamada şunlar belirtildi:

    “Ülkemizde çocuk haklarının bizzat iktidar tarafından ihlal edilmesi, çocuklara yönelik istismar vakalarının belirgin bir şekilde artmasına neden olmaktadır. Çocukların sağlıklı gelişimi açısından son derece önemli bir uygulama olan karma eğitim uygulamalarına son verilmeye çalışılmakta, çocuk istismarını önlemek için hiçbir somut adım atılmamaktadır.

    Mahkemelerin çocukları ilgilendiren cinsel sömürü davalarında kararlarını verirken Türkiye’nin kabul ettiği sözleşmeleri hayata geçirmelerinin bir uluslararası ve insani yükümlülük olduğunu hatırlatıyor, Dikili davası başta olmak üzere, ülkenin neresinde yaşanırsa yaşansın çocuk istismarı ile ilgili davaların takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.”

    Açıklamada, siyasi iktidarın dini vakıf ve cemaatlere tanıdığı bütün ayrıcalıklara ve desteklere derhal son vermesi ve çocuklara yönelik istismar vakalarına karışanların ve diğer sorumluların en ağır cezaya çarptırılmaları çağrısında bulunuldu. (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Akkaya’dan Güven’in direnişine destek: İktidar talepleri görmeli-VİDEO

    Yazar Akkaya’dan Güven’in direnişine destek: İktidar talepleri görmeli-VİDEO

    PİRHA- Alevi aktivist ve yazar Gülfer Akkaya, Alevilerin açlık grevlerine sahip çıkmaları gerektiğini söyledi. Akkaya, “Bu demokratik bir talep, bu talep yarın bir gün Alevilere de lazım olur ve Alevilerin de bu demokratik platformlarda olması bu iktidarın zulmü altında bulunan herkesin lehine olacak” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in tecridin kaldırılması için başlattığı açlık grevi bugün 118’inci gününde. Öte yandan yine aynı taleple Türkiye’deki tüm cezaevlerinde süresiz dönüşümsüz açlık grevleri de başladı.

    Alevi yazar ve aktivist olan Gülfer Akkaya, açlık grevlerini ve tecridi PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İKTİDAR AÇLIK GREVLERİNİN DUYULMASINI İSTEMİYOR”

    Genel olarak kadınların sessiz olmadıklarını, seslerinin yeterince duyurulamadığını kaydeden Akkaya, Türkiye’de var olan diktatöryal yönetimin basına da müdahale etmiş durumda olduğunu belirtti. Akkaya, iktidarın muhalif seslerin duyulmasını istemediği özellikle açlık grevlerinin duyulmasını hiç istemediğini vurguladı.

    “DEVLET AÇLIK GREVİNDEKİLERLE GÖRÜŞMELİ”

    Devletin açlık grevindekilerin seslerini duyması için yeterli çabanın gösterildiğini aktaran Akkaya, “Devlet bu konuda inat ediyor. Bir zıtlaşmanın içerisine girmiş Kürt halkına, Kürt kadınlarına karşı. Dolayısıyla açlık grevi yokmuş gibi bir ölüm sessizliğine yatmış.” dedi. Taleplerinin açlık grevlerinin duyulması ve iktidar partisinin açlık grevinde olanlarla görüşmesi olduğunu belirten Akkaya, isteklerin karşılanabilirliğine de vurgu yaptı.

    “İKTİDAR PARTİSİ YASA ÇİĞNİYOR”

    Tecridin kaldırılması talebinin T.C. Anayasasına uygun talepler olduğunu hatırlatan Akkaya, “Şimdiye kadar ses çıkarılmaması konusunda iktidar partisinin sorumsuzluk yaptığını, yasa çiğnediğini gösteriyor. O yüzden devletin hızla bu sesi karşılaması lazım” dedi.

    ALEVİLERE ÇAĞRI

    Alevi kadınlara da daha güçlü şekilde sahip çıkmaları çağrısını yapan Akkaya, “Ama sadece Alevi kadınların değil Alevi kurumları da sahip çıkmalı. Çünkü bu demokratik bir talep, bu talep yarın bir gün Alevilere de lazım olur ve Alevilerin de bu demokratik platformlarda olması, bu tür taleplerle yan yana olması her şeyden önce kendileri lehine ve bu iktidarın zulmü altında bulunan herkesin lehine olacak” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’na karşı mücadele geliştirmeliyiz – VİDEO

    ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’na karşı mücadele geliştirmeliyiz – VİDEO

    PİRHA- Çocuk istismarına evlilik yolu açan yasa tasarısının tekrar gündeme gelmesini değerlendiren Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu yasa tasarısı ile taciz ve tecavüzlerin önünün açacağına dikkat çekti. Uslu, bunu iktidarın yerel seçimler öncesi daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışması olarak da değerlendirdi. 

    Özellikle kadın örgütlerinin mücadelesi ve kamuoyunun tepkisiyle üç yıl önce geri çekilen “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesi seçime az süre kala yeniden gündeme getirildi. Düzenlemenin çocuk yaşta evliliklerin önünü açacağı belirtiliyor.

    Çocuk istismarlarına evlilik yoluyla af çıkartmayı öngören yasa tasarısını daha önce kadınların mücadelesiyle geri çekildiğini hatırlatan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu tasarıyı tekrar gündeme getirmeye çalışmalarının zihinlerinde kadına ve çocuğa yönelik bakış açısında bir tahakküm ilişkisi olduğunu kaydetti.

    Türkiye’de erkek egemenliğinin siyasi, politik ve sosyal ilişkileriyle perçinlenmiş olduğunu dile getiren Uslu, “Bunun arka planında kadını ve çocuğu kendi tebaası haline getirmeye uğraşan, kendi hükümdarlık alanlarında onlara uyacak kul köle olarak görmeye uğraşıyorlar. Kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar vakalarında, eğitim müfredatında bunu görüyoruz.” dedi.

    “YEREL SEÇİMLER ÖNCESİ OY TOPLAMAYI HEDEFLEYEN BİR ÇALIŞMA”

    18 yaşı bir sınır olarak görmediklerini ’15 yaşında bir çocukla evlenilebilir, hayat kurulabilir’ olarak gördüklerini belirten Deniz Uslu, bu bakış açısını bildiklerini ve bu zihniyeti diri tutmaya çalıştıklarını bunu yaparken de toplumda bir karşıtlık yaratmaya çalıştıklarını belirterek şöyle devam etti;

    “İstismar bir suçtur cezalandırılması gerekir, buna karşı caydırıcı cezalar öngörürsen, istismar olayları olmadan önlem alabilirsen, toplumda insanların buna cüret etmesini zorlaştırırsın. Fakat onlar tam tersine istismar olaylarında küçük yaşta zorla evliliklerde evlilik gerçekleştiği zaman affı öngören tasarıyla birlikte insanlara şu mesajı da veriyor: Rahat rahat evlenebilirsiniz, tecavüz edebilirsiniz. Tecavüz ettikten sonra zaten doğru düzgün cezalar yok, indirimler var. Takım elbise giyersin, kravat takarsın vs.”

    Bu tasarıyla birlikte binlerce insanın cezaevinden çıkarmayı hedeflendiğini kaydeden Uslu, bir yanıyla yerel seçimler öncesi kendilerine daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışma olarak da değerlendirilebileceğini kaydetti. Uslu, Türkiye’de tecavüze uğrayıp evlendirilen çocukların şikayet edebilecekleri bir mekanizmanın olmadığını da ekledi.

    “İKTİDARA KARŞI MÜCADELE ARAÇLARI GELİŞTİRİLMELİ”

    Kadın düşmanı söylemleri ve politikalarıyla egemen olan bir iktidarın söz konusu olduğunu ve iktidara karşı mücadele araçlarını geliştirmek gerektiğinin altını çizen Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, şöyle devam etti:

    “Kadın merkezleri kuruluyor, belediyelerin çalışmaları oluyor, sığınma evleri vs açılıyor ya da karakol yoluyla şikayetçi olabiliyorsun fakat gördüğümüz örnekler bunların çoğunun başarısız girişimler olarak sonuçlandığını gösteriyor. Şikayetçi olmak yetişkin bir kadın açısından bile zorken çocuk açısından imkansız hale gelmiş durumda. Bunların önünü açabilecek mekanizmaları işletecek düzenlemeler yapılması gerekirken tam tersi bir çalışma yapılması söz konusu.”

    “OKULLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET EĞİTİMLERİ VERİLEBİLİR”

    Kadın örgütlerinin de gündeme getirdiği Çocuk Bakanlığı’nın önemli olduğuna dikkat çeken Deniz Uslu, “Çocuk Bakanlığı kurularak, çocuklara yönelik istismar olayların da önüne geçebilecek adımlar atılabilir. Okullarda toplumsal cinsiyet eğitimleri verilebilir. Rehberlik birimleri bu yönlü çalışma yapabilir. Çocukların bu durumları paylaşabilecekleri mekanizmaları üretilebilir. Diğer taraftan yerel seçimlere giderken yerel yönetimler meselesinde belediyelerde kadın merkezleri, şiddet önleme merkezleri, çocukları da kapsayacak merkezler geliştirilmeli ve işletilmeli” önerilerinde bulundu.

    “BU YASA TASARISIYLA İSTİSMAR OLAYLARININ ÖNÜNÜ AÇILACAK”

    Kadınların çocuk hakları ve kendi hakları için özgürlük ve eşitlik içinde mücadelesini yükseltmesi gerektiğini kaydeden Uslu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ülkede sosyal ve ekonomik olarak da gelişimi aslında bir kuşağın yetişmesiyle doğrudan ilintilidir. Şimdiki çocuklar geleceğin yetişkinleri olacaktır ve bu ülkede belirleyici durumda da olabilirler. Bu bakış açısının tahakküm kuran bir bakış olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla çocuğun zihinsel dünyasını, psikolojik dünyasını çok fazla önemsemeyen başına geleceklerden en fazla kendisini sorumlu tutan ona yönelik herhangi bir çözüm üretmeyen bir iktidar söz konusu.

    Bu yasa ile birlikte çocukların demokratik ve bilimsel olmayan cinsiyetçi bir eğitim sisteminden geçtiğini görüyoruz. Bununla birlikte 4+4+4 eğitim modeliyle beraber kız çocuklarının okuldan alındığı oğlan çocuklarının daha çok işe yöneldiği kızların eve hapsedilebileceğini bir eğitim modeliyle  bütün olarak baktığımızda da çocuklar açısından mutlu son yaratmayacak bir model söz konusu.

    Bir de bu istismar yasa tasarısıyla birlikte çocukların güvenli bir hayat modelini çocuklardan uzaklaştıran bir durum var. Tacizlerin önünü açabilecek bir uygulama çünkü nasılsa bir şey yaptığım zaman evlenirim, ceza almaktan kurtulurum, çocuğun rızası vardı derim’ gibi sözleri hakimlerin ağzından bile duyduk. İktidar ve bu yasa tasarısından alacakları güçle bu istismar olaylarının önü daha fazla açılacaktır.”

    PİRHA/İZMİR

  • AABK’den zorunlu açıklama: İktidara kim hizmet ediyorsa karşısında bizi bulacaktır

    AABK’den zorunlu açıklama: İktidara kim hizmet ediyorsa karşısında bizi bulacaktır

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Bileşenleri adına Genel Başkan Hüseyin Mat, iktidarın ve sosyal medyada başlatılan saldırı kampanyasına karşı zorunlu bir açıklama yaptığını duyurdu. Mat, “AKP-Erdoğan’ın amaç ve hedeflerine kim yardımcı oluyor, iş yapıyor, değirmenine su taşıyorsa ya da hizmet ediyorsa karşısında bizi bulacaktır” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Bileşenleri adına Genel Başkan Hüseyin Mat, ‘Zorunlu açıklama’ başlığıyla bir yazılı açıklama yaptı.

    İktidarın hedef almasının dışında sosyal medyada AABK’ye ve yöneticilerine yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıldığını belirten Mat, “AKP-MHP rejiminin ana korkusu haline gelmiştir. Çıldırmış olmalı ki içte dışta kullanacağı kişi ve kurumlarla AABK’ya saldırarak sonuç almak istiyor” dedi.

    “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Alevilerin birliğidir, gücüdür, vicdandır. Konuşan dili, inkara itirazın adı, isyanı, çığlığıdır. AABK’nın iradesini kırmak imkansızdır” diyen Mat, “AKP-Erdoğan’ın amaç ve hedeflerine kim yardımcı oluyor, iş yapıyor, değirmenine su taşıyorsa ya da hizmet ediyorsa karşısında bizi bulacaktır. Böyle bir ihanete, dayatmaya vicdanlı hiç bir Alevi sessiz kalmaz, kalamaz” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Bileşenleri adına Genel Başkan Hüseyin Mat’ın yaptığı açıklamanın tam metni şöyle:

    “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Alevilerin birliğidir, gücüdür, vicdandır. Konuşan dili, inkara itirazın adı, isyanı, çığlığıdır.

    Avrupa’da yaşayan Aleviler inançlarını ve kültürel değerlerini yaşamak, yaşatmak için bir araya geldiler. 30 yıllık örgütlü geçmişi, 14 ülkede bağımsız örgütlenmesiyle çok önemli kazanımlar elde ettiler, büyük başarılara imza attılar.

    “ALEVİLER AVRUPA’DA GÖRÜLMEMİŞ MEVZİLER ELDE ETTİ”

    Katliam, baskı, göç ve inkarlarla yok edilmeye çalışılan Aleviler, Avrupa’daki örgütlenmesiyle kendi tarihinde görülmemiş mevziler elde ettiler. Avrupa devletlerinin, “Alevilik kendine özgü bir inançtır ve Aleviler bir inanç toplumudur” gerçeğini kabullenmesi, uluslararası hukuksal zeminde Alevilerin elini güçlendirdi ve önemli fırsatların ortaya çıkmasına imkan sağladı.

    Bu fırsatların başında, okullarda Aleviliğin ders olarak okutulması, üniversitelerde açılan Alevi Kürsüleri, Hak-Eşitliği anlaşmaları, cemevlerinin ibadet yeri olarak kabul görmesi, Ana/Dedelerin, Pirlerin inanç önderi olarak kabul edilmesi, Alevilerin bulundukları bütün ülkelerde saygın bir kurum haline gelmesi ve muhatap alınması durumu, milyonlarca Alevinin yaşadığı ve en temel haklarının dahi gasp edildiği Türkiye’deki AKP-MHP iktidarını köşeye sıkıştırmakta, maskesini düşürmektedir.

    İşte Erdoğan’ı telaşlandıran bu durum, onu AABK’ya karşı saldırganlaştırmaktadır. Amaç AABK’yı marjinalleştirerek, bölerek, itibarsızlaştırarak, kazanımlarına el koymak.

    Gri pasaportlu dedelerin Avrupa’ya gönderilmesi, açılan çakma dernekler, akademi ve vakıfların asıl amacı, Erdoğan’a bu anlamda hizmet ederek AABK’yı bitirmek. Bunda başarılı olmayan bu karanlık zihniyet, daha önce kurumlarımızda yer almış yorgunları, çıkarcıları, kaçkınları, koltuk sevdalıları aracılığı ile AABK’yı içten çürüterek bitirmeyi hesaplamaktalar.

    “AABK PARÇALANIRSA KİMLER SEVİNECEK?”

    AABK; bütün bunları boşa çıkaracak güce, akla, ahlaka, tecrübeye ve güce sahiptir.

    Sormak istiyoruz;
    1. AABK parçalanırsa, dağılırsa bu kimin işine gelecek, kim ya da kimler sevinecek?
    2. AABK zayıflar ve işlevsizleşirse Alevilerin Avrupa’da ki kazanımları yok olmaz mı?

    İşte bunun bilincinde olan Avrupalı Aleviler, bu ihanet ve dayatılan teslimiyete karşı daha da gür bir şekilde AABK’nın ve yöneticilerinin etrafında kenetlenecekler.

    Erdoğan AABK için; “Ali’siz Aleviler, ateistler” diyor. Genel Kurmay Eski İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin de aynı şeyleri söylüyor. AKP’nin Avrupa’ya gönderdiği Mit’çi imamlar da öyle konuşuyorlar. Kendisine “Alevi İslam Toplumu,, “Öze Dönüş Hareketi” Akademi çevresi de, emir almış gibi aynı ağızdan konuşuyor, aynı yöntemlerle AABK’ya saldırıyorlar.

    “ADETA DÜĞMEYE BASILMIŞCASINA YALAN İFTİRA KAMPANYASI BAŞLATILDI”

    Adeta düğmeye basılmışcasına, Facebook, Twitter gibi sosyal medyada ismi cismi belli olmayan tıpkı Erdoğan’ın trolleri gibi bilgisayar klavyesinin arkasına saklanarak AABK ve yöneticilerine yönelik iftira, yalan kampanyası yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, yurtdışındaki AABK’nin varlığı AKP-MHP faşist rejimin ana korkusu haline gelmiştir. Çıldırmış olmalı ki içte dışta kullanacağı kişi ve kurumlarla AABK’ya saldırarak sonuç almak istiyor.

    AABK’nın iradesini kırmak imkansız. Bunu Erdoğan da, ona uşaklık yapanlar da görecektir.

    AKP-Erdoğan’ın amaç ve hedeflerine kim yardımcı oluyor, iş yapıyor, değirmenine su taşıyorsa ya da hizmet ediyorsa karşısında bizi bulacaktır. Böyle bir ihanete, dayatmaya vicdanlı hiç bir Alevi sessiz kalmaz, kalamaz.

    AKP-MHP ırkçı rejimi ve bunlara uşaklık yapan kimi sahte Alevi kişi ve kurumların bu saldırılarını fırsat görecek kadar gaflete düşen, kendi kişisel egolarına, fikirsel darlığına göre AABK’ye balans ayarı yapmaya çalışanlar da, kim ya da konumu ne olursa olsun uyarıyoruz. Bunun vebalı, bedeli ağır olur. Bu toplum bu oyunları bozar.

    Kurumumuza, çizgimize, ilkelerimize, kazanımlarımıza ve yöneticilerimize her koşulda ve her zeminde sahip çıkmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

    AABK, dünyada yaşayan Alevilerin ve demokrasi mücadelesi veren mazlumların gözü, kulağı, sesi olmaya devam edecektir.

    Unutulmasın ki, Yol’a ikrar vermiş AABK, Yezitlere duçar olmayan iradenin adıdır, adresidir.

    2019’un barış, özgürlük, sevgi ve adalet yılı olmasını diliyor, her türlü hileye, yalana, inkara, iftiraya, asimilasyona karşı “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Alevi gençler olarak bir dedenin yaptığı her şeyi sorgulamalıyız’-VİDEO

    ‘Alevi gençler olarak bir dedenin yaptığı her şeyi sorgulamalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Alevi inancına yönelik bilgi kirliliğini ve gençlerin sorunlarını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube üyesi Cumali Boran, Alevi gençlerinin yeterince sorgulayıcı olmadıklarından yakındı. Boran ayrıca Alevi inancında dedenin dokunulmaz olmadığını da hatırlattı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Üyesi Cumali Boran, Alevi gençlerinin durumunu, inanca yönelik bilgi kirliliğini değerlendirdi.

    “ALEVİLİKLE İLGİLİ AŞIRI BİLGİ KİRLİLİĞİ”

    ‘Eline, beline, diline sahip ol’ düsturunu benimsemiş olan Alevilerin buna göre hareket etmeye çalıştıklarını ancak bu yolda birçok sorunla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Boran, bu sorunlardan birinin inanç boyutunda aşırı bilgi kirliliği olduğunu kaydetti. Son dönemlerde her önüne gelenin Alevilikle ilgili kitap çıkardığını ve içerik kısmının boşaltıldığını vurgulayan Boran, günümüzde Alevi gençlerinin sorgulayıcı olmadıklarından yakındı.

    “DEDE KESİNLİKLE DOKUNULMAZ DEĞİL”

    Alevilikte dedeye kutsaliyet atfedildiğini belirten Boran, bu kutsaliyetin dedenin sorgulanmasını engelleyici olmadığına ve dedenin kesinlikle dokunulmaz olmadığına dikkat çekti. Sorgulamanın her zaman çok önemli olduğuna değinen Boran, “Bir dedenin yaptığı her türlü söylemi, işlevi sorgulamalıyız. Yaptığı her şeyi sorgulama sorumluluğuna da sahibiz Alevi gençler olarak” dedi.

    “BEDEL ÖDEMİŞ ÖNDERLERİMİZ VAR ÖNÜMÜZDE”

    Alevilerin yurduna, toprağına, çevresine ve doğasına sahip çıktıklarını ve bu noktada da bazı sorunlar yaşadıklarını dile getiren Boran, “En temelde tüm kolluk kuvvetleri ile birlikte duran bir iktidar var. Bu noktada da her türlü baskıyı, dışlanmayı yaşamaktayız. Tabi bizler bunu göze almış buna göre hareket eden insanlarız ve bizim bu topraklar için bedel ödemiş ulularımız, önderlerimiz var önümüzde. Onlar bizim rehberlerimizdir” diye ifade etti.

    “HAKKIN YANINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Bizim ulularımız, önderlerimiz dediğimiz insanlar her zaman haksızlığın karşısında durup hakkın yanında olmuşlardır” diyen Boran, Alevi yolu gereği hakkın yanında durmaya devam edeceklerini belirtti. Boran, “Her işin kendine göre bir yolu vardır. Bu yolu da çok fazla gözardı etmeden işi bireyselleştirmeden hak çerçevesince sorgulamakta hiçbir sıkıntı yoktur” dedi.

    PİRHA/SAMSUN

  • İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlatan Güngördü ve Yerdelen bugün Eskişehir’de-VİDEO

    İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlatan Güngördü ve Yerdelen bugün Eskişehir’de-VİDEO

    PİRH-KHK ve güvenlik soruşturmaları ile işsiz kalan Kenan Güngördü ve Sinan Yerdelen, İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı. Yürüyüşün 6’ncı gününde Eskişehir’e ulaşan Güngördü ve Yerdelen, burada yaptıkları açıklamayla hükümete tepki gösterdi.

    3 yıl 3 aydır Zeytinburnu Belediyesinde taşeron olarak çalışan Kenan Güngördü ve Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 3 yıl çalışan Sinan Yerdelen, güvenlik soruşturması kapsamında işten çıkartıldı. Yapılan uygulamaya tepki gösteren Güngördü ve Yerdelen, İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı.

    “İKTİDARIN HİÇBİR VEKİLİNE GÜVENMİYORUZ”

    Yürüyüşlerinin 6’ıncı gününde Eskişehir’de olan ve burada açıklamalarda bulunan Güngördü, 180 gündür işsiz olduklarını vurguladı. Sendikalı oldukları için işten çıkartılan arkadaşlarının haklarını aradıklarını belirten Güngördü, “Hani sendikaya üye olabiliyorduk hani demokrasi vardı. Hani hukuk vardı. AKP iktidarı hukuka aykırı davranıyor. Artık dayanacak gücümüz kalmadı. 180 gündür açız. Biz bu haksızlığı anlatmak için yola çıktık. 1 Ekim’de meclis açılıyor. Biz iktidara gitmeyeceğiz. Biz iktidara itaat etmiyoruz. İktidarın hiçbir vekiline güvenmiyoruz. Meclis önünde emekçi arkadaşlarımızla basın açıklamasında bulunacağız. Ve bu hukuksuzluğu anlatacağız. Biz korku imparatorluğunu yıkmaya çalışıyoruz. Umarız bu bir başlangıç olur. Binlerce emekçi işsiz ve aç fabrikaların önünde oturuyorlar. Biz inanıyoruz ki ileride çok büyük bir başkaldırış başlayacak. Halkı aldatıyorlar. İşçi ve emekçiler çok yakın zamanda bu korku imparatorluğunu yıkacaklar ve harekete geçecekler. AKP ve uzantıları kaçacak yer arayacaklar. Çünkü öfkemiz çok büyük. OHAL kapsamında KHK ile atıldım. Biz haklı olduğumuzu düşündüğümüz için harekete geçtik. Bizi illegal örgütlerle suçluyorlar. Mahkemeye gittik mahkemeleri kazandık. Mahkemeyi yok sayıp tek güç onlarmış gibi davranıyorlar” dedi.
    Açıklama sonrası Güngördü ve Yerdelen Ankara’ya doğru harekete geçti.

  • ‘Eğitim aracılığı ile yeni rejim inşa ediliyor’-VİDEO

    ‘Eğitim aracılığı ile yeni rejim inşa ediliyor’-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karma eğitimin kaldırılmasına tepki gösteren Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan, “Son dönem karma eğitimle ilgili olan tartışma özellikle eğitim yaşantısında meydana gelen dönüşüm ve değişimle beraber değerlendirildiğinde esasında daha bütünlüklü bir tartışmanın şu an sadece görünür yüzü karşımıza çıkıyor. Eğitim siyasi iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni rejimin kurucu bir unsuru, kurucu bir öğesidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB),  Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği’nde gerçekleştirdiği değişiklik tartışma yarattı. Düzenlemeyle önceki yönetmelikte yer alan “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır” maddesi yürürlükten kaldırıldı.

    Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Özgür Bozdoğan karma eğiminin okullarda kaldırılmasına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Esasında karma eğitim daha öncede Türkiye’de eğitim yaşantısı içinde kimi çevreler tarafından tartışılmaya çalışılmış, tartışılması denenmiş ama ortaya konan argümanların bilimle herhangi bir şekilde alakası olmadığı için geçerli ve tutarlı olmadığı için ciddiye alınmış bir tartışma değildir” diyen Bozdoğan, “Son dönemdeki karma eğitimle ilgili olan tartışma özellikle eğitim yaşantısında meydana gelen dönüşüm ve değişimle beraber değerlendirildiğinde esasında daha bütünlüklü bir tartışmanın  şu an sadece görünür yüzü karşımıza çıkıyor. Eğitim siyasi iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni rejimin kurucu bir unsuru, kurucu bir öğesidir” dedi.

    “EĞİTİM ARACILIĞI İLE YENİ REJİM İNŞAA EDİLİYOR”

    Eğitim aracılığı ile yeni bir rejimin inşa edilmeye çalışıldığına dikkat çeken Bozdoğan, “Özellikle karma eğitimi kaldırarak Anadolu liselerinde akademik eğitim veren kurumların kontenjanlarının baskı altına alınması, sınırlandırılması, daha çok öğrencilerin mesleki teknik okullarından imam hatip okullarına yönlendirilmesi, bununla beraber  öğrencilerin ilgi tercih ve yeteneklerine göre bir okullaşma politikası değil de; İktidarın beklentilerine göre oluşturulmuş olan okullaşma politikasının uygulanmaya çalışılması karma eğitim tartışmalarıyla beraber düşünüldüğünde çok daha anlamlı bir hale geliyor” ifadelerini kullandı.

    Karma eğitim olmazsa ne olur, karma eğitim olmazsa öğrencilerin burada görecek zararlar nedir? sorularının sorulması gerektiğini ifade eden Bozdoğan, “Esasında biz okul yaşantısını, eğitim yaşantısını toplumsal yaşam ile kamusal yaşam ilişkilerinin yeniden üretildiği, öğrencinin bireyin sosyal, bireysel, bilimsel becerilerini geliştirdiği ve gelecek yaşama hazırlandığı ortak yaşamlar olarak düşünürüz” dedi.

    “KIZ ÖĞRENCİLER EVE HAPSEDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Oluşan tablonun kendisi şu an yaşamın kendisinde var olan gerçekliği değil, iktidar tarafından istenilen bir gerçekliğin yansıması olacağını belirten şöyle devam etti:

    ” Okulu bir bütün olarak düşündüğümüzde okul yaşantısını kız ve erkek öğrenciler olarak ayırdığınızda oradaki bütünlüğü yaşama aykırı bir şekilde ayırmış ve doğal olmayanı doğalmış gibi eğitim yaşantısının içine sokacaksınız. Daha önemlisi kız öğrencisinin okuldaki var oluşunu  doğasına aykırı bir şekilde toplumsal yaşamdan kopararak  eril bir toplumda, eve hapis edilmeye çalışılan üzerinde kontrol kurulmaya çalışılan bir birey olarak kadının çok daha olumsuz bir yaşantıyı kabul etmesi olacak.”

    “EĞİTİM ALANI MÜCADELE ALANI OLACAKTIR”

    Bir hegemonyayı tesis etme meselesi ve bu hegemonya tesis edilirken karma eğitimin bu şekilde tartışılması ve uygulanmaya çalışılması da bu hegemonyayı oluşturmanın bir aracı olarak görüldüğünü dile getiren Bozdoğan, “Biz eğitim ve bilim emekçiler sendikası Eğitim-Sen olarak kurulduğumuzdan bu yana tüm öğrencilerimizin, tüm yurttaşlarımızın, eşit, parasız, kamusal, ana dilinde laik bilimsel bir eğitim alması için her zaman savunucusu olduk. Bundan sonrada savunmaya devam edeceğiz” diye konuşan Bozdoğan sözlerini şöyle tamamladı:

    “Özellikle karma eğitim tartışmalarıyla  orta eğitime geçiş sisteminin yarattığı olumsuzluklarla, ulaşılabilir, erişilebilir okulları inşa etmek yerine, taşımalı eğitim yoluyla köy okullarının kapatılarak çocukların bir biçimi ile yurtlara, pansiyonlara mahkûm edildiği, ailelerinden koparıldığı ve eğitim almalarının önündeki zorlukların her geçen gün arttığı bir ortamda önümüzdeki dönem bizler açısından da bu alanların tamamı birer mücadele alanı olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Tiyatro sanatçıları ve sanat mevcut iktidarın etkisinde’-VİDEO

    ‘Tiyatro sanatçıları ve sanat mevcut iktidarın etkisinde’-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc, tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntıları PİRHA’ya anlattı. Sağanc, günümüzde tiyatro sanatçılarının ve sanatın mevcut iktidarın etkisinde kaldığını belirterek, “İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular” dedi. 

    Tiyatro sahne tasarımcısı ve iç mimar Erkan Sağanc günümüzde tiyatro alanında yaşanan sorun ve sıkıntılara ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Erzurum’da tiyatro sahne tasarımcılığı ve iç mimarlık yapan Erkan Sağanc günümüzde iktidarın birçok alanı kuşattığı gibi tiyatro alanını da ele geçirdiğini sanatın ve sanatçının toplumdan koptuğunu artık iktidarın zihniyetine göre hareket ettiğini belirtti.

    “İNSANLAR ARTIK BİRBİRİNE TEMAS ETMELİ”

    İnsanların artık televizyon başından kalkıp birbirine temas etmesi gerektiğini belirten Sağanc, “Günümüzde ben sanatçıyı da çok eleştiriyorum, sanatçıyı yönlendiren zihniyeti de çok eleştiriyorum. İnsanlar sanatını icra edemiyor bunu anlayış ile karşılıyorum. Ancak sanatçılar sanatını icra edemeyecek kadar bu süreçte korkak oldular. Herkes inine çekildi” diye konuştu.

    “HİÇBİR TEPKİ HİÇBİR ÇIĞLIK YOK”

    Sağanc, “Sanatın o kadar güzel bir metodu var ki dünyanın en korkak insanı da olsan o metotla tanıştığın zaman cesaretli oluyorsun, bir şeyleri söyleme gereği hissediyorsun, bundan kaçamıyorsun. Ama bakıyorum biz o korkak kavramının çok çok altındaymışız ki hiç sesimizi çıkaramıyoruz. Ben sanatçıyı ve kendimi bu dönemde çok çok eleştiriyorum. İnimize çekilmememiz lazım. Bizi biz yapan bir şeyi söyleme gereği duyduran şeydir. Şu an devlet tiyatrolarının atamalarına baktığımızda çok komik atamalar oldu. Tiyatronun çok dışında insanlar geldi. Tüm bunlara karşı bakıyorsun hiçbir tepki ve herhangi bir çığlık yok. Demek ki durumu kabulleniyoruz. Siyasi tanımlar üzerinde kabullenmelerini anlıyorum ama sanatın buna sessiz kalmamasını istiyorum ve bir tiyatro dekor tasarımcısı olarak sesimizi çıkarmamız lazım bu duruma. Ve eylemsiz kalmamamız lazım” şeklinde konuştu.

    “TİYATRONUN AMACI ELEŞTİRİ YAPMAKTIR”

    Dünya tarihine bakıldığında hiçbir zaman sanatın iktidarın yanında yer alamadığına dikkat çeken Sağnac, şöyle devam etti:

    “Shakespeare döneminde siyaseti tiyatronun içine alarak iktidarı eleştirmiştir, Antik Yunan döneminde Sofokles, Euripides iktidarı eleştirmiştir. Yaklaşık otuz yıl öncesine kadar da bu böyle olmuştur. Ama şu an tamamen iktidarın istediği şeyleri oynuyoruz, iktidarın verdiği yönde hareket ediyoruz. Onlar ne istiyorsa onları yapıyoruz. Bu doğru değil. Yani şu an devlet tiyatroları tamamen pasif kalmış, şehir tiyatroları ön plan çıkmış. Şehir tiyatrolarının kadrolarına baktığımız zaman amatör oyuncular ve oyunlar büyük. Bunlara baktığımızda belediyeler tarafından yönetiliyor. Devlet tiyatrolarının çok çok fazla etkin olması lazım. Devlet sanatçılarının ödeneği devlet tarafından yapılıyor ama eleştiri yapmayı bilmesi lazım. Çünkü tiyatro eleştiri yapmadıktan sonra tiyatro olmaktan çıkıyor. Tiyatronun amacı eleştiri yapmaktır. Sağı eleştirir solu eleştirir, kırmızıyı eleştirir, sarıyı eleştirir, hepsini bir bütün alır bir bütün eleştirir. Yani tarafı yoktur tarafsızdır. Ama şu an ki tiyatro çok taraflı ve iktidarın tarafında. İktidarın zaten ideolojisini biliyoruz. Bu nedenle çok sağlıklı bulmuyorum sanatımızı ve sanatçımızı da doğru bulmuyorum.”

    “YAPTIĞIM HER HATAYI SANATIMA AKTARIYORUM”

    Sanatçının her zaman kendini yaptığı trajik hatalardan beslediğini belirten Sağanc, şunları kaydetti:

    “Ben yaptığım her hatayı sanatıma aktarıyorum. Ben bunu bilmesem de bu her zaman böyle oluyor. Sanat her zaman açlıktan, yoksulluktan, hatalardan ve istemediğimiz olaylardan beslenir. Dolayısı ile biz bunu kullanmalıyız. Ama bir bakıyorum sanatçı tamamen burjuvazi sınıfından çıkıyor. Bu imkansız bir şey. Bütün sanatçıların hayatına bakın belli bir süreden sonra büyük travmalar yaşamışlar. Bunun nedeni bu işte. O kadar acı çeken bir insan ki belli bir süreden sonra bunu insan olarak kaldıramıyor. Bu yüzden belli bir süre sonra ya intihar girişimi ya da kendi canına bir şekilde acı verme durumu ile karşı karşıya kalıyor.”

    “İNSANLAR ARTIK FARKLI SESLERE İHTİYAÇ DUYMALI”

    Şu an ki sanatçılara bakıyorsun hepsinin tuzu kuru. Hepsi iyi bir aileden geliyor. Yaşam standartları çok iyi. Dolayısı ile yaptıkları şeye sanat deseler de ben bunu sanat olarak kabul etmiyorum. Gerçek sanatçılar hayatın içinden gelen, acıyı bilen, acıyı nüfus eden insanlardır” diyen Sağanc, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bence insanlar artık halkın içine girmelidirler. Halkla iç içe olmalılar, tek bir insanın ağzından bir şey öğrenmemeliler. Ben 7 kardeşli bir ailede büyüdüm, hepimizin çok farklı düşünceleri vardı. Ben çoğu yerde çok eksik olduğumu düşünürdüm. Onlar da birçok konuda bana ihtiyaç duyarlardı. Bu tezatlık bizi nereye getirdi. Hepimiz çok farklı alanlardayız ama ortak noktalarda çok başarılı oluyoruz. İktidar da böyle bir şey. Tek bir adamın ağzına ne kadar bakarsak bakalım tek bir düşünce olduğu için bence genel anlamda bir başarıyı yakalayamayacağımız anlamına geliyor. İnsanlar da artık farklı seslere farklı simalara ihtiyaç duymalı. Artık farklı siyasetleri farklı ideolojileri bence görmeli destek vermeliler. Ben bu bölgenin insanı olduğum için bu bölgeyi lütufla ön tarafa sunmuyorum. Ama bu bölgeyi de gelip bir görsünler. Bugüne kadar bütün liderler Karadeniz’den çıktı biraz da doğudaki insana şans versinler.”

    Yaşar SEZGİN/ İsmet SEFER-DERSİM

  • HDP’li Vekil Özen: Ekonomik krizi yaratanlar bedelini kendileri ödemeli

    HDP’li Vekil Özen: Ekonomik krizi yaratanlar bedelini kendileri ödemeli

    PİRHA- HDP’nin Alevi milletvekillerinden Zeynel Özen, “Ekonomik krizi yaratanlar bedelini kendileri ödemelidir” dedi. Özen, “Cumhuriyetin 80 yıldaki tüm ekonomik kazanımlarını özelleştirmelerle yandaşlara ve Arap sermayesine akıtanların bu krizdeki sorumluluğu asla görmezden gelinemez” vurgusunu yaptı. 
    HDP’nin Alevi vekillerinden İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, yaşanan ekonomik krize ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
    “Ekonomik krizi yaratanlar bedelini kendileri ödemelidir” diyen Özen, “Türk lirasının değer kaybetmesiyle dolar dahil tüm döviz kurlarının yükselişinin sorumlusu biz sosyalistler, Aleviler, Kürtler veya yoksul Türk halkı değiliz. Bizler yıllardır bu ekonomik düzenin bir talan ekonomisinden ibaret olduğunu ve insana ve bilgiye yatırım yapmadan kurulan tüm saray düzenlerinin eninde sonunda bir yerlere toslayacağını defalarca kez dile getirdik” dedi.

    “FAKİRLEŞEN HALK SADAKA EKONOMİSİNE BAĞIMLI HALE GETİRİLDİ”

    “Cumhuriyetin 80 yıldaki tüm ekonomik kazanımlarını özelleştirmelerle yandaşlara ve Arap sermayesine akıtanların bu krizdeki sorumluluğu asla görmezden gelinemez” diyen Özen şöyle devam etti:
    “AKP’nin halkı kandırmak için icraat olarak “Yap-İşlet-Devret” modelleriyle birileri zengin edilirken, fakirleşen halk sadaka ekonomisine bağımlı hale getirilerek, sadece seçim dönemlerini kurtarmaya yönelik politikalarla ülke ekonomisi ciddi bir bataklığa saplanmıştır.
    AKP iktidarı tek adamlık rejiminin temellerini attığı, otoriterleşme ve antidemokratikleşme sürecini başlatmasıyla, ülkemiz artık dünyada hiç kimseye güven vermeyen öngörülemeyen ekonomiler arasına girdi. Bu iktidar emperyalistlerle işbirliği içerisindeki mezhepçi Arap ülkeleriyle aynı safta taraf olduğu bir kirli savaşın ekonomik sonuçlarına, şimdi anti-emperyalist söylemlerle herkesi ortak etmeye uğraşmaktadır. Milliyetçi söylemlerin ardına sığınıp, kendi yarattıkları krizi bir milli ekonomik savaş gibi sunarak tüm muhalefeti batırdıkları gemiye çekme peşindeler. Milli gelirin önemli bir kısmını kendi lüksleri için harcayıp saraylarda oturanlar bugün bu ekonomik dar boğazın bedelini bu memleketin emekçilerine ve yoksul halkına ödetmeye çalışıyorlar.”
    Milletvekili Zeynel Özen, iktidarın kendi yarattığı çöküşü bile milli avantaja çevirmeye çalıştığını belirterek şunları kaydetti:
    “Ortadoğu’nun gerici iktidarlarıyla beraber bölgedeki kaosa katkı sunarak bugünlerin temelini atan iktidar, kendi yarattıkları çöküşü bile bir milli avantaja dönüştürme hevesinde. Oysa TL’nin son haftalarda yaşadığı büyük değer kayıplarıyla mağdur edilenler; saraydakiler değil bu memleketin emekçileri ve yoksul halkıdır. Dolayısıyla ekonominin bu noktaya gelmesinde sorumluluğu olanlar kimse, siyaseten bedelini ödemesi gerekenler de sadece onlardır.”
    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, bundan sonra yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

    “-Doğaya, çevreye ve insana zarar veren “Kanal İstanbul” projesi gibi milli servetin israfı anlamına gelen rant projelerinden bir an önce vazgeçilmelidir. 

    -Yatırım planları betondan ziyade insana ve bilgiye yapılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

    -Ekonomiyi damatlardan ziyade teknokratlara bırakarak işin uzmanlarının profesyonel tavsiyeleri doğrultusunda bir çözüm yolu bulunmalıdır.

    -Merkez bankasının tek bir kişinin ağzından çıkan sözlerle kararlarının şekillenmeyeceğinin garantisi verilerek, tamamen özerk bir yapıya kavuşmalıdır.

    PİRHA/İSTANBUL
  • HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    PİRHA – HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Çepni, “Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘’Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur” dedi.

    HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili bir yazılı açıklama yaparak Ordu’da yaşanan sel felaketinden hükümeti sorumlu tuttu.

    “İCRATLARININ SORUMLULUĞUNU KABUL ETMELİDİR”

    Herkesi Ordu halkıyla dayanışmaya çağıran Çepni’nin açıklaması şöyle:

    Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘‘Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur.

    “DOĞANIN KALBİNE BETON HANÇER SAPLAYAN İKTİDARDIR”

    Karadeniz’de kentlerle denizin arasına beton bariyerler ören, sahil yolunu doğanın tam kalbine beton bir hançer gibi saplayan bu iktidardır. Bu yüzdendir ki, yapılan bu yol her defasında denizin öfkesine maruz kalıyor. Su yollarını, doğal yaşam alanlarını inşaat, maden ve enerji şirketlerine teslim eden de bu iktidardır. Bu yapılanlarla bu iktidar ülkeye, insanlara ve doğaya da büyük zarar vermektedir.

    Bu iktidar yıllardır bilim insanlarının, ekoloji mücadelesi yürütenlerin, Karadeniz halkının ve doğanın tüm uyarılarına rağmen, betonlaşmayı, dere yataklarına inşaat kurmayı bırakmadı. Tersine inada bindirdi. HES projeleri ile suyu doğal akışından kopardı, şirketlerin kullanımına sundu. Dereleri ıslah projeleri adı altında, suyu beton kanallara hapsedip doğayla ilişkisini kesti.

    “HÜKÜMET DOĞAL AFET DİYEREK DURUMU GEÇİŞTİRİYOR”

    Bizler, bu iktidarı, maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim ettiği tüm doğal alanlar ve o alanlarda yaşayan tüm canlılar adına bütün bu felaketlerin sorumlusu olarak ilan ediyoruz. Bu felaketler ilk kez yaşanmıyor. Neredeyse her yıl Karadeniz bölgesinde buna benzer, hatta çoğu zaman can kaybına da sebep olan hadiseler meydana geliyor. Fakat hükümet her defasında doğal afet diyerek durumu geçiştiriyor. Tıpkı 301 işçinin yeraltında can verdiği Soma Katliamı’na kader-fıtrat dedikleri gibi.

    “8 KÖPRÜ ÇÖKTÜ”

    8 Ağustos 2018’de Ordu’da, Ünye, Fatsa, Perşembe ilçelerini sel vurdu. 30’dan fazla HES projesi ile suların şirketlere satıldığı, 20’ye yakın HES inşaatının sürdüğü bu bölgede metrekareye 200 kiloya yakın yağış düştü. Sel yaşamı felç etti. Karadeniz sahil yolu trafiğe kapatıldı.

    8 köprü çöktü. İnsanlar çadırlarda, evlerde, işyerlerinde mahsur kaldı. Çaybaşı’nda 30 tondan fazla fındık denize döküldü. Hayvanlar sel sularına kapılarak telef oldu. 500 binden fazla fındık üreticisi zarar gördü. Çöken binalarda insanlar göçük altında kaldı. Ünye’de tekstil fabrikasında mahsur kalan 165 insan ancak helikopterlerle kurtarıldı.

    Bu felaketler Karadeniz’de ilk kez yaşanmıyor. 2 sene önce yine Ordu’da yaşananları hatırlayalım. 3 yıl önce 23 Ağustos 2015’te Hopa, Borçka, Arhavi civarında yaşanan sel felaketinde onlarca insanımız hayatını kaybetmişti. Yüzlerce ev kayarak yıkılmış, atık sular ve çöpler sulara karışmış, salgın hastalık riski oluşmuştu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise buna rağmen bölgeyi afet alanı ilan etmemişti. 2012 yılında ise Samsun’da dere yatağına yapılan TOKİ evlerini de sel vurmuş, 13 kişi hayatını kaybetmişti.

    “HERKESİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yetkilileri uyarıyoruz. Acil yapılması gerekenler şunlardır:

    -Felaketin yaşandığı bölge afet alanı ilan edilmelidir. Kriz yönetimi ile halkın yaraları acilen sarılmalıdır.

    -Sulara atık su karışması, salgın ve bulaşıcı hastalık riskine karşı, bölgeye acilen halk sağlığı ekipleri müdahale etmelidir. Sular klorlanarak önlem alınmalıdır.

    -Gıda, su ve barınma yardımı yapılmalıdır.

    -Bozulan altyapı hızla yenilenmelidir.

    -Mevsimlik işçilere yaşanabilir barınma ve güvenceli yaşam şartları sağlanmalıdır.

    -HES projeleri iptal edilmelidir. Dağları delen tünellerden, sahil yolu, yayla yolu projelerinden vazgeçilmelidir.

    -Ormanları, meraları maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim etmekten; dereleri besleyen alanlara ev ve işyeri yapmaktan acilen vazgeçilmelidir.

    -Ordu halkına tekrar geçmiş olsun diyoruz. Acılarını paylaşıyoruz. Yaraların sarılması ve hayatın hızlıca normale dönebilmesi için herkesi dayanışmaya, destek olmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Savak’tan maaş tepkisi: İktidar asimilasyonu pirlerin eliyle yapmak istiyor

    Pir Savak’tan maaş tepkisi: İktidar asimilasyonu pirlerin eliyle yapmak istiyor

    PİRHA – AKP iktidarının Alevi Pir ve dedelerine maaş verme planını değerlendiren Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, resmi sistemin, Alevi pirlerinin devletten maaş almasını iktidarların güdümündeki Diyanet aracılığı ile yasallaştırmak istediğini belirtti. Savak, iktidarın pirler eliyle asimilasyonu yapmak istediğini kaydetti. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat’ın AKP iktidarının Alevi pirlerine, dedelerine maaş verme projelerinin olduğunu gündeme getirmişti.

    Alevi pirleri ve dedelerinden AKP’nin dedelere maaş verme projesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    “ASİMİLASYONU ALEVİ PİRLERİNİN ELİYLE YAPACAK”

    Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak da konuyu PİRHA’ya değerlendirdi. Savak, Alevi pirleri Devletten maaş almalı mı?” sorusunun önemine dikkat çekti.

    Resmi sistemin, Alevi pirlerinin devletten maaş almasını iktidarların güdümündeki Diyanet aracılığı ile yasallaştırmak istediğini belirten Savak, “Bu amaç doğrultusunda tarih boyunca yapılan baskıların başaramadığı asimilasyonu Alevi pirlerinin eliyle yapmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle  Alevi pirleri bizzat resmi iktidar kurumu olan Diyanet’in bünyesinden maaş almamalıdır” dedi.

    “DEVLET ALEVİ FEDERASYONLARINA BÜTÇE AYIRMALIDIR”

    Savak, bu asimilasyona karşı neler yapılması gerektiğini ise şöyle açıkladı:

    “Aleviliğin resmi bir inanç olarak tanınması, Alevi federasyonlarına devlet tarafından bütçe ayrılması en doğru yasal çözüm olacaktır. Bu sayede sistemin dedesi değil yol dedesi varlığını koruyabilecektir.
    Alevi piri de iktidarlar güdümündeki bir kurumdan değil, bizzat kendi yol doktrini içindeki örgütlü kuruluştan hakkullağını alarak yol desturu ile istihdamını sürdürebilecektir. Bu sayede hem yol desturu ile yolun doktrinini en iyi şekilde yansıtacak, hem de hür iradesi ve özgür duruşu ile özüne ters düşmeyecektir.”

    Alevi kurum ve federasyonlarının verdikleri vergilerden ve kamu hizmetinden bütçe talep etmeleri gerektiğini dile getiren Pir Savak, “Bunun yapılabilmesi için Alevi örgütlenmesi içinde sağlam bir örgütsel yapı ve kullanacakları ortak dil oluşturmalarıdır. Bu tür bir birlik yapısı çok önemlidir. Başka türlü kendilerini kabul ettirme olanakları zorlaşacak ve sistem bunu fırsat bilerek kendisinden olana finansal destek, kendisinden olmayanı da ötekileştirerek işlevsiz kılacaktır. Bu da Alevi yol inancı içinde tamiri zor tahribat ve çatlaklara yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

    “TALEPLERİMİZ NET OLMALI”

    Gökmen Savak, sistemden hakkını almayı başaran Alevi örgütsel yapıların kendi içindeki başlıca görevlerini ise şöyle açıklıyor:

    Kızılbaş Bektaşi Alevi yol öğretisinin gerekliliğini uygulayan, kamil insan anlamında kendini yetiştirmiş pirlerin istihdamını sağlayarak onlara yola hizmet edecekleri imkanları yaratmak olmalıdır. Aynı zamanda genç nesile de yol öğretisini aktarmak ve Mürşit, Pir, Rehber mekanizmasını devam ettirecek öğreti temelini oluşturmak olmalıdır. Örgütsel yapımız bu anlamda hak arayışı içinde bulunabilecek güçtedir. Yeter ki bizler taleplerimiz konusunda net olmalı ve ortak dil geliştirebilmeliyiz.

    “ÖDEDİĞİMİZ VERGİLERDEN HAKKIMIZ OLANI ALALIM”

    Federasyon ve kurum yöneticilerinin her fırsatta kullandıkları “dedeler devletten maaş almasın” söyleminden vazgeçmeleri gerektiğini savunan Pir Gökmen Savak, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu söylem yerine, “Devlet bize ödediğimiz vergilerden ve yaptığımız kamu hizmetlerinden hakkımız olanı vermelidir” söylemi üzerinde durmalı ve her fırsatta bunu dillendirmelidirler. Diğer anlamda sadece yükü dedelerin üzerine yıkıp taşın altına elini sokması gerekenlerin, bu konuda kendilerini soyutlama girişimi olacaktır. Kurumsal yapımız hakkımızı aldığında işte o zaman bu söylem güncellenerek söylenebilinir. “Dedeler Diyanet’ten maaş almamalıdır, kurumlarımız bu konuda gereken desteği sağlayacaktır” sözü o zaman tam manası ile anlam kazanacaktır. Nitekim bu anlamda canlar sistem elinden maaş alan sistemin dedesine değil, kendi yol doktrini içindeki kurumda istihdam edilen dedesine yönelecektir.” 

    İSTANBUL – PİRHA

  • Eğitim-Sen: 3600 ek gösterge talebimizin seçim öncesinde hatırlanması dikkat çekici

    Eğitim-Sen: 3600 ek gösterge talebimizin seçim öncesinde hatırlanması dikkat çekici

     PİRHA-Erdoğan’ın seçim vaatlerinde yer alan öğretmenlerin emeklilik ek göstergelerinin 3600’e çıkartılacağı konusunda açıklama yapan Eğitim-Sen iktidarı 24 Haziran seçimlerinden önce adım atıp ne kadar samimi ve dürüst olduklarını ispat etmeye davet etti. 

    AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin seçim beyannamesi ve aday tanıtım toplantısında 24 Haziran sonrasında seçimleri kazanması halinde öğretmenlerin ‘emeklilik ek göstergeleri’nin 3600’e çıkartılacağını söylemişti. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan Eğitim-Sen, “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçime katılacak diğer partilerin aynı konudaki vaatlerini görmezden gelirken, AKP seçim beyannamesinde yer alan ‘3600 ek gösterge’ vaadini internet sitesinde ve sosyal medya hesabında yayınlayarak, 24 Haziran seçimindeki tarafını bir kez daha açıkça belli etmiştir” dedi.

    Öğretmenlere 3600 ek göstergenin seçimden sonra değil şimdi verilmesi gerektiğinin vurgulandığı açıklamada şu ifadeler yer alıyor:

    “MEB SEÇİMDEKİ TARAFINI BİR KEZ DAHA BELLİ ETTİ”

    AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen Seçim Beyannamesi ve Aday Tanıtım Toplantısı’nda, 24 Haziran sonrasında seçimleri kazanması halinde öğretmenlerin ‘emeklilik ek göstergeleri’nin 3600’e çıkartılacağını söylemiştir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçime katılacak diğer partilerin aynı konudaki vaatlerini görmezden gelirken, AKP seçim beyannamesinde yer alan ‘3600 ek gösterge’ vaadini internet sitesinde ve sosyal medya hesabında yayınlayarak, 24 Haziran seçimindeki tarafını bir kez daha açıkça belli etmiştir.

    “SEÇİM ÖNCESİNDE HATIRLANMASI DİKKAT ÇEKİCİ”

    16 yıldır tek başına ülkeyi yönetenler, daha önce defalarca ‘3600 ek gösterge istiyoruz’ talebimizi görmezden gelirken, bu önemli talebin 24 Haziran seçimi öncesinde hatırlanması dikkat çekicidir. Ancak bu konuda dikkatlerden kaçan temel nokta, 3600 ek gösterge uygulamasının sadece ‘emeklilik halinde’ uygulanacak olmasının vaat edilmesidir.

    “SADECE EMEKLİLİK KAPSAMINDA ELE ALINMASI BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”

    Ek gösterge, devlet memurlarının aylık brüt ücretlerinin, emekli aylıklarının ve emekli ikramiyelerinin belirlenmesinde önemli yeri olan en temel unsurlardan bir tanesidir. Ek gösterge rakamları unvan, hizmet sınıfı ve derecelere göre farklılık göstermektedir. Ek göstergesi 3600 olan bir devlet memuru ile 2500 olan bir memurun alacağı zam oranı ya da maaş miktarı göstergesi, emekli ikramiyesi ve emekli aylığı göstergesi düşük olana göre belirgin bir şekilde fazla olmaktadır.  Dolayısıyla 3600 ek göstergenin sadece ‘emeklilik’ kapsamında ele alınması, hali hazırda çalışan öğretmenler açısından hiçbir anlam ifade etmemektedir.

    “3600 EK GÖSTERGE UYGULAMASI BÜTÜN ÖĞRETMENLERİ OLUMLU ETKİLEYECEK”

    Türkiye’de öğretmenlerin yıllardır ekonomik sorunlarla boğuştuğu, yüzde 80’inin borç içinde olduğu bilinen bir gerçektir. OECD verilerine göre Türkiye’de öğretmenler çok çalışmakta, ancak emeğinin karşılığını alamamaktadır. Öğretmenlerimiz gerek çalışırken, gerekse emekli olduklarında ciddi anlamda geçim sıkıntısı yaşamaktadır. 3600 ek gösterge öğretmenlerin sosyal ve ekonomik yapısını düzeltmesinin yanı sıra, atamalarda, özlük hakların iyileşmesinde ve emeklilik açısından önemli sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Öğretmenlere 3600 ek gösterge uygulaması bütün öğretmenleri olumlu etkileyecek ve mesleklerine daha çok yoğunlaşmalarını sağlayacak sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

    “İKTİDARI SEÇİMDEN ÖNCE ADIM ATMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Öğretmenlik mesleğini her bakımdan donanımlı ve çekici hale getirmek, nitelikli öğretmen yetiştirilmesi için gerekli ortam ve olanakların sağlanması açısından 3600 ek gösterge uygulaması çalışan ya da emekli ayrımı yapılmaksızın, 24 Haziran seçiminden sonra değil, derhal hayata geçirilmelidir. AKP seçim beyannamesinde yer alan ve MEB’in büyük bir sevinçle ilan ettiği ‘öğretmenlere 3600 ek gösterge’ konusunda, iktidarı seçimden önce adım atarak, vaatlerinde ne kadar samimi ve dürüst olduklarını ispat etmeye davet ediyoruz. (HABER MERKEZİ)

  • KESK: Krizin faturasını krize neden olanlar ödemelidir

    KESK: Krizin faturasını krize neden olanlar ödemelidir

    PİRHA-Derinleşen ekonomik ve siyasal krize ilişkin resmi sitesinde bir açıklama yapan KESK, “Krizin sebebi ‘bu gidişat ile 2019 yılına gidemeyiz’ diyerek baskın seçim kararını alan iktidarın bizzat kendisidir” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) derinleşen siyasal ve ekonomik krize ilişkin resmi sitesinde bir yazı yayımladı. Krizin sebebinin baskın seçim kararı alan iktidarın olduğuna dikkat çekilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “Siyasal ve ekonomik kriz derinleşiyor. Krizin derinleşmesi ne sürpriz ne de oyundur. Krizin sebebi ‘bu gidişat ile 2019 yılına gidemeyiz’ diyerek baskın seçim kararını alan iktidarın bizzat kendisidir. Bugün çıkıp döviz kurlarındaki artışı kendilerine karşı bir küresel oyun olarak nitelemek bir kez daha mağdurları oynayarak oy devşirme kurnazlığından başka bir şey değildir. Ortada küresel bir oyun varsa 16 yıldır küresel güçlerin/emperyalistlerin ekonomik reçetelerini milim şaşmadan uygulayan, özelleştirmelerle kamu kaynaklarını küresel güçlerin hizmetine sunan, BOP projesine eş başkanlık yapanlar bu oyunun as oyuncularıdır.

    “KRİZİN ARKASINDA ÜLKEYİ OHAL İLE YÖNETENLER VARDIR”

    Anayasanın, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, yasama, yürütme, yargı yetkisinin tek ağızda toplandığı, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin yerle bir edildiği, baskı ve şiddetin OHAL ile tahkim edildiği, ekonomiden siyasete, kültürden tarıma hemen her konuda söz/yetkinin tek adamda toplandığı, ülkenin yarısının hain ilan edildiği, rantın, yolsuzluğun, rüşvetin devletin yönetilme biçimi haline geldiği bir ortamda krizin yaşanması kaçınılmazdır. Krizi öteleyen kaynağının belirsiz bir takım sıcak para girdileri olduğu da artık bir sır olmaktan çıkmıştır. OHAL’in kendisi bile tek başına krize davetiye çıkarmanın adı olmuştur. Krizin arkasında 16 yıllık iktidarı boyunca neoliberal politikaları derinleştiren ve 22 aydır ülkeyi OHAL ile yönetenler vardır.

    “HALK EKONOMİK KRİZİ YAŞAMIN HER ALANINDA HİSSEDİYOR”

    İronik şekilde ittifaklarının adını Cumhur koyanlar krizin tüm faturasını cumhura, halka yüklüyorlar. Halk, ekonomik krizi yaşamın her alanında her gün daha yakıcı bir biçimde hissediyor. Geçinemeyenler seslerini duyurmak için kendi canlarını ortaya koyuyor. ‘Taşerona kadro’ yalanlarının ortaya çıkmasıyla binlerce işçi kadro beklerken işsiz kalıyor. İş güvencemiz, geleceğimiz gün be gün elimizden alınıyor, esnek, güvencesiz istihdam yaygınlaşıyor. Özellikle bu politikalarla kadınlar eve kapatılmaya çalışılıyor. Kamusal varlıklarımız ve kamusal olması gereken hizmetler özelleştiriliyor, parası olmayan ne sağlık hizmeti ne eğitim hizmeti alabiliyor, tüm kamusal varlıklarımız emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine peşkeş çekiliyor.

    “TL’DEKİ DEĞER KAYBI DAHA FAZLA YOKSULLUK VE AÇLIK DEMEKTİR”

    İktidara geldiklerinde 1 dolar 1,679 Türk lirası iken bugün 5 TL’ye dayandı. Yılbaşından bu güne kadar ise TL yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti. Dövizdeki bu eşi görülmemiş artış ve TL’deki değer kaybı daha fazla yoksulluk ve açlık demektir ve bu durum emeğiyle geçinmek zorunda olan emekçilere günlük olarak yansıyor. Enflasyon aldı başını gidiyor. İşsizlik rakamları her ay rekorunu tazeliyor. Yandaş konfederasyonun satış sözleşmesinin ağır sonuçları gün geçtikçe katlanılamaz hale geliyor.

    “SAĞIR SULTANLAR BİLE DUYDU”

    Saray ve iktidardakiler tüm aileleri ile birlikte her gün biraz daha zenginleşirken, tütün üreticilerinin artan vergiler ve bir takım sorunlardan dolayı ürünlerini maliyetlerinin altına sattıkları gerçeğini yandaş medyaya rağmen sağır sultanlar bile duyuyor. Şeker fabrikalarını tekelci sermayeye satmalarının üzerinden bir ay geçmeden şimdi küresel güçlerden bahsetmelerinin arkasındaki sinizmi her gün toplumun daha geniş bir kesimi görüyor, anlıyor.

    “KRİZİN FATURASINI KRİZE NEDEN OLANLAR ÖDEMELİDİR”

    Emekçiler, ezilenler ellerini ceplerimizden çekmeyenlerin, bütün yükü sırtımıza yükleyenlerin biat kültürüne, dayatmalarına teslim olmayacaktır. Krizin faturasını krize neden olanlar ödemelidir. Enflasyondan, adaletsiz vergi dilimlerinden, yandaş konfederasyon ile imzalanan satış sözleşmesinden ve döviz kurundaki yaşanan artış nedeniyle maaşlarımızın erimesinden kaynaklanan kayıplarımız derhal karşılanmalıdır. Satış sözleşmesi derhal feshedilmelidir. Grevli ve başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) temel sözleşmeleri olmak üzere ülkemiz tarafından onaylanan sözleşmelerin gereği olan evrensel-gerçek bir toplu sözleşme sistemi hayata geçirilmelidir. Bu koşullar oluşturularak emekçilerin gerçek temsilcileriyle TİS masasına oturulmalıdır. Özelleştirmeler ve talan düzenine son verilmelidir. İnsanca bir yaşam ve güvenceli iş koşulları sağlanmalıdır. OHAL rejimi derhal kaldırılmalı, bütün KHK’lar iptal edilmelidir. Kriz koşullarında yaşam mücadelesi veren, hukuksuzca işten atılan emekçiler işlerine geri döndürülmelidir. 16 yıldır ülkeyi bu hale getirenler sorunun parçasıdırlar ve sorunun parçası olanlar çözüm olamazlar! Kamu emekçileri fiili ve meşru mücadelesini sürdürecek, 24 Haziran’da sandıklara giderek ve sandık güvenliği için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek, krizin sorumlularından sandıkta da hesap soracaktır.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Ferhat Tunç’tan, Mersin ve Adana konserinde adil seçim çağrısı-VİDEO

    Ferhat Tunç’tan, Mersin ve Adana konserinde adil seçim çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Ferhat Tunç’un Adana ve Mersin konserlerinde büyük coşku vardı. Tunç, konserlerinde seçim sürecine de dikkat çekerek, “24 Haziran’ı bu zulüm ve zorbalığın son bulması için fırsata dönüştüreceğiz” dedi. Tunç, Selahattin Demirtaş’ın özgür olması gerektiğini de belirtti.

    Sanatçı Ferhat Tunç, 35. Sanat Yılı Konserleri kapsamında Adana ve Mersin’deydi.

    Konserlerde sanatçının 35 yıllık yaşamından önemli kesitler sunan, seslendirmesini Can Dündar’ın yaptığı ‘Tarih Bize İyi Davranmadı’ belgeseli büyük bir ilgiyle izlendi.

    KONSER ALANINA ÇEVİK KUVVET ABLUKASI

    Sanatçı Ferhat Tunç, Cumartesi günü Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleşen Adana konserinin ardından dün akşam Mersin Yenişehir Kültür Merkezi’ndeydi. Sanatçı Tunç, ana dili Kırmançkiden ‘Bıko’ adlı ağıtla başladığı ve 2 saat süren konserinde, dünden bugüne hafızalarda yer edinmiş birçok şarkısını salonu dolduran kitleyle birlikte söyledi.

    Konsere birçok kurum ve parti temsilcisi de katıldı. Salonun girişine çevik kuvvet polislerinin yığılması dikkat çekiciydi. İlk kez böyle bir tabloyla karşılaştıklarını söyleyen seyirciler, duruma tepki gösterdi.

    Konserden önce sanatçının hayatını anlatan ‘Tarih Bize iyi Davranmadı’ belgeselinin gösterimi yapıldı. Türkiye’nin son 35 yıllık tarihinden önemli görüntülerin yer aldığı belgeseli izleyen seyircilerin duygulandığı görüldü.

    “SAZ ELİMDEN HİÇ DÜŞMEDİ”

    ‘Dersim’in küçük ozanı’ olarak anıldığı çocukluk yıllarından bahsederek seyirciyi selamlayan sanatçı, “Aslında bu 35 yılın evveliyatı var. Bağlamayı ilk elime aldığımda 12 yaşındaydım. O gün bugündür bu bağlama elimden hiç düşmedi. Bu zorlu müzik yolculuğumda hiç yalnız kalmadım. Sizlerin sevgisini ve desteğini hep yanımda hissettim. İyi ki varsınız ve iyi ki hâlâ şarkılarımızı birlikte söylüyoruz” dedikten sonra, ‘Memleketim’ adlı şarkısını seslendirdi.

    “ÜLKEMİZDE İNSAN OLMAYI SUÇ SAYILACAK HALE GETİRDİLER”

    Sanatçı Ferhat Tunç’un konserde seçim süreciyle ilgili verdiği mesajlar da salonda büyük bir coşkuyla karşılandı. Tunç, şunları ifade etti:

    “Bugün ülkemizde bırakın Kürt olmayı, insan olmayı da suç sayılacak hale getirdiler. Görülmemiş bir baskı ve zulüm var. Bu iktidar ülkeyi artık yönetemiyor. Bu yüzden baskın seçim kararını aldılar. Madem seçim istiyorlar biz de 24 Haziran’da ‘tamam’, artık gidin, demek için oyumuzu kullanacağız. 24 Haziran tarihini bu zulüm ve zorbalığın son bulması için fırsata dönüştüreceğiz.”

    “DEMİRTAŞ ÖZGÜR OLMALI”

    Tunç, CHP Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmesini olumlu bulduğunu söyleyerek, şunları ekledi:

    “Yetmez, Selahatin Demirtaş’ın serbest bırakılması şarttır. Adil ve eşit koşullarda bir seçim kampanyası olacaksa bu ancak Sayın Demirtaş’ın serbest bırakılmasıyla mümkün olur. Selahattin Demirtaş’ın rehin tutulduğu bir seçim kampanyası adil olamaz.”

    Tunç, bu sözlerinin ardından ‘Özgürlük Mahkumları’nı seyirciyle birlikte seslendirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kıbrıs AKV Başkanı Söylemez: Alevilerin siyaseten güçlü olması gerekiyor-VİDEO

    Kıbrıs AKV Başkanı Söylemez: Alevilerin siyaseten güçlü olması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’deki siyasi atmosferi değerlendiren Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Başkanı Tekin söylemez, sevginin kazanabileceği bir iktidar sisteminin başa gelmesi ve savaşın değil barışın kazanabileceği bir ortamın yaratılabilmesinin siyasetten geçtiğini kaydetti.

    Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Başkanı Tekin Söylemez, Türkiye’deki siyasi atmosferi değerlendirdi. Şu anki iktidarın getirmiş olduğu sistemde ne basından ne de diğer kurumlardan fayda beklemenin mümkün olmadığını kaydeden Söylemez, konuşan herkesin, Cumhurbaşkanına hakaret, devlete hakaret ya da Türkiye Cumhuriyeti’ni küçültücü yönde beyanlarda bulunduğu düşünülerek yargılandığını hatırlattı.

    “SİYASETEN ALEVİLERİN GÜÇLÜ OLMASI GEREKİYOR”

    Düşünce ve ifade özgürlüğünün tamamen yok olduğu bir ülkede düşünce özgürlüğünü savunan ve bu yönde mücadele veren Alevileri hedef alan katliamların sorumlularının yargılanmasının beklenmesinin abesle iştigal olduğunu belirten Söylemez, bunun ortadan kalkabilmesi için siyaseten Alevilerin güçlü olması gerektiğini de ekledi.

    “ALEVİ İNANCINA GÖRE İNSANA ZARAR VEREMEYİZ”

    Alevilerin yaşam felsefesi olarak belirlemiş oldukları felsefi yapı içerisinde mutlak suretle yer almaları gerektiğine vurgu yapan Söylemez, eğer bu olmazsa hayal edilen sistem içerisinde var olmanın mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz cemevine çekilelim kendi inancımızı burada yaşayalım. Yarın cemevlerinin yasaklanması halinde ne olacaktır? Lütfen bana bunun cevabını verin. Yani bugüne kadar hep ışık insanları olarak anılmış olan insanların Alevi olarak kendilerini gizlemeye çalışmalarının altında yatan gerçeklik mevcut iktidarların yapmış olduğu zulüm ve katliamlardan kaçmak değil midir? Bundan sonra da biz yine kendimize farklı bir kisve yaratıp farklı bir şeyin altında mı yaşayacağız. Çünkü biz Alevi inancına ve felsefesine göre insana zarar veremeyiz. Çünkü insan tanrının bir parçasıdır. Allahın bir parçasına bizim zarar vermemiz mümkün değildir. Ona zarar veremezsek bizim onlara karşı mücadele etmemiz nasıl mümkün olacaktır. Biz katliamlara uğramışız bugüne kadar herhangi bir şey yapmamışsak eğer bunun altında yatan Alevi inancının ta kendisidir başka bir şey değildir. Biz sadece her şeyi sözle, felsefeyle, bilimle, iyilikle yani bizim suratımıza tokat atan bir kişiye gülücük vererek onu sevdiğimizi kendisine anlatarak zaman içerisinde bu sevginin değerini benimsemesini sağlamaya çalışarak belirli bir noktaya gelmeye çalıştık. Ama bu nereye kadar sürecektir? Artık bazı şeyleri zaman değiştiriyor. Zaman size bunu değiştirebilme şansı tanıyor. Nasıl tanıyor? Bunu zorla, silahla veyahut da zarar vererek değil veya herhangi bir kişiye karşı sert bir tavır sergileyerek değil. Bunu iktidarı ele geçirerek de farklı düzeylere getirebilme şansı tanıyor. Siz bunu görebilirseniz eğer aslında sevginin kazanabileceği bir iktidar sisteminin başa gelmesini, savaşın değil sevginin kazandığı bir ortamın yaratılabilmesini sağlama imkanı sizin elinizde varken siz bunu kullanabilirseniz işte o zaman siz kazanmış olacaksınız. Bunu da sadece siyasetle yapabilirsiniz başka şansınız yok.” (HABER MERKEZİ)